Etiket: hasta mahpus

  • 3 kez kalp krizi geçiren hasta mahpus Aslankılıç’ın serbest bırakılması istendi-VİDEO

    3 kez kalp krizi geçiren hasta mahpus Aslankılıç’ın serbest bırakılması istendi-VİDEO

    PİRHA- İHD, İstanbul’da F Oturumu’nun 341’inci haftasında yüzde 65 engelli raporu olan, 3 kez kalp krizi geçiren hasta tutuklu Nesip Aslankılıç’ın serbest bırakılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından hasta tutukluların serbest bırakılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda yapılmak istenen F Oturumu’nun 341’incisi de engellendi. Polisin engeli üzerine insan hakları savunucuları açıklamayı İHD şube binası önünde yaptı. “Hasta mahpus Nesip Aslankılıç serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde basın açıklamasını, İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Üyesi Hatice Onaran yaptı.

    Bu haftaki açıklamada ağır hasta tutuklu Nesip Aslankılıç’ın serbest bırakılması istendi.

    “KALDIRILDIĞI SÖYLENEN OHAL YAŞAMIN HER ALANINI ETKİLİYOR”

    Genel af tartışmalarına değinen Onaran, “Devlet yeni bir ‘Rahşan affı’ faciası olabilecek bir tasarı ile uğraşıyor. Bu tasarının yasalaşmasıyla birlikte kamuoyunda, hapishanelerin boşaltılacağı ve yerlerine muhalif kesimlerin konulacağı endişesi hakimdir. Çıkarılması düşünülen bu af ile yapılması planlanan yeni hapishanelerle hak savunucularına yasaklanan meydanlarla, tutuklama ve gözaltı furyasıyla birlikte, kaldırıldığı söylenen OHAL tüm kurumlarıyla devam ederek gündelik yaşantımızın her alanını etkilemektedir” dedi.

    3 KEZ KALP KRİZİ GEÇİRDİ 

    Bu haftaki oturumda ağır hasta mahpus Nesip Aslankılıç‘ın durumunu gündeme getiren Onaran, 2014’te tutuklanan 70 yaşındaki Aslankılıç’ın, 2 ay önce tutulduğu Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden, Ağrı Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiğini söyledi. Onaran, 2008’de açık kalp ameliyatı olduktan sonra 3 kez kalp krizi geçiren Aslankılıç’ın tam teşekküllü bir hastanede yatılı olarak tedavi görmesi gerektiğini belirtti. Ağrı’daki tam teşekküllü bir hastaneden yüzde 65 engelli raporu alan Aslankılıç’a Adli Tıp Kurumu’ndan “hapishanede kalabilir” raporu verildiğini anlatan Onaran, aynı zamanda prostat ve tansiyon hastası olan Aslankılıç’ın hapishane idaresinden talep etmesine rağmen hastalıklarına dair raporların kendisine verilmediği bilgisini verdi.

    Onaran son olarak Aslankılıç’ın serbest bırakılmasını talep etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Türkiye’de haftada 5 hasta mahpus yaşamını yitiriyor- VİDEO

    Türkiye’de haftada 5 hasta mahpus yaşamını yitiriyor- VİDEO

    PİRHA- Haftada 5 hasta mahpusun yaşamını yitirdiği ve 2 bine yakın hasta mahpusun bulunduğu Türkiye’de 2012-2018 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı tarafından affedilen sadece 19 kişi bulunuyor. Avukat Gülizar Tuncer, “Cezaevindeki hasta mahpuslar ölüme terkedilmiş durumdu” ifadelerini kullandı.

    Hasta tutukluların durumuna ilişkin Avukat Gülizar Tuncer PİRHA’ya konuştu.

    Tuncer, cezaevinde uzun süre kalan insanlar açısından o ortamda yaşayıp da hasta olmamanın mümkün olmadığına değindi. Cezaevindeki koşulların sağlığı olumsuz etkilediğini ifade eden Tuncer şöyle konuştu:

    “Ağır hasta durumundaki mahpusların da büyük çoğunluğu uzun süreli kalanlar. Öncelikle bu insanların sağlığa erişim hakkı diye bir hakları yok. Cezaevinde revirler var. Durum aciliyet halini alınca o revirlere çıkarılabiliyorlar. Cezaevlerinde aile hekimliği uygulaması diye bir uygulama var. Bu uygulamanın dışarıda yapılmış olması belki çok ciddi sorunlar doğurmayabiliyor ama cezaevinde yüzlerce mahpusun kaldığı bir yerde haftanın iki günü iki üç saatliğine doktor geliyor. Bu doktor kime ne kadar yetebilir. Onun ötesinde haftanın belli gün ve saatleri doktorun olması ciddi sorun. Acil durumlar olabiliyor mesela. Kalp krizi geçiren kişi acil sevk edilmesi gerekirken ambulans bulunamıyor. Acil müdahale etmesi gereken sağlık personeli yok. Normal koşullarda yüzlerce mahpusun kaldığı cezaevlerinde gece gündüz sürekli kalan doktorların olması lazım. Bu sağlanmıyor bir defa. Bunun olmaması nedeniyle en başta cezaevindeki mahpuslar ölüme terkedilmiş oluyor. Onun dışında operasyon gerektiren durumlar diğer hastanelere sevk edilmesi gereken hastaların sevkleri engelleniyor. Bakanlıktan izin alma şartı olduğu için o yazışmalar uzun sürebiliyor. Cezaevinde kalmış olmanın kendisi bile insanın sağlığını bozması için yeterli bir nedenken cezaevi koşullarının ağırlığı bu sağlığa erişim hakkı dediğimiz doktor tedavi ihtiyacının karşılanmaması engellenmesinde hastaların hastalık durumları daha da ağırlaşıyor.”

    “İLAÇLAR DOLARDAKİ ARTIŞ BAHANE GÖSTERİLEREK ALINMIYOR”

    Tuncer cezaevindeki hak ihlallerini müvekkilleri üzerinden anlattı:

    “Daha geçen hafta Behçet hastası olan müvekkilim Adnan Öztan mesela Tekirdağ Cezaevi’nde düzenli olarak iğne yapılması lazım ve gözlerinin birinde yüzde 70 diğerinde yüzde 30 oranında körlük başladı. Ve bu ilaçlar alınmıyor. Cezaevine neden alınmadığını sorduğunda biraz gecikme oldu diyor ama esas nedenini öğrendiğimizde dolardaki artışa bağlı olarak ilaç pahalılaştığı için o ilacı cezaevi idaresi temin edemedik, bulamadık gibi gerekçelerle getirmiyor. Böylesi nedenler öne sürebiliyorlar tedaviyi aksatmak ya da hastalığın ilerlemesi için. Hele de içerideki siyasi nedenlerle tutukluysa bir ön yargı da söz konusu. Ölsünler gözüyle bakılıyor yani.”

    Tuncer, hasta mahpusların serbest bırakılması için var olan birkaç yolun da ATK’dan raporların gelmemesi, ağır müebbet olmak gibi nedenlerle önünün kapatıldığını söyledi.

    İnfaz yasası 16. maddesi. Tek başına yaşamını sürdüremeyecek konumda olanlar ağır hastalığı olanlar, sakatlığı olanlar 6 ay süre ile ceza ertelemesine tabii tutulabilir” maddesinin hükümlüler açısından gerilen bir yasa olduğunu söyleyen Tuncer, “Tutuklular açısından zaten yargılandıkları mahkemeler sağlık durumları gözönünde tutularak tahliye kararları verebilir. Ama bunu yapmıyorlar. Bu infaz yasasındaki erteleme hükümleri de öncelikle ATK raporu alınması zorunluluk haline getirildiği için  Türkiye’deki yargı organları bu raporları esas alıyor. ATK’da bu raporları vermiyor. Çok ağır konumda olanlar için ya da fiziksel engeli nedeniyle cezaevinde artık tek başına yaşamını idame ettiremeyecek olanlar için zoraki biçimde verdiği raporlardan dikkate alınmıyor” dedi.

    CEZAEVLERİNDE HAFTADA 5 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRİYOR

    Adli Tıp Kurumu’nda raporu olup serbest bırakılmayanların da olduğuna dikkat çeken Tuncer, “ATK’nın raporunu beklerken ölen insanlar var. Cezaevinde hastalık nedeniyle ölüm sayısı o kadar yüksek ki Adalet Bakanlığı’nın verilerine dayanarak bizim hazırladığımız bir rapor vardı. 2002-2013 yılları arasında hapishanelerde hayatını kaybedenlerin sayısı 1989. Türkiye hapishanelerinde haftada 5 kişi yaşamını yitiriyor. 5 tabut çıkıyor. Siyasi mahpusların yanı sıra adli mahpusların durumu da çok ağır. Ve bu sayı korkunç büyük. Bu ölüm oranı toplumdaki ölüm oranının yaklaşık 4 katı” ifadelerini kullandı.

    6 YILDA SADECE 19 HASTA MAHPUS AFFEDİLDİ

    Hasta mahpuslar için uygulanan bir de af müesssesi var. Anayasa’nın 104. maddesine göre yine kalıcı hastalık, kocama ve benzeri durumlarda Cumhurbaşkanı af yetkisini kullanıyor. Tuncer, Ergin Aktaş’ın AİHM’deki dosyasına gönderilen hükümet raporlarından edindikleri bilgileri paylaştı.

    Tuncer, “Burada hükümet görüşüne ek olarak gönderilmiş. 2012-2018 yılları arasında toplam 19 kişi Cumhurbaşkanı tarafından affedilmiş. Bunun arasında hiç siyasi mahpus yok. Bazı yıllarda ise kimse affedilmemiş. 2012’de 12 kişi, 2013’de 2, 2014’de kimse affedilmemiş” dedi.

    “OHAL’DE ÖLÜM SAYILARI BİLİNMEZ OLDU”

    OHAL koşullarında ise hasta mahpusların durumlarını daha da ağırlaştığına dikkat çeken Tuncer sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cezaevinde çok daha fazla eskiye oranla işkence uygulamalarını görüyoruz. Doğrudan ilişkilenmediğimiz için ama dolaylı yollarla da olsa gelen haberlerde hep FETÖ davası sanıklarının çok çok ağır işkenceler gördüklerini duyuyoruz. Daha ilk günlerde bırakalım ağır hastalık ya da işkenceyi ölüm sayısı 30 civarındaydı. Şubede, cezaevinde ölen ya da intihar ettiği söylenenler. Ölüm sayıları sonradan bilinmez oldu. OHAL koşulları cezaevlerini daha da yaşanılmaz hale getirdi. Çünkü her şeyi OHAL’in olağanüstülüğüne bağlıyorlar. Devlette hak ve özgürlükleri askıya aldığı için bu dönemde Avrupa’ya da böyle ilan ettiği için uluslararası hukukta da çok ciddi problemler var. Bu konular ile ilgili AİHM’e çok ağır durumdaki hasta mahpuslarla ilgili tedbir talepli başvurular yapıyoruz. Ve bu acil tedbir talepli başvurunun anlamı öncelikle başvuruyu öne almaktır. Ve acilen karar vermektir. Ulusal yargı anlamında bu ağır mahpusu serbest bırak demek.”

    “AİHM’İN VERDİĞİ KARARLAR SİYASİ”

    Uluslararası organların da bu noktada kararlarının siyasi olduğunu belirten Tuncer şunları ekledi:

    “AİHM kararlarında da eskiye oranla çok büyük bir olumsuzluk görüyoruz. Sadece Roboski kararı değil, ağır hastalara da yansıyan bir durum. Aslında bütün ağır hak ihlallerinde AİHM’in verdiği kararlara yansıyan bir durum. Çok siyasi yaklaşıyorlar. Eskiden de öyleydi. Sonuçta devletleri temsil eden yargıçlar var. Türkiye’yi temsil eden yargıçlar orada. Ama bu devletlerin temsil eden yargıçlar eskiye oranla daha büyük bir olumsuzluk içine girdiler. Çünkü son yıllarda zaten insan hakları hukukunda, mahpus haklarında hem bir geriye gidiş var hem de hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasal düzenlemeler var. Ona paralel olarak AİHM kararlarına da yansıyor bu durum. Biz uluslararası organlarla defalarca kez görüşmeler yaptık.  Ancak cezaevindeki mahpuslar açısından onların hak ve özgürlüklerinin korunması açısından özel olarak da hasta mahpuslar açısından bir iyileşme kaydedilemiyor.”

    Sevim KAHRAMAN/Murat DEMİR

    İSTANBUL

  • Hasta mahpusların talepleri kabul edildi ama…- VİDEO

    Hasta mahpusların talepleri kabul edildi ama…- VİDEO

    PİRHA- Menemen Cezaevi’ndeki açlık grevi, birbirine bakamayacak bir hasta mahpusun aynı hücreye konulup diğer iki hasta mahpusun ise tedavi edilmeden sevk edilmesi ile sona erdi. Avukat Gülizar Tuncer, “Talepler bir biçimde kabul edilmiş sayılıyor ama bu insanlar açlık grevini bırakmak durumunda kaldılar” ifadelerini kullandı. 

    Türkiye’deki iki rehabilitasyon (R) tipi cezaevlerinden biri olan Menemen’in, fiziki ve psikolojik açıdan ağır hasta konumundaki mahpusların tedavi edilmesi amacıyla açıldığı söylense de kurumdaki 4 siyasi mahpus, kötü muamele ve tek başına tutuldukları koşulların zorluğu nedeniyle açlık grevi başlatmışlardı. 36 gün süren eylem nedeniyle, tecrit sona ermiş gibi görünse de, birbirlerine bakamayacak iki ağır hasta bir araya getirildi. Diğer iki mahpus ise koşulların daha da ağır olduğu başka cezaevlerine sevk edildi.

    Konuya ilişkin Avukat Gülizar Tuncer PİRHA’ya konuştu.

    AĞIR İKİ HASTA YAN YANA

    Tuncer, 150 kapasiteli bir cezaevinde açlık grevi yapan 4 ağır hasta siyasi mahpusun durumlarına değindi.

    Ergin Aktaş Menemen Cezavi’ne gönderilen ilk mahpus. Bir eli dirsekten diğeri bilekten kesik vaziyette KOAH hastası olan Ergin’in tek başına yaşamını idame ettiremeyeceğine dair defalarca kez Adli Tıp Kurumu tarafından raporlanmış. En son dördüncü kez cezaevinde kalamayacağı yönünde rapor verilmesine rağmen serbest bırakılmazken, buna yönelik Anayasa Mahkemesi ve İdare Mahkemesi’nin yapılan tüm itirazlar da reddedildi. Tek başına yedi metrekarelik bir hücrede olmayan elleriyle yemeğini yemeye, üzerini giymeye, banyosunu tuvaletini hücre temizliğini yapmaya ve çamaşırlarını yıkamaya çalışıyor. Ağırlaştırılmış müebbet olduğu için günde yalnızca bir saat havalandırmaya çıkarılıyor ve hiç kimseyle de görüştürülmüyor. 36 gün boyunca açlık grevinde KOAH ilaçlarını kullanamayan Aktaş’ın talebi kabul edildi. En azından kendisine bakabileceği biri ile aynı koğuşta kalma talebi yine kendisine bakamayacak durumda Ahmet Hani adlı başka bir siyasi mahpusu yan yana koyarak yerine getirildi.

    25 Mayıs’ta Ergin Aktaş’ın yanına konulan Ahmet Hani, 14 yaşındayken Rojava’da IŞİD’liler tarafından vurularak yaralandığı için felç oldu. Şu anda tekerlekli sandalyeye bağlı. İzmir Didim’de yurtdışına kaçma iddiasıyla yakalandı. Bugün, 18 yaşında. ‘PYD kurucusu ve yöneticisi olmak’tan yargılanıyor. Menemen’de 7 metrekarelik bir hücrede tek başına tutuldu. Küçücük alanda sandalyeden yatağına geçerken veya yataktan sandalyeye geçerken çoğu kez yere düşüyordu. Uzun süreli yatmaktan vücudunda yaralar oluştu.

    ÜÇ AY İÇİNDE AMELİYAT EDİLMESİ GEREKİYORDU

    Yusuf Bulut, 68 yaşında, bağırsak kanseri. Ağır psikolojik sorunları var. Kanserden kaynaklı zaman zaman yatalak durumuna düşüyor. Uzun süre tek kişilik hücrede tutuldu. Açlık grevi sonrası Isparta’ya sevk edildi.

    Siyasi konumdaki tek kadın mahpus olan Dicle Bozan ise uzun süre tek kişilik hücrede tutuluyor. Nisan 2017’de Tunceli’de yaralı olarak yakalanarak Elazığ Cezaevi’ne konuldu. Bir bacağı kesik. Diğer bacağında şarapnel parçaları var, bağırsakları vücudunun dışında. Elazığ’dan Menemen’e ameliyat olması için getirilmişti. Tek bir kez götürüldüğü İzmir Devlet Hastanesi’ndeki doktorların, 3 ay içinde ameliyat olması gerektiğini söylemesine karşın bir yılı aşkın bir süre geride kaldı. Bozan açlık grevi sonrası, ameliyat olamadan tekrar Elazığ’a götürüldü.

    Avukat Gülizar Tuncer, açlık grevinin tüm bu sonuçlara bakıldığında taleplerin tam kabul edilmiş sayılamayacağı söyledi. Dicle Bozan’ın en kısa süre içinde ameliyat olması gerektiğini belirten Tuncer, “Bir yılı aşkın süredir ameliyat edilmeksizin bekletilmesi bir yanıyla onun ölüme terk edilmesi demek” dedi.

    Tuncer, “İki arkadaşlar başka cezaevlerine sevk edilmiş oldu. Fakat tedavi edilmeksizin. Ayrıca gittiği cezaevinde işkence uygulamaları devam ediyor. Ergin ile Ahmet açısından değişen bir şey yok sadece bir araya getirdiler. Belki onlar açısından bir araya gelmiş olmak bile bir anlam ifade ediyordur muhakkak yani” diye konuştu.

    Tuncer sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Talepler bir biçimde kabul edilmiş sayılıyor ama bu insanlar açlık grevini bırakmak durumunda kaldılar bir biçimiyle. Mesela Ergin Aktaş KOAH hastası, o yedi metrekarelik hücrede çamaşırlarını kendisi yıkadığı için ve mazgal sürekli kapalı tutulduğu için havasız, hava alamıyor. İzmir’in nemli rutubetli havası ayrı ama orada çamaşırlar hep kurutuluyor. Zaten KOAH sürekli ilerleyen bir hastalık ve havalandırma hakkı da bir saat sadece. Pencereleri açık tutma hakkı bile yok yani. O kadar her şeyden mahrum. Dolayısıyla ilacını kullanamıyor olmak onun açısından çok ciddi bir risk. Ahmet açısından da aynı şekilde. Bütün vücudu yaralar içinde ve yine yatmak durumunda yatalak çünkü. Ona ilişkin özel havalı yataklar falan yok, bu sağlanmıyor. İlaçlarını dahi kullanamayan iki ağır hasta mahpus ne kadar süre devam ettirebilirler.”

    “KAMUOYU KONUYA İLGİSİZ KALDI”

    Konuya yeterli ilgilinin gösterilmediğini sözlerine ekleyen Tuncer, şöyle konuştu:

    “Bir biçimiyle bırakmak durumunda kaldılar. Çünkü kamuoyu çok ilgisiz, alakasız. Seçim sürecine girilmiş olması bir neden olabilir ama şunu düşünmek lazım; cezaevindeki mahpuslar açlık grevinde ayrı bir şey. Ama cezaevinde bulunup rehabilitasyon merkezi gibi özel konumu olan bir cezaevinde bulunup en ağır durumda olan hasta mahpuslar bunu yapmak durumunda kalmışlarsa açlık grevine girmek durumunda kalmışlarsa bu aslında çok ciddi bir şey. Fakat gereken ilgi alaka gösterilmedi. Yani yeteri kadar duyarlılık oluşturulmadı. Dolayısıyla bırakmış oldular sonuçta.” (HABER MERKEZİ)