Etiket: garo paylan

  • HDP’den güvencesiz kapanmaya karşılık kanun teklifi: Bıçak kemiğe dayandı-VİDEO

    HDP’den güvencesiz kapanmaya karşılık kanun teklifi: Bıçak kemiğe dayandı-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, güvencesiz kapanmaya karşı tedbirlerin alınması amacıyla hazırladıkları kanun teklifine ilişkin TBMM’de basın toplantısı yaptı. Paylan, “Bıçak kemiğe dayandı ama yurttaşa destek yok” diyerek iktidarı eleştirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, pandemi sebebiyle kapanma kararına ilişkin hazırladıkları kanun teklifi hakkında Meclis’te basın toplantısı yaptı. Paylan, “Demokratik ülkeler, vatandaşına ‘evde kal’ derken onları ekonomik güvenceye aldı; esnafını, işçilerini ve çiftçilerini destekledi” dedi.

    Garo Paylan, Türkiye’nin yurttaşlarına en az destek veren ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Pandeminin birinci dalgasında AKP yurttaşlarımıza 5 kuruş destek vermedi, ikinci dalgada yalnızca işsizlik fonundan çok küçük destekler söz konusu oldu. O da yaraya merhem olmadı ve pandemide ilk iki dalgada yani ilk bir yılda dünyada Türkiye vatandaşına en az destek veren ülkelerden biri oldu. Bütçeden sadece 7-8 milyar lira destek verildi. Oysa ABD’de 2 bin, 3 bin katı destek yurttaşlara dağıtıldı. AB’de ise binlerce katı destek esnafa, işçilere ve çiftçilere dağıtıldı, yurttaşlar ekonomik güvenceye alındı” ifadelerini kullandı.

    “BIÇAK KEMİĞE DAYANDI AMA YURTTAŞA DESTEK YOK”

    Garo Paylan, iktidarın salgın yönetiminde yaptığı hatalar sonucunda en büyük dalganın yaşandığını belirterek şöyle devam etti:

    “Peki kapatma kararları ile birlikte yurttaşlarımız ekonomik güvenceye alındı mı? Hayır alınmadı. Üçüncü dalgada da bıçağın kemiğe dayandığı yurttaşlara destek yok. İşçilerimize, işsizlere 5 kuruş destek yok. Borç batağına batmış çiftçilere bir kuruş destek yok. Ay sonunu getiremeyen emeklilere 5 kuruş destek yok.”

    TÜM YURTTAŞLARIMIZA BİR NEFES ALDIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

    HDP’li Paylan, yurttaşların ekonomik güvenceye alınması için Meclise yasa teklifi verdiklerini söyleyerek şunları aktardı:

    “Bu yasa teklifi kapsamında üçüncü dalga kapatma kararlarında, daha önceki kapatma kararlarında olduğu gibi, desteklenmeyen yurttaşlarımızı ekonomik güvenceye almayı hedefliyoruz. Üçüncü dalga kapatma tedbirlerinin mağduru olan işçiye, çiftçiye, emekliye, esnafa ve tüm yurttaşlarımıza bir nefes aldırmayı hedefliyoruz.

    Kanun teklifimizle tüm işsizlere, 10 milyonun üzerindeki işsize, herhangi bir şart aranmaksızın nisan, mayıs ve haziran aylarında 3 bin TL doğrudan gelir desteği verilmesini öneriyoruz. En düşük emekli maaşının 3 bin TL’ye yükseltilmesini öneriyoruz. Çiftçilerinin Ziraat Bankasına ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçlarından 50 bin TL’sinin ertelenmesini değil silinmesini ve kamu bütçesinden karşılanmasını öneriyoruz.

    Faaliyeti duran veya kısıtlanan esnafa salgın süresince, yani kapatma ve kısıtlama tedbirleri süresince, her ay 5 bin TL doğrudan destekleme desteği verilmesini öneriyoruz. Yurttaşlarımızın bankalara olan kredi kartı ve diğer borçlarının faizsiz şekilde haziran sonuna kadar ertelenmesini öneriyoruz. Nisan, mayıs ve haziran döneminde tüm kira ödemelerinin dondurulmasını öneriyoruz; elektrik su, internet ve doğalgazın her haneye ücretsiz verilmesini öneriyoruz.

    Aynı şekilde 2021 boyunca işten çıkarmaların yasaklanmasını öneriyoruz. Pandeminin en yaygın olduğu dönemde kısa çalışma ödeneği durduruldu, bu ödeneğin 2021 sonuna kadar uzatılmasını öneriyoruz. Aynı şekilde KOD-29 gerekçesiyle işten çıkarılan tüm işçilerin işe geri alınmasını öneriyoruz. Pandemide vatandaşlarımız büyük sıkıntılar çekiyor. Bu iktidarın umurunda değil oysa bütün yurttaşlarımız için bıçak kemiğe dayanmış durumda.”

    “ERDOĞAN, 20 YIL SONRA YURTTAŞI ÇAY VE SİMİDE MUHTAÇ ETTİ”

    Garo Paylan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidara gelmeden önce “Vatandaşı bir çay bir simide muhtaç etmişti bu vicdansızlar” sözünü hatırlatarak “Ben de yıllar sonra onun için aynı cümleyi söylüyorum. Eğer bu rakamı yani 50 TL’yi yurttaşımıza reva görüyorsunuz siz de 20 yıl sonra yurttaşımızı bir çaya bir simide muhtaç etmiş olacaksınız, bundan vazgeçin. Yalnızca şu an görüştüğümüz torba yasada işten çıkarılan işçilere 100 TL vererek derdine derman olabiliriz. Ama bundan da öte Meclis bu yasa teklifimizi gündeme alıp yurttaşlarımızı ekonomik güvenceye almalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Paylan: Kürşat Ayvatoğlu yolsuzluk buzdağının görünen yüzü

    Paylan: Kürşat Ayvatoğlu yolsuzluk buzdağının görünen yüzü

    HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, “Kürşat Ayvatoğlu, yolsuzluk buzdağının görünen tarafıdır. AKP’ye, Meclis’e düşen bu yolsuzluk buzdağının görünmeyen tarafını ortaya çıkarmaktır” dedi. Paylan, “Bu ülkenin İçişleri Bakanı olarak sizin sorumluluğunuz bu yolsuzluk belgelerini ortaya koymak değil mi?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekonomi Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Meclis’te basın toplantısı yaptı. Paylan, uyuşturucu kullandığı sırada görüntülenen AKP Genel Merkezi’nde büro görevlisi olarak çalışan Kürşat Ayvatoğlu’na dair konuştu.

    Paylan, AKP’nin yarattığı “yolsuzluk çarkının” görünen tarafının ifşa olduğunu belirterek, “AKP’nin Genel Merkezi’nde bir büro elemanı olarak çalıştırdığı Kürşat Ayvatoğlu, nasıl bir yaşam yaşadığını bütün Türkiye gördü. Herkes daha çok AKP’liler Kürşat Ayvatoğlu’nun ne içtiği ile ilgilendiler. Kokain mi eroin mi içmiş, bununla ilgilendiler” dedi.

    SERVETE NASIL KAVUŞTU?

    Paylan, şöyle devam etti:

    “Bizde gençlerimizin kötü yola girmesini istemiyiz. Olayın bir uyuşturucu tarafı var ama bizim için önemi olan bir yanı da bu uyuşturucudan öte, 24 yaşındaki bir gencin, 5 yıl önce hurda bir araba bile alamayan bir gencin, 5 yıl içinde böyle bir servete nasıl kavuştuğudur. Kürşat Ayvatoğlu AKP Genel Merkezi’nde ve AKP belediyelerinde çalıştıktan sonra nasıl böyle bir servete kavuşmuştur. Süleyman Soylu, ‘sizin yanınızda çalışan birisi eroin kullanırsa suçlu siz mi olacaksınız?’, ‘eğer haksız bir kazanç varsa mahkeme orada hukuk orada’ diyor. Ben de buradan Süleyman Soylu’ya soruyorum: Siz ne iş yaparsınız? Bu ülkede İçişleri Bakanı ne iş yapar? Bu ülkede İçişleri Bakanı yolsuzluk varsa, bir arsızlık, haksız kazanç varsa, onun üzerine gitmek ve bunun delillerini yargıya sunmakla sorumlu değil mi? AKP’nin Genel Merkezi’nde zenginleştirdiğiniz yolsuzluklara bulaştırdığınız gençleri biz elbette yargıya şikayet ediyoruz. Ama bu ülkenin İçişleri Bakanı olarak sizin sorumluluğunuz bu yolsuzluk belgelerini ortaya koymak değil mi?”

    BUZDAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun görevinin “Ayvatoğlu’nun nasıl bu kadar zenginleştiğini ve hangi yolsuzluklara imza attığını” araştırmak olduğunu belirten Paylan, “Bundan da öte bir genci uyuşturucu kullanıyor diye ortaya koyuyorsunuz, yolsuzluklarına bakmıyorsunuz, yargı orada diyorsunuz. Peki Kürşat Ayvatoğlu, bu yolsuzlukları tek başına mı yaptı? Kim onunla birlikte bu hırsızlıklara imza attı? Bunlara bakmayacak mısınız ey Süleyman Soylu? Bu kişi tek başına mı ihaleye fesat karıştırdı? Kim ona yol verdi, kim ortaklık kurdu, kim bu yolsuzluk çarkına imza attı? Açıkça söylüyorum buradan; Kürşat Ayvatoğlu, yolsuzluk buzdağının görünen tarafıdır. Ve burada AKP’ye düşen, Meclis’e düşen bu yolsuzluk buzdağının görünmeyen tarafını ortaya çıkarmaktır. Bunun için biz Meclis’i göreve davet ediyoruz. HDP olarak Meclis Başkanlığı’na araştırma önergemizi sunacağız. Bütün siyasi partiler bu yolsuzluk buzdağının görünmez tarafı için meclisin harekete geçmesini sağlamalıdır. Araştırma önergemize destek verme çağrısını yapıyoruz” diye konuştu.

    Konunun takipçisi olacaklarını dile getiren Paylan, “Güçsüz bir yargı bu olayın üstüne gidemez, Soylu diyor ki, ‘mesele siyasallaştırılmaya çalışılıyor’. Ya bundan daha siyasi bir meselemiz var mı? Tüyü bitmemiş yetimin hakkı yeniliyor. Esnaf intihar ediyor, insanlarımız işsiz, aşsız, faturalarını ödeyemiyor. Bu memlekete bundan daha siyasi bir mesele yoktur. Yetimin hakkı bir avuç yandaş tarafından yeniliyor. AKP’nin bir büro çalışanı bu kadar servete bulaşmışsa geri kalanın siz düşünün” dedi.

    “KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNİ NEDEN BİTİRİYORSUNUZ?”

    Kısa çalışma ödeneğinin 31 Mart’ta sona erecek olmasına tepki gösteren Paylan, “Ben soruyorum kısa çalışma ödeneğini neden bitiriyorsunuz? Ülkede ne değişti değiştiriyorsunuz? Pandemide en yakıcı dönemdeyiz. İş yerleri pek çok yerde kapalı veya iş yapamıyor. Pandemi koşulları düzelene kadar uzatılmasını talep ediyoruz” dedi.  (MA)

  • Üstüne beton dökülen Ermeni mezarlarına ilişkin incelemeye polis engeli!-VİDEO

    Üstüne beton dökülen Ermeni mezarlarına ilişkin incelemeye polis engeli!-VİDEO

    PİRHA-Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve HDP Milletvekili Garo Paylan, insan kemiklerine rastlandıktan sonra üstüne beton dökülen Ermeni Katolik mezarlarının olduğu bölgede inceleme yapmak istedi ancak polis izin vermedi. HDP’li Paylan, Ermeni mezarlarının tahrip edilmesine ilişkin yaptığı açıklamada “Bunu hangi vicdan kabul eder” dedi.

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Muteber Osmanpaşaoğlu ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, insan kemiklerinin çıktığı, üstüne beton dökülen Ermeni Katolik mezarlarının olduğu İtfaiye Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

    Söz konusu bölgede incelemelerde bulunmak isteyen Candan ve Paylan’a polis izin vermedi. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı alanda basının çekim yapması engellenmeye çalışılırken, esnaf, bölgeden uzaklaştırılmaya çalışıldı.

    “ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜMÜZE KARDEŞLİĞİMİZE VURULMUŞ BİR DARBE”

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “İnşaat yapılan yer üç şekilde hukuksuzdur. Bir kere kazı yapılırken bu alanda insan kemikleri çıktı ve bütün bilimsel kaynaklarda Ermeni Katolik mezarlığı olarak yer alıyor. Şapelle kilise ile bağlantılı bir yer olduğu görülüyor” dedi.

    Tezcan Karakuş Candan, söz konusu bölgenin kültür varlıkları kayıtlarında da yer aldığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bugün Anadolu topraklarında kardeşliğimizin ve birlikte yaşadığımızın en önemli göstergesi ve tanığı olan bir Ermeni Katolik mezarlığının üzerine hukuksuz şekilde dükkân yapılıyor. Bu bir kere çok kültürlülüğümüze kardeşliğimize vurulmuş bir darbedir.

    Belediye bu inşaata izin vererek hukuksuzluk yapıyor. Meslek insanı meslektaşımız hukuksuzluk yapıyor. Bu bölgede esnafa yönelik çok ciddi mağduriyet yaşanıyor. Esnafın mal varlığı ve yıllardır oluşturduğu iş ortamı gasp ediliyor.

    Acele kamulaştırma yaptılar, ‘riskli alan’ dediler. Esnafı ikna etmek için dükkân yaptıklarını söylüyorlar ve esnafı mağdur ediyorlar. Burada İller Bankası binasını yıktılar. İller Bankasını yeniden yapmak için bu alanı ayırdılar. Ama şimdi bu alana yine inşaat yapıyorlar. Üçlü hukuksuzlukla karşı karşıyayız. En büyük hukuksuzluk bu zaten hem Mecliste hem kamuoyu nezdinde denetlemekle görevli insanları alana almıyorlar. Türkiye ne yazık ki bu hale geldi. Kardeşliğimizi hukukumuzu, değerlerimizi ve varlıklarımızı betonun altına gömen bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız. Ülkemiz adına üzüntü duyuyoruz. Ben betonun altında sızlayan insan kemikleri için üzüntü duyuyorum. Ne ara bu kadar vicdansız oldunuz. İnsanların dini dili ırkı ne olursa olsun mezarların üstüne dükkan yaparak ve insanların helal alışveriş yapabileceğini mi düşünüyorsunuz? Mezarların üstüne yapılan dükkanlardan rızık elde edilmez”

    “GERİDE KALAN ÖLÜLERE DE SAYGI GÖSTERİLMEDİ”

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise Ulus semtinin Ankara’nın tarihi ve kültürel bir bölgesi olduğunu ifade ederek “Ermeni, Kürt ve Türk halkları, binlerce yıl bu bölgede yaşayıp bu coğrafyada medeniyet ürettiler. Bu alanda öldüler ve mezarlarına ölülerini gömdüler” dedi.

    “Burada yaşayan Ermeniler bu topraklardan sürüldüler” diyen Paylan, şunları dile getirdi:

    “Dirilere saygı gösterilmedi ama geride kalan ölülere de saygı gösterilmedi. Ölüye saygısı olmayanının diriye de asla saygısı olmaz. Burada yaşayan Ermeni halkı ölülerini burada dualarla defnettiler. Mezar taşları diktiler. O ölülerin mezar taşları yıkılmıştı şimdi de o mezarlığın üzerine beton dökülüyor. Bunu hangi vicdan kabul eder? Bunu bu toprakların çoğunluğunu oluşturan Müslümanların vicdanı kabul ediyor mu? Toprağı kazdığınızda insan kemikleri çıkıyor, o insan kemiklerinin üzerine beton dökeceksiniz sonra buradaki esnafın dükkânlarını yıkacaksınız. Bu esnaflara bu mezarlığın üzerinde dükkân yapıp ticaret yaptıracaksınız.

    Bu ülkenin milletvekili olarak kamu alanı üzerine yapılan kaçak bir inşaatı denetlemeye geldim. Emniyet görevlileri benim oraya girmemi engellediler. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı ve yöneticileri kamu adına denetim yapacaklardı. Buradaki kaçak inşaatın denetimini yapacaklardı. Denetimimiz engellendi. Ne idüğü belli olmayan etrafı çevrilmiş bir alan var. Kapısında bir tabelası, ruhsatı yok. Kamu vicdanının ve Ermeni halkının kültürel varlığının mezarlarının olduğu alana beton dökülmesinin durdurulmasını ve kaçak inşaata son verilmesini talep ediyorum. Ülkenin yürütmesi, meclisi, yargısı, sivil toplumu ve Türkiye halkı mezarların üzerine beton döken anlayışa ‘dur’ demelidir. Ankara halkı bu vicdansızlığı hak etmiyor.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • ‘Nefrete karşı demokrat Sünniler, Aleviler, Ermeniler bir araya gelebilmeli’-VİDEO

    ‘Nefrete karşı demokrat Sünniler, Aleviler, Ermeniler bir araya gelebilmeli’-VİDEO

    PİRHA- HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Alevilere yönelik nefret saldırılarını PİRHA’ya değerlendirdi. Paylan, son yüzyılda olan cezasızlık yeni suçların kapısını açtığına dikkat çekerek, “Bir kısır döngünün içinde debelenip duruyoruz. İşte bu kısır döngüden çıkmanın tek bir yolu var; çoğulcu bakışa hepimizin saygı göstermesi ve bu çoğulcu anlayışın ülkemizde tahkim olması için yan yana durmamızdır” dedi. 

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırılarına maruz kalan toplumlardan biri de Aleviler. Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Devlet tarafından inancı ve ibadethanesi kabul edilmeyen Aleviler, okulda, sokakta, işyerinde, hastane, mahallede, yaşadığı apartmanda aşağılanıyor, hor görülüyor, hakarete uğruyor.

    Türkiye’de nefret suçları ile ilgili kapsamlı bir yasal düzenlemenin eksikliği sistematik bir biçimde bu saldırıların devam etmesine de zemin hazırlıyor.

    Peki nefret suçu kaynağını nereden ve nelerden alıyor? Yargı Alevilere dönük nefret suçuna karşı ne yapıyor? Demokrasiyi ve eşitliği savunan kurum ve kuruluşlar Alevilere dönük nefret suçlarına karşı ne yapıyor? Tüm bu soruları ve daha fazlasını akademisyen, yazar, tarihçi, hukukçu, insan hakları savunucularına sorduk.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, sorularımızı yanıtladı.

    “NEFRET İKLİMİNİ KÖRÜKLEYENLERE KARŞI MÜCADELE EDEN MİLYONLAR VAR”

    PİRHA: Türkiye’de ve dünyada nefret söylemi ve buna bağlı olarak da nefret söyleminin ortaya çıkardığı şiddet artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

    GARO PAYLAN: Nefret dünyada hep var olmuş ve nefrete karşı mücadelede hep var olmuştur. Nefret söylemine maruz kalan kesimler buna karşı ya sessizliğe bürünmüşlerdir ya da itirazlarını yükseltmişlerdir. Ama toplumun büyük kesimleri Türkiye’de dünyada da bu nefret söylemlerini mazur gösteren siyasetçiler tarafından yönlendirmeye maruz bırakılmıştır. Mesela şu anda Kürt halkına karşı olan nefret iklimine baktığımızda çoğunlukta şu isteniyor; biz Kürt halkına karşı bu zulmü yapıyoruz nefret söylemlerine kullanıyoruz ama onlar bunları ‘hak ediyorlar’ duygusu yaratılmaya çalışıldı veya benim halkım Ermeni halkına karşı olan nefret söylemlerinde hep bir ‘hak ediyorlar’ duygusu yaratılmaya çalışıldı. Bu tarih boyunca vardı. İnsanlık tarihine sahip bir şeydir. Çeşitli topluluklara dair nefret söylemlerinin kullanılması ve buna karşı mücadelede. Yakın zamana kadar nefret ikliminden uzaklaştığımız bir dünya ve Türkiye yaşamıştık, Bundan hepimiz faydalandık, Ermeni ve Kürt halkı bundan faydalandı. Bu sessizlik kırılmıştı ama yeniden bir nefret iklimine girdik, bir karanlık iklime girdik. Ama ne mutlu ki nefret iklimine karşı mücadele edenler de var. Nefret iklimini körükleyenler de var. Biz sonuçta nefret ikliminin bitmesi için mücadele eden bir siyasi hareketiz ve buna dair mücadele eden milyonlar var bu ülkede ve eninde sonunda nefret iklimine karşı mücadele edenlerin yeniden kazanacağına eminim.

    “ANADOLU TARİHİNİN EN UZUN NEFRET İKLİMİNİN YAŞANDIĞI BİR YÜZYILI GEÇİRDİK”

    Nefret söyleminin tarihsel bir alt yapısının olduğunu düşünüyor musunuz?

    ‘Osmanlı döneminde ise çoğulcu ve çok kimlikli anlayış vardı ve sonra milliyetçilik geldi, her şey altüst oldu’ diye bir söylem kullanılır ama durum böyle değildir. Osmanlı döneminde de Bizans döneminde de daha önceki dönemlerde de asla çeşitli topluluklara ve toplumlara karşı nefret siyasetini devreye sokmuşlar. Bu dinler arası çatışmalar, mezhepler arası gerilimler veya etnik kimlikler üzerinden olmuş ama belki hiçbir dönem bu kadar kitlesel ve uzun dönemli bir karanlık dönem yaşanmamıştı. Yani belki Anadolu tarihinin en uzun nefret ikliminin yaşandığı bir yüzyılı geçirdik ve Anadolu halkı ilk kez birbirine bu kadar kitlesel anlamda kıydı. Anadolu’nun düşünün nüfusunun bir zamanlar yüzde 60-70’i Hristiyan’dı ama 1915’e kadar yüzde 50’si Hristiyan olan bir Anadolu topraklarından bugün binde bire düşmüş bir Hristiyan halkı var ve Ermeniler Rumlar Süryaniler yok edildi ve tabii ki bunun yanında Yahudi halkı büyük oranda yok edildi, sürüldü ve bu bir nefret siyasetin nefret ikliminin sonucunda gerçekleşti. O açıdan tarih boyunca belki bu nefret siyaseti çeşitli dönemlerde belli suçlara yol açtı ama son yüzyılda yaşadığımız soykırımlar, katliamlar ve cezasız kalan soykırımlar ve katliamlar şeklinde devam etti ve son yüzyılda olan cezasızlık yeni suçların kapısını açtı.  Nefret siyaseti düşük veya yüksek yoğunluklu olarak devam etti ama dediğim gibi ne mutlu ki buna karşı mücadele edenler ve her zaman vardı ama hiçbir zaman o soykırımcı aklı mahkum edemedik hiçbir zaman o soykırımcı aklı yenilgiye uğratamadık ve çoğulcu anlayışı tam anlamıyla tahkim edemedik ama buna karşı da mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz.

    “ANADOLU ÇORAKLAŞMIŞTIR”

    Hukuksal anlamda nefret söylemine ve eylemine dönük yeterli bir mekanizmanın devrede olduğunu düşünüyor musunuz? Tarih boyunca ortada olan cezasızlık politikası nedir?

    Bu ülkede bir ulus inşa süreci yaşandı ve bu inşa çoğulculuk üzerine demokratik bir ulus mantığı çerçevesinde değil tekçi bir ulus yaratma aklı üzerine kuruldu. Çok kimlikli, çok kültürlü bir coğrafya var ve Türk milliyetçisi akıl bu coğrafyanın çok kimlikli, çok kültürlü kalmasına karşı bir konumlanma içine girdi. Asimilasyon politikaları devreye sokuldu. Bu yüzden bu yüzyıllık hikaye, Anadolu’nun çoraklaşması hikâyesidir. Anadolu çoraklaşmıştır. Çok renkli, çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli bir Anadolu’dan tek dinli, tek dilli ve tek mezhepli bir Anadolu’ya doğru sürüklenişinin bir yüzyılını yaşadık. Bu da büyük acılarla büyük felaketlerle oldu ve büyük travmalar yaşandı. Geride kalan buna itiraz eden büyük bir topluluk olan Kürt halkının da direnci bu anlamda ‘ben varım, dilimle, kimliğimle bu toprakların bir unsuruyum’ mücadelesini yok etmeye çalışan bir anlayış var. Bu kutuplaşma üzerine, yani Kürt halkının bu taleplerini kriminalize ederek geride kalan Sünni Müslüman veya milliyetçi çoğunluğu da tahkim eden bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu kısır döngünün içinde debelenip duruyoruz. İşte bu kısır döngüden çıkmanın tek bir yolu var; çoğulcu bakışı hepimizin saygı göstermesi ve bu çoğulcu anlayışın ülkemizde tahkim olması için yan yana durmamızdır. Biz HDP olarak bunun mücadelesini veriyoruz.

    “DEMOKRAT SÜNNİLER, DEMOKRAT ALEVİLER, DEMOKRAT ERMENİLER BİR ARAYA GELEBİLMELİ”

    Aleviler nefret söylemine karşı ne yapmalı?

    Alevilerle kendi halkımı bu anlamda özdeşleştirebiliyorum. Çünkü biz de çok büyük felaketler yaşadık ve Ermeni halkı olarak büyük oranda yok edildik. Alevi toplumu da yüzyıllardır pek çok tramvayla kaldı. Ancak şu var; ben kendi halkım için de aynı şeyi söyleyebilirim. Soykırımı yaşadık, büyük felaket yaşadık ama orada takılıp kaldık ve hala 1915’in hesabını sormak üzere Ermeni halkı bütün dünyada mücadele veriyor ama yaşanan da bir hayat var. Elbette geçmişle yüzleşmek için mücadele etmeliyiz ama oraya yalnızca takılıp kalmak ve bu travmaların içinde boğulmak gelecek konusundaki enerjimizi sınırlayabiliyor. Biz Türk halkına, Sünnilere karşı önyargı ile bakabiliriz ama bu önyargılarımız bizim yakınlaşmamızı da zorlaştırabilir. Orada yapmamız gereken Türkiye’de her kimlikten demokratlar var ve her kimlikten demokrat olmayanlar var. Önemli olan iyilerin bir araya gelebilmesi. Yani demokrat Sünnilerin, demokrat Alevilerin, demokrat Ermenilerin bir araya gelebilmesi ve geleceği inşa edebilmesidir. Zaten Türkiye’de demokrasi kültürünü geliştirebilirsek geçmişle yüzleşebiliriz. Şuna eminim ancak demokratik bir Türkiye Ermeni Soykırımı yüzleşebilir ancak demokratik bir Türkiye Maraş’la Sivas’la ve geçmiş pek çok katliamla yüzleşebilir. Aksi takdirde bu kısır döngü içinde de boğulmaya devam ederiz. Benim naçizane Alevi toplumuna önerimde budur. Ermeni halkımı da bu yönde ikna etmeye çalışıyorum

    “SON YILLARDA İKTİDAR MEDYAYI KENDİ BORAZANI HALİNE GETİRDİ”

    Nefret dilinin topluma yayılmasında başat rol oynayan güçlerden biri de medya. Medya bu dili neden kullanıyor?

    Medyanın çok büyük bir rolü var. Düşünün ben babaanneleri, dedeleri soykırımda katledilmiş bir halkın torunuyum. Üç kuşak boyunca sessizliğe mahkum olmuşuz ve hep bize küfür edilmiş. Nihayet Hrant Dink çıkmış bununla ilgili konuşmaya başlamış ve bir anda sözümüz topluma yayılmış. Yani bu tabii ki siyasetteki iklimin sayesinde oldu ve aynı zamanda medya sayesinde oldu. Medya bize görünür kıldığında Ermeni meselesi konuşulmaya başlandı veya Alevilerin başına gelen büyük felaketlerde yüzleşmeye konuşmaya başladık. Medya üzerinden konuşmaya başladı toplumla konuşulmaya başlandı veya Kürt halkının yaşadıkları acılar ve bununla yüzleşmesi ve bir çözüme ulaşılması fikri medya üzerinden büyüdü. Medya üzerinden toplumda ilişki kuruldu ve toplum “Evet ya Ermeni meselesi çözülmeli. Aleviler yaşadığı sorunları ben tanışık oldum veya Kürt halkı büyük felaketlere maruz kalmış ben bunu bilmiyordum” düşüncesini aşabilmek medya aracılığı olabiliyor. Ama maalesef son yıllarda iktidar medyayı kendi borazanı haline getirip gazetecilere de artık onlara gazeteci demiyorum yani iktidarın borazanları haline getirdiğinde alan kapanıyor ve tam tersine toplumun belli kesimlerini düşman hukukunun borazanlığı yapmaya başlanıyor. Türkiye’nin barışına, dünya barışına en büyük zararı verenlerde onlar.

    SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINI ZAPTURAPT ALTINA ALIRSANIZ TOPLUMUN YAŞAM KANALLARI KOPAR

    Nefret söylemine karşı demokratik kurumlar yeterli refleksi ortaya koyuyor mu?

    Nefret dilinin medya üzerinden yansıtılması bütün sivil toplum kuruluşlarını da, insanları da etkiliyor ve yaratılan algı üzerinden kendi konumlarını belirliyorlar. Korku bulaşıyor ve daha az ses çıkarıyorlar. Bu bir kısır döngüdür yani toplumun yaşam damarlarını kesmek anlamına gelir. Yani siz Meclisi susturursanız, yargıyı sopa haline getirirseniz, basını borazan haline getirirseniz ve sivil toplum kuruluşlarını da zapturapt altına alıp belli bir algı ile atalete sokarsanız toplumun yaşam kanalları kopar. Bu açıdan sivil toplum kuruluşları da sorumluluk alması gereken kuruluşlardır. Ülke büyük bir karanlığa doğru sürükleniyor. Bu açından STK’lerin yeterli sorumluluk alındığını düşünmüyorum.

    “HERKESİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Nefret söyleminin ortadan kalkması için ya da en azından azaltılabilmesi için neler yapılmalı?

    HDP olarak derdimiz partimizi büyütmek değil, ülke elden gidiyor, demokrasimiz elden gidiyor. Buna karşı da biz sorumluluk almaya hazırız. Ortaklaşabileceğimiz bir nokta var. Demokratik siyaseti, basın özgürlüğünü sivil toplumun özgürlüğünü ve meclisin gücünün artırılması gibi sorumluluklarımız var. Bunları başaramazsak zaten geriye demokratik hiçbir zemin kalmayacak ve tek adam rejimi ve faşizmi altında ülke elden gidecek. Bu açıdan biz sorumluluk alıyoruz ve herkesi de sorumluluk almaya çağırıyoruz. Aksi takdirde yarın çok geç olacak.

    Diren KESER-Diren SATI/ PİRHA

    İlgili Haberler:

    1-Akademisyen Kaya: Alevilere yönelik nefret çok derinlerde, eskiye dayanıyor-VİDEO
    2-Avukat Eren Keskin: Alevilerin hakları birçok kez ihlal edildi-VİDEO
    3-Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın: Nefret suçu doğrudan rejimle bağlantılıdır-VİDEO
    4-‘Alevi örgütleri nefret saldırılarına karşı ortak tavır geliştirmeli’-VİDEO
    5-‘Aleviler, tarih boyunca nefret suçuna maruz kaldı’-VİDEO
    6-‘Alevi düşmanlığı bu toplumun genlerinde var; iflah olmaz’-VİDEO
    7-‘Aleviler kuşatmayı ve tecridi yaşıyor; nefret dili ile düşmanlaştırılıyor’- VİDEO
    8-‘Hak temelli bir anayasal düzenleme yapmadan nefret söylemi azalmaz’-VİDEO

  • Garo Paylan, tehlike altındaki dillerin korunması adına kanun teklifi sundu

    Garo Paylan, tehlike altındaki dillerin korunması adına kanun teklifi sundu

    PİRHA-Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesi ile yok olma tehlikesi altındaki dillerin korunması adına TBMM’ye kanun teklifi sundu. Paylan “Çeşitliliği yok sayan, çoğulculuğu dışlayan, Türkçe dışında, tüm dilleri yok olmaya mahkûm eden mevcut politik anlayış, Türkiye coğrafyasındaki dillerin yok olma tehlikesini beraberinde getirmiştir” dedi.

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesi ile Türkiye’de yok olma tehlikesi altındaki dillerin korunması ve yaşatılması adına Meclis’e kanun teklifi sundu.

    Garo Paylan, “Ülkemizde, anadilim olan Batı Ermenicesi gibi çok sayıda kadim dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır” diyerek kanun teklifinin yasalaşması durumunda “Bu toprakların yok olmakta olan dillerine can suyu olacaktır” dedi.

    “ÇOK DİLLİLİĞİ İNKAR ETMEYİN” 

    Garo Paylan, Tehlike Altındaki Dillerin Korunması Amacıyla Bazı Kanunlarda ve Bir Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinde şu ifadelere yer verdi:

    “Ülkemizde var olan tekçi bakış açısı; anayasada yer alan insan haklarına saygılı, demokratik, eşitlikçi ve sosyal hukuk devleti olma iddiasıyla çelişmektedir. Çeşitliliği yok sayan, çoğulculuğu dışlayan, Türkçe dışında, tüm dilleri yok olmaya mahkûm eden mevcut politik anlayış, Türkiye coğrafyasındaki dillerin yok olma tehlikesini beraberinde getirmiştir.

    21 Şubat, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından, ‘Uluslararası Anadili Günü’ ilan edilmiştir. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillere ilişkin veriler, UNESCO tarafından ‘Tehlike Altındaki Diller Atlası’nda sıralanmaktadır. Söz konusu diller, risk altında olma durumlarına göre ‘kırılgan, tehlike belirgin, tehlike ciddi, tehlike ağır derecede ve kaybolmuş dil’ olarak sınıflandırılmaktadır. UNESCO Diller Atlasında, Türkiye’de üç dilin tamamen yok olduğu, on beş dil için ise çeşitli seviyelerde yok olma tehlikesi bulunduğu belirtilmektedir. Kapadokya Yunancası, Mlahso, Ubik dilleri kaybolmuş dil durumundadır. UNESCO’ya göre, Türkiye coğrafyasında bulunan, Batı Ermenicesi, Abhazca, Adigece, Kabar-Çerkes, Zazaca, Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Suret, Gagavuzca, Ladino, Turoyo ve Hertevin dil/lehçeleri ise yok olmak üzeredir.

    Tarih içinde, bu topraklarda var olmuş kadim halklara ait dillerin, gelecek nesillere aktarılamaması ve günden güne yok olması, çoğulculuğu ve kültürel çeşitliliğin getirdiği zenginliği dışlayan hâkim bakış açısının bir sonucudur.

    Bu bağlamda, yalnızca bulunduğumuz coğrafya için değil bütün dünya halkları için kültürel ve yaşamsal önem arz eden anadillerin korunması ve yaşatılması adına sorumluluk alınmalı ve etkin politikalar yürütülmelidir. Türkiye Devleti, bulunduğu topraklardaki çok kültürlülüğü ve çok dilliliği inkâr etmeyip, bilakis birer değer olarak kabul edip yaşatmaya çalışarak, dünya mirasını korumak adına önemli bir adım atmış olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Aleviler olarak günümüz Kerbelalarına sessiz kalmamalıyız’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak günümüz Kerbelalarına sessiz kalmamalıyız’-VİDEO

    PİRHA- DAD, HDP’ye yönelik başlatılan Kobani operasyonuna karşı destek ziyaretinde bulunarak, “Kerbela’da yaşanılan zulme Aleviler nasıl sessiz kalmadıysa, bizler bu günde yaşadığımız Kerbela’ya da sessiz kalmamalıyız” dedi.

    Haberin videosu;

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve belediye eş başkanlarının da aralarında olduğu çok sayıda kişinin “Kobani soruşturması” kapsamında  gözaltına alınması ve tutuklanmasına karşı dayanışma  ziyaretleri sürüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şubeleri, HDP İL Örgütü’ne dayanışma ziyaretinde bulundu. Ziyarette konuşan Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler “Biz Alevi toplumu olarak tüm kamuoyunun da bildiği gibi ırkçılığa, mezhepçiliğe, renkçiliğe karşı olan bir toplumuz. Bizim için önemli olan fikir ve düşüncelerdir, halkların birlikteliğidir. Çünkü Alevilik eşittir insanlık demektir. Bir insanın Alevi olması şart değildir, Sünni, Hristiyan, Musevi, Ermeni, Yahudi, Kürt Çerkez’de olabilir. Önemli olan insan olmasıdır” dedi.

    İstanbul HDP il Eş Başkanı Elif Bulut ise, “Bu ülkede yaşayan herkes aslında ev sahibi hem de ülkenin iktidarı tarafından ötekileştirilmiş Kürtleriz Alevileriz, Ermenileriz. Aynı zamanda kendimizi tarif ederken Süryaniyiz, Çerkeziz, Türkleriz. Bu toplumun sahibiyiz ve birlikte yaşamayı biliyoruz. Bunu sürdürme konusunda da ısrarcıyız. Ama iktidarların savaş politikalarıyla iktidarını uzatma konusunda ısrarları var. Sürekli düşmanlığı büyüterek halkların kardeşlerini ayırarak devam etmek istiyorlar. Şu an vekilimiz Garo Paylan üzerinde yaratmaya çalıştıkları bir hava var. Ama bu hava ne HDP’ye yönelik, ne de dün ESP’ye yönelik operasyon, ne de Ermeni halkına yapılan bu ırkçı saldırılar tutmayacak. Türkiye bundan çok çekti biz buna izin vermeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

    “DAHA ÇOK CESARET GÖSTERMELİ VE DAHA ÇOK OMUZ OMUZA, KOL KOLA MÜCADELE ETMELİYİZ”

    HDP Milletvekili Garo Paylan da, dayanışma ziyaretinden dolayı teşekkürlerini ileterek, şunları söyledi:

    “İktidar savaş ve ırkçılık politikalarıyla hepimiz esir almaya çalışıyor. Aslında bu ırkçılık politikaları, savaş politikaları dışında hiçbir şey konuşulmasın istiyor. Bir şekilde de bu korku iklimini topluma yayıyor, kısmen de başarıyor. Aslında barışın tarafında olan halklar ses yükseltmeliler ve ben son bir haftadır iktidarın yaratmaya çalıştığı ırkçı iklim ve bana karşı olan saldırılarda, beni yalnızlaştırma, partimi yalnızlaşmak için operasyon sonucunda yalnız olmadığımızı gördük. Onların bir avuç olduğu bizlerin de milyonlar olduğunu gördük. Bu konuda da barışın siyasetini yapmak için daha fazla cesaret etmemiz gerektiğinin dersini de ben çıkardım. Bütün partili arkadaşlarımızla bu savaşçı, ırkçı karanlığı defetmek için daha çok cesaret göstermeli ve daha çok omuz omuza, kol kola mücadele etmeliyiz.”

    “YAŞANILAN SAVAŞLARA KARŞI BARIŞI  VE YAŞAMI SAVUNANLARI SAHİPLENİYORUZ”

    Dad İstanbul eş Başkanı Nergis Güzel ise, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında demi devranda birbiriyle rızalık içinde yaşayan toplumlar olduklarının altını çizerek, “Rızalık içinde yaşayanlar beraberinde demokrasiyi getirir. Türkiye’de yaşayan halkların biz ötekilerin, Ermenilerin, Kürtlerin, Alevilerin, Süryanilerin ve temelde sayamadığımız tüm halkların özünde birbiriyle sorunu yok. İktidarların yarattığı bu milliyetçilik kendini var etme sebebidir. Yüzyıllarca yaşanılan bu döngüde bizler ezilenler, ötekiler barış içinde yaşayana dek mücadele edeceğiz. Bugün de Türkiye partisi HDP ye yapılanlar değerli vekilimiz Garo Paylan’ı hedef göstermelere karşı sessiz kalmayacağız. Kerbela’da yaşanılan zulme Aleviler nasıl sessiz kalmadıysa, bizler bu günde yaşadığımız Kerbela’ya da sessiz kalınmamalıyız. Seçilmişlere, halkların iradesine yapılanlar, milliyetçilikle Ermeni halkı hedef gösteriyorlar. Bu minvalde yaşanılan savaşlara karşı barışı  ve yaşamı savunanları sahipleniyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ASAM’ın hedef gösterdiği Garo Paylan suç duyurusunda bulunacak

    ASAM’ın hedef gösterdiği Garo Paylan suç duyurusunda bulunacak

    Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) yayınladığı bildiri ve bazı gazetelere verdiği ilanda HDP’lileri ve Garo Paylan’ı ihanetle suçladı.

    Bildiri ve ilanda şu ifadeler kullanıldı:

    “Ermenistan’ın işgalci ve saldırgan tutumunu kınayan TBMM bildirisine imza koymaktan kaçınan PKK terör örgütünün siyasi partisi HDP’nin bu ihanetçi tavrı Türk milleti tarafından not edilmiştir. HDP’li Garo Paylan’ın Azerbaycan ve Türkiye’yi hayasızca suçlayan ve Ermenistan’a açıkça arka çıkan sözleri asla kabul edilemez bir ihanetin belgesidir. Bağımsız yargıyı ve TBMM’yi bahsi geçen şahıs hakkında gereğini yapmaya çağırıyoruz.”

    Paylan ilanların ve bildirinin yayınlanmasından sonra yaptığı açıklamada şunları söyledi:

    “Türkiye’nin savaş politikalarına karşı her zaman barışın yanında durdum. Ege meselesinde de Kürt meselesinde de Karabağ meselesinde de barışçı çözümün yanında durdum. Çatışmalar başladığı andan itibaren Azeri ve Ermeni halklarının büyük yıkım yaşayacağı savaşı durdurmak için ve bu savaşa dünyada tek destek veren ülke olan Türkiye’nin pozisyonunu değiştirmek için çaba harcadım. Yaptığım açıklamalarda barışı savundum. Bugün ben ve partim hakkında yayınlanan ilanlarda hedef haline getirildim. Ülkemizi karanlığa doğru sürükleyen ceberrut zihniyet hepimizi esir alıyor. Savaş tamtamlarını çalanlar barışın sesini yükseltmeye çalışanların sesini kesmeye çalışmaktadır. Ne yaparlarsa yapsınlar ben ve arkadaşlarım barış demeye devam edeceğiz. Bu açıklamayı yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunacağım. Barışa inanan tüm kişi ve kurumları savaş politikalarına karşı seslerini yükseltmeye çağırıyorum.”

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • “İsraf düzeninin ‘kara deliği’, doğalgazla kapatılamaz!”

    “İsraf düzeninin ‘kara deliği’, doğalgazla kapatılamaz!”

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘müjde’ olarak doğalgaz bulunmasına ilişkin yaptığı açıklamayı değerlendiren HDP Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan,”İsraf düzeninin ‘kara deliği’ doğal gazla kapatılamaz” dedi.

    Geçtiğimiz yıllarda da defalarca yüksek miktarlarda doğalgaz bulduğuna dair açıklamalar yapıldığını hatırlatan Paylan “Ülkemiz bu tür “müjdelere” yabancı değil, zira iktidar, geçtiğimiz yıllarda defalarca yüksek miktarlarda doğalgaz bulunmuştu.” dedi.

    “TEK ADAM REJİMİ BU DEĞERLERİ YOK ETTİKÇE, EKONOMİMİZ ÇÖKMEKTEDİR”

    Paylan, “Petrol ve doğalgaz bulunması, siyasetçiler tarafından, belki geçtiğimiz yüzyılda bir “müjde” olarak sunulabilirdi. Ancak bilgi, teknoloji ve bilişim çağını yaşadığımız bu yüzyılda, petrol ve doğalgaz sahibi olmak gittikçe önemsizleşen bir detay haline gelmektedir. Bu yüzyılda, insani ve ekonomik gelişme sağlamak için; demokrasinin, hukuk devletinin, şeffaf ve güvenilir kurumların varlığı olmazsa olmazdır. Tek adam rejimi bu değerleri yok ettikçe, ekonomimiz çökmektedir.” açıklamasında bulundu.

    Açıklamasında petrol ve doğalgaz zengini ülkelerin büyük çoğunluğunun sefalet içinde olduğunu belirten Paylan, “Totaliter rejimlerce yönetilen ülkelerin doğalgaz ve petrol varlıkları, o ülkelere refah getirmemiştir. Öte yandan, bu kaynaklara sahip olmayan ancak iyi yönetilen, demokratik ülkelerin vatandaşları ise refah içinde yaşamaktadır. Venezuela, İran, Azerbaycan petrol zengini ülkeler olmalarına rağmen, kötü yönetildikleri için ‘yoksul’; Japonya, Almanya ise iyi yönetildikleri için, petrol ve doğalgaz kaynakları olmamasına rağmen, ‘zengin’ ve vatandaşlarına refah sunabilen ülkelerdir.” dedi.

    TEK ADAM REJİMİ; İKİ SENEDE ÜLKE EKONOMİSİNİ BATIRMIŞ”

    Garo Paylan açıklmasının devamında; “Tek adam rejimi; iki senede ülke ekonomisini batırmış, Merkez Bankası rezervlerini tüketmiş, halkı işsizlik ve yoksulluğa mahkûm etmiştir. Tek adam rejiminin; saray, yandaş ve savaş politikaları ülkemizin kaynaklarını tüketmiştir. Demokrasi krizinin yarattığı güven bunalımı, ekonomik krizi gittikçe derinleştirmiştir. Yıllar sonra çıkarılacak, yıllık birkaç milyar dolarlık doğalgaz, bu israf düzeninin kara deliğini kapatamayacaktır. Vatandaşlarımız, bu kış, doğalgaz faturalarını nasıl ödeyeceğini düşünmektedir. Vatandaşlarımıza, doğalgazla ilgili verilecek en iyi “müjde”: “İhtiyaç sınırına kadar ücretsiz doğalgaz” sağlamak olacaktır.” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP, 12 maddelik ekonomik önlem paketi açıkladı

    HDP, 12 maddelik ekonomik önlem paketi açıkladı

    PİRHA- Koronavirüs Salgınına Karşı Ekonomik Güvence Paketi’ni açıklayan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, “Türkiye’de hükümet yurttaşlara “Evde Kal” çağrısı yapıyor. Evde kalacak vatandaşlarımızın ne yiyeceğini, ne içeceğini, faturalarını kimin ödeyeceğini söylemiyor. Taş mı yiyecek bu vatandaşlarımız, evde kalıp?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Virüsle Mücadele Kriz Koordinasyon Merkezi Eş Sözcüsü Garo Paylan, partisinin koronavirüse karşı ekonomik paketini Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı.

    Demokratik ülkelerde alınan ekonomik tedbir paketlerinde yurttaşların doğalgaz, elektrik ve su borçlarının ya ertelendiğine ya da silindiğine dikkat çeken Paylan,  “Türkiye’de ise hükümet yurttaşlara “Evde Kal” çağrısı yapıyor. Evde kalacak vatandaşlarımızın ne yiyeceğini ne içeceğini, faturalarını kimin ödeyeceğini söylemiyor. Taş mı yiyecek bu vatandaşlarımız, evde kalıp?” diye sordu.

    AKP’nin geçtiğimiz hafta açıklanan ve 100 milyar TL denilen ekonomik paketin yalnızca yüzde birlik sermaye kesimini kapsadığını, vurgulayan Paylan şunları belirtti:

    “Amerika 2 trilyon dolarlık paket açıkladı. Diyeceksiniz ki ABD’nin ekonomisi çok büyük, nüfusu çok büyük. Almanya ile aynı nüfustayız, Almanya 800 milyar euroluk paket açıkladı. Bizim paketimiz 100 milyar TL.  14 milyar euro da büyük çoğunluğu sermayeye gidiyor yani vatandaşlarımızı güvenceye alan bir paket ortada yok. İşte buna karşı HDP’nin, koronavirüse karşı ekonomik güvence paketini açıklamak istiyorum. Evde kal çağrısını yapan devlet vatandaşın temel ihtiyaçlarını güvence altına almalıdır. Partimizin ‘Koronavirüs Salgınına Karşı Ekonomik Güvence Paketi’, salgın süresince vatandaşlarımızın işini, aşını, temel ihtiyaçlarını güvence altına almaktadır.”

    Paylan, açıkladığı 12 maddeyi şöyle sıraladı:

    1- Kira ödemeleri salgın süresince durdurulmalıdır.

    2- Bankalara olan bütün kredi ödemeleri salgın süresince durdurulmalıdır.

    3- Elektrik, su, doğalgaz, telefon ve internet, ihtiyaç sınırına kadar, salgın süresince ücretsiz olmalıdır.

    4- İşten çıkarmalar yasaklanmalıdır. KOBİ’lere sağlanacak bütün destekler bu şarta bağlı olmalıdır.

    5- Faaliyetini durduran işyerlerinde işçiler ücretli izne çıkarılmalı, işçilerin SGK primleri ve işçiler üzerinden alınan tüm vergiler devlet bütçesinden karşılanmalıdır.

    6- Ücretli izne çıkarılan işçilerin maaşlarının yüzde 50’si işveren tarafından, yüzde ellisi 3.000 TL’yi aşmamak üzere devlet bütçesinden karşılanmalıdır.

    7-  İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, tüm işsizlere kayıtsız şartsız doğrudan gelir desteği sağlanmalıdır.

    8-  Faaliyeti durdurulan esnafların zararı tazmin edilmelidir. Salgın süresince kira ve vergi ödemeleri durdurulmalıdır.

    9-  Çiftçi destekleri hemen ödenmelidir. Çiftçi borç ödemeleri salgın süresince durdurulmalıdır.

    10-  Öğrencilerin, Kredi Yurtlar Kurumu’na olan borçları silinmelidir.

    11- En düşük emekli aylığı 2.400 TL olmalıdır.

    12- Günlük, ev eksenli çalışan, yalnız yaşayan ve çocuklarına bakmak zorunda olan alt gelir grubundaki kadınlara, doğrudan gelir desteği yapılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • HDP’li Paylan: Patronlara 100 milyar TL, vatandaşa kolonya

    HDP’li Paylan: Patronlara 100 milyar TL, vatandaşa kolonya

    PİRHA – HDP Koronavirüs Kriz Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Garo Paylan, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek Korona Virüse ilişkin aldıkları kararları ve önerilerini paylaştı. Paylan ayrıca Erdoğan tarafından dün açıklanan paketi de değerlendirerek, “Paketten patronlara 100 milyar TL destek, yoksullara da kolonya çıktı” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi Koronavirüs Kriz Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Garo Paylan, Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Salgına ilişkin kararları ve önerileri aktaran Paylan, “Korona Virüs dünyada ve ülkemizde bir salgın halini almış durumda. Vatandaşlarımız büyük kaygı içinde. Kaygının iki boyutu var. Birinci boyutu elbette sağlığımız yani vatandaşlarımızın sağlığı; herkes çoluğu çocuğu, evlatları, annesi, babası, ailesi için kaygı içinde. İkinci boyutu ekonomik kaygılar, iş ve aş kaygısı. Şu anda dünyada ve Türkiye’de hayat durma noktasında. İş aş konusunda hiç kimse kendisini güvende görmüyor, 8 milyon işsizimizin üzerine yüz binlerce hatta kriz daha da derinleşirse milyonlarca işsizin ekleneceği bir tablo ile karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

    Paylan’ın açıklaması şöyle:

    “PATRONLARIN KEYFİ YERİNDE, 82 MİLYONUN DEĞİL”

    Bu iki kaygı konusunda günlerdir çağrılar yapıyoruz, Maalesef ne Meclis’te ne diğer alanlarda gerekli toplantı yapılmadı, STK’lar, sendikalarla herhangi bir istişare yapılmadı ama dün Saray’da bir toplantı yapıldı. Saray’daki toplantıda bu iki kaygı konusunda yani sağlık ve ekonomik alana ilişkin bir şeyler duymaya çalıştık ama maalesef toplumun hem sağlık konusunda hem ekonomi konusunda kaygılarını giderecek bir şey olmadı. Yalnızca patronlarla toplanmıştı Tayyip Bey. Patronlarla yapılan toplantıda yalnızca patronların kısmen keyfini artırmayı amaçlayan ve Rıfat Hisarcıklıoğlu’na “Keyfin yerinde değil mi?” diye seslenen bir cumhurbaşkanı ile karşı karşıyayız. Ama 82 milyonun keyfi yerinde değil.

    “SAĞLIKÇILAR VE EMEK ÖRGÜTLERİ TOPLANTIYA ÇAĞRILMADI”

    Neden bu toplantıdan toplumun kaygılarını gidecek bir sonuç çıkmadı? Çünkü sağlıkla ilgili büyük bir sıkıntı yaşanırken bu toplantıya sağlık emekçileri, TTB ve SES çağrılmadı. Meslek örgütlerinin çağrılmadığı bu toplantıda maalesef sağlık alanındaki kaygıları giderecek öneriler de çıkmadı. Peki emek alanından işçilerin emekçilerin seslerini duyuracak bir temsilci var mıydı? Maalesef yoktu, DİSK ve KESK bu toplantıda yoktu. Sendikaların olmadığı bir toplantıda da maalesef işçinin, emekçinin sesine ses verecek bir açıklama çıkmadı.

    “AKP-MHP KRİZ ÖNERGELERİNİ REDDEDİYOR”

    Öte yandan, bütün dünya parlamentoları şu anda devrede. Bütün dünya parlamentoları ortak bir akılla vatandaşlarının kaygılarını gidermeye çalışıyorlar. Hem sağlık konusunda hem de ekonomi konusunda kaygılarını gidermeye çalışıyorlar. TBMM’de ise şu anda krizle ilgili verilen verilen bütün önergeler AKP ve MHP oyları ile reddediliyor. Az önce Plan Bütçe Komisyonunda partimizin Korona Virüs’le ilgili verdiği bir önerge reddedildi. Yani Meclis devre dışı, sivil toplum, sendikalar STK’ler ve meslek örgütlerinin devre dışı olduğu bir toplantıdan, sadece patronların olduğu bir toplantıdan yalnızca patronların keyfini yerine getiren sonuçlarla karşı karşıya kaldık.

    “İŞÇİYE DESTEK YOK; SAVAŞA, YANDAŞA VAR”

    Bütün vatandaşlarımıza buradan sesleniyorum. 83 milyon vatandaşımızın büyük çoğunluğu, işçi, emekçi, yoksul. Onlara bir kuruşluk destek yok. Açıklanan 100 milyarlık pakette onlara bir kuruşluk destek yok. Bu 100 milyar TL’lik paket, dolar karşılığı yaklaşık 15 milyar dolardır. Paketi gerçek farz edelim, karşılığı 15 milyar dolardır. ABD krize karşı parlamentosunda, kongresinde 1,5 trilyon dolarlık destek açıkladı. Bizde 15 milyar dolar, ABD’de 1,5 trilyon dolar. Yani bizim 100 katımız bir destek açıkladı. Diyeceksiniz ABD çok büyük ekonomi. Almanya bizimle nüfusu aynı, biz 15 milyar dolarlık paket açıklarken, Almanya 600 milyon euro destek açıkladı. Yani 40 katı. İspanya ve Fransa’nın paketleri 200-300 milyar Euro, yani yaklaşık 20 katı destekler açıkladı. Halka doğrudan destekler açıklandı. Biz niye bu destekleri açıklamıyoruz. Çünkü kötü yönetiliyoruz. AKP iktidarı yıllardır kaynakları, saraylara, silahlara, savaşlara ve yandaşlara harcadı. Bir Plan Bütçe Komisyonu üyesi olarak söyleyeyim şu anda kasa tamtakır. Sadece yandaşlara yarayacak bir paket getiriyorlar, işçiye emekçiye bu paketten kuruş destek yok.

    İki konuda kaygı olduğunu söylemiştim. Birincisi sağlık konusundaki kaygı. Vatandaş haklı bir kaygı yaşıyor, vatandaş alınan önlemlerle Cumhurbaşkanın kendisini rahatlatmasını istiyor. Cumhurbaşkanı ekranlara çıkıyor ne diyor: Elinizi yıkayın. Ne diyor başka; dua edin. Olur, dua etsin vatandaş. Başka ne diyor; kolonya. Vatandaş başka şeyler bekliyor. Tamam elimizi yıkayalım, dua edelim, tamam kolonya da döktük e sonra? Başka bir şey yok. Bu kadar. Dua, elinizi yıkayın, kolonya dökün. Bunun dışında sağlık konusunda bir önerisi var mı cumhurbaşkanının, yok. Oysa vatandaş sağlık konusunda gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını Cumhurbaşkanınından duymak istiyor.

    “GERÇEK VAKA SAYISI 200 DEĞİL BİNLER”

    Biliyorsunuz açıklanan rakamlarda vaka sayısı 200’e yakın. Benim tespitlerime göre bu rakam şu anda binler dahilinde ve 10 binlere doğru çıkma olasılığı çok yüksek. Bu durumda yoğun bakım ünitelerinin binlerle anılması lazım. Vatandaş şunu merak ediyor: Türkiye’de yüz bin vaka olduğunda en az 10 bin yoğun bakım ünitesi, 10 bin solunum destek ünitesi lazım olacak, bunlar var mı yok mu onu merak ediyor. Bir yakını hasta olduğunda bir yoğun bakım ünitesine ulaşabilecek mi ulaşamayacak mı? Bir cumhurbaşkanının vermesi gereken güvence budur ama buna ilişkin hiçbir şey duymadık. Ne duyduk kolonya, dua, elinizi yıkayın.

    “BELİRTİ GÖSTEREN HASTAYA BİLE TEST YAPILMIYOR”

    Başka vatandaş ne merak ediyor? Benim bir arkadaşım işçisini göndermiş hastaneye. Gidiyor, öksürüyor bütün belirtileri var Koronanın. Doktor reçete yazıyor gönderiyor. Değerli arkadaşlar bütün belirtileri gösteren hastaya şu an test yapılamıyor. Test yalnızca yurt dışından gelenlere yapılabiliyor çünkü o kadar test var. Test sayısı sınırlı. Ben Diyarbakır Vekiliyim, şu anda Diyarbakır’da tek bir test kiti yok. Vatandaş Cumhurbaşkanından şunu duymak istiyor, en yakın eczanede, en yakın hastanede bu teste ulaşabilecek miyim, ulaşamayacak mıyım?  Ama buna dair en ufak bir açıklama yok.

    “BÜTÜN BÜTÇEYİ SAĞLIK İÇİN SEFERBER EDİN”

    Biz buradan Cumhurbaşkanına sesleniyoruz: Bütün bütçe kaynaklarını sağlık için seferber edin. Yoğun bakım ve solunum destek üniteleri hazır hale getirilmeli. Bütün vatandaşlarımızın mahallesinde eczaneden ya da aile hekiminde ücretsiz uygulayabileceği Korona test kitine ulaşabilmesini bekliyoruz. Bunu yapmazsanız bu salgın kontrol edilemez ve bunun sonucunda oluşan on binlerce vaka tedavi edilemez. Hastalık konusunda iki çağrımız daha var. Özel hastanelerin de hemen İspanya’da olduğu gibi kamunun uhdesine alınması gerekiyor. Özel ve kamu hastaneleri ayrımı kaldırılmalı, kapalı bulunan devlet hastaneleri hemen yoğun bakım hastanelerine dönüştürülüp, bu olağanüstü dönemde kamu yönetimine devredilmelidir. Bu anlamda bu seferlik çağrısını Cumhurbaşkanına yapıyorum. Sağlık alanında vatandaşa güven veren adımlar atsınlar.

    “PAKETTE YOKSULUN İHTİYAÇLARINI GİDERECEK HİÇBİR ŞEY YOKTU”

    Diğer bir konu ekonomik tedbirler, iş ve aş konusunda vatandaşın kaygıları var. Vatandaş geleceğini görmüyor. Bu kriz ortamında işini kaybetmemek istiyor. İkincisi gıdaya ve temizlik malzemesine ulaşmak istiyor. Bununla ilgili Cumhurbaşkanı dün ne söyledi, pakette neler vardı? Yoksulun ve dar gelirlinin ihtiyaçları giderecek hiçbir şey yoktu. Rıfat Hisarcıklığı ve arkadaşlarının keyfini yerine getiren tedbirler vardı.

    “FATURA ÖDEMELERİ DURDURULSUN”

    Yapılması gereken bütün vatandaşın kaygılarını giderecek tedbirler alınması gerekiyor. Bunun için biz ne önerdik doğalgaz elektrik, internet ve su faturalarının ödenmesinin durdurulmasını istedik. Pakette var mı yok. Vatandaşımız elektrik, doğalgaz, suyunun kesilmesi riskiyle karşı karşıya. Çünkü geliri durmuş durumda. Bu temel ihtiyaçlar yarın olup olmayacağını vatandaş bilmiyor. Bunlar pakette var mı yok.

    “GIDA VE TEMİZLİK ÜRÜNLERİNDE KDV KALDIRILSIN”

    Başka ne önerdik, kira ödemesinin durdurulmasını öneriyoruz. Vatandaş gelirinin ciddi bir bölümünü ya kiraya ya da ev kredisine ödüyor. Bu kriz döneminde bütün kira ödemelerinin durdurulmasını istiyoruz pakette var mı yok. Gıda ve temizlik ürünlerinden alınan KDV’nin kaldırılmasını önerdik, bu pakette var mı yok. Ne var pakette; dar gelirliye kolonya var. İşte patrona 100 milyar, vatandaşa yalnızca kolonya olan bir pakette karşı karşıyayız. İşsizler ve işçilere dönük tedbirlere ilişkin önerilerimiz oldu. Bu konuda da pakette maalesef bir şey göremedik.

    “SATIŞ YERLERİ KAPATILSIN”

    Neler önerdik biz işçi ve emekçinin işini aşını koruması için. Dedik ki en önemli tedbir bütün vatandaşlarımızın temel ihtiyaçları olan gıda, sağlık, ilaç, temizlik, enerji ve iletişim sektörleri dışında  bütün üretim birimlerinin ve ilgili perakendenin kapatılması, bunu öneriyoruz. Bu hayati alanların dışındaki bütün fabrikaların kapatılmasını ve buradaki bütün işçilerin de ücretli izne ayrılmasını istiyoruz. Pakette bu var mı? Yok. Erdoğan ne dedi? “Üretime devam edeceğiz” dedi. Yani zengine evinizde kalın sizin paranız var diyor. Yoksula ne diyor gidin yüz binlerce insan bir arada üretim yapın birbirinize virüsü bulaştırın, o virüsü evinize götürün ve annenizi babanızı öldürün diyor. İşte böyle bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız.

    “ÜCRETLİ İZİN ŞARTLARI YARATILMALI”

    Enerji, gıda ve ilaca ihtiyacımız var. Bu birimler de sağlık emekçileri gibi elbette çalışmalı çünkü bunlar temel ihtiyaçlar. Ama temel ihtiyaç olmayan buzdolabı, otomotiv, tekstil gibi sektörlerin kapatılması lazım. Bunları kapattığımız zaman vatandaş bir süre evde durur ve salgının yayılmasını engeller. Bütün işçilerimize ücretli izin şartlarının yaratılması lazım. Bunun finanse edilmesi için işsizlik sigortası fonun devre alınması lazım. 8 milyon işsizimiz var. Ben iddia ediyorum şu bir haftada en az 1 milyon işsizimiz daha oldu. Pakette işsizliğe yönelik bir tedbir var mı? Yok.

    “ESNAFLARA SIFIR FAİZLİ KREDİ VERİLSİN”

    Bütün dünya parlamentoları buna ilişkin doğrudan destek öneriyor. Ama bu vicdansız iktidar maalesef doğrudan destek ile ilgili hiçbir şey yapmamış. Bütün işsizlerimize doğrudan destek verecek bir düzenlemeye gidilmeli ama bu pakette yok. Bütün KOBİ’lere esnaflara uzun vadeli ve sıfır faizli kredi verilmesini öneriyoruz. Sektör ayrımı yapmadan bunu bütün esnaflarımıza yapmalıyız. Ama bunun için bir şart olmalı. Bunun için tek şart işçi çıkarmaması olmalı. İşçi çıkarmayı yasaklayalım, bu şartla destek verelim diyoruz. Bu konuda da pakette hiç bir düzenleme yok.

    Pakette birbiriyle çelişen öneriler var. Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor evden çıkmayın. Cumhurbaşkanı ayrıca diyor ki ben uçak biletinin KDV’sini düşürdüm, gidin uçağa binin, gezin tozun diyor. Böyle kendi içinde çelişen maddelerle karşı karşıyayız. Yapılması gereken temel ihtiyaçlara gıdaya, temizlik malzemelerine, ilaca indirim yapılmasıdır. Ama Cumhurbaşkanı uçak bileti indirimi yapıyor.

    “EKMEK DERDİNDEYKEN EV ALMA TEŞVİK EDİLİYOR”

    Diğer bir mesele ev alana teşvik veriyor Cumhurbaşkanı. Ya düşünebiliyor musunuz, böyle bir vicdansızlık olur mu?  Vatandaş ekmek derdinde o diyor ki ev alırsanız teşvik vereceğim. Bu ortamda kim ev almayı düşünüyor ey Erdoğan! Bırak ev almayı vatandaş ekmek alamıyor. Bu durumda insanlar ekmek almayı düşünüyor, sağlık ekipmanları alabilecek mi Korona Virüs test kiti alabilecek mi? Vatandaşın derdi bu ama Erdoğan’ın derdi inşaat sektörünü ayakta tutmak. Erdoğan’a gerçekten bu konudaki sorumluluğunu hatırlatıyoruz, önce vatandaşın sağlığını, işini, aşını, gıda güvenliğini, temel ihtiyaçların güvenliğini sağlayacak adımlar atılması lazım.

    “DAHA DERİN BİR EKONOMİK KRİZLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Son olarak; bu iktidar her krizde ‘ben bilirim’ dedi ve vatandaşlarımızın hem huzurunu hem de güvenini sarstı. Ben bilirim diyenler Suriye’de vatandaşlarımızı büyük bir felaketle karşı karşıya bıraktı. İdlib’de, Libya’da Türkiye’yi derin bir krizle baş başa bıraktı. İç barışımızı, huzurumuzu, ekmeğimizi kaybediyoruz. Ama şimdi daha derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Saray’dan çıkan torbada size destek verecek hiçbir şey yok.

    “SARAYDAN BİR ŞEY BEKLENMEMELİ, DAYANIŞMA AĞLARI ÖRMELİYİZ”

    Yapmamız gereken artık Saray’dan bir şey beklemek değil. Artık Sağlık Bakanı güzellemesi yapmak değil. Yapmamız gereken bütün sendikalar, STK’ler, meslek örgütleri ve muhalefet partileri ile dayanışma ağları örmektir. Partim adına çağrı yapıyorum; bütün vatandaşlar sendikalar, STK’ler, yerel yönetimler, yapmanız gereken mahallenizde dayanışma ağları örmektir, bu iktidara asla güvenmeyin. Bütün vatandaşlarımızı bu dayanışma ağlarını kurmaya davet ediyorum.

    (HABER MERKEZİ)

  • AKP’nin ‘kurtarma paketi’ne tepki: Halkı bıraktık, şirketleri kurtarıyoruz

    AKP’nin ‘kurtarma paketi’ne tepki: Halkı bıraktık, şirketleri kurtarıyoruz

    AKP’nin Meclis’e sunduğu banka ve şirket kurtarma paketinden 400 milyar liralık sorunlu kredi çıkarken, muhalefet milletvekilleri “Halkı bıraktık, şirketleri kurtarıyoruz” diyerek kabul edilen torba yasa teklifine isyan etti.

    AKP’nin Meclis’e sunduğu banka ve şirket kurtarma paketinden 400 milyar liralık sorunlu kredi çıktı. Batık ve sorunlu kredi miktarında geçen yıldan bu yana 1.5 katlık rekor artışın yaşanması ise dikkat çekti.

    AKP iktidarı, kredilerin bir bölümünün silinmesini de kapsayan cazip paket sayesinde firma ve bankaların rahatlatılacağını belirtirken, muhalefet partilerinin milletvekilleri, “Kredisini, kredi kartını ödeyemeyen halk bizden çare beklerken onları bırakıp niçin şirketleri kurtarıyoruz?” eleştirisi yaptı.

    “ŞİRKETLER KREDİ BORÇLARINI ÖDEMEKTE ZORA GİRDİ”

    AKP Milletvekili Mustafa Savaş ve arkadaşlarının hazırladığı, içerisinde yurtdışı çıkış harcının 50 liraya çıkarılmasından kaçak araçların affına, şirket kurtarma operasyonundan Merkez Bankası’ndaki ihtiyat akçesinin bütçeye aktarılmasına kadar çok sayıda madde içeren torba yasa teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilerek Meclis Genel Kurulu’na gönderildi.

    Kredilerini ödeyemeyen şirketlere İstanbul Yaklaşımı adı altında ödeme kolaylığı getirilmesini öngören maddeyi açıklayan Mustafa Savaş, özellikle geçen yıl Ağustos ayında başlayan kur şoku, faizlerin yükselmesi ve enflasyon artışından dolayı şirketlerin kredi borçlarını ödemekte zora girdiklerini anlattı.

    YAKIN İZLEMEYE ALINAN KREDİLER ÜÇ KAT ARTTI

    Sözcü gazetesinde yer alan habere göre, Savaş, bankaların tahsili gecikmiş alacaklarının (tahsili imkansız göründüğü için bir anlamda batık kredi de deniyor) 2018 başında 64 milyar lirayken 31 Mart 2019’da 106 milyar liraya yükseldiğini belirtti. Aynı dönemde ödemelerinde sıkıntı çıktığı için yakın izlemeye alınan kredilerin tutarı ise üç kat birden artarak 93 milyardan 285 milyar liraya fırladı.

    Savaş’ın paylaştığı veriler, yaşanan krizin borçlu şirketleri ciddi anlamda zora düşürdüğünü bir kez daha ortaya koydu. Düzenlemeyle, tahsil imkanı kalmayan 106 milyar liralık kredi “değersiz alacak” sayılarak kayıttan düşülecek. Bu sayede özellikle kamu bankalarının bilançoları rahatlatılacak. Kalan 285 milyarlık krediye ise vade uzatma, teminat azaltma hatta anaparadan silme gibi kolaylıklar sağlanacak. Bunları yapan bankacılara ise krediler batsa dahi “zimmet” suçundan dava açılamayacak.

    “VATANDAŞI NİYE KURTARMIYORUZ?”

    İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz ise, paketin krizin etkilerini biraz daha ötelemekten başka bir işe yaramayacağını, sonuçta daha büyük krizin kaçınılmaz olacağını belirtirken, “İnşallah ben yanılırım, gelir elinizi öperim” dedi.

    CHP’li vekiller paketle sadece iktidara yakın firmaların kurtarılacağını, ağır faturanın ise halka ödettirileceğini söyledi.

    HDP’li Garo Paylan, geniş halk kesimi yerine sadece şirketlerin kurtarılacağını belirtirken, “82 milyonun gözü Meclis’te. Asgari ücretli aç, çiftçilerimiz, emeklilerimiz, işçilerimiz, esnafımız geçinemiyor. Herkes, bizim hayrımıza ne yapacaklar diye buraya bakıyor. Oysa biz burada şirketlerin hayrına iş yapıyoruz. Kredisini, kredi kartını ödeyemeyen milyonlarca vatandaşı rahatlatacak bir madde önümüze geldi mi? Yoksulun adı hiç geçti mi? Servetin büyük çoğunluğu zaten bu kurtaracağınız şirketlerin patronlarında. Biz halkı bıraktık, onları kurtarıyoruz” dedi.

    “YAPILANDIRMAYA VERGİLER DE DAHİL EDİLSİN”

    İstanbul Ticaret Odası (İTO) “Yeni İstanbul Yaklaşımı” diye anılan şirket borç yapılandırmasının, daha geniş bir kapsamla “Finansal Restorasyon Planı” şeklinde ele alınmasını önerdi. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, bu teklifle ekonominin kilit sorunlarından birine el atıldığını vurgulayarak, “Çünkü bütün gelişmiş ekonomiler gibi Türkiye ekonomisinin de temel taşı şirketlerdir. Dolayısıyla Türkiye’nin şirketleri, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğidir” dedi.

    Avdagiç, bankacılık sektöründe takipteki alacakların büyüklüğünün 115 milyar lira olduğunu belirterek, böyle bir süreçte konuya kanun düzeyinde el atılmış olmasının kritik önemde olduğunu söyledi. Yeniden yapılandırma sürecine kamunun katkısının önemli olduğunu belirten İTO Başkanı, “Bu kapsama alınan şirketlerin vergi ve SGK borçları da yeniden yapılandırılabilir” dedi.

  • Ermeni Soykırımı 104. yılında: ‘Soykırımın lanetli mirası sürüyor’-VİDEO

    Ermeni Soykırımı 104. yılında: ‘Soykırımın lanetli mirası sürüyor’-VİDEO

    PİRHA-Ermeni Soykırımı’nın üzerinden tam 104 yıl geçti. Ermeni halkının adalet talepleri 104 yıldır sürüyor. Bugün Sultanahmet’te yapılacak anmaya polis izin vermedi. Bunun üzerine İHD binasında yapılan basın açıklamasında, “Soykırımın lanetli mirası dediğimiz şey, yani sınırsız bir hukuksuzluk yeni yeni şekillerde bugün de sürüyor” denildi.

    1915 Ermeni Soykırımı’nın başlangıç tarihi olarak kabul edilen 24 Nisan’da, İstanbul’da da anma programları düzenleniyor. Üzerinden 104 yıl geçen soykırım için Ermeni halkının adalet talebi de sürüyor.

    İstanbul’da bugünkü anmalardan ilki olan Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleştirilecek anma polis tarafından engellendi.

    TÜRKİYE’DEKİ KARANLIĞIN SONUCU

    Engellemeye tepki gösteren HDP Milletvekili Garo Paylan, “Sultanahmet Meydanı’nda yıllarca bu basın açıklamasını özgürce yaptık, hiçbir engellemeyle karşı karşıya kalmadık. Ama bu yıl basın açıklaması yasaklandı. Bu, Türkiye’deki demokratik iklimin, Türkiye’deki karanlığın bir sonucu” diye konuştu.

    Anmanın polislerce engellenmesi üzerine İHD İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu’daki binasında basın açıklaması gerçekleştirildi.

    SOYKIRIMIN LANETLİ MİRASI

    Açıklamada, “Bugün 24 Nisan. Ermeni Soykırımı’ın yıldönümü. Ama soykırımı protestoya tepki büyük. Bir anma günü ilan edilmesine bile tahammül edilmiyor” denilerek, “Bu ülkede işlenmiş ve işlenmekte olan ağır insan hakları ihlalleri Cumhuriyet’in üzerine inşa edildiği soykırımın lanetli mirasıdır” ifadeleri kullanıldı.

    Ayrıca açıklamada, “Soykırımın lanetli mirası dediğimiz şey, yani sınırsız bir hukuksuzluk yeni yeni şekillerde bugün de sürüyor” sözleri kaydedildi ve şöyle denildi:

    “Soykırımın lanetli mirası dediğimiz işte bu devlet aklıdır. Yine hukuksuzluğun iktidarını yaşıyoruz. Yine ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Lanetli miras yeni biçimlerde sürüyor.”

    SEVAG BALIKÇI DA ANILACAK

    Batman’ın Kozluk ilçesinde 24 Nisan 2011 yılında zorunlu askerlik yaptığı sırada öldürülen Sevag Balıkçı da Şişli Ermeni Mezarlığı’ndaki kabri başında anılacak. Anmanın saati ise 14:30.

    İSTİKAL’DEKİ ANMAYA İZİN YOK

    24 Nisan Anma Platformu’ndan Şenol Karakaş ise Ermeni Soykırımı’nda yaşamını yitirenlerin anılacağı bir diğer programın bu yıl Şişhane Meydanı’nda yapılacağını açıkladı.

    2010’dan beri İstiklal Caddesi’nde düzenlenen anma programına, bu yıl İstanbul Valiliği tarafından izin verilmedi.

    Şişhane Meydanı’nda yapılacak anmaya ilişkin Karakaş, “Her yıl İstiklal Caddesi’nde Fransız Kültür Merkezi önünde düzenlediğimiz etkinliği, geçen yıl Tünel Meydanı’na taşımıştık. Bu yıl da, İstiklal’de etkinliği yapmak istedik ancak izin verilmedi. Etkinliğimizi Şişhane Meydanı’nda yapacağız. Tüm duyarlı kesimleri bekliyoruz” dedi.

  • Ermenilere ait evde kazı yapan emniyet mensupları suçüstü yakalandı

    Ermenilere ait evde kazı yapan emniyet mensupları suçüstü yakalandı

    PİRHA – Diyarbakır’da Ermeni bir aileye ait eski evde gömü arayan emniyet mensupları suç üzerinde yakalandı. Konu HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan tarafından Meclis gündemine taşındı.

    Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün “kaçak define aranacağı” yönündeki ihbar üzerine yaptığı operasyonla aralarında Silvan İlçe Emniyet Müdürü Ömer. Ö., Komiser Yardımcıları Bekir B., Serkan C. ile polis memurları Ali P. ve Abdulmüddalip G.’nin suç üstü yakalanarak gözaltına alındı.

    Kaçak define ararken yakalandığı iddia edilen emniyet mensuplarının “Ermenilere ait gömülü altınları bulmak amacıyla kazı yaptıkları” ifade edildi. Sorgularının ardından mahkemeye sevk edilen şüpheliler tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    “SUÇLA MÜCADELE ETMESİ GEREKENLER YAĞMA YAPTI”

    Paylan, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sunarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından cevaplandırılmasını istedi.

    Paylan’ın Bakan Soylu’ya yönelttiği önergede, “Kazı yaptıkları öğrenilen emniyet görevlilerinin, ne kadar süredir, kaç kazı yaptığı ve bugüne kadar ne miktarda Ermeni gömüsü bulduğu bilgilerine ulaşılmıştır?” soruları yer aldı.

    Paylan ayrıca, sivil giriş çıkışının yasak olduğu Sur ilçesine de dikkat çekerek, “Sur gibi bölgelerde benzer gömü arama faaliyetlerinin olduğu ve başka emniyet mensuplarının da bu faaliyetler içinde yer aldığı iddiaları hakkında bir soruşturma açılmış mıdır?” sorusunu yöneltti.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Ekonomi Bildirgesini açıkladı: Güven ortamına ihtiyaç var

    HDP Ekonomi Bildirgesini açıkladı: Güven ortamına ihtiyaç var

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 24 Haziran seçimi için hazırladığı Ekonomi Bildirgesi’ni açıkladı.

    İstanbul’da yapılan basın toplantısında bildiriyi açıklayan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’ye, Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ve İstanbul Milletvekili Adayı Erol Katırcıoğlu eşlik etti.

    Temelli, ekonomik kriz ile demokrasi krizi arasında bağ olduğuna dikkat çekti, “Siyaset tercihte bulunmaktır. Ekonomi politikalarında da tercihimizi yoksullardan, emekten, barıştan, kadından, doğadan yana kullanacağız” dedi.

    “EKONOMİK KRİZDEN ÇIKIŞ İÇİN GÜVEN ORTAMI”

    14 sayfalık bildirge Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sırasındaki ekonomik göstergelere yer veriliyor. Ekonomik krizden çıkış için öncelikle güven ortamına ihtiyaç olduğuna işaret ediliyor.

    Programda HDP’nin, ilk adıma OHAL’in kaldıracağını, özgürlükleri kısıtlayan uygulamaları sonlandıracağı, demokratik kurumları ve kuralları işler hale getireceği, yargı bağımsızlığını sağlayacağını, demokrasi krizini çözeceği belirtiliyor

    Sorunların çözümü için de üç program ortaya koyuyor. Bunlar; Hakça Dağıtım Programı, Sosyal Haklar Programı, Borçsuz Yaşam Programı.

    HAKÇA DAĞITIM PROGRAMI

    Hakça Dağıtım Programı, asgari ücreti ve en düşük emekli gelirini 3 bin TL’ye çıkarma, kamu çalışanlarına bin lira zam, işsizlik ödeneği gibi vaatler içeriyor.

    Temelli, emekli gelirinin arttırılmasıyla emeklilerin çalışmaya devam etmek zorunda kalmayacağını böylece istihdam yaratılacağını belirtti.

    Bu kapsamda HDP’nin vaatleri ve bütçe çalışması şöyle:

    SOSYAL HAKLAR PROGRAMI

    Sosyal Haklar Programı gençlere aylık 500 lira, yoksullara elektrik, doğal gaz, su konusundaki düzenlemeler içeriyor.

    BORÇSUZ YAŞAM PROGRAMI

    Borçsuz Yaşam Programı ile tüketici kredisi ve kredi kartı borçlarının faizlerinin silinerek uzun vadeli yapılandırılması öngörülüyor. Bu kalemden 25 milyon kişinin yaralanacağını, bütçeye 50 milyar yük getireceği belirtiliyor.

    FİNANSMAN

    HDP’nin ekonomi programının finansmanı nasıl sağlanacağına dair atılacak adımlarda şu maddeler öne çıktı:

    * Vergide adalet. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınacak.

    * Bütçe hakkını demokratik şekilde uygulayacağız. Meclisin bütçe yapım ve denetleme hakkı sağlanacak.

    * Güvenlikçi politikalar yerine barışçıl politikalar ile tasarruf sağlayacağız.

    * İsraf ekonomisine son vereceğiz. Cumhurbaşkanlığı bütçesini yüzde 90 oranında düşüreceğiz.

    * Özelleştirilen şeker fabrikalarını kamulaştıracağız.

    Temelli bu adımlarla sağlanacak 390 milyar bütçeye karşın, üç programın 416 milyar maliyeti olduğunu aradaki farkın ekonomi içinde çözüleceğini, programlarla 5 milyon 560 bin kişiye istihdam yaratılacağını belirtti.

    “35 SAAT ÇALIŞMA, İŞ GÜVENCESİ, TARIMA DESTEK”

    HDP’nin Ekonomi programında öne çıkan diğer vaatler şöyle:

    * Resmi haftalık çalışma saatlerini ücret kaybına yol açmaksızın 35 saate indireceğiz.

    * Güvenceli iş imkanlarını çoğaltacağız.

    * KHK ile ihraç edilen kamu emekçileri işlerine döndüreceğiz.

    * Taşeron işçiliği özel sektörde de kaldıracağız.

    * Hakça Dağıtım Programımızla (HDP) KOBİ’lere yönelik istihdam ve yatırım odaklı şeffaf bir teşvik sistemi kuracağız.

    * Yerel kalkınmayı esas alacağız. KOBİ’leri desteklemek amacıyla Yerel Kalkınma Bankaları’nı kuracağız.

    * Çiftçiye mazot, gübre, ilaç ve tohum desteğini iki katına çıkaracağız.

    * Tarımsal arazilerin konutlaşması ve sanayileşmesinin önlenmesi amacıyla Tarımsal Sit Alanları tesis edeceğiz.

    * Eğitimi kamuoyu denetiminde, nitelikli kamu okullarında gerçekleştireceğiz. Sağlık sektöründe, kamu sağlığını tehdit eden piyasalaştırma ve özelleştirme uygulamalarını sonlandıracağız.

    * KYK burslarını karşılıksız hale getireceğiz. Bursları her öğrenci için en az 750 TL’ye çıkaracak, bu miktarı yüksek lisans ve doktora için kademeli olarak artıracağız.

    * Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadınlar üzerine yüklenen bebek bakım yükünü hafifleteceğiz. Her mahalleye 1 kreş açacağız. (BİANET)

  • İngiltere Parlamentosu Alevi Sekreteryası’ndan Bakanlığa mektup: Endişeliyiz

    İngiltere Parlamentosu Alevi Sekreteryası’ndan Bakanlığa mektup: Endişeliyiz

    PİRHA- İngiltere Parlamentosu Alevi Sekretaryası Başkanı Joan Ryan İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na bir mektup göndererek, Avrupa’da yaşayan Türkiye vatandaşlarının emniyeti ve güvenliğinden endişe ettiğini dile getirdi.  

    HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, AKP iktidarı döneminde Avrupa ülkelerine yerleşmek zorunda kalan akademisyen, gazeteci, yazar ve yurt dışındaki Alevi ile Ermeni kanaat önderlerine yönelik Türkiye içinden yönlendirilen bir suikast hazırlığı olduğuna dair istihbarat aldığını açıklamıştı.

    İngiliz parlamenterlerin, Britanya Alevi Federasyonu ile birlikte oluşturduğu Alevi Sekreteryası, HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın açıklamalarına ilişkin İngiltere Parlamentosu’nda bir basın açıklaması düzenlemişti.

    Basın açıklamasının ardından İngiltere Parlamentosu Alevi Sekretaryası Başkanı Joan Ryan, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na mektup gönderdi. Ryan, gönderdiği mektupta Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ile yaptığı görüşmede HDP Milletvekili Garo Paylan tarafından Aralık 2017’de Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Alevi, Ermeni ve Kürt kurum önderlerine, akademisyenlere ve gazetecilere yönelik suikast tehlikesi konusunda bilgilendirildiğini dile getirdi.

    BAF’ın bu iddia ile ilgili Britanya’da yaşayan aileler ve dostları için oldukça endişeli olduğunu kaydeden Ryan şunları ifade etti:

    “Sizin de bildiğiniz gibi Türkiye’deki azınlık grupları ve insan hakları kurumları hükümet tarafından baskı altına alınmıştır. Bununla birlikte yasaklar Türk yetkililerce devam ettirilmiş, 2016 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a darbe teşebbüsü olmuş ve bunun sonucunda 60 bin kişi tutuklanmış, 150 bin kişi işinden atılmıştır. Bu başarısız darbe girişiminden beri BBC’ye göre Türkiye’den göç dalgası artmıştır. Eğer Garo Paylan’ın aktardıklarını göz önünde bulundurur ve Türkiye’deki muadilleriniz üzerinden soruşturursanız çok memnun olurum.” (HABER MERKEZİ)

  • FEDA Eşbaşkanı Kaya: AKP’nin Avrupa’daki muhalifleri sindirme çabaları arttı

    FEDA Eşbaşkanı Kaya: AKP’nin Avrupa’daki muhalifleri sindirme çabaları arttı

    PİRHA- Garo Paylan’ın gündeme getirdiği Avrupa’daki bazı Türkiyeli muhaliflere suikast iddiasıyla ilgili Almanya’nın  “Tehlikeden haberdarız” açıklamasını değerlendiren FEDA Eşbaşkanı Veli Kaya, “Uluslararası arenada yalnızlaşan AKP saldırganlığını artırıyor. Tüm kamuoyunu kaostan beslenen hükümete karşı direnmeye çağırıyoruz. Bu tehditlerden yılmayacağız ve demokrasi mücadelesine devam edeceğimizi belirtiyoruz” dedi. 

    HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan Avrupa’da yaşayan Türkiyeli Alevi ve Ermeni toplumları temsilcileri ile AKP iktidarında ülkeyi terk eden gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, kanaat önderlerine yönelik bir saldırı olacağına ilişkin istihbarat aldıklarını açıkladı.

    Alman emniyet yetkilileri, HDP’li Garo Paylan’ın gündeme getirdiği Avrupa’daki bazı Türkiye kökenlilere suikast iddiasıyla ilgili “Tehlikeden haberdarız” açıklamasını yaptı.

    Konuyla ilgili gelişmeleri PİRHA’ya değerlendiren Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Veli Kaya, “Uluslararası arenada yalnızlaşan AKP saldırganlığını artırıyor. Tüm kamuoyunu kaostan beslenen hükümete karşı direnmeye çağırıyoruz. Bu tehditlerden yılmayacağız ve demokrasi mücadelesine devam edeceğimizi belirtiyoruz” dedi.

    “AKP’NİN AVRUPA’DAKİ MUHALİFLERİ SİNDİRME ÇABALARI ARTTI”

    Kaya, darbe sürecinden sonra muhaliflerin büyük bir bölümünün cezaevine konulduğuna dikkat çekerek, “HDP milletvekilleri ve belediye başkanları rehin alındı. Kaostan beslenen AKP, Avrupa’daki muhalifleri sindirme ve teslim almaya yönelik çabaları arttırmaktadır” diye belirtti.

    MİT’in Almanya’daki faaliyetlerine de dikkat çeken Kaya şunları söyledi:

    “Paris’te siyasetçi 3 kadının öldürülmesinde Türk İstihbaratının parmağı olduğu belgelerle açığa çıktı. Yine Almanya’da DİTİB’in istihbahrat çalışması yaptığı, soruşturma açıldığı ve bunların Türkiye’ye geri döndüğünü biliyoruz. Yine gazeteci kılığında, Avrupa’da Kürt siyasetçilere suikast hazırlığı içinde olan MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan yakalandı ve maalesef Hamburg’ta yargılandığı davada şartlı tahliye ile serbest bırakıldı. Kürt ve Alevi derneklerine giden ve muhbirlik yapan, insanları biliyoruz. “Nokta operasyonu yapabilmemiz için bize bilgi vermen gerekiyor” diye ses kayıtları açığa çıktı. Alman polisi de bu tür çalışmaların olduğunu teyit etmiştir. Osmanlı Ocakları diye örgütlendirilen çetenin, AKP milletvekili Metin Külünk’ten para aldığı ortaya çıkmıştır.”

    “DEMOKRASİ MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    FEDA olarak hükümeti uyardıklarını belirten Kaya, “Bizim Hak ve hakikat yürüyüşümüzü engelleyemezsiniz. Bu coğrafyada baskı, zulum, katliam ve soykırımlar yaşandı. Bu şekilde bir yere varılamayacağı tarihteki örneklerden de anlaşılırdır. Aralık ayı katliamlar ayıdır. Biz bu katliamların tekrarlanmasını istemiyoruz. Uluslararası arenada yalnızlaşan AKP saldırganlığını artırıyor. Tüm kamuoyunu kaosta beslenen hükümete karşı direnmeye çağırıyoruz. Bu tehditlerden yılmayacağız ve demokrasi mücadelesine devam edeceğimizi belirtiyoruz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Ogün Samast gibi üç suikastçının devrede olduğuna dair net istihbarat var’

    ‘Ogün Samast gibi üç suikastçının devrede olduğuna dair net istihbarat var’

    HDP Milletvekili Garo Paylan, gündeme getirdiği ‘suikast’ iddialarına dair yeni bir açıklama yaparak, “Türkiye’nin hedef gösterdiği, sansasyon yaratacak bir suikastle ilgili üç suikastçının devrede olduğuna dair net bir istihbarat var” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Avrupa’daki Türkiyelilere yönelik suikast hazırlığı yapıldığı yönünde iddialarda bulunmuştu.

    Paylan’ın gündeme getirdiği ‘suikast’ iddialarına dair bir açıklama yapan Alman emniyet yetkilileri, “Tehlikeden haberdarız” demişti.

    HDP’li Garo Paylan, ‘suikast’ iddialarına dair yeni bir açıklama daha yaptı.

    Duvar’dan İrfan Aktan’a konuşan Paylan, kaynaklarının çok sağlam olduğunu belirterek, istihbaratı çeşitli kaynaklardan doğrulattığını söyledi ve “Ortada sadece istihbarat değil, bu doğrultuda alınmış tedbirler de var” dedi.

    Paylan, tedbirlere ilişkin “Avrupa’da şu an belli kişiler koruma altına alındı. Belli kurumlara yönelik muhtemel saldırı konusunda da teyakkuz halindeler” ifadesini kullandı.

    Elinde somut bilgiler olup olmadığı sorulan HDP’li Paylan, “Türkiye’nin hedef gösterdiği, sansasyon yaratacak bir suikastle ilgili üç suikastçının devrede olduğuna dair net bir istihbarat var” diye yanıtladı.

    Bu üç suikastçının kaç kişi için devrede olduğu konusunda bir bilgisinin olmadığını söyleyen Paylan, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Bunu bilmiyoruz ama ellerinde belli kişilerden oluşan bir liste var. Sansasyon yaratabilecek isimlerin kimler olduğunu düşündüğünüzde, aklımıza gelen ilk kişileri sayabilirsiniz. Dediğim gibi, Türkiye’de belli güç odaklarının yönlendirmesiyle, Ogün Samast’vari üç suikastçı olduğunu biliyoruz. AKP’li bir milletvekilinin Almanya’daki bir grupla ilişkileri, bir kalemşörün televizyon ekranlarında MİT’i ve suikastçıları göreve davet etmesi de şüphelerimizi artırıyor.”

    HDP’li Garo Paylan, bu konuda hükümetle de teması olduğunu ifade ederek, üç bakanlıkla görüştüğünü ve ayrıca “MİT’le de en üst düzeyde temasa geçip elimdeki bütün bilgileri ilettim” dedi.  (HABER MERKEZİ)

  • İçerenköy Cemevi’nde oruç açımına katılan HDP Eş Genel Başkanı Kemalbay: Son sözü direnenler söyler-VİDEO

    İçerenköy Cemevi’nde oruç açımına katılan HDP Eş Genel Başkanı Kemalbay: Son sözü direnenler söyler-VİDEO

    PİRHA – HDP Halklar ve İnanç Komisyonu ile birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi’nde Muharrem lokmasına katılan HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, ötekileştirmelere karşı dayanışmanın devam etmesi gerektiğini belirtti.

    Haberin Videosu

    HDP Eş Genel Başkanı, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu ile birlikte Muharrem orucunun 9. gününde İçerenköy Cemevi’nde Muharrem lokmasına katıldı. Kemalbay’ın yanı sıra lokma dağıtımına HDP İstanbul Milletvekilleri Garo Paylan, Sezai Temelli, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Çilem Küçükkeleş ile çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.

    “DİRENENLER SON SÖZÜ SÖYLER”

    HDP heyeti lokma paylaşımından önce cemevi yönetimini ziyaret ederek dayanışma mesajları verdi. Ardından lokma dağıtımına geçildi. Lokma dağıtımı İmam Zeynel Abidin Ocağı pirlerinden Erdoğan Temiz’in gülbeng vermesiyle başladı. Burada kısa bir konuşma yapan Kemalbay, “Tarihte ve günümüzde zalimler var. Hz. Hüseyin gibi şimdi de zalime, zulme direnenler var. Direnenler son sözü söyler” dedi.

    Konuşmasında birlik ve dayanışma mesajları veren Kemalbay, “Sizlerle lokma paylaştığımız için mutluyuz. Birlikte mücadele edeceğiz. Yan yana ve omuz omuzayız” şeklinde konuştu.

    Lokmaların ardından muharrem muhabbetine geçildi. Muhabbet erkanını da İmam Zeynel Abidin Ocağı pirlerinden Erdoğan Temiz yürüttü. 12 imamların Kerbela’da nasıl şehit olduğunun anlatıldığı muhabbet erkanında mersiyeler, deyişler okundu. (HABER MERKEZİ)

  • Yakılarak öldürülen işçi Mehmet Aytaş’ın davası görüldü

    Yakılarak öldürülen işçi Mehmet Aytaş’ın davası görüldü

    PİRHA – 9 Eylül 2016 tarihinde 3. Havaalanı inşaatında ırkçı saldırı sonucu yakılarak öldürülen Kürt işçi Mehmet Aytaş’ın duruşması Çağlayan adliyesinde görüldü. Duruşmaya ailesi, HDP, HDK Emek komisyonları ve HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan katıldı. Duruşma sonrası avukatlar ve Milletvekili Garo Paylan birer açıklama yaptı. Duruşma, 5 Ekim tarihine ertelendi. 

    3. Havaalanı inşaatında ırkçı saldırı sonucu yakılarak öldürülen Kürt işçi Mehmet Aytaş’ın duruşması Çağlayan adliyesinde görüldü. Duruşmaya ailesi, HDP, HDK Emek komisyonları ve Milletvekili Garo Paylan katıldı. Duruşma sonrası avukatlar ve HDP İstanbul Milletvekili  Garo Paylan birer açıklama yaptı.

    “TANIKLARIN ÜZERİNDE BASKI VAR”

    Av. Sevgi Evren Köroğlu “Şu ana kadar tanıkların dinlenmesine dönük çabalarımız sonuç vermedi. Belli ki tanıkların üzerinde baskı var. Bu nefret suçunda cinayeti işleyen kişinin dışında da faillerin olduğu açık. 5 Ekim de görülecek duruşmaya herkesi bekliyoruz. Nefret suçlarının takipçisi olacağız” dedi.

    “NEFRET SUÇLARI OLMASIN DİYE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    HDP İstanbul Milletvekili  Garo Paylan ise,  “Mehmet Aytaş’ın vahşice öldüren sanık ısrarla organize bir cinayet olmadığını söylüyor. Mahkeme heyeti de dosyanın üzerine gitmemekte ısrar ediyor. Burada ciddi bir ırkçı cinayet söz konusu. Nefret suçlarının olmaması için mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu davanın da takipçisi olacağız” diye kaydetti.

    Çağlayan’da görülen dava 5 Ekim tarihine ertelendi.

  • Paylan, Türmen ve Sinemillioğlu: OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde baskı giderek arttı-VİDEO

    Paylan, Türmen ve Sinemillioğlu: OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde baskı giderek arttı-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in birinci yılında açıklanan raporda Alevilerin kültürel etkinliklerine yönelik yasaklar ve hak ihlalleri giderek arttı. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen ve Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Alevilerin Osmanlı’dan bu yana baskı altında olduğunu ve OHAL ile birlikte keyfi uygulamaların giderek artmakta olduğuna dikkat çektiler. 

    Haberin Videosu

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası  ilan edilen OHAL’in birinci yılında OHAL adı altında gerçekleştirilen hak ihlalleri, hukuksuzluk ve yıkım raporu Demokrasi İçin Birlik tarafından açıklandı. Raporda “Alevilerin inanç merkezlerine ve kutsal günlerine yasak” başlığıyla yayınlanan raporda, Apaziz Dede Anma etkinliği, Cogi Baba Festivali, Ankara’da Aşure etkinliği, Munzur Doğa ve Kültür Festivali vb etkinlikler OHAL gerekçesiyle yasaklandı” denildi.

    Alevilere yönelik hak ihlallerini ve hukuksuzlukları HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen ve Avukat İbrahim Sinemillioğlu PİRHA’ya değerlendirdi.

    OHAL’in toplumun her kesimi üzerinde bir baskı yaratığını söyleyen Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen, “Ama Alevilerin her zaman özel bir durumu var. Eğer bütün toplum baskı altında ise Aleviler biraz daha çok baskı altındalar. Bu hep böyle olmuştur, bu seferde öyle oldu” dedi.

    “HÜKÜMET AHİM’İN KARARLARINI UYGULASA ALEVİLERİN SORUNLARI KALMAYACAK”

    Alevilerin sorunlarının hep olduğunu OHAL ile başlayan bir şey olmadığını kaydeden Türmen, bununla ilgili AHİM’in bir dizi kararı olduğunu hatırlatarak, “Bu sorunlarla ilgili AHİM’nin bir dizi kararı var. Yani zorunlu din dersiyle, cemevlerinin ibadethane sayılmasıyla ile bütçeden Alevilere pay ayrılmasıyla gibi kararlar var. Bu kararlara baktığınız zaman Alevilerin problemlerinin önemli bir bölümü bu kararlarla çözümlenmiş durumda. Yani hükumet bu kararları uygulasa Alevilerin bu sorunları ortadan kalkacak. Fakat hükumet bu kararları uygulamıyor.”

    “OHAL İLE ALEVİLER ÜZERİNDE BASKILAR GİDEREK ARTIYOR”

    “OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde daha keyfi baskılar getiriliyor” diyen Rıza Türmen, bunların yanlış uygulamalar olduğunu,  Alevilere bu toplum içinde kimliklerine, farklılıklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu kararların uygulanmaması Alevileri dışarıya itebileceğini ifade etti.

    Türmen, herkesin farklılıklarıyla var olabilmesi ve Alevilerin inanç özgürlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini de vurguladı.

    “SİYASETİN MECLİS DIŞINDA YENİ KAMUSAL ALANDA YAPILMASI GEREKİR”

    OHAL ile birlikte giderek artan hak ihlalleri karşısında demokrasi güçlerinin nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini değerlendiren Türmen, Türkiye’de siyaset alanının giderek daraldığını, siyasetin meclis dışında yeni bir kamusal alanda yapılması gerektiğini kaydetti.

    Kılıçdaroğlu’nun başlatmış olduğu yürüyüşle bir halk hareketinin doğduğunu ifade eden Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen, Bu halk hareketini muhafaza etmek gerektiğini, bunun için de meclis dışında kamusal alanda sivil toplum örgütleriyle birlikte itirazı olan siyasi partiler ile birlikte hareket etmesi gerektiğini, bunun sağlanması halinde Türkiye’de demokrasi bakımından olumlu gelişmelerin olacağına inandığını belirtti.

    “MUNZUR FESTİVALİ DERSİM’İN GELENEKLERİNİ YANSITIYOR”

    “Munzur Festivali hem bizim doğayla barışık olduğumuz hem de Dersim’in bütün geleneklerini yansıtan ve bir arada hep birlikte özgürlüğün tadına vardığımız bir festivaldir” diyen HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan ise, “Munzur festivali engellenemez, Munzur festivali gibi Alevilerin kültürüyle ilgili pek çok etkinlik maalesef yasaklanıyor. Ve bütün bunlara OHAL gerekçe gösteriliyor. OHAL bütün toplumsal kesimlerine olduğu gibi hak arayan bütün toplum kesimlerinin haklarını kısıtlama anlamında kullanıldığı gibi malesef Munzur için de aynı anlamda kullanılıyor. Bunu kınıyorum ve Munzur Festivali’nin tekrar yapılması için meclisteki girişimlerime devam edeceğim” dedi.

    “KORKUYU YENİP CESARETİ BULAŞTIRMAMIZ GEREKİYOR”

    İnsan hakları savunucularının dahi tutuklandığı bir ülkede yaşadıklarını, çözüm bulamayan hükümetin daha da zulme başvurduğunu ve zulme başvurdukça da hak arayanların isyan eden, itiraz edenlerin de sesini kısmaya çalıştığını ifade eden Paylan, “Korkuyu bulaştırmaya çalışıyorlar, yapmamız gereken korkuyu yenmek ve cesareti bulaştırmak. Bugünler yakın diye umut ediyorum, onları korkutmuş olacağız, korkuyu korkutmuş olacağız” dedi.

    “TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN KATMANLAR GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRMELİ”

    OHAL’in yanlızca Aleviler üzerinde değil  bütün Türkiye üzerinde hatta yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız üzerinde de ciddi etkileri olduğunu söyleyen Av. İbrahim Sinemillioğlu da, “Gerek Aleviler gerek Türkiye’de yaşayan tüm katmanlar bu iktidarın karşısında olanlar güçlerini birleştirdiklerinde Gezi’de gördüğümüz gibi, referandumda gördüğümüz gibi birlikte mücadele edilerek kazanılacağını gördük” dedi.

    “YASAKLAR ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİLASYONUN GÖSTERGESİDİR” 

    “Aleviler Osmanlı tarihinden beri sürekli ezilmekte, horlanmakta ve dışlanmaktadır” diyen Sinemillioğlu, “Günümüzde de gerek belediyelere tayin edilen kayyumlar gerekse diğer illerde valiler ve kamu görevlileri Alevileri sürekli ikinci vatandaşın da gerisinde her türlü inanca yönelik geleneklerini yerine getirmelerini engellemektedir” dedi.

    Geçen yıldan bu yana Alevilerin birçok festivali OHAL gerekçe gösterilerek iptal edildiğini belirten Sinemillioğlu, “Son olarak yasaklanan Munzur Festivali’nin bu şekilde yasaklanması ve kayyumun kendi alternatif festivalini yapması Alevilere yönelik asimilasyon hareketinin en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.