PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komiyonu’nun cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturumunun 291. haftasında OHAL sonrası daha da kötüleşen hapishane koşullarının hasta tutuklu Tekin Dönmez’in sağlık durumunu olumsuz etkilediği belirtilerek serbest bırakılması talep edildi.
Haberin Videosu
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun her hafta Galatasaray Lisesi önünde hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla düzenlediği “F Oturumu’nun 291’incisi gerçekleştirildi. 291. haftada hasta tutuklu Tekin Dönmez’in sağlık durumunun OHAL sonrası daha da kötüleşen hapishane koşullarından olumsuz etkilenmekte olduğu belirtildi. Hasta tutuklunun serbest bırakılması talep edildi.
Oturumda haftanın basın açıklamasını oyuncu Nur Sürer okudu.
Mahpuslar üzerindeki psikolojik ve fiziksel şiddetin her geçen gün daha da arttığını belirten Sürer “Sohbet, spor gibi faaliyetlerin engellenmesi, kitap, gazete ve dergilerin yasaklanması, elbiselere sınırlamalar getirilmesi, çıplak aramalar, ayakkabı aramaları, kapalı-açık görüşlerin ve telefon görüşlerinin keyfi olarak kısaltılması gibi uygulamalarla mahpuslar sosyal yaşamdan kopartılmaya çalışılmakta ve tecrit edilmektedir. Dayatılan uygulamalara karşı çıkan mahpuslara keyfi şekilde disiplin cezaları verilmekte, infazları yakılmakta, görüşlere çıkarılmamakta, hastaneye sevk edilmemektedir. Bu uygulamalarla mahpusların savunma hakkı, tedavi hakkı, insanca yaşam hakkı gibi temel hak ve özgürlükleri en ağır şekilde ihlal edilmektedir” şeklinde konuştu.
“OHAL SONRASI HAPİSHANE KOŞULLARI DAHA DA KÖTÜLEŞTİ”
Hasta tutuklu Tekin Dönmez’in hapishanede olduğu süre içerisinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin 15.03.2012 tarihinde yapılan muayene sonucunda kendisine Atipik Affektif bozukluk teşhisi konulmuş ve 21.03.2012 tarihinde davranış yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olduğunu söyleyen Sürer, ceza sorumluluğu olmadığını belirten rapor verildiğini, buna rağmen tahliyesi için cezasının infazının beklendiğini belirtti. Tekin Dönmez’in hastalığıyla ilgili bilgi veren Sürer, şunları belirtti:
“BARIŞTA VE SAVAŞTA ASKERLİĞE ELVERİŞLİ DEĞİL”
“Kasımpaşa Askeri Hastanesinin 23.12.2015 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Raporu ile kendisine kronik nitelik kazanmış bipolar duygulanım bozukluğu teşhisi konulmuş; barışta ve savaşta askerliğe elverişli olmadığı belirtilmiştir. Tekin Dönmez 18.03.2017 tarihinde başka bir davadan kaynaklı kesinleşen cezasının infazı için tutuklanmış ve Silivri 2 Nolu Hapishanesine götürülmüştür. Bu süreçte ilaçları kendisine düzenli olarak verilmemiştir. Zaten dengesiz olan sağlık durumu olumsuz hapishane koşullarında daha da bozulmuştur. Geçen 7 aylık süre içerisinde muayene için bir kez daha Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilmiş, bir kez daha bipolar duygulanım bozukluğu teşhisi konmuştur. OHAL sonrası daha da kötüleşen hapishane koşulları Tekin Dönmez’in sağlık durumunu olumsuz etkilemekte ve daha da kötüleşmesine neden olmaktadır.”
Her cumartesi bu meydanda toplanarak hasta mahpusların sesi olmaya ve sağlık durumları ile maruz kaldıkları hak ihlallerini duyurmaya çalıştıklarını ifade eden Sürer, başta devlet yetkilileri ve kamuoyuna “Hasta mahpusların serbest bırakılmasını ve insanca yaşama haklarının daha fazla ihlal edilmemesini talep ediyoruz.” diye seslendi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komiyonu’nun cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturumunun 290. haftası gerçekleştirildi. Durumu gittikçe ağırlaşan hasta tutuklu İsmet Akın’ın tedavi edilmesini talep edildi.
HABERİN VİDEOSU
İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun her hafta Galatasaray Lisesi önünde hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla düzenlediği “F Oturumu”nun 290’ıncısı gerçekleştirildi.Oturumda basın açıklamasını Kayıp yakınlarından Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç okudu. OHAL ile birlikte var olan hak ihlallerinin daha da pervasız bir düzeye çıkarıldığını söyleyen Karakoç, son süreçte birçok tutuklunun başvurusu ve avukatlarının hapishanelerde yaptığı heyet görüşmelerinde de öne çıkan sorunları şöyle sıraladı:
Hukuksuz kararlarla avukat görüşmelerinde kısıtlama yapılması sonucunda mahpusun savunma hakkının ihlali.
Tedavilerin geciktirilmesi ve hatta tedavilerin tamamen engellenmesi. İlaçlarının verilmememesi veyahut günü geçmiş ilaçların verilmesi. Böylece sağlık hakkı hiçe sayılıp yaşam haklarının ellerinden alınması.
Koğuşlarda hukuksuz ve taciz edici keyfi aramaların yapılması, onur kırıcı muameleye maruz kalmaları.
Faks ve mektupların verilmemesi iletişim haklarından mahrum edilmeleri.
İşkence, darp ve kötü muameleye maruz bırakılmaları
Mahpusların talep ve dilekçelerinin işleme konulmaması, mahpusların muhatap bulamaması
Haksız ve hukuksuz keyfi disiplin suçları
Mahpuslara çıplak arama dayatması.
“HUKUK VE İNSANLIK DIŞI UYGULAMALARINIZA SON VERİN”
6 yıldır bir türlü kapanmayan ameliyat yaraları ile yaşam mücadelesi veren hasta tutuklu İsmet Akın’ın ailesi kardeşlerinin hemen tedavi edilmesini talep ettiği belirten Karakoç, “Mahpusların tedavilerinin yapılmaması, hapishanelerdeki kötü koşullar ve insanlık dışı koşullar mahpusları öldürüyor. Biz insan hakları savunucuları olarak devlete sesleniyoruz; Hasta mahpusların tedavi haklarını engellemeyin ve hukukun gereklerini yerine getirin. Hukuk ve insanlık dışı uygulamalarınıza son verin” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Galatasaray Meydan’ında gözaltına alınarak kaybedilen insanların akıbetlerinin açığa çıkartılması, onları gözaltında kaybedenlerin yargılanarak hakkaniyete uygun cezalandırılması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri 654. haftasında. Bu hafta da 22 yıldır kayıp olan Kerevan İrmez için bir araya geldiler. Kayıp Kerevan İrmez dosyası avukatı ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Tek dileğim Kerevan İrmez’in kemiklerini bulup babasına vermektir. Ancak o zaman gözüm açık gitmez” dedi.
Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Annelerinin eylemi 654. haftasında. ‘Failler belli kayıplar nerede’ pankartının üzerine Kerevan İrmez’in fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.
“MEZARLARIMIZI BİLE KUTUPLAŞTIRIYORLAR”
Eylemde ilk alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu,”Tek dileğim Kerevani İrmez’in en azından kemiklerine ulaşıp babasına teslim etmektir. Ancak o zaman gözüm açık gitmez” dedi.
Tutuklu HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yönelik gerçekleşen ırkçı-faşist saldırının faillerinin tahliye edildiği dün görülen duruşmadan bahsederek şunları söyledi:
“İki hafta önce burada konuşmuştuk; mezar üzerinden nasıl bir nefret suçu işlendiğini, mezarlarımızı bile kutuplaştırıyorlar demiştik. Maalesef Türkiye’de adalet nefret suçlarına karşı çok hızlı işliyor ve dün bu berbat suçu işleyenler aramıza katıldı mahkemenin hızla verdiği tahliye kararı ile. Ne zaman dava açıldı, ne zaman iddianame kabul edildi, ne zaman karar verildi. Bu kadar hızlı işleyen başka bir yargılama yok herhalde. Biz bu vicdan meydanınsa hesap sormaya, vicdanlarımızda onları mahkum etmeye devam edeceğiz.”
“SİZ CEMİL’İ KATLETTİNİZ AMA ÖLDÜREMEDİNİZ”
Daha sonra söz alan gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise, “Bugün 7 Ekim yani kardeşim 37 yıl önce Kars’ta, bugün devletin gözetemindeydi. 26 yaşındaki kardeşimin de yaşamaya ihtiyacı vardı” diye konuştu. Devlete seslenen Kırbayır, “Cemil’in ölüsünü ne yaptınız? Siz Cemil’i katlettiniz ama öldüremediniz. Beni de 28 yaşımı 29 yaşına çıkaramadınız. Çünkü biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları onlardan artan ömrümüzü, onların yaşaması ve yaşatılmasına adadık” dedi.
“YOL ORTASINDA İNSANLARI ÇIRILÇIPLAK SOYUYORLAR”
Devletin hem sağır hem kör olduğunu söyleyen gözaltında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, biran önce OHAL’in kaldırılması çağrısında bulundu. Tosun, “Hükümetin ‘OHAL’in kime zararı var’ söylemine işaret etti ve ’22 yıldır bu meydanlarda OHAL kaldırılsın, kimse gözaltında kaybedilmesin’ diye mücadele verdik, bu meydanlardan bağırdık. Sizin görmediğinizi ben görüyorum. Yol ortasında insanları çırılçıplak soyuyorlar, bunu görmüyorsunuz. Ben artık kayıp yakını değilim, insan hakları savunucusuyum. Gözaltında kaybedilenlerin faili meçhul değil faili devlettir” dedi.
“İNSANİ DUYGULAR TAŞIYAN BÖYLE BİR VAHŞET YAPAMAZ”
Daha sonra Kerevan İrmez’in kızı Zozan İrmez’in gönderdiği mektup okundu. İrmez, mektubunda, “1990’ lı yıllar… O yıllar ki binlerce anne babanın kabusu, karanlığı olan, binlerce çocuğun hayallerini çalan ve binlerce eşi bu acımasız, adaletsiz hayatla tek başına mücadele etmek zorunda bırakan yıllardı” dedi. “Bir gün çıkıp gelecek ya da herhangi bir sokakta dolaşırken yanımdan geçecek ve o beni tanımazsa bile ben onu tanıyabileceğim diyorum” diyen İrmez, “Kör karanlık bir kuyuda mısın, orada öylece ölüme mi terk edildin ne tür işkenceler yapıldı kaç kurşun sıkıldı o tertemiz bedenine evet bunları düşünüyorum daha kötü şeylerde düşünüyorum ama anlatamıyorum. Bunları düşünürken içimdeki sesiz çığlıklar kulak zarımı patlatıyor. Sana bunu yapanlarıda düşünüyorum ayını zamanda. Onlarda evladını , babasını, eşini kaybettiklerinde bu duyguyu yaşayabiliyorlar mı acaba. Vicdanları sızlıyor mu geceleri rahat uyuyabiliyorlar mı? Zannetmiyorum baba. İnsani duygular taşıyan böyle bir vahşeti yapamaz sana ve senin gibi suçsuz insanlara” ifadelerine yer verdi.
PANZERE BİNDİRİLEN İRMEZ’DEN BİR DAHA HABER ALINAMADI
İrmez’in ardından basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Serbil Taşkaya okudu. Taşkaya, “19 Ekim 1995 tarihinde, gece saat 23 :00 civarında İrmez Ailesi’nin Silopi’deki evine askeri kamuflaj giysili, çoğu kar maskeli, silahlı kişilerce baskın yapıldı. Yatak kıyafeti ile gözaltına alınan Kerevan İrmez panzere bindirilerek götürüldü. Panzerin yanında zırhlı bir askeri araç ve bir Beyaz Toros da bulunuyordu” dedi.
Sabah olunca Emine İrmez savcılığa, emniyet müdürlüğüne ve tümen komutanlığına giderek eşini evden götürenler hakkında şikayet dilekçesi verdiğine değinen Taşkaya, “Kerevan İrmez’den bir daha haber alınamadı. Olaydan haberdar olan resmi makamlar ailenin herhangi bir şikayetini veya soruşturmaya dahil olmalarını beklemeksizin derhal harekete geçme görevini yerine getirmedi. 22 yıl boyunca devletin yetkili makamları tarafından Kerevan İrmez’in akıbetini açığa çıkartacak inceleme ve araştırmalar yapılmadı. Kerevan İrmez’in gözaltında kaybedilmesi ile ilgili tüm sorumluların tespit edilip, cezalandırılmalarını sağlayacak etkin bir soruşturma yürütülmedi” ifadelerine yer verdi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 2011 yılından beri aralıksız Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkanını Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıyıp, Alevilerin sesi olan TV10’un kapatılmasının ardından çalışanlarının başlattığı eylem 53. haftasına girdi. TV10 çalışanları, Alevi kurumları ve izleyicilerinin destek verdiği eylem bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda devam edecek.
KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılan TV10 çalışanlarının eylemi 53. haftasında da devam edecek. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te bir araya gelen TV10 çalışanları, hukuksuzca kapatılan kanallarının tekrar açılması talebini yineleyecek.
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi. TV10’un geri alınması için çalışanların başlatmış olduğu eylem Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılıyor.
Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra, izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Cumartesi Anneleri eyleminin 653. haftasında gözaltında kaybedilen Mahmut Doğan dosyasında adalet istendi. Mahmut Doğan’ın kızı Melek Doğan, her kapı çalışında babalarını beklediklerini kaydetti.
Haberin Videosu
653. haftada Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri 27 Kasım 1993 yılında gözaltında kaybedilen Mahmut Doğan dosyasında gerçeğin açığa çıkartılarak adaletin sağlanmasını istedi. “Failler belli kayıplar nerede” pankartının açıldığı eylemde kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı.
“KAYIPLARIMIZI VE FAİLLERİNİN YARGILANMASINI İSTİYORUZ”
Eylemde ilk olarak konuşan gözaltı kayıplarından Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, babasının gözaltında kaybedilmesinden bu yana hak aramaya devam ettiklerini ve aileler olarak faillerin yargılanması için bir mücadele başlattıklarını belirtti. Devletin kanlı bir devlet olduğunu, insanları yok ederek kendine bir düzen kurduğunu söyleyen Taşkaya, bu düzenin böyle gitmeyeceğini bu meydanda tek bir kişi kalıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini vurguladı. Şu anda insanların korkuyla yaşadıklarını ifade eden Taşkaya, “Kayıplarımızı istiyoruz, faillerinin yargılanmasını istiyoruz. Tek talebimiz bu” dedi.
“SİZ BABASIZ BÜYÜMENİN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİR MİSİNİZ?”
Doğan ailesi adına Mahmut Doğan’ın kızı Melek Doğan’ın mektubu okundu. Melek Doğan mektubunda annesinin sağlık durumu nedeniyle gelemediklerini ancak gönüllerinin her zaman Galatasaray’da olduğunu belirtti. Mektubunda 4 kardeş olduklarını yazan Melek Doğan, anneleri Zümrete Doğan’ın gitmediği kurum, çalmadığı kapı kalmadığını, ancak babalarından bir haber alamadıklarını kaydetti. Babasız büyümenin zorluklarını anlatan Melek Doğan, babasının kaybolmasında 61 gün sonra ev telefonlarının çaldığını annesinin telefonla konuştuktan sonra 4 kardeşi de alarak devlet hastanesine gittiğini ve orada morgun önünde beklerken bir adamın bir çift ayakkabı getirerek kendine verdiğini ve annesine bu ayakkabıların babasına mı ait olduğunu sormasını istediğini belirtti. Kendisinin de ayakkabıları tanıdığını ifade eden Melek Doğan, çocuk aklıyla babalarının gelmeyeceğini anlamadıklarını ve her kapı çalışında babalarını beklediklerini kaydetti.
ÖNCE BURADA DEDİLER ARDINDAN ‘BURADA O İSİMDE BİRİ YOK’
Basın metnini okuyan Yeter İştir, Diyarbakır’da taksicilik yapan Mahmut Doğan’ın 27 Kasım 1993 tarihinde öğlen yemeği için evine geldiğini, yemekten sonra durağa gitmek için evinden ayrıldığını ancak evine geri dönmeyince ailesinin telaşlanarak Bağlar Karakolu’na başvurduğunu kaydetti. Emniyetteki görevlilerin önce Mahmut Doğan’ın arabasında silah yakalandığı için gözaltında olduğunu, isterlerse kendisine yemek götürebileceklerini söylediklerini belirten İştir, kısa bir üre sonra yemekle gelen aileye ‘Burada o isimde biri yok’ denildiğini ifade etti. 3 gün sonra karakola çağrılan aileye aracın bulunduğu ve Çınar Ovabağ Karakolu’nda olduğunun söylendiğini kaydeden İştir, “Araba bulunsa da tüm resmi kurumlara başvuran aile Mahmut Doğan’ın akıbeti ile ilgili bir sonuç alamadı. Zümrete Doğan kendi imkanlarıyla eşini aramayı sürdürdü” dedi.
“HUKUKİ BİR SÜREÇ İŞLETİLMEDİ”
Mahmut Doğan ile uzun süredir kayıp olan Abdülselam Kızmaz’ın cansız bedenlerinin Karacadağ, Çınar Bellitaş Köyü’ndeki Reçellik mağaralarında bulunduğunu ifade eden İştir, Çınar’a getirilen cenazelere otopsi yapıldığını, ailelerin suç duyurusunda bulunmasına rağmen hukuki bir süreç işletilmediğini kaydetti. 200 yılında Hizbullah’a yapılan operasyonlar sonucunda Hizbullah’ın ‘Karacadağ Grubu’ olarak bilinen 10 kişinin Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladığını söyleyen İştir, yargılananlardan Tahsin Kara’nın mahkemede 1992-1994 yılları arasında isimlerini verdiği 11 kişinin örgüt tarafından öldürülmesi eylemine bizzat katıldığını, bu kişiler arasında taksi şoförü Mahmut dediği Mahmut Doğan ile mağarada bulunan Abdülselam Kızmaz’ın da bulunduğunu söylediğini belirtti. İştir, 2007 yılında sonuçlanan davada mahkeme ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Tahsin Kara’nın suçlandığı delil dosyasının esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolduğunu, bu nedenle yeterli ve kesin delil olmadığı gerekçesiyle Tahsin Kara’nın 12 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdiğini vurguladı.
İştir, Mahmut Doğan’ın zorla kaybedilmesiyle ilgili bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmediğini kaydetti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 652. haftada 1994 yılında gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin dosyasını gündeme getiren Cumartesi Anneleri geçtiğimiz günlerde Hakk’a yürüyen Güzel Şahin Anayı da unutmadı. Eylemde konuşan Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, 22 yıldır bu meydanda birçok anneyi kaybettiklerini belirterek, “Adaletin olmadığı adalet saraylarından adalet bekledik.” dedi.
Haberin Videosu
Cumartesi anneleri eyleminin 652. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları 1994 yılında Ankara/Dikmen’de gözaltına alınarak kaybedilen Kenan Bilgin dosyasında adalet talebinde bulundular.
“ON BİNLERCE ANANIN SESİ OLDUN”
Eylemde ilk olarak Barış Annelerinin Güzel Şahin için gönderdikleri mesaj okundu. “Yaşamı boyunca adı gibi güzel ve kocaman yüreğiyle hiç kimseyi ayırmadan, kayırmadan, ötekileştirmeden Türk’ün, Laz’ın, Çerkes’in, Arap’ın, Roman’ın, Kürt’ün, Ermeni’nin, Alevinin, Sünninin acısını yüreğinde hissederek on binlerce ananın sesi oldun. Zalimlerin öncelikle biz kadınlara ve analara mutlaka hesap vereceklerine insanlığın bu zihniyet sahiplerini tarih sahnesinden sileceğine olan inancı hep diri tutarak mücadeleni sürdürdün… Mücadele mirasını öncelikle öncelikle biz kadınlar ve analara devrederek aramızdan ayrıldın. Sana söz veriyoruz; barış, adalet ve özgürlük tüm dünyada hakim oluncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.”
“YOL GÖSTERİCİ OLDU”
Ardından Güzle Şahin için Kandıra F Tipi Hapishanesinde tutuklu bulunan kadın siyasetçiler Sebahat Tuncel ve Figen Yüksekdağ’ın mesajları okundu. Sabahat Tuncel mesajında Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan ırkçı saldırıya da değinerek şunları belirtti: “Hatun annenin cenazesine yapılan ırkçı saldırı nedeniyle büyük bir öfke yaşarken, acımız tazeyken Güzel Annenin vefatını öğrendik. Güzel Anne haksızlığa, zulme ve faşizme karşı mücadelenin en ön saflarında yüreği özgürlük sevdasıyla olan anne yol gösterici oldu. Hatun Anneye ve Güzel Anneye sözümüz özgürlük ve demokrasi olacaktır.”
“EMANET ETTİĞİ MÜCADELE BAYRAĞINI ZAFERE TAŞIYACAĞIZ”
Figen Yüksekdağ ise mesajında Güzel Annenin bütün hak savunucularının annesi olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti: “Bütün hak savunucularının, devrimcilerin, yurtseverlerin eylem arkadaşı olan o güzel kadını selamlıyorum. Kadın siyasi tutsaklar olarak O’nun direnişini büyütecek bizlere emanet ettiği mücadele bayrağını zafere taşıyacağız.”
“O BU MEYDANIN ANNESİ”
Kayıp yakınları adına konuşan Ahmet Cihan, bugün bu meydanın Güzel Annesiz hüzünlü olduğunu belirterek “Bu meydan öksüz değil ama Güzel Annesiz öksüz. Güzel Anneyi devrimci, demokrat herkes bilir. Hereksin annesi Güzel Annesiz bu meydan hakikaten hüzünlü.” dedi. o 30 yaşındaki Süleyman’ın annesi. Güzel Anne bu meydanın annesi. Ben annemi kaybettim ve onu bir daha göremeyeceğim. Güzel Annesiz bu meydan öksüz kalacak” diyen Cihan, Güzel Anneden önce de bu meydanda birçok anneyi kaybettiklerini belirterek hükumete şöyle seslendi: “Vicdanınız kurusun. Daha kaç anneyi kaybedeceğiz.”
“ADALETİN OLMADIĞI ADALET SARAYLARINDAN ADALET BEKLEDİK”
Cihan’ın ardından konuşan Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, bu meydanda oturdukları 22 yıl boyunca birçok anneyi, babayı kaybettiklerini belirterek Güzel Annenin onlara çok şey öğrettiğini kaydetti. 22 yıldır gözaltında kayıpların son bulması için bu meydanda oturduklarını söyleyen Bilgin, “Adaletin olmadığı adalet saraylarından adalet bekledik.” dedi.
“NE ARIYORDUNUZ DA BULAMADINIZ”
Kenan Bilgin’in dosyasına ilişkin bilgi veren İrfan Bilgin, tanık ifadelerine rağmen iç hukukta dava bile açılmadığını, dosyayı AİHM’e taşıdıklarını ve AİHM’in Türkiye’yi mahkum ettiğini kaydetti. Adalet Bakanlığının dosyada dava açmaya yetecek herhangi bir delil bulamadıklarını söylediğini belirten Bilgin, “Adalet Bakanına soruyorum. Ne arıyordunuz da bulamadınız. 12 tane insanın tanıklığı var orada. Kaybedilen insanlar kendini bilmeyen memurların kaybettiği insanlar değil. Devlet emriyle katledildiler. Alttan yukarıya doğru çıkan olaylardır bu olaylar. Gün gelecek gün yüzüne çıkarılacak bunlar. Bu insanları unutturmayacağız. Bu insanlar bizim gururumuz. Mücadelelerini devam ettireceğiz.” şeklinde konuştu.
“O HALKIN ANASIYDI”
Bilgin’in ardından konuşan gözaltı kayıplarından Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Adıyla güzel, kendi güzel, yüreği güzel ananın şahsında tüm annelerimizi anıyorum.” dedi. Güzel Annenin sadece kendi çocuklarının annesi olmadığını söyleyen Yıldız, “O anaların da anası oldu. O benim de anam, o halkın anasıydı. Ben anadan yetim kaldım, babadan yetim kaldım, evlattan yetim kaldım ama arkadaştan yetim kalacağımı hiç düşünmedim. Ana sen merak etme. Senin o havada olan yumruğunu hiç indirmeyeceğim.” şeklinde ifade etti.
Basın metnini cumartesi insanlarından Meryem Göktepe okudu. Göktepe, herkesin davasının sadece hukuki esaslar gözetilerek hiçbir etki altında kalmaksızın karara bağlanması hakkına sahip olduğunu vurgulayarak Kenan Bilgin dosyasına ilişkin şu bilgileri verdi:
“KENAN BİLGİN DOSYASINDA ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”
“35 yaşındaki Kenan Bilgin, 12 Eylül 1994 tarihinde Ankara Dikmen’deki bir otobüs durağından gözaltına alındı. Aynı operasyon kapsamında 10 kişi daha gözaltına alınmıştı. Toplamda 11 kişi gözaltında olmasına rağmen Ankara Emniyeti Kenan Bilgin’in gözaltına alınanlar arasında olduğunu inkâr etti. Mahkemeye çıkarılan 10 kişinin “Kenan Bilgin de bizimleydi, Kenan Bilgin’e ne yaptınız?’’ sorusuna Savcı “o sizi ilgilendirmez” cevabını verdi.
Kenan Bilgin’le birlikte gözaltına alınan kişiler yazılı bir açıklama yaparak, Kenan’ı Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde gördüklerini söyledi. Aynı dönem Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan Avukat Murat Demir’de Kenan Bilgin’i emniyette gördüğünü kamuoyuna açıkladı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Bilgin Ailesi, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Savcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. Dosyayı devralan savcı Özden Tönük, Kenan Bilgin’e işkence yapan polisleri teşhis edebileceklerini söyleyen tanıkların ifadelerinin, “polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu” içeren 3 sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı.
İç hukukta sonuç alınamayınca dava AİHM’e taşındı. AİHM yargıçları Ankara’ya gelerek araştırma ve incelemelerde bulundu. Bilgin soruşturmasında polisin sahte tutanak, savcının ise gerçek dışı rapor düzenlediği açığa çıktı. Türkiye AİHM’de oy birliğiyle Kenan Bilgin’i kaybetmekten mahkum oldu. Buna rağmen etkin bir soruşturma yürütmeyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 31 Mart 2017 tarihinde Kenan Bilgin’in “Ankara Emniyeti’ne bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır” diyerek zaman aşımı gerekçesiyle “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” verdi. 15 Mayıs 2017 tarihinde Bilgin ailesi Ankara Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurarak karar itirazda bulundu. Geçtiğimiz ay Ankara Sulh Ceza Hakimliği bu itirazı reddetti ve dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Bugüne kadar iç hukukta Kenan Bilgin dosyasında gerçeği açığa çıkartacak etkin bir soruşturma yürütülmedi.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – KHK ile kapatılan Tv10’un yeniden açılması için kanal emekçilerinin başlattığı eylem 50 haftasında da devam etti. TV10 Yönetim Kurulu Veli Büyükşahin, “Yarın laik, bilimsel ve anadilde parasız bir eğitim için Kartal Meydan’ında bir miting gerçekleştirilecek. Bu ülkede laiklik, kardeşlik ve demokrasi isteyen herkesin yarınki mitinge katılımını ve desteğini bekliyoruz. Ve biz TV10 emekçileri de yarın Kartal mitinginde olacağız” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Çok önemli bir süreçten geçildiğini belirten Büyükşahin, “Yarın laik, bilimsel ve anadilde parasız bir eğitim için Kartal Meydan’ında bir miting gerçekleştirilecek. Bu ülkede laiklik, kardeşlik ve demokrasi isteyen herkesin yarınki mitinge katılımını ve desteğini bekliyoruz. Ve biz TV10 emekçileri de yarın Kartal mitinginde olacağız” dedi.
“HATUN TUĞLUK’A YAPILANLAR YÜZYILLARIN TEKRARI”
Büyükşahin, “1400 yıl önce İmam Hüseyin Kerbelada katledildiğinde cenazesi ortada bırakılmış ve kafası kesilerek yezide götürülmüştü. HZ. Muhammed’in torunu ve İmam Ali’nin oğlu İmam Hüseyi’nin cenazesine bile işkence yapılmıştı. Adete bir dini rütüel niteliğinde cenazesini ortada kaldırılmayarak gelen geçenin işkence yapılması sağlanmıştı. Benzer olayları Dersim’de haksız ve hukuksuz bir şekilde idam edilen Seyit Rıza ve Alişer’lerde de yaşadık. Yani bu ülkenin tarihinde ölen insanların cenazelerine büyük bir zulmün yapıldığını biliyoruz. Hatun Tuğluk’un mezarına, cenazesine yapılan saygısızlığın, alçaklığın aynısını o tarihlerde de yaşadık. İnancı, ırkı, dili ne olursa olsun yaşamını yitiren tüm insanların cenazelerine saygı duyulmalıdır” ifadelerini kullandı.
“ALÇAKÇA SALDIRI ALEVİ VE KÜRT KİMLİĞİMİZEDİR”
Geçtiğimiz günlerde Hakka yürüyen HDP Eş Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Ana’nın cenazesi Ankara İncek’te toprağa sırlanmak istenirken alçakça bir saldırı sonucu tekrar topraktan çıkarıldığını belirten Büyükşahin şöyle devam etti:
“Hatun Ana Dersim doğumlu Kürt, Alevi bir kimliğe sahipti. Aslında Hatun Ana’nın cenazenin tekrardan topraktan çıkarılmasının nedeni, Alevi, Kürt ve Dersimli bir kimliğe sahip olmasıdır. Alçakça yapılmış bu saldırı Alevi ve Kürt kimliğimize yapılmış bir saldırıdır. Ve İnsanlığa yapılmış bir saldırıdır. Yapılan bu alçakça davranış ve saldırı asla unutulmayacaktır. Kerbeladan İmam Hüseyin’in başını kesip hakaret edenler Seyit Rıza ve Alişer’in cenazelerini halen bize vermeyenler ile TV10’nu kapatanların zihniyeti aynı zihniyettir” şeklinde konuştu.
“LOKMALARIMIZLA KURULAN TELEVİZYONUMUZU PEŞKEŞ ÇEKEMEZSİNİZ”
Alevilerin lokmaları ile kurulan ve milyonlarca değeri olan TV10’un lisansını ve mal varlıklarını TMS’ye devrederek satışa çıkardıklarını kaydeden Büyükşahin şunları belirtti:
Bize yapılan bu hukuksuzluğa karşı Ankara’da OHAL komisyonu ile görüşmek istedik. Komisyon ile görüşebilmek için dört ve beş askeri noktada geçirildik. Ancak ne başvurumuz kabul ettiler ne de bizlerle görüştüler. OHAL komisyonu hiçbir hukuki geçerliliği yok. Buradan OHAL komisyonuna bu ülkeyi yönetenlere ve TMS’ye tekrardan seslenmek istiyorum. Bizim lokmalarımızla kurduğumz televizyonu hiç kimseye peşkeş çekmezsiniz. Aksi taktirde bizim iki elimiz hep yakanızda olacak ve lokmalarımızın hepsi boğazına takılı kalacak. Mezarınızda dair rahat uyuyamayacaksınız.
“ÖZGÜR VE TARAFSIZ BASINI YILDIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Büyükşahin’den sonra konuşan Radyo Dünya emekçisi Mine Kaynak, “Yaklaşık bir yıldır KHK gerekçe gösterilerek 15 yıldır emek yediğim ve kendi emeğimiz ile kurduğumuz Radyo Dünya’yı sabaha karşı gelip mühürleyerek ve kapattılar. Ve bütün teknik malzememize el koydular. Bizle birlikte o süreçte birçok basın yayın organı bu bahane ile kapatılıp ve el konuldu. Bu yapılan haksızlıkların ve hukuksuzlukların tek bir nedeni var. Bizlerin özgür ve tarafsız yayın yapmasıdır. Bu iktidar özgür ve tarafsız basını yıldırmaya çalışıyor. Ancak bizler yılmayacağız ve susmayacağız” dedi.
Radyomuz ve malzememiz sermayeye peşkeş çekiliyor diyen Kaynak, Tüm o malzemeyi kendi emeğimizle gecemizi gündüzümüze katarak bir araya getirmiştik. Tüm bu haksızlıklara karşı her hafta burada olacağız. Ve AKP’nin politikalarını ile KHK hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz. Bugün birçok basın çalışanı ve gazeteci düşüncesinden ve yazdıklarında dolayı haksız bir şekilde tutuklu bulunmaktadır. Belki yarın öbür gün bizleri de tutuklayacaklardır. Ancak biz susmayacağız ve yılmayacağız şeklinde ifade etti.
Radyo Dünya emekçisi Mine Kaynak son olarak ırkçı, faşist saldırılara uğrayan Hatun ana’nın cenazesine ilişkin şunları ifade etti:
Ankara’da Hatun Ana’nın cenazesine yapılanı şiddetle kınıyorum. Onlar biz bir mezarı fazla gördü biz onlar tüm dünyadaki mezarları bahşediyoruz.
PİRHA- İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, yazılı bir açıklama yaparak, 9 Eylül Cumartesi günü saat 12.00’de Galatasaray Meydanı’nda 37 yıldır kendisinden haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün akıbetinin sorulacağını bildirdi.
Faili meçhul cinayetle kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’nda 650. kez oturularak “Kayıplarımızı istiyoruz” denilecek.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, yazılı bir açıklama yaparak, 9 Eylül Cumartesi günü saat 12.00’de Galatasaray Meydanı’nda 37 yıldır kendisinden haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün akıbetinin sorulacağını bildirdi.
İHD açıklamasında şunlar belirtildi:
“12 Eylül askeri darbesinin ardından 18 Eylül 1980 akşamı Morsümbül ailesinin Bingöl’deki evi asker ve polisler tarafından basıldı. Bingöl Lisesi’nde öğrenci olan çocukları Hüseyin gözaltına alınarak Bingöl Askeri Tugay Komutanlığı’na götürüldü. Onu soran ailesine Hüseyin’in yüksek güvenlik önlemleri ile korunan taburdan kaçtığı söylendi. Hüseyin’den bir daha haber alınamadı.
ANNE MORSÜMBÜL: KEMİKLERİNİ BULSAM SIRTIMDA TAŞIYACAĞIM
37 yıldır Hüseyin Morsümbül’ü kaybeden, akıbetini soruşturmayarak karanlıkta bırakan tüm asker ve sivil görevliler cezasızlık zırhıyla korundu.
Anne Fatma Morsümbül, “Kemiklerini bulsam gömmeyip sırtımda taşıyacağım.” dediği oğlu Hüseyin’e ulaşamadan aramızdan ayrıldı.
37 YILLIK ARAYIŞA EŞLİK ETMEYE ÇAĞRI
650. haftamızda Morsümbül ailesi ile birlikte “Fatma Morsümbül’ün, Hüseyin’e ulaşma düşünün takipçisi olmaya devam edeceğiz!” diyerek buluşacağız.
Sizi de kırmızı bir karanfille Galatasaray’a; 37 yıllık bir arayışa eşlik etmeye çağırıyoruz.”
PİRHA – 648. haftada Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri 28 Temmuz 1993 akşamı Bitlis şehir merkezinden silahlı telsizli üç kişi tarafından kaçırılan ve cansız bedeni Elazığ kimsesizler mezarlığında bulunan Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiri Ferhat Tepe için adalet talep etti.
Haberin Videosu
Cumartesi Annelerinin gözaltında kayıpların akıbetini sormak ve adalet aramak için yaptıkları eylem 648. haftadır devam ediyor. 648. haftada 1993 yılında gözaltında kaybedilen Özgür Gündem gazetesinin Bitlis muhabiri olan Ferhat Tepe için adalet istendi. Eyleme geçtiğimiz gün KHK ile kapatılan dihaber muhabirleri destek verdi.
“DEVLET CEMİL KIRBAYIR’I NE YAPTIN?”
Eylemde ilk olarak konuşan Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Gülmez 37 senedir kardeşini aradığını söyleyerek devlete şöyle seslendi:
“Devlet Cemil Kırbayır’ı ne yaptın? Kardeşimin kemikleri nerede? Hiç aranmamış, sorulmamış diyorsunuz. Biz araya araya yorulduk. Bu adalet bize ne zaman gelecek? Cemil Kırbayır’ın kemiklerini verin diye burada oturdum. İçerenköy’den buraya yaya yürüdüğüm günler oldu. Yazık be. Beni öldürsen, etimden et kessen ben bu devletten davacıyım. Öldüreninden tut işkenceye vereninden temizlikçisine kadar hepsinden davacıyım. Ben ölsem bile çocuklarım bu davanın peşinde olacaklar. Sen anama söz verdin cumhurbaşkanı. Sözünü tut. Ben senden bir şey beklemiyorum. Sen cumhurbaşkanısın, devletsin. Kardeşimin kemiklerini bul. Buradan Kars savcısına da sesleniyorum. Elini vicdanına koy. O dosyalara bak.”
“BU ÜLKEDE KATİLLER DEĞİL MAZLUMLAR KATLEDİLİYOR”
Fatma Gülmez’in ardında konuşan Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe, Ferhat Tepe’nin evlerinin önünden alındığını söyleyerek 90’lı yılların karanlığında katledilen herkesin katilinin siyasi ve askeri erkeler olduğunu ifade etti. Kardeşinin öldürüldüğü günden beri isimler verdiklerini ve bu isimlerle ilgili soruşturma bile açılmadığını belirten Ayşe Tepe, umutlarını kaybetmediklerini, kaybetmeleri halinde burada konuşamayacaklarını kaydetti. Ayşe Tepe, bu ülkede katillerin değil, mazlumların katledildiğini gördüklerini söyledi.
“GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Ferhat Tepe’nin çalışanı olduğu Özgür Gündem gazetesi adına geçtiğimiz gün KHK ile kapatılan dihaber muhabiri Yasin Kobulan konuştu. Kobulan, Ferhat Tepe’yi 1993 yılında tanıdığını, cenazesinin onların evlerinin aşağısında bulunduğunu belirtti. O günden bu güne O’nun mirasçısı olarak devam ettiklerini söyleyen Kobulan, Ferhat Tepelerin gerçekleri kamuoyuna duyurdukları için katledildiklerini kaydetti. Geçmişte silahlarla ve öldürülmelerle susturulmaya çalışılan basının şimdi de KHK’lerle susturulmaya çalışıldığını vurgulayan Kobulan, 150’yi aşkın gazetecinin tutuklu olduğunu da ekledi. “Biz geçmişimize bakarak geleceğe gidiyoruz” diyen Kobulan, susmayacaklarını, gerçekleri yazmaya devam edeceklerini ve gazetecilik yapmaya devam edeceklerini belirtti.
Haftanın basın metnini Cumartesi insanı ve KHK ile kapatılan dihaber muhabiri Sadiye Eser okudu. İHD’nin verilerine göre 12 Eylül askeri darbesi döneminde 15 kişinin gözaltında kaybedildiğini belirten Eser, bunlardan birisinin Kars’ta gözaltında işkenceyle öldürüldüğü meclis araştırma komisyonu tarafından belgelenen Cemil Kırbayır olduğunu kaydetti. Bugün ki iktidar partisinin Adalet Bakanlığı’nın Cemil Kırbayır’ın AİHM’deki davasına hükumet adına savunma yaptığını ifade eden Eser, savunma yapanların Cemil Kırbayır da dahil olmak üzere bugüne kadar yapılmış başvuruları cezasız bırakma geleneğini sürdürdüklerinin altını çizdi.
“İnkar ve suçu örtme kaygısıyla yapılan Bu savunma her dönem iktidarın hukuksuz uygulamalarına tanık olan bizler için şaşırtıcı değildir.” diyen Eser, bundan 24 yıl önce Ferhat Tepe’nin gözaltında kaybedilmesiyle ilgili tanıklık yapacak 2 kişinin dönemin hükumeti tarafından baskı ve menfaat sağlama taahhüdüyle yalan beyana sevk edildiklerini söyledi.
Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiri olan Ferhat Tepe’nin 90’lı yılların karanlığında bölgede işenen ağır insanlık suçlarını haberleriyle kamuoyuna taşıdığını belirten Eser, 28 Temmuz 1993 tarihinde Bitlis’in şehir merkezinde silahlı ve telsizli 3 kişi tarafından kaçırıldığını, Ferhat Tepe’yi kaçıran otomobillerden birinin daha sonra bölgedeki karakolun önünde görüldüğünü ifade etti.
“MEÇHUL KİŞİ OLARAK BULUNDU”
Ferhat Tepe’nin kaçırılmasının ardından DEP Bitlis Şube başkanı olan babası İshak Tepe’yi telefonla arayan bir kişinin oğlunun hayatına karşılık DEP il örgütünü kapatmasını ve fidye vermesini istediğini söyleyen Eser, şunları belirtti: “Baba İshak Tepe Bitlis Asayiş Şube Başkanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne, Valiliğe, Savcılığa, Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na ve OHAL Valisi’ne başvurarak oğlunun bulunmasını istedi. Ailenin ve Gündem Gazetesi’nin ısrarlı arayışıyla 9 Ağustos 1993 tarihinde, gözaltına alındığı inkar edilen Ferhat’ın ağır işkence görmüş bedenine, ‘meçhul kişi’ olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu eylemlerinin 281. haftasında hasta tutuklu Meryem Soylu’nun serbest bırakılmasını istedi.
HABERİN VİDEOSU
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu her hafta Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştiriyor. Bu hafta 281. haftasında olan eylemde Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu bulanan ve aynı zamanda Barış Annesi Meryem Soylu’nun serbest bırakılması talep edildi.
İnsan hakları savunucuları adına basın metnini okuyan Taylan Bekin, cezaevlerinde sağlığa erişim engelleri, tecrit, keyfi disiplin cezaları, kötü muamele, işkence, gazete ve kitap engeli, sevk ve sürgün uygulamalarında hiç görülmediği kadar artış yaşandığını kaydetti.
“BİR ÇOĞUNUN HAPİSHANEYE GİRMEDEN ÖNCE SAĞLIK PROBLEMİ YOK”
Birçok tutuklunun hapishaneye girmeden önce sağlık problemi olmadığını belirten Bekin, hapishaneye girdikten sonra tecrit, hijyenik olmayan fiziki koşullar, sağlıksız beslenme gibi nedenlerle hastalandıklarını da ifade etti. Sağlık problemi yaşayan birçok tutuklunun sağlığa erişim hakkının engellenerek tedavi edilebilir hastalıkların ölümcül hale gelmesine sebebiyet verdiğinin altını çizen Bekin, şunları belirtti: “Tüm bu sorunları çözmesi ve mahpuslara insanca bir yaşam sağlaması gereken devlet yetkilileri ise; tüm bu insan haklarına ve hukuka aykırılıkları yeterli bulmayıp, daha fazla ceza içinde ceza nasıl verebilirim derdine düşmüştür. Yeni bulduğu ceza yöntemi de tek tip elbisedir.”
“TEK TİP ELBİSE UYGULAMASI İŞKENCEDİR”
1980 darbesi sonrasında uygulanmaya başlanan tek tip elbiseye siyasi tutukluların karşı çıkarak açlık grevi başlattıklarını ve bu süreçte 4 kişinin hayatını kaybettiğini vurgulayan Bekin, bu eylemler neticesinde tek tip elbise uygulamasına son verildiğini, tek tip elbise uygulamasının insan onurunu kırmaya yönelik bir uygulama, bir işkence olduğunu ve kabul edilemez olduğunu da kaydetti.
“VAR OLAN HASTALIKLARINA YENİLERİ EKLENDİ”
Barış Annesi olan 58 yaşındaki Meryem Soylu’nun Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 2011 yılında tutuklanarak 12 yıl hapis cezası aldığını belirten Bekin, Soylu’nun önce Diyarbakır E Tipi Hapishanesi’ne, oradan sırasıyla Batman M Tipi, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi son olarak da Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi’ne sevk edildiğini ifade etti. Hapishanelerin ağır koşulları karşısında Soylu’nun daha önce var olan hastalıklarına yenilerinin eklendiğini vurgulayan Bekin, Soylu’nun kalp, tansiyon, mide ve bronşit gibi hastalıklarının olduğunu kaydetti.
“TEDAVİSİ GÜNEŞ GÖRMEYEN İZBE BİR ODADA YAPILDI”
Soylu’nun Sincan’da iki yıl boyunca tek kişilik hücrede, ağır tecrit koşullarında kaldığını belirten Bekin, Soylu’nun birçok kez hastaneye kaldırıldığını ancak bu konuda ailesinin bilgilendirilmediğini ifade etti. Soylu’nun 2015 yılında Darıca Farabi Hastanesi’nde safra kesesi ameliyatı olduğunu söyleyen Bekin, ameliyat sonrası Soylu’nun tedavisinin hastanenin bodrum katında güneç görmeyen izbe bir odada ve yatağa kelepçeli olarak yağıldığını vurguladı.
“HAPİSHANE KOŞULLARINDA SAĞLIK DURUMU KÖTÜYE GİDİYOR”
Cezaevinde Soylu’ya ihtiyacı olan yemeklerin verilmeyip, hastalığının gerektirdiği diyetin uygulanmadığını ifade eden Bekin, yemeklerin Soylu’nun sağlık durumunun daha da kötüleşmesine neden olduğunu belirtti. Soylu’nun kızı Emine’nin annesini son gördüğünde çok fazla kilo verdiğini gördüğünü söyleyen Bekin, “Sürekli rahatsızlanıp hastaneye giden Meryem Soylu, yapılan tedavilerden sonuç alamamakta bir türlü iyileşememektedir. Doğru teşhis konulmadığı, doğru tedavi yapılmadığı konusunda ailesinde ciddi kaygılar oluşmuştur. Çocukları, annelerinin artık hapishaneden sağ çıkamayacağını düşünmektedirler” dedi.
Bekin, hapishanede ve hastanenin mahpus koşullarında sağlanan tedavi hizmetiyle bir türlü sağlığına kavuşamayan Soylu’nun sağlığına kavuşabilmesi için bir an önce serbest bırakılması gerektiğinin altını çizdi.(HABER MERKEZİ)
PİRHA-Her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri 646. hafta eyleminde “Kelimelerin yetmediği yerde susmak en ağır cevaptır” diyerek susma eylemi yaptılar.
HABERİN VİDEOSU
Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri 646. hafta da yine Galatasaray Meydanı’ndaydı. Bu hafta özgürlüklerin saldırı altında olduğuna dikkat çekmek için susma eylemi yapıldı. Eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu katıldı.
“SUÇ OLAN HAK ARAMA KANALLARIMIZI KAPATMAKTIR”
Cumartesi Anneleri adına konuşan İHD İstanbul Şube Üyesi Maside Ocak, şunları ifade etti: “Hakikati ve adaleti aramak suç değildir. Hakları ihlal edilenlerle, adaletsizliğe maruz kalanlarla demokratik imkanlarla dayanışmak suç değildir. Suç olan hakikate ve adalete ulaşma hakkımızı karşılıksız bırakmaktır. Suç olan hak ve özgürlüklerimizi kısıtlamak, hak arama kanallarımızı kapatmaktır”
“BÜTÜN ÖZGÜRLÜKLERİMİZ BASKI ALTINDA”
Gözaltında kaybedilen sevdiklerine ulaşabilmek ve kayıp dosyalarında ceza adaletinin sağlanabilmesi için kamuoyu yaratmaya ihtiyaç olduğunu belirten Ocak, “Kamuoyu yaratabilmemiz için de düşünce ve ifade özgürlüğünün, gösteri yapma özgürlüğünün, basın özgürlüğünün eksiksiz işlemesine ihtiyacımız var” dedi. Ocak “Bütün özgürlüklerimizin saldırı altında olduğu gerçeğine dikkat çekmek için 646. haftamızda kelimelerin yetmediği yerde susmak en ağır cevaptır diyor ve bu haftamızı susarak gerçekleştiriyoruz” şeklinde ifade etti.
“SEN VAZGEÇMEDİN BİZLER DE VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Ocak, 12 Mart 1994’de Urfa’da gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Nazım Babaoğlu’nun annesi Makbule Babaoğlu’nun hayatını kaybetmesini hatırlatarak şöyle seslendi: “Sadece oğlumun nereye gömüldüğünü bilsem bana yeter. Sadece onun kemiklerini bulmak bana yeter.” diyen Makbule Annemiz rahat uyu; sen vazgeçmedin bizler de Nazım’ı aramaktan vazgeçmeyeceğiz.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu eylemlerinin 280. haftasında hasta tutuklu Sabahat Çetinkaya’nın serbest bırakılmasını istedi. Eylemde OHAL ile yaygınlaşan devletin cezasızlık politikası sonucunda tutukluların her türlü hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığını vurgulanarak, duruma tepki gösteren mahpusların ise psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldıkları kaydedildi.
Haberin Videosu
İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun düzenlediği F oturumunun 280. haftasında hapishanelerdeki hasta tutukluların durumu anlatılmaya devam edildi. “F tipi hapishaneler kapatılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartların açıldığı eylemde “Sabahat Çetinkaya serbest bırakılsın”, “İHMAL işkencesi ne son”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı.
Oturumda kısa bir konuşma yapan Sabahat Çetinkaya’nın ağabeyi Sabahat’ın sağlık sorunlarının olduğunu, geçen hafta ki görüşmelerinde ayağında aşırı ağrı olduğunu, doktora gidiş gelişlerinde bir sürü problem yaşadığını söyledi.
İstanbul Galatasaray Meydanı’nda gerçekleşen eylemde basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Mehmet Acet okudu.
“TEDAVİ TALEPLERİ İLGİLİ YERLERE İLETİLMİYOR”
OHAL ile yaygınlaşan devletin cezasızlık politikası sonucunda tutukluların her türlü hak ve özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığını bu duruma tepki gösteren Acet, tutukluların psikolojik ve fiziksel şiddete, işkenceye maruz kaldığını belirtti. Acet, hastaneye sevk edilmesi gereken tutukluların revire dahi çıkartılmadığını, tedavi taleplerinin ilgili yerlere iletilmediğini ve sevk edilmesi gereken tutuklulara türlü bahaneler ile tedavilerine engellendiğini vurguladı.
ÜÇ SORUŞTURMA, BİR İDDİANAME
Acet, 280. hafta F oturmasında hasta tutuklu Sabahat Çetinkaya’nın durumunu aktardı:
“Yaklaşık bir buçuk yıldır tutuklu bulunan Sabahat Çetinkaya hakkında başlatılmış üç soruşturma olmasına rağmen bu soruşturmaların sadece bir tanesinden iddianame hazırlanmış ancak o iddianame de henüz mahkeme tarafından kabul edilmemiştir.”
“CİDDİ KALP RAHATSIZLIĞI VAR”
Sabahat Çetinkaya’nın kalp hastası olduğunu bunun yanı sıra yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı gibi rahatsızlıklarının da bulunduğuna değinen Acet, 2015 yılının sonunda İstanbul’da anjiyo olduğunu belirtti. Hala devam eden ciddi kalp rahatsızlığı bulunan Sabahat Çetinkaya’nın bir yıldan uzun süredir tutuklu olmasına rağmen kalp hastalığının ciddi olmadığı gerekçesi ile uzun süre hastaneye sevk edilmediğini, yaklaşık 15 gün önce sevk edildiğini hastaneden birtakım tetkikler yapıldıktan sonra hapishaneye geri götürüldüğünü sözlerine ekledi.
YETKİLİ KURUMLARA VE KAMUOYUNA SESLENDİ
Başta devlet yetkilileri olmak üzere ilgili bütün kurumlara ve kamuoyuna seslenen Acet, hasta tutukluların tedavilerinin önündeki engellerin kaldırılması, ciddi sağlık sorunları yaşayan ve hapishane koşullarında iyileşme olanağı olmayan tutukluların serbest bırakılması ve başta yaşam hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesine son verilmesi taleplerinde bulundu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Cumartesi Anneleri oturma eylemlerinin 654. haftasında HDP’nin başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne katılım çağrısı yaptı.
Haberin Videosu
Cumartesi Anneleri eylemi 654. haftasında Galatasaray meydanında devam etti. Bu hafta 13 yıl önce Kırklareli’nin İğneada İlçesi’ne tatile giden ve kendisinden bir daha haber alınamayan Tolga Baykal Ceylan’ın akıbeti soruldu. Eylemde bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeyin hukuk, adalet ve vicdan olduğu belirtilerek, HDP’nin Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı’nda devam eden Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne destek çağrısı yapıldı.
“BİR ANNENİN EVLADINI BULAMAMASI NEDENDİR?”
Eylemde ilk konuşan Tolga Baykal Ceylan’ın annesi Kadriye Ceylan, oğlunun 9 Ağustos 2004 yılında İğneada’ya tuzakla çekilerek kaybedildiğini belirtti. Anne Kadriye Ceylan şunları söyledi:
Her yerde oğlumu aradım. Herkese oğlumu sordum ama bulamadım. Sorarım çığlık çığlığa biricik yavrusunu arayan bir annenin yıllar yılı evladını bulamamış olması nedendir? Eğer bir yerde analar evlatlarını bulamıyorsa bilinsin ki o annenin evladı vicdani zayıf zorbalığı çok güçlü birileri tarafından katledilmiş, kaybedilmiştir…
Tolga’nın kaybedilmesinin kasıtlı ve planlı olduğunu kaydeden Anne Kadriye Ceylan Tolga’nın ve tüm kayıpların akıbetini gün yüzüne çıkarılmasını talep etti.
Eylemde Nuriye ve Semih için adalet ve vicdan çağrısı da yapıldı.
HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ KALDI
Haftanın basın metnini Cumartesi insanlarından Mukaddes Şamiloğlu okudu.
645. haftada 13 yıl önce Kırklareli’nin İğneada ilçesine tatile giden ve kendisinden bir daha haber alınamayan Tolga Baykal Ceylan’ın akıbetini sormak için buluştuklarını belirten Şamiloğlu, Tolga Baykal Ceylan’ın aynı gün annesini arayarak İğneada’ya ulaştığını söylediğini kaydetti. Annesi ile haberleşmelerinin 10 Ağustos 2004 tarihinde kesildiğini ve o tarihten itibaren kendisinden bir daha haber alınamadığını söyleyen Şamiloğlu, anne Kadriye Ceylan’ın tüm hukuki girişimlerinin sonuçsuz kaldığını vurguladı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-“İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir” diyen Engelli Hakları Forumu, KHK ile ihraç edilen engelli yurttaşların tekrar işlerine geri alınmasını talep etti.
Haberin Videosu
Engelli Hakları Forumu, İstanbul Galatasaray Meydanı’nda işlerinden ihraç edilen engelli yurttaşların durumuna dikkat çekmek amacıyla bugün gerçekleştirdiği eylemde Şişli İşitme Engelliler Yönetim Kurulu Başkanı Güler Dağıdır basın konuşmasını yaptı.
KHK ile işlerinden ihraç edilen engelli yurttaşların işlerine geri dönmelerini ve çalışma şartlarının engellilere uyarlanmasını talep eden Dağıdır, “İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir. Çünkü engelliler için çalışmak, üretime katılmak yaşamda var olma nedenidir” dedi.
ENGELLİ İŞSİZLİĞİNİN ÖNLENMESİ İSTENDİ
Engelli ihraçların sorunlarına da değinen Dağıdır şunları belirtti:
“Engelli ihraçların en temel sorunu olağan koşullarda 15 yılda kazanılmış olan hakları olan emekliliklerini 25 yıl prim şartı koşulması nedeniyle kaybetmiş olmalarıdır. Bu şartlarda kamunun 2017 tercih döneminde alacağı engelli personel sayısını 2545 değil sadece 545 olarak görmek yerinde bir iddiadır.”
Tüm bu sorunların çözümü için engellilerin mücadeleden başka seçeneğinin olmadığını söyleyen Dağıdır engelli işsizliğin önlenmesini talep etti: “Yasalarda tanımlanan görevler eksiksiz yerine getirilmeli, kamudaki boş kadrolar derhal doldurulmalı ve özel işyerlerinin denetimi ciddiyetle yürütülmelidir, işlerinden ihraç edilen engelliler işlerine geri döndürülmeli alternatif iş olanakları yaratılmalıdır.”
Dağıdır son olarak, “ İşyerleri ve çalışma şartları engellilere uygun hale getirilmeli. Mobing ve ayrımcılığı önleyecek çözümler üretilmelidir” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 637. haftasında özel kanunla 10 Haziran 1981’de Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edilen 24 yaşındaki Veysel Güney’in mezar yerinin açıklanması talep edildi. Eylemde aradan geçen 36 yıl boyunca hiçbir şeyin değişmediği hala kayıplar ve yargısız infazların devam ettiği vurgulandı.
Haberin Videosu
Kayıplarının akibetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanında bir araya gelen Cumartesi Anneleri bu hafta 24 yaşında özel kanun ile idam edilerek bedeni kaybedilen Veysel Güney’in mezar yerinin açıklanmasını talep ettiler.
HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, sanatçı Pınar Aydınlar kayıp yakınlarının katıldığı eylemde “Failler belli kayıplar nerede?” pankartı açılarak üzerine kayıpların resimleri, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu.
Eylemde açlık grevlerinin 94. gününde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ölüm riski taşıdıkları ifade edildi. Ayrıca onların insan haklarına saygı ve insan onurunu içeren taleplerinin kabul edilmesi istendi.
“YARGISIZ İNFAZLAR SİYASİ FAALİYET HALİNE GELDİ”
Eylemde ilk olarak konuşan HDP İstanbul Milletvekili Pervin Buldan haftalardır, aylardır hatta yıllardır kayıpların bulunması ve faillerin yargılanmasının talepleri arasında olduğunu ancak ülkeyi yönetenlerin hiçbir adım atmadığını belirtti. Ölümlerin, kayıpların ve yargısız infazların bu ülkenin siyasi faaliyetleri haline geldiğinin altını çizen Buldan bir insanı yok etmenin bu kadar kolay olmadığını, kayıplar bulunana ve sorumlular yargılanana kadar çığlıklarını yükseltmeye devam edeceklerini vurguladı.
“SİVİL ÖLÜMLER DEVAM EDİYOR”
Buldan’ın ardından konuşan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Veysel Güney’in kaybedilmesinin ardından geçen 36 yılda hiçbir şeyin değişmediğine dikkat çekerek “Bugün de iktidar söylemlerini idam üzerinden devam ettiriyorlar. Değişen bir şey yok. Sivil ölümler devam ediyor. Onlardan ikisi açlık grevinde olan eğitimciler” dedi. Tanrıkulu, TİHV temsilcisinin tutuklanmasına değinerek insan haklarının onlar için de lazım olacağını dile getirdi.
“HUKUK SKANDALINDAN DA ÖTE”
Güney ailesinin avukatlarından olan Ercan Kanar, Veysel Güney olayının bir hukuk skandalında da öte 12 Eylül’ün kendisi ve aynası olduğunu belirterek “AKP iktidarının da aynasıdır” şeklinde konuştu. Veysel Güney’e ne alt derece mahkemelerde ne de askeri mahkemelerde savunma hakkının bile tanınmadığını söyleyen Kanar, İHD olarak insanlığa karşı suç işleyenlerin yargılanması için 2011 yılında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını ancak davanın zaman aşımından düşürüldüğünü belirtti. Anayasa Mahkemesi’ne başvurularının da reddedildiğini ifade eden Kanar AİHM’e başvurdukları ve AİHM’in kararını bekledikleri bilgisini verdi.
“DEVLET VE İNSANLIK İÇİN BİR KARA LEKE”
TİHV’in Türkiye ile ilgili raporuna değinen Kanar, Cizre, Sur ve Nusaybin’de çatışmalarda öldürülenlerin cenazelerini kimlik tespiti için beklediğini ekledi. Türkiye’nin uluslararası ceza mahkemesinde taraf olması gerektiğinin altını çizen Kanar Türkiye’nin uluslararası ceza mahkemesinde taraf olmaması devlet için de insanlık için de bir kara leke olduğunu ifade etti.
“36 YILDIR VEYSEL SİZLERLE BULUŞMAYI BEKLİYOR”
Veysel Güney’in mezarını aramada ailesi ile birlikte çaba gösteren Ethem Dinçer’in Veysel için yazdığı mektup okundu. Mektupta şu ifadeler yer alıyor. “Benim güzel annelerim… 36 yıldır Veysel sizlerle buluşmayı bekliyor. Darbeci katiller 1981’in 10 Haziran’ında idam ettiler onu. Hem de isnat ettikleri bir suçu işlemediği halde. Ve bu suç araştırılması diye cenazesini kaybettiler. Ailesine yazdığı son mektubu bile vermediler. Neyse ki sizler de, ailesi de, arkadaşları da mektubunu ve cenazesinin aramaktan vazgeçmediniz. Mektubu 26 yıl sonra bulundu ama cenazesi ne yazık ki hala bulunamadı…”
“GÖZÜ AÇIK GİDEN BİR CUMARTESİ ANNESİNİN HESABININ SORULMASINI İSTİYORUM”
Güney ailesi adına konuşan Veysel Güney’in yeğeni Doğan Güney şunları belirtti: “36 yıl önce bir annenin evladını hukuksuz bir şekilde elinden aldılar ve katlettiler. 30 yıl boyunca sadece 1 dakikalık bir görüşmeye izin verildi. 30 yıl boyunca 1 dakikayla yetindi o anne. Mezarını bile çok gördüler. Gözü açık giden bir Cumartesi Annesinin hesabının sorulmasını istiyorum”
“BEDENİ KAYBEDİLDİ”
Basın metinini okuyan Cumartesi insanlarından Yeter Gülcan şunları dile getirdi: “36 yıl önce bugün, 10 Haziran 1981 tarihinde, Veysel Güney idam edildi ve Veysel’in ailesine teslim edilmeyen bedeni kaybedildi.
Anne Zeynep Güney 86 yaşında aramızdan ayrılmadan evvel, yıllarca, bu meydandan aynı öfke, aynı acı ve aynı dirençle şu sözleri haykırdı: ‘Seni kaybedemezler oğul çünkü resmini gözüme çizdim./ Adını dilime yazdım./Mezarını kalbime kazdım.”
36 yıl sonra anne Zeynep Güney’in bıraktığı yerden mücadeleye devam ettiklerini belirten Gülcan Veysel Güney’in ilk ifadesini alan ve idamında hazır bulunan savcı Mete Göktürk’ün “Adaleti Gördünüz mü?” adlı kitabında onu suçlayacak delillerinin olmadığını açıkladığını kaydetti.
“TÜM HUKUKİ GİRİŞİMLER SONUÇSUZ KALDI”
Ailesi ve arkadaşlarının yıllarca Veysel Güney’in mezarını bulmak için mücadele ettiğini ifade eden Gülcan “Bütün mercilere başvurular yapıldı; kampanyalar yürütüldü; hukuk mücadelesi verildi. Milletvekilleri soru önergeleri ile konuyu defalarca meclisin gündemine taşıdı. Bu girişimlerin tümü sonuçsuz kaldı. Savcılıklara yapılan başvurular takipsizlikle sonuçlandı. Devlet her ay emekli maaşı ödediği Yüzbaşı Burhan Erdem’i bulamadığını iddia etti” şeklinde konuştu. (Haber Merkezi)
PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için başlattıkları ilk eylemlerinden bugüne tam 22 yıl geçti. 27 Mayıs 1995’te dile getirdikleri taleplerini 635. kez haykırdı.
HABERİN VİDEOSU
Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda 635’inci kez bir araya geldi. Kırmızı karanfillerle barışı simgeleyen beyaz tülbendin ve yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri’nin fotoğrafları her hafta açılan “Failler belli kayıplar nerede” pankartının üzerine bırakıldı. Eylemde ayrıca kayıpların fotoğraflarının bulunduğu dövizler ve “Nuriye ve Semih yaşasınlar” dövizi taşındı.
“ÇOCUKLAR BU MEYDANLARDA BÜYÜDÜ”
Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemde 27 Mayıs 1995’teki ilk eylemlerine dikkat çekti. Galatarasay Meydanı’nda gerçekleştirilen ilk eyleme katılanlar arasında yer alan, gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak konuştu. 22 senedir Galatasaray Meydanı’nda çok şey gördüğünü söyleyen Ocak, faillerin hesap vermesini istedi. Gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un Galatasaray Meydanı’nda büyüyen kızı Besna Tosun, “Annelerimiz bu meydanda oturduklarında oturur oturur giderler dediler” diye konuştu. 22 yıllık mücadeleyi anlatmanın zor olduğunu ve annelerin çocuklarını bu meydanda büyüttüğünü kaydeden Tosun, “Bize mücadeleyi öğrettiler. Bu sadece mezar değil. Onlar da biliyorlar bu suçun ortağıdırlar, onlar da hesap verecekler. Bu nedenle korkuyorlar” dedi. Mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini söyleyen Tosun, bu mücadelenin kuşaktan kuşağa aktarılacağını belirtti.
“HALK BİR GÜN ONLARI DA YARGILAYACAK”
Gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, kayıp dosyalarına dikkat çekti. Ağabeyi Kenan Bilgin’in zaman aşımına uğrayan dosyasına işaret eden Bilgin, “Onca delil olmasına rağmen zaman aşımına uğradı. Soruyorum gerçekten bu dosyalara baktılar mı? Devletin kendi kendini yargılamayacağını biliyoruz. Ama bir gün halk onları da yargılayacaktır”diyerek bu dosyaların kapanmasına izin vermeyeceklerini aktardı.
22 YILDIR AYNI TALEPLERLE MEYDANLARDALAR
Bu haftaki basın açıklamasını ise Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaptı. 27 Mayıs 1995 tarihinde “Kayıplarımızı İstiyoruz!” diyerek Galatasaray’a çıktıklarını hatırlatan Ocak, o günden beri mücadelelerini sürdürdüklerini belirtti. Mücadelelerini büyüttüklerini ifade eden Ocak, bu mücadelelerini kuşaktan kuşağa aktardıklarını söyledi. 22 yıldır kayıpların bulunması ve kaybedenlerin ortaya çıkarılıp cezalandırılmasına yönelik siyasi bir irade ortaya konulmadığını dile getirdi.
Ocak, 22 yıldır dillendirdikleri cezasızlık geleneğinin, gözaltında kaybetmelerin son bulmasını, kaybedilenlerin akıbetinin açıklanıp kaybedenlerin yargılanması taleplerini haykırdılar. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- OHAL’in ardından KHK ile kapatılan ve lokmalarla kurulan mallarına el konulan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu Cumartesi eylemleri bugün de devam edecek. Eyleme televizyon çalışanları ve izleyicileri, çevreciler, köy dernekleri, demokratik kitle örgütleri ile Aleviler destek veriyor.
TV10 çalışanlarının her hafta Cumartesi günü İstanbul Taksim’de Galatasaray Meydanı’nda yaptığı eyleme, başta Alevi kurumları ve dernekler olmak üzere toplumun pek çok kesimi destek veriyor. İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te yapılacak olan Cumartesi eylemleri 34. haftasında da devam edecek.
Geçen haftaki eylem Erzurum’un Hınıs İlçesine bağlı Sıldız ve Kazancı köyleri Kültürel Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin katılımıyla gerçekleşmişti. Eylemde dernek üyeleri yaptıkları konuşmada, OHAL’de en çok Alevilere, emekçilere, demokrasi güçlerine yönelik baskıların giderek artmaya devam ettiğini vurgulayarak, “Bir ülkede gazeteciler tutuklanıp medya kapatılıyorsa hedef demokrasidir” ifadelerini kullanmıştı.
PİRHA-İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, “F oturumu”nun 268’incisinde Akciğer hastası Ahmet Bayar’ın durumuna dikkat çekerek serbest bırakılmasını istedi.
HABERİN VİDEOSU
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Galatasaray Meydanı’nda, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri “F Oturumu”nun 268’incisini gerçekleştirdi. Eylemde, “Tecrit öldürür F Tipi Hapishaneler kapatılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartları ile hasta tutukluların fotoğrafları taşındı. Oturma eyleminde sık sık “OHAL işkencesine son”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Ahmet Bayar serbest bırakılsın” ve “İnsan haklarıyla insandır” sloganları atıldı.
Eylemde hasta tutuklu Akciğer hastası ve yatalak olan Ahmet Bayar’ın durumuna dikkat çekildi. İHD İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu üyesi Muharrem Kurşun, geçtiğimiz haftalarda epilepsi hastası olduğu için tahliye edilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’ya dikkat çekerek, bütün hasta tutukluların serbest bırakılmasını istedi. Kurşun, bütün hasta tutuklular serbest bırakılıncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini vurguladı.
“ZORLA MÜDAHALE EDİLİYOR”
Basın açıklamasını yapan insan hakları savunucusu Emine Küçükbumin, “Yaşamı sömürü üzerine kurulu bütün devletler aynı kirli elbiseyi giyerler. Bu elbisenin manevi rengi, ahlaksızlıktır” diyen Küçükbumin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özgürlüğe ve insana düşman bütün devletlerin, hapishanelerinde giydikleri kirli elbisenin daha da kirlendiğini, ahlaksızlığın somutlandığını belirtmek isteriz.”
Yaklaşık 1500 Filistinli tutuklunun 17 Nisan’da başlattığı açlık grevine dikkat çeken Küçükbumin, “Açlık grevi yapan mahpuslara, Siyonist İsrail devleti ‘zorla besleme’ kararı aldı. Türk devleti de açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinde ‘zorla müdahale’ etti ve ediyor. Zorla müdahale veya besleme, sakat bırakacağı gibi ölüme de yol açabilecek bir durumdur.”
Baskıcı bütün devletlerin cezaevlerinde hasta tutukluların tedavi edilmediğini ve zamana yayılarak ölüme terk edildiğine işaret eden Küçükbumin, “Akciğer kanseri Ahmet Bayar’ın tutuklanması da, katliamcı anlayışın başka bir örneğidir” diye belirtti. Küçükbumin, Bayar’ın daha sonraki duruşmasında 3 yıl 45 gün ceza verildiğini söyledi. Diyarbakır D tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Bayar’ın 2 yıldır tedavi gördüğünü ve akciğer kanseri nedeni ile yatalak olduğunu dile getiren Küçükbumin, kanserin son evresini yaşayan Bayar’ın durumunun her geçen gün kötüye gittiğini vurguladı. Küçükbumin, Bayar ile bütün hasta tutukluların serbest bırakılmasını istedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- OHAL sonrası KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için çalışanların başlattıkları eylem 32. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam edecek. Eyleme bugün Türkiye Gazeteciler Sendikası destek verecek.
OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10 çalışanlarının kanalın yeniden açılması talebiyle başlattıkları eylem devam ediyor.
Bugün (13 Mayıs) saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda yapılacak olan eyleme her hafta bir kurum destek veriyor. Geçen haftaki eyleme Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu KESK İstanbul Şubeleri destek vermişti. Geçen haftaki eylemin açıklamasına buradan ulaşabilirsiniz.
Bu haftaki eyleme ise Türkiye Gazeteciler Sendikası katılacak. Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş herkesi OHAL ile kapatılan TV10’nun eylemine duyarlı olmaya çağırarak destek mesajı verdi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- OHAL sonrası KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için çalışanların başlattıkları eylem 31. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam edecek. Eyleme bu hafta Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) destek verecek.
OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un çalışanlarının, kanalın yeniden açılması talebiyle başlattıkları eylem devam ediyor.
Bugün saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda yapılacak olan eyleme her hafta bir kurum destek veriyor.
Geçen haftaki eyleme Demokrasi İçin Birlik Platformu (DİB) destek vermişti. Bu hafta ise Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu İstanbul Şubeleri destek verecek.