PİRHA- Fransa’nın başkenti Paris’in Sarcelles banliyösünde, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Kürt Demokratik Toplumu tarafından organize edilen dayanışma gecesi, kültürel zenginlik ve toplumsal dayanışmanın bir araya geldiği etkinlik olarak dikkat çekti.
Fransa’nın Sarcelles banliyösünde dün akşam düzenlenen dayanışma gecesi, “Barışın öznesi ve demokratik toplumun güvencesiyiz”şiarıyla yapıldı. Etkinlik, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)ve Kürt Demokratik Toplumutarafından organize edildi ve farklı kültürlerden çok sayıda katılımcıyı bir araya getirdi.
Gecenin açılış konuşmasını FEDA Fransa temsilcilerigerçekleştirdi. Ardından Pir Rıza Yağmurtarafından okunan gülbang ile program başladı. Cemil Koçgiri’nin Kurmancî ve Kirmançkidillerinde okuduğu nefesler eşliğinde semah dönüldü, katılımcılar kültürel ritüelleri deneyimleme fırsatı buldu.
FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, gecede yaptığı konuşmada barış mücadelesine dikkat çekti, bu yolda verilen emekleri ve dayanışmanın önemini vurguladı. Konuşmada ayrıca Alevi halkının ve Suriye halklarının dostu olarak tanınan ve Hakk’a yürüyen PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Salih Muslimde anıldı.
Sanatçı Lale Koçgün, gece boyunca sahne alarak Türkçe, Kürtçe ve Ermenice eserlerseslendirdi; performans katılımcılar tarafından büyük beğeni topladı.
Etkinliğe, Fransa Demokratik Kürt Konseyi (CDKF) eşbaşkanları, Sarcelles belediye başkanları, Mardef, Cumhuriyet Halk Partisi ve çeşitli demokratik toplum kurumlarının temsilcilerikatıldı. Katılımcılar, kültürel gösteriler ve konuşmalar aracılığıyla barış ve demokratik dayanışma mesajlarını bir kez daha kamuoyuna taşıdı.
Gece, farklı dil ve kültürlerden gelen unsurların bir arada kutlanması ve toplumsal dayanışmanın öne çıkması açısından Fransa’daki Alevi ve Kürt toplumu için önemli bir buluşmaolarak kayıtlara geçti.
PİRHA- FEDA ve DAKB, 12–15 Mart 1995’te İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde yaşanan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, katliamın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması çağrısı yaptı. Açıklamada, toplumsal barışın ancak katliamlarla yüzleşilmesiyle mümkün olacağı vurgulandı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), İstanbul’un Gazi ve Ümraniye mahallelerinde 12–15 Mart 1995 tarihlerinde yaşanan, Alevi ile Kürt toplumunu hedef alan Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, katliamın devletin karanlık mekanizmalarında planlandığı ve paramiliter güçler aracılığıyla gerçekleştirildiği vurgulandı.
Açıklamada, Gazi Katliamı’nın devletin Alevilere yönelik tarihsel düşmanlığının ve asimilasyon politikalarının bir parçası olduğu belirtildi. Bununla birlikte saldırının, o dönem gelişen Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatmayı da hedeflediği ifade edildi. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin hem genel toplumu hem de Alevi toplumunu etkilediğine dikkat çekilen açıklamada, halkların birleşik mücadelesinin büyümesinin devlet tarafından tehdit olarak görüldüğü kaydedildi. Bu nedenle devletin, kanlı çeteler aracılığıyla Gazi Katliamı’nı gerçekleştirdiği ifade edildi.
FEDA ve DAKB açıklamasında ayrıca, devletin asimilasyon politikalarının günümüzde de farklı araçlarla sürdürüldüğü ileri sürüldü. Son dönemde yayımlanan ve kamuoyunda “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen düzenlemeye dikkat çekilen açıklamada, bu genelge ile öğrencilere Sünni İslam inancının dayatıldığı savunuldu. Açıklamada, bunun “dindar ve kindar nesil yetiştirme” politikasının bir parçası olduğu ve Alevi inancının yok sayıldığı kaydedildi. Bu politikalara karşı çıkan ve demokratik, laik ve anadilde eğitim talep eden kişilerin ise gözaltına alındığı ifade edildi.
Katliamın yıldönümünde yapılan açıklamada, Türkiye’de barış ve demokratik toplumun inşası için asimilasyoncu politikalardan vazgeçilmesi gerektiği vurgulandı. Gazi’de yaşamını yitirenlerin saygı ve özlemle anıldığı belirtilen açıklamada, onların anısının demokrasi, barış, adalet ve eşitlik mücadelesinin en güçlü dayanaklarından biri olduğu ifade edildi.
FEDA ve DAKB, katliamların, soykırım politikalarının, inkarın, ayrımcılığın ve şiddetin olmadığı bir gelecek istediklerini belirterek, adalet ve eşitlik temelinde birlikte yaşamın sağlanması için mücadele ettiklerini vurguladı.
Açıklamada ayrıca, Gazi Katliamı başta olmak üzere toplumsal katliamlarla yüzleşilmesi ve adil yargılamalar yapılması çağrısında bulunuldu. Yapılan kıyımların tüm yönleriyle aydınlatılmadan ve adalet sağlanmadan toplumsal vicdanın rahatlamayacağı ifade edildi. Açıklamada son olarak, “Gazi’de kaybettiklerimizi unutmadık, unutturmayacağız. Barış ve demokratik toplum, soykırımlar ve katliamlarla yüzleşilerek sağlanacaktır” diye belirtildi.
PİRHA- Koçgiri Katliamı’nın 105. yıldönümünde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “1920–1921 yıllarında Sivas, Erzincan ve Dersim hattında yaşanan Koçgiri Direnişi’nin yalnızca bir başkaldırı değil; hakikat, rızalık, onur ve özgür yaşam talebinin ifadesidir” denildi.
1920–1921 yıllarında Koçgiri’de binlerce Alevinin katledilmesinin 105’inci yıldönümü.
FEDA VE DAKB’DEN 105. YIL MESAJI
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), ‘Koçgiri Direnişi’nin 105. yılı dolayısıyla bir açıklama yayımladı.
“KOÇGİRİ’Yİ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Kürt ve Alevi tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan Koçgiri Direnişi’nden bugüne hakikat arayışı devam etmektedir. 1920–1921 yıllarında Sivas, Erzincan ve Dersim hattında yaşayan Alevi Kürtlerin başlattığı bu direniş; yalnızca bir başkaldırı değil, yolumuzun, rızalığın, onurun ve özgür yaşam talebinin ifadesidir.
Koçgiri direnişi, aynı zamanda yol önderlerinin ve anaların öncülüğünde yürütülen onurlu bir mücadeledir. Direnişin öncü isimlerinden Alişêr Efendi ve Zârife Ana, halkın onuru, inancı ve özgür yaşam talebi için mücadele etmiş; duruşlarıyla Alevi yolunun hakikat, rızalık ve adalet öğretisinin direnişle nasıl buluştuğunu göstermişlerdir.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’da yeni bir düzen kurulurken, bölgedeki Alevi Kürt toplulukları kimliklerinin tanınmasını, yerel haklarının korunmasını ve inançlarının özgürce yaşanmasını talep etmiştir. Ancak bu talepler karşılık bulmamış, Koçgiri ağır askeri operasyonlarla bastırılmış; köyler yakılmış ve birçok can Hakk’a yürümüştür.
Bizler Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak, Koçgiri’yi anarken yalnızca geçmişte yaşanan acıları hatırlamıyoruz. Aynı zamanda hakikatle yüzleşmenin ve bu acıların bir daha yaşanmaması için ders çıkarılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Çünkü Alevi yolunun özü rızalık, adalet ve hakikat üzerinedir.
Tarih, Kürtlerin bu toprakların kuruluşunda büyük emek ve bedeller verdiğini göstermektedir. 1071’den Çanakkale’ye kadar Kürtler bu toprakların savunmasında yer almış; bugün de demokratik toplum ve barış arayışına katkı sunmaya devam etmektedir.
Koçgiri Direnişi’nin 105. yıl dönümünde, Koçgiri’de Hakk’a yürüyen canların anısı önünde saygıyla eğiliyor; onların mirasının eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, adalet ve barış mücadelesi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
PİRHA- Düsseldorf Cemevi’nde bir araya gelen Alevi kadınlar, birçok ülkede kadınların temel hakları için ağır bedeller ödediğine dikkat çekerek, mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.
Almanya’nın Düsseldorf kentinde bulunan Düsseldorf Cemevi’nde Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nin (AAKB), organizesiyle, “Kadın, Yaşam, Siyaset” konulu panel düzenlendi.
Moderatörlüğünü Gülay Bayraktar Bektaş’ın yaptığı panele DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, AAKB Genel Başkanı Özgür Demir, AAKB Genel Başkanı Leyla Solmaz, FEDA Eş Başkanı Huriye Kabayel, Göçmen Kadınlar Derneği Başkanı Dr. Esma Çakır Ceylan ve Düsseldorf Cemevi Onursal Başkanı Canan Sarı konuşmacı olarak katıldı.
Panelin açılışı bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Ardından Gülay Albayrak şiddet gören kadınlar adına Güldünya’nın hikayesini anlattı.
Ardından Düsseldorf Cemevi Onursal Başkanı Canan Sarı açılış konuşması yaptı.
“KADIN MESELESİ TOPLUMUN MESELESİDİR”
Canan Sarı, dünyada ve Türkiye’de kadınların karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekerek, birçok ülkede kadınların temel hakları için ağır bedeller ödediğini belirterek İran’daki genç kadınların özgürlük taleplerini, Sudan ve Somali’de savaşın kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerini hatırlattı. Sarı, kadınların yalnızca kendi özgürlükleri için değil, eşit ve demokratik bir yaşam için direnişin öncüsü olduğunu vurguladı.
Konuşmasında Rojava deneyimine de değinen Sarı, kadınların siyasal ve toplumsal alandaki rolünün tüm dünyaya güçlü bir örnek sunduğunu ifade etti. Kadınların eşitlik ve özgürlük talebinin yeni bir dönüm noktasına ulaştığını dile getirdi.
Türkiye’deki tabloya da işaret eden Sarı, kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve eşitsizliğin hala yakıcı bir gerçeklik olduğunun altını çizerek, “Her kaybedilen kadın, yarım kalan bir hayat, sönen bir umut ve eksilen bir toplumdur” dedi.
AAKB NRW Başkanı Mehtap Çıplak ise, kadınların hak ve yaşam mücadelesine ilişkin güçlü mesajlar verdi. Çıplak, konuşmasında toplumsal sorunların açıkça konuşulması gerektiğini vurgulayarak, “Her gün yaşadığımız sorunları konuşacağız. Konuşulması lazım” dedi. Kadınların yalnızca konuşulan değil, bedel ödeyen taraf olduğuna dikkat çeken Solmaz, kadınların yaşamın her alanında sürdürdüğü mücadeleyi hatırlattı.
Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi.
HURİYE KABAYEL: KADIN, YAŞAM VE SİYASET BİR BÜTÜNDÜR
FEDA Eş Başkanı Huriye Kabayel, kadın mücadelesi, eşitlik ve dayanışma üzerine değerlendirmelerde bulundu. Kabayel, kadınlara yönelik şiddet ve cinayetlerde kimlik ya da inanç ayrımı yapılmadığını vurgulayarak, “Kadınlar öldürüldüğünde hangi dinden, hangi ırktan olduğu sorulmuyor. Cinayetler de yoksullaşma da herkes için aynıdır” dedi. Alevi inancında kadının merkezi bir yerde durduğunu belirten Kabayel, kadın eksenli bir yaklaşımın tarihsel bir yol olduğunu ifade etti: “İnancımızda kadın çok önemli bir yerdedir. Nerede erkeklikten kaynaklı bir zulüm varsa biz orada dururuz.”
Kabayel, toplumun ayrıştırılmasına karşı uyarıda bulunarak, “Bizi karşı karşıya getiren politikalara karşı Kürt, Türk, Alevi, Sünni demeden ortak sorunu görmek zorundayız” dedi.
ÖZGÜR DEMİR: KADINLARIN ÇOKLU EŞİTSİZLİKLERİNE KARŞI ORTAK MÜCADELE ŞART
AAKB Genel Başkanı Özgür Demir ise, kadının bedeni, emeği, kimliği ve diliyle varoluşunun yüzyıllardır iktidar ilişkilerinin ve toplumsal mücadelenin merkezinde yer aldığını belirtti. Alevi kadınlarının karşı karşıya olduğu eşitsizliklerin çok katmanlı olduğuna dikkat çekerek, “Kadın olduğumuz için, inancımızdan dolayı, göçmen kimliğimizle ve içinde yaşadığımız toplumun yapısı nedeniyle çoklu eşitsizlikler yaşıyoruz” dedi.
Özgür Demir, konuşmasında Orta Doğu’da yaşanan savaşlar ve katliamların kadınlar ve çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerine vurgu yaptı. Kadın bedenine yönelik şiddetin savaşlarda sistematik bir araç olarak kullanıldığını ifade eden Demir, geçmişten bugüne uzanan acı örnekleri hatırlattı.
Kadına yönelik şiddetin yalnızca çatışma bölgelerinde değil, gündelik yaşamda da sürdüğünü belirten Demir, Türkiye’de artan kadın cinayetlerine işaret etti. “Bir günde altı kadının erkek şiddetiyle katledildiği bir gerçeklikten söz ediyoruz. Bu zihniyet, biçim değiştirerek karşımıza çıkıyor,” ifadelerini kullandı.
Göçmen Kadınlar Derneği Başkanı Dr. Esma Ceylan, Almanya’da göçmen kadın olmanın çok boyutlu gerçekliğine dikkat çekti.
Ceylan, “Almanya’da göçmen kadın olmak ne demek? Bu soru yalnızca fikirlerle cevaplanamaz. Hepimiz için son derece duygusal bir konudur” diyerek göç deneyiminin taşıdığı yükleri ve çelişkileri vurguladı. Göçmen kadınların yaşamlarının kimi zaman kırılganlık, kimi zaman ise güç ve dirençle şekillendiğini ifade etti.
Almanya’ya gelen farklı kuşaklardan kadınların deneyimlerine değinen Ceylan, ilk gelen kadınların çoğunun genç, dil bilmeyen ve geçici bir süre kalma düşüncesiyle yola çıktığını hatırlattı. “Hayat kalıcı oldu, çocuklar burada büyüdü. Kadınlar burada kök saldı” dedi. Göçmen kadınların tek tip bir hikayeye indirgenemeyeceğini belirten Ceylan, politik nedenlerle gelenler, aile birleşimiyle gelenler, akademisyenler, işçi kadınlar ve Almanya’da doğup büyüyen kadınların farklı gerçekliklerine işaret etti.
Konuşmasında yaygın iki yaklaşıma eleştiri getiren Ceylan, “Göçmen kadınları ya mağdurlaştırıyoruz ya da yalnızca ‘başarı hikayeleriyle’ süsleyerek sorunları görünmez” dedi.
LEYLA SOLMAZ: 8 MART’LA SINIRLI DEĞİL, ALANLARDA OLACAĞIZ
AAKB Genel Başkanı Leyla Solmaz, dünyada artan krizlerin en ağır sonuçlarını kadınlar ve çocukların yaşadığına dikkat çekti.
Solmaz, küresel ölçekte süren savaşlar, ekonomik daralma ve toplumsal gerilimlerin yarattığı huzursuzluğa işaret ederek, “Haberleri açtığımızda doğuda da Avrupa’da da her yerde sorunlar görüyoruz. Bunun en büyük yükünü kadınlar ve çocuklar taşıyor” dedi.
AAKB yönetimi ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği ile yapılan değerlendirmeler sonucunda bu yıl farklı bir yol haritası benimsediklerini belirten Solmaz, 8 Mart’ın yalnızca salon etkinlikleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı.
PİRHA- FEDA ve DAKB, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgesine tepki gösterdi. Açıklamada, uygulamanın tekçi ve mezhepçi bir anlayışın kamusal eğitim alanında kurumsallaştırılması anlamına geldiği belirtilerek, genelgenin geri çekilmesi istendi.
FEDA ve DABK Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderilen “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgeye ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, son yıllarda devlet eliyle yürütülen tekçi ve mezhepçi politikaların hız kesmeden devam ettiği belirtilerek; Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın kurulması, ÇEDES projesi ve cemevlerinin yönetmelikle “kültürel mekan” olarak tanımlanmasının aynı ideolojik programın adımları olduğu ifade edildi. Ramazan Genelgesi’nin de bu politikanın bir parçası olduğu kaydedildi.
“OKULLARDA DİNİ ETKİNLİK DAYATILIYOR”
Açıklamada, söz konusu genelgeyle Ramazan ayı boyunca okullarda “eğitsel ve sosyal etkinlikler” düzenlenmesinin istendiği belirtildi. Etkinlikler kapsamında öğrencilere “Ramazan Çetelesi” adı altında; oruç, namaz, teravih, sadaka, salavat-ı şerife ve kelime-i tevhid gibi ibadetlerin yer aldığı formlar dağıtılmasının planlandığı aktarıldı.
Bu formlarda öğrencilerin dini terimlere ilişkin görüşlerini ya da ibadetleri yerine getirip getirmediklerini kutucuk işaretleyerek belirtmelerinin öngörüldüğü ifade edilerek, bunun çocuklara dini dayatma anlamına geldiği savunuldu.
“FİŞLEME VE AYRIŞTIRMA RİSKİ”
FEDA ve DAKB açıklamasında, “Ramazan Çetelesi” uygulamasının özellikle ibadet yapmayan öğrencilerin başta Alevi çocuklar olmak üzere, fişlenmesine ve dışlanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuldu. Çocuklar arasında ibadet yapan–yapmayan ayrımının güvensizlik, suçluluk ve dışlanma duygularını artıracağı belirtildi.
Genelgede, ibadet etmek isteyen öğrencilere rehberlik yapılması adı altında yasal olmayan bir dini eğitimin dayatıldığı ileri sürüldü. Okul giriş ve koridorlarının “Ramazan sokağı” temasıyla süslenmesi, pano ve görsellerle dini kavramların tanıtılması ile öğle paydoslarının ibadet saatlerine göre düzenlenmesi planlarının da dini propaganda niteliği taşıdığı ifade edildi.
“DEMOKRATİK EĞİTİMLE BAĞDAŞMIYOR”
Açıklamada, söz konusu uygulamaların demokratik ve bilimsel eğitim politikasıyla bağdaşmadığı belirtilerek, tek din ve tek mezhep merkezli bir anlayışın kamusal eğitim alanında kurumsallaştırılmaya çalışıldığı savunuldu.
Bu yaklaşımın başta Alevi çocuklar olmak üzere Hristiyan, Süryani, Ezidi ve farklı inanç gruplarını ve inançsız yurttaşları yok saydığı ifade edildi. Devletin kamusal imkanları kullanarak bir dinin bir mezhebini öğrencilere dayatamayacağı vurgulandı.
Açıklamada, Aleviliğin Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu coğrafyasında yüzyıllardır varlığını sürdürdüğü; Aleviliğin süreklerinden biri olan Reya Hak inancının da Kürt Alevi toplumunun kadim inancı olduğu hatırlatıldı.
Devletin Aleviliği ve Reya Hak inancını yok sayan uygulamalarının toplumsal barışı zedelediği belirtilerek, inançlara veya inançsızlığa müdahale edilmemesi gerektiği ifade edildi.
“GENELGE GERİ ÇEKİLSİN”
FEDA ve DAKB devletin tüm din ve inançlara eşit mesafede durması gerektiğini belirterek, kamusal eğitimin bilimsel, demokratik ve anadilde eğitimin mümkün olduğu bir çerçevede düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Açıklama, “Barış ve demokratik toplum projesinin tartışıldığı bugünün koşullarında, Reya Hak inancı olarak bu genelgenin en kısa sürede geri çekilmesini istiyoruz” ifadeleriyle son buldu.
FEDA ve DAKB, “İnanca saygı, çocuklara özgürlük. Çocuklar üzerinden siyaset yapmayın” çağrısında bulundu.
PİRHA-Avrupa’da yaşayan Aleviler, Xızır ayı vesilesiyle inançlarını, kültürlerini ve dayanışma iradesini büyütmek için bir araya geliyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) öncülüğünde İsviçre, Almanya, Fransa ve Avusturya’nın birçok kentinde Xızır cemleri gerçekleştirilecek.
İsviçre’de Zürih’te 21 Şubat’ta Dübendorf’ta saat 17.00’de Pir Niyazi Bakır’ın yürüttüğü, zakirliğini Ali Sizer’in yaptığı cemle başlayan buluşmalar, 22 Şubat’ta St. Gallen’de Waaghaus’ta devam edecek. Cenevre’de 27 Şubat akşamı Rue de Savoises’te Pir Zeynel Kete ve zakir Şahin Polat’ın yürüttüğü cem, FEDA, YJAD ve Cenevre Alevi Kurumu’nun ortak organizasyonuyla gerçekleşecek. Lozan’da ise 28 Şubat’ta La Fraternité’de yine Pir Zeynel Kete ve zakir Şahin Polat ile Xızır cemi yürütülecek.
Almanya’da Xızır ayı etkinlikleri Leverkusen’de 12 Şubat’ta Didar Ana ve Pir Cemal’in yürüttüğü Xızır muhabbetiyle başlarken, deyişler Ali Onuk tarafından seslendirilecek. Mannheim’da 15 Şubat’ta Pir Hüseyin Bildik’in yürüttüğü muhabbet erkanı gerçekleştirilecek.
Yine Leverkusen’de 19 Şubat 2026 tarihinde Alevi gençlerinin öncülüğünde Ali Sizer’in katılımıyla Xızır cemi düzenlenecek.
Hamburg’da 20 Şubat’ta Pir Mustafa Mısır’ın, Stuttgart’ta 22 Şubat 2026 günü Kulturhaus Arena’da Pir Zeynel Kete’nin katılımıyla Xızır cemleri gerçekleştirilecek. Aynı gün Berlin’de Cevahir Altınok’un Ana, Pir Ali Baba’nın yer aldığı, zakirliğini Sevgi Yurtsever ve Erdem Maho’nun yaptığı Xızır cemi yapılacak. Dortmund’da yine 22 Şubat’ta Pir Mustafa Mısır, Freiburg’da ise 1 Mart’ta Pir Hüseyin Bildik Xızır cemini yürütecek.
Fransa’da Paris’te 19 Şubat 2026 tarihinde Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda Pir Rıza Yağmur ve Pir Zeynel Kete’nin yürüttüğü Xızır cemi gerçekleştirilecek. Normandiya’da 26 Şubat’ta yine Pir Rıza Yağmur ve Pir Zeynel Kete ile Xızır cemi yürütülecek. Avusturya’da ise 27 Şubat’ta Pir Hüseyin ve Hediye Ana’nın katılımıyla Xızır cemi yapılacak.
Avrupa’nın dört bir yanında gerçekleşecek bu buluşmalarda, Alevi inancının barışçı, eşitlikçi ve kadın özgürlükçü özü, cem meydanlarında bir kez daha görünür kılınacak.
PİRHA- Almanya’nın Freiburg kentinde, binlerce kilometre uzakta da olsa Xızır’ın izini kaybettirmemek, belleği diri tutmak için anlamlı bir çaba sürüyor. Alevi toplumunun kutsal aylarından biri olan Xızır Ayı, göçün soğukluğuna rağmen dayanışma ve inançla yeniden hayat buluyor.
Qal u Pir kıyafetleri giyen canlar, Freiburg’da ev ev dolaşıyor. Kapılar yalnızca açılmıyor; hafıza, paylaşma ve yol kardeşliği de birlikte içeri giriyor. Ev sahipleri un, soğan gibi lokmalar veriyor, küçük gibi görünen bu lokmalar, aslında paylaşmanın ve rızalığın en sade ama en güçlü ifadesi oluyor.
Hem kültürel hem de inanç eksenli bir gelenek olan Xızır Ayı, Aleviler için yalnızca bir takvim zamanı değil, dar zamanda yetişen, koruyan ve yol gösteren Xızır’a duyulan ortak inancın ifadesi. Xızır orucu, bazı bölgelerde Ocak ayının sonunda, bazı bölgelerde 9, 10 ve 11 Şubat’ta, bazı bölgelerde ise 13, 14 ve 15 Şubat tarihlerinde Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri olmak üzere üçer gün tutuluyor.
Almanya’nın farklı şehirlerinde olduğu gibi Freiburg’da da yaşatılmaya çalışılan bu ritüel, Alevi inancının özünde yer alan dayanışma, paylaşma, koruma ve birlikte ayakta kalma duygularını yeniden güçlendiriyor. Toplanan lokmalarla yapılan kilor (bir çeşit börek), Xızır Cemi’nin ardından canlara dağıtılıyor. Böylece emeğin, niyetin ve inancın ortaklaşa sofrası kuruluyor.
PİRHA- 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerin 3. yılı dolayısıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de anma yapıldı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) başta olmak üzere bir çok kurumun destek verdiği anmada Sinemilli Ocağı pirlerinden Cemal Özipek, yaşanan felaketin en ağır bedelini Alevi ve Kürt Alevi toplumunun ödediğini vurguladı.
Depremde devletin yardımları bilinçli biçimde geciktirdiğini ve engellediğini ifade eden Özipek, bu nedenle binlerce insanın günlerce enkaz altında kurtarılmayı beklediğini söyledi.
Kendisinin de deprem mağduru olduğunu belirten Özipek, ailesinden 11 canın ancak 7 gün sonra enkazdan çıkarılabildiğini dile getirdi. Resmî rakamlarla açıklanan can kayıplarının gerçeği yansıtmadığını savunan Özipek, kayıpların yüz binlerle ifade edilebileceğini, hâlâ bulunamayan çocuklar olduğunu ve annelerin Hatay, Antakya, İskenderun ve Pazarcık’ta evlatlarını beklediğini söyledi.
Konuşmasının ardından 6 Şubat depreminde, Rojava ve Kobani’de yaşamını yitiren canlar için gülbenk okuyan Özipek, “Hakka yürüyen canlarımızın devirleri daim, ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı.
Pir Özipek’in konuşmasının ardından kurum temsilcileri de kısaca söz aldı.
PİRHA- Almanya’nın Leverkusen kentinde yapılan kongrede Suriye’deki katliamlara, kadınlara yönelik saldırılara ve Alevilere dönük dayatmalara karşı güçlü mesajlar verildi. Kongrede yeni eşbaşkanlar Günay Sırlan ve Ergün Volkan seçildi.
Almanya’nın Leverkusen kentinde FEDA’ya bağlı faaliyet yürüten Leverkusen Alevi Dergahı 5. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Çerağların uyandırılması ile başlayan kongre, eşbaşkanlar Meryem Çağlı ve Halil Kara’nın açılış konuşmalarıyla devam etti.
SAVAŞA, KATLİAMLARA VE KADIN DÜŞMANLIĞINA KARŞI MESAJ
Çağlı, son dönemde Suriye’deki gelişmelere değinerek, “Biz kadınların saçına dokunuldu. Bizim saçımız bizim direnişimizdir. Bizim onurumuzdur. Kimse bizim saçımıza dokunamaz. Aslında gücümüzden korktukları için bu savaşı uyguladılar” dedi. Halil Kara ise birlik olunduğu müddetçe bütün zorlukların halk olarak aşılacağını ifade etti.
FEDA Eşbaşkanı Huri Kabayel yaptığı konuşmada, bu zorlu süreçte dayanışan herkese teşekkür etti. FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat ise Aleviler olarak mevcut dayatmalara karşı irade beyanında bulunduklarını belirterek, Alevilerin birçok coğrafyada katledildiğini, buna karşın öz savunmalarının maalesef olmadığını dile getirdi.
HDP 23. Dönem Milletvekili Fatma Kurtulan da konuşmasında IŞİD zihniyetinin hâlâ bitmediğini söyledi. Kurtulan, Suriye’de yaşanan katliamların IŞİD ve HTŞ gibi yapılar eliyle 2014’ten bu yana süren vahşetin devamı olduğunu belirterek, bu yapıların yalnızca belirli halklar için değil, tüm insanlık için büyük bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Kurtulan, Alevi Araplar başta olmak üzere Dürzi halkının da ağır katliamlara maruz kaldığını hatırlatarak, yaşananların ortak mücadeleyi zorunlu kıldığını söyledi.
YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ, RAPORLAR OY BİRLİĞİYLE KABUL EDİLDİ
Konuşmaların ardından divan seçimine gidildi. Divana Ayten Sungur, FEDA eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat seçildi. Kongrede faaliyet ve mali raporların okunmasının ardından raporlar hakkında tartışmalar yürütüldü. Raporlar oy birliği ile kabul edilirken, devamında yeni yönetim için adaylar önerildi.
Yapılan oylamada 9 kişi asil olmak üzere 15 kişilik yürütme seçildi. Leverkusen Alevi Dergahı’nın yeni eşbaşkanları ise Günay Sırlan ve Ergün Volkan oldu.
PİRHA- Dortmund Alevi Kültür Merkezi (DAKME), Almanya’da inanç, kültür ve anadil eksenli çalışmalar yürüten önemli merkezlerden biri olarak öne çıkıyor. Eşbaşkan Alişan Tekin, “Bu bina sadece dört duvar değil, halkın evidir, geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizdir” diyerek DAKME’nin dayanışma ve ortaklaşma ruhunu anlattı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ağırlıklı olarak Almanya’da olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinde faaliyet yürütüyor. FEDA’ya bağlı 8 dernek/dergah bulunuyor. Bazı bölgelerde ise temsilcilikler düzeyinde faaliyet yürütülüyor. Dortmund ve Çevresi Alevi Derneği (DAKME) de bunlardan biri.
1993 yılında Sivas Katliamı sonrası kürtçe bir isim olan Dakamin ismiyle kurulup, daha sonra DAKME ismini alan derneğin 400 kadar üyesi bulunuyor.
DAKME Eşbaşkanı Alişan Tekin faaliyet yürüttükleri binayı PİRHA’ya tanıttı.
Tekin, “Sivas’tan sonra gördük ki, gittiğimiz bazı kurumlarda gerçek bir sahiplenme yoktu. Biz Aleviler olarak, Kürt Alevileri olarak örgütlenmemiz ve birleşmemiz gerekiyordu” dedi.
Tekin DAKME’nin kuruluş sürecini ise şöyle anlattı:
“DAKME’nin temelleri üç kişiyle atıldı: Ali Dağdeviren, Kal Fırat ve Hevalcan. Bu üç isim, tüzük çalışmalarını yaparak altyapıyı oluşturdu. Kısa sürede büyüyen çalışma, 10-20 kişilik bir ekibe dönüştü.
Merkezin ilk adı Kürtçede “annem” anlamına gelen Dakamin idi. Ancak Ali Dağdeviren’in önerisiyle isim, Almanya’daki toplumsal ve siyasal koşullara uyumlu olması için DAKME (Dortmund Alevi Kültür Merkezi) olarak değiştirildi. Kökümüz Dakamin’dir, yani anneden, yaşamdan, kaynaktan geliyoruz.”
“YENİ BİNA BİR İHTİYAÇTI”
Tekin, yıllar boyunca kullanılan eski dergâhın bir noktadan sonra yetersiz kaldığını belirterek, sekiz yıl önce mevcut binanın alındığını söyledi. Bu sürecin halkın katkılarıyla gerçekleştiğini vurgulayan Tekin, “Güzel bir kampanya yaptık. Canlarımızdan, yoldaşlarımızdan lokmalar topladık. Bu bina sadece satın alınmış bir yapı değildir; burası halkın evidir” dedi.
Derneğin kapılarının herkese açık olduğunu ifade eden Tekin, yaşanan bir taziye olayını şöyle aktardı:
“Burada bir taziye vardı. Hafta içi olduğundan dolayı gündüz kapı kapalıydı. Aile biraz paniklenmiş kapının önüne gelmişler. Biz dışarıya çelik kasa kurduk. Şifresi var. Şimdi sonuçta bu bina toplumun, halkın. Biz burayı mülkiyet olarak benimdir, şunundur diye, görmüyoruz. Telefon üzerine şifreyi verdik. ‘Canlar hiç kendinizi yabancı hissetmeyin’ dedik. Öyle bir mutlu olmuşlar ki, öyle bir teşekkür etmişler. Neden? itikadımız budur. Birçok kurumda bu kalmamış. Mülkiyet kavgası başlamış. Bunlar doğru şeyler değil. Bu bizim inancımız, itikadımız değil. “
İNANÇ, KÜLTÜR VE ANADİL EKSENLİ ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLÜYOR
DAKME’de cemler yürütülürken, diğer taraftan semah kursları, bağlama, şan ve gitar kursları düzenleniyor. Ayrıca anadil çalışmalarına büyük önem veriliyor. Tekin, “Anadilimiz kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. Ben konuşabiliyorum ama benden sonraki kuşaklar konuşamıyor. Bu gerçeği görüyoruz” dedi.
Bu noktada Rızaşehir Akademisi’nin yürüttüğü “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” projesine dikkat çeken Tekin, çalışmanın tarihsel ve kültürel hafıza açısından hayati olduğunu vurguladı.
BAKANLIK ZİYARETİ VE AKADEMİK DESTEK
Kuzey Ren-Vestfalya Kültür Bakanı Ina Brandes’in DAKME’yi ziyaret ettiğini aktaran Tekin, görüşmede kurumun çalışmaları ve ansiklopedi projesinin anlatıldığını söyledi. Tekin, “Bakan, bunun akademik bir çalışma olduğunu ifade etti ve üniversitelerle işbirliği için kapıları açabileceğini belirtti” dedi.
DORTMUND’TA 55 BİN ALEVİ YAŞIYOR AMA 400 ÜYEMİZ VAR
Dortmund’da yaklaşık 55 bin Alevinin yaşadığına dair veriler olduğunu hatırlatan Tekin, buna karşın DAKME’nin yaklaşık 400 üyesi bulunduğunu söyledi. Son yıllarda üye sayısının hızla arttığını belirten Tekin, mevcut yönetim modelinin yetersiz kalabileceğini ifade ederek meclis tipi bir örgütlenmenin tartışıldığını aktardı.
“SAĞCI VE IRKÇI ANLAYIŞLARA KAPALIYIZ”
DAKME’nin herkes için açık bir mekân olduğunu vurgulayan Tekin, tek istisnanın ırkçı ve sağcı anlayışlar olduğunu belirtti. DAKME bugün, inancın, kültürün, anadilin ve toplumsal dayanışmanın yaşatıldığı bir merkez olarak çalışmalarını sürdürüyor. Tekin’in ifadesiyle:
“Bu bina sadece dört duvar değil; geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizdir.”
PİRHA- FEDA ve DAKB, 26 Ocak Kobanî’nin kurtuluş yıldönümünde yaptıkları açıklamayla, kente yönelik abluka ve saldırıların kadın özgürlük mücadelesini hedef aldığını belirtti. “Susmak tarafsızlık değil, zulme ortaklıktır” vurgusu yapıldı.
26 Ocak 2015’in Kobanî’nin kurtuluş günü olduğuna dikkat çekilen açıklamada, bu tarihin yalnızca askeri bir kazanım değil; kadın özgürlüğünün, özgür kadın iradesinin ve onurlu direnişin zaferi olduğu ifade edildi. Kobanî’de verilen mücadelenin, yaşamı savunan tarihsel bir eşik olduğunun altı çizildi.
KOBANİ YENİDEN KUŞATMA ALTINDA
Açıklamada, Kobanî’nin bugün Türk devleti ve DAİŞ artığı HTŞ çeteleri tarafından dört bir yandan kuşatıldığı belirtilerek, “İŞİD terörünü yenerek insanlığın onurunu kurtaran halk bugün yeniden abluka altındadır” denildi. Kentte elektrik, su ve internetin kesildiği, halkın açlık, soğuk ve karanlıkla teslim alınmak istendiği vurgulandı.
FEDA ve DAKB, uygulanan ablukanın ağır insani sonuçlara yol açtığını belirtti. Açıklamada, beş çocuğun soğuktan donarak hayatını kaybettiği, diğer çocukların ise temel besin maddelerine dahi ulaşamadığı ifade edildi. Yaşananların bilinçli ve planlı bir insanlık suçu olduğu vurgulandı.
“DÜN HÜSEYİN SUSUZ BIRAKILDI BUGÜN KOBANİ”
Alevi inanç ve tarihine göndermede bulunan açıklamada, “Kerbelâ çölünde Hüseyin ve yoldaşları nasıl susuz bırakıldıysa, bugün Kobanî de susuz bırakılmaktadır” denildi. Bu saldırıların kadın özgürlük mücadelesine ve halkların eşit, özgür yaşam iradesine yönelmiş açık bir saldırı olduğu ifade edildi.
Dünya devletleri, Birleşmiş Milletler ve uluslararası karar verici kurumların sessizliği de sert sözlerle eleştirildi. Açıklamada, “Hangi vicdana sığar bu? Bu zulmün adı ne zamandan beri ‘sessizlik’ oldu?” sorusu yöneltildi.
Açıklamada, Kobanî halkının yalnız olmadığı vurgulanarak, Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bir yanında Kürtlerin ve dost halkların ayağa kalktığı belirtildi. Bu mücadelenin, zulme boyun eğmeyen, direnişi esas alan tarihsel bir yol olduğu ifade edildi.
“Bizler Aleviler olarak Kerbelâ’dan Kobanî’ye uzanan zulüm zincirini tanıyoruz” denilen açıklamada, kadın özgürlüğünü, toplumsal adaleti ve onurlu yaşamı savunan mücadelenin dün olduğu gibi bugün de yanında olunduğu vurgulandı. Mücadelede yaşamını yitirenler saygıyla anılırken, direnen savaşçılar ve halklar selamlandı.
Açıklama, güçlü bir vurgu ile sonlandırıldı:
“Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez. Kobanî’nin özgürlüğü insanlığın özgürlüğüdür. Bütün dünyanın haramilerine karşı yaşasın özgür Kobanî!”
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), HTŞ tehdidi, Kobanî ve Rojava’daki kuşatma ile Türkiye’de protestolara dönük polis şiddetine dair yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada HTŞ’nin İŞİD’in uzantısı bir cihatçı örgüt olduğu belirtilerek, “HTŞ başta Aleviler olmak üzere tüm halklar, inançlar ve kadınlar için büyük bir tehdittir. Bu tehdit tesadüfi değildir; fiilen büyütülmekte, görmezden gelinmekte ve derinleştirilmektedir” denildi.
FEDA ve DAKB yaptıkları açıklamada Türk devletinin HTŞ’yi destekleyerek Kobanî’yi ağır bir kuşatma altına aldığını ve bölgede elektrik, su ve internetin kesilmesinin sivillerin yaşamını doğrudan tehdit ettiği, çocukların soğukta donarak hayatını kaybettiği ve bunun “açık bir insanlık suçu” olduğu vurgulandı.
KOBANİ VE ROJAVA’YA YÖNELİK KUŞATMA
Açıklamada, Türk devletinin HTŞ eliyle Kobanî ve Rojava sınırına ağır silahlar yığdığı öne sürüldü. Bu durum, halkın iradesini kırmaya ve eşit, özgür yaşam umudunu yok etmeye yönelik bir hazırlık olarak nitelendirildi.
FEDA ve DAKB, açıklamada, “Amaç Rojava halkına korku salmak, iradesini kırmak ve halkların eşit ve özgür yaşam umudunu yok etmektir” ifadelerini kullandı.
DEMOKRATİK PROTESTOLARA POLİS MÜDAHALESİ
Açıklamada, Alevi halkı da dahil olmak üzere yüzlerce kişinin demokratik protestoları sırasında polis tarafından gözaltına alındığı ve işkenceye maruz bırakıldığı bildirildi. Yaşananların güvenliği sağlamak değil, hak talep edenleri susturmak ve toplumu korku yoluyla sindirmek amacı taşıdığı vurgulandı.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın da polis müdahalesi sırasında darp edilerek hastaneye kaldırıldığı hatırlatıldı. Açıklamada, “Bir milletvekilinin dahi işkence gördüğü bir ülkede, Alevi halkının güvende olmasından söz edilemez” denildi.
FEDA ve DAKB, Alevilerin tarih boyunca katliamlar, sürgünler ve inkâr politikalarının hedefi olduğunu hatırlattı. Bugünkü HTŞ tehdidinin ve buna karşı çıkanların kriminalize edilmesinin, tarihsel tehditlerin “yeni ve son derece tehlikeli bir biçimi” olduğu belirtildi.
Açıklamada yetkililere şu çağrılar yapıldı:
HTŞ ile kurulan tüm ilişkiler açıklansın,
Kobanî ve Rojava halkına yönelik kuşatma derhal sonlandırılsın,
Gözaltılar sırasında yaşanan işkenceye ilişkin bağımsız ve etkin soruşturma yürütülsün.
“HTŞ’ye karşı yaşamı savunmak suç değildir. Rojava halkıyla dayanışmak suç değildir. Demokratik talepte bulunmak suç değildir. Güvende yaşamak istemek suç değildir” ifadeleriyle açıklama sonlandırıldı.
FEDA ve DAKB, Celal Fırat’ın, gözaltına alınanların ve işkenceye maruz kalan herkesin yanında olduklarını belirterek, Alevi halkının, Rojava halkının ve tüm halkların yaşam hakkını savunmaya devam edeceklerini vurguladı.
PİRHA- Avrupa Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu Strasbourg’da Rojava’daki son gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Kobanê’deki insani durum, saldırılar ve ateşkes ihlalleri gündeme gelirken; AP üyeleri, DEM Parti temsilcileri ve AABK Diplomasi Komisyonu müdahale, diplomatik baskı ve dayanışma çağrısı yaptı.
STRASBOURG’DA ROJAVA GÜNDEMİ: AP’DE BASIN TOPLANTISI
Avrupa Parlamentosu (AP) Kürt Dostluk Grubu, Rojava’daki son gelişmelere ilişkin Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu binasında basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısı, Kürt Dostluk Grubu Koordinatörleri Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu’ndan Andreas Schieder, Sol Grup (GUE/NGL) üyesi Per Clausen ve Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı Grubu’ndan Leoluca Orlando tarafından organize edildi.
Toplantıya DEM Parti Strasbourg Temsilcisi Faik Yağızay’ın yanı sıra AP’deki Sosyalistler ve Demokratlar İttifakı Grubu üyeleri Evin İncir ve Thijs Reute katıldı.
YAĞIZAY: KOBANÊ YOĞUN SALDIRI ALTINDA
Basın toplantısında ilk olarak konuşan Faik Yağızay, Rojava’daki insani duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobanê’nin yoğun saldırı altında olduğunu, su ve elektrik kesintilerinin yaşandığını vurgulayan Yağızay, uluslararası güçleri ve özellikle ABD’yi acil müdahaleye çağırdı.
Kürt Dostluk Grubu koordinatörlerinden Andreas Schieder ise mevcut durumun son derece kritik olduğunu belirterek, Avrupa Parlamentosu’nun Rojava için en önemli diplomatik platformlardan biri olduğunu ifade etti. Schieder, sivillerin korunması, demografik değişimlerin önlenmesi ve Rojava’daki demokratik yapının desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı Grubu’ndan Leoluca Orlando da konuşmasında, Kuzey ve Doğu Suriye’de ciddi bir askeri tırmanış yaşandığını belirterek, Şam’daki geçiş hükümetine bağlı güçlerin ve Türkiye destekli silahlı grupların özerk yönetim bölgelerine yönelik koordineli saldırılar yürüttüğünü söyledi. Orlando, ateşkes ilan edildiği yönündeki açıklamaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini kaydetti.
AP üyesi Evin İncir ise “Avrupa Birliği’nin tüm kurumları aracılığıyla, ister Parlamento, ister Konsey, ister Komisyon olsun, harekete geçmesi gerekiyor. Dolayısıyla burada olmayan ve gündeme alınmasına karşı çıkan grupların da bir adım daha atmaları gerektiğini düşünüyorum“ şeklinde çağrı yaptı.
Sol Grup (GUE/NGL) üyesi Per Clausen, Rojava’ya yönelik saldırıların sürdüğünü ve gerçek bir ateşkesin bulunmadığını belirterek, Avrupa Birliği’nin saldırılar sona erene kadar HTŞ yönetimine yönelik tüm yardımları askıya alması gerektiğini söyledi. Son olarak konuşan AP üyesi Thijs Reute ise Türkiye’nin bölgedeki rolüne dikkat çekerek, saldırıların durdurulması için Ankara’ya da diplomatik baskı uygulanması gerektiğini vurguladı.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Diplomasi Komisyonu ise konuya yönelik yaptığı açıklamada Avrupa Parlamentosu’nda DEM Parti temsilcilerinin öncülüğünde, Suriye ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin kapsamlı açıklamaya katıldıklarını, basın açıklamasının ardından Avrupa Parlamentosu üyeleriyle karşılıklı görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
Açıklamada „Görüşmelerde, Suriye ve Rojava’daki güncel gelişmelerin yanı sıra Kürt halkının, Alevilerin ve bölgede yaşayan tüm ötekileştirilen inanç ve kimliklerin karşı karşıya olduğu sorunlar kapsamlı şekilde ele alındı“ diye belirtildi.
AABK Diplomasi Komisyonu bu konuda çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.
AVRUPA’DA KURUMLARDAN ORTAK AÇIKLAMA: BİZLER BU SESSİZLİĞE RAZI DEĞİLİZ
Öte yandan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) , Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) ortak yaptıkları yazılı açıklamada Suriye’de Aleviler, Kürtler, Dürziler, Ezidiler ve diğer inançsal ve etnik azınlıklara yönelik katliamların sürdüğü belirtilerek, sessizliğe karşı toplumsal dayanışma ve tanıklık çağrısı yapıldı.
Açıklamada, “Bugün Suriye’de, dünyanın gözleri önünde; Aleviler, Kürtler, Dürziler, Ezidiler ve diğer inançsal ve etnik azınlıklar, yalnızca kimlikleri nedeniyle katlediliyor, yerlerinden ediliyor ve yok sayılıyor. Çocuklar öldürülüyor, anneler evlatsız bırakılıyor, topraklar sessiz çığlıklarla doluyor.Yaşanan bu büyük acılar çoğu zaman rakamlara indirgeniyor, haber aralarında kayboluyor ve sessizliğe gömülüyor. Oysa yaşananlar bir istatistik değil; açık ve ağır bir insanlık dramıdır” ifadelerine yer verildi.
“BİZLER BU SESSİZLİĞE RAZI DEĞİLİZ”
Açıklamanın devamında, “Suriye’de azınlıklara yönelik olarak devam eden bu saldırılar; insanlığa karşı işlenmiş ve işlenmekte olan suçlardır. Uluslararası hukuka göre bu suçlar cezasız bırakılamaz, görmezden gelinemez” denildi.
Açıklamada, “Bugün Rojava’ya saldıran DAİŞ, El Kaide ve HTŞ çetelerinin meşrulaştırılması asla kabul edilemez. HTŞ kontrolündeki kamplardan serbest bırakılan DAİŞ üyelerinin, yarın yeniden Alevilere ve dünyanın dört bir yanında masum sivillere yönelik saldırılar gerçekleştireceği açıktır” ifadeleri kullanıldı.
“Ortadoğu’da halkları birbirine kırdırmayı hedefleyen, emperyalist emellerin hayata geçirilmesine ve bunun bedelini halkların kanıyla ödemesine göz yummayacağız” denilen açıklamada, “Mazlumların birlikteliğini esas alan; barışın ve ortak yaşamın tesisi için öz savunma temelinde direnen Alevilerin ve Rojava halklarının yanındayız” vurgusu öne çıktı.
Basın emekçileri, gazeteciler ve kamuoyuna çağrı yapılan açıklamada, “Kalemleriyle, kameralarıyla ve sesleriyle bu acılara tanıklık etmeye, gerçeğin karanlıkta kalmamasına çağırıyoruz. Çünkü sessizlik suça ortaklıktır; tanıklık ise direniştir” denildi.
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın 19 Ocak’ta Almanya’ya yapacağı ziyarete tepki gösterdi. Avrupa’daki Kürt, Alevi ve insan hakları kurumları Berlin başta olmak üzere birçok kentte protesto eylemleri düzenleyecek.
Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın Almanya ziyaretine tepki göstererek herkesi Avrupa’da yapılacak eylemlere çağırdı.
Avrupa’da faaliyet yürüten Kürt, Alevi ve insan hakları kurumları, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın 19 Ocak Pazartesi günü Almanya’nın başkenti Berlin’e yapması planlanan ziyarete karşı protesto eylemi düzenleyecek. Almanya Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Şara’nın Berlin’de Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından ağırlanacağı belirtildi. Şara’nın ayrıca Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile bir araya gelmesi bekleniyor.
“ORTADOĞU’DA GELECEK EŞİTLİK VE ORTAK YAŞAM TEMELİNDE KURULMALI”
Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’daki çatışmalı süreç, Rojava modeli ve Halep hattında yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Polat, Ortadoğu coğrafyasında halkların geleceğinin karanlık bir zihniyetle değil, eşitlik ve ortak yaşam temelinde kurulması gerektiğini söyledi. Süreçte yaşanan olayların daha önce de katliamlar ve soykırım pratikleriyle kendini gösterdiğini dile getiren Polat, “Şimdi burada yaşanan olayların öncesinde katliamlar yapıldı, soykırım yapıldı. Bu zihniyet dağıtılmadığı müddetçe aynı şekilde devam edecek” dedi.
Polat, 2011-2018 dönemine işaret ederek, “Bu dönemde Rojava modelinin şekillenmesi vardı. Bu model, bölgede yaşayan halkların birlikte var olabilmelerinin mümkün olduğunu dünyaya kanıtladı” ifadelerini kullandı. Polat, ayrıca bu yapının “komünal değerler üzerinden” örnek oluşturduğunu ifade etti.
“ÖZ SAVUNMA VAROLUŞSAL BİR MESELEDİR”
Polat, özellikle öz savunma meselesine dikkat çekerek, Demokratik Alevi Federasyonu’nun 2015-2016 yıllarından itibaren bölgedeki Alevilere çağrı yaptığını hatırlattı.
“Demokratik Alevi Federasyonu da o dönemlerden, 2015-2016’dan itibaren özellikle bölgedeki Alevilere kendi savunmanızı hazırlayın, kendi savunmanızı yapın şeklinde çağrılar yapmıştı” diyen Polat, bir toplumun varoluşsal düzeyde kendini koruyabilmesi için öz savunmanın vazgeçilmez olduğunu vurguladı.
Polat, özellikle Suriye’de sahil bölgelerinde yaşayan Alevilerin öz savunmalarının olmaması nedeniyle bir hafta içinde on binlerce Alevinin katledildiğine dikkat çekti.
HALEP HATTI: STRATEJİK GEÇİŞ GÜZERGÂHI, HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR
Halep’te yaşananlara da değinen Polat, kentin dünya tarihi açısından önemli bir yer tuttuğunu belirterek, Kürtlerin Selahattin Eyyubi’den bu yana entelektüel birikiminin burada şekillendiğini ifade etti. Bölgedeki saldırıların stratejik ve ekonomik nedenlerle bağlantılı olduğunu savunan Polat, Halep’in Rojava ile Akdeniz hattı arasında yer alan önemli bir geçiş güzergâhı olduğunu ve bu nedenle hedef haline getirildiğini söyledi.
Bölgenin Türkiye’deki Alevi yerleşimlerine uzak olmadığına dikkat çeken Polat, şunları söyledi:
“Halep, Ağrı’dan, Adıyaman’dan, Maraş’tan 150 kilometrelik mesafede. Çok uzak bir yer değil. Orada yaşanan katliamda aslında çok dillendirilmiyor ama o bahsi geçen üç mahallede yaşayan Kürtlerin ezici çoğunluğu yine Alevidir. Afrinlidir, Maraşlıdır, Adıyamanlıdır, Mabetalıdır. Aynı zamanda orada yaşanan bir Hristiyan nüfus var. Bu çeşitliliği yok etmek istiyorlar.”
BERLİN VE AVRUPA EYLEMLERİNE ÇAĞRI
Ahmed El Şara’nın Almanya ziyaretini eleştiren Polat, Avrupa’daki protestolara katılım çağrısı yaptı.
“Bu vesileyle herkesi Berlin’de ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yapılacak eylemlere güçlü bir katılım sağlamaya çağırıyoruz” diyen Polat, “Çünkü bizleri dayanışma ayakta tutacaktır” ifadelerini kullandı.
KABAYEL: “HALKLARA VE İNANÇLARA DARBE”
Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanı Huri Kabayel ise, Ahmed El Şara’nın Berlin ziyaretinin halklara ve inançlara yönelik bir darbe olduğunu söyledi. Kabayel, Halep’te yaşananların ardından şimdi de Rojava’nın hedef alındığını belirterek, saldırıların özellikle kadın kazanımlarını hedef aldığına dikkat çekti.
“Colani’ye kravat giydirilmesiyle zihniyet değişmiyor” diyen Kabayel, uluslararası kamuoyunun sessizliğine de tepki gösterdi.
“Binlerce insanın ölümüne neden olan bir zihniyet var karşımızda… Dünyanın bunu görmemesi, susması, üç maymunu oynaması hem fiziksel olarak hem ahlaki olarak bizim içimizi yaralıyor” ifadelerini kullandı.
Yaşanan süreci “soykırım” olarak niteleyen Kabayel, “Onun için birleşmek gerekiyor” dedi ve Avrupa’da yapılacak protestolara katılım çağrısını yineledi.
PİRHA- Avrupa’daki Kürt, Alevi ve insan hakları kurumları, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın Berlin ziyaretini protesto etmeye hazırlanıyor. Kurumlar, HTŞ lideri El-Şara’nın “devlet başkanı” muamelesi görmesini insanlığa karşı işlenen suçların meşrulaştırılması olarak değerlendirdi.
Avrupa’da faaliyet yürüten Kürt, Alevi ve insan hakları kurumları, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın 19 Ocak Pazartesi günü Almanya’nın başkenti Berlin’e yapması planlanan ziyarete karşı protesto eylemi düzenleyecek.
Halep’in Kürt yoğunluklu mahalleleri Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’ye yönelik saldırılar sürerken gerçekleşmesi beklenen ziyaret, özellikle Alevi, Kürt ve azınlık toplulukları arasında büyük tepkiye yol açtı. Şara’nın Almanya’ya daveti, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından yapılmış; davet, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Ekim ayı sonunda Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından gündeme gelmişti.
BERLİN’DE PROTESTO ÇAĞRISI
Almanya Kürt Toplumu, Almanya Kürt Kadın Hareketi, Tehdit Altındaki Halklar Derneği, Hawar Yardım, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve Avrupa Arap Alevi Federasyonu (AAF), ortak bir çağrıyla Şara’nın Berlin ziyaretinin protesto edileceğini duyurdu.
Yapılan açıklamaya göre protesto eylemi 19 Ocak Pazartesi günü Berlin’de gerçekleştirilecek. Eylemlerin Salı günü sabah saatlerinde de aynı noktada devam etmesi planlanıyor. Kurumlar, önümüzdeki günlerde başka demokratik kitle örgütleri ve insan hakları kuruluşlarının da eylemlere destek vereceğini belirtti.
Protestolarla, Suriye ve bölgede yaşanan gelişmelere karşı Avrupa kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve halkların özgürlük mücadelesiyle dayanışmanın büyütülmesi hedefleniyor.
FEDA VE DAKB: COLANİ NE MUHATAPTIR NE DE DEVLET MİSAFİRİ
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptıkları ortak açıklamada HTŞ lideri Ahmed El Şara’nın Almanya ziyaretinin derhal iptal edilmesini istedi.
Açıklamada, Suriye’de yönetimi zorla ele geçiren ve DAİŞ bağlantılı HTŞ’nin liderliğini yapan El Şara’nın Almanya’da “devlet başkanı” muamelesi görmesinin kabul edilemez olduğu vurgulandı. Kurumlar, El Şara’yı etnik ve inanç temelli soykırım suçlarından sorumlu bir savaş suçlusu olarak niteledi.
“Suriye’de yıllardır süren savaşın bedelini kadınlar, çocuklar ve inançlarından dolayı hedef alınan halklar ödedi. Aleviler, Kürtler, Dürziler, Hristiyanlar ve Êzidîler sistematik biçimde katledildi, sürgün edildi, yaşam alanları yok edildi” denilen açıklamada, kadınlara yönelik kaçırma ve köleleştirme suçlarına da dikkat çekildi.
“BU BİR DİPLOMASİ DEĞİL, AHLAKİ ÇÖKÜŞTÜR”
FEDA ve DAKB, Almanya’nın HTŞ liderini protokol kapsamında kabul etmeyi tartışmasının diplomasi değil, açık bir ahlaki ve siyasi çöküş olduğunu belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Savaş suçlularıyla görüşmek, suça ortak olmaktır. Bu tutum; Halep’te, Süveyda’da, Rojava’da evlatlarını toprağa veren analara, sürgüne zorlanan halklara ve adalet arayanlara karşı açık bir saygısızlıktır. Barış, katilleri aklayarak kurulmaz. Savaş suçları zamanaşımına uğramaz.”
“COLANİ TUTUKLANMALI VE YARGILANMALIDIR”
Kurumlar, Almanya’ya açık çağrıda bulunarak El Şara’nın ziyaretinin iptal edilmesini ve hakkında yargı sürecinin başlatılmasını talep etti. Açıklamada, Almanya’nın Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik işlenen suçlara ortak olmaması gerektiği vurgulandı.
FEDA ve DAKB, başta Alevi kurumları olmak üzere kadın örgütlerini, insan hakları savunucularını, barış ve demokrasi güçlerini, sendikaları, akademisyenleri ve vicdan sahibi herkesi protestoya çağırdı.
Açıklama, şu sözlerle son buldu:
“Sessizlik tarafsızlık değildir; sessizlik suçun yanında saf tutmaktır. Biz zalimin değil, mazlumun yanındayız. Faille değil, canla yol yürürüz.”
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara dair sözlerine tepki gösterdi. Yapılan ortak açıklamada, “Katliama karşı çıkmak suç değildir. Suç olan, bu talepten rahatsız olmaktır” denildi.
FEDA ve DAKB, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın, “Suriye’de Müslümanlar katledilirken 13 yıl boyunca gıkını çıkarmayanlar, şimdi Aleviler öldürülüyor diye ortalığı ayağa kaldırıyor” sözlerinin basit bir polemik olmadığını vurguladı. Açıklamada, bu ifadelerin iktidarın bakış açısını ve Alevilere yönelik katliamlara gösterilen toplumsal tepkinin neden rahatsızlık yarattığını açıkça ortaya koyduğu belirtildi.
Açıklamada, Suriye’de Alevilerin mezhepçi ve örgütlü şiddetin hedefi olduğuna dikkat çekilerek, yaşananların bir çatışma değil, kimliğe dayalı bir katliam olduğu ifade edildi. “Alevilerin arkasında devlet yoktur, ordu yoktur, küresel güç yoktur” denilen açıklamada, muhalefetin ve toplumun koruma talebinin son derece meşru olduğu vurgulandı.
FEDA ve DAKB, “Devlet, Suriye’deki Sünni halk için nasıl sorumluluk aldıysa, Aleviler için de aynı sorumluluğu almalıdır” talebinin suç, mezhepçilik ya da ikiyüzlülük olmadığını belirterek, bunun eşit yaşam hakkı talebi olduğunun altını çizdi.
“13 YIL KİMSE KONUŞMADI İDDİASI GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Açıklamada, AKP’li Usta’nın “13 yıl boyunca kimse konuşmadı” sözlerinin gerçeği yansıtmadığı belirtilerek, Suriye savaşının yıllarca hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda tartışıldığı hatırlatıldı. AKP iktidarının Esad karşıtı politikalar yürüttüğü, milyonlarca Sünni mültecinin Türkiye’ye kabul edildiği ve bunun insani bir görev olarak savunulduğu anımsatıldı.
Bugün ise Alevilerin toplumda savunulmasının iktidarı rahatsız ettiği vurgulanan açıklamada, “Alevi katliamına verilen tepki bir ayrıcalık değil, devleti ve ordusu olmayan bir halkın var olma meselesidir” denildi.
“KATLİAM SIRADANLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”
Açıklamada, “ortayı ayağa kaldırıyorlar” söylemiyle katliamın sıradanlaştırılmaya çalışıldığı ifade edilerek, toplumun sessizliğe çağrıldığı belirtildi. “Ölümler olsun ama fazla konuşulmasın isteniyor” denilen açıklamada, bunun kabul edilemez olduğu vurgulandı.
HTŞ gibi IŞİD artığı yapıların Alevileri açıkça hedef aldığına dikkat çekilen açıklamada, bu yapıların Alevileri “meşru ölüm” olarak gören karanlık bir zihniyeti temsil ettiği ifade edildi. Bu gerçekliğin görmezden gelinmesinin, mazlum halklara yönelik soykırım politikalarını derinleştireceği uyarısı yapıldı.
FEDA ve DAKB açıklamasında, mücadelenin yalnızca Aleviler için değil; Sünniler, Süryaniler, Dürziler, Ezidiler ve Hristiyanlar dahil tüm halkların insanca yaşaması için verildiği vurgulandı. “Eğer bu eşitlik talebi egemen aklı rahatsız ediyorsa, sorun eşit yaşam fikrinin hâlâ kabul edilmemesidir” denildi.
Açıklama, şu ifadelerle sona erdi:
“Katliama karşı çıkmak suç değildir. Suç olan, bu talepten rahatsız olmaktır. Katliam, kıyım ve soykırım kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Öldürülen yalnızca bireyler değil, insanlığın kendisidir.”
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), HTŞ’nin fiili kontrolündeki bölgelerde başta Aleviler ve Dürziler olmak üzere Kürtler ve Hristiyan halklara yönelik sürdürülen saldırıların soykırım ve insanlığa karşı suç niteliği taşıdığını belirterek, uluslararası kurumları acil müdahaleye çağırdı.
FEDA ve DAKB, HTŞ’nin fiili iktidarını kurduğu günden bu yana saldırıların kesintisiz devam ettiğini belirterek, yaşananların münferit olaylar değil, planlı ve süreklilik arz eden katliamlar olduğunu ifade etti. Açıklamada, söz konusu saldırıların insanlığa karşı suç ve soykırım kapsamına girdiği kaydedildi.
Federasyon ve kadın örgütü tarafından yapılan değerlendirmede, HTŞ’ye bağlı silahlı grupların büyük bölümünün DAİŞ artığı selefist yapılardan oluştuğu belirtilerek, bu grupların inançsal kimlikleri nedeniyle Alevi, Hristiyan ve Dürzi halkları, etnik kimlikleri nedeniyle Kürtleri, ideolojik olarak ise selefist anlayışı reddeden tüm kesimleri hedef aldığına dikkat çekildi. Bu suçların Birleşmiş Milletler raporlarında da belgeleriyle yer aldığı hatırlatıldı.
Son dönemde özellikle Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların arttığına işaret eden FEDA ve DAKB, bu saldırılarda onlarca sivilin yaşamını yitirdiğini bildirdi. Açıklamada, söz konusu mahallelerde yaşayanların önemli bir kısmının daha önce Afrin’den zorla göç ettirilen kişiler olduğu vurgulanarak, hem Kürt hem Alevi kimliğine sahip sivillerin sistematik biçimde yerlerinden edildiği, kaçamayanların ise katledildiği ifade edildi.
FEDA ve DAKB, Rojava’da, Halep’te, Suriye sahil hattında ve Dürzilerin yaşadığı bölgelerde sürdürülen saldırıların ortak bir planın parçası olduğunu belirterek, bu süreçte sessiz kalmanın işlenen suçlara ortak olmak anlamına geldiğini kaydetti.
Açıklamada başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri olmak üzere, HTŞ’yi fiilen ya da dolaylı biçimde tanıyan tüm uluslararası kurum ve güçlere çağrı yapıldı. Bu çağrıda, Suriye’de yaşanan soykırım ve insanlığa karşı suçlara derhal müdahale edilmesi, HTŞ’ye bağlı silahlı grupların saldırılarının acilen durdurulması ve sorumluların uluslararası mahkemelerde yargılanarak cezalandırılması talep edildi.
FEDA ve DAKB ayrıca, Suriye’de tüm halkların eşit ve özgür yaşamını güvence altına alacak demokratik bir anayasa temelinde barış ve sükûnetin sağlanması gerektiğini vurguladı.
Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, açıklamanın sonunda başta Aleviler olmak üzere insanlık onurundan yana olan tüm kesimleri yaşananlara karşı ses çıkarmaya, harekete geçmeye ve yapılacak eylemlere katılmaya çağırdı. Açıklamada, Suriye’de işlenen insanlığa karşı suçların cezasız kalmaması gerektiği bir kez daha vurgulandı.
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’de sivillere yönelik artan şiddete ilişkin yazılı bir açıklama yaparak uluslararası kurumlara çağrıda bulundu. Açıklamada, mezhepsel ve etnik kimlikler temelinde gerçekleştirilen saldırıların başta Aleviler olmak üzere ülkedeki tüm halkları ve inanç gruplarını hedef aldığı vurgulandı.
Suriye’de yıllardır süren silahlı çatışmaların siviller açısından derinleşen bir insani krize yol açtığı belirtilen açıklamada, son dönemde artan saldırıların sistematik bir nitelik kazandığı ifade edildi. Alevilerle birlikte Hristiyanlar, Dürziler, Kürtler, Ezidiler ve diğer azınlık grupların silahlı saldırılara, zorla yerinden edilmelere ve keyfi gözaltılara maruz bırakıldığına dikkat çekildi.
Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde kimlik temelli tehditler, toplu infazlar, zorla göç ettirme, mülklere el koyma ve inanç temelli nefret söyleminin yaygınlaştığına işaret edilen açıklamada, bu uygulamaların uluslararası hukukun açık ihlali olduğu vurgulandı. Mezhepsel kimlik üzerinden yürütülen saldırıların, sivillerin korunması ilkesini doğrudan hedef aldığı kaydedildi.
FEDA ve DAKB açıklamasında, 1949 Cenevre Sözleşmeleri, Uluslararası İnsan Hakları Hukuku ve Birleşmiş Milletler’in Koruma Sorumluluğu (R2P) ilkesine atıf yapılarak, sivillerin korunmasının devletlerin ve fiili otoritelerin temel yükümlülüğü olduğu hatırlatıldı. Bir devletin bu suçları önleyememesi ya da bu fiillere göz yumması durumunda, uluslararası toplumun devreye girme sorumluluğunun doğduğu belirtilerek, Suriye’de yaşananların bu sorumluluğun ertelenemez hâle geldiğini gösterdiği ifade edildi.
ULUSLARARASI KURUMLARA ÇAĞRI
Açıklamada, Birleşmiş Milletler, BM İnsan Hakları Konseyi, BM Güvenlik Konseyi ve ilgili tüm uluslararası kurumlar şu başlıklarda göreve çağrıldı:
Sivillere yönelik ihlallerin bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulması
Mezhep, etnik köken ve inanç temelinde hedef alınan grupların acilen korunması
Etkili uluslararası koruma ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi
Suriye’de yaşananların bir iç mesele olmadığı vurgulanan açıklamada, “Bu süreç uluslararası barışı ve insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren ağır bir krizdir. Aleviler başta olmak üzere hiçbir topluluk kimliği nedeniyle hedef alınamaz. Sivillerin yaşam hakkı evrenseldir ve pazarlık konusu yapılamaz” denildi.
Uluslararası toplumun sessizliğinin şiddeti büyüttüğü belirtilen açıklama, “Bu sessizliğin sona ermesi artık bir tercih değil, hukuki ve insani bir yükümlülüktür” ifadeleriyle sona erdi.
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Gaxan dolayısıyla yaptıkları ortak açıklamada, Gaxan’ın arınmayı, paylaşmayı ve toplumsal barışı esas alan kadim bir inanç zamanı olduğuna dikkat çekerek barış, eşit yurttaşlık ve adalet çağrısında bulundu.
Her toplum yeni yılın gelişini kendine özgü bayramlarıyla kutlarken, Aleviler, 2026 yılının gelişini ‘Gağan Bayramı’yla kutlamaya hazırlanıyor. Karanlığın yenilip, ışığın ve umudun dönüşü olarak adlandırılan Gağan Bayramı, diğer bir deyişle ‘Ser Sala Nu’ diye de adlandırılıyor.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Gaxan dolayısıyla yaptığı açıklamada, Kürt Alevi toplumunun inanç ve kültür mirasında önemli bir yere sahip olan Gaxan’ın, Aralık ayının üçüncü haftasında başlayıp Ocak ayının ilk haftasına kadar sürdüğü hatırlatıldı. Gaxan’ın yalnızca bir yıl döngüsünün sonu değil, doğayla, insanla ve toplumla yeniden barışmanın zamanı olduğu vurgulandı.
“GAXAN, RIZALIK VE PAYLAŞIM ZAMANIDIR”
Gaxan günlerinde tutulan üç günlük orucun, çetin kış koşullarının cana ve mala zarar vermemesi için edilen bir niyaz olduğu belirtilen açıklamada, bu orucun gönül incitmemeyi, kimseyi dışlamamayı ve lokmayı paylaşmayı öğütlediği ifade edildi. Pirlerin, mürşitlerin ve dedelerin bulunduğu yerlerde bağlanan cemlerin ise toplumsal barışın ve rızalığın manevi zeminini oluşturduğu kaydedildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Biz Reya Heq Alevilerde yeni yıla kinle, düşmanlıkla, haksızlıkla girilmez. Gaxan, ‘önce gönül düzelsin’ diyenlerin zamanıdır.”
YOKSULLUK VE ADALETSİZLİK VURGUSU
FEDA ve DAKB, Gaxan’ın paylaşım ve rızalık esasına dayandığını hatırlatarak, artan yoksulluğa ve derinleşen adaletsizliğe dikkat çekti. Milyonlarca insanın yoksullukla boğuştuğu, emeğin sömürüldüğü bir düzenin Gaxan’ın ruhuyla bağdaşmadığı vurgulandı.
“Paylaşım yoksa bereket olmaz, rızalık yoksa yol yürünmez” denilen açıklamada, Gaxan’ın bu düzeni kabul etmediği ifade edildi.
“İNANÇLAR ÖZGÜR OLMADAN BARIŞ OLMAZ”
Açıklamada, Gaxan’ın aynı zamanda eşit yurttaşlık çağrısı olduğu belirtilerek, Aleviler, Êzidîler, Hristiyanlar, Müslümanlar ve tüm halkların özgürce ve eşit biçimde bir arada yaşaması gerektiği vurgulandı. Ayrıcalık değil, rızalık istendiği ifade edilerek, yolun kimseyi dışlamadığı ve inkâr etmediği kaydedildi.
“KADIN YOK SAYILIYORSA BARIŞ KURULMAZ”
FEDA ve DAKB açıklamasında kadın mücadelesine özel bir vurgu yapıldı. Kadınların özgür olmadığı bir toplumda barışın kurulamayacağı belirtilerek, kadınların sözü, emeği ve mücadelesi olmadan ne adaletin ne de toplumsal barışın mümkün olduğu ifade edildi.
“BARIŞ EN ACİL LOKMADIR”
Açıklamanın sonunda şu çağrı yapıldı: “Gelin, yeni yıla temiz bir yüzle girelim. Gönüllerimizi açalım, sofralarımızı paylaşalım. Barışı ertelemeyelim. Çünkü barış, bu topraklarda en çok ihtiyacımız olan lokmadır.”
FEDA ve DAKB, açıklamalarını “Gaxan ola; lokmalar bir, gönüller bir, yol bir ola. Rızalık daim ola” sözleriyle tamamladı
PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla yayımladıkları açıklamada, insan haklarının tüm halklar ve inançlar için eşit, devredilemez bir hak olduğuna dikkat çekti. Açıklamada, Kürt halkına, Türkiye Alevi toplumuna ve Suriye Alevilerine yönelik tarihsel ve güncel hak ihlallerinin görünür kılınmasının “insanlığın borcu” olduğu vurgulandı.
Federasyonun açıklamasında, 10 Aralık’ın yalnızca bir anma günü değil; kimliği, dili, inancı ya da düşüncesi nedeniyle ezilen tüm halkların mücadele gününe işaret ettiği belirtildi.
Açıklamada şu değerlendirmeler öne çıktı:
Metinde, Kürt halkının kuşaklardan beri inkâr siyaseti ve eşitsizlikle mücadele ettiği, bu mücadelenin bugün daha görünür hale geldiği ifade edildi. İnsan haklarının, halkın iradesine saygı duymakla başladığı vurgulanarak, seçilmiş belediyelere kayyum atanmasının demokrasi ve insan haklarıyla bağdaşmadığı belirtildi.
Ayrıca ana dilde eğitimin yasaklanmaması, kamusal alanda dil ve kültür nedeniyle dışlamanın son bulması gerektiği dile getirilerek, “Bir halkın türküsünün, kültürünün yasaklanmadığı bir yaşam insan hakkıdır” ifadelerine yer verildi.
KAYIPLARIN VE FAİLİ MEÇHULÜN OLMADIĞI BİR ÜLKE”
Açıklamada, basının özgürce yazabilmesi, gazetecilerin düşünceleri nedeniyle tutuklanmaması ve hakikatin suç sayılmadığı bir düzenin gerekliliği vurgulandı.
Cezaevlerinde çıplak arama uygulamalarına son verilmesi, ağır hasta mahpusların sağlık hakkına erişebilmesi ve yaşamlarının son dönemini ailelerinin yanında geçirebilmelerinin temel bir insan hakkı olduğu belirtildi.
Kayıplar, faili meçhuller ve gözaltında kaybetmelerin olmadığı bir ülke talep edilerek, “Bir ananın ömrü boyunca evladını beklemediği bir gelecek, insanca yaşamın temelidir” denildi.
“İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ DEVLET KONTROLÜ DIŞINDA OLMALIDIR”
Alevi toplumunun yüzyıllardır rıza ile ibadet ettiğini belirten federasyon, inancın devletin tekelinde yürütülmesine karşı çıktı. Her din ve inancın kendi dili ve ritüeliyle özgürce var olabilmesi gerektiği vurgulandı.
Aynı çerçevede, farklı inançlara sahip köylerin kapısına egemen dini ibadethanelerinin dayatılmasının kabul edilemez olduğu ifade edilerek, “Devletin değil, halkların iradesinin belirleyici olduğu bir yaşam” talep edildi.
Açıklama şu sözlerle sonlandırıldı:
“İnsan hakları bir lütuf değil; her halkın, her inancın ve her bireyin doğuştan sahip olduğu vazgeçilmez bir haktır. Bu haklar tanınmadığında insanlığın kendisi eksik kalır. Bizler FEDA ve DAKB olarak, insanın haklarıyla insan olduğunun bilinciyle 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü kutluyoruz. Dilimiz, inancımız, kültürümüz hakkımızdır. Adalet herkes için, özgürlük her halk içindir.”