PİRHA- Hozat Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve ozanı Cumhuriyet Meydanı’nda düzenledikleri basın açıklamasıyla andı. Anmada, katliamın gerçek sorumlularının yargılanması ve Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi çağrısı yapıldı.
Cumhuriyet Meydanı’nda saat 17.00’de bir araya gelen yurttaşlar, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak adalet taleplerini dile getirdi.
Platform adına basın açıklamasını Hozat İttifakı İl Genel Meclisi Üyesi İnan Yılmaz okudu.
“KATLİAMIN GERÇEK SORUMLULARI HESAP VERMELİ”
Açıklamada, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan katliamın yalnızca geçmişte kalmış bir insanlık suçu olmadığı belirtilerek, aradan geçen 33 yıla rağmen gerçek sorumluların tam anlamıyla yargı önüne çıkarılmamasının toplumsal vicdanda derin bir yara olarak varlığını sürdürdüğü ifade edildi.
Dönemin siyasi sorumluları başta olmak üzere katliamda ihmali ve sorumluluğu bulunan herkesin tarih ve toplum vicdanı önünde hesap vermesi gerektiği vurgulanan açıklamada, cezasızlık politikalarının benzer acıların yaşanmasının önünü açtığı kaydedildi.
“MADIMAK UTANÇ MÜZESİ’NE DÖNÜŞTÜRÜLSÜN”
Açıklamada, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi‘ne dönüştürülmesi çağrısı yinelenirken, Alevilere yönelik ayrımcılığı, nefret söylemini ve baskıcı politikaları besleyen uygulamalara son verilmesi istendi.
Platform, eşit yurttaşlık, laiklik, demokrasi ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.
Basın açıklamasının ardından Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına mumlar yakıldı. Anma, katılımcıların hep birlikte “Sivas’ı unutmadık, unutturmayacağız” sloganını atmasıyla sona erdi.
PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında aracında göğsünden vurulmuş halde ölü bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in anne ve babası adalet çağrısında bulunarak, “Oğlum 9 sene önce silah ile vurulmuş. Oğlumun katilleri daha yakalanmamış. Oğlumun katillerinin bir an önce yakalanmasını istiyorum” dediler.
Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında aracında göğsünden vurulmuş halde ölü bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in şüpheli ölümü, aradan geçen 9 yıla rağmen aydınlatılmadı.
“ADALET İSTİYORUM”
Onur Sefer’in annesi Sultan Sefer ve babası Süleyman Sefer, çocuklarının intihar etmediğini vurgulayarak, katillerin bulunmasını istedi.
KIZ ARKADAŞINA DİKKAT ÇEKTİ
Anne Sultan Sefer, Onur’un kız arkadaşına dikkat çekerek, “Çocuğumuz sabah kalktı, kızın yanına gitti ve bir daha gelmedi. Kız yaptı. Korkudan söylemiyorlar” iddasında bulundu.
“ONUR’U ÖLDÜRDÜLER”
Onur Sefer’in öldürülmeden bir gün önce arkadaşları olduğunu söyleyen bir kaç kişinin evlerine geldiğini ve Onur’u sorduğunu belirten anne Sultan Sefer, o günü şöyle anlattı:
“Onlar gitti. Şüphelendim. Arkalarından gittim. ‘Korkma, bir şey yok,’ dediler. Akşam Onur geldi. Sordum: “Gelip, gitsinler. Bir şey olmaz,” dedi. Sonra oğlum intihar etmiş dediler.
Onur’u öldürüp, tüfeği yanına koymuşlar. Bir ayakkabı ayağında yokmuş. Gidenler görmüşler. Çocuğun ayakkabısı bir tane yokmuş.
Bizi çürüttüler. Ne oldu? Biz kime ne yaptık? Zor bir acı. Öyle kolay değil. En sevgili çocuğumuzdu.”
“ÇOCUĞUMA SAHİP ÇIKIN”
Çocuğunun cinayetinin üzerinden 9 yıl geçtiğini, ancak dosyada bir ilerleme olmadığının altını çizen anne Sultan Sefer, “Ne gecemiz var, ne gündüzümüz” diyerek kamuoyunu Onur Sefer dosyasına sahip çıkmaya çağırdı: “Siz sahip çıkın. Ne olur? Siz sahip çıkın.”
“KATİLLERİ BULUN”
Baba Süleyman Sefer de, oğlunun katillerinin bir an önce bulunmasını istedi. Baba Süleyman Sefer, “Oğlum toprağın altında çürüdü, katilleri ise dışarıda volta atıyorlar. Katillerin bir an önce yakalanmasını istiyorum.Adalet istiyorum” diye konuştu.
PİRHA-Hozat’ın Samuşî (Boydaş) köyü Dağ Mezrası’nda yaşayan atanması yapılmayan Tarih Öğretmeni Bilal Bulut, zorunlu göçün yarattığı izleri anlattı. Köy boşaltmaları sonrası insanların zor koşullarda yaşama tutunduğunu belirten Bulut. “İnsan doğduğu yere aittir. O yerlerden koparıldık. Şimdi de bin bir zorlukla doğduğumuz topraklara tutunmaya çalışıyoruz” dedi.
1990’lı yıllarda ‘güvenlik’ gerekçesiyle Kürt coğrafyasında yaklaşık 4 bine yakın köy ve mezra boşaltıldı ve yakıldı. İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Diyarbakır Barosu gibi kurumların verilerine göre bu süreçte 3 milyonu aşkın insan zorunlu göçe tabi tutuldu.
Resmi verilere göre ise 1990’lı yıllarda Dersim genelinde 183 köy ve 823 mezra boşaltıldı. Bu zorunlu göçler sonucunda toplam 41 bin 939 yurttaş yerlerinden edilirken, bölgede ciddi bir demografik ve toplumsal değişim yaşandı.
Hozat’ın Samuşî (Boydaş) köyü Dağ Mezrası’nda yaşayan atanması yapılmayan Tarih Öğretmeni Bilal Bulut, zorunlu göçün yarattığı izleri anlattı.
“CANIMIZI ZOR KURTARDIK”
1994 Eylül’den itibaren özellikle Batı Dersim’in (Ovacık, Hozat, Çemişgezek) içinde yer olan köylerin, mezraların boşaltıldığını hatırlatan Bulut, o dönemi şöyle anlattı:
“Bütün buralar boşaltıldı. İnsanlar yurtlarını terk etmek zorunda bırakıldı. Neyi var neyi yok geride bıraktı. Satılan satıldı, satılmayan heba oldu. Dolayısıyla insanların yalnızca canını kurtarma peşine düştüler. Artık o giden malın, giden emeğinin peşine düşmediler. Yurttaşlar yalnızca canını kurtardılar.
Dolayısıyla göçler ilk önce Hozat merkeze yapıldı. İmkanı olanlarda batı metropollerine gitti. Kim nerede imkanı varsa barınabilecek, yakın akrabası varsa oralara sığındı. Büyük zorluklar, büyük sıkıntılar yaşandı.”
ZORUNLU GÖÇÜN ETKİLERİ!
Köylerinde hayvancılık ve tarımla yaşamını idame ettiren yurttaşların, zorunlu göç sonrası gittikleri yerlerde zor koşullarda, düşük ücretle çalışmak zorunda kaldığını belirten Bulut, on yıllık bir süreçte insanların çok kahırlı ve çileli bir şekilde, bodrum katlarda, rutubetli yerlerde, gecekondularda yaşam mücadelesi verdiğini söyledi.
“YAŞAMA KARIŞMAK SADECE İŞE GİDİP GELMEKLE OLMUYOR”
Köyle kent arasındaki kültür farkına dikkat çeken Bulut, “Buradaki insan belli bir yaşa gelmiştir. Oradaki o kültüre adaptasyonu, eğitimi de hesaba katarsak çok zordur. Yani ona adaptasyon sağlaması için yaşama karışması lazım. Yaşama karışmak da sadece işe gidip gelmekle olmuyor. Kafede oturma, sinemaya, tiyatroya gitme, bütün bu imkanlardan yararlanabilirsen ancak o zaman adaptasyon sağlanabilir” diye belirtti.
“İNSAN DOĞDUĞU YERE AİTTİR”
Köydeki yaşamın içinde büyüyen insanların köy ile kurduğu ilişkinin yüksek olduğunun altını çizen Bulut, sözlerine şöyle devam etti:
“16-17 yaşına kadar burada zaten büyümüşüm. Emek vermişim. Her taşını, her karış toprağını gezmişim. Çobanlık yapmışım, ot biçmişim, ekim biçmişim. Ciddi bir emeğim vardır. Dolayısıyla doğup büyüdüğüm yer burası. Aidiyetim de doğal olarak buraya ait. Yani geçmiş olsa dahi o aidiyet falan hiç bitmedi ve kopmadı, kopmaz da zaten. İnsan doğduğu yere aittir. Yani insan birebir hissetmişse, yaşamışsa, görmüşse, emek vermişse o emek, o aidiyet bitmez, unutulmaz da.
Atadan kalan topraklar var. Onların ciddi bir emeği var. Hakikaten yokluklar, imkansızlıklar içerisinde ciddi bir emek vererek bir şeyler ortaya çıkartmışlar. Ona tanıklık etmişsin ve bu harap olmuş. İçinde bir özlemdir, bir ukdedir. Yeniden bunu ayağa kaldırma, onların anısına, emeğine, hatırasına saygı namına yeniden ayağa kaldırma noktasında bir şey var içinde, bir ukde var.”
“BEN BU İŞE NİYE GİRİŞTİM?”
Geri dönüşlerin sağlanmasının ekonomik olanaklarla da bağlantılı olduğunu vurgulayan Bilal Bulut, yaşadıkları sıkıntılara dikkat çekti.
Köylerde, mezralarda alt ve üst yapı sorunların varlığına işaret eden Bulut, “Mesela ben geldim burada birşeyler yaptım. Belirsizlik içindeyim; elektrik gelir mi? su gelir mi? Ben bu işe niye giriştim? Hakikaten insan bazen bu noktaya geliyor. Çünkü zorluyor insanı” dedi.
“DİL EĞİTİMLE AYAKTA KALIR”
Ana dili ve inancın kentlerde kaybolmayla karşı karşıya kaldığını ifade eden Bulut, “İlçe merkezlerinde, köylerde kalanlar biliyor. Ama metropollere göç edenlerde bu kültür ve inanç artık kayboldu desek yeridir. Bu açık bir şeydir. Bir dil eğitimle ayakta kalır” ifadelerine yer verdi.
“NEREDE OLURSA OLSUN BİR DAĞ GÖRMEK İSTİYORUZ”
Bilal Bulut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dağda doğup büyüdüğümüz için biz dağ insanıyız. Şöyle ki biz başımızı kaldırıp ufukta baktığımız zaman bulunduğumuz yer nerede olursa olsun bir dağ görmek istiyoruz. Ya ufka baktığın zaman bir dağ veriyorsan mutlu oluyorsun.
Bir de bu sessizlik ile doğa ve yeşillik o betonların, o kaldırılımların, o asfaltların içerisine gelince hani bir vaha gibi derler ya hakikaten öyle bir duygu insanda uyandırıyor. Öyle bir şey yaşamıştım. Tabii onun hüzünü, onun tekrar zihinsel olarak geçmişe dönük bir yolculuğu o başka bir şeydir. O insanın içsel yaşamıdır. İçsel bir duygusudur.”
PİRHA- Kurban Bayramı için memleket yoluna düşenleri bu kez ne trafik kontrolü ne de bayramlaşma kuyruğu karşıladı. Hozat yolunda ortaya çıkan dağ keçileri, adeta “Hoş geldiniz, bayramınız kutlu olsun” dercesine sürücülere eşlik etti.
Dersim’in simgelerinden olan dağ keçileri, bayram arifesinde Hozat kara yoluna kadar indi. Yol kenarında sakin sakin dolaşan keçiler, araçlarından inip onları görüntüleyen yurttaşların ilgi odağı oldu. Kimi sürücüler araçlarını yavaşlatırken, kimi de “Bayram komitesi göreve başlamış” diyerek bu anları cep telefonlarıyla kaydetti.
Her bayram olduğu gibi bu yıl da yüzlerce kişi memleket hasretiyle Dersim yollarına düşerken, bölgenin kadim sakinleri olan dağ keçileri de sanki bayram karşılamasına çıktı. Uzun süre yol kenarında kalan keçiler, meraklı bakışlar arasında daha sonra yeniden dağların serin yamaçlarına çekildi.
Dersim’de yalnızca bir yaban hayvanı olarak görülmeyen dağ keçileri, inanç ve kültürde özel bir yere sahip. Bu nedenle yurttaşlar için onları görmek sıradan bir doğa olayı değil; aynı zamanda doğayla kurulan bağın, bereketin ve yaşamın bir işareti olarak kabul ediliyor.
Son yıllarda maden projeleri ve ekolojik tahribat tartışmalarıyla gündeme gelen Dersim’de, dağ keçilerinin özgürce dolaşabildiği bu görüntüler birçok kişiye umut verdi. Bayram telaşı içinde karşılarına çıkan keçileri izleyen yurttaşlar, “Bayramın ilk ziyaretçileri onlar oldu” yorumunu yaptı.
Hozat yolunda yaşanan bu kısa karşılaşma, bayramın sadece insanlar arasında değil, doğayla da bir buluşma olduğunu hatırlattı. Çünkü Dersim’de bazen bayramlaşmaya ilk gelen komşular değil, dağların sessiz sahipleri oluyor.
PİRHA- Hozat’ta çıkan bir olayda polis müdahalesi sonrası 8 kişi gözaltına alındı. Olay yerinden biber gazı sıkıp, havaya ateş açan polis 8 kişiyi gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilen 8 kişiden 5’i serbest bırakılırken, 3 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
12 Aralık akşam saatlerinde aile arasında yaşanan kavgadan dolayı bir kişi, yaralanması sonucu Hozat Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Olayı haber alan aile fertlerinin hastahaneye gitmesi sonrasında polis müdahalesi yaşandı. Güvenlik güçleri yakınlarını görmek isteyenlere izin vermeyince hastane içinde arbede yaşandı.
Kavgayı duyup haber alan ilçe halkı, yaşanan olayları durdurmak ve kavgayı ayırmak üzere hastahanenin bahçesine gitti. Polis kavgayı ayırmak isteyenlere de biber gazı sıkarak, havaya ateş açtı.
Müdahalenin ardından 8 kişi ters kelepçelenerek gözaltına alındı. Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre polis 8 kişiyi darp edip, gözaltına aldı.
Adliyeye sevk edilen 8 kişiden 3’ü tutuklanırken, 5 kişi ise serbest bırakıldı.
PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların 3 Mayıs 2024 tarihinde Hozat Kaymakamlığı emriyle polis tarafından yerinden sökülmesini Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan ve Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak’ın Hozat Belediye Başkanlığı döneminde yapılan Dersim 38 Duvarı’ndaki fotoğraflar 3 Mayıs 2024 tarihinde Hozat Kaymakamlığı’nın emriyle polis tarafından yerinden sökülmüştü.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların yerinden sökülmesini Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
38 Bellek Duvarı’nın Dersim 1938’de yaşanan acıların hatırlanması, toplumsal hafızanın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla yapılmış bir kamusal hafıza alanı niteliği taşıdığını belirten Ayten Kordu, “Hozat Kaymakamlığı tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin bu bellek duvarı kaldırılmıştır. Söz konusu uygulama, kamuoyunda tepkiye neden olmuş, hafıza mekânının neden ve hangi yasal dayanakla kaldırıldığı konusunda ciddi soru işaretleri doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011 tarihinde yaptığı açıklamada “Dersim’de yaşanan acıları devlet adına kabul ettiğini ve özür dilediğini” beyan etmiştir. Bu beyan, devletin Dersim 38’e ilişkin yüzleşme iradesinin önemli bir adımı olarak değerlendirilmiştir. Bu anlamda toplumsal hafızayı görünür kılan mekânlar, geçmişle yüzleşmenin ve demokratik bir toplumda gerçek bir toplumsal barışın inşasının vazgeçilmez unsurlarıdır; bu alanların korunması devletin sorumluluğudur. Bu kapsamda, toplumsal hafızaya yönelik bir alanın gerekçesiz şekilde kaldırılması hem kamu idaresi açısından açıklama gerektirmekte hem de devletin geçmişle yüzleşme politikasının tutarlılığı bağlamında soru işaretleri yaratmaktadır” dedi.
“HOZAT KAYMAKAMLIĞI’NIN RESMİ GEREKÇESİ NEDİR?”
Ayten Kordu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:
-38 Bellek Duvarı’nın 4 Mayıs 2024 tarihinde kaldırılmasına ilişkin Hozat Kaymakamlığı’nın resmi gerekçesi nedir?
-Bu işlem için herhangi bir hukuki, idari veya güvenlik temelli rapor, talimat veya karar hazırlanmış mıdır? Hazırlandıysa kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?
-Kamusal alanlarda gerçekleştirilen bu tür müdahalelerin yerel halkın katılımı ve görüşü alınmadan yapılması, idari şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişmektedir. Bu doğrultuda, bellek duvarının kaldırılmasına ilişkin karar sürecinde hangi kamu kurumları veya kişilerle istişare yapılmıştır?
-Bellek duvarının kaldırılması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim 38’e ilişkin özür beyanıyla çelişmiyor mu? Bu konuda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?
-Kaldırılan bellek duvarının yerine veya başka bir alana yeniden bir hafıza mekânı oluşturulmasına yönelik bir planlama yapılacak mıdır?
-Yerel halkın, sivil toplum örgütlerinin veya ilgili kurumların görüşleri alınmadan hafıza alanının kaldırılması idari usullere uygun mudur?
-Bellek duvarına ait materyaller, yazıtlar ve fotoğraflar şu anda nerede muhafaza edilmektedir? Bunların zarar görmemesi için hangi önlemler alınmıştır?
PİRHA – Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri adalet mücadelesinin 1077’nci haftasında bir kez daha Galatasaray Meydanı’ndaydı. Bu hafta açıklamanın odağında, 1994 yılında Dersim’in Hozat ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Nazım Gülmez vardı.
Kayıpların fotoğrafları ve karanfillerle meydana gelen Cumartesi Anneleri, “Nazım Gülmez için adalet” çağrısını yineledi. Basın metnini İHD üyesi Ümit Tekay Dişli okudu.
“61 YAŞINDAYDI TARIM VE HAYVANCILIKLA GEÇİNİYORDU”
Dişli, 61 yaşındaki ve 9 çocuk babası olan Nazım Gülmez’in Hozat’ın Taşıtlı köyünde yaşadığını, çevresinde sevilen bir kişi olduğunu belirtti. 14 Ekim 1994’te Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerlerin köye girdiğini anlatan Dişli, şu bilgileri paylaştı:
“Askerler, operasyon bölgesinde kılavuzluk yapması için sabah saatlerinde Nazım Gülmez’i evinden aldı. Gülmez’le birlikte üç köylü daha götürüldü. Daha sonra üç kişi serbest bırakıldı ancak Gülmez’den bir daha haber alınamadı. Askeri yetkililer, Gülmez’in Tunceli merkeze bırakıldığını söyledi fakat ailesi bu iddianın doğru olmadığını belirtti.”
Nazım Gülmez’in eşi Garip Gülmez’in, “Eşim okuma yazması olan biridir, yolunu bulur ve eve dönerdi” diyerek yaptığı itirazların yanıtsız kaldığı aktarıldı.
SÜRÜMCEMEDE BIRAKILAN SORUŞTURMA
Ümit Tekay Dişli, ailenin yaptığı tüm başvurulara rağmen dosyada hiçbir ilerleme sağlanmadığını vurguladı:
“Soruşturma dosyası yıllarca Hozat Savcılığı, Elazığ Askeri Savcılığı ve Malatya DGM Savcılığı arasında gidip geldi. Etkin bir araştırma yürütülmedi. 31 yıldır Nazım Gülmez’in akıbeti karanlıkta bırakıldı, failler cezasızlıkla korundu.”
Dişli, tüm kayıplar için adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek devletin evrensel hukuk ilkelerine uyması gerektiğini hatırlattı.
Açıklama, her hafta olduğu gibi Galatasaray Meydanı’na bırakılan karanfillerle sona erdi.
PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinin Tavukî (Kardelen) köyündeki yurttaşlar, 2024 yılının Haziran ayında kültür evi yapımına başladı ancak inşaatı tamamlamak için kamuoyundan destek bekliyor. Kültür evinin köylüler arasında sürekli konuşulan ve bir eksiklik olarak hissedilen bir ihtiyaç olduğunu belirten Tavuki köyü Muhtarı Burhan Yıldız, “İnşaatımız şu anda yarım kalmış durumda o yüzden iş insanları ve sanatçılardan duyarlı olup bize hem maddi hem de manevi olarak destek olmalarını bekliyoruz” dedi.
Dersim’in Hozat ilçesinin Tavukî (Kardelen) köyündeki yurttaşlar, 2024 yılının Haziran ayında kültür evi yapımına başladı. Köylüler kendi çabalarıyla kültür evinin kaba inşaatının bir kısmını bitirdi ancak geri kalan kısmını da tamamlamak için kamuoyundan destek bekliyor.
Tavukî köyü muhtarı Burhan Yıldız, kültür evinin yapılma nedenlerini ve taleplerini PİRHA’ya anlattı.
“KÖYLÜLERİMİZİN DESTEĞİYLE KABA İNŞAATIN BİR KISMINI BİTİRDİK”
Kültür evinin köylüler arasında sürekli konuşulan ve bir eksiklik olarak hissedilen bir ihtiyaç olduğunu belirten Burhan Yıldız, “Son zamanlarda köylüler tarafından ortak kullanım alanının yokluğu daha fazla dillendirilmeye başlandı. Bu konuda çözüm üretmek istedik ve hem Türkiye hem de yurtdışında bulunan köylülerimizle fikir alışverişinde bulunduk. Kültür evinin yapılması hem ihtiyacın karşılanması hem de bizden sonra gelecek insanların da kullanabileceği bir alanı yaratmak için böyle bir adım attık. Kültür evinin yapımına 2024 yılının Haziran ayında başladık. Köylülerimizin verdikleri desteklerle kaba inşaatın bir kısmını bitirdik. Köyümüzde cenaze ve düğün yemekleri ile dışarıdan gelen misafirlerimizi ağırlayacağımız misafirhanemizin olacağı bir imkân yaratmak istedik” dedi.
Kültür evi yapmalarının bir başka amacının da insanların arasındaki iletişim kopukluğunu ortadan kaldırmak olduğunu ifade eden Burhan Yıldız, “Kültür evini yaparken sadece özel günlerde kullanmak yerine yılın belli dönemlerinde burada gelenekselleşen festival gibi kültürel faaliyetleri de hayata geçirmek istiyoruz. İnsanlar arasında iletişim kopukluğu, kendi değerlerinden uzaklaşma ve kendi tarihine yabancılaşma söz konusu. Biz de kültür evini yaparken kaybolan değerleri tekrar canlandırmak için sembolik bir yapı haline getirmeyi düşünüyoruz” diye belirtti.
“İŞ İNSANLARI VE SANATÇILARDAN DESTEK BEKLİYORUZ”
Kültür evinin yapımının bitmesi için iş insanları ve sanatçılardan destek beklediklerini vurgulayan Yıldız, “Yapılacak kültür evi sadece Tavukî köyünün faydasına olmayacak. Bize yakın birçok köyde kültür evinden faydalanabilir. İnşallah yaptığımız kültür evi her köye örnek olur ve zaman içerisinde yaygınlaşır. Tabi ki diğer köylerinde böyle bir düşüncesi olursa biz de imkânlarımız dahilinde onlara destek oluruz. İnşaatımız şu anda yarım kalmış durumda o yüzden iş insanları ve sanatçılardan duyarlı olup bize hem maddi hem de manevi olarak destek olmalarını bekliyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de Hozat Toplumsal Dayanışma ve Mücadele Komisyonu, gençliği hedef alan uyuşturucu ve madde bağımlılığına karşı çalışmalarını sürdürüyor. Komisyon, köy ve mahalle çalışmalarının ardından bildiri dağıtımı ve afiş çalışması yaptı.
Dersim’in Hozat ilçesinde “Gençlik Bizim, Gelecek Bizim” şiarıyla kurulan Hozat Toplumsal Dayanışma ve Mücadele Komisyonu, uyuşturucu ve madde bağımlılığına karşı yürüttüğü çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor.
Demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin içinde yer aldığı komisyon üyeleri köy ve mahalle çalışmalarının ardından bugün de Hozat merkezde bildiri dağıtımı ve afiş çalışması yaptı.
Hozat’ın her köşesinde uyuşturucuya ve yozlaşmaya karşı mücadele ateşini harlayacaklarını vurgulayan komisyon, halkı bu onurlu direnişe omuz vermeye davet etti.
PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinde ‘Edebiyat ve Barış’ konulu panel düzenlendi. Barışın insanlığın en büyük değer arayışı ve kavgası olduğunu vurgulayan Yazar Ergin Doğru, “Biz savaşın yıkıcılığını da edebiyat sanat üzerinde gördük. Barışın niteliğinin tartışıldığı bir noktada araya amalar girdiği noktada barışı gerçekleştirebilmek çok mümkün değildir. Barış amasız, fakatsız bir duruş ve mücadele gerçekliği ister” dedi.
Dersim Araştırmaları Merkezi tarafından Dersim’in Hozat ilçesinde Hasan Saltık Kültür Merkezi’nde ‘Edebiyat ve Barış’ konulu panel düzenlendi. Panele Yazar Ergin Doğru, Şair Özgün Enver Bulut ve Şair Şenel Gökçe konuşmacı olarak katıldı. Panele DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Panelden önce Dersim Araştırmaları Merkezi Yöneticisi Selman Yeşilgöz, açılış konuşması yaptı.
“BARIŞ, ÖTEKİLEŞTİRMEDEN BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜDÜR”
İlk olarak söz alan Şair Şenel Gökçe, konuşmasında şunları ifade etti:
“Biz edebiyatçılar, savaşın vahşetini durdurmak için barışın, güzelliğin ve insanların bir arada yaşamasını besleyen o hikayeleri çoğaltmamız gerekiyor. Eğer biz insana dokunmazsak, onun hikayesini gelecek kuşaklara aktaramazsak maalesef savaşlar devam edecektir. Barış ötekileştirmeden bir arada yaşama kültürüdür. Onlar yerine biz demediğimiz sürece egemen güçlerin ekmeğine yağ sürmüş olacağız. Biz kavramına alışmak zorundayız ve öteki kavramını reddetmeliyiz. Eğer biz demesek öteki ve düşmanca tavırdan söz etmiş olacağız.”
“ARKAMIZDA ONURSAL BİR ŞEY BIRAKMAK İÇİN SAVAŞA HAYIR DİYORUZ”
Arkamızda vicdani ve onursal bir şey bırakmak için savaşa hayır dediklerini belirten Şair Özgün Enver Bulut, “Selahattin Hilav’ın ‘Entelektüeller ve eylem’ kitabında aydınların nasıl bir eylemsellik halinde olması gerektiğinden bahseder ve Bernard Russell ile Jean-Paul Sartre’yi örnek verir. Bernard Russell Vietnam Savaşına karşı çıktığı için savaşa hayır dediği için ABD’li yöneticiler kendisini üniversiteden atarlar. Jean-Paul Sartre ise savaşa hayır dediği için kendisine verilen Nobel Edebiyat ödülünü reddeder. Yine Edward W. Said gidip İsrail-Filistin sınırında İsraillilere taş atacak kadar onurlu davranır. Ama bir başka entelektüel John Steinbeck ise Vietnam Savaşı’na bir gazeteci olarak katılır. Vietnam Savaşı’nda helikopterle gezdirilir ve ABD emperyalizmini masum olarak anlatır. John Steinbeck ile Bertrand Russell’ın tavrı birbirine tezat” dedi.
“SAVAŞIN YIKICILIĞINI EDEBİYAT ÜZERİNDE GÖRDÜK”
Barışın insanlığın en büyük değer arayışı ve kavgası olduğunu vurgulayan Yazar Ergin Doğru, “Bu coğrafya çok büyük acılar çekti. Çektiğimiz bu acıların karşılığında eşit, özgür bir geleceği yeniden inşa edebilme noktasında barış sihirli bir sözcük olarak her zaman gündemimizde, yüreğimizde ve dilimizdeydi. Bütün dünyada olduğu gibi bu coğrafyada da barış sonsuza kadar kalıcılaştırılacak bir kavram olarak var edilmeli, yaşatılmalıdır. Çünkü biz savaş gerçekliğini iliklerimize kadar yaşadık. Savaş yıkım, acı, yoksulluk ve sürgün demek. Şimdi bunların olmaması için karşısına koyacağımız şeyse elbette barış oluyor. Ama savaş barış diyalekliği tarih boyunca akan bir gerçeklik olarak yaşamına karşısında yer edinirken edebiyatın da sanatın da en temel konusu olarak hep var ola gelmiştir. Biz savaşın yıkıcılığını da edebiyat sanat üzerinde gördük. En güzel barış şiirlerini, en güzel barış şarkılarını da yine sanatın gücüyle yüreklerimizde hissettik. Elbette bu ülkede barışın bir ihtiyaç olduğunu ve bir gereklilik olduğu noktasında hepimiz hemfikiriz. Barışın niteliğinin tartışıldığı bir noktada araya amalar girdiği noktada barışı gerçekleştirebilmek çok mümkün değildir. Barış amasız, fakatsız bir duruş ve mücadele gerçekliği ister. Barışı gerçekleştirebilmek kesintisiz bir mücadelenin sürdürülebilmesiyle mümkündür” diye konuştu.
“SAVAŞ SÜRECİNDE SANATÇILAR EN FAZLA BEDELİ ÖDEYENLER OLMUŞTUR”
Panelistlerin ardından söz alan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da konuşmasında şunları ifade etti:
“Savaş sürecinin topraklarımızda yarattığı çok ciddi tahribatlar var. Coğrafyamızda pek çok yazar ve şair var. Bu çok önemli ama halen sanatımız tamamlanmamış. Çünkü bu inkârcı zihniyetin, faşizmin bizim dilimize de ket vurduğu, edebiyatta daha cesaretli davranmamızın da önüne geçtiği bir şeyi yaşattı bize. Savaş süreçlerinde sanatçılar belki de en fazla bedeli ödeyenler olmuştur. Topraklarımızda barış inşa edilmeye çalışılıyor ancak barış mücadelesi gerçekten zorlu bir mücadeledir. Onun için barış ancak şiddeti doğuran sebeplerin ortadan kalkmasıyla gerçekleşebilecek bir şeydir.”
Konuşmaların ardından sanatçılar Hüseyin Hışım ve Ali İhsan Doğan’ın müzik dinletisiyle sona erdi.
PİRHA- Hozat Belediyesi öncülüğünde düzenlenen halk toplantısında, Hozat’ta yaşanan sorunlar ele alınırken gençler arasında giderek artan alkol ve madde bağımlılığına ilişkin çözüm yolları tartışıldı.
Hozat Belediyesi öncülüğünde düzenlenen halk toplantısına demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere çok sayıda yurttaş katıldı.
Hasan Saltık Kültür Merkezi’nde yapılan toplantıda Hozat’ın genel sorunları ele alındığı gibi son dönemde gençler arasında giderek artan alkol ve madde bağımlılığı ve çözüm yolları tartışıldı.
MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE İÇİN KOMİSYON KURULACAK
Toplantıda bir toplumu yok etmenin yegâne yönteminin alkol, uyuşturucu ve ahlaki yozlaşma olduğunu söyleyen Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya “Çocuklarımıza sahip çıkacağız. Bu durumda olan çocukları tedavi etmek için kurumlar ile görüştük. Bizim amacımız gençlerimizi kurtarmak. Artık bu durumun önüne geçmek istiyoruz, böylesi bir süreçte herkesin bizimle olmasını ve bizimle yol yürümesini bekliyoruz” dedi.
Toplantı; uzman kişilerin, siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin öneri ve görüşleriyle son buldu. Ayrıca toplantıda, madde bağımlılığı ile mücadelede demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlardan oluşan bir komisyonunun kurulması kararlaştırıldığı gibi uyuşturucu ve yozlaşmayla mücadelede sosyal, siyasal ve kültürel adımlar atılacağı söylendi.
PİRHA- Sekasur’da pomza madeni ve kum ocağına karşı başlatılan nöbet eylemini, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avusturya Alevi İnanç Toplumu ziyaret ederek desteklerini ifade ettiler.
Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Bargini köyü ile Pertek ilçesine bağlı Zeve, Orcan ve Desiman köylerinde, 2 bin 200 dönümlük alanda kurulmak istenen pomza ve kum ocağına karşı başlatılan çadır nöbeti devam ediyor.
Ağuçan ve Üryan Xızır ocaklarının tam ortasında yer alan alana maden ocağı yapılmak istenmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.
“BU COĞRAFYANIN ÇOCUKLARI OLARAK TOPRAKLARIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Avusturya Alevi İnanç Toplumu (ALEVI) İnanç Kurulu üyesi Serdar Yıldız çadır nöbetini ziyaret ederek, “Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu’nun direniş çadırındayız. Bu bölgede doğa katliamına giden bir süreç var. Bu süreci durdurabilmek adına buradaki canlarımız canla başla mücadele ediyor. Bizler de yanlarında olduğumuzu belirtmek için buraya geldik. Bu coğrafyanın çocukları olarak topraklarımıza sahip çıkacağız. Doğa katliamının yaşandığı bütün yerlerde, bütün direnişlere destek olun. Özellikle Alevi kurumları gelsinler desteklerini versinler” diye konuştu.
“İNANCINA VE KUTSALINA SAHİP ÇIKMAK BU TOPLUMUN EN ÖNEMLİ GÖREVİDİR”
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Disiplin Kurulu Başkanı Ali Rıza Yıldız ise şunları kaydetti:
“İki türbemizin arasında bulunan Sekasur Bölgesi’nde başlatılmak istenen maden ocağı çalışmalarına karşı direniş gösteren platform ile bir araya geldik. Yapılmak istenen maden projesi bölgedeki bütün canlıların yaşam kaynağını elinden alacak. Doğa’ya da büyük bir tahribat verecektir. Bu projeden vazgeçilmesi için ya da nasıl yapılacaksa yöre halkı ile şeffaf bir biçimde paylaşılarak belirli kriterler üzerinden yapılmalıdır. Yöre halkının onayı ve rızası alınmalıdır. Bizler rızalık esaslı yol yürüyen bir toplumuz. Bu bağlamda inancına ve kutsalına sahip çıkmak bu toplumun en önemli görevidir.”
Türkiye’deki Alevi kurumlarının bu direnişe yeteri kadar sahip çıkmadığının da altını çizen Yıldız, “İnancımızın ser çeşmesi olan, 12 ocağımızın bulunduğu Dersim’de bu tehlikeyi gördükleri halde hala sessiz kalıyorlarsa Alevi toplumuna vebalini ödeyemezler” diyerek Alevi kurumlarını ve Alevi dostlarını Sekasur’daki direnişe destek olmaya davet etti.
Ziyaret, deyişlerin okunması ve lokmaların pay edilmesi ile devam etti.
PİRHA-23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Hozat’ta yurttaşlar ve sanatçılar yaptıkları ürünleri ve sanat eserlerini halkla buluşturdu.
Bu yıl “Dersim Yaşamdır; Doğama, İrademe, Dilime, İnancıma Dokunma” şiarıyla düzenlenen 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali 4. gününde devam ediyor.
Hozat’ta festival kapsamında yurttaşlar ve sanatçılar yaptıkları ürünleri ve sanat eserlerini halkla buluşturdu.
“FESTİVALDE SATIŞLARIMIZ İYİ DEĞİL”
Evde kendi yaptığı ürünleri satmak için stant kurduğunu belirten Elmas Kahraman, “Kilim, çanta, yastık ve tülbent yapıyorum ama bu sene festivalde satışlarımız iyi değil. Yöresel ürünlerimizin bitmemesi için insanlar bize destek olursa iyi olur” dedi.
“ÜRÜNLERİMİZİ TANITMAK İSTEDİK”
Sattıkları ürünlerin hepsini kendilerinin yaptığını söyleyen Ali Kahraman, “Genelde ürünlerimiz oyma ürünler. Kendi yaptığımız bağlamalarımızı satıyoruz şimdiye kadar 30 tane bağlama sattım. Festival olduğu için ürünlerimizi tanıtmak istedik” diye konuştu.
PİRHA- Dersim’in Hozat ilçesinde Bargini (Karabakır) köyüne bağlı Mezelesipî mezrasında bulunan ormanlık bölgede çıkan yangın kontrol altına alındı.
Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Bargini (Karabakır) köyünün mezrası olan Mezelesipî ormanlık bölgesinde saat 16.30 civarında yangın çıktı.
Elektrik trafosunun patlaması nedeniyle çıktığı belirtilen yangın itfaiye yardımı ile söndürüldü. Kontrol altına alınan yangın alanında soğutma çalışmaları sürüyor.
PİRHA- 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin ikinci günü konserlerle devam etti. DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, faili meçhul cinayetlerin Dersim’de ve Kürdistan’ın her yerinde çokça yaşandığı bir süreçte, Dersim’lilerin bir araya gelerek kültürlerini, tarihlerini, inançlarını, kimliklerini korumak için bir festival düzenlemeye başladıklarını belirtti.
“Dersim yaşamdır; doğama, irademe, dilime, inancıma dokunma” şiarıyla gerçekleştirilen 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin ikinci günü Hozat’ta konserlerle devam etti.
“BU HALK EN ZOR ZAMANLARINDA BİLE KÜLLERİNDEN DOĞDU”
Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya konuşmasında şunları ifade etti:
“Sevgili Hozatlılar, değerli halkımız 23’üncüsünü düzenlediğimiz Dersim Doğa ve Kültür Festivaline hoş geldiniz. Boydaş köyü Alboğazı mevkisinde sabah saatlerinde yangın çıktı. 5 buçuk saatlik bir zamanda bu yangına müdahale edip söndürdük. Lütfen sizden beklentimiz çöplerinizi doğaya atmayın, yönünüzü toprağınıza dönmenizi istiyoruz. Dersim diliyle, toprağıyla bir uygarlıktır. Bölgemize yatırım yapın gencimiz kalmadı, yönünüzü buraya çevirin, üretim yapan köylülerimize izin verilmiyor, festival sadece bir etkinlik değil, kucaklaşmanın, paylaşmanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, bir arada olmanın festivalidir. Buradaki halk bu festivaller sayesinde bu noktaya geldi. Bu halk en zor zamanlarında bile küllerinden doğdu. Biz kıblesi insandır diyenlerin çocuklarıyız.”
“HALKIMIZ HER SENE İNATLA KİMLİĞİNİ DİLİNİ, İNANCINI, DOĞASINI VE BİRLİĞİNİ KORUMAYA ÇALIŞTI”
Halkaların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, bu sene de yine geçen sene olduğu gibi coşku ile alanların dolduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Birliğimiz daim olsun hep böyle. Bu sene 23. Festivali düzenliyoruz. 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerin Dersim’de ve Kürdistan’ın her yerinde çokça yaşandığı, kaybetmelerin çoğaldığı, özel savaş politikalarının giderek tırmandığı, köylerin çok hızlı bu savaş politikasıyla beraber göç etmeye maruz bırakıldığı bir süreçte Dersim’deki canlarımız bir araya gelerek kültürümüzü, tarihimizi, inancımızı, kimliğimizi nasıl koruyabiliriz, nasıl bir arada durabiliriz diyerek ortak akılla festival düzenlemeye başladılar. O günden bugüne hem kültürümüzü hem dilimizi hem inancımızı hem kimliğimizi tüm yok etme politikalarına rağmen, tüm inkâr politikalarına rağmen, tüm yok sayma politikalarına rağmen 23. Festivalde halkımız her sene bir araya geldi. Halkımız her sene inatla kimliğini, dilini, inancını, doğasını ve birliğini korumaya çalıştı. Festivalde emek veren herkese teşekkür ediyorum, yüreklerine sağlık diyorum.
Gelişen süreç içerisinde Türkiye’de önemli gelişmeler yaşanıyor. Halkımızın bu süreci kaygıyla izlediğini biliyorum. Geçmişten beri bu coğrafyada doğaya ilişkin, kimliğimize, inancımıza ilişkin saldırı var. Ziyaretlerimizin bulunduğu yerlere yapacağınız müdahale bizim kimliğimize, inancımıza gerçekleştirdiğiniz bir müdahaledir.”
“BU SÜREÇ HEPİMİZİN OMUZLARINDA”
Türkiye’nin bir barış süreci içerisinde olduğunu belirten Kordu, “Barış çağrısı ile geliştirilen, bütün demokrasi güçlerinin içerisinde bulunacağı bir süreci geliştiriyoruz. Bu süreç hepimizin omuzlarındadır. Demokratik toplum olma gerçeği, barışı inşa etme gerçeği bizlerle beraber olacak. Hiç bize bu süreci bahşetmedi, biz mücadele ederek bu sürece geldik. Hep beraber demokrasi kültürünü geliştirerek demokrasiyi kendi köylerimize, şehrimize inşa ederek gerçekleştireceğiz” dedi.
Sanatçılar Delil Hıdır, Şenol Akdağ, Hüseyin Güneş, Mehtap Durna, Yılmaz Çelik, Ozan Serdar, Zeynep Bakşi Karatağ’ın seslendirdiği şarkılar eşliğinde çekilen halaylar ile devam etti.
PİRHA-23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 2. gününde Hozat’ta ‘Doğama, suyuma, toprağıma dokunma’ şiarıyla Hozat’ta yürüyüş yapıldı.
“Dersim Yaşamdır; Doğama, İrademe, Dilime, İnancıma Dokunma” temasıyla 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali devam ediyor.
Festivalin ikinci gününde Hozat merkezde Hozat Pertek Sekasur Çevre ve Doğa Platformu öncülüğünde, ‘Doğama, suyuma, toprağıma dokunma’ şiarıyla yürüyüş yapıldı.
“Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” pankartının açıldığı yürüyüşte kitle sık sık “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Sekasor kutsaldır kutsal kalacak”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.
PİRHA-Hozat Pertek Sekasur Çevre ve Doğa Platformu, yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı Pertek’te yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş sonrası yapılan açıklamada, “Rant hırsıyla doğamızı talan etmek isteyenler köylerimizi yok etmeye, suyumuzu kirletmeye, çocuklarımızın geleceğini karartmak istiyorlar” denildi.
Hozat Pertek Sekasur Çevre ve Doğa Platformu öncülüğünde, yüzlerce kişi yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı Pertek’te yürüyüş düzenleyip, açıklama yaptı.
“Maden şirketlerinin talanına karşı birleşelim mücadele edelim”, “Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” pankartlarının açıldığı yürüyüşte kitle sık sık “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Sekasur kutsaldır kutsal kalacak”, “Şirket şaşırma sabrımızı taşırma” sloganları atıldı.
Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ile Dersim’deki siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve çevre örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Basın açıklamasını Hozat Pertek Sekasur Çevre ve Doğa Platformu adına Zeve köylülerinden ve Jeoloji mühendisi Barış Palancı okudu.
“DOĞAMIZI TEHDİT EDEN HER TÜRLÜ MÜDAHALEYE KARŞI DURMAYA KARARLIYIZ”
Dersim coğrafyasının madenlerle, HES’lerle ve orman katliamlarıyla yağma edilmek için sermayeye açılmak istendiğini belirten Barış Palancı, “Pertek’in Zeve, Orcan ve Desiman, Hozat’ın Bargini köylerinde; insanlarımızın emeğiyle, alın teriyle yoğrulmuş yaklaşık 2 bin 400 dönümlük kadim topraklarımız tehlike altında. Rant hırsıyla doğamızı talan etmek isteyenler, köylerimizi yok etmeye, suyumuzu kirletmeye, çocuklarımızın geleceğini karartmak istiyorlar. Biz, bu bölge halkı olarak, doğamızı, kutsal alanlarımızı, suyumuzu ve geçim kaynaklarımızı tehdit eden her türlü müdahaleye karşı durmaya kararlıyız” dedi.
“PROJENİN HAYATA GEÇİRİLMESİ HUKUKİ MEŞRUİYETTEN YOKSUNDUR”
Maden faaliyetinin yalnızca ekosistemi değil aynı zamanda inanç merkezlerinin ruhunu ve işlevini de tehdit ettiğini vurgulayan Palancı, “Maden ocağı aynı zamanda tarihsel hafızamızın tam üzerine inşa edilmek istenmektedir. 4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’de Yaşanan yüzlerce katliam bölgelerinden biri de Sekasur bölgesidir. Bu proje bu bölgede yapılmak istenmektedir. Bu bölge maden ocağı kâr ve rant hırsını ifade edebilir ancak bizim için akrabalarımızın, atalarımızın, dedelerimizin katledildiği bir yerdir. Yöre inancının temel ilkelerinden biri olan “rıza” ilkesi yalnızca inançsal değil, aynı zamanda sosyal bir sözleşme değerindedir. Bölge halkının açık iradesine, inanç değerlerine ve yaşam hakkına rağmen bu projenin hayata geçirilmesi hukuki meşruiyetten yoksundur” diye belirtti.
“DOĞAYA ZARAR VEREN BÜTÜN PROJELER İPTAL EDİLSİN”
Tüm kamuoyuna çağrı yapan Palancı, “Bu proje ve doğaya zarar veren bütün projeler derhal iptal edilmelidir. Sultan Hıdır, Ağuçan ve Derviş Cemal ziyaretlerimizin inançsal değerine saygı gösterilerek bu alanlar koruma altına alınmalıdır. Dersim’in dağlarına, sularına, kutsalına, yaşamına dokunmayın” diye konuştu.
“DOĞAMIZA VE GELECEĞİMNİZE KANSER BIRAKAN HİÇBİR PROJEYİ KABUL ETMEYECEĞİZ”
Dersim coğrafyasını maden şirketlerine teslim etmeyeceklerini belirten DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Biz doğamıza ve geleceğimize kanser bırakan hiçbir projeyi kabul etmeyeceğiz. Doğamızı talan eden, kültürel hafızamıza saldıran her türlü projeye karşı da mücadele edeceğiz. Topraklarımıza, geleceğimize, geçimimize ve varlıklarımıza müdahale eden her türlü çalışmaya karşı olacağız. Bundan sonra da hep birlikte mücadelemize devam edeceğiz” diye ifade etti.
“BİR AN ÖNCE BU PROJEDEN VAZGEÇİLMESİ GEREKİYOR”
ÇED gerekli değildir kararının iptali için dava açtıklarını söyleyen Avukat Sinan Can, “Yaklaşık 2400 dönümlük bir alanı ruhsatlandırmışlar ve burada kazı yapmak istiyorlar. Alanda ormanlık, endemik bitki örtüsü, hayvancılık, su kaynakları ve inancımıza yönelik bir saldırıdır. Bir an önce bu projeden vazgeçilmesi gerekiyor” dedi.
PİRHA- Dersim Sekasur’da yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı başlatılan nöbet eylemini 8. gününde Çadır Hozat belediye Başkanı Aydın Kaya, DEDEF Başkanı Ali Rıza Bilir ve Munzur Koruma Kurulu ziyaret etti.
Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Projenin yapılacağı alanın Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alması sebebiyle köylüler tepki gösteriyor.
Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde, Sekasur’da yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı başlattığı nöbet eylemine 8. gününde ziyaretler devam ediyor.
Köylülerin başlattığı nöbet eylemini 8. gününde Hozat Belediye başkanı Aydın Kaya, DEDEF Başkanı Alirıza Bilir’den oluşan Munzur Koruma Kurulu, İstanbul Hozatlılar Derneği Başkanı Ersin Kızıl, Hozat Cemevi Başkanı Veysel Kızıl, Sol Parti Hozat İlçe Başkanı Hıdır Dilekçi, EMEP Hozat İlçe Başkanı Erdem Ulaşçelik, SMF ve sanatçı Ali İhsan Doğan, Vedat Aldemir, Mustafa Bakır ziyaret etti.
Köylüler, pomza madenine karşı ayrıca 7 Temmuz’da Pertek’te yürüyüş yapacak.
PİRHA- Hozat’ta 2 Temmuz Madımak Katliamı’nda katledilenler için anma yapıldı. Mustafa Bakır, konuşmasında geçmişten bugüne kadar mücadelenin artarak devam ettiğini belirtirken katledilenlerin yüreklerde sonsuza dek yaşayacağı vurguladı.
Dersim’in Hozat İlçesi’nde 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen aydın ve sanatçıları anmak için yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı.
Hozat Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan yürüyüşe onlarca kişi katıldı. Kadınların en önde yer aldığı yürüyüşte sık sık ” Sivas’ı unutmadık unutmayacağız”, “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” , “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” , “Sivas’ın hesabını soracağız” sloganları atıldı.
“DEVRİMCİ YÜREKLER DE SONSUZA DEK YAŞAYACAK”
Yürüyüş yazar Mustafa Bakır tarafından yapılan konuşma ve yine Mustafa Bakır tarafından Sivas’ta katledilenler için kaleme alınan şiirin okunmasıyla son buldu.
Bakır, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Başkaldıran, bu yanlıştır diyen herkes büyük acılarla karşı karşıya kaldı. Kendilerine göre oluşturdukları inanç merkezleriyle iyice pekiştirdiler düzenlerini. Hepimiz biliyoruz Börklüce’den, Torlak Kemal’den, Baba İshak’tan, Pir Sultan’dan, Kalender’den günümüze devam eden mücadele artarak devam etti. Bunun bedeli de ne yazık ki çok acı oldu. Sivas bu katliamların son halkasıydı. İnsanlar direndikçe bu zulüm de devam edecektir. Ancak o diren insanların varlığı bize daima güç veriyor. O zulmü işleyenler ne yazık ki koruma altına alınıyorlar. Diri diri yakılan insanları koca bir ülkeye canlı canlı izlettiler. Karanlık yüzler, insanlar yaşadığı sürece lanetlenecek. Zulme karşı direnen, pes etmeyen devrimci yürekler de sonsuza dek yaşayacak.