Etiket: HDP

  • Kobanê Davası’nın 17 Nisan’daki karar duruşmasına katılım çağrısı-VİDEO

    Kobanê Davası’nın 17 Nisan’daki karar duruşmasına katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüleri Sevda Çelik Özbingöl ve Öztürk Türkdoğan 17 Nisan’da görülecek olan Kobanê Davası Karar Duruşması öncesinde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, duruşmaya katılım çağrısı yapıldı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu Eş Sözcüleri Sevda Çelik Özbingöl ve Öztürk Türkdoğan 17 Nisan’da görülecek olan Kobanê Davası Karar Duruşması öncesinde basın mensupları ile buluştu. Halkarın Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Cahit Kırkazak ile dava avukatlarından Şevin Kaya ile Çiğdem Kozan da toplantıya katıldı.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI NEFRET VE AYRIMCILIK İÇEREN SÖYLEMLERLE DAVAYA DAHİL OLDU”

    DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüleri Sevda Çelik Özbingöl, Kobanê Kumpas Davası’nın 17 Nisan 2024’te son duruşması görüleceğini belirterek, “Demokratik siyaset yürüten müvekkillerimizin; tüm siyasi çalışmaları, meclis konuşmaları, tüm açıklamaları bir siyasi anlayışı boğmak üzere suç kabul edilmiştir. İktidarca Kobanê Kumpas Davası üzerinden siyasi süreçlere hizmet eden bir siyasi dizayn amaçlanmıştır ve yargı siyasi amaçlara hizmet eder şekilde Kobanê Kumpas Davası’nda da araçsallaştırılmıştır. Neredeyse Türk Ceza Yasası’nın tüm sevk maddeleri ile yargılanan müvekkillerimiz ve siyasetçiler özel yetkili ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm tüzel kişiliğe sahip olan İçişleri Bakanlığı, Et ve Süt Ürünleri Kurumu gibi tüzel kişiliğe sahip olan kurumların bile taraf kılındığı ve bu temelde de müdahil olarak kabul edildiği bir örneği olmayan, özel bir yargılama süreci oluşturularak sürdürülmektedir. En bariz örneğini bu şekilde müdahil olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın nefret ve ayrımcılık içeren söylemlerle dahilliklerini dile getirdiklerini de hep beraber yargılama süreci içerisinde gördük. Yargılamanın güvenilirliğini açıkça tehdit eden bu dahiliyetler devletin tüm tüzel kişiliğe sahip olan tüm kurum ve kuruluşları ile Cumhuriyetin ikinci yüzyılına başlangıç olarak demokratik bir süreç yerine ülkemizin demokratik, eşitlikçi, legal siyasi mücadelesini ve Kürt siyasetçileri hedef alan bir yargılamaya doğru evrilmiştir” dedi.

    “KÜRT SİYASETİ’NİN BÜTÜN SİYASAL FAALİYETLERİ YARGILAMA KONUSU YAPILMIŞTIR”

    HDP Eş Genel Başkanı Cahit Kırkazak, şunları söyledi:

    “Kürt siyasetinin bir bütün olarak 2009’dan bu yana bütün siyasal faaliyetleri yargılama konusu yapılmıştır. O nedenle aslında herkes biliyor bu davanın bir kumpas olduğunu. Herkes biliyor bu davanın bir tasfiye davası olduğunu ve herkes biliyor bu davanın otoriter baskıcı rejimin tesis edilmesine hizmet edildiğini.
    Vicdan sahibi her bireye, yurttaşa sesleniyoruz. Gelin Kobanê’de Kürtlerin onurunu koruyan Türkiye ve dünya için güvenlik sorununu ortadan kaldıran kadınları ve çocukları IŞİD karanlığından koruyan Kobanê halklarıyla dayanışmayı hep beraber sahiplenelim. Bütün demokratik sivil kitle örgütlerini ve kamuoyunu Kobane Davasında yargılanan HDP’lileri ve Kürt Siyasetçilerle dayanışmaya çağırıyoruz.”

    “BEKLENTİMİZ ARKADAŞLARIMIZIN TAHLİYE EDİLMESİDİR”

    DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan ise mahkeme kaleminin kendilerine haber göndererek karar için zamana ihtiyaçları olduğunu ve yarınki duruşmada kararın çıkmayacağını ilettiğini aktardı. Türkdoğan, şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla yarın ki duruşmada tutuk incelemesi gerçekleştirilecek. Kanunen zorunlu bir inceleme. Biz bütün hazırlıklarımızı yapmıştık yarın karar çıkacakmış gibi orada olmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna yaptığımız çağrı halen geçerlidir. Yarın saat 10.00’da Sincan Kampus Duruşma Salonu’nun önünde partimiz dost kurumlar ve bileşenlerimizle demokratik kamuoyu ile oradaki açıklamamızı gerçekleştireceğiz.

    “GÜLTAN KIŞANAK, SEBAHAT TUNCEL BİR SİYASİ REHİNE”

    Beklentimiz arkadaşlarımızın yarın tahliye edilerek Türkiye’nin hukukun üstünlüğü ilkesine giden yola dönmesidir. Bizim yarınki beklentimiz, arkadaşlarımızın tamamının tahliye edilmesidir. Hele hele bazı arkadaşlarımız var ki onlar kanunen 7 yıldan fazla tutuklu yargılanamayacağına dair hükmü ihlal edilen arkadaşlarımızdır. Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel kanuna aykırı olarak tam bir siyasi rehine olarak tutulmaktadırlar.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz’

    ‘Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz’

    PİRHA- Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanıyken Ekim 2016’da gözaltına alınıp tutuklanan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Kışanak, Ankara halkının önüne demokratik bir seçenek sunmak için belediye başkan adayı olduğunu belirterek, “Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz” dedi. Kışanak, Kayyım Yasası’nın değiştirilmesi için de mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. 

    Yerine kayyım atanarak 31 Ekim 2016 tarihinde tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın azami tutukluluk süresi 25 Ekim 2023’te doldu ancak hala tahliye edilmedi.

    Türkiye yasalarına göre öngörülen tutukluluk süresi 2 yıl, ancak çok istisna hallerde bu süre toplamda 7 yıla çıkarılabiliyor. Gültan Kışanak için bu süre 25 Ekim’de doldu ancak hala tahliye kararı verilmiyor. Kışanak’ın tahliye edilmemesini eleştiren avukatlar “Bu hukuka karşı hiledir” diyor

    Kışanak, 30 Mart 2014’te yapılan yerel seçimde yüzde 55 oyla Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olmuştu. Daha göreve geleli iki yıl olmuşken, 25 Ekim 2016’da gözaltına alındı, 30 Ekim’de kaçma şüphesiyle tutuklandı. Oysa soruşturma başladığında yurt dışındaydı ve ülkeye gelmişti. Tutuklanmasından 2 gün sonra, yani 1 Kasım 2016’da, Etimesgut Kaymakamı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum olarak atandı.

    2016 yılından bu yana Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak, PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA-Çok uzun yıllardır cezaevindesiniz, koşullarınız ve sağlık durumunuz nasıl?

    GÜLTAN KIŞANAK: Türkiye’de genel olarak cezaevlerinin hali biliniyor. F Tipi cezaevlerinin koşulları daha ağır ama iyiyim, moralim çok güçlü. Kimi kronik rahatsızlıklarım var, onlarla da başa çıkabiliyorum. İnsan hasta tutukluların durumunu düşününce kendi halinden bahsetmeye utanıyor. Bu vesileyle tüm kamuoyuna hasta tutsaklar için duyarlılık çağrısı yapmak istiyorum. Bu insani ve vicdani bir sorumluluktur, gereğini yerine getirmeliyiz. Hasta tutuklular dışarıda tedavi imkanlarına kavuşmalı.

    “HALKIMIZ OYUNU KULLANACAK, İRADESİNE SAHİP ÇIKACAK”

    -Sürekli kapatılmakla yüz yüze olan bir parti tarihiniz var. Bunu Türkiye siyasi tarihi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun son genel seçimlerde olduğu gibi hemen seçim öncesine denk getirilmesi ne anlam içeriyor ve siyaseti, seçmeni nasıl etkiliyor?

    DEM Parti’nin takipçisi olduğu siyasal gelenek tam 34 yıldan beri baskı altında tutuluyor. Kaç parti kapatıldı. Son olarak HDP hakkında açılan kapatma davası, genel seçimlerde halkı seçeneksiz bırakmak için kullanıldı. Bu seçim sürecine de hilelerle başladılar. Güvenlik gerekçesiyle birçok il ve ilçeye binlerce “görevli seçmen” kaydırıldı. DEM partiye yönelik gözaltı operasyonlarının ardı arkası kesilmiyor. Halkı baskı altında tutup, iradesini engellemek istiyorlar. Bu seçimde iktidarın yıldırma, korkutma taktikleri bir kez daha yenilgiye uğrayacaktır. Halkımız seferberlik ruhuyla seçim çalışmalarına katılacak, oyunu kullanacak ve iradesine sahip çıkacaktır. Buna inanıyorum.

    “ANKARA HALKININ ÖNÜNE DEMOKRATİK BİR SEÇENEK SUNMAK İÇİN ADAY OLDUM”

    -DEM Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayı olarak gösterildiniz. Neden Ankara? Cezaevi koşullarında nasıl bir seçim çalışması yürüteceksiniz?

    Halkın gerçek sorunlarını siyasetin gündemine taşımak, konuşulmayanı konuşmak; kayyumlara, kadın haklarına yönelik saldırılara, savaş politikalarına “dur” diyecek güçlü bir muhalefet açığa çıkartabilmek için aday oldum. Siyaset iki kutba sıkıştırıldı, toplum radikal milliyetçilik kıskacına alındı.

    Ankara halkının önüne demokratik bir seçenek sunmak için aday oldum. Ayrıca siyasetin halk için, halkla birlikte yapılması gerektiğini, bir koltuk kazanma yarışı olmadığını göstermek gerekiyordu. Bu mesajları en güçlü şekilde verebileceğimiz yer cumhuriyetin başkenti Ankara’ydı. Halkımızın bu mesajları sahiplendiğini ve sandıkta güçlü bir yanıt vereceğini görüyorum. Ben mümkün olduğu kadar dışarıdaki kampanyaya mesajlarımla, röportajlarla katılmaya çalışıyorum. Ama görüyorum ki kampanyanın gerçek sahipleri siyasetin özneleri kadınlar, gençler, emekçiler ve tüm demokratlar yola çıkmış güçlü bir çalışma yürütüyor. Bana da bu emeğe ve mücadeleye layık olmak düşüyor.

    “HALKA SEÇENEKSİZ OLMADIĞINI GÖSTERMEK GEREKİYOR”

    -Yerel seçimler siyasi mahpuslara nasıl yansıyor? Onlar bu süreci nasıl değerlendiriyor?

    Seçimden seçime sürüklenme hali ve halkın gerçek sorunlarına değinmeyen muhalefet halleri herkesi epeyce bıktırmıştı. Benim adaylığım da etkili oldu herhalde, şimdi herkes canla başla kampanya için çalışıyor. Fikirleriyle, önerileriyle, mesajlarıyla bana ve kampanyaya katkı sunuyorlar.
    Aramızda birkaç ay önce tutuklanıp gelenler de var. Onlar dışarıda da bir bıkkınlık olduğunu söylüyor. 25 yaşına gelmiş bir gencin AKP iktidarı dışında bir iktidar görememesi, iki kez üst üste halkın iradesine kayyum atanması, sandığa olan güveni sarsmış. Demokratik muhalefetin, halkın bir şeylerin değişeceğine inandırması ve değişim için mücadele etme kararlılığın vurgulaması gerekiyor. DEM Parti’nin seçime kendi adaylarıyla girmesi ve ön seçim yapması halkı yeniden seçimlere motive etti. Bu motivasyonun yükseltilmesi gerekiyor. Buradaki personelden gördüğüm kadarıyla iktidar yanlısı seçmende de sorunların çözüleceğine dair bir inanç kalmamış. Hatta seçimden sonra ekonomik krizin daha da derinleşeceğini biliyorlar. Hani ailede ‘zorba babalar’ için söylenen “kötü ama ne yapalım başımızdan eksik olmasın” yaklaşımı vardır ya, iktidar ve seçmenin hali biraz buna benziyor. Halka seçeneksiz olmadığını göstermek gerekiyor. DEM Parti’nin üçüncü yol stratejisi işte bu nedenlerle çok önemli.

    “BİZİM YEREL YÖNETİM ANLAYIŞIMIZIN TEMELİNDE KENTLİ HAKLARI YATAR”

    -DEM Parti olarak sizi diğer partilerden ayıran belediyecilik anlayışı nedir? Farklı inançlar, kimlikler, toplumsal kesimler bu yerelin içinde kendisini nasıl bulacak?

    Bu soruyu somut örnek vererek cevaplamak istiyorum. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisi’nde Alevi, Sünni, Ezidi, Kürt, Türkmen, Ermeni meclis üyelerimiz vardı. Belediye meclis üyelerimizden oluşan Halklar ve İnançlar Komisyonu’muz vardı. Bu komisyonda her kimlik ve inanç grubunun temsilcileri yer alıyordu ve belediyenin tüm çalışmalarına bu komisyon aktif olarak katılıyor taleplerini, önerilerini söylüyor eleştirilerini yapıyordu. Bu çalışma kentsel hizmetlerde ayrımcılığın önüne geçtiği gibi; toplumsal uzlaşı kültürünün gelişmesine de katkı yapıyordu.

    Ben bu çalışmalar nedeniyle de yargılanıyorum. Alevi vatandaşlarımıza ücretsiz cemevi tahsis ettiğim için yargılanıyorum. IŞİD zulmünden kurtularak kentimize gelen insanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurban bağışı kampanyası açmakla suçlanıyorum. Şeyh Said ismi bir meydana verildiği için de yargılanıyorum.

    Bizim yerel yönetim anlayışımızın temelinde kentli hakları yatar. Bir kentte yaşayan herkesin öncelikli kendi kimliğiyle, inancıyla yaşama hakkı, dilini kültürünü geliştirme ve gelecek kuşaklara devretme hakkı ve belediyenin de bu hakların kullanımı konusunda hizmet üretme görevi vardır. Ben göreve geldiğimde, ilk iş olarak halka açık sosyal formlar yaptık. Bu formlarda kentteki tüm farklı kesimleri, görüşleri, talepleri dile getirildi. Sosyal formlardan çıkan sonuçlara göre Diyarbakır Kentli Hakları Bildirgesi hazırladık. Bu bildirgede kentte yaşayan herkesin ayrımsız bir şekilde hakları sıralanıyordu ardından da belediyeye düşen görevler sıralanıyordu. Bizim yönetim anlayışımız demokratiktir, katılıma ve denetime açıktır, ekolojiktir. Kentte yaşayan tüm varlıkları haklarını korumayı esas alır; her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmeyi öncelik olarak kabul eder.

    “KAYYIM YASASI’NIN DEĞİŞTİRİLMESİ İÇİN MÜCADELE EDİLMELİ”

    -Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanıyken tutuklanıp hapse konuldunuz ve onlarca belediyede olduğu gibi sizin de yerinize kayyım atandı. Kayyım aklında ve politikasında ısrar ne anlama geliyor?

    Kayyım siyaseti, halkın iradesi karşısında anlamını yitirmiştir. Artık iktidarın kayyım atamaktan vazgeçeceğini düşünüyorum. Ama tüm demokrasi güçleri kayyım yasasının değiştirilmesi için güçlü bir mücadele sergilemeli. Kayyımlardan köklü kurtuluş ancak bu yasanın değişmesiyle olur. O yasa orada durduğu sürece muhalif hiçbir belediye güvende değildir.

    “MUHALİF BELEDİYELERİN KADERİ AKP İKTİDARININ KEYFİNE KALMIŞTIR”

    -Yerel yönetimler ile demokrasi ilişkisi açısından Türkiye’nin nasıl bir yerinde yönetim perspektifine ihtiyaç olduğunu düşünüyorsunuz ve bunun Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarının çözümünde oynayacağı rolü nasıl izah edersiniz?

    Yerel yönetimler halkla en yakın yöntemlerdir. Halkla belediye yönetimi her gün yüz yüzedir. Bu nedenle yerelde ihtiyaçları, sorunları tespit etmek, çözüm üretmek ve hesap vermek çok daha kolaydır. Halkın yönetime doğrudan katılması mümkündür. Çağımızda artık bir ülkedeki demokrasinin kalitesi, yerel demokrasinin gücüyle ölçülüyor. Yerelde demokrasi yoksa genelde hiç olmaz. Bunu yaşadık, yaşıyoruz. Merkezi iktidar otoritesini, yerel demokrasiyi tasfiye ederek inşa etti. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartını imzalayan Türkiye’nin yerelin yetkilerini arttırması, merkezin vesayetini kaldırması gerekiyordu. Ancak AKP iktidarı tam tersine belediyelerin yetkilerini daha da kısıtladı. İmar yetkisinden tutalım tarihi SİT alanlarının korunmasına kadar; borçlanma yetkisinden tutalım sosyal hizmetlere kadar birçok alana bakanlıklar eliyle müdahale etti. Bununla da yetinmedi belediye kanununu değiştirerek İçişleri Bakanına seçimle iş başına gelmiş belediye başkanını ve belediye meclisini kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan görevden alma yetkisi verdi. Bu yetki merkezi iktidara verilmiş keyfiyet hakkıdır. Kayyım rezaleti bu yasaya dayanıyor. Tüm muhalif belediyelerin kaderi AKP iktidarının keyfine kalmıştır. Toplumsal tepkiyi göğüsleyeceğine göz kestirdiği an görevden alma imkanına sahiptir.

    Kendisine demokratım diyen herkes, tüm muhalefet öncelikle bu yasanın değiştirilmesi ve yerel demokrasinin yeniden inşa edilmesi için mücadele etmeli. Yerel demokrasinin önemine çarpıcı bir örnek daha vererek bu konudaki değerlendirmemi bitirmek istiyorum, çünkü epeyce geniş bir konu. Örneğin belediyeye ait bir kurumda bir çocuğa yönelik taciz suçu işlendiğinde o belediye başkanı sokağa çıkamaz, görevi bırakmak zorunda kalır. Ama sık sık iktidarın koruması altında olan çocuklara yönelik cinsel saldırı haberleri duyuyoruz. Ne oluyor? “Adli ve idari soruşturma açıldı” denilip mesele kapatılıyor. İlgili bakanı kim görecek, kim tepki gösterecek… Kamu yönetiminde halk denetimi en güçlü denetimdir. Yerelde bu denetimi yapmak mümkündür, merkezi yönetimde ise halk ancak gösterildiği kadarını görüyor. Kürt sorununun çözümü konusunda yerel demokrasi tabii ki önemli ancak tüm Türkiye için ne kadar önemli olduğunu anlamazsak, yerel demokrasi sorununu çözemeyiz. Egemenler, sanki Kürtler ayrıcalık istiyor gibi göstererek, yerel demokrasi talepleri bastırılıyor.

    “KENT YÖNETİMİNDE HALKIN RIZASI OLMALI”

    -Kent uzlaşısı neden önemli ve bunu sadece seçim ile bağlantılı düşünenler var. Sizce kent uzlaşısı nedir ve neden önemlidir?

    Kent uzlaşısı, bir kentte yaşayan insanların rızasına dayanır. Alevi inancında “rızalık” çok önemlidir. Cemlerde lokma dağıtıldıktan sonra “herkes hakkına oldu mu razı?” diye üç kez sorulur. Rızalık alınmadan tek bir lokma çiğnenmez.
    Kent yönetiminde de halkın rızası olmalı. Rızalık sürecinin aday belirleme aşamasından itibaren işletilmesi çok önemlidir. Ancak aday belirleme ve seçim süreciyle sınırlı tutulamaz. Kentteki sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, inanç grupları, farklı kimlikler, mahalle meclisleri, kadın meclisleri, ekoloji örgütleri ve aktivistler ile belediyenin birlikte çalışması gereken yapılardır. Halkın katılmadığı, denetlemediği, rızalık vermediği bir yönetim demokratik olamaz.

    “ALEVİ KADIN TUTUKLULAR OLARAK DEDE TALEP ETTİK, TALEBİMİZ KABUL EDİLMEDİ”

    -Kürt ve Kadın kimliğinizin yanısıra Alevi kimliğinizle hatta Ocak evladı olarak da biliniyorsunuz. Bu kimliğinizden hareketle Alevi toplumuna, kurum ve örgütlerine bir mesaj vermek isterseniz ne söylemek istersiniz, beklentileriniz nedir?

    Aleviler de tüm ötekiler gibi “teklik” dayatmasına karşı eşit yurttaşlık mücadelesi veriyor. Ben de bu mücadelenin bir parçasıyım. Tekçi zihniyetin baskı ve asimilasyon politikalarına karşı direniyorum, mücadele ediyorum. Ankara adaylığımda hücrede de olsam bu mücadeleyi sürdürmenin bir yolu. Bin yıllardan beri yaptıklarımız, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz, öğretilerimiz, inancımız, yaşam felsefemiz, yaratımlarımız, acılarımız, sevinçlerimiz bizlere bu kimliği kazandırdı. Hak yolunu, yol eyledik “Yol bir, sürek bin birdir” diyerek bu günlere geldik. Şimdi Aleviliğin kadim köklerinden koparmaya çalışıyorlar. Tekçi zihniyet, bireyi ve toplumu köklerinden koparma, iradesini yok sayma ve egemen olanın kimliğini giydirme zorbalığıdır. Bu zorbalığa karşı direnmek, Aleviliğin felsefesinde var. Biz de inancımızın gereğini yerine getiriyoruz. İçeride de aynı baskı devam ediyor. Cezaevlerinde vaiz var, manevi rehberlik yapıyor. Bakanlık “iyi hal değerlendirme kriterleri” arasında “vaizle görüşme, dini günlerde yapılan etkinliklere katılma” gibi kriterler de var. Cezaevi gözlem kurulları isterse, Alevi tutuklulara dini etkinliklere katılmadıkları için “iyi hal” vermeyebilir. Yani cezası bittiği halde cezaevinden çıkamaz. Bunun örnekleri de var.

    Geçen şubat ayında Xızır nedeniyle Alevi kadın tutuklular olarak biz de dede ile görüşme talep ettik, fakat talebimiz kabul edilmedi. Cezaevi müdürü “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok, Bakanlığın emri” diyerek konuyu kapattı. Dilekçelerimize resmi yanıt da henüz verilmedi.

    Can olmak için cem olmak, yani birlik olmak gerekir. Hücre duvarlarının anlamı yok, bizim birliğimiz gönülden gönüle… Xızır hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

    GÜLTAN KIŞANAK KİMDİR?

    15 Haziran 1961’de Elâzığ’da doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Elazığ’da geçirdi, lise yıllarında siyasetle ilgilenmeye başladı. Elazığ Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra 1978’de Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü’ne girdi. 19 yaşında üniversite ikinci sınıf öğrencisiyken gerçekleşen 12 Eylül darbesi sırasında tutuklandı. 1980 ve 1982 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi’nde tutuldu. İşkenceler gördü. İki yıl süren tutukluluğun ardından Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü tamamladı.

    1991’de stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinin ardından Yeni Ülke, Özgür Gündem ve Özgür Ülke gazetelerinde gazeteci, yazı işleri müdürü ve yayın koordinatörü olarak çalıştı. 1990’lı yılların başında bir grup arkadaşı ile Toplumsal Direniş gazetesini kurdu ancak gazete fazla uzun ömürlü olmadı. 1997 yılından itibaren kadın hareketi içinde yer aldı. Diyarbakır’a dönerek kadın hakları savunucusu bir gazeteci olarak çeşitli derneklerde aktif görev yaptı. Diyarbakır Bağlar Belediyesi’nin sosyal proje danışmanı olarak çalıştı.

    2007 genel seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi’nin desteklediği bağımsız Diyarbakır milletvekili olarak meclise seçildi. 2009 yılında Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasının ardından Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’ne geçti. Partinin genel başkanlığını Selahattin Demirtaş ile birlikte eş başkan sıfatıyla üstlendi. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 2011 Türkiye Genel Seçimleri’nde BDP’nin desteklediği bağımsız aday olarak Siirt’ten meclise seçildi.

    2014 yerel seçimlerinde BDP’den Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı seçildi. 30 Ekim 2016’da ‘PKK üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklandı. Yerine, Etimesgut Kaymakamı Cumali Atilla kayyım olarak atandı.
    Kocaeli 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Kışanak, Kobani davasında yargılanan isimler arasında. Evli ve 1 çocuk annesidir.

    Dilan MORSÜMBÜL/PİRHA

  • Yüksekdağ: Yerel seçimler bir toplumsal hakikat ve onur direnişidir

    Yüksekdağ: Yerel seçimler bir toplumsal hakikat ve onur direnişidir

    PİRHA- HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, yerel seçimlerde yılmadan hakikati göstermek için çalışmalar yürütülmesi gerektiğini belirtti. Dersim’de ortaya çıkan ittifakı selamlayan Yüksekdağ, “Yaylım ateşi altındaki bir halkın iradesiyle birleşme tavrı bu tarihsel rolün alamet-i farikasıdır” dedi.

     

    2016 yılından bu yana Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ yerel seçimlere ve Kobani Davasına dair sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA-Uzun zamandır cezaevindesiniz, belki biraz da suskun görünüyor olabilirsiniz. Birçok kişi Figen Yüksekdağ’ın neler yaptığını merak ediyordur. Bu süreçte neler yaşıyorsunuz, nasılsınız? Kendinizi yalnız hissetme durumunuz var mı?

    Figen Yüksekdağ: Tutukluluk süremiz yedi yılı aştı; elbette aktif siyasi faaliyet yürüten birisi açısından uzun bir süre. Tam da bu nedenle normal bir tutukluluk olarak değerlendirmiyoruz, siyasi rehine hukuku işletiliyor bizler için. Yani özel hukuk, savaş hukuku uygulamasıyla yüz yüzeyiz. Bütün bu süre boyunca sistematik biçimde hapishane ve yargı şiddetine maruz bırakıldık. Siyasi mücadelemizi neredeyse her gün mahkeme ve SEBGİS salonlarında verdik. Büyük mücadeleler ve kazanımlarla sembolize olan bir dönemin intikamını tutsak HDP-DEM’li siyasetçilerden almaya çalıştılar, hala da bu saldırganlık devam ediyor. Bizler de hem tarihi bir dönemin hem de güncel demokratik siyasetin gücünü, dirayetini, azmini korumak için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz. Tabii bizim payımıza düşen görev ve duyarlılıklarla birlikte toplumun ve temel politik dinamiklerin demokratik siyasete, onun gücüne, birikimine, mücadele çizgisine ne düzeyde sahip çıktığı, duyarlılık seviyesinin ne olduğu da önemlidir.  Maalesef bu noktada iyi ve yeterli bir politik düzey ortaya konulamadı.

    “AKTİF SİYASETİN MERKEZİ DEM PARTİ YÖNETİMİ VE KADIN MECLİSİ’DİR”

    7 buçuk yıl önce bir siyasi darbeyle gelen, seçilmiş halk temsilcilerinin tutuklanarak rehin alınması saldırısı konusunda yeterli ve birleşik tepki verilmemesi, bu yönelimin sürgit devamına yol açtı. Demokratik birikim ve mevzilerin kaybedilmesi, aşındırılması bir yanıyla rutinleşti ve demokratik siyasetin darlaşıp iddiasızlaşmasına sebep oldu. Biz tutsak siyasetçilerin kendi durumumuzdan çok dert ettiğimiz sorun budur. Diğer yandan biz tutsak kadın siyasetçilerin aktif mecralarda sesimizi daha fazla duyurma, daha görünür olma marjımız oldukça dar. Dışarıda aktif siyaset yaparken de benzer sıkıntılar yaşıyorduk; şimdi bir de hapiste olunca sınırlar, olanaksızlıklar, beşe-ona katlıyor. Hiçbir zaman bu duruma teslim olmadık ama arada bir sitem ettiğimiz, isyan ettiğimiz de yalan değil. Buna karşın gereken her durumda aktif sorumluluk alıp söz söyledik. Halklarımız, kadınlar ve partimiz adına pozitif etki yaratma enerjimizi sonuna kadar kullandık. Aktif siyasetin merkezi DEM Parti yönetimi ve Kadın Meclisi’dir. Bizler siyasi rolümüzü bu ana ekseni güçlendirmek, etkisini arttırmak biçiminde tarif ediyoruz. Bundan sonra da koşullar el verdiğince aynı rolü üstleniriz.
    Temel hatlarını belirttiğim böylesi bir anlayış çerçevesi içerisinde düpedüz bir yalnızlaşma durumu yaşamıyorum elbette. Zaten siyasi iktidar yıllardır beni, bizleri yalnızlaştırmaya, özellikle de kadın siyasetçileri toplumun ve kamuoyunun hafızasından silmeye çalışıyor. Kendini yalnız hissetmek onların bu niyetine yol açmak olacaktır. Hapislik şartlarında ne kadar kolektif düşünürsen o kadar çoğul ve kalabalıksındır. Ben de öyle yapıyorum.

    “SADECE BİZLERİ HAPİSTE TUTMAK AMACIYLA DEVREYE KONMUŞ BİR KUMPASLA YÜZ YÜZEYİZ

    Kobani Davası’yle ilgili siyasi iktidarın size karşı maskeli bir yargılama yaptığını ve yüzünü göstermeye cesaret edemediğini söylemiştiniz. Kobani Davası’nda çıkacak karara yönelik düşünceleriniz neler?

    Figen Yüksekdağ: Siyasi iktidar mahkeme heyetleri ve yargı aracılığıyla bizimle hesaplaşıyor. Hiçbir zaman doğrudan, dürüst, mert bir siyasi yüzle karşımıza çıkmadılar. Baştan sona yalan ve kumpas üzerine kurulu bir davayla rehin alma siyasetini sürdürüyorlar. Kobanê davasının hiçbir aşamasında hukukla, hukukçularla muhatap olmadık. Karşımızda daima AKP, MHP, HÜDAPAR yani gerici faşizan koalisyonun şahikası olan Cumhur İttfakı vardı. Onlar tarafından seçilerek, özel olarak atanmış savcı ve heyet üyeleri de kimliklerini asla gizlemediler. Baştan beri yargı makamı gibi değil, özel savaşın infaz timi gibi çalıştılar. İddianame savcısı MHP’nin  yargıdaki kadrolu elemanı olarak hareket etti. İddianame daha bize ve mahkeme heyetine ulaşmadan MHP sözcüsü içeriğini paylaştı, son olarak da yine aynı savcıdan Sinan Ateş suikasti faillerinin serbest bırakılmasını istedikleri kamuoyuna yansıdı. Yine önceki heyet başkanı dolandırıcılık çetesi kurma ve yönetmekten gözaltına alındı. İtirafçı olması ve istifa etmesi karşılığında serbest bırakıldı. Sayamayacağımız kadar çok hukuk rezaleti eşliğinde, sadece bizleri hapiste tutmak amacıyla devreye konmuş bir kumpas tezgahıyla yüz yüzeyiz.

    “TARİHİN HÜKMÜ VE HALKLARIMIZIN, KADINLARIN ÖZGÜRLÜK, ADALET MÜCADELESİ ASIL SONUCU BELİRLEYECEKTİR”

    19 Aralık 2023’te duruşmaya yüz yüze katılmak için Ankara’ya gittim, fakat davanın ilk gününden bu yana maskesini çıkarmayan heyet başkanının yüzünü yine göremedim. Pandemi bile geçmiş bitmiş ama iktidarın bize yönelik maskeli özel muamelesi bir türlü bitmemişti. Bu durumu 90’lı yılların derin devlet, özel savaş zihniyetine benzetiyorum. O yıllarda gözaltına alınanlar uzun sorgularda işkenceci polisleri görmesin diye gözleri bağlanarak kapatılırdı. Şimdi yargı kurumu siyasi iktidarın şiddet aygıtı olarak çalışıyor ve gayrimeşru işler yapanlar yüzünü kapatıyor. Aslına bakarsanız yargı kurumunun ve özel mahkeme heyetlerinin tamamı bir maske. Siyasi iktidarın verdiği işleri yapan ve saray şürekasının yargı kılığına girmek için yüzüne taktığı bir maske.
    Gerçek böyle olunca Kobanê davasından hukuki bir sonuç, adil bir karar beklemiyorum. Zaten yok hükmünde, zorlamayla üretilmiş iktidarın elinde kılıç gibi kullanılan bir davadır.  Artık sonuç aşamasına geldi ve ağır hapis kararlarıyla sonuçlandırma isteklerini gizleyemiyorlar. Bizler açısından verecekleri hüküm de hükümsüzdür. Tarihin hükmü ve halklarımızın, kadınların özgürlük, adalet mücadelesi asıl sonucu belirleyecektir.

    “SİYASİ İRADE ARAÇSALLAŞTIRILMAMALI”

    -Önümüzde yeni bir seçim süreci var, DEM Parti’li seçmenler Genel seçim sonrası CHP’ye karşı güven eksikliği yaşıyor diyebiliriz. DEM Parti’nin yerel seçim sürecinde nasıl bir strateji uygulaması gerekiyor?

    Figen Yüksekdağ: DEM Parti seçmeni bakımından belirleyici olan siyasi iradesinin araçsallaştırışmaması ve hakkının teslim edilmesidir. Bütün seçim süreçlerinde kilit ve belirleyici olan, bunun karşısında demokratik taleplerine saygı ve güven verici cevaplar isteyen bir toplumsal yapıdan bahsediyoruz. Bu sosyolojik gerçekliği seçim taktiklerine basamak olarak görürseniz sadece siyasal değil sosyal yabancılaşmaya da yol açarsınız. 2023 genel seçimleri sonrasında muhalefetin DEM Parti ile kurduğu ilişki böyledir. İstanbul başta olmak üzere batı metropollerinde DEM tabanı kendi iradesini de görmek istiyor. Doğal ve adil olan budur. Milyonlarca Kürdün ve her inançtan, ulustan emekçi sınıflardan DEM seçmeninin yaşadığı metropollerde yerel seçilmişler belirlenirken bu toplumsallığı dışta tutamazsınız. Eğer böyle bir demokratik uzlaşı gelişirse güven tesis edilebilinir.

    “TATMİN EDİCİ KENT UZLAŞISI OLMADIĞI TAKDİRDE DEM PARTİ’NİN BATI’DA KENDİ ADAYLARIYLA SEÇİME GİRMESİ CİDDİ BİR İHTİYAÇTIR”

    DEM Parti’nin batıda kendi adaylarını çıkararak aktif bir seçim faaliyeti yürütme ihtiyacı da, hakkı da vardır. Eğer demokratik ve tatmin edici bir kent uzlaşısı sağlanamazsa DEM’in batıda kendi adaylarıyla seçim yarışına girmesi ciddi bir ihtiyaçtır. Tabanımızda bu yönlü taleplerin ağırlığı ise sır değildir. Kitlemizi aynı hedef etrafında kenetlemek partinin genel, güncel gelişim stratejisi bakımından da hayati önemdedir. Sonuçta nihai kararı delegelerimiz, parti yönetim kurumlarımız ve DEM kolektifi verecek. Her durumda halkımız partisinin iradesi etrafında en sağlam şekilde birleşmelidir. Gerek iktidardan, gerekse de bir kısım muhalefetten gelen tasfiye operasyonlarına duruşuyla ve siyasi faaliyete katılımıyla cevap vermelidir. Yerel seçim stratejisinin öncelikli hedefi iki kez kayyum atanarak gasp edilen belediyeleri geri almaktır. Tepeden siyasi darbeyle atanan kayyumları halkımız demokratik direnişiyle ve seçimle görevden alacaktır.  Seçimle iş başına gelmeyen, halkın iradesini hiçe sayan ve siyasete karşı yılmadan bıkmadan toplumsal hakikati göstermeliyiz. Yerel seçimler bu bakımdan bir toplumsal hakikat ve onur direnişidir. Başta belediyelerine el konulan Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının bu irade sınavından başarıyla geçeceğine inanıyorum.

     

    -DEM Parti, EMEP, SMF, TİP, EÖC ve Partizan 31 Mart yerel seçimlerine Dersim’de ittifak olarak gireceklerini kamuoyuna açıkladılar. Bu kararı asıl değerlendiriyorsunuz?

    Figen Yüksekdağ: Doğru olan da halkçı, emekçi, kadın özgürlükçü temelde güç birliğinin sağlanmasıydı, bu noktaya gelinmesi memnuniyet vericidir. Dersim devrimci-demokratik mücadele, halkların ve inançların eşit yurttaşlık, özgürlük hareketi bakımından önemli ve tarihsel bir merkezdir. Bu ağırlığın yüklediği sorumluluğa uygun davranmak önceliklidir. Diğer yandan kamuoyunca bilindiği gibi DEM Parti’nin, yani önceki dönemde HDP’nin kayyum saldırısıyla elinden alınan belediyelerinden birisidir Dersim. Belediye eşbaşkanları hala tutsak. Eşbaşkanlardan birisi olan Nurhayat Altun’la 7 buçuk yıldır burada birlikte yatıyoruz. Bu kadar saldırıya maruz kalan, ödediği bedel bitmeyen bir partinin kayyum darbesine yanıt vermek ve adaleti, halk iradesini, yeniden tesis etmek gibi bir isteği ve hakkı vardır. Bütün emekçi solun, demokrasi güçlerinin bu doğal hak ve iradeye saygı duyarak yanında durması, karşısına çıkmaması gerekir. Adil ve etik olan budur. Dersim emek özgürlük ve demokrasi güçlerinin, sosyalist hareketinin reel siyaset rüzgarına kapılmadan dönemsel ve taktik beklentileri esasa ikame etmeden tarihsel rolüne uygun tutum geliştirmesi gerekiyor. Yaylım ateşi altındaki bir halkın iradesiyle birleşme tavrı bu tarihsel rolün alamet-i farikasıdır.

    Dilan MORSÜMBÜL/PİRHA

  • Nurhayat Altun, Hakk’a yürüyen abisi Hasan Altun’un Hakk’a uğurlama erkanına katıldı

    Nurhayat Altun, Hakk’a yürüyen abisi Hasan Altun’un Hakk’a uğurlama erkanına katıldı

    PİRHA- Yerine kayyum atandıktan sonra tutuklanan Dersim Belediyesi eski Eşbaşkanı Nurhayat Altun, Hakk’a yürüyen abisi Hasan Altun’un cenaze törenine katıldı.

    30 Ocak’ta Almanya’dan Hakk’a yürüyen Dersim Belediyesi eski Eşbaşkanı Nurhayat Altun’un abisi Hasan Altun, Ankara’da toprağa sırlandı.

    Yerine kayyum atandıktan sonra tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Belediyesi eski Eşbaşkanı Nurhayat Altun, abisi Hasan Altun’un Hakk’a uğurlama erkanına katıldı. Tutuklu bulunduğu Kocaeli 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde askerler eşliğinde Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na getirilen Nurhayat Altun, Ana Fatma Cem Evi’nde kurulan taziyeye katıldı.

    Hakk’a uğurlama erkanına, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hamitoğulları ile Tuncer Bakırhan, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri, Ankara İl Örgütü, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Altun ailesi ile yakınları katıldı.
    Taziyeler, Mamak’ta bulunan Ana Fatma Cemevi’nde kabul ediliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Selahattin Demirtaş’ın annesi yoğun bakıma alındı

    Selahattin Demirtaş’ın annesi yoğun bakıma alındı

    PİRHA- HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş, yoğun bakıma alındı. Demirtaş bulunduğu Edirne’den Diyarbakır’a götürüldü.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş, iki gün önce rahatsızlığı nedeniyle Diyarbakır’da hastaneye kaldırıldı. Durumu gittikçe ağırlaşan Sadiye Demirtaş, bugün yoğun bakıma alındı.
    Edinilen bilgilere göre bunun üzerine Demirtaş da bulunduğu Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’ne annesinin rahatsızlığı nedeniyle başvuruda bulundu. Cezaevi, Demirtaş’ın talebini kabul etmesi üzerine Demirtaş, Diyarbakır’a götürüldü.

    DEM PARTİ’DEN AÇIKLAMA

    Demokrasi ve Eşitlik Partisi (DEM Parti), yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verildi:

    “Selahattin Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş rahatsızlığı nedeniyle Diyarbakır’da hastanede müşahade altındadır. Yoldaşımız Selahattin Demirtaş, talebi üzerine annesini görmek üzere Diyarbakır’a götürülmüş ve annesini ziyaret etmiştir. Dualarımız Sadiye Annemizle. Tek temennimiz en kısa zamanda sağlığına kavuşmasıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gültan Kışanak’tan mahkeme heyetine: Siz kimsiniz ki beni yargılıyorsunuz?

    Gültan Kışanak’tan mahkeme heyetine: Siz kimsiniz ki beni yargılıyorsunuz?

    PİRHA – Kobani Davası kapsamında beyanda bulunan Gültan Kışanak, haklarında kumpas kurulduğunu söyledi. Kışanak, “AKP ve MHP’nin ortaklaşa yaptığı bu kara rejimi hukuk kılıfına uydurmak için uğraşıyorsunuz. Yaptığınız hukuksuzlukları biliyorsunuz. Sizi reddediyoruz” diye konuştu. 

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, MYK üyeleri ve Kürt siyasetçiler, IŞİD’in Kobanî’ye yönelik saldırılarını protesto etmek için düzenlenen gösteriler gerekçe gösterilerek yargılanıyor.

    Kobanî Davasının duruşmalarına Sincan Cezaevinde devam ediliyor. Tutukluların bir kısmı duruşma salonunda hazır bulunurken, diğer cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise duruşmaya Ses Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

    Duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, Tuncer Bakırhan ile DEM Parti Milletvekilleri, yöneticileri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları ve çok sayıda kişi izliyor.

    AVUKATLARIN TÜM TALEPLERİ RED EDİLDİ!

    Gültan Kışanak’ın beyanları ile süren duruşmada ilk önce Kışanak’ın avukatları söz aldı. Avukatlar, dosyadaki eksiklerin giderilmesi ve uzun tutukluluk nedeniyle Kışanak hakkında uygulanmayan tahliye kararının verilmesi için duruşmanın ertelenmesini istedi. Mahkeme heyetinin bu talepleri reddetmesi üzerine avukatlar, reddi hakim talebinde bulundu. Ancak bu talep de heyet tarafından reddedildi.

    “HUKUKSUZLUKLARINIZI ANLATACAĞIM”

    Beyanlarına başlayan Gültan Kışanak, usule değil esasa ilişkin savunma yapacağını belirtti. Savunma başlıklarının birincisinin Kürt sorunu, ikincisinin kadınların özgürlük sorunu, üçüncüsünün ise demokratik siyaseti ortadan kaldırma üzerine olduğunu ifade eden Kışanak, “Demokratik siyaset ve demokratik hukuk devleti nedir, ne değildir? Toplumsal vatandaşlar olarak ne istiyoruz? Kadınlar olarak derdimiz nedir? İşte ben tüm bunları anlatacaktım. Her eve ateş düşüren Kürt sorunu nedir, nasıl çözülür anlatacaktım. Ama siz öyle pervasızsınız ki sadece birkaç konuda hukuksuzluğa ilişkin değerlendirme yapacağım. Yasama dokunulmazlığımı yok saydınız. Bunların hiçbiri ile ilgili Meclis’e gönderilmiş fezleke yok. Meclis’e gönderilen fezlekenin tamamı milletvekilliğim bitince hazırlanan üç beş sayfalık iddianame. Siz de çok iyi biliyorsunuz; ‘sonradan araştıracağız’ demeniz bile adil bir yargılanma yapılmayacağının itirafıdır. Sonradan araştıracağız ne demek? Benim fezlekelerimin ne olduğunu nasıl bilmiyorsunuz. Benimle ilgili iddiaların yüzde 90’ı örgüt yöneticiliği iddiası üzerine Meclis’e gönderilen fezlekeler değildir, hakkımdaki iddiaların tamamı polis fezlekesidir” dedi.

    “SİZ KİMSİNİZ Kİ BENİ YARGILIYORSUNUZ?”

    Gültan Kışanak beyanlarını şu sözlerle sürdürdü:

    “10 yıldır yargı karşısındayım. 2014’te yargı karşısına çıktım, sene 2024. Karşısına çıkmadığım heyet kalmadı. Diyorsunuz ki ‘sonra araştıracağız’. Siz o fezlekelerin olmadığını çok iyi biliyorsunuz. Benim savunamayacak tek bir faaliyetim yok. Allah’a şükür halkıma karşı vicdanım rahat. Kimseyi şiddete teşvik etmemiş, her zaman barış için mücadele eden bir kadınım. Siz kimsiniz beni yargılıyorsunuz? Çözüm sürecinde Meclis’te yapılan özel oturumda konuşmuşum, bütçe görüşmelerinde, 23 Nisan’da konuşmuşum. Meclis’te yaptığım konuşmalar, araştırma önergeleri, tekliflerin tek biri yok dosyada. Ama geriye dönüp, ‘Gültan Kışanak özyönetim, anadilde eğitim, özerklik demiş o zaman yönetici’ diyebiliyorsunuz. Kürtlerin üzerindeki yasakları, bunlara karşı çözümleri konuşmuş bir kadınım, bunları biliyorsunuz. Sonradan neyi araştıracaksınız? Bile bile bu hukuksuzluğu yapıyorsunuz. Bile bile yaptığınız bu hukuksuzluğu savcılığınız mütalaada itiraf etmiş. Beni ANF’den çıkan 8 haberden mi müebbetle yargılıyorsunuz? Beni neyden yargılıyorsunuz?

    “HUKUK KILIFINA UYDURMAK İÇİN UĞRAŞIYORSUNUZ”

    Malatya’daki dosyamı neden bununla birleştirdiniz? Kumpas kurdunuz, bilmediğiniz bir şey yok. Polis tutanakları aksi ispatlanmadığı sürece delil niteliğinde diyor. Aksini kim ispatlayacak, ben mi ispatlayacağım? 7 yıldır siyasi rehine olarak cezaevinde tutulan bir kadın mı ispatlayacak? Bunun adı ithamdır, bu hukuk devletindeki gibi bir suç isnadı değildir. Hayatımızı dökmüşsünüz ortaya, yalan ve iftira eklemişsiniz, sonra gel suçsuzluğunuzu ispatla diyorsunuz. Avukatlarımız taleplerini sıralayınca da ‘geriye dönüp bakacağız’ diyorsunuz? Niye orada oturuyorsunuz madem hukuk uygulamayacaksanız? Diyarbakır Newroz’unda yaptığım konuşmanın CD’si yok, polisin tuttuğu iki uyduruk cümle var ve buna da hukuki delil diyorsunuz. Ben de kalkıp savunma yapacağım. Neyin adil savunması, neyine inanacağım! En uzun tutukluluk süresi 7 yıldır. Beni bu kumpasa bile bile dahil ettiniz. 3 yıldır yargılama yapıyorsunuz. Beni ne zaman şüpheli olarak bu davaya dahil ettiniz? Bu soruya dahi cevap veremiyorsunuz. 2014’ten 2024’te kadar dokunulmazlığım yoktu, neden beni çağırmadınız da ifademi almadınız? Bunun cevabını bal gibi biliyorsunuz. AKP ve MHP’nin ortaklaşa yaptığı bu kara rejimi hukuk kılıfına uydurmak için uğraşıyorsunuz. Yaptığınız hukuksuzlukları biliyorsunuz, bile bile yapmaya devam ediyorsunuz. Sizi ve bu talimatları teşhir etmek için bu konuşmaları yapıyoruz ve sizi reddediyoruz.”

    Duruşma, tutukluların beyanları ile devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Kobani Davası: Gültan Kışanak savunmasına başlayacak

    Kobani Davası: Gültan Kışanak savunmasına başlayacak

    PİRHA – Kobani Davası’nda tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak, Pazartesi günü esasa dair savunmasına başlayacak.

    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında olduğu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yer alan duruşma salonunda devam ediyor.

    KIŞANAK SAVUNMA YAPACAK

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında gerçekleşen avukat savunmalarının ardından yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak’ın esasa dair savunmasının alınmasına karar verildi.

    Kışanak, 15 Ocak 2024 tarihinde görülecek olan oturumda savunmasına başlayacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Demirtaş, yarın savunma yapacak

    Demirtaş, yarın savunma yapacak

    PİRHA-Edirne Cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı miting konuşmaları gerekçesiyle yargılandığı davada yarın savunma yapacak.

    Edirne Cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, yarın Mersin’de görülecek duruşmada savunma yapacak.

    Demirtaş Savunma Grubundan yapılan açıklamaya göre, 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı miting konuşmalarında, TCK 301 kapsamında, hükümeti ve devlet organlarını alenen aşağılama suçlaması şeklindeki 10 adet dosyanın birleştirilmesiyle oluşan, Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesindeki davada Demirtaş hakkında 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

    Mahkeme heyetinin bu duruşmada karara varması bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • IŞİD’e tepki gösterdiği Afrin paylaşımı nedeniyle yargılanan Kemal Bülbül beraat etti

    IŞİD’e tepki gösterdiği Afrin paylaşımı nedeniyle yargılanan Kemal Bülbül beraat etti

    PİRHA – 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül’ün, 2018 yılında Afrin operasyonuna tepki göstermesi sebebiyle yargılanmasına devam edildi. Yargılama sonunda Bülbül hakkında beraat kararı verildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Afrin’e yönelik operasyona tepki göstermesi nedeniyle 27. Dönem Milletvekili Kemal Bülbül hakkında 2018 yılında dava açılmıştı. Bülbül, “Afrin’e yönelik Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) yayınlanan haberi paylaştığı için de suçlanmıştı.

    15 Kasım’da yargılanmaya başlanan Bülbül, bugün ikinci kez mahkemede ifade verdi. 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal kültür Derneği (PSAKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yöneticileri, HEDEP ve CHP’li milletvekilleri ile sivil toplum örgütlerinin yöneticileri de destek verdi.

    Duruşmada ilk olarak HDP Milletvekilliği ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki dönem genel başkanlığını yapan Bülbül savunma yaptı. “Suç sayılan durum bir düşünce ifadesidir” diyen Bülbül şunları kaydetti:

    “Ben burada yurt barışı, halkların eşit, özgür yaşamasını, Afrin’de, Türkiye’de kan dökülmesin diye söz demişim. Kürt, Alevi ve sosyalist olduğumu belirtmiştim. İlla Kerbela’yı anmak için Kerbela’ya gitmek gerekmiyor. Suriye’de de IŞİD zihniyeti ile katliamlar yapılıyor. Bu nedenle Kerbela’yı referans gösterdim. Asla bir halkı kin ve nefrete teşvik yok. Bunun bana yönlendirilmesini de suç sayıyorum. Berkin Elvan, Metin Göktepe ve Hrant Dink ile ilgili yönlendirilen suçlamaları da kabul etmiyorum. ‘Halkı karşı karşıya getirmek’ diye bir şey yok. Suçlamaları kabul etmiyorum. Zorlama bir suçlama var. Sosyo psikolojik bir baskı oluşturuluyor. Sizlerin de barışı, adaleti savunmak gibi sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Temel sorun şu, savaş kandır, gözyaşıdır. Burası ne kadar mahkeme olsa da Hakk’ın da huzurdur. Dolayısıyla hakikati savunmak için savaşa karşılık, Kürt, Türk anaları ağlamasın. Başka da hiçbir düşüncem yok. Söylemim fiili bir eyleme çağrı da değildir. Sadece savaş karşıtlığı. Aynı düşüncelerimi burada da paylaşıyorum, savaş karşıtıyım. Yargılanacak bir kimse varsa iddianameyi oluşturan savcıdır.”

    Av. Zeki Avcı ise savunmasında “Paylaşımdaki hedef IŞİD’tir. Türkiye ya da TSK değildir. Bütün cümleler IŞİD’e karşı söylenmiş. Barış içeren ifadelerin suç unsuru oluşturmadığı Anayasa’da da mevcut. Bir örgütün ajandasına hizmet etmek demek bir örgütle aynı düşünceyi savunmak demek değildir. Müvekkilim, IŞİD’e karşı direnişi selamlamıştır. O nedenle bütün bunlar suç unsuru olarak ele alınmış. Sözlerin kime yönelik olduğu dahi araştırılmamış” dedi.

    “İDDİANAMEYİ YAZAN SAVCI KÖTÜ NİYETLİDİR”

    Av. Coşkun Özgür Piroğlu ise savunmasında sınır dışı operasyona karşı çıkmanın suç olamayacağını söyledi. Piroğlu şöyle dem etti:

    “Metin Göktepe, terörist değildir. Berkin Elvan, polisler tarafından katledilmiştir. Berkin Elvan’ın annesinin bu iddianamede yer almış olmasıyla Cumhuriyet Savcısı görevi kötüye kullanmıştır. Savcı, Aleviliği hedef almıştır. Çünkü Elvan ve Göktepe, Alevi kimliğine sahip insanlardı. Müvekkil, kimi kime karşı tahrik etmiş bu da belli değil. İddianameyi yazan savcı kötü niyetlidir. Müvekkilim, hangi eylemle suç işlemiştir? Her yer Afrin, heryer direniş sözlerinden bir propaganda çıkaramazsınız. O nedenle beraat kararı bekliyoruz.”

    Av. Hasan Erdoğan da, “O kadar çok barış davası takip ettim ki barış sözü bu ülkede halen maalesef tartışılıyor. Barış yanlısı olduğunu, dil, din, mezhep ayrımı yapmadığını ifade ediyor. Bugün ben ‘Her yer Filistin her yer direniş’ desem suç unsuru mu olacak? Müvekkilimin, halkı kin ve nefrete teşviki söz konusu değildir. Elbette ki sivil insanların ölmemesi için fikirlerini beyan edecektir. Bu nedenle beraatini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Av. Veysi Gümüş, “Destek için buradayım. Burada yarım saattir mahkeme heyeti ile savunma tarafının gerginliği gibi. Böyle bir heyet görmedim. Savunma heyetine husumetle bakıldığını gördüm. İddianameyi dile getirmek kadar doğal bir durum yoktur” dedi.

    Karar öncesi Kemal Bülbül’e son kez söz verildi. Bülbül, “Son sözüm şudur, ben KESK kurusucuyum. PSAKD ve ABF başkanlığı ile milletvekilliği yaptım. Her zaman eşitliği, barışı savundum. İddianamede ifade edilenler, bir Kürt, Alevi ve sosyalist olarak bana karşı suç niteliğindedir. Asıl yargılanması gereken iddia makamıdır” ifadelerini kullandı.

    Mahkeme heyeti, oy birliği ile Kemal Bülbül’ün beraatı yönünde karar verdi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • HEDEP’ten ‘kısaltma’ tepkisi: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kararını kınıyoruz

    HEDEP’ten ‘kısaltma’ tepkisi: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kararını kınıyoruz

    PİRHA- HEDEP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Yargıtay’ın HEDEP kısaltmasını kabul etmemesine tepki gösterdi. Oluç, “Hangi kumpası yaparsanız yapın, hangi zorluğu çıkartırsanız çıkartın demokratik siyaset alanındaki kararlığımız, mücadelemiz sürecek” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Meclis Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis Genel Kurulu’nda Yargıtay’ın HEDEP kısaltmasını kabul etmemesine tepki gösterdi.

    HDP hakkında açılan kapatma davası sürecinin başlangıcına değinerek sözlerine başlayan Oluç, bu davanın siyasi baskı sonucu açıldığını anımsattı. Oluç, davanın, “ısmarlama” ile açıldığını belirterek, “Üç sene oldu. Dava sürüyor. Bu nedenle seçimlerde herhangi bir sorun yaşamaması için mecburiyetten dolayı bir bileşen partimizin listelerinden seçime girdik. Daha sonra kongre yaparak partinin ismi değişti. Tüzüğünde değişiklikler oldu. Partinin yeni ismini biliyorsunuz, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi oldu. Kısa adı HEDEP” dedi.

    “İKTİDARA YAKIN OLUNCA DERT DEĞİL”

    Saruhan Oluç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yemeden içmeden kendilerine bir yazı gönderdiğini belirtti. Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “‘Kısaltılmış adını kullanmayın, değiştirin’ demiş. Neden? Savcılık diyor ki; bu HEDEP ismi daha önce temelli olarak kapatılmasına karar verilen Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan HADEP ile aynı olmamak ile birlikte iltibasa mahal verecek benzerlik gösteriyor. Bu da her iki siyasi partinin birbirleri ile karıştırılmasına elverişli olduğu…’. Yani savcının hukuki davranmadığını biliyoruz. Neden daha önce kapatılan bir partinin neredeyse ismi ve logosu aynısının alındığı, kullanıldığı, milletvekillerinin olduğunu biliyoruz, görüyoruz. İktidara yakın olunca dert değil, iktidara muhalefet olunca dert oluyor.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kararını kınıyor, protesto ediyoruz. Bize politika yaptırmamak için demokratik siyaset alanında adım atmamıza engellemek için bu kararları aldığını biliyoruz. Bunu bir kez daha söyleyelim Yargıtay’a; yemin ediyoruz, demokratik siyasette kararlarıyız. Siz hangi kumpası yaparsanız yapın, hangi zorluğu çıkartırsanız çıkartın demokratik siyaset alanındaki kararlığımız, mücadelemiz sürecektir. Bu da size cevap olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kışanak: Ben neden hala içerideyim

    Kışanak: Ben neden hala içerideyim

    PİRHA- Kobani Davası kapsamında tutuklu bulunan ancak uzun tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmeyen siyasetçi Gülten Kışanak, “Azami tutukluluk sürem dolmuş ise o zaman ben neden hala içerideyim” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin 6-8 Ekim 2014’te yaşanan protestolar nedeniyle yargılandığı Kobani Davası’nın 40’ıncı duruşması görüldü.

    Sincan Kapalı Cezaevi’nde Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya tutuklu siyasetçilerden Bülent Parmaksız duruşma salonunda, Gülten Kışanak, tutuklu bulunduğu Kocaeli Cezaevi’nde; Dilek Yağlı, Meryem Adıbelli, Ayşe Yağcı, Zeynep Ölbeci, Ali Ürküt, ile Günay Kubilay ise Sincan kampüsünde bulundukları cezaevlerinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlandı.
    Kobani Davasında verilen öğlen arasının ardından siyasetçiler mahkemenin ara kararına ilişkin savunma yaptı.

    “BOCELLİ’NİN KONSERİNE GİTMEK İÇİN TAHLİYE TALEP EDİYORUM”
    Aranın ardından savunma yapan tutuklu siyasetçi Bülent Parmaksız, bugüne kadar 30 defa ara karar kurulduğunu ancak kendisinin hiçbir zaman tahliye talebinde bulunmadığını söyledi. İlk kez tahliye talebinde bulunacağını söyleyen Parmaksız, “Sanat beni çağırıyor. İtalyan tenor, söz yazarı ve besteci Andrea Bocelli, Türkiye’ye geliyor. Onun konserine gitmek için tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “MÜTALAANIN TAMAMINI RET EDİYORUM”
    Parmaksız’ın ardından savunmasını yapan bir diğer siyasi tutuklu Dilek Yağlı, “İsnat edilen suçlamalara dair bir tane somut delil sunulamamış. Onun için mütalaanın tamamını reddediyorum. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “FİLİSTİN HALKININ YAŞADIĞI ACIYI YÜREĞİMDE HİSSEDİYORUM”
    “Uzun tutukluluk süresi” dolan ancak tahliye edilmeyen Kürt siyasetçi Gültan Kışanak ise Kocaeli Cezaevi’nde SEGBİS ile duruşmaya katıldı. İçinde çıkılmaz bir mütalaa ile baş etmeye çalıştıkları için duruşmalardan kopma noktasına geldiklerini söyleyen Kışanak, “Bu hukuksuzluğun altını çiziyorum. Çünkü hepimiz bir şekilde içinde çıkılmaz hale sokulan mütalaa ile baş etmeye çalışıyoruz. Bu durum , bir kere adil yargılanma hakkımın otomatik ihlali durumdur. Siz de bunun farkındasınız. Şimdi savunma yapmadan önce Filistin halkına selam göndermek istiyorum. Yaşadıkları acıyı, trajediyi yüreğimde hissediyorum. Bir dönem Kobanê’yi yüreğimde hissettiğim gibi. Maalesef, Ortadoğu’nun sınırlarını çizenler şeklen buradan çekildiler ama çıkarken de geriye iki büyük sorun bıraktılar. Bunlardan biri Kürt sorunu, diğer Filistin sorunudur. Ortadoğu’ya müdahale etmek isteyen güçler, bu iki sorunu Ortadoğu’ya miras bıraktılar ve böylece istedikleri gibi Ortadoğu’da sörf yapıyorlar” şeklinde ifadeler kullandı.

    “ANAYASA DEVLETİ İLE ARAMIZDA BİR İP KADAR BAĞ KALMIŞ”
    Kışanak, AYM üyeleri hakkında Yargıtay 3. Ceza Dairesinin suç duyurusunda bulunmasını hatırlatarak, “Böyle bir ülkede sizden tahliye talep etmek akıllıca bir iş olur mu olmaz mı sizin takdirinize bırakıyorum. Keşke mesele bu kadar olsaydı. Meselenin asıl nedeni son bir yıldır AYM’nin kapısına kilit vurulmasıdır. AYM her kararı doğru değerlendirir demiyorum. Ancak hukuk devleti ile aramızda bir ip kadar bağ kalmış, onun da kopmasını istemiyorum. Böyle bir ülkede hukuk güvencesinden nasıl bahsedilebilirim?” diye ekledi.

    “TEK MERKEZLİ BİR DEVLET YÖNETİMİ, BİR SULTAN YÖNETİMİ İSTENİYOR”
    Demokratik hukuk devletlerinde yasama yürütme ve yargı birbirlerinin alanlarına müdahale etmeden belli bir denge içinde çalıştıklarını, fakat Türkiye’de yürütme erkinin tüm erkleri belirlemek istediğini söyleyen Kışanak, “Tek merkezli bir devlet yönetimi yani bir sultan yönetimi isteniyor. Bakın Erdoğan bu yargı krizine ilişkin olarak, ‘Hakem konumundayım’ diye ifadeler kullandı. Bu ‘maçın ne zaman biteceğine ben karar veririm, kimin oyundan atılmasına ben karar veririm ya da kırmız kartı ben veririm’ anlamına geliyor. Erdoğan ‘maçın ne zaman biteceğine ben karar veririm demek istiyor. Böylesi bir ortamda uzun tutukluluk durumumuzdan kaynaklı sizden mi tahliye istesek yoksa saraydan mı istesek bilmiyorum. Aslında biliyoruz. Hem Gezi hem de Kobanê için hukuka ve yargıya ‘Bu davaları kılıfına uydurun ve mahkeme kararı ile mahkûm edin’ görevinin verildiğin biliyorum. İktidar, toplum üzerinde iktidarını baki kılmak için Gezi ve Kobanê’yi tırnak içinde söylüyorum; şeytanlaştırdı. Durum bundan ibarettir” dedi.

    “NEYE GÖRE HÜKMEDECEKSİNİZ?”

    “Bizler, özgür insan iradesinin tesisini istiyoruz” diyen Kışanak, “Neye göre hükmedeceksiniz. Çünkü siz de çok iyi biliyorsunuz ki, bunun lamı cimi yok. Azami tutukluluk süresi dolmuştur. Mütalaaya da bakabilirsiniz. Maden azami tutukluluk sürem dolmuş ise o zaman ben neden hala içerideyim” diye sordu.

    “SAVCI BEY BU MÜTALAANIN YARISINI BİLE OKUMAMIŞTIR”

    Kışanak’ın ardından savunma yapan Günay Kubilay ise tutukluluğunun gözden geçirilmesinin her ay CMK gereği yapıldığını söyledi. “Ne olursa olsun tahliye etmiyorsunuz” diye devam eden Kubilay, şunları kaydetti:

    “Hukuk garabetinin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Hakikaten formel düzeyde de olsa bir anayasal süreç işleniyordu. Şimdi AYM’nin kapısına kilit vuruldu. Yani AYM bundan sona karar alsa ne olur, almasa ne olur. Bize gelecek olursak, eğer tutukluluğumuzu gözden geçirmeyi dikkate alacaksanız konuşalım. Sayın Başkan hakkımızdaki en büyük iddia MYK’nın yaptığı çağrıydı. Ben MYK çağrısını inceledim. Hakikaten önden bakıyoruz olmuyor, arkadan bakıyoruz olmuyor. Çağrıya hangi taraftan bakarsanız bakın, olaylar ile arasında bir neden sonuç ilişkisi bulamıyorsunuz. Bir illiyet bağı yok. Savcının bir tane hukuksal dayanağı yoktur. Bizi niye tutuyorsunuz? Mesela neye dayanarak tutuyorsunuz? Savcı önce ‘azmettirme’ dedi olmadı, ‘talimat’ dedi olmadı, şimdi de diyor ‘bırakırsak kaçarsınız.’ Dolayısıyla böyle traji-komik bir sürecin içinden geçiyoruz. Adım kadar eminim ki bu mütalaayı bir ekip yazmış ve Savcı Bey bu mütalaanın yarısını bile okumamıştır.”

    “YÖNELTİLEN HİÇBİR SUÇUN DELİLİ YOK”
    Meryem Adıbelli ise Kürtçe yaptığı savunmasında, mütalaanın hukuken hiçbir karşılığının olmadığını kaydetti. Adıbelli, “Sayın Başkan 3 yıldan fazladır cezaevindeyiz. Bu mütalaayı kimin önüne koyarsanız koyun aynı şeyi söyleyecek. Tarafıma suçlama konusu olarak yöneltilen hiçbir suçun delili yoktur. Birçok arkadaşımız da söyledi, Savcı önüne ne gelmişse mütalaaya koymuş. Hiçbir kanıta yer vermeden önüne gelen her şeyi doldurmuş ve bizi bunlarla suçlamaktadır. Söyleyeceklerim bunlardır ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “KARARIN SİYASİ OLACAĞINI BİLİYORUZ”
    Pervin Oduncu ise şunları aktardı:

    “Çözülmeyen Kürt sorunu, devletin tüm kurumlarını çözdüğünü görüyoruz. Şu an yaşadığımız durum budur. Kürt sorununu çözemeyen kurumlar çözüldü. Bu anlamda sizin işinizin de çok zor olduğunu biliyorum sayın başkan. Çünkü siyasi davaların yönetenleri vardır. Böyle bir durumda sizin inisiyatif alıp bizi bırakacağınızı bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir diğer durum ise, daha önce aynı dosya kapsamında tahliye ettiğiniz arkadaşlarımızı bırakıp bizi bırakmamanız. Sayın başkan bakın bizim dosyada olan gizli ve açık tanıklar, başka dosyalarda da tanıklık yaptılar. Ama o başka dosyalarda yargılananların hepsi serbest bırakıldı. En son dün TJA’lı kadınlar da bizim dosyamızdaki tanık ifadelerinden dolayı tutuklanmıştılar. Bunun da göz önüne alınmasını istiyoruz. Ama biz davanın siyasi bir dava olmasından kaynaklı, sonucunun da siyasi olacağını biliyoruz. Taktir sizin.”

    “BU KADAR TERÖR FAALİYETİ YAPILIRKEN  SAVCI BEY NEREDEYDİ?”
    En son savunma yapan tutuklu siyasetçi Zeynep Ölbeci Kürtçe yaptığı savunmada, yargının Türkiye’de geldiği duruma dikkat çekerek, yaşanan olayların benzerlerinin yıllardır Kürtlere uygulandığını, muhalefetin şimdiye kadarki hukuksuzluklara karşı sessiz kalmasının meseleleri mevcut aşamaya getirdiğini kaydetti. Ölbeci, “Ben savcının esasa dair mütalaasını da sabahki mütalaasını da kabul etmiyorum. Çünkü bizim çalışmalarımızın tamamı terörize edilmiş. Bizim Kuzey Kurdistan’da yaptığımız tüm çalışmaların tamamını PKK KCK’ye mal edilerek, onların faaliyetiymiş gibi gösterilmiş. Ben de savcıya şunu sormak istiyorum; bu kadar terör faaliyeti yapılırken siz neredeydiniz” diye sordu.

    Ölbeci ayrıca “Şimdiye kadar bize ilişkin somut bir delil bulamadınız bundan sonra mı bulacaksınız” diyerek, tahliyesini talep etti.

    Avukatların savunmalarının ardından, duruşma 13 Kasım Pazartesi günü devam edecek. Mahkemenin kurduğu ara kararın ise UYAP’a yüklenmesi bekleniyor.
    (HABER MERKEZİ)

     

  • HEDEP Eş Başkanları: Kobani davasında yargılanan demokratik siyasettir-VİDEO

    HEDEP Eş Başkanları: Kobani davasında yargılanan demokratik siyasettir-VİDEO

    PİRHA-Kobani Davası öncesi açıklama yapan HEDEP Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Yargılanan demokratik siyasettir bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu dava derhal son bulmalı ve siyasi rehine olarak tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonun önünde açıklama yaptı.

    “DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİ YARGILANIYOR”

    Tuncer Bakırhan davada yargılananın demokratik siyaset olduğuna dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Çok önemli bir yargılama davası ile karşı karşıyayız. Eski Eş Başkanımız Sabahat Tuncel’in dediği gibi ‘Dünyanın ayakta alkışladığı sadece Türkiye’nin yargıladığı’ bir dava ile karşı karşıyayız. Bugün İstiklal Mahkemeleri’nden günümüze kadar belki de en kapsamlı kumpas davası ile karşı karşıyayız. Başından sonuna kadar şaibeli, tanığından tutanağına, mahkemesine kadar şaibeli bir kumpas davası ile karşı karşıyayız. Yargılanan demokratik siyasettir bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yargılanan Kürt haklının emeğiyle, canıyla edinmiş olduğu mevcut durumun bozulmasına dönük bir yaklaşımdır.

    Şunu sormaya çalışıyoruz IŞİD karanlığı ile mücadele eden, IŞİD karanlığını eleştiren, IŞİD’in başta Ortadoğu, Suriye, Rojava olmak üzere oluşturmaya çalıştığı kadın düşmanı, insan düşmanı, demokrasi düşmanı yaklaşımı eleştirmek, bu karanlık karşısında demokratik siyaseti savunmak maalesef bugün burada bir dava konusu oluyor. Bugün 7 yılını doldurdu. Demokratik siyasetin çok önemli, çok değerli temsilcileri yargılanıyor. Şunu bir kez belirtmek istiyoruz bu kumpas davaları başta Ortadoğu ve dünyanın herhangi bir yerinde hakkını arayan, direnen, karanlığa karşı mücadele eden, demokrasiyi savunan, özgürlüğü savunan, kadın özgürlüğünü savunan bu davaları sahiplenmekten bizi geri bırakmayacaktır. Biz dün olduğu gibi bugün de hem IŞİD karanlığına hem bu karanlığı sahiplenen, savunan IŞİD karanlığına öyle ya da böyle yol açan bu zihniyetin karşısında durmaya devam edeceğiz.”

    “KOBANÊ DİRENİŞİ SADECE KÜRT HAKLI İÇİN DEĞİL DÜNYA HALKLARI İÇİN ÖNEMLİYDİ”

    HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları ise 7’nci yılını geride bırakan davanın, zamana yayılmış bir sivil darbe olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Türkiye tarihinde askeri cuntanın darbelerine çok tanıklık ettik bir deneyimi daha yaşadık Kobanê Kumpas Davası’nda zamana yayılmış bir sivil darbe şeklinde bir deneyimi yaşadık Türkiye hakları olarak hep birlikte. Evet Kobanê bir direnişti. Kobanê sadece Kürt halkı için değil bölgede yaşayan Arap, Ezidi, Ermeni, Türk halkları, Türkmenler için çok büyük bir tehlikeydi. IŞİD çeşitli güçlerin eliyle güçlendirilen ve Ortadoğu’nun tamamının başına bela olan bir örgüttü. IŞİD’in yenilebileceğini dünya kamuoyu Kobanê’de görmüş oldu. İşte bu yüzden Kobanê direnişi sadece Kürt halkı için değil tüm dünya halkları için çok önemliydi. Siyasetin bileğini bükemedikleri, baş eğdiremedikleri HDP’ye Kobanê Kumpas Davası’nı tezgahlayarak buradan baş eğdirmek, buradan bizi siyaseten yenemedikleri için kolluk kuvveti ile, yargıyla ve aklımıza gelebilecek bütün devlet mekanizmalarıyla üzerimize gelerek bir sonuç almaya çalışıyorlar.

    “TÜRKİYE AİHM KARARLARINI GÖZ GÖRE GÖRE ÇİĞNİYOR”

    Kobanê Kumpas Davası’nda yargılanan HDP’liler değildir, Kobanê Kumpas Davası Türkiye’deki bu rejimi, IŞİD yanlısı bir rejim izleyen bu iktidarı yargılamaktadır. Ortada AİHM kararları var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine tarafı olan Türkiye AİHM karalarını göz göre göre çiğniyor. Anayasaya aykırı davranan sarayın kendisi ile küçük ortağı MHP’dir. Bunlar Anayasayı ayaklar altına almıştır. Gültan Kışanak’ın tutukluluk süresi tamamlandığı halde bırakılmıyor. Bu anayasayı yasaları çiğnemek değil de nedir? 28 Şubat’ın mağduru olan Hüda Kaya, Kobanê kumpas davasından tutuklanıyorsa, AKP iktidarı durup kendini sorgulayacaktır. 28 Şubat darbesinin mantığını kendisi bu davada devam ettirmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bu dava derhal son bulmalı ve siyasi rehine olarak tutulan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Bunun için, biz HDP olarak dün olduğu gibi bugün de sonuna kadar demokratik mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Hüda Kaya: Yalnız olmadığımı biliyorum

    Hüda Kaya: Yalnız olmadığımı biliyorum

    PİRHA- Tutuklanan HDP eski milletvekili Hüda Kaya, cezaevinden gönderdiği mesajında “Tek kişilik bir odada tutuluyorum ama yalnız olmadığımı biliyorum. İyi ki varsınız” dedi. Kaya, savcılık eliyle kendisine “siyasi tuzak” kurulduğunu söyledi.

    Kobani soruşturması kapsamında gözaltına alınarak tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Hüda Kaya, cezaevinden mesaj gönderdi.

    Kaya, sanal medya hesabı üzerinden yayınlanan mesajında, “Sevgili kardeşlerim, tek kişilik bir odada tutuluyorum ama yalnız olmadığımı biliyorum. Henüz yazma çizme imkanlarına sahip değilim. Selamını, sevgisini, duasını ileten, dayanışma gösteren tüm özgür insanlara, dostlarıma, kardeşlerime selam etmek istedim. İyi ki varsınız!” dedi.

    “SİYASİ TUZAK”

    Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Kaya, hakkındaki soruşmaya dair ifade vermek için gittiği savcılığın haftalarca kendisinden kaçtığını anlatarak, yargı eliyle kendisine “siyasi tuzak” kurulduğunu söyledi. Kaya, “Amaçları kaçarken yakalandı diye şov yapıp, kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklamaktı” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Dışarıya güvercin imajlı, içeride şahin bir baskıcılıkla yönetmeye çalışıyorsunuz’

    ‘Dışarıya güvercin imajlı, içeride şahin bir baskıcılıkla yönetmeye çalışıyorsunuz’

    PİRHA – İHD Ankara Şubesi, Barış Nöbeti’nin 15. ayında yaptığı basın açıklamasında savaş politikalarını bir kez daha eleştirdi. Okunan metinde, “İsrail karşıtı eylem yapılıyor ancak NATO üsleri ülkenin her yerinde… Katliamlar tarihi bir cumhuriyetin 100 yılı sonlanırken; 1915 örtük, Dersim katliamı saklı, Sivas, Gazi ve Roboski katliamları görmezden geliniyor” ifadelerine yer verildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, her ayın ilk cuma günü tuttuğu Barış Nöbeti’ne bugün de devam etti. Nöbetin 15. ayında, ‘savaş bütüncül bir hak ihlalidir’ vurgusu yapıldı.

    İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı, yaptığı basın açıklamasında, “Dünya tarihi, savaşlar tarihi adını almaya doğru dörtnala koşuyor” dedi. Yazmacı, cumhuriyetin 100 yıllık geçmişinde yaşanan hak ihlallerine de işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Coğrafyanın her noktasında bir gerilim ve savaş oyunu oynanmaya devam ediyor ve insanların büyük bir bölümü savaş ya da olağanüstü koşullarda yaşam hakları için mücadele ediyor. Dünya üzerinde yersiz ve yurtsuzların sayısı artıyor ve insanlar mülteci olmak zorunda bırakılıyorlar. Savaş politikalarını üreten yöneticiler ve onların işbirlikçisi silah tüccarları, dünyayı bir çukura doğru itiyor. Birlikte savaş suçu işlemeye devam ediyorlar, ediyorsunuz. Doğaya ve insana karşı kendi çıkarlarınız için savaşarak tüm canlıları bir sayıdan ibaret kılmaya çalışıyorsunuz! Ekonomik ve doğal kaynakların, toprağın egemenler tarafından gasp edilmesine karşı halklar olarak kendi savunma savaşımızı veriyoruz. Savaş politikaları üreterek yaşamlarımız üzerinde karar sahibi olamazsınız. Sizlerden kurtulmamız ve barışı tesis etmemiz ve yaşam haklarımız için yeni bir dünya düzeni kurmamız gerekiyor.

    Sahnelemeyi izliyoruz; İsrail karşıtı eylem yapılıyor, Rusya/Ukrayna Savaşı’nda arabuluculuk imajı sürüyor, NATO üsleri ülkenin her yerinde, katliamlar tarihi bir cumhuriyetin 100 yılı sonlanırken; 1915 örtük, Dersim katliamı saklı, Sivas, Gazi ve Roboski katliamları görmezden geliniyor, devrimcilerin idam edilişi ve darbeler yaşanmamış, Kürt illerinde katliamlar yapılmamış gibi, aynaya bakmaksızın, dışarıya güvercin imajlı, içeride şahin bir baskıcılıkla yönetmeye çalışıyorsunuz.

    “SAVAŞA KARŞI BARIŞ, ESARETE KARŞI ÖZGÜRLÜK”

    Hüda Kaya, adresi belli, avukatı savcılığa “ifadeye hazırız” derken ve daha yeni savcılığa ifade vermişken, Dünya Kobane Günü olan 1 Kasım’da gözaltına alınıp, tutuklanıyor. Tolga Şardan, yılların gazetecisi, devletin yargı hakkındaki araştırmasını haber yaparken, MİT’ten söz ettiği için (mi) tutuklanıyor. Gazetecileri tutukluyor, siyaseti içeride tutmaya çalışıyorsunuz. ‘Barınamıyoruz’ diyen gençleri gözaltına alıyor, hakları için eylem yapan işçileri şiddete boğuyor, Kürt illerinde onlarca tutsak yaratıyorsunuz. HDP vekilleri ve eş başkanları tutuklu, Gezi Davasında Kavala, Mater, Atalay, Özerden, Kahraman tutuklu. ‘Barış’ demek ise, neredeyse bir suç sebebi. Bunlar kendi insanınla, halkınla savaşın işaretleridir. Kendi insanına şahin bir iktidar gördüğümüz…

    İzin verin; size kamusal özgürlük, eşitlikçi yönetim, insan hakkı nedir, doğa nasıl korunur, hukuk ve adalet nasıl sağlanır, cezasızlık nasıl bitirilir, savaşsız bir yaşam, barış ve demokrasinin keyfi nasıl çıkarılır, uzun sürmeyecek bir anlatı ile ana hatlarıyla aktaralım. Sessizce dinlemeniz ve not almanız yeterli, çok uzun sürmeyeceğini garanti edebiliriz, dikkatli dinler ve yaşam odaklı düşünürseniz eğer tabii ki. İnsan Hakları Derneği, bu amaçla, hakların korunması, savaşa karşı barış, esarete karşı özgürlük amacıyla 1986 yılında kuruldu. İHD, Savaşın değil barışın yapısal inşasını kurmak ve barışın tesis edilmesi için mücadele etmeye devam etmektedir ve edecektir.

    100 yıllık savaş ve nefret ikliminden çıkmanın yolu, şiddeti devlet normu haline getirmeden, modern devletin kuruluş aklı olan hak ihlallerini yapmadan, amasız fakatsız bir barış ve demokrasi aklı kurmakla mümkün olur. Hak ve özgürlükleri korumak asıl sorumluluğunuz olmak zorundadır ve tartışılmazdır. Toplumsal sözleşmeyi ve sorumluluğunuzu hatırlatıyoruz bir kez daha insanlığa çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • HEDEP’ten Kaya’nın tutuklanmasına tepki: Siz tutukladıkça biz çoğalacağız

    HEDEP’ten Kaya’nın tutuklanmasına tepki: Siz tutukladıkça biz çoğalacağız

    PİRHA- Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya’nın tutuklanmasına ilişkin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) açıklama yaptı. Açıklamada, “İktidarın Kobanî kini dinmiyor; Hüda Kaya’nın tutuklanması intikam siyasetinin sonucudur” ifadelerine yer verildi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan Kobanê eylemlerine ilişkin soruşturma kapsamında HDP’nin önceki dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı.

    Kaya hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamak ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla soruşturma açıldığı öğrenildi.

    Sağlık kontrolünün ardından adliyeye getirilen Kaya, tutuklama talebiyle sevk edildiği nöbetçi Ankara sulh ceza hakimliğince, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden yapılan sorgunun ardından tutuklandı.

    “KAYA’NIN 1 KASIM DÜNYA KOBANÊ GÜNDÜNDE TUTUKLANMASI TESADÜF DEĞİLDİR”

    Açıklamada Kaya’nın tutuklanmasının intikam siyasetinin sonucu olduğunu belirten HEDEP, “Hüda Kaya, hakkındaki fezleke için avukatı vasıtasıyla birkaç kez ifade vermek istemiş, ancak soruşturma savcılığı ifadesini almamıştır. Soruşturmada kaçak muamelesi yapılmış ve bir program için yurt dışına gideceği sırada İstanbul Havaalanında gözaltına alınarak adeta kendisine tuzak kurulmuştur. Hüda Kaya’nın özellikle bugün, yani 1 Kasım Dünya Kobanê Gününde tutuklanması tesadüf değildir. ‘Kobanê düştü düşecek’ diye hayal kuranların yaşadığı hüsran, yıllardır özellikle Kürt halkına ve partimize yönelik bir intikam duygusuna dönüşmüştür. Halen devam eden ve hukukun yerle bir edildiği Kobanê Kumpas Davası bunun sonucudur. Hüda Kaya’nın bir kadın devrimi olan

    Kobanê Direnişinin yıl dönümünde tutuklanmış olması ayrıca kadın kimliğine yönelik de bir saldırıdır.

    Yıllardır 28 Şubat’tan nemalanan AKP, o dönemin mağdurlarından Hüda Kaya’ya bugün daha büyük bir mağduriyet yaşatmaktadır. Çünkü Hüda Kaya, AKP iktidarının belirleyip domine etmek istediği “iktidar ve devlet dindarlığı”nın dışında bir inanç yaşamış ve bunun gerektirdiği gibi hakkı, hukuku ve adaleti savunmuştur. İktidar, Kaya şahsında gelişen muteber muhafazakar kimliğe itirazı cezalandırmak istemiştir” dedi.

    “İKTİDAR BU TOPRAKLARI MAZLUMLARIN MAĞDURİYETLERİ COĞRAFYASINA DÖNÜŞTÜRDÜ”

    İktidarın elindeki devlet gücüyle Kürtlere ve ezilenlere zulüm uyguladığının altını çizen HEDEP, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Bu yapılan, haksız ve hukuksuz olduğu kadar ahlaksızdır da. Başka coğrafyalardaki savaşlar için timsah gözyaşı dökerek ‘mazlumların dostu’ hamaseti yapan iktidar ve sözcüleri, bu toprakları mazlumların mağduriyetler coğrafyasına dönüştürmüştür. Elindeki devlet gücüyle Kürtlere ve ezilenlere büyük bir zulüm uygulamaktadır.

    Buradan şunu bir kez daha ifade ediyoruz: Yıllardır uyguladığınız hiçbir saldırı ve baskı bizi yolumuzdan alıkoyamadı, bugün de hiçbir saldırınız bizi yolumuzdan alıkoyamayacak. Siz saldırdıkça biz güçleneceğiz, siz tutukladıkça biz çoğalacağız ve bu zulmünüz mutlaka bir gün sonunuzu getirecek.

    HEDEP olarak; iktidarın bu nobran ve kendisinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan zulmüne karşı herkesi duyarlı olmaya ve bu hukuksuzluğa itiraz etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Hüda Kaya, Havalimanı’nda gözaltına alındı

    Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı

     

  • Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı

    Eski HDP Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı

    PİRHA-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan HDP eski İstanbul Milletvekili Hüda Kaya tutuklandı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında İstanbul Havalimanı’nda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya hakkında tutuklama kararı verildi.

    Kaya hakkında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet” ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla soruşturma açıldığı öğrenilmişti.

    Soruşturma kapsamında savcılık ifadesi alınan Hüda Kaya, sevk edildiği Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hüda Kaya, Havalimanı’nda gözaltına alındı

    Hüda Kaya, Havalimanı’nda gözaltına alındı

    PİRHA- HDP önceki dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, “Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme, görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla gözaltına alındı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma kapsamında HDP önceki dönem İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı.

    Artı Gerçek’te yer alan habere göre, Kaya hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamak ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla soruşturma açıldığı öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tunçdemir: Eğitimin dinselleştirilmesine karşı radikal eylemler yapılmalı!-VİDEO

    Tunçdemir: Eğitimin dinselleştirilmesine karşı radikal eylemler yapılmalı!-VİDEO

    PİRHA – HEDEP Parti Meclisi’nde yer alan Songül Tunçdemir, yeni dönemde Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak Alevi sorununa dair çalışmaların süreceğini söyledi. Eğitimci Tunçdemir, asimilasyon politikalarına da değindi. Baskının özellikle okullarda sürdüğüne vurgu yapan Tunçdemir “AKP’nin çok radikal kararları var. Buna karşı duruşun da radikal eylemlerle yapılması gerekir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), TBMM tarihi boyunca Alevi kimliği ile en fazla parlamenterin yer aldığı siyasi parti oldu. Alevi sorununun çözümü noktasında yoğun mücadele yürüten HDP Haklar ve İnançlar Komisyonu, şimdi ise Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) altında faaliyetlerine hazırlanıyor. HEDEP Parti Meclisi’nde yer alan Songül Tunçdemir, yeni siyasi yapılanmada Alevi Masasına ve eğitimin dinselleşmesine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “ALEVİ MASASI OLMAZSA OLMAZLARDAN BİRİ”

    HEDEP, önceki dönemlere kıyasla daha az Alevi milletvekili ile siyasi faaliyetlerine başladı. Ancak partinin Alevi sorununun çözümüne dair fikriyatında bir değişim olmadığını belirten Songül Tunçdemir, “Yeni bir parti ama geçmişten gelen bir deneyim kültürü var. O mücadele geleneğini geleceğe aktararak kendini yenileme çabasında olan hedefimiz var. Halklar ve İnançlar Komisyonu partimizin olmazsa olmazıdır. Çünkü coğrafya itibariyle çeşitli halkların, kültürlerin bir arada olduğu ülkede yaşıyoruz. HEDEP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun Alevi Masası var ve parti var olduğu sürece zaten bu masa da olacaktır. Yani Alevi masası olmazsa olmazlardan biri. Geçen dönem gerek Meclis’te olsun gerekse sahada olsun Alevi Masasının çalışmalarını çokça duyduk. Meclis’te vekillerin, Alevilerin sisteme olan itirazlarını çokça duyduk. Bu sene de olacaktır. Doğru, vekil sayısı az, geçen dönem Alevi kimliği ile üç milletvekilimiz vardı, bu dönem ise sadece Celal Fırat temsil ediyor. Haricinde çok sayıda Alevi milletvekili de var. Yani bu kadro genişletilebilir. Çünkü henüz görev bölümlemeleri yapılmadı. Yeni projelerle, yeni faaliyetlerle ve yeni çalışma şekli ile devam edeceğiz. Yani HDP’den ayrılışla birlikte bu konu noktalanmadı” dedi.

    “OKULLAR MEDRESEYE DÖNÜŞTÜ”

    Aynı zamanda eğitimci olan Songül Tunçdemir, yakın zamanda eğitim alanına yönelik yürürlüğe konulan dinci uygulamalara da değindi. Zorunlu din derslerinin ardından okullara imam atanması, eğitim kurumlarında mescit zorunluluğu ve öğretmenlere dini içerikli seminer dayatması da Tunçdemir’in gündemindeydi.

    Yapılan uygulamalara dair, “Birden bu duruma gelinmedi” diyen Tunçdemir, AKP hükümetinin uzun bir süredir eğitim alanı üzerinde projelerinin olduğunu söyledi.

    “AKP tek tip insan yaratma amacında” diyen Tunçdemir, şunları ifade etti:

    “AKP’nin uygulamalarının geçmişi çok eskiye dayanıyor. Tek tipleştirme politikası söz konusu. Sadece İslam, sadece Türklük… Cumhuriyet tarihi boyunca çaba gösterilen şey tam da bu. Son 21 yıllık AKP iktidarında ise bu baskılar daha fazla hız kazandı. AKP, iktidara gelir gelmez zaten kadrolaşmaya başladı. İlk başta Eğitim Sen’li müdürleri görevden aldı. Şimdi yaşadığımız süreçte ise çok az Eğitim Sen’li, demokrat, Alevi müdür var. Kadrolaşma ile birlikte zorunlu din derslerine bir de seçmeli zorunlu din derslerini getirdi. Okullarda mescit yoktu ama öğrenciler 2016’dan beri cuma günleri toplu olarak namaza götürülüyor. Alevi öğrenciler de baskıyla namaza götürülüyordu. Geldiğimiz süreçte okullar medreseye dönüştü. Artık okul demeye bin şahit lazım çünkü tamamen eğitimin içeriği dinselleşti. ÇEDES projesi ile birlikte neredeyse rehber öğretmenlerin yerini alacak dini görevliler, okullara atanmaya başlandı. Yani sistem tek tip insan istiyor.”

    “CİHADİST GENÇLİK YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Songül Tunçdemir; AKP hükümetinin, 2009-2012 yıllarında dile getirdiği ‘Alevi Açılımı’ ile asimilasyon politikalarını hızlandırdığını söyledi. Açılımlar sonucunda Alevi çocuklarının, imam hatip okullarına yerleştirilmesi ve Alevi dedelerinin Hacc’a gönderilmesi gibi kararlar alındığını vurgulayan Tunçdemir, şöyle devam etti:

    “ ‘Eğitimin amacı nedir?’ diye sorduğumuz zaman ‘düşünen bireyler yetiştirmek’ cevabı olmalı. Ama son 21 yıllık AKP iktidarı döneminde tamamen sorgulamayan, düşünmeyen, cihadist bir gençlik yaratılmaya çalışılıyor. Ama ülkemizde bunun mağduriyetini de en çok Alevi çocukları yaşıyor. Biz, bilimsel düşünen bir toplumuz. AKP’nin yapmaya çalıştığı şey ise daha önceden cumhurbaşkanının da dediği gibi ‘dindar ve kindar nesiller yaratmak’. Eğitim politikaları adım adım o aşamaya getirildi. Belki biz sadece AKP iktidarı ile düşünüyoruz ama bundan 50 yıl sonrasını bile siyasal iktidar düzenlemiş durumda. Okullara ÇEDES projesi ile imamların, müezzinlerin, din görevlilerinin atanması zaten bilimsel eğitime, Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere aykırı. Pedagojik anlamda çok sakıncalı bir uygulama. Bu konuları sadece Alevilerin tarafından düşünmeyelim. Okulda 12 yaşından önce din eğitimi zaten pedagojik anlamda çok sakıncalı. Aleviler açısından zaten asimilasyona hizmet eden bir durum. Bunun sadece Alevilerin sorunu olduğunu da düşünmüyorum. Ülkemizde demokratik, laik düşünen herkesin sorunu bu. Bu nedenle sadece Alevilerin itirazının yeterli olmayacağını düşünüyorum.”

    “SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMALI”

    Okullar camiye dönüştüğüne dikkat çeken Tunçdemir, “İtirazların da artık sadece bir açıklama ile değil de fiili olarak sivil itaatsizlik şeklinde yapılması gerektiğini söyledi.

    “Ailelerin, ÇEDES’e karşı okul yönetimlerine dilekçe vermesi gündeme geldi. Fakat bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü zamanında zorunlu din derslerinde muafiyet için de dilekçeler verildi ancak hiçbir faydası olmadı. Hatırlarsanız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dahi çiğnendi. O nedenle sivil itaatsizlik eylemleri yapılmalı. Toplum daha çok aydınlatılarak; sadece Aleviler değil bilimsel, laik, demokratik, ana dilinde eğitimden yana olan tüm kesimlerin örgütlenerek okul önlerinde eylem yapmaları ya da ailelerin, çocuklarını derslere göndermemeleri gerekiyor. Çünkü AKP’nin bu adımları çok radikal. Buna karşı duruşun da radikal eylemlerle yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde karşı konulabilir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti’nin kongresi için gelen enternasyonalist gençlere ters kelepçeli gözaltı

    Yeşil Sol Parti’nin kongresi için gelen enternasyonalist gençlere ters kelepçeli gözaltı

    PİRHA-Urfa’da gözaltına alınan enternasyonalist gençler, Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildi.

    Yeşil Sol Parti’nin 15 Ekim’de Ankara’da yapılacak kongresine katılmak için gelen enternasyonalist 15 genç, HDP, DBP ve Yeşil Sol Parti ile Suriye’de başlatılan operasyonları kınamak için basın açıklaması yapmak istedi. 15’i Avrupalı gençlerden oluşan 40 kişi gözaltına alındı.

    Gençler, ilk olarak Emin Çavuş Polis Merkezi Karakolu’na götürüldü. 3 saat ters kelepçe ile polis aracında bekletilen gençlerin, slogan atmaları üzerine darp edildiği öğrenildi.
    Gençler, verdikleri ifadelerinde kendilerine şiddet uygulayan polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “ENTERNASYONİST GENÇLER GGM’YE GÖNDERİLDİ”

    Gençler, karakoldaki işlemlerin ardından İl Güvenlik Şubesi’ne götürüldü. Suçlamaları ret eden gençler, karakolda verdikleri ifadeyi tekrarlayarak polislerden şikayetçi oldu. 15 genç, ifadelerinin ardından İl Göç İdaresi Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) gönderildi.

    GGM’ye gönderilen gençlerin isimleri şöyle:

    Ariel Castagnieri, Frederico Pastoris, Francesca Fabozzi, Luigi Botta, Lucia Troiani, Caroline Förster, Marin Nathan Gutierrez, Friederike Gilhaus, Kim Aileen Utsch, Thao My Nguyen, Fridolin Wagner, Laura Schölzel, Sarah Marisa Baecker, Marvin Brinkmann ve Taraneh Sanaei Parvar.

    (MA)

    İLGİLİ HABERLER:

    Sınır ötesi operasyonlarını protesto eden 40 kişiye gözaltı