PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı. Açıklamada konuşan İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı bir düzen istiyoruz” dedi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı.
“Savaş öldürür barış yaşatır” pankartının açıldığı açıklamada, “İnsan haklarıyla insandır”, “tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “susma sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı. Açıklamada karanlığa karşı mücadeleyi simgeleyen fenerler taşındı.
“KARANLIĞA KARŞI IŞIK YAKIYORUZ”
Açıklamada ilk olarak konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, yaşanan savaşlarda insanların katledildiğini, hak ihlallerine maruz kaldığını ifade ederek hak savunucuları olarak savaşa karşı barış ve demokrasi için mücadele yürüttüklerini vurguladı. Yoleri, devamında şunları söyledi:
“İnsan haklarına karşı suçlarla mücadele ediyoruz. Hiçbir suçun karanlıkta kalmasına izin vermeyeceğiz. İnsan hakları mücadelesinin büyümesi için dayanışmaya ve mücadeleye devam edeceğiz. Savaşlara karşıyız barışı istiyoruz. İnsan haklarının ancak barışta mümkün olacağını biliyoruz. Nerede barış talep ediliyorsa bir oradayız. Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı düzen istiyoruz. Devletin sorumluluğunu hatırlatmaya, toplumu hak ihlaline maruz bırakıyorsanız hesap vermeye mecbursunuz demeye devam edeceğiz. Sesimiz buradan Filistin’e Suriye’ye hapishanelere, sesleri duyulmayan herkese ulaşsın.”
Ardından konuşan TİHV İstanbul temsilcisi Ümit Efe, “Dünyanın zulüm ile yönetildiği dönemden geçiyoruz. Kadınların öldürülmediği, çocukların üzerine bomba yağmadığı, insanın insan gibi muamele gördüğü sistemin özlemcisi ve takipçisi bizler bu hafta boyu sesimizi duyurmaya çalıştık. İnsan hakları haftasının kapanışında aynı karanlıkla mücadelemize devam ederken kaybettiğimiz bütün insan hakları savunucularını anıyoruz.”
Son olarak söz alan İHD İstanbul Şubesi Üyesi Filiz Kerestecioğlu, “82, 83 diye plaka saymayı değil barış içinde yaşamayı hak ediyoruz. Haklarımız var. İfade özgürlüğümüz var. Polonez işçileri hakları için metal işçileri hakları için mücadele ediyor, Dina’nın katili beraat ederken kadınlar özgürce yaşamak için mücadele ediyor. İnsan haklarıyla insandır” dedi.
PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, kültür-sanat ve yayın dünyasından isimlerle bir araya geldi. Sancar, konuşmada “Yaptıkları, bir tek kültürü egemen kılma projesidir” dedi.
Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili Adayı Emirali Türkmen, kültür-sanat ve yayın camiasından isimlerle bir araya geldi.
Mülkililer Birliği’nde yapılan toplantıya ilgi, bir hayli yoğun oldu.
Toplantının açılışında ANKA Dil Kültür Sanat Derneği, Mithat Sancar için çizilen resim çalışmasını takdim etti.
“BASINI VE SANATI HEDEF ALMALARI ŞAŞIRTICI DEĞİL”
Buluşmanın önemine ilişkin konuşma yapan Mithat Sancar, “Sanatın varolabilmesi için özgürlüklere ihtiyaç var. Otoriter yönetimlerin hedefi, sanata baskı yönündedir. Tabi baskılar arttıkça direniş de yükseliyor. Demokrasi için sanat üretenler de bu dönemde geri durmadılar, biz de kendileriyle hep yan yana durduk. Bu bütünlüğü sağlamadan demokrasiye ulaşmak mümkün değildir. Nefes borularından en önemli olan kültür sanat alanı üzerinde baskı kurmak istiyorlar. Bu iktidarın tekçi anlayışı, toplumun çeşitli kaynaklarını da kurutmayı önüne hedef koymuştur. Yaptıkları bir tek kültürü egemen kılma projesidir. Yaşam tarzlarına kadar varan tekçi anlayış, bu iktidarın temel politikası olmuştur. Son zamanlarda bu tekçi anlayış, farklı sesleri bastırma arayışını iyice yoğunlaştırdı. Çeşitli operasyonlar ile basın ile birlikte sanatçıları da gözaltına aldılar. Özgür basını ve sanatçıları hedef almaları bizim için şaşırtıcı değil. Sanatı olmayan bir toplum ile hedeflerine ulaşmış olacaklardır.”
Ekonomik krizin yayıncılık alanına büyük darbe indirdiğini biliyoruz. Demokrasinin yokluğu, tek adam rejimi, savaş politikaları, toplumu yoksullaştırıyor. Ülkenin önemli kaynakları savaş politijalarına aktarılıyor ve toplumu yoksullaştırıp özgürlüklerden mahrum bırakıyor. Biz Yeşil Sol Parti olarak politikalarımızı masabaşında değil, yerinde, diyalog ve istişare ile alıyoruz. Bu buluşmanın da temel amacı kültür-sanat ve yayıncılık alanında birlikte neler yapabileceğimizi konuşmaktır. Önümüzdeki seçim, hiçbir seçime benzemiyor. En geniş demokratik birlikteliği oluşturma sorumluluğumuz var. Sanat, yayın ve kültür dünyasından dostlarımızın bu konuda katkıları olacaktır. Bu soyguncu, talancı rejimi değiştirmek için birlikte mücadele etmeliyiz. Cumhuriyetin yeni yüzyılı, demokratik cumhuriyet yolunda olmalıdır. Bugün esas amacımız sizleri dinlemek ve eleştirilerinizi almaktır. Sadece seçimler değil, seçim sonrasında da hepimize görevler düşüyor.”
Toplantının geri kalan bölümü basına kapalı olarak yapıldı.
PİRHA – Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, baskılara maruz kalan Gazeteci Sinan Aygün’ün durumuna dikkat çekti. Aygün hakkındaki soruşturmaları gündeme getiren Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’a “Yolsuzlukları haberleştirdiği için Aygül hakkında 6 aydan bir yıla kadar ceza isteniyor olması gazetecileri korkutma amaçlı güç kullanımının bir örneği değil midir?” diye sordu.
Halkların Demokratik Partisi Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, yaptığı haberler nedeniyle sık sık gözaltına alınan ve artık hayati tehlike hissettiğini belirten Gazeteci Sinan Aygül hakkında Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladı.
Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Aygül hakkında hazırlanan iddianamede, 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendiğini belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül’ün, 2020’de Bitlis News’te yazdığı “Devlet Bahçeli’yi Uyarıyorum!” başlıklı köşe yazısında, Kızılay’ın yoksullara dağıtılmak üzere hazırladığı etlerin Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar ve abisi AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’a ait otelde kullanıldığına dair görüntüler paylaşmıştır. Ülke gündeminde tartışılan görüntülerin ardından Kızılay tarafından başlatılan soruşturmada Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar görevden alınmıştır. Battal ve Cemal Taşar yapılan bu haber ve iddialara karşı herhangi bir kamuoyu bilgilendirmesi yapmamışken; gazeteci Aygül hakkında ‘iş yerlerine izinsiz girdiği’ için suç duyurusunda bulunmuşlardır. Ağustos 2020 tarihli şikayet dilekçesi üzerine başlatılan soruşturma 3 yıl sonra sonuçlanmış ve Aygül hakkında ‘İşyeri dokunulmazlığını ihlal’ suçlamasıyla 12 Ocak 2023’de iddianame hazırlanmıştır.
Sinan Aygül, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in sahiplerinden olduğu Kiler Holding’in 2015 yılında borçları karşılığında Halk Bankası’na 100 milyon dolara sattığı Sapphire Alışveriş Merkezi’ni, 3 yıl sonra, 48 milyon dolara yeniden almasını ve İstanbul Küçükçekmece Halkalı’da bulunan ve Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirilen hazine arazisinin yine Kiler Holding’e satılmasını haberleştirmiş ve kamuoyunun bilgisine sunmuştur. Yaptığı bu haberlerden sonra 19 Ocak 2023’te, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in şikâyeti üzerine gözaltına alınan Aygül, 20 Ocak saat 3 civarında Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, AKP milletvekiline hakaret etmekle suçlandığını, bütün gözaltı prosedürlerinin uygulandıktan sonra nezaret kapısında kararın değiştirilip serbest bırakıldığını belirtmiştir.”
HDP’li Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
“*Halk arasında ‘Sansür Yasası’ olarak da bilinen yasanın Ekim 2022’de yürürlüğe girmesinden itibaren kaç gazeteci gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır?
*Kızılay’ın yoksullara dağıtılmak üzere hazırladığı etlerin Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar ve abisi AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’a ait otelde kullanıldığına dair görüntülerin ortaya çıkmasından sonra Battal Taşar’ın bu konu yüzünden görevden alındığı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu yolsuzlukla alakalı olduğu bilinen AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar hakkında şimdiye kadar hangi soruşturmalar yürütülmüş ve bu soruşturmalar dolayısıyla hangi yaptırımlar uygulanmıştır?
*Kızılay’ın Aygül’ün yaptığı haberdeki söz konusu iddia nedeniyle Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar’ı görevden aldığı tüm kamuoyu tarafından bilinmesine rağmen; bu yolsuzluğu haberleştirdiği için Aygül’ün ‘İşyeri dokunulmazlığını ihlal’ suçlamasıyla hakkında 6 aydan bir yıla kadar ceza isteniyor olması gazetecileri korkutma amaçlı güç kullanımının bir örneği değil midir?
*Sinan Aygül’e uygulanan gözaltına alma sürecinin bir ‘göz korkutma’ aracı olarak kullanıldığını düşünüyor musunuz?
*Sinan Aygül’ün cinsel istismar ve yolsuzluk iddialarını haberleştirmesi dolayısıyla sık sık gözaltına alınması ve hatta tutuklanması sizce kamunun haber alma hakkını ihlal edecek bir tutum değil midir?
*Yaptığı haberler dolayısıyla yaşam ve güvenlik hakkının her an ihlal edilebileceğinden endişe duyduğunu belirten Sinan Aygül’ün bu endişesini gidermek ve korunmasını sağlamak adına şimdiye kadar hangi önlemler alınmıştır?”
PİRHA – Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Diyanet TV’de yayınlanan programlarda kadınlara yönelik ayrımcı söylemler kullanılmasına karşı RTÜK’ün işlem yapmamasını Meclis gündemine getirdi. Kerestecioğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a, “RTÜK Diyanet TV’de kadınlara yönelik ayrımcı açıklamalar yayınlanmasına karşı bir yaptırım uygulayacak mıdır?” diye sordu.
Halkların Demokratik Partisi Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Diyanet TV yayınlarında kadınlara yönelik ayrımcı söylemler kullanılmasına sessiz kalan RTÜK hakkında soru önergesi hazırladı.
Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen’in, Diyanet TV’de yayınlanan programında kadınların giyim tarzını hedef aldığını belirtti.
KADINLARIN KIYAFETLERİNE MÜDAHALE ÇAĞRISI!
Burhan İşliyen, düğünlerden bahsederken “Salona bir giriyorum, hanım kardeşlerimiz bana kızmasınlar, sanki giyecek elbise yok, perişan. Niye böylesiniz? Allah, camiye girerken örtün, düğün salonuna girerken açıl diye bir emir mi verdi?” ifadelerini kullanmıştı. İşliyen konuşmasının devamında “Babalar, abiler, kocalar; bu konuda eşlerimize, kızlarımıza telkinde bulunmamız, nasihat etmemiz, yönlendirmemiz gerekmiyor mu?” sözleriyle erkeklere kadınların kıyafetlerine müdahale etmesi için çağrı yapmıştı.
Filiz Kerestecioğlu, İşliyen’in müftülük yaptığı dönemde de başörtülü kadınları hedef aldığı ve “Başına rastgele dolamış olduğu bezi tesettür zannederek vücudunun diğer kısımlarında dar ya da şeffaf kıyafetlerle dolaşması haramdır” dediğini aktardı. Kerestecioğlu, kadınların yaşam tarzlarını hedef alan konuşmaların kamu görevlilerince basın-yayın organlarında rahatlıkla kullanılması, ayrımcılığın toplum nezdinde yaygınlaşmasına neden olduğunu vurguladı.
Kerestecioğlu ayrıca “Kadınların toplu taşımada, sokakta, evde taciz edildikleri, öldürüldükleri bir ülkede, bu açıklamalar kadına yönelik şiddetin artmasına yol açmaktadır. Ancak 2018’de Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) televizyon ekranlarında yayınlanan ayrımcı ve şiddete yönlendirici söylemler hakkında herhangi bir işlem yürütmemektedir” ifadelerini kullandı.
“DİYANET TV’YE BİR YAPTIRIM UYGULAYACAK MISINIZ?”
Filiz Kerestecioğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
“*RTÜK Diyanet TV’de kadınlara yönelik ayrımcı açıklamalar yayınlanmasına karşı bir yaptırım uygulayacak mıdır?
*6284 sayılı Kanun’un 16’ıncı maddesi, Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşlarının ve radyoların, ayda en az doksan dakika kadınların çalışma yaşamına katılımı, özellikle kadın ve çocukla ilgili olmak üzere şiddetle mücadele mekanizmaları ve benzeri politikalar konusunda Bakanlık tarafından hazırlanan ya da hazırlattırılan bilgilendirme materyallerini yayınlamasını zorunlu kılmaktadır. RTÜK kanalların ilgili yasaya uyup uymadığını denetlemekte midir?
*Kadınlara yönelik ayrımcı söylemler kullanan Diyanet İşleri Başkanlığı görevlileri hakkında soruşturma açılması için Bakanlık olarak bir girişimde bulunacak mısınız?”
PİRHA- Milletvekili Filiz Keresteciğlu, Adıyaman’da bir lisede müdür yardımcısı olan ve öğrencisine cinsel saldırıda bulunmakla suçlanan Yusuf U.’nun göreve iade edilmesini gündeme getirdi. Kerestecioğlu, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e “Yusuf U. göreve hangi gerekçelerle döndürüldü?” diye sordu.
Adıyaman Dumlupınar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısı olan ve öğrencisine cinsel saldırıda bulunmakla suçlanan Yusuf U. göreve iade edildi.
Karara tepki gösteren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, konuyu Meclis’e taşıyarak şu bilgileri paylaştı:
“Kasım 2021’de Adıyaman Dumlupınar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde okuyan bir öğrencinin, okuldaki öğretmenlerin cinsel saldırı girişimine maruz kaldığı ortaya çıktı.
Müdür yardımcısı ve TÜGVA lise koordinatörü olan Yusuf U.’nun bir evde cinsel saldırı girişiminde bulunduğu öğrenci, daha sonra aynı okuldan Abdulkadir K. isimli öğretmeninin tacizine maruz kaldı.
Durumundan şüphelenen kadın öğretmeninin desteği ile 8 Kasım 2021’de emniyete ifade veren öğrenci, Yusuf U.’nun okulda kimseye bir şey anlatmaması için kendisini uyardığını, polis soru sorarsa ‘Yusuf Hoca ile evine çiçek sulamaya gittik’ demesini istediğini anlattı. Çocuğun emniyetteki ifadesinin ardından okul idaresi Yusuf U.’yu görevden aldı.
Olayın duyulmasını sağlayan gazeteci Metin Cihan, 8 Nisan 2022 tarihinde sosyal medya hesabından korkutma yoluyla öğrencinin şikayetinin geri çektirildiğini ve cinsel saldırıda bulunan müdür yardımcısı Yusuf U.’nun Milli Eğitim Bakanlığı tarafından göreve iade edildiğini duyurdu.”
“BAKANLIK TARAFINDAN SORUŞTURMA YAPILDI MI?”
Milletvekili Kerestecioğlu, konu hakkında önerge hazırlayarak Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özertarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
“*Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen öğrencinin ifadesinin alınmasından sonra görevden alınan Yusuf U. ve şüpheli Abdülkadir K. hakkında hukuki süreç başlatıldı mı?
*Cinsel saldırı mağduru öğrenciye okul idaresi ve rehberlik öğretmenleri tarafından psikolojik destek sunuldu mu?
*Bakanlığınız, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına konu hakkında bilgilendirme yaptı mı?
*Yusuf U. görevden uzaklaştırıldığı süreçte Bakanlık tarafından soruşturma yapıldı mı? Yapıldıysa nasıl sonuçlandı? Yusuf U. göreve hangi gerekçelerle döndürüldü?
*Cinsel saldırıya uğradığını söyleyen öğrencinin güvenliğinin sağlanması için okul idaresi bir önlem aldı mı?”
PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri hakkında, 2021 yılı ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında Jin TV’ye verilen ödül gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açıldı. Bu duruma tepki gösteren demokratik kitle örgütleri, “Toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik tehditlerden vazgeçilmelidir” dedi.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri hakkında, 2021 yılı ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında Jin TV’ye verilen ödül gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açıldı.
Ankara’da bulunan demokratik kitle örgütleri, haklarında dava açılan TMMOB Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri ile dayanışmak için ortak basın toplantısı düzenledi. açıklamaya çok sayıda avukatın yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.
Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantıda basın açıklamasını Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı İlker Akcasoy okudu.
Akcasoy açıklamasında, açılan davanın hukuksuzluğuna vurgu yaparak ilk duruşmanın 23 Haziran’da görüleceği bilgisini verdi.
“GAZETECİLERE VERİLEN ÖDÜLÜN ‘PROPANGA’ OLARAK NİTELENDİRİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”
Siyasi iktidarın çevreye, yeşil alanlara, doğal kaynaklara ve kamusal zenginliklere yönelik saldırganlığının her geçen gün daha da arttığını ifade ederek sözlerine başlayan Akcasoy; “Ülkemizin geleceğini tehdit eden bu yağmacı ve yok edici anlayışa karşı verdiği mücadele nedeniyle Mimarlar Odası Ankara Şubesi sıklıkla iktidarın hedefi olmakta, üye ve yöneticileri davalarla, sürgünlerle susturulmak istenmektedir. Doğal ve kültürel mirası korumaya yönelik kent ve mimarlık mücadelelerini haber yapan gazetecilere verilen, toplumdaki ekoloji ve koruma bilincini yükseltmeyi hedefleyen bir ödülü ‘terör propagandası’ olarak nitelendirmenin kabul edilir tarafı bulunmamaktadır” şeklinde konuştu.
Siyasi iktidarın ve onun yönlendirmesiyle hareket eden adli makamların amacının açık biçimde, iktidarın doğayı hedef alan uygulamaları karşısında yükselen çevre mücadelelerini ve bu mücadelenin en önemli parçalarından biri olan mimarları korkutmak, sindirmek ve susturmak olduğunu vurgulayan Akcasoy son olarak şunları aktardı:
“Bir kez daha belirtmek isteriz ki, doğayı korumak, ağaca-ormana-akarsuya sahip çıkmak suç değildir. Çevre mücadelelerini haber yapmak, toplumdaki ekolojik duyarlılığı geliştirmeye çalışmak suç değildir. Sermaye sahiplerinin doğal hayata ve çevreye karşı saldırganlığına karşı durmak suç değildir. İktidarın tüm saldırganlığına ve hedef göstermelerine karşın yıllardır kent ve çevre konularında yürüttükleri mücadele ile çocuklarımızın geleceğine sahip çıkan ve bu konudaki kararlı tutumlarıyla her kesimin destek ve takdirini kazanan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyelerinin yanındayız. Şube yöneticilerine yönelik suçlamalar derhal kaldırılmalı, toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik tehditlerden vaz geçilmelidir.”
“BU DAVA İFADE VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRIDIR”
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Can Güleryüzlü de, davanın bir habercilik faaliyeti sonrası gündeme geldiğini belirterek, “Biz gazetecilerin susturulması, hapse atılmasıyla karşı karşıyayız ama bu dava artık farklı bir noktaya ulaştı. Bu dava faşizmin en net örneği. Mimarlar Odası içinden geçtiğimiz süreçte hukuksuzluğa, ranta karşı duran bir örgüt. Bu dava başlı başına ifade ve düşünce özgürlüğüne saldırıdır. Sonunda biz kazanacağız” ifadelerini kullandı.
“BUNCA KURUMUN BİR ARAYA GELMESİ ÇOK ÖNEMLİ”
Daha sonra söz alan HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise, ülkede iktidar eliyle ranta açılan yerlerin haberlerinin yapılması gerektiğini söyleyerek, “Jin TV’nin kadın haberleri, çevre haberlerini yapan yegane bir kuruluş olduğunun önemine işaret etti. Kerestecioğlu, “Bunca kurumun bir araya gelmesi çok önemli iktidarın ‘terörize’ ettiği insanların artık değişebildiğini ve bu oyuna gelmediğini gösteriyor. Jin TV ve Mimarlar Odası ile dayanışma içerisinde olacağız” dedi.
“HABERİMİZİ YAPANLARI ÖDÜLLENDİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Haklarında dava açılan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş da konuşmasında şunları dile getirdi:
“Her zaman alanlarda bir aradaydık. Bugün bu masada haklı olmanın gururunu yaşıyorum. Bu uğurda verdiğimiz mücadele sürecinde haberimizi yapanları ödüllendirmeye devam edeceğiz. Yaşam alanımıza dair haberleri yapanları onurlandıracağız. Biz bir istihbarat örgütü değil kamu yararına çalışan örgütüz. Ankara şubemiz uzun zamandır büyük bir saldırı altında. Üyelerimiz işten atılıyor, soruşturma açılıyor. Kamuoyu önünde konuşan herkese iktidar parmak sallıyor. Hakkımızda yazılan bu iddianame asılsız ve hukuksuz. Bugün bize yarın hepimize. 23 Haziran’da ilk duruşmamız olacak. Umarım birlikte oluruz. Suç olmayan bir suç üzerinden yargılanmayız.”
Açıklamada imzası olan demokratik kurumların isimleri şöyle;
Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Gazeteciler Cemiyeti
Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şube
Ankara Tabip Odası
Medya Araştırmaları ve Mesleki Gelişim Derneği
TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu
KESK Ankara Şubeler Platformu
Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği
Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası
ODTÜ Mezunları Derneği
Bilim Sanat Derneği
Disk İç Anadolu Bölge Temsilciliği
İnsan Hakları Derneği
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
Özgür Hukukçular Derneği
İnsan Hakları Derneği Ankara Şube
Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi
PİRHA- Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Anıttepe Parkı’nda bir araya gelen yüzlerce kişi Newroz’u kutladı. Kurumların yaptığı ortak açıklamada; “Yoksulluk, işsizlik derinleşirken, her gün yeni zamlarla güne başlamaktayız. Bu tabloda iktidarın yönetememe krizi daha da derinleşmektedir. İşçilerin ve emekçilerin verdiği mücadele topluma öncülük etmekte, eşitlik ve adalet için umut olmaktadır” denildi.
Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Anıttepe Parkı’nda bir araya gelen yüzlerce kişi Newroz’u kutladı.
‘Şimdi kazanma zamanı’ sloganıyla gerçekleştirilen Newroz etkinliğine siyasi parti, sivil toplum örgütü, sendikalar, yöre dernekleri ve demokratik kurumlar kendi pankart ve flamalarıyla katıldılar.
Alanda kurulan sahneye Türkçe ve Kürtçe, ‘Newroz kutlu olsun, Newroz pîroz be’ yazılı pankart asılırken, alanda sık sık, ‘Biji Newroz, Newroz piroz be’, ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Yaşasın devrimci dayanışma’ ve ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganları atıldı.
KEMAL KURKUT DÖVİZLERİ ALANA ALINMADI, BİR KİŞİ GÖZALTINA ALINDI
İki ayrı arama noktasının kurulduğu Newroz alanına, İzmir’de katledilen Deniz Poyraz, cezaevinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Garibe Gezer ve geçtiğimiz yıllarda Diyarbakır Newroz’unda katledilen Kemal Kurkut’un fotoğraflarının yer aldığı dövizler alınmadı. Polisle tartıştığı belirtilen bir kişi ise gözaltına alındı.
Dövizlerin alana alınmamasına tepki gösteren kitle, ‘Kemal Kurkut, Deniz Poyraz ve Garibe Gezer ölümsüzdür’ sloganlarıyla karşılık verdi. Newroz alanında ateşin yakılmasına da izin verilmedi.
Newroz kutlaması demokrasi mücadelesinde hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunun yapılmasıyla başladı. Ardından Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’ni oluşturan kurum ve partilerin hazırladığı ortak metin hem Türkçe hem Kürtçe olarak okundu.
“SARAY İKTİDARININ BU ÜLKENİN ÇIKARINA VE YARARINA DAYALI HİÇBİR PLANI YOKTUR”
Metnin Türkçesini okuyan Semra Demir, Newroz’un halkların eşitlik ve özgürlük şiarı olduğunu belirterek; “Newroz, Mezopotamya ve Anadolu halklarının; ezilen, sömürülen halkların kanı, canı ve emekçilerin alın teriyle beslenen zalim Dehaklara ‘dur’ dediği gündür. Kawa’nın yaktığı özgürlük ateşi ezilen halklar için tiranlara karşı verilen mücadele, direniş ve özgür bir yaşamı kurma sözüdür. Bu çürümüş düzenden kurtulmak için hep birlikte mücadele edeceğimizin sözünü yinelemek ve hatırlamak için bir aradayız. Türkiye’nin de dahil olduğu Ortadoğu’da süren savaş, halkların yararına değil egemenlerin kendi kapitalist ve emperyalist emelleri uğrunadır. AKP-MHP iktidarının onayladığı tezkereler ile sınır ötesine yapılan askeri saldırılar içerdeki Kürt inkârının yansımasıdır. Her çıkmazda askeri saldırılarla kendini kurtarmaya çalışan AKP-MHP faşist iktidarı şoven ve ırkçı politikayı kendine siyasi argüman haline getirmiştir. Saray iktidarının bu ülkenin çıkarına ve yararına dayalı hiçbir planı yoktur” şeklinde konuştu.
“TECRİT HAPİSHANELERİ AŞARAK HER ALANDA UYGULANIR HALE GELDİ”
Ülkenin adeta bir hapishaneye dönüştüğünü vurgulayan Demir şunları kaydetti:
“Sınır ötesinde izlediği politikalarla halkları yıkıma uğratanlar, ülke hapishanelerinde siyasi tutsaklara dönük saldırıları her geçen gün yoğunlaştırmaktadır. Son yıllarda tedavisi yapılmayan onlarca hasta tutsak hayatlarını kaybetmiştir. Bu baskıcı politikaların sonucunda Garibe Gezer katledilmiştir. Cezaevinde kalamaz raporu olduğu halde Milletvekili Aysel Tuğluk ve yüzlerce hasta tutsak halen tahliye edilmemektedir. Bugün İmralı’da çok yönlü bir tecrit uygulanmaktadır. İmralı ve F Tipi zindanlarda uygulanan tecrit hapishaneleri aşarak her alanda uygulanır hale gelmiş, ülke adeta hapishaneye dönüştürülmüştür. Türkiye ve Kürdistan’da işçi ve emekçi halkların ortak mücadelesi tecridi kıracak, yeni yaşamı kuracaktır.”
“GENÇLİK BÜYÜK BİR GELECEKSİZLİKLE KARŞI KARŞIYADIR”
Toprakların, suların, ormanların, zeytinliklerin, yaylaların, ovaların, göllerin siyasi iktidar tarafından peşkeş çekildiğini dile getiren Demir; “Çiftçilerin elinden gasp edilen toprakları maden ve enerji holdingleri eliyle yok edilmekte, kıt olan su varlıkları kirletilmekte, zehirledikleri havayı solumakta olan milyonlarca insan hastalık pençesinde eziyet çekmektedir. Hasankeyf’i yok eden bir nefret, tüm ülkeyi hedef almıştır. Bu kapitalist sistemde gençlik büyük bir geleceksizlikle karşı karşıya kalmıştır. Birer öğütme fabrikalarından farksız hale getirilen üniversitelerde bilimsel, anadilde, özgür, özerk ve demokratik eğitim hakkı talebinde bulunan öğrencilere olan saldırılar şoven zihniyetin bir parçasıdır. Buna karşı yükselen haykırış, yurtsever ve devrimci gençliğin haykırışıdır. Toplumun en dinamik ve canlı yönü olan gençlik yozlaştırılarak, düşünmeyen, sorgulamayan bir nesil yaratılmak istenmektedir” ifadelerini kullandı.
İşçilerin ve emekçilerin mücadelesinin topluma öncülük ettiğini söyleyen Demir son olarak şunları aktardı:
“Yoksulluk, işsizlik derinleşirken, her gün yeni zamlarla güne başlamaktayız. Bu tabloda iktidarın yönetememe krizi daha da derinleşmektedir. Demokratik ve anayasal bir hak olan sendikalaşmak fiili düzenlemelerle engellenmektedir. Sarı sendikalar eliyle hak arama mücadelesinin önüne geçilerek işçi sınıfı ve emekçiler pasifize edilmektedir. Tüm bunlar karşısında hak gasplarına ve düşük ücretlere karşı işi sınıfının yükselttiği fiili-meşru mücadele önümüzde durmaktadır ve yol göstermektedir. Haklarına ve geleceğine sahip çıkarak direnen işçiler hiçbir hakkın verilmeyip alınacağını kendi pratikleriyle bizlere göstermiştir. İşçi ve emekçilerin verdiği bu mücadele topluma öncülük etmekte, eşitlik ve adalet için umut olmaktadır.”
“BUGÜNÜN KAWA’SI DİRENEN HALKLARDIR”
Okunan ortak metnin ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Filiz Kerestecioğlu söz alarak konuşma yaptı.
Newroz’u kutlayarak sözlerine başlayan Kerestecioğlu; “Alanları sadece burada değil Türkiye’nin her yerinde doldurduk. Bu yıl hep beraber ‘kazanma zamanı’ diyoruz. Hep beraber kazanacağız. Dehak’lara karşı kadınlar, işçiler, Kürtler, Aleviler tüm halklar olarak hep beraber birleştik. Bugünün Kawa’sı HDP’dir. Bugünün Kawa’sı direnen halklar, işçiler ve kadınlardır. Nasıl Kawa boyun eğmediyse bugün de aynı şekilde boyun eğmeyen milyonlarız. Etrafında onlarca polis koruması varken gözleri önünde katledilen Deniz Poyraz için buradayız. Newroz’a giderken o güzel keman seslerini düşünen Kemal Kurkut için buradayız. Biz onların sesinin hiçbir zaman susmadığını biliyoruz. Onların sesiyiz, sesleri olmaya devam edeceğiz” dedi.
“BU ÜLKEYE DE BARIŞ GELECEK”
Alanda ateş yakılmasına izin verilmemesini eleştiren Kerestecioğlu şöyle devam etti:
“Biz buna ancak güleriz. Çünkü biz o ateşi çoktan yaktık. Gençlerle, Kürtlerle, Alevilerle tüm halklar, inançlar ve kadınlarla yaktık. Siz burada yaktırsanız ne olur yaktırmasanız ne olur. Biz o ateşi çoktan yaktık kimse söndüremez. Üçüncü yol siyaseti ve kurduğumuz demokrasi ittifaklarıyla halkın umudu olan HDP ile uğraşıyorlar. Bu yüzden kapatma davaları geliyor. Vız gelir davalarınız vız gelir. Kaç parti kapattınız yine dimdik ayaktayız, yine dimdik ayakta olacağız. Newroz halay zamanı, birlikte geleceği kurma kutlama zamanıdır. Bu ülkede barışı hep birlikte kuracağız. Sadece Ukrayna’da barış istemek yetmez bu ülkeye de barış gelecek.”
Kerestecioğlu’nun konuşmasının ardından sanatçı Mehmet Atlı sahneye çıktı. Kutlama Atlı’nın söylediği türkü ve şarkılarla birlikte çekilen halaylarla son buldu.
HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Afgan mülteci kız çocukları ve kadınları fuhuşa zorlayan çeteyi Meclis’te taşıyarak, “Soruşturma başlatılmış ama 6 aydır bir ilerleme yok” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Ankara ve Kırıkkale’de Afgan mülteci kız çocukları ve kadınların şantajla fuhuşa zorlanmasını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’a sordu.
Kerestecioğlu’nun önergesinde, konuya ilişkin şu bilgiler yer aldı:
“Ankara ve Kırıkkale’de bir çetenin Afgan mülteci kız çocukları ve kadınlara cinsel saldırı ve istismarda bulunup videoya çekerek seks işçiliğine zorladığı basına yansımıştır. Kadınlardan biri Kırıkkale Emniyeti’nde şikayetçi olmak istediğinde tercüman olmadığı gerekçesiyle ifadesi alınmamıştır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin devreye girmesiyle sağlanan hukuki ve sosyal destek sonrasında kadın şikayetçi olabilmiştir. Bugüne kadar yaşanan üç olayla ilgili Ankara’da soruşturma başlatılmış olsa da 6 aydır hiçbir ilerleme kaydedilmemiş zanlıların ifadeleri dahi alınmamıştır.”
Bakan Yanık’a yöneltilen sorular ise şöyle:
“Ankara ve Kırıkkale’de mülteci kadınları cinsel saldırı, tehdit ve şantaj yoluyla seks işçiliğine zorlayan çetenin tespiti ve yargılanması konusunda bir girişiminiz olacak mı?
Bu suça maruz kalan başka kadın ve kız çocuklarının olup olmadığının tespiti ve varsa bu kişilere koruma ve destek hizmetleri sunmak üzere bir çalışmanız bulunuyor mu?
Şikayette bulunmak isteyen kadının tercüman bulunmadığı gerekçesiyle ifadesinin alınmaması hakkında Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme başlatıldı mı?
Başvuruyu geri çeviren kolluk görevlileri tespit edilerek haklarında işlem yapıldı mı?
Şiddete maruz kalan bu kişilere Bakanlık birimleri tarafından herhangi bir koruma ve destek hizmeti sağlandı mı?
Afganistan, Irak ve Suriye’den gelenler başta olmak üzere binlerce mültecinin yerleştirildiği Kırıkkale’de ŞÖNİM ya da ASHB İl Müdürlüğünde kaç tercüman istihdam edilmekte ve hangi dillerde hizmet vermektedir?
Ankara’da süregiden soruşturma Bakanlığınızca takip edilmekte midir?
Şiddete maruz kalan kadınlara anadillerinde hizmet sağlamak için Bakanlığınızca Türkiye çapında toplamda kaç kişi istihdam edilmektedir? Tercüme hizmeti sağlamak üzere istihdam edilen personelin hizmet verdikleri dillere ve şehirlere göre dağılımı nedir?
Şiddete maruz kalan mülteci kadın ve kız çocuklarına hizmet sağlarken nasıl bir yol izlenmektedir?
Bakanlık olarak mülteci, sığınmacı, göçmen kadınlar ve kız çocuklarının hak ve özgürlüklerden eşitçe faydalanabilmesi için neler yapmaktasınız?”
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine yönelik sözlerine tepkiler sürüyor. CHP’li Yüceer “Sözleşmenin feshedilmesi için asılsız argümanlar öne sürülüyor” derken, HDP’li Kerestecioğlu ise “Etkin şekilde uygulamak yerine kaldırmak istiyorlar” diye konuştu.
İstanbul Sözleşmesi hükümetin hedefinde. AKP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi üzerine yapılan tartışma tepkilere neden oldu. Toplantıda İstanbul Sözleşmesi kararının 5 Ağustos’ta verileceği belirtildi.
İstanbul Sözleşmesi’nin hedef alınmasına ilişkin çok sayıda hak savunucucu ve kadınlar tepki gösterdi.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanvekili ve CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, “Uzun zamandır Erdoğan’ın kendi ifadesiyle ‘muhafazakâr camiada’ İstanbul Sözleşmesi’nin ailelerin dağılmasına neden olmasına yönelik asılsız ve temelsiz argümanların öne sürüldüğünü görüyorduk. Daha sonra AKP Genel Başkanvekili, arkasından AKP Genel Başkanı tarafından bu söylemlerin ifade edilmesi gerçekten hayrete düşürdü” dedi.
Sözleşmenin aileyi dağıttığına yönelik ifadelerin gerçekdışı olduğuna dikkat çeken Yüceer, “Ailedeki tüm bireyleri koruyan İstanbul sözleşmesi nasıl aileyi dağıtır? Şiddeti önlemenin, eşitlik politikalarının, toplumsal cinsiyet eşitliğinin nesine karşılar?” diye sordu.
“Cinsel yönelimi farklı olan bireyleri de kapsıyor bu da neslimize zarar veriyor, söylemlerinin arkasındaki değişen kadının geleneksel rollerine karşılar. 15 Temmuz darbe girişiminde bir tarikatın dümen suyunda yürütülen bir süreçti, biz bu 15 Temmuz’da ise bir başka tarikatın söylemleriyle İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesini konuşuyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nde yıllarca süren kadın hareketi mücadelesi, katledilen, şiddete uğrayan binlerce kadın; faili yakalansın diye failinin adını kendi kanıyla yazan kadınlar; bu kadınların acıları var. Bu hafife alınacak, ‘girdiysek, çıkarız’ denilecek bir sözleşme değil. İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olmak ayrımcılığı ve şiddetin tarafı olmak, zalimden taraf olmak demek. Zaten etkin uygulanmayan bir sözleşme. Eğer İstanbul sözleşmesi etkin bir şekilde uygulanmış olsaydı o kadınlar bugün aramızdan koparılmamış olacaktı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Kadınlar kazandıkları hiçbir haktan geri adım atmayacak. Kadınlardan korkmalarını anlıyoruz ama buna izin vermeyeceğiz.”
“‘BİZ İMZALADIK’ DİYE ÖVÜNDÜKLERİ SÖZLEŞMEYİ ŞİMDİ TARTIŞMA KONUSU YAPTILAR”
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi ve HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise Meclis’te 1 yıldır çalışan İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu olduğunu hatırlattı. AKP’lilerin de bu komisyonda yer aldığının altını çizen Kerestecioğlu, şunları söyledi:
“Küçük bir grubun spekülasyonlara dayanarak çıkarttığı bu tartışmayı gündeme getirmek anlaşılır gibi değil. ‘Biz imzaladık’ diye övündükleri sözleşmeyi şimdi tartışma konusu haline getirdiler. Bunu aslında toplumu kutuplaştırmak istedikleri yöntemlerden biri olarak düşünüyorum.”
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDEN HEDEF ALINDI?
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla hazırlanan ve kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış ve Türkiye 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olmuştu. 6284 sayılı, ‘kadına karşı şiddetin önlenmesi’ yasası da bu sözleşmeye göre hazırlanmıştı. Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da geçtiğimiz 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yaptığı konuşmada yasayı övmüştü.
AKP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleşmenin tek taraflı feshedilmesi ya da tartışmalı maddelere çekince konulmasının sonuçları üzerinde çalışma yapılması talimatı verdiği öğrenildi. Sözleşmenin LGBTİ+’ların ‘marjinal faaliyetlerine’ alan açacağı iddia edildi. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmanın kadına şiddet vakalarına olumsuz bir etkide bulunmayacağı iddia edildi.
PİRHA- Açlık grevi eylemini ölüm orucuna çeviren tutuklu Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın taleplerinin kabul edilmesini isteyen HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Adalet bakanlığı buna bir cevap versin. Kendi meslektaşlarımız olan avukatları kaybetmeyelim. Adil yargılansınlar” dedi.
Tutuklu bulundukları cezaevlerinde 5 Şubat’ta başladıkları açlık grevi eylemini 5 Nisan’da ölüm orucuna çeviren Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyeleri Av. Ebru Timtik ve Av. Aytaç Ünsal’ın eylemleri devam ederken, aydınlar, sanatçılar ve siyasetçiler de “talepleri kabul edilsin” çağrıları yapıyor.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Meclis’te Adalet Bakanına çağrıda bulunarak, şunları söyledi:
“Bir mahkemede avukatlar yargılanırken, toplam 159 yıl ceza alınır mı? Ortada hiç bir şey yokken, bu insanların başına bu geldi ve hem de salıverildikten sonra mahkeme heyeti değiştirildi. Böyle olunca siz ne düşünürsünüz? Bu ülkede adil yargılanma yok. Onlar başka bir yol bulamadıkları için şu an ölüm orucundalar. Onları kaybetmeyelim istiyoruz. Adalet bakanlığı buna bir cevap versin. Kendi meslektaşlarımız olan avukatları kaybetmeyelim. Adil yargılansınlar.”
PİRHA – HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir, TCDD tarafından son zamanlarda başlatılan ve çalışanların protestoyla karşılık verdiği rotasyon iddialarını Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’na sordu. Kerestecioğlu “Rotasyon adı altında yapılan sürgünün gerekçesi nedir? Çalışanların ve kamunun yararına yapılan bu hukuksuzluğun iptali için girişimde bulunacak mısınız?” diye sordu.
TCDD, gerek personellerine yönelik uygulamaları gerekse de vatandaşlara yönelik aldığı radikal değişiklikler ile gündemde durmaya devam ediyor. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı bir şekilde hizmet vermekle yükümlü olan TCDD’nin birçok tarihi taşınmazı ihalelerle iktidara yakın çevrelere satılıyordu. HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir de, TBMM Başkanlığı’na Ulaştırma Bakanı tarafından yanıtlanması için bir önerge verdi.
“TCDD’DE CİDDİ BİR SİYASİ KADRO ATANMALARI VAR”
HDP Ankara Milletvekili Av. Filiz Kerestecioğlu Demir, AKP iktidarı döneminde TCDD bağlantılı kazaları ve bu kazalarda gerçekleşen ölümleri hatırlatarak TCDD’nin uzman kadro alımlarında liyakat uygulanmadığını belirterek siyasi kadro atamalarının gerçekleştirildiğini, TCDD’nin kurumsal ve hizmet anlamında işlevsizleştirildiğini belirtti.
Kerestecioğlu soru önergesinde, “AKP iktidarı döneminde Pamukova’da 41, Tavşancıl’da 9, Kütahya’da 7, Çorlu’da 24, Ankara-Konya YHT hattında 9 yurttaşımız hayatını kaybetti. Bu kazaların ardından TCDD’nin işlevsizleştirilmesine, siyasi kadro atamalarına ve her düzeydeki uzman kadro kıyımına son verilerek iyileştirilmeler yapılması beklenirken, yanlışta ısrar edilmiş, demiryolculuk tecrübesi olmayan kişiler üst düzey bürokratik görevlere atanmıştır” dedi.
ANKARA GARI, HAYDARPAŞA, SİRKECİ…
TCDD tarafından gerçekleştirilen ihalelerle asırları aşan bir geçmişi olan, tarihi açıdan sembol olabilecek TCDD binaları yandaş gruplara verildi. HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu “Ankara Gar’da 70.000 m2, Haydarpaşa’da 20.500 m2, Sirkeci’de 4.500 m2 alan TCDD tarafından kişi ve kurumlara devredilerek adeta yağmalanmıştır” dedi.
Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Üyesi çalışanların öncelikli olarak TCDD bünyesinde rotasyon denilerek sürekli yer değiştirildiğini belirten Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Sürgün edilen kişilerin ve ailelerinin sağlık durumları, ekonomik ve sosyal koşulları göz önünde bulundurulmamıştır. Yıllar boyunca mesleklerinde uzmanlaşan ve demiryolculuğun korunması ve geliştirilmesi için çaba gösteren çalışanları cezalandırmak için salgın döneminde uygulamaya konan hukuksuz sürgün kararının geri alınması gerekmektedir” dedi.
HDP Ankara Milletvekili Av. Filiz Kerestecioğlu Demir’in Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun yanıtlaması için TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesiyle Bakan’a şu sorularla seslendi;
TCDD’de rotasyon adı altında yapılan sürgünün gerekçesi nedir? Bakanlığınıza bağlı bu köklü kurumun çalışanlarının ve kamunun yararı göz önünde bulundurularak bu hukuksuz sürgün kararının iptali için girişimde bulunacak mısınız?
Gerekçesiz yapılan naklen atama işlemlerinde kamu yararına, hizmet gereklerine ve hukuka uyarlık bulunmadığına ilişkin emsal İdare Mahkemesi kararlarına rağmen kamu personelleri neden halen hukuksuz sürgünlerle karşı karşıya kalmaktadır?
4688 sayılı Kanunda sendika yöneticilerinin işyerlerinin değiştirilemeyeceği açıkça belirtilmesine rağmen, neden üç BTS yönetici ve temsilcisi sürgün edilerek hukuksuz işlem yapılmaktadır?
Daha önceden yapılmış geçici görevlendirmeler salgın nedeniyle ertelenmiş olmasına rağmen neden sürgün kararları çıkarılarak personelin bu koşullar altında yeni işyerlerinde işbaşı yapması istenmektedir?
TCDD Genel Müdürlüğü neden BTS’nin bu konudaki diyalog ve randevu taleplerini reddetmektedir?
TCDD Genel Müdürlüğü neden BTS’nin bu konudaki diyalog ve randevu taleplerini reddetmektedir?
Kanser hastası olan, eşi felçli, kronik hasta veya çocuğu engelli olan çalışanların sürgün edilerek kişilerin ve ailelerinin sağlık durumlarının, ekonomik ve sosyal koşullarının göz önünde bulundurulmamasının yaratacağı mağduriyet ve sonuçlardan sorumlu olduğunuzu düşünüyor musunuz?
PİRHA – HDP önceki dönem Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın ilk romanı Leylan için imza etkinliği düzenlendi. Etkinliğe yurttaşlar yoğun ilgi gösterirken, imza standının önünde uzun kuyruklar oluştu.
Haberin Videosu
Daha önce Seher ve Devran isimli iki öykü kitabına imza atmış olan Hakların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ilk romanı Leylan için imza etkinliği düzenlendi. Mülkiyeliler Birliği Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte HDP Kadın Milletvekilleri Dilan Dirayet Taşdemir, Filiz Kerestecioğlu ve Meral Danış Beştaş okuyucuların kitaplarını imzaladı.
Etkinliğe ilgi yoğun olurken, imza standının önünde yurttaşlar sıraya girdi. Sırada bekleyen yurttaşlar Demirtaş’ın kendi besteleyip yorumladığı “Korkma Bağır Olmadı Hızır’ı çağır” şarkısını seslendirdi.
“DEMİRTAŞ’I REHİN ALMAK ONUN FİKİRLERİNE ENGEL OLAMAZ”
Yurttaşlar ve HDP Milletvekilleri, Leylan’a ilişkin düşüncelerini şöyle aktardı:
“Harun Çakmak: Leylan’ı ilk çıktığında hemen aldım, büyük bir merakla okudum. Merakımın ana nedeni edebi olarak ne ifade ettiği değildi, bir partinin tutsak edilmiş özgürlüğü elinden alınmış bir liderinin içeride de hayatın içinden biri olarak Yazdığı kitap benim açımdan okumak çok anlamlıydı. Okuduktan sonra da gerçekten de güzel bir kitap olduğunu deneyerek görmüş oldum, çok beğendim.
Betül Koca: Bugün burada Demirtaş’ın Leylan kitabının imza günündeyiz. İnanılmaz derecede bir coşku ve bir kalabalık var. Buradan aslında şunu görmüş. Selahattin Demirtaş’ı rehin almak onun fikirlerine, düşüncelerine, zincir vurulamayacağı anlamına geliyor. Selahattin Demirtaş içeride üretmeye ve toplumsal mücadeleyi yükseltmeye devam ediyor. O milyonların sevgisini kazanmış bir lider gerçekten. Bu kitaplara sahip çıkarak, bu kitaplara sahip alarak gerçekten en güzel cevabı vermiş olduk. Bugün Ankara’da çok yağmurlu bir hava olmasına rağmen, burası tıklım, tıklım. Biliyorsunuz kitap çok karalamaya hedef gösterilmeye de başlanmıştı tüm yayın evleri dip notla dayanışma tavrını ortaya koydu O yüzden diyoruz ki bu mücadeleyi tutuklayarak, göz altılarla bastıramayacaksınız. Demirtaş’ın özgürlüğünü aldığında ve aramıza geldiğinde ve sizlere en güzel cevap vermiş olacağız.
Filiz Yibusun: Selahattin Demirtaş’ın üç kitabını da okudum. Selahattin Demirtaş Türkiye için çok önemli bir siyasetçi. Gerçekten eğer içeride olmasaydı inanıyorum ki ülkenin siyasi ortamı için çok büyük katkısı olacaktı. Romanları da ilk romanı Seher’i okudum, sonra Devran çıktı. Devran iyi bir öykü kitabıydı. Fakat Leylan inanılmazdı ve ben şuna inanıyorum. Eğer Selahattin Demirtaş siyasetçi olmasaydı, çok iyi bir edebiyatçı olabilirdi. Kurgusu içinde yazdıkları neredeyse ülkenin tüm sorunlarına değinmişti. Kitabı okurken hep ben acaba Selahattin Demirtaş’ın siyasi kimliği üzerinden mi kitap okuyorum ama zaman zaman bana onun siyasi kimliğini unutturdu. Romanın içinde mesela bazı tasvirler vardı ki o tasvirleri direk hissettim. Sonra bir hastanede yatış kısmı vardı çok ciddi anlamda bir hastanede yatan bir hastaya neler bağlandığını, yapıldığını, hepsini çok iyi araştırmış kitap aslında size Selahattin Demirtaş’ın bir taraftan da araştırdığı romanı yazmadan önce tüm araştırmalarını bize veriyordu. Kitabı çok beğendim, gerçekten çok iyi bir romandı. Bundan daha iyisini de yapacağına eminim. Sonra kitabı okurken İsmail Beşikçi’nin kitap hakkındaki yorumlarını da okudum. İsmail Beşikçi de biliyorsunuz çok iyi yorumlar yapmıştı kitap hakkında, çok beğendim. Onun çok iyi bir edebiyatçı da olacağına inanıyorum. Türkiye’nin ona çok ihtiyacı var. Siyasetçi olarak ama aynı zamanda iyi bir edebiyatçı da olabilir.
“LEYLAN’A İLGİ YOĞUN”
HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu: Bugün yine Selahattin Demirtaş’ın bu sefer ilk romanının imza günündeyiz gerçekten ilgi çok fazla. Ankara’da daha Seher’e, Devran’a olduğu gibi Leylan’a da ilgi büyük. Bunun nedeni tabii ki aslında bu toplumun özgürlük isteği. Cezaevindeki bütün tutsak arkadaşlarımızın özgürlüğünü dilemeleri, onların orada üretken çalışmaları ve buna duyulan saygı. Biz burada sadece temsilen bulunuyoruz. Ama diliyoruz ve çok canı gönülden istiyoruz ki onlar bu sıralarda otursunlar Gülten Kışanak, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş birlikte kitaplarını imzalasınlar diyorum. Herkese de geldikleri için çok teşekkür ediyorum.
“LEYLAN YAKIN TARİHİMİZİN ÖZETİ”
HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir: Bugün sevgili Selahattin Demirtaş’ın kitabının imza günü biz de burada Ankara’dayız. Evet, yoğun bir ilgi var. Daha önce de Devran’da Seher’e de benzer bir ilgi vardı. Çünkü Selahattin Demirtaş sözün en hakiki dilini toplumdan doğru, özgürlüklerden doğru kuran cezaevinde de sözde edebiyatla mücadelesini başka bir evreyse taşıyan bir arkadaşımız yoldaşımız. Dolayısıyla o sesinin ve mücadelesinin dört duvarla da zindanla da engelleyemeyeceğini, özgür düşüncenin kendi dünyasında nasıl insanlarla, toplumda buluşturduğunun en güzel örneklerinden bir tanesi. Evet, Leyla’nın okudum. Leylan yakın tarihimizden aslında uzak değil çok yakın tarihimizin bir özeti. İnsan Leylan’ı okuduğumda karakterlerde kendisini buluyor, toplumda yaşananları, adaletsizliği, eşitsizliği ve özgürlük talebini ve ilk hesaplaşmayı ve ilk yolculuğu görüyor. Bu açıdan Leylan hepimizden biri. Çok uzakta aranan bir karakter değil, bence Türkiye toplumunun bir aynası.
“DEMİRTAŞ İÇERİDEN BÜYÜK BİR UMUT TUTKUSU YAYIYOR”
HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş: Kitabı büyük bir zevkle okudum. Kitaptan herkesin büyük bir keyif alacağına inanıyorum. Sevgili Selahattin Demirtaş dört duvar arasında ama içeriden dışarıya büyük bir özgürlük, barış, umut, tutkusu yayıyor. Aslında bir edebiyatçı olma yolunda hızla ilerliyor. Son kitabı ilk iki kitabının çok çok geride bıraktı. Ben herkesin keyifle okuyacağını inanıyorum. Oldukça hayatın içinden, bize yabancı olmayan ama aynı zamanda derin bilgiler ve perspektif sunan bir kitap. İyi okumalar diliyorum herkese. İlgi oldukça yüksek Demirtaş’a olan sevgi AKP ve Erdoğan bütün ısrarlarına rağmen, baskılarına rağmen azaltamadılar. Zaten içeriden kitap yazması, müzik yapması, şiir yazması sevginin git gide büyümesi asıl çıldırtan mesele. Demirtaşı’da ona olan sevgiyi de onun nezdinde asla karartmazlar.
“LEYLAN BİZİ HEYECANLANDIRDI”
Dipnot Genel Yayın Yönetmeni Emirali Türkmen ise: Bugün Leylan için düzenlemiş olduğumuz imza gününde buradayız. Kitabı yayınlama sürecindeki hikayeler üzerinden hareketle size kısa bir Leylan’nın hikâyesini anlatmak isterim. Cezaevinde Leylan’ı yazan Selahattin Demirtaş daha önce yayın evimizden Seher isimli kitabını yayınlamıştık. Leylan roman doğrusu Leyla’nın hikayesini nasıl kurayım diye düşünürken ilk Selahattin beyden kitap bize geldiğinde, doğrusu biz Seher ve daha önceki Devran benzeri hikayelerle karşılaşacağımızı düşünüyorduk. Ama dosyayı el yazısı ile yazıyor, bize gönderiyor, biz onu bilgisayar ortamına taşıyoruz. Doğal olarak yazdıklarını okumaya başlayınca heyecanımız iki kat artmıştı. Artmasının da nedeni Selahattin Bey artık Türkiye’de Türk edebiyatı açısından yeni bir imzaydı, çok büyük bir imzaydı. Editörlük yapan editörler dosya önüne geldiği vakit bazı dosyalar karşısında heyecanlanırlar. Leylan bizi heyecanlandıran, dosyalardan bir tanesiydi. Bugün salondaki ilgiye baktığımız vakitte bu heyecan yalnızca bizim de değil Selahattin Demirtaş’ın yalnızca fikirlerini değil, edebiyatını da seven bir okurun olduğunu fark ettik bu yanıyla da çok mutlu durumdayız. Çünkü salonda Leylan okumuş birçok arkadaş Leylan’da anlatılanlar üzerinde biz de sohbet edince bu bizi heyecanlandırıyor. Türkiye yeni bir edebiyatçı kazanmış oldu. Ama tabii biliyoruz ki Türkiye’nin hapishaneleri aynı zamanda tarihi itibari ile edebiyatçılar yetiştiren bir tarihe sahip. Unutmayalım Nazım Hikmetler, Sebahattin Aliler, Musa Anterler, Aziz Nesinler bu cezaevlerinden çıkmış ünlü yazarlardır. Galiba 21. yüzyılda cezaevinde büyük bir yazar daha çıktı buda Selahattin Demirtaş. Aynı zamanda Seher dünyanın 16 diline farklı dilinde yayınlandığını düşününce evet, artık Selahattin Demirtaş büyük bir edebiyatçı.
PİRHA –Dipnot’dan çıkan Selahattin Demirtaş’ın ‘Leylan’ romanı 21 Şubat’ta Ankara Mülkiyeliler Birliği Kültür Merkezi’nde imzalanacak. Yapılacak dayanışma imzasına HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve Ağrı Milletvekili Diren Dirayet Taştekin katılarak kitabı imzalayacak.
4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne’de tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde kaleme aldığı ‘Leylan’ isimli romanı 22 Ocak’ta okurlarıyla buluşmuştu. Daha önce ‘Seher’ ve ‘Devran’ adlı iki öykü kitabı yayımlanan Demirtaş, okurun karşısına bu kez ‘Leylan’ romanıyla çıktı. Demirtaş’ın 300 sayfadan oluşan romanı Leylan’ı Başak Demirtaş ve çocuklarına ithaf etti.
Dipnot’dan çıkan Demirtaş’ın ‘Leylan’ romanı 21 Şubat’ta 17.00-20.00 saatleri arasında Ankara Mülkiyeliler Birliği Kültür Merkezi’nde imzalanacak. Yapılacak dayanışma imzasına HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve Ağrı Milletvekili Diren Dirayet Taştekin katılarak kitabı imzalayacak. PİRHA/ANKARA
PİRHA – Ankara’daki bir plazanın 20’nci katından şüpheli şekilde düşerek yaşamını yitiren Şule Çet’in davasında 2’nci duruşma görüldü. Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilerek dava 10 Temmuz’a ertelendi.
Çankaya’da bir plazanın 22. katından şüpheli şekilde düşerek 29 Mayıs 2018’de yaşamını yitiren üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Şule Çet davasında 2. duruşma görüldü.
Katil zanlıları Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın yargılandığı dava Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesinde görçekleşti.
Dava öncesi sanık Çağatay Aksu’nun avukatı tarafından verilen dilekçede, “Şule Çet’in psikolojisinin babası para göndermedi diye bozulmuş olabileceği” iddia edilerek banka hesaplarının incelenmesi talep edilmişti.
Yoğun katılımın olduğu duruşmada, dava sanıklarının tutukluluk halinin devamına karar verilerek bir sonraki celse 10 Temmuz’da ertelendi. Duruşma çıkışında ‘Şule için adalet, herkes için adalet’ sloganları atıldı.
Şule Çet davasında Aksu ve Akand’ın 39 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.
“GERİCİ DÜZENİ SORGULAMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Kadın örgütlerinden davaya ilgi bir hayli yüksek oldu. Sabah erken saatlerde adliye önünde bir araya gelen Kadın Meclisleri üyeleri, “Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı. “Şule Çet cinayetinin peşinde olacağız” diyen kadınlar adına metni okuyan Rüya İnanır şunları söyledi:
“Burada adaleti haykırmak için bulunuyoruz. Cinayetin arkasındaki şiddeti, sömürüyü, eşitsizliği gözler önüne sermek için ve katillerin gerekli cezaları almasının takipçisi olacağımızı her defasında hatırlatmak için davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Şule Çet’in zanlısı patronları tutuklamak yerine onları defalarca salan, Şule Çetin üniversite okuyabilmek için çalışmak zorunda olmasını değil, babasını Şule Çet’e para gönderip göndermediğini sorgulayan hukuk sisteminin adaletini bu defa biz sorgulamak için buradayız. Kadın, çocuk, genç ve tüm insanların geleceğini garanti altına almak yerine onları geleceksiz bırakan kapitalizmi sorgulamak için buradayız. Kadınların geceleri evde olmamasını, alkol almasını, taciz ve tecavüzle meşrulaştıran nedenler olarak önümüze getiren bu gerici düzeni sorgulamak için buradayız. Şule Çet’in katilleri cezalandırılana kadar burada olmaya devam edeceğiz ama bununla da yetinmeyip kadınların ne eve hapsedilmeyeceği ne şiddetin ne de eşitsizliğin bile sözkonusu olmadığı bir ülke kuracağız. Bizim ülkemizde gençler okuyabilmek için çalışmak zorunda olmayacak. Okullarımızda iktidarın, rektörün şiddeti değil yaratıcılık olacak. Biz bu umudu her geçen gün daha da büyütüyoruz. Bize iyi, güzel herhangi bir şey vaat edemeyecek bu düzen yıkılacak, hayallerimiz özgür kalacak. Şule Çet’ler, Rabia Nazlar yaşayacak.”
Şule Çet davasına HDP milletvekillerinden de destek geldi. Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu yaptığı konuşmada “Kadın isimleri saymaktan yorulduk ama mücadele etmekten yorulmadık” diyerek şöyle devam etti.
“Bugün mecliste Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu toplantısı olacak. Burada dile getirilenleri orada da aynı şekilde tekrarlayacağım. Artık mecliste daha aktif çalışılması gerekiyor. Artık seçimlerle ya da ülkenin gerçek gündemi olmayan konularla değil, kadın cinayetleri, çocuk istismarıyla uğraşılması gerekiyor. Biz, genç kadınları bu yaşlarda kaybetmek istemiyoruz. Onları yaşatmak ve gerçekten geleceklerini kurmalarını istiyoruz. Bunun için kadın dayanışması yaşatır diyorum.”
PİRHA- İstanbul Küçükçekmece’de 5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz eden fail ya da faillerin bulunması için Kanarya Mahallesi sakinlerinin eylemleri devam ediyor.
Kadın örgütlerinin çağrısıyla saat 13:00’te Kanarya Polis Karakolu önünde bir araya gelen mahalleli, çocuk istismarlarının son bulması için basın açıklaması ve yürüyüş gerçekleştirdi.
Basın açıklamasına katılan HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, sosyal medyada bazı bilgi kirliliklerinin olduğunu belirtip çocuğun yoğun bakımda olmadığını, hastaneden taburcu edildiğini söyledi.
“MECLİSTE ÇOCUK HAKLARI DAİMİ KOMİSYONU KURULMALI”
Cezaların artırılması gerektiğini söyleyen bir mahalleliye Kerestecioğlu “Cezalarda artırım olması hiçbir suçu önlemez.” dedi. “Yapılan suçun önlenmesidir asıl önemli olan. Önlemek için tedbir almak, bunu çocuklara yaşatmamak gerekir. Bu suçun faili gereken cezayı alacak, evet. Ama tek başına cezaların artırılmasıyla çözülmez. İki gün önce de bununla ilgili kanun teklifi verdik. Mecliste çocuk hakları daimi komisyonunun derhal kurulması gerekiyor. Bu olayın gerçekten son olabilmesi için, çocuk hakları takibinin doğru dürüst yapılabilmesi için bu komisyonun kurulma
“YAN YANA SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Kerestecioğlu kadınlara da çağrı yaptı:
“Çocuk istismarı sadece sokakta değil evlerde de oluyor. Komşu evde oluyorsa, o sesi duymalı ve duyurmalıyız. Özellikle kadınları bu konuda daha fazla duyarlı olmaya, olanların üstünü kapatmamaya, çocukların seslerini duymak için kulaklarını açmaya çağırıyorum.”
Küçükçekmeceli kadınlar adına yapılan konuşmada ise, mahallede Suriyelilerin suçlanmasıyla ilgili ifadelere de yer verildi.
“Biz Küçükçekmece kadınları HDP bileşenleri, kadın örgütleri, hukuk komisyonları olarak bu sürecin takipçisiyiz. Ne çocuğu ne de anneyi asla yalnız bırakmayacağız. Bu söylemlerin yayılması toplum içindeki ayrışmanın büyümesine neden olacaktır. Biz buna izin vermeyeceğiz. Yan yana olacağız. Kadın iradesi ile hem çocuğun hem de annenin yaralarını sarmaya, derman olmaya çalışacağız.”
ÇOCUK İSTİSMARINDA EVLİLİK YASASINA HAYIR
“Hukuksal boyutuyla da elbette yasaların dayatmalarını kabul etmiyoruz. ‘İstismarcılarla evlendirme’nin karşısında alanlarda yan yana daha güçlü bir şekilde haykıracağız ve diyeceğiz ki çocuk istismarında evlilik yasasına hayır! Bundan sonraki yan yana gelişlerimiz daha örgütlü ve güçlü olmalıdır. Biz 2 gündür aileyle birebir görüşüyoruz. Yoğun bakımda değil. Anneyle ilgili yapılan söylemler doğru değil. Babanın kendisiyle bugün öğlen birebir görüştük. Gayet sağlıklılar. Evet ruhen yaralılar, hepimiz yaralandık ama ruhumuzdaki yarayı yan yana gelişimizle iyileştireceğimize inanıyoruz.”
PİRHA – HDP’li milletvekiller Filiz Kerestecioğlu ve Ahmet Şık, Selehattin Demirtaş’ın ikinci kitabı Devran’ı imzaladı. Yüzlerce kişinin akın ettiği imza töreninde konuşan Ahmet Şık, “Demirtaş’a oy vermekten imtina eden bir kitle var ama en azından kitabını imzalatıyorlar” dedi.
4 Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’ın ikinci kitabı ‘Devran’ okuyucu ile buluştu.
HDP’li Milletvekiller Ahmet Şık ve Filiz Kerestecioğlu, Demirtaş adına kitap imzaladı. Ankara’da, Vengo kafede düzenlenen imza programına yüzlerce yurttaş ilgi gösterdi.
Milletvekili Ahmet Şık, “Elbette ki Selahattin Demirtaş’ın ürettikleri çok kıymetli” diyerek şunları söyledi:
“Edebiyat dışı bir insanın edebi üretim yapması ve yaptığında da gayet başarılı olması bu kalabalığı anlatıyor. Ama onun dışında şu da var; Selahattin Demirtaş’ın kamusal etkisi ve kamuoyundaki sevgisi çok ilintilidir. Her zaman şunu iddia ediyorum; Demirtaş’ın aldığı oy ile kamusal karşılığı arasında bir uçurum var. Daha fazla oy potansiyeli barındıran ama bildiğimiz birtakım siyasal neden, angajman ve ideolojik bağnazlık sebebiyle Selahattin Demirtaş’a oy vermekten imtina eden bir kitle var. Ama en azından kitabını imzalatıyorlar. Ben inanıyorum ki bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Demirtaş’a oy verecekler. Selahattin çıkacak ve başkan olacak.”
“ARTIK BÜTÜN KUŞLAR ÖZGÜR KALMALI”
HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da Demirtaş’ın kitabını imzalayan bir diğer isimdi. Devran’ı ilk kitap olan Seher’den daha etkileyici bulduğunu söyleyen Kerestecioğlu şöyle devam etti:
“Aslında bir siyasetçinin sanat ve edebiyat alanında bu kadar üretken olması çok mutluluk ve umut sağlıyor. Çizdiği resimler arasında tek bir kuş var onu da çok sevdim. Hatta ‘artık bütün kuşlar özgür kalmalı’ diye de sosyal medyada paylaştım. Bu kalabalık, Demirtaş’ın ne kadar çok sevildiğini gösteriyor. Biz burada onu temsilen bulunuyoruz. Keşke kendisi burada olsaydı ve bu imzaları keşke kendi atsaydı. Ama o günler de gelecek. Türkiye insanları bir şeylerin değişebileceğini son yerel seçimlerde ufak da olsa gördü. Kürt halkı zaten bu mücadelenin hep en önünde ve en dirençli olan halkıdır. Sonuç olarak sevgili Selahattin’in dışarı çıkacağına tüm kalbimle inanıyorum.”
PİRHA –Newroz için Ankara’da bir araya gelen yüzlerce yurttaş, halaylar çekerek cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerine kulak verilmesini talep etti.
Ankara kolej meydanında bir araya gelen yurttaşlar Newrozu coşkuyla karşıladı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı kutlamalarda polisler, parti bayrakları haricinde hiçbir afiş ve dövizin alana alınmasına izin vermedi.
Açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in fotoğrafının asıldığı sahnede ilk olarak Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Dev Maden sen Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, Newroz ortak metnini okudu.
“Newroz, bir diriliştir. Newroz, canlanan hayat, bereket ve baharın geliş müjdesidir. Barışın, onurun, ekmeğin halayıdır” diyen Görgün, Ortadoğuda süren savaşlar nedeniyle Newroz bayramının mutluluk içerisinde geçmediğini belirterek şunları söyledi:
“AÇLIK GREVLERİ ENDİŞE VERİCİ NOKTAYA GELDİ”
“Ne var ki, bu gün bayramımız pek mutlu değil. Baharımız da günlük güneşlik değil. Bugün eğer dünyanın sayısız coğrafyasında, özellikle insanlığın beşiği olan Ortadoğu’da halkları birbirine kırdıran cihatçı çeteler tarafından kadın ve çocuklara özellikle Alevi ve Ezidi kadınlara uygulanan vahşet varken, İşçiler, emekçiler, halklar yokluk ve açlık içinde kıvranıyorken bayramlarımız nasıl mutlu olabilir.
Dillerin, inançların, renklerin özgür olmadığı; düşünce ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı, hapishanelerin gazeteciler, siyasetçiler, avukatlar ve akademisyenlerle dolu olduğu, işçilerin grevlerinin yasaklandığı, neredeyse saat başı sayısız işçinin ‘iş kazası’ adı altında katledildiği, KHK’lar ile yüz binlerce kamu emekçisinin işten atıldığı bir ülkede baharımız nasıl günlük güneşlik olur.
Bugün, milliyetçiliği körükleyerek ciddi bir toplumsal kutuplaşma ve nefret çarkı yaratılmaya çalışılmaktadır. Rant ve baskı rejimini ayakta tutmak için ülkenin kaynakları açık ve örtülü ödeneklerle heba edilmektedir.
Yaratılan çatışmacı, ırkçı, talan ve soygun sistemi ile ayakta kalma şansı bulunmayan bu çılgın politikanın çıkmaz bir yol olduğu ortadadır. Üstüne üstlük, patates, soğan, patlıcan fiyatlarının mermi fiyatlarıyla karşılaştırılması, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir üslubun seçimlerin tek propaganda dili haline gelmesi geleceğimizi de karartmaktadır.
Bundandır ki; Halkların özgürlüğüne, eşitliğine ve dayanışmasına katkı sunacak, baskıcı politikalara karşı, geleceğimizi birlikte inşa etmek, kentlerimizi de, kendimizi de birlikte yönetmek için, daha çok yerel demokrasi, daha çok renk, daha çok doğa, daha çok emek diyoruz.
Cezaevlerinde bütün siyasi tutsakların insani ve tümüyle hukuksal taleplerini dile getiren açlık grevleri sürmektedir. İçeride ve dışarıda toplumun büyük bir kesimine ağırlaştırılmış bir tecrit uygulanmaktadır. Bu tecritle birlikte emek ve meslek örgütlerinin demokratik taleplerine sokağın yasaklandığı, demokratik hak ve hukukun kendisini ifade edemediği ortadadır.
İnsani açıdan da endişe verici bir noktaya varan bu durumun daha fazla can kaybı olmadan bir sonuca varılması beklentimizdir, dileğimizdir.
İçinde bulunduğumuz durumdan çıkışın yolu öncelikle başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunlar barışçıl ve demokratik bir biçimde ele alınmalı; çatışmacı ve kutuplaştırıcı dil derhal terk edilmelidir.
Umarız ki bayramlar barışa, hoşgörüye, yaşanabilir bir dünyaya, huzura vesile olsun”
Ortak metnin okunması ardından HDP Belediye Meclis Üyeleri ile Çankaya ilçe belediye başkan adayı Filiz Kerestecioğlu sahneye çıkarak halkı selamladı.
Kerestecioğlu, iki yıl önce Diyarbakır Newrozunda bir polis görevlisi tarafınca öldürülen Kemal Korkut’un fotoğrafının alana alınmamasına tepki göstererek “Kemanından başka bir silahı olmayan Kemal’i öldürdükleri için rahatsız mı oluyorlar?” dedi.
“BARIŞ ANITINI DİKMEYE GELİYORUZ”
Kerestecioğlu, “Halkları birbirine düşürenler her zaman karşılarında Kawa gibi mücadeleci insanlar bulmuşlardır” diyerek şöyle devam etti:
“Emekçi, köylü olan Demirci Kawa, nasıl ki zalim Dehak’a karşı direndiyse siz de bugün bu meydanda Dehak’ın karşısına dikildiniz. Leyla Gücen 138 gündür açlık grevinde. Barışçıl bir talepte bulundu sadece. Düşmanlık ikliminin kalkması için tecridin kalkması ve diyaloğun gerekli olduğunu söyledi. Gençler hayatını kaybetmesin istiyoruz. Tecride son verip bu çığlığa kulak verin diyoruz. Sadece TC kanunlarını uygulayın diyoruz. Bizler yaşayarak bunun mücadelesini yürüteceğiz. Ve diyoruz ki Ankara garında kaybettiğimiz yoldaşlarımızın anısına barış anıtını dikmek için geliyoruz. İnsanlar özgürce yaslarını tutabilsinler. Hatta insanlar artık yas tutmasınlar, yüzleri gülsün, umutlarını yaşasın istiyoruz.”
“KÜRT MARŞI ÇALAMAZSINIZ”
Konuşmalar ardından yurttaşlar, sahne alan Koma Gulen Xerzan’ın ezgileri ile halaylar çekti. Grup üyelerinin Hernepeş adlı marşı okuduğu esnada emniyet güçleri “Kürt marşı çalamazsınız” diyerek ses sistemini kapattı.
İlkay Akkaya ve Yasemin Göksu’nun da sahne aldığı Ankara Newrozu hep birlikte okunan ezgiler ve çekilen halaylar ardından sona erdi.
PİRHA- Milletvekilliğinden belediye başkanlığı adaylığına geçiş kararı alan HDP’li Filiz Kerestecioğlu, “Öncelikli amacımız yerel demokrasiyi güçlendirmek.” dedi. Seçimlerde kadın adayların sayısına da vurgu yapan Kerestecioğlu “Kadınlarla yarışabilmeyi erkeklerle yarışmaktan daha fazla tercih ederim.” ifadelerini kullandı.
‘Başkentin kalbi’ olarak adlandırılan Çankaya, 31 Mart yerel seçimlerinde çekişmenin en fazla olacağı adreslerden birisi. CHP adına mevcut belediye başkanı Alper Taşdelen aday gösterilirken AKP ise Sanatçı Amber Türkmen’i öne sürdü. Aday ismini en geç hazırlayan HDP ise Ankara Milletvekili olan Filiz Kerestecioğlu ile yarışa dahil oldu.
“AMACIMIZ YEREL DEMOKRASİYİ GÜÇLÜ KILMAK”
Seçimlerde büyükşehir belediyesi için aday çıkartmayacağını açıklayan HDP’nin Çankaya kararı sürpriz olarak yorumlandı. Aynı zamanda hukukçu olan Kerestecioğlu, Ankara’nın kimliğini iyi bildiğini ifade ederek “Kent demokrasisini kurmak istiyoruz. Partimizin temel hedefi olan yerel demokrasiyi güçlendirmektir. Ankaralı seçmenimize sözümüzü söyleyip hep birlikte yerel demokrasi adımını güçlendirmek için çalışmak istedik” dedi.
Çankaya için “Yaptıkları hiç önemli değil. Kim olursa olsun, hep aynı partiden olsun’ anlayışının hakim olduğunu ifade eden Kerestecioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsanlara hakikaten hizmet edecek, kişilere ihtiyaç. Bu bir tür mevki, makam meselesi değil. Ankara milletvekiliyim, Ankara’da okudum, Ankara’da büyüdüm. Ankara Atatürk Lisesi ve Hukuk Fakültesi mezunuyum. Bu şehrin sorunlarını da biliyorum. Gençliğimdeki Ankara’yı hatırlayınca içim açıyor. Örneğin; Saraçoğlu Mahallesi’nde yapılmak istenenler, Kızılay’ın geldiği hal, Kuğulu Parkın nasıl böyle giderek yıllar içerisinde daraltıldığı, bütün yeşil alanların azaldığına şahit olmamın etkisi var. Ama HDP’nin siyasetini, kent demokrasi anlayışını özellikle Ankara’da hayata geçirip sözümüzü duyurabilmek istiyoruz. Bir ülkenin genelinde demokrasi olmazsa eğer yerelinde demokrasinin de olması ve güçlenmesi gerçekten güç. Birazda bu sesi duyurabilmek ve yerelden de aslında bu teşviki yapabilmek için de adayım.”
“BELEDİYELERDE ÇOK RENKLİ VE SESLİLİK OLUŞTURULMALI”
Filiz Kerestecioğlu, belediye başkanı seçilmesi durumunda öncelikli yapılacaklara da şöyle değindi:
“Ankara’nın sorunları çok belli. Geçtiğimiz Mayıs ayında suların sellerin bastığı bir başkent gördük. Burası yaya ve insana odaklı olmayan bir şehir. Bisiklet yollarının mümkün olduğu ve aynı zamanda insan odaklı yolların olabileceğini düşünüyorum. Bugün kalkmış tanzim satıştan bahsediyorlar. Aslında bu solun anlayışı. Eskiden insanlara daha adaletli ve ucuza paylaştırmak için kurulmuş olan bu anlayışı şehirde gerçekleştirmenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Ayrıca kent bostanları da bu şehirde yapılabilecek projeler arasında. Çünkü öğrendiğimde beni çok etkileyen konulardan birisi de Ankara’nın 20 tarım ürünü ile kendini ve başka şehirleri de besleyebilecek gücü olmasıydı. İster Çankaya’da olsun ister Ankara’nın başka ilçelerinde tüm inşalar bina ve otomobil odaklı yapılıyor. İşte bunları değiştirmek mümkün. Belediye meclislerinde oluşacak çok renklilik ve seslilik ile bu değişimler olabilecek. Çünkü belediye meclisi demek, denetim demektir. Denetimsizlik olduğu zaman hangi partinin belediye başkanı olursa olsun süreç ranta doğru ilerler. Bunu denetleyecek olan da halktır. Bu nedenle öncelikle halkımızdan belediye meclislerinde HDP’ye oy vermelerini talep ediyorum.”
“KADINLARLA YARIŞABİLMEYİ DAHA FAZLA TERCİH EDERİM”
Seçimlerde iddialı olduklarına da vurgu yapan Kerestecioğlu, “iddiamız demokrasi ve özgürlük iddiasıdır” diyerek yerel seçimlerde yarışacak olan kadın adaylar konusunda ise şunları belirtti:
“Kadın adayların olması güzel. Kadının bu kadar görünmez olduğu başka bir seçim herhalde yoktur. HDP dışında kadın adaylara yer veren parti sayısı gerçekten çok az. Ankara’da birazda kadının sözünü güçlendirmek için yola koyulduk. Feminist gelenekten, kadın hareketinden gelen, mor çatı ve baroda kadın hakları merkezi kurucularından bir kadın olarak kadının var olmasını, kadınlarla yarışabilmeyi erkeklerle yarışmaktan daha fazla tercih ederim. Belediye meclislerinde de aynı şekilde kadın sayısının çok daha fazla olmasını özellikle muhtarlarımızın kadınlardan olmasını çok isterim.”
PİRHA – Tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 12-13-14 Aralık tarihlerinde Sincan’da görülecek duruşması öncesi HDP Ankara İl Örgütü ve HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun katılımıyla duruşmaya katılım için ortak açıklama yapıldı.
HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olarak yargılandığı davanın duruşması 12, 13 ve 14 Aralık tarihlerinde saat 10:00’da Sincan Cezaevi Kampüsü duruşma salonunda görülecek. Dava öncesi HDP Ankara İl Örgütü, HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Şair Ahmet Telli, KHK ile görevinden ihraç edilen Veli Saçılık ve Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Dinçer Demirkent’in katılımıyla Tüm Bel-Sen’in konferans salonunda açıklama yapıldı.
“DEMİRTAŞ SERBEST BIRAKILMALI”
Açıklamada ilk olarak HDP Ankara İl Eş Başkanı Hüseyin Gevher konuştu. Gevher, Demirtaş’ın AİHM kararına rağmen Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliyesinin reddedildiğini belirterek, Selahattin Demirtaş “12 Aralıktaki duruşmaya geliyorum söyleyeceklerim var” sözlerini hatırlattı.
Gevher, Demirtaş’ın siyasi rehine olarak tutulmasını kabul etmediğinin altını çizerek, AİHM’in Demirtaş’ın siyasi nedenlerle tutuklandığına, ifade, seçme ve seçilme özgürlüğünün ihlal edildiğini ve serbest bırakılması gerektiği kararını hatırlattı.
Hüseyin Gevher, HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’inde serbest bırakılması gerekirken hala tutuklu olduğunu belirtti. Gevher, Güven’in kendisine yapılan haksızlığa ve İmralı tecridinin kaldırılması için “tecrit kalkmalıdır” talebi ile süresiz dönüşümsüz açlık grevini sürdürmekte olduğunu belirtti.
“HERKESİ DEMİRTAŞ’IN YANINDA OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Gevher, mücadele vurgusu yaparak Demirtaş’ın 12-13-14 Aralık’da Sincan Cezaevi’nde görülecek duruşmasına katılım çağrısı yaptı.
“Sonuç olarak yukarıda saydığımız bir çok gerekçelerden dolayı haklı olarak Selahattin Demirtaş’ın 12-13-14 Aralık 2018 tarihinde Sincan Cezaevi yerleşkesinde görülecek mahkemesinde yalnız bırakmamak ve onun şahsında bu ülkede adaletsizliğin, hukuksuzluğun önünde durabilmek ve sesimizi haykırmak için siz değerli aydınları, gazetecileri, sendikacıları, toplumun vicdanı olan tüm dostlarımızı mahkemeye dayanışmaya çağırıyoruz. Sizlerin Sayın Demirtaş’ın yanında olmanız kendisine güç verecektir.”
“Gerçekten geleceğimizi ele geçiremeyecekler” diyen HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da “Bunu bütün arkadaşlarımızın gözlerinden bütün gençlerimizin bütün kadınlarımızın gözlerindeki ışıktan görebiliyoruz” dedi.
“ANAYASAYA UYULMAMASI GAYRİ NİZAMİ HUKUKUN BİR PARÇASIDIR”
Daha sonra KHK ile ihraç edilen Veli Saçılık konuştu. Saçlık da Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve tüm vekillerin, bütün belediye başkanlarının esaretinin aslında 90’lı yıllardan beri işletilen kirli savaşın devamı olduğunu belirtti.
Saçılık, Selahattin Demirtaş ile birlikte olduklarını belirterek şunları söyledi:
“Geçmiş günlerde Lice ve diğer katliamların aklandığını gördük. Mahkemelerde eskiden şöyle bir terim vardı: Gayri nizami harp. Şimdi biz buna gayri nizami hukuk mahkemesini de ekleyebiliriz. Selahattin Demirtaş ve bütün arkadaşlarımızın tahliye edilmemeleri, uluslararası hukuka ve anayasaya, kanuna uyulmaması gayri nizami hukukun bir parçasıdır. Demirtaş ve bütün arkadaşlarımız oradan çıkacaklar ve bugün bunu yapanlar gelecekte bunun hesabını vereceklerdir. Selahattin Demirtaş ile birlikteyiz.”
“SELAHATTİN DEMİRTAŞ DA REHİN TUTULMAKTADIR”
Demirtaş’ın tutuklu bulunmasına ilişkin konuşan Mülkiyeliler Birliği Başkanı Dinçer Demirkent ise milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı olduğunu hatırlatarak şunları kaydetti:
“Kürsüde, mitinglerde söylediği şeylerden dolayı yargılanamaz. Asıl önemli olan milletvekili dokunulmazlığının nasıl kaldırıldığıdır. Türkiye’de bir parlamento olacaksa bütün parlamanterlerin, bütün istediklerini bağımsız ve özgürce söylemesi gerekir. Türkiye’de bir yargı olacaksa bütün yargıçların vicdana göre karar verebilmesi gerekir. Bugün Türkiye’de düşman hukuku olduğu için istenilen milletvekili rehin tutulabilmektedir. Türkiye’de bir değişim, gelecek umudu olabilecek Selahattin Demirtaş da rehin tutulmaktadır.”
Şair Ahmet Telli de bir hafta önce Van’a gittiğini ve orada bulunan gençlerle muhabbet ettiğini söyledi. Telli, “Van’daki gençlerle buluşup sohbet ederken onların konuşmalarından müthiş bir siyasi görgü hissettim. Politik söylemleri hep insana ve geleceğe dairdi. Daha o günlerde işi bitiririz sözleri kulaklarımda çınlarken Selahattin Demirtaş ve Van’daki gençler gelecekten bugünü konuşuyorlar. Geleceği elbette onlar belirleyecektir” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Hükümetin politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuşan HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “OHAL kaldırılsa bile bunu aslında kalıcılaştırdıkları düzenlemeleri hayata geçirdiler” dedi.
HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, hükümetin politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi.
Uygulanan politikaları eleştiren Kerestecioğlu, “Daha öncesinden iktidarın yürüttüğü emek düşmanı politikaların devam edeceğinin göstergesi. O zaman nasıl işverenlere ‘OHAL’i sizin için getirdik aslında bundan memnun değil misiniz?’ iye sordularsa, aslında bugün bunun devam edeceğinin göstergesidir” dedi.
“MEŞRU OLMAYAN DÜZENİ YASAL BİR HALDE SÜRDÜRMEK İSTİYORLAR”
“Zaten Maliyeyi, Hazineyi damada bağlamak aslında hazinenin sadece kendi ellerinde olmasını istemek anlamına geliyor. İçişleri Bakanlığının aynı yoluna devam etmesi, savaş politikalarının devam edeceğinin göstergesi. Askeri vesayeti kaldırdık diye gelen bir iktidarın şimdi askeri bizzat hükümetin içerisine bakan olarak alması, yine aynı politikaların devam edeceğinin bir göstergesi” diye konuşan Kerestecioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla burada yapılacak şey, yine eskiden olduğu gibi mücadeleye devam etmek. Yereli güçlendirmek, önümüzdeki dönemlerde yapılacak olası yerel seçimlere hazırlanmak, insanların aslında hak arama mücadelesini gerçekten güçlendirmek gerekiyor. Çünkü bir kurtarıcı yok, bunu anlamamız gerekiyor. Ve kurtarıcı olan bizleriz. Bizlerin mücadelesidir. Bunları görmemiz gerekiyor. Şu anda OHAL kaldırılsa bile bunu aslında kalıcılaştırdıkları düzenlemeleri hayata geçirdiler. Bugün Devlet tiyatrolarının dahi Cumhurbaşkanlığına bağlanması ve başka şeyler içinde akıbetlerin bekliyor olması bunun göstergesi. Tekçiliğin tekçi bir rejimin otoriter bir rejimin daha kalıcılaştırılması için çabalar bunlar. Bunu, meşru olmayan bu düzeni yasal bir halde sürdürmek istiyorlar. Buna karşı tek yol da mücadeledir diye düşünüyorum.”