Etiket: filiz kerestecioğlu

  • ‘Barışı da baharın gelişini de engelleyemeyecekler’-VİDEO

    ‘Barışı da baharın gelişini de engelleyemeyecekler’-VİDEO

    PİRHA-Newroz kutlamalarında yapılan konuşmalarda referandumun yeni bir başlangıç olacağı vurgulanarak, “Biz bu tekçi Anayasaya karşı demokratik bir anayasa yapmak için tüm halklarımızı çağırıyoruz” denildi. 

    Binlerin katılımı ile Diyarbakır başta olmak üzere İstanbul, İzmir, Dersim ve Adıyaman gibi pek çok yerde “Mutlaka kazanacağız” sloganıyla Newroz çoşkuyla kutlandı. Newroz’da yapılan konuşmalar, sloganlar ve afişlerde sandıktan çıkmasını istedikleri ‘Hayır’ vardı.

    İstanbul Kartal Meydanı’nda gerçekleşen Newroz’da binler Kürtçe ve Türkçe ‘Hayır’ flamaları ile alana akın ederken, “Baskı ve zulme ‘Hayır’ demekten vazgeçmeyeceklerini” vurguladılar.

    “16 NİSAN YENİ BİR BAŞLANGIÇ OLACAK”

    Burada bir konuşma yapan HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, “Bu anayasada Kürt halkı var mı, Taybet Ana var mı? Yakılan yıkılan Cizre’ye getirdikleri bir şey var mı? Kadınlar var mı?” dedi.

    Kerestecioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Newroz her yerde direniştir. Bizler de o uyanışın adım adım başladığını, baharı engelleyemeyeceklerini biliyoruz. 8 Mart’ta bunu gördük. Tüm dünya kadınları alanlardaydı. Bugün ise Türkiye’nin tüm kentlerinde ayakta halklar. Ahmed Arif’in büstünü yıkabilirler ama şiirlerini hafızamızdan silemezler. Rehin alınan bütün arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Onlar barışı engellemek isteseler de başaramayacaklar 16 Nisan’da ‘Hayır’larla gidecekler. 16 Nisan yeni bir başlangıç olacak.”

    ‘DEHAK’A KARŞI DEMİR DÖVMEYE’

    Kutlamada konuşan HDP MYK üyesi ve HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sezai Temelli ise tüm dayatmalara karşı alanlarda olduklarını vurguladı. Temelli, “Biz demokratik vatan, ortak vatan dedikçe onlar kapalı kapılar ardından ölümlerin hesabını yaptılar. Kürt halkının sandığa gitmeyeceğini söylüyorlar. Sayın Demirtaş burada olsaydı ‘Hey şapşikler biz sandığa da gideceğiz, hayır da diyeceğiz’ derdi. Halkımızı, Kürt halkını şiddete mahkum edenlere karşı hep ‘Hayır’ diyeceğiz. Biz bu tekçi anayasaya karşı demokratik bir anayasa yapmak için tüm halklarımızı çağırıyoruz. Bu yeni yaşam umuduyla yine alanlardayız. Halkların yenilmediği bir kez daha bugün meydanlarda görüldü. Sizleri Dehak’a karşı demir dövmeye çağırıyorum” diye konuştu.

    “HAYIR KAZANACAK” 

    HDP Milletvekili Garo Paylan da buruk bir Newroz kutladıklarını belirterek, “Yıllarca barışa hasret bir halkız, barışa çok yakın olduğumuzu düşünüyoruz” dedi. Vekillerinin tutuklandığı böyle bir süreçte referandumda daha da güçlü bir şekilde ‘Hayır’a ihtiyaçları olduğunu söyleyen Paylan, tüm halkların Newrozunu kutladı.

    78’liler Derneği Başkanı Celalettin Can da, “Her yerde bir hayır kampanyası sürüyor. Hayır Evet’in çok önüne geçti. Newroz da düne kadar yasaktı. Halkın direnişi meseleye sahip çıkışı Newroz’u kutladı. Halkı bu Newroz’daki gücü, olanakları imkanları Türkiye çapındaki Newroz kutlamalarını ‘Hayır’ kampanyasına taşıyacak. Ve büyük ihtimalle ‘Evet’ yenilecek, ‘Hayır’ kazanacak” ifadelerini kullandı.

    HABERİN VİDEOSU

  • Dilek Doğan’ın annesi mahkemeden çıkarılmak istendi

    Dilek Doğan’ın annesi mahkemeden çıkarılmak istendi

    PİRHA- İstanbul Armutlu’da, operasyon sırasında polis kurşunuyla öldürülen Dilek Doğan’ın karar duruşmasında annenin isyanı mahkeme tarafından ‘taciz’ olarak değerlendirildi. Anne Doğan mahkemeden çıkarılmak istendi.

    İstanbul Armutlu mahallesindeki evine yapılan operasyonda polis kurşunuyla hayatını kaybeden Dilek Doğan davasının karar duruşması gergin başladı.

    HDP’li Filiz Kerestecioğlu, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Gamze İlgezdi Akkuşun da izlediği İstanbul Adliyesi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma basına kapalı olarak başladı.

    ANNE DOĞAN’DAN POLİSE TEPKİ

    Anne Aysel Doğan, sanık polis Yüksel Moğultay’a dönerek, “Sen benim yavrumu öldürdün onu nasıl büyüttüğümü ben bilirim” demesi üzerine  mahkeme heyeti müdahalede bulundu. Bu tavrını “taciz” olarak değerlendiren heyet, anne Doğanı salondan çıkarmak istedi.

    Doğan ailesi avukatlarının hakimin kararına tepki göstermesi üzerine heyet duruşmaya ara vererek salonunu terk etti.

     

  • ‘Eril zihniyete karşı örgütlü mücadele şart’

    ‘Eril zihniyete karşı örgütlü mücadele şart’

    PİRHA-Adıyaman’da 8 Mart etkinlikleri çerçevesinde şölen düzenledi. Etkinliğe HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım, HDP Gurup Başkan vekili Filiz Kerestecioğlu, PSAKD, AKD, İHD yöneticilerinin yanı sıra yüzlerce kadın katıldı.

    Adıyaman Kadın Platformunun 8 Mart vesilesiyle düzenlediği etkinliğe HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım, HDP Gurup Başkan vekili Filiz Kerestecioğlu, PSAKD, AKD, İHD yöneticilerinin yanı sıra yüzlerce kadın katıldı. Demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan etkinlikte kadınlara kadın mücadelesinin anlam ve önemine değinin slayt gösterisi yapıldı.

    Can Düğün salonunda düzenlenen etkinlikte kadınların giydiği yöresel kıyafetlerle salonda renkli görüntüler oluştu. Salona “Kadın direnişi ile özgürlük kazanacak”, “Vahşette sınır tanımayanlara karşı direnişte sınır tanımayacağız”, “Özgür kadınla demokratik Ulusa” pankartları asılırken  “Jin Jiyan Azadi”, “Biji 8’te Adare”, “Yaşasın 8 Mart” sloganları atıldı.

    “ERİL ZİHNİYETE KARŞI ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Adıyaman Kadın Platformu adına konuşan Ayşegül Yücetaş, “Yaşanan çağın kadınların özgürleşmesi için bir umut çağı olduğunu belirterek, verilen mücadele ile umutlarının büyütüldüğünü ifade etti. OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile binlerce kadın emekçinin ihraç edildiğine dikkat çeken Yücetaş, “Biz kadınlar örgütlü olduğumuz müddetçe bu eril zihniyete karşı mücadele verebiliriz. Biz cinsiyetsiz, özgürlükçü demokratik bir toplumu savunuyoruz. AKP hükümetinin en büyük korkusunun kadınların özgürlüğüdür. OHAL yasaları ile emeğimizin gasp edilmesine hayır, diyoruz. Biz kadınlar tek adam rejimine hayır, diyoruz. Özgür yaşam ve özgür toplum için hayır, diyoruz. Hayır demek bir isyan ve bir başkaldırıdır” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK KOLAY DEĞİL”

    Kadın olmanın ne Türkiye’de ne de dünyada kolay olmadığını ifade eden  HDP Gurup Başkan vekili Filiz Kerestecioğlu da, “Türkiye’de on binlerce kadının sokaklarda nasıl direnerek mücadelelerini büyüttüklerini  gördük. Kadınlar her türlü erkek egemen sisteme karşı mücadelelerini sürdürecektir. Biz bir kadın partisiyiz. En fazla kadın milletvekili olan bir partidir. Sizlerin emeğinin toplumsallaşması gerçekten kollektif hale gelmesi işte o emeği kollektif olması gerekmektedir. Milletvekili adayı olmakta kolay olmuyor. Kadınların verdiği mücadele herkesin verdiği mücadeleden bin kat daha değerlidir. Kadınlar sokakta evde her yerde mücadele veriyoruz” dedi.

    “YA HEP BERABER, YA HİÇ BİRİMİZ”

    “Biz mecliste parlamento kadın gurubu olan tek partiyiz” diyen Kerestecioğlu, “Görüşleri bizden aynı olmasa her hangi bir kadının çektiği sıkıntı hangi partili olursa olsun biz onlarında yanında olacağız. Zaten böyle bir parti olduğumuz için baskı altına alınıyoruz. Tutuklu olan vekillerimizden 7’si kadındır. Ya hep beraber ya hiç birimiz diyerek mücadele edeceğiz” dedi.

    HDP Gurup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu konuşmasında şunları ekledi:

    “14 yıldır Tayip Erdoğan ne istediyse elde etti. Bu ülkede ne kadar çok şiddet ve patlama olduysa bütün bunların sorumlusu 14 yıldır bu ülkede iktidar olan hükümettir. Bu hükümet çözüm sürecinin ortadan kaldırıp masayı tekmeleyerek barışı bitirmiştir. Ama tekrar kurulacaktır kuşkumuz yoktur. Bunlar kadınların her türlü emeklerine müdahale eden bir hükümet ve kişi, ben başkan olacam, diyor. Hayır, kadın yine hayır diyecektir. Kadınların emeğinin karşılığı verilmeden bir anayasa yapılabilir mi? Elbette yapılamaz. Barış için bir çaba göstermeden bu ülkede askeri, sivili ve gerillası ile gençlerimizin ölmemesi için bir çaba içerisinde olmadan bir anayasa yapılabilir mi? Evet bu ülkede halkların inançların kadınların isteği olmadan bir anayasa olamaz. Çünkü anayasa bir toplumsal uzlaşmadır. İşte böyle bir anayasaya canı gönülden evet deriz. Ancak böyle yoksayıcı bir anayasa hayır, diyeceğiz. Hayır, birlikte geleceğimizi kazanalım. Kadınlar başta olmak üzere toplum olarak hepimizin geleceği için hayır, diyeceğiz” diye konuştu.

    Kerestecioğlu’nun konuşmasından sonra etkinlik Ruken Yılmaz’ın söylediği ezgiler ile sona erdi.

    Haberin videosu

    Mustafa Yüksel/ADIYAMAN

  • ‘Bardağı taşıran son damla’

    ‘Bardağı taşıran son damla’

    Barış Bloku, Demokrasi İçin Birlik, Yurttaş Girişimi ve Diyalog Grubu, tutuklu HDP Eş Genel başkanı Figen Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine ortak tepki gösterdi. Ortak tavrı açıklayan sanatçı Zülfü Livaneli, HDP’nin Meclis’te saf dışı bırakılmak istendiğini söyleyerek, “Sesinizi yükseltin” çağrısında bulundu. 

    Barış Bloku, Demokrasi İçin Birlik, Yurttaş Girişimi ve Diyalog Grubu, referandum süreciyle birlikte yaşanan hak ihlalleri ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin Point Otel’de ortak basın toplantısı düzenledi.

    “Açık açık söyleyelim… Tek kişinin egemenliğine dayalı, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanacağı, meclisin devre dışı bırakılmasına, hukuk devletinin ortadan kaldırılmasına, fren, denge ve denetimim olmaksızın halk iradesinin ve tüm erkin tek kişi bırakılacağı, tek adam rejimine Hayır” ve “Türkiye geleceğini oyluyor” flamaları salonun çeşitli yerlerine konuldu.

    “YÜKSEKDAĞ’IN DURUMU BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA” 

    Toplantının açılış konuşmasını yapan yazar Oya Baydar, “Biz de hukuk hiç kimse için, ama bazıları için daha çok, bu durum daha ağır. Referanduma giderken meşruiyeti zedeleyen çok şey var. Ama meclisin üçüncü partisi HDP bir baskı altında. Meclis çalışmaları engelleniyor. Vekiller bir alınıp bir bırakılıyor. Seçilmiş bütün vekiller belediye başkanları eş başkanları tutuklu. Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ahlaki ve vicdanı olarak buradayız. HDP şahsında demokrasiyi savunmayanlar, bunun bedelini ödeyecektir” dedi.

    “HDP KAMPANYA YÜRÜTEMEZ HALE GETİRİLDİ”

    Ortak basın metnini Diyalog Grubu’ndan sanatçı Zülfü Livaneli okudu. Livaneli, “Herkesin içinde bir kuşku var. Biz çok kötü günler gören kuşağız, ama şu an daha ağırını görüyoruz. Halkın bir kısmının diğer kısmı üzerinde kışkırtması var. Toplumsal barış istiyoruz. Türkiye bu bedelleri ödemeden herkesi duyarlılığa, kanunlara sahip çıkmaya çağırıyor” dedi.

    Olağanüstü Hal (OHAL) koşullarında referanduma doğru gidildiğini söyleyen Livaneli, “Muhalefetin ifade özgürlüğü ve propaganda olanakları Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kısıtlanıyor. Muhalif sesler çeşitli bahanelerle, hatta çoğunlukla gerekçe bile gösterilmeksizin susturulmaya çalışılıyor. Medya üzerindeki sansür, otosansür ve baskılar yoğunlaşıyor. Onbinlerce kişi tutuklanıyor, yüz binler işlerinden, mesleklerinden atılıyor. İçeride ve dışarıda savaş ve çatışma ikliminin sürdüğü bu ortamda yapılacak referandumun meşruiyetini gölgeleyecek adımlara her gün bir yenisi ekleniyor” diye konuştu.

    HDP’nin hukuksuz uygulamalara en çok hedef olan siyasal kuruluş olduğunu kaydeden Livaneli, HDP’nin tutuklama, yaygın baskı ve engellemeyle kampanya yürütemez hale getirildiğini söyledi.

    “ANAYASAYA AYKIRIDIR”

    Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine dikkat çeken Livaneli, “Milyonlarca seçmene sahip olan, Meclis’in üçüncü partisinin fiilen kapatılacağı izlenimini doğuruyor. Cumhuriyet tarihinde, 1920’den bu yana ilk kez bir siyasal parti genel başkanının milletvekilliği düşürülüyor. Bu işlem, bir benzeri olmadığı gibi yürürlükteki Anayasa’ya da aykırıdır” dedi.

    Seçilmeye engel “zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik” gibi yüz kızartıcı suçlar sayıldığını ve “bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezası” ile cezalandırma öngördüğünü aktaran Livaneli, Yüksekdağ’ın kesinleşmiş hapis cezası 10 ay ve “ağır hapis cezası” olmadığını ve ayrıca, hüküm giydiği suç da propaganda olduğunu söyledi.

    “HDP VE CHP VEKİLLERE GÖZDAĞI”

    Yüksekdağ kararında işlemin hukuksal olmaktan çok siyasal nedenlerle gerçekleştirildiğinin anlaşıldığını ifade eden Livaneli, HDP’nin Meclis’te saf dışı bırakılmak ve HDP ile CHP’li vekillere gözdağı verilmek istendiğini söyledi.

    Livaneli, şu çağrıda bulundu:

    “Hangi partiden, hangi siyasal çizgiden olursa olsun, demokratik hukuk devletini savunan her kişi ve örgütün; yasal bir parti olan HDP’nin çalışmalarını özgürce sürdürebilmesi, referandum çalışmalarını eşit koşullarda yürütebilmesi, tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması için sesini yükseltmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    “TEHLİKELİ POLİTİKALAR YÜRÜTÜLÜYOR”

    Demokrasi İçin Birlik adına konuşan Emek Partisi (EMEP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Levent Tüzel de, siyaset, medya gibi alanların baskı altında olduğunu söyledi. Bunu HDP şahsında çok acımasızca gördüklerini belirten Tüzel, “Yüksekdağ hakkındaki karar ise Meclis teamüllerini, hukuku kenara bırakarak Genel Kurul’da okunarak devreye sokulmuş olması bunu gösteriyor. Bugün bağımsız olmayan yargı kararının ne ölçüde adil olduğu zaten tartışma konusu. Referandum sürecinde HDP’yi etkisizleştirmek, demokratik muhalefete bunun üzerinden tehdit mesajı göndermek tehlikeli siyaset tarzı” dedi.

    Kürt sorunu üzerinden halkı kutuplaştırmaya dönük bir siyasetin yürütüldüğünü dile getiren Tüzel, “Referandumda ‘Evet’ çıkartmaya dönük son derece tehlikeli politikalar yürütülüyor” diyerek muhalefetin susturulmak istendiğini belirtti. Tüzel, “Bu yol çıkmaz bir yol. Barıştan vazgeçmeyeceğiz, ‘Hayır’ demek isteyen, farklı düşünceleri olan, referandumda demokratik meşruiyetin oluşturacak güçlerin devre dışına bırakılmasına sessiz kalmayacağız” diye konuştu.

    “XERABÊ BAVA’YA GİRMEMİZE İZİN VERİLSİN” 

    Çok zor günlerden geçildiğini belirten Barış Bloku Eş sözcüsü Ayşe Erzan, Barış Bloku Eş sözcüsü Bahadir Altan’ın Nusaybin Xerabê Bava (Koruköy) köyünde yaşananlara ilişkin izlenimlerini aktardı. Erzan, Altan’ın şu sözlerini aktardı:

    “Koruköy’e ulaşmamıza izin verilmedi. Birlikte gittiğimiz heyete izin verilmezken, ortaya çıktı ki başka iki köyde daha benzer uygulamalar yaşanıyor. 13 gündür abluka ve sokağa çıkma yasağı olan Koruköy’ün 15 kilometre ötesinde jandarma tarafından durdurulduk. Bugün iki gazeteye yansıdığına göre durumun çok vahim olduğunu görüyoruz. Bu yaşananlara ilişkin somut delil ve belgeler var. Türkiye’nin büyük bir kısmı bu olaylardan haberdar değil. ‘Teröristlere’ yönelik olduğunu söylüyorlar. Madem öyle o zaman basın mensuplarının içeri girmesine izin versinler.”

    “YÜKSEKDAĞ’IN VEKİLLİĞİNİN DÜŞMESİ KADIN DÜŞMANLIĞI” 

    Temel sorunun partilerinin isminde de yer aldığı gibi halkların demokratik mücadelesini vermek olduğunu ifade eden HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu da, “İnançların, gençlerin, kadınların özgürlük tutkusunun ses bulması önemliydi. Bunu 7 Haziran’da gördük. Bu ülke de insanlar bir arada yaşamasın diye neler yaptıklarını da gördük” dedi. Son süreçte yaşanan insan ölümleri ve katliamlarına değinen Kerestecioğlu, “Bu ülkede onlarca patlama, katliam oldu, şiddet nereden gelirse gelsin binlerce kişiyi kaybettik. Bakan olarak oturan kişinin hesap vermesi gerek. Hesap veremedikleri için bize bunları yaşatıyorlar. Hayatın her alanında mağdur olmayı başarıyorlar ve neredeyse ölülerden hesap soracaklar, biz buna teslim olmayacağız” dedi. Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin de konuşan Kerestecioğlu, bunun kadın düşmanlığı olduğunu söyledi.

     

  • Gözaltındaki 6 gazeteci Meclis gündeminde

    Gözaltındaki 6 gazeteci Meclis gündeminde

    HDP Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, 25 Aralık 2016 tarihinden bu yana gözaltında tutulan ve açlık grevine başlayan 6 gazeteciyi Meclis gündemine taşıdı.

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması talebiyle Meclise soru önergesi veren Filiz Keresticioğlu şunları söyledi:

    “25 Aralık 2016 tarihinden beri Etkin Haber Ajansı (ETHA) Sorumlu Müdürü Derya Okatan, Eski Diken Editörü Tunca Öğreten, Yolculuk Gazetesi İmtiyaz Sahibi Eray Sargın, DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, Muhabiri Metin Yoksun ve BirGün Muhasebe Çalışanı Mahir Kanaat 20 gündür İstanbul Vatan Emniyette hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulmaktadır. Avukatlar, organize şube polislerinden “Soruşturma dosyası ile ilgilenen savcının 30 günlük OHAL gözaltısı süresinin tamamını kullanacağını” söylediklerini ve gözaltına alındıktan sonra dosyaya bakan soruşturma savcısının izne çıktığını, bu yüzdende gözaltı sürecinin daha da uzayacağını aktarmıştır.”

    ETHA Sorumlu Müdürü Derya Okatan’ın gözaltına alındığı günden beri açlık grevinde olduğunu da hatırlatan Kerestecoğlu, Okatan’ın açlık grevinde olduğuna, avukatının verdiği bilgiye göre sağlık durumunun kötüye gittiğine dikkat çekti.

    Filiz Kerestecioğlu, Bakan Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

    * 20 gündür gözaltında tutulan 6 gazeteci hakkında suçlamalar nedir? Gazetecilerin avukatları, müvekkillerinin dosyalarla ilgili bilgi sahibi olamazken, Sabah gazetesi dosyanın RedHack ile ilgili olduğunu nereden öğrenmiştir?

    * Gazeteciler eğer Sabah gazetesinin iddia ettiği gibi Enerji Bakanı Berat Albayrak’a ait olduğu iddia edilen maillerinin yayımlanmasından dolayı gözaltına alınmışsa, bu maillerde suç unsuru teşkil eden iddialar hakkında Sayın Albayrak hakkında bir inceleme başlatılmış mıdır ya da başlatılması düşünülüyor mudur? Eğer düşünülmüyorsa, bu, kamu yararının ihlali anlamına gelmeyecek midir?

    * Gazetecilerin dosyasına bakan soruşturma savcısının gözaltı işleminden hemen sonra izne çıkmasının nedeni nedir? Bu şekilde gözaltı süreci uzatılmaya mı çalışılmaktadır?

    * Eğer savcılık ifadesinin tamamlanması için savcının izinden dönmesi bekleniyorsa, bu, hukuki süreçlerin aksaması manasına gelmeyecek midir? Bu hukuksuzluğun önlenmesi için nöbetçi savcılığa sevk uygulamasının işletilmemesinin sebebi nedir?

    * 20 gündür açlık grevinde olan gazeteci Derya Okatan’ın sağlık durumuyla ilgili bir bilginiz var mıdır? Derya Okatan’ın enfeksiyon geçirdiğine, şiddetli bel ağrısı çektiğine, belirgin bir kilo kaybı yaşadığına, algılarının ve hareketlerinin yavaşladığına ve sağlıksız koşullarda tutulduğuna dair iddialar ile ilgili bir girişiminiz olmuş mudur?

    * Tıp hekimleri 20. günden sonra açlık grevinin ciddi fiziksel ve biyolojik zararlar doğurmaya başlayacağını söylemektedir. Sayın Okatan ise eylemini savcılık ifadesine çıktığında sonlandıracağını belirtmektedir. Bu göz önüne alındığında, Sayın Okatan’ın bir an önce savcılık ifadesine çıkması için bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?”

  • VİDEO- ‘Tek adam rejimine mecbur değiliz’

    VİDEO- ‘Tek adam rejimine mecbur değiliz’

    HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, Meclis genel Kurulu’nda Anayasa değişikliğine ilişkin konuştu.

    Anayasa değişikliğinin gizli bir anlaşma olduğunu söyleyen Kerestecioğlu, “Türkiye’de demokrasiye inanan tüm kesimlere çağrımızdır; tek adam rejimi”ne mecbur değiliz. Tek gücümüz, emeğimiz ve barışa duyduğumuz inanç… Kendi ikballeri uğruna ülkeyi felakete götürenlerden çok daha güçlüyüz” çağrısında bulundu.

    Kerestecioğlu tutuklu HDP’li milletvekillerinin gelip oy kullanması gerektiğini söyledi.

    İşte Kerestecioğlu’nun meclisteki konuşması:

  • İçişleri Bakanı hakkında gensoru önergesi

    İçişleri Bakanı hakkında gensoru önergesi

    HDP Grup Başkanvekilleri Filiz Kerestecioğlu ve Ahmet Yıldırım, demokratik siyaset kurumuna yönelik baskılar, gerçekleşen hak ihlalleri, mağduriyetler, yaşanan ölümler ve artan şiddet olayları nedeniyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında gensoru önergesi verdi.

    Verilen gensoru’nun gerekçesinde İçişleri Bakanlığı, yetkisi altındaki polis ve bürokrasi teşkilatı ile önleyici işlemler başta olmak üzere güvenliği, kendisine bağlı olan mahalli idareler yoluyla da demokrasiyi ve halkın refahı için halka hizmet yapılmasını sağladığı belirtilerek: “İçişleri Bakanlığı makamında bulunan temsilcilerin başarılı olup olmadığının göstergesi bu iki ana kategoridir. Fakat Türkiye’de başarılı bir bakanlık pratiğinin gerektirdiği teamüller ve kıstaslar yerine, bazı dönemlerde çeşitli iktidar ortaklıklarındaki dengelerle bakanlık temsili sağlanmaktadır. Bu anti-demokratik ve liyakatten uzak teamül neticesinde İçişleri Bakanlığı gibi önemli bir kurum halkın refahını, güvenliğini; toplumun istikrarını ve birlikte yaşamını sağlamakta büyük sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır” denildi.

    Türkiye’de gerek bir önceki İçişleri Bakanı gerekse de Ağustos 2016 tarihi itibariyle görevi devralan İçişleri Bakanı döneminde fiziki, siyasi, psikolojik açıdan büyük yıkımları halklara getirdiği vurgulanan gerekçede şöyle denildi: “Söz konusu dönemde demokratik siyaset kurumu büyük zararlar görmüştür. Partimiz ve Demokratik Bölgeler Partisi özelinde yoğunlaşan baskılar neticesinde 63’ü Belediye Eş Başkanı ve Başkanvekilimiz olmak üzere binlerce yerel siyasetçimiz ve seçilmişimiz cezaevlerine konulmuştur. Bu süreçte Türkiye tarihinde “özel hukuk” uygulaması olan kayyım atama yöntemi, belediyelerimize uygulanmış ve aralarında Büyükşehir Belediyelerimizin de olduğu 45 belediyemize kayyım atanmıştır. Demokratik siyaset alanında, halkın temsil iradesini alarak siyaset üreten seçilmişlerimize yönelik baskılar yine bu dönemde genişleyerek Türkiye’nin 3. Büyük partisi olan partimizin Eş Başkanlarına ve Milletvekillerine yönelmiştir. 5 Kasım ve 12 Aralık tarihlerinde yapılan siyasi operasyonlarda eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz tutuklanmıştır. 7 Haziran 2015 tarihinin öncesinden başlamak üzere, bugüne kadar Genel Merkezimiz başta olmak üzere yüzlerce parti binamız saldırıya uğramış ve saldırganlar hakkında herhangi bir cezai işlem uygulanmayarak, örtülü destek sunulmuştur. Partimizin yanı sıra söz konusu bakanın pratiğinde Şırnak ilimiz haritadan silinmek istenmiş, sokağa çıkma yasağının uygulandığı kent merkezlerinde yaralar derinleşmiştir. Ülkemiz tarihinde eşi görülmeyen bombalı saldırıların adresi olmuştur. Sadece 2016 yılının ilk gününden bugüne kadar 27 saldırı gerçekleşmiş ve bu saldırılarda 328 kişi yaşamını yitirmiştir. Van’dan İstanbul’a, Adana’dan Kayseri’ye kadar tüm ülke yurttaşlarımız açısından güvensizlik adasına dönüşmüştür. Bunların yanı sıra Türkiye’de sivil toplum dinamiğini ayakta tutan yüzlerce dernek İçişleri Bakanlığı marifetiyle kapatılmıştır. Ayrıca en son 19 Aralık tarihinde Rus Büyükelçi Karlov’a yapılan suikastın önlenememiş olmasının sorumluluğu da İçişleri Bakanı’nın hanesine yazılmıştır.”

     

    Tescilli başarısızlık örneği olan bu dönemde, İçişleri Bakanının sorumlulukları gereği istifa etmesi gerekirken HDP’ye, ülkenin demokrat, ilerici, devrimci güçlerine yönelik düşmanca bir dili kullanarak koltukta kalma tekniği üretmeye çalıştığı ifade edilen gerekçede “Oysaki bu açıklamalar ülkedeki toplumsal ayrışmayı ve kutuplaşmayı derinleştirmekten başka bir sonuç üretmemektedir. Bu tehlikeleri bertaraf etmesi gereken Bakan ise tarihin karanlık sayfalarına yazılmış olan 90’lar pratiğini güncellemek için her geçen gün daha fazla dilini sivrileştirmektedir.

    Açıktır ki bu manzara, kimlikler arasındaki duygusal kopuşu derinleştirmekte; aynı zamanda ülkemizdeki darbe mekaniğinin canlı kalmasına neden olmaktadır.

    Tüm bu gerekçelerden hareketle, görevini layıkıyla yerine getiremeyen ve toplumsal ayrışmayı derinleştiren İçişleri Bakanı hakkında Gensoru önergesini vermiş bulunmaktayız” denildi.

  • ‘Siz diktatörlüğü tercih ettiniz’

    ‘Siz diktatörlüğü tercih ettiniz’

    HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, AKP-MHP anlaşmasıyla Meclis’e getirilen anayasa değişiklik teklifi görüşmelerinde konuştu.

    Kerestecioğlu, “‘Ya, biz kandırılmışız, bu sefer de Nusracı bir örgütlenme varmış’ demeyeceğinizden nasıl emin olabilecek bu halk?” diye sordu.

    Rusya Büyükelçisinin ölümünün uluslararası medyada “Türk polisi Rus Elçiyi vurdu” şeklinde yayıldığını vurgulayan Kerestecioğlu, şu ifadeleri kullandı: “O meczuptu, bu ‘FETÖ’cüydü” diyebilirsiniz ama bu polisle ilgili çok ciddi sorular ve şüpheler var. Deniyor ki: “Polis teşkilatı içinde şimdi de Nusra örgütlenmesi mi var?”

    15 Temmuz’dan sonra hükümetin tercihini diktatörlükten yana kullandığını belirten Kerestecioğlu şöyle dedi: 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasından sonra iki yol vardı: Bir yol demokrasiye çıkardı, bir yol diktatörlüğe çıkardı.

    Siz diktatörlüğü tercih ettiniz. Eğer demokrasiye çıkılsaydı bugün Rus Büyükelçisi vurulmazdı, bu ülkede OHAL olmazdı, kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyor olmazdık. Yapılması gereken, demokrasinin önünün açılmasıydı.

    “‘Ya, biz kandırılmışız, bu sefer de Nusracı bir örgütlenme varmış’ demeyeceğinizden nasıl emin olabilecek bu halk?” diyen Kerestecioğlu, hamasetten vazgeçilmesi gerektiğini ve herkesin yapması gereken şeyler olduğunu söyledi.

    Kerestecioğlu, “Bugün zannetmeyin ki insanlar, baştan sona diktatöryal bir rejimi örgütleyen, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre de şurada asla görüşmememiz gereken bir şeyi merak etmiyor, yaşam hakkını merak ediyor.” şeklinde konuştu.

    Kerestecioğlu, on dört yıldır ülkeyi kendilerinin yönetmediğini ancak HDP’ye defalarca suçlamalar getirildiğini, parti binalarının yakıldığınıi kundaklandığını, parti yöneticilerinin içeride olduğunu söyledi.  “İnanın ki biz yönetiyor olsaydık 30 patlama değil; 1 değil, 2’ncide istifa ederdik.” diyerek, siyasi sorumluluğun bunu gerektirdiğini vurguladı.

  • HDP’nin ‘geçici’ yeni grup başkanvekilleri belli oldu

    HDP’nin ‘geçici’ yeni grup başkanvekilleri belli oldu

    HDP’nin iki grup başkanvekilinin tutuklanması üzerine Meclis çalışmalarının aksamaması için “geçici” görevlendirme yapıldı.

    Nergis Demirkaya’nın Gazete Duvar’da yer alan haberine göre, HDP grubunca alınan karara göre, HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım “geçici” olarak yeni grup başkanvekilleri olarak görev yapacak.

    2 GRUP BAŞKANVEKİLİ TUTUKLANDI

    4 Kasım günü HDP Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile birlikte Grup Başkanvekili İdris Baluken de tutuklanmıştı. Diğer Grup Başkanvekili Çağlar Demirel de dün tutuklanınca HDP Meclis yönetiminde koltuklar boş kalmıştı.

    HDP’nin tutuklamalara tepki olarak grup başkanvekilliği için görevlendirme yapmayacağı iddia ediliyordu. Ancak pati yönetimi bu koltuklar ‘geçici’ görevlendirme yapmayı tercih etti.

    Fotoğraf krizine ara formül

    Bu arada Meclis Genel Kurulu’nda tartışmalara neden olan tutuklu milletvekili fotoğrafları için de ara formül bulundu. HDP grubu Genel Kurul salonda sıraların üzerine koyduğu tutuklu milletvekillerinin fotoğraflarını kaldırdı.

    Genel Kurul salonunda sadece tutuklu milletvekillerinin fotoğraflarının yer aldığı bir afiş kaldı. Bu afiş de tutuklu HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’in oturduğu sıraya bırakıldı. Bu fotoğrafın da kürsü konuşmalarında kullanılmaması kararlaştırıldı.

  • Kerestecioğlu: Çocuklar bir tecavüz hapishanesine konulmuş olacaktı

    Kerestecioğlu: Çocuklar bir tecavüz hapishanesine konulmuş olacaktı

    HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, AKP’li vekillerin meclise sunduğu cinsel istismar tasarısına ilişkin yasal düzenlemeye ilgili açıklamalarda bulundu.

    Kerestecioğlu, tasarının geri çekilmesine ilişkin önergenin müzakeresi sırasında çok net gördük ki, düzenlemeyi hiç içlerine sinerek çekmiş değiller. Bekir Bozdağ’ın “Biz bunu anlatamadık, başkaları iyi anlattı” ne demek? Bu da başka bir ötekileştirme. “Kimdir o başkaları”. Başkaları dediğin toplumun büyük çoğunluğu ve çocukları kollamak, korumak isteyen, çocuk haklarını savunan insanlar” ifadelerini kullandı.

    Filiz Kerestecioğlu, ANF’den Arzu Demir’in sorularını yanıtladı.

    *AKP bu yasa düzenlemesini savunurken, “Resmi nikah yapamadıkları için mağdur olan aileler var” diyor. Durum gerçekten böyle mi?

    Bu kesinlikle doğru bir tespit değil. Aslında çocuk istismarcılığını aklamak, üstünü örtmek için öne sürülen bir tez. Çünkü gerçekten dedikleri gibi olsaydı, en azından getirdikleri düzenlemede bir yaş sınırlaması olurdu.

    “Aralarında şu kadar yaş farkı olan çocuklarda böyle bir mağduriyet varsa” denilirdi. Bu şekildeki bir düzenlemede de elbette rızanın tespiti çok netamali bir konu. En azından bir yaş sınırlamasının getirilmesi ve “Arada üç yaş farkı olan gençler arasında yaşanan cinsel ilişkilerde bunun suç olması nedeniyle ceza evinde bulunanlar ile ilgili bir düzenleme getiriyoruz” denilmesi gerekirdi.

    Kamuoyunun, özellikle de kadın örgütlerinin baskısıyla geri çekmek zorunda kaldıkları düzenlemede ise hiçbir yaş sınırı yoktu. 50 ya da 70 yaşında olsun -kaç yaşında olursa olsun- bir çocuğa cinsel saldırıda bulunan kişiler cezasızlıkla ödüllendirilecekti. Geri çekilen tasarı budur.

    *Tasarı yasalaşmış olsaydı ne olacaktı?

    Bunlar cezasız kalacaktı. Çocuklar evlenmeye zorlanacaktı, çünkü evlenmekle ancak bu cezasızlık söz konusu olacaktı. Beş yıl evli kalmak zorunda kalacaklardı. Aslında çocuklar bir tecavüz hapishanesine konulmuş olacaktı. Ailenin ve etrafında baskısıyla, çocuklar hem evlenmek hem de o evliliği defalarca aynı cinsel saldırıyı yaşayarak devam ettirmek zorunda kalacaklardı.

    Ekonomik güçleri yeterli olmayan aileler belki de para baskısı ile çocuklarını evlendirmeye mecbur bırakılacaklardı. Bu bahsettiklerimiz gerçekten vahşi şeyler. Çocukla istismarın çocukla evliliğin zaten yan yana asla gelmemesi gerekiyor. Çocukla oyununun, çocukla eğitimin yan yana gelmesi gerekiyor.

    *Anayasa Mahkemesi’nin düzenlemenin değiştirilmesi için verdiği bir süre var. İktidar bunu da hatırlatıyor. Yani bir değişiklik yapılmak zorunda. HDP bu maddeye ilişkin nasıl bir değişiklik önerisinde bulunuyor?

    Bu konu gerçekten “HDP şöyle bir öneride bulunuyor” diyebileceğimiz bir konu değil. Çünkü bu konu, çocuk ve kadın örgütleri ile uzun uzadıya değerlendirilmeli. Yasa taslağına konulacak bir virgülün bile önemi var. Çünkü çocuklardan bahsediyoruz. Genel perspektif üç yaş sınırının konulması yönünde. Ancak bunu düzenlemek için bile çok ciddi bir çalışmaya ihtiyaç var.

    Öncelikle yapılması gereken çocuk istismarının önlenmesidir. Çocuk İstismarını Önleme ve Araştırma Komisyonu üyesiydim, bir rapor hazırlandı. Bu rapora sayfalarca öneride bulunduk. Önerilerimizin büyük bir kısmı rapora girdi. Buna rağmen onlarca sayfalık muhalefet şerhi yazdık. O komisyonun kararlarından biri de; Çocuk Hakları Komisyonu’nun kurulmasıdır. Acilen bu komisyonun kurularak, faaliyete başlaması gerekiyor. Komisyonun öncelikle kız çocuklarının erken evlendirilmelerine karşı bir politika yürütmesi, eğitimlerinin sağlanmasına ilişkin önlemleri alması gerekir.

    *Cumhurbaşkanı Erdoğan, değişikliğinin yeniden düzenlenerek gündeme getirileceğini açıkladı. Adalet Bakanı da benzer açıklama yaptı. Siz HDP olarak, hükümetin önerisine karşı kadın ve çocuk örgütleri ile bir araya gelerek bir değişiklik hazırlayabilecek misiniz? Bu konjonktürde buna zamanınız olacak mı?

    Kesinlikle bunu yapmalıyız. Biz bir araya getirmeliyiz. AKP bu düzenlemeyi gündeme getirmek için çabalayacaktır. Bu nedenle kadın ve çocuk örgütlerinin de her zaman teyakkuz halinde olması lazım.

    İstedikleri düzenlemenin, küçük değişiklikler ile yeniden pişirilip önümüze getirilmesine karşı hazırlıklı olmalıyız. Bu anlamda kadın ve çocuk örgütlerine güveniyorum. Zaten düzenlemeyi engelleyenler de onlar oldu.

    Ancak bizim öncelikli olarak “Olması gereken budur” diyen bir deklarasyon yayınlamamız gerekiyor. Önceliğimiz çocukların korunması ve güçlendirilmesi olmak zorunda. Sadece himaye etmek anlamında korumak değil, güçlendirilmesi de gerekiyor. Çünkü çocuklar güçlendikleri zaman “Hayır” diyebilirler. Onların kendi bireysellikleri var ve bunu yapabilirler. Bunun için de her türlü destek mekanizmasının kurulması için mücadele etmeliyiz.

    *Bu konuda CHP’li kadın vekiller ile yanlara gelebilme koşulu var mı Meclis’te?

    Olmazı lazım. Şu anda verdiğimiz tepkiler ortak. Aslında herkes aynı duyarlılıkları bu anlamda gösteriyor.

    Ancak kendi zemininde bunu gösteriyor…

    Kendi bulunduğu yerden gösteriyor tabi ki. Ama yine de bu konu ortaklaşılması gereken bir konu. Hepimizin çocukları, dünyanın çocukları, Türkiye’nin çocukları söz konusu. Burada kesinlikle ortaklaşmamız ve ortak hareket etmemiz lazım. Faşizmin, diktatörlüğün nasıl ki her alanda dayatmaları varsa, bunun bir örneğini de çocukların üzerinde görüyoruz. Kendi arkaik zihniyetlerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bir zaman Hüseyin Üzmezlerini hapisten çıkartmak için nasıl yasa teklifi yaptılarsa, bugün de yapmaya çalıştıkları budur. Bu düzenlemeye karşı topyekün hareket etmemiz gerekiyor. Yoksa hiçbirimiz aynaya bakamayız.

    *Adalet Bakanı Bozdağ’ın açıklamasında ‘Biz bunu topluma anlatamadık, doğrusu bizim düzenlememizdi. Mağdur aileler bunu anlatsın’ ifadesi yer aldı. Neden bu kadar ısrarcılar?

    Tasarının geri çekilmesine ilişkin önergenin müzakeresi sırasında çok net gördük ki, düzenlemeyi hiç içlerine sinerek çekmiş değiller. Önergenin gerekçesinde “Kadın ve çocuk örgütlerinin görüşleri alınmadan yapılan düzenlemeler, evrensel hukuk kurallarına aykırı olarak getirilen teklifler geçerli olamaz. Böyle yapılmamalıdır” şeklinde açıklamaları var. Ancak bazıları var ki, kendi hazırladıkları o gerekçeyi bile okumadan gelmişler.

    Bekir Bozdağ’ın “Biz bunu anlatamadık, başkaları iyi anlattı” ne demek? Bu da başka bir ötekileştirme. “Kimdir o başkaları”. Başkaları dediğin toplumun büyük çoğunluğu ve çocukları kollamak, korumak isteyen, çocuk haklarını savunan insanlar. Kimi kollamak istediklerini isim olarak bilmiyorum ve “Özellikle şunun için yapıyorlar” şeklinde bir iddiada bulunmak istemem. Ama işin böyle bir yanı da vardır. Geçmişte çünkü böyle girişimleri oldu.

    Evrensel hukuk kurallarını, uluslararası sözleşmeleri hiçe sayarak, dini kurullar çerçevesinde meşru gördükleri bir anlayışı yasallaştırmak istiyorlar. Adalet Bakanlığı, 3 bin mağduriyetten bahsediyor. Bunlar kim? Yaşları nedir? Hiçbir bilgi, istatistik yok. Zaten istatistik veri yoksunu bir ülkeyiz, özellikle böyle olmaya da devam ediyorlar. Çünkü istatistik veri aynı zamanda bazı şeylerin şeffaf olarak ortaya konulması demek. Bu da istemedikleri bir şey.

    Komisyon görüşmeleri sırasında AKP’li bir milletvekili kendisine bir mektup geldiğini söyleyerek, “Ali Bey, benim çocuğum var ve eşim hapishanede. Biz birbirimizi severek beraber olduk” diye bir mektup okudu.

    Ben de ona karşı “Merhaba Ali Bey. 12 yaşında cinsel saldırıya uğrayan biriyim. Benim çocuğum var, beni zorla evlendirmek istiyorlar. Ailem, etrafımdakiler baskı yapıyor. 60 yaşında birinin tecavüzüne maruz kaldım. Bu benim için cinsel saldırının tekrar tekrar yaşandığı bir hapishane haline gelecek” diye bir mektup okudum.

    Şimdi hangi mektubuna inanacağız? Bakmamız gereken ikinci mektup elbette. Hiçbir şekilde çocuk istismarını meşru gösterecek bir anlayışı savunamayız, bunun da meşru gösterilmesine asla izin vermeyiz.

    Değişiklik geri çekildi ancak başka bir düzenleme yapıldı. Bu düzenleme tam olarak nedir?

    Ceza kademelendirmesi yapıldı. 12 yaş altı ceza daha ağırlaştırıldı, 12-15 yaş arası, diğerine göre nispeten daha hafif… Bu ceza sistemi açısından olabilir bir durum. Farklı yaş gruplarında ceza kademelendirmesi yapılabilir.

    Ancak bu da çok alelacele getirilen bir düzenleme oldu. Burada genel olarak muhalefeti de hatalı buluyorum. Öncesinde bununla ilgili daha derin çalışmaların yapılması gerekirdi. Bazı kadın örgütleri düzenlemedeki 12 yaşta rızanın aranabileceği gibi riskler olduğunu söylüyor. Düzenleme açık olarak böyle bir şey söylemiyor, asla ve asla böyle bir yoruma meydan vermemeliyiz. Böyle bir yorum olduğunda da hemen hukuki yollara başvurmamız gerekiyor.