Etiket: FEDA

  • Viyana ve Köln’de Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    Viyana ve Köln’de Alevi katliamı protesto edildi!-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde Suriye’de Alevilere yönelik katliam protesto edildi.

    Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik artan saldırılara karşı Avarupa’nın bir çok kentinde bir araya gelen Alevi kurumları katliamı protesto etti.

    Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde yapılan açıklamada, Suriye’deki Alevi katliamının HTŞ tarafından yapıldığına dikkat çekilerek, uluslararası kuruluşların ve devletleri sorumluluk almaya çağrıldı.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çeken basın açıklaması yapıldı.Etkinlik, Alevi toplumunun temsilcileri ve dayanışma gruplarının katılımıyla gerçekleşti. Açılış, Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gülbank ile yapıldı. Ardından hazırlanan Türkçe basın metni yine Pir Hüseyin Elmas tarafından okunarak katılımcılara duyuruldu. Basın açıklamasının Almanca metnini ise Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Düzgün okudu.

    Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve artan şiddet vakaları uluslararası kamuoyunun dikkatine sunuldu. Avrupa’daki karar vericilere ve insan hakları kuruluşlarına, katliamların durdurulması ve sivillerin korunması için acil adımlar atma çağrısı yapıldı.

    Program, kısa bir değerlendirme konuşmasının ardından birkaç nefes dinletisi ile son buldu. Katılımcılar, nefeslerin ardından barış ve dayanışma mesajları vererek etkinliği tamamladı.

    PİRHA/ALMANYAAVUSTURYA

  • FEDA ve DAKB’den acil çağrı: Suriye’de Alevi soykırımını durdurun!

    FEDA ve DAKB’den acil çağrı: Suriye’de Alevi soykırımını durdurun!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılara dikkat çekerek tüm halklara ve demokratik kurumlara “Bu zulme sessiz kalmayın” çağrısı yaptı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’de Alevi halkına yönelik saldırıların şiddetlenmesi üzerine yazılı bir açıklama yayımlayarak uluslararası topluma, demokratik kurumlara ve tüm halklara acil çağrıda bulundu.

    Açıklamada aylardır Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta Alevi köylerinin ateşe verildiği, saldırıların sistematik bir şekilde sürdüğü belirtildi. HTŞ ve DAİŞ bağlantılı silahlı grupların köyleri kuşatarak kapı kapı dolaştığı ifade edilen açıklamada, “Alevi misin?” sorusuyla insanların hedef alındığı ve bu vahşetin dünyanın gözü önünde yaşandığı vurgulandı.

    Türk devletinin desteklediği DAİŞ çetelerinin bu saldırılarda aktif rol oynadığına dikkat çekilen açıklamada, suskun kalan tüm çevrelerin bu suçun ortağı olduğunun altı çizildi.

    “Kadim inancımızın rızalık, adalet ve insanlık değerleriyle; kadınların öncülüğünde ve halkların dayanışmasıyla bu zulme karşı insanlığı savunan herkesi mücadele etmeye çağırıyoruz” denildi.

    “DEMOKRATİK TALEPLER TANINMADAN YARALAR İYİLEŞEMEYECEK”

    FEDA ve DAKB, HTŞ ve DAİŞ çetelerine seslenerek Alevi halka yönelik saldırıların derhâl durdurulmasını ve Arap Alevilerinin meşru-demokratik taleplerinin tanınmasını istedi.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
    “Her halkın, her inancın eşit olduğu; kimsenin kimliğinden dolayı öldürülmediği, herkesin söz ve temsil hakkına sahip olduğu bir düzen kurulmadıkça bu yaralar iyileşmeyecektir.”

    “ZULÜM BÜYÜRKEN SUSMAK BU YANGINA ORTAK OLMAKTIR”

    Alevilere yönelik saldırıların durdurulması için tüm demokratik kurumlara, Alevi örgütlerine ve kamuoyuna çağrı yapan FEDA ve DAKB, her alanda mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.

    Açıklama, “Bu çağrı yalnız Alevilerin değil; vicdanı olan herkesin çağrısıdır. Suriye’deki Alevi soykırımına karşı hep birlikte dur diyelim. Alevilik vardır, var olmaya devam edecektir” sözleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • Köln’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    Köln’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı-VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Köln kentinde 88 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları anılarak, ‘yüzleşme’ çağrısı yapıldı.

    Almanya’nın Köln kentinde faaliyet yürüten Leverkusen Alevi Kültür Derneği‘nde Seyit Rıza ve yol arkadaşları ile Dersim Katliamında katledilenler anıldı.

    Sinevizyon gösteriminin yapıldığı anmada yapılan konuşmalarda, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının dik duruşuna vurgu yapılarak, devletin Dersim Katliamıyla yüzleşmesi ve hakikatlerin açığa çıkartılması için komisyon kurulması çağrısında bulunuldu.

    PİRHA/KÖLN

  • Cenevre’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı: Bu hesap ‘Ulu Divan’a kalmayacak-VİDEO

    Cenevre’de Seyit Rıza ve yol arkadaşları anıldı: Bu hesap ‘Ulu Divan’a kalmayacak-VİDEO

    PİRHA- Dersim Direnişi’nin sembol ismi Pîr Seyit Rıza ve yol arkadaşları, idam edilişlerinin 88. yılında İsviçre’nin Cenevre kentinde anıldı. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ve Dersim İnşa Kongresi’nin (DİK) çağrısıyla Birleşmiş Milletler (BM) Ofisi’nin bulunduğu Nations Meydanı’nda bir araya gelen Alevi kurumları ve devrimci örgütler, “Dersim için adalet, hafıza için direniş” şiarıyla buluştu.

    Anma programı, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının şahsında hakikat yolunda yaşamını yitirenler için yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından kurumlar adına ortak açıklamayı FEDA İsviçre Eşsözcüsü Songül Aslan okudu.

    “DEVLET DİRENİŞİ VE HAFIZAYI HEDEF ALDI”

    Yapılan ortak açıklamada devletin Dersim’de halkın direnişini ve hafızasını yok etmeye dönük politikalar izlediği belirtilerek şu ifadeler kullanıldı:

    “Ancak ne Dersim halkı ne de bu toprakların diğer inanç ve kimlikleri bu zulme boyun eğmiştir. Kerbela’dan Dersim’e, Dersim’den Lazkiye’ye uzanan çizgide direniş hakikatin yoludur. Bizler Seyit Rıza’nın, ‘Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim ama diz çökmedim, bu da size dert olsun!’ sözünü unutmayacağız. Adalet için hafızayı canlı tutacak, soykırımla yüzleşmeden barışın mümkün olmadığını hatırlatacağız.”

    Açıklamada, Dersim halkının inançlarını, kimliklerini ve hafızasını örgütlü biçimde savunmaya devam edeceği vurgulandı.

    “BU HESAP ULU DİVAN’A KALMAYACAK” 

    FEDA, DAKB ve DİK imzalı açıklamada şu ifadeler öne çıktı:

    “Hiçbirini unutmadık, unutturmayacağız. Bu halkın direnişi, bu ülkenin vicdanıdır. Biz biliyoruz ki bu hesap Ulu Divan’a kalmayacak. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın hakikatin direnişi!”

    “HAKİKAT YÜRÜYÜŞÜ KESİNTİSİZ SÜRECEK” 

    Ortak açıklamanın ardından kısa bir konuşma yapan FEDA İsviçre Eşsözcüsü Songül Aslan, Seyit Rıza ve arkadaşlarının direniş geleneğinin bugün halkların ortak mücadelesinde yaşamaya devam ettiğini söyledi.

    Aslan, 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın temellerini attığı “Barış ve Demokratik Toplum” modelinin hayata geçirilmesinin Dersim’in hakikatini sahiplenmek anlamına geldiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Bugün burada, Seyit Rıza’nın mirasını yaşatmak demek halkların özgür ve eşit yaşamı için mücadeleyi büyütmek demektir. Hakikat yürüyüşü kesintisiz sürecektir.”

    Anma programı, “Bijî berxwedana Dersimê” sloganlarıyla sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Seyit Rıza 88. yılında Avrupa’nın dört bir yanında anılıyor

    Seyit Rıza 88. yılında Avrupa’nın dört bir yanında anılıyor

    PİRHA – Dersim’in direniş önderi Seyit Rıza ve yoldaşları, idamlarının 88. yılında Avrupa’nın farklı kentlerinde düzenlenecek etkinliklerle anılacak. Anmalar, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) öncülüğünde, Alevi kurumlarının işbirliğiyle “Barışın Öznesi, Demokratik Toplumun Güvencesiyiz” şiarıyla gerçekleştirilecek.

    Anma etkinlikleri 13–16 Kasım tarihleri arasında Zürih, Cenevre, Stuttgart, Paris, Viyana ve Almanya’nın çeşitli kentlerinde eş zamanlı olarak yapılacak.

    • 13 Kasım, Zürih: St. Jacob Kilisesi önü, 18.00 – Seyit Rıza ve yoldaşları anısına deyişler ve ağıtlar.

    • 13 Kasım, Cenevre (FEDA Dersim İnşa Kongresi): Birleşmiş Milletler önü, 16.30 – “Dersim için adalet, hafıza için direniş” temalı anma.

    • 14 Kasım, Stuttgart: 17.00–19.00 – Gülbeng, sinevizyon gösterimi ve “Tertele Ağıtları”. Öne çıkan konu: “Seyit Rıza ve Yoldaşlarının Mezarları Nerede?”

    • 15 Kasım, Paris: Pir Sultan Abdal Dergâhı, 14.00 – Dersim direniş geleneği ve Alevi hafızasında adalet temalı etkinlikler.

    • 15 Kasım, Viyana (AAKM): 14.00 – Panelistler İmam Canpolat ve Cuma Tak, ağıtlar ve söyleşiler.

    • 16 Kasım, Almanya’da eşzamanlı anmalar: Leverkusen, Dortmund, Mannheim ve Freiburg’ta sinevizyonlar, paneller ve müzik performanslarıyla anmalar gerçekleştirilecek.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), anmaların yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, hakikatle yüzleşme ve adalet talebini sürdürmek amacıyla gerçekleştirildiğini vurguladı. Açıklamada,

    “Dersim’in sesini susturamazsınız; bugün o ses Avrupa’nın dört bir yanında yeniden yankılanıyor. Hakikat, adalet ve onurlu barış için mücadelemiz sürüyor. Seyit Rıza’nın mirası, halkların eşitliği ve onurlu barış talebidir” ifadelerine yer verildi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB: Alevilik devletin denetiminde olamaz

    FEDA ve DAKB: Alevilik devletin denetiminde olamaz

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu’nun yayımladığı “Alevi Raporu”na tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, raporun Aleviliği devletin ideolojik sınırlarına hapsettiğini belirterek, “Alevilik toplumunun vicdanı ve özgür iradesidir, devletin denetiminde olamaz” dedi.

    Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu tarafından yayımlanan ve geniş tartışmalara yol açan “Alevi Raporu”na karşı Alevi toplumunun önde gelen kurumları sert tepki gösterdi. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), raporun Aleviliği devletin ideolojik sınırlarına hapseden bir yaklaşımı savunduğunu belirterek, Aleviliğin özgürlük, eşitlik ve halk iradesi temelli bir inanç ve yaşam biçimi olduğunu vurguladı.

    Açıklamada Alevi toplumunun devletin müdahalesiyle şekillendirilen bir Alevilik anlayışını reddettiğini ve Aleviliğin halkın öz gücüyle var olması gerektiğini dile getirdi.

    “RAPOR, ÇOK KİMLİLİĞİ REDDEDİYOR”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Son günlerde ‘Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu’ imzasıyla açıklanan ‘Alevi Raporu’, Alevi toplumunun tarihsel birikimini, inancını temsil etmemektedir. Bu metin, Aleviliği devletin ideolojik sınırları içinde ‘kültürel bir motif’ haline getirmeyi hedeflemektedir. Aleviliğin özüne, yoluna ve rıza hukukuna aykırı bu raporda, Alevilik devletin himayesindedir. Iysa Alevilik halkın öz gücüne, eşit yurttaşlığa, kadın-erkek eşitliğine ve rızaya dayalı özgür bir toplumsal düzene dayanır. Raporda ‘Alevi toplumunun devletle bütünleşmesi’ övülmektedir. Oysa Alevilik, tarih boyunca iktidarların değil, halkların yüreğinde yaşamıştır.
    Bizim için “bütünleşme” değil, hakikatle yüzleşme esastır. Dersim, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi gibi katliamlarla hesaplaşmadan hiçbir barış, hiçbir kardeşlik samimi değildir. Önce adalet olmalı ki birlik kurulsun. Tek millet, tek inanç dayatmasını reddediyoruz. Rapor, “Türk kimliği dışındaki etnik, dini tanımlamaları reddediyoruz” diyerek Kürt kimliğini, dillerimizi (Zazaca, Kurmanci) ve halkların çok kültürlü varlığını inkâr etmektedir. Kürt Alevi kimliği bu hakikatin ayrılmaz parçasıdır ve artık görünmez kılınamaz.

    İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE VURGU

    Aleviliği Türk kimliği içinde eritmeye çalışan bir yaklaşımdır. Rapor, ‘eşit yurttaşlık’ kavramını reddetmektedir. Bu, Alevi toplumunun yüzyıllardır sürdürdüğü adalet ve özgürlük mücadelesine ihanettir. Bizim talebimiz, hiçbir inancın, kimliğin, dilin üstün görülmediği bir ülkedir. Eşit yurttaşlık, bir lütuf değil, insan onurunun gereğidir. Rapor, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı öven ve Alevilerin “Diyanet’le kucaklaşmasını” önermektedir. Bu, Aleviliği kendi yolundan ayrılmasıdır. Alevilik, hiçbir devlet kurumunun gölgesinde değildir kendi doğalında yol alır. Biz Diyanet’in kaldırılmasını, tüm inançların kendi kurumlarını özgürce oluşturmasını savunuyoruz. Cemevleri devletin memurlarıyla değil, halkın rızasıyla yönetilir. Kadınlar Alevi İnancının Eşit ve Kurucu Özneleridir. Bu raporda Alevi kadınlarının adı dahi geçmemektedir. Oysa Alevilikte kadın erkek eşitliği yalnızca bir hak değil, yolun özüdür. Kadınsız bir Alevilik tanımı, rızasız bir toplum tanımıdır. Alevi kadınlar, pirlerin, anaların ve rehberlerin eşit temsilcisidir. Bizim Yolumuz hiçbir devletin yoluna ve kontrolün girmez. Halkın kendi öz iradesi vardır. Alevilik “siyaset üstü” değil, toplumun vicdanıdır. Zulme karşı durmak, adaleti savunmak, emeği ve doğayı korumak bizim inancımızın gereğidir.”

    ALEVİLERİN TALEPLERİ SIRALANDI

    FEDA ve DAKB’nin yaptığı açıklamada, Alevi toplumunun talepleri şu şekilde sıralandı:

    “-Diyanet kaldırılsın, inanç toplulukları özerkleşsin.
    -Cemevleri devlet müdahalesinden çıkarılsın.
    -Kürt kimliği ve dili anayasal güvence altına alınsın.
    -Katliamlarla yüzleşmek için hakikat ve adalet komisyonları kurulsun.
    -Alevi kadınlarının temsil hakkı anayasal güvenceye alınsın.”

    “Alevilik, halkın vicdanı ve özgür iradesidir. Alevi toplumunun talepleri, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin temelini oluşturmaktadır” diyen FEDA ve Alevi Kadınlar Birliği, Aleviliğin devletin denetiminde değil, halkın öz iradesiyle şekillenen bir inanç olarak varlık göstermesi gerektiğini bir kez daha yineledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İsviçre FEDA kurucu kongresini yaptı-VİDEO

    İsviçre FEDA kurucu kongresini yaptı-VİDEO

    PİRHA- İsviçre FEDA kurucu kongresinde konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit Alevilerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin öznesi olduğunu vurgulayarak, “Eşit, özgür bir yaşamı bulunduğumuz her coğrafyada var edeceğiz” dedi.

    İsviçre FEDA kurucu kongresini Zürih kentinde gerçekleştirdi. Kongre Pir Niyazi Bakır tarafından okunan gülbang ile açılırken, İsviçre temsilcisi olarak Songül Aslan ile Ulaş Yıldız ve 30 kişilik bir meclis rızalık aldı.

    Kongrede DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit konuşma yaptı.

    “KOL KOLA DURALIM

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Bir arada yaşayacağımız bir sistemin inşasının en büyük özneleri Alevi toplumudur. Alevi inancının bizzat kendisidir. Bugün onun için ayrışacağımız bir gün değildir. Mücadelelerimizi, kazanımlarımızı, isteklerimizi karşı karşıya koyacağımız bir gün değildir. Bugün kucaklaşacağımız bugün ortak mücadele hattını büyüteceğimiz ve demokratik cumhuriyeti inşa edip onun içerisinde Alevilerin eşit yurttaşlık talebini de Kürtlerin statüde diğer bütün taleplerinin de karşılanacağı kadınların özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşacağı, emekçinin hakkını alacağı, doğanın korunacağı bir bütün, devasa bir mücadeledir. Onun için hep beraber bu yolda olmamız gerektiğinin altını çizmemiz gerekiyor.

    Bizim bu düzeni gerçekten değiştirmemiz ve demokratik bir düzeni yaratmamız gerekiyor. Bu ülkede barış olacaksa, bu ülkede demokratik bir sistem olacaksa bütün muhalefetin yan yana durmasıyla olacaktır. Bir yola çıktık. Biz de geri dönmek olmaz. Bir yola çıktık. Biz de geride bıraktırmak olmaz. Bu yolun hep beraber yürünüldüğünde bizi gerçekten başarıya götüreceğini çok iyi biliyoruz.

    Biz rızalığa inanan bir inancın mensuplarıyız. Biz rıza şehrine inanıyoruz. İşte o Rıza Şehrinin bugünkü temel toplumsal hayata geçmesi, bugün yaşamasının yolu nedir? Demokratik bir toplum örgütlenmesidir. Demokratik bir toplumun asli öznesi bugüne kadar inancını örgütlemiş, rızalıkla yol almış, ocak sistemiyle kominal değerlerini öne çıkarmış, bizzat Alevi toplumunun kendisidir. O nedenle bu çağrı bizedir. Bu çağrı siz canlaradır. Bu çağrı gerçekten demokratik bir toplumu her şeyin üzerine tutan bizim toplumsal örgütlenmemizedir. Yeni bir toplumun örgütlenmesi için hadi gelin kol kola duralım, yan yana duralım çağrısı yapılıyor. Biz en azından bu çağrıya icabet etmek, bu çağrıyı büyütmenin hepimizin geleceğinde çok önemli olacağını eşit özgür bir toplum yaratacağına inanıyoruz. Biz Seyit Rıza’nın biz Zarife’nin, biz Elif Ana’nın torunlarıyız. Çok zulüm görmüş, çok kılıçtan geçmiş ama baş eğmemiş, diz çökmemiş bir inancın mensuplarıyız. Inanıyorum Türkiye demokrasisinin de en önemli özneleri olarak Türkiye’yi demokratikleştireceğiz. Eşit, özgür bir yaşamı orada ve bütün Ortadoğu’da bulunduğumuz her coğrafyada da var edeceğiz.”

    PİRHAİSVİÇRE

     

     

  • Aleviler demokratik çözüm ve eşit yurttaşlık için bir araya geldi-VİDEO

    Aleviler demokratik çözüm ve eşit yurttaşlık için bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA- FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD) halk bululması, Alevi toplumunun Türkiye’deki demokratik çözüm sürecine yaklaşımı ve yeni anayasa tartışmalarındaki taleplerini gündeme taşıdı.

    İsviçre’nin Zürih kantonuna bağlı Dübendorf kentinde yapılan toplantı, Alevilerin demokratik, eşit ve özgür bir cumhuriyet mücadelesine katkı sunmayı hedefledi. Etkinlikte, Türkiye’de süregelen inkâr politikaları, inançsal eşitsizlikler ve yeni anayasa sürecinde Alevilerin rolü tartışıldı.

    “Yol Cümleden Uludur” şiarıyla düzenlenen buluşmada FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, toplantıda yaptığı konuşmada, Abdullah Öcalan’ın demokratik çözüm ve barış çağrısının halkların kardeşliği ve demokratik bir cumhuriyetin inşası yönünde tarihsel bir adım olduğunu belirterek, “Barış sadece silahların susması değil, zihniyetin değişmesidir,” dedi. Polat, Alevi toplumunun da bu zihniyet dönüşümünün önemli bir öznesi olduğunu vurguladı.

    FEDA İsviçre Sözcüsü Songül Aslan ise, Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde anayasa sürecine aktif biçimde katılması gerektiğini ifade etti. “Bugün burada bir araya gelişimiz sadece bir anayasa tartışması değildir. Biz, Türkiye’nin geleceğini, toplumsal barışını ve halkların ortak yaşamını nasıl inşa edebileceğimizi konuşmak için buradayız,” diyen Aslan, devletin tekçi zihniyetinin farklı kimlikleri ve inançları dışlamaya devam ettiğine dikkat çekti.

    Aslan, yeni bir toplumsal sözleşme için demokratik dönüşüm çağrısında bulunarak, “Devlet hiçbir inancı üstün kılmamalı, Diyanet yeniden yapılandırılmalı, zorunlu din dersleri kaldırılmalı ve Cemevleri ibadethane statüsüne alınmalıdır,” dedi.

    Toplantıda yapılan tartışmalarda, demokratik çözüm sürecinin yeniden düzenlenerek, inanç özgürlüğünün güvence altına alınması ve Türkiye’de eşit yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.

    Buluşma soru-cevap bölümüyle sona erdi.

    PİRHA/ZÜRİH

  • ‘Aleviler başta olmak üzere bütün ezilenleri, geleceğimizi kazanmaya çağırıyoruz!’

    ‘Aleviler başta olmak üzere bütün ezilenleri, geleceğimizi kazanmaya çağırıyoruz!’

    PİRHA- FEDA ve DABK, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair açıklama yaparak, “İçinde bulunduğumuz sürecin başarıya taşınmasını hem tarihi hem hayati bir görev olarak ele alıyoruz. Bunun için her sürekte ve her renkten Aleviler başta olmak üzere bütün ezilenleri, geleceğimizi kazanmaya, bunun için Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni başarıya taşımaya çağırıyoruz” dedi.

     

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair açıklama yaptı.

    Açıklamada devamında şunlara yer verildi:

    “Her zaman Alevi inancı üzerinde oyunlar oynandı.

    Yüzyıllardır Aleviler soykırımlardan, kıyımlardan geçirildi, sürgün edildi; kısacası mazlum halkımızın yaşamı cehenneme çevrildi. Buna karşı direnen kadim halkımız ise onurluca direnerek inancını, öğretisini, kültürünü, varlığını ve ibadetini ana diliyle bugüne taşıdı.

    Değerli canlar,

    Tarihi günler yaşadığımız bugünlerde esas sorunumuz barış ve demokratik toplum sürecine güç ve destek sunmaktır. Biz Aleviler, barış sürecini nihayete erdirip anayasal haklarımızı elde etmek zorundayız. Bunun için hem Suriye’de halklarımıza yönelik saldırılara hem de Türkiye’de Alevilere, Kürtlere ve tüm ezilenlere yönelik baskılara ve saldırılara karşı mücadele etmek biz Alevilerin asli görevidir.

    Suriye’de Arap ve Kürt Alevi canlarımıza yönelik baskılar ve saldırılar kesintisiz devam etmektedir.

    Değerli Canlar,

    Türki devletinin desteğiyle Arap Alevi canlarımıza soykırım uygulayan HTŞ’nin cihatçı çete liderinin dünya devletleri tarafından muhatap alınması, BM’lerde ağırlanması halklarımızın adalet arayışını gölgelemektedir.  Bu gelişme uluslararası hukuk açısından da ciddi kaygılar doğurmaktadır.  Aynı şekilde, Suriye’de Rojava’ya yönelik saldırılarla barışın gerçekleşmesi engellenmektedir.  Bu kapsamda Irak sınırına örülen yüksek beton duvarlar da barışın önünde engel olmaktadır.  Barışın olmadığı coğrafyada Alevilerin huzur içinde yaşaması kolay olmayacaktır.  O nedenle biz Aleviler barışa zarar veren bu gelişmeyi kınıyor ve karşı çıkıyoruz. Ayrıca bu uygulamalar, hem insan hakları sözleşmelerinde güvence altına alınan özgürlüklerle hem de halkların barış içinde bir arada yaşama hakkıyla çelişmektedir.

    Değerli Canlar,

    Alevilik bir kadına özel bir yer veren bir inançtır. O nedenle ezilen bütün kadınlar gibi Alevi kadını da barış ve demokratik toplum yürüyüşünün en önünde yerini almıştır, almaktadır.  Alevi kadını olmadan barışın da, demokratik toplumun inşası da eksik kalacaktır. Yüzyılların direniş birikimini ruhunda ve bilincinde taşıyan Alevi kadını bu sürecin başarıyla sonuca götürülmesinin teminatı olacaktır.

    Değerli canlar

    İnsanlığa dayatılan bu zorba ve kan emici düzenin değiştirilmesi, barışın ve demokratik toplumun inşa edilmesi için emekçilerin gençlerin ve tüm ezilenlerin gücüne ve enerjisine ihtiyaç bulunmaktadır.  O nedenle samimiyetle barışa ve demokrasiye hizmet eden  her canımızın emeği ve çabası değerlidir.

    Bütün bu nedenlerle bugün dil üzerinde sürdürülen ve son tahlilde asimilasyoncu politikalara hizmet eden yaklaşımları da doğru bulmuyoruz. Bir inanç olarak Aleviliğin dili halkların ortak hakikatidir. Alevilik Türkçe’de de, Kürtçe’de de, Arapça’da da Hakikat’e yönelir ve her dilde yaşatılır. Her dil, Hak ile insan arasındaki rıza köprüsünü kurar; herkes kendi ana dilinde doğalından ibadet eder. Alevilik hiçbir halkın, hiçbir dilin tekelinde değildir. Bu tutum ana dilimizin ötekileştirilmesine yol açmakta, sonuçları ise ağır olmaktadır. Nitekim Milli Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu’nda Barış Anneleri’nin kendi ana dillerinde konuşturulmaması, bu zihniyetin somut bir örneğidir.

    Değerli Canlar,

    Bizler FEDA ve DABK olarak bu düşüncelerle içinde bulunduğumuz sürecin başarıya taşınmasını hem tarihi hem hayati bir görev olarak ele alıyoruz. Bunun için her sürekte ve her renkten Aleviler başta olmak üzere bütün ezilenleri, geleceğimizi kazanmaya, bunun için Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni başarıya taşımaya çağırıyoruz. Her canımız emin olmalıdır ki bizler örgütlenir ve mücadele edersek mutlaka kazanacağız. Onun için bir kez daha haykırıyoruz:

    Tüm halklara barış, asimilasyona hayır. Geleceğimiz için hep beraber mücadeleye!”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA’dan ‘Alevi Halkı Barış İçin Mücadele Ediyor’ başlıklı etkinlik!

    FEDA’dan ‘Alevi Halkı Barış İçin Mücadele Ediyor’ başlıklı etkinlik!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) “Alevi Halkı Barış İçin Mücadele Ediyor” başlıklı halk toplantıları yapacak.

    FEDA tarafından yapılan çağrıda, “İnancımızda barış esastır; halklar arasında güveni ve kardeşliği yeniden kurmak, eşitlik ve adalet yolunda yürümek için mücadele ediyoruz. Bu amaçla halklara seslenmek üzere aşağıdaki etkinlikleri düzenleyip tüm canlarla buluşuyoruz” denildi.

    Programın detayları şöyle:

    Dortmund

    Panel

    Tarih: 20 Eylül 2025

    Saat: 14.00

    Yer: DAKME Dortmund

    Etkinlik: “Alevi Barış ve Eşitlik Yolunda Buluşuyor”

    Katılımcı: 25. ve 27. Dönem TBMM İstanbul Milletvekili HDP’li Ali Kenanoğlu

    Hamburg

    Halkla Buluşma

    Tarih: 21 Eylül 2025

    Saat: 14.00

    Etkinlik: “Aleviler Barış ve Demokratik Süreci Konuşuyor”

    Katılımcı: Ali Kenanoğlu

    Paris

    4. Olağan Kongre

    Tarih: 21 Eylül 2025

    Saat: 12.00

    Yer: Paris Pir Sultan Abdal Dergahı

    Etkinlik: “Aleviler Hak ve Hakikat Yolunda Eşitlik Talep Ediyor”

    Katılımcı: DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA VE DAKB: 12 Eylül’ün yasakçı, baskıcı zihniyeti bugün de devam etmekte!

    FEDA VE DAKB: 12 Eylül’ün yasakçı, baskıcı zihniyeti bugün de devam etmekte!

    PİRHA- FEDA VE DAKB, 12 Eylül Darbesi’nin Aleviler ve Kürtler üzerindeki baskıyı arttırdığını, 12 Eylül’ün yasakçı ve baskıcı zihniyetinin bugün de devam ettiğini belirterek Abdullah Öcalan’ın çağrısının hayati önem taşıdığını vurguladılar.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 12 Eylül darbesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “DEVLET, BU FAŞİST DARBEYLE DÜŞMANLIĞINI DAHA İLERİ TAŞIMIŞTIR”

    “Halklara ve inanç topluluklarına düşman olan devlet, bu faşist darbeyle düşmanlığını daha ileri taşımıştır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “12 Eylül faşist darbesi boyunca Türkiye ve Kürdistan’da toplumun tüm kesimlerine, işçilere, emekçilere, devrimcilere, demokratlara, kadınlara, çocuklara ve daha çok da Kürtlere ve Alevilere yönelik kuralsız zorbalıklar yapılmıştır.

    12 Eylül faşist darbesinde 1 milyon 683 bin insan fişlenmiş, 650 bin kişi gözaltına alınmış, 50 kişi idam edilmiş, 14 kişi açlık grevinde, 171 kişi işkencede öldürülmüş, 144 kişi kuşkulu olarak hayatını kaybetmiştir. Zindanlara atılan Alevilere, Kürtlere, solculara ve devrimcilere insanlık dışı işkenceler yapılmıştır. On binlerce kurum, çok sayıda parti, sendika ve yayın organı kapatılmıştır. Sanatçılar, yazarlar ve gazeteciler yargılanmış, gösteriler ve yürüyüşler yasaklanmıştır.”

    “ALEVİ KÖYLERİNE YOĞUN BASKILAR YAPILDI”

    Silah toplama adı altında basılan Alevi köylerine özel ve yoğun baskılar yapıldığının altı çizelen açıklamada, “Özellikle Reya Hakk inancının serçeşmesi olan Dersim’de zorla camiler yapılmıştır. 1982 Anayasası’yla zorunlu din dersleri dayatılmış, Sünni anlayış devletin tekçi merkezine yerleştirilmiş, çocuklar yatılı okullarda asimilasyona maruz bırakılarak, Alevi inancının ortada kaldırılması amaçlanmıştır. 12 Eylül koyu bir karanlık olarak bütün halkların ve aynı şekilde Kürt halkı, Alevi toplumunun üzerine çökmüştür. Farklılıklar reddedilmiş; demokratlar, devrimciler ve inanç toplulukları susturulmuştur. Darbe ile birlikte Kürt Alevi halkı yurtlarından koparılmış, zorunlu göçlerle parçalanmış, sürgün edilmiş ve yoksullaştırılmıştır” denildi.

    “12 EYLÜL’ÜN YASAKÇI, FAŞİST ZİHNİYETİ VE UYGULAMALARI BUGÜN DE DEVAM ETMEKTEDİR”

    FEDA ve DAKB’ın açıklamasının devamında şunlar dile getirildi:

    “12 Eylül’ün yasakçı, faşist zihniyeti ve uygulamaları bugün de devam etmektedir. Bu amaçla Alevilik ya yok sayılmakta veya yok edilmek için yoğun baskılara maruz bırakılmaktadır. Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü talepleri karşılanmamaktadır. Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmemektedir. Seçilmişlerin yerine kayyumlar atanarak halkın iradesi gasp edilmektedir.

    12 Eylül karanlığında halka dayatılan ‘tekçilik’ baskısı, bugün yine karşımıza çıkmaktadır. Dün zindanlarda, meydanlarda yasaklanan diller, bugün Meclis çatısı altında susturulmaktadır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda Barış Anneleri’nin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesi, 12 Eylül zihniyetinin hâlâ diri olduğunun en açık göstergesidir.”

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRISI HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”

    Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın derhal hayata geçirilmesinin yaşamsal bir önem taşıdığı belirtilerek, “Bu çağrı, sadece Kürt halkı için değil, tüm halkların, inançların ve dolayısıyla Alevilerin eşit ve özgür yaşaması için yol göstericidir. Barışın, kardeşliğin ve demokrasinin hemen inşa edilmesi için mücadelemize devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki özgürlük, rızayla kurulan bir toplumsal yaşamda; barış ise halkların dillerini, kimliklerini ve inançlarını özgürce ifade edebildiği bir düzende hayat bulacaktır” diye eklendi.

    PİRHA/ANKARA

  • FEDA ve DAKB’den Kürt Kültür Festivali’ne katılım çağrısı: Barışın umudunu büyütelim!-VİDEO

    FEDA ve DAKB’den Kürt Kültür Festivali’ne katılım çağrısı: Barışın umudunu büyütelim!-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) 33. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne katılım çağrısı yaptı.

    “DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    DAKB adına yapılan çağrıda şunlar ifade edildi:

    “Dünyanın savaşlara evrildiği bu çağda barış için silahlar yapıldı. Kadınların özgürlüğü, toplumsal demokrasi ve barış kadınların vazgeçilmez bir talebidir.

    Biz Alevi kadınları olarak barışa en çok ihtiyacın olduğunu böylesi bir dönemde umut hakkı talep eden başta Sayın Öcalan olmak üzere tüm hasta ve siyasi tutsakların özgürlüğü için, ekolojik yıkıma karşı doğanın güçlü inanç önderliğinde mücadeleyi yükseltmeye, barışı haykırmaya, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde kaybettiğimiz yerde yeniden kazanmak için tüm Avrupa’daki Alevi toplumunu ve kadın canları festivalde kültürel, sosyal ve siyasal mücadeleyi ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.”

    “FESTİVALİN ORTADOĞU’YU SARAN SAVAŞA KARŞI GÜÇLÜ BİR CEVAP OLACAK”

    FEDA adına yapılan açıklamada da, festivale katılım çağrısı yinelenerek şunlar dile getirildi:

    “Bu büyük buluşma Avrupa’da yaşayan Kürtlerin ve Kürt dostlarının bir araya gelerek kültürel, sanatsal ve folklorik değerlerini direnişçi, dayanışmacı ve özgürlükçü yanlarıyla birlikte sosyal ve politik duruşlarının sergileyeceği cemal cemal kucaklaşma meydanı olacaktır.

    Festival bu yıl barış demokratik toplum şiarıyla yapılacaktır. Tertip komitesinin bu anlamlı çağrısını bizler de olarak karşılıyor. Tüm Alevi canlarımızı bu büyük kardeşlik ve barış şenliğinde buluşmaya davet ediyoruz. Uluslararası Kürt Kültül Festivali yalnızca kültürel bir etkinlik değil aynı zamanda politik bir duruşun daha ifadesidir.

    Avrupa’ya gönüllü ya da zorunlu göç eden bizler kendi topraklarımızda yaşanan zulme kimliklerimize, inançlarımıza, doğamıza ve bedenlerimize yönelen ulus devlet anlayışına karşı barışın, demokratik ulusun ve ortak yaşamın sesini yükselteceğiz. Biz Rea Haq Alevi toplumu olarak göç ettiğimiz Avrupa kentlerinde entegrasyonu ve ortak yaşamı inancımızın ve kimliğimizin bir gereği olarak görüyoruz. Farklı ülkelerde yaşarken yaşadığımız sorunlara karşı ortak mücadele ve dayanışma zeminini önemseyerek bu festivalin Ortadoğu’yu saran savaşa, insanlık dışı uygulamalara ve kültürel soyutlamaya karşı güçlü bir cevap olacağına inanıyoruz.

    Bu vesileyle tüm canlarımızı Kürtlerin ve Kürt dostlarının vereceği mesajları dinlemeye, yöresel tatlarımızı paylaşmaya, kardeşik govendinde omuz omuza havaya durmaya, cemalinizle ceme katılmaya davet ediyoruz. Bizim arzumuz umudun hakka kavuştuğu, hasta ve siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuştuğu günlere yürümektir. Bizim talebimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinin kadınları iradesiyle yeniden yazıldığı İstanbul Sözleşmesi’nin hayata döndüğü bir gelecek içindir. Bizim ısrarımız savaşa karşı barış, inançlar üzerindeki eşitsizliğe karşı eşit yurttaşlıktır. Bizim duruşumuz doğa ve kırımına karşı ortak direniştir. Geliniz 33. Kürt Kültür Festivali’ni barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve demokratik toplumun, örgütlü buluşma adresi kılalım. Rotamız, umudun hak olması ve barış dolu yarınlara yol almasıdır.”

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA ve DAKB: Yetkililer Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur!

    FEDA ve DAKB: Yetkililer Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur!

    PİRHA- FEDA ve DAKB Tunceli Valiliği’nin Munzur Gözeleri’nde açtığı mescite tepki gösterdi. Yapılan ortak açıklamada, “Yetkililer toplumsal barışı ve kültürel çoğulculuğu gözetmeye, inançlara eşit mesafede yaklaşmaya ve Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur” denildi.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahaleye Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) yaptıkları ortak açıklama ile tepki gösterdi.

    “YETKİLİLER, MUNZUR’UN DOĞAL VE MANEVİ DOKUSUNA SAYGI GÖSTERMEYE MECBURDUR”

    “Toplumun farklı inançlarına saygı göstermek, demokratik bir yaşamın temel ilkesidir” denilirken açıklamada şu ifadeler kaydedildi:

    “Munzur Gözeleri, doğanın eşsiz bir armağanı olmasının ötesinde, Alevi inancı açısından kutsal kabul edilen bir mekandır. Son dönemlerde Munzur Gözeleri’nde gerçekleştirilen çevre düzenlemesi adı altında mescit inşa edilmesi, bölge halkının inançsal değerleriyle örtüşmüyor. Alevilikte ibadet cem evlerinde cem erkânı ile gerçekleştirilir. Munzur Gözeleri gibi kutsal kabul edilen alanlara yapılacak her türlü düzenlemenin, yerel halkın rızası ve inançsal hassasiyeti gözetilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Yetkililer toplumsal barışı ve kültürel çoğulculuğu gözetmeye, inançlara eşit mesafede yaklaşmaya ve Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı göstermeye mecburdur. Munzur özgür kalsın, inançlar özgür yaşansın!”

    “TÜM ALEVİLER İÇİN KUTSAL OLAN DAĞLAR, SULAR, ZİYARET YERLERİ ENERJİ PROJELERİYLE TAHRİP EDİLMEMELİ”

    FEDA ve DAKB taleplerini şöyle sıraladı:

    1. Alevilik, bağımsız ve özgün bir inanç olarak anayasal güvence altına alınmalı; yalnızca bireysel değil, kolektif haklarıyla birlikte tanınmalıdır.
    2. Cemevleri, ibadet yeri olarak yasal statüye kavuşmalıdır. El konulan kutsal mekânlar iade edilmelidir. Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ndaki ayrımcı hükümler kaldırılmalı, Alevi tarihine hakaret eden kişi adları mekânlardan silinmelidir.
    3. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı; devlet tüm etnisitelere ve tüm inançlara karşı eşit mesafede olmalıdır.
    4. Zorunlu din dersleri kaldırılmalı; laik, parasız, bilimsel, demokratik ve anadilde eğitim esas alınmalıdır.
    5. Başta Kürt Raa/Rêya Heq süreği olmak üzere tüm Alevi sürekleri dilleri, inanç değerleri ve kültürleriyle anayasal güvence altına alınmalıdır. Kürtçe cem yapmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı; her sürek kendi inanç hafızasını ve tarihi belleğini yazabilmelidir.
    6. Koçgiri, Dersim, Maraş, Sivas, Çorum ve Gazi katliamlarının arşivleri açılmalı, devlet tarafından özür dilenmeli ve mağduriyetler giderilmelidir. Katledilenlerin mezar yerleri açıklanmalı, toplu mezarlar ortaya çıkarılmalı ve bu alanlar hafıza mekânlarına dönüştürülmelidir.
    7. Tüm Aleviler için kutsal olan dağlar, sular, ziyaret yerleri enerji projeleriyle tahrip edilmemeli; kutsal alanları ve hafıza mekanlarının çevresi koruma altına alınmalıdır.
    8. Alevi kadınların karar mekanizmalarına katılımı güvenceye alınmalı, eşbaşkanlık sistemi anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır. Kayyum uygulamasına son verilmeli; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılmalı, ademi merkeziyetçi yönetime geçilmelidir.
    9. Tutsak Alevilerin inanç önderleriyle görüşme hakkı tanınmalı; TMK gibi ayrımcı yasalar kaldırılmalı, AİHM’in Umut Hakkı kararı uygulanmalıdır. İnfaz sisteminde adalet sağlanmalıdır.
    10. Sivil, eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve demokratik anayasa kabul edilmelidir.
    11. Demografik değişim politikalarına son verilmelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi toplumunun kutsallarına bir müdahale daha: Munzur Gözeleri girişine mescit açıldı!
    Alevi kurumlarından, Munzur Gözeleri’nde açılan mescit sebebiyle tepki!
    DAD’dan Munzur Gözeleri’nde açılan mescite tepki!
    Celal Fırat’dan, Bakan Yerlikaya’ya: ‘Anayasa’nın din ve vicdan özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmakta mıdır?’

  • Kürt Alevi bir kadının gözünden Avrupa’da yaşam: Kimliğimi kaybedersem ruhumu kaybederim-VİDEO

    Kürt Alevi bir kadının gözünden Avrupa’da yaşam: Kimliğimi kaybedersem ruhumu kaybederim-VİDEO

    PİRHA – Huriye Kabayel, Maraş’tan Antep’e, Antep’ten ise Avrupa’ya uzanan sürgün hikayesini anlattı. Kürt, Alevi ve kadın kimliği taşıyıp Avrupa’da yaşam mücadelesi vermenin zorluklarına değinen Kabayel, “Asimilasyon burada da devam ediyor” diye ifade etti. Kabayel, Alevi dergah ve dernekleri altında örgütlenmenin önemine değinerek “Kimliğimi yaşamak bir tercih değil, bir zorunluluk. Çünkü kimliğimi kaybedersem ruhumu kaybederim” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Huriye Kabayel, Avrupa’daki Alevi Kürt kadınlarının yaşam zorluklarını PİRHA’ya anlattı.

    Henüz 6 yaşındayken ailece Maraş’tan Antep’e göç etmek zorunda kaldıklarını belirten Kabayel, Pazarcık İlçesinde başlayan mücadele hikayesinin Avrupa’da nasıl şekillendiğini anlattı.

    “HER GÖÇ ETTİĞİN YER, BİRÇOK ŞEYİ SENDEN ALIYOR”

    “Çocukluk yaşta göçle tanıştım” diyen FEDA Başkanı Kabayel, ilk olarak büyüdüğü topraklarda maruz kaldığı baskıya işaret etti. Kabayel, hem Alevi hem de Kürt kimliği sebebiyle yaşadıklarını şu cümlelerle paylaştı.

    “Köydeki doğal yaşamdan, yani dağlardan, akrabalık ilişkilerinden kopup büyük bir şehre yerleşmek bir çocuk için zor bir değişimdi. Yani hem arkadaşından, hem akrabandan kopuyorsun. Bu bir çocuk için başlı başına travma. Ama maalesef ki biz Aleviler her zaman bu travmalara maruz kalmışız.

    Antep’e yerleştiğimizde ilkokula kadar okudum. Büyükşehire yerleştiğimizde tabii ki kimliğimizi ve inancımızı saklamak zorunda kaldık ama aile içerisinde her zaman dilimizi konuştuk, inancımızı yaşadık. Ancak evde Alevisin, Kürtsün ama dışarıda kimliğini saklamak zorunda kalan bir cansın! Bunları o çocukluk yaşta taşımak çok ağır yüktü. İlkokuldan sonra ise üretime dahil oldum; yani okuma fırsatım olmadı. Ekonomik boyutta ailemize yardımcı olmak zorunda kaldık. Şehre adapte olmak, kendi yaşamını idam ettirmek başlı başına zorluktu. Her göç ettiğin yer hem ekonomik, hem kültürel, hem fiziksel boyutta birçok şeyi senden alıyor.

    Yani bu süreçte okulda kendimizi saklamak zorunda kaldık. Kimi insanlardan ‘Aleviliği bilmiyoruz’ diye duyuyorum, ancak ailemiz, bu göçlerle beraber yasak olmasına Aleviliğimizi bize yaşattı. Bir şey konuşulmadı ama Alevice yaşadık.

    Üretime dahil olup çalışırken de bu sıkıntıları yaşadık. Bir kız çocuğunun çalışması başlı başına bir sorun. Ayrıca hem kendini koruyacaksın, hem çalışacaksın, hem dilini, kültürünü yaşatacaksın… Tabii bu çalışma sürecinde bize sürekli Avrupa’nın ‘kurtuluş’ olduğunu; inançların özgür, kadın haklarının daha çok olduğunu anlatıyorlardı. Çünkü 1980’li yıllardan sonra Maraş’ta fazla kimse kalmadı. Hep Avrupa’ya göç edildi. Tabii ki bu durum halk arasında çok güzel bir şeymiş gibi yansıtmaya çalışıldı. Ben de bu durumdan etkilendim ve Avrupa’ya geldim.”

    “AVRUPA’DA KENDİMİZİ NE KADAR KORUDUK, TARTIŞILIR”

    1990’lı yıllarda Avrupa’ya göç ettiğini anlatan Huriye Kabayel, “Burası için ‘hayatın başlangıcı mı?’ desem emin değilim. Bunca yıldır adını koyamadım” diye de ekledi. Kabayel, taşıdığı kimliklerle beraber Avrupa’da karşılaştıklarına dair şunları paylaştı:

    “Avrupa için hani ‘batı sıcaktır’ denilir ama bana göre batı buz gibi. Avrupa’ya gelip kadın olarak yaşamı idame etmek zor. Hiç dilini, kültürünü bilmediğin, kendi toplumundan çok az tanıdığın insanların içine geliyorsun. Biz Antep’teyken Kürt Alevi topluluğunun yaşadığı bir mahallede oturuyorduk. Yani kimlikler her ne kadar yasaklı da olsa insanlar bir aradaydı, köklerini; inancını, dilini koruyordu. Ama Avrupa gibi bir yerde inancından, kültüründen insanları bulmak ve bu inancı yaşatmak bir nevi çok zor. Benim geldiğim yıllarda dernekler ve cemiyetler vardı. Buralarda çalışıp kendimi korumanın güzel yanlarını gördüm. Ama buna rağmen ne kadar kendimizi koruduk, halen bu tartışılır. Yani şunu gördük; ne Avrupalı olabilmişiz ne de kendi köklerimize dönebilmişiz.”

    ÖZGÜRLÜK VAR ANCAK, BİREYLER YALNIZ!

    Huriye Kabayel, Türkiye’deki Kürt ve Alevi toplumunun, her alanda asimilasyona maruz kaldığının altını çizerek şöyle devam etti:

    “Türkiye’de ne inancımızı yaşayabiliyorduk ne de dilimizi konuşabiliyorduk. Okullar Türkçeydi. Kürtçe okul vardı da biz mi gitmedik? Onun için her ne kadar kendini de korumaya çalışsan da asimilasyon oluyorsun. Şimdi tabii ki şöyle annemin ve babamın kendini koruduğu kadar ben kendimi koruyamadım. Annem bir kelime Türkçe bilmezken ben şimdi kendi dilimden daha çok Türkçeyi kullanıyorum. Bu demek değildir ki ben kendi dilimi bilmiyorum, konuşmuyorum ama otomatikman öğreniyorsun. Çünkü Türkçe okumuşsun. Her yer Türkçe… Hatta deyişlerimiz ve ibadet şeklimiz bile hep Türkçe. Ama şu bir gerçek ki anne ve babalarımızın döneminde ibadetimiz, deyişlerimiz hep Kürtçeydi. Yani mecburiyetten asimile oluyoruz Türkiye’de.”

    “YAŞAM ŞARTLARI BİZİM MEMLEKETTEN DAHA AĞIR”

    FEDA Eşbaşkanı Huriye Kabayel, Avrupa’da da asimilasyon dayatmasının olduğuna dikkat çekti. Kabayel, özellikle iş yaşamındaki ayrımcılığa değinerek şunları söyledi:

    “Buraya geldiğinde Almanca bilmek zorundasın. Yani nasıl ki Türkiye’de Türkçeyi öğreniyor, konuşuyorsun, Avrupa’da da öyle bir asimilasyon var. Yani ‘entegre’ diyorlar! Buraya iltica olarak gelen insanlar için başlı başına bir sorun. Hani her ne kadar deseler ki ‘burada Alevlik serbesttir, özgürdür’ o da tartışılır. Hangi kurumumuz kendi dilinde ibadet etmiş? Çünkü Almanca olması gerekiyor! Çocuklarımızı ve kendimizi burada ne kadar koruyabilmişiz? Kürtçe ile beraber, birçok şeyi de yıkmış oluyoruz. Bunları, korumak gerçekten Avrupa gibi yerde daha da zor. Yani Avrupa’da hem Kürt olmak, hem Alevi olmak, hem kadın olmak kat be kat daha da artıyor. Bunlara bir de ekonomik boyutu da katarsan daha da zorlaşıyor. Avrupa’da kadın haklarından bahsediliyor ancak öyle bir kadın hakkı yok. Her ne kadar kadın aynı diplomayı da alsa ücrete gelince durum farklıdır. Onun için hiç ‘Avrupa’da eşitlik vardır’ denmemeli. Yani Avrupa’ya geldiğin zaman hem dilini bilmiyorsun, hem mesleğin yok, hem de kadınsın; yani bu kadın üçünün birleşiminde yaşamını idame ettirmek çok zor oluyor. En ağır işlerde çalışıyor, en düşük aylığı alıyorsun! Yani artık bu nasıl bir özgürlük oluyor? Bu nasıl bir eşitlik oluyor?

    Kendi dilini korumak, buranın dilini bilmemek, mesleğin ve diplomanın olmaması, bununla beraber kendi yaşamını idam ettirmek başlı başına zorluk. Bu çerçevede insanın psikolojisini ayakta tutması bile zor.”

    KADIN CİNAYETLERİ AVRUPA’DA DA VAR!

    Huriye Kabayel, “Türkiye, kadın cinayetleriyle anılırken Avrupa, kadınlara nasıl bir yaşam sunuyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Kadınlar gerçekten Avrupa’da da özgür değil. Bunun gerçekten tartışılması gerekiyor. Avrupa, kendine her ne kadar ‘kadın hakları ve özgürlükleri var’ da dese de o kadar hakların olmadığı düpedüz ortada. Kadın cinayetleri burada da oluyor. Bir sayı veremeyeceğim ama yakın zamanda 3-4 kadın, eşleri tarafından öldürüldü. Hem de bizim Kürt ve Alevi kadınları, kendi eşleri tarafından öldürüldü!

    Avrupa’daki kadın özgürlüğü, kadın mücadelesiyle kazanıldı. Ama biz kadınlar olarak bu mücadeleye ne kadar bağlıyız? Kadının verdiği zorluklar da çok çok fazla. Kadın bir de anne olunca yükü daha da fazlalaşıyor; hem çocuğunu koruyabilmek, hem insanca yetiştirebilmek… Kadın, bir çok kültürün içinde çocuğunu ne kadar koruyabilir, dilini, inancını ne kadar aktarabilir?”

    Avrupa’da yaşama tutunma çabasıyla birlikte insani bağların da yok olduğunu söyleyen Huriye Kabayel, bireylerin yabancılaşma haline işaret etti. Avrupa ülkelerinde maddi ve manevi anlamda yaşama tutunmanın çok zor olduğunu söyleyen Kabayel, “Aile olarak yaşama tutunmak gerçekten zor oluyor. Bunları koruyabilmemiz için dergâh ve derneklerimizi sahiplenmek gerekiyor. Eğer dergâh ve dernekler çerçevesinde toparlanmazsak burada kaybolmayla yüz yüze kalıyoruz. Bir sürü yaşanmış olanları da görüyor, duyuyoruz. Onun için tutunabilmek ve birbirimizi anlayabilmek için dergâh ve derneklerimizin etrafında örgütlemek zorundayız” diye belirtti.

    “BİZ ALEVİLER DİASPORAYA ÖYLE BİR SÜRGÜN EDİLMİŞİZ Kİ”

    Avrupa’da Kürt, Alevi kadın olmayı “bir köprüyü dengelemek” sözleriyle açıklayan Kabayel, “Hem geçmişin yükünü hem de gelecek nesile kendi kültürünü, dilini, yaşamını aktarmak söz konusu. Sadece ana olmak değil de aynı zamanda dilinin, inancının, kültürün taşıyıcısı da olmak gerekiyor. Biz Aleviler diasporaya öyle bir sürgün edilmişiz ki insanların neredeyse aynı mahallede oturmaya bile izinleri olmayabiliyor. Bir yanda kapitalizmin sunduğu şatafatlı koşullar verilirken bir yandan da toplumsal hafızanı siliyor! Bunun için tanıdıklar ile aynı şehirde oturmana izin verilmiyor.

    Burada birbirimizin evlerini çok fazla bilmiyoruz ama dergahlarımız, derneklerimiz altında etkinlikler oluyor. Bu etkinlikler düzeyinde insanlar birbirleriyle haberleşiyor. Bu çerçeve altında bir araya gelip kendimizi yaşatmalıyız. Anca böyle kendimizi koruyabiliriz. Aksi halde yok olmayla yüz yüzeyiz.

    Benim hikayem Maraş’tan Antep’e, Antep’ten Avrupa’ya kadar uzanan bir yolculuk. Bu yolculuk bana şunu öğretti; kimliğimi yaşamak, bir tercih değil, bir zorunluluk. Çünkü kimliğimi kaybedersem ruhumu kaybederim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • FEDA ve DAKB’den Hacıbektaş çağrısı: Devletin Alevisi olmayı reddediyoruz!

    FEDA ve DAKB’den Hacıbektaş çağrısı: Devletin Alevisi olmayı reddediyoruz!

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapacağı alternatif etkinlikleri kabul etmediklerine ilişkin ortak basın açıklaması yayınladı. Açıklamada, “Alevi kurumlarının ve Hacı Bektaş Belediyesi’nin çağrısıyla, 16-17-18 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek olan anma etkinlikleri; birliğimizi, hak mücadelemizi ve barış talebimizi büyüteceğimiz bir buluşma olacaktır” denildi.

    62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, bu sene 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından paylaşılan açıklama ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapacağı alternatif etkinlikler eleştirildi.

    “ALEVİLİK, TARİH BOYUNCA IRKÇI, TEKÇİ VE ŞERİATÇI İDEOLOJİLERE KARŞI DOĞAL BİR DİRENİŞ HATTI OLUŞTURMUŞTUR”

    “Devletin Alevisi değil, Hakk’ın yolunun yolcusuyuz” denilen açıklamada, “Alevilik yalnızca bir inanç sistemi değildir; aynı zamanda doğayla uyumlu, barışçıl, eşitlikçi ve kolektif yaşamı esas alan kadim bir toplumsal duruştur. Bu yönüyle Alevilik, tarih boyunca ırkçı, tekçi ve şeriatçı ideolojilere karşı doğal bir direniş hattı oluşturmuştur. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’in yüz yıllık iktidarlarına dek bu yol bastırılmış, dışlanmış ve dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bugün ise bu politikalar, şekil değiştirerek devam etmektedir. Bazen Dersim’de, Sivas’ta, Gazi’de ve Maraş’ta olduğu gibi, Alevi inanç alanları sistematik biçimde hedef alınmaktadır. Bazen de inancımızın ritüelleri değiştirilmeye çalışılmaktadır. Devlet, Aleviliği önce asimile etmeye; bunu başaramazsa kontrol altına almaya; onu da başaramazsa yok etmeye çalışmaktadır. Üstelik bu saldırılar, barış, eşit yurttaşlık ve demokratik toplum taleplerimizin yükseldiği bir dönemde yeniden gündeme getirilmiştir” diye eklendi.

    “ALEVİ İNANCINA YÖNELİK BİR KAYYUM REJİMİDİR”

    Yıllardır Alevi halkının toplumsal belleğinde kutsal bir mekan ve Serçeşme olan Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı’nda düzenlenen etkinliklere müdahale edilmek istendiğinin altını çizilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Alevi- Bektaşi Cemevi Başkanlığı adlı asimilasyoncu kurum 62. Ulusal ve 36. Uluslararası olarak gerçekleşecek olan etkinlikleri, kontrolü altına almak, dönüştürmek ve resmî ideolojiye eklemlemek çabası içindedir. Alevi- Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın bu yaklaşımı, ‘Devletin Alevisi’ yaratma projesinin açık bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Alevi inancına yönelik bir kayyum rejimidir.

    ALEVİLİK, DEVLETİN ŞEKİLLENDİRECEĞİ BİR ALAN DEĞİLDİR

    Pir Sultan Abdal’dan Hacı Bektaş’a, Düzgün Baba’dan Goşkar Baba’ya; cemevlerimizden dergâhlarımıza uzanan kutsal yolumuzun devlet müdahalesiyle gölgelenmesine izin vermeyeceğiz. Biz bu politikaları tanıyor, teşhir ediyor ve reddediyoruz. Alevilik, devletin şekillendireceği bir alan değildir! Kendilerini Alevi halkı ile devlet arasında ‘köprü’ olarak tanımlayanların kimler adına konuştuklarını da çok iyi biliyoruz. Onlar, köprü değil; asimilasyon politikalarının taşıyıcılarıdır. Bu kabul edilemez. Gerçek barışa ve demokrasiye giden yol, inancımızın hakikatiyle buluşmaktan geçer, devletin gölgesinde yapılan şovlarda değil.”

    16-17-18 AĞUSTOS’TA HACIBEKTAŞ’A ÇAĞRI

    FEDA ve DAKB yaptıkları ortak açıklamada müdahaleleri ve dayatmaları kabul etmediklerine vurgu yaptılar. Açıklamada, “Alevi kurumlarının ve Hacı Bektaş Belediyesi’nin çağrısıyla, 16-17-18 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek olan anma etkinlikleri; birliğimizi, hak mücadelemizi ve barış talebimizi büyüteceğimiz bir buluşma olacaktır. O nedenle tüm canlarla Hakk’ın yolunda, cem meydanlarında buluşmak istiyoruz. Devletin Alevisi olmayı reddediyor, Hakk’ın yolundan, cem meydanlarından vazgeçmiyoruz” denildi.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

    DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

    PİRHA- FEDA ve DAD Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair “Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı. Yayınlanan birdiride 9 başlıkta öneriler yer alırken, “Alevilikte bu minvalde bağımsız ve özgün bir inanç olarak tanınmalı ve mevcut anayasa da bulunan ayrımcı maddeler kaldırılarak Aleviler eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmelidir” denildi.

    FEDA ve DAD, yaşanan gelişemelere ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci‘ne dair Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı.

    Türkiye’nin önemli bir eşikten geçildiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü adına geliştirilen sürecin yarattığı tartışma kültürünü önemli ve gerekli görüyoruz. Geride kalan yüzyılı tekçi ulus devlet anlayışının yarattığı inkar ve asimilasyon girdabıyla geçiren Cumhuriyet’i, yeni yüzyılda Demokratik bir Cumhuriyet’e evriltmek, kuşkusuz geniş bir konsensüsle hazırlanması gereken nitelikli bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duymaktadır. Geçmiş yüzyılın mağduru olan halkları ve inançları bu tartışmaların öznesi kılmak, bu açıdan vazgeçilemez demokratik bir ilkedir. Siyasi iktidarın bu konu da gerekli zemini oluşturma yükümlülüğü vardır. Muhalefet partilerine de kuşkusuz bu zemini toplumsallaştırmak adına büyük iş düşmekte. Kadınların, gençlerin, ezilenlerin, emekçilerin ve bir bütün olarak toplumun önerileri alınmadan hazırlanacak bir anayasa, geçmiş anayasaların yeni döneme uyarlanmış biçiminden başka bir anlam ifade etmeyecektir. Özellikle muhalefet partileri bahsettiğimiz tüm toplumsal grupların örgütlülüklerinden oluşan temsiliyetleri, sürecin öznesi yapabilmenin yöntemlerini yaratacak arayışlarını güçlendirmelidir.

    Toplumsal sözleşmeler önce dinleme kültürünün oluşması ile başlar. Hakkı yenilenin, iradesi kırılanın, yok sayılanın rızalığı alınmadan hazırlanan metinler, birer mühendislik belgeleri olmaktan öteye gidemez. Bu konuda inancımızda ki rızalık anlayışı, hazırlanması muhtemel olan anayasada da belirleyici özellik olarak öne çıkmaktadır. Toplumla rızalaşmayan bir sözleşme, ancak dayatmacı bir iktidar sözleşmesi olabilir. Rızalık olmazsa, ikrârda olmaz. Halklar ve inançlar şu siyasi parti veya diğerinin kulislerde hazırlayıp sunduğu bir anayasaya değil, birlikte yaşamayı güvenceye alacak, özgür ve eşit yurttaşlık ilke ve esaslarıyla oluşturulmuş bir Rıza Sözleşmesine özlem duymaktadır. Toplumun kabul edip, ikrar verebileceği tek gerçek budur. Dolayısıyla “72 millete bir bakan” demokratik hukuk zeminini oluşturmak kaçınılmazdır.

    Aleviler yalnızca kendi inançlarının özgürlüğü için değil, aynı zamanda demokratik bir Türkiye için de mücadele etmektedir. Evrensel kazanılmış insan haklarına dair söylenen her sözü, dile getirilen her demokratik talebi desteklediğimizi peşinen belirtmeliyiz. Demokratik bir anayasanın yaşadığımız toprakların kozmopolitik çoğulcu sosyolojisine ve evrensel kazanılmış özgürlük normlarına uygun ve tüm toplumsal zümrelerin gerçeğini güvenceye alan bir temelde olması gerektiğini dile getiriyoruz.”

    Meclis’te kurulması öngörülen komisyonlarda aktif olarak Alevi temsiliyetlerinin olması gerektiğini de ifade edilen açıklama “Rıza Sözleşmesi’ne dair de şu başlıklarda önerilerde bulundu:

    “1-Özgür ve Eşit Yurttaşlık

    *Mevcut anayasa da, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” denilmesine rağmen, söz konusu sosyal gruplara mensup kişiler yalnızca birey olarak görülmüş ve topluluk olmalarından kaynaklı hakları göz ardı edilmiştir.  Yaşanan bu ayrımcılık hukuka da yansımış ve çok çeşitli mağduriyetler yaratmıştır. Dolayısıyla bu madde her toplumsal zümrenin özgürlük sorununu giderecek başka maddelerce desteklenmeli ve toplum olmaktan kaynaklı haklar güvenceye alınmalıdır.

    *Alevilikte bu minvalde bağımsız ve özgün bir inanç olarak tanınmalı ve mevcut anayasa da bulunan ayrımcı maddeler kaldırılarak Aleviler eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmelidir.

    2-Alevilerin Kutsal Mekanları ve Yerleşkeleri

    *1925 yılında yürürlüğe konulan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte birçok inanca olduğu gibi, Alevi süreklerinin kutsal mekan ve ibadethanelerine yönelikte dışlayıcı ve yasaklayıcı politikalar hayata geçirilmiştir. Bu yasa içerisinde bulunan Alevi toplumunun tarihsel varlığına, kurumlarına ve inanç önderlerine yönelik ayrımcı dil ortadan kaldırılmalıdır. Yasa aracılığıyla el konulan kutsal mekanlar Alevi toplumuna geri iade edilmelidir.

    *Cemevleri, inanç ve ibadet mekanları olarak yasal düzenlemeyle resmi olarak kabul edilmelidir. İnanç mekanlarımıza devlet müdahalesi söz konusu olmamalıdır.

    *Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde asimilasyon amaçları eksenin de kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir an önce kapatılmalıdır.

    *Raa/Rêya Heq süreğinin kutsal mekanları ve ziyaretlerine ait kadim kültürel isimlerin resmi düzeyde kullanılmalarının önünde ki engeller kaldırılmalı ve bu mekanlar yasal güvenceye alınmalıdır.

    *Zorla Türkçeleştirilen bölge, şehir, ilçe, kasaba, köy vb. yerleşim yerlerinin Kürtçe isimleri geri iade edilmelidir.

    *Tarihsel yaşanmışlıklardan kaynaklı Alevi toplumunun hafızasında olumsuz izler bırakan şahısların isimleri, Alevi yerleşkelerinden kaldırılmalıdır.

    *Türkmen Alevilerinin el konulan türbe, tekke, dergah ve ziyaretleri  kendilerine iade edilmeli ve yaşam tarzları olan yörüklüğü engelleyecek her türlü engel ortadan kaldırılmalıdır.

    *442 sayılı Köy Kanunun da bulunan köy tanımlamasın da yalnızca Camii’yi esas alan vurgular değiştirilerek, köy ve imar planında farklı inançlara ait ibadet yerlerini de kapsayacak geniş bir tanım getirilmelidir.

    *Alevilerin tarihsel yaşam alanlarında, asimilasyon politikaları ekseninde kurulan farklı ibadethaneler geri çekilmelidir.

    3-Özgürlükçü Laiklik

    *Mevcut anayasa da Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülke olarak tanımlansa da, uygulama da özellikle Diyanet İşleri Bakanlığının kurulmasıyla beraber, Türk-İslam sentezi anlayışı hakim yönetim anlayışı olmuştur. Diyanet İşleri Bakanlığınca yürütülen politikalar, sürekli olarak başta Alevilik olmak üzere diğer bütün inançlara karşı asimilasyon üretmiştir.

    Diyanet İşleri Bakanlığı lağvedilmeli ve devlet tüm inançlara eşit uzaklıkta olacak bir konumda durmalıdır.

    *Özgürlükçü laikliğin tesis edilmesiyle beraber, tüm inançlara   eşit yaklaşımı esas alan ve onların iç işleyişlerine müdahale etmeyen, her inançtan temsilcilerin olduğu kapsayıcı bir İnanç İşleri Meclisi’nin kurulması bu açıdan demokratik bir adım olacaktır

    4-Eğitim (Zorunlu Din Dersleri)

    *Eğitim alanında asimilasyonun en büyük aracı olarak tasarlanan zorunlu din dersleri bir an önce kaldırılmalıdır.

    *Cemaatlerle yapılan anlaşmalar ile devreye konulan ÇEDES ve benzeri projeler aracılığıyla, eğitimin tamamen dinselleştirilmesini hedefleyen politikalara son verilmelidir.

    *Laik, bilimsel, demokratik ve anadilinde eğitimin önünü açacak pedagojik müfredatlar, alanında yetkin olan Eğitim Sen gibi kurumlarla ortaklaşılarak  hazırlanmalıdır.

    *Alevi yerleşkelerinde kurulan  cemaat okulları, dershane ve kurslar kaptılmalıdır.

    5-Alevi Süreklerinin Özgün Kültürel Varlığı

    *Binbir sürek ile Yolumuza revan olan canların, özgün etnisite ve kültürel varlığı güvenceye alınmalı ve özgür yaşayış ve inanışları önünde ki engeller kaldırılmalıdır.

    *Raa/Rêya Heq süreğine mensup Kürt Alevilerinin anadilleri (Kurmanci-Kirmançkî) üzerinde uygulanan inkar ve asimilasyon politikaları bir an önce son bulmalıdır.

    *Anadilde yaşama ve inanmaya dair her özgünlük, kültürel bir zenginlik olarak kabul edilmelidir.

    *Kürtçe cem yapmanın önünde ki engeller kaldırılmalıdır.

    *Türkmen süreklerine resmi anlatıların hakim olduğu tarih dayatmasından vazgeçilmelidir. Tarihte ki Türkmen Alevi öncülerinin itibarları iade edilmelidir.

    6-Alevilere Yönelik Baskıcı Politikaların Son Bulması

    *Alevilere yönelik tarihsel baskılar, nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadele edilmelidir. Kamusal alanın herhangi bir yerinde Alevilere yönelik ötekileştirici dil kullananlara yönelik yaptırımların uygulanması.

    *Geçmişte ki katliamların (Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum vb) arşivleri açılarak özür dilenmeli ve mağdurları hukuki olarak tanınmalı.

    * Katliamlarda katledilen Alevi önderlerinin (Pir Seyid Rıza vb) mezar yerleri açıklanmalıdır.

    *Katliamlarda toplu halde defnedilen kefensiz yatanlarımızın mezar yerleri açıklanmalıdır.

    *Katliamlar da eli Alevi kanına bulaşan veya azmettirici olarak rol oynayan tüm kişi ve gruplar yargı önüne çıkarılmalıdır.

    *Katliam yaşanan mekanlar Alevi toplumunun rızası alınarak müze veya farklı hafıza mekanlarına dönüştürülmelidir.

    *Resmi ideolojiyi sağlamlaştırmak adına uzun yıllardır üretilen tüm aşağılayıcı, tarihi gerçekleri çarpıtan ve hakaret ve nefret söylemi içeren materyal ve yayınların kaldırılmalıdır.

    Anayasal olarak garanti altına alınacak hakların pozitif entegrasyon ve kapsayıcı hukuk esasları üzerine bina edilip tatbikinde gerekli tüm yasalar ivedilikle yasama erkince yürürlüğe konulmalıdır.

    7-Aleviler ve Doğa

    *Alevilerin çaranasır bilinciyle kutsaliyet atfettiği doğaya karşı geliştirilen talan projeleri son bulmalıdır.

    *Bilimsel olarak belirlenecek kapsama göre, kutsal mekan ve ziyaretlerin yakınlarında herhangi bir zarar verici çalışma (maden, baraj vb) olmaması yönünde güvence oluşturulmalıdır.

    *Şark Islahat Planı dahilinde Kürt Alevilerden arındırılmak istenen Fırat’ın batısında, göç eden insanların geri dönüşünü kolaylaştıracak yöntemler hayata geçirilmelidir. Yaşanan büyük depremde uğradıkları ayrımcılıklardan kaynaklı mağdur edilen canlarımızın bir an önce mağduriyetleri giderilmelidir.

    8-Aleviler ve Demokratik Siyaset

    *Alevilerin yerel ve merkezi yönetimlerde yer alması güvence altına alınmalıdır.

    *Alevi kurumlarında gelişmeye başlayan Eş Başkanlık/Eşit Başkanlık sistemi resmi olarak tanınmalıdır.

    *Kayyum politikalarına son verilmeli ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılmalı,  Demokratik Yerel Yönetimler ilkesi tanınarak, toplumun iradeleşmesini ifade eden katılımcı demokrasi anlayışı hayata geçirilmelidir.

    *Alevi toplumunun yaşadığı bölgelerde hayata geçirilecek her hangi bir hizmet veya politikada Alevilerle rızalaşılmalıdır.

    9-Ve Diğer Talepler

    *Tutsaklık ve diğer benzeri durumlarda Alevi Yol taliplerinin Ana ve Pirleri ile görüşmelerinin önünde ki engeller kaldırılmalı

    *TMK gibi ayrımcı yasalar yürürlükten kaldırılmalı, AİHM Umut Hakkı kararı uygulanarak İnfaz Yasası’nda düzenlemeler yapılmalı, İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumlarından Emine Ocak açıklaması: Mücadelesi hepimize ışık oldu

    Alevi kurumlarından Emine Ocak açıklaması: Mücadelesi hepimize ışık oldu

    PİRHA- Emine Ocak’ın Hakk’a yürümesi ardından DAD, FUAF, FEDA, DAK ve PSAKD açıklamalar yaparak üzüntülerini dile getirdi. Açıklamalarda Ocak’ın verdiği mücadeleye dikkat çekildi.

    Yaklaşık bir aydır hastanede tedavi altında olan Cumartesi Annesi Emine Ocak’ın Hakk’a yürüdü.

    Cumartesi Annelerinin sembol isimlerinden ve Galatasaray Meydanı’nda ilk eylemi başlatan annelerden olan Emine Ocak’ın Hakka yürümesinin ardından Alevi kurumları paylaştıkları açıklamalar ile üzüntülerini dile getirdi.

    “HALKLARIMIZIN GÖNLÜNDE BİR UMUT IŞIĞI GİBİ PARLAYAN BİR ANA’YI YİTİRDİK”

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAK) ortak bir açıklama yaparak, Emine Ocak’ın sadece kayıp oğlu Hasan Ocak için değil, bu topraklarda kaybedilen tüm evlatlar için yürüttüğü mücadelenin halkların ortak hafızasına kazındığı ifade edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
    “Türkiye ve Kürdistan tarihinin en karanlık dönemlerinde, faili meçhul değil, faili belli cinayetlerin, sistematik devlet zulmünün ve inkâr politikaları karşısında mücadele ederek halklarımızın gönlünde bir umut ışığı gibi parlayan bir Ana’yı yitirdik.
    1990’lı yıllarda devletin hukuk dışı uygulamaları gözaltında kaybetmeler, işkenceler, yasadışı infazlar adeta sıradanlaştırılırken, Galatasaray Meydanı’nda Emine Ana ve yol arkadaşlarının yaktığı her mum, o zifiri karanlığı yaran birer meşaleye dönüştü. Her Cumartesi, polis ablukasına rağmen meydanda oturan Cumartesi Anneleri ile birlikte Emine Ana’nın ‘Buradayız, vazgeçmiyoruz’ sözü, halklarımız için bir vicdan nöbetine, bir toplumsal hafıza alanına dönüştü.”

    “SESSİZ AMA SARSILMAZ BİR ÇIĞLIK, DERİN VE DİRENÇLİ BİR İSYAN OLDU”

    “Emine Ocak Ana’nın yaşamı; inkârın, baskının ve erkek-egemen devlet aklının karşısında sessiz ama sarsılmaz bir çığlık, derin ve dirençli bir isyan oldu” denilen açıklamada şu ifadeler kaydedildi:

    “O, sadece Hasan Ocak’ın değil; Cizre’de, Lice’de, Dersim’de, Suruç’ta, Roboskî’de yitip giden tüm çocukların annesiydi. Her birinin acısını yüreğinde taşıdı, her birinin adaletini omuzladı. Emine Ana’nın mücadelesi, sömürgeciliğin, militarizmin ve eril tahakkümün karanlığını yaran bir kadın direnişinin simgesi haline geldi. Köklerini Ana Tanrıça kültüründen alan kadim Mezopotamya ve Anadolu annelik mirasını, halkların ortak acısına, ortak vicdanına ve ortak mücadelesine dönüştürdü. O, adaleti hiçbir işlevi kalmamış mahkeme salonlarında değil; meydanlarda, sokaklarda ve insanların kalbinde aradı. Her gözaltında kaybedilenin adı anıldığında, onun sabrı, inancı ve kararlılığı yankılandı. Emine Ocak Ana’nın halklara bıraktığı bu onurlu mücadele mirası önünde saygıyla eğiliyoruz. Anısı halkımızın demokratik toplum mücadelesinde yaşamaya devam edecektir.”

    “BIRAKTIĞI HAKİKAT MÜCADELESİ YOLUMUZ AYDINLATACAKTIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ise açıklamasında şunları söyledi:

    “Cumartesi annesi Emine Ocak hak ile hak oldu. 30 yıldır oğlu Hasan Ocak şahsında tüm faili meçhuller adına hakikat arayışı mücadelesinde öncü rolü, onurlu duruşu ile yüreğimize, zihnimize nakış oldu. Bıraktığı hakikat mücadelesi yolumuz aydınlatacaktır. Anısına saygıyla. Devri assan olsun.”

    “ONURLU MÜCADELESİ, BU DÜZENİN UTANCINI DAHA DA GÖRÜNÜR KILDI”

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), 30 yıl boyunca kayıplar için hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Emine Ocak’ın Hakk’a yürümesi dolayısıyla yayınladığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Cesaretiyle, ısrarı ve kararlılığıyla hepimize yol gösterdi. O, Cumartesi Anneleri’nin vicdanıydı, sessizlerin sesi, karanlığa karşı yakılan bir ışıktı. Onurlu mücadelesi, bu düzenin utancını daha da görünür kıldı.”

    “KOCA ÇINARDAN BİRİSİNİ DAHA KAYBETTİK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Emine Ocak’ın Hakka yürümesine ilişkin paylaştığı açıklamada şunları kaydetti:

    “1980 Askeri Faşist Cuntasında, 90’ların beyaz toroslarıda, faili meçhul cinayetlerde ve gözaltında kaybedilen canlarının akıbetini soran, acıda, mücadelede ve direnişte birleşenler Cumartesi Anneleri!
    Kanlı tarihte gözaltında kaybedilen çocuklarının bedenini, bir tek saç telini, onlara ait herhangi bir hatırayı arayan analarımız, koca çınarlarımız onlar. Bu koca çınardan birisini daha kaybettik bugün. Bugün günlerden Emine Ocak! Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi! Cumartesi Annelerinin, Ocak ailesinin acısını paylaşıyoruz. Emine Ananın devri daim, toprağı gülistan olsun! Unutmayacağız, Unutturmayacağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • Cenevre’de Madımak ve Kerbela Anması: Aleviler barış için buluştu-VİDEO

    Cenevre’de Madımak ve Kerbela Anması: Aleviler barış için buluştu-VİDEO

    PİRHA- İsviçre’nin Cenevre kentinde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) öncülüğünde düzenlenen Madımak Katliamı ve Kerbela anması, Alevi toplumu için anlamlı ve güçlü bir buluşmaya dönüştü. Yüzün üzerinde kişinin katıldığı anmada, hem geçmişin acıları paylaşıldı, hem de barış ve dayanışma mesajları verildi.

    İsviçre’nin Cenevre kentinde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) öncülüğünde Madımak Katliamı ve Kerbela anması yapıldı.

    Program, Ali Çalhan’ın verdiği gülbank ile başladı. Ardından FEDA Eş Başkanı Şahin Polat söz aldı. Polat, hem Kerbela hem Madımak hem de günümüzde yaşanan Alevi katliamlarına dikkat çekerek, inanç temelinde barış çağrısı yaptı.

    Şahin Polat, konuşmasında şu sözler dikkat çekti:

    “Yeni bir delil uyandırdık. Bu delil, savaşın karanlığına karşı yakıldı. Barış için yeni ikrarlar gerekiyor ve bizler ikrarımıza sadığız. Biz Aleviler, bu süreçte barışın yanındayız. İnancımız, doğayla ve insanla barış içinde bir yaşamı öğütler. Bugün burada, barışı sonuna kadar desteklediğimizi söylüyoruz. Barıșın destekçisi ve takipçisi olacağız.”

    Anmada deyişler okunup, semah dönüldü. Maraş Katliamı tanığı olan Kürt Alevi sanatçı Ranê Su sahne alırken, söylediği şarkılarla duygusal anlar yaşattı.

    Pir Sultan Abdal, Behçet Aysan ve Metin Altınok’un şiirlerinin seslendirildiği anma sinevizyon gösterimiyle sona erdi.

    PİRHA/CENEVRE

     

  • Alevi kurumlarından sürece destek: Barış bu ülkenin en hakiki ihtiyacıdır

    Alevi kurumlarından sürece destek: Barış bu ülkenin en hakiki ihtiyacıdır

    PİRHA – FEDA VE DAKB, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne desteğini açıklayarak “Alevilik barışın kendisidir” ifadesini kullandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın 9 Temmuz’da yaptığı açıklamaya dair yazılı açıklama paylaştı.

    “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ni desteklediklerini belirten FEDA ve DAKB, Alevi toplumunun, sürecin sadece izleyicisi değil, aktif bir katkı sunucu olarak dahil olması gerektiğini vurguladı.

    “DEMOKRATİK MODERNİTE, ALEVİLİKLE ÖRTÜŞMEKTEDİR”

    Yapılan açıklamada, Aleviliğin barışı savunan bir inanç olduğunun altı çizilerek “Alevilik barışın kendisidir. Nasıl ki ‘İyilik iyidir’ sözü Alevi toplumunda içselleşmişse, ‘Barış iyidir’ anlayışı da Alevi yaşamının temelidir” denildi.

    Açıklamanın devamında, Abdullah Öcalan’ın çağrısının desteklendiği ifade edilerek “Demokratik modernite” anlayışının Aleviliğin çoğulcu, eşitlikçi ve barışçıl değerleriyle örtüştüğü belirtildi.

    “TALEPLERİMİZ DE KARŞILIK BULMALI”

    FEDA ve DAKB açıklamasında, barışın kalıcı hale gelebilmesi için Alevi toplumunun taleplerinin anayasal güvenceye alınması gerektiği ifade edildi. Açıklamada şu talepler sıralandı:

    “Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmalıdır.

    Cemevleri, cami, kilise ve sinagogla eşdeğer ibadethane olarak tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır.

    Zorunlu din dersi uygulamasına son verilmeli, inançlar arası eşitlik sağlanmalıdır.

    Din hizmetleri devlet tekeline bırakılmamalı, inanç toplulukları kendi hizmetlerini yürütmelidir.

    Tüm inançlara, kimliklere ve topluluklara eşit mesafede duran özgürlükçü bir anayasa hazırlanmalıdır.

    Açıklamada, toplumsal barışın yalnızca eşit yurttaşlık, inançların tanınması ve taleplerin anayasal düzeyde karşılık bulmasıyla mümkün olacağı vurgulandı. “Barış bu ülkenin en hakiki ihtiyacıdır” denilen açıklama, tüm kesimlere barış sürecine sahip çıkma çağrısıyla sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Freiburg Alevi Dergahı’nda Madımak anması ve lokma paylaşımı-VİDEO

    Freiburg Alevi Dergahı’nda Madımak anması ve lokma paylaşımı-VİDEO

    PİRHA- Muharrem Ayı’nın 7. gününde Freiburg Alevi Dergahı’nda lokmalar pay edildi, Madımak Katliamında yaşamını yitirenler anıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde Almanya’da hizmet yürüten Freiburg Alevi Dergahı’nda Muharrem Ayı dolayısıyla lokmalar pay edildi.

    Lokma paylaşımı öncesinde Madımak Katliamının 32. yılı dolayısyla bir panel düzenlendi.

    Sakine Ana’nın gülbeng verdiği anmaya panelist olarak katılan Ayhan Erdoğan katliamlar tarihinin sürecine dair sunum gerçekleştirdi. Katliamda yaşamını yitirenler anısına şiirlerin okunduğu anmada ayrıca katliamı anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Anmanın ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İZMİR