Etiket: hdk

  • HDK’den ‘mutlak butlan’ kararına tepki: Demokratik siyasete müdahaledir

    HDK’den ‘mutlak butlan’ kararına tepki: Demokratik siyasete müdahaledir

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı hakkında verilen “mutlak butlan” kararına tepki gösterdi. HDK, kararın yalnızca CHP’yi değil, Türkiye’de demokratik siyaset alanını hedef aldığını belirterek, yargının siyasal müdahale aracı haline getirildiğini ifade etti.

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38’inci Olağan Seçimli Kurultayı’na ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararına yönelik tepkiler sürüyor. Halkların Demokratik Kongresi (HDK), konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.

    HDK açıklamasında, söz konusu kararın hukuki değil siyasi bir müdahale olduğu vurgulanarak, demokratik siyaset alanının daraltılmak istendiği belirtildi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bu karar, hukukun üstünlüğünü değil, yargının iktidar aklı tarafından siyasal bir silaha dönüştürüldüğünü bir kez daha gözler önüne sermektedir. Siyasetin mahkeme koridorlarında dizayn edilmesine, halkın siyasi iradesine ipotek konulmasına karşı durmayı tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz.”

    “TOPLUMSAL BARIŞA ZARAR VERİYOR”

    HDK, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” tartışmalarının sürdüğü bir dönemde böylesi adımların toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğini ifade etti.

    Açıklamada, demokratik çözüm ve kalıcı barış arayışlarına zarar verildiği belirtilerek, mahkeme eliyle yapılan müdahalenin yalnızca CHP’nin iç meselesi olmadığı kaydedildi.

    “DAYANIŞMA HER ZAMANKİNDEN DAHA KRİTİK”

    Kararın Türkiye’nin ortak demokratik geleceğini hedef aldığı belirtilen açıklamada, demokratik siyaset alanının korunması için toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekildi.

    HDK açıklamasında şu değerlendirmeye yer verildi:

    “Demokratik siyaset alanının ve toplumsal barış umudunun korunması için dayanışma her zamankinden daha kritiktir. İrade gaspına ve antidemokratik uygulamalara karşı; emeği, barışı ve en geniş demokrasi zeminini savunmak şarttır.”

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN YANINDA OLACAĞIZ”

    HDK, açıklamasının sonunda yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesine karşı çıkan tüm kesimlerle ortak mücadele sürdüreceklerini belirtti.

    Açıklamada, “Yargı sopasıyla hizaya getirilmek istenen toplumsal muhalefetin ve demokrasi mücadelesi sürdürenlerin yanında olmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    HABER MERKEZİ

  • HDK İzmir’de coşkulu bir buluşma gerçekleştirdi – VİDEO

    HDK İzmir’de coşkulu bir buluşma gerçekleştirdi – VİDEO

    PİRHA – HDK’nin İzmir’de düzenlediği konserde söz alan Sebahat Tuncel, “Bu yeni dönemi inşa edecek olan bizleriz. Ama devleti de adım atmaya zorlamak bizim görevimiz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisleri, Tevgera Jinên Azad(TJA) Aktivisti Sebahat Tuncel, HDK Eş Genel Sözcüsü Ali Kenanoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı Babetna ve Dodan’nın da sahne aldığı “Halklar bir arada” şiarıyla Bornova Aşık Veysel Açık Hava Tiyatrosu’nda konser düzenledi.

    Konser saygı duruşu ve Rojin Kabaiş Futbol Turnuvasına katılan takımlara Barış Anneleri tarafından zeytin fidanı verilmesiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan HDK İzmir Eş Sözcüsü Vezan Karabulut Barış Anneleri ve tüm kadınların Anneler Günü’nü kutladı.

    ‘YENİ DÖNEMİ İNŞA EDECEK OLAN BİZLERİZ’

    Sebahat Tuncel de Barış Annelerine gül verdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı selamlayarak konuşmasına başlayan Sebahat Tuncel, “Annelerimiz en güzel yaşamı hak ediyor. Barış Anneleri, annelerimiz Kürt halkının eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin hep bir parçası oldular. Hep direnişin en ön saflarında oldular. Onlar o yüzden sadece anne değil, aynı zamanda devrimci bir kadın olarak buradalar. Savaşın, çatışmanın son bulması, barışın inşa olabilmesi için gerekli hukuki ve siyasi adımları atmak devletin görevi. Biz nasıl yaşamak istiyorsak geleceğimizi öyle örgütleyeceğiz. Çok soru soruyorlar sokakta bize. Bu devlete güven olur mu? AKP’ye güven olur mu? Bu sürecin geleceği ne olacak? Peki bir yıl geçti arada hala adım atmıyorlar. Ne olacak diye çok soru soruluyor. Ben de hep şunu söylüyorum; siz nereye bakıyorsunuz bu soruları sorarken? Devlete bakıyorsunuz. Devlete güven olur mu? olmaz. Bunu en iyi kim bilir? Kadınlar bilir. En iyi kim bilir? Kürt halkı bilir. Dolayısıyla mesele devlet değil. Kime bakacağız? Demokrasi için, özgürlük için, mücadele eden, eşitlik için mücadele eden halklara bakacağız. O açıdan kendimize bakacağız. Nasıl yaşamak istiyoruz sorusuna vereceğimiz cevapla alakalı bu durum. Bu yeni dönemi inşa edecek olan bizleriz. Ama devleti de barışa zorlamak, devleti de adım atmaya zorlamak bizim görevimiz. Ne demişler? Hak verilmez alınır. Biz şimdiye kadar hep bunu öğrendik” ifadelerini kullandı.

    ‘VARTO’YA VE KARLIOVA’YA SELAM OLSUN’

    Sonrasında konuşan Ali Kenanoğlu ise halkın iktidara güvenmediğini söyledi. Halkların başka dertleri olduğunu aktaran Kenanoğlu, “İnsanların doğaları talan ediliyor, suları kirletiliyor, ormanları yakılıyor, yıkılıyor. Madenler, JES’ler, GES’ler, HES’ler bütün bunlarla doğa tahrip ediliyor. Ve bunu İzmir’de çok yakından biliyoruz. Vartolular büyük bir mücadele yürütüyor. Selam olsun Varto’ya ve aynı şekilde Bingöl Karlıova’ya da selam olsun. Büyük bir mücadele yürütülüyor. Doğamızı, toprağımızı, yaşam alanlarımızı korumak için yapılıyor bunlar. Ve bunların hepsi savaşla ve barışla doğrudan alakalı şeyler. Canların toprağa düştüğü bir yerde, kanın aktığı bir yerde sizin ormandan, dağdan, tepeden, börtüden, böcekten konuşma imkanınız elinizden alınıyor. O anlamıyla bu ülkede ne kadar karanlık iş varsa, ne kadar kirli iş varsa bunları hep savaş dönemlerinde ve çatışmanın en yoğun olduğu dönemlerde gerçekleştirdiler. Biz bu topraklarda kalıcı olarak barışın hakim olmasını ve artık bizlerin de doğasına, çevresine sahip çıkan tıpkı Varto’lular gibi, tıpkı Karlıovalılar gibi mücadele ederek oralara göz diken sermayedarları, oraya göz diken o para hırsına bürünmüş şirketleri def etmek, uzaklaştırmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

    Konser Babetna ve Dodan’ın şarkılarını söylemesi ve halaylarla son buldu. PİRHA/İZMİR

     

  • Vartolu Kadınlar İnsiyatifi: Yaşamımız için mücadele edeceğiz!-VİDEO

    Vartolu Kadınlar İnsiyatifi: Yaşamımız için mücadele edeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Varto ve Karlıova’nın köylerini kapsayan JES projesine karşı etkinlik düzenleyen Vartolu Kadınlar İnsiyatifi, “Doğa, bizim hafızamızdır, kimliğimizdir, geleceğimizdir. Buna izin vermeyeceğiz” dedi. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Varto ve Karlıovalıların mücadelesinin yanında olduklarını söyledi.

    Vartolu Kadınlar İnsiyatifi Varto ve Karlıova’nın köylerini kapsayan JES projesine karşı İstanbul Gazi’de bulunan bir düğün salonunda etkinlik düzenledi. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş’ın katıldığı etkinliğe kadınların yoğun katılımı oldu.

    “İNSANLAR YERİNDEN EDİLMEK İSTENİYOR”

    Etkinlik Gazi Cemevi Kadın Erbane Korosu’nun dinletisiyle başlarken, etkinlikte Vartolu Kadınlar İnsiyatifi adına konuşan Eylem Yalçınkaya, kadınlar olarak topraklarını, sularını, havayı, yaşamı savunmak için toplandıklarını belirterek, “Varto’nun dağlarını, derelerini, yaylalarını, çocuklarını ve geleceğini temsil ediyor. Bizler Vartolu Kadınlar İnisiyatifi olarak şunu çok iyi biliyoruz: doğa yalnızca üzerinde yaşadığımız bir yer değildir. Doğa, bizim hafızamızdır. Doğa, bizim kimliğimizdir. Doğa, bizim geleceğimizdir” dedi.

    Yapılmak istenen JES’in toprağın dengesini bozacağını, suyunu tüketeceğini, tarımı etkileyeceğini, hayvancılığıı zorlaştıracağını vurgulayan Eylem Yalçınkaya, “Bu; köylerin boşalması, insanların yerinden edilmesi, yaşamın sessizce geriye çekilmesi demektir. Biz bu hikayeyi daha önce başka yerlerde gördük. Doğanın nasıl sessizce yok edildiğini, köylerin nasıl boşaldığını, insanların nasıl göçe zorlandığını gördük” diye belirtti.

    “VARTO SAHİPSİZ DEĞİLDİR”

    Kadınlar olarak, Varto’nun toprağı şirketlerin değil, halkın olduğunu ifade eden Eylem Yalçınkaya, şunları dile getirdi:

    “Varto’nun suyu rantın değil, yaşamındır. Varto’nun geleceği projelerin değil, çocuklarımızındır. Dayanışma umudu çoğaltır. Birlikte olursak, kimse bizi yok sayamaz. Varto sahipsiz değildir. Doğa sahipsiz değildir. Biz kazanacağız. Yaşam kazanacak, Varto kazanacak.”

    Gazi Cemevi’nden Arzu Erdoğan ise, Alevilikte rızalığın olduğuna dikkat çekerek, halkın, kadınların, canlıların rızalığına almadan yapılan projelere direneceklerini söyledi.

    “İZİN VERMEYECEĞİZ”

    HDk Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da, Vartoluların direnişlerinin yanında olduklarının altını çizerek, “JES’e karşıyız. Çünkü birileri enerji üretimi adı altında yaşama, canlıya, doğaya, insana düşman projeler yapıyorlar. Doğanın sömürgeleştirilmesidir. Halkın rızası alınmadan yapılıyor. Bir çok kentte bunu yaşadık. Buna izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Meyman Tiyatro Grubu ve sanatçı Pınar Aydınlar sahneye çıktı.

    Etkinlik halaylarla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mersin’de binler hakları için yürüdü: Direne direne kazanacağız!-VİDEO

    Mersin’de binler hakları için yürüdü: Direne direne kazanacağız!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de alanları dolduran emekçiler, emekliler, ekolojistler, kadınlar ve gençler taleplerini dile getirdi; “Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Direne direne kazanacağız!”

    Mersin’de 1 Mayıs İşçi Bayramı düzenlenen yürüyüşle başladı. Binlerce kamu emekçisi, ekolojist, kadın, genç, emekli ve yurttaşlar yürüyüş boyunca hakları için mücadele edeceklerini vurgularken, iktidara uyarıda bulundu. Yürüyüşe HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri ve belediye başkanları da katıldı.

    Yürüyüşün ardında Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen kitleye seslenen Tüm-Tis Şube Başkanı Savaş Gürkan ve KESK ve Mersin Kadın Platformu adına SES Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, emekçiler olarak çalıştıklarını ve ürettiklerini ancak emeklerinin karşılığını alamadıklarını söyledi.

    “BARIŞI SAVUNACAĞIZ”

    Mevcut düzende çocukların, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin can güvenliği olmadığının vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Okullarda artan şiddet ve cinayetler çocuklarımızın canını alıyor. Çeteler okul önlerinde, kısa yoldan para kazanma vadiyle çocukları topluyor. LGBTİ’leri hedef haline getiren AKP iktidarı uyguladığı politikalarla LGBTİ düşmanlığını körükleyerek işte, evde, sokakta can güvenliğini, çalışma ve yaşama hakkını yok ediyor. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Bahar Taş ve akıbeti şüpheli şekilde karanlıkta bırakılan tüm kadınlar için gerçekler ortaya çıkana, sorumlular yargılanana ve adalet tesis edilene kadar mücadele etmeye, takipçisi olmaya ve söz kurmaya devam edeceğiz.

    Şiddetsiz bir yaşam istiyoruz! Güvenceli bir gelecek istiyoruz! İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa etkin şekilde uygulanana kadar susmayacağız! Bugün 1 Mayıs’ta bir kez daha söylüyoruz: Emeğimiz, bedenimiz ve geleceğimiz bizimdir! Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz.

    Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler, kadınlar; itiraz eden kim varsa hapishanelere dolduruluyor. Sendikalaşma ve grev hakkı gasp ediliyor.

    Barış ve kardeşlik; en fazla biz işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin ihtiyacıdır. Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “İNSAN ONURUNA YARAŞIR ÜCRET İSTİYORUZ”

    Yapılan açıklamada talepler ise şu şekilde sıralandı:

    “-İşçilerin, kamu emekçilerinin ve emeklilerin ücretlerinin insan onuruna yaraşır şekilde yükseltilmesini istiyoruz,

    -İşsizliğin önlenmesini istiyoruz,

    -Kiralık işçilik düzenlemesinden vazgeçilmesini istiyoruz,

    -Kıdem tazminatı hakkımıza dokunulmamasını istiyoruz,

    -Güvenli okullar istiyoruz,

    -İşsizlik Sigortası Fonu’nundan yararlanma kolaylaştırılsın, işçiler dışında kullanılmamasını istiyoruz,

    -Vergi adaletsizliğinin giderilmesini az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz,

    -Sağlık ve sigorta haklarımızdaki mağduriyetin giderilmesini istiyoruz,

    -Asgari ücretin insan onuruna yakışır olmasını istiyoruz,

    -İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin artırılmasını istiyoruz,

    -Anti demokratik yasaların değiştirilmesini istiyoruz,

    -Örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz,

    -Taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonominin engellenmesini istiyoruz,

    -Özelleştirmelerin durdurulmasını, sosyal devletin daha etkin olmasını istiyoruz.

    -Halk iradesinin önündeki engellerin kaldırılmasını, Kayyum politikalarına son verilmesini istiyoruz.”

    Konuşmalar ardından sanatçı Ali Altay’ın söylediği şarkılarla kutlama son buldu.

    PİRHA/MERSİN

  • Kadınlar İzmir’de buluştu: Gültan Kışanak’tan örgütlenme vurgusu!- VİDEO

    Kadınlar İzmir’de buluştu: Gültan Kışanak’tan örgütlenme vurgusu!- VİDEO

    PİRHA- İzmir’de DAD, HDK ve Karlıova Dernekleri’nin ortak düzenlediği bir kadın buluşması gerçekleştirildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla gerçekleşen buluşmaya, Kürt Kadın Siyasetçi Gültan Kışanak da katıldı. Etkinlik türkülerle son buldu.

    “KADINLAR OLARAK CEMAL CEMALE OLMAK ÇOK DEĞERLİDİR”

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında kadınlar etkinlik, yürüyüş ve buluşmalarını devam ettiriyor. Bu etkinliklerden biri de Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Karlıova Dernekleri’nin İzmir’de düzenlediği kadın toplantısıydı.

    “HEGEMONYA KAVGASINDA HALKLAR KURBAN OLUYOR”

    Toplantıya çeşitli kurum ve derneklerden katılım sağlanırken, kadınların da ilgisi yüksekti. Ayrıca buluşmada Kürt Kadın Siyasetçi Gültan Kışanak da katıldı. Kışanak, burada yaptığı konuşmada kadın mücadelesinin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Yüz yüze olmak, cemal cemale olmak, yan yana olmak, beraber sohbet etmek, beraber sorunlarımızı, sıkıntılarımızı konuşmak, aynı zamanda da beraber bir çıkış yolu bulmak, daha iyi bir geleceği kurabilmek için birlikte yapabileceklerimizi konuşmak son derece kıymetlidir.”

    Konuşmasında Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere de değinen Kışanak, “Suriye’de yaşananlar, Rojava’da yaşananlar bir tesadüf değildi. Bugün İran’da yaşananların bir habercisiydi aslında. HTŞ’yi Şam’da iktidara oturtarak, Ortadoğu’da aslında bir Şii-Sünni çatışması yaratmak isteyenler, dünyadaki bu hegemonya kavgasında maalesef halkları kurban olarak görüyorlar. Onların ne istediği, nasıl yaşamak istediği konusunda saygı gösteren bir yerden değil, halkların kaderi üzerinde kendilerini yaşatıyorlar” dedi.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUNDA ERKEKLERİN YÖNETİMLERDE!”

    Kışanak, konuşmasını kadınlara çağrıda bulunarak, şu sözlerle sonlandırdı: “Ne yazık ki şehirlerde kurduğumuz bu kurumlarda, derneklerde, yapılarda, Alevi kadınlar, bu kurumlarda kendilerine yer bulamıyorlar. Alevi örgütlerinin büyük çoğunluğunda erkeklerin yönetimlerde olduğunu görüyoruz. Bu yönüyle kadınlar bir adım geride kalmışlar. Onun için ben burada bütün kadın arkadaşlarıma, canlara, bu kurumlarımıza daha fazla gitmeleri gerektiğini, daha fazla sahip çıkmak, örgütlenmek ve kadını eşit olarak orada da yönetimlere katmak için çalışmalarının kıymetli ve önemli olduğunu hatırlatmak isterim.”

    PİRHA/İZMİR

  • HDK’den Türkiye Alevi Federasyonu’na ziyaret!-VİDEO

    HDK’den Türkiye Alevi Federasyonu’na ziyaret!-VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi (HDK) eş sözcüleri, Türkiye Alevi Federasyonu’nu ziyaret etti. Yapılan görüşmede Suriye, İran ve Türkiye’deki gelişmeler ele alındı.

    HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ile Ali Kenanoğlu, Türkiye Alevi Federasyonu’nu ziyaret etti.
    Garip Dede Dergahı’nda yapılan görüşmede, Türkiye Alevi Federasyonu’nun yanı sıra birçok cemevi yöneticisi de yer aldı.

    “ORTAK HAREKET ETMELİYİZ”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Türkiye Alevi Federasyonu’nun yakın zaman öncesinde yaptığı HDK ziyaretine karşılık verdiklerini belirtti. Kenanoğlu konuşmasında

    “Suriye’de yaşananların ardından toplumsal kesimlerin birlikte hareket etmeleri gerektiği artık çok açık. Bütün bu katliamlar karşısında birlikte nasıl yan yana durmamız gerektiğini, yaşadığımız coğrafyayı yaşanılır kılabilmeyi bunun için neler yapmamız gerektiği konusunda hem HDK cephesinden bilgilendirme hem de Alevi toplumunun temsilcileri olarak sizlerin bu konudaki düşünce ve önerilerini almak istiyoruz. Ortak hareket etmek adına bu ziyareti gerçekleştirdik” dedi.

    “HTŞ’Yİ DESTEKLEYENLERİ GÖRÜYORUZ”

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Suriye’de yapılan saldırıların “göz göre göre geldiğini” söyledi. Beştaş, şunları dile getirdi:

    “Bu dönem yan yana durmanın, birlikte mücadele etmenin dayanışmanın çok önemli aşamalarından birini yaşıyoruz. Dünyanın her tarafında kan donduran, akıl zorlayan gelişmeler var. Suriye’de de ciddi gelişmeler yaşanmakta. Hukukun, ahlakın, siyasetin, ilkelerin neredeyse askıya alındığı bir zaman dilimindeyiz. Suriye meselesinde ‘Benim mahallem, senin mahallen. Benim- senin tarafın’ diye bir şey olmamalı. Bu insanlık suçları, bu savaş hukukunu bile hiçe sayan yaklaşımlara hepimiz aslında nerede bulunursak bulunalım ses yükseltmemiz gerekiyor. Alevi katliamından sonra Dürzilere, farklı kimliklere yönelik saldırılar peşi sıra geldi. Aslında bu saldırılar göz göre göre geldi. En son Halep’teki saldırı, katliam, bunu aslında bir ileri aşamaya taşıdı. IŞİD kalıntılarına kravat takmakla zihniyetin değişmediğini aslında maalesef deneyimleyerek yaşıyoruz. Bu konuda ‘tek sorumlu Şam hükümetidir’ deme noktasında da değiliz. Destekleyenler, güç verenler, bu konuda arkasında duranların da farkındayız. ‘Türkiye saldırı altındadır’ gibi bir propaganda yapıldığını görüyoruz.”

    “TÜM DEMOKRATİK KESİMLER BİR ARADA OLMALI”

    Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Suriye ve Türkiye’deki gelişmeler doğrultusunda birlikte yol yürümenin yeni yöntemlerini aramak gerektiğini söyledi. Koç, “Öyle bir döneme geldik ki bugün dünyada da çok farklı gelişmeler oluyor. ABD’nin yaptıkları ortada… O nedenle tüm demokratik kesimlerin bir arada olması gerekir” dedi.

    “HALEP’TE İRAN’DA BÜYÜK KATLİAMLAR VAR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise

    “Halep’te İran’da büyük katliamlar var. Leyla Şahin Usta, ‘Aleviler öldürülünce bangır bangır bağırıyorsunuz’ diyor. Bunlarla nasıl barış olacak şaşırıyoruz. Bu süreçte daha çok birlikte olmalıyız. Oradaki cihadist grupların, insanları nasıl katlettiklerini görmeliyiz. Savaşçıları binadan atarken ‘Allahuekber’ diyorlar! Nasıl bir zamana denk geldik, gerçekten çok üzücü” sözleriyle düşüncelerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDK: ABD’nin Venezuela halkına yönelik başlattığı açık kaynak gaspı girişimidir, kınıyoruz!

    HDK: ABD’nin Venezuela halkına yönelik başlattığı açık kaynak gaspı girişimidir, kınıyoruz!

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi (HDK), yaptığı açıklamada, “ABD yönetiminin Venezuela halkına yönelik başlattığı açık kaynak gaspı girişimini ve ardından Kolombiya ile Küba’yı hedef alan tehditlerini şiddetle kınıyoruz” dedi.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Venezuela’ya askeri saldırısı ve  Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i kaçırmasına ilişkin Halkların Demokratik Kongresi (HDK), yazılı açıklama yaptı.

    “ABD yönetiminin Venezuela halkına yönelik başlattığı açık kaynak gaspı girişimini ve ardından Kolombiya ile Küba’yı hedef alan tehditlerini şiddetle kınıyoruz” denilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Trump yönetiminin son açıklamaları, emperyalizmin artık ‘demokrasi’ maskesine ihtiyaç duymadığını; amacının doğrudan halkların zenginliklerine el koymak ve iradelerini kırmak olduğunu tescillemiştir. Venezuela’nın petrolünü ‘geri alınacak mülk’ olarak gören, Küba’nın onurlu direnişini ve Kolombiya’nın demokratik yürüyüşünü tehdit eden bu akıl, haydutluktur

    Venezuela’nın petrolü, Küba’nın onuru ve Kolombiya’nın geleceği emperyalist tekellerin oyun sahası değildir. Yer altı ve yer üstü zenginlikler o topraklarda yaşayan halklarındır. Trump’ın ‘sırada Kolombiya ve Küba var’ tehditlerine karşı, Latin Amerika halklarının yanındayız. Bu saldırı, sadece bir bölgeye değil, tüm dünya halklarının özgürlük arayışına yöneliktir. Ambargolarla, yaptırımlarla ve varlık gaspıyla halkları açlığa mahkum ederek teslim almaya çalışan bu ‘ekonomik terör’ suçtur. Emperyalizm ne kadar saldırganlaşırsa saldırsın, örgütlü bir halkın iradesini asla teslim alamayacaktır. Direnen halklar kazanacak!”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Ali Kenanoğlu, Aleviler için 2025 yılının en önemli gelişmelerini özetledi!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu, Aleviler için 2025 yılının en önemli gelişmelerini özetledi!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevilerin penceresinden 2025 yılındaki gelişmeleri değerlendirdi. Barış sürecine dair Alevi kurumlarının eksik kaldığını söyleyen Kenanoğlu, “Kurumlar, sürecin doğru evrilmesi konusunda toplumu bilgilendirme toplantılarına öncülük edebilirlerdi” dedi. Kenanoğlu, 2025 yılının en önemli gelişmesinin ise Alevi Temsilciler Meclisi kurma kararı olduğunu belirtti.

    2025 yılı, önceki yıllar gibi hukukun çokça tartışıldığı, adalet talebinin sık sık dillendirildiği bir yıl oldu. Kayyumlar, yolsuzluklar, işçi ve kadın cinayetlerinin yanı sıra kimlikler üzerindeki baskı ve asimilasyon politikaları da yine çokça gündem olan başlıklar arasında yer aldı. Bu tablo içinde Alevi toplumu nezdinde yaşanan gelişmeleri Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucusu ve HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu PİRHA’ya değerlendirdi.

    Kenanoğlu, değerlendirmesine Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yönelik devlet yaklaşımına değinerek başladı.

    “CUMHURİYET’İN İKİNCİ YÜZYILININ EN ÖNEMLİ HAMLESİ”

    AKP iktidarıyla birlikte Alevilere yönelik çeşitli adımlar atıldığını belirten Ali Kenanoğlu, “Netice itibariyle Alevilik görünen bir yerde ve bir Alevi gerçekliği var” vurgusunu yaptı. Aleviliğin 2025 yılında hükümet ve devlet gündeminde olduğunu söyleyen Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2023’te kuruldu. Bununla birlikte devletin bir Alevilik gündemi de oluştu. Bu tamamladığımız yılda ise atılan ilk hamlelerden kamuoyunun tepkileri toplandı. Cemevi Başkanlığı kuruldu ve bir takım işler yapıyor. Bu işler karşısında Alevi örgütleri, topluma ne söylüyor; hükümet, bunun tespitini yaptı esasında. Aslında cumhuriyetin ikinci yüzyılının en önemli hamlesi bana göre bu oldu. Çünkü devletin ilk yüzyılında inançsal toplulukları bir çatı altında toplamak adına Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ama Aleviler hep bu başkanlığın dışında kaldılar. İlk zamanlarda Alevi temsilcileri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmek istemesine rağmen kabul edilmedi!

    Aleviler zaten Müslümanlığı bilmeyen, dağlarda yaşadığı için hani Kürt’e ‘kart kurt’ demiş ya, ‘Aleviler dağlarda kaldığı için Müslümanlıkla ilişki kuramamış. Bunlara Müslümanlığı öğretirsek bu sorun çözülür’ gözüyle bakılmış. Şimdi bu Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerinin mücadelesi ve Aleviliğin artık yok sayılamaz bir noktaya evrilmesiyle birlikte Cumhuriyetin 2. yüzyılında artık ‘Aleviler de kontrol altına alınmalı’ düşüncesiyle oluşturulmuş bir yapıdır. Yani bu, tesadüfen bir parti politikası falan değil. Bu bir devlet politikasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı hangi sebeplerle kurulmuşsa Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da aynı sebeplerle kurulmuştur. O anlamıyla bu dönem de o itirazları toparladılar.”

    “REDDETTİĞİMİZ BİR KURUMLA İRTİBAT KURULMAMALI”

    Kenanoğlu, 2025 yılı boyunca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik itirazların arttığını ve bu itirazların iktidar nezdinde rahatsızlık yarattığını ifade etti. Hükümetin bu kurumu Kültür Bakanlığı’ndan alarak Cumhurbaşkanlığı’na bağlama ihtimaline de dikkat çekti.

    Ali Kenanoğlu, şöyle devam etti:

    “Böylelikle bu girişimi destekleyen ama bu hususlardan kaynaklı itirazları da ortadan kaldırmış olacaklar. Bu gelişme, iktidar açısından önemli bir hamle! 2025’te bu işin mutfağını oluşturdular. Diğer taraftan Alevi toplumunun temsiliyetini sağlayan federasyon ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, bir bütün olarak Cemevi Başkanlığı’na yönelik itirazlarını her platformda sürdürdüler.

    Alevi dünyasının içerisinde olmaya devam eden birisi olarak, hükümet kanadından çeşitli insanlarla görüştüğümüzde, Alevi toplumunun itirazından rahatsız oldukları izlenimine vardım. Alevi örgütlü yapısının Cemevi Başkanlığına itirazından dolayı rahatsızlar ve bir türlü meşru bir noktaya oturtamıyorlar. Her ne kadar millet, boya-badanasını, masa-sandalyesini aldırsa da ‘Sonuçta vergi veriyorum. Bana sandalye lazım ve alıyorum’ diyerek meseleye buradan bakıyor. ‘O sandalyeyi almış olmam, başkanlığı onaylamış olmam anlamına gelmiyor’ diyorlar. Biz tabii bunu da doğru bulmuyoruz. Reddettiğimiz bir kurumla hiçbir şekilde irtibatın sağlanmaması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü bunlar, iki sandalye gönderdikleri yere tabelasını astırıyor. Alevi toplumu içerisinde kendilerini meşru gösterme dertleri var. Yapmış oldukları toplantılarda ‘Biz, size şunları  şunları vereceğiz ama siz de bu kuruma sahip çıkın’ diye telkin ediyorlar.”

    CEMEVLERİ İNANÇ DEĞİL GÜVENLİK KONSEPTİYLE ELE ALINIYOR”

    Alevi örgütlerinin yürüttüğü mücadelenin belirli bir etki yarattığını ifade eden Kenanoğlu, devletin Alevilere yaklaşımında esaslı bir değişiklik olmadığını vurguladı.

    “Cemevi Başkanına bir kere mecliste rastladığımda hemen ‘Ya biz hizmet kurumuyuz, yardım etmek istiyoruz’ demişti. Yani kendisinin muhatap alınmamasını, meşru bir Alevi yapılanması olarak görülmemesinin rahatsızlığını anında hissettirdi. Bu durum Alevi kurumlarının başarısıdır. Tabii bu süreçte devletin, Alevilere bakış açısında bir değişiklik yok. Ama değişen şeyler oldu. Önce Alevilik yok sayılıyordu. Şimdi ise ‘Alevilik vardır ama İslam’ın içindedir, farklı bir ekoldür. Dolayısıyla bunları Müslümanlık dairesi içerisinde bir yere oturtmak lazım’ deniliyor. Şimdi ise en büyük sıkıntı cemevleri ile ilgili. Çünkü İslam’ın, cami dışında bir ibadethanesi olmayacağını söylüyorlar… Devlet, bunu en başta güvenlik politikaları nedeniyle kabul etmiyor.”

    BARIŞ SÜRECİ VE ALEVİ KURUMLARININ SORUMLULUĞU

    Kenanoğlu, 2025 yılı değerlendirmesinde Suriye’de devam eden Alevilere yönelik saldırılara da özel bir parantez açtı.

    “Alevi toplumunun, Ortadoğu coğrafyasında dağınık, paramparça olma lüksü yok… Biz Alevilerin belki de en büyük zaafı bu. Devlete güvenmek!”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin 2025’in en önemli başlıklarından biri olduğunu söyleyen Kenanoğlu, Alevi kurumlarının bu süreçte daha etkin rol alması gerektiğini ifade etti:

    “Eksiklik şuradaydı… Alevi kurumları, bu sürecin doğru evrilmesi konusunda işte bu bilgilendirme toplantılarına kendileri öncülük edebilirlerdi.”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının 2025’te attığı en önemli adımın Alevi Temsilciler Meclisi kurulması yönünde alınan karar olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu bence 2025’in Alevi kurumlarının yapmış olduğu en önemli işti… Alevi Temsilciler Meclisinin bütün bu sorunları çözebilecek yapıyı oluşturması lazım.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Savcı beraat istedi mahkeme 6 yıl 3 ay ceza verdi: Pınar Aydınlar’a şok hüküm!-VİDEO

    Savcı beraat istedi mahkeme 6 yıl 3 ay ceza verdi: Pınar Aydınlar’a şok hüküm!-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Pınar Aydınlar, HDK dosyası kapsamında yargılandığı davada savcının beraat talebine rağmen mahkeme heyeti tarafından “örgüt üyeliği” suçlamasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aydınlar hakkında ayrıca yurtdışı çıkış yasağı da getirildi.

    Duruşmada mütalaasını sunan savcı, dosyada suçlamayı destekleyen somut delil bulunmadığını belirterek Aydınlar’ın beraatini istedi. Ancak mahkeme, savcının talebine uymayarak hapis ve yurtdışı yasağı yönünde hüküm kurdu.

    Mahkeme çıkışı açıklama yapan Pınar Aydınlar’ın avukatı Fırat Alan, kararın siyasi olduğunun altını çizdi.

    Pınar Aydınlar da, karara şaşırmadığını ama alışmayacağını belirterek, “İşçi sınıfının sanatçısı olarak bu halkın yanındaydım. Yurt dışı yasağı konuldu. Kaçma imkanım olmasına rağmen ayda bir gelip imza veriyorum. Verilen hapis cezasını kabul etmiyorum. Ömrüm boyunca dik durdum. Şarkılarımı, türkülerimi söylemeye devam edeceğim. Dünya, Ortadoğu kan içindeyken, insanlar bir ekmek bulamazken bu kararın verenlere yazıklar olsun” dedi.

    Karar, hem hukuk çevrelerinde hem de sanat ve siyaset dünyasında tartışma yarattı. Aydınlar’ın avukatlarının karara ilişkin istinaf başvurusu yapması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

     

  • Beştaş: Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak?-VİDEO

    Beştaş: Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak?-VİDEO

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kent Uzlaşısı davasının seçme ve seçilme hakkına saldırı olduğunu belirterek, “Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak?” diye sordu.

    ‘Kent Uzlaşısı’ kapsamında tutuklanan 10 belediye meclis üyesinin 2’nci duruşması görülecek. Duruşmaya katılmak isteyenler polis tarafından engellenirken, Adliye önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ve Meral Danış Beştaş, DEM Parti milletvekilleri, çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Açıklamada konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kent Uzlaşısı davasıyla seçme ve seçilme hakkının yok sayıldığını belirtti.

    “KÜRTLERİN SEÇİLMESİ SUÇ İSE BU İŞ NASIL OLACAK?”

    “Bu dava kentin yönetimine ortak olma, partilerin seçilme hakkına bir saldırıdır” diyen Beştaş, şunları ifade etti:

    “İttifaklar hayatın olağan akışında normal durumlar. Burada iktidarın hak gördüğü istediği şekilde uzlaşma oluyor. Muhalefet olunca ‘suç’ oluyor. İttifak uzlaşı suç değil; ama bu nedenle tutuklama yapmak suçtur. Kürtler doğuda belediye kazanmak, batıda da ‘sızmaymış.’ Seçimlerde alenen çalışmak, milyonlarca oy almanın neresi sızmadır. Kürt diğer bütün kimlikler gibi onlarında seçme seçilme ve yönetime girme hakkı vardır. Savcılık o kadar amatörce yazmış ki ‘Kürtler’ yazmış.

    Biz bunun için mücadele ediyoruz. Kürtlerin seçilmesi suç ise bu iş nasıl olacak. Bu nedenle arkadaşlarımızın bırakılması gerekir. Son olarak bu dava Siyasi Partiler Kanunu, Anayasa, uluslararası sözleşmelere ve daha birçok belgeye aykırıdır. Yanlış yoldasınız. Bu yoldan dönün, hukuka dönün. Kürtler bugüne kadar hiçbir zaman demokrasi mücadelesinden vazgeçmedi, bundan sonra da vazgeçmez. İşte bu tür davalardır bölen. Biz bu bölücülük karşısında birliği savunacağız. Umarım özgürlük kararı alırız.”

    CHP İBB Grup Başkan Vekili Ülkü İnan ise, yaptığı konuşmada,  “Barışı tesis ediyorum diyen iktidar bugün sadece arkadaşlarımız ittifak nedeniyle tutuklandı” diyerek mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ali Kenanoğlu: Gerçek muhatabı yok sayarak bu sorun çözülmez!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu: Gerçek muhatabı yok sayarak bu sorun çözülmez!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine dair gelişmeleri yorumladı. İmralı ziyareti konusunda CHP’nin tavrını eleştiren Kenanoğlu “Bu işin muhatabı doğrudan Öcalan’dır. CHP’nin kararını son güne bırakması dahi büyük bir hatadır” diye belirtti.

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 24 Kasım’da İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaklaşık üç saatlik görüşme yaptı. 1 Aralık’ta mecliste toplanacak olan komisyon, İmralı’da yapılan görüşmenin detaylarını komisyonun diğer üyeleriyle paylaşacak. İmralı’ya gitme konusunda CHP’den gelen olumsuz tavır ise birçok kesim tarafından eleştiriyle karşılandı. Komisyonda bulunup İmralı’ya gitmeye karşı gelen CHP’ye bir eleştiri de Halkların Demokratik Kongresi’nden (HDK) geldi.

    “GERÇEK MUHATABI YOK SAYARAK SORUNLARI ÇÖZEMEZSİNİZ”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, konuya ilişkin değerlendirmesinde sürecin doğasına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “İmralı’ya gidiş, bu işin doğası gereğince olmalıydı. Bu işin muhatabı Abdullah Öcalan’dır. Bir taraftan devlet adına hükümet kanadı, diğer taraftan da örgüt adına Abdullah Öcalan vardır. O nedenle bu görüşmenin yapılması gerekiyordu. Görüşmek için geç bile kalındı. Dünyanın her tarafında bu tür süreçler muhataplarıyla yürütülür. Onların gıyabında ya da aracıyla yürütülmez. Diğer ülke pratiklerine baktığınız zaman doğrudan devleti yöneten insanlar görüşürler. Hatta cezaevinde değil, daha özgür koşullarda; eşit koşullarda bu görüşmeler yapılır. Bütün bunlara baktığınız zaman yapılan görüşmenin birçok eksikliği var ama buna rağmen yerine getirilmiş olması bir eşiğin aşılması, bir muhataplık kurumunun kabul edilmesi anlamında önemlidir.

    Kürt sorununun çözümü konusunda başından beri iktidar da muhalefet de kendilerine gerçek muhataplığın dışında başka muhataplar yaratmaya çalıştı. Yani iktidar kanadı zaman zaman Hüdapar’ı öne çıkartıp, Kürt halkının muhatabıymış gibi sunmaya çalıştı. Bunun karşısında CHP’de dahil olmak üzere çeşitli muhalefet kanadı ise kendilerince bir Demirtaş muhataplığı yaratmaya çalıştılar. Şimdi bu işin doğasına aykırıdır. İşin muhatapları, çatışan taraf, elinde silah olan örgüt ve onların lideri bellidir. Dolayısıyla gerçek muhatabı yok sayarak kendinize yeni muhataplar oluşturarak bu sorunları çözemezsiniz. Sorunların etrafında dolaşırsınız.”

    “BÜYÜK BİR HATA”

    Kenanoğlu, CHP’nin İmralı’ya gitme konusundaki kararını son güne bırakmasının yarattığı tartışmalara da değinerek eleştirilerini şöyle sürdürdü:

    “Çünkü bu kararı son güne bıraktıkları zaman ‘evet’ de deseler eleştirileceklerdi. Bu konudaki ilkesel tutumunuzu baştan açıklamalısınız. Komisyona neden üye verdiğinizin gerekçelerini de baştan söylersiniz. ‘Bu tür sorunlar muhataplarıyla çözülür. Muhatabı da bellidir. Bu nedenle de İmralı’ya gidilmesi gerekiyor’ diye başından söyler, bunu topluma anlatırsınız. ‘İmralı’ya gidiyoruz’ dediğiniz zamanda kimse size tepki göstermez. Ama ‘hele bakayım AKP ne diyecek?’ tarzıyla yaklaşırsanız sonucunda alacağınız her türlü karar size bir eleştiri olarak geri döner.”

    “İŞ ARTIK YASALARIN ÇIKARTILMASINA KALDI”

    Sürecin gelinen noktasında yeni bir eşik aşıldığını ifade eden Kenanoğlu, bundan sonra atılacak adımların tamamen Meclis’e bağlı olacağını belirtti:

    “En önemli eşiğe geçildi” diyen Kenanoğlu şunları kaydetti:

    “Bundan sonra iş tamamen mecliste çıkartılacak yasalara bağlıdır. Bundan sonra atılması gereken adımlar ki hükümet kanadından gelen açıklamalar da bunu destekler nitelikte. İlgili yasaların çıkartılması gerekiyor. Yani terörle mücadele yasası, ceza infaz kanunundaki değişiklikler ve işte silah bırakan insanlar yaşamlarını bundan sonra nasıl gerçekleştirecekler gibi çeşitli konuları kapsayan yasaların çıkartılması gerekiyor. Bundan sonraki sürecin hızlıca böyle ilerlemesi lazım. Zaten bu işin yürütülmesi gereken teknik kısımları tamamlandı ki bunun son süreci Öcalan’la görüşme meselesiydi. O da tamamlandıktan sonra bu iş artık tamamen yasaların çıkartılmasına kaldı.”

    Eren GÜVEN/ İsmail YILDIRIM/ İSTANBUL

  • ‘Bu kadın kırımcı zihniyetin artık hükmünü kaybettiğini ilan ediyoruz!’

    ‘Bu kadın kırımcı zihniyetin artık hükmünü kaybettiğini ilan ediyoruz!’

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin, DAD Kadın Meclisi’nin de içinde yer aldığı inanç kurumlarının kadın örgütleri, yazılı bir açıklama yaparak, “Binlerce yıldır süren ata-erkil düzenin toplumsal yaşamda kadın ve erkek arasında büyük haksızlıklar ve eşitsizliklere sebep oldu. Bu kadın kırımcı zihniyetin artık hükmünü kaybettiğini ilan ediyoruz” denildi. 

    Demokrasi Partisi (DEM Parti), Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar İnançlar Kadın Meclisleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Demokratik İslam Kongresi (DİK), İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA), Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu, Amed Surp Giragos Kilisesi Kadın Kolları Kadın Meclisi, Mardin Süryani Kadın Derneği kadına yönelik şiddete karşı ortak açıklama yaptı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla yapılan yazılı açıklamada, binlerce yıldır süren ata-erkil düzenin toplumsal yaşamda kadın ve erkek arasında büyük haksızlıklar ve eşitsizliklere sebep olduğunun belirtildi. Gelenek ve kültür adı altında kadın cinsinin kırımına yol açacak züllüme, şiddete yol olduğu vurgulanan açıklamada, “Bu kadın kırımcı zihniyetin artık hükmünü kaybettiğini ilan ediyoruz” denildi.

    Açıklamada, kadının bedenine, aklına, iradesine biçilen rolleri; namus, din, devlet ve gelenek adı altında kutsallaştıran tüm baskı biçimlerini reddettikleri vurgulandı.

    İSLAMİYETTE KADIN 

    İdeolojik baskının, en görünür yüzlerinden birinin Diyanet İşleri Başkanlığının söylemlerinde ortaya çıktığının belirtildiği açıklamada, “Kadının sesini kısmayı görev sayan, şiddeti aile içi sorun diye küçülten, kadını erkeğin himayesine mecbur kılan, nasıl giyineceğimize karar veren söylemler bizim için meşru değildir. Kur’an-ı Kerim, ‘Sizi tek nefisten yaratan Rabbinizden sakının’ (Nisa 1.) der. Allah kadını ve erkeği aynı özden yaratmıştır. ‘Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Hayasızlığı kötülüğü ve zorbalığı yasaklar.’ (Nalh 90) Kur’an’da insana karşı şiddet, zülüm, zorbalık haram kılınmıştır. Kadına yönelik şiddet bireysel değil, sistematiktir. Erkek egemen akıl dinle, devletle, zor gücünü hakim kılan hukukun sessizliği ile toplumu bir bütünden ayrıştırmış, parçalara bölmüştür. Bu coğrafyada parçalanmayı yaratan bu gerçekliktir. Bu parçalanmaya karşı duran bir direniş damarı da hep olmuştur. Yahudilikte Hz. Asiye (Firavunun eşi)  Hıristiyanlıkta havarilerin havarisi olarak kabul edilen Maryem Magdelena, İslam ümmetinin anası kabul edilen Hz. Hatice, Alevilikte direnişin sembolü Besê ve Zarife kendi zamanlarının zalimlerine karşı çıkıp direnmişlerse, bugünlerde kadınlar da meydanlarda, cezaevlerinde, siyasette çalışma alanında evde özgür iradeyle var olma kavgasını veriyor” ifadelerine yer verildi.

    ALEVİLİKTE KADINLAR 

    Açıklamada, “Alevilik inancında şöyle der; ‘O inanç ki yolumuz vardır.’ ‘Yolun sahibi anadır. Sır ondadır. Nur candadır. Can ile canan ananın deryasında damladır’  der. Bu yol, ocak sistemi ile yaşam bulmuş, ocağın sahibi kadındır. Yolun sürdürücüsü kadındır. Pir kavramı cinsiyet içermez. Yoluna ikrar veren her kadın; özgürlüğe, eşitliğe, adalete, ortak yaşama ikrar vermiştir. Bugün ‘pir’ dediğimizde akla erkek cinsi gelir. Cemlerde pir makamında kadınlar uzaklaştırılmış, kadınların toplum önderliğinin önü kesilmiştir. Yol sürdüren, sözünü söyleyen erkekler olmuştur. Egemen inançlara benzeştiği için Alevi kadınları da bütün şiddet türlerine maruz kalmıştır. Alevi inancı cana kıymayı, şiddeti, zulmü, zindanı tümden reddeder” diye belirtildi.

    HİRİSTİYANLIKTA KADIN 

    Hristiyanlık dinin en temel öğretilerinden birinin sevgi ve adalet anlayışı olduğunun vurgulandığı açıklamada, “Yeni Ahitte geçen ilke ‘Tanrı sevgidir’ (1. Yuhanna 4:18). Altın Kural: ‘Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de başkalarına öyle davranın’ (Matta 7:12) ayeti, her türlü kötü muameleye karşı ahlaki bir standart koyar. İncil’de kadına şiddet konusu doğrudan olmasa da İsa Mesih genel olarak ‘Her kim kardeşine ahmak derse o yargılanacaktır’ diyerek sözlü hakareti bile yasaklar. Ayrıca Hristiyanlık kutsal Anne Meryem ile kadın cinsini kutsallık mertebesine yükseltmiştir” diye kaydedildi.

    Açıklama şu ifadelerle son buldu: “Sonuç olarak biliyoruz ki kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir ahlaksızlık değil, toplumu çürüten, adaleti zedeleyen ve devletin sorumluluk alanını doğrudan ilgilendiren bir meseledir. Yukarda da verilen örneklerde görülüyor ki, kutsal kitap ve inançların kutsallar içerisinde kadın ve erkek farklılığı yoktur, muhatap olan insandır. Devletli sistemler, kadını erkeğin egemenliği altında adeta erkek için yaratılmış göstererek, hiçleştirerek kadını iradesiz ve benliksiz bırakarak sadece beden üzerinden varlığını meşru göstermeye çalışmıştır. Bu bakış açısını reddediyoruz. Eşrefi mahlukat içindeki yerimizin saygınlığını hiçbir anlayış ve yaklaşıma ezdirmeyeceğimizi bugüne kadarki mücadelemizle gösterdik, göstermeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İktidar, ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor’-VİDEO

    ‘İktidar, ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor’-VİDEO

    PİRHA – Meclis komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş, barış sürecine dair yorumunda “Hükümetin isteksiz, cimri ve zamana yayma halinden herkes muzdarip” eleştirisini yaptı. Beştaş, “Barışı, adımların atılmadığı bir zeminde yaşatmanın mümkün olamayacağını” ifadesini kullanırken “Bir kere demokratik entegrasyon, ilk başta kabul edilmesi gereken nokta” diye de ekledi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından çok sayıda önemli adımlar atıldı. O adımlardan birisi de örgüt tarafından 26 Ekim’de yapılan “Türkiye’den çekilme” kararı oldu.

    Sürecin ikinci aşamasına geçildiği ifade edilirken, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da çalışmalarını sürdürüyor. 18 Kasım’da 17. toplantısını yapacak komisyonda, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın sunumları dinlenecek.

    “HER PARTİ RAPOR HAZIRLIĞINI YAPIYOR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, gelinen süreçte PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Meclis komisyonunun, henüz rapor yazılımına başlamadığını belirten Danış Beştaş, şu bilgileri paylaştı:

    “Tabii ki her parti kendi hazırlığını yapıyordur. Gündemdeki en önemli meselelerden biri, komisyonun hazırlayacağı rapor içeriği. Hangi konularda ortaklaşılabilir; temaslar, diplomatik ilişkiler devam ediyor. Ayrıca meclis başkanı da zaten raporun açıklanacağını ifade etmişti. Ama şu anda gündem itibariyle henüz bunu konuşmadık. Yani nasıl bir yöntemle raporu sunacağımız konusunda bir ortaklaşma yok. Ama tabii ki gündemde ve herkes hazırlığını yapıyor.”

    “SAYIN ÖCALAN’IN KOMİSYON TARAFINDAN DİNLENMESİ GEREKİYOR”

    Meral Danış Beştaş, süreç içerisinde İmralı’ya gitmenin neden önemli olduğunu da açıkladı. Beştaş, Mecliste birçok kesimin dinlendiğinin altını çizerek “Bu sürecin temel aktörlerinin başında Sayın Öcalan geliyor. Kendisinin komisyonla görüşmesi gerektiğini ilk gün günden itibaren söyledik. Hatırlarsanız Bahçeli’nin ilk yaptığı çağrıda da Umut Hakkı’nın uygulanmasını, gelip mecliste konuşması yönünde bir beyanı vardı. Ondan sonra zaten görüşmeler, temaslar başladı. Şimdi neticede çok önemli bir problemi çözmeye çalışıyor Türkiye ve bu konuda komisyon, bir çalışma yürütüyor. PKK’nin kurucu lideri bu dönemde rol oynayan, çağrılarına karşılık bulan, şu anda çatışmasızlık zeminini sağlayan baş siyasi aktörün tabii ki komisyon tarafından dinlenmesi gerekiyor. Meclis başkanı, ‘komisyon gündemine resmi olarak gelmedi’ gibi geçmişte bir beyanda bulunmuştu. Neticede resmi dediğiniz gündeme yazılmamış olabilir ama hepimizin temel gündeminde her gün konuşulan bir mesele bu. Bu yönüyle daha fazla bu sürecin uzamaması gerektiğini sizler aracılığıyla da ifade etmek istiyorum” dedi.

    “İMRALI KAPISININ AÇILACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Abdullah Öcalan’ın önermelerinin, “çok aydınlatıcı, yol gösterici” olduğunu söyleyen Beştaş, gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de İmralı’ya gidebilmesi gerektiğini söyledi. Meral Danış Beştaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “27 Şubat çağrısıyla sonrasındaki beyanlarıyla da bu süreçte en pozitif rolü oynayanların başında Sayın Öcalan geliyor. Bu yönüyle evet komisyon Öcalan’ı dinlemeli.

    İmralı açılmalı. Yani sürecin ruhu bunu gerektiriyor. Neticede kendisinin de bu konuda beyanları, talepleri, önerileri var. Aslında esas itibariyle Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarında bu süreci yönetmesi gerekiyor. Özgürce çalışabilmesi gerekiyor. Var olan, görüşme taleplerini karşılayabiliyor olması gerekiyor. Tabii ki gazeteciler bu meselenin, en önemli noktalarından bir yerde duruyor. Her şeyden önce halkın haber alma hakkı var. Diğer yandan gazeteciler sorularını sormak isterler. Birinci ağızdan bu sürece dair görüşleri, açıklamaları dinlemek ve kamuoyuna ulaştırmak gibi bir görev ve sorumlulukları mevcut. Bununla birlikte bu meseleyi çalışan çok sayıda akademisyen var. Sivil toplum alanında farklı görüşlerde olsalar da bu temasın sağlanmasının kimseye bir zararı olmayacağı gibi çok büyük bir katkı yapacağını düşünüyoruz. Ben açıkçası kendi adıma söylüyorum. Önümüzdeki dönemde İmralı kapısının açılacağını düşünüyorum. Özellikle bize de ulaşan çok sayıda gazeteci, bilim insanı, siyaset insanı, çalışanlar, akademisyenler görüşme taleplerini iletiyorlar. Önümüzdeki dönemde de en önemli gündem maddelerinden biri de bu olacaktır tabii ki.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN DA TARİHİ BİR MÜCADELESİ SÖZ KONUSU”

    Meral Danış Beştaş, sürecin Alevilerin sorunlarının çözümüne nasıl yansıyacağına da cevap verdi. “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, adından da anlaşılacağı üzere barışın ve demokrasinin birlikte ilerlemesi gerektiği temel tezinden ve düşüncesinden yola çıkılıyor” diyen Beştaş, görüşlerini şu cümlelerle paylaştı:

    “Barışı, adımların atılmadığı bir zeminde yaşatmak, kalıcı kılmak mümkün olmaz. Yani şu anda zaten bir negatif barış iklimini yaşıyoruz. Çok şükür ki uzun süredir yani işte bir yılı aştı, bir ölüm, bir çatışma haberi duymuyoruz. Aslında bu bile başlı başına çok önemli, çok değerli. Ama bunun kalıcı hale gelebilmesi için silaha sebep olan gelişmelerin, dayanakların da ortadan kalkması gerekiyor. Barış ikliminin kalıcı olabilmesi için bir eşitlik hukukuna ihtiyaç var. Bu eşitlik hukuku, eşit yurttaşlık meselesi, hukuki zeminin oluşturulması meselesi sadece Kürt halkı için değil. Tabii ki başta Kürt toplumu için. Çünkü Kürtler, tarihsel olarak büyük bir inkar politikasıyla karşı karşıyalar. Yani bu adaletsizlik ve haksızlığı ortadan kaldırmak için haklarının, dilinin, kimliğinin, kültürünün kabul edilmesi gerekiyor ve bu sadece sözlü bir kabulden geçmiyor tabii ki. Bunun hukuksal bir çerçeveye ulaşması gerekiyor. Benim çok kullandığım bir söz var; Kürtlerin hukuk kapısından içeri girmesi gerekiyor. Yani mevcut anayasanın yasaların Kürtleri de kapsaması gerekiyor. Ama tabii ki Türkiye’deki en büyük nüfuslardan bir tane tanesi de Aleviler. Alevi toplumu ve hani farklı etnik kimliklerde de olsalar inançlarını özgürce yaşama konusunda Alevi toplumunun da çok tarihi bir mücadelesi, direnişi söz konusu ve bu konuda taleplerinin karşılanması gerektiğini zaten bu süreçten önce de ifade ederek geldik. Bu konu da bizim temel mücadele alanlarımızdan biri ve bu demokratik toplum sürecinde Alevilerin de tabii ki başta cemevlerinin ibadethane statüsünün kabulü olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması yine çok mühim bir yerde duruyor. Diğer yandan ayrımcılık politikaları, ayrımcı söylemler de hala maalesef günümüzde devam ediyor. Yani bu demokratik toplum anlayışımızda ve bu süreci yürütmenin arka planında tabii ki toplumun ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kalan, hakları kabul edilmeyen herkesin kapsanması gerekiyor ve ancak bu şekilde barış ve demokrasi birbirini tamamlayabilir. Yani birilerine demokrasi, başka birilerine antidemokratik uygulamalar zaten hani hayatın olağan akışına da uymaz. Biz herkes için adalet, herkes için eşitlik ve herkes için hukuk talep ediyoruz.”

    DEMOKRATİK ENTEGRASYON, BİR ASİMİLASYON DEĞİL!”

    Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” manifestosunda ifade ettiği “demokratik entegrasyon” başlığı da sürecin önemli aşamalarından birini oluşturuyor. Meral Danış Beştaş, demokratik entegrasyon yasalarında “eşit yurttaşlık” konusunun da tartışmaya açılacağını ifade ederek, hükümetin bu konudaki yaklaşımını şöyle değerlendirdi:

    “Tabii ki demokratik entegrasyonun kendisi aslında bizce daha çok tartışılmalı. Çünkü bunu çok farklı şekillerde nitelemek isteyenler, bunu manipüle edenler, farklı speküle araçları olarak kullananlar da yansıyor bizlere. Bir kere demokratik entegrasyon, ilk başta kabul edilmesi gereken nokta. Bir asimilasyon değil. Tam tersine herkesin kendisi olarak bu toplumda yaşamasının koşullarının oluşturulması gerekiyor. Tabii ki burada da hukuk devreye girer. Demokratik sistemlerde hukuk, en büyük güvence araçlarındandır. Şimdi demokratik entegrasyonda yani bir Alevi yurttaş, Alevi olarak o entegrasyonun içinde olacak ve entegre olacak. Bir Kürt, Kürt olarak entegre olacak ve hani o farklılıklarla beraber bir birliktelikten söz ediyoruz. Demokratik entegrasyon yasalarında tabii ki eşit yurttaşlık zaten ilk başta tartışılacak ve düzenlenmesi gereken meselelerin başında geliyor. Yani neden eşit yurttaşlık diyoruz? Çünkü Türkiye’de hala tek dil, tek kimlik, tek inanç, birçok şeyi meseleyi teklik adı altında niteleyen bir siyasi ve hukuki anlayış yürütülüyor. İktidarlar değişse de maalesef bu konuda politikalar değişmedi ve bugün de hala bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Yani demokratik entegrasyon yasaları içinde hani sesli düşünecek olursak mesela ana dil önündeki engellerin tabii ki kalkması gerekiyor. Kamusal alanda ana dilin kullanımının özgürleşmesi gerekiyor. Kültürün yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması konusunda yine çok önemli bir hukuksal çerçevenin oluşması gerekiyor. Toplumda var olan kutuplaştırmanın, ötekileştirmenin ve ayrımcılığın önlenmesi için de belirli tedbirlerin alınması gerekiyor. Yani şu anda bunu henüz konuşmaya başlamadık ama komisyon gündemi itibariyle söylüyorum, önümüzdeki orta vadede bence konuşmamız gereken en önemli başlıklardan bir tanesi de ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik yaklaşımını tam anlamıyla oturtmak.

    Yine bu entegrasyon yasaları arasında Türkiye’de farklı inançlara sahip yurttaşlar mevcut ve din ve vicdan özgürlüğü anayasada yazılı ama bu inanç özgürlüğü, farklı inançların eşit olduğunu hiç kimse bugün iddia edemez aslında. Örneğin kaç Alevi yurttaş bugün valilik koltuğunda? Koltuğu tabii metafor olarak ifade ediyorum. Bu çok basit bir örnek gibi görülebilir ama öyle değil. İşe alımlardan tutalım, üst düzey bürokrasideki görevlendirmelere kadar… Birçok alanda Aleviler yer alamıyor. Yer alıyorsa da kendi kimliğini inkar ederek olabiliyor. Ama bizim savunduğumuz demokratik entegrasyon meselesi, kendi kimliğiyle orada var olabilmesi, o temsil gücüne kavuşabilmesi anlamına geliyor. Yani demokratik entegrasyon çok geniş çerçevede düşünmemiz gereken bir olgu olarak önümüzde duruyor.”

    “HÜKÜMETİN İSTEKSİZ HALİNDEN HERKES MUZDARİP”

    Hükümet yetkililerin “Süreçte sona yaklaştık” sözlerini değerlendiren Beştaş, son olarak şunları söyledi:

    “Henüz sona yaklaşmadığımız belli. Neticede bu konuda adımlar atıldı. Şu anda PKK diye bir örgüt yok. Çünkü kendilerini feshettiler ve çalışmalarını sonlandırdılar. Ama onlar adına yapılan açıklamalarda henüz mesafe alınmadığını biliyoruz. Hala biz İmralı Adası’nda bir görüşme bile gerçekleştiremedik. Doğru, yani iklim olumsuzdur diyemeyiz. Ölümler yaşanmıyor. Bu konuda umut tohumları güçlü bir şekilde yeşeriyor. Ama diğer yandan da adımlar konusunda çok büyük bir isteksiz ya da cimrilik ya da zamana yayma halinden muzdarip herkes. Barış ve demokrasinin yeşermesi, büyümesi ve kalıcı hale gelebilmesi için vatandaşların da bu sürecin aktif özneleri olması gerekiyor. Aslında herkes bu meselenin sahibidir ve çözümünde de rol almalıdır. Ancak iktidar bu konuda adımları atmayarak, zamana yayarak, bir de ‘sürecin sonuna geldik diyerek’ aslında var olan soru işaretlerini büyütüyor. Tam tersine bu konuda hepimizin görmesi gereken, atılması gereken adımlar olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bu adımlar atılmadan sürecin sonlanması zaten hayatın olağan akışına ve çatışma çözüm deneyimlerine, dünya örneklerine aykırı bir tablo oluşturur. Süreç devam ediyor. İnişli çıkışlı da olsa iki haftadır mesela komisyon toplanamadı ve bu birçok kesimde rahatsızlığa sebep oldu. Komisyon toplantılarını işte düzenli yapmalı diye önerilerimiz her zaman vardı. Hatta biz dedik ki haftada bir gün, iki gün değil, her gün toplanabiliriz. Çünkü daha büyük bir meselemiz söz konusu değil. Ama bütün bunlara rağmen sürecin devam ediyor olması ikinci aşamaya geçmiş olmamız tabii ki değerli ve bizim buna tutunup bunu büyütmemiz gerekiyor. Yani olumsuzlukla, sadece eleştirilerle yol alamayacağımızı biliyoruz. Ama yapıcı eleştirilerle bu sürecin önündeki engebeleri, provokasyon ihtimallerini aşmak da mümkün. Açıkçası biz o iradeyle yola devam ediyoruz. Sürecin ilerlemesi için bütün gücümüzle çalışmamız, çabamız devam ediyor.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • HDK Sonuç Bildirgesi: “Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık!”

    HDK Sonuç Bildirgesi: “Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık!”

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği “Sosyalizm Yeniden” konferansı 8-9 Kasım 2025 tarihlerinde yoğun katılımla gerçekleştirildi. İki gün süren konferansta, dünyada ve bölgede tırmanan savaş ortamına, kapitalizmin derinleştirdiği eşitsizliklere ve halkların özgürlük mücadelesine dair kapsamlı değerlendirmeler yapıldı.

    Konferansın açılışında yapılan değerlendirmelerde, Abdullah Öcalan’ın özgürlük mücadelesini siyaset zeminine taşıma yönündeki çağrısının, bölgede emperyalist savaşların ve soykırım tehditlerinin arttığı bir dönemde yeni bir politik çerçeve yarattığı belirtildi.

    HDK, bu konferansı “halklar ve mücadeleleri arasında kurulması gereken sorumlu iletişim yönünde bir adım”olarak nitelendirdi.

    “TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEK GELECEĞİ KURMANIN KOŞULUDUR”

    “Devlet, Demokrasi, Sınıf ve Sosyalist Yaklaşım”, “Tarihsel Deneyimler ve Demokrasi Pratikleri”, “Sosyalizm İçin Kurucu Perspektifler” başlıkları altında yürütülen panel ve forumlarda, kapitalizmin ve patriarkanın insanlığı derin eşitsizliklere, savaşlara ve kıyımlara sürüklediği vurgulandı.

    Katılımcılar, kapitalist sistemin ortak varlığımızı ve yaşam alanlarımızı yok oluş eşiğine getirdiğini, bu nedenle sosyalizmin bugün her zamankinden daha güncel bir toplumsal ihtiyaç haline geldiğini belirtti.

    Bildiride, insanlığın eşitsizliklerle bölündüğü çağlardan bu yana yürüttüğü mücadelelerin mirasının Paris Komünü’nden Ekim Devrimi’ne, ulusal kurtuluş hareketlerinden yeni devrim arayışlarına kadar uzandığı vurgulandı.
    HDK, bu tarihsel deneyimlerin sermaye egemenliğinin yıkılabilir olduğunu gösterdiğini, ancak aynı zamanda hatalardan ders çıkarılması gerektiğini belirterek, “Tarihimizle ve mücadele geçmişimizle eleştirel yüzleşme, geleceği kurmanın koşullarındandır” denildi.

    “SOSYALİZM ÇOĞULCULUĞU VE TABANDAN ÖRGÜTLENMEYİ GEREKTİRİR” 

    Konferansta öne çıkan diğer başlıklar arasında, sosyalizmin ezilenlerin çeşitliliğine denk düşen bir çoğulculuk üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulandı.

    Bildiride, “Mücadelemizin birliği, birbirinin varlığını tanıyan, etkileşimle zenginleşen farklı toplumsal kesimlerin ve örgütsel geleneklerin ortak yürüyüşüyle mümkündür” ifadelerine yer verildi.

    Bu çoğulcu modelin, mahalle, köy ve işyeri komünleri gibi tabandan örgütlenmiş doğrudan demokrasi birimleriyle, daha büyük ölçekli konfederal yapılarla iç içe geçerek somutlanabileceği belirtildi. Bu bağlamda Rojava Devrimi’nin ve demokratik konfederalizm deneyiminin güncel bir örnek teşkil ettiği vurgulandı.

    HDK bildirgesinde, Marksizmin kapitalizmin çözümlemesinde ve antikapitalist mücadelelerin örgütlenmesinde tarihsel bir rol oynadığı belirtilerek, Marksizmin donmuş bir önermeler bütünü değil, pratiğin farklı düzeyleriyle etkileşim içinde değişen bir yapı olduğu vurgulandı.

    “Var olan her şeyin acımasız eleştirisi” tutumunun, Marksizmin kendi kendisini de eleştiriye açık kıldığını belirten HDK, bürokratikleşmiş iktidar pratiklerinin Marksizme mal edilemeyeceğini ifade etti.

    “FEMİNİZM LGBTİ+ VE EKOLOJİK HAREKETLER SOSYALİZMİN ASLİ BİLEŞENİDİR”

    Bildiride, emek-sermaye çelişkisinin varlığını koruduğu, ancak patriarkaya karşı feminizmler ve heteronormativiteye karşı LGBTİQ+ hareketlerinin de özgürlük mücadelesinin asli bileşenleri olduğu ifade edildi.
    Her coğrafyadaki ezilenlerin kendi özgün deneyimlerinin, evrensel bir mücadele ufku için vazgeçilmez olduğu vurgulandı.

    Sonuç bildirgesinde, Kürt Özgürlük Hareketi’nin uzun yıllardır sürdürdüğü örgütlü direnişin, sadece bölgesel değil evrensel mücadele açısından da önemli bir deneyim olduğuna dikkat çekildi.


    “YA SOSYALİZM YA BARBARLIK”

    HDK, sonuç bildirgesini şu ifadelerle sonlandırdı:

    “İnsanın insan tarafından sömürülmesinin insanlığı yok oluş eşiğine getirdiği bir çağda, yalnızca mümkün değil, aynı zamanda varoluşumuz için vazgeçilmez olan sosyalizmde ısrar ediyoruz.

    Ya sosyalizm, ya barbarlık!
    Sosyalizm mücadelesini en geniş kesimlerle birlikte yürütme irademizi bir kez daha ifade ediyoruz.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Sosyalizm Yeniden Paneli devam ediyor: Tarihsel deneyimler ve demokrasi pratikleri

    Sosyalizm Yeniden Paneli devam ediyor: Tarihsel deneyimler ve demokrasi pratikleri

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Eyüp Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Sosyalizm Yeniden” paneli, iki gün süren yoğun bir programla devam ediyor. Panelin ilk bölümünde “Devlet, Demokrasi, Sınıf ve Sosyalist Yaklaşım” başlıkları ele alınmış ve sosyalist ideolojinin güncelliği tartışılmıştı.

    İkinci bölümde ise katılımcılar, “Tarihsel Deneyimler ve Demokrasi Pratikleri” başlığını masaya yatırdı. Panel, çok sayıda sosyalist hareketten temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirildi. Konuşmacılar, Marxizm’in tarihsel kökenlerinden güncel toplumsal mücadelelere, kapitalizmin egemenliğinden devletin işlevine kadar uzanan geniş bir perspektifte tartışmalar yürüttü.

    KÜRESEL DÜNYA VE PROLETER DEVRİMİ

    Konuşmacılardan Yazar Mehmet Yılmazer, küresel dünyanın kaotik bir ortamdan geçtiğini vurgulayarak şunları söyledi:
    “Marxizmin derdi, işçi sınıfı mücadelesinin hangi araçları kullanacağına odaklanmıştır. Marx 1848 yıllarında başlayan işçi sınıfı mücadelesine bakarak Komünist Manifestoyu yazıp, ilk somut verilerini elde etmiştir. Kaba bir öngörü değil, bilimsel bir sunum yapar.
    Sovyetler Birliği dönemindeki Lenin yıllarında açlıktan ölümler yaşanırken Bolşevik Partisi yeni bir ekonomi politikası üretmişti. Bu politika bir anlamda kapitalizme hizmet sunuyordu.
    Bugün Çin’e baktığımızda halen özel toprak mülkiyeti yoktur. Özel fabrika mülkiyeti vardır. 1800’lerde başlayan ve 2000’lere kadar bir proleter devrimi yaşandı ve bir dönem artık kapandı. Rusya’da yaşanan devrim tektir.Fakat artık bugün kapitalizm dünyada egemendir. Nasıl bir devrim yolunda ilerleneceğini bilemiyoruz. İşçi sınıfı değişmiş durumda artık.
    Bugün bilimsel gelişim, insanlık tarihinin en yüksek noktasında. Yapay zeka ile beynimizi almak durumundalar. Bu durum, dünya için büyük bir felaket. Bu bilim özel tekellerin elinde. Nükleer silahlar, yapay zeka büyük bir tehdittir. Önümüzdeki dönemi bu ufuktan görmek gerekir.”

    DEVLET VE KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ PERSPEKTİFİ

    DEM Parti Grupbaşkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise devletlerin “bir zor aygıtı olarak görev yaptığını” vurguladı. Paris Komününün kendisinin tam da reel sosyalizmi ifade ettiğini söyleyen Koçyiğit, şunları aktardı:

    “Güncel anlamda Kürt özgürlük hareketinin yanı başımızdaki Rojava devrimine bakmak ufuk açacaktır.
    Modern devlet aynı zamanda patriyalkal ilişkilerle el ele gider. Devletin dili eril, bakışı da hiyerarşiktir. Kadını bir yurttaş olarak görmez, değer vermez. Devleti konuştuğumuz zaman aynı zamanda cinsiyetçi bir ilişki biçiminden bahsedebiliriz. Bütün öteki kimlikleri yokederek kendisini vareder. Örneğin okuldan başlayarak itaatle hayata başlıyoruz. Kadınsan erkeğe, askersen üstüne itaat… Sürekli itaat biçimini normalleştiren bir toplumsal yaşam öneriliyor.
    Kürt Özgürlük hareketi ve Sayın Öcalan açısından bu konuları ifade etmek isterim.
    Zamanla paradigmasını yenileyen bir hareket bu. Sayın Öcalan’ın en büyük eleştirilerinden birisi devletedir. Devleti sorunların kaynağı olarak değerlendiriyor. Türkiye Cumhuriyeti de ulus devlet formunda kendisini örgütlemiş. Kapitalist sistemi besleyen bir form bu. Toplumun öz örgütlülüğünü reddeden bir sistem bu.
    Bugün Rojava örneğine baktığımız zaman mümkün olduğunca devlet dışı bir yaşamın inşa edildiğini görebiliyoruz. Bütün toplumların örgütlendiği bir sistem diyebiliriz. Sayın Öcalan, devletin küçülmesi, toplumun güç olması mekanizmasını ifade etmekte. Toplumu öz güç yapmak, anda devrim gibi bir perpektifi var. ‘Devrim gelsin, sonra kadınları özgürleştiririz’ gibi değil, anda devrim ile bugünden kurmak gibi bir anlayışı vardır. Bu anlamda, toplumun temel güç olması anlayışı her zaman öne çıkar.
    Sayın Öcalan’ın en temel beslendiği kaynak Marxizmdir. ‘Sosyalizmde ısrar, insanlıkta ısrar’ der. Geçmişi aşarak yeni yolların önümüzde olduğunu ifade etmek isterim. Yöntemleri, araçları değiştirerek yeniyi ancak öyle kurabiliriz.”

    SOSYALİZMİN ÇEŞİTLİLİĞİ VE KOMÜNALİST YAKLAŞIM

    Yazar Cengiz Baysoy da “Sosyalizm” kavramının çeşitliliğine işaret ederek, “Artık sosyalizmi retorik bir söylem olarak kullanıyoruz. Sosyalizm kavramı neden bugün komünizmi unutturacak kadar bir pratiği ortaya çıkartıyor?” diye sordu. Baysoy, gelinen süreçte, komünalist bir sosyalizmin anlamlı olacağını vurgulayarak şunları söyledi:
    “Abdullah Öcalan, direnişin toplumsal zeminini bize söylüyor. Komünler, antikapitalist direnişin politik fabrikalarıdır. Sendikalar artık bugün çalışmıyor. Yaşasın komün.”

    ‘Sosyalizm Yeniden’ panelinin öğleden sonraki bölümünde ‘Tarihsel Deneyimler ve Demokrasi Platformu’ başlığı üzerinden tartışmalar yürütüldü.
    İkinci bölümün moderatörlüğünü Esengül Demir yaptı.

    Programa telefon ile bağlanan Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Dış İlişkiler Komitesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Rojava yönetimi deneyimlerini paylaştı.

    “Komünal yaşamın Rojava’daki pratiklerini aktaracağım. 2011 sürecinden çok daha önce bunun tohumları atılmıştı. Bu devrimi 11 yılla sınırlı tutmamak gerekir. Kadın özgürlük paradigmaya dayanan bir yönetim söz konusu. Bu, klasik bir parti örgütlenmesi değil, Bütün toplumsal dinamiklerin dahil olduğu bir çalışma. Bütün eğitimi ana dilinde başlattık. Tüm pozitif bilimler dahil olmak üzere yaşamın her alanında ihtiyaç duyulan konuları ana dilinde eğitimle vermeye başladık. 2015 yılına kadar sürecin eğitim kısmını oturttuk. Toplum, devlet dışı bir yönetimin inancına vardı. Komünal düşünüş tarzı gelişti. Türkiye ve IŞİD’in saldırıları bitmiş değil ancak öz savunma konusunda çok dirençliyiz. Komünal yaşamı biz kurdukça Araplar da bunun savunucusu oldular. Biz onlara zihin dünyamızı, onlar da bize kapılarını açtılar. Komünal sistem henüz tam kavranmış değil. Halen bireyci, kişisel yaklaşımlar da var. Ama toplum, kazanımlarını asla bırakmayacak bir konuma dönüştü. Önemli bir aşamadayız.

    “Güncel Toplumsal Hareketler başlığında sunum yapan DEM Parti Milletvekili Özgül Saki ise devrim süreçlerinde toplumsal hayatın yeniden üretilmesi noktasında kadın emeğine dikkat çekti. Özgül Saki, “Paris Komünü’ne baktığımda düzenli ordu yok, halkın milis temelinde örgütlenmesi var. Sovyetler Birliği düzenli ordu kurmasaydı tarih nasıl değişirdi diye düşünmek gerekir. Paris Komünü’nde yönetim mekanizmalarının geri çağrılabilir olması konuşuldu. Ama gündelik hayatın devri daiminde ne oluyor? Orada kadınlar var ama Paris Komünü’nde kadınların oy hakkı yok. Kadınların politik fikri, politik özne olarak yokluğunu görmek gerekiyor. Bu muhasebeyi yapmalıyız. Bütün değerlendirmeler bugünü değiştirmek için olmalı. Tarihe giderken bugünkü ezme ezilme ilişkilerini nasıl değiştirir diye bakıyoruz. Kapitalist sistemin örgütleniş biçimi sınıfa özne olma vasfı veriyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • HDK Paneli İstanbul’da başladı: Sosyalizm ve Demokrasi tartışıldı

    HDK Paneli İstanbul’da başladı: Sosyalizm ve Demokrasi tartışıldı

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi’nin HDK düzenlediği ‘Sosyalizm Yeniden’ panelinde konuşan Ali Kenanoğlu, sosyalist ideolojinin hayat bulmasının “zorunluluk” olduğunu vurguladı. Kenanoğlu “Sosyalizmi düşünmek geleceği korumak demektir” diye belirtti.

    Halkların Demokratik Kongresi’nin düzenlediği “Sosyalizm Yeniden” başlıklı panel, Eyüp Belediyesi Kültür Merkezi’nde başladı. Programa, birçok sosyalist hareketten temsilciler katıldı.
    İki gün sürecek programın açılış konuşmasını HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu yaptı.

    Sosyalizmin halen ulaşılabilir olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Demokrasi dahi bir formaliteye dönüşmüş durumda. Bu durumda sosyalizmi konuşmak nostalji değil bir zorunluluktur. Abdullah Öcalan’ın sosyalizm paradigması, bu tartışmaları zenginleştirmektedir.
    Yaşadığımız coğrafyada Osmanlı’dan Cumhuriyet’e defalarca katliamlara uğrayanlar oldu, faili meçhuller yaşandı ama sosyalizm iradesi halen canlılığını sürdürmektedir. Kadınların öncülüğünde doğa ile barışık, örgütlü bir yaşamı birlikte kuracağız. Bu yaşamın dili barış, biçimi demokrasi, özü dayanışmadır. Sosyalizmi yeniden düşünmek geleceği korumak demektir. Gelin bu geleceği birlikte inşa edelim. Serkeftin hevalno.”

    Panelin ilk bölümünde ‘Devlet, Demokrasi, Sınıf ve Sosyalist Yaklaşım’ başlığı ele alındı.
    İlk bölümün moderatörlüğünü Deniz Bakır yürüttü.

    Panelin konuşmacılarından Mehmet Nuri Durmaz, ‘Gerçek demokrasi’ başlığı üzerinden sunumunu yaptı. Paris Komünü üzerinden örneklerle konuşan Durmaz, şunları söyledi:
    “Marks ‘demokrasi’ derken yurttaşlık haklarını değil, engellerin kaldırılmasından bahsediyor.
    Gerçek demokrasi, özgürlüğün nabzı olarak ifade edilir.
    Marks’ın kafasında da ‘biz çoğunluğuz’ mantığını görmek mümkün. Çoğunluk, yani emekçilerdir. Marks’ın komün tanımı da
    imparatorluğun doğrudan anti tezidir. Yani imparatorluk ceberrüt bir yapıdır. Komün, sınıf mülkiyetini ortadan kaldırmıştı.”

    Konuşmacılardan Nuray Sancar, da “Komün ve sınıf” başlığını ele alarak işçi sınıf mücadelesinin yeni bir alan açtığını ifade etti. Sancar, şu sunumu yaptı:

    “Marks, komüne ilişkin ‘göğü fethetmeye çıkmışlardı’ der. Dışlananlar, ezilenler, kurulu düzene itiraz ettiler. Bugüne gelene kadar ezilenler, hep yenile yenile geldiler. Aslında yeniden sıçramanın olanağını arıyorlar. Paris Komününe gelmeden önce Avrupa’da işçi sınıfının ayaklanmaları söz konusuydu. Dolayısıyla 1789 yılında köylülerle birlikte işçiler, ayağa çıkmıştı. Demokrasi, genel oy, laiklik, kuvvetler ayrılığı terimleri hayata girdi.
    19. Yüzyıl çeşitli sosyalist akımların bolca ortaya çıktığı bir dönemdir. İşçiler arasında da ütopik sosyalist hareketler çıkmıştır. Dolayısıyla komin, çok yaygın ve sömürüsüz bir dünyanın karşılığıydı. Napolyon diktatörlüğünün savaşı, halkın sürekli yoksullaşmasına sebep olmuştu. Buradan Komünden çıkan derslere değinmek isterim. Bu nedenle Sovyet Devrimi de önemlidir. 1917 yılındaki Ekim Devriminde Lenin, ‘bir aşçı kadının dahi yönetme alanı olacaktır’ demiştir. Sovyetler Birliği yenilmiştir ancak bugün halen sosyalizm günceldir. İşçi sınıfı giderek gelişiyor ancak diğer yandan emperyalistlerin paylaşım savaşlarının koşulları yaratılıyor.”

    Panelistlerden siyasetçi Aytunç Altay ise Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından ‘Sosyalizm Yeniden’ vurgusunun önemli olduğunu söyledi. Altay, şu görüşleri paylaştı:

    “Devletle didişerek ama devleti yıkmadan karşılıklı bir didişme ve giderek artan bir demokrasi öngörülüyor. Şimdi burada bir devrim yok. Bizce bu, Kürt özgürlük hareketinin en önemli dönüşümüdür. Kapitalizm altında bir demokratik toplumu, sosyalizmi yaşatma amacı var.
    Kızılbaşlık, Ezidilik gibi kesimler çok önemlidir ve işçi sınıfının destekçisi olarak rol oynarlar. Köleciliğin içinden bir komün çıkabilir. Kapitalizm içinden, özel mülkiyet alınmadıkça sosyalizme geçmek mümkün değildir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ali Kenanoğlu-Alevi kurumları süreci destekledi ama öncülük etmedi!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu-Alevi kurumları süreci destekledi ama öncülük etmedi!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne yönelik sadece destek açıklaması yapmalarının yeterli olmadığını belirterek, sürecin kurumlar tarafından öncelikli gündem haline getirilmediğini söyledi. Kenanoğlu, “Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Hayır. Toplantılara katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor” eleştirisini yaptı.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na olumlu karşılık veren kesimlerden biri de Alevi toplumu oldu. Süreci destekler yönde açıklamalar yapan Alevi kurumları, belli aralıklarla DEM Partili heyetlerle bir araya gelerek önerilerini paylaştı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu yürütülen sürecin Alevi toplumu nezdinde nasıl yorumlandığını PİRHA’ya anlattı.

    “ALEVİ KURUMLARI DESTEK AÇIKLAMASI YAPTI AMA YETERLİ DEĞİL”

    Kenanoğlu sözlerine, Alevilerin halen sürece mesafeli durduklarını belirterek başladı. “Sürecin herhangi bir kazaya uğramadan sonuçlanabilmesinin önemli olduğunu” vurgulayan Kenanoğlu, “Bunun için de toplumsal destek de önemli” dedi.

    Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “Bu defa Aleviler, sürecin karşısında yer almadılar. Toplumunun büyük çoğunluğu, sürecin başarıya ulaşması konusunda bir temenni içerisinde oldu. Alevi kurumlarından bu sürece ilişkin aleyhte bir açıklama gelmedi. Bu olumlu bir taraf. Diğer taraftan da özellikle yaz döneminde, Karadeniz ve Ege Bölgesi’nde çok yoğun Alevi buluşmaları meydana getirdik. Orada da gözlemlediğim şu oldu; halk nezdinde de bu işin sonuçlanmasına yönelik bir istek var. Fakat kaygılar da var…”

    Kenanoğlu, bu kaygıların medya manipülasyonlarıyla beslendiğini belirterek, “Bu sürecin bir Türk-Kürt kardeşliği üzerinden bir Alevi katliamına dönüşmesi, tarihsel hafızanın güncellenmesi gibi endişe verici durumlar ortaya atıldı” dedi ve şöyle devam etti.

    “Alevi kurumları karşıda bir yere konumlanmadılar. Destek açıklamalarını da yaptılar. Fakat bu yeterli mi? değil. Daha etkin rol alınabilir. Ama çekince gösterdiler. Örneğin 11 Temmuz’da yapılan silah yakma törenine davet edilmelerine rağmen hiçbir Alevi kurum temsilcisi katılmadı. Oysa Alevi inancına uygun bir durumdu bu. Alevi inancı, felsefesi açısından baktığımızda, bırakın sadece örgütlerin ellerindeki silahları, bütün dünyadaki silahların yakılmasından yanayız. Rıza Şehrinin nihai hedefi de budur.”

    “RİSK ALMAYACAKSAN O KOLTUKTA OTURMA”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece dair çekinceli tutumunun, “endişe ve korumacı” bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:

    “Sonuçta bir koltuğa oturuyor, başkanlık görevi üstleniyorsanız bir takım riskleri göze alarak yapıyorsunuzdur! Nihayetinde toplumun, demokrasinin hayrına atılması gereken adımlar bunlar. Bedelleri de göze alarak adım atmak zorundasınız. Endişe edip görevini yapmaktan imtina edersen bu koltukta oturmayacaksın o zaman. Bu riski alabilecek, bu görevleri layıkıyla yerine getirecek insanlar var.”

    Kenanoğlu, cemevlerinde sürecin konuşulması gerektiğini belirtti:

    “Ben şunu isterdim; örneğin bütün cemevlerinde bu sürecin ne olup ne olmadığı ile ilgili tartışmalar yapılsın. Dedik ki ‘Gelelim, anlatalım. Siz de sorularınızı sorun, endişelerinizi dile getirin. Televizyonlardan izlediğiniz manipüle edilmiş, ön yargılarla yapılan haberlerle değil, muhataplarından dinleyin. İmralı heyetinden arkadaşlarımızı getirelim anlatsınlar’ istedik. Bunu gerçekleştirdiğimiz yerler oldu fakat bu bizim gayretimizle oldu. Sürece böyle katkılar sunulabilirdi. Hala gecikmiş değil.”

    “MADIMAK ROBOSKİ DERSİM İLE YÜZLEŞMEDEN BARIŞ OLMAZ”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının “ürkek” davrandığını belirterek, yöneticilerin konum kaygısıyla hareket ettiklerini söyledi:

    “Bir taraftan da hani koltuklarını kaybetme durumu var. Çünkü Alevi kurumları içerisinde Kemalist olanlar da var. Onların eleştirilerine, saldırılarına maruz kalmamak adına da ‘Aman boş ver, yerimde rahat durayım’ da diyebiliyorlar.”

    2003, 2013 ve 2015 süreçlerinde de Alevi toplumunun “izleyen” tarafta kaldığını hatırlatan Kenanoğlu şöyle devam etti:

    “Hatta 2013-2015’te daha kötü bir durum vardı. O dönemde Cumhuriyet Halk Partisi, sürecin karşısındaydı. Alevi kurumlarından da olumlu söz duymuyorduk neredeyse… Dünyanın hiçbir yerinde barış süreçleri sadece iktidarların, örgütlerin ya da görüşen tarafların inisiyatifiyle yürümemiş. Toplumun talebiyle sonuçlanmış!”

    Kenanoğlu, kalıcı barışın sağlanması için geçmişle yüzleşmenin zorunlu olduğunu da belirtti:

    “Devletin çıkaracağı yasalarla işin faslının tamamlanması, esasında birbirimize sarılıp kardeş olmak falan anlamına gelmiyor… Bunun adına ‘barış’ değil de başka bir isim verilebilirdi. Şimdi toplumda şöyle bir algı var; ‘Ya biz bunlarla nasıl barışacağız?’ Arkadaş, biz bunlarla oturup sarmaş dolaş olmayacağız… Ama bunun beraberinde dünyanın her tarafında olduğu gibi bu demokratikleşmenin bir ayağı da yüzleşmedir. Madımak, Roboski, Maraş, Çorum gibi katliamlarla yüzleşmeden; hatta bunların sonuçları ortadan kaldırılmadan olmaz. İşte Dersim Katliamı ortada duruyor hala. Sivas Katliamı’nın sonuçları itibariyle hala devam eden durumlar var. Bütün bunlarla yüzleşilmeden Türkiye’de kalıcı barış ve demokratikleşme sağlanamaz.”

    “ALEVİ KURUMLARI SÜRECİN ÖZNESİ OLMALI”

    Kenanoğlu, sürecin başarıya ulaşması için Alevi kurumlarının daha çok çaba göstermesi gerektiğini vurguladı:

    “Cumhuriyetin ilk yüzyılında eşit yurttaş olmak için uğraştık. Bizim dışımızda birileri bu devleti kurmuş, yasalarını oluşturmuştu. Eşit yurttaş olmak için mitingler, eylemler yaptık, talepler oluşturduk. Şimdi Cumhuriyetin 2. yüzyılında şunun yapılması gerekiyor; Alevi toplumunun, örgütlerinin ‘Artık biz eşit yurttaşlık talebinde bulunuyoruz, demokratikleşmeyi destekliyoruz’ değil, ‘Biz bu işin öznesiyiz. Gövdemizle işin içerisinde olacağız ve bu sürecin bir parçasıyız’ denilmesi lazım.”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının sürece “seyirci” kaldığını ifade etti:

    “Bugüne kadar Alevi kurumlarının toplantıları neydi? Kusura bakmasınlar. Bu toplantılar sadece DEM heyetini çağırıp bilgi alma toplantılarıydı. O bilgileri alan Alevi heyeti, yurdun dört bir tarafında süreçle ilgili kendi tabanına bunları anlattı mı? Bunu yapmadı. O toplantıya katıldın diye ‘Biz bu sürecin içindeyiz’ olmuyor yani.”

    Kenanoğlu, Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Evet, Türkiye’de yeni bir anayasaya ihtiyaç var. Şu anda bir anayasa tartışmıyoruz. Niye tartışmıyoruz? Çünkü şu anda bir anayasa yapacak mevcut koşullar yok. Yani bu anayasayı saymayan bir iktidarla anayasa yapacak koşullar yok. Ama Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. İşte burada Alevi toplumunun, örgütlerinin burada özne haline dönüştürülmesi gerekiyor. ‘Demokratik anayasa istiyoruz’ üzerinden yürümemiz gerekir. Alevi kurum yönetici arkadaşlarımızın bilgisi, birikimi ve becerisi hayli yüksek. Bunu da yapabilirler. Yeter ki bunda karar versinler. Ya yapılan toplantılara konuşmacı olarak katılırsın ya da o toplantıları sen yaparsın. İkisinin arasında fark var.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Demirtaş’tan AİHM kararı sonrası ilk açıklama: “Kardeşlik hukuku” her şeyden kıymetlidir!

    Demirtaş’tan AİHM kararı sonrası ilk açıklama: “Kardeşlik hukuku” her şeyden kıymetlidir!

    PİRHA- AİHM’in Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararı kesinleştirmesinin ardından açıklama yapan Demirtaş, “AİHM kararı elbette önemlidir ve hukuken bağlayıcıdır. Ancak sadece bizim açımızdan değil, 86 milyon yurttaşımız açısından kendi aramızdaki “kardeşlik hukuku” her şeyden kıymetlidir” dedi. Çok sayıda siyasi parti, siyasetçi, hukukçu, sanatçı ve insan hakları aktivisti açıklamalarda bulunarak, AİHM kararının bir an önce uygulanmasını istedi. Kararın kesinleşmesi üzerine Demirtaş’ın avukatları, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvuru yaparak tahliye taleplerini iletti.

    AİHM Paneli, Türkiye’nin Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kararı hakkında AİHM Büyük Daire’de yeniden ele alınması talebiyle geçen ay yaptığı itirazını reddetti. AİHM’in Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararı kesinleşmiş oldu.

    “ÖZGÜR GÜNLERDE GÖRÜŞEBİLMEK UMUDUYLA”

    Karar üzerine sanal medya hesabı üzerinden paylaşım yapan Selahattin Demirtaş, “Merhabalar, AİHM kararı elbette önemlidir ve hukuken bağlayıcıdır. Ancak sadece bizim açımızdan değil, 86 milyon yurttaşımız açısından kendi aramızdaki “kardeşlik hukuku” her şeyden kıymetlidir. Kardeşlik hukuku da eşitçe, özgürce, adaletle ve barış içerisinde bir arada yaşamamızı perçinleyecek sosyal, ekonomik, hukuki çalışmaları yapıp adımlar atmamızla güçlenir. Meseleleri yenmek, yenilmek, kin, intikam kavramları üzerinden değil, ortak gelecek ve ortak akıl kavramları üzerinden ele almak gerekir. Atılacak her adımın barışa, huzura ve refaha hizmet etmesi dileğiyle, özgür günlerde görüşebilmek umuduyla, selam ve sevgilerimi gönderiyorum” dedi.

    “MİLYONLARIN TALEBİ VE HUKUKUN GEREĞİ YERİNE GETİRİLSİN!”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da, AİHM’in Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki kararının kesinleşmesi üzerine açıklama yaptı. Tuncer Bakırhan paylaşımında, “AİHM Büyük Dairesi, Selahattin Demirtaş hakkındaki 8 Temmuz tarihli ihlal kararına iktidarın yaptığı itirazı reddetti. Karar böylece kesinleşmiş oldu. Türkiye’nin normalleşmesi ve toplumsal barışın tesisi, hukuka uymaktan geçer. Bu hukuksuzluğu sürdürmenin vicdani ve siyasi bir karşılığı kalmamıştır” derken, Tülay Hatimoğulları da  “AİHM bugün vermiş olduğu kararla, sevgili yol arkadaşımız Selahattin Demirtaş hakkındaki kararını kesinleştirdi. Milyonların talebi ve hukukun gereği yerine getirilsin! Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere bugüne kadar verilmiş olan AİHM kararları da dikkate alınarak bütün arkadaşlarımız serbest bırakılsın” diye belirtti.

    “TOPLUMSAL BARIŞA GİDEN KAPIYI YENİDEN ARALAMA ZAMANIDIR”

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), kararın kesinleşmesinin Türkiye’de hukuk ve demokrasi adına önemli bir dönüm noktası olduğunun altını çizerek, “AİHM’in kararına göre, Demirtaş’ın tutukluluğu hukuki değil, siyasi saiklerle sürdürülmektedir. Bu tespit yalnızca bir yargı hatasına değil, demokratik siyasetin alanının sistematik biçimde daraltılmasına işaret etmektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven ve tüm siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Yargı eliyle sürdürülen siyasal baskı politikaları, Türkiye’nin demokratik geleceğini karartmakta; halkın iradesini temsil eden siyasetçilerin özgürce siyaset yapma hakkını gasp etmektedir.  Artık, siyasi rehine politikasına son verme ve toplumsal barışa giden kapıyı yeniden aralama zamanıdır” dedi.

    “KOBANE DOSYASINDAKİ ARKADAŞLARIMIZ ZAMAN GEÇİRMEKSİZİN SERBEST BIRAKILMALIDIR”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise “AİHM Adalet Bakanlığının itirazını red etti. Böylece AİHM’in Kobane davasına ilişkin 3.ihlal kararı da kesinleşti. 9 yıldan bu yana tutuklu olan başta Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş olmak üzere Kobane dosyasındaki arkadaşlarımız zaman geçirmeksizin serbest bırakılmalıdır. Aksi her tür tutum suç işlemekte ısrar olacaktır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gazeteci Ercüment Akdeniz hakkında tahliye kararı!

    Gazeteci Ercüment Akdeniz hakkında tahliye kararı!

    PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyon ardından tutuklanan Gazeteci Ercüment Akdeniz hakkında tahliye kararı verildi.

    Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyon ardından tutuklanan Ercüment Akdeniz, duruşma için Çağlayan Adliyesi’nde getirildi. 22 Şubat’tan beri tutuklu olan Akdeniz’in duruşmasına basın meslek örgütlerinin temsilcileri, HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ile Ali Kenanoğlu, DEM Parti, CHP, TİP, EHP, Sol Parti yöneticileri katıldı.

    Mahkeme heyeti Akdeniz’in tahliyesine karar verirken, bir sonraki duruşmayı 10 Şubat 2026 tarihine erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDK ve DBP’den 1 Eylül mesajı: İlk kez bu denli kalıcı barışa yaklaşılmıştır

    HDK ve DBP’den 1 Eylül mesajı: İlk kez bu denli kalıcı barışa yaklaşılmıştır

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada “50 yılı aşkın süredir süren çatışmalı süreçte, ilk kez bu denli kalıcı barışa yaklaşılmıştır” ifadelerine yer verdi. Demokratik Bölgeler Partisi’nin 1 Eylül mesajında ise “Gelin, savaşa ve yıkıma karşı omuz omuza duralım; demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütelim. Halkların ortak geleceğini barış temelinde kuralım” denildi.

    İnsanlık tarihine kara bir sayfa olarak geçen 1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası, Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olmuştu. Milyonlarca insanın ölümüne, soykırımlara, toplama kamplarına, şehirlerin ve ülkelerin yıkımına yol açan bu tarih, her ne kadar savaşın başladığı gün olsa da ‘Dünya Barış Günü’ olarak kabul edildi.

    “YASAL VE FİİLİ DÜZENLEME İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) de 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda tarihi bir fırsat yakalandığına değinen HDK, şu cümlelere yer verdi:

    “Bugün, insanlık tarihine kara bir sayfa olarak geçen 1 Eylül 1939’un yıldönümündeyiz. Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan 2. Dünya Savaşı, milyonlarca insanın ölümüne, soykırımlara, toplama kamplarına, şehirlerin ve ülkelerin yıkımına yol açtı. Bu nedenle 1 Eylül, savaşın başladığı gün olmasına rağmen, halkların belleğinde ‘Dünya Barış Günü’ olarak yer etti. Ancak aradan geçen onca yıla karşın, ne yazık ki dünya hâlâ savaşların, işgallerin, ırkçılığın ve sömürünün kıskacından kurtulabilmiş değil.

    Bugün Ukrayna’da savaş sürüyor, Gazze’de halklar ağır bir soykırıma maruz bırakılıyor; emperyalist güçler arasındaki çıkar çatışmaları yeni yıkımlara kapı aralıyor. Ortadoğu, küresel düzenin yeniden şekillendiği, doğrudan çatışmaların merkezine dönüştürülmüş durumda.

    Türkiye ise bu tarihsel dönemeçte, yeni bir barış ve demokratik toplum süreciyle karşı karşıyadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, halklarımız için yeni bir ufkun açılmasına vesile olmuştur. 11 Temmuz’da PKK’nin silahları imha etmesiyle, dünya üzerindeki benzer çatışma süreçlerinde en sonda atılan adımın en başa alınması, tarihte eşi benzeri olmayan bir barış iradesinin ifadesidir.

    Bu süreç yalnızca Kürt halkı için değil; tüm Türkiye halkları için demokratik siyasetin yeniden yapılandırılabileceği, kalıcı toplumsal barışın inşa edilebileceği tarihsel bir dönemeçtir. 50 yılı aşkın süredir süren çatışmalı süreçte, ilk kez bu denli kalıcı barışa yaklaşılmıştır. Bu iradeyi daha da anlamlı kılan bir diğer gelişme ise, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin katılımıyla kurulan komisyondur.

    Bu komisyon, demokratik uzlaşı ve toplumsal barış için umut verici bir adımdır. Ancak unutulmamalıdır ki, barışın kalıcılaşması yalnızca bu adımlarla mümkün değildir. Siyasi iktidarın ayak sürümekten vazgeçerek sürecin ruhuna uygun somut adımları hızla atması, barışın gerçek anlamda ilerleyebilmesi için her türlü yasal ve fiili düzenlemeyi ivedilikle hayata geçirmesi gerekmektedir.

    Bizler, HDK olarak bu tarihi süreçte sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Çünkü barış, yalnızca çatışmasızlık değildir; barış, halkların eşit ve özgür bir biçimde, kimlikleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle var olabilmesinin adıdır. Barış, toplumsal adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün ortak zeminde buluşmasıdır.”

    “TOPLUMSAL BARIŞI BİRLİKTE İNŞA EDELİM!”

    HDK açıklamasında bir de çağrı yapılarak, halkların eşitliği ve özgürlüğü için tüm kimliklerin tanınması gerektiğine vurgu yapıldı. Metinde şu ifadeler kullanıldı:

    “Düşünce ve ifade özgürlüğünün korunmasını,

    Doğanın ve ekosistemin tahribatına son verilmesini,

    Kadınların, LGBTİ+’ların ve tüm ezilenlerin özgür, eşit ve güvenli bir yaşam hakkının sağlanmasını,

    İşçiden köylüye, gençten yaşlıya tüm emekçilerin adil koşullarda yaşamasını güvence altına alacak bir barışı, yerelden merkeze hep birlikte inşa etmeyi savunuyoruz.

    Bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle, tüm halkları, emekçileri, kadınları, gençleri ve örgütlü toplumsal çevreleri; barış ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaya ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyor, toplumsal barışı birlikte inşa etme irademizi yineliyoruz.”

    “HALKLARIN İRADESİ SAVAŞTAN DEĞİL, BARIŞTAN YANADIR”

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) de 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. “Barış ve demokratik toplum inşasında emek vermek hepimizin ortak sorumluluğudur!” denilen açıklamada şu cümlelere yer verildi:

    “İnsanlık tarihi boyunca savaşların ve yıkımların en ağır bedelini halklar ödedi. Sermayenin, ulus-devletlerin, emperyalist güçlerin ve silah tekellerinin çıkarları uğruna yürütülen savaşlar; milyonları yoksulluğa, göçe, ölüme ve toplumsal çürümenin içine sürükledi. Bugün de Filistin’den Suriye’ye, Ukrayna’dan Kürdistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada süren savaşlar, halkların geleceğini karartmaktadır. Oysa halkların iradesi savaştan değil, barıştan yanadır. İnsanlığın birikimi, farklı kimliklerin, halkların ve inançların özgürlük ve eşitlik temelinde bir arada yaşamasını zorunlu kılmaktadır.

    Kürt halkı, yıllardır büyük bedeller ödeyerek varlığını korumuş, iradesini her türlü baskıya rağmen sürdürmüş ve bugün çözüm ve özgürlük talebini daha güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Kürt halkının mücadelesi, yalnızca kendi özgürlüğü için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halkların barış ve demokrasi içinde bir arada yaşayabilmesi için verilmiş bir mücadeledir. Bu nedenle Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü, sadece Kürt halkı açısından değil; Türklerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin, Êzidîlerin ve tüm halkların ortak geleceği açısından kritik önemdedir.

    Bu bağlamda Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı barış çağrısı ve sonrasındaki adımları, bu topraklarda yaşayan bütün halklar açısından yeni bir tarihsel kapı aralamıştır. Öcalan’ın çözüm ve demokratik toplum eksenli bu çağrısı, kalıcı barışın ve birlikte yaşamın mümkün olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu çağrının karşılık bulması; Kürt halkının varlığının ve haklarının yasal güvenceye alınması, anadilde eğitim ve kültürel hakların tanınması ve Öcalan’ın özgür koşullarının sağlanmasıyla mümkündür.

    Türkiye’yi savaş eksenine mahkûm eden anlayışa karşı, barış ve demokrasi zemininde mücadeleyi büyütmek toplumsal bir sorumluluktur. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde çağrımızdır: Gelin, savaşa ve yıkıma karşı omuz omuza duralım; demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütelim. Halkların ortak geleceğini barış temelinde kuralım. Ortadoğu’dan dünyaya yayılan savaş politikalarına karşı, barışı hep birlikte kazanalım.”

    (HABER MERKEZİ)