Etiket: hdk

  • GÜNCELLENDİ-Gazeteci Ercüment Akdeniz’in tutukluluğuna devam kararı verildi!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-Gazeteci Ercüment Akdeniz’in tutukluluğuna devam kararı verildi!-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Ercüment Akdeniz, 160 günlük tutukluluk ardından ilk kez mahkemede ifade verdi. Akdeniz, suçlamaların asılsız olduğunu vurgulayarak, “Bir gazeteci ve yazar olarak basın özgürlüğüm ortadan kaldırılmıştır. Hakikat ve adalet talebiyle beraatimi talep ediyorum” dedi. Mahkeme heyeti, Ercüment Akdeniz’in tutukluluğunun devamı yönünde karar verdi. Bir sonraki duruşma 23 Ekim’de.

    Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyon ardından tutuklanan Ercüment Akdeniz, ilk duruşma için Çağlayan Adliyesi’nde getirildi. Duruşmanın yapılacağı salonun küçük olması sebebiyle uzun süreli gecikme oldu. 22 Şubat’tan beri tutuklu olan Akdeniz’in duruşmasına basın meslek örgütlerinin temsilcileri, DEM Parti, CHP, TİP, EHP, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ve yöneticileri, Avrupa Birliği delegasyonu, sanat ve edebiyat camiasından bir çok isim katıldı.

    26. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada ilk olarak Av. Özcan Karakoç söz aldı. Büyük salon konusunda önceki günlerde talapte bulunduklarını belirten Karakoç, “Çok sayıda avukat, milletvekili, Avrupa Birliği delegasyonu ve yurttaş, salona giremedi. Mevcutta büyük salon olduğunu biliyoruz. Duruşmanın şeffaflığı açısından talebimizi göz önünde bulundurmanızı talep ediyoruz” dedi.

    Mahkeme başkanı, söz konusu taleplere olumsuz yanıt verdi.

    “2013 YILINDA GÖZALTINA ALINIP BERAAT ETTİM”

    Ercümet Akdeniz, yaptığı savunmada 2010 yılında gazeteciliğe başladığını ve halen İLKE TV’de çalışmakta olduğunu belirtti.

    “Hakkımda hazırlanan iddianame yanlış ifadelerle dolu” diyen Akdeniz, şunları söyledi:

    “Bütün suçlamaları reddediyorum. Gazeteciler hakkaniyet neyse onu dile getirirler. Suçlama dosyası gayet şişkin ama içeriği boş. İddianamenin ana omurgası HDK üzerinden oluşturulmuş. Ben HDK’nin hiçbir yönetim kadrosunda yoktum. 10 civarında kongre yapmış, yasal çerçevede faaliyet yürüten bir HDK var; burada bir çelişki söz konusu. 18 Şubat operasyonu için neden 14 yıl bekletildi?

    18 Şubat’ta biz neden alındık? 1 Ekim’de Bahçeli, DEM Partililerle el sıkıştı ve sonrasında 27 Şubat’ta İmralı’dan bir mesaj geldi ve süreç başlatıldı. 12 Mayıs’ta PKK kendisini fesetti. PKK’nin silah yakma törenine HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da katıldı. Böylece HDK’nin varlığı da devlet nezdinde kabul gördü. Meclis’te kurulan komisyon içerisinde de HDK’nin Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş var. Yani devletin en üst makamında da HDK var. Biz ise bu çelişkinin mağdurlarıyız. Suçlamaların zemini siyasi olduğu için bu arka planı yaptım. İddianamede hakkımda dört suçlama var. Gezi’de herhangi bir yönlendirmem yoktur. 2013 yılında gözaltına alınıp beraat ettim. 12 yıl sonrasında bir daha bunların gündeme gelmesi doğru değil.

    Barış ve Demokrasi Partisi’nin bir çadır eylemine katılıp, konuşma yaptığım iddi ediliyor. Ben bunları hatırlamıyorum.
    2012 yılında ESP kongresinde bir konuşmamda suç unsuru ifadeler olduğu iddia ediliyor. Konuşma yaptığımı hatırlamıyorum.
    Evrensel gazetesinde bir demecimde ise politik sanat üzerine bir sözüm var. Kesinlikle kimseye hakaret içerikli bir sözüm olmadığını hatırlıyorum. 14 yıl sonra saklanan bir dosyayı çıkarmak bizde bir mağduriyet oluşturuyor. Çünkü bu kadar yıl ardından ne konuştuğumuzu hatırlamamız mümkün değil.
    Örgütün üst düzeyine yönelik eğitim verdiğim ifade ediliyor. Böyle birşey mümkün değil. KCK’nin finansmanını sağladığım gibi tuhaf iddialar var. Kürt vatandaşları vergilendirdiğim söyleniyor. Şaka gibi. Miting tertiplemeyle ilgili suçlamalar var. Miting yasağının ne olduğuna dair de birşey yazılmamış. Afişlerle ilgili suçlama var ancak bu afişler, nedir, ne yazıyordu bilemiyorum. İddia makamı bunları açıklamalı. MLKP faaliyetlerim olduğu yönünde maddi hatalar var. Açlık grevlerinin bitmesi Kürt sorununun çözülmesi için bir açıklamaya katılmam da iddianameye eklenmiş. Şiddetin her zaman karşısında oldum.”

    “HAKİKAT VE ADALET TALEBİYLE BERAATİMİ TALEP EDİYORUM”

    Ercüment Akdeniz, savunmasının devamında iddianamede yer alan tapelere ilişkin açıklama yaptı. 2012 yılına ait bir tapede ismi belirtilmemiş bir kişinin olduğunu söyleyen Akdeniz, şöyle devam etti:

    “Dinlemeyle ilgili maddi hatalarda ciddiyet yoksunluğu var. Ve onca tapede sadece bir tane HDK faaliyeti var. HDK’nin bir tek 2020 yılından sonra göç konulu bir programına katıldım. Nasıl böyle bir suçlama olur düşünemiyorum. EMEP’e ait eylem ve programlar YDGH ile ilişkilendirilmiş. Alakası yok. 2013 tarihinde Hayat Televizyonu’ndan bir arkadaşımla telefon görüşmem de dinlenilmiş. Bu durumun basın özgürlüğü açısından etik olmadığını düşünüyorum. İddianamede tarafıma yönelik suçlamalar yanlıştır. Çok fazla maddi hatalar mevcut. Suçlamalar asılsızdır. Bir gazeteci ve yazar olarak basın özgürlüğüm ortadan kaldırılmıştır. Hakikat ve adalet talebiyle beraatimi talep ediyorum.”

    Duruşmada Tanık Abdulkadir Akdağ, mahkeme başkanının okuduğu ifadenin kendisine ait olmadığını belirterek “Ercüment Akdeniz’e ilişkin suçlamalarla ilgili bilgim yok. Okuduğunuz ifadeler bana ait değil ancak imza benimdir” dedi. Tanık Kubbet Kaymaz da mahkeme başkanının okuduğu ifadeye dair “Aradan 14 yıl geçti. Bunları hatırlamam mümkün değil” dedi.

    Ercüment Akdeniz’in oğlu Avukat Umut Akdeniz, ilk savunma yapan isim oldu. Müvekkili hakkında basit bir kanıt dahi bulunmadığını söyleyen Akdeniz, şöyle devam etti:

    “30 Ocak 2014’te söz konusu tüm ses kayıtları imha edilmiş. Yani bu kayıtlar delil hükmünde değildir. 11 yıl boyunca soruşturma sonuçlandırılmadı? 14 yıl boyunca da dosya öylece tutulmuş. Demokratik Çözüm Çadırı eylemine gelelim. Konuyla ilgili burada tanıkların dinlenmesi de doğru değil. Tanıklar, müvekkille ilgili tek bir beyanda bulunmamış. Kuru iddialarla müvekkil 5,5 aydır tutuklu. Beraat ve tahliye talep ediyorum.”

    Av. Şerif Özgür Urfa ise “silahlı örgüt üyeliği” suçlamasına dönük delil sunulması gerektiğini savundu. Urfa, şu savunmayı yaptı:

    “Örgüt ile sanığın bağı belirtilmeli. Suçlama konusunda HDK’nin bir terör örgütü olduğu ve müvekkilin de buraya bağlı olduğu söyleniyor. HDK halen siyasi faaliyetler gösteriyor. İstanbul’un göbeğinde tabelası var. Ancak bizler, bir örgüt şeması göremedik. Ortaya delilleri konulamayan suçlamalar nedeniyle müvekkil, 5,5 aydır tutuklu bulunuyor. Adil yargılanma halinin ihlali söz konusudur. Dosyada toplanacak bir delil de bulunmuyor. Dosyada 60 kişi mevcuttu, şu an 2 kişi yer alıyor. Tahliye talep ediyoruz.”

    Av. Özcan Karakoç, konuşmasına üç kişilik avukat sınırlamasının hukuki olmadığını belirterek başladı. Karakoç, “Neden EMEK Partisi faaliyetleri suç unsuru sayılsın ki? 14 sene uyuyan bir dosyadan bahsediyoruz. 11 yıl işlem yapmayan savcılar, görevi kötüye kullanma konusunda suç mu işlediler? 11 yıl sonra bu dosyanın neden açıldığını hepimiz biliyoruz. Siyasi ihtiyacı var mı onu bilemem! 18 Şubat’ta 60 kişi tutuklandı ama gelinen süreçte tutuklu kalmadı. Ortada bir suç örgütü yoksa 5,5 ay neden tutuklu kalınıyor? Altını çiziyorum; somut bir delil yok. Dolayısıyla derhal tahliye talep ediyoruz.”

    Savunmaların ardından savcı tutukluluğunun devamı yerinde mütala verdi. Verilen ara ardından mahkeme başkanı kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, bir tanığın dinlenmemesi nedeniyle Ercüment Akdeniz’in tutukluluğunun devamı yönünde karar vererek, bir sonraki duruşmanın 23 Ekim’de görüleceğini açıkladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ali Kenanoğlu: Demokratik Cumhuriyeti demokrasiden yana olanlarla kuracağız-VİDEO

    Ali Kenanoğlu: Demokratik Cumhuriyeti demokrasiden yana olanlarla kuracağız-VİDEO

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, kendisinin de yer aldığı PKK’nin geçtiğimiz günlerde düzenlediği sembolik silah yakma törenine ilişkin konuştu. Temel görevlerinin, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin özgürce yaşayabileceği demokratik bir cumhuriyet oluşturmak olduğunun altını çizen Kenanoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ittifak sözlerine dair ise “Bu ülkede demokratik cumhuriyeti  demokrasiden yana olanlarla kuracağız“ dedi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları yaktı.

    Silah yakma törenine katılan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, izlenimlerini ve bundan sonraki sürece dair yapılacakları, törenin ardından açıklamalarda bulunan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, DEM, biz en azından üçlü olarak bu yola beraber yürümeye kararı verdik” sözlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÖREN SİLAHLARIN SUSUP, DEMOKRATİK CUMHURİYETİN KURULMASI AÇISINDAN ÖNEMLİ”

    Törenin etkileyici ve duygusal tarafları olduğunu belirten Ali Kenanoğlu; silahların susup, demokratik cumhuriyetin kurulması açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Kenanoğlu, şunları kaydetti:

    “Ben Besê Hozat ve ekibini çok kararlı gördüm. Önderliklerinin almış olduğu kararları inanarak ve kararlı bir şekilde yerine getiriyorlardı. Önemli anekdot silahlarını teslim etme değil kendileri imha ettiler. ‘Kendi hür irademizde, özgür irademizde biz yapıyoruz’ cümlesini de kullanarak yaptılar bunu. Bunlar çok etkileyici, önemliydi. Devlet protokolü vardı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bir devlet protokolü ile biz karşılandık sınırda. Bölge ülkelerinin de işin içerisinde olduğunu ve bu süreci desteklediklerini çok net bir şekilde gördük.

    Törende de o bölgenin en etkili siyasi temsilcileri oradaydı. Türkiye’den de çok fazlasıyla katılım vardı. ‘İyi ki orada olmuşum’ diyorum kendi adıma. Bizim kuşak çocukluğumuzdan bu tarafa bir çatışmalı ortamın içerisinde büyümüş insanlarız. Her gün iki taraf açısından da acılı haberlerle büyümüş insanlarız. Bunun yeni bir döneme evrilmesi, artık silahların susup, demokratik cumhuriyetin kurulması açısından önemli bir sürece evrilmesi bizim için önemli.”

    “GÖREVİMİZ TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN TOPLUMSAL KESİMLERİN ÖZGÜRCE YAŞAYABİLECEĞİ DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET OLUŞTURMAK”

    Besê Hozat’ın konuşmasında kendilerine de sorumluluk yüklediğini belirten Kenanoğlu şunları ekledi:

    “Aslında ‘biz sizin şahitliğinizde, tanıklığınızda bu silahları bırakıyoruz’ derken esasında bu sürece de ‘siz sahip çıkacaksınız’ dedi. ‘Biz artık yapmamız gerekeni yaptık. Bundan sonrası sizde’ dedi. Esasında bize yani her birimize bir görev, ödev yüklemiş oldu.

    Bizim görevimiz, ödevimiz bundan sonra Kürt sorunu başta olmak üzere Alevilerin, Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin özgürce yaşayabileceği demokratik bir cumhuriyet oluşturmak. Bu görev de bizde artık ve bunun için de mücadele edeceğiz.”

    “BU ÜLKEDE DEMOKRATİK CUMHURİYETİ DEMOKRASİDEN YANA OLANLARLA KURACAĞIZ”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz en azından üçlü olarak bu yola beraber yürümeye kararı verdik” açıklaması hakkında konuşan Ali Kenanoğlu şunları kaydetti:

    “Erdoğan’ın açıklaması çok speküle edildi ama kendileri de düzelttiler. Sayın Öcalan’da şunu söylüyor; “Bu sadece AKP ile Cumhur İttifakı ile olacak bir şey değil.” O yüzden mecliste komisyon kurulmasını başından beri söylüyor. Yani diğer partilerin de işin içerisinde olabileceği bir süreçten bahsediyor. O yüzden AKP kendisi kendi propaganda diliyle, kendi açıklamalarını yapabilir ama biz onu öyle okumayacağız. Bizim dostlarımız da böyle okumaması lazım. Bizi en çok inciten şey bizim dostlarımızın bu açıklamalar üzerinden bize saldırması. Bugüne kadar pratiğimiz ortada, söylediklerimiz ortada, yaptıklarımız ortada. Dostlarımız bunların hiçbiri yokmuş gibi, sanki biz AKP’ye teslim olmuşuz gibi, onlarla ittifak kurmuşuz gibi değerlendirme yapıyor. Biz ona üzülüyoruz.
    Bu ülkede demokratik cumhuriyeti biz demokrasiden yana olanlarla kuracağız. Kim demokrasiden yana ise. AKP mi olmak istiyor? Buyursun gelsin o da biz hayır demeyiz. MHP mi demokratikleşmek istiyor? Onlar da mı bu süreçte yer almak istiyor? Buyursunlar yer alsınlar.

    Esasında bu sürecin Cumhur İttifakı ile falan yürütülecek bir süreç meselesi olarak alınmaması gerekiyor. Sayın Öcalan da bunu böyle diyor. Mecliste komisyon kurulması meselesindeki ısrar şu; bu süreç sadece bir partinin, Cumhur İttifakı’nın inisiyatifine bırakılamaz.”

    Nuray ATMACA-Buse Nehir DEMİR/SAMANDAĞ

    İLGİLİ HABERLER

    PKK silah yaktı!
    DEM Parti: Şimdi hep birlikte adım atma zamanıdır!
    Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı
    Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik
    Erdoğan’dan komisyon açıklaması: Sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağız

  • ‘Kerbela Koçgiri’dir, Dersim’dir, Sivas’tır, Roboski’dir, Gezi’dir’

    ‘Kerbela Koçgiri’dir, Dersim’dir, Sivas’tır, Roboski’dir, Gezi’dir’

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi Yürütme Kurulu, Muharrem Ayı sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. 1345 Yıldır tutulan mateme değinilen açıklamada “Kerbela Aleviler için tarih boyunca yaşanan tüm zulümlerin adıdır” vurgusu yapıldı.

    Kerbela’da, 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 kişi için tutulan Muharrem Orucu (Yası Kerbela) bugün başladı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu, Muharrem Ayı sebebiyle açıklama yaptı.

    “KERBELA, GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YAŞANAN KATLİAMLARIN ADI”

    HDK sosyal medya hesaplarından paylaşılan açıklamada “Kerbela Aleviler için tarih boyunca yaşanan tüm zulümlerin adıdır” denilerek şu cümlelere yer verildi:

    “Şii (Caferi) ve Alevilerce tutulan, 12 gün boyunca sürecek Muharrem Matemi orucu başladı.

    Ortadoğu coğrafyasında yaşanan ve inançsal özgünlüğü nedeniyle coğrafyamıza damga vuran, aradan 1345 yıl geçmesine rağmen hala üzerine yas tutulan bir tarihtir Kerbela. Kerbela; zalimle mazlumun, zulümle zulme biat etmeyişin adıdır. Kerbela Yezid’in zulmü kadar Hz. Hüseyin ve Zeynep Ana’nın biada karşı koyuşudur. Kerbela yaşadığımız coğrafyada zalimle mazlumun karşı karşıya gelişinin hafızasıdır. 1345 yıldır dünyanın her tarafındaki Şiiler Kerbela’yı o günkü acılarıyla hissedip anmalar düzenlerken Aleviler ise Kerbela’dan günümüze Yezit nezdinde vücut bulmuş tüm zalimlere lanet okuyarak tarih boyunca zulümlere yaşamını yitirmişlerimizin anısına matem tutmaktadır. Kerbela Aleviler için tarih boyunca yaşanan tüm zulümlerin adıdır; Kerbela Malya Ovası, katliamcı Osmanlı paşası Kuyucu Murad’ın kuyuları, Yavuz’un kırımı, II. Mahmut’un İstanbul’da akıttığı kan deryasıdır. Kerbela Koçgiri’dir, Dersim’dir, Çorum’dur, Maraş’tır, Sivas’tır, Gazi’dir, Roboski’dir, Zilan’dır, Gezi’dir…

    Kerbela geçmişten günümüze yaşanan katliamların adı, Yezid de geçmişten günümüze katliamcı zalimlerin sıfatıdır. Kerbela’dan günümüze Ortadoğu’yu cehenneme dönüştüren savaşlara karşı halkların ve inançların ve inançların çok kültürlü yapısı içerisinde varlığını koruyabileceği demokratik bir sistemi kurmak hepimizin görevidir.

    Hepimizin tüm farklılıklarıyla özgürce yaşayabileceği bir sistemi kurmak İçin Demokratik Cumhuriyet’e giden yol ancak Demokratik Toplumu oluşturmakla mümkün olacaktır. Yaşanan vahşetlerden ders çıkardığımız, bir arada yaşamı, kardeşlik ortamını yaratacağımız günlerin özlemiyle matem tutan canların matemleri, matem oruçları kabul ve makbul olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kent Uzlaşısı’ davasında tutukluluk halinin devamına karar verildi

    ‘Kent Uzlaşısı’ davasında tutukluluk halinin devamına karar verildi

    PİRHA- HDK ve DEM Parti, “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında 10 belediye meclis üyesinin tutukluluğuna devam kararını protesto etti. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, dosyanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü belirterek, “Mutlaka arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz” dedi.

    İstanbul’da süren “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında tutuklu bulunan 10 belediye meclis üyesinin tutukluluğunun devamına karar verilmesi tepkilere neden oldu. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yaptıkları basın açıklamasıyla kararı protesto etti.

    Basın açıklamasına HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “ÖZGÜRLÜKLERE AÇIK BİR MÜDAHALE”

    Açıklamada ilk olarak konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Veysi Eski, soruşturmanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savundu. “Kent Uzlaşısı demokratik bir haktır ve müvekkiller bu hak çerçevesinde seçilmiştir” diyen Eski, mahkemenin duruşma gününü dört ay sonrasına vermesini “inanılmaz bir hukuksuzluk” olarak nitelendirdi. Eski, “Anayasa Mahkemesi kararları bu süreyi kabul etmez. Bu karar, özgürlüklere açık bir müdahaledir” diye konuştu.

    DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar ise kararın, iktidarın çok kimlikli ve çok inançlı bir toplum yapısını kabullenmemesiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. “Kürtlerin, Alevilerin ve farklı kesimlerin yönetime ortak olmasına tahammül edemiyorlar” diyen Çınar, “Arkadaşlarımız CHP listelerinden seçilmiş olabilir ama halkın iradesini temsil ediyor. Bu hukuksuzluğu kınıyoruz” dedi.

    “SORUŞTURMA SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLÜYOR”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu da soruşturmanın doğrudan siyasi saiklerle yürütüldüğünü vurguladı. Kenanoğlu, “HDK bahane edilerek Türkiye’nin solcuları, Kürtleri, Alevileri yönetime dahil olmasın diye kriminalize ediliyor. ‘Kent Uzlaşısı’, savcı tarafından ‘Kürtlerin batıda yönetime ortak olması’ olarak suçlanıyor. Asıl suçlama budur” ifadelerini kullandı.

    Kenanoğlu, mücadele vurgusu yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tek tip vatandaş anlayışına karşıyız. Bu ülkeyi sadece makbul vatandaşların yönetmesini isteyen bu zRHihniyeti kabul etmiyoruz. Biz HDK olarak mücadele edeceğiz. Kentimizi de ülkemizi de biz yöneteceğiz. Mutlaka arkadaşlarımızı özgürleştireceğiz. Kazanan biz olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK: Numan Kurtulmuş’un açıklamaları toplumsal barışı zedelemekte ve Alevi nefretini körüklemektedir

    HDK: Numan Kurtulmuş’un açıklamaları toplumsal barışı zedelemekte ve Alevi nefretini körüklemektedir

    PİRHA- Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakına yönelik sözlerine tepki gösteren HDK yaptığı açıklamada, “Tam da toplumsal barışa örnek olması gereken ve sürecin sonuçlanabilmesi için adres olarak işaret edilen Meclis’in başkanı sıfatıyla Numan Kurtulmuş tarafından bu açıklamaların yapılmış olmasını kınıyor, herkesi, özellikle sorumluluk sahibi insanları, dillerinde ve üsluplarında toplumu kamplaştıran ve süreci sekteye uğratan açıklamalardan uzak durmaya davet ediyoruz” dedi.

    Şırnak’ta konuşan AKP Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” cümlelerini kurmuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Numan Kurtulmuş’un açıklamalarına tepki göstererek açıklama yaptı.

    “ALEVİ’NİN KATLİAMIYLA SONUÇLANAN BİR İTTİFAKIN ÖRNEK OLARAK SUNULMASINI ASLA KABUL ETMİYORUZ”

    Numan Kurtulmuş’un açıklamalarının toplumsal barışı zedelediği ve Alevi nefretini körüklediğini belirten HDK, “Alevi’nin katliamıyla sonuçlanan bir ittifakın örnek olarak sunulmasını asla kabul etmiyoruz” dediği açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Bugünkü süreci bizzat yürüten Sayın Abdullah Öcalan bu çabayı ‘Barış ve Demokratik Toplum’ başlığıyla adlandırmış ve 27 Şubat çağrısını da bu başlıkta yapmıştır. ‘Barış’ kavramı; silahların susması, çatışmaların bitmesi, acıların karşılıklı olarak son bulması, Türk ve Kürt anasının göz yaşının artık dinmesi olarak özetlenmiştir.

    Bu çaba; demokratik toplum ve demokratik cumhuriyetin inşasıyla, tekçi zihniyet nedeniyle yok sayılan Kürtlerin, Alevilerin, ezilen, yok sayılan tüm halkların ve inançların, kadınların ve emekçilerin gasp edilen haklarının iadesiyle, eşit yurttaş olmasıyla tamamlanacaktır. Sürecin kendisi ve amacı bu muhtevaya sahipken yaşadığı topraklarda kadın, çocuk demeden on binlerce Alevi’nin katliamıyla sonuçlanan bir ittifakın örnek olarak sunulmasını asla kabul etmiyoruz.”

    “TÜM HALKLARIN VE İNANÇLARIN DEMOKRATİK KOŞULLARDA YAŞAMALARINA VESİLE OLACAK ZEMİNİ HASSASİYETLE GÖZETME GÜNÜDÜR”

    Numan Kurtulmuş tarafından bu açıklamaların yapılmış olmasını kınayan HDK, açıklamasında şunları kaydetti:

    “Yürütülen sürecin tam da bu tür tarihi katliamlarla yüzleşmenin bugüne uzanan kötü sonuçlarını ortadan kaldırmayı, toplumu kutuplaştıran katliamlardan ders çıkarmayı, bir daha yaşanmaması için ibretlik birer örnek olarak hatırlamayı ve ortak vatanda, bir arada, eşit yurttaş olarak yaşamayı hedeflediğinin bilinmesini istiyoruz.

    Numan Kurtulmuş’un niyeti ve hedefi ne olursa olsun, tüm gücünü ve mücadelesini yok sayılan, katledilen, asimilasyona uğrayan halkların, inançların ortak mücadele hattına dönüştüren Kürt Hareketi ve onun kurumları asla bu katliamcı niyetlere pirim vermeyecektir.

    Tam da toplumsal barışa örnek olması gereken ve sürecin sonuçlanabilmesi için adres olarak işaret edilen Meclis’in başkanı sıfatıyla Numan Kurtulmuş tarafından bu açıklamaların yapılmış olmasını kınıyor, herkesi, özellikle sorumluluk sahibi insanları, dillerinde ve üsluplarında toplumu kamplaştıran ve süreci sekteye uğratan açıklamalardan uzak durmaya davet ediyoruz.

    Gün, yalnızca Türk – Kürt halklarının değil ülkemizde ve Ortadoğu coğrafyasında yaşayan tüm halkların ve inançların demokratik koşullarda yaşamalarına vesile olacak zemini hassasiyetle gözetme günüdür.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Ali Kenanoğlu’ndan Alevi kamuoyuna çağrı: Kendi cephemizden bir anayasa taslağı oluşturmalıyız!

    Ali Kenanoğlu’ndan Alevi kamuoyuna çağrı: Kendi cephemizden bir anayasa taslağı oluşturmalıyız!

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, “Aleviler yeni anayasa sürecine nasıl cevap vermeliler?” başlığını değerlendirerek yapılması gerekenlere işaret etti. Kenanoğlu, “Aleviler olarak bir araya gelip kendi cephemizden bir anayasa taslağı oluşturmamız lazım” önerisinde bulundu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevi toplumunun, yeni anayasa sürecinde yapması gerekenleri değerlendirdi. Kenanoğlu, demokratik toplum süreciyle birlikte yeni anayasa hazırlığının olacağını, ancak bu çalışma içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geleceğine dönük herhangi bir pazarlığın söz konusu olmadığının da altını çizdi.

    “ERDOĞAN’IN 3. KEZ BAŞKANLIĞI KONUSUNDA BİR PAZARLIK YOK”

    Ali Kenanoğlu, DEM Parti açısından meselenin “Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu” vurgulayarak şunları söyledi:

    “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin son seçimlerden sonra ilk kullandığı vaatlerinden birisi ‘Türkiye’ye yeni bir anayasa yapmak, bir sivil anayasa yapmak’ sözüydü. Tabii bu anayasa yapma mevzusu özellikle bu çözüm ve demokratik toplum süreci ile birlikte daha çok Kürt siyaseti üzerinden tartışılmaya başladı. Yani AKP yeni bir anayasa yapacak. Bu anayasa da DEM Parti desteğiyle olacak. Ve bunun üzerinden de Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olma ihtimali ortaya çıkacak. ‘Anayasaya bunlar konacak’ üzerinden tartışıla duruyor. Bunun gerçekçi olmadığını, böyle bir pazarlık mevzusu olmadığını, DEM Parti açısından meselenin Türkiye’nin demokratikleşmesi olduğunu, demokratik bir anayasada asla herhangi birinin geleceğini garanti altına almak adına böyle bir imza koymayacağını da zaten arkadaşlarımız da, parti sözcüleri de, biz de ifade ediyoruz.”

    “KENDİ CEPHEMİZDEN BİR ANAYASA TASLAĞI OLUŞTURMALIYIZ”

    Kenanoğlu, yeni anayasa hazırlığı sürecinde Alevilerin bir bütün olarak aktif rol alması gerektiğini ifade etti. Alevi kamuoyunun bir araya gelip, taleplerini yazılı hale getirmesi gerektiğini söyleyen Kenanoğlu, şu çağrıda bulundu:

    “AKP’nin anayasa hazırlık çalışmalarında başka bir toplumsal kesimle çalışma talebi var. Bu da Aleviler. Bugünlerde duyduğumuz ama teyit de ettiğimiz bilgiler var. Bu bilgilere göre AK Parti iktidarı, sarayda bir anayasa taslak hazırlığı yapıyor. Zaten bir çalışma yaptıklarını söylemişlerdi. Ve kimi Alevi şahsiyetleri buraya davet ederek görüş istemişler. Yani bu yeni anayasada Aleviler açısından da, bir fikir edinme, bir görüş, bir öneri alma durumu söz konusu. Şimdi bu çok masumane gözükebilir baktığınızda.

    Daha önce AKP iktidarında biz, Alevi çalıştaylarına katılmış, arkasından, Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı ile ilgili, Talim ve Terbiye Kurulu’yla yapılan toplantılara katılmıştık. Buralarda okullardaki din derslerinin nasıl olması ya da nasıl olmaması gerektiği üzerinde görüşler sunmuştuk. Biz tabii görüşlerimizi sunduk. Bu görüşmelerden çekilmiştik. Ancak bizim dışımızdaki kimi arkadaşlar bu görüşmeleri sürdüler. Çalışma grubu oluşturdular ve çalıştılar. Şimdi akabinde şöyle bir şey oldu. Bizim orada ifade ettiğimiz taleplerin hiçbirisi oraya konmadı. Yine iktidar kendi aslında koymak istediklerini oraya koydu ama ‘ben şu kadar Alevi’den görüş aldım, bu kadar Alevi’yle çalıştım’ diyerek bunu yaptı. Şimdi de aynısı söz konusu olacak.

    Peki buna karşı ne yapmak lazım? Çok net bir şekilde Alevi kurumları, Alevi sanatçıları, kanaat önderleri, pirleri, anaları, siyasetçileri bir araya gelip ortak bir çalıştay mıdır, ortak bir konferans mıdır; adına ne diyeceksek toplanıp kendi cephemizden bir anayasa taslağı oluşturmamız lazım. Bütün toplumsal yapılarımızda; kanat önderleri, derneklerimiz, vakıflarımız, federasyonlarımızda ortaklaştığımız elimizde bir taslağımız olur. Bizden hangi parti görüş istiyorsa o partiye o taslağı veririz.

    Şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi görüş istiyor; işte bu görüşlerimizi kamuoyuna açık bir şekilde, yani kapalı kapılar ardında değil, kamuoyuna açık bir şekilde paylaşmalıyız. Bunu yapmazsak eğer hepimizi; kurumlarımızı bölüp, parçalayacaklardır. Şahsiyetleri, akademisyenleri, sanatçıları yine kendilerine göre ‘makbul Alevi’ tanımlaması yapıp bu makbul Alevilerle birlikte bu işleri yürütmeye çalışacaklardır.

    Bütün kurumlarımız yan yana gelerek bu çalışmanın öncülüğünü yapacaklardır ama dediğim gibi, bütün toplumun kanaat önderi niteliğinde, toplumun değişik alanlarında faaliyet yürüten bütün Alevi şahsiyetlerin de bu çalışmanın içerisinde yer alması çalışmayı güçlendirecektir. Özellikle akademisyen arkadaşlarımızın bu çalışmaya dahil edilmesi, anayasa yazım tekniği açısından bizlere güç verecektir.

    Bir an önce bu buluşmayı ve bu çalışmayı yapmak dileğiyle herkese saygıyla, sevgi ile selam diyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sanatçı Pınar Aydınlar’ın duruşması yarın görülecek!

    Sanatçı Pınar Aydınlar’ın duruşması yarın görülecek!

    PİRHA-18 Şubat’tan bu yana tutuklu bulunan Sanatçı Pınar Aydınlar’ın duruşması yarın İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    İstanbul merkezli 10 ilde 18 Şubat 2025’te yapılan operasyon kapsamında çok sayıda eve baskın düzenlenmiş, altmışa yakın yurttaşla birlikte Sanatçı Pınar Aydınlar da gözaltına alınmıştı.

    Şubat ayından bu yana HDK operasyonu kapsamında tutuklu bulunan Pınar Aydınlar’ın ilk duruşması 13 Mayıs’ta (yarın) İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş’tan Pınar Aydınlar çağrısı: Herkesi dayanışmaya bekliyoruz!

    HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş’tan Pınar Aydınlar çağrısı: Herkesi dayanışmaya bekliyoruz!

    PİRHA-HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, 13 Mayıs’ta duruşması yapılacak Sanatçı Pınar Aydınlar için dayanışma çağrısında bulundu.

    İstanbul merkezli 10 ilde 18 Şubat 2025’te yapılan operasyon kapsamında çok sayıda eve baskın düzenlenmiş, altmışa yakın yurttaşla birlikte Sanatçı Pınar Aydınlar da gözaltına alınmıştı.

    Şubat ayından bu yana tutuklu bulunan Pınar Aydınlar’ın HDK operasyonu kapsamında ilk duruşması 13 Mayıs’ta İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    Halkların Demokraik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü, DEM Parti Erzurum Milletvekili Meraş Danış Beştaş, X hesabından yaptığı paylaşımında 13 Mayıs’ta duruşmaya çıkacak olan Sanatçı Pınar Aydınlar’a destek olmak amacıyla tüm duyarlı kesimleri dayanışmaya çağırdı.

    Meral Danış Beştaş, “Sevgili Pınar Aydınlar 18 Şubat’ta gözaltına alındı. 22 Şubat’tan bu yana haksız, hukuksuz ve mesnetsiz bir şekilde Cezaevinde tutuluyor.  13 Mayıs’ta ilk duruşması yapılacak. Herkesi dayanışmaya davet ediyoruz” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sanatçı Pınar Aydınlar’ın oğlu Toprak Sağ: 13 Mayıs’ta herkesi duruşmaya bekliyorum-VİDEO

    Sanatçı Pınar Aydınlar’ın oğlu Toprak Sağ: 13 Mayıs’ta herkesi duruşmaya bekliyorum-VİDEO

     PİRHA- Tutuklu Sanatçı Pınar Aydınlar’ın oğlu Toprak Sağ, 13 Mayıs’ta görülecek ilk duruşma için kamuoyuna destek çağrısı yaptı. Kendisi de müzisyen olan Sağ, “Sosyalist bir sanatçının çocuğu olmak benim için onurdur. Süreç bizi çok karanlık bir şekilde karşılıyor. Aydınlığı yakacak olan ise örgütlü mücadelemizdir” diye konuştu. 

    İstanbul merkezli 10 ilde 18 Şubat 2025’te yapılan operasyon kapsamında çok sayıda eve baskın düzenlenmiş, altmışa yakın yurttaşla birlikte Sanatçı Pınar Aydınlar da gözaltına alınmıştı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, operasyonun HDK’ye yönelik yapıldığını belirtilerek, soruşturma kapsamında 60 kişinin yer bulunduğunu açıklamıştı.

    HDK operasyonu kapsamında tutuklu bulunanların ilk duruşması 13 Mayıs’ta İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    “KAFAMIZA SİLAH DAYADILAR”

    Pınar Aydınlar’ın oğlu Toprak Sağ, Salı günü görülecek ilk duruşma öncesi PİRHA’ya konuştu. Annesi Pınar Aydınlar’ın politik duruşu sebebiyle birçok kez evlerine baskın yapıldığını söyleyen Toprak Sağ, “Son gözaltı günü saat 05.30 civarında özel harekat evimize geldi. Bizi yere yatırıp kafamıza silah dayadılar. Bir işkence girişimi oldu. Bir sanatçının evi; yani tanınan bir insanın evi… O gün ikizim olan kız kardeşim de vardı. Polisler, kameraya da aldılar ve kardeşim korktu bayağı. Yani kötü bir süreçti bizim için” diye belirtti.

    “ANNEMLE GURUR DUYUYORUM”

    Annesi Pınar Aydınlar’a yöneltilen suçlamaların hiçbir hukuki dayanağı olmadığını söyleyen Toprak Sağ, “Salı günü özgürlüğüne kavuşacak diye umuyorum. Çünkü suçlamaların içeriği boş” diye belirtti. Toprak Sağ, konuşmasına şu cümlelerle devam etti:

    “Sosyalist bir sanatçının çocuğu olmak benim için onurdur. Çünkü biz, halkın sesi olmaya çalışıyoruz; işçi sınıfının, köylünün, ezilenlerin… Ve bu susturulamayacak bir şey. İşkenceyle, hapislerle, gözaltılarla bizi sadece bastırmaya çalışırlar ama bizim sevdamız, inancımız her şeyin ötesinde; zindanların, dağların ötesinde bir noktada. Ben gurur duyuyorum. Yani Sırrı abinin de dediği gibi mahpushaneler memlekettendir.”

    “SÖYLEMLERİ DEĞİŞMEYECEKTİR”

    Toprak Sağ, annesi Pınar Aydınlar’ın tutuklanmasına sebep olan konuşmaların arkasında olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Annemden sonra da ben söylemeye devam edeceğim. Benden sonra da çocuklarım olursa onlar söylemeye devam edecek. Bu bir süreçtir. Halk kurtuluşa erene kadar bizlerin sorumluluğu altındadır. Eğer ki azıcık da olsa bir ses getirebiliyor ve halkın sesi olabiliyorsak bu bizim için onurdur, şereftir. Söylemler değişmeyecek. Annem yurt dışındayken hapis cezası olduğunu bildiği halde memlekete gelmiş bir kadın, bundan sonra hapisten çıksa da söylemleri değişmeyecektir.”

    “ANNEM, EZİLEN KİMLİKLERİN MÜCADELESİNİ VERİYOR”

    Annesinin tutuklanması ardından kamuoyundan yeterince destek gelmediğini söyleyen Toprak Sağ, “Salı günü bizi yalnız bırakmasınlar. Kendi inançlarını, davalarını yalnız bırakmasınlar. Çünkü içerideki kadın, şu anda sadece kendi mücadelesini vermiyor; bir halkın, ezilen kimliğin mücadelesini veriyor. Bastırılmaya çalışan kadınların, insanların yaşam mücadelesini veren biri annem. Yani insanım diyenlerin orada bulunması gerekiyor diye düşünüyorum. Bugün başımıza gelen, yarın onların başına gelmeyecek diye bir şey yok. Süreç bizi çok karanlık bir şekilde karşılıyor. Aydınlığı yakacak olan o birlik, o örgütlü mücadelemiz, o birlikte yapacağımız ilerlemedir. Salı günü 11’de Çağlayan Adliyesine herkesi bekliyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • HDK’den ‘kongre’ açıklaması: Tüm çevrelere önemli sorumluluklar düşmekte

    HDK’den ‘kongre’ açıklaması: Tüm çevrelere önemli sorumluluklar düşmekte

    PİRHA-HDK, PKK’nin kongresini gerçekleştirmesiyle kritik eşiklerden birinin daha geçildiğini belirtti. Açıklamada, “Tarihi gelişmelerin yaşandığı bugünlerde tüm çevrelere önemli sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Barış, Demokratik Toplum mücadelesiyle, halkların ve ezilenlerin dayanışma ve özgürlük iradesiyle sağlanacaktır” denildi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) PKK’nin kongresini açıklamasına dair yazılı açıklama yayınladı.

    “KÜRT SORUNUNUN BARIŞÇIL ÇÖZÜMÜ İÇİN HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA KOŞULLAR OLGUNLAŞMIŞTIR”

    Açıklamada, barışın demokratik toplum mücadelesiyle, halkların ve ezilenlerin dayanışma ve özgürlük iradesiyle sağlanacağına dikkat çekildi.
    Açıklamada, “Tarihi gelişmelerin yaşandığı bugünlerde tüm çevrelere önemli sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Demokratik Cumhuriyet mücadelesinin önemli belirleyenlerinden birisi olan Kürt Sorununun barışçıl ve toplumsal çözümü için her zamankinden daha fazla koşullar olgunlaşmıştır. Kürt sorununu, bir sistem sorunu olarak ele alıyor, demokratik dönüşüm çabalarının olmazsa olmaz başlıklarından birisi olarak değerlendiriyoruz” diye belirtildi.

    “DEMOKRATİK ÖRGÜTLENME SEFERBERLİĞİNDE BULUŞALIM”

    Meselenin siyasi ve hukuki zeminine çekilme çabasının, sadece Kürt halkının örgütlü mücadelesine yıkılmaması gerektiğine vurgu yapılan açıklamada, “ Gün, kaygılarımızla yetinme günü değil, barış çabalarını Türkiye demokrasi mücadelesinin önemli bir parçası olarak ele alma, demokratik inisiyatif geliştirme, demokratik tavır alma günüdür. Barış, Demokratik Toplum mücadelesiyle, halkların ve ezilenlerin dayanışma ve özgürlük iradesiyle sağlanacaktır. Adil, demokratik ve toplumsal bir barış için demokratik toplumu inşa edelim; demokratik toplum için demokratik örgütlenme seferberliğinde buluşalım” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sanatçı Kadir Çat: 13 Mayıs’ta Pınar Aydınlar’ın yanında olalım- VİDEO

    Sanatçı Kadir Çat: 13 Mayıs’ta Pınar Aydınlar’ın yanında olalım- VİDEO

    PİRHA- Pınar Aydınlar’ın 13 Mayıs’ta görülecek olan duruşmasına çağrı yapan Sanatçı Kadir Çat, “Pınar’ın şu anda cezaevinde olması aslında demokrasiye ve barışa vurulmuş bir darbedir. Aydınlar bugün dışarıda olsaydı her konserde barışı haykıracaktı. Bu nedenle 13 Mayıs’taki duruşmada sevgili Pınar’ın yanında olalım” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik düzenlenen operasyonlar kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan sanatçı Pınar Aydınlar’a yönelik destek açıklamaları sürüyor. Toplumcu sanatın güçlü temsilcilerinden biri olan sanatçı Kadir Çat, Aydınlar’ın barışa katkı sunacağı bir süreçte tutuklanmasını kınadı.

    “BARIŞA KATKI SUNACAK BİR SANATÇI CEZAEVİNDE”

    Kadir Çat, Pınar Aydınlar’ın yalnızca sanatçı kimliğiyle değil, aynı zamanda bir kadın ve toplumsal mücadele içinde yer alan aydın bir birey olarak Türkiye’nin en değerli isimlerinden biri olduğunu belirtti.

    “Türkiye’nin aydınlık yüzü, halkların sesi olan Pınar’ın böyle bir süreçte tutuklanması, mevcut siyasi iktidarın samimiyetsizliğini ortaya koyuyor. Yalnızca Pınar değil, bugün birçok sanatçı bugün hapishanelerde tutuluyor. Birçok sanatçı ülkesinden uzaklara sürgünlerde yaşıyor. Hapishanede olan sanatçı Axîn Biro, uzun zamandır sağlık problemleri ile mücadele eden tutsak sanatçı Nudem Durak hala hapishanede” diyen Çat, bu süreçte barışa katkı sağlayacak sanatçıların cezaevinde olmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    Çat, HDK’nin kuruluşuna da atıfta bulunarak, “Bu yapı Türkiye’deki tüm demokratik çevrelerin, aydınların, yazarların, STK’lerin Kürt sorunu başta olmak üzere tüm sorunların çözümüne katkı sunmak için oluşturduğu bir platformdur. Buraya yapılan saldırılar, aslında sistemin neye karşı olduğunu açıkça ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

    DURUŞMAYA ÇAĞRI

    Pınar Aydınlar’ın tutuklanmasının sadece bireysel bir mağduriyet olmadığını, Türkiye’deki sanatçıların ve aydınların tarihsel kaderiyle de örtüştüğünü vurgulayan Kadir Çat, “Yılmaz Güney’lerden Ahmet Kaya’lara, Nazım Hikmet’ten Ahmet Arif’e uzanan bir çizgide bugün Pınar Aydınlar da benzer bir baskıyla karşı karşıya” dedi.

    Son olarak, sanatçı dostlarına ve kamuoyuna seslenen Kadir Çat, “Pınar’ın şu anda cezaevinde olması aslında demokrasiye ve barışa vurulmuş bir darbedir. Aydınlar bugün dışarıda olsaydı her konserde barışı haykıracaktı. Bu nedenle 13 Mayıs’taki duruşmada sevgili Pınar’ın yanında olalım. Gerek sosyal medyada gerekse mahkeme salonlarında bu dayanışmayı gösterelim. Bugün Pınar’a sahip çıkmazsak, yarın başka sanatçılar da aynı kaderi yaşayabilir” diyerek tüm duyarlı kesimleri dayanışmaya çağırdı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Tutuklanan 30 kişinin serbest bırakılması için sosyal medyada kampanya başlatıldı

    Tutuklanan 30 kişinin serbest bırakılması için sosyal medyada kampanya başlatıldı

    PİRHA- İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri, HDK faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle tutuklanan 30 kişinin serbest bırakılması için kampanya başlattı.

    İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri, İstanbul’da HDK faaliyetlerine katıldığı gerekçesiyle 18 Şubat’ta gözaltına alınan ve 21 Şubat günü aralarında gazeteci, sanatçı, sendikacı, avukat ve siyasi parti temsilcisi 30 kişinin serbest bırakılması talebiyle kampanya başlatıldı.

    #SiyasiTutsaklaraÖzgürlük etiketiyle başlatılan kampanyada, 30 kişinin 60 gündür iddianame dahil hazırlanmadan haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu bulunduğu ifade edildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Avukatı Murat Arksak: Sanatçılar Pınar Aydınlar’ı sahiplenmeli!- VİDEO

    Avukatı Murat Arksak: Sanatçılar Pınar Aydınlar’ı sahiplenmeli!- VİDEO

    PİRHA-HDK’ye yapılan operasyon kapsamında 18 Şubat’ta gözaltına alınıp tutuklanan Sanatçı Pınar Aydınlar’ın Avukatı Murat Arksak, Aydınlar’ın hukuksuz bir şekilde içerde tutulduğunu söyledi. Arksak, sanat çevresinin Pınar Aydınlar’a gerekli desteği sunmadığını söyleyerek, Aydınlar’a sahip çıkma çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyonlarda gözaltına alınan çok sayıda kişi tutuklandı. Sanatçı Pınar Aydınlar da bu kapsamda gözaltına alınıp tutuklandı.

    Pınar Aydınlar’ın avukatı Murat Arksak, tutukluğuna ve sürece dair Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) değerlendirmelerde bulundu.

    2 aydır cezaevinde bulunun Pınar Aydınlar’ın avukatı Murat Arksak, yaptığı faaliyetlerin hiçbirinin suç olmadığını söyleyerek, “Örgüt üyeliği istisnayla suçlanıyorsun ama dosyaya baktığımızda suç olabilecek ne bir emare, ne bir delil var” diye ifade etti.

    “HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”

    2014 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu için hakkında örgüt üyeliğiyle suçlanan Pınar Aydınlar’ın avukatı Murat Arksak, şunlar söyledi:

    “HDK’nin faaliyetleri kapsamında alındı ama örgüt üyesi suçlamasıyla tutuklandı. Delil olarak da HDK’nin çalışmaları gösteriliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçimlerinde aday olduğu için kendisi örgüt üyeliğiyle suçlanıyor.

    Pınar Aydınlar, siyasi çalışmalarının yanında bir de bir sanatçı kimliğiyle faaliyet yürütmektedir. 24 yıl boyunca ezilenin, haksızlığa uğrayanların yanında duran istisnai insanlardan bir tanesidir. Biraz da bu konumundan kaynaklı hedefe haline getirildi. Pınar Aydınlar, kendisi hakkında sürekli dava açılan, sürekli soruşturma açılan bir insan. Bütün davaları hemen hemen beraat ile sonuçlanan ve hakkında takipsizlik kararı verildi.

    En son İstanbul’da halk konserleri kapsamında düzenlenen bir etkinlikte kendi kimliği ve inancına yönelik türküler söyledi. Bununla beraber Seyit Rıza’yı da andı. Seyit Rıza’yı andığı için sosyal medyada bir linç kampanyasına maruz kaldı. Bunun ardından Cumhuriyet Başsavcılığı Aydınlar hakkında soruşturma başlattı. Bu soruşturma da takipsizlikle sonuçlanacak. Bu soruşturmadan dolayı evine baskın düzenlendi, aramalar yapıldı. Bundan önce de hakkında yurtdışı yasağı kararı verildi. İtiraz etmemize, üzerine gitmemize rağmen karar kaldırılmadı.”

    “EN ABSÜRT DOSYALARDAN BİRİ”

    Yapılan tutuklamaların hukuksal ve anayasal bir dayanağı olmadığını, suç teşkil edebilecek bir emarenin bulunmadığının altını çizen Arksak, “Sadece Pınar Aydınlar değil HDK’de ismi yer alan çok kişiye soruşturma açıldı. Bu tür politik faaliyetlerin yargılama konusu edilmesi hukuksuzca bir yaklaşımdır. Taraf olduğumuz insan hakları sözleşmesine aykırı bir durumdur, anayasaya aykırıdır. Her insan kendi politik görüşünü de ifade özgürlüğü kapsamında düşüncelerini de rahatlıkla anayasal güvenceye dayandırarak dile getirebilir. Yani bunu dile getirdiği, paylaştığı için tutuklanacaksa soruşturulacaksa biz o zaman evrensel, hukuksal bir anayasadan bahsedemeyiz. Bunu sadece soruşturma üzerinden hukuk üzerinden görürsek bu meslek hayatımda görüp görebileceğim en absürt dosyalardan biridir. Neden absürt diyorum TCK 314/2 maddesinde dediğimiz örgüt üyeliğiyle suçlanıyor ve bu istisnayla suçlanıyorsun ama dosyaya baktığımızda suç olabilecek bir emare, delil bile yok” diye ifade etti.

    “HİÇBİR ZAMAN BİLDİĞİNDEN GERİ ADIM ATMADI”

    Avukat Arksak, Pınar Aydınlar’ın duruşundan, kimliğinden taviz vermediğini söyleyerek, şunları dile getirdi:

    “8 seneden fazladır Pınar Aydınlar’ın avukatlığını yapıyorum. Bu süre zarfında birçok soruşturmasında yanında bulundum, ifade verdik, mahkemelerde bulunduk. Bugüne kadar endisine açılan davalardan tutalım, sosyal medyadan yapılan linçlere kadar hiçbir zaman bildiğinden, düşüncesinden geri adım atmadı. Haksızlığın karşısında durup, haksızlığa uğrayanın yanında yer aldı. Cezaevinde de aynı durumda, aynı pozisyonda. Morali yerinde, böyle haksız ve hukuksuz olan bir sürecin son bulacağının da farkında. En kısa sürede oradan çıkacağına dair şüphemiz de yok. Daha ne kadar tutulabilir ki ne kadar bu soruşturma sürdürülebilir ki? Çünkü ortada soruşturmayı yürütebilecek, davayı yürütebilecek bir delil yokken, en fazla soruşturmayı biraz uzatırsınız sonra mecburen salıvermek zorunda kalırsınız. Birçok defa itiraz etmemize rağmen makul olmayan gerekçelerle ret edildi.”

    SANAT CAMİASINDA YETERİ KADAR DESTEKLENMEDİ

    Aydınlar’ın tutuklandığı günden bu yana ciddi bir tepkinin oluşmadığını ve sanat çevresinin de yeteri kadar sahiplenmediğini ifade eden Arksak, “Sanat camiasında yeteri kadar desteklendiğini düşünmüyor. Yanında duran insanlara da her defasında sonsuz teşekkürlerini iletiyor; mektup yollayan, selam gönderenler, yanında olduğunu ifade edenler var ancak sanatçıların üye oldukları sendikalar var, mesela bunlar etkin bir şekilde Pınar’ı sahiplenebilirlerdi, çok etkin bir şekilde bu hukuksuzluğu kamuoyuna taşıyabilirlerdi, daha fazla gündemleştirebilirlerdi. Bu konuda eksik kalındığı düşüncesinde kendisi. Ben de bu konuda yetersiz kalındığını ifade edebilirim. Avukatı olarak talebimiz Pınar’ın sesini, sanatçı kimliğiyle olabildiğince duyurabilmek, olabildiğince destekleyebilmek” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.

    Kamber YILDIZ/İSTANBUL

  • ‘Aleviler barışı isteyen tarafta; sürecin ruhuna zarar verilmemeli ve somut adımlar atılmalı!’-VİDEO

    ‘Aleviler barışı isteyen tarafta; sürecin ruhuna zarar verilmemeli ve somut adımlar atılmalı!’-VİDEO

    PİRHA- DAD Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, barışın ülkenin bütününü kapsayan bir demokratikleşme ile mümkün olacağını belirterek, Alevilerin barışı isteyen tarafta olduğunu söyledi. Suriye’nin Alevilerden arındırılarak demografik dönüşümün hedeflendiğini kaydeden Ozan, ayrıca Rojava’daki demokratik toplum modelinin tüm halklar için umut olduğunu ifade etti. Ozan, HDK ve CHP’ye dönük operasyonların ise demokrasi ve barış umudunun yeşertilmeye çalışıldığı bir dönemde sürecin ruhuna zarar verdiğini sözlerine ekledi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) heyetinin, 27 Şubat’ta İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesinin ardından, ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı kamuoyuyla paylaşıldı. Çağrı tüm dünya üzerinde büyük bir etki yaratırken birçok Alevi örgütleri de bu süreçte barış ve demokratikleşme çağrılarına desteğini açıkladı.

    Hemen akabinde Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki grupların uluslarasın güçlerin desteğiyle ele geçirmesinin ardından özellikle Alevilerin yoğun yaşadığı Lazkiye ve Tartus başta olmak üzere ÖSO, HTŞ’ye bağlı gruplar ve IŞİD’ın soykırım saldırıları başladı.

    27 Aralık’ta başlayan saldırılar 6 Mart itibariyle topyekün soykırım saldırıları halini aldı. Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve SMO’nun, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi. Çok sayıda kişi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi.

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye Geçici Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında 10 Mart’ta varılan 8 maddelik anlaşma hem Suriye içinde hem de uluslararası düzeyde geniş yankı uyandırdı. Aleviler, Dürziler ve Hristiyanlar ile gelişen temaslar sonrasında em olumlu hem de olumsuz eleştirilerin konusu olan anlaşma; siyasi, diplomatik, askeri, örgütsel, toplumsal ve yönetsel açıdan Suriye’deki halkların ve inançların geleceğine dair önemli bir parametre olarak yer aldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan ile Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ile birlikte barış ve demokratikleşme çağrısını, Suriye’de yaşanan Alevi katliamı ve akabinde Türkiye’deki Alevilere yönelik nefret söylemlerini, Suriye Geçici Hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan geçiş için çerçeve anlaşmasını, HDK’nin tüm demokratik faaliyetlerinin suç olarak değerlendirilmesi ve ‘Kent Uzlaşısı’ üzerinden CHP’ye yönelik operasyonu konuştuk.

    “BARIŞ, HAK TESLİMİ VE DEMOKRATİKLEŞME İLE OLUR”

    PİRHA: Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak demokratik ve hukuki bir zeminde çözüme kavuşmasına yönelik, ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı kamuoyuyla paylaşıldı. Bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    DAD Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan: Bir barış söz konusu. Bu barış sürecini kesin şekilde biz Aleviler de destekliyoruz. Barış, bir çatışma durumunun olduğu yerde söz konusu olabilen olgudur. Hepimizin canını yakan, çok fazla can ve ekonomik kayba sebep olan uzun yıllardır bu yana süren bir çatışma söz konusu. Dolayısıyla bir barışa sonuçlanması hepimizin ortak temennisi ve arzusudur. Barış ise tahakküm ilişkileri söz konusu olamaz. Barış, karşılıklı hak teslimiyle, uzlaşmayla, simbiyotik bir ilişki biçimi geliştirmeyle mümkün olur. Bu tarzdaki bir yaşamın örgütlenmesiyle ve demokratikleşmeyle barış söz konusu olur.

    Tahakküm ilişkileri üzerine oturtulmuş, hala devlet örgütlülüğünün baskın olduğu, demokratikleşmenin önüne engel koyduğu, antidemokratik bir ortamda kimi Kürt haklarının tanındığı bir durum barışa denk düşmez. Barış kesin biçimde ülkenin bütününü kapsayan, Kürt halkının haklarını teslim eden bir gelişmeler silsilesi ve demokratikleşme ile mümkün olur.

    “BARIŞA EN ÇOK ALEVİLER İHTİYAÇ DUYUYOR”

    30 yıldır eşit yurttaşlık mücadelesi veren Aleviler ‘Demokratik Cumhuriyet’ talepli çağrıya olumlu yanıt verdi. Demokratikleşme ve eşit yurttaşlık bağını nasıl okumalıyız?

    Aleviler barış sürecine en çok ihtiyaç duyan kadim inanç topluluklarından biridir. Alevi meselesi, Alevi hak gerçekliğinin soruna çevrildiği tarih çok daha eskidir. Alevilik bir sorun değildir bir gerçekliktir. Yapılması gereken şey Aleviliğe yönelik asimilasyon ve fiziki saldırıların durdurulması, toplumsal haklarının teslim edilmesidir. Beklediğimiz budur, buda anca bir rıza hukuku ile mümkün olabilir. Rıza hukukunun işletilmediği bir yerde ne Kürt sorunu ne Alevi sorunu ne de Türk sorunu çözülemez.

    Bu ülkede ciddi bir Türk sorunu da vardır. Türk kimliği de araçsallaştırılmış, hakikatinden koparılmıştır. Dolayısıyla eşit yurttaşlık Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar için geçerli olan bir kavram ve ihtiyaçtır. Barış ve demokratikleşme bağlantısını kurduğumuzda şüphesiz ki Aleviler barışı isteyeni kucaklayan bir tarafta duracaktır. Eşit yurttaşlık üzerinde hepimizin ortaklaştığı, simbiyotik ilişkiler bütününü oluşturduğu demokratik bir cumhuriyette özgürce yaşamak istiyoruz.

    “BAAS REJİMİNİN ALEVİ DİKTATÖRLÜĞÜ OLARAK İLAN EDİLMESİ ALÇAKÇA”

    Suriye’de Aleviler soykırıma maruz bırakılıyor ve Alevilerin yaşam alanları demografik dönüşüme uğratılmak isteniyor. Yine Arap milliyetçisi Baas rejimi Alevilerle bağdaştırılmak isteniyor. Neler söylemek isterseniz? 

    İnsan dediğimiz varlığı bir ağaç olarak düşünelim. İnsanlığın her rengi o ağacın bir parçası, dalı, yaprağıdır. Bu Suriye için de geçerlidir. Orada Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar, Dürziler ve farklı halklar var. Bizim de arzumuz bunların demokratik birliği, özgür ve eşit bir ortamda bir yaşam sürmeleridir. Şimdi Esad diktatörlüğünün alternatifi şeriatçı katil sürüleri değildir. Suriye halklarının ihtiyacı bir diktatörlük karşısında bir diğer diktatörlük ve barbarlık değildir. Başka ülkelerden binlerce katil sürüleri gelip Suriye’ye geçmiştir.

    Aleviler bulundukları her yerde hegemon merkezlerin sistematik soykırım hedefleye saldırılarıyla karşı karşıyadır. Aleviler bulundukları her yerde azınlık durumunda olan toplumdur. Dolayısıyla hangi iktidar kliği, gücü elinde tutuyorsa oda kendi yanına ve arkasına hizalanmaya zorluyor. Aleviler buna gönüllü değildir. Kendi yaşam biçimleri vardır. BAAS rejiminin Alevi diktatörlüğü olarak lanse edilmesi alçakça bir durumdur. Bu hiçbir şekilde doğru değildir. Arap milliyetçisi, soğuk savaş döneminin ürünü bir ideolojidir. Onun içerisinde Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar vardır. O ülkenin bir parçası olan Aleviler de bürokrasi gibi yerlerde görev almıştır. Ama son tahlilde o diktatörlük her renkten Suriye halklarının tamamını ezmiştir. Bugün emperyalistler eliyle Şam’a oturtulan Colani ve etrafındaki katil sürüsü Arap Alevilere yönelik bir soykırım yürütüyorlar. Ve tüm dünyada sessiz. Onlar da kesin sorumlu ve ortaktırlar.

    ALEVİLERDEN ARINDIRMAK, KATLETMEK İÇİN BİR ORGANİZASYON VAR

    Arap Alevilerin yaşam alanları sahil kesimleridir. Sahil bölgesi denize açılan bir kapı ve kıta sahanlığı meselesi var. O stratejik bölgeyi Alevilerden arındırmak, sürmek ve katletmek için planlı düzenlenen bir organizasyon var. Beklentimiz böyle bir durumda Türkiye’nin devreye girmesi, olası bir katliamın önüne geçmesiydi.  Ama bizzat her türlü desteği sunan, örgütlendiren bir ülke iken bu güçlerin orada katliam yapması devlet erkanından, yazarlardan çizerlerden katliamı destekleyen ve nefreti büyüten söylemler gelmesi bizim için acı vericidir. Ve halkın öz savunmasının ne kadar önemli olduğunu gösterir. Esad’ı da, oradaki çeteleri lanetliyoruz. Suriye halklarının demokratik rızalaşma temelinde yeni bir yönetim inşa etmelerini temenni ediyoruz.

    “SİYASAL ALEVİLİK SÖYLEMİNİ UYDURANLAR KATLİAMA ORTAK OLAN GÜÇLERDİR”

    Suriye’de Alevilere yönelik katliamın Türkiye’ye yansıması olarak eşit yurttaşlık mücadelesi veren Alevilerin, ‘siyasal Alevilik’ söylemi ile hedef alınmasını nasıl yorumluyorsunuz?

    Çapsız bir kavramlaştırmadır bu. Art niyetlidir ve zavallıcadır. Aleviler, üslerine yönelten siyasal saldırılar karşısında siyasal mücadele verir. Nedir o siyasal mücadele? Hak mücadelesidir. Asimile etme, tarihsel yaşam alanlarımdan kovma, dünyanın dört bir yanından topladığı çeteleri benim topraklarıma yerleştirme.. Bunları söyler. Onun dışında ülkenin tüm vatandaşlarıyla birlikte iktisadi sosyal haklar için demokratik mücadele içerisinde olur.

    Siyasal İslam dediğimiz olay ise kendini iktidara taşımaktır. Kendisini söz konusu ülkede bütün haklara dayatmak, diktatöryasını kurmaktır. En geri yaşam biçimine mahrum etmek ister. Sıradan dindar bir insanla ne gibi sorunumuz olabilir. Suriye’de Alevilerin, Hristiyanların, Dürzilerin hakları güvenceye alındığı gibi Sünni Arapların da hakları güvence altında olmalıdır. Suriye’de savaşın temel örgütleyicilerinden birisi maalesef bu ülke yönetimiydi. Bir ara terör koridoru deniliyordu; o coğrafyaya. Dolayısıyla sıkıştırılmış bir toplum demokratik gelişmelere açık bir halktır. Demek ki hedeflenen buymuş. Siyasal Alevilik söylemini uyduranlar ise oradaki insanlık suçuna ve katliam organizasyonuna ortak olan güçlerdir. Bu Türkiye’deki Alevilerde bir infial yaratmıştır. Aleviler safları sıklaştırma anlamda durup bir kere daha düşünmüştür.

    “DEMOKRATİK TOPLUM MODELİNİ YARATTIKLARI SOMUT DURUM VAR”

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye Geçici Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında 10 Mart’ta varılan 8 maddelik anlaşma hem Suriye içinde hem de uluslararası düzeyde geniş yankı uyandırdı. Aleviler, Dürziler ve Hristiyanlar ile gelişen temaslar sonrasında hem olumlu hem de olumsuz eleştirilerin konusu oldu. Siz anlaşmayı nasıl görüyorsunuz?

    Öncelikle bir hatırlatma yapmak isterim. Colani’yi Şam’a oturtan, içlerinde Türkiye hükümetinin de olduğu batılı güçler ve körfez ülkelerinin bir çoğudur. Büyük güçlerin Suriye’ye dair bir projesi vardır. Yüz binlercesinin ölmesine, milyonlarcasının göç etmesine  yol açtılar. Ezidi soykırımına yol açtılar. Dolayısıyla SDG’nin her şeye muktedir olmadığını hatırlatmak lazım. Rojava’nın öngördüğü bir yaşam biçimi vardır ve buda kanıtlanmıştır. Bahsettiğimiz demokratik toplum modelini kendi koşullarında yaratıkları somut bir durum vardır.

    “6. MADDEDE ALEVİLERİN KASTEDİLDİĞİNİ YORUMLAMAK HATADIR”

    SDG ile geçici hükümet HTŞ ile görüşmek bir zorunluluk. Türkiye’nin sürekli bir baskılaması vardır. Dolayısıyla bir çıkış yolu aranıyor. Kendilerini korumaya, oluşturdukları yönetimi sürdürmeye çalışıyor. 6. maddede Esad kalıntılarından Alevilerin kastedildiğini yorumlamak büyük bir hatadır.

    Zira Esad rejiminin bürokratlarının bir çoğu hala şu anda Colani geçici yönetimi ile Şam’da çalışıyor. Esad bürokrasisi duruyor. Kimleri tasfiye ettiler? On binlerce Alevi memuru tasfiye edip işlerinden attılar. Esad arttığı deniyorsa o bürokratlar, birçok bakan, general ve bakan hala Şam’da oturuyor. Bunu hatırlatmak isteriz. Bu konuda açıklamalar yapılmıştır ve ben samimiyetine inanıyorum. Her halkın temsilcileri le görüşülmüş, onayı alınmış ve böyle bir anlaşmaya gidilmiş. Zamanlama konusunda karşı tarafta dayatmış olabilir. Rojava modeli oradaki tüm mazlum halklar için bir umuttur.

    “BARIŞ UMUDUNUN BİR RUHU OLMALIDIR”

    Süreç başladığından bu yana HDK’nin tüm demokratik faaliyetleri suç olarak değerlendirilerek gözaltı ve tutuklamalar yaşandı. Sonrasında ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberinde 105 kişi gözaltına alındı. CHP ve DEM Parti arasında yapılan ‘Kent Uzlaşısı’ hedefte. Bunun sürece yansımaları nasıl olur?

    Bir demokratikleşme, barış umudunun yükseldiği bir dönemde o dönemin bir ruhu olmalıdır. Halkımızın deyimiyle top devlettedir. HDK bir suç örgütü ilan edildi, çok ilginçtir. HDP-DEM geleneğine Türkiye  partisi olun deniliyor. Tek Türkiye partisi HDP-DEM geleneğidir. Çünkü tek tipçi değildir. Bu ülkenin tüm halklarından, inanç kimliklerinden insanları buluşturan, barıştan bir Türkiye oluşumudur. Siyasal bir yaklaşımdır, kabul edilebilir tarafı yoktur.

    “DEMOKRATİK YAŞAMI PROJE OLARAK GETİRMİŞ, NERESİ SUÇ?”

    Kent uzlaşısı hedefte. DEM Parti’nin seçmeni sadece Kürtlerden de oluşmuyor, her kimlikten seçmeni vardır. Siyaset, yaşamın her alanına dair proje sunmaktır. Resmi görüş tekçidir, otoriterdir. Alevi olarak benim ihtiyacımı karşılamıyor, bana sorun yaratıyor. Kürt olarak benim varlığımı bir soruna dönüştürüyor. Türk olarak benim kimliğimi istismar ediyor. Sünni olarak beni toplumsal gücü olarak iktidar gücü olarak görüyor. Milyonlarca yurttaşı asgari ücrete mahkum ediyor. Emekçileri sendikasızlığa mahkum ediyor. Dolayısıyla demokratik yaşamı proje olarak bana getirecek partinin de yanında dururum. Bunun neresi suç?

    “SÜRECİN RUHUNA ZARAR VERİYOR”

    Zamanında güçlü tepki vermeyenleri de bunu görmesi gerekirdi. Halbuki uyarılmışlardı. Hukuk yok, gücü yeten yetene bir ortam söz konusu. Ekrem İmamoğlu ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Sünni İslam geleneğinden gelen, laik yaşamı benimseyen, CHP’de politika yapan bir insan. Karşımıza suç örgütü lideri olarak çıkarıldı. Demokrasi ve barış umudunun yeşertilmeye çalışıldığı bir dönemde bunlar sürecin ruhuna zarar vermektedir. Demokratik gelişmelere dair umudu da ağır biçimde darbelemektedir. Gözaltına alınan İmamoğlu ve beraberindekiler, ondan önce içeriye alınan DEM Parti’li belediye eş başkanları, siyasetçiler, yazarlar serbest bırakılmalı. Barış ve demokratikleşmesi sadece bir partiye ait ve onlarla ilgili sonuçları olan bir şey değildir. Her siyasal eylemden insan ve tamamımız için daha güzel bir gelecek inşa etmek içindir. Onay vermek, kabul etmek mümkün değildir. Barışa, demokratikleşmeye dair de somut adımlar atılmalıdır.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Ana Fatma Cemevi’nde Suriye’deki katliam kınandı: Katliama dur diyelim!-VİDEO

    Ana Fatma Cemevi’nde Suriye’deki katliam kınandı: Katliama dur diyelim!-VİDEO

    PİRHA-Ana Fatma Cemevi’nde yapılan açıklama ile Suriye’deki Alevilere dönük katliam kınandı. Açıklamada, “Katliamlarına sessiz kalan, ana akım, yandaş medya ve kalemşorlarıyla destekleyen bu zihniyeti kınıyoruz, lanetliyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (Dem Parti), Din Alimleri Platformu ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK), DAD Ana Fatma Şubesi/Cemevi’nde Suriye’de yaşanan Alevi katliamını protesto etti.

    Açıklamayı kurumlar adına DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke okudu.

    “HERHANGİ BİR MİLLİYETÇİLİK ALEVİLİKTE YAN YANA GETİRİLEMEZ”

    HTŞ’in, Alevilere yönelik katliamlarına devam etmekte olduğunun altını çizen Melahat Teke, şunları söyledi:

    “HTŞ iktidara geldiği günden bu yana Alevileri hedef almakta ve Alevi yerleşim yerlerinde infazlar, tecavüzler, gasplar ve toplu katliamlar yapmaktadır. Son birkaç gündür, Lazkiye, Humus ve Tartus bölgelerinden gelen görüntüler kan donduran cinstendir. HTŞ şemsiyesi altında toplanan cihadist örgütler, Esad diktatörlüğüne karşı biriktirdikleri öfke ve kini, tarihsel Alevi düşmanlıkları ile birleştirmekte ve toplu Alevi katliamları yapmaktadır. Şunu herkes çok iyi bilmeli ki Esad ve temsil ettiği rejim, milliyetçilik esaslı bir iktidar ideolojisi ile şekillenmiş BAAS Partisinin kurduğu rejimdir. Herhangi bir diktatörlük, herhangi bir milliyetçilik Alevilikle yanyana getirilemez! Suriye halklarının ağır bedeller ödeyerek uzun süredir yaşadığı savaş sürecinin, milliyetçilik ve dincilik politikaları ile son bulmayacağını her defasında acı bir şekilde gördük.”

    “KATLİAMLARINA SESSİZ KALAN ZİHNİYETİ KINIYORUZ”

    Suriye’nin özgür ve demokratik geleceğinin ancak Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin, Arapların, Hristiyan ve diğer halkların ortak yaşam alanlarını büyütmesi ile olacağını belirten Tekin, “Zihniyeti ve pratiği bilinmesine rağmen HTŞ’yi destekleyen, meşrulaştıran güçlerin bu katliam karşısında sessiz kalmaları, güçlü bir tepki göstermemeleri kabul edilemez bir durumdur. Ve katliamlara ortak olma halidir. Çeteleri devlet olarak gören. Katliamlarına sessiz kalan, ana akım, yandaş medya ve kalemşorlarıyla destekleyen bu zihniyeti kınıyoruz lanetliyoruz” dedi.

    “KAMUOYU OLUŞTURUP KATLİAMA DUR DİYELİM”

    Tüm insanlığa seslenen Melahat Teke, “Dünya üzerinde bir kamuoyu oluşturup katliama dur diyelim. Sadece alevilerin değil.  Suriye’de baskı, zulüm gören tüm canlarımızın Hızır olalım. Zaman sahipsiz mekan rızası mazlum çaresiz değildir” diye konuştu.

    “ARAP ALEVİLERİNE YAPILANLAR KABUL EDİLEMEZ”

    DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı hakların bu zulmü kabul etmemesi gerektiğini belirterek, “İslam bir barış diniyken Suriye’den yansıyan görüntüler can acıtı. Arap Alevilere yapılanlari hiç kimse kabul etmiyor. Toplumsal olarak ne yapmak istediklerini biliyoruz. Suriye’de yaşayan bütün halkların, inançların demokratik bir şekilde yaşamasını istiyoruz. Vicdanı olan herkesin ses çıkarması gerekiyor. Alevi kıyımı kınıyoruz. Bu insanlık dışı uygulamayi kabul etmiyoruz. Arap Alevilerine yapılanlar kabul edilemez. Bir an önce bu katliama dur dememiz gerekiyor” dedi.

    “ALEVİLERİN KATLEDİLMESİ İÇİN SURİYE’DE CAMİLERDEN FETVA VERİLİYOR”

    Cemal Şahin Dede ise şunları söyledi:

    “Suriye’de katliamlar oluyor. Suriye’deki bazı inanç önderleri tarafından camilerden Alevi katliamı için fetvalar veriyorlar. Suriye’de bir an önce barışın tahsis edilmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız.”

    “BARIŞ ÇOK ÖNEMLİ”

    Ana Hatice Erdem ise Alevilerin her dönem katledildiğinin altını çizerek, “Aleviler incinsen de incitme diyerek her şeye çok değer verirler. Dünya haklarına sesleniyorum; barış çok önemlidir. Canlarımıza kıymayalım el ele verelim” diye konuştu.

    “İNSANIN DİNİ, IRKI, MEZHEBİ SORULMAZ”

    Din Alimi Mele Zeki Korkmaz, dinde zorbalığın olmadığını belirterek, “Bir insan dini için, kadının kafası açıldı diye dövülmez. Dinde zorbalık yoktur, nasihat vardır. İnsanın dini, ırkı, mezhebi sorulmaz” ifadelerini kullandı.

    “ARTIK KATLİAMLARIN ARDINDAN YAS TUTMAK İSTEMİYORUZ”

    Gülsüm Karababa’nın kardeşi Nilgün Karababa, “Katliamlardan yorulduk ama biz direnmeyi de biliriz. Alevi katliamını kınıyorum. Biz artık katliamların ardından yas tutmak istemiyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    PİRHA- Suriye’nin kıyı kentlerinde Alevilere dönük katliamın son bulması için çağrıda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin , herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler” derken, siyasetçi Sebahat Tuncel ise, “Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta Alevilerin hedef alındığı saldırıların son iki günde tırmanışa geçti. Çoğunluğu sivil olmak üzere 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin de HTŞ tarafından bilinmeyen merkezlerde alıkonulduğu belirtiliyor.

    İstanbul Kadıköy’de 8 Mart Kadın Platformu’nun öncülüğünde gerçekleştirilen ‘Büyük Kadın Buluşması’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasetçi Sebahat Tuncel ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Türkiye’den Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya alana çıkan kadınların soykırımların son bulması ve halkların barış içerisinde yaşayabilmesi için mücadele ettiklerini ifade ettiler.

    HATİMOĞULLARI: YAŞAM HAKKIMIZI İSTİYORUZ

    8 Mart’ta tüm alanlarda kadınların ‘yaşam hakkımızı istiyoruz’ mesajı verdiğini söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “8 Mart kadınlar için önemli bir direniş alanı. 8 Mart’ta alandan verdiğimiz mesaj yaşam hakkımızı istiyoruz. Her gün kadın cinayetlerine kurban edilmek istemiyoruz. Katledilen kadınların failleri olan erkeklerin cezasızlık ile karşılaştığını görebiliyoruz. Yargının erkek akılla verdiği kararlarla katliamlara teşvik ediliyor. Bunu kabul etmiyoruz. Çok acil bir biçimde İstanbul Sözleşmesi’ne dönmemiz gerekiyor. 6284 sayılı kanunun kaldırılmasını kabul etmiyoruz. Tam tersi bu yasanın daha etkili bir biçimde uygulanmasını gerektiğini söylüyoruz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMI SON BULMALI”

    Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik katliamın sol bulmasına yönelik uluslararası güçlere etkin müdahale çağrısı yaparak, “Türkiye ve Suriye’de devam eden çatışmaların, şiddetin bir an önce son bulması istiyoruz. Bu anlamda Sayın Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı çok önemli bir yerde duruyor. Bu çağrının Ortadoğu, Türkiye ve Avrupa’daki 8 Mart alanlarında da sahiplenildiğini görüyoruz. Lazkiye ve çevresinde Arap Aleviler canice katledildi. 250 kişinin üzerinden insanın katledildiği belirtiliyor. HTŞ yönetimi ve ortaklar kendi dışında  herkesi kafir görerek bu katliamı gerçekleştiriyorlar. Bu katliamı şiddetle kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz. Suriye’de devam eden Alevi soykırımı bir an önce son bulmalıdır. Biz kadınlar 8 Mart alanlarından Alevi yurttaşlarla bir kez daha dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyoruz. Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler. Tarihin bu kara sayfalarına yazılan bu dramı kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    TUNCEL: KADINLAR BARIŞIN İNŞASI İÇİN AKTİF ÇALIŞIYOR

    Siyasetçi Sebahat Tuncel ise, Alevilere yönelik katliama dair toplumsal dinamiklerin ses çıkarması gerektiğini belirterek, “Dünyanın her yerinde kadınlar 8 Mart’ı alanlarda kutluyor, ama kutlayamayanlar da var. Suriye’de yaşanan savaş ve çatışma nedeniyle Suriye’deki Aleviler 8 Mart’ı kutlayamıyor. Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor. Ortadoğu halklarının demokratik barışçıl bir süreç içerisinde yaşaması için herkese rol düşüyor. Bu insanlığa karşı işlenen suçlara dur demek gerekiyor. Bu saldırı Alevilerin bütününedir. Bir yanda kadınlar Ortadoğu halkalarının barış içerisinde yaşaması için mücadele ediyor. 27 Şubat’taki çağrı sadece Kürt-Türk barışı açısından değil Araplar ve Aleviler açısından da önemli. Biz kadınlar bu sorumluluğu üstlendik ve barışın inşası için aktif çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    BEŞTAŞ:KADINLAR YASAĞI TANIMADILAR, TAKSİM’İ DOLDURACAKLAR

    Taksim’de düzenlenen feminist gece yürüyüşünün yasaklanmasına eleştiren Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da, “Bugün büyük bir coşkuyla ve özgürlük tutkusuyla kutlanıyor. Aslında alanlardan görüleceği gibi barış talebinin ne kadar güçlü olduğunu alanlardan görmek mümkün. Bizim özgürlük tutkumuzu hiçbir güç bastıramaz. Türkiye’de kadınlara yönelik bir kırımın acımasızca devam ettiğini biliyoruz. Kadın bütün farklılıkların eridiği bir kimliktir. Kadın olmak en öncelikli kimliğimiz. Taksim’in kadınlara kapatılması kabul edilemez. Kadınların sesinden, soluğundan taleplerinden büyük bir korku var. Yasakçı zihniyet ile demokrasi ve barış bir arada olamaz. Kadınlar bu yasakları tanımadılar ve on binler o alanı dolduracak” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi toplumu, masada yer alabilecek argümanlar oluşturmalı’-VİDEO

    ‘Alevi toplumu, masada yer alabilecek argümanlar oluşturmalı’-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, İmralı’dan gelen mektup sonrasındaki gelişmeleri değerlendirdi. Alevi örgütlerinin acilen kendi kurullarını toplayıp süreci değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu, “Alevi toplumu bu demokratik dönüşüm noktasında bizzat masada yer alabilecek argümanları oluşturmalı ve Türkiye’nin yeniden yapılanmasında mutlaka yerine almalıdır” diye konuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından yapılan açıklamalar ardından yaşanan gelişmeleri yorumladı.

    Ali Kenanoğlu, İmralı’dan yapılan çağrıyı “Yeni bir başlangıç” olarak değerlendirirken, hükümet temsilcilerinin sürece yaklaşımını ise olumsuz yönde eleştirdi. “AKP kanadının bu meseleye ciddiyetle yaklaşmadığını çok net görebiliyoruz” diyen Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “İmralı’dan gönderilen mektup ve esasında yapılan çağrıyı yeni bir başlangıç olarak değerlendirmek gerekiyor. Birçok insan, ‘bu işin sonu geldi’ ya da ‘bugüne kadar yaşananların sonucu’ olarak ifade etti bu çağrıyı. Oysa bu çağrı bir bitiş değil, yeni bir başlangıcın işareti. Bu başlangıç ‘Demokratik dönüşüm’ diye Abdullah Öcalan tarafından adlandırıldı. Esasında barış ve demokratik toplum çağrısı olarak da ifade edildi. Bu anlamıyla Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında yeni bir sürece artık giriliyor. Ve bu yeni süreç artık silahların değil demokratik mücadelenin öne çıktığı bir dönem olacaktır. Bu anlamıyla da önemlidir.

    İktidar kanadı bunu nasıl karşıladı konusuna gelirsek; genel bir sessizlik hakim. AKP, sanki kendisi dışında gelişiyormuş gibi bir tavır sergiliyor. Bir taraftan da kullandıkları dil, üslup hala devam ediyor. Yani AKP içerisindeki kadrolar ve sözcülüğünü yapan kimi insanlar, hala bunu bir teslimiyet üzerinden görüp ‘Biz istediğimizi aldık ve örgüte diz çöktürdük’ üzerinden cümleler ifade edebilecek ya da bu anlama gelebilecek cümlelerle süreci tarif etmeye çalışıyor. Eğer bu bir süreç ise bu tür cümlelerden kaçınmak gerekiyor. Çünkü karşılıklı bir mutabakat neticesinde bu aşamaya gelindiği belli. Öyleyse bu aşamadan sonrasını da doğru bir şekilde ilerletebilmek açısından kullanılan dile ve uygulama pratiğine de dikkat etmek gerekiyor. Bu anlamıyla Devlet Bahçeli’nin bu konuda çok daha istikrarlı ve tutarlı davrandığını ifade edebiliriz. Sürece uygun bir şekilde davranıyorlar ancak AKP kanadının bu meseleye ciddiyetle yaklaşmadığını çok net görebiliyoruz. Bu durum süreç açısından sıkıntılı sonuçlar doğurabilecek riskleri de beraberinde barındırıyor.”

    “GÖREV VE YÜKÜMLÜLÜKLER BİZDE”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, sürecin sağlıklı ilerlemesi adına siyaseten yapılması gerekenleri de sıraladı. Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu çağrıdan sonraki süreç, esasında hepimize görev yüklüyor. Aslında demokratik topluma, sivil toplum kuruluşlarına, Alevi kurumlarına da birtakım görevler yüklüyor. Bu görev esasında şu; bugüne kadar ‘terör’ gölgesi altında baskı ve zulüm politikası süren bir siyasi yaklaşım vardı. Cumhuriyetin birinci yüzyılı böyle geçti desek yeridir. Bunun karşısında maalesef demokratik siyaset gelişemedi. Çünkü silahların konuştuğu yerde demokratik siyasetin önünü açmak mümkün değildir. 7 Haziran sürecinde bunu çok iyi yaşadığımızı biliyoruz. Dolayısıyla bu yeni süreç, demokrasinin önünün açılacağı bir süreç olacaktır. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da bu sürece göre kendisini yapılandırması gerekecek. Yeni yüzyılın şekillenmesi, demokratik mücadelenin yükselmesi artık bizim mücadelemize bağlı. O anlamıyla görev ve yükümlülükler bizde. Silahların sustuğu noktada bizim daha çok üretmemiz, konuşmamız gerekir. Siyasi arenada sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atabilecek imkan ve fırsatlara sahip olabileceğiz.”

    DEVLETİN ATACAĞI O DEMOKRATİK HAMLE NE OLMALI?

    Ali Kenanoğlu, yaşanan gelişmelerle birlikte toplumun beslediği tedirginliğe de işaret etti. Kenanoğlu, demokratikleşme yolunda hükümetin yapması gerekenleri de sıralayarak şu yorumda bulundu:

    “Bir demokratikleşme beklentisi söz konusuysa iktidarın atması gereken adımlar var. Öncelikle iktidar, üslubunu düzeltmek durumunda. Burada kaybeden yoktur. Bugüne kadar bu tablodan kaynaklı olarak acı çekmiş asker anneleri, emekçi halklar, Kürt anneleri, bu çatışmalı sürecin sonucunu olumsuz şekilde yaşayan topluluklardır. Bir defa burada kazanan-kaybeden ilişkisinden öte bunu doğru yere evirmek, psikoloji iyi yönetmek ve herkesin kazanabileceği bir aşamaya dönüştürmek gerekiyor. İktidarın atması gereken adımlar; esasında iktidar cenağı, özellikle bu süreçte anayasanın değişmez maddeleri üzerinden tartışmak gibi bir takım sözler ifade ediliyor, bunlar son derece yanlıştır. Öncelikle atılması gereken adımlar, herkesin mutabakata vardığı konular olması gerekir. Bunların başında da mevcut yasaların uygulanmasıdır. Aslında iktidarın adım atmasına gerek yok. Mevcut yasalara önce uyacak ki bunun sonucunda Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları önce uygulanacak. Bu kararların uygulanmasıyla birlikte birçok insanın zaten cezaevinden çıkması mümkün. Can Atalay’ın, Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Osman Kavala’nın, Gezi tutsaklarının ve Kobani dönemi tutuklularının tümüyle bu süreçte yasalara uyulması halinde serbest kalacağını göreceğiz. Dolayısıyla iktidarın, özel bir düzenleme yapmasına gerek yok.

    “MADIMAK KATİLLERİNE TANINAN TOLERANS, SOSYALİSTLERE TANINMADI”

    Diğer taraftan hasta tutuklular var. Bunların da tahliyesinin önünün açılması gerekiyor. Biliyorsunuz Sivas Madımak katillerine tanınan toleranslar özellikle Kürt siyasi alanından dolayı içeride olan insanlara, sosyalistlere tanınmadı. Bu konuda adil davranılmalı ve hasta tutsakların bir an evvel tahliyesi sağlanmalı. Bunlar yasalar gereği yapılması gereken işlerdir.

    Toplumda büyük bir kaygı var. Bu kaygı iki yönlü oluşuyor. Türkiye halklarında, örgütün silah bırakmayacağına dair bir kaygı söz konusu. Ancak bu konuda Kandil kanadından yapılan açıklamalarda, buna uyulacağı ve akabinde kongreyi toplayıp bu kararın alınacağı ifade edildi. Tabii bunun kendi önderlerinin ağzından duymak istediklerini, sürece onun da katılması gerektiğini ifade ediyorlar. Bunun yol ve yöntemleri nasıl olur bilemem ama bu sürecin doğru yere evrilmesi açısından karşılanması gereken taleplerdir.”

    “ALEVİLER FARKLI BİR ALGIYA KAPILMIŞ DURUMDALAR”

    Ali Kenanoğlu, “İmralı heyetinin açıkladığı mektubu, Alevi toplumu nasıl okumalı? Mevcut süreç, Alevi sorununun çözümünde ne derece etkili olacak?” sorularına da cevap verdi. Kenanoğlu, Alevi kurumlarının henüz toplu bir açıklama dahi yapamadıklarını belirterek şöyle devam etti:

    “Alevi toplumu genelde ‘Sosyal demokrat’ diye ifade edilen medyayı izliyor ve bu medya kanalları da inanın bu süreci baltalamak için elinden geleni yapıyor. Kullandıkları dil, üslup, yöntem çok sakıncalı ve bu sürece hiçbir şekilde faydası olmayacak politikaları var. Çünkü olaya şuradan bakıyorlar; ‘Bunlar silah bırakacak, diğerleri de Tayyip Erdoğan’ın ömür boyu seçilmesinin garantisini verecek’.

    Oysa ortada bir pazarlık olmadığı defalarca kez ifade edildi. Maalesef ki Alevi toplumu bu kanallardan besleniyor ve buradan kaynaklı olarak durumun etkisi altında kalma hali var. Oysa Alevi toplumunun, barışı en çok savunan taraf olması gerekir. Yaşadığımız topraklarda Alevilerin haklarının gasp edilmesi hep terör yaftası ile karşı karşıya kalmıştır. Aleviler de her zaman terörist muamelesi içerisinde tutulmuşlardır. Bunu en iyi anlaması gereken toplum Aleviler olması gerekirken maalesef televizyonların yayınlarından kaynaklı olarak yanlış bir bilgi ile farklı bir algıya kapılmış durumdalar. Öncelikle bunu düzeltmek gerekiyor.

    Diğer taraftan Alevi örgütlerine düşen görevler var. Kurumsal açıklamalar gelmedi ama bireysel açıklamalar ile süreci desteklediklerini ifade ettiler. Alevi örgütleri acilen kendi kurullarını toplayıp bu süreci değerlendirmek, tartışmak durumundadır. Alevi örgütlülüğü bundan sonra önüne yeni yol haritası koymak durumunda. Çünkü bugüne kadarki birtakım engellerin ortadan kalktığı ya da kalkacağı bilinmelidir. Buna göre de mücadelenin seyri değişmelidir. Alevi toplumu bu demokratik dönüşüm noktasında bizzat masada yer alabilecek argümanları oluşturmalı ve Türkiye’nin yeniden yapılanmasında mutlaka yerine almalıdır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • HDK: Barış aklının toplumsallaşması için hep birlikte sürecin sorumluluğunu almalıyız

    HDK: Barış aklının toplumsallaşması için hep birlikte sürecin sorumluluğunu almalıyız

    PİRHA-PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” başlığıyla yaptığı çağrıya dair HDK açıklama yaparak, “Demokratik uzlaşı kültürünün hâkim olması için gerekli tüm adımların ilgili taraflarca atılması gerektiğinin önemle altını çiziyoruz. Barış aklının toplumsallaşması için tüm siyasal çevreleri, emek, kadın, gençlik ve ekoloji hareketlerini, halkları ve inançları, hep birlikte sürecin gerektirdiği sorumluluğu almaya davet ediyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokratik Kongresi (HDK), PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” başlığıyla yaptığı çağrıya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Çağrıyı hayati önemde buldukları belirtilen açıklamada, “Sayın Öcalan’ın 27 Şubat tarihinde İmralı Heyeti aracılığıyla yaptığı çağrıyı, Demokratik Toplum inşası yolunda hayati önemde görüyoruz. O nedenle Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, aynı zamanda bütün topluma ve onun örgütlü güçlerinedir” denildi.

    “SORUMLULUK ALMALIYIZ”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Kürt meselesinin barışçıl temelde çözülmesinin, demokratik dönüşüme sağlayacağı katkının farkındayız. Bu bilinç ve kararlılıkla Halkların Demokratik Kongresi olarak farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü, ifade özgürlüğünün sağlandığı ve örgütlenme hakkının önündeki engellerin kaldırıldığı bir siyasal iklimin inşası için gerekli sorumluluğu alacağımızı belirtiyoruz. Demokratik uzlaşı kültürünün hâkim olması için gerekli tüm adımların ilgili taraflarca atılması gerektiğinin önemle altını çiziyoruz. Barış aklının toplumsallaşması için tüm siyasal çevreleri, emek, kadın, gençlik ve ekoloji hareketlerini, halkları ve inançları, hep birlikte sürecin gerektirdiği sorumluluğu almaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ABF’den HDK ve İlke TV’ye ziyaret!

    ABF’den HDK ve İlke TV’ye ziyaret!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), gözaltı operasyonları ardından Halkların Demokratik Kongresi ve İlke TV’ye dayanışma ziyaretinde bulundu.

    ABF Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ile İbrahim Karakaya ve ABF Örgütleme Genel Sekreteri Zeynal Odabaş, İlke TV’yi ziyaret etti.

    Alevi kurum temsilcileri, İlke TV yorumcusu Ercüment Akdeniz ile gazeteciler Elif Akgül ve Yıldız Tar’ın tutuklanmasını kınadı.

    “MÜCADELE ETMEYE DE DEVAM EDİYORUZ”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya,  konuşmasında şunları söyledi:

    “Bizim sesimiz olan sizleri susturmak isteyenler var. Ancak, demokrasi mücadelesi açısından, sizin sesiniz kesilirse biz nefessiz kalırız. Bizler eşit haklar mücadelesi ve laiklik konusunda, her zaman birlikte hareket ettik ve etmeye devam edeceğiz. Dayanışma duygularımızı iletiyorum. Bundan sonra Türkiye’yi zor günlerin beklediğini biliyoruz. Hem demokrasi mücadelesi, hem insan hakları hem de hukuk açısından daha zor günler bizi bekliyor. Biz Alevi kurumları olarak bugüne kadar hep eşit haklar mücadelesinde, eşit yurttaşlık, laiklik konusunda mücadele ettik, etmeye de devam ediyoruz. Bundan sonra da sizlerle birlikte her koşulda dayanışma duygularımızı birlikte ortaklaştırmak istiyoruz. Geçmiş olsun dileklerimizle beraber, Ercüment ve Elif canımızın bir an evvel serbest bırakılması bizim temel duygularımızdır.”

    ABF yöneticileri, Halkların Demokratik Kongresi’ne de destek ziyaretinde bulundu. HDK Eş Sözcüleri Meral Danış Beştaş ve Ali Kenanoğlu ile bir araya gelen ABF temsilcileri, “Haksız hukuksuz yargılanmalara son verilsin” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca: Kimin yarası varsa, diğerinin yarasıyla birleştirmeli!-VİDEO

    EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca: Kimin yarası varsa, diğerinin yarasıyla birleştirmeli!-VİDEO

    PİRHA- EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, HDK’ye dönük operasyonları değerlendirerek, “Halkın siyasi bir direnç arayışı var ve bu direnç yüzünü elbette ki örgütlü güçlere dönüyor. Bunun fakrında olan AKP iktidarı bu operasyonları daha da genişleterek, çok çeşitli kesimlere yayarak korku iklimini derinleştirmeye çalışacaktır. Bunun karşısında dik durabilmenin tek bir koşulu var; en yerelde kimin yarası varsa, diğerinin yarasıyla birleştirebileceği ortak mücadele alanları yaratmaktır. Bunun olanakları dünden daha fazladır” diye konuştu. 

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) dönük başlattığı soruşturma kapsamında 18 Ocak’ta 10 ilde yapılan ev baskınlarında aralarında gazeteci, sendikacı, sanatçı ve siyasetçilerin de olduğu 30 kişi tutuklandı.

    Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik soruşturma kapsamında yaşanan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin konuştu.

    “AKP, HALKIN BİRLEŞEN ÖFKESİNE TEHLİKE OLARAK GÖRÜYOR”

    Karaca, AKP iktidarının halkın birleşen öfkesini ve onun örgütlenme araçlarını kendisine tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Dolayısıyla halkı buluşturan, hareket güçlerini yan yana getiren, iktidarın karşısında halkın öfkesini örgütlü bit güce dönüştürmeye olanak açan bütün birleştirme noktalarını yok etmek istiyor. HDK operasyonu adı verilen, bu ülkenin emekçilerinin, sosyalistlerinin, onurlu gazetecilerinin, sanatçılarının ya yana gelerek örgütlü muhalefet gücü oluşturduğu bu saldırılan çok açık bir göstergesi” diye konuştu.

    “BAŞPINAR DİRENİŞİ DE AYNI YÖNTEMLE ENGELLENMEK İSTENDİ”

    Antep Başpınar’daki işçilerin sefalet zammına karşı iş bırakması ve direnişe geçmesinin de aynı yöntemlerle engellenmek istendiğine işaret eden Karaca, “Bizler benzer bir örneği Antep’te de yaşadık. Başpınar direnişinde farklı fabrikalardan işçilerin yan yana mücadele verme kararı aldığı günün gecesinde valilik kararıyla neredeyse nefes alıp vermenin bile yasaklandığını gördük. Bunlar birbirine çok benziyor. Orada da işçilerin ortak mücadele araçlarının örgütlenerek birleşik mücadele olanaklarının önünün kesildiği gördük. Dolayısıyla toplumsal muhalefeti bir arada tutacak, bir aradanlığa bir araç haline gelecek başka olanaklara yaratamazsak iktidar geri kalan muhalefet güçlerini ezmek için çok daha fazla baskı unsurlarını kullanacağını alenen ilan etmiş oldu” dedi.

    “HALKIN SİYASİ BİR DİRENÇ ARAYIŞI VAR”

    “AKP artık geniş halk kesimlerini kendisine yedekleyecek olanaklardan tümüyle yoksullaşmış durumda” diyen Karaca şöyle devam etti:

    “Emekten, demokrasiden, barıştan, özgürlükten yana olan güçleri birleştirerek iktidarın en saldırgan olduğu yer olan birleşik muhalefeti güçlendirmenin önemli olduğunu görüyoruz. Son 20 yılın en büyü ekonomik krizinin yaşandığı günlerden geçiyoruz. AKP artık geniş halk kesimlerini kendisine yedekleyecek olanaklardan tümüyle yoksullaşmış durumda. Halkın siyasi bir direnç arayışı var ve bu direnç yüzünü elbette ki örgütlü güçlere dönüyor. Bunun fakrında olan AKP iktidarı bu operasyonları daha da genişleterek, çok çeşitli kesimlere yayarak korku iklimini derinleştirmeye çalışacaktır. Bu korku ikliminin karşısında sinerek değil, saldırıların asıl nedenin birleşik muhalefeti hedef alan bir yerde olduğunu gören bir yerden hareket etmek gerekiyor.”

    “ORTAK MÜCADELENİN OLANAKLARI DÜNDEN DAHA FAZLADIR”

    Karaca, genelden yerele kadar tüm toplumsal dinamiklerin birleşeceği ortak bir mücadelenin örgütlenmesinin tek karşı koyuş olduğunu dile getirerek, “Ortak bir mücadele kulvarını dişle, tırnakla açmak zorundayız. Bunun içinde olanaklar çok geniş. Ellerindeki o sopa bazen yargı, bazen kolluk güçleri, bazen gece yarısı operasyonları olacak. Adı darbe olmayan ama darbenin bütün pratiklerini karşımıza çıkaran bütün olanakları kullanacak. Bunun karşısında dik durabilmenin tek bir koşulu var; en yerelde kimin yarası varsa, diğerinin yarasıyla birleştirebileceği ortak mücadele alanları yaratmaktır. Bunun olanakları dünden daha fazladır” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN-Ersin ÖZGÜL/ANTALYA