Etiket: gazeteciler

  • HDP İzmir İl örgütü basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya geldi – VİDEO

    HDP İzmir İl örgütü basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya geldi – VİDEO

    PİRHA – HDP İzmir İl Örgütünün basın mensuplarıyla bir araya geldiği kahvaltıda konuşan HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, çalışan gazeteciler gününü kutlayarak gazetecilerin Türkiye’de ağır şartlarda mesleğini icra ettiğini dile getirdi. Kemalbay, yeni dönem çalışmaları genel kongre sürecine dair aktarımlarda bulundu.

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü, basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya geldi. HDP İzmir İl binasında düzenlenen kahvaltıya HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Parti Meclis (PM) Üyeleri ve çok sayıda basın mensubu katıldı. Basın mensupları üzerindeki yoğun baskı ve hakkında açılan soruşturmalara dikkat çeken Kemalbay, gazetecilerle dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

    “90’I AŞKIN GAZETECİ CEZAEVİNDE”

    Kahvaltıda konuşan HDP Milletvekili Serpil Kemalbay, çalışan gazeteciler gününü kutlayarak gazetecilerin Türkiye’de ağır şartlarda mesleğini icra ettiğini dile getirerek, 90’a aşkın gazetecinin cezaevinde olduğunu hatırlattı. Zorluklar karşısında halkın haber alma hakkını sağlayan gazetecilerin emeğinin kutsal olduğunu vurgulayan Kemalbay,”Bugün Türkiye’de demokrasi mücadelesinin önemli ayaklarından bir tanesi de gazetecilik yapmak ve demokrasi mücadelesine katkı sağlamaktır. İzmir HDP olarak her zaman gazetecilerin yanınızdayız. Güçlü bir kongre gerçekleştirdik. Önümüzdeki süreçte büyük kongreye gidiyoruz ve öncesinde konferanslarımız olacak böyle bir dönemde sizlerle birlikte olmak istiyoruz. Partimizin önününe koyduğu hedefleri de sizlerle paylaşmak istiyoruz” dedi.

    “KAYYUM DEMOKRASİNİN DARBELENMESİDİR”

    Kahvaltının ardından kongre sürecine ilişkin konuşan Kemalbay, devletin tüm organlarıyla HDP’yi kriminalize etmeye çalıştığını söyleyerek, geniş kesimlerle buluşmalarını kongre sürecinde de devam ettirdiklerini belirtti. Faşizmi geriletmek için her alanda mücadele ettiklerini ifade eden Kemalbay, partilerine yönelik yapılan operasyonları da eleştirdi. Kayyumlara değinerek Urla’daki belediye başkanının görevinden alındığını hatırlatan Kemalbay, “Bu olayın da hukuki bir süreç olduğunu düşünmüyoruz. Türkiye’de hukukun olmadığını herkes biliyor. Tek adam rejimiyle Türkiye’nin adeta her gün bir kabusla gözlerini açtığı bir yaşam var. Türkiye’nin halkları barışı, özgürlüğü için sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Bugün Urla’ya kayyum atandıysa yarın daha da ileri adımlar atılacaktır. Bu demokrasinin darbelenmesidir” şeklinde konuştu.

    “TEFRİTİN KIRILMASI MÜCADELENİN GÜÇLENDİRİLMESİYLE MÜMKÜN”

    Gazetecilerin her gün gözaltı ve tutuklamalara maruz kaldığına dikkat çeken Kemalbay, “Bu tutukluluğunu sorgulamak zorundayız . HDP demokrasi mücadelesinde kararlı tek adam rejimi bir tek HDP’nin indirmesi ve yeni demokrasi inşa etmesi mümkün değil. Mutlaka en geniş şekilde birleşik bir mücadeleye ihtiyacımız var. Demokrasi güçlerinin birliğini büyütmekte kararlıyız. Dördüncü büyük kongremize giderken bunları tartışıyor ve bunları halkımızla birlikte yapmak için kitle seferberliği başlattık. Tüm alanlarda toplantılar yapıyoruz. Ocak ayı içerisinde kadın konferasını gerçekleştireceğiz, bir de büyük konferansı yapacağız. Türkiye’nin 2020’den sonra nasıl bir politika geliştirmesini tartışacağız ve kongremizde de bu ete kemiğe bürünecek. Biliyoruz zindandaki yoldaşlarımızın özgür kalması, Türkiye’deki tecridin kırılması ve demokratik bir cumhuriyetin yaratılması ancak halkların sokakları doldurmasıyla, mücadeleye daha güçlü katılımıyla gerçekleşecek. Bu önümüzdeki dönemde halkla iç içe geçmiş mücadeleyi güçlendirmeye kararlıyız” dedi. PİRHA/İZMİR

  • Gazeteciler: Gerçeği yazmaya devam edeceğiz

    Gazeteciler: Gerçeği yazmaya devam edeceğiz

    Gazeteciler Sadiye Eser, Sadık Topaloğlu ve Hacı Yusuf Topaloğlu’nun tutuklanmasına tepki göstererek, derhal serbest bırakılmasını isteyen özgür basın çalışanları, gerçekleri yazmaya devam edeceklerini vurguladı. 

    Özgür basın çalışanları, Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Sadiye Eser ve Sadık Topaloğlu ile Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabiri (DİHA) muhabiri Hacı Yusuf Topaloğlu’nun tutuklanmasına tepki göstermek amacıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde basın açıklaması yaptı. “Özgür Basın susturulamaz, gazetecilik suç değildir” pankartının açıldığı açıklamada sık sık “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Susma haykır özgür basın vardır” ve “Gazetecilik yapmak suç değil onurdur” sloganları atıldı. Açıklamaya gazetecilerin yanı sıra tutuklanan gazetecilerin yakınları, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Basın-İş Sendikası temsilcileri katıldı.

    “ZULÜMLE BİR YERE VARILAMAZ”

    Açıklamada konuşan Sadiye Eser’in yengesi Cemale Eser, Kürt halkına yönelik baskıların sürdürüldüğüne dikkati çekerek, “Bu baskıları yazan gazetecilerimizi tutuklayıp cezaevine atıyorlar. Biz bu zulmü kabul etmiyoruz. Baskı ve zulümle bir yere varılmaz. Gazeteciler serbest bırakılsın. Onlar sadece gazetecilik yapıyor” dedi.

    “HALKA KARŞI SORUMLULUĞUMUZDUR”

    Tutuklamalarla özgür basın çalışanlarına mesaj verilmek ve susturulmak istendiğini dile getiren Mezopotamya Ajansı muhabiri Erdoğan Alayumat, “Biz Apê Musa’ların geleneğinden geliyoruz. Hiçbir zaman susmadık. Gazetecilik yapmaya, halka gerçekleri ulaştırmaya devam edeceğiz. Gerçekleri onların gözünün içine sokmak, halka karşı sorumluluğumuzdur” diye konuştu.

    “GERÇEĞİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Gazeteciler adına basın açıklamasını okuyan Özgür Gelecek Gazetesi’nden Taylan Öztaş, özgür basın çalışanlarının sokakları terk etmeyeceğini söyledi. Öztaş, “Dün bombaların hedefinde olan özgür basın emekçileri, bugün gözaltı, tutuklamalar ve soruşturmalarla susturulmak isteniyor. Gerçeği yazmaya, hakikatin peşinden gitmeye devam edeceğiz. Cumartesi Annelerini, yıkılan Sur’u, yok edilen Hasankeyf’i, eril ve ataerkil yargı sistemini, ‘panzer çarptı’ diye ölen çocukları yazmaya, anlatmaya, görüntülerini kamuoyuna ulaştırmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    “YILMIYORUZ, BIKMIYORUZ”

    Gazetecilerin tutuklanmasının özgür basına yönelik saldırı olduğunun altını çizen Öztaş, “Yılmıyoruz, bıkmıyoruz. Hem gazeteciliğimizi yapmaya hem de meslektaşlarımızı, mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın” dedi.

    (MA)

     

  • Özgür basın çalışanları: Emre Orman’ın gazeteciliğine tanığız-VİDEO

    Özgür basın çalışanları: Emre Orman’ın gazeteciliğine tanığız-VİDEO

    PİRHA-Tutuklu gazeteci Emre Orman’ın derhal serbest bırakılmasını isteyen meslektaşları, gerçekleri yazmaktan da özgür basın emekçilerine yönelik saldırılara karşı dayanışma içinde olmaktan da vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    Haberin Videosu

    Gazeteci Emre Orman, sosyal medya paylaşımları gerekçe göstererek tutuklandı. Orman’ın meslektaşları, Türkiye’de gazetecilik yapmanın zorluklarına dikkat çekmek amacıyla düzenledikleri basın toplantısında Emre Orman’ın derhal serbest bırakılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde, “Özgür basın susturulamaz” şiarıyla düzenlenen açıklamaya HDP Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Oya Ersoy, Musa Piroğlu ve CHP Milletvekili Ali Şeker katıldı.

    OYNADIĞI OYUNUN EKRAN GÖRÜNTÜSÜ ALIP DOSYAYA KOYMUŞLAR

    İlk olarak söz alan Emre Orman’ın avukatı Kerem Karakurt hukuki süreçle ilgili bilgi verdi. Suçlamaların 2017-2018 yıllarına ait sosyal medya paylaşımları olduğuna dikkat çeken Karakurt, “Bize çok basit bir fezleke gösterildi. Ancak ertesi gün mevzunun daha büyük olduğunu gördük. Savunma hakkımızı kısıtladılar” dedi. Sosyal medyada oynadığı bir oyunun ekran görüntüsünün alınarak “örgüt propagandası” suçu olarak dosyaya konduğunu kaydeden Karakurt, “Bir haber yapılıyor ve Emre paylaşıyor. Kendine ait sözler değil ancak tutuklama gerekçesi olarak dosyaya konuyor. Asıl gerekçe ‘bir daha yazma, yapma. Basın özgürlüğü yok’ diyorlar” ifadesini kullandı.

    “NE ÖZGÜR BASINI NE DE HAKKI SUSTURAMAYACAKLAR”

    HDP Milletvekili Züleyha Gülüm ise tutuklanma gerekçelerinin şaka niteliğinde olduğunu belirtti. Hukuktan anayasal haktan uluslararası sözleşmelerden bahsedilemeyeceğini kaydeden Gülüm, “Yargı bu iktidarın talimatları doğrultusunda karar veriyor. Bu ülkede haktan, hukuktan, yasaya uygunluktan bahsedilemez hale gelindi” dedi.

    Türkiye’de iki tip basın olduğuna dikkat çeken Gülüm, “Eğer özgür basındaysanız yaptığınız her şey suç, paylaşım suç ve anında yargı eliyle cezaevine tıklıyorsunuz. Çünkü bu ülkede gerçeklerin açığa çıkmasını istemeyen bir iktidar var. Çünkü gerçeklerin sonlarını getireceğini biliyor iktidar” ifadesini kullandı. Muhalefete yönelik saldırılardan basın emekçilerinin de payını aldığını kaydeden Gülüm, şöyle devam etti:

    “Ama şunu herkes bilsin ki ne basın emekçileri ne de toplumsal muhalefet asla susmayacak. Hiçbir baskı ne basını ne de halkı susturmayacak.”

    “EMRE ORMAN’IN GAZETECİLİĞİNE TANIĞIZ”

    Basın metnini gazeteci Buse Söğütlü okudu. “Ne Emre’nin tutukluluğunu ne de gazetecilerin mahkum edilmeye çalışıldığı baskı, tehdit ve sansür koşullarını kabul ediyoruz” diyen Söğütlü, şu bilgileri paylaştı: “2019 yılının ilk 9 ayında; 52 gazeteci gözaltına alındı, 14 gazeteci tutuklandı, 32 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 15 gazeteci hakkında dava açıldı. 330 gazeteci yargılandı, 46 gazeteciye toplam 138 yıl, 7 ay, 18 gün hapis cezası verildi.”

    Gazeteciliğine tanıklık ettikleri Orman’ın, yaptığı haberler nedeniyle hedef gösterildiğinin altını çizen Söğütlü, “Hapishanelerin tutuklu gazetecilerle dolu olduğu Türkiye’de, biz özgür basın çalışanları olarak bir meslektaşımızın daha sessiz sedasız tutuklanmasını kabul etmediğimiz için sesimizi en geniş çevreye duyurmak istedik. Halkın bilgi edinme ve haber alma hakkı için çalışan arkadaşımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Bizler fotoğraf makinelerinden, kameralarından ve kalemleri ellerinden alınmaya çalışılarak hapsedilen bütün meslektaşlarımızın bir an evvel kameralarına, fotoğraf makinelerine kavuşmaları için derhal serbest bırakılmalarını istiyoruz” dedi.

    “GERÇEKLERİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Özgür basının susturulamayacağını vurgulayan Söğütlü, şöyle devam etti:

    “Gazeteciler olarak yaşanan hak ihlallerine karşı sözümüzü söylemeye ve halktan gizlenmeye çalışılan gerçekleri yazmaya devam edeceğiz. Gerek haber takibi sırasında yaşadığımız polis şiddetine gerekse de haberlerimiz gerekçe gösterilerek hakkımızda açılan davalara karşı bir araya gelmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • TV10 çalışanları Demir ve Karagöz’ün duruşması 14 Kasım’a ertelendi

    TV10 çalışanları Demir ve Karagöz’ün duruşması 14 Kasım’a ertelendi

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz’ün tutuksuz yargılandığı davanın 3. duruşması bugün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya aralarında IPI ve CPJ üyelerinin de bulunduğu gazeteciler alınmadı.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan TV10 çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz’ün yargılandığı davanın 3’üncü duruşması İstanbul 28’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tutuksuz yargılanan Demir ve Karagöz’ün katılmadığı duruşmada avukatlar hazır bulundu.

    GAZETECİLER DURUŞMAYA ALINMADI

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre duruşmayı takip etmek için aralarında Uluslar Arası Basın Enstitüsü (IPI) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) üyelerinin de bulunduğu gazeteciler mahkeme başkanı tarafından gerekçe gösterilmeden duruşma salonuna alınmadı.

    TANIKLAR DİNLENDİ

    Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada ilk olarak tanık Mustafa Karakaş dinlendi. Kemal Demir’i tanımadığını belirten Karakaş, çalıştığı firma tarafından satılan ürünü kendisinin teslim etmediğini sadece parayı teslim aldığını söyledi. Satın alınan ürünün ücretini Kemal Karagöz’den aldığını aktaran Karakaş, emniyette kendisine gösterilen fotoğraflarda ise sadece Kemal Karagöz’ü teşhis ettiğini söyledi.

    Kemal Demir’i tanıdığını ifade eden tanık Serkan Apaydın ise çalıştığı şirketin televizyon kanallarına malzeme tedarik ettiğini belirtti. Demir’i firmaya geliş ve gidişlerinden tanıdığını aktaran Apaydın, son gelişinde yurtdışında stüdyo açacaklarını ve malzeme fiyatlarını sorduğunu ardından ayrıldığını belirtti.

    YURTDIŞINA ÇIKMA YASAĞI KALDIRILMADI

    Tanıklarının ifadelerinin ardından mahkeme heyeti, bir sonraki duruşmada tanık Şükrü Yıldız’ın dinlenmesine karar verdi. Tutuksuz sanıkların yurtdışına çıkma yasağının kaldırılması talebini reddeden mahkeme heyeti, duruşmayı 14 Kasım’a erteledi.  (HABER MERKEZİ)   

  • 24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    PİRHA- Bugün Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Muhalif gazetecilere gör Basın Bayramı olarak ilan edilen 24 Temmuz’dan gerçek bir bayrammış gibi bahsetmek oldukça güç. 

    Bugün 24 Temmuz Basın Bayramı. Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Bundan 111 yıl önce 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldığı için her 24 Temmuz günü Basın Bayramı olarak kutlanıyor. Ancak basına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamanın devam ettiği günümüz Türkiye’sinde buna bayram demek çok da mümkün değil.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) verilerine göre Türkiye’de 134 gazeteci cezaevinde, Türkiye, dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157. sırada, 10 bini aşkın gazeteci işsiz ve medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolünde.

    Bianet’in hazırladığı Nisan-Mayıs-Haziran aylarının Medya Gözlem Raporuna göre ise son üç ayda 14 gazeteci gözaltına alındı, 213 gazeteci yargılandı, 70 gazeteci 493 yıl hapisle yargılandı, 6 gazeteci hakaretten yargılandı, 10 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci ise ölümden döndü.

    “Bu veriler göz önünde bulundurulduğu zaman 24 Temmuz’u Basın Bayramı olarak kutlamak mümkün mü?” diye sorduk.

    “TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA KARİKATÜRLÜK DURUMDA”

    Bugüne Türkiye’deki gazeteciler için bayram demenin komik olacağını söyleyen Bianet kadın haberleri editörlerinden Evrim Kepenek, “Cezaevindeki gazeteciler buna bayram demeye bence kahkaha atıyordur” dedi. Cezaevinde olan gazetecilerin cezaevlerinin kötü koşullarından dolayı hastalandıkları gerçeğine değinen Kepenek, cezaevinde olmayan gazetecilerin ise baskı, sansür, sarı basın kartı gibi sorunları olduğunu kaydetti.

    Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda karikatürlük bir durumda olduğuna dikkat çeken Kepenek, “Basın özgürlüğü yok, gazeteciler işsiz ya da işsiz bırakılmakla tehdit ediliyorlar, onlarca gazeteci cezaevinde. Böyle bir durumda ‘basın bayramınız kutlu olsun’ demek absürt geliyor insana.

    “KİMİN GAZETECİ OLDUĞUNA DEVLET KARAR VEREMEZ”

    Baskıların ve tutuklamaların bu kadar yoğun olmadığı dönemde 24 Temmuz Basın Bayramı gününde çeşitli yürüyüşler yapılarak basın özgürlüğüne dair mesajlar verildiğini belirten Kepenek, bugün bunu yapmanın mümkün olmadığı koşulları ise şöyle özetledi:

    “Bugün Türkiye’de gerçekten bir bayramdan söz etmek istiyorsak gazeteciler için öncelikle tutuklu gazeteci sorununu çözmek gerekiyor. Türkiye’de 100’ü aşkın gazeteci cezaevinde. Gazetecilerin bir an önce koşulsuz şartsız serbest bırakılması gerekiyor. Kapatılan basın kuruluşlarının ve engellenen sitelerin erişiminin yeniden sağlanması gerekiyor. Geçmiş yıllarda yaptığımız haberlerin hiç birini bulamıyorum çünkü hepsine erişim engellenmiş. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun dışında gazetecilerin özlük hakları, sendikalaşma gibi sorunları var. Bunların çözülmesi gerekiyor. Sarı basın kartı zaten başlı başına bir sorun. Maddi boyutunun dışında belli kurumlar alabiliyor belli kurumlar alamıyor, internet gazeteleri alamıyor gibi konular var. Kimin gazeteci olduğuna devlet karar veremez, meslek örgütlerinden oluşan bir kurulun bunu çözmesi gerekiyor. Gazetecilerin daha özgür haber yapabildikleri koşullar sağlanmalı. Bir tweet atarken bile gazeteciler düşünüyorlar. Gerçek anlamda bir düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşandığı bir toplumun oluşması gerekiyor.”

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer ise basın tarihi açısından Türkiye’nin kapatmalar, yargılamalar ve katliamlarla dolu bir ülke olduğuna vurgu yaptı. Sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümünde Türkiye’de hiçbir şeyin değişmediğine işaret eden Nazlıer, “Gerçekleri yazmanın suç olduğu bir dönem. Bugün hala gazetecilik mesleği davalar ve gözaltılarla baskı altında tutulmaya devam ediyor. Türkiye’de 134 gazeteci hapis, yüzlercesi yargı kıskacında. 10 bini aşkın işsiz gazeteci var, iş bulabilenlerin çoğu ise güvencesiz çalışmak zorunda. Şu an iktidar partisinin ve destekleyicilerin hoşuna gitmeyen her haber, her yazı soruşturma konusu oluyor. Neredeyse muhalif her gazeteci hakkında bir soruşturma açılmış durumda. Sokakta haber takibi yaparken devletin kolluk kuvvetleri tarafından darp ve tehdit ediliyor, işimizi yapmamız engelleniyor, görüntü almamıza izin verilmiyor.  Gazetecilerin ekipmanlarına hukuksuz bir şekilde el konuluyor. Ancak muhalif gazeteciler her dönemde olduğu gibi bu zorlu günlerde de gerçekleri yazmaktan asla vazgeçmedi, dik durdu ve bedel ödemeyi göze aldı. Bunların yaşandığı bir ülkede ‘basın bayramı’ demek çok absürt.” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazeteci örgütleri: SETA’nın gazetecileri fişlemesi suçtur

    Gazeteci örgütleri: SETA’nın gazetecileri fişlemesi suçtur

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), PEN Türkiye, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basın-İş, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Türkiye Yayıncılar Birliği, Haber-Sen ve ÇGD, “SETA’nın gazetecileri fişlemesi suçtur” pankartı altında ortak basın açıklaması düzenledi. Bu eylemiyle SETA’nın suç işlediğine dikkat çeken basın örgütleri yasal işlem başlatılması çağrısında bulundu.

    Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” adlı raporla gazetecileri fişlemesine ve ifade özgürlüğünü yok saymasına basın örgütlerinden tepki geldi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, PEN Türkiye, Türkiye Gazeteciler Sendikası, DİSK Basın İş, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Yayıncılar Birliği, Haber Sen ve Çağdaş Gazeteciler Derneği “SETA’nın gazetecileri fişlemesi suçtur” pankartı altında basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Cağaloğlu’ndaki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti binasında düzenlenen ortak basın açıklamasını TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş okudu. Rapora atıf yapan Güneş, gazetecilerin sistematik olarak baskı altında tutulduğunu vurgulayarak, “2019 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 157. sırada yer alan Türkiye, dünyada en fazla profesyonel gazetecinin hapiste olduğu ülkelerden biridir. 10 bini aşkın gazeteci işsiz bırakılmıştır” ifadelerini kullandı.

    “HABER BAŞLIKLARI WHATSAPP’TAN BİLDİRİLİYOR”

    Gazetecilerin sansür ve oto sansürün etkisi altına alındığını belirten Güneş, “Aktif çalışan gazeteciler, iktidar organları tarafından WhatsApp gruplarına eklenmekte, haberin hangi başlıklarla yapılacağı talimatlarla bildirilmektedir” dedi. İktidarın tek tip gazeteci, tek tip haber istediğine vurgu yapan Sibel Güneş, “SETA tarafından basın tarihi açısından kara bir leke olan bir çalışma yayınlamıştır” diye konuştu. Raporla 150 gazetecinin can güvenliğinin de tehlikeye atılmış olduğunu ifade eden Güneş, “Gazetecilerin fotoğrafları, özgeçmişleri ve daha önce çalıştıkları kurumları ile sosyal medya paylaşımları listelenmiştir” dedi.

    “OLASI SALDIRILARDAN SETA SORUMLUDUR”

    İsmail Çağlar, Kevser Hülya Akdemir ve Seca Toker imzalı raporda basın kuruluşlarına ‘gazetecileri denetleyin’ önerisi getirildiğini de hatırlatan Güneş, bu raporu hazırlayanların gazeteciliğin evrensel boyutunu anlamadıkları, çok seslilikten rahatsız olduklarını belirtti. Gazetecilerin görevinin iktidarın istediği yayını yapmak olmadığının da altını çizen Güneş, “Gazeteci ‘devleti şoke eden, inciten, rahatsızlık veren’ düşünceleri de kapsayan, halkın haber almasından ve gerçeklerden haberdar olmasından sorumludur” şeklinde konuştu.

    Meslektaşlarına yönelik olası saldırılardan SETA’nın sorumlu olacağını vurgulayan Güneş, “SETA’nın ya da çok yüksek maaşlı uzmanlarının; yüksek mali ödeneklerini gazeteci fişlemeleri yerine ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları araştırmaya ayırmasını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.

    “SETA MİT’İN VE POLİSİN GÖREVİNİ ÜSTLENDİ”

    TGC Başkanı Turgay Olcayto, SETA’nın bu araştırma ile ödül beklediği vurgulayarak, “SETA ciddi bir araştırma yapmamıştır, Dünya’nın sayılı ajanslarında görev yapan Türkiyeli gazetecileri hedefe koyup suçlamalarda bulunmuştur. Gazetecilerin bir ayağının adliyede olduğu bir ortamda SETA, MİT’in ya da polisin görevini üstlenmiştir” dedi. PEN Türkiye Başkanı Zeynep Oral ise, “Bu rapora göre kadın sorunlarıyla bile ilgilenmek suç sayılıyor. Meclisteki yasal bir parti olan HDP ile ilişki kurmak raporda suçmuş gibi gösteriliyor. Rapora göre hükümeti eleştirmek, yolsuzluk var, ülke ekonomik krizde demek, her ay 30 kadının öldürüldüğü gerçeğini dillendirmek suç” ifadelerini kullandı.

    TGS Genel Merkez Yöneticisi Can Uğur da yaptığı konuşmada, gazetecilerin hedef gösterilmesi döneminin kapanmasını isteyerek “Ülkede bir uzantı arayacaksak bu SETA’dır” dedi. DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren de “Bu araştırma bir muhbirlik metnidir. Tarihe bu cahiller değil, onurlu meslektaşlarımız geçecek” diye konuştu.

    “HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA SEVK EDİYOR”

    TYS Genel Başkanı Adnan Özyalcıner, SETA’nın açıkça suç işlediğini belirterek raporda halkın kin ve düşmanlığa sevk edildiğine vurgu yaptı. Özyalçıner, “İfade özgürlüğü yoksa, insan hak özgürlüğünden de bahsedilemez” dedi.

    Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk ise, “Dünya yayıncılığı iki temel üzerinde yükselir; biri düşünce ve ifade özgürlüğünü yaymak, diğeri telif hakkı. SETA’nın raporuyla düşünce ve ifade özgürlüğü doğrudan ihlal edilmiştir. Bu rapor hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmazsa, ne yazık ki gazeteci ve yazarların yaşam hakkı ve düşüncesini ifade etme hakkı zarar görür” diye konuştu.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Şener de yaptığı konuşmada, “Geçtiğimiz ayda gazeteciler sokak ortasında dövüldüler. Bu saldırıların iktidar tarafından desteklendiğinde ise can güvenliğini yok sayan saldırılarla karşılaşıyoruz” ifadesinde bulundu.

    Haber Sen MYK Üyesi Ayşe Noyan Koluman da darbe girişimi sonrası yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek, “15 temmuzdan sonra SETA gibi kurumlar gazetecileri fişlemeyi görev bildiler” dedi.

    “TRT İLE SETA’NIN YAYIN ANLAYIŞI ORTAK”

    TRT Haber Sen 5 Nolu Şube Sekreteri Deniz Salman da SETA raporuna şu sözlerle tepki gösterdi: “TRT’nin ne muhabirini ne kamerasını görüyoruz, anlaşılan ajanstan alıp malum çevreler diye haberleştirecekler diye tahmin ediyoruz. Neler oluyor TRT’de diye bir bildiri yayınladık. Bütün iktidarlar TRT’de yayın içeriğinden personel alımına kadar müdahalelerde bulunuyor. Bugün bu doruk noktasına ulaşmıştır.” SETA’dan TRT’ye yüzlerce personel alımı sağlandığını da hatırlatan Salman, “Son kararname ile 1800 deneyimli yayıncı TRT’den emekli edilmişti. Siyasi bir kadrolaşma ile karşılaştık” diye konuştu.

    SETA kurucusu İbrahim Kalın ile birlikte Taha Özkan, Hatem Ete, Burhanettin Duran SETA’nın bilinen isimlerinin TRT programlarında yer aldıklarını da vurgulayan Salman, “TRT ile SETA ortak bir yayın anlayışına girmiştir. Sunucu ve konukların aldıkları ücretleri de merak etmekteyiz, Sayıştay raporlarında açıklanmadığı için bilemiyoruz” şeklinde konuştu. Salman ayrıca TRT World programlarında da SETA’nın bilinen isimlerinin yer aldığını belirtti. (EVRENSEL)

  • TGS gazetecileri fişleyen SETA hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    TGS gazetecileri fişleyen SETA hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, hazırladığı raporla gazetecileri fişleyen SETA hakkında suç duyurusunda bulundu. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “Bu raporun bilimsellikle ilgisi olmayan tamamen uluslararası basın kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımızı fişlemeye dönük bariz bir çalışma olduğu ortada” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), SETA’nın uluslararası basın kuruluşlarına ve Türkiye’de bu kurumlarda çalışan gazetecilere ilişkin raporu sonrası, raporun bir fişleme olduğunu ifade ederek Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu.

    TGS’nin suç duyurusunda, raporun “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu” ve “Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu” işlediği vurgulandı.

    Suç duyurusu öncesi, aralarında TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş’un da bulunduğu çok sayıda gazeteci, adliye önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

    “RAPORUN TALİMATLA HAZIRLANDIĞI ÇOK BELLİ”

    Suç duyurusunun öncesinde İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapan TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, şunları söyledi:

    “SETA vakfının önceki gün yaptığı sözde bilimsel rapor hakkında bugün suç duyurusunda bulunacağız. Bu raporun bilimsellikle ilgisi olmayan tamamen uluslararası basın kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımızı fişlemeye dönük bariz bir çalışma olduğu ortada. Tamamen kamuoyunun ulaşabileceği bilgileri toplayıp, iktidara eleştirel haberleri ön plana çıkartarak yakınlık ve uzaklık diyerek bir algı oluşturmaya çalışılmıştır. Bu algıya birlikte uluslararası basın kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımız hedef haline getirilmiştir. Türkiye’de son yıllarda iktidarın haberin halka ulaşmasını engellemeye yönelik çalışmalarını biliyoruz. Medyanın yüzde 95’i kontrol altına alınmış bir ülkede yaşıyoruz. Bu rapor haberin dünyaya ulaşmasını da engellemeye yönelik bir rapordur. Burada asıl olarak hedeflenen haberin halka ve dünyaya ulaşması engellenmektedir. Türkiye’de yayın yapan birçok medya kuruluşu da terör yanlısı olarak gösterilmektedir. Bu raporun kimden talimat alınarak hazırlandığını bilmiyoruz. Durup dururken böyle bir rapor hazırlanması gerçekçi gözükmüyor. Bir talimatla yapıldığı çok belli.”

    “KİN VE NEFRETE TAHRİK SUÇU”

    İki başlıkta suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Durmuş, “Suç duyurusunda bulunduğumuz konulardan ilki halkı kin ve nefrete tahrik suçu ve diğeri ise kişisel verilerin korunması kanununun ihlali suçu. Umarız suç duyurumuz hızla davaya dönüşür ve gerçekler açığa çıkar” dedi.

    Açıklamanın ardından adliyeye geçen Durmuş ve gazeteciler, suç duyurusunda bulundu.

    “OLASI OPERASYONLARDAN SETA VE AKP SORUMLUDUR”

    Suç duyurusunun ardından adliye önünde gazetemize açıklamalarda bulunan CHP Eski Milletvekili Barış Yarkadaş, “SETA’nın bilimsel çalışma adı altında ortaya koyduğu rapor bir fişlemedir ve andıçtır. Bu rapor iki amaç gözetmektedir. Birincisi uluslararası basın ajanslarında çalışan arkadaşlarımıza göz dağı vermek ve onların gazetecilik yapmalarının önüne geçmektir. Diğeri de belli ki olası bir operasyonun zeminini hazırlamak için arkadaşlarımızın isimleri ifşa edilmiştir. Bu bağlamda AKP iktidarının desteklediği SETA’nın ortaya koyduğu raporu fişleme ve andıç olarak ortaya koymak gerekir. Böyle bir bilimsel çalışma olmaz. Eğer SETA medyada bir tek seslilik arıyorsa dönsün AKP iktidarına baksın. Yüzde 95’inin iktidarın denetimi altında olduğu medyanın tek sesliliğini görmeyenlerin uluslararası basın ajanslarında çalışan arkadaşlarımızı ‘tek sesli yayın yapıyorlar’ diye eleştirmesi doğru değildir. Bu bağlamda SETA’nın gazetecileri hedef göstermesi önümüzdeki süreçte bu kurumlarda çalışan arkadaşlarımıza olası bir operasyonun da işaretidir. Eğer arkadaşlarımıza yönelik herhangi bir operasyon gerçekleşirse bunun sorumlusu SETA ve onu destekleyen AKP’dir. İktidar bu kurumlar aracılığıyla gazetecilik yapılmasını engellemeye çalışmakta ve gazetecileri hedef göstermektedir. Bu rapor medya tarihine bir andıç ve bir fişleme olarak geçecektir. SETA bu raporu derhal geri çekmeli, özür dilemeli ve bir daha yapmayacağına dair söz vermelidir” ifadelerini kullandı.

    “DEMOKRASİ KARŞITI BİR GİRİŞİMDİR”

    Yine raporda ismi ve çalıştığı kurum olan Sputnik’e dair değerlendirmelerin de bulunduğu gazeteci Zafer Arapkirli, “SETA’nın hazırladığı bu raporu şiddetle kınıyorum. Raporda benim çalıştığım kurum da bulunuyor, ben de bulunuyorum. Gerçekten gerçek, doğru ve dünya standartlarında haber yapmaya çalışan kurumların ve gazetecilerin itibarsızlaştırılmasına ve hedef gösterilmesine çalışan bir girişimdir. Demokrasi karşıtı bir girişimdir” diyerek raporu şöyle değerlendirdi:

    “Baskıcı iktidarların genel bir tavrı var. İşlerine gelmeyen gazetecileri, kendi standartlarında yayın yapmayan gazetecileri itibarsızlaştırmak ve onların gazetecilik yapmasını engellemeye çalışmak gibi. Bunu birkaç değişik şekilde yapıyorlar. Kimi zaman yayın organlarını kapattırmak ya da mali özgürlüklerini kısıtlamak, gazetecileri işten attırmak, gazetecileri çetelerin saldırısına uğratmak, gazetecileri yazdıkları sebebiyle yargılamak gibi. Şimdi de yeni yöntem bulmuşlar. Ne idüğü belirsiz birtakım insanlar böyle raporlar hazırlıyorlar. Zafer Arapkirli hükümet karşıtı paylaşımlarda bulunmuş, sosyal medyayı çok aktif kullanıyormuş. Bunlar suçmuş gibi. Falanca konuda şöyle tavır almışız, sanki onlara sormak zorundayız. Baskıcı rejimlere yaranmaya çalışanların ortaya çıkardığı bir rapor. Gerçek gazetecileri rahat bıraksınlar. Biz gazetecilik yapıyoruz. Ben kırk yılı aşkın süredir bu mesleğin içindeyim, böyle rezalet bir şey görmedim.”

    SUÇ DUYURUSUNDA NELER YER ALDI?

    “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Kişisel verilerin kaydedilmesi” suçlamaları ile yapılan suç duyurusunda gazetecilerin “önceden çalıştığı mecralar-aktif olarak çalıştığı ve katkı sağladığı mecralar” şeklinde ağ haritaları çıkarıldığı; bu ağ haritaları üzerinden gazeteciler hakkında bir polis fezlekesi veya iddianameye benzer “iltisak ve irtibatlandırma” çabasına girildiği; açık kaynaklardan erişilmesi mümkün bilgilere seçici ve manipülatif şekilde yer verildiği ve gazetecilik faaliyetlerinin suç gibi gösterilmeye çalışıldığı vurgulandı. Dilekçede ayrıca “Bu durum Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi olan gazetecilerin de bulunduğu bir grup basın çalışanının ciddi tehdit altında bulunduğunun, ileride daha ciddi ve yakın tehditlere maruz kalabileceklerinin öncülüdür” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteciler Şahin ve Gayıp ev hapsi şartıyla tahliye edildi

    Gazeteciler Şahin ve Gayıp ev hapsi şartıyla tahliye edildi

    PİRHA- 14 aydır tutuklu yargılanan ETHA editörü Semiha Şahin ve muhabiri Pınar Gayıp’ın ev hapsi ile tahliyelerine karar veren mahkeme duruşmayı 15 Ekim’e bıraktı.

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Semiha Şahin ve muhabiri Pınar Gayıp’ın tutuklu, 2 kişinin de tutuksuz olarak “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla yargılandıkları davanın 4’üncü duruşması İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı, ETHA çalışanları, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) yöneticileri, Şahin ve Gayıp’ın aileleri, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) yöneticileri ile çok sayıda gazeteci takip etti. Duruşmada Şahin ve Gayıp hazır edildi.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDADIR”

    Tutuklu ETHA editörü Semiha Şahin, 1 yıl 2 aydır tutuklu olduğunu dile getirerek, “Yargı reformu strateji belgesinde dikkatimizi çeken ayrıntılar oldu. Geldiğimiz aşamada bana yöneltilen suçlamaların düşünce ve ifade özgürlüğü olduğunu düşünüyorum. Tutukluluğuma son verilmesini istiyorum. Gazeteciliğin suç olmadığını başından beri söyledim. Takip ettiğim haberlerin hepsi düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır” dedi.

    TAHLİYE TALEP EDİLDİ 

    Ardından söz alan gazeteci Pınar Gayıp da “Tutukluluğumuz 1 yıl 2 ay oldu. Biz 5 duruşmadır gazeteci olduğumuzu söylüyoruz. Hem uzun tutukluluk süresi hem de düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında tahliyemizi istiyoruz” diye belirtti.

    “MÜVEKİLLERİM GAZETECİDİR”

    Gayıp’ın ardından avukatlarından Kader Tonç söz alarak, müvekkillerinin gazeteci olduğunu ve yaptıkları haberlerin suçlama konusu yapıldığını dile getirdi. Tonç, müvekkillerinin tahliyesini talep etti.

    EV HAPSİ VERİLDİ 

    Duruşma savcısı da, esas hakkındaki mütalaasını tekrarlayarak, Şahin ve Gayıp’ın tutukluluk halinin devamını istedi. Mahkeme heyeti verdiği ara kararında, Şahin ve Gayıp’ın ev hapsi adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verdi. Duruşma, 15 Ekim gününe erteledi. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Alevi yurttaşlar evimize sığındı ve dışarıdan silah sesleri geliyordu’/2-VİDEO

    ‘Alevi yurttaşlar evimize sığındı ve dışarıdan silah sesleri geliyordu’/2-VİDEO

    PİRHA – Ortaca olaylarını gazetelerin Alevi-Sünni çatışması gibi verdiğini söyleyen dönemin tanığı Sultan Aydın, “Gazeteciler, fotoğrafımı çektiler. Sonra da tüfeği çocuğa vermemi istediler. Önce kabul etmedim ama gazeteciler ısrar edince silahı Birsen’e verdim. Onun da fotoğrafını çektiler. Daha sonra gördük ki gazeteciler fotoğrafımızla birlikte ‘Ortaca’daki Kadınlar Silahlandı-Kadınların Namus Nöbeti’ diye başlık atmışlar. Halbuki biz ne nöbet tuttuk ne de savaşa gider gibi silahlandık” dedi.

    Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5 Haziran 1966 yılında Sünniler ve Aleviler arasında çıkan toprak kavgası nedeniyle çıkan olaylar, 53 yıldır “Alevi Katliamı” olarak biliniyor. Olayın katliam olmadığını savunan dönemin tanıkları, o dönem gazetelerin attıkları manşetlere ve olay yerine giden gazetecilerin olayı nasıl çarpıttığına işaret ettiler. Tanıklar, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinin Ortaca’ya gelip haber yaptıklarını söyleyerek, “Alevi olan birkaç kadının eline silah verilerek, fotoğraf çektirdiler. Ertesi gün ise manşetlerde ‘Ortacalı kadınlar ayaklandı’, ‘Ortaca’da katliam’ ve ‘Aleviler camiye saldırıyor’ şeklinde başlıklar attılar” hatırlatmasında bulundular.

    3 KURŞUNLA VURULMUŞ

    Olayda yaşamını yitiren Halil Sarı’nın kardeşi İlyas Sarı, “Ağabeyim 1951 doğumlu. Akşam vakti işten gelip duşunu aldı. Aynanın karşısında saçlarını taradığını iyi hatırlıyorum. Yemeğini yedikten sonra tıraş olmak için çarşıya gitti. Berberde tıraş olup dışarı çıktıktan sonra kalabalığı görünce bir dükkana girip sığınmış. Silah sesleri kesilip olaylar bitinceye dek burada saklanmış. Saat 22.30 civarında eve dönmek için yolda yürürken, Karakol Komutanı Uzatmalı Çavuş tarafından 3 kurşunla vurulmuş. Ağabeyim 13 gün Muğla Devlet Hastanesi’nde yoğun bakımda kaldı ama kurtarılamadı” dedi.

    DÖNEMİN BELEDİYE BAŞKANI: KİMSE OYUNA GELMEYECEK 

    O dönemin Belediye Başkanı olan Hüseyin Yılmaz’ın oğlu Rıza Yılmaz, olaylar sırasında 25 yaşında olduğunu söyleyerek şunları belirtti:

    “Terzi dükkanım vardı. Köylülerin Ortaca’ya yaptığı yürüyüş akşamı sinemadaydım. Sinemaya yapılan saldırıda bana sopa ile vurmak isteyen birini engelledim. Kalabalık grup dükkanları taşlamaya başladı. Silah atılıyordu. Durumu babama haber etmek için Ortaca Lisesi yanında bulunan evimize gittim. Alevi vatandaşlar da bizde toplanmışlardı. Ellerinde silah olan bazı gençler de çarşıdaki harekete karşı koymak istiyordu. Babam bağırarak onlara şöyle seslendi: ‘Bana bakın buradan hiç kimse çarşıya gitmeyecek. Okulun kapısından dışarı çıkanı bu adam katil diye devlete kendi ellerimle teslim ederim. Burayı terk eden bizden değildir.’ Ben babama ‘Saldırganlar, dükkanları taşlayıp camları kırıyorlar’ dedim. Fakat o, ‘Bırakın taşlasınlar, isterlerse yağmalasınlar, yaksınlar. Devlet bizim zararımızı tek kuruşuna kadar öder. Bizden kimse bu kışkırtmada oyuna gelmeyecek ve çarşıya gitmeyecek. Oturun oturduğunuz yerde’ dedi. Bana da ‘Sen benim sözcümsün, tüm arkadaşlarına söyle buradan çarşıya kavga etmek için kimse gitmeyecek’ dedi.”

     “NE NÖBET TUTTUK NE DE SAVAŞA GİDER GİBİ SİLAHLANDIK”

    Olayın gerçekleştiği dönemde 33 yaşında olan Sultan Aydın evinin bugünkü Ortaca İlköğretim Okulu’nun batısında olduğunu söyledi. Kayınpederinin evinin Sütçüler Sokak’ta olduğunu dile getiren Aydın, “Ortaca’da çıkan kargaşadan sonraki günlerde kayın pederim yanında kalmamızı istedi. Biz de öyle yaptık. Gündüzleri hayvanlarımızın bakımını yapmak için kendi evimize gider, akşama da geri dönerdik. O günlerde her yer hayıtlıktı. Yol güzergahımız tenha olduğundan yanımda eşimin tüfeğini de götürmüştüm. Ata binen kızım Birsen ile birlikte yürüyerek eve yaklaştığımda gazeteciler denk geldi. Bize ‘Ne bu hal, bu tüfek neyin nesi?’ diye sordular. Ben de ‘evimiz ıssız yerde, kocamın gözleri az görüyor, ayakları da topal. Ne olur ne olmaz diyerek eşimin tüfeğini aldım’ dedim. Gazeteciler, fotoğrafımı çektiler. Sonra da tüfeği çocuğa vermemi istediler. Önce kabul etmedim ama gazeteciler ısrar edince silahı Birsen’e verdim. Onun da fotoğrafını çektiler. Daha sonra gördük ki gazeteciler fotoğrafımızla birlikte ‘Ortaca’daki Kadınlar Silahlandı- Kadınların Namus Nöbeti’ diye başlık atmışlar. Halbuki biz ne nöbet tuttuk ne de savaşa gider gibi silahlandık. Elbette olaylardan tedirgin olduk. Gazetelerde ise yaşanan gerçekler yerine, gazetecilerin uydurduğu ve abarttığı haberleri görmek bizi daha çok tedirgin etti” diye konuştu.

     “ULUSAL GAZETE MUHABİRLERİNİN ABARTILI HABERLERİ EKLENDİ”

    Sultan Aydın’ın oğlu İskender Aydın da annesinin söylediklerinin tamamen doğru olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

    “Gazetecilerin annem ve ablamın silahlı fotoğraflarını kullanarak, tamamen kendilerinin kurguladığı haberleri keserek sakladık. Tabi o dönemde bağnaz düşüncelere sahip bazı insanlar, Alevilere un satmamaları için Sünni esnafları tehdit etmişlerdi. Bu nedenle babam Söke’ye gidip bir kamyon un getirdi ve çarşıya dükkan açtı. Buradaki Alevi vatandaşlar da bizim sattığımız unları alıp ekmek yaptılar. Kolluk kuvvetlerinin, yaşanan hadiselerin öncesindeki gelişmelere duyarsız kalması olayları istenmeyen boyutlara taşımıştı. Üstüne bir de ulusal gazete muhabirlerinin abartılı haberleri eklenince, Türkiye’nin bazı bölgelerinde infiale varan tedirginlikler yaşandı. Ancak, gerçeği araştırmak kimsenin aklına gelmemişti.”

    “EN BÜYÜK SUÇLU DÖNEMİN KARAKOL KOMUTANLIĞINI YAPAN UZMAN ÇAVUŞTU”

    Olayın yaşandığı zaman kahvede oyun oynadıklarını belirten Ramazan Okur ise, “Fevziye Köyü’nden gelen adamlar Tuğlu’nun işçilerine saldırınca ayırmak için araya girdik ama kavgayı önleyemedik. Birkaç gün sonra gazetelerde ‘Aleviler Ortaca’da kahve bastı’ diye haber yaparak sanki bir Alevi- Sünni çatışması varmış izlenimi verdiler. Hiç alakası yok. Ortaca halkı, Alevi vatandaşlarıyla yıllarca kardeş gibi geçinmiştir. Öyle olmasaydı, Ortaca’da Alevi vatandaşlarımız azınlıkta olmasına rağmen Belediye Başkanı olarak bir Alevi vatandaşımız olan Hüseyin Yılmaz’ı reis olarak seçer miydi? Ama bu işte bana göre en büyük suçlu, olaylar karşısında çok pasif kalan dönemin Karakol Komutanlığı’nı yapan Uzman Çavuştu” dedi.

    “ALEVİLER VE SÜNNİLER KARDEŞLİK İÇİNDE YAŞIYORLARDI”

    Mehmet Aysel de dönemin Muğla Milletvekili Turhan Şahin’e bir telgraf çektiğini belirterek, şöyle konuştu:

    “Bu telgrafı çekmekteki amacım, Turhan Şahin’in ve diğer milletvekillerinin Ortaca’ya gelip, Alevi ve Sünni vatandaşlar arasında yaratılan yapay husumetin giderilmesini ve barışın sağlanmasını istemekti. Zaten çıkan husumet her iki tarafın içinde taşkınlık yapan şahısların ortalığı germesiyle oluşmuştu. Yoksa sağduyulu Sünni ve Alevi vatandaşlarımız yıllardır kardeşlik ve dostluk içinde yaşamlarını birlikte sürdürmekteydi. Vali Hasan Basa, Cengiz Topel İlkokulu’nda bir barış toplantısı yaptı. Ama istenen sonuç alınamadı. Olaylardan iki hafta sonra Ortaca’ya İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Baykan Kalaba, Osman Saffet Arolat, Haydar Gürbüz ve Hasan Yalçın isimli öğrenciler geldi. Ben Eyüp Çete’nin minibüsünü kiraladım ve bu öğrencilerle birlikte Fevziye Köyü’ne giderek Kamil Ersoy ile buluştuk. Buradan asıl olayların başlangıç noktası olan Akçagöl’e ulaştık. Öğrenciler arazi üzerinde incelemede bulundular. Tuğlu’nun hırpalanmış traktörünü görüntülediler. Gençler, kahvelerde ve Cengiz Topel İlkokulu’nda bir toplantı yapıp olayın taraflarına barış anlaşması imzalattılar. Onların bu girişimiyle barış sağlandı. Bu barış metni ‘Ehlibeyt Yolu Gazetesi’nde yayınlandı. Bu gazeteyi de Ortaca’da Ali İzmir dağıttı.”

    “MEZHEP KAVGASI DEĞİL, TOPRAK KAVGASIYDI”

    Dönemin tanıklarından Ramazan Gökmen, “Kaynım Murat Acar ile birlikte Çürükardı mevkiindeki evimizden çıkıp un öğütmek için Ortaca değirmenine gitmiştik. Değirmene vardığımızda daha önce münakaşa yaptığımız Tuğlu’nun (Nazmi Yavuz) işçilerinden Gönü Kara lakaplı Ramazan Sarı, İsmail Karakuş ve Yöreksiz lakaplı Turgut Zincir bize saldırdı. Tabi bu adamlar, daha önce Akçagöl ile Akdoğan Ovası’nda çok dayak yediler. Değirmenci Süleyman Ertuğrul, beni değirmenin içine saklayıp üzerimden kapıyı kilitledi. Onun sayesinde kurtuldum. Adamlar bizim Murat’ı biraz hırpalamışlar. Daha sonra millet dağıldı. Yerbelen Mahallesi’nden Tevfik Erdem, bizi Dalaman Çayı’na kadar geçirdi ve biz köye döndük. Gazeteler bunu Sünniler, iki Alevi vatandaşı dövdü diye yazmışlar. Halbuki döven de dövülen de Sünni. Bu bir mezhep kavgası değil, toprak kavgasıydı” dedi.

    Rohat EMEKÇİ/İsmail SİVASLI

    Yarın Ortaca Olayları Dosya 3: Alevi Sünni çatışması değil, arazi kavgasıydı

    İlgili haberler:

     

    Ortaca Olayları Dosya 1

    Ortaca Olayları Dosya 3

     

     

  • Gazeteciler Zeynep Kuray, İrfan Tunççelik ve Canan Coşkun’a gözaltı

    Gazeteciler Zeynep Kuray, İrfan Tunççelik ve Canan Coşkun’a gözaltı

    Gazeteciler Zeynep Kuray, İrfan Tunççelik haber takibi sırasında, Canan Coşkun ise kimlik kontrolü sırasında gözaltına alındı.

    Gazeteciler Zeynep Kuray ve İrfan Tunççelik haber takibi sırasında gözaltına alındı. Kuray Mısır Çarşısı’nda açlık grevlerine dikkat çekmek için yapılan eylemi takip ederken, Tunççelik ise Bakırköy Hapishanesi önündeki Barış Anneleri’nin eylemini izlerken gözaltına alındı.

    Medyascope muhabiri, gazeteci Canan Coşkun ise 2015 yılındaki bir hakaret davası dosyasındaki ifade eksikliği nedeniyle hakkında çıkarılan yakalama kararı nedeniyle gözaltına alındı.

    Canan Coşkun’un Taksim Balo Sokak’ta polis kontrolü sırasında gözaltına alındığı, işlemlerin ardından Taksim Polis Merkezi’ne sevk edileceği belirtildi.

    Gazeteci Çiçek Tahaoğlu, Coşkun’un bu gece gözaltında kalacağını, moralinin iyi olduğunu aktardı. Pek çok gazeteci de sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarla Coşkun’un gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

  • IPI: Bir insan hakkı ihlali olan SEGBİS için 24 milyon lira harcandı

    IPI: Bir insan hakkı ihlali olan SEGBİS için 24 milyon lira harcandı

    PİRHA- Türkiye’de basın davalarını takip eden Uluslararası Basın Enstitüsü gözlemcisi Caroline Stockford, Adalet Bakanlığı’nın gazetecileri duruşmalara getirmemek için 24 milyon lira harcadığını kaydetti. 

    Bugün 3 Mayıs Uluslararası Basın Özgürlüğü günü. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Şubat 2019’daki raporuna göre şu anda Türkiye’de 155 gazeteci hapiste. Bunlardan 30’u darbe girişiminden önce, 125’i darbe girişiminden sonra tutuklandı. 75 gazetecinin cezası belirlendi ve 82 dava devam ediyor. Tutuklu gazetecilerden 17’si kadın, 138’i erkek. Darbe girişiminden bu yana verilen hapis cezalarının toplamı ‘557 yıl, 10 ay, 8 gün’e tekabül ediyor ve bu süre dışında beş müebbet hapis cezası var. 226 gazeteci gözaltına alındı ve hakkında soruşturma açıldı. Bunlardan 101’i serbest bırakılırken, 50’si cezaya çarptırıldı, 75’i ise hala hapiste. 70 gazete, 6 haber ajansı ve 25 radyo istasyonu, 20 televizyon kanalı ve 20 dergi kapatıldı (17 gazete tekrar açılırken, 53’ü kapalı kalmaya devam etti.

    KÜLTÜREL KAYIP

    Türkiye’de basın davalarını takip eden Uluslararası Basın Enstitüsü gözlemcisi Caroline Stockford, son 2-3 yılda Türkiye’de basın özgürlüğü anlamında büyük bir daralmaya tanık olduklarını kaydetti. Halkın haber alma hakkı ve gazetecilerin de haber verme haber yapma hakları olduğunu dile getiren Stockford, gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik davaların kültürel kayıp olduğunu belirtti. Türkiye’de çok sesli bir medya görmek istediklerini ifade eden Stockford, kaliteli bağımsız gazeteciliğin Türkiye’ye gelmesi ve desteklenmesini istediklerini aktardı.

    “SEGBİS BİR İNSAN HAKKI İHLALİ”

    Takip ettikleri basın davaların özellikle Kürt muhabirlerin duruşmalara SEGBİS’le bağlandığını dile getiren Stockford, “Savunma özgürlükleri ellerinden alınıyor. Hiçbir zaman mahkemeye getirilmiyorlar. Biz haksızlık olarak görüyoruz bunu. SEGBİS bir insan hakkı ihlalidir. Çünkü yasal güvence altına olan insan hakları ihlal ediliyor” dedi.

    Takip ettiği gazeteci Nedim Türfent davasından örnek veren Ztockford, “Nedim Türfent Kürtçe konuştuğu için mahkemeye getirilmedi. Tercüman da iyi değildi ses kaydı da iyi değildi. Kendi dilinde kendisini ifade edemedi SEGBİS yüzünden” diye ifade etti.

    “ADALET BAKANLIĞI SEGBİS’E 24 MİLYON LİRA HARCAMIŞ”

    Türkiye’de son 5 yılda SEGBİS’in 20 kat arttığını ve Adalet Bakanlığı’nın SEGBİS’e 24 milyon lira harcadığını söyleyen Stockford, SEGBİS’in tanığın hasta olması gibi zorunlu durumlarda kullanılabileceğini ancak her duruşma için kullanılmasının hak ihlali olduğunu aktardı.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla 20 bin 539 soruşturma

    ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla 20 bin 539 soruşturma

    ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçunda 15 Temmuz darbe girişimi sonrası artış yaşandı. Hukukçular, böyle bir suç tanımının olmaması gerektiğini düşünürken Türkiye’de sayının bu kadar fazla olmasını ‘absürt’ olarak değerlendiriyor.

    DW Türkçe’den Burcu Karakaş’ın haberine göre, hukukçular bu suç tanımlamasının yeni olmadığını söylerken, böyle bir tanımlamaya gerek olmadığını da vurguluyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Yaman Akdeniz, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçunun çok fazla kullanılmadığını söyleyerek, “Esas artış 2014 yılında yani Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra yaşandı” diyor.

    Hukukçu Kerem Altıparmak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu söylüyor. “İçtihada göre, devlet başkanını bile istisnai yasayla koruyamazsın” diyen Altıparmak, Türkiye’de mahkemelerin bu içtihadı dikkate almadığını ifade ediyor.

    Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ diye bir suç tanımının olmaması gerektiğini düşünüyor. Türkiye’de bu suçlama nedeniyle insanların tutuklandığını hatırlatan Gardner, devlet görevlilerinin eleştiriye açık olması gerektiğini söylüyor. “Avrupa’da benzer suç tanımları var ama hiçbir ülkede Türkiye’deki gibi kullanılmıyor. Burada absürt bir şekilde senede binlerce dava açılıyor” diyor.

    CUMHURBAŞKANINA HAKARETTEN YARGILANANLAR

    Darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen akademisyen Cenk Yiğiter, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla ceza alan isimlerden biri… Eski bir öğrencisinin ihbarı üzerine hakkında dava açılan Yiğiter, 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Yiğiter’in “Eskiden reis deyince aklıma ilk Temel Reis gelirdi ama şimdi yavşağın biri geliyor” ifadesinin yer aldığı sosyal medya paylaşımını, “Cumhurbaşkanına hakaret” olarak değerlendirdi. Gerekçeli kararda, “Türk örf ve adetlerine göre hakaret ifadesi olarak kabul edilen ‘yavşak’ kelimesinin bulunduğu paylaşımla Cumhurbaşkanına karşı hakaret suçunun işlendiği” belirtildi. Karar onanırsa, ihraç edilen akademisyen cezaevine girecek.

    Yiğiter’in avukatı Ayşen Akçam Senem, “Reis” kelimesinin Türkiye’de yaygın lakaplardan biri olduğunu dile getirerek, “Müvekkilimin bu suçlamayla yargılanması abesle iştigal. Paylaşımın hiçbir yerinde Cumhurbaşkanına yönelik bir ifade yok” diyor. Cenk Yiğiter ise mahkemenin kararında hükümet karşıtı olmasının etkili olduğunu düşünüyor: “Paylaşımda Cumhurbaşkanını kastettiğimi gösteren delil yok. Hâkim bu sonuca nasıl vardı? Hukukta olmayan bir usulle: Niyet okuma.”

    Güvenlik nedeniyle ismini değiştirdiğimiz Ahmet’in evi, 2015 yılında “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle polis tarafından basıldı. Baskında, Erdoğan’ın da resminin bulunduğu “Parlamentarist Haydutlar” ile yine Erdoğan’ın resminin bulunduğu “God Save the Queer” (Tanrı Homoseksüelleri Korusun) yazılı posterlere el konuldu. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından dava açılan Ahmet’e, 10 ay hapis cezası verildi. Ahmet’in avukatı Davut Erkan, kararın hukuksuz olduğunu söylüyor: “Hâkimler, Cumhurbaşkanına hakaret söz konusu olduğunda hukuktan uzak kararlar veriyorlar. Cumhurbaşkanının rahatsız olacağı bir beyan varsa mahkûmiyet kararı veriyorlar. Ayrıca, mesleki kariyerleri açısından tehlike gördükleri için Erdoğan aleyhine karar veremiyorlar.”

    GAZETECİLER DE YARGILANIYOR

    “Cumhurbaşkanına hakaret” konulu davalarda, gazeteciler de yargılanıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Örgütü’nün verilerine göre, bugüne kadar 53 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı verildi. RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, “Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu raporlarının ‘Yürürlükten kaldırın’ tavsiyelerine rağmen kaldırılmayan bu madde, Türkiye’de “otoriterliğin sembollerinden birisi” diyor.

    Cumhurbaşkanına hakaret ettiği suçlamasıyla ceza alan gazetecilerden biri, Onur Erem… Erem’in, sol görüşlü Birgün gazetesinde 2015’te “Google da biliyor: Hırsız, katil AKP ve Erdoğan” başlığıyla bir haberi yayımlandı. Haberde, arama motoru Google’da “hırsız” ve “katil” kelimeleri aratıldığında otomatik tamamlama özelliği ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’yi önerdiği yer alıyordu.

    Gazeteci Erem, başlık ve haber içeriğinin hakaret kastı taşıdığı gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Erem’e verilen ceza daha sonra 10 bin 500 lira para cezasına çevrildi.

    SİYASİLER

    Siyasetçiler de sıklıkla “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması nedeniyle hâkim karşısına çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsen en çok dava açtığı siyasetçilerden biri, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Lideri Kemal Kılıçdaroğlu… Erdoğan’ın ayrıca, halen tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında da kendisine hakaret ettiği gerekçesiyle açtığı dava bulunuyor. (HABER MERKEZİ)

  • Kasım ayında 2 gazeteci darp edildi; 10 gazeteciye 39 yıl hapis cezası verildi

    Kasım ayında 2 gazeteci darp edildi; 10 gazeteciye 39 yıl hapis cezası verildi

    Eski CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, iktidarın gazetecileri nefes alamaz hale getirdiğini söyledi. Medyada yaşanan hak ihlalleri raporunun kasım ayına ilişkin verilerini açıklayan Yarkadaş, raporunu ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’dan kovduğu CNN Muhabiri Jim Acosta’ya ithaf etti.

    Gazetecilerin dünyanın her yerinde iktidarların hedefi olduğunu belirten Eski CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, “Devletleri yönetenler, gerçeğin kendilerine hatırlatılması ve halka anlatılmasından nefret ediyorlar” dedi.

    Türkiye’deki iktidarın temsilcilerinin de bu anlayışın bir parçası olduğunu belirten Yarkadaş, “Elimdeki veriler bunun en somut göstergesi. Türkiye’de görev yapan gazeteciler kasım ayında da baskıya maruz kaldı, gözaltına alındı ve tutuklandı” ifadesini kullandı.

    Medyada yaşanan hak ihlalleri raporunun kasım ayına ilişkin verilerini açıklayan Yarkadaş, “Türkiye’de yayımlanan tüm gazete ve dergiler, Turkuvaz Dağıtım’a mecbur bırakıldı. Yay – Sat’ın kapanması ve Turkuvaz Dağıtım’ın tekel haline gelmesi, medya açısından ciddi bir riski de beraberinde getiriyor” dedi. Yarkadaş, medyada yaşanan hak ihlallerini ise şöyle dile getirdi:

    “2018 yılının kasım ayında, 1 gazeteci ifade verdi, 29 gazeteci hakim karşısına çıktı. 6 gazeteci gözaltına alındı, 3 gazeteci tutuklandı, 10 gazeteciye ise 39 yıl 11 ay hapis cezası verildi. 1 gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı, 2 gazeteci hakkında ise dava açıldı. 2 gazeteci ise hakarete uğradı ve darbedildi. 1 gazetecinin konuk olacağı söyleşi engellendi. 1 yönetmen gözaltına alındı. 28 değişik haberin yayımlandığı 170 sitedeki haberlere mahkeme kararıyla erişim engeli konuldu. 1 habere yayın yasağı konuldu. ANKA Haber Ajansı ekonomik kriz yüzünden kapandı. 1 gazete 18 bin lira tazminat ödemeye mahkum edildi. 1 gazeteye 100 bin liralık dava açıldı.”

    (HABER MERKEZİ)  

  • Gazetecilere verilen 9 yıl 9 ayı bulan hapis cezaları onandı

    Gazetecilere verilen 9 yıl 9 ayı bulan hapis cezaları onandı

    Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları ve yazdıkları yazılar nedeniyle 5 gazeteciye verilen toplam 9 yıl 9 ayı bulan hapis cezaları, İstinaf Mahkemesi’nce onandı. 

    Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları ve kaleme aldıkları yazılar gerekçesiyle 5 gazeteci hakkında “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davada verilen cezalar, itiraz üzerine taşındığı İstinaf Mahkemesi’nce onandı.
    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda 16 Ocak 2018’de verilen kararda gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan Hüseyin Aykol’a 3 yıl 9 ay, Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni olan Ayşe Düzkan ve Ragıp Duran ile birlikte gazetenin yazarları olan Hüseyin Bektaş ve Mehmet Ali Çelebi’ye 1 yıl 6’şar ay hapis cezaları verilmişti.
    Dava sanığı gazetecilerden bazıları savunma yapmamış olmalarına ve avukatların savunma için ek süre talep etmesine rağmen mahkeme heyeti süre vermeyip, söz konusu cezaları vermişti.
    CEZALAR ONANDI
    Verilen bu cezaların ardından gazetecilerin avukatları İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’ne itiraz başvurusunda bulunmuştu.
    Başvuruyu değerlendiren mahkeme, yerel mahkemenin gazetecilere verdiği cezalarda hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetti. Delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerinin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezalarının kanuni bağlamda uygulandığını savunan İstinaf Mahkemesi, başvuruların esastan reddine karar vererek, verilen cezaları onadı.
  • Gazeteciler tutuklu meslektaşlarının serbest bırakılmasını istedi-VİDEO

    Gazeteciler tutuklu meslektaşlarının serbest bırakılmasını istedi-VİDEO

    PİRHA- Gazeteciler, İstanbul Bakırköy Cezaevi önünde tutuklu meslektaşlarının yaklaşan davalarına dikkat çekerek serbest bırakılmalarını istedi. 

    ETHA muhabirleri İsminaz Temel, Pınar Gayıp, Semiha Şahin, Özgürlükçü Demokrasi gazetesi çalışanları Hicran Ürün, Reyhan Hacıoğlu, İhsan Yaşar, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi ile birlikte toplam 14 gazeteci bu hafta ikinci kez hakim karşısına çıkacak.

    İlki 29 Kasım Perşembe günü İsminaz Temel’in, 5 Aralık günü Pınar Gayıp ve Semiha Şahin’in ve 6 Aralık Perşembe günü Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanlarının duruşması görülecek.

    Tutuklu meslektaşları için İstanbul Bakırköy Cezaevi önünde bir araya gelen gazeteciler, tutuklu meslektaşlarının gelecek hafta görülecek duruşmalarına katılım çağrısı yaptı.

    Bakırköy L Tipi Kadın Kapalı Cezaevi önünde yapılan basın açıklamasına Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyeleri de destek verdi. “Gazetecilik suç değildir tutuklu gazetecilere özgürlük” pankartını açan gazeteciler “Özgür basın susturulamaz” sloganlarının atıldığı eylem polis ablukası altında gerçekleşti.

    Eylemde ilk konuşmayı yapan Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu üyesi Safiye Alağaş, “Biz tutuklu arkadaşlarımız için açıklama yaparken, gözaltına alınan Yeni Yaşam gazetesi çalışanı 7 arkadaşımızın bugün savcılık ifadeleri alınacak. Biz bu arkadaşlarımızın da tutuklu arkadaşlarımızın da serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi. Gazetecilerin gerçekleri yazdıklarından dolayı tutuklandığına dikkat çeken Alağaş, gazetecilerin iktidar gibi düşünmek zorunda olmadığını ancak gerçekleri açığa çıkarmak gibi bir zorunluluğu olduğunu söyledi.

    “BEDEL YİNE GAZETECİLERE ÖDETİLİYOR”

    Basın açıklamasını okuyan Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu Üyesi Kevser Özkaynak, gazetecilerin ve gazetecilik mesleğinin adeta terbiye edilmeye, gerçeklerin sesinin şiddet ve baskı yoluyla susturulmaya çalışıldığı bir dönemden geçildiğini söyledi. Özkaynak şöyle devam etti: “Haber yapmamız, soru sormamız, görüntü çekmemiz, hatta yaptığımız haberleri paylaşmamız bile suç sayılıyor, hakkımızda davalar açılıyor. Gazetecilerin ortaya çıkardığı gerçekler karşısında sorumluların yargılanması gerekirken bedel yine gazetecilere ödetiliyor.”

    “GAZETECİLİKLERİNİN TANIĞIYIZ”

    Tutuklu meslektaşları için Bakırköy L Tipi Kapalı Cezaevi önünde bir araya geldiklerini dile getiren Özkaynak, arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Birlikte haber takibi yaptıkları arkadaşlarının gazeteciliklerine tanık olduklarını belirten Özkaynak, “Ürettikleri haberler, çektikleri fotoğraflar da bunun kanıtıdır. Öyle ki, bu haber ve fotoğraflar dava dosyalarına dahi girmiştir. O dosyaları hazırlayan savcılar da arkadaşlarımızın haberlerine en az bizim kadar tanıktır” dedi.

    GAZETECİ EVREN DE HAKİM KARŞISINA ÇIKACAK

    Diyarbakır’da gözaltına alınarak tutuklanan gazeteci Kibriye Evren’in de ilk kez 6 Aralık’ta hakim karşısına çıkacağını söyleyen Özkaynak, “Evren, bir gizli tanığın ihbarıyla gözaltına alınıp tutuklandı. Evren’in de serbest bırakılmasını istiyoruz” diye konuştu.

    TUTUKLU GAZETECİ TEMEL: MÜCADELEMİZ SÜRECEK

    Açıklamanın ardından tutuklu ETHA muhabiri İsminaz Temel’in gönderdiği mesaj okundu.

    Temel’in mesajında şu ifadeler yer aldı:

    “Sevgili dostlar, değerli meslektaşlarım; şimdi sizinle aynı gökyüzüne bakıyorum. Çünkü sesiniz hep sesim oldu, yürekleriniz yüreğimin atışını güçlendirdi. Bir yılı aşan mahpusluğumda inceliğin en değerlisi olan dayanışmayla yanımda oldunuz. Sonsuz sevgiler, iyi ki varsınız! Gözaltı, tutuklama ve baskılarla gazeteciliğin hedef alındığı bu ülkede, onurlu gazetecilik ve özgür basın geleneği bedellerle bugüne geldi. ‘Öyle basın masınla olmaz’ diyen tüm zihniyetler karanlık iktidarlarını inşa etmek için önce gazetecileri hedef aldı. Bugün yaşanan süreç bunun açık özetidir. Ancak dünden bugüne yaşanan baskı ve zora rağmen gerçeğin izinden giden gazeteciler de susmadı, susturulamadı. Tek birimiz dahi hapiste kalmayana dek, baskı ve zor sona erene dek mücadelemizi sürdüreceğiz. İçeride ya da dışarıda. Özgürlüğümüzün de, umut dolu geleceğimizin de teminatı mücadelemizdir. 29 Kasım’da görüşmek ve bu kez sarılmak umuduyla. Hepinizi dostlukla kucaklıyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazetecilere dönük hak ihlalleri ekim ayı raporu: 15 gözaltı, 42 yargılama, 1 ölüm

    Gazetecilere dönük hak ihlalleri ekim ayı raporu: 15 gözaltı, 42 yargılama, 1 ölüm

    PİRHA- 172 basın mensubunun tutuklu bulunduğu Türkiye’de gazetecilerin baskı ve tehdit altında çalıştıklarını belirten ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan, Ekim ayında 1 gazetecinin öldürüldüğü, 15 gazetecinin gözaltına alındığı ve 1 gazetecinin ise tutuklandığını söyledi. 

    Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), gazetecilere yönelik hak ihlallerini içeren Ekim ayı raporunu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesinde açıkladı. Raporun Türkçesini ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan, Kürtçesini ise Gazeteci Roza Metina okudu. Boltan, 2 Ekim’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda yaşanan Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini kınayarak, suçluların ve suç ortaklarının derhal yargı önüne çıkarılmasını talep etti.

    KAŞIKÇI CİNAYETİ 

    Gazeteci Kaşıkçı’nın katilleri bilinmesine rağmen uluslararası çelişki ve çatışmanın gölgesinde tam bir muammaya dönüştürüldüğünü belirten Boltan, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Elimizde belgeler yok değil. Acele etmiyoruz, zamanı gelirse açıklarız” sözlerini hatırlatarak, hükümetin bir an önce Kaşıkçı cinayetinde kamuoyunu aydınlatacak idari ve hukuki açıklama yapması gerektiğini kaydetti.

    “KADRİ BAĞDU CİNAYETİNDE BİR ARPA BOYU YOL ALINMADI”

    Ekim ayında gazetecilere yönelik gerçekleştirilen baskı ve katliamlara dikkat çeken Boltan, yaşamını yitiren gazetecileri andı. Boltan, Adana’nın Seyhan ilçesinde 14 Ekim 2014’te bisikletle gazete dağıtımı yaptığı sırada silahlı saldırıya uğrayan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Azadiya Welat Gazetesi çalışanı Kadri Bağdu cinayetini hatırlatarak, “Bağdu cinayetinde hala bir arpa boyu yol alınmamış olmasını bir kez daha kınıyoruz. DAİŞ’li Servet Koç’un itiraflarına rağmen Bağdu cinayetinin aydınlatılmamış olmasını siyasal perspektifin bir engeli olarak görüyoruz. Yine 29 Ekim’de özgür basın çalışmalarına uzun yıllar emek veren Mamoste Kadri Kaya’yı amansız bir hastalık sonucu kaybettik. Değerli meslektaşımız Kadri Kaya’ya Allahtan rahmet, acılı ailesine, özgür basın emekçilerine ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz” dedi.

    “GAZETECİLER TEHDİT ALTINDA”

    Yine, gazetecilere ve basın kuruluşlarına yönelik keyfi tutumlar, kesilen idari ve hukuki cezaların kangrene dönüştüğünü vurgulayan Boltan, “Muhalif medya uydu üzerinden yayın yapmak için frekans alamıyor ve yayın yapamıyor. Kâğıda gelen fahiş zamlardan kaynaklı yazılı basında her geçen gün bir yenisi kapanıyor. Gazeteciler üzerinde cezai işlemler pervasızca uygulanıyor. Kimi gazeteciye ‘adli kontrol şartı’ konularak yazmasını engellenirken, kimisi de para cezaları ile yıldırılmaya çalışılıyor. Birçok gazeteci mahkeme kapılarında süründürülmeye devam ediliyor. Tutuklanan meslektaşlarımız dışarıda çalışanlar üzerinde bir tehdit olarak gösteriliyor. Her türlü zorluğa rağmen çalışmalarını sürdüren gazeteciler ise, her an evinin ve çalıştığı işyerinin basılması tehdidi altındadır” diye konuştu.

    15 GÖZALTI, 42 YARGILAMA, 1 ÖLÜM

    Ekim ayında Türkiye’de tutuklu bulunan gazeteci sayısının 172 olduğuna işaret eden Boltan, bu ay içnde 15 gazetecinin gözaltına alındığı, 1 gazetecinin tutuklandığı, 1 gazeteci hakkında dava açıldığı, 42 gazetecinin yargılandığı, 5 gazeteciye 12 yıl, ay, 27 gün hapis cezası verildiği, 1 gazetecinin öldürüldüğü, 1 gazetecinin sürgün edildiği, 2 gazetecinin tahliye edildiğini ve 6 gazetecinin işine son verildiğini açıkladı. (HABER MERKEZİ)

  • Basın emekçileri tutuklu meslektaşları için cezaevi önünde balon uçurdular – VİDEO

    Basın emekçileri tutuklu meslektaşları için cezaevi önünde balon uçurdular – VİDEO

    PİRHA – Özgür basın emekçileri Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi önünde tutuklu meslektaşlarının serbest bırakılması için balon uçurdu. Yapılan açıklamada 10 ve 12 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde görülecek davaya katılım çağrısında bulunuldu. 

    Gazeteciler, Etkin Haber Ajansı’ndan Pınar Gayıp ve Semiha Şahin ile Özgürlükçü Demokrasi’den Reyhan Hacıoğlu ve Hicran Ürün’ün gelecek hafta gőrülecek duruşmalarına çağrı yapmak için Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde  basın açıklaması yaptı.

    “Gazetecilik suç değildir tutuklu gazetecilere őzgürlük” yazılı pankartın açıldığı eylemde ilk olarak Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın Komisyonu’ndan Gülfem Karataş, kadın gazetecilerin basın őzgürlüğü konusunda kararlı durus sergilediklerini belirtti.

    “HER ZAMAN GAZETECİLERİN YANINDA OLACAĞIZ”

    Daha sonra HDP Milletvekili Züleyha Gülüm söz aldı. Gerçeği açığa çıkarmak isteyen,  iktidara karşı söz söyleyen herkesine yargılandığı bir dönemden geçtiğini belirten HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm,  “Gazeteci arkadaşlarımız gerçekleri açığa çıkarmak için haber yaptılar. Gazetecinin tutuklanması sadece onun baskı altına alınması değildir. Halkın haber alma hakkının engellenmesi anlamına geliyor. Gazetecilerin bu kadar çok baskı altına alınmasının sebebi de onların halka gerçekleri aktarıyor olmasıdır. Biz her zaman gazetecilerin yanında olacağız. Onlar da gerçekleri yazmaya devam edecekler” ifadelerini kullandı.

    “HAKSIZ BİR ŞEKİLDE TUTUKLANDILAR”

    Son olarak ise gazeteci Taylan Öztaş basına açıklamayı yaptı. Nisan ayından beri Etkin Haber Ajansı editörleri Pınar Gayıp ve Semiha Şahin ile Özgürlükçü Demokrasi’den editörü Reyhan Hacıoğlu ve Hicran Ürün, Bakırköy Kadın Cezaevi’nde tutulduğu belirtilen açıklamada, “Arkadaşlarımız, aylar önce bir gece evlerine yapılan baskınla haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alındı ve tutuklandı. Meslektaşlarımızın, iddianamelerine baktığımızda haberleri suç unsuru olarak gösteriliyor. Biz, arkadaşlarımızın gelecek hafta görülecek olan duruşmalarda, serbest bırakılacağını, bu hukuksuz tutuklamanın biran önce sona ereceğini umuyoruz. Umuyoruz ve istiyoruz ki arkadaşlarımız, meslektaşlarımız biran önce haberlerine ve sokaklara yeniden kavuşsun” denildi.

    Açıklamada 10 ve 12 Eylül’de ETHA ve Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanlarının Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ndeki 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne görülecek davasına katılım çağrısı yapıldı.

    Daha sonra eyleme katılanlar ellerindeki balonları havaya uçurdu.  Eylemde  “Özgür basın susturulmaz!” sloganları atıldı.

  • Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu-VİDEO

    Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu-VİDEO

    PİRHA – Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri ‘Barış’ temasıyla sahiplerine verildi. 

    Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri sahiplerini buldu. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen ödül törenine Barış Anneleri, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, avukat Eren Keskin, oyuncu Nur Sürer, Pir Haber Ajansı’ndan Turabi Kişin,  CHP Milletvekili Zeynep Altıok, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.

    Ödül töreni hayatını kaybeden insan hakları savunucuları için bir dakikalık saygı duruşu alkışlar eşliğinde başladı.  Daha sonra Ayşenur Zarakolu için hazırlanan sinevizyon gösterildi.

    “EN ÇOK YASAKLANAN SÖZCÜK BARIŞ”

    Ödül töreninde konuşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, düşünce ve ifade özgürlüğünün en çok ihlal edilen bir alan olduğunu ve barış sözcüğünün de en çok yasaklanan sözcük olduğunu söyledi. Yoleri, bunun  için bu seneki ödülün adına düşünce ifade özgürlüğü ve barış ödülü denildiğini kaydetti.

    “ÇOCUKLAR ÖLMESİN DEMEYE DEVAM EDECEĞİM”

    “Çocuklar ölmesin” sözüyle tanınan öğretmen Ayşe Çelik ödül aldı.  Ödülünü oyuncu Nur Sürer’in elinden alan Çelik “Çocuklar ölmesin demenin sonucu buraya varmış.  Erken doğum yaptım.  Çok sevdiğim mesleğimden oldum. Yaşadığım yerden ayrılmak zorunda kaldım.  Sözlerimin arkasındayım. Dili, rengi ne olursa olsun çocuklar ölmesin.  Demeye devam edeceğim.

    “BARIŞ DEMEK KURŞUNUN KENDİNE DÖNMESİ DEMEK”

    İkinci ödül ise HDP’nin cezaevinde bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş aldı. Salonda zılgıtlar yükselirken ödül alanların kısa geçmişleri okundu. Demirtaş adına ödülü Barış Anneleri aldı. Kürtçe yapılan konuşmada şunlar belirtildi: “Türkiye’de barış demek çok zor bir durum. Barış demek kurşunun kendisine dönmesi demek.  Barış mücadelesi çok zor bir mücadelede.  Bu mücadeleyi yürütenlerden anlıyoruz. Barış ödülünü veren kişilere teşekkür  ediyoruz. Selahattin ve diğer tutsaklara selamlarımızı söylüyoruz.

    Cezaevinde bulunan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu adına ödülü Özlem aldı. Hamzaoğlu’nun mesajı okundu. Mesajda “Ben yüreğindeki insanlık sıcaklığını söndürmemek için doğruyu savunan bir insanım” denildi.

    “GÖRÜLMEYENİ GÖSTERMEYE DUYULMAYANI DUYURMAYA KARARLIYIZ”

    Gazeteciler adına ödülü alan Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, “Cezaevlerinde düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için gazeteciler, öğrenciler, milletvekilleri, akademisyenler var. Onların moralleri iyi. Çünkü  biliyorlar ki haklılar.  Kazanacağız. Cumhuriyet Gazetesi çalışanları olarak görülmeyeni göstermeye duyulmayanı duyurmaya kararlıyız. Bedeli ne olursa olsun” dedi.

    Tutuklu avukatlar adına Sezin Uçar’a ödül verildi. Uçar adına ödülü alan avukat Gülhan Kaya şunları söyledi: “Bir taraftan savumanlık  yapıyoruz bir taraftan sanık oluyoruz. Bu ödülü bütün tutuklu avukatlar adına alıyorum.”

     İnsan Hakları Derneği (İHD) Bitlis Şubesi eski yöneticisi Hasan Ceylan adına ödülünü alan Maşallah Ceylan, “Hasan Ceylan dışarıda olsaydı Silopi ve Cizre’de bodrumlarda katledilenler adına alırdı bu ödülü” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİ YAZMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Özgür gündem adına Sadiye Eser ödülü Pir Haber Ajansı Haber Müdürü Turabi Kişin’in elinden aldı. Eser, “Bütün alanlarda hak ihlali olmakla beraber en çok baskıya özgür basın maruz kaldı. Ape Musa’nın bıraktığı kalemi devralan gazeteciler olarak hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    Boğaziçili öğrenciler tutuklu arkadaşlarının ismi yazılan tşörtleri giyerek ödülleri arkadaşlarının adına aldılar. (HABER MERKEZİ)

     

  • Bu defa gazeteciler seslendi- VİDEO

    Bu defa gazeteciler seslendi- VİDEO

    PİRHA- Açıklamaları takip eden gazeteciler şimdi kameraların önüne geçti ve tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Yıllarca bu meydanlarda haber takibi yapan, gözaltına alınan, haber verme hakkının kimi zaman gasp edilen İstanbul Özgür Basın Platformu üyesi gazeteciler, bugün bu görevlerinin nasıl tutsak edildiğini anlattı.

    Gazeteciler bu defa İstanbul Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Annelerinin eylemi takip ettikten sonra kamera ve fotoğraflarını bırakıp açıklama alanında yerini aldı. Tutuklanan meslektaşları için bir araya gelen gazeteciler, “Tek tipleştirmek istediğiniz gazeteciler olmayacağız” dedi.

    İstanbul Özgür Basın Platformu’nun gerçekleştirdiği eyleme Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), İnsan hakları savunucuları, Cumartesi Anneleri ve çok sayıda kişi destek verdi. “Tutuklu gazetecilere özgürlük” pankartı açılarak “Gazetecilik suç değildir” ve “ Basın susturulamaz” dövizleri ve tutuklu gazetecilerin fotoğrafları taşındı. taşındı. Açıklamada sık sık “Haber alma hakkımız engellenemez”, “Tutsak gazeteciler serbest bırakılsın”, “Özgür basın susturulamaz” ve “Susma haykır özgür basın vardır” sloganları atıldı.

    “TÜRKİYE TEK ADAMDAN DAHA BÜYÜKTÜR”

    İlk sözü alan TGS Genel sekreteri Mustafa Kuleli, “Türkiye karanlık günlerden geçiyor. Her gün arkadaşlarımız gözaltına alınıyor. Böyle koşullarda baskın seçime gidiyoruz” dedi. “Eğer özgür basın yoksa, medyada çeşitlilik yoksa demokratik ve özgür bir seçim ortamından bahsetmemiz mümkün değildir” diyen Kulleli, “Türkiye tek ses tek renge sığmaz. Türkiye tek adamdan daha büyüktür. Özgür basının neferleri olarak bunları söylemeye devam edeceğiz” diyerek tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi.

    “HAPİSTE YATAN GAZETECİLER HALKI”

    Özgür Gazeteciler İnisiyatifi Başkanı Hakkı Boltan da “Türkiyede gazeteciler şuan konuşmuyor. Sesiz ülkede yaşayan ülkenin vatandaşları olarak başlı başına eylemdeyiz. Sesizliğimizle onları protesto ediyoruz” diye belirtti. Gazetecilerin her zaman bir ülkenin temsilcileri olduğunu sözlerine ekleyen Boltan, “Gazeteciler susturulunca ülke susturulmuş oluyor. Ve biz de şu anda hapiste yatan gazeteciler halkıyız” dedi. Boştan “200 gazeteci tutuklu. 200 gazeteciyi tutan ülkeyi zindan ülkesi olarak ifade etmek gerekiyor” diyerek gazetecilerin özgürlüğünü talep etti. Boltan, toplumun sesini bu sessizliğe çıkarması gerektiğini vurguladı.

    “GERÇEK İLE TOPLUM ARASINDAKİ BAĞI KOPARMAK İSTİYORLAR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de “Bizler cumartesi anneleri ve insan gakları savunucuları olarak gazetecilere yönelik baskının üzüntüsünü ve öfkesini yaşıyoruz” dedi. Gazetecilerin tutuklanmasını ve gazetelerin kapatılmasını hatırlatan Yoleri, “Baskının asıl nedeni gerçeğin toplumla buluşmasını engellemektir. Bizler biliyoruz gerçek ile toplum arasındaki bağı koparmak istiyorlar. Biliyorlarki toplum ile gerçek koparılırsa daha iyi yönetilirler” diye konuştu. Düşünce ve ifade özgürlüğüne sadece gazetecilerin ihtiyacının olmadığını dile getiren Yoleri, “Gazeteci arkadaşlarımızı bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Gerçeği bilmek istiyoruz gerçeğin bizden saklanmasını istemiyoruz” dedi.

    “TEK SUÇLARI GAZETECİLİK”

    Gazeteciler adına basın açıklamasını yapan TGS Kadın Komisyonu Üyesi Seyhan Avşar, basına yönelik baskıların her geçen gün artış gösterdiğine dikkat çekti. Türkiye Cezaevlerinde bulunan tutuklu gazeteci sayısının 180’e ulaştığını hatırlatan Avşar, “Tutuklu bulunan gazetecilerin özgürlüğüne kavuşması için alanlarda mücadele ederken, her gün yeni bir meslektaşımızın tutuklanmasına tanıklık ediyoruz. Geçtiğimiz haftalarda önce Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne ve Gün Matbaası’na TMSF tarafından el konularak, çalışanlarının evlerine polis baskın düzenlendi. Günlerce gözaltına tutulan 30’a yakın arkadaşımız daha sonra çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı” diye belirtti.

    Avşar, tutuklu arkadaşlarının tek suçlarının gazetecilik olduğunu ve bunun ifadelerinde sorulan sorulardan da anlayabildiklerini söyledi.

    “SUSMAYACAĞIZ”

    “Şunu çok iyi biliyoruz ki tutuklanan gazeteciler gerçeklerin karanlıkta kalmaması için mücadele eden, özgür basın geleneğinin birer parçasıydılar” diyen Avşar, “Gazetecileri gözaltına alarak ve tutuklayarak bu gelenekten koparamayacaksınız. Arkadaşlarımızın özgürlüğünü gasp etmiş olabilirsiniz ama biz onların bıraktığı yerden bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Hiçbir güç gerçeklerin üzerini örtmeye ve boyamaya yetmeyecektir. İçeride, dışarıda nerede olursak olalım sokakların sesi olacağız. Biz dışarıda kalan ve mesleğimize, emeğimize, gerçeklere sahip çıkan gazeteciler olarak meslektaşlarımızın neden tutuklandığını, özgürlüklerinin neden gasp edildiğini biliyoruz. Özgür basının neden susturulmak istendiğini biliyoruz ama herkes çok iyi bilmelidir ki susmayacağız” diye ifade etti.

    “TEK TİPLEŞMİŞ GAZETECİLER OLMAYACAĞIZ”

    Gerçekleri savunmanın suç olmadığını sözlerine ekleyen Avşar, “Tek tipleştirmek istediğiniz gazeteciler olmayacağız. Ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, dili, dini, kültürü yasaklanan herkesin, çocukların, kadınların, işçilerin, emekçilerin sesi olmayı sürdürecek ve baskılara boyun eğmeyeceğiz. Az önce bu meydanda çocuklarının, abilerinin, babalarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin sesi olmaya devam edeceğiz” diye belirtti. Avşar, halkın haber alma hakkına ve arkadaşlarının haber yapma hakkını savunmaya devam edeceklerini dile getirdi. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Etkin Haber Ajansı’nın 3 çalışanı gözaltına alındı

    Etkin Haber Ajansı’nın 3 çalışanı gözaltına alındı

    PİRHA –  Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanı 3 kişi gece evlerine düzenlenen baskınla gözaltına alındı.

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Semiha Şahin ve muhabirleri Pınar Gayıp ile Adil Demirci gece saatlerinde evlerine düzenlenen baskınla gözaltına alındı.

    Demirci’nin Almanya’da yaşadığı ve tatil için İstanbul’a geldiği öğrenildi. Birkaç gündür İstanbul’da bulunan Demirci’nin kaldığı evden alındığı belirtildi.
     Gözaltına alınan ETHA çalışanlarının hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları ise öğrenilemedi.
    AGİF SERBEST BIRAKILMASINI İSTEDİ
    Avrupa Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), ETHA muhabiri Adil Demirci’nin serbest bırakılması için yazılı açıklama yaptı. AGİF, “Türkiye ve Almanya vatandaşı ve Almanya’da sosyal bilimci olarak çalışan ve göçmenlerin eşit sosyal ve siyasal hakları için mücadele yürüten Adil Demirci için her türlü girişimde bulunacağız. Derhal serbest bırakılmadığı taktirde bu tutumu sokaklarda teşhir edeceğiz” dedi.
    (HABER MERKEZİ)