Etiket: garo paylan

  • Hatimoğulları: AKP, Kürtlere diz çöktüremediği için Kobane kumpas davalarını uydurdu-VİDEO

    Hatimoğulları: AKP, Kürtlere diz çöktüremediği için Kobane kumpas davalarını uydurdu-VİDEO

    PİRHA- HDP’li eski milletvekilleri Hüda Kaya, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar’ın yargılandığı ikinci Kobane davasında ilk duruşma başladı. Duruşma öncesi adliye önünde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidarın Kürt halkına diz çöktüremediği için kumpas davaları uydurduğunu söyledi.

    Kobane eylemleri gerekçe gösterilerek HDP’li 5 siyasetçi hakkında açılan ikinci Kobane davasının ilk duruşması Sincan Adliyesi’nde başladı.

    Daha önce milletvekili oldukları için isimleri olduğu halde o aşamada yargılanamayan HDP’li Hüda Kaya, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar’ın yargılandığı davanın duruşması öncesi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları basın açıklaması yaptı.

    “AİHM KARARLARI UYGULANSIN”

    Davanın ilk etabında başta eski HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere çok sayıda siyasetçiye ağır hapis cezaları verildiğini hatırlatan Hatimoğulları, “Dün olduğu gibi bugün de taleplerimizi sıralamaktan asla geri adım atmayacağız. Kobanî Kumpas Davası bir kumpas davasıdır. Kobane Kumpas Davası, AKP ve Saray’ın koltuk değneğine dönüşmüş olan ve Saray’da yazılan iddianamelerle yol alan yargının sonuçlarıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bugün AİHM’in kararları ortadadır. AİHM’in Demirtaş için vermiş olduğu karar, bu davada yargılanan bütün arkadaşlarımızı bağlayan bir karardır. Türkiye AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarını harfiyen yerine getirmelidir. AİHM kararları der ki Türkiye’de yargı taraflı davranmıştır, yargı hukuka göre değil siyasi saiklerle davranmış ve bu kararları vermiştir. Bu kararlar yok hükmündedir ve Kobane Kumpas Davasında yargılananlar derhal serbest bırakılmalıdır demektedir. Biz AİHM kararlarının uygulanmasını talep ediyoruz” dedi.

    Hatimoğulları açıklamasına şöyle devam etti:

    “Kobane Kumpas Davasının esas hikayesinin başlama noktasını herkes biliyor. Kobane IŞİD’e karşı en güçlü mücadelenin yürütüldüğü yerdir. Kobane’yi bütün dünya IŞİD’e karşı verilen onurlu mücadeleyle tanımıştır. IŞİD, o dönemde Irak’tan Türkiye sınırlarına kadar Levant bölgesinin tamamında bir İslam devleti kurmak amacıyla Müslümanlar da dahil olmak üzere herkesi katletmiş bir örgüttür. Bu katliamcı örgüte, bu kadınlara yönelik düşmanca politika yürüten tecavüzcü ve katliamcı örgüte karşı Kobane halkı, Kürt halkı güçlü bir direniş sergilemiştir.

    Bu direniş bütün Türkiye ve Dünya’da büyük büyük bir takdirle karşılanmıştır. Ama ne var ki AKP, HDP’nin siyaseten elini bükemediği için, Kürt halkına diz çöktüremediği için Kobane Kumpas Davasını tezgahlamıştır. Bu tezgahı asla kabul etmiyoruz. Kobane Direnişi onurlu bir direniştir. Kobane Direnişine sadece HDP’liler sahip çıkmamıştır; Türkiye’de demokrasiden yana olan, IŞİD zihniyetine karşı olan herkes Kobane’nin direnişini takdirle karşılamıştır. Dünya kamuoyu için de öyledir.”

    İDDİANAMEDE NE VAR?

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, siyasetçiler hakkında 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 19 bin 680’er yıl hapis cezası isteniyor. İddianame, 22 Mayıs’ta Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 298 sayfalık iddianame iki bölümden oluşuyor. 183 sayfalık ilk bölümde, “maktul ve mağdurların isimleri” ile iddialar yer alıyor, ikinci bölümde ise, davaya gerekçe yapılan Kobane eylemlerine dair detaylar yer alıyor.

    Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülmüştü. Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davada ceza yağdırmış, Mahkeme Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay ceza, 24 kişi hakkında da toplam 407 yıl 7 ay hapis cezası vermişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Akdeniz Belediyesi işçisi Avcı: Kürt ve HDP’li olduğum için işime son verildi-VİDEO

    Akdeniz Belediyesi işçisi Avcı: Kürt ve HDP’li olduğum için işime son verildi-VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi’nde hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarılan Mahmut Avcı isimli işçi, “Kürt ve HDP’li olduğum için son 3 yılım mobbinge maruz kalmakla geçti. Son olarak da yıllık izindeyken hukuksuz bir şekilde işten çıkarıldım. İşime geri dönmek istiyorum” dedi.

    Mersin’de Akdeniz Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde 2011 yılından bu yana görev yapan Mahmut Avcı adlı işçi, hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarıldı. ‘Belirsiz süreli iş sözleşmesinin iş veren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi’ni içeren kod-4’le işten çıkarılan Avcı, yıllardır mobbinge maruz kaldığını söyledi.

    GARO PAYLAN’LA AYNI KAREDE OLMANIN BEDELİ: MOBBİNG

    Mahmut Avcı, mobbingin ilk olarak DİSK Genel İş Sendikası’na üye olması sebebiyle başladığını, belediyedeki üstleri tarafından HAK-İŞ’e geçmesi yönünde baskı gördüğünü anlattı. Avcı, 27. Dönem HDP Milletvekili Garo Paylan’la aynı fotoğraf karesinde olması sebebiyle belediyedeki mobbingin arttığını söyledi.

    Avcı, “Garo Paylan’ın sendikaya yaptığı bir ziyaret sırasında fotoğraf çektirmiştik. Bu fotoğraftan sonra bizi kendi işimizden ayırıp çöp toplamaya ve sokak temizliğine sürdüler. Bunu kabul etmeyen arkadaşlarımız işten atıldı. Biz başka işe sürülmeye rağmen devam ettik fakat mobbinglerin sonu gelmedi” dedi.

    “MOBBİNG YÜZÜNDEN SAĞLIK SORUNLARI YAŞIYORUM”

    Mobbing sebebiyle ağır işlerde çalıştığını, bu yüzden sağlık sorunları yaşadığını belirten Avcı, “Belediye yasasına göre 15 gün boyunca gece vardiyasında çalışan personelin yerinin değiştirilmesi gerekiyor ama ben 2 yıldır gecede çalışıyorum. İşin ağırlığından dolayı apandistim patladı, ameliyat oldum. Ardından bel fıtığı oldum. İşten çıkarıldığımı da hastanedeyken öğrendim” dedi.

    AVCI: KÜRT OLDUĞUMUZ İÇİN MOBBİNGE UĞRADIK

    Kürt ve HDP’li oldukları için baskı ve mobbinge maruz kaldıklarını kaydeden Avcı, “Belediye yardımcılarından birinin ben ve birkaç arkadaşım hakkında ‘Biz bunların HDP’li olduğunu biliyorduk ama milletvekilleriyle poz vereceklerini bilmiyorduk’ dediğini öğrendik. Bize uygulanan baskıların, mobbinglerin bu sebeple olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

    Konu ile ilgili hukuki süreç başlatan Avcı, adaletin bir an önce yerini bulmasını ve işine dönmeyi istiyor.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Garo Paylan, inançların eşitliği için Yeşil Sol Parti’ye destek istedi-VİDEO

    Garo Paylan, inançların eşitliği için Yeşil Sol Parti’ye destek istedi-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Garo Paylan, Yeşil Sol Parti Mersin milletvekili adaylarıyla birlikte Hristiyan cemaatlerini ziyaret etti. Paylan, inançların eşitliği ve kardeşliği için mücadele eden Yeşil Sol Parti’ye destek istedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, Yeşil Sol Parti Mersin milletvekili adayları Ali Bozan ve Esra Ergüzeloğlu, Rum Ortodoks Kilisesi ile Latin İtalyan Katolik Kilisesi’ni ziyaret etti. Pazar ayinine katıldıktan sonra cemaat üyeleriyle bir araya gelen Paylan, Hristiyan cemaatlerinden destek istedi.

    PAYLAN: ÇOĞULCULUĞA İNANAN BİR PARTİYİZ

    Tekçi anlayışların azınlıklar için tehlike arz ettiğini söyleyen Garo Paylan, Yeşil Sol Parti’nin farklı inanç ve kimlikleri önemsediğini dile getirerek şunları söyledi:

    “Çoğulculuğa, halkların eşitliğine inanan yönetimler bizim gibi azınlıkların varlığını sürdürmesinin teminatıdır. Yeşil Sol Parti olarak çoğul olmak, çok kimlikli, çok inançlı olmak ve bu inançların eşitliği için mücadele ediyoruz. Bütün milletvekili adaylarımız bu bilinçle mücadele edecekler. Halkların eşitliği, inançların kardeşliği için mücadele edecekler. Mecliste Ali yoldaşım gibi milletvekillerinin çok olması, ülkemizi demokrasiye daha hızlı taşıyacaktır.”

    ALİ BOZAN: BİRLİKTE DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ

    Ali Bozan, diyaloğun ve birlikte değişim yaratmanın önemine vurgu yaparak, “Farklılıklarımız her zaman zenginliğimiz olmuştur. Bizler Yeşil Sol Parti olarak adınıza söz kurmak istemiyoruz. Bir arada, yan yana durarak bir şeyler yapmak istiyoruz. Bu ülkenin büyük bir kesimi artık değişim ve dönüşüm istiyor. Asıl işimiz 14 Mayıs’tan sonra başlıyor” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Garo Paylan: Hatay’ın sorunlarını Yeşil Sol Parti çözecek- VİDEO

    Garo Paylan: Hatay’ın sorunlarını Yeşil Sol Parti çözecek- VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Hatay adayları ve HDP Milletvekili Garo Paylan, kentteki Hristiyan cemaatleri ile bir araya gelerek, destek istedi. Paylan, Hatay’ın sorunlarını Yeşil Sol Parti’nin çözeceğine inandığını belirtti.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Hatay’da Hristiyan cemaatleri ile bir araya geldi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Garo Paylan, Yeşil Sol Parti adayları Kerem Nalbant ve Yusuf Kimyon, Samandağ ilçesindeki St. İlyas Ortadoks Kilisesi’ni ziyaret etti. Paylan, Hristiyan cemaatlerinden destek istedi.

     HATAY’DA HEDEF 2 MİLLETVEKİLİ 

    Paylan ve beraberindekiler Samandağ’daki ziyaretin ardından İskenderun’a geçerek, Aziz Georgias Kilisesi’ni ziyaret etti. Paylan, Hatay’dan iki milletvekili çıkarmanın önemli olduğuna vurgu yaptı: “Hatay, Türkiye’deki bütün kimliklerin var olduğu, bir arada yaşadığı tek kent. Bir arada yaşama konusunda ciddi sorunları olan bir şehir. Bu sorunları çözecek tek partinin de Yeşil Sol Parti olduğunu düşünüyorum. Hatay’da iki milletvekili çıkarıldığı takdirde Türkiye’de 100 milletvekiline ulaşacağımızı düşünüyoruz”

    “YEŞİL SOL PARTİ İLE BU KENTİ YENİDEN VAR EDELİM”

    Yeşil Sol Parti Hatay Milletvekili adayı Kerem Nalbant, tüm olumsuzluklara rağmen umutlu olduğunu söyleyerek, depremin yarattığı mağduriyet sonucunda bir çok insanın evi, iş yeri, geleceği, birikimi tuzla buz oldu, ancak gelecek açısından karamsar değilim. Türkiye 21 yıldır AKP iktidarı ile Orta çağ karanlığına sürüklenmeye çalışıldı. Ancak biz bu iktidarı değiştirecek kuderete ve inanca sahibiz. Türkiye’nin neresinde olurlarsa olsunlar sandığa gitsinler. Oylarını değişimden, adaletten, barıştan yana olan Yeşil Sol Parti’den yana kullansınlar ve bu kenti küllerinden yeniden var edelim” şeklinde konuştu.

    HATAY/ PİRHA

  • Yeşil Sol Parti’nin programını değerlendirdiler: Ezilenlerin seçim bildirgesi!-VİDEO

    Yeşil Sol Parti’nin programını değerlendirdiler: Ezilenlerin seçim bildirgesi!-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti’nin “Buradayız, Birlikte Değiştireceğiz” şiarıyla açıkladığı seçim bildirgesine birçok kesimden olumlu eleştiriler geldi. Hukukçu Rıza Türmen, “Ezilenlerin seçim bildirgesi” yorumunda bulunurken İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan ise bildirgede yazanların, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi olduğunu söyledi.

    Yeşil Sol Parti, “Buradayız, Birlikte Değiştireceğiz” şiarıyla seçim çalışmasını başlattı. Ankara’da yapılan lansmanda seçim müzikleri de beğeniye sunuldu.

    Yoğun katılımın görüldüğü programa Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Celil Kaya, Hamit Geylani, Hasan Cemal, Nurten Ertuğrul, Onur Hamzaoğlu, Şebnem Oğuz, Veli Büyükşahin, Zerrin Şahin Kurtoğlu ve eski Bakan Ziya Halis de katıldı.

    “EZİLENLERİN SEÇİM BİLDİRGESİDİR”

    Seçim bildirgesine dair hukukçulardan da olumlu tepkiler geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunan Rıza Türmen, Yeşil Sol Parti bildirgesini çok önemli bulduğunu ifade etti. Türmen, bildirgeyi ‘bir değişimin habercisi’ olarak yorumlayıp şunları söyledi:

    “Türkiye’nin büyük ve radikal bir değişime ihtiyacı var. Ayrıca yeni bir demokrasinin kurulmasına ve bunu alttan yukarıya doğru yapmaya ihtiyaç var. Bugün okunan seçim bildirgesi bu amacı gerçekleştirmeye yönelmiş. Bunu gerçekleştirecek başka hiçbir kuruluşu Türkiye’de göremiyorum. Bu büyük değişimi gerçekleştirmek bakımından bugün okunan seçim bildirgesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun bütün topluma yayılması, anlatılması, amacın ne olduğunun söylenmesi, seçimin sonuçları bakımından da önem kazanacaktır diye düşünüyorum. Bu seçim bildirgesi, sesi duyulmayanların, ezilenlerin seçim bildirgesidir. Bu bakımdan onlardan gelen bir değişimin habercisidir.”

    “KADIN HAKLARI OLMADAN İNSAN HAKLARI OLMAZ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise bildirgenin Türkiye’nin temel sorunlarına karşılık verdiğini belirtti. Türkdoğan, bildirgedeki çözüm önerilerinin de iyi anlatıldığına işaret ederek şunları söyledi:

    “Türkiye’nin öncelikle bu katı, merkezi otoriter sistemden kurtulması, yerinden yönetim ilkesinin hayata geçebileceği; yani yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılacağı yeni bir yönetim yapısına kavuşması gerekiyor. Bu da yeni ve demokratik bir anayasa ile mümkün. Ne gariptir ki yıllardır insan hakları alanında yeni ve demokratik anayasayı talep ediyoruz. 1982 Darbe Anayasası, 2017 OHAL koşullarında otoriter anayasa ve 2023’deyiz artık. Bu kötü anayasadan kurtulmamız ve gerçekten bütün halkların kendilerini bulundukları yerden temsil edebileceği yeni bir anayasaya kavuşmamız gerekiyor. Tabii ki bunu yapabilmek için de Kürt meselesini demokratik ve barışçıl yoldan çözmek gerekiyor. Kürt sorunu sadece artık Türkiye’nin değil bütün Ortadoğu’nun, hatta dünyanın en önemli sorunudur. Kürt sorununun Türkiye maliyeti korkunç bir ekonomik ve insani krizdir. Ama tabii ki güncel bir konu kadın hakları olmadan insan hakları olmaz. Dolayısıyla Türkiye’deki tüm kadınların haklarına sahip çıkması ve onların haklarını sık sık dile getiren Yeşil Sol Parti’ye ilgi duymaları gerektiğini vurgulamak istiyorum.”

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ YEŞİL SOL PARTİ’NİN DE TALEBİ”

    Öztürk Türkdoğan, Yeşil Sol Parti’nin bildirgesinde yer alan “Zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiği” maddesini de değerlendirerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi çok temel bir taleptir. Birincisi bu talep cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulmasıdır. Peki bu iktidar ne yaptı? Cemevlerini ‘Kültür Merkezi’ statüsüne getirdi. Oysa Alevilerin talebi bu değil. Alevilerin talebi cemevlerinin ibadethane olmasıydı. Zorunlu din derslerinin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu gerektiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği kararlar bunu gerektiriyor. Özellikle de laikliğin hayata geçmesinin yolu buradan geçer. Eğer zorunlu din dersleri kaldırılmazsa laiklik, söylem düzeyinde kalır ve hayata geçmez. Elbette ki insanların, kendilerini nasıl ifade ediyorlarsa o şekilde yaşama hakları vardır. Özellikle Alevilerin kendi kültürlerini diledikleri gibi yaşamaları ile ilgili taleplerinin Yeşil Sol Parti’nin de talebi olduğunu özellikle vurgulamak isterim.”

    “HER İNANCA EŞİTLİK ÖNERİYORUZ”

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise “Türkiye’nin en demokratik seçim bildirgesi bugün açıklandı” diyerek şu yorumda bulundu:

    “Bu faşizm iktidarını tarihin çöp sepetine atacağız ama öbür taraftan millet ittifakının sunduğu eksik bir demokrasi var. Biz ise amasız, fakatsız tam bir demokrasiyi öneriyoruz. Her kimliğe, her inanca eşitlik öneriyoruz. Emeğin haklarını savunan, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşamı öneriyoruz. Bu açıdan partimle, Emek ve Özgürlük İttifakı ile gurur duyuyorum. HDP’de yürüttüğümüz mücadeleyi Yeşil Sol Parti’de sürdüreceğiz. En az 100 milletvekili ile parlamentoda olacağız. Çünkü yeni dönemin iktidarının da yapıcı bir muhalefete ihtiyacı var. Bu yapıcı muhalefet tavrını da biz göstereceğiz ve yeni dönem meclisinde en etkili şekilde emeğin, kadınların ve doğanın haklarını savunacağız.”

    Eren GÜVEN – Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Paylan’dan hükümete tepki: Asrın felaketi değil, asrın cinayeti!-VİDEO

    Paylan’dan hükümete tepki: Asrın felaketi değil, asrın cinayeti!-VİDEO

    PİRHA- HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada,”Batsın o rant düzeniniz. O rant düzeninizin rant çarkının altında çocuklarımız, bebekler, kadınlar, gençler kaldı. Yaşamlar kaldı. Hayalet şehirler kaldı. İnsanlarımızı kaybettik. Şehirlerimizi kaybettik. Hikayemizi kaybettik. İnsanlığımızı kaybettik” diyerek istifa çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın deprem ve EYT Yasa Teklifinin tümü üzerine Meclis Genel Kurul’unda konuştu.

    Meclis kürsüsünden yüzlerce milletvekilinin “Yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı” dilediğine işaret eden Paylan, “Bizim görevimiz yurttaşlarımıza başsağlığı dilemek mi? Yoksa bizim görevimiz nedir diye bir kere titreyip düşünmemiz gerekmez mi? Her seferinde gel buraya Allah’tan rahmet dile, iki yıl sonra yine yurttaşlarımız enkaz altında kalsın, sel felaketlerinde ölsün, deprem felaketlerinde ölsün. Asrın felaketi diyorsunuz. Değil. Asrın cinayeti!” dedi.

    Muhalefet milletvekili olarak deprem bölgesinde en çok hissettiği duygunun utanma duygusu olduğunu belirten Paylan, “Ben bir muhalefet milletvekiliyim. Her yerde başım aşağı düştü. Utandım yurttaşlarımızdan. Peki siz utanıyor musunuz? Utanma duygunuz yoksa hiçbir şeyiniz yoktur. Böyle bir noktada önce utanmanız gerekir. Ve yurttaşlarımızdan özür dilemeniz gerekir. Özür. Ama siz ne yapıyorsunuz? Yurttaşlarımızı azarlıyorsunuz. Tehdit ediyorsunuz. Dayanışma faaliyetlerini durdurmaya çalışıyorsunuz” diye konuştu.

    “BATSIN O RANT DÜZENİNİZ

    “Gözünüz paradan başka bir şey görmüyor. İnsan yaşamını esas almıyorsunuz. Parayı, rantı esas alıyorsunuz” diyen Paylan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Batsın o rant düzeniniz. O rant düzeninizin rant çarkının altında çocuklarımız, bebekler, kadınlar, gençler kaldı. Yaşamlar kaldı. Hayalet şehirler kaldı. İnsanlarımızı kaybettik. Şehirlerimizi kaybettik. Hikayemizi kaybettik. İnsanlığımızı kaybettik. Yapmayın, etmeyin dedik. Tabut evleri yurttaşlarımızı mahkum etmeyin dedik. AKP buna destek verdi. Maalesef HDP dışında diğer siyasi partiler de buna evet dediler. Seçim öncesi oyu düşündüler çünkü. Biz hayır dedik. Niçin? Çünkü biz yaşama esas alıyoruz. Öfkeli yurttaşlarımız hükümet istifa diyor değil mi? Hükümet istifa. Siz bu sesleri kısmaya çalışıyorsunuz. Demokratik bir ülkede böyle elli bin kişi ölmüşken hükümet istifa demekten daha meşru ne vardır? Demokratik bir ülkede değil elli bin, elli kişi ölse o ülkede ne hükümet kalır, ne bakan kalır, ne AFAD başkanı kalır. Hepsi istifa eder ve görevden alınır. Bu işi bilen ehil insanlar görev başına gelsin, yaraları sarsın.”

    “BU ALÇAKLIĞIN ŞAHİKASIDIR

    Cumhurbaşkanının ülkeyi bir şirket gibi yönetmek istediğini yıllar önce söylediğini hatırlatan Paylan, “Kızılay Başkanı bundan ne anlamış?
    ‘Beş bin liraya çadırı mal ettim, üç gün bekletirsem yirmi beş bin liraya kadar çıkar ve kar ederim” diye düşünmüş o alçak. Açıkça söylüyorum, bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en büyük alçaklıklardan birisidir. Üç gün o çadırları bekletmek alçaklıktır. Eksi on beş derecede, Hatay’da, Maraş’ta, Adıyaman’da titredi yurttaşlarımız. Ve o alçak üç gün çadırları bekletiyor. Beş binlik çadırı yirmi beş bin liraya satarım diye. Bu alçaklığın şahikasıdır. Ve hala utanmadan o kişi görevde duruyor. Ve hala Cumhurbaşkanı o kişiyi görevden almıyor. Böyle bir şeyin siz nasıl kabul ediyorsunuz? Nasıl vicdanlarınıza sığdırıyorsunuz. Bunun mutlaka hesabı sorulacaktır” ifadelerine yer verdi.

    “DEPREM BÜTÇESİ YAPALIM

    Yapılması gerekenin bir üst kurul kurmak olduğunu vurgulayan Paylan, “Yani TMMOB, şehir plancıları odası gibi sivil toplum kuruluşlarını, yerel yönetimleri, meslek örgütlerini bir araya getirmeliyiz. Ve şehir nereye yapılır? Nasıl yapılır? Kültürüyle nasıl barışık hale gelir? Birlikte planlamamız lazım. Hepinize önerim bir deprem bütçesi yapalım, bütçeden israfa giden kaynakları keselim. Ve yurttaşlarımızın yarasını saralım. Şehirlerimiz depreme güvenli şehirler haline getirelim” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’nin sunduğu deprem için kaynak artırılması önergeleri 3 yıl üst üste reddedilmiş

    HDP’nin sunduğu deprem için kaynak artırılması önergeleri 3 yıl üst üste reddedilmiş

    PİRHA- HDP’nin 2021, 2022 ve 2023 yılı bütçelerinde ‘depreme hazırlık amacıyla kaynak artırılması’ önergeleri sunduğu ve önergelerin AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildiği ortaya çıktı.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), ‘yurttaşların yaşadığı konutların depreme hazırlıklı hale getirilmesi’ amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2021, 2022 ve 2023 yılı bütçelerine gerekli kaynağın eklenmesi için 3 yıl üst üste Plan Bütçe Komisyonu’na sunduğu önergelerin AKP ve MHP’li milletvekillerin oylarıyla reddedildiği ortaya çıktı.

    HDP Milletvekili Garo Paylan, Plan Bütçe Komisyonu’na sundukları önergelerin gerekçesini açıklarken, “Yurttaşlarımız tabut evlerde yaşıyorlar ve bu tabut evlerdeki yurttaşlarımızı, özellikle yoksul mahalledeki yurttaşlarımızı bu tabut evlerden kurtarmamız gerekir. Bu bütçeyi koymazsak vebali hepimizin boynundadır” demişti.

    “KAYNAK OLMAZSA VATANDAŞLARIMIZI BU TABUT EVLERDEN KURTARAMAZSINIZ”

    ANKA’nın haberine göre Garo Paylan Kasım 2020’de, 2021 yılı bütçesi görüşülürken sundukları önergenin gerekçesini açıklarken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a, Bakanlık bütçesinde ‘kaynak olmadığı’ uyarısında bulunarak şunları söylemişti:

    “Vatandaşlarımız tabut evlerde yaşıyorlar. Sayın Bakan, kentsel dönüşüm yaptığını iddia ediyor ama kentsel dönüşüm yalnızca rant olan alanlarda oluyor. Sayın Bakan, Güngören’de, Esenler’de inanın 10 katlı, 12 katlı binalar var, o binalar imar affına girdiler, imarı yalnızca 3 katlı; o binaları dönüştürebiliyor musunuz acaba? Dönüştüremiyorsunuz. Yoksul vatandaşlarımız kolonları kırılmış, tabut binalarda yaşıyorlar. Bu binaları dönüştüremiyorsunuz ve Bakanlığınızın bütçesinde kaç kuruş var? Ben baktım, neredeyse hiçbir şey yok. Yani sizin her yıl 50 milyar lira kaynağa ihtiyacınız var, en az 50 milyar TL kaynağa ihtiyacınız var. Bu kaynak olmazsa vatandaşlarımızı bu tabut evlerden kurtaramazsınız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Paylan: Adıyamanlılar ölüme terk edilmelerine isyan ediyor; ölümler kayıtlara geçmiyor – VİDEO

    Paylan: Adıyamanlılar ölüme terk edilmelerine isyan ediyor; ölümler kayıtlara geçmiyor – VİDEO

    PİRHA- HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, “Adıyaman’dan geriye bir enkaz şehir kaldı. Enkazlardan çıkarılan cenazelerin ciddi bölümü kayda girmeden yakınları tarafından defnediliyor. Ölüm sayıları maalesef açıklananın çok üzerinde. Adıyamanlılar, kurtarma çalışmalarının geç başlatılarak sevdiklerinin ölüme terkedilmesine isyan ediyor” dedi. 

    Maraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde meydana gelen depremler nedeniyle 10 ilde 20 binden fazla insan hayatını kaybetti en az 80 bin kişi de yaralandı. Depremle ilgili birçok ilde arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Depremlerin yaşandığı ilk iki gün arama kurtarma çalışmalarında yetersiz kalınması hükümete tepkileri de yükseltti.

    HDP Milletvekilleri de deprem bölgesinde incelemelerini sürdürüyor.

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Twitter’da yayınladığı mesajında “Adıyaman’dan geriye bir enkaz şehir kaldı. Cenazesini bulan şehri terk ediyor. Yakında hayalet bir şehre dönececek. Adıyaman’da enkazlardan çıkarılan cenazelerin ciddi bölümü kayda girmeden yakınları tarafından defnediliyor. Ölüm sayıları maalesef açıklananın çok üzerinde. Adıyamanlılar, kurtarma çalışmalarının geç başlatılarak sevdiklerinin ölüme terkedilmesine isyan ediyor” dedi.

    Paylan, çadır ve sobaya ihtiyaç olduğunu da bildirdi.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • ‘Azınlık toplumlarına yönelik saldırı planlarına dair iddialar doğru mudur?’

    ‘Azınlık toplumlarına yönelik saldırı planlarına dair iddialar doğru mudur?’

    PİRHA – HDP Milletvekili Garo Paylan, azınlık toplumlarının kurumlarına, ibadethanelerine saldırılar yapılabileceğine dair istihbari bilgilerin azınlık temsilcilerini tedirgin ettiğini belirtti. Paylan, Bakan Soylu’ya “Azınlık toplumlarına yönelik saldırı planlarını önlemek için hangi tedbirleri aldınız?” diye sordu. 

    ABD Türkiye Büyükelçiliği, Türkiye’deki vatandaşlarını “olası terörist saldırılara” karşı uyardı. Yapılan açıklamada “İstanbul’daki kiliselere, sinagoglara, diplomatik misyonlara veya özellikle Beyoğlu, Galata, Taksim ve İstiklal Caddesi gibi Batılı turistlerin uğrak yeri olan diğer yerlere teröristlerin olası misilleme saldırılarına karşı” dikkatli olunması istendi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise söz konusu uyarılar nedeniyle azınlık toplumlarında da endişelerin arttığını belirterek konuya ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına soru önergesi iletti.

    “İDDİALAR DOĞRU MUDUR?”

    Milletvekili Garo Paylan, “azınlık toplumlarının kurumlarına, ibadethanelerine, sivil ve ruhani temsilcilerine saldırılar yapılabileceğine dair istihbari bilgilerin azınlık temsilcilerine ulaşması, azınlık toplumlarındaki kaygıyı artırmaktadır” diyerek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Azınlık toplumlarına yönelik saldırı planlarına dair iddialar doğru mudur?

    Azınlık toplumlarına yönelik saldırı planlarını önlemek için hangi tedbirleri aldınız?

    Azınlık toplumlarının endişelerini gidermek için hangi adımları atacaksınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Paylan: Siz işçiyi, memuru, emekliyi böyle kandırabileceğinizi düşünüyor musunuz?-VİDEO

    HDP’li Paylan: Siz işçiyi, memuru, emekliyi böyle kandırabileceğinizi düşünüyor musunuz?-VİDEO

    PİRHA- Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmeye başlanan emekli, memur ve en düşük emekli maaşlarını içeren torba yasa üzerine konuşan HDP Milletvekili Garo Paylan, “TÜİK eliyle Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluğunu yaptınız! Paraları bütçe politikaları çerçevesinde yandaşlarınıza, aşırı güvenlikçi politikalara aktarıyorsunuz” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Plan Bütçe Komisyonunda bugün görüşülmeye başlanan emekli, memur ve en düşük emekli maaşlarını içeren torba yasa üzerine konuştu.

    Paylan, konuşmasında şunları ifade etti:

    “İŞÇİ, MEMUR EMEKÇİ PERİŞAN”

    “İktidarın son iki yıldır uyguladığı, epistemolojik, nörolojik, heteredoks ekonomi politikaları işçiyi, emekçiyi perişan etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı, bir “tek adam” olarak yıllardır şu iddiadaydı: “Faiz sebep, enflasyon sonuç.” Buna karşı çıkana da “İşi bilmiyor” dedi. “Ben ekonomistim” dedi. Sayın Lütfi Elvan buna karşı çıktığında görevden alındı, yerine Nebati getirildi. Sonuçlarını yaşadık; enflasyon, dolar, faizler patladı. Bunun sonucunda işçi, memur, emekli perişan hale geldi. Çünkü en adaletsiz vergi nedir? Enflasyondur. Enflasyonda şu anda TÜİK’in rakamlarına baktığımızda 2022 yılında %64.

    “SAYIN ELİTAŞ, SİZ KAYSERİ’DE HİÇ ALIŞVERİŞ YAPIYOR MUSUNUZ?”

    Sayın Elitaş siz Kayseri’de hiç alışveriş yapıyor musunuz?  Diyarbakır’da geçen yıl 30 lira olan peynir şu an 150 lira. Kayseri’de peynir kaç para? Süt geçen yıl 6 liraydı, şu anda 25 lira. Yani çarşıya pazara, gıda fiyatlarına baktığımızda; yurttaşlarımızın temel ihtiyaçlarına yüzde 200, yüzde 300, yüzde 400 zam gelmiş durumda. Şimdi TÜİK diyor ki enflasyon yüzde 64. Siz de diyorsunuz ki bu enflasyona göre ben işçiye, memura, emekliye zam yapacağım. Hatta diyorsunuz ki “enflasyon böyle çıktı ama ben size refah payı vereceğim” diyorsunuz.

    Sayın Elitaş siz buna inanıyor musunuz? Sizin Kayseri’de alışveriş yaptığınız çarşıda, pazarda bir yıllık enflasyon kaç? Size net bir soru soruyorum. Kiralar Kayseri’de ne kadar arttı? Geçen yıl Kayseri’de ortalama kira 2 bin 500-3 bin liraydı. Şimdi Kayseri’de 7-8 bin liranın altında ev var mı? İstanbul’da yok! Diyarbakır’da da 6-7 bin liranın altında ev kalmadı. Oturulabilecek evler 8-10 bin liradan başlıyor.

    “SİZ İŞÇİYİ, MEMURU, EMEKLİYİ BÖYLE KANDIRABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?”

     Yüzde 200 kiraya zam var. En az yüzde 200 gıdaya zam var. Faturalara da yüzde 150-200 zam var. Ulaşımda yüzde 150-200 zam var. Peki işçi, memur, emekli neye para harcıyor Sayın Elitaş? Karnını doyurmaya, kirasını ödemeye, faturalarını ödemeye çalışıyor ve ulaşıma para harcıyor. Bunun dışında bir lüksü yok, lüks lokantalara gitmiyor, sizin zenginleştirdiğiniz kesimler gibi lüks araba alma peşinde değil! Karnını doyurma peşinde!

    Şimdi siz diyorsunuz ki; işçi, memur, emeklinin çarşı enflasyonu yüzde 150-200 iken, ‘ben size yüzde 64 enflasyon üzerinden zam yaparım, ha orada da lütfederim bir yüzde 13,5’de refah payı veririm’ diyorsunuz. Siz işçiyi, memuru, emekliyi böyle kandırabileceğinizi düşünüyor musunuz? İşçi, memur, emekli çarşıda, pazarda gerçekliği biliyor. Peynir fiyatının yüzde 400-500 arttığını biliyor, süte yüzde 300-400 zam geldiğini, kiraların yüzde 200 arttığını biliyor. Ama siz yüzde 64’ün üzerine yüzde 13 daha koyar işçiye, memura, emekliye lütfederim diyorsunuz. Bunu kimse yemiyor Sayın Elitaş!

    “PADİŞAH FERMANI YAZMIŞ, SİZ DE BUNA BİR MÜHÜR BASMIŞSINIZ”

    Sayın Cumhurbaşkanı tweet atmış, ne diyor “2023’ün ilk yarısını kapsayan maaş artış oranı %30 olarak uygulanacaktır” diyor. ‘Uygulanmasını yüce Meclis’e öneriyorum’ demiyor. Yani padişah fermanı yazmış, Meclis’e diyor ki; “Ey AKP-MHP çoğunluğu, siz bu fermana bir mühür basın” diyor. Siz de ilk mührü basan olmuşsunuz Sayın Elitaş. Arkanızda da çok sayıda AKP milletvekili imzalarını koymuşlar fermana. Bir ferman daha var “En düşük emekli maaşı 5 bin 500 olacaktır” diyor, Recep Tayyip Erdoğan fermanı yazmış siz de buna bir mühür basmışsınız. Nerede kaldı milletin meclisinin iradesi.

    Sayın Cumhurbaşkanı “Faiz sebep, enflasyon sonuç” dedi ve sonucunda da bu şeyleri yaşadık ya. Şimdi de diyor ki “Ben fermanı yazarım, AKP-MHP milletvekillerine de mühür basmak düşer” diyor. Siz bunu yılların vekili olarak kabul ediyor musunuz? Kabul etmişsiziniz ki imza atmışsınız. Buna dair bir eleştiriniz var mı? İşte Tek Adam Rejimi yüzünden bu noktalara geldik. Şimdi de fermana mühür basmakla karşı karşıyayız.

    “TÜİK ELİYLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNİN EN BÜYÜK YOLSUZLUĞUNU YAPTINIZ!”

    İddia ile söylüyorum: TÜİK eliyle Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluğunu yaptınız! Hani yolsuzlukları buluyoruz ya orada bir milyar, orada 5 milyar çalınmış… ama şimdi trilyonlarca liralık bir yolsuzluk var. 14 milyon emekli, 4 milyon kamu emekçisi, etti mi 18 milyon. 18 milyon yurttaşımızın cebinden trilyonlarca lira çalıyorsunuz bu şekilde. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluğunu yapıyorsunuz. Bu parayı da bütçe politikaları çerçevesinde yandaşlarınıza, aşırı güvenlikçi politikalara aktarıyorsunuz.

    “EYT’LİLER EMEKLİ OLACAK DEĞİL Mİ? KAÇ PARA MAAŞ ALACAKLAR?”

    Böyle bir adaletsizlik var. 2000’den önce emekli olanlar, 2000’den sonra emekli olanlarla ilgili ciddi. Şu anda emekli maaşı ayrımları var. Şimdi EYT’liler emekli olacak değil mi? 2 milyondan fazla yurttaşımız. Kaç para maaş alacaklar? Pek çoğu bu 5 bin 500 lira civarında maaş alacak arkadaşlar. Pek çoğu. Ya bu kadar yıldır mücadele ediyor bu insanlarımız emekli olmak için. Bir emekli olacak, bakacak ki 5 bin 500 lira. Ya kirayı bile ödemez 5 bin 500 lira. Kirayı bile ödemez. EYT’lilere buradan çağrımdır: Sırf emekli olmak için değil, maaşlarınız için de mücadele edin. Tüm emeklilerin maaşları için mücadele edin. Şu anda Avrupa’da biri emekli oluyor. Geliyor Antalya’da tatil yapıyor Hans, George. Ahmet’im, Mehmet’im, Zeynep’im, Ayşe’m orada ırgatlık yapıyor orada Hans’a, George’a. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bizim de emeklimiz yüksek refahlı bir şekilde yaşamayı hak ediyor. Bu açıdan böyle torba yasalarla değil, emeklinin alım gücünü koruyan, kamu emekçisinin alım gücünü koruyan gerçek anlamda reformist düzenlemeler yapmamız lazım.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Garo Paylan: Bir Hristiyan Ermeni olarak Alevilerin yanındayım-VİDEO

    HDP’li Garo Paylan: Bir Hristiyan Ermeni olarak Alevilerin yanındayım-VİDEO

    PİRHA- HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Alevilerin hak mücadelesinin yanında olduklarının altını çizerek, “Ben de bir Hristiyan Ermeni yurttaş olarak Alevilerin bu eşit yurttaşlık mücadelesinin yanındayım. Neden yanındayım? Çünkü aynı dertle biz de hemhal durumdayız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ kurulmasını ve cemevlerinin elektrik, su paralarının ödenmesini öngören torba yasaya ilgili olarak TBMM Genel Kurulu’nda konuştu.

    Alevilerin yanında kimlik mücadelesine destek vermenin AKP’lilerin tepkisini çektiğini hatırlatan Paylan, bir insan hakları savunucusu olarak her zaman zulme uğrayanların yanında olduğunun altını çizdi.

    “ONUR MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Alevilerin eşit yurttaşlık talep ettiğini belirten Paylan, tekçilik ve asimilasyon politikalarının Türkiye’ye zarar verdiğini vurgulayarak, “Kimliklerimizi yaşatmak için onur mücadelesi veriyoruz” dedi.

    “HRİSTİYAN ERMENİ YURTTAŞ OLARAK ALEVİLERİN YANINDAYIM

    Tekçi devlet anlayışının bu onur mücadelesine karşı bir baskı ve zulüm aracı olarak kullanıldığını’ belirten Paylan, şunları dile getirdi:

    “Ben de bir Hristiyan Ermeni yurttaş olarak Alevilerin bu eşit yurttaşlık mücadelesinin yanındayım. Neden yanındayım? Çünkü aynı dertle biz de hemhal durumdayız. Sayın Cumhurbaşkanı dindar nesil yetiştirmek istediğini söylüyor. Niye ruhban okullarını açmıyorsunuz? Rum Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi de din insanlarını yetiştirsinler. Ayrımcılık yapıyorsunuz. Hepimiz vergi veriyoruz. Ama vergiler tek bir inanç için harcanıyor. Adalet görüyor musunuz? Kul hakkını en büyük günah sayıyorsunuz. Bunda bir kul hakkı görmüyor musunuz? Ermeni dilini korumak için azınlık okullarımız var. 15 milyon öğrencisi var bu ülkenin. Ya 3 bin de azınlık çocuğu var. Dedik ki şu bütçeden üç kuruş da azınlık okullarına harcayın. Biz de dilimizi korumak istiyoruz. Kültürümüzü korumak istiyoruz. Beş kuruş harcanmıyor.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Nazi Başbakanı Şükrü Saraçoğlu azınlıkların mallarına çöküp onları Aşkale’ye taş kırmaya gönderdi’-VİDEO

    ‘Nazi Başbakanı Şükrü Saraçoğlu azınlıkların mallarına çöküp onları Aşkale’ye taş kırmaya gönderdi’-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Garo Paylan, Varlık Vergisi’nin 80. yılında TBMM Başkanlığı’na kanun teklifi sunarak “1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu sonucunda vatandaşlık hakları çiğnenen ve ayrımcılığa uğrayanlardan resmen özür dilemesini ve maddi-manevi zararların tazmin edilmesini” talep etti.

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında 1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu’na değindi. Paylan, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ırkçı kanunu” dediği uygulamaya ilişkin “Nazi uygulamalarının Türkiye tezahürü” yorumunu da yaptı.

    OY BİRLİĞİYLE IRKÇI VARLIK VERGİSİ YASASINI KABUL ETTİLER”

    Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, 11 Kasım 1942’de oy birliğiyle kabul edilen Varlık Vergisi Kanunu’nu ırkçı bir karar oluğunu vurgulayan Garo Paylan “O gün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kara bir günüydü. Elbette bir ülke çıkarabilir böyle bir kanun ama bu kanunun hedefinde azınlıklar vardı. Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve Yahudiler vardı ve bu kanunu çıkaran dönemin başbakanı da bunu itiraf etti. Dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu, ‘Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Bu kanun sayesinde piyasaya egemen olan azınlık tüccar sınıfı ortadan kaldırılarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz” dedi, diyebildi. Açıkça ırkçı bir kanunla karşı karşıyaydı Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün milletvekilleri oy birliğiyle o ırkçı Varlık Vergisi Kanunu’nu kabul ettiler” diye konuştu.

    “DEDEME AŞKALE’DE KAR KÜRETTİLER, YETMEDİ, TAŞ KIRDILAR”

    Garo Paylan, Varlık Vergisi Kanunu’yla birlikte Ermeni, Süryani, Rum ve Yahudi yurttaşların adeta yıkım yaşadıklarına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “80 yılı öncesi tarihçilerin konusu değildir. Benim dedem bunu yaşadı. Benim akrabalarım bunu yaşadı. Malatya’da dedem zaten atası, dedesi yok edilmiş dedem, zor bela yıllarca çalışarak bir ev edindi, evlendi, çocukları oldu. Bir iş yeri oldu. Çalıştı, zanaatkardı, ayakkabı üretiyordu gece gündüz, evini geçirebilmek için. Dedemin 10 lira varlığı varsa, Varlık Vergisi Kanunu’yla dedeme 50 lira varlık vergisi çıkarıldı. Varlığının beş misli varlık vergisi çıkarıldı. Neydi varlığı zaten? Bir evi, bir dükkanı, bir de ayakkabı üretmek için kullandığı alet edevat. Dedem bu vergiyi ödeyemedi, varlığını satmaya çalıştı. Herkes varlığının onda bir fiyatını bile teklif etmedi. Sonuçta ne oldu? Dedem bu vergiyi ödeyemedi. Ödeyemediği için hacizle karşı karşıya kaldı ve aldılar dedemi Aşkale’ye gönderdiler. Aşkale’de kar kürettiler, yetmedi, taş kırdılar. Geride kalan ailesi, benim babaannem ve babam, amcalarım, halalarım sefalet çektiler.”

    “FENERBAHÇELİYİM AMA O STADA GİTSEM, YÜREĞİM SIZLAR”

    Ben de Fenerbahçeliyim ama ne zaman o stada gitsem, yüreğim sızlar. Çünkü dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun adı şu anda hâlâ Fenerbahçe Stadı’nın adıdır maalesef. Saraçoğlu ne diyor? ‘Vergilerin tespit ve ilanı için 15 gün koyduk. Bunu takiben de 15 gün içinde tahsil şartı koyduk’ diyor. Yani düşünebiliyor musunuz? Bir insanın varlığının misli misli üzerine vergi koyuyorsunuz ve bunu ‘15 gün içinde ödeyeceksiniz’ diyorsunuz. ‘Ödemezseniz, haciz getireceğiz’ diyorsunuz. Yine ödemezseniz ‘Aşkale’ye göndereceğiz, kar küreteceğiz, taş kırdıracağız’ diyorsun.

    Varlık Vergisi Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ırkçı kanunudur ve bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti bununla yüzleşmemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 80 yıl önce çıkardığı bu ırkçı yasa nedeniyle Ermenilerden, Rumlardan, Süryanilerden, Yahudilerden özür dilememiştir. Zararlarını tazmin etmemiştir. Ben bu amaçla, bir yasa teklifi verdim bugün. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundum. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 80 yıl önce çıkardığı Varlık Vergisi Kanunu ile ilgili azınlıklardan özür dilesin diyorum yasa teklifinde. Aynı zamanda zararlarını tazmin etsin diyorum.

    Geçmişi geri getiremeyiz ama geçmişle yüzleşirsek geçmişin yaralarını iyileştirebiliriz. Ama geçmişle yüzleşmezsek, aynı suçlar maalesef tekrarlar ki, maalesef azınlık toplumlara karşı bu Varlık Vergisi Kanunu’nda sonra 6-7 Eylül 1955 Pogromu gibi daha pek çok ayrımcı uygulama maalesef uygulanmıştır.”

    “NAZİ POLİTİKALARININ TÜRKİYE’DEKİ TEZAHÜRÜYDÜ”

    “Şükrü Saraçoğlu ne diyor?: ‘Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten yararlanarak zengin olan azınlıklar bu meseleden kaçamazlar’ diyor. ‘Bu kanun, azınlıklara karşı, bu meseleden kaçmaya çalışan azınlıklara karşı bütün şiddetiyle uygulanacaktır’ diyor. Değerli arkadaşlar Türkiye’nin o zamanki nüfusu içinde azınlıklar yüzde 1 bile değildi. Ama Varlık Vergisi Kanunu’yla toplanan vergilerin yüzde 90’ını azınlıklar ödediler. Siz burada bir ayrımcılık görmüyor musunuz? Bırakın ayrımcılığı, ırkçılık görmüyor musunuz? Bu ırkçılığı tüm milletvekilleri görmeli, o günlerde görmediler. Bu, Almanya’daki Yahudilere karşı uygulanan Nazi politikalarının Türkiye’deki tezahürüydü. Nasıl ki Almanya’da Naziler Yahudileri öldürüp mallarına, mülklerine çöküyordu iseler o yıllarda, Türkiye’nin Nazi Başbakanı Şükrü Saraçoğlu da buradaki Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, Süryanilerin mallarına çöküp onları Aşkale’ye taş kırmaya gönderdi.

    Türkiye Cumhuriyeti de bu Nazi uygulamalarıyla mutlaka yüzleşmelidir, yüzleşebilmelidir. Bu amaçlarla ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Varlık Vergisi Kanunu’nun yarattığı yıkımlarla yüzleşmesini öneriyorum. Yüzleşelim ki, iyileşelim. Yalnızca yüzleşme de yetmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı Varlık Vergisi Kanunu nedeniyle Ermenilerden, Rumlardan, Süryanilerden ve Yahudilerden özür dilemelidir. Azınlıklara karşı nefret söylemleri, küfürleri var o günlerde. Azınlıklar Aşkale’ye gönderiliyor o günlerde. Aynı Nazilerin Yahudileri trenlere doldurduğu gibi, bu ülkenin Ermenileri, Rumları trenlere doldurulup Erzurum Aşkale’ye götürüldüler.

    Maalesef bu ülkenin Başbakanı Nazi Şükrü Saraçoğlu tarafından işte azınlıklara karşı bunlar uygulandı. İşte tüm bunları görmeli ve yüzleşmeliyiz. Üzerinden 80 yıl geçti ama adalet için geç değil. Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bu ayıptan kurtulması için sorumluluğa davet ediyorum ve 80 yıl önce çıkarılan bu yasanın tazmin edilmesini ve bu yasanın sonuçlarıyla mağdur olanlardan özür dilenmesini talep ediyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘AKP’li vekilin ‘Hristiyansın, Alevilerden sana ne’ deme hadsizliği büyük ayrımcılıktır’-VİDEO

    ‘AKP’li vekilin ‘Hristiyansın, Alevilerden sana ne’ deme hadsizliği büyük ayrımcılıktır’-VİDEO

    PİRHA- Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemenin görüşüldüğü sırada AKP’li milletvekili tarafından ayrımcılığa uğrayan Garo Paylan, “Ben nasıl ki Müslümanlıkla ilgili bir tanım yapma hadsizliğine girişemezsem, Cemal Öztürk de (AKP’li vekil) Alevi inancı ile ilgili bir tanım koyma hadsizliğini ortaya koymamalıydı” dedi. 

    Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine bağlayacak düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildi. Ancak o görüşmeler esnasında Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebini dile getiren HDP Milletvekili Garo Paylan’ın maruz kaldığı ayrımcılık güne damgasını vurdu.

    Garo Paylan’ın komisyonda konuşma yaptığı sırada AKP Milletvekili Cemal Öztürk “Sen Müslüman değilsin, Alevilerden sana ne. Aleviler Müslüman” diyerek araya girmiş, bu sebeple salondaki tansiyon yükselmişti.

    “AKP’Lİ MİLLETVEKİLİ ALEVİLERE HAKARET ETMİŞTİR”

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, maruz kaldığı ayrımcılığa dair PİRHA’ya konuştu. Paylan, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüklerini belirterek “Ancak AKP iktidarı seçime doğru giderken ‘Alevi açılımı’ yapma konusunda bir iddia ortaya koymuştu. Ancak dağ fare doğurdu” dedi.

    Paylan, AKP-MHP ittifakının meclise sunduğu cemevleriyle ilgili yasa tasarısının “Bir hayal kırıklığı ve aynı zamanda Alevi toplumuna karşı bir hakaret” olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Çünkü yüzyıllardır var olan cemevleri meselesi çözümünü AKP-MHP birlikteliği bir torba yasanın içine atmış. Torba yasada onlarca vergi düzenlemesi varken cemevleri gibi kadim bir meseleyi bir torba yasanın içine atmak, yani başka konuların içerisine atmak hakarettir.

    İkinci hakaret ise Alevilerin cemevlerini Kültür Bakanlığı altında bir daireye bağlamak istiyorlar ki Alevilik bir inançtır ve nasıl ki şu anda diğer inançlar Türkiye’de yok sayılıyorsa Alevi inancı da yok sayılıyor. Yok sayılan bu inancın Kültür Bakanlığı’na bağlanması da bir hakarettir. AKP’li milletvekili Uğur Aydemir “Alevilik bir kültür faaliyetidir” diyerek Aleviliği tanımlamaya kalkmış ve Alevilere komisyonda hakaret etmiştir.

    Cemevleri meselesini elektrik, su faturasına indirgeyen anlayış Alevi toplumuna hakaret etmiştir. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor ve ibadethaneleri olan cemevlerini ibadethane statüsüne yasal güvence istiyorlar. Ama bunu yok sayan anlayış, ‘Cemevlerine elektrik, su verelim, gelin bu meseleyi kapatalım’ diyor. Bunlar ayrımcı adımlardır.”

    “DÜN ÜLKE İÇİN KARANLIK BİR GÜNDÜ; GENEL KURUL AŞAMASINDA DÜZENLEMEYİ DURDURACAĞIZ”

    Garo Paylan, komisyon toplantısında kendisinin de ayrımcılığa uğradığı o anlara dair şunları kaydetti:

    “Bir insan, bir yurttaş, bir demokrat olarak kim mağdur oluyorsa ben onun yanında oldum. Alevilerin cemevine statü talebi de her zaman benim de talebim oldu. Dün mecliste bu gündeme geldiğinde Alevilerin cemevleri ile ilgili eşit yurttaşlık talebini dillendirdiğimde AKP milletvekili Cemal Öztürk, “Ya Alevilerden sana ne. Aleviler Müslüman, sen Hristiyansın” deme hadsizliği yaparak büyük bir ayrımcılığa imza attı. Daha sonra aynı Cemal Öztürk, “Garo Paylan’ın Aleviliği kalkıp bir din olarak ortaya koyması benim kanıma, canıma dokunuyor. Alevilik bir din değildir. Alevilik İslam içindedir” diyerek Alevilikle ilgili bir tanım yapma hadsizliğine de girişebiliyor. Ben nasıl ki Müslümanlıkla ilgili bir tanım yapma hadsizliğine girişemezsem Cemal Öztürk de Alevi inancı ile ilgili bir tanım koyma hadsizliğini ortaya koymamalıydı.
    Maalesef dün ülke için karanlık bir gündü. Bir şeyi çözelim derken daha da berbat ettiler. Bu hakareti komisyon aşamasında durduramadık ama genel kurul aşamasında durduracağız. Önerdiğimiz şey şu; biz çözüme karşı değiliz. Bu şekilde çözüm olmaz diyoruz. Alevi meselesinin mecliste bir araştırma komisyonu kurularak, tüm partilerin katılımıyla ve tüm sivil toplum kuruluşlarının Alevi federasyonlarının, kurumlarının görüşleri alınarak çözülmesini öneriyoruz. Dün maalesef Alevi toplumunun temsilcilerinin sözlerinin dinlenilmediğini gördük. Yapılan açıklamalar dikkate alınmadı. Aleviler ile ilgili düzenleme komisyondan bu şekilde geçti. Genel kurul aşamasında bu düzenlemeyi durdurup gerçek anlamda çözüm içeren bir düzenleme olması için elimizden gelen mücadeleyi büyüteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

    İlgili Haberler: ‘Cemevleri torba yasa içinde görüşülemez’ diyen Paylan’a ‘Sen müslüman değilsin’ çıkışı-VİDEO

  • ‘Cemevleri torba yasa içinde görüşülemez’ diyen Paylan’a ‘Sen müslüman değilsin’ çıkışı-VİDEO

    ‘Cemevleri torba yasa içinde görüşülemez’ diyen Paylan’a ‘Sen müslüman değilsin’ çıkışı-VİDEO

    PİRHA – TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ele alınan torba yasada Alevileri de ilgilendiren başlıkların bulunması üzerine Milletvekili Garo Paylan’dan itiraz geldi. “Bu mesele bu komisyonda bir madde olarak görüşülemez” diyen Paylan’a AKP sıralarından “Sen Müslüman değilsin, Alevilerden sana ne” çıkışı geldi.

    Cemevleri ile ilgili düzenlemeleri de içeren torba yasa teklifi görüşmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda başladı. Tartışmalara sebep olan “Vergi Usul Kanunu” çalışmasında söz alan alan Milletvekili Garo Paylan, söz konusu yasanın Meclis Komisyonu’nda görüşülmemesi gerektiğini belirterek “Bu kadar derin, tarihi bir mesele bir torba yasa içinde görüşülür mü?” diye sordu.

    “BU MESELE BİR MADDE OLARAK GÖRÜŞÜLEMEZ”

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebinin olduğunu vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Bu yasanın bu komisyonda görüşülmemesi gerektiğini söylüyorum. Bu kadar kadim, tarihi bir meselemiz var. Bu mesele Plan Bütçe Komisyonu’nda bir torba yasa içinde, bir madde olarak görüşülemez diyorum. Bu mesele nasıl görüşülür biliyor musunuz? Bu kadar derin bir mesele… Meclis bir araştırma komisyonu kurar. Bütün siyasi partiler oraya üye verir. Araştırma Komisyonu toplanır, sosyal tarafları dinler. Alevileri dinler, taleplerini dinler. Şimdi buradaki bir arkadaşım diyor ki ‘Eşitiz zaten. Ayrımcılık yapma’. Nasıl eşitiz? Aleviler de diyor ki ‘Biz eşit değiliz’”

     “BU MESELE, İLGİLİ TARAFLARLA KONUŞULSUN”

    Garo Paylan, konuşmasına engel olan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Cevdet Yılmaz’ı da tarafsız olmaya davet ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “O koltukta oturuyorsanız AK Parti milletvekili olarak oturmuyorsunuz. Bu meclisin en önemli komisyonlarının birisinin başkanı olarak oturuyorsunuz O nedenle sizi tarafsızlığa davet ediyorum. Bu mesele Plan Bütçe Komisyonunda kot bir yasa bile değil. Bir torba yasa bu. İçinde limanlar var, o var, bu var, şu var. Bu kadar derin bir mesele bir torba yasa içinde görüşülür mü? Bu mesele bir torbanın, çuvalın içine atılır mı? Müstakil bir yasa olarak görüşülür ama öncesinde bu mesele daha derinlemesine tartışılmalı diyoruz. Bütün siyasi partileri çağırın. Partilerin de bu konuda önergeleri var. AK Parti’nin bu konuda var mı önergesi onu bilmiyorum. Şimdi diyorum ki bu önergeler birleştirilsin. Mecliste bir araştırma komisyonu kurulsun. Bu mesele ilgili taraflarla Alevilerin kurduğu federasyonlarla görüşülsün tartışılsın.”

    “SEN MÜSLÜMAN DEĞİLSİN…”

    Garo Paylan’ın konuşma yaptığı sırada karşı masalardan AKP Milletvekili Cemal Öztürk ‘Sen Müslüman değilsin, Alevilerden sana ne. Aleviler Müslüman” diyerek araya girdi. Bu sözlere tepki gösteren Garo Paylan’a Milletvekili Ali Kenanoğlu da destek vererek, “Bu nasıl laf? Bu nasıl bir bölücülük? ‘Sen Hristiyansın’ diyerek ‘konudan sana ne’ diyor. Çok ayıp bir şey. Bir Hristiyan böyle konuşamaz mı?” sözleriyle eleştirilerini dile getirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Paylan: Bu seçime Facebook’suz, Twitter’sız gitme olasılığımız var!-VİDEO

    Paylan: Bu seçime Facebook’suz, Twitter’sız gitme olasılığımız var!-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Garo Paylan, görüşülmekte olan ‘Sansür Yasası’nın 12. maddesi üzerine Genel Kurul’da konuştu. Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 149. sırada olduğunu söyleyen Paylan, ““Bu yasada çok daha büyük bir tehlike var. AK Partilileri de uyarıyorum. Demokratik siyaset zemininde, son nefes aldığımız yerler neresi kaldı? Hepiniz Twitter’a bakıyorsunuz, değil mi? Twitter’dan haber alıyorsunuz. Şimdi, bu yasayla Twitter’ın, Facebook’un kapanma riski var. Bu seçimlere Facebook’suz, Twitter’sız gitme olasılığımız var” dedi.

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, görüşülmekte olan ‘Sansür Yasası’nın 12. maddesi üzerine TBMM Genel Kurulu’nda söz aldı. Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 149. sırada olduğunu söyleyen Paylan, bu yasanın çıkması durumunda Türkiye’nin İran’ın bile gerisine düşebileceğini belirtti.

    Sansür Yasasıyla ilgili “Çok büyük bir tehlike daha var” diyerek uyarıda bulunan Paylan, bu yasayla Twitter ve Facebook’un kapatılabileceğini ve iktidarın, Twitter ve Facebook’u yasaklayarak seçime gidebileceğini söyledi.

    “SİZE BORAZANCILIK YAPMAYANLARA SOPA GÖSTERİYORSUNUZ”

    Garo Paylan şu konuşmayı yaptı:

    “Bu bir sansür yasasıdır. Bakın, yazılı basını susturdunuz, yazılı basını büyük oranda hizaya çektiniz. Televizyon basınını da büyük oranda borazan hâline getirdiniz. Size borazancılık yapmayanlara da sopa gösteriyorsunuz. Yayın durdurma ve para cezaları veriyorsunuz. Hizaya çekemediğiniz neresi kaldı? İnternet basını. Yurttaşlarımız da oradan haber alıyor. Ben görüyorum burada, siz de oradan haber alıyorsunuz, siz de Gazete Duvar’a bakıyorsunuz, T24’e bakıyorsunuz, diğer internet sitelerine bakıyorsunuz; hiçbiriniz borazan medyaya bakmıyor, internet sitelerine bakıyor, bunu görüyorum sizlerde. Şimdi toplumun nefes alacağı bir yer kalmış, internet medyası. Ne yapacağız? ‘Zapturapt altına alacağız.’ diyorsunuz.”

    “SEÇİME FACEBOOK’SUZ, TWİTTER’SIZ GİTME OLASILIĞIMIZ VAR”

    “Bu yasada çok daha büyük bir tehlike var. AK Partilileri de uyarıyorum. Demokratik siyaset zemininde, son nefes aldığımız yerler neresi kaldı? Hepiniz Twitter’a bakıyorsunuz, değil mi? Twitter’dan haber alıyorsunuz. Şimdi, bu yasayla Twitter’ın, Facebook’un kapanma riski var. Bu seçimlere Facebook’suz, Twitter’sız gitme olasılığımız var.

    Bak, bir başsavcı Twitter’a bir içerik çıkarma emri verse ve Twitter bunu çıkarmazsa önce para cezası, ardından yayın durdurma cezası verilebilecek. Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) Başkanı, bir memur, bir yargıç değil! Bir memurdan bahsediyoruz. Diyelim ki birisi ‘faiz sebep, enflasyon sonuç değil’ dedi. Sayın Cumhurbaşkanı da bunu kabul etmiyor. BTK Başkanı, içerik çıkarma kararı verdi ve Twitter ve Facebook’a ‘bunu çıkar.’ dedi, Twitter’a yazdı, çıkarmadı; Facebook’a yazdı, çıkarmadı. Bu durumda, BTK Başkanı’nın Twitter’ın ve Facebook’un ulaşımını durdurma yetkisi var bu yasayla. Bu yasayla, bu yetkiyi, nasıl vereceksiniz bir memura? BTK Başkanı’na nasıl böyle bir yetkiyi vereceksiniz? Sarayın emrinde olan bir başsavcının yetkisiyle, bir BTK Başkanı’nın yetkisiyle Twitter’ın, Facebook’un yayınını durdurarak bu iktidarın seçime gitme yetkisi olacak bu yasayla. Bu yetkiyi milletin vekilleri verecek mi, soru burada.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    PİRHA-28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili olarak dördü polis, beş kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatlar “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul’da 2010 yılında narkotik polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra işkence gören, tehdit edilen 28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili 4’ü polis olmak üzere 5 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle celse 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda yapılırken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ile Ahmet Şık da duruşmayı takip edenler arasındaydı. Bir sonraki duruşma 2 Aralık 2022 tarihine ertelendi.

    Sanık polisler Yunus Başay, Muhammet Ongun ve Onur Ülker, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, bilirkişi Zafer Kökdemir ise salonda hazır bulundu. Sanık polislerden Hakan Aydın ise ilaç kullandığı için mazeret bildirerek, duruşmaya katılmadı.

    “GÖZALTINA ALIP ALMADIĞIMI HATIRLAMIYORUM”

    Celsede ilk olarak ifade veren polis Yunus Başay, “Çok uzun zaman geçtiği için olayı hatırlamıyorum. Daha önce verdiğim ifadeyi tekrarlıyorum. O dönem ekip şoförü olarak çalışıyordum. Ekip şefimiz Soner Gündoğdu ifade tutanağında zaman hatası olduğunu fark etti. Adliyeye böyle gitmemesini, düzeltmemi istedi. İkinci kez düzenlenen belgelerde imzam var. Onur Yaser Can’ın gözaltına alındığı sırada olup olmadığımı hatırlamıyorum” dedi.

    Onur Yaser Can’ın kız kardeşi Ezgi Can‘ın sorusu üzerine bu kez Başay, Onur Yaser’i kendilerinin yakaladıklarını söyledi.

    SANIK POLİS: KONU BAŞKA YÖNE ÇEKİLİYOR

    Başay’ın ardından sanık polis Muhammet Ongun ifadesini verdi. Ongun, “Olay tarihinde narkotikte teknik takip kısmında görevliydim. Onur Yaser Can’ın takip ettiğimiz uyuşturucu satıcısıyla görüşmeleri olunca yakalaması yapıldı. Üzerinden miktarını hatırlamadığım uyuşturucu madde çıktı. Gece geç saatlerde eve gidecektik. Onur Ülker ile birlikte üst aramasını yaptık. Sadece o belgede imzam var. Bu tutanak değiştirilmemiştir. Dosyada başka bir imzam yok. Daha önce hakkımda takipsizlik kararı verildi. Hakkımda fazladan bir delil yok, beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Ongun‘dan sonra duruşmaya sanık polis Onur Ülker‘in ifade vermesiyle devam edildi. Hakan Aydın’ın şoförlüğünü yaptığını hatırlatan Ülker, Onur Yaser Can’ı hangi ekibin yakaladığı sorusuna “Konu başka yöne çekiliyor. Daha önceki ifadelerimi tekrarlıyorum” diyerek, sorulara aynı cevapları verdi.

    ŞUBEYE GİDEN BİLİRKİŞİYİ POLİS TEHDİT ETMİŞ

    Bilirkişi Zafer Kökdemir de savcı ile birlikte narkotik şubesine gittiklerini belirtirken, şubede bir polisin kendisini “Buradan bir bilgi çıkarsa senden biliriz” sözleriyle tehdit ettiğini söyledi. Kökdemir, CD’yi dosyaya sunduktan sonra savcının “Kır, at” dediği için elindeki CD’yi attığını söyledi. Bu talimatı sözlü olarak aldığını belirtti. 2013 yılında işi bıraktığını kaydeden Kökdemir şu anda kuryelik yaptığını da belirtti.

    Ezgi Sevgi Can ise süreci özetlerken, yaşananların ardından anne ve babasını da kaybettiğini söyledi. Can, “Ağabeyim 20 gün içinde intihar edecek biri değildi. Polisler, bizi suçlu konumuna sokmak için uyuşturucunun altını çiziyorlar. Ağabeyim sanıkların örgütlü suçlarının sonucunda bu travmayı yaşıyor. O nedenle evrakta sahtecilikle işkenceyi birlikte değerlendiriyoruz. Alelacele hazırlanan sahte belgelerle ağabeyim öldükten sonra hakkında dava açıldı” dedi.

    Can, polisler hakkında işkence, cinsel saldırı ve görevi kötüye kullanma suçlarından da suç duyurusunda bulunmasını talep etti.

    SANIK AVUKATIN SÖZLERİ ÜZERİNE SALONDAKİLER TEPKİ GÖSTERDİ

    Yaser Can’ı çıplak arayan polisler Muhammet Ongun ve Onur Ülker’in avukatı Ayhan Baykal da, “Onur Yaser Can uyuşturucu kullanmasaydı bunlar yaşanmayacaktı” ifadeleri üzerine salondakiler tepki gösterdi.

    Bilirkişi Kökdemir’in avukatı Ayşe Ay Acar ise, “Bu dosya bir işkence dosyası olmalıydı. İşkence bu ülkenin gerçeğidir. Bu davalarda alınan sonuçlar demokrasinin yerleşmesini sağlayacak. Bu dosyada yargılanıyor olmaktan dolayı utanç duyuyorum.”

    “EVRAKTA SAHTECİLİK DEĞİL, İŞKENCE DAVASIDIR”

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Ezgi Sevgi Can’ın katılma, Kökdemir’in vareste tutulma talebini kabul etti. Sanık Hakan Aydın’ın bulunduğu şehirden SEGBİS ile bir sonraki celseye katılmasına, gerekirse zorla getirilmesine hükmetti. Bir sonraki celse 2 Aralık 2022 günü saat 14.00’te görülecek. Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Ezgi Sevgi Can ve avukatlar, “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemiz devam edecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Soylu’ya: Malatya’daki Protestanlara yönelik katliamı, devlet içinde kimler planlamıştır?

    Soylu’ya: Malatya’daki Protestanlara yönelik katliamı, devlet içinde kimler planlamıştır?

    PİRHA- 2007 yılındaki ‘Zirve Yayınevi Katliamı’ndan sonra, Malatya’da 2016 yılında Protestanlara yönelik başka bir katliam planlandığının geçen günlerde ifşa olduğunu belirten HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, “İfşa olan şahsıma yönelik suikast planı ile Malatya’daki katliam planının arasındaki bağlantıyı soruşturdunuz mu?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu tarafından cevaplandırılması istemiyle soru önergesi verdi.

    2007 yılındaki ‘Zirve Yayınevi Katliamı’ndan sonra, Malatya’da 2016 yılında Protestanlara yönelik başka bir katliam planlandığının geçtiğimiz günlerde ifşa olduğunu aktaran Paylan, soru önergesinde şunları dile getirdi:

    “Malatya Protestan Kurtuluş Kilisesi Temsilcisi Vedat Serin, savcılığa yaptığı suç duyurusunda; dönemin Malatya Kuyulu Ülkü Ocakları Başkanı Tolgahan Aban’ın kilise dernek binasına gelerek, Protestanlara yönelik katliam planını detaylıca anlattığını ifade etmiştir. Dönemin Malatya Kuyulu Ülkü Ocakları Başkanı Tolgahan Aban’ın katliam planı ifşaatına göre; JİTEM’ciler ve askeri personel, ülkü ocağına gelerek, ‘Malatya’da misyonerler var, bu durum vatan için iyi değil’ minvalinde sözler söylemiş ve Vedat Serin’in, Dernek Genel Başkanı İhsan Özbek’in ve daha önce Malatya’da yaşayan Timothy Wesley Stonen’in isimlerini, adreslerini ve fotoğraflarını vererek, “Bunları öldürün, size ne isterseniz verelim” demişlerdir. Ayrıca bahsi geçen JİTEM’ciler, silah vererek, Aban’ı ve yanındaki bir kişiyi, katliamın planlandığı kilise dernek binasına iki kez göndermiş; fakat her iki seferde de katliam planının uygulanmasından çeşitli nedenlerle vazgeçilmiştir. Dönemin Malatya Kuyulu Ülkü Ocakları Başkanının açık ifadeleri, Malatya’daki Protestanlara karşı devlet içindeki odakların azmettirdiği katliam planını tüm detaylarıyla ortaya dökmektedir.”

    Paylan, Süleyman Soylu tarafından cevaplandırılması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Malatya’daki Protestanlara yönelik katliamı, devlet içinde kimler planlamıştır?

    -Zirve Yayınevi Katliamı’nın devlet içindeki azmettiricilerinin üzerine gidilmemesi, bu planı yapanları cesaretlendirmemiş midir?

    -Azınlıklara yönelik suç işleyen devlet içindeki geleneğin neden üzerine gitmiyorsunuz?

    -Azınlık toplumu üyelerini hedef alan nefret suçlarında yaratılan cezasızlık zırhını ortadan kaldırmak için bir adım atacak mısınız?

    -Geçtiğimiz günlerde ifşa olan şahsıma yönelik suikast planı ile Malatya’daki katliam planının arasındaki bağlantıyı soruşturdunuz mu?”

    PİRHA/ANKARA

  • Paylan’dan Bakan Ersoy’a: Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    Paylan’dan Bakan Ersoy’a: Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    PİRHA – HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verdiği soru önergesi ile Van, Bitlis ve Muş illerindeki yüzlerce Ermeni kilisesi ve manastırlarının yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlık nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu gündeme getirdi.

     HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Ermeni kiliselerine dönük tahribatları bir kez daha gündeme getirdi. Paylan konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz günlerde; Van, Bitlis ve Muş illerinde yürüttüğüm programda, bu illerdeki tarihi ve kültürel önemi çok yüksek yüzlerce Ermeni kilise ve manastırın büyük çoğunluğunun yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlıktan ve definecilerin vandalizmi nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu tespit ettim” dedi.

    “NEDEN HAREKETE GEÇMİYORSUNUZ?”

    Kilise ve manastırlara yönelik Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u sorumluluk almaya davet eden Paylan, TBMM Başkanlığı’na bir de önerge sundu. Milletvekili Paylan’ın Bakan Ersoy tarafından cevaplandırılmasını istediği sorular şöyle:

    “*Van, Bitlis ve Muş illerindeki Ermeni kilise ve manastırlarını kurtarmak için neden harekete geçmiyorsunuz?

    *Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    *Ermeni kilise ve manastırlarındaki definecilik faaliyetlerini durdurmak için neden bir şey yapmıyorsunuz?

    *Bu illerdeki Kültürel Varlıkları Koruma Kurulları Ermeni kilise ve manastırlarını neden korumaya almıyor? Bu illerdeki Koruma Kurullarının şimdiye kadar koruma altına aldığı taşınmaz kültürel varlıklar hangileridir?

    *Ermeni kilise ve manastırlarını yok olmaya terk eden -bu illerdeki- Koruma Kurulları hakkında soruşturma açacak mısınız?

    *Bu illerdeki Ermeni kilise ve manastırlarından; kaçı çökmüş, kaçı ağır hasar görmüş, kaçı riskli durumdadır? İzi dahi kalmayan kaç Ermeni kilise ve manastırı bulunmaktadır?

    *Van, Bitlis ve Muş illerinde, Ermenilere ait izleri bilinçli olarak yok ettiren devlet politikasını değiştirmek için bir girişiminiz olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

    Türkiye tarihinin utanç sayfalarından ‘6-7 Eylül pogromu’ 67’inci yılında!

    PİRHA-İstanbul Rumları başta olmak üzere Ermeni ve Yahudi halklarına yönelik 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleştirilen pogromun 67’inci yıl dönümü. Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddetin yaşandığı 6-7 Eylül, Türkiye tarihinin utanç sayfalarından birini oluşturuyor.

    Türkiye tarihinin karanlık ve utanç sayfalarından birisi de 6-7 Eylül pogromudur. 1955 yılının 6-7 Eylül’ü, başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere Müslüman olmayan topluma yönelik gerçekleştirilen linç ve yağma hareketinin yaşandığı tarihtir.

    67’inci yıl dönümünde olduğumuz pogromda resmi verilere göre 11 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Kadınlar cinsel saldırıya uğradı. Bunun yanı sıra 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 2 manastır, 1 sinagog, 26 okul ile fabrika, otel ve bar gibi yerlerin bulunduğu toplam 5 bin 317 mekân da saldırıya uğradı.

    6-7 EYLÜL’DE YAŞANANLAR: POGROM!

    6-7 Eylül’de yaşananlar için kullanılan terim: Pogrom! Rusça kökenli bir kelime olan ‘pogrom’, ilk olarak 19. yüzyılda Yahudilere yönelik şiddeti adlandırmak için kullanılmış. Yaşananlar ise Türkiye tarihinde “6-7 Eylül olayları” olarak anımsanıyor. Olan biteni doğru tanımlamak gerektiğini belirten akademisyenler ise “olaylar” denildiğinde yaşananın boyutlarının azımsandığını, kendiliğinden olmuş gibi bir izlenimin yaratıldığını savunuyor.

    ‘Pogrom’ ise şöyle tanımlanıyor: Etnik bir gruba yönelik kolektif şiddet. Kitlenin şiddet uygulayıcısı olarak seferber edilmesi ise pogromun temel özelliği. Kolektif şiddetin içinde yağma, linç, hırsızlık, tecavüz ya da cinayet olabiliyor. 6-7 Eylül 1955’te olan kolektif şiddetin ana hedefi İstanbul Rumlarıydı. Ama Ermeniler ve Yahudiler de bu şiddetin hedefi oldular.

    PAYLAN: 6-7 EYLÜL POGROMU HAFIZA GÜNÜ İLAN EDİLSİN

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan da pogromun 67’inci yılı dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifi ile “6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü” ilan edilmesini talep etti.

    Paylan kanun teklifinde şu ifadelere yer verdi:

    “100 bin insanın katıldığı tahmin edilen bir pogromda bu sayı fiilen cezasızlık demektir. Ayrıca, 6-7 Eylül Pogromu sırasında Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli Sabri Yirmibeşoğlu’nun “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi, amacına da ulaştı” açıklamasının işaret ettiği tertibin devlet içinde görevli faillerine yönelik soruşturma ve kovuşturma hiçbir zaman yapılmamıştır. Aksine, pogromun fitilini ateşleyen Oktay Engin ve pogrom sırasında görevini yerine getirmeyen Hayrettin Nakipoğlu gibi isimler, Cumhuriyet dönemindeki pek çok menfi olayda olduğu gibi devlette üst düzey görevler alarak taltif edilmişlerdir.

    Pogrom sırasında mağdurları korumaya çalışan onurlu devlet yetkilileri ve güvenlik güçleri de olmuştur. Cesur vatandaşlar, komşularını korumak için büyük kitlelerin karşısına dikilmiştir. Pogromun ardından TBMM çatısı altında dönemin milletvekilleri yaşananlar karşısında teessürlerini açıkça dile getirmişlerdir. Bu, toplumsal çabayı unutmamak gerekir. Yine de, 6-7 Eylül 1955 Pogromu, Türkiye tarihindeki diğer suçlar gibi yüzleşilmemiş, failleri cezalandırılmamış ve hasarı tazmin edilmemiş bir suç olarak kalmıştır.”

    Paylan teklifinde, 6-7 Eylül 1955’te yaşananların ‘Pogrom olarak tanınmasını, 6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Müzesi ve çeşitli hafıza mekanları kurulmasını, pogromun faillerinin tespit edilmesini ve pogromun sebep olduğu zararların tam anlamıyla tazmin edilmesini talep etti.

    PAYLAN’IN KANUN TEKLİFİ ‘KABA VE YARALAYICI’ BULUNMUŞTU

    Paylan‘ın geçtiğimiz yıllarda pogroma ilişkin TBMM’ye verdiği araştırma önergesi, “kaba ve yaralayıcı” bulunduğu gerekçesiyle işleme konmamıştı. Paylan‘ın “Ermeni Soykırımı’nın Tanınması, Soykırım Faillerinin İsimlerinin Kamusal Alandan Kaldırılması” başlıklı kanun teklifini de TBMM Başkanı Mustafa Şentop, TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğu gerekçesiyle iade etmişti. Kanun teklifinin ardından Paylan‘a yönelik tepkiler gelmiş, Paylan da “7 yıldır aynı teklifi veriyorum, böyle bir lince maruz kalmadım” diye konuşmuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • HDP’li Paylan: ‘6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü’ olarak kabul edilsin

    HDP’li Paylan: ‘6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü’ olarak kabul edilsin

    PİRHA- HDP Milletvekili Garo Paylan, 6 Eylül’ün ‘6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü’ olarak kabul edilmesine dair kanun teklifi sundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, 6-7 Eylül 1955 Pogromu’nda yaşananlar sebebiyle, 6 Eylül’ün ‘6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Günü’ ilan edilmesine dair TBMM’ye kanun teklifi verdi.

    Paylan, “6-7 Eylül 1955 Pogromu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanan ve hâlâ yüzleşilmemiş vahim olaylardan biridir. Resmi verilere göre, İstanbul’da ve İzmir’de Rum, Ermeni ve Yahudilere ait 5 binden fazla mekan ciddi şekilde tahrip edilmiş, yakılmış, yıkılmış ve yağmalanmıştır. Yaşanan Pogromda, çok sayıda kadına cinsel saldırıda bulunulmuş, azınlıklara yönelik sayısız darp vakası yaşanmış ve 10’dan fazla yurttaşımız öldürülmüştür. 6-7 Eylül 1955 Pogromu, Türkiye tarihindeki diğer suçlar gibi yüzleşilmemiş, failleri cezalandırılmamış ve hasarı tazmin edilmemiş bir suç olarak kalmıştır” dedi.

    Paylan, 6-7 Eylül 1955 Pogromu’nun 67. yıldönümünde verdiği kanun teklifinde, 6-7 Eylül 1955’te yaşananların Pogrom olarak tanınmasını, 6-7 Eylül 1955 Pogromu Hafıza Müzesi ve çeşitli hafıza mekanları kurulmasını, Pogromun faillerinin tespit edilmesini ve bu Pogromun sebep olduğu zararların tam anlamıyla tazmin edilmesini talep etti.

    Milletvekili Garo Paylan, “TBMM’nin sorumluluk alıp bu teklifi yasalaştırmasıyla, hem geçmişte yaşanan suçların mağdurlarının acıları hafifleyecek, hem de yüzleşilmeyen suçların tekrarlanmasının önüne geçilmesi sağlanacaktır” dedi.

    PİRHA/ANKARA