Etiket: gazi mahallesi

  • Gazi Mahallesi’nde Gaxan kutlaması!-VİDEO

    Gazi Mahallesi’nde Gaxan kutlaması!-VİDEO

    PİRHA- Yeni yılın habercisi olan Gaxan, DAD İstanbul Şube tarafından kutlandı. Lokmaların pay edildiği buluşmada, müzik dinletisi ve Gaxan kültürüne dair konuşmalar yapıldı.

    Alevi toplumunun kadim geleneği olan Gaxan bayramı, kutlanmaya devam ediliyor.
    Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şube tarafından yapılan Gaxan programı için sabah saatlerinde hazırlıklara başlandı.
    Evlerde pişirilen zirfetler, dernek binasına taşınarak yemeğe hazır hale getirildi.

    “DARDA OLANA EL UZATILIRDI”

    Baba Mansur Ocağı evlatlarından Pir Doğan Gülveren, Gaxan’ın bin senelik bir geçmişi olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:
    “Gaxan’ın amacı sosyal yardımlaşmadır, darda olan insanlara el uzatmaktır. Bizim coğrafyamızda kutlanan Gaxan’da evler dolaşılır, lokmalar alınırdı. Toplanan lokmalar da durumu iyi olmayan ailelere ulaştırılırdı. Tabii bu yardımlaşma, görünür şekilde yapılmazdı. Yani lokmalar pay ediliyordu. Son zamanlarda ise bu kültür biraz daha eğlenceye dönüştürüldü. Ama bu kültürü yaşatmak da çok önemli. Yeni yılın gelmesi sebebiyle de insanlar neşeyle, davul zurna ile Gaxan’ı karşılıyor.

    “GAXAN: BİRLİKTE ÜRETMENİN ADIDIR”

    DAD İstanbul Şube Eşbaşkanı Mevhibe Akdeniz, açılış konuşmasında Gaxan’ın tarihçesine değinerek şunları söyledi:
    “Gaxan; çocukların gülüşünde çoğalan umudu, yarının aydınlığını simgeler. Paylaştıkça bereketlenen lokmayı, dayanışmayla büyüyen sevgiyi hatırlatır bizlere. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; eşitliğin, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir yaşamdır. Bugün burada, bu umudu hep birlikte büyütüyoruz. Gaxan; kadın emeğinin, paylaşmanın ve birlikte üretmenin adıdır.
    Ocakta kaynayan aşta, uzanan elde, bölüşülen lokmada hayat bulur. Kadınların taşıdığı bu kadim bilgi ve emek, toplumu ayakta tutan en güçlü değerlerden biridir. Bugün bu değerleri yaşatmak ve çoğaltmak için bir aradayız. Gaxan; Alevi inancında rızalığın, lokmanın ve yol kardeşliğinin simgesidir.
    Yoklukta paylaşmayı, darda olana el uzatmayı öğretir. Bu kadim geleneği yaşatmak; geçmişimize sahip çıkmak, geleceğimizi korumaktır.
    Bugün bu bilinçle, bu inançla bir aradayız. Hızır cümle canın yoldaşı olsun.”

    “ARTIK BARIŞ OLSUN”

    Program kapsamında DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül de konuşma yaptı. Gaxan gibi kültürlerin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Gül, Kürtçe yaptığı konuşmasında “Gaxan, hepimizin hafızasında yer alıyor. Ancak bugün bizler aynı zamanda hüzünlüyüz. Kürt ve Alevi halkı, büyük bir savaş içerisinde. Bu sebeple süregiden bu saldırıları da kınıyorum. Umud ediyorum ki yeni yılda savaş olmaz. Artık yeter diyoruz. Umudumuz, yeni yılda barış olur. Xizir hepimizin yardımcısı olsun” dedi.

    Programın devamında İlhan Reçber, Vedat Sarıgül, Zeynep Sultan Arslan, müzik dinletisi yaptı.
    Ali Dursun Aldoğan ve Arzu Erdoğan da okuduğu şiirlerle programa renk kattı.

    Lokmaların dağıtılması ardından Gaxan kutlaması sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Emlakçının astığı ilan ‘Örgüt pankartı’, ailesine gönderdiği para ise ‘sakıncalı’ görüldü!

    Emlakçının astığı ilan ‘Örgüt pankartı’, ailesine gönderdiği para ise ‘sakıncalı’ görüldü!

    PİRHA –Gayrimenkul işi yaparken ‘Örgüt üyeliğinden’ tutuklanan Mecit Şahinkaya, telefondaki müşterisine “İlan pankartı asarsak süreç daha hızlı olur” önerisinde bulundu. Söz konusu diyalog, suç dosyasına örgütsel eylemmiş gibi yansıtıldı. Şahinkaya, geçmişte işlettiği kafe müşterilerinden İBAN yoluyla çay-kahve ücreti aldığı için de MASAK soruşturmasına takıldı.

    İstanbul’da, 30 Eylül 2025’te DHKP-C’ye yönelik operasyon kapsamında 14 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarılmıştı. Şüphelilerin, “Gazi Mahallesi Spor Kulübü” ile “Gazi Mahalli Alan Yapılanması” içerisinde faaliyet yürüttüğü iddia edildi.

    Yapılan ev baskınlarında 13 kişi gözaltına alındı. Sonraki süreçte beş kişi serbest bırakılırken 8 kişi de tutuklandı. Tutuklanan isimlerden birisi de Mecit Şahinkaya oldu. DHKP-C davası sebebiyle 7 Ekim 2009’da tutuklanan Şahinkaya, 17 Şubat 2024 tarihinde ise tahliye oldu. 13 Şubat 2025’te evlenip aile kuran Şahinkaya, yakın zamanda baba olacakken bir kez daha “Örgüt üyeliği” suçundan tutuklandı.

    EMLAKÇILIK FAALİYETLERİ, ÖRGÜTSEL EYLEM SAYILDI!

    Mecit Şahinkaya’nın eşi Sinem Gündüz Şahinkaya, tutuklamaya sebep olacak hiçbir gerekçenin olmadığını söyledi. İki yıldır birlikte olduklarını ve 15 gün sonra bebeklerinin dünyaya geleceğini belirten Şahinkaya, “Eşim emlakçılık yapıyordu. Kısa bir zaman önce de kafe işletiyordu. İşinde, gücünde bir insan. Müşterilerle telefonda konuşurken ‘İlan pankartını evinizin ön kısmına alırsanız daha etkili olur’ diyor. Bu pankart kısmı dosyaya kırpılarak bir tür eylemmiş gibi aktarılmış” diye konuştu.

    ÇAYIN ÜCRETİNİ İBAN İLE ALMAK SUÇ SAYILDI!

    Kendisi de basın çalışanı olan Sinem Gündüz Şahinkaya, eşine yöneltilen suçlamaların “saçma” olduğunu vurgulayarak şu bilgileri paylaştı:

    “Eşim, ailesine para yollamış. ‘Niye annene, kız kardeşine para yolladın?’ diye soruluyor. Yakın zamana kadar eşim kafe de işletiyordu. Sonrasında orayı devretti. O sürece dair, kimi müşteriler ödemesini İBAN ile yapmış. Kim İBAN’dan para yollamış hepsine bakmışlar. Burası Gazi Mahallesi… Örgütsel bir geçmişi olup ödemeyi İBAN ile yapan kim varsa dosyaya koymuşlar. Çayın, kahvenin, tostun parasından bahsediyoruz…

    15 gün sonra bebeğimiz dünyaya gelecek. Mahallede herkes, eşimi tanır, ne kadar iş kolik olduğu bilinir. Ev satan, kiralayan bir adam. Ama gel gör ki rahat bırakmadılar.”

    81 SAKINCALI MÜŞTERİ!

    Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından yapılan incelemelerde Mecit Şahinkaya’nın “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan işlem görmüş 7 şahıs ile para transferinde bulunduğu belirtiliyor. Sinem Gündüz Şahinkaya, kafeye gelip İBAN ile ödeme yapan çok sayıda müşteri olduğunun altını çizerek şu bilgileri paylaştı:

    “Eşim, işlettiği kafeyi, yapılan yazılı bir sözleşmeyle devretmişti. Sonuç olarak o kafenin bir devir ücreti var. Mecit’e gelen o para sebebiyle ‘O parayı neden sana göndermişler’ diye dosyaya eklediler. Mesela dosyada ‘Sezai’ diye biri var. Sezai, yıllar önce Mecit hapisteyken ailesine çok yardımcı olmuş. Sonra Mecit çıktıktan sonra Sezai, adli bir vakadan cezaevine giriyor. Bu sefer Mecit, ona yardımda bulunuyor. ‘Neden buna para yolladın?’ diyerek suç sayıyorlar.

    81 tane telefon görüşmesini bütünlüğünden kopararak dosyaya almışlar. Halbuki konuşmaların hepsi verilse durum anlaşılacak. Yani kırpıp kendilerine göre biçmişler. Bu adam 2 yıldır da evinde, yuvasında ve şimdi çocuk bekliyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PSAKD Sultangazi Şubesi: Hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz!

    PİRHA-Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümüne dair açıklamada bulunan PSAKD Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir” dedi.

    12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 30 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklamada bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sultangazi Şubesi ve Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, “Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz” dedi.

    Aktaş, Gazi Katliamı’nın 30’uncu yılı vesilesiyle yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    GAZİ MAHALLESİ, İKTİDARLARIN HEDEFİNE MARUZ KALAN BİR YER

    “12 Mart 1995 akşamı Alevilerin yoğun olarak gittikleri kıraathanelere, İsmetpaşa Caddesi boyunca ilerleyen bir taksinin içindeki tetikçiler tarafından otomatik silahlarla ateş açıldı. Onlarca insanın yaralandığı ilk saldırıda Halil Kaya isimli yaşlı bir insanımız hayatını kaybetti.  Egemen güçlerin “1000 operasyon yaptık’ dediği 90’lı yıllarda sistematik bu politikalardan payına düşeni fazlasıyla alan mahallede halkın kabaran öfkesi, 12 Mart akşamı kitlesel olarak sokağa çıkmasıyla karşılığını bulacaktı. Alevi hassasiyetinin diri, politik duyarlılığın güçlü olduğu ve kuruluşundan beri sol-demokratik muhalefetin varlık gösterdiği Gazi mahallesi, iktidarların çeşitli bahanelerle saldırganlığına maruz kaldı.

    YOK ETMEK İSTEDİKLERİ DAYANIŞMA BİLİNCİ, ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜ

    12 Mart 1995’e gelene kadar gözaltılar, gözaltında katledilmeler, işkence ve yaygın tutuklamalarla örülü çok yönlü saldırılara muhatap olan mahallede yılların getirdiği bir birikim söz konusuydu. Devleti zor araçlarıyla tanıyan, barınma, elektrik, su ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını imece usulü dayanışmayla sağlayan yoksul bu gecekondu mahallesinde halkın dağıtılamayan örgütlülük düzeyine cevap; sivil-resmi güçlerin birbirini koşullayan pratik üzerinden kullanıldığı katliamla verildi. Gazi halkı o gün haklı olarak saldırının ardından taranan kıraathaneler ile Cemevinin önünde toplanarak yaşanan kontrgerilla saldırısından egemen güçleri sorumlu tuttu. Tam da yok etmek istedikleri dayanışma bilinci ve kültürüyle yoğrulan halkın tepkisi 12 Mart akşamı ete kemiğe büründü, halk yaralarını sarmak için yan yana geldi. Sokağa çıkan insanlar ‘artık yeter’ diyor, katillerin kim olduğunu bilerek tepkisini dile getiriyordu.

    “MARAŞ’I, SİVAS’I DENEYİMLEYEN HALKIN MAHALLESİNİ SAVUNMAKTAN BAŞKA SEÇENEĞİ KALMAMIŞTI”

    12 Mart akşamı başlayan operasyonel yönelim sonrasında Susurluk kazası ile ortaya saçılan çete-polis-siyaset üçgeniyle birlikte değerlendirilmeli. Hiç kuşkusuz ki Gazi’de katleden Susurluk devleti, direnen halktı. Kontrgerilla saldırısının ardından cadde üzerinde toplanan mahalle halkına panzer ve resmi araçlardan açılan ateş sonucu Mehmet Gündüz’ün hayatını kaybetmesi gerçekleşen saldırıların organize olduğunun ilanıydı. Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını deneyimleyen Alevi halkımızın bu noktadan itibaren mahallesini savunmaktan başka bir seçeneği kalmamıştı. Süren katliamın son bulması, cenazelerin verilmesi, yaralıların tedavilerinin yapılması, sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve saldırı amaçlı mahallede bulunan kolluk kuvvetlerinin geri çekilmesini talep eden, mahallesini savunan halkın bu taleplerine verilen cevap; yeni Maraş’lar ve Sivas’lar yaratma tehdidiyle halkın daha çok kanının dökülmesiydi. Mahallenin her bir sokağı katliamcıları durdurmaya çalışan halkın direnişine tanıklık ederken, canlarımızda ardı ardına toprağa düştü. Sezgin Engin, Dilek Şimşek, Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, Hasan Gürgen… Katliamın bilançosu ağırlaşırken korku ve teslimiyet değil, dalga dalga büyüyen direniş gelişmelere rengini veriyordu.

    SİVAS’I YAKANLAR, GAZİ’DE KURŞUNLAR YAĞDIRDI

    2 Temmuz 1993 Sivas ve Gazi katliamları arasında devamlılık ilişkisi vardır. Mahalle halkının katliam için harekete geçen resmî güçlere karşı günlerce cansiperane direnmesinin nesnel faktörlerinin başında Sivas’ta gerçekleşen katliam sonrası büyüyen duyarlılık olduğunu vurgulamalıyız. 2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal etkinliğinde, Sivas Madımak Oteli’nde 8 saat boyunca kuşatılan, gerici-faşist odaklar tarafından hunharca katledilen 33 insanımız acısı Gazi’de yaşayan halkın yüreğini yakıyor, 2 yıl önce Sivas’ta Alevilere yönelik örgütlenen katliamın 2 yıl sonra kendi mahallelerinde tekrarlanacağı öngörüsü, genç-yaşlı halkın günlerce direnmesini koşulluyordu. Halkın öngörüsü ne yazık ki topyekûn saldırganlıkla somut bir vaziyet aldı. Dünyanın gözü önünde, Sivas’ta yakarak katledenler, Gazi ve Ümraniye 1 Mayıs mahallelerinde kurşunlar yağdırarak, sokakları işkencehaneye çevirerek katletti.

    SİVAS’TA ÖRGÜTLENEN KATLİAM RESMİ KUVVETLER ELİYLE HEDEFE ULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYORDU

    Gazi, 2 Temmuz 93’te gerici-faşist odaklar üzerinden Sivas’ta örgütlenen katliamın 2 yıl sonra bu defa resmi kuvvetler eliyle hedefine ulaştırılması aşamasıydı. Gazi’de yaşayan halkın inançsal ve toplumsal kimliği neden hedef seçildiğini açıklar. Mahallede özellikle Sivas’tan göç eden Alevilerin genel toplam içinde en kalabalık orana sahip olması dikkate değerdir. 2 Temmuz 93 tarihinde kışkırtılan güruhların örgütlü katliamına dönüşen ‘Alevi nefreti’ hangi bakış açısının ürünüyse, 12 Mart 95 tarihinde Gazi’de halka yönelen sistematik saldırı aynı bakış açısıyla örtüşüyordu. Her iki bağlantılı katliam mevcut toplumsallığın muhalif karakterini zayıflatma ve korku paradoksu altında teslimiyet göstermesinin istendiği projenin 90’lı yıllara uyarlanan yüzüdür.

    GAZİ’DE BAŞLAYAN DİRENİŞ PROTESTOLARA DÖNÜŞTÜ

    12 Mart akşamı Gazi’de başlayan katliam saldırısı ve halkın direnişi, önce İstanbul’un diğer mahallelerini etkisi altına aldı, sonra ülke genelinde büyük protesto yürüyüşlerine dönüştü. 15 Mart günü Ümraniye-1 Mayıs Mahallesinde katliamı protesto eden mahalle halkının üzerine Gazi’de olduğu gibi ateş açıldı, burada 4 insanımız katledildi. 12-15 Mart 95’ günleri arasında sokaklarda kurulan barikatların ardından duyulan tok ses; ‘ölmek var, dönmek yok!’ şiarıydı. Pir Sultan Abdal’ın “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan!” sözü halkın bilinç öğelerine yön veriyordu.

    “22 POLİS’TEN 18’İ DELİL YETERSİZLİĞİNDEN BERAAT ETTİRİLDİ”

    Dönemin iktidarı gerçekleri çarpıtıp teyakkuz halinde Alevilere saldırırken, beklemediği oranda büyüyen halkın direnişini bastıramamanın zorunluluğuyla geri adım attı, 3. günün ardından katlettiği insanların cenazelerini ailelerine teslim etti ve aracılar vasıtasıyla halkın patlayan öfkesini soğutmanın yollarını aradı. 19 kişinin katledildiği, 427 kişinin yaralandığı Gazi katliamı sonrası açılan davalar ‘cezasızlık’ politikasına hizmet etti. Katliamın gerçek faili dönemin iktidarı kullandığı tetikçileri koruyan tavrını mahkeme safhası boyunca devam ettirdi. Halkı katleden polis memurları hakkında açılan dava ‘güvenlik’ gerekçesiyle İstanbul’da görülen ilk duruşmanın ardından Trabzon’a kaçırıldı. 5 yıl süren davanın duruşmalarına katılmak için Trabzon’a giden aileleri taşıyan otobüslere yönelik taşlı-sopalı saldırılar yaşandı. Haklarında dava açılan 20 polis memurundan 18’i “delil yetersizliği” iddiasıyla beraat ettirildi. Yargılanan, 5 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan, 2 polis memuruna kamera kayıtları ve mağdurların teşhisine rağmen 6 yıl 8 ay ile 3 yıl 9 ay gibi mahkumiyet cezaları verildi. Yargıtay, ceza alan bu 2 sanık hakkında “Haklarında adam öldürmeyle ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozma kararı verdi. Tekrar eden dava sonucunda göstermelik cezalar verilen 2 sanıkta aklandı.

    DÖNEMİN YÖNETİCİLERİ HAKKINDA YARGILANMA İSTEĞİ TALEP BULMADI

    Yakınlarını kaybeden aileler ve Alevi kurumları, Gazi-Ümraniye katliamının gerçek sorumluları olarak gördükleri dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in yargılanmalarına dönük talepleri karşılık bulmadı, sürecin her aşamasında adaletsizlik dayatıldı.

    GAZİ MAHALLESİ İKTİDARLARIN GÖZÜNDE “POTANSİYEL TEHDİT UNSURU” OLARAK GÖRÜLDÜ

    Sonraki yıllarda da Gazi mahallesi iktidarların üzerinde mutabık kaldığı ‘potansiyel tehdit unsuru’ olarak görülmeye devam etti, ‘toplum mühendisliği’ kapsamında ‘sopanın’ gösterildiği başlıca alanlardan biri oldu. Türkiye yakın tarihini irdelendiğinde iktidar kliklerinin Gazi üzerinden Alevi nefretini güncelledikleri görülür. Bununla birlikte sol-sosyalist muhalefete dönük tasfiye içerikli politikalar ağırlıkla mahallenin hedef tahtası hali getirildiği dezenformasyon zemini üzerinden pratik geçerlilik kazandı.

    30 YILA RAĞMEN MUHALİF KARAKTERİYLE DURMAYI SÜRDÜRDÜ

    Aradan geçen 30 yıl kaçınılmaz olarak mahallede yapısal farklılaşmaya yol açtı. 30 yıl önce gecekondu yoğunluklu ve demografik açıdan daha homojen bir yerken, bugün kentleşme olgusuna göre kabuk değiştiren ve ciddi anlamda nüfusu artan bir semt haline geldi. Artık Gazi dediğimizde bir mahalleye değil, dört mahallenin toplamına vurgu yapıyoruz. Ancak konjonktürün doğurduğu handikaplara, kuşatma siyaseti ve yozlaştırma saldırılarına rağmen bugünde muhalif karakteriyle anılması gerektiğine not düşmeliyiz. Mahallemiz hak ve özgürlükler mücadelesinde egemenleri rahatsız eden, muhalefet alanına güç veren aktif tutumunu konuşturmasını bildi, çoğu zaman ön açıcı oldu.

    “KARANLIĞI DAYATANLAR TARİHİN BU EVRESİNDE AYDINLIĞA ULAŞMAMIZI ENGELLEYEMEZ”

    Katliamın 30. yılında payımıza düşen hukuksuzluğu ve yasal zorbalığı kabul etmiyoruz. Mücadelemiz katliamlarla hesaplaşılan, kurumsal adaletsizliğin sona erdiği ve hak gasplarının olmadığı demokratik ve özgür bir ülkeyi kurma mücadelesidir. Kimsenin dili, dini ve inancından dolayı asimilasyon ve ayrımcılığa uğramadığı, halkın ancak “bir harmandalında bir de dost sofrasında diz kıracağı” eşit, onurlu ve adil bir gelecek istiyoruz. Güncelde emperyal müdahaleler sonucu Suriye’de iktidara taşınan selefi İslamcı çetelerin Alevilere karşı gerçekleştirdiği katliamlara tanıklık ederken; geçtiğimiz günlerde Sivas katliamı davasından hükümlü olarak cezaevinde bulunan katillerin serbest bırakıldığını öğrendik. Yaralarımızı kanatan, karanlığı dayatanlar tarihin bu evresinde aydınlığa ulaşmamızı engelleyemez. Hak ve haklı olmanın ışığıyla yürüyüşümüz devam ediyor.”

    Aktaş, konuşmasının sonunda şunları aktardı:

    “30. yılında Gazi-Ümraniye katliamında kaybettiğimiz Halil Kaya, Hasan Gürgen, Ali Yıldırım, Mehmet Gündüz, Dinçer Yılmaz, Zeynep Poyraz, Dilek Şimşek, Sezgin Engin, Genco Demir, Fevzi Tunç, Fadime Bingöl, Reis Kopal, Mümtaz Kaya, Hakan Çabuk, Hasan Ersizer, İsmihan Yüksel, İsmail Baltacı ve Hasan Puyan’ı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • DEM Parti:12 Mart Darbesi, Gazi ve Qamişlo Katliamı tarihin karanlık yüzüdür!

    DEM Parti:12 Mart Darbesi, Gazi ve Qamişlo Katliamı tarihin karanlık yüzüdür!

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, 12 Mart günü vesilesiyle 1971 Askeri Darbesi’nin 54’üncü, Gazi Katliamı’nın 30’uncu, Qamişlo Katliamı’nın 21’inci yıldönümleri hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Komisyon yaptığı açıklamada, “Bu katliamların tekrarlanmaması için yalnızca geçmişle değil günümüzle de yüzleşmek zorundayız” ifadesinde bulunuldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 12 Mart tarihinde gerçekleşen 1971 Askeri Darbesi,  Gazi Katliamı ve Qamişla Katliamlarının yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Aradan geçen bunca yıla rağmen katliamların sorumluları yargılanmadı, adalet sağlanmadı. Bu katliamların tekrarlanmaması için yalnızca geçmişle değil günümüzle de yüzleşmek zorundayız” diye belirtti.

    “1971 DARBESİ DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK İSTEYENLERE YÖNELİK BİR KIYIM BAŞLATTI”

    1971 Askeri Darbesi’nde demokrasi, özgürlük isteyen devrimcilerin vurularak katledildiğini söyleyen DEM Parti Halklar ve İnanç Komisyonu, “12 Mart tarihi; 1971 Askeri Darbesinin 54’üncü, Gazi Katliamının 30’uncu ve Qamişlo Katliamının 21’inci yıldönümüdür. 1971’deki askeri darbe; demokrasi ve özgürlük isteyenlere, işçilere, emekçilere, aydınlara ve gençlere yönelik bir kıyım başlattı. İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Sinan Cemgil ve arkadaşları katledildi; binlerce aydın, akademisyen ve genç tutuklandı” diye belirtti.

    “KANLI PROVAKASYONA KARŞI YAPILAN PROTESTOLAR ŞİDDETLE BASTIRILDI”

    Halklar ve İnanç Komisyonu, 12 Mart’ın en kanlı olaylarından biri olan Gazi Katliamı’na ilişkin de şu açıklamayı yaptı:

    Darbelerle yetinmeyen zihniyetin sonraki yıllarda gerçekleştirdiği katliamlardan biri de İstanbul Gazi Mahallesinde yaşandı. 12 Mart 1995’te Gazi’de üç kahvehane ve bir pastane, kimliği belirsiz kişilerce tarandı. Saldırılarda Dede Halil Kaya yaşamını yitirirken, 5’i ağır olmak üzere 25 kişi yaralandı. Bu kanlı provokasyona karşı başlayan demokratik tepki ve protestolar şiddetle bastırıldı. Otopsi raporları, 7 yurttaşımızın doğrudan polis kurşunuyla öldürüldüğünü ortaya koydu.”

    “BAAS REJİMİ, QAMİŞLO’DA KÜRT HALKININ ÖZGÜRLÜK ARAYIŞINI BASTIRMAK İSTEDİ”

    İnanç Komisyonu, Kürt halkının özgürlük arayışına karşı Baas Rejimi tarafından silahlarla saldırı yapılması sonucunda 12 Mart 2004’te 52 kişinin katledilmesine yönelik de şu açıklamayı yaptı:

    “12 Mart 2004’te ise Suriye’nin Baas rejimi, Kürt halkına karşı Qamişlo’da bir katliam gerçekleştirdi. Bir futbol maçı sırasında çıkan olaylarda yaşamını yitiren 8 kişi için düzenlenen cenaze törenine Baas güçleri saldırdı ve şehir kana bulandı. 52 kişi yaşamını yitirdi, binlerce kişi yaralandı ve iki bin kişi tutuklandı. Bu katliamla önceden hazırlanmış bir senaryo hayata geçirildi. Kimliği, onuru ve hakları için mücadele eden Kürt halkının özgürlük arayışı bastırılmak istendi.”

    “SURİYE’DE BİNLERCE İNSAN İNANÇ VE KİMLİKLERİ NEDENİYLE ÖLDÜRÜLÜYOR”

    Türkiye’den Suriye’ye farklı inanç ve kimlikten dolayı insanların katledildiğini belirten açıklama, “Aradan geçen bunca yıla rağmen katliamların sorumluları yargılanmadı, adalet sağlanmadı. Bu katliamların tekrarlanmaması için yalnızca geçmişle değil günümüzle de yüzleşmek zorundayız. Ortadoğu’da halkları mezhepler üzerinden ayrıştıran ve kimlikleri hedef göstererek katliamlara yol açan politikalar dün olduğu gibi bugün de sürdürülmeye çalışılıyor. Suriye’de bugün benzer bir zihniyet, Alevileri katliamlarla karşı karşıya bırakıyor; binlerce insan yalnızca inançları ve kimlikleri nedeniyle öldürülüyor. Halkları birbirine düşman etmeye çalışan bu anlayış, Türkiye’den Suriye’ye, Gazi’den Ortadoğu’nun farklı coğrafyalarına kadar birçok yerde sadece acıya, kana ve gözyaşına sebep oluyor” denildi.

    “ADALET, BARIŞIN VE DEMOKRATİK TOPLUMUN TEMELİDİR”

    Açıklamanın devamında şu ifadeler kaydedildi:

    “Bu katliamları ve yitirdiğimiz canları asla unutmayacak, adalet mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz. Adalet, barışın ve demokratik toplumun temelidir. Türkiye’nin ve bölgenin ezilen halkları, emekçileri ve inanç grupları için adalet sağlanmadan ne demokrasi ne de barış mümkün olabilir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Gazi Katliamı’nın 30. yılında: Toplumsal barış için katiller hesap vermeli-VİDEO

    Gazi Katliamı’nın 30. yılında: Toplumsal barış için katiller hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 30. yıldönümünde Alevi kurumlarının öncülüğünde yaşamını yitirenler için anma yapıldı. Anmada, katledilenler anısına yapılan anıt açılırken, adalet sağlanıncaya kadar mücadele edileceği vurgulandı.

    Gazi Katliamı’nın 30. yılı dolayısıyla yapılacak anma için Gazi Cemevi önündeyüzlerce yurttaş toplandı. Katledilenler için bir dakikalık saygı duruşu sonrası çerağ uyandırıldı.

    Ardındında 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde katledilen 22 kişi için yapılan anıt açıldı. Katledilenlerin aileleri yapıkları konuşmada adalet çağrısında bulundu.

    “MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Aleviler olarak birlik beraberlik içinde bir yaşamı savunduklarını ifade ederek, “Birlik, beraberlik isteyenlerin yolu Gazi Katliamı’ndan geçiyor. Bu ülkenin adaleti, hukuku için mücadele edeceğiz” dedi.

    “BARIŞ İÇİN ÇALIŞMALIYIZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, demokratik toplumunun inşasında Alevi toplumuna önemli bir misyon düştüğünü belirterek, “Katliamların hesabını sormak ve demokratik bir gelecek için üzerimize düşeni yapmalıyız” diye konuştu.

    “HESAP VERENE KADAR DİRENECEĞİZ”

    ABF Genel Başkanı, Alevilerin katledilmediği günün kalmadığını ifade ederek, “Katliamı yapanlar hesap vermedi. Biz adalet mücadelesini vereceğiz, ta ki gerçek katillerin adalet önünde hesap verene kadar direneceğiz. Suriye’de bir kırım yaşanıyor. Türkiye ve uluslararası kurumlar ve devletler sessiz kalıyor” diyerek Suriye’deki Alevi katliamını kınadı.

    “TOPLUMSAL BARIŞ VE YÜZLEŞME İÇİN KATİLLER HESAP VERMELİ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, katillerden hesap sorulması için 30 yıldır mücadele ettiklerini vurgulayarak, “Katliamlarla yüzleşilmek isteniyorsa katliam anıtlarının merkezlere konuşması gerekiyor. Toplumsal barış ve yüzleşme için katillerden hesap soralım, demokratik bir anayasa yapalım. Bunun yolu açıktır. Biz bunları yapmazsak katliamlar yaşanmaya devam edecek. Biz birlikte yaşamayı savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “ELBET BİR GÜN HESAP VERECEKLER”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Yezidin ortadan kalkmak için birlik olunması gerektiğinin altını çizerek, “Aleviler olarak yan yana gelmeliyiz. Bir birimizin Hızır’ı olalım, barışın türkülerinin gelmesi için bir birimizin elinden tutmalıyız. Bu Yezid karşısında neden yan yana gelmiyoruz, bu acılar karşısında neden el ele vermiyoruz? diye sormamız lazım. Bu sorumluluk hepimizin. Ülkede, ortadoğu’da demokratik bir coğrafya oluşana kadar mücadele edeceğiz. Elbet bir gün hesap verecekler” şeklinde ifade etti.

    “ÖRGÜTLENECEĞİZ, BİRLEŞECEĞİZ VE KAZANACAĞIZ”

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, hiçbir zaman bağımsız, adil yargının işlemediğini dile getirerek, “30 yıl geçti ama adalet sağlanmadı. Suriye’de Alevileri ‘Esadçı’ diye yaftalayarak katledilyorlar. Bunu yapanları, göz yumanları kınıyorum. Bu ülkede bizler demokrasi güçleri ve halklar olarak, hep birlikte eşit koşullarda bir arada yaşamak istiyoruz. Ama tek adam iktidarı adım atmazken, gerici bir sistem kurmak için hızlıca hareket ediyor. Her ay 150-200 işçi fabrikalarda, iş yerlerinde katlediliyor. Bizler buna karşı örgütleneceğiz, birleşeceğiz ve kazanacağız” ifadelerine yer verdi.

    “BARIŞ OLSUN, KATLİAMI YAPANLAR HESAP VERSİN DİYE MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, katliamın üzerinden 30 yıl geçmesine karşın acıların taze olduğuna dikkat çekerek, “Unutmayacağız. Bizler sizlerin bize bıraktığı mirası yaşatacağız. Bizi acılarımızın ortak yanı sorumluların açığa çıkmamasıdır. Bugün yine Suriye’de katliam yaşanıyor. Katliama ses çıkarmıyorlar, birde halkı suçluyorlar. Bizler bu acılar bir daha yaşanmasın diye, barış olsun, katliamı yapanlar hesap versin diye mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.

    Konuşmaların ardından yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca katledilenlerin isimleri okunup “Yaşıyor” denildi.

    Yürüyüş sonunda katledilenlerin mezarlarına karanfiller bırakıldı. Yapılan basın açıklamasında gerçek faillerin yargılanmadığı vurgulanarak, daalet mücadelesine devam edileceği dile getirildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi Katliamı’nın 29. yılında kitlesel anma: Unutturmayacağız, hesap soracağız!-VİDEO

    Gazi Katliamı’nın 29. yılında kitlesel anma: Unutturmayacağız, hesap soracağız!-VİDEO

    PİRHA- 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde faşistlerin gerçekleştirdiği ve 22 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın 29. yıldönümünde katliam lanetlendi. Gazi Cemevi’nden eski karakola yüzlerce kişi yürüyüş yaparak, katliamın bir ‘devlet organizasyonu’ olduğuna dikkat çekti. Anmada, 23 yıl sonra yeniden açılan katliam davasında sanık polisler hakkında beraat kararı verilmesine de tepki gösterildi.

    12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde üç kıraathane ve bir pastanenin faşistler çeteler tarafından taranması ve sonrasında Ümraniye’ye uzanan saldırıların ardından 22 kişi yaşamını yitirdi ve yüzlerce kişi yaralandı. Katliamın 29. yılında 12 Mart Platformu, Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi Mahallesi halkının çağrısıyla düzenlenen anma töreni için Gazi Cemevi önünde buluşuldu. Gazi Cemevi etrafı anma programı öncesinde polis tarafından ablukaya alındı. Gazi Cemevi önündeki toplanan kitle katliamın yapıldığı eski karakol önüne yürüdü.

    ÇOK SAYIDA KİŞİ KATILDI

    12 Mart Platformu’nun çağrısıyla yapılan anmaya Gazi ve Ümraniye katliamlarında hayatlarını kaybedenlerin yakınları, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, DEM Parti Milletvekilleri Celal Fırat, Kezban Konukçu, DEM Parti İBB Eş Başkan adayları Murat Çepni ve Meral Danış Bektaş, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Sözcüsü Özge Akman, Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ailesi, Alevi kurumları, siyasi parti ve yöre derneklerinin temsilcileri ile mahalle halkı katıldı.

    KATLEDİLENLERİN İSMİ OKUNDU

    Yürüyüş sırasında ayrıca sık sık “Gazi’yi unutma unutturma”, “Gazi’nin hesabı sorulacak”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Katiller halka hesap verecek”, “Hükümet istifa”  sloganları atıldı. Katliamda hayatını kaybedenlerin isimleri okunarak ‘Yaşıyor’ denildi.

    KARANFİLLER BIRAKILDI

    Yürüyüşün ardından katliamın yaşandığı eski postane önünde bir araya gelen kitle yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saldırıların yaşandığı noktalara kırmızı karanfiller bırakıldı, “Unutmayacağız” denildi.

    “SALDIRI ALEVİSİ, SÜNNİSİ TÜM HALKAYDI”

    Burada yapılan basın açıklamasını, katliamda hayatını kaybeden Dilek Şimşek’in kardeşi Erkan Şimşek okudu. Şimşek, “Gazi halkı provokasyonu yapanı da yaptıranı da nedenini de biliyordu. Amaç Gazi’de devrimci muhalefeti sindirmek ve tüm devrimci, demokrat halka gözdağı vermekti. Saldırı Alevisi, Sünnisiyle tüm halka idi” dedi.

    SORUMLULARIN CEZALANDIRILMASI ÇAĞRISI

    Şimşek, katillerin polislerin arasında rahatça kaybolması üzerine halkın karakola yürüdüğünü ve burada da polislerin halkı taradığını ifade etti. Şimşek, 22 kişinin katledildiği ve yüzlerce kişinin de yaralandığını anımsatarak, “Günlerce ülkenin gündemine oturan direnişte basında çok net görüldüğü üzere vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen, açılan göstermelik davada yargılanan katiller cezalandırılmadı. Gazi’de yaşanan bu katliamdan dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü-istihbarat Daire Başkanı Hanife Avcı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve bunların tetikçileri sorumludur ve cezalandırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    GAZİ MEZARLIĞI’NDA ANMA

    Kitle, basın açıklamasının ardından şehitleri anmak için Gazi Mezarlığı’na yürüyüşe geçti. Mezarlıkta yapılan açıklamada katliamda hayatını kaybedenlerin ailesinden Cemal Poyraz ve Cumartesi Anneleri adına ise Hanife Yıldız kısa birer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Haşim Kızılveren Dede gülbeng okudu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • CANLI / Gazi Katliamı’nın 29. Yılı

    CANLI / Gazi Katliamı’nın 29. Yılı

    12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenler anılıyor.

  • 2. Gazi Mahallesi Geleneksel Gaxan Şenliği coşkuyla kutlandı- VİDEO

    2. Gazi Mahallesi Geleneksel Gaxan Şenliği coşkuyla kutlandı- VİDEO

    PİRHA-Mezopotamya ve Anadolu’da halkların geleneği olan Gaxan, İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde coşkuyla kutlandı. Etkinlikte konuşan Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karataş,”Bu yıl özellikle kadın cinayetleri noktasında kalbimizi yaralayan bir sürü vahşet yaşandı. Bunları şiddetle kınıyorum. Umuyorum ki 2024 yılı, bu şiddetin ve baskıların son bulduğu bir yıl olur” dedi.

    Dersim coğrafyası ve Mezopotamya halkları tarafından kutlanan Gaxan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken bolluk, bereket için lokmalar pişirilip dağıtılıyor. Köylerde yaşarken kapı kapı tüm evlerin dolaşıldığı bu gelenek şehirlere göçle birlikte şehirlerde de yaşatılmaya çalışılıyor.

    Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Gazi Cemevi), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Gazi Dersimliler Derneği, Sivas Konfederasyonu, Ulaş Köyleri Konfederasyonu, Zara Dernekler Federasyonu, Sivas Gürlevik Dernekleri Federasyonu, İstanbul Varto-Der, Kangal Dernekler Federasyonu ve Sivas Karabel Yöresi Dernekleri Federasyonu’nun organize ettiği ‘2. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği’ Gazi Mahallesi’nde yapıldı.

    Davul zurnalı Gaxan ekibinin sokak sokak dolaşıp yaptığı gösteriler ve esnaf ziyareti ile başlayan Gaxan kutlamaları, Gazi Cemevi’nde yapılan konuşmalar ve lokmaların pay edilmesinin ardından sona erdi.

    GÜLBENG VERİLDİ, LOKMALAR PAY EDİLDİ

    Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, 2024’ün barış ve hoşgörü içinde olan bir yıl olmasını diledi.

    Ağuçan Ocağı’ndan Aziz Güler Dede, “Bir toplumu yok etmek istiyorsak topa tüfeğe ihtiyaç duymadan gelenek görenekleri kaldırmak yeterlidir” diye konuşarak Gağand lokması duasını verdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Elimizden geldiğince inancımızı aktarmak bizim görevimizdir” diyerek yeni yılı kutladı.

    Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, ise yeni yılı kutlayarak “Bir toplumun geleceği dilidir, geleneğidir, geçmişteki aidiyetidir. Bu yıl özellikle kadın cinayetleri noktasında kalbimizi yaralayan bir sürü vahşet yaşandı. Bunları şiddetle kınıyorum. Umuyorum ki 2024 yılı, bu şiddetin ve baskıların son bulduğu bir yıl olur” diye konuştu.

    Devrim FINDIK-Ali AKDÜZGÜN/İSTANBUL

  • Kadınlar Gazi Mahallesi’nden seslendi: Katiller hanemizde, önleyici politikalar nerede?- VİDEO

    Kadınlar Gazi Mahallesi’nden seslendi: Katiller hanemizde, önleyici politikalar nerede?- VİDEO

    PİRHA – Gazi Cemevi önünde “Katiller hanemizde, önleyici politikalar nerede?” diye soran kadınlar, hayatlarından ve mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi. Kadınlar, tüm kadınları sokağa, örgütlü mücadeleye çağırdı.

    Kadınlar Birlikte Güçlü ve Sultangazi Kadın Dayanışması, 2023 yılının son eylemini Kasım ayında 10 gün içinde 3 kadının ailelerindeki erkekler tarafından öldürüldüğü Gazi Mahallesi’nde yaptı.

    “Katledilen kadınlar isyanımızdır” ve “Katiller hanemizde önleyici politikalar nerede” pankartları ile “Kadın cinayetleri politiktir”, “Aileniz batsın kadınlar yaşasın”, “Gamze Akar, Aleyna Dayıoğlu, Pınar Bektaş, Şadumane Timuçin katiller hanemizde”, “Erkek şiddetine susma”, “Evlerden sokağa”, “Suç mahali aile” dövizleri taşındı.

    Kadınlar sık sık, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganlarını yükseltirken, erkek şiddeti sonucu katledilen kadıların isimlerini tek tek saydı hep bir ağızdan “Burada” diye yanıtladı.

    15 YAŞINDA BİR ÇOCUK KATLEDİLDİ

    Eylemin başlamasının beklendiği saatte Yunus Emre Mahallesinde çeteler arasında çıkan çatışmada 15 yaşındaki bir kız çocuğunun keleş mermisiyle başından yaralandığı bilgisi geldi. Etraflarını çeviren polisleri işaret eden kadınlar, bir çocuk öldürülürken polislerin çeteler karşısında kılını kıpırdatmayarak eylem yapan, haklarını arayan kadınların etrafına barikat kurduğunu vurguladı.

    Sultangazi Kadın Dayanışması adına açıklamayı Mürüvvet Yılmaz, Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) adına açıklamayı ise Evrim Gürenin okudu.

    “GÜVENLİ OLMASI GEREKEN YAŞAM ALANLARIMIZ GÜVENLİĞİMİZİ TEHDİT EDEN YERLERE DÖNÜŞÜYOR”

    Sultangazi Kadın Dayanışması adına açıklamayı okuyan Mürüvvet Yılmaz, “Güvenli olması gereken yaşam alanlarımız, yaşadığımız mahalle, sokaklar, evler biz kadınlar için can güvenliğimizi tehdit eden yerlere dönüştü, dönüşüyor. Şu an basın açıklaması yaptığımız yer, Gazi mahallesi, daha önceleri bizler için günün hangi saati olursa olsun can güvenliğimizin olduğu bir yerdi. Şimdi erkek egemen anlayışın desteklediği çetelerin gece gündüz çatıştığı bir yere dönüştü. Biz kadınlar bir yürüyüş, bir açıklama yapmak istediğimizde hemen gelen, engellemeye çalışan emniyet güçleri saatlerce süren çeteler arası silahlı kavgada her şey bittikten sonra gelmektedir” dedi.

    “ERKEK ADALET DEĞİL, GERÇEK ADALETİN UYGULANMASINI İSTİYORUZ”

    Yılmaz, mahallede son 1 ay içerisinde 3 kadının katledildiğini hatırlatarak, “Mahallede yaşayan herkesin yaşam hakkını tehdit eden bu durum özellikle kadınlar açısından daha can yakıcı sonuçlar doğurmaktadır. Kadınlara yönelik şiddeti destekleyici rol oynamaktadır. Mahallemizde son bir ay içinde üç kadın Pınar Bektaş, Şadumane Temuçin, Aleyna Dayıoğlu en yakınındaki erkekler, kocaları tarafından öldürüldü. Buradan bir kez daha kadın cinayetlerinin münferit olmadığını söylüyor, bir an önce İstanbul Sözleşmesine geri dönülmesini, erkek adalet değil gerçek adaletin uygulanmasını istiyoruz. 2024, bir kişi daha eksilmediğimiz, serbest bıraktığınız tüm katillerin ve meşrulaştırdığınız erkek şiddetinin hesabını verdiğiniz bir yıl olacak. Bu yıl tüm tutsak kadınları özgürlüklerine kavuşturduğumuz, bu yıl İstanbul Sözleşmesi için, onurlu bir barış için mücadele edeceğimiz bir yıl olacak” diye konuştu.

    “YILI HAYATLARIMIZ AİLENİZE SIĞMAZ DİYEREK KAPATIYORUZ”

    Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) adına açıklamayı ise Evrim Gürenin okudu. Gürenin, erkekler tarafından 11 ayda 399 kadının katledildiğini vurgulayarak faillerin koca, eski eş, baba, abi, oğul gibi aile içindeki erkekler olduğuna dikkat çekti. 6284 sayılı kanunu etkin bir şekilde uygulanmazken kadın düşmanı ittifak tarafından kanunun kaldırılmasına yönelik saldırıların sürdüğünü söyleyen Gürenin, konuşmanın devamında şunları kaydetti:

    “Uzun zamandır bir devlet politikası olarak Gazi Mahallesi’nde uyuşturucuya, çetelere yol veriliyor. Her geçen yıl sokaklarımızın, okullarımızın, mahallemizin daha güvensiz hale getirilmesinin, çetelerin her gün birbirini vuruyor olmasının, hanelerimizde artan erkek şiddetinin birbirinden bağımsız olmadığını biliyoruz.Hayatlarımıza ve haklarımıza yönelen saldırıları görüyoruz. Biz kadınlar, bu saldırılara karşı, hayatlarımızdan, haklarımızdan, mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Geçtiğimiz ay 10 gün içinde 3 kadının ailelerindeki erkekler tarafından öldürüldüğü Sultangazi ’de bir aradayız, çok öfkeliyiz, birbirimizden ve mücadelemizden vazgeçmiyoruz. Korudukları ailelerde öldürülüyoruz, emeğimiz sömürülüyor, istismara maruz kalıyoruz. Katiller hanemizde. Soruyoruz; önleyici politikalar nerede? Failleri korurken, İstanbul sözleşmesinden bir gecede kararname ile çıkan devlet kazanılmış haklarımıza, 6284’e, nafaka hakkımıza saldırmaya devam ederken biz kadınlar saldırılara karşı yılı hep birlikte, mücadele ile hayatlarımız ailenize sığmaz diyerek kapatıyoruz.”

    Devrim FINDIK-Ali AKDÜZGÜN/İSTANBUL

  • Sultangazi Kadın Dayanışması: Kadın cinayetleri politiktir- VİDEO

    Sultangazi Kadın Dayanışması: Kadın cinayetleri politiktir- VİDEO

    PİRHA- Sultangazi Kadın Dayanışması, Gazi Mahallesi’nde eskiden evli olduğu erkek tarafından katledilen Pınar Bektaş’ı evinin önünde andı.

    12 Kasım’da eskiden evli olduğu Tuncay Sağ tarafından katledilen Pınar Bektaş’ı evinin önünde anıldı. Bektaş için bir araya gelen Sultangazi Kadın Dayanışması kadın cinayetlerine ve erkek şiddetini alkış, ıslık ve zılgıtlarla protesto etti. Eylemde bu zamana dek katledilen kadınların isimleri anılarak ‘Yaşıyor’ denildi.

    Basın açıklamasını okuyan Züleyha Müldür, Bektaş’ın 8 yaşındaki çocuğunun gözleri önünde planlı bir biçimde öldürüldüğünün altını çizerek “2023 yılının başından bugüne kadar 340 kadın katledildi. Pınar’ın ve Pınar gibi birçok kadının uzaklaştırma kararlarına rağmen katledilmeleri bir kez daha gösteriyor ki yasalar uygulanmıyor, kadınlar korunmasız kalıyor” dedi.

    “İÇİNDE ŞİDDETİN OLDUĞU HİÇBİR AİLE KUTSAL DEĞİLDİR”

    Müldür, İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede fesheden, 6284 sayılı Kanun’u tartışmaya açan, kadın katillerine cezasızlık politikaları uygulayan erkek egemen yapının şiddeti normalleştirdiğini belirterek şöyle devam etti: “Tek adam rejimi toplum nezdinde kaybettiği rızayı aile politikalarıyla kadınları aile içine hapsederek, ‘güçlü aile için güçlü kadın’ sözleriyle kadınların hakları için örgütlenmesini engelleyerek kontrol etmeye çalışıyor. Toplumun tüm kesimlerinde muhafazakâr baskıları artırıp, LGBTİ+ düşmanlığını körüklerken, ‘tek millet tek devlet’ söylemiyle de milliyetçiliği harlıyor. İçinde sömürünün, istismarın, şiddetin olduğu hiçbir aile kutsal değil, olmayacak da. Bu yeniden tanımlamalar da asla kadınların, çocukların, LGBTİ+’ların hakları için değil.”

    Eylem boyunca, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” sloganları atıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Grup Yorum’un ‘Deprem Dayanışma Konseri’ni Sultangazi Kaymakamı yasakladı

    Grup Yorum’un ‘Deprem Dayanışma Konseri’ni Sultangazi Kaymakamı yasakladı

    PİRHA – İstanbul Sultangazi’de bugün Grup Yorum tarafından yapılacak olan ‘Deprem Dayanışma Konseri’ Sultangazi Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Keyfi bir kararla deprem dayanışma konserlerinin yasaklandığını belirten Grup Yorum, “Depremde önlem almayarak on binlerce halkımızın ölümüne sebep olan AKP iktidarı, bugün de konserimizi yasaklayarak halkla dayanışmamızı engellemeye çalışıyor. Buna asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    Grup Yorum’un bugün İstanbul Sultangazi’de Gazi Mahallesi’nde düzenleyeceği ‘Deprem Dayanışma Konseri’ kaymakamlık tarafından yasaklandı.

    Konser yasaklarıyla ilk kez karşılaşmadıklarını belirten Grup Yorum, konser yasaklarına karşı ölüm orucu yapan grup üyeleri, Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’i toprağa verdiklerini söyleyerek, “Konserlerimizi yapacağız; bu bizim Helin ve İbrahim’e sözümüzdür. Konser yasaklarını asla kanıksamayacağız” açıklamasını yaptı.

    “KONSERLERİMİZİ YAPACAĞIZ”

    Grup Yorum’un bugün İstanbul Gazi Mahallesi’nde yapacağı deprem dayanışma konserinin yasaklanmasına dair yaptıkları açıklamanın tamamı şöyle:

    “Bugün İstanbul Gazi Mahallesi’nde yapacağımız deprem dayanışma konserimiz, hiçbir gerekçe belirtilmeksizin keyfi bir kararla yasaklandı. Depremde önlem almayarak on binlerce halkımızın ölümüne sebep olan AKP iktidarı, bugün de konserimizi yasaklayarak halkla dayanışmamızı engellemeye çalışıyor. Buna asla izin vermeyeceğiz. Yurt dışında da Almanya’dan Fransa’ya, Belçika’dan Yunanistan’a, farklı ülkelerde deprem dayanışma konserleri gerçekleştirdik. Ülkemizde aynı içerikte gerçekleştirmek istediğimiz konserimizin yasaklanması, depremzede halkımızla dayanışmamızın AKP iktidarını ne kadar korkuttuğunun bir göstergesidir. Grup Yorum olarak konser yasaklarıyla ilk kez karşılaşmıyoruz. Konser yasaklarına karşı ölüm orucu yapan iki üyemizi, Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’i toprağa verdik. Konserlerimizi yapacağız; bu bizim Helin ve İbrahim’e sözümüzdür. Konser yasaklarını asla kanıksamayacağız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Gazi Mahallesi’nde Süleyman Soylu protestosu: 7 gözaltı-VİDEO

    Gazi Mahallesi’nde Süleyman Soylu protestosu: 7 gözaltı-VİDEO

    PİRHA – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, seçim çalışması yapmak için gittiği İstanbul’un Sultangazi ilçesinde bulunan Gazi Mahallesi’nde protesto edildi. Gazi Cemevi yönetiminden Serbülent Güzeldere’nin aktardığı bilgilere göre 7 kişi gözaltına alındı.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, seçim çalışması yapmak için gittiği Sultangazi ilçesindeki Gazi Mahallesi’nde protesto edildi.

    Gazi Cemevi yöneticisi Serbülent Güzeldere, gözaltına alınan 7 kişinin darp ve işkence ile Gazi Karakolu’na götürüldüğünü, avukatların karakol önünde beklediğini ve gözaltındaki 7 kişinin ifade işlemlerinin ardından serbest bırakılacaklarını söyledi.

    Gözaltına alınan Ali Rıza Yücedağ, Çağdaş Aydoğdu, Yiğitcan Doğan, Cem Yıldız, Umutcan Yandım, Zafer Mutlu, Gazi Can, hastane kontrolü ardından serbest bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç mezarları başında anıldı-VİDEO

    Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç mezarları başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Gözaltında öldürülen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ kapsamında mezarları başında anıldı. Anmada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlananlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor” dedi.

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç, Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında anıldı. Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından gerçekleştirilen anma programına Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, HDP İstanbul eski milletvekili Musa Piroğlu, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri‘nin yanı sıra kayıp yakınları da katıldı.

    “DEVLET KENDİ ANAYASASINA UYMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”

    Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında ilk olarak Rıdvan Karakoç’un daha sonra da Hasan Ocak’ın mezarı başında anma yapıldı. Burada konuşan Av. Gülseren Yoleri şunları söyledi:

    “17-31 Mayıs gözaltında kaybedilenleri anma haftasındayız. Gözaltında kaybedilenlere dair tüm hafızamızı tazelemek istiyoruz. 28 yıl boyunca dile getirdiğimiz bir talebimiz var. Failler bulunsun hesap sorulsun. Kaybedilenlerin tarihini daha da geriye götürebiliriz. Biz o zamanlardan bu zamanlara adalet için yakınlarının mücadele ettiğini biliyoruz ve Cumartesi Anneleri’nin bu mücadeleyle en büyük etkilerinin kayıp suçunun işlenmesinin önüne geçmesidir. Bu süre boyunca engellemelere rağmen durmadılar.

    İnsanlığa karşı işlenen bu suç bütün toplumu tehdit ediyor. Devlete sorumluluklarını hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ona şunu hatırlatmak zorundayız ‘bağlı olduğu uluslarası sözleşmelerde bu topraklarda yaşayan herkesi korumak zorundadır. Bu doğrultuda da gösteri ve protesto hakkını kolaylaştırması gerekir. Uluslararası sözleşmelere uyulmak zorundadır. Devlet kendi anayasana uymakla yükümlüdür.”

    “DEVLET SUÇ ÜSTÜ YAKALANMIŞTIR”

    Yoleri‘nin ardından söz alan Maside Ocak ise “Kimsesizler Mezarlığı’ndan çıkarıp buraya getirdiğimizde babam ‘burası Hasan’ın düğünüdür’ demişti. Burada bir mezar var ve üzerinde ‘Hasan Ocak’ yazılıdır. Adaletin olmadığı yerde kayıpları olan bütün ailelerle bir araya geliyor ve gelecek. Söyleyecek söz kalmadı belki ama söyleyeceklerimiz de bitmedi. Biz birbirimizden ve bizi destekleyenlerden aldığımız güçle adaletin sağlanacağı güne kadar durmayacağız” dedi.

    Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da “Hasan Ocak nezdinde devlet suçüstü yakalanmıştır. Biz mücadele etmeye çalışırken onlar engellemeye çalışıyorlar. Bizim susmayan bir irademiz var. Biz Hasan’ın arkadaşlarıyla mücadele ettik mücadelemize de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASINDAN YARARLANANLAR VAR”

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise şöyle konuştu:

    “Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç şahsında tüm kayıpları anmak istiyorum. Hakikat ve adalet mücadelesi bitmedi, bitmeyecek. Faillerin 28 yıldır yargılanmamış olması bizim bu mücadeleyi büyütmemiz gerektiğine dikkat çekmiştir. Ortada bir cinayet varken fail yok. Cezasızlık politikasından yararlanan insanlar var. Bugün, zihniyetin, yaklaşımın aynı olduğunu görüyoruz. Mücadele eden insanları her hafta iktidar engellemek istiyor. Bu engellemeler demokrasiye yöneliktir. Biz de asla kayıplarımızın akıbetlerini sormaktan asla vazgeçmeyeceğimizi buradan bir daha ilan ediyoruz.”

    Buldan, 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan ikinci tur cumhurbaşkanı seçimlerine de değinirken, “Belki de önümüzde son bir tercih fırsatı var. Bu tercih karanlık ve aydınlık arasındadır. 28 Mayıs’ta faşizmi göndermek demokrasiye erişmek gerekiyor herkesin sandığa gidip oy kullanması bu açıdan elzemdir” dedi.

    PİROĞLU: SONUNDA KAZANAN BİZ OLACAĞIZ

    Eski HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise “Devletler, kendilerine muhalif olanlara en vahşi uygulamaları yaptı. Bunların en vahşisi de gözaltında kaybetmektir. Bu politika bütün toplumu esir alma politikasıdır. Kaybedilmeleri ortadan kaldırmak toplumun bu tehditten kurtulması demektir. Cumartesi İnsanlarının yürüttüğü mücadele; ülke halkının insanca yaşama mücadelesidir. Kaybedenler, kaybedecek. Bu mücadele tarih boyunca yürüdü. Bundan sonra da yürüyecek. Sonunda kazanan biz olacağız” ifadelerini kullandı.

    Gözaltına kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız oğlunun arandığı günden bugüne başından geçen süreci anlatarak, “Ben devleti tanımıyordum. Beni ‘oğlun silahla öldürülse daha mı iyi?’ diyerek kandırdılar. Oğlumu çağırdım ‘gel’ dedim o da beni kırmadı geldi. Sonra oğlumu kaybettiler. Her ölüm acıdır. Bir mezar olur insan teselli bulur ama bizim öyle bir tesellimiz olmadı. Ben Hanife bu da oğlum Murat Yıldız onu aramaktan vazgeçmeyeceğim” dedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Sibel Balaç ve İleri Kızılaltun, Gazi Mahallesi’nde gözaltına alındı

    Sibel Balaç ve İleri Kızılaltun, Gazi Mahallesi’nde gözaltına alındı

    PİRHA-Adil yargılanma talebiyle ölüm orucu eylemini sürdürdükten sonra ‘infaz erteleme’ ve tahliye kararlarıyla serbest bırakılan Sibel Balaç ve İleri Kızılaltun İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde gözaltına alındı.

    Adil Yargılanma talebi ile 298 gündür ölüm orucunda olan Sibel Balaç hakkında 12 Ekim’de infazının ertelenmesine karar verilirken, 15 Ekim 2021’den bu yana itirafçı iddialarıyla Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve 39 gündür ölüm orucunu sürdüren İleri Kızılaltun ise 22 Eylül’de tahliye edilmişti.

    Tutuldukları hapishanelerde uzun süre adil yargılanma talebiyle ölüm orucu sürdüren, ‘infaz erteleme’ ve tahliye kararlarıyla serbest bırakılan Sibel Balaç ve İleri Kızılaltun İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde gözaltına alındı.

    Halkın Hukuk Bürosu twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Sibel Balaç ve İleri Kızılaltun’un gözaltına alındığı bilgisi verildi” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Uçar: Alevilerin yürüttüğü mücadeleyi kendi mücadelemiz olarak görüyoruz-VİDEO

    Uçar: Alevilerin yürüttüğü mücadeleyi kendi mücadelemiz olarak görüyoruz-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan iki cemevini ziyaret eden Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Alevilerin yürüttüğü mücadeleyi kendi mücadelemiz olarak görüyoruz” dedi. Uçar, “Bizler açısından bu seçimin asıl belirleyeni, Kürtlerin yürüttüğü özgürlük ve demokrasi; Alevilerin yürüttüğü eşitlik, kadınların yürüttüğü eşitlik ve özgürlük, gençlerin gelecek mücadelesidir” dedi.

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ile beraberindeki partililer bugün İstanbul’un Sultangazi ilçesinde bulunan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ile Gazi Cemevi’ni ziyaret etti. Uçar‘a ziyareti sırasında Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Öztürk Türkdoğan da eşlik etti.

    Uçar‘ın ilk durağı AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi olurken, cemevi yönetimi ve emekçileri ile bir araya geldi. Cemevi başkanı Zeynal Odabaş ziyaret sırasında “Demokrasi mücadelesini birlikte kazanacağımızı düşünüyoruz. Tutsak canlarımız var. Bu adaletsizlik bir gün mutlaka sona erecek. Yezid zihniyetli iktidarın davalarını, yargılamalarını meşru bulmuyoruz. Bizleri yargılasalar da demokrasiden, hoşgörüden, barıştan, bir arada yaşamaktan asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN MÜCADELESİNİ KENDİ MÜCADELEMİZ OLARAK GÖRÜYORUZ”

    Odabaş‘ın ardından söz alan Uçar ise 14 Mayıs seçimlerinin önümüzdeki yüzyılı etkileyecek bir niteliğe sahip olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

    “Mücadele geleneğini devraldığımız Halkların Demokratik Partisi ile Yeşil Sol Parti, Türkiye’de kadın milletvekillerinin parlamentoda en çok olmasını sağlayan, eşit başkanlık sistemi ile eşit temsiliyeti sağlayan bir gelenek. Çok kritik bir seçim süreci ile karşı karşıyayız. Bu seçimin mevcut iktidar ile toplumun iktidara karşı olan mücadelesi arasında geçeceğini düşünüyoruz. Haftalardır alanları geziyoruz. Halkların çok büyük bir teveccühü var. Mevcut tek adam rejiminin Alevi halkına, Kürt halkına ve bütün demokratik mücadele alanlarına uygulamış olduğu baskı politikalarının sonuna gelmiş durumdayız. Alevilerin yürüttüğü mücadeleyi kendi mücadelemiz olarak görüyoruz. Kadim bir mücadele var. Bu mücadele temelinin Türkiye’de yaşayan bütün halklar açısından bir öncü rol oynadığının farkındayız. Biz de sizin mücadelenizin bir parçasıyız ve büyütmek için elimizden geleni yapacağız. Devletin ve mevcut iktidarın kodlarında kendi Alevisini ve kendi Kürdünü yaratma projesi hiç bitmedi. Son olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile devletin kodlarının iktidar ile birlikte hala değişmediğinin, aynı inkar ve asimilasyonun devam ettiğinin göstergesidir. Bütün mücadele alanlarında yükselen direniş aslında bir değişimi gösteriyor. Yüzyılın mimarı olacak bir seçim ile karşı karşıyayız.

    “ŞİDDET DIŞINDA YÖNETME MEKANİZMALARI YOK”

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar  ve partililerin ikinci durağı Gazi Cemevi olurken, Uçar burada da şunları dile getirdi:

    “Bu ülkenin coğrafyası çok kimlikli, çok kültürlü. Uzun bir süredir aslında bu kimliklerin inkarı üzerinden inşa edilmeye çalışılan ve bugün geldiğimiz aşamada da şiddet dışında hiçbir yönetme mekanizması bulunmayan bir tek adam rejimi ile karşı karşıyayız. 22 yıllık bu süre zarfında AKP-MHP iktidarı bürokrasi, şiddet biriktirdi ama başta Aleviler, kadınlar, Kürtler, demokratik muhalefeti yürüten bütün kesimler de çok büyük deneyim ve tecrübe biriktirdi. Bizler açısından bu deneyim, 14 Mayıs’ta demokratik bir Türkiye’ye evrilmesi gereken bir süreci ifade ediyor. Alevi mücadelesinden feyz alan bir parti çalışması sürdürüyoruz. Bizler açısından bu seçimin asıl belirleyeni, Kürtlerin yürüttüğü özgürlük ve demokrasi; Alevilerin yürüttüğü eşitlik, kadınların yürüttüğü eşitlik ve özgürlük, gençlerin gelecek mücadelesidir.

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

  • Binler Gazi Katliamı’nı protesto etti: Katiller ve tetikçiler yargılansın!-VİDEO

    Binler Gazi Katliamı’nı protesto etti: Katiller ve tetikçiler yargılansın!-VİDEO

    PİRHA- Aydınlatılmayan ve üstü ‘zaman aşımı’ ile örtülen Gazi Katliamı 28. yılında yürüyüş basın açıklamasıyla protesto edildi. Binlerin katıldığı açıklamada, katliamın bir ‘devlet organizasyonu’ olduğuna dikkat çekilerek katliamların aydınlatılması ve faillerin cezalandırılması çağrısında bulunuldu.

    İstanbul’da çoğunlukta Alevi yurttaşların yaşadığı Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde 22 kişinin yaşamını yitirdiği ve yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın üzerinden 28 yıl geçti. Tarihe Gazi Katliamı olarak geçen olayın yaşandığı gün, çoğunlukta Alevilerin bulunduğu 5 kıraathane ve bir pastane aynı anda kimliği belirsiz kişilerce otomatik silahlarla tarandı. Mahallede üç gün boyunca devam eden olaylar daha sonra Ümraniye’ye bağlı Mustafa Kemal (1 Mayıs) Mahallesi’ne sıçradı. Buradaki protestolara yönelik gelişen polis saldırısında ise 5 kişi daha yaşamını yitirdi, 14 kişi ise yaralandı.

    12 Mart Platformu, 12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliamın 28’inci yıldönümüne ilişkin Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Cemevi) önünde bir araya geldi. Cemevi önüne bayrak, flama ve dövizlerle gelen platform üyelerinin ellerindeki “Katil devlet” ve “devlet öldürdü” şeklindeki dövizlere polis tarafından el konuldu.

    Binlerin bir araya geldiği anmaya, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’nun yanı sıra çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı.

    YÜRÜYÜŞE POLİS ENGELİ 

    Kitle, bir süre sonra çok sayıda kişinin katledildiği eski yere doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte yaşamını yitirenlerin fotoğrafları ile “Gazi’den Ümraniye’ye Adalet İstiyoruz” yazılı pankart taşındı. Yaşamını yitirenlerin isimleri tek tek okundu. Kitle, okunan isimler için hep bir ağızdan “yaşıyor” diye haykırdı. Yürüyüşte, ayrıca depremden etkilenen şehir isimleri de okundu. Bu sırada sık sık “hükümet istifa” sloganı yükseldi. Kitle ve katledilenlerin aileleri, Hüseyin Altın Parkı’na karanfil bıraktı.

    Eski Karakol önünde basın açıklaması okundu. Açıklamayı okuyan Erkan Şimşek kadın cinayetlerine, artan çocuk istismarına, Alevilere yönelik asimilasyona, Şenyaşar Ailesi’nin adalet arayışına, depremde yaşanan katliama ve Amedspor’a yönelik saldırıya dikkat çekti.

    “AMAÇ HALKA VE DEVRİMCİ MUHALEFETE GÖZDAĞI”

    Şimşek, saldırılar ile Gazi’de devrimci muhalefetin sindirilerek göz dağı verilmek istendiğine dikkat çekerek, “Bundan tam 28 yıl önce 12 Mart 1995’te İsmet Paşa Caddesi’nde bagajında Şoför Mesut Efe’nin cesedi ile ilerleyen taksiden açılan ateşle Kahvehaneler kurşun yağmuruna tutulmuş bir kişi hayatını kaybetmiş 5’i ağır 25 kişi yaralanmıştı. Gazi halkı için bu saldırılar yeni değildi. Gazi halkı üzerinde baskı, terör hiçbir zaman eksik olmamıştı. Gazi halkı böyle saldırılara alışıktı. Alışık olmak kanıksamak anlamına gelmiyor tam aksine öfkeyi kabartıyordu. Kabaran öfkeyle halk bir anda sokakları doldurdu. Eli kanlı katillerin amacı halkı birbirine kırdı kırdırmak suretiyle Alevi-Sunni çatışması yaratmaktı. Amaç Gazi’de devrimci muhalefet sindirmek ve devrimci demokratik Gazi halkına gözdağı vermekti” diye konuştu.

    “KATİLLER ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK KAYBOLDU”

    ‘Katiller nasıl oldu da Gazi gibi polis devriyelerinin bu kadar yoğun olduğu bir yerde elini kolunu sallayarak bir anda ortadan kayboldu?’ diye soran Şimşek, “Bunun açıklamasını Gazi halkı biliyordu. Bu yüzden öfkesi sel oldu ve gazi karakoluna akmaya başladı. Katillerin yakalanmasını ve cezalandırılmasını isteyen halka bu sefer de halkı korumakla görevli Devlet güçleri tarafından dünya basının gözü önünde hedef gözetilerek otomatik silahlarla ateş edilmiş yüzlerce kişinin yaralanmasına sebep olunmuştur. Gazi halkının zalime ve zulme direnişi sokağa çıkma yasağına, katliamlara, polis şiddetine, 18 şehit ve 100’lerce yaralıya rağmen üç gün sürdü. Ümraniye’de Gazi halkına destek vermek isteyen kitleye bir okulda pusuya yatmış katiller tarafından ateş edilerek 4 canımız daha katledildi” dedi.

    “KATİLLER VE TETİKÇİLER CEZALANDIRILMALI”

    Şimşek, katillerin polislerin arasında rahatça kaybolması üzerine halkın karakola yürüdüğünü ve burada da polislerin halkı taradığını ifade etti. Şimşek, 18 kişinin katledildiği ve yüzlerce kişinin de yaralandığını anımsatarak, “Günlerce ülkenin gündemine oturan direnişte basında çok net görüldüğü üzere vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen, açılan göstermelik davada yargılanan katiller cezalandırılmadı. Sadece katil polislerden Adem Albayrak’a dört kişiyi öldürmekten üç buçuk yıl, Mehmet Gündoğdu’ya iki kişiyi öldürmekten bir yıl sekiz ay ceza verildi. Gazi’de yaşanan bu katliamdan dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü-istihbarat Daire Başkanı Hanife Avci, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve bunların tetikçileri sorumludur ve cezalandırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    ALEVİ ASİMİLASYONU, KADIN CİNAYETLERİ, DEPREM

    Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı oranlarındaki artışa dikkat çeken Şimşek, inanç diktasının ve asimilasyonun sürdüğünü, cemevlerine baskı politikası uygulandığını, basının cendereye alınarak halkın haber alma hakkının engellendiğini ve adalete duyulan açlığın arttığını kaydetti.

    Siyasi iktidarın Aleviler üzerindeki baskı ve inkar politikalarını sürdüğünü belirten Şimşek deprem bölgesinde yaşananları hatırlatarak, “Felaketler kaderimiz değil. Açığa çıkan tablo her açıdan acı verici ve düşündürücü. Binaları denetlemeyen ve deprem vergilerini amacı dışında kullanan siyasi iktidar yaşanan yıkımın birinci dereceden sorumlusudur. Depremin yarattığı yıkımı ek olarak coğrafyanın demografik yapısının değiştirilmeye çalışıldığını da görüyoruz.” şeklinde konuştu.

    GAZİ MEZARLIĞI’NDA ANMA

    Kitle, basın açıklamasının ardından şehitleri anmak için Gazi Mezarlığı’na yürüdü. Mezarlıkta yapılan açıklamanın ardından Haşim Kızılveren Dede gulbenk okudu.

    Anma sonrasında Gazi Cemevine geçen Alevi kurumları, Maraş merkezli iki depremde Hakk!a yürüyenler için çerağlar uyandırdı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • 12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    12 Mart Platformu’ndan Gazi katliamı paneli: Gazi direniştir-VİDEO

    PİRHA-Gazi katliamının 28. yılı dolayısıyla 12 Mart Platformu tarafından Gazi Cemevi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan Can Tv Yayın Kurulu üyesi Veli Büyükşahin, “12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı” dedi.

    12 Mart Platformu Gazi katliamının 28. yıl dönümü dolayısıyla Gazi Cemevi’nde panel düzenledi. “Gazi’de düşene, dövüşene bin selam. Gazi ve 1 Mayıs Şehitleri onurumuzdur” pankartının da açıldığı panele Veli Büyükşahin, Nuray Sancar, Özge Karbo, Gülümser Seyitcemaloğlu ile Ergin Engin konuşmacı olarak katıldı.

    “GAZİ DÜNDEN BUGÜNE KALE OLABİLDİ”

    Panelde ilk olarak konuşan moderatör Özge Karbo 12 Mart’ın Türkiye tarihinde yer edinen olaylarına değinirken, “12 Mart Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden biri. 12 Mart darbesi ile Gazi katliamının yaşandığı tarihtir. Gazi dünden bugüne kale olabildi. 28. yılındayız Gazi katliamının. Devrimci ve halkçı hareketin yükselmesinden korkan devlet, ırkçılığı körükleyerek, asimilasyon politikalarına devam ediyor. Seçim sürecine iki ay kaldı. Raydan çıkmış iktidara karşı mücadeleyi büyüterek bu sürece giriyoruz. Katledilen yoldaşlarımızı unutmayacağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyoruz” dedi.

    Karbo’dan sonra söz alan Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş ise “12 Mart bu ülkedeki ilk katliam değil. Bugün Gazi ne kadar ablukaya alınırsa alınsın, burada yaşayan halkların dinamikleri hiçbir zaman bastırılamayacaktır. Sadece katliamlar değil, bir de onlardan sonra sergiledikleri tiyatrolar da söz konusu. Hiçbir zaman baskılara teslim olmayacağız. Eğer birliğimizi sağlarsak hiçbir güç inancımıza ipotek koyamayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “GAZİ RUHUNU UNUTTURMAMAMIZ GEREKİYOR”

    Gazi katliamında hayatını kaybeden Sezgin Engin’in abisi Ergin Engin ise “Devlet nezdinde bir kaleydi Gazi. Ama görüyorum ki kalemizi yeterince savunamamışız. Değerlerimizi anlatamamışız. Salonun hınca hınç dolu olmasını isterdik. Gazi ruhunu unutturmamamız gerekiyor. Gazi direniştir” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi’nden Nuray Sancar, deprem sürecine değindiği konuşmasında “Bu halk her zaman küllerinden doğmayı bildi. Tarihimiz katliamlar ile dolu. Türkiye’de yaşayan halklar sürekli devlet ile uğraşmak zorunda kaldı. 10 ili etkileyen depremlerde insanlar enkazlardan seslerini duyuramadı. ‘Devlet var mı?’ diye seslendiler. Devlet 72 saat sonra alana yağmacı kovalamak için paramiliter kuvvetler ile girdi. Orada insanlar göz göre göre katledildi aslında. Devlet başından beri tekçi, Sünni, Türk ve eril bir yapıydı. Devlet, farklılıklara tahammül etmeyen bir devlet. Bu yapının, emekçilerin, yoksulların dostu olması beklenemez. İnsanlar omuz omuza verdiler ve deprem bölgesinin ihtiyacını karşıladılar. Dayanışma yaşatır ama örgütlenme değiştirir” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET DEPREM BÖLGESİNDE YOKLUĞUYLA VARDI”

    Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin de deprem sürecindeki eksikliklere dikkat çekerken, şöyle konuştu:

    “Depremde binlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan etkilendi. Yüzyıllardır bulunduğu topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. İş makinalarını getirip Üryan Hızır Ocağı’nın evini yıktılar. Öyle bir ortam var ki bölgede cenazelerinizi kaldırabiliyorsanız eğer şanslı hissediyorsunuz kendinizi. Büyük bir dramın yaşandığı süreçten geçiyoruz. Bu süreç şunu gösterdi: Devlet orada aslında yokluğuyla vardı. Gönderilen yardım malzemelerine el koydular. Çadırların üzerine kendi logolarını yapıştırdılar. Toplum büyük bir seferberlik içerisine girdi. Alevi örgütleri, siyasi partiler, yurttaş inisiyatifleri vardı orada.

    12 Mart Gazi katliamındaki zihinle, enkazlar altında insanları bırakan, bir kefen bile götürmeyen, bu imar yasalarını çıkaran, Berkin Elvan’ı katleden akıl aynı. Bu ülkenin tarihinde bütün etnik gruplar bir çok katliam yaşamış. Ulus devletler kendi içerisindeki kimlikleri bastırarak yol alır. Bunu milliyetçilik ya da liberalizmle yapar. Milliyetçilik bunu kanlı yapar. Liberalizm ise benimseterek yapar. Depremde bile ayrımcılıkla karşı karşıyayız. Bazı köylere hiçbir şey verilmedi. Ben tanık oldum. O köyler ya Alevidir ya solcudur ya da HDP’lidir.”

    “GAZİ DİRENİŞİ DEVLETİ GERÇEKTEN ÇOK KORKUTTU”

    Panelde son olarak söz alan Proleter Devrimci Duruş üyesi Gülümser Seyitcemaloğlu ise “Gazi’nin direniş ruhunu anlatmamız gerekiyor. Gazi’de ilk anda Alevi-Sünni çatışmasına yönlendirmeye çalıştılar ama “Katiller karakolda” denilerek doğru hedef belirlendi. Günlerce çok büyük bir direniş sergileniyor. Daha sonra devlet talepleri kabul etmek zorunda kalıyor. Olayların direniş yüzünü anlatmazsak gelecek kuşaklara bu ruhları aktaramayız. Sadece acı aktarırız ve bunu kaldırmakta zorlanırlar. Gazi direnişi gerçekten çok korkuttu devleti. Devleti, saldırıları teşhir edelim ama direnişlerimizi de anlatalım. Marx’ın dediği gibi tarihin lokomotifi direnişlerdir” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gazi ve Ümraniye katliamları paneli: Devlette cezasızlık kültürü var-VİDEO

    Gazi ve Ümraniye katliamları paneli: Devlette cezasızlık kültürü var-VİDEO

    PİRHA-Gazi ve Ümraniye katliamlarının 28. yılı dolayısıyla AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde panel düzenlendi. Panelde konuşan Avukat Efkan Bolaç, “Devlette cezasızlık kültürü var. Devlet için bir suç işliyorsan mutlaka seni koruyor. Bir şekilde Sünni-Alevi çatışmasını körüklemek istediler. Ama Gazi halkı faili doğru olarak tespit ederek, karakola doğru yürüyüşe geçti. Polisler hiçbir şey söylemeden insanların üzerine ateş açmaya başladılar” dedi.

    Gazi ve Ümraniye katliamlarının 28. yıl dönümü yaklaşırken, Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkı bugün bir panel düzenledi. “Gazi’den Ümraniye’ye adalet istiyoruz” başlığıyla düzenlenen panel Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde gerçekleştirildi.

    Gazeteci Dilek Odabaş Bakır’ın moderatörlüğünde yapılan panelde Gazi Şehit Aileleri’nden Cemal Poyraz, Müşerref Bingöl, TAYAD’lı aileler, Avukat Keleş Öztürk, Av. Efkan Bolaç, dönemin Gazi Mahallesi Muhtarı Nevzat Altun, Yazar Bülent Felekoğlu ile 12 Mart Platformu adına Ali Dursun Ağdoğan konuşmacı olarak katıldı.

    “GAZİ MAHALLESİ’NE YÖNELİK BASKI 28 YILDIR SÜRÜYOR”

    Açılış konuşmasını yapan AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, “Gazi ve Ümraniye şehitlerini saygıyla anıyorum. Unutmayacağız. Unutturmayacağız. Unutursak başka katliamlar da yaşatacaklar. Deprem sürecinde de alanlardaydık. İnsanları ölüme terk edildiler. Birbirimizin Hızır’ı olduk” dedi.

    Dönemin mahalle muhtarı Nevzat Altun katliamın yaşandığı güne ilişkin bilgiler verirken, şunları söyledi:

    “Gazi Mahallesi sisteme muhalif olanların yerleştiği bir yer. Burada kolluk güçlerine güven hiç yoktu. Her insana düşman olarak bakıyorlardı. 1995’te kahvehaneler, iş yerleri tarandı. Emniyet güçleri ise tepki gösteren halkın önüne geçti. Gazi halkı, şehitlerine sahip çıktı. Emniyet güçlerinin bir kısmı olayların büyümesini istiyordu. 28 yıldır asıl sorumlular ortaya çıkmadı. Gazi Mahallesi’ne yönelik baskı 28 yıldır hala sürüyor.”

    “HALA ADALET ARIYORUZ”

    Gazi Şehit Aileleri’nden Cemal Poyraz ise dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in sözlerini hatırlatırken, şöyle konuştu:

    “Çocuklarımızı vurdurtan bence bellidir. Tansu Çiller ne demişti zamanında? “Bu devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” demişti. 28 senedir acı çekiyoruz. Hala adalet arıyoruz. Bu nasıl adalettir? Bilinçli olarak davamızı Trabzon’a sürdüler. Hangi hukuk devletinden bahsediyoruz?”

    Gazi Şehit Aileleri’nden Müşerref Bingöl de Maraş merkezli depremlere değinerek, “On binlerce insanın hayatını kaybettiği bugünlerde kendi acımdan bahsetmeyi doğru bulmuyorum. Yaşanılan her felakette acımızı diri tutuyoruz. 12 Mart’ta herkesi alanlara bekliyoruz” dedi.

    TAYAD’lı Aileler adına yapılan konuşmada “28 yıl boyunca Gazi halkı şehitlerine sahip çıkarak bugünlere geldi. Aleviler tarihin her döneminde katledilmiştir. Halklar ise zalimin zulmüne boyun eğmemiştir. 12 Mart’ta oligarşi Alevi ve Sünnileri birbirine kırdırmak istemiştir. Ama halklar buna izin vermemiştir. Gazi’nin devrimci ruhu yitirilmemiştir. Depremler konusuna geldiğimiz zaman ise gerekli önlemler alınmayarak halklar bilinçli olarak katledilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

    “CEZASIZLIK SÜRECİ HEP DEVAM ETMİŞTİR”

    Avukat Keleş Öztürk de Gazi Katliamı’na ilişkin açılan davalara dair konuşurken, şunları kaydetti:

    “Devletin cezasızlık süreci hep devam etmiştir. Her dönem kendi görevlilerini korumuştur. Gazi katliamı üç, beş kişinin yaptığı bir katliam değildir. Yaşananlar devletin planıydı. Faillerin ortaya çıkarılmasına yönelik bir çabası da olmadı. Katliama tepki gösterenler gözaltına alındı, tutuklandı. Tepki gösterenler cezalandırıldı. Burada 20 polise dava açıldı. Ümraniye’de ise hiç kimseye dava açılmadı. Takipsizlik verildi. Sonuç olarak bir devlet organizasyonuydu ve fail de doğrudan devletti. Bunu unutmamak gerekiyor.”

    “ADALETİ DEVLET BİZE BAHŞETMİYOR, DİRENEREK ALACAĞIZ”

    Dönemin tanıklarından Avukat Efkan Bolaç da devletin cezasızlık politikasına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

    “Devlette cezasızlık kültürü var. Devlet için bir suç işliyorsan mutlaka seni koruyor. Bir şekilde Sünni-Alevi çatışmasını körüklemek istediler. Ama Gazi halkı faili doğru olarak tespit ederek, karakola doğru yürüyüşe geçti. Polisler hiçbir şey söylemeden insanların üzerine ateş açmaya başladılar. Ortada bir çete vardı. Dönemin iktidar ortaklarına baktığımızda zaten bir katliamın çıkmaması şaşırtıcı olurdu. Cenazeler teslim edilmezken, insanlar sürekli provoke ediliyordu. Nihayetinde talepler kabul edildi. Asker geldiğinde, o da polisten farksızdı. Cenazeler morgdan alınıp, mezarlığa götürülürken yine insanlara saldırdılar. Ne ölümüz, ne de dirimize saygıları vardı. 15 Mart’ta bir haber daha geldi. Ümraniye’de de insanlar öldürüldü.

    Şu anda da benzeri bir provokasyonun yapılmasının zemini var. Demokratik bir alanın açılmasını istemiyorlar. Maraş depremlerinde de gördük ki, devlet yoktu. İnsanlarımız katledildi. Devleti hiçbir zaman yanımızda görmedik, hissetmedik. Adalet her şeyin temelidir. Bunu bize devlet bahşetmiyor. Bunu ancak direnerek alacağız. Devletin ceberut bir yüzü var. Ne yaparsak kendimiz yapacağız. Yürüyecek yine biziz. Bir arada olduğumuz sürece bizi belki de provoke edemeyecekler. Dayanışma içerisinde olmalıyız.”

    “YENİ BİR CUMHURİYET İNŞA EDEBİLİRİZ”

    12 Mart Platformu adına konuşan Ali Dursun Ağdoğan ise “Devletlerin tarihi katliamlar tarihi. Devletin karşısındaki güç toplumun kendisi. Bu ülkede bu kadar çok katliam işleniyorsa toplum olarak bizim de suçumuz var. Katliamın amacı toplumu bölmekti. Katliam bir direniş ve ayaklanmaya dönüştü. Gösterilen direniş bu zamana kadar taşınamadı ne yazık ki. Bu nedenle AKP-MHP gibi faşistler tarafından yönetiliyoruz. Demokratik bir toplum yaratabiliriz. Koşulları yavaş yavaş oluşuyor. Toplumu bölmeden tüm kesimler ile birlikte yeni bir cumhuriyeti inşa edebiliriz” ifadelerini kullandı.

    Panelde son olarak konuşan araştırmacı, yazar Bülent Felekoğlu da şunları dile getirdi:

    “İnancımız tarih boyunca rıza toplumlarını örgütlemeye çalışmıştır. Bizi nereye sürerlerse orada bir nur açığa çıkarıyoruz. Çünkü bu iman etme tarzımızın bir sonucu. Yüzyıldır devşirme İslam, devşirme Türklük ve devşirilmiş sermaye ile mücadele ediyoruz. Bugün halkları bir araya getirmeye çalışan ruhumuz var. Dünya bizi görüyor. Bir eşikteyiz. Savunmamızı güçlendirmekle mükellefiz. Toplumların vicdanları sayesinde bu dünya çarkı pervaz ediyor.”

    “GAZİ KATLİAMI’NI BU DEVLETİN KONTRGERİLLASI YAPTI”

    Konuşmacıların ardından söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz ise “Gazi katliamını bu devletin kontrgerillası yaptı. Deprem bölgelerinde bile Alevileri ölüme terk ettiler. Burada bile ayrımcılık yaptılar. Demokratik bir toplumu yaratamadığımız sürece bu böyle devam edecek. Gereken çabayı harcamak zorundayız” dedi.

    Panelin ardından yapılan açıklamada lokmaların deprem bölgesine gönderileceği ifade edilirken, Zeynal Odabaş’ın yargılandığı davanın 7 Mart Salı günü Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde görülecek duruşmasına da katılım çağrısı yapıldı. Etkinlik, Grup Yorum’un seslendirdiği ağıt ile sona erdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • 1. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği gerçekleştirildi-VİDEO

    1. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği gerçekleştirildi-VİDEO

    PİRHA-‘1. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği’ Gazi Cemevi, DAD İstanbul Şubesi ve Gazi Dersimliler Derneği’nin organizasyonu ile bugün yapıldı. 

    Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı (Gazi Cemevi), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi ile Gazi Dersimliler Derneği’nin organize ettiği ‘1. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği’ bugün gerçekleştirildi.

    GÜLBENG VERİLDİ, LOKMALAR PAY EDİLDİ

    Gazi Anadolu durağından başlanarak Gağan ritüeli eşliğinde esnaf ve mahalle gezildi. Ardından Gazi Cemevi önünde lokmalar pay edildi. Burada gülbeng veren Babamansur Ocağı’ndan Haşim Kızılveren dede, Gağan’ın anlamına değindi. Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş ise yeni yılda barış dileğini ifade ederken, birlikte mücadele çağrısı yaptı. DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker de Gağan’ın kadim bir gelenek olduğunu belirtti. DEDEF önceki dönem başkanı Ali Haydar Ben ise 2018 yılında Gazi Mahallesi’nde Gağan kutlarken, polis tarafından gözaltına alındıklarını ve işkence gördüklerini söyledi.

    1. Gazi Mahallesi Geleneksel Gağan Şenliği halaylar ile sona erdi.

    KÖY DERNEKLERİ DE KATILDI

    Gağan kutlamasına Belentarla Köy Derneği, Büyükköy Köy Derneği, Ağlıkçay Köy Derneği, Beypınar Köy Derneği, Aluçluseki Köy Derneği, Bingöl Karer Derneği, Bingöl Dalçek Derneği, İğdeli Köy Derneği, Göller Mezrası Köy Derneği, Körpınar Köy Derneği, İğdır Köy Derneği, Sivas Ulaş Çavdar Köyü Topaktaş Köyü Derneği Zeyve İki, Değirmenköy Derneği, Güllüce Köy Derneği, Erzurum Hınıs Tekman Derneği, Muş/Varto Derneği, Sivas Hafik Öğrencik Köyü, Sivas Hafik Yalıncak Köyü, Sivas Hafik Esenli Köyü, Karayolları Mahalle Muhtarı Hıdır Örs, Gazi Mahallesi Muhtarı Umut Doğan, Zübeyde Hanım Mahallesi Muhtarı Eyüp Bulut ile Güzeltepe Mahallesi Muhtarı Ulaş Fidan da katıldı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • DAD İstanbul Şube: Maraş Katliamı inkâr ve imha politikalarının devamıdır-VİDEO

    DAD İstanbul Şube: Maraş Katliamı inkâr ve imha politikalarının devamıdır-VİDEO

    PİRHA-Maraş Katliamı’nın 44. yılı nedeniyle bir basın açıklaması yapan DAD İstanbul Şubesi, “Kürt Alevi coğrafyasını demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamı’nı özel savaş yöntemleri ve paramiliter güçler eli ile gerçekleştirmiştir. Maraş Katliamı asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Maraş Katliamı’nın 44. yılı dolayısıyla bir açıklama yaptı. İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan dernek binasında gerçekleştirilen basın açıklamasını DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan okudu. “44 yıldır kanayan yaramız Maraş” başlıklı açıklamada, “Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamı’nı özel savaş yöntemleri ve paramiliter güçler eli ile gerçekleştirmiştir. Tarihi tanıklıklar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Yine tarihsel sürecin seyri göstermektedir ki, Maraş Katliamı Şark Islahat Planı dahilinde yürürlüğe konan asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır” denildi.

    Maraş’ta yapılan katliamın sadece Maraş’la sınırlı olmadığı belitilen açıklamada, Maraş Katliamı öncesi Hatay Kırıkhan’ın Hedef alınması ardında Elazığ ve Malatya adliye girişimleri ile devam eden süreç hatırlatılarak, “1978 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen katliamın özellikle Kürt Alevilerin yaşamış olduğu coğrafya hedef alındığı görülmektedir. Bu katliamın amaçlarında birisi Kürt Alevi coğrafyasının demografik yapının değiştirilmesi. Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Aşağı Terolar köyünde 27.000 Suriyelinin yerleştirilmesi ile bir kez daha teyit edilmiştir. Elbette ki katliamın bununla sınırlı olmadığı, Maraş Katliamı’nın ardından Çorum’da gerçekleştirilen katliam ile 12 Eylül darbeye giden yolun altyapısının da oluşturulduğu göz ardı edilmemelidir. 12 Eylül darbenin ardından kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı nasıl bir tutum içerisine girdiği de birçok çevre tarafından bilinmektedir. Bir diğer husus ise özellikle Alevilerin ve Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafyada birçok köyün ve dağların, taşların isimleri de değiştirilerek asimilasyona tabi tutuldu” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE HALKLARI İÇİN BİR YÜZLEŞME SORUNUDUR”

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Devşirme devlet sisteminin nüfus, kültür ve yerleşim politikası sürgüne geleni katliamına ortak ederek mahkum etme, mecbur etme, kan bedeli isteme pratiği olmuştur. Kırım, Kafkas sürgünlerinde tehcir edilen nüfusun ikamesinde işleyiş yakından izlenebilir. Ermeni, Rum katliam ve tehcirlerinde, Kürt ve Alevi katliamlarında özel savaş yöntemleri katliamda kullanılan nüfusun yapısına bakılarak demografik suçlarında, suça ortak edilme yöntemleri açık edilebilir. Demografik suç üretme yurtsuz kalanın, yurt edinmek için kan bedeli ödemesi ve bu bedelin sonrasında şekillenen suçluluk travması ile kendini mahkum hissetmesi olarak algılanabilir. Bu politik düşürme yöntemi devşirme sisteminin temel argümanıdır. Toplumsal var oluşun ahlaki politik değerleri bu şekilde imha edilir. Aynı şekilde devlet bu şekilde sürekli tehdit altında hissedecek ve sürekli tehdit altında olma motivasyonu ile ayakta kalmaya çalışacaktır. Suça ortak olan mahkum nüfus ise köle koşullarında yaşamak zorunda kalacaktır. Çünkü kan bedeli politikası sürekli mahkumiyet ve korku iklimi ile diri tutulacaktır.

    Bugün Türkiye nüfus yapısına bakıldığında politik yansımaları ile kıpırdayamayacak kadar suça bulaşmış bir sistemle yaşamak zorunda kalmış ve demokratik olgunlaşmasını yüzleşmeler gerçekleşmediği için tamamlayamamaktadır. Maraş Katliamı da 44 yıldır bizlerin içinde yarayken, Türkiye halkları için de bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir.”

    PİRHA/İSTANBUL