PİRHA- Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu sürdüren Aleviler, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Konuksever Cemevi’nde bir araya gelerek lokmalarını paylaştı. Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer, “Kerbela mazlumun zalime karşı gösterdiği direncin, haklının haksıza karşı verdiği mücadelenin adıdır” dedi.
Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu tutan Aleviler, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Konuksever Cemevi’nde bir araya gelerek oruçlarını açtı ve lokmalarını paylaştı.
Lokmalar paylaşılmadan önce Denizcan Yener ve Taylan Doğan’ın seslendirdiği deyişler dinlendi. Ardından Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer bir konuşma yaptı.
“KERBELA SOYLU BİR DİRENİŞİN ÖYKÜSÜDÜR”
Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Mutluer, “Kerbela soylu bir direnişin öyküsüdür. Mazlumun zalime karşı gösterdiği direnç, haklının haksıza karşı verdiği mücadele, azim ve kararlılıktır” dedi.
Kerbela’nın günümüzde de farklı biçimlerde sürdüğünü ifade eden Mutluer, şunları söyledi:
“Bir yanda Yezit, bir yanda da Yezit’in nimetleri için ikrarından dönenler var. Kaybedeceğini bilse de ikrarından dönmeyip ser verip sır vermeyenler de var. Kerbela yaşanmış ve bitmiş bir olay değildir. Kerbelalar hala devam ediyor.”
Alevilerin Muharrem ayında tuttuğu yası ve matem anlayışını anlatan Mutluer, “Bizler İmam Hüseyin aşkına ne kadar gözyaşı döksek, ne kadar ağlasak azdır. Ağlamamızın tek sebebi İmam Hüseyin’in yalnız kalışı değildir; ona olan vefa borcumuzdur. Biz Hüseyin’le birlikte kaybettiğimiz değerlere ağlıyoruz” diye konuştu.
Matemin Kerbela acısının ve yasının ifadesi olduğunu vurgulayan Mutluer, “Bizler her yıl Muharrem ayında İmam Hüseyin’i katledenlere lanet, Kerbela şehitlerine rahmet diliyoruz. İmam Hüseyin sevginin, muhabbetin, dostluğun ve kardeşliğin sembolü; iyiliğin, doğruluğun, dürüstlüğün, hakkın, hukukun ve adaletin simgesidir” dedi.
İmam Hüseyin’e verilen ikrarın sürdüğünü belirten Mutluer, bu yolun devam edeceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.
Konuşmaların ardından okunan lokma gülbengiyle lokmalar pay edildi ve Muharrem oruçları açıldı.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, CHP’deki “mutlak butlan” kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden hedef alınmasına tepki gösterdi. İnanç ve kimliklerin insanların en temel değerleri olduğunu vurgulayan Erdoğan, “İnsanların inançsal değerlerine, onuruna ve ailesine yönelik incitici yorumlar yapanları şiddetle kınıyoruz” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından yaşanan tartışmalar sürerken, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden hedef alınması tepkilere neden olmaya devam ediyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, iktidarın girişimleri sonucunda alınan mutlak butlan kararıyla CHP’nin bölünmesinin hedeflendiğini öne sürdü. Erdoğan, “Bu süreç üzerinden mevcut iktidarın ömrünü uzatmaya ve yeniden seçilmesine yönelik çeşitli plan ve projeler geliştiriliyor olabilir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık yapmış bir kişinin siyasi ve politik tutumu eleştirilecekse, bu eleştiriler kimliği ya da inancı üzerinden değil, siyasi zeminde yapılmalıdır” dedi.
“İNANÇLAR VE KİMLİKLER KİŞİLERİN ÖZ DEĞERLERİDİR”
Sosyal medya ve bazı yayın organlarında yapılan yorumların kabul edilemez olduğunu belirten Erdoğan, insanların inançsal ve etnik kimlikleri üzerinden aşağılanmasının insanlık adına üzücü bir durum olduğunu ifade etti.
Erdoğan, “Sosyal medya ya da basın yayın organları üzerinden insanların inançsal değerleri hedef alınarak aşağılanması, hor görülmesi veya hakarete uğratılması bizler açısından kabul edilemez bir durumdur” diye konuştu.
“İNANÇ VE KİMLİKLER ÜZERİNDEN İNSANLARI HEDEF ALMAK TEHLİKELİDİR”
İnanç ve kimliğin her bireyin kendi öz değeri olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
“Her insan inancını ve kimliğini özgürce yaşayabilmelidir. Kimsenin inancı ya da kimliği başkalarının yargı alanına girmez. İnançlar hiçbir kişi ya da kurumun tekelinde değildir. Siyaset ile inancı birbirine karıştırmak her zaman tehlikeli sonuçlar doğurur.”
Kimlik ve inanç üzerinden yürütülen hakaret ve aşağılamaların insanlık ayıbı olduğunu dile getiren Erdoğan, “Bu yapılanlar utanç vericidir. İnsanların inançsal değerlerine, onuruna ve ailelerine yönelik incitici yorumlar yapanları şiddetle kınıyoruz” dedi.
“İNANÇ VE KİMLİKLERE HAKARET EDENLER İNSANLIK DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞIYOR”
Bu tür saldırıların ya cehaletten ya da yönlendirmeler sonucu ortaya çıktığını ifade eden Erdoğan, “Aklıselim sahibi bir insan karşısındaki kişiyi de kendisi gibi görür. Kendisine yapılmasını istemediği bir davranışı başkasına da reva görmez” diye konuştu.
İnsanların inançları nedeniyle aşağılanmasının kabul edilemeyeceğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bir insana kendi inancı üzerinden hakaret etmek, onu aşağılamak doğru değildir. Biz buna karşıyız. İster kutuplarda yaşayan bir Eskimo genci olsun, ister Afrika’da yaşayan bir insan olsun, dili, dini, rengi ve inancı ne olursa olsun, insan olduğu için sevgiyi ve saygıyı hak eder. Yaradan’dan ötürü tüm insanlara saygımız vardır.”
İnançların kişilerin özel alanı olduğunu vurgulayan Erdoğan, “İnanç, kişinin kendi tercihidir ve kimseyi ilgilendirmez. Bir insanı kimliği ve inancı üzerinden hedef almak, onu incitmeye çalışmak zayıflıktır. Bu zayıflık, kişinin karakterine yansıyan bir yaşam biçimidir. Yaşananlardan rahatsızız ve bu rahatsızlığımızı kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi’nde gerçekleştirilen muhabbette birlik ve dayanışma mesajları verilirken deyiş ve türkülerle dolu bir gece yaşandı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi’nde ‘Canlarla Muhabbet’ programı gerçekleştirildi. Her hafta Perşembe günü gerçekleştirilen muhabbet buluşmaları bu hafta da yoğun katılımla yapıldı. Bu hafta yapılan muhabbete sanatçı Metin Özten katıldı. Özten kısa bir konuşmanın ardından seslendirdiği Koçgiri ağıtları ve deyişleriyle duygu dolu anlar yaşattı.
Muhabbet boyunca sanatçı Zeki Şimşek ve Yusuf Taşdelen de yer alarak deyişler seslendirdiler. Muhabbet boyunca birlik ve paylaşım kültürünün en güzel örnekleri yaşanırken, canların getirdiği lokmalar paylaşıldı. Dayanışmanın önemine vurgu yapılan gecede, yapılan sohbetler ve paylaşılan lokmalar gönülleri birleştirdi.
PİRHA-26-27-28 Haziran’da yapılacak olan Abdal Musa etkinlikleri, 2 Temmuz Sivas Madımak ve 3 Temmuz Çorum Katliamı yürüyüşlerine katılımın yüksek olması için çalışma yürüttüklerini belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım ve mücadelemizi başarıya ulaştıralım” dedi.
26-27-28 Haziran’da yapılacak olan Abdal Musa Anma etkinliklerinin çalışmaları başladı.
Ajansımıza hazırlıklara dair konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Antalya’daki Alevi kurumlarıyla birlikte ortak program hazırlayacaklarını söyledi.
“BU YIL ABDAL MUSA ETKİNLİKLERİNE KATILIM DAHA GÜÇLÜ OLACAK”
Abdal Musa anmalarına katılımları her yıl artarak devam ettiğini belirten Erdoğan, “İnanıyorum ki her yıl bir önceki yıldan daha coşkulu olacak. Çünkü insanlarımız artık ayrışmaktan ziyade birleşmekten yana. Artık ötekileştirmenin anlamı yok. Birleşip bir olup, iri olup, diri olmanın zamandır “dedi.
Abdal Musa Anma etkinliklerinin ardından Sivas Madımak Katliamı’na dair hazırlık süreci içinde olacaklarını vurgulayan Erdoğan, “33 yıllık bir süreç. Hala daha oradaki canlarımızın canına kasteden failler cezalarını çekmediler. Sivas hala bizim için kanayan bir yara ve yüreğimizde kor ateş olarak durmakta. Katliam davasının arkasını bırakmayacağız. Ne zamanki failler, gerçekten de cezalarını çektiği zaman bir nebze olsun sönecektir” diye belirtti.
“KATLİAMIN ÜZERİNDEN YÜZYILLAR GEÇSE DE BU DAVANIN ARKASINI BIRAKMAYACAĞIZ”
Nurettin Erdoğan, Sivas’tan sonra Çorum’a da gideceklerini ifade ederek, “Çorum’da bir katliam söz konusu. Toplumun bu tür olaylara karşı duyarlı olmasını istiyoruz. Siyasal sistemin etnik ve inançlar üzerinden yürüttüğü ayrıştırmaların karşısında olacağız. Mücadeleyi birlikte vereceğiz. Bu ülke hepimizin gideceğimiz başka yerimiz yok. O yüzden de bir olalım, iri olalım, diri olalım ve mücadelemizi başarıya ulaştıralım” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Tunceli Valiliği ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Devlet kendi tekelinde, kendi kontrolünde bir Alevi yapılanmasını inşa etmek istiyor” dedi.
Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dedenin katılımıyla ‘Dedeler Zirvesi’ gerçekleştirdi.
Yapılan bu tartışmalı toplantıya ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Aleviliği sönümlendirmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerdir” diye belirtti.
“DEVLET DERSİM TERTELESİ’NİN YILDÖNÜMÜNDE DEDELER ZİRVESİ YAPARAK ALEVİLERE MESAJ VERMEK İSTİYOR”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından 4 Mayıs’a Dersim’de yapılan toplantının simgesel bir anlam ifade ettiğini belirten Can, bunun tesadüf olmadığının altını çizdi.
“DERSİM’DE YAPILMAK İSTENEN TOPLANTI BİR ALEVİ DİYANETİ YARATMA GİRİŞİMİDİR”
Dedelerle ilgili yapılan toplantının bir ‘Alevi Diyaneti’ yapılanmasına yönelik projenin bir adımı olduğunu vurgulayan Can, “Özellikle devletin çizgisindeki dernek ve vakıflar yeterli etkiyi yaratamayınca devlet doğrudan sahaya indi ve müdahale etti. Bugünkü yaşanan durum budur” dedi.
“ALEVİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI DEDELERİ MAAŞLA ELE GEÇİRMEYE ÇALIŞIYOR”
Devletin 5-6 yıl öncesinden sahadan topladığı verilerle Kültür Bakanlığı üzerinden bir Alevi yapılanması inşa etmeye başlandığını belirten Can, “Bunun üzerinden Kültür Bakanlığına bağlı Alevi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdu. Topladıkları veriler üzerinden kurumları gezdiler ve içlerinde kendileriyle iş birliği yapabilecek unsurları belirlediler. Son toplantıda da, dedelere ‘Siz artık bu işi maaşlı olarak yapacaksınız’ dediler” diye konuştu.
“DEVLET ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”
Aleviliğin Pir-Talip ilişkine dayanan bir inanç olduğunun altını çizen Can, “Alevilik inancında dedelere maaş yoktur, hakkulah vardır. Bu dedenin görevidir ve dedenin inancına olan borcudur. Bir karşılık değildir. Dolayısıyla da buradan aslında Diyanet’e benzer bir yapılanma, devletin kontrolünde bir Alevi yapılanması yapılmak isteniyor” şeklinde ifade etti.
Yapılmak isteneni Aleviliğin tarihsel doğa tanrıcı felsefesine yönelik bir taarruz girişimi olarak değerlendiren Can, “Aleviliği aslında sönümlendirme ve ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdir. Çünkü Alevilik bağımsızlığını kaybettiği anda bütün bu bahsettiğimiz özellikleri de kaybedecektir” diye belirtti.
“DEVLETTEN MAAŞ ALAN DEDELER CEMEVLERİNDE BİR CAMİ HOCASI GİBİ VAAZ VERECEKTİR”
Devlet tarafından görevlendirilmiş bir dedenin toplumdan rızalık almasına gerek kalmayacağına da dikkat çeken Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Aslında bir yerde o inancın adı Alevilik olarak dahi kalsa bunu zamanla içi boşaltılmış olacak. Yani işi bu şekilde bir atanmış dedeyle devlet tarafından kurulmuş cemevi içindeki Aleviliğin geleceği yol budur. Devletin aslında doğrudan kendi uzantılarının yapamadığını, dedenin kendisinin yapmasına yönelik ciddi bir hamlesidir.
Bunu tabii boşa çıkarmak anlamında da bizim yapacaklarımız ve yapmamız gerekenler vardır. Üst düzeydeki kurum başkanları, yetkililer bir araya gelerek konuşmaları, değerlendirmeleri ve buna göre politikalar ve stratejiler belirlemesi gerekir.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, gazeteci Mine Kırıkkanat’ın Aleviliğe yönelik sözlerine tepki gösterdi. Kırıkkanat’ın ifadelerini “yaralayıcı” olarak değerlendiren Can, “Aleviliğe yönelik gizli art niyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.
Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.
Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kırıkkanat’ın düşünce yapısının kendisini şaşırtmadığını söyleyerek, “Mine Kırıkkanat asker kızı ve ulusalcı-ırkçı bir kafa yapısına sahip. Düşünce yapısını bildiğim için böyle konuşmasını çok yadırgamadım. Bunu doğru bulduğum anlamında söylemiyorum. Çünkü kafa yapısı böyle” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrının eleştirilebileceğini ancak inancı üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Can, şu benzetmeyi yaptı:
“İnsanın gözünde bir körlük varsa ve bu doğuştansa, bunu eleştiri konusu yapamazsınız. Bir insanı seviyormuş gibi davranıp öfkelenince ‘sus lan kör’ demek gibi bir şey bu.”
“ALEVİ OLMAK BİZLER İÇİN ONURDUR”
Alevi olmanın kendileri açısından bir onur olduğunu söyleyen Can, Aleviliğin insanları dili, kimliği ve inancı nedeniyle ayrıştırmayan bir yol olduğunu vurguladı.
“İyi ki Alevi olarak doğmuşum. Çünkü bu inanç beni düşünsel olarak köreltmedi, ruhsal olarak daraltmadı. Edep erkânıyla ve dünyaya bakışıyla ufkumu açtı, hoşgörüyle yetiştirdi” diye konuştu.
Tüm baskılara rağmen Alevi kimliklerini açıkça savunmaya devam ettiklerini belirten Can, “Biz hala Alevi, Kızılbaş, Tahtacı, Abdal olduğumuzu her yerde söylüyoruz. Cemimizi, inancımızı ve itikadımızı yaşamaya devam ediyoruz” dedi.
“ALEVİLERE DİL UZATANLARIN ART NİYETİ ORTADA”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazımiye Kureyşan Pir Ocağı’na bağlı bir Alevi olduğunu gizlemediğini belirten Can, buna rağmen siyaset yaptığı dönemde Alevi kimliğini öne çıkarmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Kılıçdaroğlu’nun kimliğini siyaset malzemesi yaptığını ifade eden Can, Mine Kırıkkanat’ın sözlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Alevilere dil uzatanların beyinlerinin altında Aleviliğe yönelik art niyetlerinin olduğu çok açık.”
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Siverek ve Maraş’taki okullarda artan şiddet olaylarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülebilir bir eğitim politikasının oluşturulamadığını savunan Can, mevcut sistemin sağlıklı nesiller yetiştirme amacından saptığını belirtti.
“EĞİTİM SORUNU CUMHURİYETTEN BUGÜNE ÇÖZÜLEMEDİ”
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren eğitim meselesinin temel bir sorun olarak tartışıldığını ifade eden Zeynel Can, Köy Enstitüleri ile başlayan sürecin devamında eğitim enstitülerinin kapatılması ve imam hatiplerin açılması eksenindeki tartışmaların, eğitimin niteliğini zedelediğini vurguladı. Can, “Bu tartışmalar nedeniyle, ülkenin geleceğine yönelik sağlıklı nesiller yetiştirecek tutarlı bir eğitim politikası bir türlü oluşturulamamıştır,” dedi.
“EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİ VE SADAKA KÜLTÜRÜ”
Son dönemde eğitimde kolaycılığa kaçıldığını belirten Can, iktidarın eğitim politikalarını şu sözlerle eleştirdi: “Eğitimi dinselleştirerek ve yoksulluğu besleyerek toplumu sadaka kültürüyle idare etmek istiyorlar. Bir sosyal hukuk devleti, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamadığında toplumu oyalayacak araçlara başvurur. Televizyonlardaki mafya dizileri ve dedikodu programları bu siyasetin bir parçasıdır. Yoğun dinsel eğitim ve derin yoksulluk, insanları yardıma muhtaç hale getirmeyi hedeflemektedir.”
“YOKSULLUK EN ÇOK ÇOCUKLARI VURUYOR”
Ekonomik sıkıntıların bedelini en ağır çocukların ödediğini ifade eden Can, yetersiz beslenmenin zihinsel sağlığı, zihinsel sağlığın bozulmasının ise eğitimi ve geleceği doğrudan olumsuz etkilediğini söyledi. Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir meslek edinememeleri durumunda yasa dışı yollara sürüklendiğine dikkat çeken Can, “Çocukların çeteleşme süreci, sokaklarda akranlarına şiddet uygulayarak başlıyor,” uyarısında bulundu.
“YENİ ROL MODELLER: MAFYA VE ÇETE LİDERLERİ”
Geçmişte çocukların öğretmen, doktor veya avukat olmayı hayal ettiğini ancak günümüzde bu modellerin yerini mafya figürlerinin aldığını belirten Can, şunları ekledi: “Televizyon dizileri aracılığıyla mafya babaları toplumun gözünde meşrulaştırılıyor. Jean-Jacques Rousseau’nun ‘Bana bir çocuk verin, ondan ister alim ister zalim yapayım’ sözünde olduğu gibi, çocuğun nasıl işlendiği hayati önemdedir. Siverek ve Maraş’ta yaşanan trajik olaylar bunun sonucudur. Maraş’taki örnekte aile profili yüksek olmasına rağmen ilgisiz bırakılan veya yanlış yönlendirilen çocukların nasıl suça sürüklendiğini görüyoruz.”
“ÇÖZÜM SOSYAL HUKUK DEVLETİNDE”
Eğitim ve toplumdaki bu olumsuz gidişatı durdurmanın tek yolunun sosyal devlet ilkelerine dönmek olduğunu vurgulayan Zeynel Can konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Ailenin imkanlarının yetmediği noktada devlet; çocuğun beslenmesini, eğitimini ve meslek edinimini üstlenmelidir. Çocuklara çağdaş, etik ve evrensel insani değerler verilmelidir. Bugün ‘saldım bayıra Mevla’m kayıra’ mantığıyla hareket ediliyor. Okullarda siyasi şovlar yapılması veya çocukların mezarlıklara götürülmesi doğru değildir. İnsanların maneviyata ihtiyacı vardır ancak bu öncelikle ailede sevgiyle verilir. Yoğunlaştırılmış dini veya milliyetçi eğitim yerine, evrensel değerlere odaklanılmalıdır.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Gençlik Sorumlusu Zafer Talan, 1 Mayıs’ın yalnızca işçi bayramı değil, tüm toplumsal kesimlerin sorunlarını dile getirdiği bir mücadele alanına dönüştüğünü belirterek Alevi sorunları, ekolojik yıkım ve demokratik taleplerin de meydanlarda görünür kılındığını söyledi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Gençlik Sorumlusu Zafer Talan, 1 Mayıs’ın dünya genelinde işçilerin hak mücadelesi açısından önemli bir gün olduğunu belirterek, çalışma koşulları ve emekçilerin taleplerinin bu alanlarda dile getirildiğini ifade etti. Türkiye’de 1 Mayıs’ın 12 Eylül sürecinde resmi tatil olmaktan çıkarıldığını, 2009 yılında ise yeniden resmi tatil ilan edildiğini hatırlattı.1 Mayıs’ın zamanla sadece işçi sorunlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin sesini duyurduğu bir platforma dönüştüğünü vurgulayan Talan, çocuk işçiliği, kadın cinayetleri ve demokratik hak taleplerinin de meydanlarda dile getirildiğini söyledi.
“ALEVİLER DE KENDİ SORUNLARINI MEYDANLARDA DİLE GETİRİYOR”
Alevilerin yaşadığı sorunlara da değinen Talan, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin uzun yıllardır karşılık bulmadığını ifade etti.
Dersim başta olmak üzere Alevi coğrafyasında baraj ve maden projelerinin yoğunlaştığını belirten Talan, Munzur Vadisi üzerinde planlanan barajlar ile Ovacık, Varto, Amasya ve Elbistan gibi bölgelerdeki maden girişimlerinin bölgeyi insansızlaştırma ve doğasızlaştırma riski taşıdığını dile getirdi.
Talan, Alevilerin her yıl 1 Mayıs alanlarında kendi sorunlarını farklı başlıklarla dile getirdiğini belirterek, Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri ile birlikte kortejde yer alacaklarını söyledi. Tüm toplumsal kesimleri dayanışmaya ve meydanlara davet etti.
PİRHA- Yıllardır jeotermal HES ve maden arama projeleriyle insanların yerleşik yaşam alanları doğa ve hayvancılığın yok edilmek istendiğini vurgulayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Bu böyle gitmeyecek.Türkiye’de bu potansiyelin var olduğuna inanıyorum “dedi.
Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 Kürt-Alevi köyünü etkileyecek jeotermal enerji santraline (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Halkın tepkisi ise sürüyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Türkiye’de çevre meselesinin artık yakıcı ve birinci gündem maddelerinden biri haline geldiğini belirterek, yaşananların küresel sermayenin doğa üzerindeki baskısının bir yansıması olduğunu ifade etti.
Varto’nun Çalıdere köyünde gündeme gelen jeotermal tesis girişiminin, köy muhtarının tebligatı imzalamamasıyla açığa çıktığını belirten Can, bu süreçte köylülerden gizlenerek yürütülen bir kamulaştırma planının ortaya çıkarıldığını söyledi. Can, meralara ve köy arazilerine el konulmak istendiğini vurguladı.
JEOTERMAL, HES VE MADEN PROJELERİ YAŞAMI HEDEF ALIYOR”
Bu girişimlerin tekil olmadığını, Türkiye’nin dört bir yanında benzer uygulamaların sistematik biçimde devreye sokulduğunu belirten Can, Muğla Akbelen’deki maden ruhsatlarından Karadeniz’deki HES projelerine, Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasından siyanürlü altın arama faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir tabloya dikkat çekti.
Küresel ölçekte doğal kaynakların paylaşımı üzerinden yürütülen politikaların Türkiye’ye de yansıdığını vurgulayan Can, uluslararası sermayenin doğrudan kaynaklar üzerinden pazarlık yürüttüğünü belirtti.
YAŞAM ALANLARIMIZ İSTİLA EDİLİYOR”
Yaşanan süreci yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik ve kültürel bir yıkım olarak tanımlayan Can, “Burada söz konusu olan şey basit bir yatırım değil, doğrudan bir habitatın, yani yaşam alanının istilasıdır. Yüzyıllardır süregelen bir yaşam kültürü, birikim ve doğayla kurulan denge yok sayılıyor. İnsanlar o topraklarda yaşıyor, hayvanlar, bitkiler, su kaynakları bir bütün oluşturuyor. Bu bütün parçalanmak isteniyor” diye konuştu.
“NEOLİBERAL POLİTİKALAR DOĞAYI HEDEF HALİNE GETİRDİ”
Türkiye’de uygulanan neoliberal politikaların bu sürecin temelini oluşturduğunu belirten Can, çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerinin işlevsiz hale getirildiğini söyledi. Eskiden uzun ve çok aşamalı incelemelerden geçen projelerin artık hızla onaylandığını ifade eden Can, “Bugün geldiğimiz noktada en gerekli durumlarda bile ‘ÇED gerekli değildir’ kararları verilebiliyor. Hukuksal süreçler devre dışı bırakılıyor, mahkeme kararları dahi zaman zaman yok sayılıyor” dedi.
Bu durumun yalnızca çevreyi değil, aynı zamanda hukuk sistemini de zayıflattığını belirten Can, Türkiye’de doğanın sistematik bir şekilde tahrip edildiğini ve bunun siyasal tercihlerle doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi.
“TOPLUMSAL DİRENİŞ KAÇINILMAZ”
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Veysel Can yaşananlara karşı geliştirilen bireysel direnişlerin dahi büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu direnişlerin birleşerek toplumsal bir muhalefete dönüşmesi gerektiğini ifade eden Can, “Bugün bir köyde, bir ormanda verilen mücadele küçük görülebilir ama bunların toplamı büyük bir toplumsal bilinç yaratır. Bu bilinç de demokratik bir değişimin önünü açar” dedi.
Mevcut iktidarın neoliberal politikaları kararlılıkla sürdürdüğünü belirten Can, bugün engellenen bir projenin yarın başka bir bölgede yeniden gündeme getirildiğine dikkat çekerek, çevre mücadelesinin süreklilik gerektirdiğini ifade etti.
“ÇEVRECİLERE YÖNELİK BASKI ARTIYOR”
Çevre mücadelesi veren yurttaşlara yönelik baskıların giderek arttığını belirten Can, doğasını korumaya çalışan insanların gözdağı verilerek susturulmak istendiğini söyledi. Ancak tüm bu baskılara rağmen toplumda güçlü bir çevre bilincinin oluştuğunu ifade eden Can, örgütlü mücadelenin bu süreci tersine çevirebilecek potansiyele sahip olduğunu belirtti.
Can, “Bu böyle gitmeyecek. Türkiye’nin demokratik birikimi ve toplumsal direnci bu süreci aşacak güce sahiptir” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Ortadoğu’da süren savaşların tek tipçi iktidarlar ve emperyalistler tarafından yapıldığını vurgulayarak, “Ülkenin, Ortadoğu’nun ve dünyanın huzuru ve barışı için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gelişmeleri değerlendirdi.
“ÜLKENİN VE DÜNYANIN BARIŞI İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ”
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Suriye ve İran’da yaşanılan olaylardan dolayı toplum olarak tedirginlik içerisinde olduklarını belirterek, “ABD ve İsrail o bölgeyi ele geçirmek için şu anda İran üzerinden yapılan bu baskı ve iç savaş durumu oradaki canlarımızın tabii ki hayatlarını kaybetmesine sebep oluyor. Bunlar bizlerin gerçekten yüreğimizi yakan durumlardır. Her nerede ne acılar yaşanıyorsa yüreğimiz orada olmalı ve ülkenin Ortadoğu’nun ve dünyanın huzuru ve barışı için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor” dedi.
“HER BİR CAN İNANCINI VE KİMLİĞİNİ ÖZGÜRCE YAŞAMALI”
Herkesi bir can olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, “Herkes bu evrende, bu dünyada özgürce yaşama hakkına sahip olarak doğar ve hakkı kimse kısıtlayamaz. Çünkü insanlar özgürdür ve özgürce yaşamalıdır. İnsanlar inancını, kültürünü özgürce ifade etmeli, buna kimse baskı yapıp kendine benzetmemeli, buna kimsenin hakkı olmamalıdır” diye belirtti.
“İKTİDARLAR TEK DİL, TEK KİMLİK, TEK İNANÇ ÜZERİNDEN YÖNETMEK İSTİYOR”
Şu andaki mevcut iktidarların tek tip bir yönetim tek tip bir inanç tek tip bir etnik kimlik üzerinde ülkeleri yönettiklerini vurgulayan Erdoğan, “Kendi koltuklarını sağlama almak için bu gücü kullanmakta ve diğer yapılara ikinci sınıf gözüyle bakarak o insanlar üzerindeki baskı ve politikaları yürütmekteler. Biz Alevi canlar olarak buna karşıyız” diye belirtti.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirerek, emperyalizmin yapısı, savaşların rolü ve bölgesel dengelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası alanda tartışılmaya devam ederken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, süreci emperyalizm, NATO dengeleri ve bölgesel güç mücadelesi çerçevesinde değerlendirdi. Can’ın açıklamaları, hem küresel hem de bölgesel düzeyde yaşanan gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif sundu.
“İRAN’A MÜDAHALE BİR ZİNCİRİN PARÇASI”
Zeynel Can, İran’a yönelik saldırıların tekil bir gelişme olmadığını belirterek süreci daha geniş bir tarihsel bağlama oturttu. İran’a bakıldığında gelinen noktanın Amerika’nın başını çektiği kıta Avrupa’sı emperyalizminin de içine dahil olduğu bir durumun olduğunu belirten Zeynel Can, “İçinde Japonya’nın da destekçisi olduğu bir blokun özellikle Çin’i de bir kıskaca alma veya onunla bir nihai çatışmaya girmek üzere bir alan temizliği meselesi” diye düşünüyorum. Aslında balkanlarla başlayan ‘Arap Baharı’ ile devam eden en son Suriye’nin teslim alınmasıyla beraber son kale olarak İran’ın düşürülmesi aslında bir halkanın birer parçası gibi gözüküyor” dedi.
“NATO BÜTÜNLÜĞÜ ZAYIFLADI”
Can, İran’a yönelik saldırıların uluslararası ittifaklarda da kırılmalara yol açtığını ifade etti: Sovyetlerin yıkılmış olmasıyla beraber devletlerin her birinin kendi içinde kendi emperyalist hedeflerine yönelmeleriyle beraber Amerika’nın önderliğindeki NATO bütünlüğünün kaybolduğunu belirten Can, “Bu sürece Kıta Avrupa’sı Almanya başta olmak üzere ada İngiltere’si çok dahil olmadılar. Hatta destek de olmadılar. İspanya çok açıktan karşı tavır koydu. Diğer İtalya da dahil olmak üzere diğerleri hep mesafeli durdular” diye belirtti.
Avrupa’nın Amerika’ya bu kadar bağımlılığın kendilerinin çıkarına uymamış olduğunu düşündüklerini zannettiğini belirten Can, “Bu sefer yekpare bir hareket oluşmadı. Burada İsrail’in kendine göre hesapları doğrultusunda ABD ile örtüşen çıkarları doğrultusunda İran’a bir saldırı oldu” dedi.
“BU SALDIRI HAYDUT DEVLET TARZINDA”
Can, saldırının niteliğine dair sert ifadeler kullandı: Bu saldırının diğer savaşlardan farklı olarak haydut devlet tarzı bir saldırı olduğunu vurgulayan Can, “İsrail bunu daha önceden de yapıyordu ama Amerika’nın bu kadar açıktan, bu kadar aleni doğrudan kendisi üzerinden ve de bütün dünyadaki BM hukukunu, devletler arası hukuku hiçe sayarak doğrudan üstelik de müzakereleri yürütürken karşı tarafı adeta uyutma, gafil avlama babında bir saldırıya yönelmesi doğrudan açıktan bir haydut devlet tavrı, bütün dünya da böyle algıladı. Tabii ki bu tamamen deli saçma şey. İnandırıcı bir şey değil. Emperyalizmin dokusunu, yapısını bilenler, Amerika’nın özel olarak az çok yapısını bilenler bilirler ki orada kontrole dayalı devlet mekanizması var. Bunu aslında devletin kendisi bizzat istemeden böyle bir olayın gerçekleşmesi söz konusu değil” dedi.
“SAVAŞ EMPERYALİZMİN BESLENME KAYNAĞI”
Can, savaşların ekonomik ve sistemsel boyutuna da dikkat çekti:
“Yani büyük savaşlar çıkacak. Bu aslında kendi emperyalist tıkanmalarının önünü açacak da bir şeydir. Yani her yeni yıkım önümüzdeki süreçte yeni inşaat sektörünün canlanması demektir” şeklinde ifade etti.
Her kullanılan silahın yeniden silah fabrikalarının doludizgin çalışması demek olduğunu belirten Can, “Buna bağlı olarak bir sürü ülkenin bunun telaşıyla yeniden silah satın almaya yönelmesidir. Dolayısıyla bu emperyalizmin kendi krizlerini aşması anlamında savaşlar onlar açısından bir çaredir. Üstelik bu tür savaşların gerek karşısındaki gerekse de kendi iç muhalefetlerini bu kadar zayıf düşürmüşken bir karşı devrim sıkıntısı yokken ve bu kadar rahatken bunu çok daha rahat yürütebilmekteler” diye belirtti.
“SÜREÇ KARANLIK, TABLO NET DEĞİL”
Can, İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerin henüz netleşmediğini de ifade etti: Alevilerin İran’da yaşanan savaşa nasıl bakıyor noktasında yekpare bütünlüklü bir görüşün henüz oluşmadığını belirten Can, “Çok zıt birbiri. Aykırı düşünceler yok ama bu konuya dair genel merkezden zaman zaman bu olumsuz olaylara karşı bildiriler, düşünceler yayınlanıyor ama top yekûn olarak bunun değerlendirilmesi henüz yapılmadı. Yapılması da çok mümkün değil çünkü henüz çok karanlık bir süreci yaşıyoruz” dedi.
“ABD VE AVRUPA’NIN ÇIKARLARI AYNI DEĞİL”
Can, küresel güçler arasındaki ayrışmaya da dikkat çekti. Bir benzetme de bulunan Can, “At izinin it izine karıştığı bir süreç. Bu süreç büyük emperyalist hesaplaşmalara doğru gidiyor. Esas nihai savaşın Çin’le Amerika arasında olacağını düşünüyorum. Burada aslında bir belirsizlik daha var. O gün oluşacak savaşta kimin kiminle ittifak yapacağı da henüz belli değildir. Trump’ın şöyleydi, böyleydi demiş olması NATO’nun da bir hükmü kalmadığı Macron’un NATO ömrünü tamamlamıştır düşüncesiyle de bir izdüşümü gösteriyor. Çünkü Avrupa emperyalistleri artık Amerika ile kendi çıkarlarını çok eşdeğer görmüyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın da burada kendi hesabına göre Amerika’yla böyle mesafeli davranması en son işte Trump’ın ve Amerika’nın bu kadar bastırmasından sonra İngiltere’nin üstlerini Amerika’ya açması bir dayatmadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Amerika bu burada aslında kendi emperyalist gücünü yeniden kanıtlama peşine de düşmüş durumda” diye belirtti.
“ABD’NİN YENİ ALANLARA İHTİYACI VAR”
Can, ABD’nin ekonomik ve politik motivasyonlarına da değindi. Bu yapının yeniden canlanabilmesi için kendi hükmünü sürdürebilmekten başka çaresi olmadığını belirten Can, “ABD’nin kendine yaşam alanları yeniden üretmek gibi bir zorunluluğu var. Çünkü onu buna itiyor. Yani bu tür savaşlara girmeye itiyor. ABD geçmişteki üretimdeki verilerini paylaşan Can, “1970’’lerle beraber palazlanan ABD emperyalizmi dünya üretiminin toplamının yüzde 40’ını yapıyormuş. Bugün bu oran yüzde 28’e düşmüş. Dolayısıyla bu bir emperyalist gücü artık ayakta tutmaya yetmiyor. Yani daha çok kan lazım, daha çok sömürü lazım. Bunun için de bu cürümleri işlemesi gerekiyor” dedi.
İRAN SONRASI OLASI SENARYOLAR
Can, İran’daki mevcut rejime ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Karmaşık bir ortamdan geçildiğini, İran’ın bu savaşta yalnız kaldığını belirten Can, “İran’ın orta çağa dayalı bir sistemi getirip kendi halkına halklara dayatması, yüzbinlerce insanın kanına giren bir rejim olarak artık çağ dışı insanlık dışı kalmış bir rejimdir” dedi.
İran’da yaşanan bu kriz ve çöküşün ardından orada yaşayan halkların kendi konumlarına göre hareket etmesi gerektiğini belirten Can, “Bu çöküşün ardından dolayı orada yaşayan Ehl-i Hak Alevileri Kürtler, Belucüler kendileri için yeni bir düzen kurmaya çalışmalarını da kimse yadırgamamalıdır” dedi.
Böylesi bir rejim karşısında doğru bir düzenin kurulmasına yönelik çabaları doğru bulduğunu belirten Can, “Devrimci ve onarıcı çabalarının olması son derecede sağlıklı ve doğru buluyorum. O alanı tamamen İsrail’e ve ABD’ye bırakmayacaklar gibi bir düşüncedeyim. Daha doğrusu bir umudu içimde taşıyorum” dedi.
“İRAN’DA YENİ BİR DÖNEM KAÇINILMAZ”
İran’da mücadelenin çok daha katmanlı ve boyutlu bir şekilde süreceğini belirten Can, “Aslında büyük bir arı kovanına bir çomak sokulmuş bir durumun orada meydana geldiğini ve bundan sonra oradaki gelişmelerin diyalektik olarak hangi denklemleri kuracağını ve hangi çözümlemelere yol açacağını şimdiden kestirmek çok zor” dedi.
Diyalektik olarak her zaman her sıkıntılı zorlu sürecin yeni bir doğuma gebe olduğunu belirten Can, “Halkın mücahitlerinin Kürtlerin Alevilerin diğer sol sosyalist grupların mevcut rejimden yana olabileceklerini hiç düşünmüyorum. Bugün için sessiz kalmış olmaları bu yoğun saldırıların ve milliyetçi dalganın geçmesini bekliyorlar diye düşünüyorum” dedi.
İran rejiminin artık eskisi gibi olamayacağını belirten Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Çünkü çok yoğun bir şekilde siyasal ve ideolojik kadrolarını kaybediyorlar. Bu stratejik birtakım binaların vurulmasından çok çok daha önemlidir. Kadro kayıplarının bu sistemi yürütmekte, devam ettirmekte, toplumu bir arada tutmakta çok daha zorlanacaklarını düşünüyorum. Zaten normalde İran’da devrimin koşulları çoktan mayalanmıştı.İran’a dışarıdan bir müdahale olmasa bile 3-5 yıl içinde kolay olmasa bile bu sistemin alaşağı olacağı gelişen hareketlerden ve yükselen dalgalardan belliydi. İran’da önemli olanın halkın örgütlenerek kendi önderliğinde İran halkının oradaki halkların aslında ortak çıkarına bir düzenin kurulması esas olandır. Burada önemli olan doğru önderliktir”dedi.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Konuksever Cemevi’nde yürütülen Newroz Cemi’nde süren savaşlara dikkat çekilerek, birlik ve barış mesajı verildi.
Antalya’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şubesi (HBVAKV) Konuksever Cemevi’nde Nevroz Cemi yürütüldü. Arzuman Ocağı Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer ve Üryan Hızır Ocağı Yol yürütücüsü Kenan Akbaba tarafından yürütülen cemde zakirlik hizmetini Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Baba Süleyman Demir ve Hüseyin Abdal Ocağından Zakir İlyas Şimşek yürüttü.
“BÜTÜN İNANÇLAR VE HALKLARIN KENDİ İNANCINA VE DİLİNE GÖRE İBADETİNİ ÖZGÜRCE YAPMALI VE YAŞAYNMALIDIR”
Bütün canların kendi inandıkları yolda erkanda kendi konuştukları dilde inançlarını yürütmeleri gerektiğini belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, insanların da birbirlerine saygı duyması gerektiğinin altını çizerek, “Yaşatırsa özgürlük o zaman gelir. Hakların eşitliği o zaman sağlanır” dedi.
Nurettin Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün herkesi kendine benzetmeye çalışıyorlar. Nevroz Bayramı diyoruz, kardeşlik diyoruz, hak, hukuk, adaletten bahsediyoruz ve tüm halkların eşit şekilde yaşaması gerektiğinden bahsediyoruz. Ama ne yazık ki burada şu anda ülkemizde bayram yaparken yanı başımızda bulunan komşu ülkelerde katliamlar yapılıyor, savaşlar nedeniyle masum insanlar, çocuklar katlediliyor. Bu insanlık aleminde utanç verici bir durumdur. Bu bayram olsa ne olur, olmasa ne olur.”
“BURASI HAKK DİVANIDIR”
Arzuman Ocağı Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer ise konuşmasında, “eğer bir insanın önünde önderi yoksa geçmişini bilmiyorsa geleceğe adımını atamaz. Bir toplumun da eğer gençliği yoksa o toplum zamanla yok olmaya mahkumdur. Cemevleri erenlerin aşk meydanıdır. Burası dostların dost meclisidir. Kendimizi eleştirip ele verdiğimiz Hakk Divanı’dır burası. Alevi ruhunun piştiği yerdir” dedi.
“ALEVİLİK SEVGİ VE HOŞGÖRÜ VE SEVGİ İNANCICIR”
Cemlerin insanların birbiriyle barıştığı, dostça anlaştığı erkanın olduğunu dile getiren Mutluer, “Cemevi insanların lokmalarını getirdiği paylaştığı yerdir. Alevilik ise kavgayı, kini, nefreti özünden atıp önce insan olmayı yeğleyen, kendi örfünü, adetini, geleneklerini yaşayan ve insanı insan eden, sevgi, saygı ve hoşgörüyü taşıyan bir sevgi inancı insan olma bilimidir. Bir okuldur. Yazın sıcağından, kışın soğuğundan sığınacağımız tek çatımızdır bizim” diye konuştu.
“21 MART HALKLARIN KENDİLERİNE GÖRE KUTLADIKLARI GÜNÜN ADIDIR”
21 Mart’ın Ali’nin doğum günü olduğunu belirten Hüseyin Abdal Ocağından Zakir İlyas Şimşek ise, “21Mart Asya’da doğanın uyanışıdır. Anadolu’da Kürt halkının geleneğinde Demirci Kawa hikayesinde Zalim Dehak’ın zulümden kurtuluşun simgesidir” dedi.
21 Mart’ın aynı zamanda Aşık Veysel’in Hakk’a yürüdüğü gün olduğu bilgisini paylaşan Şimşek, “Yazarların iddia ettiğine göre bizde ölüm olmadığı için biz Ali’nin doğum günü olarak kutlarız. 21 Mart doğanın uyanışı, insanlığın uyanışıdır. Aşık Veysel bizim gözümüzde de doğa şairidir tekke şairidir, Veysel doğayla insanı birleştirmiştir. Gözleri olmayınca bir kenara çekilmemiş, kendi iç yolculuğun yönelerek insan aşkını doğa aşkıyla birleştirmiştir. Bu dünyaya bir güzellik katmıştır” şeklinde konuştu.
“ZORLA ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPILMAK İSTENİYOR”
Siyasal iktidarın Alevi köylerine zorunlu camiler yapmaya çalıştıklarını belirten Üryan Hızır Ocağı yol Yürütücüsü Dede Kenan Akbaba da, “Bizler ne kadar mücadele yürütsek de köy muhtarlarını baskı altına almışlar. Eğer senin köyüne hizmet gelecekse önce bize biat edeceksin ondan sonra biz sana hizmet vereceğiz. Artık bu biat kültüründe bir an evvel kurtulmamız lazım” dedi.
“ALEVİLER BİR AĞACI KESERKEN AĞAÇTAN RIZALIK İSTERKEN İKTİDAR DOĞAYI YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Alevi köylerinde maden ocakları açmaya çalıştıklarını da ifade eden Akbaba, “Doğayı yok etmeye çalışıyorlar. Oysa ki biz bu doğayı var etmeye çalışıyoruz. Ama bizim bugünkü iktidarımız doğayı yok etmek için elinden geleni yapıyor” diye belirtti.
“Bizlere baskılar yaparak karanlık bir düşüncenin içine çekmeye çalışıyorlar. Bizi Sünnileştirmek kimsenin hakkı yok. Biz yüzyıllardır ezildik, horlandık, itildik. Biz acılarla yoldaş olduk ama hiçbir zaman kötülüklerle yoldaş olmadık. Kimsenin inancından dolayı da kimseyi eleştirmedik.”
Nevroz Cemi’nde konuşmaların ardından rızalık alınarak başlatılan cemde 12 hizmet erkanı görüldü. Çerağların yakılması sonrası zakirlerin deyişleriyle semahlar dönüldü. Çerağlar sırlandı, dedenin lokma gülbenginin ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA – Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayına ilişkin okullara gönderdiği etkinlik genelgesine yönelik tepkiler sürüyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, genelgenin laiklik ve insan hakları açısından ciddi sorunlar barındırdığını belirterek, “Çocuklara zorla dini içerik enjekte edilmesi insan haklarına aykırıdır” dedi.
12 Şubat’ta 81 il valiliğine gönderilen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı talimatta okul öncesinden ortaöğretime kadar öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde okul dışında düzenlenecek iftar ve sahur programlarına katılımının öngörüldüğü belirtilmişti. Söz konusu düzenleme kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
“GENELGE TOPLUMDA GENİŞ YANKI UYANDIRDI”
Genelgeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zeynel Can, uygulamanın kamuoyunda hem destek hem de eleştiri topladığını ifade etti. Can, “Bu genelge çok gündem işgal etti. Lehte ve aleyhte çok tepkiler aldı” diyerek, özellikle laik ve seküler kesimlerden ciddi itirazların yükseldiğini vurguladı.
Dinin eğitim sistemi içinde bu denli görünür hale getirilmesinin, özellikle okul öncesi düzeye kadar indirgenmesinin önemli sonuçlar doğuracağını belirten Can, “Alevi toplumu başta olmak üzere demokrat ve aydın kesimlerden buna karşı güçlü bir tepki oluştu” dedi.
CUMHURBAŞKANI’NIN AÇIKLAMALARINA ELEŞTİRİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın genelgeye ilişkin “doğru, hukuki ve yerinde” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Can, bu yaklaşımın tartışmalı olduğunu ifade etti. Can, “Kendi açısından doğru olabilir ancak hukuka ne kadar uygun olduğu sorgulanmalıdır” dedi.
İktidarın hukuka yaklaşımını eleştiren Can, “İşine geldiğinde hukuki davranan, gelmediğinde anayasal hükümleri uygulamayan bir anlayıştan söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“ZORLA DİNİ DAYATMA İNSAN HAKLARINA AYKIRI”
Genelgenin doğrudan valiliklere gönderilmesine dikkat çeken Can, bunun bir yönlendirmeden öte açık bir talimat olduğunu belirtti. “81 ilin valisine doğrudan gönderilen bu yazı, ‘bunu sıkı şekilde uygulayın’ anlamına geliyor. Bu durum, eğitimin merkezi bir anlayışla şekillendirildiğini gösteriyor” diye konuştu.
Türkiye’de farklı inanç gruplarının ve seküler yaşam biçimini benimseyen milyonlarca insanın bulunduğunu hatırlatan Can, ailelerin çocuklarına dini eğitim verip vermeme konusunda tercih hakkına sahip olması gerektiğini vurguladı:
“Bu ülkede Aleviler var, farklı mezhepler var, seküler bir yaşamı tercih eden milyonlar var. Çocuklarına dini eğitim verilmesini istemeyen aileler var. Buna rağmen zorla bir şeyi dayatmak, insan haklarına aykırıdır.”
TOPLUMA TEKÇİ ANLAYIŞ DAYATILIYOR
Eğitimde dini referansların bu şekilde kullanılmasının çocukların bireysel gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Can, “Bu şekilde yetiştirilen çocukların eleştirel düşünebilen, kendini ifade edebilen bireyler olması zorlaşır” dedi.
Can ayrıca, okullarda kazandırılmak istenen değerlerin dini referanslarla sınırlandırılamayacağını belirterek, “Vatanseverlik, merhamet, adalet gibi değerler yalnızca dini çerçevede açıklanamaz bunlar toplumun ortak değerleridir” ifadelerini kullandı.
Din üzerinden şekillendirilen bir değerler sisteminin topluma dayatıldığını savunan Can, bu yaklaşımı “tekçi bir anlayış” olarak nitelendirdi. “Bu bir dayatmadır. Topluma zorla bir ‘deli gömleği’ giydirilmek isteniyor” dedi.
“SİYASİ BİR STRATEJİNİN PARÇASI OLABİLİR”
Genelgenin arkasında siyasi hesaplar olabileceğini öne süren Can, iktidarın toplumsal kutuplaşma üzerinden kendi tabanını konsolide etmeye çalıştığını ifade etti:
“İktidarın anketlere ve saha çalışmalarına göre hareket ettiğini biliyoruz. Bu genelgenin hızlı ve güçlü şekilde uygulanması da bir siyasi stratejinin parçası olabilir. Yaklaşan seçimler öncesinde tabandaki erozyonu durdurmaya dönük bir hamle olarak değerlendiriyorum.”
Can, söz konusu uygulamaların uzun vadede toplumun yararına olmayacağını belirterek, çocukların geleceği açısından daha kapsayıcı ve özgürlükçü bir eğitim anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurguladı.
PİRHA – İzmir’in Urla ilçesine bağlı Alevi köyü olan Bademler Köyüne İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılma girişimini iktidarın camisiz köy bırakmak istememesi olarak yorumlayan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir” dedi.
Sanatsal faaliyetleriyle tanınan İzmir’in Urla ilçesindeki Alevi köyü Bademler’de cami yapılması için kaymakamlığa başvuru yapıldı. Cami talebinin, köye yakın zaman öncesinde dışarıdan göç eden Folkart Sitesi sakinleri tarafından yapıldığı iddia edildi.
Bademler köyüne cami yapımına ilişkin konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılmasını ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir uygulama olarak yorumladı.
“SİYASAL İKTİDAR CAMİSİZ KÖY BIRAKMAK İSTEMİYOR”
İktidarın camisiz köy bırakmama gibi bir hedefi olduğunu belirten Zeynel Can, “En başında da özellikle Alevi köyleri geliyor. Niye? Oraya biz bir camiyi dikelim ve ondan sonrası gelir. Bu bir asimilasyonun başlangıcıdır.
“DİYANET’İN HIZI ŞAŞIRTICI!”
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kuralı ne zamandan beri bir kişinin iki kişinin herhangi bir konudaki talebine bu kadar hassasiyet göstermesini hayretle karşıladıklarını belirten Can, “Doğrusu biraz şaşırtıcı bir olay. İşte onlarca yıldır susuz, elektriksiz olan bir sürü köyümüz olmasına karşın, ne hikmetse iki kişinin imzasıyla bir cami talebi bulunduğunda Diyanet, Müftülük hazır ve nazır. Hemen oraya bir cami kondurmak için çok hızlı davranıyor” diyerek tepki gösterdi.
“BU BİR DAYATMADIR”
Alevi köyüne cami yapılmaısnı asimilasyon politikasının devamı olarak değerlendiren Can,şunları ifade etti:
“Tarihte tamamının Alevi olduğu, birtakım yerleşkelerin, köylerin, kasabaların süreç içinde tamamen Şunnileştiğini asimile olduğunu görüyoruz. Yakın tarihte dahi bildiğimiz yerler var. Dolayısıyla bu siyaset bu doğrultuda devam ediyor.
İhtiyaç olan yerlere cami yapılsın ve zaten de yapılıyor. Bir sorun yok. Köy kanununda, mahalle kanununda yasada bu mevcut. Gerek dini okullar, imam hatipler, gerek camilerin ihtiyaç fazlası sürekli yapılıyor olması Türkiye’yi daha mı çok Müslümanlaştırır? Veya onların anladığı anlamda İslamlaştırır mı? Bunu da anlamış değilim.
Bir sürü bu tür şeyler fazlalığı, çok göze sokmaların aslında olumsuz etki yapacağı da bilinen bir şeydir. Ama burada ısrar etmelerinde çok anlamıyorum. Alevi köylerine ısrarla talep edilmediği halde cami yapılması her şeyle bir kere insanların ibadet özgürlüğüne, insan haklarına aykırı bir şeydir. Bu bir dayatmadır, asimilasyondur. Bundan vazgeçilmesi gerekir.”
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi’nde deprem paneli düzenlendi. Antalya’nın deprem riski olan bir yer olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı,yapı denetimlerinin standartlara uygun yapılmasının önemine dikkat çekti.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür VakfıAntalya Şubesi Konuksever Cemevi konferans salonunda “Türkiye’de deprem ve İyileşme Konferansı” başlıklı panel düzenledi. Moderatörlüğünü Hakan Türker’in yaptığı panele konuşmacı olarak Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı, Jeoloji Mühendisi Dr. Fatih Uçar, İnşaat Mühendisi Ali Erman Aydın, Maksat Arama Kurtarma Derneği Başkanı Alp Özal, Oyuncu Yazar Arif Negegenç, Keman Virtüözü Çağlar Özaydın, Sanatçı Gitarist Sinan Biçer katıldı.
“2025 YILINDA TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 56 BİN DEPREM MEYDANA GELDİ”
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu belirten Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karancı, “Depremle ilgi bir rakam vereyim. 2025 yılında bir yılda ülkemizde yaklaşık 56 bin tane deprem oldu. Bu saatte 6 depreme, günde ise 146 depreme işaret ediyor. Ülkemiz aktif bir tektonik deprem üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla bizim bu tarz sarsıntıları almamız beklediğimiz bir durumdur. Dünya milyonlarca yıldır bu depremleri üretmeye devam ediyor. Günümüzde de bu depremleri yaşıyoruz. Gelecekte de yaşamaya devam edeceğiz” dedi.
“DÜNYA MİLYONLARCA YILDIR DEPREM ÜRETMEYE DEVAM EDİYOR”
Türkiye’de bildikleri fay hatlarının kuzeyden güneye doğru uzandığını belirten Jeoloji Mühendisi Dr. Fatih Uçar da,” Güneyde Maraş depreminin de sebebi olan bir güneydoğu hattı olduğu bunların küçük faylar olarak kendini gösteriyor. Araziye çıktığımızda yeni bir fay tespit edebiliriz. Orada hiç deprem olmamış da olabilir. Sessiz fay dediğimiz daha önce bilinmeyen bir şekilde deprem üretmemiş, ya da çok çok öncesinde üretmiş bir anlamda hani bir kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi bile düşünebiliriz” diye konuştu.
Enerji birikimini ölçebildiklerini ancak kesin sonuca varamadıklarını vurgulayan Uçar, “Bir enerjinin birikiminin olduğu fayda yakın bir zamanda ciddi bir şekilde bir deprem örneği kapasitesine sahip olabilir, maalesef bunu 99 depreminde gördük ve hayat kaybı olan bütün depremlerde biz bunları yaşadık” dedi.
Türkiye’de aynı alan içinde bazı binaların ayakta kalması birçoğunun yıkılmasının sorusuna Jeoloji ve geo-teknik mühendisliğine gereken önemi doğru olarak vermediklerinden kaynaklı olduğunu ifade eden İnşaat Mühendisi Ali Erman Aydın, “İnşaat mühendisliği kısmında birincisi biz kendi yönetmeliklerimizi doğru şekilde yazdık ve uyguladık ancak geo-teknik kısmında eksik kaldık. İkincisi denetimsizlik. Yapı denetim sistemleri Türkiye’ye geldikten sonra daha iyi uygulanmaya başladı. Ama o da eksik başladı. Daha sonra, daha doğru şekilde yapı denetim sistemi işte sahadan gelen verilerle güncellenmeye başladı. Bu şekilde denetimsizlikle alakalı bir sıkıntımız vardı onların da üstesinden gelmeye çalıştık” ifadelerine yer verdi.
“MAKSAT KURTARMA!”
Depreme farklı afetlere karşı anında gönüllü gruplar olduğunu belirten Maksat Arama Kurtarma Derneği Başkanı Alp Özal ise şunları belirtti:
“Biz aynı zamanda STK’larız. Bu bağlamda da ilk bölgeye müdahalede ilk dokunan insanlarız. Bu bir gönüllülük işi. Buraya insanlar gönüllülük üzerine geliyor. Burada herhangi bir kişi sınıf ayrımı yok veya etnik çevre ayrımı yok. Bizim amacımız zaten ismimiz de o Maksat kurtarma. İnsanlara dokunmak, kayıp olsun, deprem olsun. İnsanlar afet deyince sadece deprem akıllarına geliyor. Arama kurtarma sadece depremde hizmet vermez. Bir kedi, bir hayvan ağaçta mahsur kalır, ona yardımcı oluruz. Bir insan heyelan tehlikesi yaşar, ona yardımcı oluruz. Kayıp vatandaş vardır, ona yardımcı oluruz. Trafikte aldığımız ilk yardım eğitimleri sayesinde kazalı araçlara müdahale, yetki sınırlarımız dahilinde müdahale oluruz.”
Bunların hepsinin AFAD aktivasyonu sayesinde olduğunu belirten Özal,” Bunlar aldığınız eğitimler neticesinde oluyor ve sahaya son düzenlemelerden sonra eğitimsiz hiç kimse alınmayacak. Uluslararası arama turu içerisinde eğitimsiz insanların da sahaya çıkması engelleniyor. Akredite insanlar da sahaya çıktığında daha başarılı oluyorlar” diye belirtti
Keman Virtüözü Çağlar Özaydın ve Sanatçı Gitarist Sinan Biçer’in seslendirdiği şarkıların ardından Yıkım adlı kısa film gösterimiyle etkinlik tamamlandı.
PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük süren soykırıma karşı 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katılım çağrısında bulunan HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ve AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik katliamlara son verilmesi ve halkların özgür, kardeşçe bir arada yaşayabilmesi için duyarlı olan herkesi 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge davet etti.
Suriye’de Alevilere dönük süren soykırımın birinci yılı geride kalıyor. 7 Mart’ta başlayan saldırılarda on binlerce Alevi katledildi, yerinden edildi. Kadınlar kaçırılıp tecavüze uğradı ve satıldı, çocuklar ailelerinden koparıldı. Alevilerin topraklarına ve mallarına el konuldu, işlerinden atılarak açlığa mahkûm edildi.
Saldırıların yıl dönümünde birçok coğrafyadan Aleviler ve dostları, soykırımın durdurulması için çağrılarını sürdürüyor. 7 Mart’ta birçok merkezde alanlara çıkılacak. Bu merkezlerden biri de Samandağ olacak. Hatay Samandağ’da büyük bir miting düzenlenecek. Alevi kurumları, kadınlar, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar mitinge katılım çağrısında bulundu.
“7 MART’TA SAMANDAĞ’DA OLACAĞIZ”
Suriye’de Alevilere dönük katliamların son bulmasını arzuladıklarını belirten Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, da Alevi kurumlarının ortak bir açıklamayla kamuoyuna mesaj vereceğini söyledi.
Erdoğan, bu eylemde Alevi kurumlarının, federasyonların ve konfederasyonların ortak bir basın metniyle mevcut iktidarlara duyuru yaparak ülke ve dünya kamuoyuna mesaj vereceğini aynı zamanda Suriye’deki Alevi canlara bir ses, bir nefes olacağını ifade etti.
Suriye’de bir yılı geride bırakan Alevi soykırımına dikkat çekmek amacıyla miting düzenleyeceklerini belirten Erdoğan, “Suriye’de insanların huzur içerisinde yaşaması için 7 Mart’ta Hatay Samandağ’da Maçka Demokrasi Parkı’nda bir eylem gerçekleştirilecek” dedi.
“SURİYE’DE İNSANLARIN ÖZGÜR VE KARDEŞÇE BİR ARADA YAŞAMALARINI İSTİYORUZ”
Suriye’de insanların özgür ve kardeşçe bir arada yaşamalarını arzuladıklarını vurgulayan Erdoğan, yapılacak ortak açıklamanın ardından Suriye Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakılacağını belirtti.
Erdoğan, “Yapılacak eylem ve çelenk bırakma ile Suriye yönetimine mesaj verilecek. Eğer bundan bir sonuç çıkarırlarsa ne ala, çıkarmazlarsa eylemlilik süreci devam edecektir. Suriye’de Alevilere yapılanların arkasını kesinlikle bırakmayacağız” diye konuştu.
“TÜM TOPLUMSAL KESİMLER SURİYE’DEKİ KATLİAMA DUR DEMELİ”
Samandağ’da yapılacak mitingin yalnızca Alevileri değil, Suriye’de katliama uğrayan tüm kesimleri kapsadığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Toplumların inancı, etnik yapısı ne olursa olsun herkesin birlik içinde ‘Bu insanlık katliamına dur’ demesi gerekiyor. Aydın, demokrat ve özgür yaşamı kendine bir felsefe olarak gören tüm toplum kesimlerinden beklentimiz budur. Biz herkesi eşit gördüğümüz için herkes de bize eşit şekilde bakmalı ve oradaki canların sesi olmalıdır. Buradan tüm halklara çağrımızdır: 7 Mart’ta Samandağ’da yapılacak mitinge katkı sunulsun. O bölgede yaşayan canlarımızın da eyleme daha güçlü katılım göstermelerini bekliyoruz.”
“DOĞRU ORGANİZASYONLARLA KATILIMI GÜÇLÜ KILMALIYIZ”
Hatay Samandağ’da yapılacak mitingin güçlü geçmesi için tüm kesimlerin bir araya gelmesi gerektiğini belirten Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan da geniş katılım çağrısı yaptı.
Uçarcan, “Örgütlü olduğumuz ve ilişkide bulunduğumuz tüm kesimlere doğru çağrılar yaparak, doğru organizasyonlarla çok daha geniş bir katılım sağlamak gerekiyor” dedi.
Suriye’de yaşananların yalnızca Alevilere yönelik saldırılarla sınırlı olmadığını vurgulayan Uçarcan, “Bizim açımızdan görülen Alevi katliamı olsa da Suriye’de diğer halkların da mağdur olduğu, onların da uğradığı zulümleri kınamak, bunu bilince çıkarmak ve toplumsal birlikteliği doğru temelde örgütlemek daha doğru olacaktır” diye konuştu.
“SAMANDAĞ’DA TÜM HALKLARA YÖNELİK KATLİAMLARI KINAMALIYIZ”
Samandağ’da yapılacak mitingin sadece Alevilere yönelik katliamı değil, diğer halklara yönelik saldırıları da gündeme taşıması gerektiğini belirten Uçarcan, Samandağ’a gidemeyenler için de farklı kentlerde programlar yapılabileceğini söyledi.
Uçarcan, “Bulunduğumuz yerlerde de bu tür organizasyonlar yapmak ve bu meseleyi toplumsal bilince çıkarmak en doğru olandır. Bununla ilgili Antalya’dan da otobüsler kaldırılacak. Biz de buna yönelik çalışmalar yapacağız” dedi.
PİRHA- Siyasetçi Sebahat Tuncel, DEM Parti Antlaya İl Örgütü yöneticileriyle birlikte Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi/Konuksever Cemevi’ni ziyaret etti. Ziyarette Barış Süreci ve Alevilerin sorunları konuşuldu.
Kadınların yoğunlukta olduğu buluşmada, İran’a yönelik saldırı ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşama konuşuldu.
Sebahat Tuncer yaptığı konuşmada, “Kendimize güveniyoruz, mücadele ediyoruz ve tüm yaşananlarda rağmen ayaktayız. Ülkede yaşananlara bakıldığında mevcut tablo kötü. Ama bu zamanda önemli olan Hüseyin’in yürüyüş dediğimiz yürüyüşü gerçekleştirebilmek, ya da Pir Sultan’ın yaptığı öncülüğü yapabilmektir” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise okullarda verilen eğitime değinerek, “Bunun içinde bizler tekçi, asimilasyoncu oluşuma karşı birlik ve beraberlik içinde bir mücadele ortaya koymamız gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi, dayanışma kahvaltısı düzenledi. Cemevinde gerçekleştirilen kahvaltıya Alevi kurumlarının başkan ve yönetim kurulu üyeleri, siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Etkinlikte konuşan HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan eğitim alanında yaşanan dini dayatmalara Ortadoğuda ve ülkede yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekti.
Cemevinde aynı sofranın etrafında buluşmanın, lokmayı paylaşmanın, muhabbeti büyütmenin huzurunu yaşadıklarını belirten HBVAKBV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Bizler, yolu sevgi olanın, dili barış olanın, kapısı insana açık olanın yolcularıyız. Bu Yol, Pirimiz Hacı Bektaş Veli’nin “İncinsen de incitme” öğretisinin Yol’udur. Bu Yol; ayrıştırmanın değil, birleştirmenin, ötekileştirmenin değil, kardeş bilmenin yoludur” dedi.
İnsanı merkeze koyan bir anlayışı savunduklarını ifade eden Erdoğan, “Çünkü biliyoruz ki; inanç, vicdan ve yaşam biçimi bireyin öz alanıdır. Devletin görevi, bütün yurttaşlara eşit mesafede durmak; kimsenin inancını, kimliğini ya da yaşam tarzını diğerine üstün kılmamaktır” diye belirtti.
“OKULLARDA RAMAZAN ADI ALTINDAKİ DİNİ DAYATMA KABUL EDİLEMEZ”
Son dönemde eğitim alanında yaşanan uygulamalara değinen Erdoğan, “Özellikle Millî Eğitim Bakanlığı eliyle okullarda tek tip bir dini anlayışın dayatıldığı yönündeki kaygıları artırmaktadır. Eğitim kurumları, çocuklarımızın özgür düşünceyi, bilimi ve birlikte yaşam kültürünü öğrendiği yerler olmalıdır. Okullar; herhangi bir inancın değil, ortak aklın, bilimin ve laikliğin yuvasıdır. Çünkü biz biliyoruz ki, farklılıklarımızı koruyarak birlikte yaşamak bu ülkenin en büyük zenginliktir. Bizim inancımızda rıza vardır, zorunluluk yoktur. Bizim yolumuzda ikrar vardır, dayatma yoktur. İnanç, ancak özgür iradeyle anlam kazanır” dedi.
Suriyedeki gelişmelere de dikkat çeken Erdoğan, şunları dile getirdi:
“Yanı başımızda yüreğimizi yakan bir başka acıyı da görmezden gelemeyiz. Komşu coğrafyada, Suriye’de yaşanan çatışmalar ve katliamlar, masum canların hayatını karartmaya devam ediyor. Nerede olursa olsun, bir insanın yaşam hakkının elinden alınması, bütün insanlığın vicdanında açılmış bir yaradır. Bizler, dili, dini, kimliği ne olursa olsun mazlumun yanında durmayı insanlık borcu sayarız.
Dünyada ve ortadoğuda barışa her zamankinden daha fazla barışa ihtiyaç var. Yürütülen barış arayışlarının ve diyalog süreçlerinin olumlu sonuçlanması; yalnızca ülkemize değil, tüm coğrafyaya ve insanlığa nefes aldıracaktır. Çünkü barış; ekonomiden kültüre, eğitimden toplumsal huzura kadar her alanda iyileştirici bir güçtür. Bizler, anaların gözyaşının dinmesini, gençlerin umutla yarına bakmasını, farklı kimliklerin korkmadan yan yana yaşayabilmesini savunuyoruz.
72 MILLETE BIR NAZARDA NAZARDA BAKAN İNANCIN İNSANLARIYIZ
Bugün burada paylaştığımız bu kahvaltı, sadece bir araya gelmek değildir. Bu sofra; birliktir, dayanışmadır, birbirine omuz vermektir. Bu sofra; karanlığa karşı yaktığımız bir çıra, umudu büyütme iradesidir. Bizler biliyoruz ki, birlik olursak güçlü oluruz. Birbirimizi anlarsak çoğalırız. Sevgi dilini büyütürsek, hiçbir ayrılık bizi bölemez.
Anadolu’nun mayası hoşgörüdür. Bu toprakların harcı kardeşliktir ve bizler, bu kadim kültürün emanetçileriyiz. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Eşit yurttaşlık istiyoruz. Laik, bilimsel ve özgür eğitimi savunuyoruz. İnançların değil, insanların yarıştırılmadığı bir ülke hayal ediyoruz. Barışın egemen olduğu bir coğrafya özlemini dile getiriyoruz.
Geliniz, lokmamız bir, yolumuz bir, niyetimiz bir olsun. Geliniz, ayrılığı değil birliği, korkuyu değil umudu büyütelim. Geliniz, Pirimizin dediği gibi: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
PİRHA- Suriye’de Türkiye ve ABD muradının Suudi rejimine benzer bir rejim yaratmak olduğunu savunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Zeynel Can, Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerin de gelinen noktada durumunun tehlikede olduğunu vurguladı.
Suriye’deki gelişmelere ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, dünyanın gelinen noktada değişimlere gebe olduğunu ABD’nin ise giderek yaşlanmış emperyalist bir ülke olarak çöküş sürecini yaşadığı tespitinde bulundu.
“COLANİNİN KENDİ REJİMİNİ SAĞLAMA ALMA ARAYIŞI TEKLİ BİR SURİYE DEĞİL İKİLİ BİR SURİYEYİ YARATACAK”
Suriye’de Türkiye ve ABD muradının Suudi rejimine benzer bir rejim yaratmak olduğunu belirten Zeynel Can, “Ancak Suriye’de özellikle, PYD ‘nin son tahlilde kendinin de tamamen tasfiyesi olacağını görmesiyle ortaya koyduğu direniş orada bir orta yol bulma anlamında sonuçlandı” dedi.
Colani’nin Suriye’de kendi iktidarını sağlama alma yönündeki hamlesinin tutmadığına dikkat çeken Can, “Gelinen süreç bugün açısından bir bütün Suriye’den ziyade ikili bir Suriye’ye dönüştürdü, dönüştürecek gibime geliyor” diye belirtti.
Zeynel Can, Alevilerle beraber aydınlanmacı, seküler hayatı benimsemiş Sünnilerin de gelinen noktada durumunun tehlikede olduğunu vurguladı.
“SURİYE’DE SUUDİ ARABİSTAN TİPİ BİR REJİM YARATMAK İSTİYOR”
Sömürünün en kolay yolunun Suudi Arabistan tipi bir rejim kurmak olduğunun altınıı çizen Can, “Zaten Tom Barak’ın buna yönelik açıklamalarında “Demokrasi burada lüks kaçar’ mealinden bir şeyler söylemişti. ABD için Orta Doğu’da önemli olan tekli rejimdir. Çünkü tekli rejimler kendilerine bağlı sorumlu bir uşak onların tarzına çok uyuyor” diye belirtti.
Tarihe hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinin defalarca ispatlandığını belirten Can, “Belki istenen sıçrama yapılmamış olsa da insanlarda bir direnme, bir hak elde etme bilincinin mayalandığını ve bunun önümüzdeki süreçlerde demokratik direnişleri de aşarak radikal direnişlere dönüşebileceğini tahmin ediyorum. Yani ısınan dünya onu da gösteriyor. Belki 5 yıl sonra, belki 10 yıl sonra bunlar yaşanacak Dünya ve insanlık tarihinde, 5- 20 veya 50 yıl kısa sürelerdir” şeklinde ifade etti.
Suriye’de Alevilerin hedefe konduğunu belirten Can, “Çünkü bu Selefi, Sünni inanç açısından yüzyıllardır gelen bir kuraldır. Kendi iç cephesini sağlama almak için gayrimüslimler, Aleviler, Ezidi’ler, Keldani’ler, Dürzi’ler üzerinden bir şeytanlaştırmayla, rejimi sağlama alma girişimleri olmasına rağmen bunlar yeterli kalmayacaktır” dedi.
Suriye’ye bir bütün bakıldığında gerek yaşam tarzları açısından gerekse de demokratik haklar ve paylaşım talep etmelerinin çok önemli olduğuna işaret eden Can, “Dolayısıyla burada Alevilerin de içinde olduğu geniş bir muhalif halk cephesinin oluşacağını düşünüyorum. Bu konuda ümitliyim. Mesela İslamcı cepheye yönelik ciddi bir tepki var. Bu mevcut rejimin oluşmasından rahatsızlıklarını ifade ettiler” şeklinde ifade etti.
Colani’nin Suriye’de başa geçmesine razı gelmeyenlerin hain ilan edildiğini belirten ZeynelCan, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Şu an Suriye’de o grubun yoğun bir saldırısı ve teyakkuzu altında. Burada ciddi bir militan tayfası da var. Kendi içlerinde her an bir suikastçı çıkabilir ya da herhangi bir bölgede bir istikrarsızlık patlak verebilir. Bu anlamda da bir sıkıntı var.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Kadın Komisyonu üyeleri, Hızır ayı vesilesiyle yaptıkları değerlendirmede, Hızır’ın gittiği yerleri yeşerten, bereket veren; yetime, öksüze ve ihtiyacı olana çağrıldığı yerde hazır ve nazır olan bir Pir olduğunu vurguladı. Kadınların ortak mesajı ise, “Hızır’ın Suriye’deki canlara ve dünyanın her neresinde kim zordaysa, kim dardaysa Boz Atlı Hızır onlara derman olsun” oldu.
Alevi inancında kutsal kabul edilen Hızır ayı başladı. Ocak ayının sonlarından şubat ayı ortalarına kadar süren bu dönemde Hızır oruçları tutuluyor, cem erkânları yürütülüyor, kurbanlar tığlanıyor. Anadolu’nun farklı bölgelerinde tarihleri değişebilen oruçlar, coğrafi koşullara ve pirlerin talipleriyle buluşma takvimine göre farklı günlerde yerine getiriliyor. Hızır ayı; kurtuluşun, bolluk ve bereketin simgesi olarak görülüyor. Bu süreçte lokmalar pay ediliyor, ziyaretler yapılıyor, dilekler dileniyor; darda olana yardım ediliyor.
“HIZIR YOLDAŞIMIZ OLSUN”
Medine Demir, “Bu ay Hızır ayı. Hepimize mübarek olsun. Allah hepimizi korusun, Hızır yoldaşımız olsun. Bugün Hızır orucumuzu tuttuk, inşallah Hakk bir daha kısmet eder” dedi.
“BOZ ATLI HIZIR FIRSATÇILARA FIRSAT VERMESİN”
Yeter Karakuş ise, “Boz Atlı Hızır fırsatçılara fırsat vermesin. Darda, zorda olanlara, hastalara yetişsin. Dünyanın her neresinde kim zordaysa, kim dardaysa Boz Atlı Hızır onlara derman olsun” ifadelerini kullandı.
“ANNEM HIZIR’I GÖRMÜŞ”
Yaklaşık 30 yıldır Antalya’da yaşadığını belirten İnci Nar, “Bütün Hızır orucunu tutanların orucunu Allah kabul etsin. Suriye’deki canlara ve hepimize Allah yardım etsin. Hızır yardımcısı olsun” dedi.
Nar, çocukluk anısını ise şöyle anlattı:
“Ben küçüktüm. Bir yaşlı adam evimize geldi, ‘Ben çok açım’ dedi. Annem sofra serdi. Annem içeri girene kadar adam yemeden kayboldu. Aradık ama bulamadık. O sene evimiz bolluk ve bereket içinde geçti. Allah herkesin evine bolluk ve bereket, hasta olanlara da şifa versin.”
“HAK DARDA OLANA YETİŞSİN”
Hatun Yalçınkaya da, “Allah herkese tekrarını nasip etsin. Ali kılavuzumuz, Hızır yardımcımız olsun. Bütün darda zorda olanlara Hak yardım etsin” diye konuştu.
Fatık Kaplan, “Allah herkese yardım etsin; özellikle darda kalan Suriyelilere de yardım etsin” dedi.
“HER GÖRDÜĞÜMÜZÜ HIZIR BİLMELİYİZ”
Hızır ayının Aleviler için kutsal bir ay olduğunu vurgulayan Fidan Karaçorlu, “Allah herkesin tuttuğu oruçları kabul etsin. Ama ortam çok kötü. İnşallah Hızır gelir, ortalığa bir tertip düzen verir. Dünyadaki bütün bozuk düzenleri düzeltmek için yetişsin” ifadelerini kullandı.
Hızır’ın özellikle Suriye’deki Alevilere yetişmesini arzuladığını belirten Karaçorlu, “Haklılara yetişsin, haksızların da hakkından gelsin. Hepimiz Hızır olabiliriz. Deyişlerimizde ‘Her gördüğünü Hızır bil’ denir. Kapımıza gelenin ne olduğunu bilemeyiz. Her geleni ve her gördüğümüzü Hızır bilmeliyiz” dedi.
Kapılarına geleni boş çevirmediklerini ifade eden Karaçorlu, “Bizim Aleviliğimizin özünde bu var. Her gelen kişi Hızır olabilir diye düşünürüz. Ülkemize ve bütün dünyaya Hızır yetişsin. Ali kılavuzumuz, Hızır yoldaşımız, Celal Abbas yardımcımız olsun” diye konuştu.