Etiket: hakka yürüme

  • Dede Açıktepe: Hakk’a uğurlama erkanında kadınlar arkada ve ayrı durmamalı-VİDEO

    Dede Açıktepe: Hakk’a uğurlama erkanında kadınlar arkada ve ayrı durmamalı-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili konuşan Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, Hakk’a uğurlama erkanlarında cemlerde olduğu gibi kadın erkek yan yana olması gerektiğini söyledi. Açıktepe, “Neden kadınlar ile erkekler bir arada değil de kadınlar ayrı bir yerde ve neden arkalarda duruyorlar?” diyerek eleştirdi. 

    Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

     “NEDEN HAKKA UĞURLAMA ERKANLARINDA KADINLAR AYRI VE ARKALARDA?”

    Halka açık olmayan yerlerde yapılan erkanlarda kendi anladıkları dilde hizmet yürüttüklerini belirten Açıktepe, “Ama Hakk’a yürüme erkanında farklı bir şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Cenaze hizmetini de cemevinde yapıyoruz. Cemevinde olduğumuz gibi cenazede can olamıyor muyuz? Kadınlar bir tarafta arkada, erkekler bir tarafta neden böyle bir şey yaşanıyor acaba?” diye sordu.

    “ALEVİLİK; EL ELE, EL HAKK’A DÜSTURUYLA BU GÜNLERE GELDİ”

    Yolun dilden dile gönülden gönüle ‘el ele, el Hakk’a’ düsturuyla bugünlere geldiklerini belirten Açıktepe, “Pir Sultan Abdal’ın Hakk’a yürüme erkanı ile ilgili birçok nefesi var. Karacaoğlan’ın bütün aşık-ı sadıkların bununla ilgili kelamları var. Pir Sultan kendi oğlu Hakk’a yürüdüğünde ’emanetim sana Hızır’ diye nefes söylemiş. Bunların ne sakıncası var? Artık gerçekten ya kendi varlığımızı dile getireceğiz yahut da herkes vicdanlarıyla karşılaşarak bunun muhasebesini yapması gerekiyor” dedi.

    “ÖNEMLİ OLAN GELECEK NESİLLERE BU YOLUN, İNANCIN GÜZELLİKLERİNİ AKTARMAK

    Önemli olanın gelecek nesillere bu inancın güzelliklerini ve özelliklerini bırakmak olduğunun vurgulayan Kazım Açıktepe, şunları kaydetti:

    “Eline, diline, beline, nefsine hâkim olmayı, herkese aynı nazarla bakmayı, doğada bulunan her şeyi cümle Hakk bilip ona karşı saygı duymayı, nefsini öldürüp 4 Kapı 40 Makamdan geçerek kamil insanlık mertebesine varıp, rıza şehrine varmayı amaçlamayı öğretirsek, öğrenirsek bir sorun kalmayacak.

    Birçok Hakk’a yürüme erkanı hazırlanmasına rağmen, hazırlayan insan kendi imzasının olduğu cemevinde bile doğru uygulamıyor. Kendisi ‘bu böyle olması gerekir’ demiş, altına imza atmış ama uygulamıyor. Burada bir baskı mı var veya nasıl bir şey var bilmiyorum. Yol yaşamakla yürünür. Eğer bugün Pir Sultanlar yaşıyorsa, ‘açılın kapılar şaha gidelim’ diyerek serini vermişse, Mansur ‘Enel Hakk’ dediği için idam edilip kafası bedeninden ayrılıp yakılmış olmasına rağmen bugüne kadar geliyor ve gönüllerimizde yaşıyorsa, Nesimi  nasıl kendi inandığı, ikrar verdiği Yolu savunduğu için diri diri derisi yüzülmüşse ve bizler bu değerlerimizi bugüne kadar hâlâ cemlerimizde dar olarak yaşatıyorsak, pirlerimizin de gerçekten bu konuda kendi nefsini değil, kendi mevki makamını değil; insanlığı, aydınlığa, güzelliğe, sevgiye, birliğe, beraberliğe sevgiye götürmeleri gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Tozluoğulları Ocağı dedelerinden Kemal Tozkoparan Hakk’a yürüdü

    Tozluoğulları Ocağı dedelerinden Kemal Tozkoparan Hakk’a yürüdü

    PİRHA-Tozluoğulları Ocağı dedelerinden Abdal Kemal Tozkoparan Hakk’a yürüdü.

    Abdalların dedesi olarak bilinen Tozluoğlu Ocağı evlatlarından Kemal Tozkoparan dün (12 Şubat) Hakk’a yürüdü. Dede Kemal Tozkoparan’ın cenazesi evinin önünde yürütülen Hakk’a uğurlama erkanının ardından bugün Kırıkkale Elmalı köyünde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/KIRIKALE

  • Gazeteci Hüseyin Narlı, Hakk’a yürüyüşünün 2’nci yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Gazeteci Hüseyin Narlı, Hakk’a yürüyüşünün 2’nci yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- TV10 ve CAN TV kurucusu olan Gazeteci Hüseyin Narlı Hakk’a yürüyüşünün 2’nci yılında yol arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından mezarı başında anıldı.

    Uzun zaman kanser tedavisi gören Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden, TV10 ve CAN TV kurucusu ve programcısı Hüseyin Narlı, Almanya’nın Bochum kentinde Hakk’a yürümüştü.

    Narlı, Hakk’a yürümesinin 2’nci yıl dönümünde Bochum’da bulunan mezarı başında anıldı. Anma töreni Ey Reqip ve Enternasyonal Marşı’nın birlikte okunmasıyla başladı. Yol arkadaşları, sevenleri ve ailesi Narlı’nın mezarına çiçekler bıraktı.

    Yazar Suat Bozkuş ve Gazeteci Ali Köylüce’nin konuşmalarıyla devam eden anma töreninde, Suat Bozkuş Narlı’nın mücadelesinin mirasına vurgu yaparken, Gazeteci Ali Köylüce ise Alevi inancındaki devriyeye atıfta bulunarak duygularını paylaştı.

    HÜSEYİN NARLI KİMDİR?

    Hüseyin Narlı, 1955 yılında Maraş Pazarcık’a bağlı Çiğli köyünde dünyaya geldi. 1970’li yılların henüz başında Maraş’ta lise yıllarında devrimci mücadeleyle tanıştı. 1972 yılında Ankara ODTÜ Kimya bölümünde üniversite eğitimine başladı. 1975 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesinde Elektronik Mühendisliği bölümüne başladı. Narlı, 1977 yılında SGB’nin kurucu kadrosunda yer aldı ve genel başkanlık görevini üstlendi. Narlı, son 30 yılında Alevi toplununum örgütlenme, kurumlaşma ve medya alanına adayan bir Alevi aydını olarak öne çıktı. Alevi toplumuna önemli katkılar sağlayan TV10 ve CAN TV’nin kurucularından olan Narlı, üç yıldır kanser tedavisi görüyordu. 

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    PİRHA – Pir Haydar Buga, Hakk’a uğurlama erkanlarının Alevi inancına aykırı biçimde yürütülmesini eleştirdi. Pir Buga, “Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da vicdana da ahlaka da sığmaz” dedi. 

    Alevi toplumunda uzun yıllardır tartışılan bir konu da Hakk’a yürüdükten sonra uğurlama biçimi.

    Alevi köylerine cami yapılması, çocuklara zorunlu din derslerinin dayatılması, Alevi inancının tanınmaması sorunlarının yanında Alevi Hakk’a uğurlama erkanındaki asimilasyon tartışılıyor. Alevi bir kişi Hakk’a yürüdükten sonra genellikle inancının kuralları doğrultusunda toprağa sırlanamıyor. İşte tam da bu noktada pirlerin itirazı yükseliyor.

    “ALEVİCE YAŞANIYORSA ALEVİCE SIRLANMALI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ konusunu “Kanayan yaramız” olarak nitelendirerek, yapılması gerekenleri anlattı. “Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur” diyen Pir Buga, şunları ifade etti:

    “Dünyanın en modern toplumundan en ilkel kabilesine kadar tüm insanlar bir canlarını Hakk’a uğurladıklarında bağlı bulundukları inanç ve de yaşadıkları coğrafik koşullar doğrultusunda çeşitli tören ve merasimler düzenlerler.

    Kadimden gelen yasaklı bir inancı yaşamaya ve de yaşatmaya çalışan biz Aleviler de yörelere göre bazı farklılıklarımız olsa da ‘Yol bir sürek bin bir’ anlayışı içerisinde Hakk’a yürüyen canlarımızın ardından ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ yürütürüz.

    Örneğin bir Hıristiyan anne ve babadan doğan çocuk önce papaz tarafından kilisede vaftiz edilir, ardından yaşamı boyunca inancı doğrultusunda her pazar kilisede papazın yürüttüğü ayin ile ibadetini gerçekleştirir. Hakk’a yürüdüğünde de yine kilise papazının yürüttüğü bir ayin ile Hakk’a uğurlanır.

    Yine imam öncülüğünde camide günde üç veya beş vakit namaz kılan Müslümanlardan bir can Hakk’a yürüdüğünde cami imamının kıldırdığı cenaze namazıyla Hakk’a uğurlanır.

    Bu camide de havrada da sinagogta da kilisede de tapınakta da böyledir. Cemevinde de böyle olmalıdır. Çünkü kişi, canı tende iken (yaşarken) kendi özgür ifadesiyle nasıl ibadet ediyorsa Hakk’a uğurlanınca da o ibadet şekline benzer uygun bir tören, merasim veya erkan ile Hakk’a uğurlanır. Aleviler de Alevice yaşıyorsa Alevice sırlanmalıdır.

    Yaşarken pir, mürşid, rehber, talip ile birlikte meydan açıp rızalık alarak, çerağı uyandırıp deyiş, duaz, nefes, gülbang, semah, lokma vs. on iki hizmet yürütülerek Hakk meydanında özlerini dar eyleyip, aklanıp paklanan, toplumsal uzlaşı ve barışı inşa edenler, elbette ki Hakk’a yürüdüklerinde de bu ibadet şekline uygun bir erkan ile Hakk’a uğurlanmalıdırlar.

    “YAŞARKEN NAMAZ KILMAMIŞ CANLARIN CANSIZ BEDENLERİNE NAMAZ KILDIRMAK YOL’A, VİCDANA SIĞMAZ”

    Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da, vicdana da ahlaka da sığmaz. Kaldı ki bu iki yüzlülüktür, iki milyara yakın Müslüman camiasına da hakarettir. Bari onlara saygınız olsun.

    Yol cümlemizden uludur. Gönül rızalığı ile yürünen yolda Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur.

    Aşk ile…

    (HABER MERKEZİ)

  • Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Baba Hakk’a yürüdü

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Baba Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Kocaeli Derince’de ikamet eden Kureyşan Ocağı pirlerinden Hıdır Baba, geçirdiği kalp krizi nedeniyle Hakk’a yürüdü. Baba, bugün yapılacak Hakk’a yürüme erkan sonrasında Çınarlı Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak. 

    Derince’de ikamet eden Kureyşan Ocağı pirlerinden Hıdır Baba, 78 yaşında Hakk’a yürüdü.

    Kocaeli Şehir Hastanesi’nde bir süre önce ameliyat olan ve tedavi gören Pir Ali Baba, gece saatlerinde geçirdiği kalp krizi sonrasında Hakk’a yürüdü.

    Pir Ali Baba, bugün Derince Cemevi’nde yapılacak Hakk’a yürüme erkanı sonrasında Çınarlı Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    PİRHA/KOCAELİ

     

  • Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’in Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı

    Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’in Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı

    PİRHA- Kantarma pirlerinden Mustafa Deprem’in bugün Hakk’a yürüyüşünün 6’ıncı yılı.

    Pankreas kanseri nedeniyle  10 Kasım 2017’de Hakka yürüyen Kantarma pirlerinden Mustafa Deprem’in bugün aramızdan ayrılışının 6’ıncı yıldönümü.

    Deprem, son  olarak TV10’da hazırlayıp sunduğu “Yol Erkân” programında tarihten günümüze Alevi inancı ve toplumuna dair konular ele alıyordu.

    Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ve TÖB-DER’de mücadele yürüten Deprem, uzun yıllar Almanya’nın Köln kentinde yaşıyordu. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu’nda yer alan Mustafa Deprem, Maraş Girişimi bünyesinde de çalışmalar yürütüyordu. Deprem, sağlık durumundan dolayı çalışmalarına ara vermek zorunda kalmıştı.

    MUSTAFA DEPREM KİMDİR?

    70’lerin başından itibaren Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile başlayan siyasi mücadelesini bunun yanı sıra meslek örgütü olan dönemin etkin sendika hareketi TÖB-DER’de de yönetici olarak sürdürdü. 1970’ler ve 80’ler aynı zamanda mahkeme, yargı ve hapis hayatıyla da tanışma dönemi oldu. Özellikle 1980 Askeri Cunta döneminde, bütün diğer devrimci ve ilericilerle birlikte çok yoğun ve uzun süreli işkence ve hapis cezalarına çarptırıldı. 90’lı yıllardan itibaren Almanya’da siyasi mülteci olarak yaşamını sürdüren Mustafa Deprem Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu’nda ve Maraş Girişimi bünyesinde çalışmalar yürüttü. 2012’den itibaren ise TV10 televizyonunda “Yol Erkân” programını hazırlayıp sundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Mustafa Özgün: Alevi gibi yaşıyoruz, Sünni gibi defnediliyoruz; gücüme gidiyor-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Alevi gibi yaşıyoruz, Sünni gibi defnediliyoruz; gücüme gidiyor-VİDEO

    PİRHA- Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, eskiden yasaklandığı için gizli yapılan görgü cemlerinin nitelikli olduğunu ancak günümüzde yapılan cemlerin eskisi gibi olmadığını söyledi. Özgün, “Isparta’da Alevilerin Alevi gibi yaşadığını ancak Hakk’a yürüdüğü zaman camiden gelen hoca tarafından defnedildiğini belirterek, “Alevi gibi yaşıyorsak Alevi gibi de ana kucağına sırlanmalıyız” dedi.

    Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Geçmişte yürütülen cem ile günümüzde yürütülen cemler ve ‘Alevlikte Hakk’a yürüme erkanına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Şeyh Saadettin Sultan Ocakzadesi olan Dede Mustafa Özgün, “Isparta Manastır köyünde 17 haneydik. 17 hanenin neredeyse hepsi her sene o zaman görgü ceminden geçerdi” dedi.

    “YASAKTI, CEMLERİMİZİ GİZLİ YAPARDIK”

    O zaman yapılan cemlerin yasak olmasından dolayı gizli yapıldığını aktaran Özgün, “Çok sıkı mıydı korkudan mıydı dışarıda Alevi sözcüğünü kullanamazdık. Yabana gittiğimizde Alevi olduğumuzu söylemezdik ve cemlerimizi gizli yapardık, cemlerimizde kapıya gözcü, pervane koyuyorduk” diye ifade etti.

    Babasının döneminde yürütülen cem erkanlarına çok baskı olduğunun altını çizen Özgün, “Jandarma basıyormuş, o zorluklara rağmen her sene cemlerimizi görünmeden gizli yapardık. Şimdi o kadar rahatlıkla kimse karışamazken şu tarihte yaptığımız cemler o zamanki yapılan cemler gibi gelmiyor bana, yozlaştık mı acaba” diye sordu.

    Tüm yaşananlara rağmen hala umudunu koruduğunu belirten Mustafa Özgün, “Yavaş yavaş da olsa Alevilik konusunda dünyada ilerleme ve çok gelişme oldu. Ta önceki tarihtekilere göre şimdiki tarihte çok serbestiz, çok açığız, dünyadan haberdarız. En uzak kıta olan Avustralya’ya bizim mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy, davetle gitti” dedi.

    “HAKK’A YÜRÜNDÜĞÜNDE SÜNNİ GİBİ KALDIRILINCA ÇOK GÜCÜME GİDİYOR”

    Alevilerin inancını yaşadığını ancak Hakk’a yürüyünce Alevi inancına göre sırlanmadığının altını çizen Dede Mustafa Özgün, şunları ifade etti:

    “Alevi gibi yaşıyoruz ama ne zaman Hakk’a yürürsek imam çağırıyorlar, Sünni inancına göre defnediyoruz. Bu benim çok gücüme gidiyor. Anlatıyoruz konuşuyoruz. Evet Aleviyiz, Aleviliğimizi de yaşıyoruz ama Hakk’a yürüyünce camiden Sünni inancına göre kaldırılıyoruz. ‘Ey Allah’ım ben Alevi idim Alevİ gibi de yaşadım. Hakk’a yürüdüm bildim ki yanlış yoldaymışım. Şimdi senin Sünni imamlarına döndüm, affet beni’ anlamıdır bu.”

    Her insan ‘ben Aleviyim’ diyorsa Alevi ritüellerine göre sırlanması gerektiğini belirten Özgün, Aleviliğini yaşayan canımız Hakk’a yürüyünce Alev inancına göre ana karnında ana kucağında sırlanmalıdır. Aleviliğimizi dürüst yaşayıp yolumuzdan hiçbir zaman sapmadan dosdoğru gitmektir” diye belirtti.

    Dünyadaki tüm inançlara ve mezheplere saygısının olduğunu belirten Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, “Tek saygı göstermediğim unsurlar din adına, inanç adına insanlara zarar veriyorsa vurup, kırıp, öldürüyorsa hiç onlara saygım yok. Dünyada kaç milyon dürüst insan varsa hepsi de Hakk tarafından kardeş sayılır” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA

    İLGİLİ HABERLER

    > Dede Mustafa Özgün: Alevilikte en büyük asimilasyon Hakka uğurlama erkanında oluyor-VİDEO

  • Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    Piri Er: ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu-VİDEO

    PİRHA – Yazar Piri Er, yeni kitabı ‘Alevilerde Hakk’a yürüme erkanı’ ile inançta değişime uğrayan geleneklere ışık tutuyor. Yazar Er, Alevilikte en çok etkilenen alanın Hakk’a yürüme erkanları olduğunu belirterek, “Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum” ifadelerini kullandı.

    Hakk’a uğurlama erkanı, usül olarak Alevi toplumu içerisinde tartışılan bir konu. Alevi toplumunun her süreğinde farklı uygulamalara rastlanırken hangi hizmetin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda ise farklı argümanlar bulunuyor.

    Araştırmacı-Yazar Piri Er, Hakk’a uğurlama erkanı konusunu, güçlü kaynaklar doğrultusunda kitaplaştırdı. Barış Kitap imzası ile okuyucuya ulaşan eser hakkında Piri Er, PİRHA’ya konuştu.

    ALEVİLİKTE EN ÇOK ETKİLENEN ALAN: HAKK’A YÜRÜME ERKANI

    Yazar Piri Er’in öncelikli belirttiği husus, Hakk’a yürüme erkanlarının Alevilikte süreklere göre farklılık gösterdiği konusu oldu. Her süreğin, kendi geleneğine uygun olanı yaptığını anlatan Yazar Er, bunların giderilmesi için çeşitli Alevi örgütlerinin geçmişte farklı erkannameler hazırladığını belirtti. Piri Er, oluşturulan o erkannamelerin iki tanesinin hazırlanmasında kendisinin de olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Peki neden böyle bir kitap yazma isteği oluştu? Hazırlanan erkannamelere katkı vermiş olmamla beraber benim dışımdaki unsurlar da onların şekillenmesinde rol oynadı. Bütün aklımdan, gönlümden geçenleri o erkannamelere dökme şansına sahip değildim. Ve bu konulardaki tartışmaların sürdüğünü gördüm. Olayın farklı yerlere çekildiğini, Alevilikle Yol dili ile hiç ilişkisi olmayan konuların erkannamelerin içerisine yerleştirildiğini ve bunun da erkan diye uygulandığını gördüm. Mesela Kur’an’dan ayetlerin okunması, Fatiha’sız olmaması, Kur’an’daki ayetleri ve Arapçayı duymayan kişilerin ‘cenazemiz mundar gitti’ şeklinde değerlendirmelerde bulunması gibi… Aleviliğin içerisinde en çok etkilenen alan Hakk’a yürüme; yani ölüm gelenekleri içerisinde İslami motiflerin çok fazla ağırlık kazanması nedeniyle de böyle bir şeyin oluşturulması gerektiğini düşündüm. ‘Allah rahmet eylesin’ deyip üstüne ‘Devri daim olsun’ diyen bir toplum oluştu. Bu iki birbirine zıt kavram, ya birini Allah rahmet eder ya da bu insan devir sürecine girmiştir ‘Devri daim olsun’ deriz. Bunların birini yapmamız gerekir. Cennet, cehennem ya vardır ya da yoktur. Eğer var olduklarına inanıyorsanız o zaman Fatiha’yı okumanız gerekir. Çünkü Fatiha der ki ‘gelen canımız öte dünyada cennetinle onurlandırdıkların içerisinde yer alsın…’ böyle bir dileği yerine getirir. Dolayısıyla Yol diline en yakın erkanı oluşturabilmek adına bu kitabı yazdım. Bu kitabın diğer erkannamelerden şöyle bir farkı var; diğerleri genellikle erkanı dile getirir, yani erkan nasıl yürütülmeli, nasıl başlamalı, nasıl bitirilmeli şeklinde… Çok fazla ayrıntıya girilir ve kefenin parçalarından tutun da metresine kadar, yıkama suyunun hangi taraftan döküleceğinden, nerede biteceğine kadar bunların aslında Alevilikte bir karşılığı yok. Tamam kefenlenme vardır ama bunu katı kurallarla uygulamak yoktur. Bir taraftan devir anlayışından bahsedilirken bir taraftan da duaz imamlarla kaldırılması gerektiği söylendi. Duaz imamlara girdiğinizde 12 imamlara yol çıkıyor. Böyle olunca da gene İslam kaynağına bir şekilde ulaşıyorsunuz. Bunların Yol dilinde olmaması gerektiğini düşündüğüm için bu çalışmayı yaptım.”

    “ERKANNAMEYİ ALEVİLİĞİN TEMEL İLKELERİ DOĞRULTUSUNDA OLUŞTURDUM”

    Yazar Piri Er, yeni kitabında ‘Alevilikte Hakk nedir, ölüm nasıl değerlendirilir, bir öte dünya inancı var mıdır?’ gibi başlıkları da değerlendirdiğini anlattı. “Aleviler bu konularda neye inanıyordu, derdim buydu aslında” diyen Yazar Er, “Bu daha çok benim kendi erkannamem oldu. Bunu vasiyet olarak da söyledim. Oturup kendi kafamdan değil, Alevilerin temel ilkeleri doğrultusunda bir erkannamenin böyle yürütülmesi gerektiğini düşündüğüm için bu kitabı oluşturdum” dedi.

    “35 YILDIR BU ALANDA ÇALIŞMA YÜRÜTÜYORUM”

    Piri Er, kaleme aldığı kitabında özellikle İslam öğelerini arındırdığını da belirtti. Yazar Er, mezar taşlarına yazılan ifadelere de değindiğini anlatarak “Mezar taşlarına özellikle ‘Ruhuna Fatiha’ yazılmasının başlıca nedeni mezar taşı ustalarının İslam geleneğinden gelmiş olmalarıdır. Müslümanlara hazırladıkları gibi Alevilere de aynı taşları hazırlıyorlar. Bazen ‘Ruhuna Fatiha’ altına ise ‘Devri daim olsun’ yazılıyor. Biri yaratılışla ilgili diğeri varoluşla ilgili iki kavram” diye belirtti.

    Piri Er, hazırladığı erkannamenin toplumda nasıl karşılık bulacağı konusunda ise şu öngörüde bulundu:

    “Bir laf vardır ‘Bir deli kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkaramamış’ diye. Ben bir delilik yaptım ve taş attım. Fincancı katırlarını da ürküteceğimi düşünüyorum ama bu yapılmalıydı. Eteğimdeki taşları döktüm. 35 yıldır bu alanda çalışma yürütüyorum. Yatıp kalkıp bu konuları çalışıyorum. Söylediklerimin toplumun büyük kısmından tepki çekeceğini biliyorum ama toplumun yine büyük bir kısmının da ‘doğrusu bu’ diyeceğini de biliyorum.

    Çalışmamdaki birinci kaynağım alan araştırmalarım oldu. İlk çalışmama 1992 yılında Kırıkkale’de başladım. İkincisi, bu konuda yazılmış literatüre girmiş olan yazılı kaynaklar var. Onların da örnekleri kitapta var. Mesela bir örnek üzerinden gidecek olursak, erkanlarda saz çalınıp çalınmaması en büyük meselelerimizden birisi. Devriye söylenmeye söylenmeye Aleviler bu geleneği unutmuşlar. Şimdi ise devriye söyleyeni, saz çalanı ötekileştirip düşmanlaştırıyorlar, hatta din dışı görüp içlerine koymamaya çalışıyorlar. Kitapta bunların kaynaklarını da bulup gösterdim.”

    “ŞİMDİ BUNUN NERESİ ALEVİCE?”

    Anadolu coğrafyasındaki bütün sürekler üzerinde çalışma yaptığını söyleyen Piri Er, devriye geleneğine dair tespit ettiği şu bilgileri de paylaştı:

    “1876’larda Dersim bölgesindeki Osmanlı’nın hazırladığı raporlar da var, onun da örneklerini koydum. Hakk’a yürüyen kişileri, dedelerin saz eşliğinde kaldırdığına ilişkin bilgiler var. Kaz Dağları’nda da benzer tespitleri yaptık. Ama biz kendi inancımıza yabancılaştığımız için ‘kendimizden değil’ diyerek bunları dışlamışız. Osmanlı, saz çalıyorlar diye bunu ‘katli vaciptir’ fermanlarının içerisine koymuş, Osmanlı’nın kaldıramadığı bu bağlamayı biz Hakk’a yürüme erkanlarımızdan çıkarmaya çalışıyoruz.

    Kitabımda dikkat çektiğim hususlardan biri de bazen imamlara bu işin düşmesi konusu oldu. Örneğin bir Tahtacı köyünde cami ve mescit vardı ancak namaz kılıp camiye gidilmezdi. Camiyi kendilerinin yaptırdığını öğrendim ve sebebini sorduğumda ‘cami olmayınca cenazelerimizi kaldırmaya imam bulamadık’ dediler. Tahtacılar, geleneklerine göre yatak, yorgan ve elbisesiyle gömülürler. Şimdi bu uygulamayı bir imama yaptıramazsınız. Yani Aleviler kendi kendine çok büyük bir asimilasyon süreci işletiyorlar ama bunun farkında değiller. Bu arada sadece yıkamayı yaptırmak için imamı arıyorlar. Çünkü o imamın arkasında namaz kılmayacaklarını da söylüyorlar. Mesela Mevlüt okuma geleneği de var. Amasya’da karşılaştığım bir dede, mevlüt okumaya gidiyordu. Çalışma yaparken de bana ‘bu mevlüt Aleviliğin en büyük düşmanı’ diyordu. Neden okuduğunu sorduğumda talep edildiğini söylüyordu. Çünkü bizim dardan indirme geleneğimiz unutulmuş. Alevilik dünyevi bir inançtır, öte dünya ile bir işi olmaz. Peki şimdi biz rızalık alıyor muyuz? Götürüp camiye sokuyoruz, 10 Alevinin yanında 100 Sünni var ve helallik alınıyor! İşte Aleviliğin değişen boyutlarından birisi de bu. Yani orada helallik alıp gönderiyoruz, Sünni imam istiyor, Sünnice cemaat veriyor, şimdi bunun neresi Alevice? Ama dardan indirme yapıldığı zaman çıkıp onun müsahibi ‘müsahibimin bu dünyada varisiyim, üstünde yük bırakmayın, onun yükünü bu dünyada ben çekeceğim’ der. İşte tüm bunlar için bu kitabı ortaya koymaya çalıştım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Baba Mansur Ocağı pirlerinden Hakkı Hurustan Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Baba Mansur Ocağı pirlerinden Hakkı Hurustan Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Hakk’a yürüyen Baba Mansur Ocağı pirlerinden Hakkı Hurustan, Çiğli’de Evka 2 Cemevi’nden toprağa sırlanmak üzere Varto’ya uğurlandı.

    Baba Mansur Ocağı pirlerinden Hakkı Hurustan (83), uzun yıllardır yaşadığı İzmir’de bugün Hakk’a yürüdü. Çiğli ilçesinde bulunan Evka 2 Cemevi’ndeki Hakk’a uğurlama erkanında beyitler ve nefesler seslendirilerek Kırmancki (Zazaca) anadilde şiir okundu.

    1944 yılında Muş Varto’ya bağlı Sofyan (Doğanca) köyünde doğan Hurustan, Baba Mansur Ocağı’nın İzmir’deki temsilcilerinden biri olarak biliniyordu. İzmir’de de talipleri ile buluşan Hurustan, burada da Yol’u ve erkanı sürdürmeyi devam ettirdi.

    Çok sayıda talibi ve Alevilerin katıldığı Hakk’a yürüme erkanı sonrasında Hurustan, toprağa sırlanmak üzere Varto’ya uğurlandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Bektaş Piroğlu Dedenin Hakk’a yürüyüşünün 5. yılı-VİDEO

    Bektaş Piroğlu Dedenin Hakk’a yürüyüşünün 5. yılı-VİDEO

    PİRHA- Bektaş Piroğlu Dede’nin Hakka yürüyüşünün 5’inci yılı. Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından olan Piroğlu, her yıl taliplerine ziyaretlerde bulunup Yol erkan yürüten sevilen bir dedeydi. 

    5 yıl önce Manisa’nın Turgutlu İlçesi’ne bağlı Çepnidere Köyü’nde aşure paylaşıldığı saatlerde konuşma yaparken kalp krizi geçirerek Hakk’a yürüyen Bektaş Piroğlu Dede:nin aramızdan ayrılışının 5’inci yılı.

    Piroğlu, vasiyeti üzerine Manisa’nın Dilek Köyü’nde deyiş ve semahlarla sırlanmıştı. Piroğlu, uzun yıllar taliplerine ziyarete giden, Yol, erkan yürüten ve herkes tarafından sevilen bir dedeydi.

    BEKTAŞ PİROĞLU KİMDİR?

    Bektaş Piroğlu Dede, Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından. Çepni Alevilerinden olan Piroğlu 1938 yılında Antep’in Nizip İlçesi’ne bağlı Köseler Köyü’nde doğdu. Babası ise Ali Piroğlu Dede olan Piroğlu, 1960 yılından beri dedelik yapıyordu. Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da, Alevilerin bulunduğu her yerde inanca hizmet etti. Batı Anadolu olmak üzere bazı yörelerde yaşayan Türkmen, Çepni Alevilerin post dedesi ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi Piroğlu 79 yaşındaydı.

    Piroğlu’nun Hakk’a yürümeden önce yaptığı son konuşması şöyleydi:

  • Kızılbel pirlerinden Bava Rîzayê Garsîye Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Kızılbel pirlerinden Bava Rîzayê Garsîye Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı’nın Kızılbel kolunun son temsilcilerinden Pir Rıza Arıca (Bava Rîzayê Garsîye) Hakk’a yürüdü. Arıca, Dersim Pülümür’e bağlı Kızılbel köyünde toprağa sırlanacak. 

    Kureyşan Ocağı pirlerinden 89 yaşındaki Rıza Arıca (Bava Rîzayê Garsîye), uzun yıllardır yaşadığı Antalya’da Hakk’a yürüdü.

    1934 yılında Dersim Pülümür’e bağlı Kızılbel köyünde doğan Arıca, Kureyşan Ocağı’nın Kızılbel kolunun son temsilcilerinden olarak biliniyordu. Antalya’da da talipleri ile buluşan Arıca, burada da Yol’u ve erkanı sürdürmeyi devam ettirdi.

    Arıca, kendi anlatımıyla ocağını, “Kurêşan Ocağı’nın Khaj bizim soyumuz, Kureşoğlu Duzgın’a dayanır. İlk ceddimiz, Duzgın’dan sonra gelen Derwêş İlyas-ı Deriki’dir. Uzunca giden bir soy şeceresinden sonra, Derwêş Gaji benim büyük dedemdir. Kurêşan Ocağı içinde bizim ailemize Kurêşu Gajiyan / Gajiu derler. Bana da, Bava Rızaê Garşê derler” diye tarif etmişti.

    DERSİM’DE TOPRAĞA SIRLANACAK

    Arıca, Dersim Pülümür’e bağlı Kızılbel köyünde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/DERSİM

  • Eski Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin’in babası Doğan Gündoğan Hakk’a yürüdü

    Eski Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin’in babası Doğan Gündoğan Hakk’a yürüdü

    PİRHA-Eski Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin’in babası Doğan Gündoğan, Hakk’a yürüdü. Gündoğan, cumartesi günü Dersim’de toprağa sırlanacak. 

    Eski Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin’in babası Doğan Gündoğan, Hakk’a yürüdü.

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Gündoğan, cuma günü İstanbul’da İçerenköy Pir Sultan Abdal Kültür Derneği/Cemevi’nde Hakk’a uğurlandıktan sonra Dersim’de toprağa sırlanacak.

    PİRHA/DERSİM

  • Aşırı sıcaktan beyin kanaması geçiren PTT çalışanı Kırmızıgül Hakk’a uğurlandı

    Aşırı sıcaktan beyin kanaması geçiren PTT çalışanı Kırmızıgül Hakk’a uğurlandı

    PİRHA- Görevi sırasında aşırı sıcak havalara önlem alınmadığı için güneş çarpması sonucu beyin kanamasından yaşamını yitiren PTT emekçisi Berran Özen Kırmızıgül Narlıdere Cemevi’nde Hakk’a uğurlandı.

    İzmir’de 24 Temmuz günü görevi sırasında aşırı sıcak havalara önlem alınmadığı için güneş çarpması sonucu beyin kanamasından yaşamını yitiren PTT emekçisi Berran Özen Kırmızıgül Narlıdere Cemevi’nde son yolculuğuna uğurlandı.

    Kaldırıldığı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 18 gündür beyin ödemi tedavisi gören Kırmızıgül dün hayatını kaybetti. Bugün gerçekleştirilen cenaze erkanına Kızmızıgül’ün ailesinin yanı sıra komşuları, PTT işçisi arkadaşları, Haber-Sen yöneticileri ve siyasi partilerinde yer aldığı çok sayıda kişi katıldı. Hakk’a yürüme erkanının ardından Kırmızıgül Narlıdere Yukarıköy Mezarlığı’na toprağa sırlandı.

    Kırmızıgül’ün yaşadığı olaydan sonra basın açıklaması yapan Haber-Sen, PTT’nin işçilerin sağlığı için önlem almadığını ifade etmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ressam Yorozlu’yu dostları anlattı: Toplumsal olaylara hep sanatıyla müdahale etti-VİDEO

    Ressam Yorozlu’yu dostları anlattı: Toplumsal olaylara hep sanatıyla müdahale etti-VİDEO

    PİRHA- Geçen hafta yaşamını yitiren Ressam Şenol Yorozlu’yu dostları anlattı: O, toplumdan beslendi ve toplumsal olaylara hep sanatıyla müdahale etti. İyi bir muhalif, namuslu ve iktidarla ilişkilenmemiş bir ressamdı. Piyasa değerleri ile değil kendi belirlediği resimsel değerlerle yol aldı.

    50 yıldan fazla bir zamanda sanat hayatıyla toplumsal olayları gözlemleriyle kavramsal düşünceyi tuvallerine aktaran ve bu olaylara eleştirel bakabilmenin örneklerini eserlerinde çokça sergileyen Ressam Şenol Yorozlu, 19 Ağustos tarihinde yaşamını yitirdi.

    Kendinin topluma ait olduğunu ve güncelle birlikte tarihi her toplumsal olaydan sorumlu olduğunu kaydeden Yorozlu, bu tavrını ise sanatı ile ifade ettiğini dile getirip; sokakta, otobüste, dolmuşta, sinemada, doğada, pazarda topladığı her şeyi karikatür, makale, yazı ve fotoğraf olarak biriktirerek toplumdan böyle beslendiğini ve kaynaklarını tekrar gözden geçirerek masaya yatırdığını ifade ediyordu.

    ‘Tarihten korkmayan bir ressam, muhalif bir sanatçı ve  hakiki bir tarih hamalı’ olarak nitelendirilen Ressam Şenol Yorozlu’nun dostları, kendisine dair ajansımız PİRHA‘ya konuştu.

    “TOPLUMDAN BESLENDİ”

    20 yıla yakındır Yorozlu’yu tanıyan ve onun toplumdan farklı bakan biri olduğunu ifade eden Şair Vejdin Çiçek, “O, toplumdan farklı bakan bir insandı. Hepimizin bakıp da göremediği şeyleri görüyordu. Toplumun içindeydi ve toplumdan besleniyordu; toplumu okuyordu. Kendi deyimiyle ‘toplumun hamalı’ olmuştu. Parmak bastığı yerlere ses getiren bir sanatçıydı. 20 yıla dayanan bir geçmişimiz var. Kimi insan için öldü derler ama ölüm kelimesi ona yakışmaz ve ölmedi de. Sahiplenme konusunda toplum olarak vefasızız” dedi.

    “İYİ BİR MUHALİF, İKTİDARLA İLİŞKİLENMEMİŞ RESSAMDI” 

    Şair Metin Kaygalak ise Yorozlu’nun iktidarla ilişkilenmeyen sanatçı kimliğine vurgu yaptı. 25 yıldır tanıştıklarını ve onun resme bakışının eleştirel ve muhalif olduğunu söyleyen Kaygalak, “Şenol Yorozlu muhalif bir kişilikti. Bu ülkenin sosyal toplumsal yapısına, girdisinden çıktısına farkında olan ve açık bir muhalif kimliğini resmini yansıtmış bir ressam. Resme bakışı sadece estetiksel değil; aksine eleştirel, muhalif bir kimliği var. Ülkedeki birçok toplumsal meseleye not düşmüş, sergilerinde bunu önceliklemiş ve korkusuzca bunlara değinmiş biri. İyi bir muhalif, namuslu ve iktidarla ilişkilenmemiş bir ressam. Bu son dönem için bunlar çok önemli. İlk dönem resimlerinden son dönem resimlerine doğru giderek sadeleştiren, kendi demiyle resimlerindeki fazlalıkları atarak kendini görünür kılan resimler yapmaya başladı. Sanata bambaşka farklı bir bakışı vardı” ifadelerini kullandı.

    “HAK ETTİĞİ DEĞERİ GÖREMEDİ”

    Yorozlu ile 40 yılı geçen bir dostluğa sahip olan Fatih Cenikli de, kendisinin her sergide yeni bir kavram sergileyen özel bir sanatçı olduğunu dile getirerek şunları söyledi:

    Haşim Nurlu bir yazısında Şenol Yorozlu için, ‘O bir Türk değil İngiliz veya Alman sanatçısı olsaydı insan düşünmeden edemiyor; eserleri hangi uluslararası müzede yer alırdı?’ diye yazmıştı. Dünyayı ve günü izleyen, geçmişi bilen, her sergide yeni bir kavram sergileyen çok özel bir sanatçıydı. Ülkemizde genel olarak sanatın bir değeri olmadığı için, Şenol Yorozlu da maalesef hak ettiği değeri göremedi. O bir çok kişiye yol gösterdi, yol açtı. 40 yıllık dosttu.

    “TOPLUMSAL OLAYLARA MÜDAHALE ETTİ”

    Gazeteci Yazar Ersin Kalkan ise; Yorozlu’nun, yaşadığı her dönemin toplumsal olaylarına müdahale etme gereği duyduğunu kaydederek, “Ülkede resme bir dönem damgasını vurmuş değerli bir sanatçıydı. Toplumsal olayların gerisinde kalmadı, her zaman önünde durdu. Müzikten, felsefeden, mimariden anlardı ve tarihi çok iyi bilirdi. Onunla sohbet etmek bir okyanusa girmek gibiydi. Yaşadığı dönemdeki bütün toplumsal olaylara müdahale etme gereği duydu. Çok verimli bir çağında kaybettik” şeklinde konuştu.

    “KENDİNİ ASLA TEKRAR ETMEDİ”

    Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Can Aytekin de, “Piyasa değerleri ile değil kendi belirlediği resimsel değerlerle yol aldı” dediği Yorozlu’ya dair şunları söyledi:

    “1999’dan beri kendisini tanıyorum. Türk resminin çok önemli bir kilometre taşıydı. Akademiyi, Batı resmini bilen; bunun yanında Doğu kültürüne de hakim, kendisini geliştiren bir sanatçıydı. Hep yeni projelerin peşinde koştu. Asla kendini tekrar etmedi. Piyasa değerleri ile değil kendi belirlediği resimsel değerlerle yol aldı. Toplumsal olaylara karşı çok duyarlıydı. Siyasetin altındaki sorunları deşen bir sanatçı ve bunu resim yoluyla yapması onu eşsiz kılıyordu. Karikatür ve akademi geleneğinden geliyor olmasından kaynaklı bunları harmanlayarak kendine has bir sanat kariyeri yarattı. Gerçekleştiremediği projeleri, notları, desenleri en az sergileri kadar ilgi çekecektir. Umarım onlar da gün yüzüne çıkar.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    Ressam Şenol Yorozlu: Her toplumsal olaya tavrımı sanat ile ifade ediyorum-VİDEO
    Ressam Şenol Yorozlu, İzmir’de sevenlerinin katılımıyla toprağa sırlandı-VİDEO

     

  • Ressam Şenol Yorozlu, İzmir’de sevenlerinin katılımıyla toprağa sırlandı-VİDEO

    Ressam Şenol Yorozlu, İzmir’de sevenlerinin katılımıyla toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı gibi birçok toplumsal olaya sanatıyla eleştirel bakabilmenin birçok örneğini sergileyen Ressam Şenol Yorozlu, İzmir’de toprağa sırlandı.

    Türkiye çağdaş resminin usta isimlerinden ressam Şenol Yorozlu, 73 yaşında Hakk’a yürüdü. Yorozlu, 10 yıl aranın ardından ‘Our Boys Did It’ (Bizim Çocuklar Yaptı) adlı son sergisini ocak ayında İstanbul Brieflyart’ta açmıştı.

    50 yıldan fazla sanat hayatıyla toplumsal olaylara gözlemleriyle kavramsal düşünceyi tuvallerine aktaran ve bu olaylara eleştirel bakabilmenin örneklerini eserlerinde çokça sergileyen Ressam Şenol Yorozlu 19 Ağustos tarihinde Hakk’a yürümüştü.

    Ülkenin karanlık tarihine damgasını vuran yedi darbeyi gören ve kendisini ‘darbe kuşağı çocuğu’ olarak adlandıran Yorozlu, ayrıca 1993 yılında Sivas Madımak otelinde katledilen 33 kişinin anısına düzenlenen galeride ayrıca bulunarak katliama yönelik tepkisini sanat ile buluşturmuştu.

    MEZARI BAŞINDA SEVDİĞİ ŞİİRLER OKUNDU

    Yorozlu, bugün İzmir Menderes’e bağlı Özdere’de çokça kişinin katıldığı törenle Hakk’a uğurlandı. Özdere Camiinde düzenlenen cenaze erkanına Yorozlu’nun eşi Rahşan Anter, ailesi, dostları ve çok sayıda sevenleri katıldı. Yorozlu’nun cenaze erkandan sonra alınarak Özdere Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    Yorozlu‘nun toprağa sırlanması ardından Gazeteci Yazar Mazlum Vesek, Yorozlu’nun mezarı başında sevdiği iki şiir olan Orhan Veli’nin ‘Kitabe-i Seng-i Mezar’ ve Nazım Hikmet’in ‘Hala Servilerde Ağlıyorlar Mı?’ şiirlerini okudu.

    TOPLUMA AİTTİ VE TOPLUMDAN BESLENDİ

    Yorozlu, PİRHA’ya verdiği röportajında kendinin topluma ait olduğunu ve güncelle birlikte tarihi her toplumsal olaydan sorumlu olduğunu kaydederek, bu tavrını ise sanatı ile ifade ettiği dile getirmiş; sokakta, otobüste, dolmuşta, sinemada, doğada, pazarda topladığı her şeyi karikatür, makale, yazı ve fotoğraf olarak biriktirerek toplumdan böyle beslendiğini ve kaynaklarını tekrar gözden geçirerek masaya yatırdığını ifade etmişti.

    ŞENOL YOROZLU KİMDİR?

    1973-1978 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Prof. Dr. Neşet Günal Atölyesi’nden mezun oldu. 1968 – 1974 döneminde Akbaba dergisinde, Pardon, Ustura ve Gırgır mizah dergilerinde karikatür çizdi. 1978’de ilk kişisel sergisini açtı. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında pek çok kişisel sergi açan Şenol Yorozlu, fuarlar ve bianellere de katılmıştır. Bir süre İsveç’te yaşadı. Yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürmekteydi. Şenol Yorozlu Musa Anter’in kızı Rahşan Anter ile evliydi.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABER:

    Ressam Şenol Yorozlu: Her toplumsal olaya tavrımı sanat ile ifade ediyorum-VİDEO

  • Dersim’in büyük bilgesi Firik Dede unutulmadı: Hakk’a yürüyüşünün 16. yılı-VİDEO

    Dersim’in büyük bilgesi Firik Dede unutulmadı: Hakk’a yürüyüşünün 16. yılı-VİDEO

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacıklı Firik Dede, 16 yıl önce 106 yaşındayken Hakk’a yürüdü. 1980 askeri darbe günlerinde, Ovacık’ta işkence yapılıp diri diri yakılarak öldürülen Behzat Firik’in de babası olan Firik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Firik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacıklı ve Derviş Cemal Ocağı’nın bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, Yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve ‘Ocak’ kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başına dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu Yol önderlerinin gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, cemlerin yasaklandığı dönemlerde de cem yürüttüler. Defalarca gözaltına alındılar. Ama asla kararlılıklarından, Yol’dan ödün vermediler!

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda 15 kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve 20 kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Firik Dede’yi yakalatır.

    OĞLUNU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Firik’in de babası olan Firik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Firik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Firik’in acısıyla yas tutan Firik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’nin bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da Yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’nin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Firik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü 38, yaralarına yeni yaralar eklemişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından Hakk’a yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-i Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Firik dedeyi anlatırken, “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hakk’a uğurlanan Firik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.

    PİRHA/DERSİM

  • Adıgüzel Erbaş Dede Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Adıgüzel Erbaş Dede Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı pirlerinden Adıgüzel Erbaş Hakk’a yürüdü. Erbaş, solunum ve böbrek yetmezliği nedeniyle Çorum Erol Olçuk Eğitim ve Araştırması Hastanesi’nde tedavi görüyordu.

    Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı pirlerinden Adıgüzel Erbaş, sağlık sorunlarıyla nedeniyle tedavi gördüğü Çorum Erol Olçuk Eğitim ve Araştırması Hastanesi’nde öğleden sonra Hakk’a yürüdü.

    Adıgüzel Erbaş Dede’nin cenazesi, yarın saat 11.00’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Cemevinde yapılacak erkan sonrasında Alaca ilçesindeki Karatepe köyünde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Dersim 38 tanığı Hıdır Güneş Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Dersim 38 tanığı Hıdır Güneş Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA-Dersim Soykırımı’nın tanığı ve mağdurlarından olan 92 yaşındaki Hıdır Güneş Hakk’a yürüdü. Gözleri önünde nenesi süngülerle katledilen Hıdır Güneş ve ailesi Manisa’da 9 yıl sürgünde kalmıştı.

    1938’de Dersim’de gerçekleştirilen soykırımdan tanığı ve mağdurlarından olan Hıdır Güneş, bu saba saatlerinde Dersim’de bulunan devlet hastanesinde Hakk’a yürüdü. Güneş, çeşitli hastalıklarından kaynaklı 10 gündür yoğunda bakımda tedavi görüyordu.

    Hıdır Güneş, Dersim’de 1937-38 yılları arasında gerçekleştirilen katliama 7 yaşında tanık olmuş, köyünden 12 kişi ağır makineli silahlarla kurşuna dizilerek katledilmişti. Ayrıca nenesi gözleri önünde katledilen Hıdır Güneş ve ailesi 3 ay boyunca ormanda kalarak saklanmıştı.

    Sürgün edildikleri Manisa’da 9 yıl kalan Güneş ailesi tekrardan dönerek Dersim’e yerleşmişti. Güneş, yarın Ovacık’a bağlı Kızık köyünde toprağa sırlanacak.

    “NENEMİ SÜNGÜLERLE ÖLDÜRDÜLER”

    Hıdır Güneş, PİRHA‘ya verdiği röportajında Dersim 38’e dair şunları söylemişti:

    “Eline geçirdikleri insanları katlettiler. Daha sonra köylülerin hepsini topladılar, iki tane ağır makineli silah kurdular bazı askerler ağlıyordu, daha sonra uçak geldi kâğıt attılar, ağlayan askerler sevindi ‘korkmayın sizi affettiler’ dedi. Aftan sonra Ovacık’ta Sırrı Yüzbaşı, Hozat’ta da Taci yüzbaşı vardı, bunlar keyfi insan öldürüyordu. Bu yüzden halk korkup dağlara kaçıyordu. Bu sefer de rapor yazıp ‘sürgüne gelmiyorlar, dağlara kaçıyorlar, isyan ediyorlar’ diyorlardı. Her şey operasyonu yapan subayın insafına kalıyordu. Yakaladıkları insanları öldürüyorlardı. Biz 3-4 ay ormanlarda kaldık. Kar yağmaya başladığında dağlardan inince yakaladılar, sürgüne götürdüler. Bizi sürgüne götürürlerken nenem beni vermek istemedi. Askerler 90 yaşındaki nenemi yolun altında gözümün önünde süngüyle öldürdüler. Bir asker beni de öldürmek istedi ama başka bir asker izin vermedi.”

  • Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 1. yılı

    Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 1. yılı

    PİRHA-Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 1. yılı. Almanya’da kanser tedavisi gören Aysel Doğan, 11 Mayıs 2022’de Hakk’a yürümüştü.

    Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 1. yılı. KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanan Doğan, cezaevinde  kansere yakalanmış, tahliye edilmesi yönünde yapılan başvurular üzerine 7 Mayıs 2015’te Yargıtay kararıyla serbest bırakılmıştı.

    Doğan, cezasının onanması sonrasında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı.

    AYSEL DOĞAN KİMDİR?

    1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı devlet terörünün estiği 1990’larda da yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra Avrupa’ya iltica etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.

    Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tuttukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Zeynep Yıldırım’ın Hakk’a yürümesinin 2. yılı-VİDEO

    Zeynep Yıldırım’ın Hakk’a yürümesinin 2. yılı-VİDEO

    PİRHA- Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, Hakk’a yürümesinin 2’nci yılında anılıyor. Yıldırım, İstanbul’da yakalandığı koronavirüs nedeniyle hastaneye kaldırılmış ve 22 Nisan tarihinde Hakk’a yürümüştü.

    Koronavirüs nedeniyle Sarıyer Hamidiye Etfal Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım 22 Nisan 2021 tarihinde Hakk’a yürümüştü. Yıldırım, Hakk’a yürümesinin 2’nci yılında sevenleri tarafından anılıyor.

    Armutlu Cemevi’nde Hakk’a uğurlanan Zeynep Yıldırım, Gazi Mezarlığı’nda kardeşinin yanında toprağa sırlanmıştı.

    Zeynep Yıldırım’ın hemen ardından eşi Haydar Yıldırım da tedavi gördüğü Sarıyer Hamidiye Etfal Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde 29 Nisan 2021 tarihinde Koronavirüs nedeniyle Hakk’a yürümüş ve Ankara’da bulunan annesinin yanında toprağa sırlanmıştı.

    2018 YILINDA TUTUKLANMIŞTI

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Sarıyer Şube’ye bağlı Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, Temmuz 2018’de cemevine yapılan baskında polisin cemevine işemesine sert tepki verdiği için aynı hafta içinde gece yarısı evine düzenlenen polis baskınında gözaltına alınmıştı.

    Zeynep Yıldırım, 26 Temmuz 2018’den tutuklanmış, Silivri Cezaevi’ne konulmuştu. Yıldırım daha sonra Gebze Cezaevi’ne sürgün edilmişti.

    20 Nisan 2020’de İstanbul Çağlayan Adliyesi, 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında Yıldırım tahliye olmuştu.

    Armutlu Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, “Ben baskını teşhir ettim. Cemevine işediklerini, duvarlara hakaretler küfürler yazdıklarını, üç hilal yaptıklarını teşhir ettim. Tüm Alevi kurumlarına çağrıda bulundum. Hepsi de geldiler. Büyük bir tepki gösterdik ve bunu kaldıramadılar” diye konuşmuştu.

    “EMPERYALİZME VE FAŞİZME KARŞI ONURUMUZU KORUMAK İÇİN MÜCADELE VERİYORUZ” DEMİŞTİ

    Zeynep Yıldırım, Can TV’ye verdiği mülakatta da neden tutuklandığına dair şöyle konuştu:

    “Alevi bir aileden geliyorum. Alevi geleneklerine göre yetiştirildim. Bu suçların en büyüğünü işlemiş durumdayım. Niye alındım? Toplumumuza bakıyorsun, Alevilere yönelik gerçekleştirilen zulme bakınca hiç yadırgamadım. Maraş’a bakıyorsun, Maraş katliamcıları bugün meclisteler. Hem de baş tacı olmuş bir şekilde. Çorum’a bakıyorsun Çorum öyle… Dönüp arkamıza baktığımızda Kerbela’dan beridir böyle bu durum. Sivas’ta 35 insanı diri diri yaktılar ve katilleri bulamadılar, yargılamadılar. Oraya anmaya giden, oranın anıt olması için direnen insanlar gözaltına alındı işkenceler gördüler. 12 yaşındaki çocuğu yaktılar. Suçu  bağlama çalmak. Yani Alevi olmak bu ülkede başlı başına suçtur. Alevilik aydınlığı beraberinde getirir, bilimi beraberinde getirir. Biz aydınlığı temsil ettiğimiz için bizi karanlıkta boğmak, şükürcü mantığını güçlendirmek istiyorlar. Bunlara karşı çıkacak kimler var? Aleviler var, demokratlar var… Benim alınmamım en büyük nedeni Yezid’e karşı mücadele etmemizdir. Hz. Hüseyin efendimizin dediği gibi mazlumdan yana olacağız. Hz. Hüseyin Yezid’e ne için direndiyse, mazlumun hakkını korumak için kendi canından vazgeçtiyse biz de şimdi emperyalizme ve faşizme karşı halkımızı ve onurumuzu korumak için mücadele veriyoruz.”

    HEP İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ İSTEDİ

    Alevilerin inanç özgürlüğünü savunmak için mücadele ettiğini belirten Zeynep Yıldırım, “Biz inanç özgürlüğü istiyoruz. İnancımızı istediğimiz gibi yaşamak istiyoruz. Cemevlerimizde ibadet etmek istiyoruz. Bizlere hakaret ediyorlar, cemevine cümbüş evleri diyorlar. Ne kadar çirkin bir üslup bu. Biz hiç kimsenin kutsalına dil uzatmayız. Herkesin inancına sonuna kadar saygı duyarız. Herkes nasıl inanıyorsa öyle yaşasın isteriz. Bu demokrasidir zaten. Olması gereken budur. Demokrasi ve adalet yoksa o ülke de yoktur” demişti.

    ZEYNEP YILDIRIM KİMDİR?

    Amasya doğumlu Zeynep Yıldırım, soğuk bir kış günü 1972’de ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. Yıldırım, tekstil sektöründe çalışarak hayatını sürdürdü. Yaşadığı yoksulluğa, zorluklara, baskılara, haksızlıklara hep başkaldırdı, mücadele etti.

    Annesi Kezban Bektaş İstanbul’a nasıl geldiklerini ve nasıl yaşadıklarını PİRHA’ya şöyle anlatmıştı:

    “Amasya’dan İstanbul’a gelip Kasımpaşa’da indiğimde çok soğuktu, kar vardı. Gideceğimiz yeri de bilmiyorduk. Geldik bir gecekonduya. Biz köyde mal, davar ile uğraşırken buraya geldik bir kuşun kafese girmesi gibi kafese girdik. Elin malı, davarı, ineği gelince biz ağlardık. Köyde ineği, davarı olan birinin gelip şehire yerleşmesi çok zor bir durum. 30 yıldır Armutlu’da açlıkla, yoksullukla, çamuru ile yaşadık. Su yoktu, yol yoktu, biz burada yaşamımızı sürdürdük. Armutlu’ya geldiğimizde çok yoksulluk yaşadık. Sudan, yemekten, giymekten her şeyden yoksulluk gördük. Burada ayağımız yarıya kadar çamura batardı. Burada bir bardak çayı kırk kişi içerdik. El ele bir dayanışma içindeydik. Birbirimizi yıllarca destekledik, yaşadık. Sonra toplandık Armutlu cemevini yaptık.”

    DİLAN ŞİMŞEK/ İSTANBUL