Etiket: hızır

  • FEDA: İnançsal soykırımın dayatıldığı bu süreçte gelin birbirimizin Xızır’ı olalım

    FEDA: İnançsal soykırımın dayatıldığı bu süreçte gelin birbirimizin Xızır’ı olalım

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Xızır aylarına dair açıklama yaptı. FEDA, “Alevilerin fişlendiği, köyleri ve evlerinin işaretlendiği, şeriat bildirilerinin dağıtıldığı, zorunlu din dersleri, ÇEDES üzerinden kültürel ve inançsal soykırımın dayatıldığı bu süreçte gelin birbirimizin Xızır’ı olalım” çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), ‘Ya Heq/Haq, Ya Xızır’ başlığıyla bir yazılı açıklama yaptı.

    “Alevi inancının evliya, enbiya ve ziyaretleri arasında en önde gelen kutsalı Xızır’dır” denilen açıklamada “Xızır, darda ve zorda olanın yardıma çağırdığı, barışın, paylaşmanın ve ortaklaşmanın kutsalı, mazlumların can yoldaşıdır. Mazlum ve mağdur halklar, Xizir’e duydukları yüksek güven ve kutsiyetten hareketle Şubat ayına Xızır ayı derler. Raa(Rêya)Heq- Alevi inancı; cümlesinde Heq/Haq’ı gördükleri için tüm varlıklara kutsallıkla yaklaşır, cümle canla ikrarlaşmanın inancıdır. Raa/Rêya Heqî-Alevi inancı; “Ya Xizir‘e/Xiziro Kal diye yakarışta bulunduğu Xızır, sadece insan için değil, tüm doğa ve eko-sistem için kutsal kabul edilir” denildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), ‘Ya Heq/Haq, Ya Xızır’ başlığıyla yayınlandığı açıklamanın tamamı şöyle:

    “XIZIR DOĞADA ÇEŞİTLİLİĞİN YANSIMASI OLARAK GÖRÜLÜR”

    Xızır’ın aynı zamanda doğada ve eko-sistemdeki çokluğun ve çeşitliliğinde yansıması olarak görülmektedir. Biz Aleviler; “her an ve her yerde hazır ve nazır”, “cantêzik” olduğuna inandığımız Xızır’ı karda, tipide, denizde ve doğal afetlerde; “Ya Xızır’ ê kelek û gemîyan” diye çağırırız. Raa Heqî-Alevilerin yaşadığı Toros-Zagros dağ silsilesinde, kış mevsiminde tipi ve fırtına hiç eksik olmaz. Bu aylarda yardıma çağrılan Xızır için hem oruç tutulur, hem de Pîrler talip topluluklarını ziyaret eder, Cem yürütür, onları ortak yaşamda buluştururlar. Xızır Cemi’nde Aleviler siyasal, sosyal, kültürel, inançsal ve maddi-manevi sorunlarını devletli sistemin hukukuna muhtaç kalmadan çözüme kavuştururlar. Şubat ayında Xızır için üç gün oruç tutan canlar, mümkün olduğunca kötülüklerden uzak, ahlaklı ve temiz kalpli olmayı esas alırlar. Xızır Orucu’nun lokmasını dağıtmadan önce, varsa evin kedi ve köpeği doyururlar. Evin pencere önlerine kuşlar için, evin uygun köşesine, ya da odalardan birine evliyalar için lokma indirilir. Önce komşulara, sonra hane halkına lokma pay edilir.

    “HIZIR SADECE DAR GÜNÜ DOSTU DEĞİLDİR”

    Raa/Rêya Heqi Alevi inancında tüm canlıları gözeten, onları pay ve hak sahibi gören ortaklaşmacı bir toplumsallık söz konusudur. İnanç sahipleri kendilerinden ve ailesinden önce, cümle alemde darda ve zorda olanlara, çaresiz ve kimsesizlere, kapı komşuları ile tanıdıklarına dua eder, sonra ailesi ve kendisi için dilekte bulunurlar. Bütün bu hizmetleri üreten, onları çocuklarına aktaran, sürdürüp toplumsallaştıran kadındır. Bugüne değin inanç ve inanç değerleri sürdürülmüşse, bunun önemli nedenlerden bir Pîr ocaklarıysa, diğer bir nedeni de kadındır. Kadın, Şubat’ta düşen cemre ile birlikte doğadaki döngüselliğin neden olacağı bolluk ve bereketi karşılamada, kendisini sürece katmada Xızır aşkı ile hareket eder.

    “XIZIR BOLLUĞUN VE BEREKETİN DE KUTSALIDIR”

    Xızır Orucu’nun üçüncü günü akşamı, musahipler/misahibler yanlarına niyaz/miyazını alarak musahiplerine giderler. Evine gittikleri musahiplerine ve birinci derecede yakınlarına hediye götürürler. Ziyarete gittikleri müsahip evi Xızır için kurban keser, çeşitli hediyeler sunar. Bütün bunlar Xızır’ın korku ve cezanın değil, barışın, paylaşmanın ve ortaklaşmanın kutsalı olduğuna inandıkları için yapmaktadırlar. Xızır’dan korktukları için değil, onun sırrına ermek istedikleri için üç gün oruç tutar, cem yürütürler. Xızır sadece dar günün dostu da değildir. O aynı zamanda bolluğun ve bereketin de kutsalıdır. Bir Alevi, misafir olduğu evin ikramı sonrasında, teşekkürle birlikte, “Xane Xizir bo/be,”(Hızır’ ın hanesi olsun) dileğinde bulunur. Alevilerin fişlendiği, köyleri ve evlerinin işaretlendiği, şeriat bildirilerinin dağıtıldığı, zorunlu din dersleri, ÇEDES üzerinden kültürel ve inançsal soykırımın dayatıldığı bu süreçte gelin birbirimizin Xızır’ı olalım. Gün; “Bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın” günüdür.”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD’den Tunceli Cemevinde Hızır Cemi: İtikatımıza uyacak bir yönetim seçilmeli-VİDEO

    PSAKD’den Tunceli Cemevinde Hızır Cemi: İtikatımıza uyacak bir yönetim seçilmeli-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Dersim Şubesi, Hızır (Xızır) Cemi gerçekleştirdi. Cemde konuşan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya “Tunceli Cemevi’ne itikadımıza göre davranan bir yönetim seçilsin ve halkımız gönül rahatlığıyla buraya gelsin” dedi. Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç ise, “Alevilik büyük bir felaketle yoluna devam ediyor. Rızalık üzerine kurulan bu inanç tam tersi bir yöne doğru yönlendirilmeye çalışılıyor” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi, Tunceli Cemevi’nde Hızır (Xızır) Cemi yürüttü. Yoğun bir katılımla gerçekleşen cem öncesi, gelen konuklara lokma  verildi. Daha sonra ateş başında çıralar yakılıp, gülbenkler okundu.

    Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, Kureyşan Ocağı pirlerinden Celal Tar, Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Aziz Polat, Kureyşan Ocağı pirlerinden Kadir Bulut cemi yürütürken, Zakir Hüseyin Sorhan deyiş seslendirdi.

    “SAHİP ÇIKALIM Kİ YÖNETİM DEĞİŞSİN”

    “Bu mekana sahip çıkın çünkü burası Hakk’ın mekanıdır” diyerek konuşmasına başlayan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, bu Pazar günü yapılacak olan Tunceli Cemevi’nin kongresine dikkat çekerek, şu çağrıyı yaptı:

    “Her taraftan kulağımıza geliyor, Dersim halkı diyor ki, bu mekanda bizim yolumuz sürülsün, bizim itikadımızla yürünsün. İtikadımıza, dilimize, inancımıza, toprağımıza sahip çıkın diyor insanlarımız. O yüzden diyorum ki bu pazar günü yapılacak olan kongrede, hep birlikte sahip çıkalım ki Tunceli Cemevi’ne itikadımıza göre davranan bir yönetim seçilsin ve halkımız gönül rahatlığıyla buraya gelsin, lokmalarını dağıtsın.”

    “ALEVİLİK, ASİMİLASYONA UĞRAMIŞTIR”

    Aleviliğin, doğruluğun, dürüstlüğün yolu olarak nehaka karşı Hakk’la Hakk olan dosdoğru bir yol olduğunu belirten Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, “Alevilik felsefesi maalesef günümüzün şartları ve koşulları doğrultusunda Şii tarikatçıların, sol ve sağ jargon siyasetçilerin, ateistlerin, deistlerin tam ortasında kalan bu inancımız, maalesef asimilasyona uğramaktadır. Şu anda Alevilik tam anlamıyla savrulmuş, nereye gittiğini bilmeyecek bir hale gelmiştir” dedi.

    “Su gözede bulanır. Bunu ilk önce Aleviliğin kendi içerisindeki dinamikler bozmaya başladı” diyen Kaykaç, Xızır’ın Dersim’deki önemiyle ilgili de şunları söyledi:

    “Dersim, Mezopotamya, Fırat’ın üst bölümü ve Koçgiri yöresinde Xızır’ın ayrı bir kutsiyeti ve inancımızda yeri vardır. Vahşi bir doğa içerisinde yaşayan toplumumuz, tüm o zorluklarında Xızır’ı çağırmış ve carına Xızır yetiştirmiştir ve bu aylarda Xızır orucunun Dersim’de kadimliği ve kutsiyeti önemli ölçüde yüksek derecededir. Hepimiz bu inanca sahibiz. O yüzden bizim tekrar özümüze dönüp bu inançla Hakk darında dosdoğru olmamız, dilimize, kültürümüze sahip çıkmamız lazım.”

    “KENDİ ÖZÜMÜZE DÖNMEMİZ LAZIM”

    Bugünkü şartlar altında büyük bir savurganlık yaşayan Aleviliğin, nereye gideceğini kendilerinin de bilmediğini ifade eden Kaykaç, “Herkesin tam ortasında kalan bu inanç, büyük bir felaketle yoluna devam ediyor. Rızalık yolu üzerine kurulan bu inanç tam tersi bir yöne doğru birileri veya bazıları tarafından yönlendirilmeye çalışılıyor. Bundan dolayı bizlerin seyitler olarak muhakkak bir araya gelip tekrar bu Yola, bu Xızır’a, bu ziyaretlere yeniden bir manifesto yazmamız lazım. Kendi özümüze dönmemiz lazım. Dinimize, özümüze, kültürümüze sahip çıkmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

    “PİRLER OLARAK BAYAĞI BİR EKSİK KALIYORUZ”

    Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, devamında şunları dile getirdi:

    “Bu nedenle bugün Dersim’de, bu kadim topraklarda, eğer bu inancın beşiği, merkezi olan, ocakların bütün pirlerin bulunduğu bu yerde bizim artık bir öze dönüş yapmamız lazım. Bir birliktelik içerisinde bir hoşnutluk içerisinde ve hiçbir zaman bir aksiliğin yaşanmadığı, mahkemelerin olmadığı, herkesin birbirinden razı olduğu bir dönemi, yeniden hep beraber inşa edip talebiyle, diliyle et, tırnak gibi mürşidin peşine giderek, bizim tekrar bu yola, bu erkana dönmemiz lazım. Çünkü su gözede bulanıyor.

    “YENİDEN DERGAHLARA DÖNÜŞÜ SAĞLAMALIYIZ”

    Ben burada bir özeleştiride bulunacağım. Pirler olarak bayağı bir eksik kalıyoruz bu işte. Nedeni kentsel bir Alevilik oluşmaya başlaması. Eskiden hepimiz kendi köyümüzde pirimizi, rehberimizi, mürşidimizi iyi bilir ve onun doğrultusunda hareket ederdik. Şimdi kentsel bir Alevilik oluştuğundan dolayı artık hepimiz bu cemevlerindeyiz. O zaman bunu yönlendirmenin tek yolu yeniden bir oluşum, yeniden bu dergahlara dönüşü sağlamamız lazım.”

    “BİR AN ÖNCE ASİMİLASYON POLİTİKALARININ ÖNÜNE GEÇMELİYİZ”

    Daha sonra söz alan Kureyşan Ocağı pirlerinden Kadir Bulut ise şunları belirtti:

    “Bu Hakk ve hakikat yolunu insan-ı kamillerden, ocaklarından, ziyaretlerimizden getiren pirlerimizin hürmetine herkes kendi inancına, diline, kültürüne, ziyaretlerine, ocaklarına sahip çıksın. Kim ne derse desin bizim Yolumuz kadim bir inançtır ve bu Yol kendini Xızır ile kıble, insan-ı kamille zirve eylemiştir.

    Raya Haq kısaca şudur: Alevilik dediğin zaman kısaca şudur. İnsan-ı kamil yetiştirme inanç programı, inanç sistemidir. Bu kadar. Biz insan-ı kamil yetiştiririz, insan-ı kamili de Hak tecelli eder. Ama ne olur Kırmancki’yi (Zazaca), Kurmanci’yi yani dedeleriniz nineleriniz Hakk’a nasıl zikrediyorsa o dili öğrenin, yaşatın, aktarın. Sizlerden ricamız budur. İnancımızın önündeki bu asimilasyon politikalarının önüne bir an önce hızlı bir şekilde geçelim. Bunun tek sırrı vardır bana göre. Biz kendi dilimizi öğreneceğiz. Pirlerimizi, rehberlerimizi, mürşitlerimizi, ziyaretlerimizi öğreneceğiz ve Harde Dewreş’in (Derviş Toprağı) bütün değerlerini kucaklayacağız.”

    Eyüp HANOĞLU-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Pir İsmail Alkan: Alevi inancındaki en güzel olgu Hızır’dır-VİDEO

    Pir İsmail Alkan: Alevi inancındaki en güzel olgu Hızır’dır-VİDEO

    PİRHA- Hızır inancının Alevilikteki en güzel olgu ve ibadet şekli olduğunu ifade eden Kureyşan Ocağı pirlerinden İsmail Alkan, “Hızır dediğinizde hoşgörü, paylaşım, sevgi, beraberlik gibi bütün komünal yaşamı içerisine alan bir işleyiş vardır. Hızır’ın anlamı yeşertmek, olgunlaştırmak, kimseyi darda zorda bırakmamak, düşeni kaldırmaktır” dedi.

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır, Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.

    Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur. Hızır orucu tarihleri çeşitli bölgelerde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak, Şubat ayı ortalarına hatta Mart ayına kadar devam eder.

    Kureyşan Ocağı Piri İsmail Alkan Hızır aylarının Alevi inancındaki tarihsel, toplumsal yerine ve geleneksel ritüellerine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “ZOR GEÇEN KIŞ AYINDA PİRLER TALİPLERE GİDERDİ”

    Alkan, kış aylarının en soğuk zamanlara denk gelen Hızır ayına dair, “Köylerden kentlere göç edilmeden önce herkesin kendi tarlasını, bostanını biçtiği yani işini bitirip evinde kaldığı süreçte pirler taliplere giderdi. Bu dönem kış ayına gelirdi, zemheri soğuklar ve kış vardı. Pirler belirli yerlerdeki taliplere giderek belirli sorunları giderir ve hizmetlerini yürütürlerdi. Pirler kaldıkları evin diğer komşularla ilişkilerini sorar, köydeki birlikteliği sağlamak için sorunu olanların hak meydanında müşküllerini hallederdi” diye belirtti.

    “ALEVİ İNANCINDAKİ EN GÜZEL OLGU HIZIR’DIR”

    Alevi inancında farklı cem, ritüeller içerisinde en belirgin olanın Hızır inancı olduğunu vurgulayan Alkan, şunları ifade etti:

    “Alevilikteki en güzel olgu veya kalıcı olarak ibadet şekli Hızır’dır. Newroz, Abdal Musa, sorgu, görgü gibi cemlerimiz var ama Hızır dediğimizde her şey biter. Hızır dediğinizde hoşgörü, paylaşım, sevgi, beraberlik gibi bütün komünal yaşamı içerisine alan bir işleyiş vardır. Hızır’ın anlamı yeşertmek, olgunlaştırmak, kimseyi darda zorda bırakmamak, düşeni kaldırmaktır. Hızır kültü sıradan bir olay değildir. Bu Hızır ayı döneminde taliplerine gidip hizmetlerini bir ayda bitirenler döner, bitiremeyenler ise herkese gider hasbihal eder, müşküllerini halleder öyle dönerlerdi. Bu bazen ayları bulurdu. O gönül birlikteliği olduğu sürece Hızır yar ve yardımcısıdır. Bilirsen, canı gönülden çağırır isen Hızır yetişir. Hızır, Hakk’ın yeryüzündeki tecellisidir.”

    “KOCA BİR DERSİM COĞRAFYASINDA HERKES HIZIR DİYOR”

    Alkan, güncelde Hızır kültünün yaşatılmasının toplumsal dayanışma ile güçleneceğini söyledi.

    Alkan, “Düşünün koca bir Dersim coğrafyası var herkes Hızır diyor. Herkesin imdadına kim yetişir? Hızır’ın yetişmesi anlamında güncelde ise bizlerin birinin Hızır’ı olup, birilerinin de bizlerin Hızır’ı olması anlamında getirebilmemiz önemli. Zorda, darda olana elimizi uzatabiliyor muyuz? Yoksa; böyle bir şey yaşanıldı ve orada kaldı diyerek olmaz. Darda, zorda olan bütün canlarımızla hasbihal olabilmek için kurumlara gelerek buraların toplumsal boyuta evrilmesini sağlayabilmeliyiz. Birbirimize el uzatıp dokunabiliyorsak bu Hızır kültünü güncele getirmiş oluruz. Alevi toplumunu bugüne kadar ayakta tutan en önemli öge, yarattıkları gelenekler ve inançlarıdır” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Şehriban Mutluer: Hızır tüm insanların darda kalınca çağırdıkları ortak değerimizdir-VİDEO

    Şehriban Mutluer: Hızır tüm insanların darda kalınca çağırdıkları ortak değerimizdir-VİDEO

    PİRHA- Alevi analarından Şehriban Mutluer, Alevi inancında Hızır’ın önemini anlattı. Mutluer, Hızır’ın sadece Alevilikte değil, bütün insanların darda kalınca çağırdıkları ortak değer olduğunu kaydetti.  

    Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Alevi inancında Hızır’ın anlam ve önemini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Mutluer, “Hızır, Hızır İlyas, Hızır Nebi olarak peygamber değerinde iki kardeştir. Hızır Nebi karada, Hızır İlyas denizde, darda kalanların imdadına yetişen nur yüzlü, ak sakallı, boz atına binmiş dağda ovada dolaşan bir piri fanidir” dedi.

    “Hızır bizim inancımızda darda kalanlara, karda tipiye tutulanlara, denizde boğulmak üzere olanlara, ezilenlere, fakirlere, hastalara yetiş imdadımıza ya Hızır diye çağırdıkları bütün dünya insanlığının ortak ismidir” diyen Mutluer, Hızır’ın sadece Alevilikte değil, bütün kutsal kitaplarda adı geçen ve bütün insanların darda kalınca çağırdıkları ortak değer olduğunu kaydetti.

    Ana Şehriban Mutluer, şöyle devam etti:

    “Hızır ‘ı sormak istiyorsanız, bizim Alevi ulularının canlı bedeninde görünen Hızır’ın kendisidir ve Pir Sultan Abdal Hızır’ı şöyle dile getirir:

    ‘Bismillah dedim de girdim helal et,

    Gözüm açık baktım bir cemale,

    Sıtkı ile çağırdım verdim celale

    Eriş Hızır nebi çağırır gözlerim.’

    Hızır bizim inancımızda bazen Ali olmuş, bazen Veli, bazen dolu, bazen güneş, olmuş üstümüze doğmuştur. Ne eline alabilirsin ne gözünle görebilirsin.”

    Şubat ayının 13’ünde cemre düştüğünde oruç tutulduğunu belirten Mutluer, “O gün orucumuzu, gece 12’yi geçmeden niyetimizi Hızır aşkını alırız, Hızır yar ve yardımcımız olsun, Cenabı Hak bizi kazadan, beladan, dardan, zordan korusun, darda kalanın darına, zorda kalanın zoruna, aman diyenin carına, hastaların imdadına yetişen ya Hızır! Niyet ettim senin aşkına, oruç tutmaya, der ve niyetimizi alır, orucumuzu 3 gün tutarız” diye belirtti.

    Hızır orucunu 5 gün ve 7 gün tutan olduğunu da söyleyen Ana Mutluer, şunları kaydetti:

    “Doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde farklı yörelerde tutulsa da Yol aynıdır, Yolumuzun farkı yoktur. Tunceli bölgesinde kavut dediğimiz mısırı kavururlar. Kavut olarak dağıtırlar. Bizim İç Anadolu’da da buğdayı kavururlar. Çetene ile buğday kavurur birbirine karıştırırız. Bu Sivas’ta da vardır. Taşları dizerler. Taşın altına onları koyarlar. Çocukların adına dizilen hangi taşın altına börtü böcek çok geldiyse, o çocuk çok kısmetlidir. Bunu annem yaptığı için biliyorum, biz böyle bir inançtan geliriz.

    Hastayı ziyaret ediyor musun, dostunu arayıp soruyor musun, yoksula, yetime, yardım ediyor musun? Bunları yapabiliyorsan, aslında nefsini de kesiyorsan Hızır kurbanın da odur Hızır’ın da odur, Hızır orucun da odur senin.

    ‘Şu gelen Bozatlı Hızır dediler,

    Nerede çağırsan hazır dediler

    Erişmedi Üçler Beşler Yediler

    Ya Ali sen sakla senden isterim.’

    “HIZIR GÖZLE GÖRÜLMEYEN BİR PİRİ FANİDİR”

    Neden Alevilikte Hızır, Ali ile özdeştir? Hak erenler, Hızır Nebi, Medet Ya Ali diyoruz. Önemli olan bizim Hızır’a nasıl baktığımız Hızır’ın da bize nasıl baktığıdır. Hızır 3. gününde kurban keser cem oluruz, rızalık alır rızalık veririz, yoksula yardım ederiz. Neden? Çünkü bu lokma rızık lokmasıdır, herkes Hızır payını alsın diye. Komşun sana bir Hızır’dır. Bugün çok daralırsın, çok bunalırsın bir komşun kapını çalar. Sen de çok daraldın ya ‘hayırdır neyin var’ diye sorarsın. ‘Şu derdim var, şu sorunum var’ dersin. Komşun sana yardım eder. Hızır budur işte. Hızır canlı bedenlerde yaşayan ama elle alınan, gözle görülmeyen bir piri fanidir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Pir Zeynel Kete: Xızır aklı ve gayretiyle yeniden inşaa sürecini başlatalım-VİDEO

    Pir Zeynel Kete: Xızır aklı ve gayretiyle yeniden inşaa sürecini başlatalım-VİDEO

    PİRHA-Deprem felaketine ilişkin değerlendirmede bulunan DAD Genel Merkez Yöneticisi Pir Zeynel Kete, yaşanan sürecin bir katliama dönüştüğünü vurguladı. Kete, “Eğer biz birbirimizin darına durarak, birbirimizin Xızır’ı olursak, kendi coğrafyalarımızdan, mekanlarımızda yeniden inşaa sürecini sadece ekonomik değil, kültürel, tarihi, toplumsal olarak inşa edersek, köylerimize geri dönersek, yerlerimizi terk etmezsek süreci atlatacağız” dedi.

    Maraş Elbistan, Pazarcık ve Hatay merkezli yaşanan deprem felaketinde 13.5 milyon yurttaş etkilenirken, onbinlerce yurttaş hayatını kaybetti ve 100 bini aşkın yurttaş da yaralandı. Mersin, Ankara, Antalya gibi kentlere büyük göç yaşanırken, deprem bölgesinde kalan yurttaşların gıda, barınma ve hijyen koşulları sağlanabilmiş değil.

    Alevi kurumları ve cemevleri, bulundukları her alanda deprem felaketinden etkilenen yurttaşlar için seferber olmuş durumda. Alevi kurumları ve deprem bölgesindeki yurttaşların ihtiyaçlarını karşılamak için çadır kentler kurup, yardımları organize ediyor.

    DAD Genel Merkez Yöneticisi ve Şıx Çoban Ocağı evladı Zeynel Kete, Maraş Pazarcık, Elbistan ve Hatay merkezli yaşanan deprem felaketine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Kete, depremlerin doğanın bir işleyiş kanunu olduğunu ifade ederek, “Binlerce yıldır da özellikle Rıza Topumu doğanın işleyiş kanunlarını bildiğinden buna göre kendisini inşa etmiştir. Barınmasını, beslenmesini, korunmasını, savunmasını, varlığını, birliğini, dirliğini devam ettirmesini buna göre yapmıştır. Doğayla da ikrarlı bir yaşamın bir ifadesidir” şeklinde konuştu.

    “YAŞANAN SÜRECİ KATLİAM OLARAK DEĞERLENDİREBİLİRİZ”

    Toplumsal bir çöküşle karşı karşıya olunan bir sürecin yaşandığını vurgulayan Kete, “Rızasız toplumun en sistemli hali olan bu kapitalist sistemin şekillendirdiği iktidarcı anlayışlar, devletler, gerici rejimler yaşanan bu sorunların çözüm gücü değil, meydana gelen sorunların asıl nedenidirler. Depreme de böyle bakılmalıdır. Bilim insanlarının sesine iktidarlar hiçbir zaman kulak vermedi. Bundan dolayıdır ki bu yaşanan süreci biz bir katliam olarak değerlendirebiliriz. Doğanın kendi işleyiş kanunlarının sonuçlarını meydana gelebilecek sonuçları aza indirme konusunda bir bakış açısının olmaması süreciyle de karşı karşıyayız. Şimdi böyle bir şey olur mu? Bu affedilecek bir şey değildir” dedi.

    Geleneksel mimarinin yok edilmesi, köylerin boşaltılması, buna paralel olarak kentleşmenin rant haline dönüşmesinin depremi felakete dönüştürdüğüne dikkat çeken Kete, “Eğer insanlar yaşadıkları mekanlarda ve coğrafyalarda kendi kendine binlerce yıldır yetiyorlardı. Bunun önüne geçilmeseydi ve bunun imkanları güçlendirilebilseydi, insanlar kendi mekanlarında geleneksel mimarileriyle yaşamlarını devam ettirebilirlerdi. Bu süreçte köy ve tarım kültürünün önemini gördük” diye konuştu.

    “SÜREÇ KIRKLAR MECLİSİ KOMİNAL ZİHNİYETİYLE AŞILIR”

    Kete, katliama dönüşen deprem felaketine karşı halkın el ele verdiğini dile getirerek, şunları söyledi:

    “Halk el ele verdi, gelin canlar bir olalım dediler, yüreğinin sesine doğru koştular. Ayrım yapmadan Edirne’den Kars’a, Hakkari’den Şırnak’a kadar deprem bölgelerine gençler, kadınlar alanında yetkin olanlar koşarak gittiler. Dertlere derman olmaya çalıştılar. Bir yaşamın iktidara bulaşmadan bir rıza toplumunu nasıl olması gerektiği, bir zorluk yaşadığında nasıl el uzatılması gerektiğiyle ilgili bir akıl meydana geldi. Demek ki toplum çaresiz değilmiş. Çünkü, en zor anda çözümsüz olmamak yenilmek üzereyken, mecalsiz durumdayken çare bulmak, teslim olmamak bizim inancımızda Xızır aklıdır. En zor anda dahi bile dertlere derman hastalara şifa olma mantığıdır. Bu yönüyle de halk birbirinin Xızır’ı oldu. Yetmiş iki alem bir araya gelerek zelzelenin tertele haline gelmesini isteyenlere karşı bir araya geldiler. Birbirlerinin darına durdular, dildar oldular.

    Başta Alevi kurumları, siyasi partiler, sosyalist güçler, sendikalar, odalar, sivil toplum örgütleri, gönüllü kuruluşlar, bireyler, uluslararası yardım kuruluşları kriz merkezi oluşturdular. Bu kuruluşlar gerçekten de el uzattılar, gönül bağı kurdular. Bu komün olma, muhannete muhtaç olmama, kendi kendine yetme, kendi derdine derman olma halidir. İkrar ve rızalıkla, ahlakla, adaletle, demokratik siyasetle kendi kendine yetmenin modeli oluştu. Bu model zihinlerde vardı. Deprem sürecinde bu biraz daha somutlaştı. En üst düzeyde empati kurulmuştu. Sadece canlı insanla değil oradaki kediyle de, köpekle de, bir çiçekle de empati kuruldu ve onu da kurtarmaya çalıştılar.

    Bu deprem bize şunu gösterdi ki, halk örgütlemesinin, dar bir koordinasyon kurulu tarafından merkezileşmesini aşmak lazım. Bu nasıl aşılır? Alevi inancındaki Kırklar Meclisi kominal zihniyetiyle aşılır. Bu mecliste kararlılık vardır, direngenlik vardır, Xızır aklı vardır. Ahlak, adalet, korunma, ruhsal ve zihinsel birliktelik, dokunma ve enerji vardır. Eksik iktidarcı, yanlış gidişata yol açacak söylemler, eğilimler Xızır rehberliğiyle aşılır. Bu yönüyle bu depremde bütün canlar birbirlerinin Xızır’ı olmuştur. Birbirlerine delil olmuşlar. Bu komün gücünün özgür bireylerinin, örgütlülüğün Xızır lokmasının, dertlere derman olmanın, kamu yönetimi yerine halkın kendi kendisini yönetmesi kavramının her ne şartlar altında olursa olsun canlılığın, halkın bireyin korunmasının ve komünal demokrasinin önemi bu süreçte kendini net olarak göstermiştir.”

    “DERSİM KAYIP KIZLARI SÜRECİ YAŞANMASIN

    İktidarın halkın yardımlarının toplandığı ve gönüllülerin dağıtımını yaptığı Pazarcık Cemevi’ne kayyum atamasına da değinen Kete, “Kurumlarımıza kayyum atamışlar, not tutmuşlar, seyyar Kur’an kursları açarak kriz dönemlerinde ve evlat edindirilecek kızlarla ilgili “evlat edindirdiğinizle evlenebilirsiniz” demesi eril bir zihniyettir. Evlat edindirmekten ziyade çocuk evliliğidir. Bu asla ve asla kabul edilecek bir durum değildir. Ayrıca kayıplar vardır. Tekrar Dersim kayıp kızları süreci yaşanmasın diyorum” diye belirtti.

    “DERTLERE DERMAN OLMAYA, DELİL OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”

    Kurumlara, ocaklara ve Alevi toplumuna seslenen Zeynel Kete, “Bu toplum büyük acılar, büyük travmalar, büyük katliamlar yaşadı. Eğer biz birbirimizin darına durarak, birbirimizin Xızır’ı olursak, lokmalarımızı bu dönemde bu afet bölgesindeki canlara verirsek kendi coğrafyalarımızdan, mekanlarımızda yeniden inşaa sürecini sadece ekonomik olarak değil, kültürel, tarihi, toplumsal olarak inşa edersek, kendi kutsallarımıza mezar taşlarımıza gider sarılırsak, köylerimize geri dönersek, yerlerimizi terk etmezsek süreci atlatacağız. Kadim dönemden bugüne kadar bu toplum buna benzer süreçleri ancak bu şekilde atlatmıştır. Geçici bir nefes almak için yer değişikliği olabilir. Ama asla ve asla umutsuzluk olunmamalıdır. Herkesi bu yaşanan sürece, bu krize, bu dara, lokma vermeye, dertlere derman olmaya, delil olmaya çağırıyorum” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’nde Hızır Cemi yapıldı-VİDEO

    Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’nde Hızır Cemi yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Adıyaman’da kurulan Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’nde Hızır cemi yapıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz adına oluşturulan çadır kentte Hızır cemi düzenlendi.

    Yoğun katılımın olduğu Hızır cemini Ana Sevim Yalıncaklıoğlu ile Dede Aydın Güzel birlikte yürüttü.

    Yapılan sohbette, afet sürecinde dayanışmanın önemine dikkat çekilirken, Rıza Şehri’nin nasıl inşa edilmesi konusuna da değinildi. Zakir Birkan Sağlam’ın da deyişler seslendirdiği cem hizmetinde okunan gülbengler ardından yurttaşlar ile Hızır lokması paylaşıldı.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Ankara’da Ana Fatma Cemevinde Xızır orucu açıldı

    Ankara’da Ana Fatma Cemevinde Xızır orucu açıldı

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi, Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube üye ve yöneticileri, Hızır orucunu birlikte açıp lokmalarını paylaştı.

    Maraş merkezli deprem nedeniyle Xızır Cemini yapamadıklarını belirten DAD Ankara Şube yönetimi, “Ya Hakk, Ya Hızır, darımıza yetiş. Ya Heq Ya Xızır Tenga made birese” diyerek Xızır orucunu açarak ardından lokmalarını paylaştı.

    Xızır ayının son günü, Ana Fatma Cemevinde çerağ uyandırılıp muhabbet yapıldı. Yol yürütücüsü Cemal Şahin Baba, Xızır’ın manasını anlatırken, Zakirler Hıdır Çelebi ve Murat Yılmaz da deyişler seslendirdi.

    “GELEN LOKLMALARI İHTİYAÇ SAHİPLERİNE ULAŞTIRACAĞIZ”

    DAD Ankara Şube Eşbakanı Mustafa Karabudak da yaptığı konuşmada “Cemimizi depremden dolayı iptal etmek zorunda kaldık. Bu yapılan hizmetleri ve lokmaları da darda, zorda kalan canlarımıza toplayıp gönderdiğimizi ve bundan sonra da verilecek lokmaları Ana Fatma Cemevi üzerinden ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağımızı belirtelim. Depremde Hak’a yürüyen canların devri daim olsun. Yaralılara şifa diliyoruz. Canından can giden canlarımıza sabır ve başsağlığı diliyoruz. Kış günü işini, evini kaybeden, hanesi dağılan canlarımızın Hızır yar ve yardımcısı olsun. Aşk ile canlara” dedi.

    Yapılan konuşmaların ardından oruçlar açıldı, lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Melek Kızılhavuz: Xızır’dan dileğim önce darda ve zorda olana yardım etsin-VİDEO

    Melek Kızılhavuz: Xızır’dan dileğim önce darda ve zorda olana yardım etsin-VİDEO

    PİRHA-Eskiden Xızır ayının çok güzel olduğunu söyleyen Ağuçan Ocağı evladı Melek Kızılhavuz, “Xızır ayında küskünler barıştırılırdı, musahipler bir araya gelirdi, cem tutulurdu ve getirilen lokmalar da cemin sonunda dağıtılırdı ama şimdi bunlar yok” dedi. Kızılhavuz, “Xızır’dan dileğim önce yoksula, darda ve zorda olana yardım etsin, sonra da bize yardım etsin” dedi.

    Xızır ayı Aleviler için kutsaldır; bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeler. Hızır aylarında oruç tutulur, kavut yapılır, ziyaretlere gidilerek lokmalar pay edilip çerağlar yakılır, kurbanlar tığlanır.

    Xızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder. Xızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur. Xızır orucu tarihleri Anadolu ve Mezopotamya’nın çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder.

    Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy ve ocaklara göre değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur.

    Xızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Xızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz, aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar.

    Xızır ayındaki en önemli ritüellerden biri de kavrulmuş öğütülmüş buğdaydan yapılan kavuttur. Köylüler bir araya gelip lokma yapar. Kavut yapılıp ocak önüne konur ve Hızır’ın o evi ziyaret ederek kavuttan lokma alacağına inanılır. Hızır’ın bu kavuttan lokma alması berekettir, bolluktur.

    Ağuçan Ocağı evladı Melek Kızılhavuz, Xızır ayında neler yapıldığına dair PİRHA’ya konuştu.

    “XIZIR AYINDA KÜSKÜNLER BARIŞTIRILIRDI”

    Xızır ayının Alevi inancında ağır bir ay olduğunu belirten Melek Kızılhavuz, “Senede bir kere geliyor ve üç gün boyunca Xızır orucu tutarız, 4. gün kurbanlarımız kesilir, lokmalarımız dağıtılır. Xızır ayında üç gün oruç tutarız, su içmezdik, hangi çeşmede su içersek orada evlenirdik. Eskiden Xızır ayları çok güzeldi, küskünler barıştırılırdı, musahipler bir araya gelirdi, cem tutulurdu ve getirilen lokmalar cemin sonunda dağıtılırdı ama şimdi bunlar yok” diye belirtti.

    “XIZIR DARDA OLANA YARDIM ETSİN”

    Xızır ayında kavut yaptıklarını da ifade eden Melek Kızılhavuz, şöyle devam etti:

    “Xızır orucunun üçüncü gününde kavutu elerdik ve gizli bir odaya indirirdik, Xızır gelip el basar diye. Ama bu şimdi yok, kavutu yapıyorlar ama gençlerimiz Xızır’a inanmıyor, nerede Xızır’ı çağırırsan Xızır orada hazır ve nazırdır. Xızır’dan dileğim önce yoksula, darda ve zorda olana yardım etsin, sonra da bize yardım etsin. Biz yine ekmek bulup yiyoruz ama ekmek bile bulamayanlar var, Xızır onlara yetişsin” dedi.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Hace Ana: Xızır, inanana yetişir-VİDEO

     

  • ‘Hızır sudur, havadır, ateştir, topraktır ve yaşama nefes salandır’

    ‘Hızır sudur, havadır, ateştir, topraktır ve yaşama nefes salandır’

    PİRHA – Utrecht Alevi Kültür Merkezi (AKM) Yöneticisi Şair Nadir Sayın, Hızır inancına dair yazısında “Hızır, zerresinden bütünlüğe erişen her bireyin yüreğinden, kainatın kendi katresi, doğanın özü, gözü, sözü ve gül cemali yüzüdür” değerlendirmesini yaptı.

    Utrecht Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Nadir Sayın, “Hızır” kavramını anlattı. Felsefi bir yorumla Hızır geleneğine ışık tutan Sayın, Hızır’ın bir tür “sembolik doğa gücü” olduğunu ifade etti.

    Şair Nadir Sayın, Hızır’ın doğanın nimetleriyle somut hale geldiğinin altını çizerek şu anlatımda bulundu:

    “Hızır  kavramına felsefi  bir bakıştan önce, bir şiirimle başlamak istiyorum.

    Hızır’dır Işığın Yolu

    Yazandır Hakkı içinden
    Hızır’dır nefsinden eli
    Hazırdır haksa içimden
    Hızır’dır suyun beli

    Eylemine uçanlara
    Süzülmeye açanlara
    Enginliği saçanlara
    Hızırdır havanın yeli

    Uyandır delil bilime
    Ne cahillere kanıla
    Ne karanlığa banıla
    Hızırdır aydınlık seli

    Varlığın Birliği ören
    Menzile izini süren
    Rıza Kentine götüren
    Hızırdır ikrarın dili

    Hızır ki yarda canandır
    Hızır ki canda mihmandır
    Çiçeği emen sağandır
    Hızırdır balından arı

    Sarayda utanma olmaz
    Tanrılar üstün utanmaz
    Nimetin haksa hiç kalmaz
    Hızırdır kainat karı

    Deryada bütün Hȃceyiz
    Pirce’yiz deme heceyiz
    Aşk yıldızından geceyiz
    Hızırdır Işığın Yolu

    Hızırımız esasında bir “Işık” ve “Enerjidir”. Kaynağını kişinin genel bilim birikiminden alan kuvvetli bir sezgidir ve zerresinden bütünlüğe erişen her bireyin yüreğinden kainatın kendi katresi, doğanın özü, gözü, sözü ve gül cemali yüzüdür.

    Hızır bir sembolik doğa gücüdür. Doğanın yasası, vicdanıdır. Hızır bir mitolojik kavramdır. Kişiden kişiye değişen, onun varına, sezgi gücüyle anlam verilen, varılan gönüllerde, ancak bu yeryüzünde, milyonlara erişen bizliĝin, bütünlüğün, paylaşımın, özgürlüğün ve sorun-zorluklarda çözümün, kişinin kendisiyle yüzleştiĝinin, eşitliğin, hazın simgesidir.

    Hızır Sudur, Havadır, Ateştir, Topraktır ve yaşama nefes salandır. Bağlamada dem-deyiştir, Turnalarla Semah dönendir. Hızır Varoluşun teminatı, yaşamın kaynağında aşkı hissedilen tohum taneciğiyle çoğalan ve göze görünendir.

    Doğadaki her canlıda o canda an gelir, zaman olur enerjisi tükenir, kimisi ona göçtü der, “don değiştirdi” anlamı ya da imgesi yükler. Ki Haktan gelmiştir, Hakk’a tekrar döner ve bu Alevi felsefesinde, literatüründe ‘Devriye’ kavramıdır.

    Hızır’a olan sezgi gücü, özdeşleşme aşkı sadece inanç ile sınırlanamaz. O bir duygusal zekanın beyin ve akılda sentezlenmiş, varoluşun kimliğidir. Tarlaya tohumun saçılması, ekin başaĝının harmanda sapından ayrılması, değirmende öğütülmesi, hamurunun yoğurulup mayalanması, fırına verilerek ekmeğin kızartılması temeli ve sürecine kadar berrak eylemiyle tüm diğer üretimlerin temel anası olan bu Hakk’ın nimetinin işlenmesine bir örnekliğin sembolü, aynı zamanda onun emek ile üretildiğine dair fiili bir göstergedir. Soyut bir kavram olan Hızır, işte tam da bu eylemleriyle, doğanın nimetleriyle somutluğun ya da somutlaşmasının bizzat kendisidir.”

    “HIZIR Kİ İNSANDAN İNSANADIR” 

    Hızır’dır darda, zorda olanlara koşan, mazlumun yanında olan, zalimin zulmüne karşı koyan ve seri uğruna boyun eğmeyendir. Hızır’dır mertliğin duruşu ve ışığı ile Yol’undan dönmeyenlerin sonsuza akışı.

    Hızır İkrardır. Hızır Rızalıktır. Hızır ki insandan insanadır. Her bir can-insan tüm evrende kendini onda bulduğunda Rıza Şehri’ne yönelme ve orada kurulacak eşitliğin, eşitce paylaşımın ve özgürlüğün hazı, dayanışması ve özgürleştikçe üretimin, nitelikli iletişimin artması ancak, yeterlilik ölçüsünü kabul ederek nefsini bu yeryüzünde, canın bedende olduğu sürecinde aşırılıktan, bencillikten arınmasıdır. Çünkü Hızır’daki inanma ve felsefi kavramda öteki dünya ya da ‘Cennet-Cehennem’ yoktur. Bundandır Hızır’ımızın evrensel ve kainatımızda tükenmez bir ilham ve ışık oluşu ile sonsuzluğu.

    Hızır’ımızla felsefemizin özdeşleşmişliĝini, değerlerimiz Pirimiz Sultan Abdal ve Filozofumuz Yunus Emre’den değerlendirmeniz ve yüreklere ve insanlığa ulaşması dileğimizle onların bir kaç dize ancak, anlamları derin ve geniş deryası niteliğinde, şu bilge nefesleriyle sonlandıralım.

    “Bin bir adı vardır birisi Hızır,

    Nerede çağırsan orada Hazır”

    Pir Sultan Abdal

    “Geldi geçti ömrüm benim,

    Şol yel esip geçmiş gibi,

    Hele bana şöyle gelir,

    Şol göz yumup açmış gibi.

    Yunus Emre bu dünyada,

    İki kişi kalır derler,

    Meğer Hızır İlyas ola,

    Abı hayat içmiş gibi.”

    Yunus Emre

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Eren Yıldırım: Hıdırellez doğanın canlanış bayramıdır, umut meşalesidir

    Dede Eren Yıldırım: Hıdırellez doğanın canlanış bayramıdır, umut meşalesidir

    PİRHA – Eren Yıldırım Dede, Hıdırellez gününe ilişkin paylaşım yaparak “Yeni umutlar, yeni sevinçler, yeni başlangıçlar, hayırlı kapılar ve bereketli hasatlar için bir umut meşalesidir bugün” dedi. 

    Darda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin hakimi olduğuna inanılan İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olan Hıdırellez, kutlanmaya başlandı.

    Dede Eren Yıldırım, Hıdırellez ile birlikte doğa ve insanın canlandığını ifade ederek konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Yıldırım, “Yeni umutlar, yeni sevinçler, yeni başlangıçlar ve bereketli hasatlar için bir umut meşalesidir bugün” dediği Hıdırellez için şunları kaydetti:

    “Sevincimde, kederimde

    Yazgımda, kaderimde

    Hayalimde, rüyamda

    Özlemimde, sevdamda

    Hikayemde, efsanemde

    Sen varsın ya HIZIR

    Hıdırellez günü bir bahar bayramıdır, Doğa’nın canlanış bayramıdır.

    Tüm ihtişamıyla, kış ayları gelince beyaz örtünün altına gizlenen tabiat ana, Hıdırellez günü ile birlikte canlanır, doğayı rengarenk kılarak, insanların gönlünde o birbirinden güzel renkleri ile bir umut ışığı yakar. İşte bu ve birçok anlatılan olaylara sebep olan Hızır ile İlyas’ın buluşması olarak bilinir.

    Karada insanlara yardım eden Bozatlı Hızır’ın, denizde deryada ‘yetiş’ diye çağırdıklarında imdadına koşan Hızır İlyas diye bir kardeşi vardır. Bu iki kardeşin senede bir gün, bir gül ağacının altında buluştukları 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan geceye iki kardeşin isminin birleştiği ‘Hıdırellez günü’ denir.

    ‘Benli boza binmiş, ak donlu, altın kapaklı, altın sakallı, Cebrail gibi börklü, gök renkli ay-koca, gökten indi, darda kalana yardım etti’ diye, halk hikayelerimizde, efsane ve destanlarımızda sürekli insanlara yardım elini uzatan bir Hızır-İlyas vardır.

    Öyle ki, Anadolu’da bugün insanlar, ‘Hızır gelecek’ diye sabah gün ağarmadan kalkarak evlerinin önü süpürür, yönünü güneşe çevirerek tüm tabiata, insanlığa, hanesine dualarını eder, lokmalar yapılır, kurbanlar kesilir, ziyaretlere gidilir, dileklerini kağıtlara yazarak bir gül ağacının altına umutlarını serpiştirir, kendi yörelerine uygun kutlamalar yapar, bayram ederlermiş.

    Bugün yapılan dualar ile dildeki dileklerin gerçekleşeceğine, hastaların iyileşeceğine, uğursuzlukların sona ereceğine, sorunların çözüm bulacağına, kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına inanılan bir Hızır günüdür, Hızır bayramıdır.

    Doğayla beraber insanlar da canlanır bugün. Yeni umutlar, yeni sevinçler, yeni başlangıçlar, hayırlı kapılar ve bereketli hasatlar için bir umut meşalesidir bugün.

    Bu güzel anlamlarıyla Hıdırellez gününün, bütün dileklerinizin kabul olduğu, yollarınızın sevgiye çıktığı, bereketli günlerin geldiği, güzel haberler aldığınız, şifa arayanlara Hızır İlyas’ın yetiştiği bir gün olması dileğiyle…

    Hızır-İlyas kılavuzunuz,

    Hak Muhammed Ali yardımcınız olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Malatya Şubesinde Hızır Lokması paylaşıldı

    PSAKD Malatya Şubesinde Hızır Lokması paylaşıldı

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şubesinde Hızır lokması dağıtıldı. Şube Bşkanı Latife Ulutaş, yaptığı konuşmada “Hızır, adaletin, barışın, dostluğun, kardeşliğin, paylaşımın, dayanışmanın ve emeğin simgesi, zalime karşı dik duruşun sembolüdür” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şubesinde düzenlenen etkinliğe katılım bir hayli yoğun oldu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, Hızır inancına dair bilgi vererek şu konuşmayı yaptı:

    “Alevi inancında Hızır, Alevilerin gönlünde yüreğinde bilincinde var olan, ihtiyaç duyduğunda, dara düştüğünde, medet umduğu manevi bir güçtür. Çağrıldığında ‘Yetiş carımıza medet ya boz atlı Hızır’ denir. Alevi inancına ve öğretisine göre Hızır; toplumsal yaşamda adalet ve vicdanin sembolü ve manevi bir güçtür. Hızır, doğaya can verendir, yeniden varoluştur, yeniden doğuştur baharın müjdecisi ve bereketin simgesidir. Hızır, Ateşin ışığı, Suyun temizliği, havanın serinliği, toprağın bolluk ve bereketidir. Hızır, doğanın yasası ve insanın vicdanıdır. Hızır, birliğin, bütünlüğün, paylaşımın, zorluklarda çözümün simgesidir. Hızır, kimsesizlerin kimsesi, darda, zorda ve yolda kalanların yardımına ve imdadına yetişendir. Hızır, yoksulun ve güçsüzün umududur. Hızır, mağdur ve mazlumun acısına ortak olup, derdine derman olandır. Hızır, düşerken tutulan daldır, ağlarken güldürendir. Hızır, zalime ve egemene karşı itirazdır. Hızır, Savaşa karşı barıştır, sevgidir, sevgi paylaşmak ve dayanışmaktır. Hızır, adaletin, barışın, dostluğun, kardeşliğin, paylaşımın, dayanışmanın ve emeğin simgesi, zalime karşı dik duruşun sembolüdür. Hızır, hakikati haykırmaktır, haksızlığa susmamaktır, mazlumun yanında olmaktır. Hızır, özlem ve umudun, dildeki dileklerin, gönüllerdeki muradın adıdır. Hızır, sevgililerin umududur. Hızır, diline, dinine, inancına, kimliğine, kültürüne, cinsiyetine, rengine ve düşüncesine bakmaksızın herkesi bir, eşit ve bir can görmenin kutsalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mezitli Cemevi’nde Hızır lokmaları pay edildi

    Mezitli Cemevi’nde Hızır lokmaları pay edildi

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi’nde Hızır lokmaları pay edildi. Lokmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Mersin’in Mezitli ilçesinde bulunan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi’nde Hızır lokması paylaşıldı. Lokma paylaşımına çok sayıda kişi katıldı.

    PİRHA / MERSİN

  • Çorumlular Hızır ceminde buluştu

    Çorumlular Hızır ceminde buluştu

    PİRHA-Çorum’da Hızır oruçlarının ardından düzenlenen ceme katılım bir hayli yoğun oldu.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi ve Alevi Kültür Merkezi tarafından Hızır cemi yapıldı. Vakıf binasında düzenlenen ceme çok sayıda yurttaş katıldı.

    Tutulan Hızır oruçları ardından lokmalarını da paylaşan yurttaşlar, Dede Nurettin Aksoy, Şahin Polat ve Haydar Aygün öncülüğünde düzenlenen cemde bir araya geldi.

    Yaşar Kaya, İsmet Yılmaz ve İsmail Güçlü’nün zakirlik hizmetinde bulunduğu cemde 12 hizmet yerine getirilerek, duaz-ı imamlar, gülbengler okunup semah dönüldü.

    Cem hizmeti ardından lokmalar paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Esenler Ana Fatma Cemevi, Ana Meryem ziyaretgahında Xızır lokması dağıttı – VİDEO

    Esenler Ana Fatma Cemevi, Ana Meryem ziyaretgahında Xızır lokması dağıttı – VİDEO

    PİRHA- Esenler Ana Fatma Cemevi, Ana Meryem ziyaretgahında Xızır lokması dağıttı. Lokmanın gülbangı okunduktan sonra Cemevi başkanı Hüseyin Acaray PİRHA’ya konuşarak elektrik faturalarının ticarethane esasına göre gelmesini değerlendirdi.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır aylarında tutulan oruçların sona ermesi ile lokmalar paylaşılmaya devam ediyor. Zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda Alevi toplumu lokmalarını dağıtarak ve ziyaretlerini dolaşarak iyi dileklerde bulunuyor.

    Xızır ayında lokmalarını hazırlayan Esenler Ana Fatma Cemevi, İstanbul’daki tek kadın ziyaretgahı Ana Meryem’de lokmalarını paylaştı. Ana Meryem Ziyaretgahı, kentsel dönüşüm adı altında yıkılmak isteniyor. Bunun için direnen bölgedeki Aleviler, hukuki mücadelelerini de sürdürüyor.

    Cemevi başkanı Hüseyin Acaray da cemevlerine gelen ticarethane tarifeli elektrik faturaları hakkında değerlendirmede bulundu. “Bu haliyle faturaları ödemeyeceğiz. İbadethanemizin, ticaret merkezi olarak görülmesi bizi yaraladı.” dedi.

    PİRHA/Istanbul

  • Türkiyeli yöre dernekleri Londra’da bir araya geldi

    Türkiyeli yöre dernekleri Londra’da bir araya geldi

    PİRHA-İngiltere’nin Londra kentinde düzenlenen etkinlikte bir araya gelen Maraş, Kayseri, Malatya yöre dernekleri Hızır ayı vesilesiyle lokmalarını pay etti. Hızır ayına ilişkin sohbetler gerçekleştirildi.

    Elbistanlılar Dayanışma Derneği, Kırkısraklılar Dayanışma Merkezi, Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği, Göksünlüler Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği, Tilkiler Toplum Merkezi ile Alxaslılar Dayanışma ve Kültür Derneği, İngiltere’nin Londra kentinde bir araya geldi.

    Köy ve yöre derneklerinin organize ettiği etkinlikte yazar Ahmet Güven kurumlar adına bir konuşma yaparken, Hızır’ın Alevi toplumunun yaşamındaki yeri ve anlamına dair bilgiler verdi. Ali Köroğlu ise bölgeyi yaşamını anlatan tiyatro gösterisi gerçekleştirdi. Ozan Figani, Yusuf Yazgılı ile Koma Sersi klamlarını dillendirdi. Etkinlik kapsamında lokmalar da pay edildi.

    PİRHA / LONDRA

  • Kemal Bülbül: Hızır çatlamayı bekleyen tohumdur-VİDEO

    Kemal Bülbül: Hızır çatlamayı bekleyen tohumdur-VİDEO

    PİRHA-Hızır ayına ilişkin açıklamalarda bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hızır kar tanesinin altında şu anda toprakta saklı bulunan ve hiç düşünmediğimiz ve toprakta kendiliğinden çatlayıp dışarı fışkırmayı bekleyen tohumdur, yeşilliktir, meyvedir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Aleviler için kutsal olan Hızır ayına ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “Hızır, ateş, su, toprak ve havanın yani çar anasının doğada, maddede, canda tecelli etmesidir” diyen Bülbül, Hızır ayında yapılanlara değindi. Bülbül şöyle konuştu:

    “Hızır ayındayız. Bu ayda Hızır orucu tutulur. Hızır lokması yapılır. Hızır Cemi yapılır. Üç temel erkân var. Hızır’ın anlamını iyi bilmek lazım. Hızır anlam itibariyle yeşil demek Arapçada. Hızır ile Hıdır aynı anlamdadır. Hızır ayında ne olur? Hızır aylarında, tarla sürülmüş hasat yapılmış, yazdaki harıl harıl çalışma bir anlamda dinginliğe ulaşmış ve aslında ibadet dönemi başlamıştır.

    “HIZIR, YAŞAMIN DOĞADA YENİDEN YEŞERMESİDİR”

    Aynı zamanda doğanın rahminde yaşam yeniden yeşerecektir. Doğanın rahminde yeşeren sürece Hızır diyoruz zaten. Önceki dönemlerde koç katımı olurdu. Koç katımı bolluk bereket olsun diye dualarla, ritüellerle yapılır. Çok önemli bir süreçti. Çünkü sağlıklı kuzular olsun, bereket olsun, bolluk olsun, yani hayvandan kaynaklı geçime dayalı bir şey olduğu için zaten iki tür geçim kaynağı vardı. Hayvan ve tarımla geçim kaynağı. Bunun için ikisi için de törenler, dualar, ibadetler yapılırdı.

    Ve ekinokslar vardır. Ekinoks sözcük anlamı dışında da en uzun gece ve en uzun gün vardır. En uzun gece 21 Aralık’ta, biz buna Şebi-Yelda diyoruz. En uzun günde 21 Haziran’dadır. 21 Aralık’taki en uzun gece ile 30 Ocak arasında geçen süreye biz zemheri diyoruz. Çılle yani 40 sözcüğünden geliyor. Bu süre içerisinde de doğa dardadır, zordadır ve doğanın rahminde tohum vardır. Ama doğada yaşam neredeyse durağanlaşmış, yaşamı yok gibidir.

    “HIZIR ERKÂNINDA ÜÇ İBADET YAPILIR”

    Ama birdenbire yaşam fışkıracak içinden. Dedik ki 21 Aralık ile 30 Ocak arası zemheri. Büyük Çille, birinci Çille. 30 Ocak’la 20 Şubat arası da ikinci Çılle. İşte Hızır Erkanı ikinci çille içerisindedir. Ve 13-14-15 Şubat’tadır. Yerellere göre farklılık arz ediyor. Mesela bazı yerlerde 10’unda, bazı yerlerde, 7’sinde, bazısında, 9’unda.

    Bunun sebebi şudur. Önceki dönemlerde pirler canları görmeye giderlerdi ve canları, taliplerini görme sürecini zamana yaymak için Hızır erkanında da birkaç günlük farklılaşma, takvimi ileri, geri alma gibi durum söz konusu oldu. Onun için yerelde bazen takvim farklılığı söz konusu oluyor.

    Hızır erkanında üç tane ibadet yapılır dedik. Birincisi oruç, ikincisi lokma, üçüncüsü cem. Ve bu da doğada artık yaşam yeniden başlıyor. Doğa dardan, zordan kurtuluyor. Bunu kutlama, bir anlamda Hızır’ı imdada, cara çağırma, Hızır’ı yardıma çağırma, bir anlamda da Hızır’la buluşmadır aslında bu. Ve hemen akabinde, 19 Şubat’ı, 20 Şubat’a bağlayan gece birinci cemre havaya, 26 Şubat’ı, 27 Şubat’a bağlayan gece ikinci cemre suya, 5 Mart’ı 6 Mart’a bağlayan gece üçüncü cemre toprağa düşer.

    “NEWROZ’A, ŞAHI MERDAN ALİ’NİN DOĞUM GÜNÜ DENİYOR”

    Hava, su, toprak, bir de ateş vardı. Cemre ateş demek zaten. Dolayısıyla dört element yani çar anasır buluşmuş olur. Zaten inancımıza göre çar anasır buluşmadan yaşam olmaz. Çar anasır buluşmadan canlı, doğadaki varlık oluşmaz. Dolayısıyla çar anasır buluşması, birbiriyle tepkisi sonucu yaşam oluşur. Ve dikkat ederseniz burada da cemre, havaya, suya, toprağa düşüyor. Yani ateş havaya, suya, toprağa düşüyor. Ve tekrar yaşam belirtileri oluyor.

    Tohum çatlıyor, ot yeşeriyor. Ağaçlar dallarına, damarlarına su yürüyor. Yapraklar açılmaya başlıyor ve biz bu süreçte Newroz’a doğru gidiyoruz. Gece ve gündüzün eşit olduğu bir gün. Newroz aslında inancımıza göre, kainatın yaratımının, var olumunun tamamlandığı gün. Kainatın hakkın kendisinden var olduğunun, hakkın kendisinin bir tecellisi, yansıması olduğu, süduru olduğu gün kabul ediyor inancımız. Bunun için Newroz gününe Şahı-Merdan Ali’nin doğum günü deniyor. Bunu birçok insan anadan doğum günü sanıyor. Öyle değil.

    “İNSANDA VAR OLAN HER ŞEY EVRENDE TECELLİ EDİYOR”

    Kainatın oluştuğu gün, kainattaki güzellik, kainatın balkıması ve yansıması, şahı Merdan Ali’nin veçhesi yani sureti, yani görüntüsü kabul edildiğinden mütevellit o güne Şahı Merdan Ali’nin doğum günü, yani kainatın tecelli ettiği, kainatın var olduğu gün. Biz kainata Şahı Merdan, kainata hak, kainata cümle mevcudatın tecellisi kavramını yüklüyoruz ve diyoruz ki kainat hakkın kendisidir. Kainat Hakk’tan var oldu. Ve haktan var olan bu kainatın candaki tecellisi olarak da insan var oldu.

    Bu nedenle birçok ermişimiz, dervişimiz, pirimiz, mürşidimiz Hallac-ı Mansur da dahil olmak üzere, derler ki, insan küçük bir kainat, evren de büyük bir insandır. Yani evrende var olan her şey insanda tecelli ediyor. İnsanda var olan her şey evrende tecelli ediyor gibi. Dolayısıyla bakarsanız burada basit gibi görünen ama aslında diyalektik olan bir ilişki söz konusu. İnsanın evrenle, insanın hakla, insanın toprakla, insanın Hızır’la, Hızır’ın toprakla insanla karşılıklı bir ilişkisi, bir diyaloğu, birbirini var etme durumu söz konusu.

    “HIZIR DOĞADIR, TOPRAKTIR, KAR TANESİDİR”

    Bu var etme sürecindedir ki darda, zorda kalanların, “Ya Hızır’” demesi aslında carına yardımına darda kalmasına yoldaşını, yarenini, eşini, dostunu çağırması, onda Hızır’ın tecelli etmesini beklemesidir. Aslında Hızır denilen şey bize çok uzak değil. Bizde, çevremizde, doğada, kainatta var olan, belki bir dostumuz, belki akrabamız, belki eşimiz, belki canımız, belki evladımız, belki yarenimiz, belki bütün bunların toplamı. Dolayısıyla Hızır kainattır, Hızır evrendir, Hızır topraktır, Hızır doğadır. Hızır kar tanesidir.

    Hızır kar tanesinin altında şu anda toprakta saklı bulunan ve hiç düşünmediğimiz ve toprakta kendiliğinden çatlayıp dışarı fışkırmayı bekleyen tohumdur, yeşilliktir, meyvedir. O anlamda Hızır erkanı çok önemli Hızır erkanı bir devri daimdir, bir döngüdür. Yani doğada yaşamın var olması, bitkinin nebatatın açması insanların canlıların bundan yararlanması, giderek sönümlenmesi sonbahara doğru gitmesi, ilkbahara doğru gelmesi ve bu mevsimsel devri daimin kendisi Hızır’dır. O nedenle biz diyoruz ki “Ya Hızır! Kainat senden var oldu”.

    “HIZIR’IN KENDİSİ HAKK’TIR”

    Hızır’ın kendisi Hakk’tır. Hızır’ın kendisi Şahı Merdan’dır, Hızır’ın kendisi insanın tahayyülünde, aklında, duygusunda tanımlamaya çalıştığı ama tanımlamakta zorladığı bu cümle kainatın bütünüdür. Bizim söylediğimiz sadece yerde, toprakta insanın çevresinde meydana gelen oluşum, meydana gelen dönüşüm, meydana gelen canlanmadır diye ifade edebiliriz. Tabii bunu ifade ederken bir kere daha söyleyelim. Diyelim ki zor günler geçiriyoruz, doğrudur. Ekonomik anlamda zor günler, efendim, siyasi anlamda zor günler, inançsal anlamda zor günler. Her bir yandan kuşatılmış, her bir yandan darda zorda bırakılmışız. Bizim Hızır’ımız var. Bizim erkanımız, ibadetimiz, inancımız, cesaretimiz var. Biz “Ya Hızır” deriz darda zorda kalınca.

    “DARDA KALANLARIN CARINA HIZIR YETİŞE”

    Irkçılığa karşı mücadele ederken de yokluğa, yoksulluğa karşı mücadele ederken de baskıya, zulme karşı mücadele, inkara karşı mücadele ederken de inancımızın, dilimizin, kültürümüzün, tarihimizin inkar edilmesine karşı mücadele ederken de carımıza Hızır yetişe deriz. Bu anlamda yoldaşımızı Hızır bilelim yoldaşımız bizi Hızır bilsin ve biz de o donanımla, o inançla, o bakış açısıyla sorunları çözmeye çalışalım diyelim. Darda, zorda kalanların carına Hızır yetişe. Özgürlük, eşitlik, adalet için mücadele edenlerin canına Hızır yetişe ve bu sürecin bahara evrilmesi, bu sürecin özgürlüğe, eşitliğe, adalete evrilmesi noktasında emeklerimiz, emeklerimiz zayi olmaya, daim Hızır bekleye, gözleye rehberlik ede öncülük ede cesaret vere ya Hızır ya Hızır ya Hızır.”

    PİRHA / ANTALYA

  • PSAKD Adana Şube Başkanı Sevim Alkan oldu!

    PSAKD Adana Şube Başkanı Sevim Alkan oldu!

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adana Şubesi 17. Olağan genel kongresini yaptı.

    PSAKD Adana Şubesi 17. Olağan genel kongresini yaptı. Selman-ı Pak Kültür Merkezinde yapılan kongre Pir Zeynel Kete’nin gülbeng okumasıyla başladı.

    Kongrede birlik ve beraberlik mesajı veren Kete, Xizir ayına dair değerlendirmesinde “Zorluğun, darlığın aşıldığı aydır Xizir. Bu ayda bütün Alevi kurumlarının, yola ikrar vermesi gerekir” dedi.

    “ZAMAN BİRLİK ZAMANIDIR”

    Kongrenin Divan Başkanlığını yapan isim Cuma Erçe oldu. Erçe, “Yüzümüz bahara doğrudur, zaman birlik zamanıdır. Nasıl ki baharla, nevrozla kainat kendini yeniliyor, evren ile ikrarlaşıyorsa, kongrelerin de Alevi toplumunun yeniden ikrarlaşma meydanına dönmesi gerekiyor” dedi.

    Cuma Erçe ayrıca okul öncesi sınıflar için önerilen zorunlu din dersleri hakkında da eleştiri yaparak “Çocuklarımıza zorunlu din derslerinin okutulmasını, Milli Eğitim Şura kararlarını kabul etmiyoruz” dedi.

    “YOLA HİZMET İÇİN ADAYIM”

    Başkan adayı Sevim Alkan, yaptığı konuşmada “Yola hizmet için adayım” diyerek kurumsal olarak kararların rızalıkla alınması, derneklerin iktidar aracı olmaması gerektiğini söyledi. Alkan, “İkrar veriyorum yolu incittiysem, kurulacak meydanda hesap vereceğim” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    Tek liste ile yapılan seçimlerin ardından Sevim Alkan başkanlığı kazanan isim oldu.

    PİRHA/ADANA

  • Ali Ekber Erden: ‘Xızır lokması’ diyerek Diyarbakır’da çocuklarımıza armağanlar verdik-VİDEO

    Ali Ekber Erden: ‘Xızır lokması’ diyerek Diyarbakır’da çocuklarımıza armağanlar verdik-VİDEO

    PİRHA- AABF Hessen bölgesi İnanç Kurulu Başkanı Ali Ekber Erden, “Xızır herkesin yoldaşı, sırdaşı, haldaşıdır” diyerek Diyarbakır’daki okul çağındaki çocuklara ‘Xızır lokması’ niyetiyle temel ihtiyaç malzemesi dağıttıklarını anlattı.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde düzenlenen Hızır cemine katılan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Hessen bölgesi İnanç Kurulu Başkanı Ali Ekber Erden, Diyarbakır’da PİRHA’ya konuştu.

    1976 yılından beri Almanya’da yaşadığını belirten Erden, 2005 yılında Frankfurt’un Friedberg bölgesinde kurdukları cemevinde post dedeliği yaptığını söyledi.

    Almanya’nın Hessen bölgesinde 17 cemevinin olduğunu aktaran Dede Ali Ekber Erden, o cemevlerinin de inanç kurulu başkanlığını yapmakta.

    “XIZIR HER KESİN YOLDAŞIDIR”

    Dede Ali Ekber Erden ile ‘Xızır’ inancına dair konuştuk. Dede Erden, Xızır ayının Alevi toplumu için neden kutsal olduğunu ve geçmişte Xizir ayında yapılan cemlerin detaylarına ilişkin şunları anlattı:

    “Xızır cümlemizin yardımcısı olsun. Xızır, hiçbir canımızı zorda, darda bırakmasın. Ne dileğimiz varsa Bozatlı Xızır, onun beklentisini kabul eylesin. Xızır ayı bizde kutsaldır. Türkiye’de, Anadolu coğrafyasında Xızır, bereketi getirirdi, yeşilliği getirirdi. Xızır, güzelliği, kardeşliği, birlik ve beraberliği getirirdi. Xızır ayında küskünler, dargınlar barışırdı, sevgi vardı, birlik vardı. Ayrıyeten Xızır ayında görgü cemleri yapılırdı.

    Alevilikte müsahiplik vardır. Müsahiplik bizim için çok kutsaldır, çok ağır bir davadır. Görgü cemleri yapılırdı. Müsahipler dar didar olurdu. Pirlerin mürşitlerin huzurunda cemler yapılırdı.

    Xızır her şeyin başıdır. Xızır, herkesin yoldaşı, sırdaşı, haldaşıdır. Gerçekten de Xızır bizim için kutsaldır. Bu ayda da 3 gün oruç tutuldu. Diyarbakır Cemevine mihman oldum. 3 gündür buradayız. Perşembe akşamı Diyarbakır cemevinde Xızır cemi yaptık. Almanya’dan buraya gelmemizin nedenlerinden bir tanesi de buradaki canlarımıza Xızır lokması dağıttık. Okullarda da çocuklarımıza ‘Xızır lokması’ diyerek ayakkabısından ceketine, kırtasiyesinden, çantasına çocuklarımıza armağan ettik. Xızır çocuklarımızın yanında olsun. Onlara zihin açıklığı versin.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    Pir Takmaz’ın evinde Xızır Cemi: Gaxan, Xızır, Howtemal ve Newroz’a sahip çıkmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz, Xızır ayı vesilesiyle hanelerinde cem tuttu, qavut lokmalarını paylaştı. Kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurgulayan Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz bayramlarına sahip çıkılarak var edilmesi çağrısında bulundu.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayları devam ediyor. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur.

    Xızır ayında olduğumuz bugünlerde Aleviler bulundukları her yerde Xızır lokmalarını pay etmeye devam ediyor. Alevi inancında önemli bir yeri olan Xızır ayında lokmalarını hazırlayan Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz hanelerinde cem tutarak lokmalarını paylaştı.

    “HERKES BİRBİRİNİN XIZIRI OLMAK ZORUNDA”

    “Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda” diyen Takmaz, Xızır ayının Aleviler açısından büyük bir heyecan ile devam ettiğine vurguda bulunarak, “Xızır darda olana umuttur, murat isteyene murattır. Ararsan Xızır’ı bulursun, aramaz isen Xızır senden uzaktır. Yeter ki toplumun içerisinde sevgi, muhabbet olsun. Xızır her daim oradadır. Kim neye inanmak istiyorsa inansın, özgürdür. Ama kimse kimseye şekil, kılıf biçmesin. Herkes kendi doğallığı ile var olsun. Herkes birbirinin Xızır’ı olmak zorunda. Darda, zorda olana yetişmek zorunda. Fikirlerin farklı olması zenginliktir. Yolumuz da birdir, ama farklılıkları da zenginliktir. Cemlerde kadın-erkek ayrımı Aleviliğe göre değildir. Bunu kabul etmez” dedi.

    “KIŞ AYLARI ALEVİLER İÇİN İBADET ZAMANIDIR”

    Takmaz, Gaxan ile başlayan Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam eden kış sürecinin Aleviler için ibadet zamanı olduğunu vurguladı. Bu ayların Aleviler içerisinde toplumsallığı, komünaliteyi daha güçlendirdiğini ifade eden Takmaz şunları dile getirdi:

    “Gaxan ile başlayan süreç Xızır, Howtemal, Newroz ve Hıdırellez ile devam ediyordu. 6 Mayıs’tan sonra Aleviler için çalışma, ekin ekme zamanıdır, yani üretime dahil oldukları dönemdir. O dönem yoğunluklu çalışmaktan kaynaklı ibadetler daha az yapılır. Her perşembe, her hafta cem yapılmazdı. Şimdiler de ise bu rutine dönüştü.

    Kış ayı Aleviler için ibadet ayıdır. Çünkü karakıştır ve çalışma imkanları yoktur. İşte Gaxan, Xızır, Howtemal, Newroz gibi ibadetler ve bayramlar bu zamanlarda yapılır. Gaxan’da her evden bir şey toplanır ve durumu iyi olmayana pay edilirdi. Kış geldiğinde herkes birbirinin eksiğini giderirdi. Herkes birbirinin halini bilirdi. Diğeri açta, açıkta kalmazdı. Komünal bir dayanışma vardı. Şimdi bu bayramlar unutuldu, başka bayramlara bel bağlandı. Gaxan’ın, Xızır’ın yerine şimdiler de şeker bayramı kutlanmaya başlandı.

    Alevi inancı doğa ile endeksli bir inançtır. Merkezine doğayı alır. Börtü böcekten, ağaca, kuşa kadar hepsi ile ikrarlıdır. Dersim’de 9 Mart’tan itibaren bıçak, orak gibi kesici aletler kaldırılır, çatıların arasına saklanırdı. 9 Mart’tan itibaren doğa yeniden canlılık kazanmaya başlıyordu. Cemreler düşerek doğa yeşilleniyordu. İşte doğanın yeniden canlılık kazanması için saygı duyuluyor, ona kendisini yeşertebilmesi için şans tanınıyordu. O yüzden derya deniz olan inancımız içerisinde olan Xızır’ı var etmek, onu çocuklarımıza anlatmak zorundayız.”

    Çerağlar uyandırılan cemde, Pir Hamza Takmaz ve Hatun Takmaz söylediği nefesler sonrası semah dönüldü. Herkesin getirdiği lokmalar sonrasında ise geçen haftadan hazırlanan Xızır Qavutu lokması ve niyazlar gülbengler ile pay edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Diyarbakır’da Hızır Ceminde ‘Can olmasını bilelim, yan yana olalım’ mesajı-VİDEO

    Diyarbakır’da Hızır Ceminde ‘Can olmasını bilelim, yan yana olalım’ mesajı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Hızır Cemi yapılırken, lokmalar pay edildi. Hızır ayına ilişkin konuşan Dede Karkın Ocağı’ndan Musa Karkın, “Nerede darda zorda kalana yardım eden olursa biz onu Hızır biliriz” dedi.

    Almanya’da faaliyet yürüten Hızır Vakfı’nın katılımıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Hızır Cemi yapıldı.

    Dede Karkın Ocağı’ndan Musa Karkın‘ın gülbengiyle Hızır lokması pay edilmeye başlanırken, Almanya’da yaşayan ve Hızır Vakfı kurucu Başkanı Murat Durmaz ile Şah Ahmet Yesevi Ocağı’ndan Ali Ekber Erden de katıldı.

    Hızır Cemi, Şah Ahmet Yesevi Ocağı’ndan Ali Ekber Erden dedenin gülbeng okumasıyla başladı. Dede Karkın Ocağı’ndan Musa Karkın dedenin yürüttüğü cemde zakirliği ise Halil İbrahim Erkul yaptı.

    “CANA YETİŞEN KİM İSE HIZIR ODUR”

    Hızır ayına ilişkin konuşan Musa Karkın dede şunları söyledi:

    “Canlar; Hızır, cana yetişen kim ise Hızır odur. Hızırın, Hakk tarafından büyük bir yetkiye sahip olduğu açıklanmaktadır ki Hızır, hem nebidir hem velidir. Olacakları önceden bilebilecek bir yeteneğe sahip olduğu açıklanır. Biz bunu nerede darda, zorda kalana yardım eden olursa biz onu o şekilde Hızır biliriz. Diğer deyimlere rivayetlere göre Hızır ve İlyas’ın mevsim değişikliğinde bir araya geldikleri anlatılır ki Hızır karada, İlyas denizde darda, zorda kalanları imdadına yetişir.”

    “HIZIR, SEVGİDİR, BARIŞTIR, YOLDAŞLIKTIR”

    Ali Ekber Erden dede ise şöyle konuştu:

    “Bizim inancımızda kapı çok kutsaldır. Üst eşik kimdir.  Hz. Muhammed Mustafa’dır. Kapıdan Şah-ı Merdan Ali’den rızalık alarak içeri girdik. Şu kapıdan içeri girdiğimizde bizde dini, dili, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun insan olmak çok önemlidir. Bizler Alevi toplumu olarak kendi cemevlerimizde ibadetlerimizi can cana, cemal cemale yapıyoruz. Niye? Çünkü Hakk’ın nuru insanoğlunda tecelli etmiştir.

    İnsanoğlu ne varsa kendinde arasın. Yerde gökte hiçbir şey sabit değildir. İnsan birbirinin kalbindedir. Her şey burada gizlidir. Bizler can olursak, bizler bir olursak, bizler diri olursak hiçbir şeyden mahrum kalmayız, her şeyi başarırız. Yeter ki can olalım. Can olmasını bilelim. Yan yana olalım. Omuz omuza olalım, omuz omuza mücadele edelim. Dedim ya buradan girdikten sonra Ali Ekber dede pirdir, buraya cumhurbaşkanı gelmiş, başbakan gelmiş fark etmiyor, insan olarak gelecek buraya. Burada makam yok, burada can vardır. Hızır nedir? Hızır sevgidir, Hızır barıştır, berekettir, kardeşliktir, yoldaşlıktır, candır. Can olmasını bilelim.”

    PİRHA/DİYARBAKIR