PİRHA- Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakası uygulamasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren Halkevleri Antalya Kadın Meclisi Üyesi Burcu Gürbüz, nafakanın süresiz olma halinin kaldırılması kadının daha çok yoksullaşması anlamına geldiğini belirterek, “Alınan bu kararla kadınlar psikolojik ve fiziksel şiddet gördüğü bir evde daha uzun süre yaşamaya mahkûm edilmek isteniyor” dedi.
Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.
AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin yoksulluk nafakasını iptal kararına dair Halkevleri Antalya Kadın Meclisi Üyesi Burcu Gürbüz, ajansımıza konuştu.
Karara tepki gösteren Burcu Gürbüz, Nafakanın süreli hale getirilmesi kadının daha da yoksullaşması anlamına geleceğini vurguladı.
“12. yargı paketinin yürürlüğe konmaması yönünde kesinlikle kararlı olduklarını belirten Gürbüz, “kararlıyız ve bu konudaki mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
“KADININ DAHA ÇOK YOKSULLAŞMASINI BERABERİNDE GETİRECEKTİR”
Nafakanın süresiz olma halinin kaldırılması kadının daha çok yoksullaşması anlamına geldiğini belirten Gürbüz, “Bu kadının daha güçsüzleştirilmesi demektir. Kadın psikolojik fiziksel şiddet gördüğü bir evde daha uzun süre yaşamaya mahkûm ediliyor” diye konuştu.
“KADININ ŞİDDET GÖRDÜĞÜ BİR YERDE ÇOCUK SAĞLIKLI BÜYÜYEMEZ”
Kadının şiddet gördüğü yerde çocuğunun sağlıklı yetiştiremeyeceğini vurgulayan Burcu Gürbüz, “Şiddet gördüğü yerde bize göre yetiştiremeyeceği çocukları ileride topluma kazandırılamamış çocuklar olacak. Yani bu yargı paketi sadece kadınları etkilemiyor, çocukları da etkiliyor” diye belirtti.
İktidarın hep aile bütünlüğünden dem vurduğunu belirten Gürbüz, “Aile bütünlüğü deniyor ya, ailede bir bütünlük olmuyor. Ailenin bütünlüğü için kadının mutlu olması gerekiyor” dedi.
“MEVCUT SİSTEM KADINI ERKEĞE İTAAT EDEN EVİN İÇİNE MAHKUM EDEN BİR SİSTEMİ DAYATIYOR”
Erkek egemen zihniyetin kadınlardan sürekli itaat etmesini istediğine dikkat çeken Gürbüz, “Kadın itaat eden, çocuklara, evin yaşlılarına bakan, bunun karşılığında hiçbir ücret almayan bir durumda. Dışarıda çalışmaya karar verdiğinde, erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen, erkekler kadar ücret almayan, sürekli sömürülerek eve kıstırılmaya çalışıyor. Biz bunu asla kabul etmiyoruz. Kadın platformu olarak sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz ve 12.yargı paketinin yürürlüğe girmemesi için mücadelemize devam edeceğiz.” şeklinde ifade etti.
PİRHA- Mersin’de Rojava’daki abluka ve hak ihlallerine ilişkin eylem yapıldı. Burada yapılan konuşmalarda sınır kapılarının açılması ve Rojava üzerindeki ablukaların kaldırılması çağrısı yapıldı.
Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara, kuşatma ve ablukaya karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi. DEM Parti, EMEP, TİP, TÖP, DBP, ESP, SODAP, SYKP, Devrimci Parti ve YSP tarafından düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasına DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, TÖP PM Üyesi Zeliha Korkmaz, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“Gerici emperyal kuşatmaya, soykırıma son” çağrısıyla bir araya gelen kitle, Mahmudiye Mahallesi’ndeki Metropol İş Merkezi yanındaki parktan Özgür Çocuk Parkı’na yürüyüş yapmak istedi. Parkın abluka altına alınması ve yürüyüşe izin verilmemesi üzerine kitle, parkın sonuna kadar yürüyüp burada basın açıklaması yaptı.
“BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sözlerine ESP’ye yapılan gözaltı operasyonlarına değinerek başladı. Rojava eylemlerine katılan her kesimin bu tür baskılarla yıldırılmaya çalışıldığını dile getiren Doğan, “Rojava’ya dönük dayanışma eylemlerini gerekçe göstererek, hiçbir siyasi partiye üye olmayan ama Rojava ile gönül bağı kuran insanlara da gözdağı verilmek isteniyor. Dayanışma göstermeyin mesajı verilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürtlere dönük bu tutum sürdürülürken, diğer yandan Kürtlerle birlikte yürüyen Türkler, devrimciler ve sosyalistler baskı politikalarına maruz bırakılıyor. Onurlu ve kalıcı barış aynı yöntemlerle sağlanamaz. Onurlu ve kalıcı barış, demokratik çözümle mümkün olur” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenen Doğan, şu sözleri kullandı:
“Artık söylemin ötesine geçin. Bahsettikleriniz doğruysa, o zaman neyi bekliyorsunuz? Siz iktidar ortağısınız. Sayın Öcalan’ın umut hakkı için neden bir buçuk yıldır tek bir adım atılmadı? Demirtaş yuvasına dönsün deniliyor ama kararlar uygulanmıyor. Neden başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanê kumpas davası tutsakları serbest bırakılmıyor? Akdeniz Belediyesi hala kayyum altındadır. Kürtlerin kazanımlarının Türkiye için bir tehdit olmadığı gerçeğini savunmaktan ve bunu hatırlatmak için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hakkımızda spekülasyon üretmeye çalışanlara da buradan sesleniyoruz; biz barış ve demokratik toplum için onlarca yıldır bedel ödeyerek mücadele ediyoruz. Barış, özgürlük ve eşitlik değerlerine bağlıyız ve bu değerlerin herkes için uygulanması adına dün olduğu gibi bugün de yarın da mücadele edeceğiz. Çünkü bizim mücadelemiz aynı zamanda insanlık onuru mücadelesidir.”
“ROJAVA HALKININ YANINDAYIZ”
SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bu saldırılar, cihatçı çetelerin kendi başlarına cesaret edebileceği saldırılar değildir. Bu saldırılar Fransa’da kurulan masalarda, Amerika’da kurulan masalarda planlanmıştır. Türkiye’de ise Suriye Milli Ordusu’nu besleyen, lojistik ve askeri olarak donatan siyasi iktidar, Suriye’ye dair yaklaşımını derhal ve bir an önce gözden geçirmelidir. Kürdistan’da barış olmazken İstanbul’da da barış olmaz demiştik. Suriyeli Kürtler, Rojavalı Kürtler, Aleviler ve diğer halklar “Artık güvendeyiz” diyene kadar biz de burada, Bakur’da, İstanbul’da, Marmara’da, Ege’de, Akdeniz’de onların sesine ses katmaya devam edeceğiz” dedi.
Devrimci Parti Sözcüsü ve DEM Parti İzmir MilletvekiliBurcugül Çubuk, Rojava’daki yurttaşların abluka ile yalnız hissettirilmek istendiğini söyleyerek, “Biz dün olduğu gibi bugün de sokakta, hayatın her alanında ve Rojava’da yan yanayız. Ayrılmadık, ayrılmayacağız. Rojava’dan kopmayacağız, Rojava da bizden kopmayacak. Bugün sonuçlar ağır olabilir, baskılar yoğun olabilir. Ama bu yalnızlığı kabul etmiyoruz. Doğuda her gün yeni bir güneş doğar. Eğer bize doğan güneşten mutlu olmamız engellenirse, gerekirse kendi güneşimizi kendimiz doğururuz. Belki bugün çok yürüyemedik ama bizim tarihimiz uzundur. Biz çok uzun zamandır yürüyoruz. Ne durdurulabiliriz ne de yeniliriz” ifadelerini kullandı.
“ROJAVA’YI SÜREKLİ DESTEKLEMEK GEREKİYOR”
Yeşil Sol Parti MYK ÜyesiMünir Korkmaz, Türkiye’de iktidarın uzun süredir Rojava’yı ve Suriye’yi bir engel olarak gördüğüne işaret ederek, “Eğer gerçekten barış isteniyorsa o zaman bu engeller de ortadan kalkmalıdır. Rojava’da bir anlaşma yapıldıysa, bu büyük ölçüde bu süreçte gösterilen sahiplenmenin sonucudur. Belki tam olarak hepimizin istediği gibi bir anlaşma değildir; ancak orada verilen mücadelenin bir kabulüdür. Bu nedenle Rojava’yı sürekli desteklemek gerekiyor. Yeşil Sol Parti olarak Kürt halkının verdiği mücadelenin bugüne kadar yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Emek Partisi MYK ÜyesiHalil İmrek, HTŞ’nin önce Alevileri katlettiğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çoluk çocuk, kadın demeden saldırdı. 2026 yılına girerken, 6 Ocak’ta bu kez Kürt halkının kazanımlarına saldırdı. Kürtleri yaşadıkları bölgelerde tasfiye etmeye çalıştılar. Kürt halkını kendi topraklarında etkisizleştirerek, kendilerinin yöneteceği bir düzen kurmak istediler. Bu saldırıların arkasındaki ABD yönetimi, bölgedeki zenginliklerin halklar tarafından yönetilmesine izin vermedi. Bu nedenle su kaynaklarına el koydular, petrol sahalarını kontrol altına aldılar. Amaçları, bu zenginliklerin halklara değil, kendi ceplerine ve çıkarlarına hizmet etmesidir. Söyledikleri barış, gerçek bir barış değildir. Onların barış anlayışı, halkların egemenliklerinden vazgeçmesi ve tehditlere boyun eğmesidir. Orta Doğu’da halkların söz sahibi olmasını istemiyorlar. Sadece denetlemek, izlemek ve kontrol etmek istiyorlar. Şiddetten, baskıdan ve barbarlıktan yana tavır alıyorlar. Bugün yapılan da budur. Halklar baskı altına alınmakta, dilleri ve kimlikleri hedef alınmaktadır.”
“KADINLARIN MÜCADELESİNİ YENEMEYECEKLER”
Halkevlerin Çiğdem Serin, 2014 yılında IŞİD çetelerinin kadınlara dönük yaptığı saldırıları hatırlatarak, bugün de HTŞ eliyle Rojava’daki kadınlara aynı saldırıların yaşatıldığını vurguladı. Serin, “Kürt kadınlarının ölü bedenlerini teşhir ediyor, her türlü şiddeti kendilerinde hak görüyorlar. Bugün HTŞ ve benzeri çeteler, Suriye’de Kürtler, Aleviler, Êzidîler ve kadınlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bir kez daha görüyoruz ki halkların, emperyalizme, siyonizme ve cihatçı çetelere karşı direnmekten başka çaresi yoktur. Halkların birbirinden başka dostu yoktur. Bizim safımız halkların safıdır; emperyalizme ve cihatçı çetelere karşı halkların yanıdır” diye kaydetti.
Son olarak konuşan TÖP PM üyesiZeliha Korkmaz, “Türkiye–ABD ittifakıyla Suriye’nin bir kez daha bir savaş cehennemine dönüştürülmek istendiğini biliyoruz. Emperyalist güçlerin Suriye’yi halkların yaşadığı bir savaş alanına çevirmek istediğini biliyoruz. Biliyoruz ki bugün elleri Türkiye’nin lojistik destekleriyle güçlendiriliyor. İçeride desteklenen bu yapılar, dışarıda barış sürecini sevinçle bastırmaya çalışıyor. Türkiye’deki mücadeleye kilit vurmak istiyorlar. Suriye’de kadınların ve çocukların bir arada yaşayamayacağı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen kurmak istiyorlar. Oysa Suriye topraklarında yüzyıllardır Aleviler, Kürtler, kadınlar, Hristiyanlar bir arada yaşıyor. Bu halkların ortak yaşamını dış güçler kendi çıkarları için parçalamaya çalışıyor. Ama bu mücadeleyi yenemeyecekler. Kadınların mücadelesini yenemeyecekler” dedi.
PİRHA- PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin değerlendirmede bulunan Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç,Öcalan’ın çağrısının bütün Türkiye’de çeşitli yankılar uyandırdığını belirterek, “Bu çağrının yerine getirilmesi durumunda Türkiye gerçek anlamda bir demokratikleşme sürecine girecektir” dedi.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, PİRHA’ya açıklamada bulundu.
“ÖCALAN’IN ÇAĞRISI TÜRKİYE’DE YANKILAR UYANDIRDI”
21 Şubat’ta Öcalan’ın açıklaması sonrasında Türkiye siyasetinde çeşitli yankılar uyandırdığını belirten Meriç, “Türkiye solu açısından da tartışılması ve üzerine ne yapılması gerektiğine dair çeşitli belirlemelerin ve saptamalarının yapılması gerekir” dedi.
“DEMOKRATİK ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR”
Heyet tarafında yapılan açıklamada özellikle metinde yer almayan ancak sözlü olarak ifade edilen açıklamanın da önemli olduğuna dikkat çeken Meriç, “Heyette bulunan Sırrı Süreyya Önder’in açıklamadan sonra ifade ettiği ve aslında devletin yapması gerekenleri tarif ettiği kısa not önemliydi. Bu cümle neyi anlatıyor bize? Süreçte devletin yapması gerekenleri yapılmasını tarif eden bir nottu. Demokratikleşme adımlarının atılmasıdır” diye konuştu.
Açıklamadan sonraki süreçte yürütülen tartışmalardan da Kürt hareketinin çeşitli beklentileri olduğunu aktaran Meriç, “Öcalan’ın çalışma koşullarının rahatlatılmasından tutun silah bırakmanın teknik koşullarının oluşturulmasına kadar bir dizi yapılması gerekenler şu anda tartışılır durumda” diye belirtti.
“DEVLETİN NASIL TAVIR ALACAĞINI ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE GÖRECEĞİZ”
Şu ana kadar iktidar cephesinden pozitif anlamda bir şey duymadıklarını vurgulayan Meriç, “Sadece Bahçeli açıklamayı beğendiğini, olumladığını söyledi ama AKP cephesinden doğru olumlayan herhangi bir bilgi gelmiş değil. Bundan sonraki süreçte devletin nasıl tavır alacağını önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız” diye ifade etti.
“HEVESİ KURSAĞINDA KALIR”
Erdoğan’ın kafasında kendine uygun bir anayasa yapmak olduğunu söyleyen Meriç, “Bunu seçime tahkim eden birtakım hayalleri hevesleri olduğunu biliyoruz. Fakat bu öyle zorlu bir süreç ki bu heves herkesin kursağında kalabilir” şeklinde konuştu.
Gerçek anlamda bir demokratikleşme içermeyen bir yaklaşımın Kürt siyasi hareketinin kabul etmeyeceğinin altını çizen Meriç, “Kendisini güvenceye almayan bir gelişmeyi de kabul etme durumu yok. Bütün yapılan açıklamalardan da beklentiler de bu noktada. Türkiye solunda da benzer şeyler var. Sanki Kürt siyasi hareketiyle Erdoğan anlaşmış işte bunu da yeni bir anayasayla taçlandıracaklar ve memleketin hayrına olmayan birtakım gelişmeler olacak gibi yaklaşım var. Bunlar fazla basit değerlendirmeler olarak görüyorum. Dolayısıyla bu tür ayrıştırıcı çeşitli güvensizlik beyanı eden güvensizliğe yayan bunun üzerine siyasi değerlendirmelerin ne Türkiye soluna ne Türkiye emek hareketine faydası var ne Türk halkına nede Kürt halkına faydası var” dedi.
“BARIŞ SÜRECİNDE SOSYALİSTLER DEMOKRATLAR VE İLERİCİ GÜÇLER ÜZERLERİNE DÜŞEN ROLÜ OYNAMALILAR”
Barış süreci ile ilgili Türkiye solunun ilerici güçlerin demokratların kendisine düşen rolü oynaması gerektiğini vurgulayan Meriç, bu sürecin aynı zamanda yeni bir mücadele süreci olduğuna dikkat çekti.
PİRHA- Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, Suriye’de Alevilere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin Baas rejiminin suçlarının Alevlere ihale edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığına dikkat çekerek, “Böyle bir katliam girişimi bahane ediliyor. Görünen o ki rejim kendisinden olmayan bütün topluluklara bu tür yöntemlerle dayatmak istiyor” dedi.
Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı.
Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.
Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor.
Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto düzenledi ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.
Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“HTŞ EL KAİDE’DEN DEVŞİRİLEN KIRMA BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR”
Suriye’de HTŞ denen örgütün El-Kaide’den kırma bir örgüt olduğunu belirten Meriç, “Buralarda komutanlık yapmış, liderlik yapmış kadroların İŞİD, El-Kaide dağıtıldıktan sonra bir yere getirilip oluşturulan bir örgüt. Bunların İslam anlayışı da bunların dini anlayışı da cihatçı anlayışı da geldikleri köklere bakarsanız hepsi aynı” dedi.
HTŞ’ nin dışında Suriye toplumuna bakıldığında daha farklı halklar ve inançlar olduğunu vurgulayan Meriç, “Dürziler, Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar yaşam tarzları anlamıyla laik toplumlar. Suriye’ye müdahaleden önce %12 kadar Hıristiyan, %10 kadar Alevi, %10 kadar Kürt nüfus vardı. Diğer kesimleri de sayarsak bunlar %40’ları bulan bir nüfusa tekabül ediyor. Şu anda aslında oradaki nüfus dengesi açısından doğru bakarsanız yani neredeyse HTŞ’nin dayandığı temeller kadar da orada farklı bir nüfus yapısı var. Rojava’daki laik Kürt halkı bu rejimin kurmaya çalıştığı dinci rejim nasıl yan yana gelecek? Çok net ki böyle bir rejim kendisini bütün bu topluluklara dayatacak” diye belirtti.
“BAAS REJİMİNİN SUÇLARININ ALEVLERE İHALE EDİLMESİ KABUL EDİLEBİLİR BİR DURUM DEĞİL”
Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eski Baas rejiminin orduda, devlet kademelerinde bürokraside görev yapanların ağırlıklı olarak Hristiyanlar ve Sünni Müslümanlardır. Yüzde 10’luk bir azınlık nüfuza sahip olan Alevilerin yüzde 90 bir topluluğu yönetebilmesi mümkün değil, akla da aykırı bir durumdur.
Baas rejiminin suçlarının Alevlere ihale edilmesinin kabul edilebilir bir durum değildir. Böyle bir katliam girişimi bence bahane ediliyor. Asıl olarak bunun Suriye’de iktidar olanların mezhepçi kafa yapısı ilgili bir durumdur ve bundan sonra iktidarlarını kurma çabası ile ilintilidir.”
Suriye’de Alevi toplumuna yönelik yapılan baskılar cinayetlerle beraber Türkiye’de sosyal medya üzerinden açıklamaların eş zamanlı geldiğini ifade eden Meriç, “Baskı ve cinayetlerle beraber refleks Türkiye’de ‘Siyasal Alevicilik’ bir anda Türkiye’deki gericilik tarafından eş zamanlı çıkarıldı. HTŞ kafasının Türkiye’de de uzantılarını biliyoruz” dedi.
PİRHA – Çok sayıda sol-sosyalist parti ve örgüt, ülke genelinde artan baskı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı. “Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz” denilen açıklamada “barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” vurgusu da öne çıktı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sol Parti, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Türkiye İşçi Partisi, artan gözaltı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı.
“Baskı ve zorbalık sökmeyecek; ‘tek adam yönetimi’ tarihin çöplüğüne atılacaktır!” başlıklı yazılı açıklamada, muhalif kim varsa gözaltına alınıp soruşturma geçirdiğine vurgu yapıldı.
İlgili metinde şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye, iç ve dış politik gelişmeler ve ekonomide yaşanan tıkanıklık nedeniyle iyice köşeye sıkışan Erdoğan, Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler tarafından adım adım karanlık bir tünele doğru sürüklenmektedir.
İktidarlarının devamını muhalefeti baskı ve zorbalıkla susturmakta gören saray rejimi kitle desteği eridikçe daha fazla otoriterleşiyor ve saldırganlaşıyor. Hukuksuzluk, adaletsizlik, yasa ve anayasa tanımazlık tek adam yönetiminde başat tutum haline gelmiş bulunmaktadır.
Bu ortamda yargı erki muhalefeti hizaya getirmek ve ‘majestelerinin muhalefeti’ haline dönüştürmek üzere bir sopa gibi kullanılmakta; politikacılar, gazeteciler, belediye başkanları ve çalışanları, aydınlar, sanatçılar, sendikacılar velhasıl muhalif kim varsa gözaltına alınmakta uyduruk gerekçelerle tutuklanmaktadır.
CHP kurultayından, İstanbul Barosu’na, belediye başkanlarından, politikacılara, gazetecilere, bilim ve sanat insanlarına soruşturmaların ardı arkası gelmemektedir. Öyle ki, 31 Mart Yerel Seçimleri sırasında oluşan ve normal bir seçim ittifakı olan ‘Kent uzlaşısı’ ve yine 2011 yılında kurulan ve Dernekler Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan platform olarak kurulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) kriminalize edilerek operasyonlara girişilmiştir. Şafak vakti onlarca ev terörle mücadele şubesi ekiplerince basılmış politikacılar, sanatçılar, gazeteciler, yazarlar ‘terörle mücadele kapsamında’ gözaltına alınmıştır. Aynı şekilde ESP üye ve taraftarı 34 kişi tutuklandı, kongresine gelen mesajlardan dolayı ESP’ye soruşturma açıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na konuştuklarından dolayı henüz kürsüdeyken soruşturma açılması yargının içinde bulunduğu garabeti göstermektedir.
“ÇÖZÜMDEN NE ANLADIĞINI GÖSTERMEKTELER”
Yapılan açıklamada kayyım kararları da eleştirilerek şöyle devam edildi:
“Bu uygulama gelinen yerde yargı aracılığıyla bir ‘iktidar gaspı’na dönüşmüş bulunmaktadır. Yerel yönetimlerde halkın sandıkta vermediği yönetme yetkisi atanmış Kayyım aracılığıyla fiilen gasp edilmektedir. Kayyım siyasetinin son hedefi Van Büyükşehir Belediyesi ve Van halkı olmuştur.
Tek adam yönetiminin bir yandan ‘İmralı süreci’ni ile görüşmeler yapıp bir yandan da Kürt halkının iradesini hiçe sayıp DEM Partili belediyelere Kayyım ataması, Kürt sorununun demokratik çözümü noktasındaki samimiyetsizliğini, çözümden ne anladığını göstermektedir.
Demokratik hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda saray iktidarının yürütme erki de en az yargı erki kadar hızlı ve işlevseldir. Metal işçilerinin özgür iradeleriyle çıktıkları grevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklanırken; Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesinde patronların %30 zam dayatmaları karşısında meşru haklarını kullanarak fiilen greve çıkan ve taleplerini dile getiren tekstil işçileri karşılarında devletin kolluk güçlerini bulmuşlardır. Yetmemiş Gaziantep Valiliği 15 gün süreyle kentte eylem yasağı getirmiştir. İşçilerin valiliğin yasak kararını tanımayarak eylemlerini sürdürmeleri üzerine, sendikal haklar ayaklar altına alınarak BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklanmış ve bu yolla işçilerin birliği parçalanmak ve direnci kırılmak istenmiştir. Vali Kemal Çeber ‘önceliğimiz çarkların dönmesidir’ diyerek kimlerin valisi olduğunu göstermiştir.
Fakat biz biliyoruz ki, bütün bu saldırganlığın arkasında bir avuç tuzu kuru dışında halk kitlelerinin açlık ve yoksullukla boğuştuğu, ekonomideki kriz ve istikrarsızlığın sürdüğü, dış politikada ‘yeni Osmanlıcı hayaller’in gerçeklerle bir kere daha yüzleşmek zorunda kaldığı vb. olgularla karakterize ülke gündeminin ağırlığı karşısında duyulan çaresizlik bulunmaktadır.
Bu ortamda Erdoğan yönetimi Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler muhalefeti baskı ve zorbalıkla sindirmek suretiyle bir bakıma çaresizlikten bu yolla bir çare üretmeye yönelmiş görünmektedir.
Yerlerine Kayyım atanan ve bir bölümü tutuklanan belediye başkanlarına ve onları seçen halkımızla, hakları için mücadele eden işçi sınıfımızla, gerçekleri yazdıkları, dile getirdikleri için tutuklanan, soruşturmaya tabi tutulan gazeteciler, politikacılar, sendikacılar, sanat ve bilim insanlarıyla dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.
Gözaltılar ve tutuklamalar son bulmalı; gözaltına alınan ve tutuklanan politikacılar, gazeteciler, bilim ve sanat insanları, belediye başkanları ve görevlileri derhal serbest bırakılmalı, soruşturmalar durdurulmalı ve belediye başkanları görevlerine iade edilmeleridir. İşçi sınıfının örgütlenme, serbest toplu pazarlık ve hak arama yollarının önündeki engeller kaldırılmalı, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır.
İlan ederiz ki, ne yaparsa yapsın tek adam yönetimi ve arkasındaki güçler kendi çaresizliklerinde boğulmaktan kurtulamayacaktır. Tarihin akışını değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. Bizler kırıntılar halinde olsa da var olan demokratik hak ve özgürlükleri sonuna kadar savunmaktan ve gerçek bir demokrasi ve barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Ne kayyımları ne de işçi sınıfının hak aramasının önündeki yasakları tanımıyoruz.
Siyasi parti ve örgütler olarak; ekmek, barış, özgürlük diyen tüm ilerici güçleri gittikçe gericileşen ve otoriterleşen tek adam yönetimine karşı gerçek bir demokrasi, barış ve demokratik bir Türkiye inşa etmek için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”
PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, bir yandan adı konulmamış bir çözüm sürecinin işletildiğini diğer yandan ise Kürt halkının bütün demokratik kazanımlarına yönelik saldırılar olduğunu belirterek, “Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz” dedi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, sürece dair PİRHA’ya konuştu.
Ülkenin yeni bir tarihsel sürecin içerisine girdiğini belirten, Antalya Halkevi YöneticisiKutay Meriç, “22 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yaptığı çağrıyla beraber ülke gündeminde o tarihten bu yana yeniden Kürt sorunu üzerinden yeni çözüm yeni bir açılım tartışmaları iktidarın yeni hamleleri ve buna bağlantılı birçok şey yaşanıyor” dedi.
“GEÇMİŞ MÜZAKERE SÜRECİ İLE BUGÜNKÜ YÜRÜTÜLEN SÜRECİN ÇOK BENZER YANLARI VAR”
Gelişmeleri hep birlikte izlediklerini dile getiren Meriç, “Bir yandan adı konulmamış bir çözüm süreci işletilirken öte yandan aslında Kürt halkının bütün demokratik kazanımlarına yönelik Kürt siyasetçilerin tutuklanması Kürt halkının kazandığı belediyelerde iradesiyle oluşturduğu belediyelere kayyımların atanmasına kadar da yapılan bir uygulama söz konusudur” diye belirtti
Gelişmelerin bir bütün irdelendiğinde Ortadoğu ayağının olduğunu vurgulayan Meriç, “AKP’nin aslında bir iç iktidar sorunuyla da bir bağlantısı var. Biliyoruz ki en son 31 Mart yerel seçimlerinde AKP-MHP faşizmi seçimlerden büyük intifa kaybederek çıktı ve arkasından derinleşen ekonomik krizle beraber halkın yükselen tepkileri söz konusu. Çünkü hepimiz zaten bu mücadelenin içindeyiz” dedi.
Gelinen süreçte mevcut iktidarın gerek ekonomik gerekse de sosyal hakları noktasında halka herhangi bir vaat sunamadığını aktaran Meriç, “AKP toplumun rızasını üretemiyor. Bu noktada elinde kala kala bir sopası, faşizmi kalmış ve bununla bütün topluma saldırıyor. Toplam tabloya baktığımızda AKP-MHP faşizminin karşı cephesinde olanlara ve son birkaç ayda yaşadıklarımıza baktığımızda CHP’li belediyelere, DEM’li belediyelere saldırıları zaten sürekli hale getirdiler ve 3 dönemdir sürekli kayyımlar atanıyor. Gelinen süreçte CHP’li belediyelere de yönelmiş durumdalar. Sosyalistler sürekli hedefteler ve ülkede yükselen halk muhalefetini örgütlemeye aday hangi ilerici unsur varsa hepsi iktidarın hedef tahtasını girmiş durumda” şeklinde konuştu.
“AKP AŞAĞIDAN GELEBİLECEK İSYAN DOLGASINDAN ÇOK KORKUYOR”
AKP’nin toplumsal tepki dalgasından çok korktuğunu söyleyen Meriç, “Zaten bir gezi fobisi var. Böyle beklentileri böylesi korkuları var. Bu noktada hâlâ o gezi fobisi sürüyor ve hala gezi davaları basına da yönelik olarak yapılmaya devam ediliyor” dedi.
AKP’nin neden zorbalığa yöneldiğinin Suriye’ye bakıldığında daha net görüldüğünü belirten Meriç, şunları ifade etti:
“Bahçeli 22 Ekim’de Öcalan’la ilgili yaptığı çağrıya herkes ne olduğuna şaşırdı. O günlerde HTŞ’den doğru açıklamalar gelmesine rağmen o anda bir ciddiye alınmadı ve olayın boyutunun ne olduğu bizler tarafından da çok algılanamamıştı. Kasım ayı içinde HTŞ’ tarafından önce Halep’in ele geçirilmesi ve arkasından Şam’a doğru hareketleri sonucunda 8 Aralık günü direnişsiz bir şekilde Halep ve Şam’ın teslim edilmesini belli ki Türkiye bu olacakları görmüş ve Suriye’de oluşacak iktidar boşluğundan Kürtlerin yararlanarak herhangi bir statü elde etmesini engellemek için 22 Ekim hamlesi yapılmış oldu.
Türkiye istiyor ki orası parçalanmasın yekpare üniter tek bir devlet olsun, Kürtler asla ve asla orada bir statü elde edemezsin. Hele ki silahlı bir statü asla elde edemesin. 22 Ekim’deki, Bahçeli açıklamasının nedeninin bu gelişmelere dayandığı apaçık ortaya çıkmış durumda.”
Bir yandan çözüm süreci yapılıyor gibi söylenip öte yandan da demokratik Kürt siyasi hareketine yönelik saldırıların olduğunu vurgulayan Meriç, “Kayyum atamaları, tutuklamalar, gözaltılar ve soruşturmaları yan yana gelmesinin bir benzerini biz 2012- 2013-2014 sürecinde de görmüştük. Orada da benzer şekilde olmuştu. Yine Kandil’e hava saldırıları, yine Türkiye’nin demokratik yasal siyasete yapılan saldırılarla çözüm süreci bir dönem böyle gidip bir dönem sonra ise bir ateşkese bağlı olarak stabil hale gelmişti. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin iktidar olmamasına yol açan seçim sonuçlarıyla beraber barış sürecini bitirdiler” diye ifade etti.
“MÜZAKERE SÜRECİNDEN VE DEMOKRATİK ORTAMIN BASKILANACAĞI KAYGISINI YAŞIYORUZ”
Önceki yaşanan barış görüşmelerinin sonucu açısından bakıldığında bugün yapılan müzakere sürecinden kaygılı olduklarının altını çizen Meriç, “Türkiye’de herkes kaygılı. Aleviler kaygılı, Kürtler kaygılı, işçiler, emekçileri kaygılı, bu ülkenin laik seküler kesimleri kaygılı. Çünkü bu sürecin sonunda nereye gireceğinden yeniden kanlı çatışmaların oluşup ülkenin yine az da olsa kalmış bir demokratik ortamın bununla baskılanacağı, bununla terörize edileceği ve bunun altında yükselen yoksulluk temelli yükselen çeşitli emekçi halk tepkilerini de bu atmosferde bastırılacağı gibi çeşitli kaygılar ve görüşlerde var” diye belirtti.
“MÜZAKERE SÜRECİNİN ARKA PLANINDA NELER YAŞANIYOR ÇOK BİLMİYORUZ”
Müzakere sürecine bakıldığında arka planı bilmediklerini ifade eden Meriç, “Çeşitli bilgiler sızıyor ama bir sürecin sürdüğü aşikâr. AKP-MHP faşizminden açıkçası demokratik bir çözümün çıkacağına inanmıyorum. Çünkü söylenen bize en azından yansıyan yanı tamamen Rojava silah bırakacak, Kandil silah bırakacak üzerine kurulu bir şey var ortada. Bir demokratik çözüm üzerine kurulu Kürt halkının çeşitli demokratik kazanımların garantilerinin tartışıldığı bir gündem yok ortada. Dolayısıyla buradan umutlu değilim. Sonuç itibariyle bu sürecin nereye bağlanacağı konusunda da endişeliyim” dedi.
“KÜRT HALKI ÇOK POLİTİK BİR HALK KOLAY KOLAY KANMAZ”
Kürtlerin haklarını garantiye almayan bir anayasa değişikliğine neden onay versin diye soran Meriç, “Hangi Kürt siyasi merkezi buna bu şekilde karar verebilir. Bu mümkün değil. Ortalama 40 yıldır çok sert bir mücadele sürdüren halk var. Her şeyi görmüş çok politik bir halk. Bu halkı kolay kolay kimse de kandıramaz. Hiçbir Kürt siyasi merkezi de kandıramaz. Böyle boş şeylere de kimse ikna edemez. Bir halk gerçekliği var bunun bilinmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
Bu müzakere süreci ile birlikte birtakım ulusalcı refleksler geliştiğini belirten Kutay Meriç, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“İşte Kürtler Türkiye solunu satıyor, Türkiye işçi sınıfı hareketini satıyor, CHP’yi i satıyor gidiyor AKP ile iş birliği yapıyor gibi bu kadar basit yorumlar yapılmasını doğru bulmuyorum, bunun çok mümkün olabileceğini de düşünmüyorum. Çünkü Kürt halkının talepleri demokratik taleplerdir. Bu taleplerin gerçekleşmesi denen şey Türkiye’de faşizmin çözülmesinin ya da gerilemesine tekabül edecek bir durumdur. Bu talepleri iktidar kabul edecekse zaten faşizmin gerilediği, baskının yerine bir demokratik alanın genişlediği gibi bir sonuç doğurur. Dolayısıyla bu tür kaygılar ve milliyetçi refleksler gereksiz ve yanlıştır.”
AKP-MHP iktidarının kendinden olmayan herkese yönelik topyekûn bir saldırıya geçtiğini aktaran Meriç, “Bu noktada bu ülkede bulunan bütün anti-faşist güçlerin gereken hamleleri AKP-MHP iktidarının bu saldırısına karşı da gereken hamleyi de yapması gerekiyor” şeklinde ifade etti.
PİRHA- Mersin’de Halkevci Kadınlar, Pınar Gültekin’in katili Cemal Metin Avcı’ya verilen müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasına tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında “Erkek devletin cezasızlık politikalarıyla kadınların faillerini aklamaya çalışan erkek yargının bu kararını kabul etmiyoruz. Erkek adalet değil gerçek adalet” ifadelerine yer verildi.
Pınar Gültekin’i katleden fail Cemal Metin Avcı’ya 2020 yılında yerel mahkeme önce müebbet hapis cezası verip ardından haksız tahrik indirimi uygulayarak cezayı 23 yıla düşürdü. Bu karar İzmir İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu ve faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Dosya ikinci kez temyiz edilince Yargıtay iki kararı da bozdu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından bozulmasına itirazda bulundu. Başsavcılığın yaptığı itiraz, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından değerlendirilecek.
Daire, itirazı haklı bularak bozma kararını kaldırabilir ve Cemal Metin Avcı’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onaylayabilir. Eğer daire, itirazı reddeder ve kararında ısrar ederse, dosya nihai karar için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşınacak. Yargıtay’ın kararı onaylanırsa Cemal Metin Avcı, Pınar Gültekin’i tasarlayarak ve canavarca hisle kasten öldürmesine rağmen 7 yıl daha yattıktan sonra serbest kalacak.
“ÖRGÜTLÜ KADIN DÜŞMANLIĞI”
Yargıtay’ın kararına kamuoyundan tepkiler yükselmeye devam ediyor. Konuya ilişkin Mersin’de GMK Bulvarı’nda eylem yapan Halkevci Kadınlar, “Pınar Gültekin isyanımızdır, erkek adalet değil gerçek adalet” yazılı pankart açtı.
Fail Cemal Metin Avcı’nın 2020 yılında mahkeme sürecinde İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesinin ‘iyi’ olduğunu söylediğini hatırlatan Berivan Dinler, “Bu, kadın düşmanlığının en üstten en alta kadar örgütlendiğinin göstergesidir. Pınar Gültekin cinayetinde canavarca hisle ve tasarlandığına dair deliller ortadayken Cemal Metin Avcı’nın cezasının bozulma talebi, erkek devletin fail erkeklerle işbirliği içinde olduğunu da bir kez daha göstermiştir” dedi.
Yargının kadın erkek ayrımı yaptığını vurgulayan Dinler, “Kadın katillerine haksız tahrik indirimi uygulayıp cezalarını fazlasıyla düşüren erkek yargı, sistematik bir şekilde erkek şiddetine maruz kalıp özsavunma hakkını kullanan Nevin Yıldırım’a haksız tahrik indirimi vermeden müebbet hapis cezası vermişti” hatırlatmasını yaptı.
“KARARI KABUL ETMİYORUZ”
Devletin, ülkeyi bir kadın mezarlığına çevirdiğini; kadın düşmanı politikalarıyla, yargı eliyle uyguladığı cezasızlık politikalarıyla kadınları bastırmaya çalıştığını kaydeden Berivan Dinler, şunları söyledi:
“Erkek devletin cezasızlık politikalarıyla kadınların faillerini aklamaya çalışan erkek yargının bu kararını kabul etmiyoruz! Biz kadınların güçlendirilmesi için 2024 yılı bütçesinden kadınlara günlük 38 kuruşu reva görenlerle kadınların faillerini aklamaya çalışanların aynı olduğunu, failin tek başına olmadığını biliyoruz. En üstten en alta örgütlenen kadın düşmanlığı karşısında kadınların güçlenmesini 38 kuruş değil örgütlü mücadelemiz sağlayacak. Katilleri koruyan, yaşamlarımıza kast eden bu erkek düzen karşısında tüm kadınları yaşamak için feminist mücadeleye çağırıyoruz.”
PİRHA-Mersin’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların durdurulması talebiyle eylem yapıldı. Açıklamada, “Suriye ve Rojava halklarının yaşam hakkına saldırıları, öncelikle Suriye’nin ve Bölge halklarının barış ve özgürlük umutlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Suriye’de bu cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesiyle Alevi, Kürt, Durzi gibi farklı kültür ve inançlara mensup halktan vahşice katletmesine yönelik yazılı ve görsel basında yer alan görüntüler, katliamın boyutlarını gözler önüne sermektedir” denildi.
DEM Parti Mersin İl Örgütü, saldırılara ilişkin il binası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Mersin Halkevleri yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“AKP BESLEMESİ ÇETELERİN BU SALDIRILARININ KARŞISINDA OLACAĞIZ”
Açıklamayı yapan TİP Mersin İl Başkanı Ahmet Paket, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarla Suriye krizinin daha da derinleştiğini belirtti. Paket, şu ifadelere yer verdi:
“13 yıldır süren Suriye iç savaşında farklı ülkelerden gelen bu cihatçı çeteler, Alevileri, Kürtleri, Şiileri, kendilerine biat etmeyen Sünnileri katletmiştir. Yağmayı, tecavüzü kendine hak gören bu cihatçı anlayış kadınları, kız çocuklarını köle pazarlarında satmış, katletmiştir. Şam yönetimini ele geçiren El Kaide uzantısı HTŞ ve onun ortağı olan DAIŞ uzantısı Suriye Milli Ordusu, Suriye ve Rojava halklarının yaşam hakkına saldırıları, öncelikle Suriye’nin ve Bölge halklarının barış ve özgürlük umutlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Suriye’de bu cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesiyle Alevi, Kürt, Durzi gibi farklı kültür ve inançlara mensup halktan vahşice katletmesine yönelik yazılı ve görsel basında yer alan görüntüler, katliamın boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Rojava’ya yönelik sürekli devam eden saldırılar, Suriye krizini daha da derinleştirmektedir. 27 Kasım’dan itibaren yoğunlaşan bu saldırılar, Rojava’nın demokratik yaşam modelini, ulus- devlet kodlarına karşı gelişen enternasyonalist mücadele ruhunu ve kadın devrimini hedef almaktadır. Bugün SMO’nun Rojava’da yaptığı zulüm DAIŞ’in önceki yıllardaki katliamlarını hatırlatmaktadır. Kadınlar, çocuklar kaçırılmakta, insan onuruna bağdaşmayan bir biçimde katledilmektedir. AKP beslemesi çetelerin bu saldırılarının karşısında olacağız. Rojava’nın hedef alınması, sadece Kürt halkının değil, tüm Suriye halklarının geleceğini tehdit etmektedir. Rojava’da inşa edilen yeni yaşam modeli, Ortadoğu’da yaşanan krizlere karşı önemli bir çözüm adresidir. Bu nedenle, bu saldırılara karşı bugün her zamankinden daha güçlü bir dayanışma ve savunma ihtiyacı vardır. Bizler, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Halkevleri olarak bu saldırılar karşısında Ortadoğu halklarının yanında olduğumuzu ve Rojava’ya yönelik her türlü saldırının halkların demokrasi ve özgürlük taleplerine vurulan bir darbe olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.”
“CİHATÇI ANLAYIŞIN HAKİM OLMADIĞI BİR COĞRAFYA İNŞA ETMEK BİR ZORUNLULUKTUR”
Ahmet Paket açıklamada, “Suriye’nin demokratik ve eşit biçimde yeniden inşa edilmesi için her türlü diyalog ve barış politikaları hayata geçirilmelidir. Bu politikaların hayat bulması için emperyalist müdahalelerin ve cihatçı anlayışın hakim olmadığı bir coğrafya inşa etmek bir zorunluluktur. Demokratik ve özgür bir Suriye’nin inşa edilmesinin başat koşulun bu olduğunu belirtiyoruz. Çetelere ve emperyalist güçlere karşı vereceği her türlü mücadele gerçek eşitlik ve özgürlüğe Türkiye halkları da dahil olmak üzere tüm Ortadoğu’nun egemen güçler karşısında cihatçı giden yolu açacaktır” dedi.
GÖZALTILAR PROTESTO EDİLDİ
Basın açıklamasının ardından DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, Mersin’de bu sabah aralarında DEM Parti İl Eşbaşkanı Reşat Aşan’ın da bulunduğu 6 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin konuştu. Bedriye Kuş, “Tek bir adım geri atılmayacaktır. Mücadelemiz onurlu bir mücadeledir, örgütlü bir mücadeledir. Bizler demokrasi için, barış için mücadelemizi her geçen gün büyütüyoruz, büyütmeye de devam edeceğiz. İktidara buradan çağrımızdır; bu gözaltılar siyasi soykırım operasyonlarıdır. Bu operasyonların hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Tamamen keyfi uygulamalarla gözaltına aldığınız tüm arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın” dedi.
PİRHA – Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önünde Doğu Karadeniz Bölgesindeki tüm maden ruhsatlarının iptal edilmesini isteyen Halkevciler, hazırladıkları dosyayı Bakanlığa iletti.
Reşit Kibar’ın Artvin Cankurtaran’da ağaç kesimine engel olmak isterken silahlı saldırıda katledilmesinin üzerinden bir ay geçti. Kibar’ın katledilmesinin birinci ayında Halkevciler Ankara’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı önündeydi.
Doğu Karadeniz Bölgesindeki tüm maden ruhsatlarının iptal edilmesi talebiyle bakanlık önüne giden Halkevciler, Artvin halkının taleplerini de içeren bir dosyayı Bakanlığa teslim etmek istedi. Ancak polis Bakanlık önünde açıklama yapılmasına engel oldu. Halkevleri üyelerine polis saldırdı, saldırıda bir kişinin kolu çıktı.
Saldırının ardından Halkevciler, açıklamalarını Bakanlığın karşısında yaptı. Halkevciler, şu talepleri sıraladı:
-“Silah sahibi ve azmettirici Fikret Merttürk tutuklansın.
-Cankurtaran, Cerattepe ve tüm Doğu Karadeniz’de yaşam alanlarımızı yağmalayan tüm maden ruhsatları iptal edilmelidir.
-Murat Kurum istifa etmelidir.
-Cankurtaran ve Karadeniz’deki doğa yağmasının parçası olan tüm kamu görevlileri derhal görevden çekilmeli, doğaya verdikleri tahribat nedeniyle idari ve adli olarak hesap vermelidir.
-Yunus Merttürk’e ait şu an faaliyette olmayan Körfez Taşocağı’na ilişkin Meclis gündemine taşınan iddialarla ilgili Bakanlığınız tarafından açıklama yapılmalıdır. Kamuyu zarara uğratan, görevlerinin gereğini yapmayan kamu görevlileri derhal görevden alınmalı hesap vermelidir.”
Halkevciler açıklamanın ardından hazırladıkları dosyayı bakanlığa iletti.
PİRHA- Hopa’da ağaç kesimini engellemek isterken şirket çalışanı tarafından katledilen Reşit Kibar için Mersin’de eylem yapıldı. Halkevlerinin yaptığı eylemde, “Tüm bu yaşananlar iktidarın ve sermayenin kar hırsının bir sonucudur. Yağmacıların karlarına kar katması için bu saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır” denildi.
Artvin’in Hopa ilçesindeki Cankurtaran mevkiinde ağaç kesimi yapan EFOR Maden Şirketine ait kepçeleri durdurmak isterken şirket çalışanı Muhammet Ustabaş’ın silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitiren Reşit Kibar için Mersin’de sokağa çıkıldı.
Halkevleri üyelerinin Atatürk Caddesinde yaptığı eylemde “Katil şirketlerden de onları koruyan AKP’den de Hopa Cankurtaran’ın hesabı sorulacak” pankartı açıldı. Eyleme Mersin Emek ve Demokrasi Platformu da katıldı.
“SALDIRILARLA MÜCADELEMİZ GERİLETİLMEK İSTENİYOR”
Halkevleri GYK Üyesi Ali Deniz Karahan, sermayenin doğayı katlettiği gibi artık insan yaşamına da saldırdığını ve böylelikle mücadelenin geriletilmek istendiğini belirtti. Karahan, “Doğasına sahip çıkan 3 arkadaşımız Efor Maden Şirketi’nin ağaç kesimini ihale ettiği bir başka şirketin görevlisinin silahlı saldırısına uğramış, saldırıda Reşit Kibar hayatını kaybederken iki arkadaşımız da yaralanmıştır. Tüm bu yaşananlar iktidarın ve sermayenin kar hırsının bir sonucudur. Bu kar hırsıyla yıllardır ormanlarımıza, derelerimize, vadilerimize saldıran sermaye doğamızı katlettiği gibi canlarımızı da almaktadır. AKP iktidarının talan ve yağma politikalarının bir sonucu olarak yaşam alanlarımızı yok etmek isteyen sermaye doğayı ve yaşamı savunan köylüleri gözaltılar, tutuklamalar ve tehditlerle yıldıramadığını anlayınca doğrudan hedef gözeterek silahlı saldırılarla mücadelemizi geriletme derdindedir” dedi.
Tüm bu yaşananların sorumlusunun AKP iktidarı olduğuna dikkat çeken Karahan, şu ifadeleri kullandı:
“Artvin’de Cerattepe’nin kalbini söken, İşkencedere Vadisi’ni talana açan, Akbelen’i yağmalayan, HESlerle, JESlerle derelerimizi kurutan, maden faaliyetleri ile sularımızı zehirleyip, yaşam alanlarımızla beraber yaşam hakkımızı da elimizden alan çetelerin ve yağmacıların karlarına kar katması için bu saldırıların önü iktidar tarafından açılmaktadır.
2011’de yine Hopa’da doğasını ve yaşam alanını savunduğu için polisler tarafından katledilen Metin Lokumcu’nun davasında çok değil iki gün sonra karar verilecek iken; bugün Hopa ve Türkiye güne yeni bir katliamın öfkesiyle uyanmıştır.
Ama hem yaşam alanlarımızı kar uğruna talan edip hem de yaşam savunucularının üzerine ateş açarak katleden çeteler bilsin ki; bu memleketin hiçbir yerinde eksilmeyecek, dünden daha güçlü ve daha kararlı bir şekilde karşınızda duracağız. Güvendiğiniz siyasi iktidar, onun işbirlikçileri, iş makinalarınız, silahlarınız, coplarınız ve kalkanlarınızla yaşam alanlarımızdan defolup gideceksiniz.”
PİRHA-Ankara’da Halkevciler, Artvin Cankurtaran’da orman parkı projesine karşı çıkan yurttaşlara silahlı saldırıda bulunulmasını AKP İl Başkanlığı önünde protesto ederken gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Sendika.Org muhabiri Nisan Çıra da bulunuyor.
Halkevciler, Artvin’de doğasına sahip çıkanlara silahlı saldırıda bulunulmasına karşı Ankara’da AKP İl Başkanlığı önünde eylem yaptı.
Sendika.org’un haberine göre; eylemden sonra ablukaya alınan Halkevciler gözaltına alındı. Bu anları kaydeden Sendika.Org muhabiri Nisan Çıra da gözaltına alındı.
PİRHA- “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredata karşı tepkiler gelmeye devam ediyor. Sendikalar, siyasi partiler, Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri konuya ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Ülkeyi yönetenlerin ve MEB’in eğitimin tüm bileşenleri, akademisyenleri, eğitim uzmanları, eğitim sendikaları, eğitim fakülteleri ile yan yana gelerek bir müfredat hazırlaması gerekirdi” dedi. Irmak, bu müfredatın bilime ve bilimsel gerçeklere savaş açtığını, laik eğitim ve laik yaşamı hedef aldığını kaydetti.
video eklenecek…
Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredata karşı, sendikalar, siyasi partiler, Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte yürütülecek ortak mücadele programı hakkında, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenlendi.
Eğitim Sen, Halkevleri, KESK ve bağlı sendikalar, Laiklik Meclisi, Öğretmen Sendikası, EĞİT-DER, CHP, Alevi Kültür Dernekleri, DEM Parti, Alevi Bektaşi Federasyonu, Sol Parti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, EMEP, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, SYKP, VELİ-DER, İHD, ÖV–DER’in imzacısı olduğu açıklamayı, kurumlar adına Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.
“HAZIRLIK SÜRESİNİN 10 YIL OLDUĞU AÇLANAN MÜFREDATA GÜN İÇİNDE GÖRÜŞ VE ÖNERİ İSTENDİ”
26 Nisan 2024 tarihinde “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ismiyle kamuoyuna açıklanan müfredatın, dün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından imzalandığını hatırlatan Kemal Irmak, “Bakanlık; kamuoyuna açıkladıkları müfredatla ilgili bir hafta süre vererek öneri, görüş ve eleştiriye açtığını ifade etmişti. Sürenin az olduğu eleştirilerine, ‘Süreyi %50 daha artırıyoruz’ diyerek (dalga geçer gibi) on güne çıkardığını açıkladı. Hazırlık süresinin 10 yıl olduğunu açıkladığı müfredata 10 gün içinde görüş ve öneri istiyordu.
Öncesinde 1000 kişiyle hazırlandığı, onlarca çalıştay yapıldığı ifade edilmiş, ancak bu kişilerin kimler olduğu, bu çalıştayların kimlerle ve nerede yapıldığı soruları hep yanıtsız bırakılmış, bu soruları yönelten kurumlar ‘Size tek tek açıklamak zorunda mıyım?’ diyerek savuşturulmuştur. Bakan Tekin ardından 67 bin 284 öneri ve görüş geldiğini ifade etti, ancak bu açıklamadan kısa bir süre sonra, müfredat Talim ve Terbiye Kurulu’undan geçerek Bakanlığın onayına sunuldu ve hemen ardından da imzalandı. Bu kadar çok öneri ve görüşü bu kadar kısa sürede nasıl değerlendirdikleri, bu görüş ve önerilerin neler olduğuna dair bütün sorular havada kaldı” dedi.
“BİR ORTA OYUNU OYNADIKLARINI BU SÜREÇTE NET BİR ŞEKİLDE GÖRDÜK”
Yangından mal kaçırırcasına çok hızlı bir süreç işletilendiğine vurgu yapan Irmak, “Her şeyin ne kadar kurgu olduğunu, yaptıkları bu tür faaliyetlerin ne kadar ciddiyetsiz ve formalite olduğunu, bir orta oyunu oynadıklarını bu süreçte net bir şekilde gördük. Oysa ülkenin eğitim müfredatı hazırlanıyor. Ülkeyi yönetenlerin ve MEB’in çok büyük bir ciddiyetle ve samimiyetle konuyu ele alması ve eğitimin tüm bileşenleri, akademisyenleri, eğitim uzmanları, eğitim sendikaları, eğitim fakülteleri ile yan yana gelerek bir müfredat hazırlaması gerekirdi.
Diğer yandan, değişim gerekçeleri, ihtiyaç analizleri, eğitim programı hazırlama teknikleri, vb. adımların hiç biri yapılmamıştır. Daha da önemlisi pilot uygulamaya gerek kalmadan müfredatın hemen önümüzdeki eğitim-öğretim yılı içinde uygulamaya başlanacağı açıklanmıştır. Dikkatinizi çekmek istiyoruz, yangından mal kaçırırcasına çok hızlı bir süreç işletilmiştir” diye ekledi.
“LAİK, DEMOKRATİK YAŞAMA TOPYEKÛN BİR MEYDAN OKUMA HEDEFLENMİŞTİR”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bu sürecin bu kadar hızlı işletilmesinin sebepleri, aşağıda sıraladığımız müfredatın içine sindirilen sebeplerdir” diyerek şunları sıraladı:
Bu müfredat:
1. Bilime ve bilimsel gerçeklere savaş açtığı için,
2. Laik eğitim ve laik yaşamı hedef aldığı için,
3. Cumhuriyetin aydınlanmacı değerlerini ortadan kaldırdığı için,
4. Cinsiyetçi olup, toplumsal cinsiyet eşitliğine yer vermediği için,
5. Toplumsal, kültürel çeşitliği yok saydığı için,
6. Eğitimi piyasaya açmak, kamusal eğitimi ortadan kaldırmaya yönelik hazırlandığı için,
7. Öğrencileri belirsizliğe, umutsuzluğa ve geleceksizliğe sürüklediği için,
8. Sınav odaklı eğitim sistemine devam ederek, öğrenci yeteneklerini beceriler üzerinden değil değerler üzerinden gerici bir yöntemle ölçmek için,
9. Eğitimi bir bütün olarak dincileştirme ve bütün okulları imam hatip müfredatları ile eşleştirmek için,
10. Birleştirici, bütünleştirici ortak yurttaş bilinci yerine, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olduğu için.
Ayrıştırma, kutuplaştırma, yok sayma, gericileştirme vb. yaklaşımlar ön plana çıkarılmış ve bu müfredatla, yukarıda sıralanan sebepler üzerinden laik demokratik yaşama topyekûn bir meydan okuma hedeflenmiştir.
PİRHA- Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemdeki gençleri korumaya çalışırken, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürülmüştü. 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay’ın anıldığı açıklamada 1 Mayıs’a çağrı yapıldı.
Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemi düzenleyen gençleri korumaya çalışırken kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürüldü.
AKA-DER, Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Mamak İlçe Örgütü, Halkevleri, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Mamak İlçe Örgütü ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mamak İlçe Örgütü tarafından 1 Mayıs şehidi Menekşe Erbay, gerçekleştirilen yürüyüş ve basın açıklaması ile anıldı. Açıklama, Menekşe Erbay’ın öldürüldüğü yer olan Tuzluçayır Lisesi’nin önünde yapıldı.
Ortak açıklama metnini kurumlar adına Engin Kılıç okudu.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerinin miras olarak bıraktıkları, devrimci değerlere sahip çıktıklarını belirten Engin Kılıç, “44 yıl önce 29 Nisan günü öğrencilerin 1 Mayıs eylem çağrısı sonucu jandarmalar okulun etrafını çevirmiş ve eylemi engellemeye çalışmışlardı. Saldırı hazırlığı sırasında okul önüne gelen aileler ve mahalle halkı jandarma karşısında durarak devrimci öğrencilere siper olmuştur. Jandarmanın ateş açması sonucu Menekşe Erbay annemiz vurularak katledilmiştir.
Menekşe Erbay sadece bir anne olmadığı gibi mahallemizin kültürünü ve direngenliğinide göstermiştir. Bizlere bir miras bırakmıştır. Devrimci değerlerimizi koruyan ve bu kültürü devam ettiren mahallemizin değerlerinden Menekşe Erbay bugün hala bizlere örnek olmaya devem etmektedir.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerimiz bizlere bu mirası bırakmışlardır. Anılarına ve değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.
“1 MAYIS’TA SENDEN OLANLARIN DİRENİŞİNE KATIL”
“1 Mayıs’ta her alanda attığımız slogan ile açtığımız pankart ile değerlerimizi ve tarihimizi yaşatacağız” diyen Kılıç, “Bugün yaşamı örerek direnişi büyüterek bize bırakılan mirası devam ettireceğiz. Şimdi her alanda yaşamı öreceğiz.
2024 1 Mayıs’ı yaklaşırken, bugün tüm dünyada emperyalist-kapitalist sistem, işçi ve emekçilere, ezilenlere, halklara savaş politikalarıyla ölmeyi ve daha fazla sömürülmeyi dayatmaktadır. Yönetenler ve çeteleri her geçen gün servetlerine servet katarken, diğer kutupta sefalet birikmektedir. Biz milyonlar ise, egemenlerin gözünde bu günlerin içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olanlarız.
Bu 1 mayıs’ta bir eline yaşamını, bir eline getirebileceğin özgür günleri al, senden olanların direnişine katıl” ifadelerini kullandı.
Yapılan açıklamanın okunmasının ardından Tuzluçayır Lisesi’nin önüne, Menekşe Erbay’ın fotoğrafları ve karanfiller bırakıldı.
PİRHA- Mersin Halkevleri üyeleri, asgari ücret görüşmelerini protesto ederek, SGK İl Müdürlüğü kapısına boş cüzdan bıraktı.Eylemde konuşma yapan Halkevi Yönetim Kurulu üyesi Ali Deniz Karahan, asgari ücretin ve emekli maaşlarının insanca yaşanacak düzeye çekilmesi çağrısında bulundu.
Mersin Halkevleri üyeleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Mersin İl Müdürlüğü kapısının önünde asgari ücret görüşmelerini protesto etti. Eylemde konuşma yapan Halkevi Yönetim Kurulu üyesi Ali Deniz Karahan, asgari ücretin ve emekli maaşlarının insanca yaşanacak düzeye çekilmesi gerektiğini belirtti.
“EMEK DEĞERİ BAZ ALINMALI”
Asgari ücrete yılda bir defa zam yapılmasının yetersiz olacağına dikkat çeken Ali Deniz Karahan, “Bu ülkede yüksek enflasyona sebep olanlar, her gün temel tüketim gıdalarına zam üstüne zam yapanlar bu ülkede emeğiyle geçinenlerin kaderini belirleyemez. Asgari ücret yılda bir defa zam yapmayla insanca yaşanacak düzeye çekilemez. Mersin gibi bir yerde en düşün kira fiyatları 8 binden başlamaktadır. Bir emeklinin kirada yaşaması mümkün değildir” dedi.
Karahan, asgari ücret görüşmelerinde emek değerinin baz alınması gerekliliğine vurgu yaparak, “Şirketlerin, sermayenin, holdinglerin karları referans alınarak asgari ücret belirlenemez. Bu görüşmeleri yapan devlet kurumlarına ve sarı sendikalara sesleniyoruz: Asgari ücret ve emekli maaşları insanca yaşanacak düzeye çekilmeli” diye belirtti.
SGK KAPISINA BOŞ CÜZDANLAR BIRAKILDI
Karahan, yoksullaştırma politikalarına, yüksek enflasyona, hayat pahalılığına karşı başta Mersin halkı olmak üzere Türkiye’deki herkesi yan yana gelip mücadele etmeye çağırdı. Ardından Halkevi üyeleri, ev içi emeği görünmeyen kadınların, emeklilerin, işsizlerin ve asgari ücretle geçinen emekçilerin adına temsili olarak SGK kapısı önüne boş cüzdanları bıraktı.
Eylem “Sermayeye değil emekçiye bütçe” sloganlarıyla son buldu.
PİRHA-18.İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşacak. Açılışta gazeteciler, işçiler, ev eksenli çalışan kadınlar ve öğretmenler direnişlerini anlatacak.
18. İşçi Filmleri Festivali, 14-19 Ekim tarihleri arasında Ankara’da izleyiciyle buluşacak. 14 Ekim günü saat 18.30’da Kavaklıdere Sineması’nda oyuncu Gözde Duru’nun sunuculuğunu yapacağı açılışta Cem Kaya’nın “Aşk, Mark ve Ölüm” filmi gösterilecek.
Grup Tersname’nin konser vereceği açılış töreninde ayrıca Sputnik’te greve çıkan gazeteciler, direnişteki FEDAŞ işçileri, ev eksenli üretim yapan kadınlar ve özel okul öğretmenleri mücadelelerini anlatacak. Festival kapsamında tamamı ücretsiz olan gösterimler, 3 yıllık aranın ardından Kavaklıdere Sineması ile Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleşecek.
DİSK Basın-İş, Sine-Sen, Halkevleri ve Sendika.Org’un kurucusu olduğu İşçi Filmleri Festivali’nin Ankara programının destekleyicileri ise Ankara Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Jeoloji Mühendisleri Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Kült Kavaklıdere ve Mülkiyeliler Birliği.
FESTİVAL KAPSAMINDA GÖSTERİME GİRECEK FİLMLER
Festival kapsamında Mülkiyeliler Birliğinde 15 Ekim Pazar günü “Aşk, Mark ve Ölüm”, “Dar Ayakkabıyla Yaşamak” ve “Yaramaz Çocuklar”, 16 Ekim Pazartesi günü “Zeytinliğin Ardı”, “Metamazon” ve “Fatma’dan Sonra 40 Yıl”, 17 Ekim Salı günü “Cehennem Boş, Tüm Şeytanlar Burada”, “Moloz’da Çekiç Sesleri” ve “Lacivert Gece”, 18 Ekim Çarşamba günü “Çöpün Dünyası”, “İşçilerin Haziranı” ve “Kızıl Şehir”, 19 Ekim Perşembe günü ise “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”, “Örgütlendikçe Güçleniyoruz” ve “Carare’nin Yeniden Doğuşu” gösterilecek.
Kavaklıdere Sineması’nda ise 16 Ekim Pazartesi günü “Beyaz Motosiklet, Devrimin Beyaz Küheylanı”, “İşçilerin Haziranı” ve “Moloz’da Çekiç Sesleri”, 17 Ekim Salı günü “Fatma’dan Sonra 40 Yıl”, “Dar Ayakkabıyla Yaşamak”, Örgütlendikçe Güçleniyoruz”, “Zeytinliğin Ardı”, “Çöpün Dünyası” ve “Metamazon”, 18 Ekim Çarşamba günü “Yaramaz Çocuklar”, “Metamazon” ve “Cehennem Boş, Tüm Şeytanlar Burada”, 19 Ekim Perşembe günü ise “Lacivert Gece” ve “Kızıl Şehir” yapımları gösterilecek.
PİRHA – Hatay’ın Defne ilçesindeki Dr. Adnan Ezelsoy Sevgi Parkı’na kurulan çadırlar OHAL valisi tarafından kaldırılmak isteniyor. Kadın Savunma Ağı ve Halkevleri üyeleri, konu dahilinde baskı gördüklerini de belirtip, “Buraları terk etmiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi.
6 Şubat’ta başlayan depremlerin ardından büyük mağduriyet yaşayan Hatay’ın Defne ilçesindeki yurttaşlar, şimdi de OHAL valisinin baskısı ile karşı karşıya.
Dayanışma amacıyla birçok ilden Hatay’ın Defne ilçesine giden sivil toplum örgütleri de yürüttükleri çalışmalar nedeniyle polislerin hedefi oldu. Dr. Adnan Ezelsoy Sevgi Parkı içerisinde halkla dayanışmak adına çadır kuran Kadın Savunma Ağı üyeleri maruz kaldıkları şiddeti PİRHA’ya anlattı.
“BURALARI TERK ETMİYORUZ”
Kadın Savunma Ağı üyesi bir kadın yurttaş, çadır kentler kurulmadan halkın mağdur edilmek istendiğini belirterek şunları söyledi:
“Kolluk kuvvetleri ile devletten geldiklerini ve vali yardımcısı olduğunu iddia eden insanlar, buradaki çadırları tek tek gezerek akşam 6’ya kadar buradaki insanların gitmeleri gerektiğini söyledi. Nereye gidilmesi gerektiği, herhangi bir çadır kent kurulup kurulmadığına dair sorular sorduğumuzda da bunlara net bir cevap verilmeksizin bir korku havası oluşturdular. Daha sonra burada gönüllü olarak çalışan bizlere sinkaflı küfürlerle saldırıda bulundular. Buradaki gönüllüler tarafından tepki gösterildi. Arbede çıkmasına yol açtılar. Halkın tepkisi ile beraber buradan sürüldüler. Biz buradayız ve buraları terk etmiyoruz. Gönüllüler ve sivil toplum kuruluşları olarak burada nöbetteyiz.”
“HAYATTA KALANLAR BİR DUYGUDAŞLIK KURMUŞ DURUMDA”
Park içerisinde kurulan Halkevleri Dayanışma ve Koordinasyon Noktası da OHAL valisi tarafından baskıya maruz kalan bir diğer kuruluş oldu. Halkevleri Genel Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Evrim Çakır, depremin ilk gününden itibaren bölgede dayanışma ve koordinasyon noktası oluşturduklarını belirterek şunları söyledi:
“Bu bölgede 23 gündür kamu kurumu diyebileceğimiz hiçbir kurum varlığını hissettirmemişti. Bugün OHAL Vali Yardımcısı Harun Kaya, bulunduğumuz noktaya geldi ve buranın insanların sağlıklı yaşayabilme koşullarına sahip olmadığını, o yüzden de sözlü olarak boşaltmamız gerektiğini söyledi. ‘Burada 23 gündür devlet yok’ diye feryat eden insanlar da bir tane kamu görevlisini yanında polis ordusuyla görünce tepki gösterdiler. Ve götürecekleri alanın da aslında hazırlığının olmadığını öğrenmiş bulunmaktayız. Hemen bir grup arkadaşımız Dursunlu’da iddia ettikleri çadır kent alanına gittiler ve orada böyle bir hazırlığın mevcut olmadığını gördüler. Hatta Dursunlu’dan yüzlerce insan 20 gündür buraya çadır talebiyle başvuruyorlar. Bizler de burada 3 gün önce AFAD çadırlarında oturan insanlarla birlikte bir Yaşam Meclisi kurduk. Buradaki bütün ailelerin katılımıyla oluşturduk bu meclisi. Meclisimizi topladık ve oradan bir heyet, vali ile görüşmeye gitti. ‘Bizi nereye götüreceksiniz? Götüreceğiniz alan buradaki insanları kaldıracak koşullara sahip mi?’ diye soruldu. Söylenen şey; hazırlık aşamasında olunduğu, isteyenin kendi köyüne, kendi evinin önüne çadırını alıp gidebileceği yönünde. Vali, söz vermiyormuş ama çadır isteyenler için bir A4 kağıt vermişler ve o kağıda isimlerini yazmasını ve sonrasında çadır temin edebileceğini söyleyip başından savuşturarak göndermiş. Sonrasında avukatlar ve milletvekilleri OHAL valisi ile bir görüşme kurdular. Bize yapılan açıklama Dursunlu’daki çadır kentin yapılması bittikten sonra buranın tahliye edileceği yönünde. Ama buradaki insanlar bu alandan, birbirlerinden ayrılmak istemiyorlar. Tek mesele barınma meselesi de değil. 20 gündür hayatta kalanlar birbirine tutunmuş ve bir duygudaşlık kurmuş durumda. O yüzden her nereye gidilecekse de hep beraber birlikte karar vererek gitmek istiyorlar.”
PİRHA-Mersin’de Kızılay protestosu sonrası gözaltı operasyonuna karşı bir araya gelip açıklama yapmak isteyenler polis engeliyle karşılaştı. Engellemeyi protesto eden yurttaşlar, görevini yapmayan kurumlar hesap verene kadar seslerini yükselteceklerini dile getirdi.
Kızılay’ın çadır ve gıda satışını protesto eden Sol Parti Mersin İl Örgütü ve Halkevleri Mersin İl Örgütü üyelerinin ev baskınlarıyla gözaltına alınmasına ilişkin yapılmak istenen basın açıklaması polis engeline takıldı.
Özgür Çocuk Parkı polis tarafından ablukaya alınırken, kitle yasağı protesto etti. Kitle adına konuşan Halkevleri Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem Serin, “Biz burada gerçekleri söylüyoruz, gerçekleri söylediğimiz için sesimizi kısamazsınız. Burada susturursunuz başka yerde konuşuruz, engelleyemeyeceksiniz. Bu halkın sesinizi kesemeyeceksiniz” dedi.
İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir de, yasağı kabul etmeyeceklerini belirterek, görevini yapmayan kurumların sorumlularının protesto edilmesinin ve istifasının istenmesinin bir hak olduğunu söyledi.
PİRHA- 8 siyasi partinin çağrısıyla ‘Birlikte Değiştireceğiz’ panel-forumu düzenledi. Panelde konuşan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, iktidarın yoksulu yok sayan bir ekonomik tercih yaparak yandaş sermayeyi beslediğine işaret ederken, DİB Koordinasyon üyesi Ayşegül Devecioğlu da, “3’üncü yolun halkın ihtiyaçlarına yapıcı çözümler üretmeliyiz” dedi.
Mersin’de, Demokrasi İttifakı içerisinde yer alan Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Devrimci Parti (DP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve Halkevleri Mersin il örgütleri “Birlikte Değiştireceğiz” konulu panel düzenledi. Panele yazar ve Demokrasi için Birlik (DİB )Koordinasyon üyesi Ayşegül Devecioğlu ve HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oruç konuşmacı olarak katıldı. Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda düzenlenen salona “Halkların, emekçilerin ve ötekilerin seçeneğini inşa edeceğiz” pankartı asıldı.
TOPLUMSAL BARIŞ
Çok sayıda kişinin katıldığı panelde ilk olarak söz alan DİB Koordinasyon üyesi Ayşegül Devecioğlu, kapitalizmin her türlü baskı ve zorbalığı yaptığını ve buna karşı işçilerin yeni mücadele dinamiklerini ortaya çıkardığına işaret ederek, “Kapitalizm dünyanın sonunu getiriyor. Bu sistem kadın, Kürt, işçi düşmanlığıyla ayakta kalıyor. Ekonomide vergi gelir adaletsizliğinin son bulması, sağlam radikal bir ekonomide dönüşüm programı olması gerekiyor” diye konuştu.
Kontrgerillaya dayanan bu devletten kurtulmak gerektiğini anlatan Devecioğlu, “Toplumsal barış sağlanmazsa devleti yönetmeye çalışan bu karanlık yapılar kalır. Eşit yurttaşlık ve anadilinde demokratik bir çözüm yapmak, tekrar müzakereye dönmek gerek. Ülkenin en önemli ihtiyacı barış. Demokrasi güçleri savaşa karşı barışta ortaklaşmalı, onurlu bir dış politika yaratmalı” dedi.
DEMOKRASİ İTTİFAKI
Ardından söz alan HDP İstanbul Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, çok kritik bir seçime gidildiğini, hakların aşınmadan kullanılabilme imkanına sahip, demokratik bir cumhuriyet hedefine adım atmaları gerektiğini söyledi. Tek adam rejiminin bütün ağırlığıyla muhalefetin üzerine çöktüğünü ifade eden Oluç, “Çoklu bir kriz yaşıyoruz. Türkiye uzun zaman sonra ekonomik ve sosyal açıdan baktığımızda ekonomik bir çöküşle karşı karşıya. Makro ekonomik veriler felaket, ekonomik çöküş ve yoksulluk var ortada ama bunun yanında inanılmaz bir zenginleşme var iktidar yandaşlarında. Asgari ücret açlık sınırının üzerinde Bunların bulundukları tercihler işçide, emekçiden yana değil, yandaş holdinglerden yana. Ülkeyi batırdı ama birileri acayip zenginleşti. Bütçeden hazineden servet aktarımı yapıyor. Bu durumu ve ortamı değiştirmemiz gerekiyor. Ekonomide demokrasiye ve adalete, hakça paylaşıma ihtiyaç var” şeklinde konuştu.
Oluç, Kürt sorununda demokratik çözüm olmazsa demokrasi olmayacağını söyleyerek, “Anayasal düzenlemeler yapılmalı. Dış politikanın yolu Erdoğan’ın iki dudağı arasında geçiyor. Kürt sorunu çözemeyen iktidar bunu Suriye’de, Irak’ta yapıyor. Barışçıl bir dış politika demokratik çözümlerle başlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kadınların eşit temsiliyetini HDP olarak bunu uygulamaya çalıştıklarını kaydeden Oluç, şunları söyledi:
“Ekolojik dengeyi alt üst eden iktidar karşı karşıyayız, bütün bunları toplamanın yolu iktidarı demokratik yollarla değiştirmek. Seçim öncesi bir adım inşa etmeliyiz. En güçlü değişim işareti mücadele azmini göstermemiz gerekiyor. Atılması gereken adımları hep birlikte atacağız ,daha eşitlikçi bir döneme adım atabiliriz. Güncel sorunları krizi aşmak açısından önemli adımlar atabiliriz. Çok umutluyum demokrasi ittifakından. Yerellerde de güçlü bir şekilde çalışır, desteklersek olmaması için hiçbir neden yok.”
Panel sonrası, katılımcı siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinin değerlendirme ve önerileriyle forum yapıldı.
PİRHA-HDP, TİP, EMEP, EHP, HALKEVLERİ, SMF ile TÖP’ün yer aldığı 7 kurum yazılı bir açıklama yaparak, asgari ücretin ve tüm ücretlerin artırılması için kampanya başlattıklarını duyurdu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi, Halkevleri ile Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) yazılı bir açıklama yaparak, asgari ücretin ve tüm ücretlerin artırılması için kampanya başlattıklarını duyurdu.
Kurumların ortak açıklamasında “7 kurum olarak halkın karşı karşıya kaldığı yıkım ve derin yoksulluğa karşı insanca ve onurlu bir yaşamı kurmak ve hakkımız olanı almak için bir kampanya başlatıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
“BASKI, ŞİDDET HER GEÇEN GÜN YÜKSELİYOR”
7 kurumun yaptığı açıklama şöyle:
“Ülkemizde baskı, şiddet ve faşizmin her geçen gün yükseldiğine, demokratik hak ve özgürlüklerin gözaltılar, soruşturmalar ve cezalar ile kısıtlandığına hep birlikte şahit oluyoruz. Halkın sıkıştırılmaya çalışıldığı bu şiddet sarmalının, gittikçe derinleşen ekonomik krizi, yoksulluğu ve sefaleti görünmez kılma çabalarının bir parçası olduğunu biliyoruz.
İktidarın ve sermayenin kendi çıkarları ve politikalarının bir sonucu olan ekonomik krizin faturasının halka kesilmesini kabul etmiyoruz. Enflasyon oranının yükselen grafiğinin karşısında her geçen gün eriyen asgari ücretin ve tüm ücretlerin alım gücü azalırken, kirasını, faturasını ödeyemeyen ve beslenme, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan ve geçinemeyen milyonlarca insan gerçekliği büyüyor. Enflasyon oranının artmasıyla doğru orantılı olarak yapılan zamların karşısında ise asgari ücret ve tüm ücretler sabit kalıyor.
“HAKKIMIZ OLANI ALACAĞIZ!”
Biz, adı geçen 7 kurum olarak halkın karşı karşıya kaldığı yıkım ve derin yoksulluğa karşı insanca ve onurlu bir yaşamı kurmak ve hakkımız olanı almak için bir kampanya başlatıyoruz. Bu kampanya kapsamında günden güne eriyen asgari ücretin arttırılması için bir dizi eylem ve etkinliği önümüze koyuyoruz.
“Hakkımız Olanı Alacağız!” şiarıyla çıktığımız bu yolda bildiri dağıtımları ve imza kampanyası ile eylem ve etkinliklerimizin sokak ayağını örerken sosyal medya çalışmaları ile mücadelemizi yaymayı ve ilçelerde, mahallelerde bir araya gelmeyi ve kampanyamızın yerel ayaklarını kurarak genişletmeyi hedefliyoruz. Asgari ücretin ve tüm ücretlerin artırılması ve hakkımız olanı almak için mücadeleyi bırakmayacağımızı bildiriyoruz.
Tüm kamuoyunu, siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini ve halktan yana halk için mücadele eden, etmek isteyen tüm milletvekillerini bizimle birlikte sesini yükseltmeye, mücadeleyi dayanışma ile büyütmeye ve kazanmaya davet ediyoruz.”
PİRHA-İkitelli-Atakent Güç Birliği, 1 Mayıs öncesi yaptığı basın açıklamasında, Küçükçekmece ve İstanbul halkını ekonomik krizin yüküne, yoksulluğa, sefalet zamlarına, grev ve örgütlenme hakkı üzerindeki baskılara, iş cinayetlerine, şirketlere peşkeş çekilen ihalelere, kadın cinayetlerine, nefret söylemlerine, savaşa ve emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı 1 Mayıs’ı güçlendirmeye çağırdı.
İkitelli-Atakent Güç Birliği çağrısıyla 1 Mayıs öncesi İstanbul İkitelli Atatürk Mahallesi’nde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Halkevleri, Devrimci Parti, Türkiye İşçi Partisi ile Atakent Gönüllüleri de katıldı. ‘Zamlara, yoksulluğa ve savaşa karşı; birlik, dayanışma ve mücadele’ başlığıyla yapılan açıklamada ayrıca 24 Nisan Ermeni soykırımına da değinildi. Açıklama sırasında Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Ermenice “Yaşasın 1 Mayıs” yazılı pankart açıldı.
“EMEKÇİLER GEÇİNEMİYOR”
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bugün Türkiye tarihte eşi az görülmüş bir ekonomik kriz dönemini yaşıyor. En temel tüketim maddelerinden faturalara kadar her şey, her gün zamlanarak emekçilerin hayatını devam ettirmesini imkansız kılıyor. Bundan 4 ay önce tarihin en büyük zammı olarak duyurulan ve 4250 lira olarak belirlenen asgari ücret, açıklandıktan 2 ay sonra enflasyon baskısı ve döviz kurundaki yükselişin altında eridi. 4250 lira olarak açıklanan asgari ücret bugün Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı olan 4927 liranın altında kaldı. Emekçiler için bu ekonomik koşullarda asgari ücret almak demek aç kalmakla eşdeğer hale geldi.
Devletin resmi kurumlarının açıkladığı enflasyon rakamları %60’ı aşmış durumda, bağımsız kurumlarca hazırlanan raporlar ise enflasyonun %120’leri aştığını gösteriyor. Marketlerde her gün etiketler değişiyor, emekçilerin hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan her şeye zam üzerine zam geliyor. Domatesin kilosu 25 liraya, bir sap maydanoz 10 liraya dayanmış durumda. Evlere gelen faturalar geçen senelere oranla en az %50 zamlı şekilde geliyor; doğalgaza, elektriğe, suya son 1 ayda en az %20 zam gelmiş durumda. Bugün emeğin başkenti olan İstanbul’da, İBB verilerine göre halkın en az %60’ı ekonomik olarak geçinemediğini, %87’si kredi kartı borçlarını ödeyemediğini belirtiyor. Emekçiler için hayat şartları her geçen gün daha da yaşanılmaz ve dayanılmaz bir hal alıyor, emekçiler geçinemiyor.
“EMEKÇİYE SAFELET; PATRONLARA KÂR DÜZENİ”
Ekonomik krizin koşulları her geçen gün derinleşirken; bu kriz koşullarını yaratan ve sorumlusu olan iktidar ise emekçilerin sorunlarına çözüm aramak yerine halkı sefalete iten politikalarında ısrar etmeye devam ediyor. Dünyada da krizler üreten kapitalist düzenin Türkiye’deki politik temsilcisi ve bekçisi olan iktidar, sınıfsal olarak aldığı tavırla birlikte sırtını emekçilerden değil; tamamen sermaye güçlerinden ve emperyalistlerden yana dönmüştür. Dünyada emekçileri sefalete mahkum eden kapitalizmin Türkiye’de iktidarın politikaları ile geldiği durum da benzer bir haldedir. Milyonlarca işçi ve emekçi kapitalist düzenin doğasındaki sömürü ve bağımlılık ilişkilerinden dolayı geçinememekte, sermaye grupları ise bu düzenden kar sağlamaya devam etmektedir.
Türkiye’yi iktidarı boyunca birçok özelleştirme ile yabancı sermaye güçleri için ucuz emek cennetine çeviren ve bununla övünen iktidarın yarattığı ekonomik bağımlılık, doların ve Euro’nun sürekli yükseldiği koşullarda sadece iktidara ve patronlara hizmet ediyor.
Emekçilerin vergileri ile yabancı yatırımları “kur korumalı mevduat” ile garanti altına alınıyor, yabancı ve yerli şirketlerin karı, emekçilerin cebinden karşılanıyor. Vatandaşın faturalarında indirime gitmeyen, asgari ücrete ek zam yapmayı erteleyen, enflasyonla mücadele edeceğiz diyerek tarihin en büyük enflasyon rakamlarına ulaşan iktidar; kriz döneminde vatandaşın vergileri ile garantili ihaleler, teşvikler vererek sermaye gruplarının krizden kazançlı çıkmasını garanti altına alıyor. Emekçiler %120’lik enflasyonun altında evine ekmek götüremiyorken, geçim sıkıntıları yüzünden intihar sayıları artarken; metal şirketleri, enerji şirketleri, bankalar %100’leri aşan karlar açıklıyor. Bu iktidarın kimin iktidarı olduğunu, kimi koruyup kolladığının resmidir.
“İÇERDE VE DIŞARDA SAVAŞ POLİTİKALARINA SON”
Türkiye’yi içerdeki kriz koşulları ile birlikte şiddetin ve savaşın içerisine sokan iktidar, farklı coğrafyalardaki ve ülke içerisindeki güvenlik harcamalarına milyarlarca liralık bütçeler hazırlıyor. Ülke içinde Kürt halkını hedef tahtasına koymaya devam eden iktidar, yarattığı ayrıştırıcı ve hedef gösterici politik atmosferle birlikte halkların taleplerine ve siyasi temsilcilerine karşı şiddeti meşru hale getiriyor. 107 sene önce bugün Ermeni halkına karşı ülkenin egemen güçleri tarafından başlatılan sistematik tehcir ve soykırım politikalarının günümüzde de bu toprakların azınlıklarına ve halklarına karşı sürüyor olduğunu görüyoruz ve bu durumu kabul etmiyoruz.
Emekçilerin eğitime, sağlığa, ulaşıma ücretsiz erişilebilmesi için harcanması gereken bütçenin neredeyse tamamı savunma ihtiyaçları için, emperyalist ülkelerin yayılmacı politikalarının ürünü olan NATO için harcanıyor, bu durum üzerinden iktidar kendi kirli planlarını sürdürmeye devam ediyor. Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte “savaş olsun ki daha fazla SİHA satalım” diyenler; emekçilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlara “vatan meselesi” diyerek kılıf uydurmaya devam ediyorlar. İçeride ve dışarda hakları, emekçileri birbirine düşman eden bu savaş politikalarına son verilmelidir.
“BU DÜZENE KARŞI MÜCADELE GÜÇLENİYOR”
İktidarın hem ülke içindeki hem de dışardaki politikaları emekçilerin yaşamını olumsuz etkilemeye ve krizi beslemeye devam etmektedir. Buna karşın iktidarın baskı ve sefalet düzenini kabul etmeyen işçiler, emekçiler, kadınlar, çevre savunucuları ise bu düzene karşı çıkmakta, bu sefalet düzenine razı gelmemektedir. 1 Mayıs’a giderken, Türkiye’de bu sefalet ve baskı düzenine karşı çıkanların mücadeleleri ve işaret ettikleri örgütlü mücadele zemini, bu seneki 1 Mayıs sürecinin emekçiler açısından önemini ortaya koymaktadır.
Geçtiğimiz aylarda başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında aldıkları ücretlerle geçinemedikleri için iş bırakan, greve çıkan yüzlerce emekçi; yaratılan bu dengesiz tabloya isyan etti. Kamu emekçileri kendilerine dayatılan iktidarın kendi lehine çıkardığı meslek yasalarına, hak ihlallerine karşın bulundukları alanlardan ses yükselttiler. Haklarını alabilmek için direnen, greve çıkan, eylem yapan binlerce emekçiyi abluka altına alan, anayasal haklarını kullanmalarının önüne “vatan meselesi” diyerek geçen iktidar; emekçilerin alın terinden, vergisinden beslenen şirketlerin yolsuzlukları, soygunları için hiçbir adım atmıyor. İktidar greve çıkan, hakları için direnen işçilerin tarafında değil; patronların tarafında yer alıyor fakat işçiler, emekçiler bu durumu tersine çevirdiler. Üretimden gelen güçlerini kullanarak, örgütlü mücadeleleri ile haklarını nasıl alabileceklerini, Türkiye’de nasıl iktidar ve patronların değil; emekçilerin sözlerinin hakikat olduğunu gösterdiler. 1 Mayıs’ın yolu işçi sınıfının direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.
Kadınlar her gün sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde erkek şiddeti ile karşı karşıya kalıyorlar, hükümet kadınları koruyacak bir yasa çıkarmak yerine onların haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak kadına ve LGBTİ’lere karşı şiddeti meşrulaştırıyor. İş yerlerinde “eşit işe eşit ücret” almak istiyoruz diyen, hayatın arka planına itilmek istemeyen emekçi kadınlar karşısından hükümet şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Buna karşın kadınlar İstanbul’un meydanlarında seslerini duyurmaya, bu düzene karşı örgütlenerek erkek egemen bakış açısını ve onunla özdeşleşen sömürü çarklarını yıkacaklarını gösterdiler. 1 Mayıs’ın yolu emekçi kadınların direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.
İstanbul gibi dünyanın en güzel doğal güzelliklerinin bulunduğu bir kenti, Kanal İstanbul gibi bir rant projesi ile beton sermayesinin hizmetine açanlara, İstanbul’un Kuzey Ormanları’nı 5’li çetenin karı için halkın cebinden geçiş garantili yolları ihaleye çıkarıp milyonlarca ağacı kesenlere karşı; çevre savunucuları doğayı ve canlıları savunmak için alanlardaydılar. 1 Mayıs’ın yolu çevre direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.
“HEP BİRLİKTE DEĞİŞTİRMEK VE KAZANMAK İÇİN 1 MAYIS’A”
1 Mayıs Dünya, Türkiye ve İstanbul’da işçi sınıfının yüzlerce yıllık mücadelelerin ve direnişlerin bir birikimi olarak başka mücadele alanları ile birleşerek gelişiyor. Başta işçi sınıfının, emekçilerin talepleri olmak üzerine tüm halk kesimlerinin talepleri ile şekillenecek, iktidarın baskılarına karşın emekçilerin, halkın örgütlü mücadelesi ile sesini yükselteceği bir 1 Mayıs bizleri bekliyor. Kaderi bir olan tüm işçileri, emekçileri, kadınları, halk kesimlerini 2022 1 Mayıs’ında alanlarda buluşturmak, birlikte direnişin ve değişimin sesini yükseltmek yaşamak kadar önemli hale gelmiştir. Bizlere yaşanabilecek, geçinilebilecek bir düzen sunmayan kapitalizme ve onun Türkiye’deki politik temsilcisi iktidara karşı; tüm Küçükçekmece ve İstanbul halkını ekonomik krizin yüküne, yoksulluğa, sefalet zamlarına, grev ve örgütlenme hakkı üzerindeki baskılara, iş cinayetlerine, şirketlere peşkeş çekilen ihalelere, kadın cinayetlerine, nefret söylemlerine, savaşa ve emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı; birlik, dayanışma ve mücadele ile birlikte kendi talepleri için bulunduğu her alanda örgütlü bir şekilde 1 Mayıs’ı güçlendirmeye çağırıyoruz.”