Etiket: idam

  • DEM Parti Osmaniye İl yöneticisi Adnan Gökçen: İran’daki idamlar insanlık suçudur! – VİDEO

    DEM Parti Osmaniye İl yöneticisi Adnan Gökçen: İran’daki idamlar insanlık suçudur! – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Osmaniye İl yöneticilerinden Adnan Gökçen, İran’da Kürtlere yönelik artan idam kararlarını ve Orta Doğu’daki güç savaşlarını PİRHA’ya değerlendirdi. Gökçen, “İdamlarla hiçbir yere varılamaz; tüm insan hakları savunucularını Kürtlere yönelik bu saldırılara karşı durmaya çağırıyoruz” dedi.

    Orta Doğu’da bölgesel çatışmaların derinleştiği ve İran’da muhaliflere, özellikle de Kürtlere yönelik baskıların arttığı bir süreçten geçiliyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Osmaniye İl Yöneticisi Adnan Gökçen, bölgedeki gelişmeleri ve idam kararlarının siyasi arka planını PİRHA’ya anlattı.

    “BU BİR EMPERYALİST PAYLAŞIM SAVAŞIDIR”

    Gökçen, Orta Doğu’daki mevcut durumu “emperyalist paylaşım savaşı” olarak nitelendirerek, İran üzerindeki baskıların nedenine dair şunları söyledi:

    “Orta Doğu’da özellikle Büyük Orta Doğu Projesi adı altında geliştirilen çalışmalar içerisinde emperyalizm, İran’ın kendisine başkaldıran bir yapıda yer almasını istemedi ve onu bir rakip olarak görmeye başladı. Örneğin ekonomik anlamda Çin’in ABD emperyalizmine kafa tutması ve Orta Doğu’daki yeraltı ile yerüstü zenginlik kaynaklarının, özellikle de petrol olgusunun büyüklüğü emperyalizmin iştahını kabarttı. Ve İsrail aracılığıyla ABD, Orta Doğu’da kendi hegemonyasını sağlıklı kılabilmek için diğer emperyalist ülkeleri yanlarına çekmeye çalışsalar da bunda başarılı olmamalarına rağmen savaşı başlattılar. ABD buna her ne kadar küçük çaplı bir çatışma, küçük çaplı bir savaş anlamı yüklemiş olsa da bu bir emperyalist paylaşım savaşı konumundadır.”

    “KÜRTLER EMPERYALİZMİN OYUNUNA GELMEDİ”

    Bölgedeki muhalif güçlerin ve özellikle Kürtlerin bu paylaşım savaşında bir “aparat” olarak kullanılmak istendiğini belirten Gökçen, Kürtlerin bu oyunu bozduğunu ifade etti:

    “ABD ve İsrail’in kullanmak istediği muhalif güçler vardı. İran’da başta Kürtler olmak üzere diğer muhalif grupları kendi bünyesinde toplayıp İran içerisinde farklı bir yol çizmek istediler. Ancak yıllardır emperyalizmin batağına çekilmek istenen Kürtler, bunun bir oyun olduğunun farkına vardılar. ‘Kendi iç meselemizi demokratik yöntemlerle kendimiz çözeriz’ anlayışıyla hareket ederek emperyalizme destek sunmadılar. ‘Bu sizin kendi aranızdaki emperyalist paylaşım savaşıdır’ diyerek kendi birlikteliklerini oluşturdular. Kendi alanlarında sadece savunma pozisyonunda kaldılar ve emperyalist savaşa müdahil olmadılar. Çözüm yolunu uzun vadede anlaşmalar, müzakereler ve demokratik yöntemlerde gördüler.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    İdamların Kürtlerin direncini kıramayacağını vurgulayan Gökçen, dünyanın artık şiddetle sonuç alınamayacağını anlaması gerektiğini belirtti:

    “Kürtlerin demokratik yolu seçmesi, molla rejiminin despotik anlayışına ve idamlarına sessiz kalacakları anlamına gelmiyor. İdam edilen her Kürt genci için müthiş bir direniş gösterilmekte. Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme hakkını elde edene kadar demokratik mücadelelerini büyüteceklerdir. Dünya artık insanları idam ederek, katlederek yok edemeyeceğini anladı. Her ne kadar İsrail bu anlayışla hareket etmese de dünya kamuoyu durumun farkına vardı. Hatta İsrail’de ve Amerika’da bile savaşa karşı sesler yükselmeye başladı.”

    “FİLİSTİN İÇİN GÖSTERİLEN DUYARLILIK KÜRTLER İÇİN DE GÖSTERİLMELİ”

    İdamların bir insanlık suçu olduğunu hatırlatan Gökçen, uluslararası kamuoyuna şu çağrıda bulundu:

    “Dünyanın hemen her yerinde idam artık gündemden çıkarılmıştır. İdam, ıslah edici değil, aksine bir insanlık suçudur. Dünya devletlerine ve insan hakları aktivistlerine sesleniyoruz: Kürt halkına karşı yapılan bu insanlık dışı uygulamalara karşı tavır takının. İnsan haklarına aykırı davranan ülkelerin yanında yer almayın. Nasıl ki Filistin’deki soykırıma veya Lübnan’a yönelik saldırılara tepki gösteriliyorsa, İran’da idam edilen Kürt gençleri için de aynı duyarlılığın gösterilmesini istiyoruz. Herkesi bu idamlara ‘dur’ demek için harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    Cevahir FINDIK/OSMANİYE

  • GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Seyit Rıza ve yol arkadaşları katledilişinin 88. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-88 yıl önce katledilen Seyit Rıza ve arkadaşları için Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapıldı. 1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli” dedi.

    Seyit Rıza ve arkadaşları, idam edilişlerinin 88.yılında Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılıp açıklama yapılarak anıldı. Yürüyüşte “Însanê Kamılî Xo Vîr Ra Meke!” pankartı açıldı.

    Anmaya Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ile Cevdet Konak ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Basın açıklamasını Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “88 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN SEYİT RIZA VE YOL ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANMAMIŞTIR”

    15 Kasım 1937 tarihinin bir halkın, bir kültürün ve bir inanç dünyasının sistematik olarak hedef alındığı Dersim Katliamı’nın simgesel günlerinden biri olduğu belirten Ergin Tekin, “Bugün hâlâ yüzleşilmemiş bir tarih, kapanmamış yaralar ve adaleti bekleyen bir hafıza olarak karşımızda durmaktadır. Dersim ileri gelenlerinden Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli, savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. İdamlardan bugüne 88 yıl geçti. Bugünün iktidarı AKP, yıllar boyunca Dersim’in acısını seçim malzemesi yapmış, sözde yüzleşme söylemlerini günübirlik, politik hesaplara kurban etmiştir. Bugün ortada ne açılmış arşiv vardır ne bulunmuş kayıp çocuklar ne de gerçek bir özür.

    Aksine; Dersim’in dağları maden şirketlerine, dereleri barajlara, halkı, baskıcı politikalara teslim edilmeye çalışılmaktadır. Halkın iradesi kayyımlarla gasp edilmekte, inanç değerleri yok sayılmakta, kimliği ve kültürü sistematik biçimde baskılanmaktadır. Seyit Rıza’nın sözleri hâlâ kulağımızdadır: “Ayıptır, zulümdür, cinayettir.” Bugün bu sözlerin muhatabı yalnızca tarihin karanlık sayfaları değil; yüzleşmekten kaçınan, hakikati erteleyen günümüz siyasal yaklaşımıdır. Kürt ve Alevi kimliklerimiz nedeniyle yaşatılan nice haksızlık ve travmaların ancak nitelikli bir yüzleşme temelinde eşit yurttaşlık hukukunun tanınarak aşılabileceğine olan inancımızı bir kez daha vurguluyoruz” denildi.

    “SOYKIRIM TANINMALIDIR”

    Ergin Tekin, talepleri şu şekilde sıraladı:

    -Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı ve cenazelerinin Dersime nakli engellenmemelidir.

    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    – Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    – Asimilasyon, zorunlu göç, doğa katliamı ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.

    -Devlet tarafından açık ve resmi bir özür kamuoyu önünde ilan edilmelidir.

    -Soykırım tanınmalıdır.

    “DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK BUGÜN DE ZORLA MESCİT VE CAMİ DAYATILIYOR”

    1937-1938 Katliamı’nın Dersim’in bağrına saplanmış bir hançer olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “O gün idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarıyla birlikte Dersim’de on binlerce can katledildi. Bugün itibarıyla Dersim’de değişen nedir diye sorduğumuzda değişen hiçbir şey yok. Seyit Rıza ve yoldaşlarının boynundaki ilmik hala bizim boynumuzda durmaya devam ediyor. O gün bize medeniyet getiriyorlardı. Acaba bugün bundan vazgeçmişler mi? Bugün bunun adına ne koyuyorlar? Hala köylerimize, mezralarımıza, ilçelerimize nüfusunun %98’i Alevi olduğu halde mescitler ve camiler dayatılıyor” dedi.

    “DERSİM HALKI İLE YÜZLEŞMEK ZORUNDASINIZ”

    Siyasal iktidar ve kapitalist burjuva sisteminin geçmişten aldığı mirasla topraklarımız üzerinde inançları, kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle on binlerce insanı katlettiğini vurgulayan DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, “Geçmişte yaşanan acılar halen devam ediyor. Yıllardır Dersimliler olarak devlete yaptığımız çağrı devam ediyor. Ancak mevcut siyasal iktidar kulaklarını tıkayarak bunu görmezlikten geliyor. Elbette ki bizim devletle bu konuda hesaplaşma gibi bir niyetimiz yok. Ancak devlete açıktan çağrımız var ve diyoruz ki Dersim halkı ile yüzleşmek zorundasınız” diye belirtti.

    “SEYİT RIZA’DAN SONRA KÜRDİSTAN’IN EVLATLARI ÖZGÜRLÜK İÇİN SAVAŞTILAR”

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının kimliği, varlığı, dili ve inancını savunduğunu belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Hükümet neyi düşünüyordu? Hükümet ‘Ben bir ulus devlet kurdum, bunun içinde yaşayan herkes Türk olmalı’ diyordu. İsmet İnönü’nün bir söylemi var: ‘Bizim birinci vazifemiz Türklüğe karşı gelen, Türkçülüğü kabul etmeyen bir kişi varsa onu bu vatandan atarız.” Dersim’de hem tertele hem katliam hem de soykırım vardı. Doğamız elimizden alındı, kız çocuklarımızı kendilerine hizmetkar yaptılar. Kim onları hizmetkar yaptı? Kazım Orbay, Celal Bayar yaptı. Kadınları, yaşlıları öldürdüler. Bu topraklar, bu derviş mekanı sadece bir kent değil, bizim hafızamızdır, inancızdır geleceğimizdir. Bundan sonra bizim bu toprakların diline sahip çıkmamız gerekiyor. Toprağın özgürlüğü için mücadele edenler bu hafızayı bize bıraktılar. Bu hafızayı bir miras olarak bıraktılar. O miras bitmedi, o yol kapanmadı. Seyit Rıza’dan sonra Kürdistan’ın evlatları özgürlük için savaştılar. Geçmişlerini, hafızalarını unutmadılar, özgürlük mücadelesinden taviz vermediler. Biz diyoruz ki; eğer bir toprakta insanlar yaşıyorsa özgür olmalılar. Bizim verdiğimiz mücadelenin özü budur. Bize devredilen mirası içselleştirmişiz. Onu mücadelemizde taşımışız” şeklinde konuştu.

    “DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİ”

    1937-1938’de Dersim’in tamamının kana bulandığını dile getiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gerçek bir yüzleşme yaşanmadığı sürece bizler bu acıları ifade etmeye, bu konuda hak talebinde bulunmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dersim Tertelesiyle yüzleşilmeli ve Dersim halkından özür dilenmeli. Bugün Alevi canlarımıza tarih boyunca yaşatılan katliamlara ne yazık ki yenileri ekleniyor. Bakın 21. yüzyıldayız ve Suriye’de Alevi katliamları yaşandı. Bugün bu topraklar birçok Alevi katliamına ne yazık ki tanıklık etti. Koçgiri, Dersim, Sivas, Çorum ve Gazi. Bu katliamlarla hesaplaşılması gerekiyor. Bu acıların son bulması gerekiyor. Ama ne yazık ki  Alevi canlarımızı asimile etmek, inançlarını yok saymak, onları sünnileştirmek ve resmi ideolojiye adapte etmek için devletin oynadığı oyunlar bitmiyor. Yani Muaviye’nin oyunları bu topraklarda bitmiyor. Yenilerine yenileri ekleniyor.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı tam da bu ülkede yaşanan bu kadar acının, bu kadar haksızlığın, tekçi, ırkçı, milliyetçi ve tek merkezci zihniyete karşı, bu topraklarda yaşayan 72 millete aynı nazardan bakan bir anlayışın, bir siyasi düzenin oluşması için yapılmış bir çağrıdır aynı zamanda. Bu çağrıda Alevi canlarımıza yer çoktur. Bu çağrımız Alevi canlarımızadır aynı zamanda. Bizler bu topraklarda eşit yurttaşlık hakkı temelinde her inançtan, her milletten insanın kendi ana diliyle konuşabilmesi ve eğitim görebilmesi ve kendi inancını bu topraklarda özgürce yaşayabilmesi için yeni bir düzen kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu çağrıyı aynı zamanda bu şekilde okuduğumuzu ve anladığımızı da sizlerle paylaşmak isteriz. Bizler bu topraklarda çok acı çektik. Bizler bu topraklarda dilimizden dolayı, inancımızdan dolayı çok acı çektik. Çok sayıda katliamlara maruz kaldık. Bunlara karşı bir olmak, beraber olmak ve mücadele etmek dışında bir seçeneğimiz yok değerli canlar. Ve bu nedenle özellikle demokratik toplum çağrısına hep beraber sahip çıkarak demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa etmek için elimizden gelen her türlü çaba içinde olmaya devam etmeliyiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD: Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı

    DAD: Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı

    PİRHA- Katledilmelerinin 88. yılında Seyit Rıza ve yoldaşlarını anarak yazılı açıklama yapan DAD Genel Merkezi, “Samimi bir yüzleşme ancak demokratik cumhuriyet gerçekliğinde mümkün olabilir. Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli şahsında tüm Dersim mazlumlarının huzurunda dara duruyor ve saygıyla anıyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını anarak yazılı açıklama yaptı.

    “MUKTEDİRLERİN ZİHİN DÜNYASI VE FİİLLERİ TAHAKKÜM VE ZULÜM ÜZERİNEDİR”

    Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmelerinin 88. yılında bir kez daha alanlarda oldukları ifade edilen açıklamada, “Bilmekte ve yaşamaktayız ki muktedirlerin hem zihniyet dünyası hem de tüm fiilleri tahakküm ve zulüm üzerine kuruludur. Bu mana da işledikleri insanlık suçları nedeniyle vicdani ve insani kaygıları söz konusu olmadığı gibi kendilerini var edebilmek için tahakkümlerini daha da derinleştirmek ve yeni zulümler üretmek zorunluluğu duymaktadırlar. İşte bu manada muktedirlere değil halklarımızın vicdanına seslenmek istiyor, ortak vatanımızda rızalaşma temelli demokratik bir birliği ve geleceği inşa etmek için halklarımızı sorumluluk almaya davet ediyoruz.

    Bilindiği gibi, coğrafi konumları nedeniyle Mezopotamya ve Anadolu erken tarihlerden beri birçok kadim halkın yurdu olduğu gibi tarihsel süreç boyunca da göç alan coğrafyalar olmuştur. Bu nedenle bu topraklarda farklı halklar, kavimler ve inançlar bir arada yaşamaktaydı. Yine biliyoruz ki tahakküm ve gaspın, yani rızasızlık halinin hüküm sürdüğü hiçbir mekân ve zamanda rıza temelli, demokratik ilişkilenme biçimleri mümkün olamamışsa da geçmişte farklı halkların ve kültürlerin kendilerini yaşatmaları imkân dâhilinde olmuştur.

    Tahakküm ve gaspın daha da yoğunlaştığı, merkezileştiği kapitalizm koşullarında ise tarihin en ağır insanlık suçları işlendi. Tarihin hiçbir döneminde yaşanmamış yoğunlukta soykırımlar yaşandı, dünyanın dört bir yanında birçok mazlum halk hem fiziki hem kültürel soykırımlarla tasfiye edildi. Kapitalist vahşetin bu topraklarda ki tecellisi ise İttihat ve Terakki Cemiyeti üzerinden gerçekleşti. Kapitalist vahşetin en katı, en merkezi ve tekçi biçimi bu cemiyet tarafından halklarımıza dayatılmış, bu toprakların daha önce şahitlik etmediği boyutlarda insanlık suçlarına imza atılmıştır. Muktedirlerin öngördüğü tahakküm biçimi ise tarihsel toplumsal Türklüğü ve kültürel İslamı hakikatinden kopararak araçsallaştıran, adına Türk İslam sentezi denen ideolojik zemin üzerine inşa edilmişti. Bu gelişme ise Mezopotamya ve Anadolu halklarına yaşatılan soykırımlar zincirinin başlaması anlamına gelmekteydi” denildi.

    “DERSİM’İN İLERİ GELENLERİ DÜZMECE BİR MAHKEMEDE YARGILANARAK İDAM EDİLMİŞTİR”

    Dersim Soykırımı’nın daha önce yaşanan soykırımlar silsilesinin halkalarından biri olarak gerçekleştirildiği vurgulanan açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Yüz yıllara yayılan bir kuşatmaya, sayısız sefere maruz kalan Dersim’in yeni dönemde ki tasfiye süreci ise Koçgiri halk hareketiyle başlatılmış, 1937-38’lerde ise zirveleştirilmiştir. Toplumsal varlığı hedefe konulan, bir bütün olarak tasfiye edilmek istenen Kürt halk gerçekliğinin özgün bir rengi olan Dersim, Osmanlıyla 16’cı yüzyılın başlarında karşılaşmıştır. Dersimlinin o günden bu yana yaptığı şey ise, elde kılıç üzerine gelen bu gücün karşısında yaşamını ve yaşam alanlarını savunmaktan ibarettir. Kurtuluş Savaşı sürecinde Dersim’e de heyetler gelmiş, gitmiş, bir şeylerin değişeceği, Kürtlere vaat edilen özerklik temelinde ortak vatanda ortak yaşam olacağı söylenmiş fakat düze çıkar çıkmaz Kürt halkının da diğer halkların akıbetine uğratıldığı görülmüştür. 1937-38 süreci öncesi çeşitli girişim ve görüşmelerle uzlaşmaya ve silah teslimine ikna edilen Dersim ise hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, makro düzeyde planlanan, on binlerce insanımızın katli ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır.

    Uçak filolarının, zehirli gazların ve on binlerle ifade edilen askeri güçlerin kullanıldığı bu saldırıda, cenazelerimize çoğu zaman bir toplu mezar dahi nasip edilmeyerek ya nehirlere doldurulmuş ya da güneş altında bırakılarak kurda kuşa yem edilmiştir. Hayatta kalabilen ve sayısını bilemediğimiz özellikle kız çocuklarımız ise gasp edilerek bilinmeyen yerlere götürülmüş, bir daha da kendilerinden haber alınamamıştır. Dersim ileri gelenlerinden Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır.

    Kürt ve Alevi kimliklerimiz nedeniyle yaşatılan nice haksızlık ve travmaların ise ortak vatanda rızalaşma temelli ortak yaşamla, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyetle aşılacağına olan inancımızı bir kez daha vurguluyoruz. Hali hazırda sürdürülen barış ve demokratik toplum sürecinden beklentimiz ve umudumuz yüksek, desteğimiz ve sahiplenme düzeyimiz tamdır. Karşılıklı nitelikli adımların atılmasıyla beraber bu süreç her etnisite ve inançtan halklarımızı barışa taşıyacak ve sağalma sürecine sokacak, demokratik cumhuriyete taşıyacak, hepimize kazandıracaktır.”

    “DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİ”

    Samimi bir yüzleşmenin ancak demokratik cumhuriyet gerçekliğinde mümkün olabileceği belirtilen açıklamada talepler şu şekilde sıralandı:

    -Seyit Rıza ve idam edilen diğer altı canımızın mezar yerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersim’e nakli engellenmemelidir.

    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    -Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    -Asimilasyon, göçertme ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.

    -Dersim halkından özür dilenmeli, demokratik cumhuriyet temelinde toplumsal haklarımız tanınmalı, Anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

    PİRHA/DERSİM

  • Bir sehpada bitmeyen şarkı: Hıdır Aslan’ın ardından 41 yıl

    Bir sehpada bitmeyen şarkı: Hıdır Aslan’ın ardından 41 yıl

    PİRHA- Dersim’in yoksul bir köyünden çıktı. Yoksulluğa, adaletsizliğe, zulme başkaldırdı. 25 Ekim 1984 sabahı Burdur Cezaevi avlusunda idam sehpasına yürüdü. Türkiye Cumhuriyeti’nin son idam mahkûmu Hıdır Aslan’dı. 41 yıl geçti, ama o sabahın soğuğu hâlâ bu ülkenin adalet terazisinde duruyor.

    BİR DERSİM ÇOCUĞU

    Hıdır Aslan, 1 Nisan 1958’de Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Taşıtlı köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu yoksullukla ama bir o kadar da dayanışmayla geçti. Babası köylü, annesi emekçi bir kadındı. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, başarısı nedeniyle Ankara’ya gönderildi. Kentte ilk kez devletle, eşitsizlikle, kimliğiyle yüzleşti. Lise yıllarında politikleşti. 1970’lerin fırtınalı gençliğinde, üniversite kapılarında biriken adaletsizliğe karşı çıkan binlerce gençten biriydi.

    BİR GENÇLİĞİN HİKAYESİ

    Aslan, 1978’de İzmir’e geçti, devrimci hareket içinde yer aldı. “Devrimci Yol” çevresiyle ilişkili olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. 12 Eylül darbesi sonrası kurulan askeri mahkemelerde delil aramak gerekmiyordu. Hıdır Aslan, bir örnek olsun diye seçilmişti. Devletin gözünde “ibretlik” bir idam gerekiyordu. 1982’de karar çıktı, Yargıtay onayladı, Kenan Evren imzaladı.

    25 Ekim 1984 sabahı Burdur Kapalı Cezaevi avlusunda darağacına götürülürken başı dikti. Son sözleri, sadece bir gencin değil, bir kuşağın sesiydi:

    “Yaşamak bir türküyse, kısa da olsa onurlu yaşamanın yolunu seçtiğim için mutluyum.

    İyi, güzel şeyler uğruna yaşanıyorsa… ölüm bile basitleşiyor.”

    1980’ler… Her şeyin “devletin bekası” adına meşrulaştırıldığı yıllar. Gençler kurşunlandı, kadınlar zindanlarda çürütüldü, kitaplar yakıldı. O dönemde darağacına gönderilen onlarca devrimciden sonuncusuydu Hıdır Aslan.
    Onun ardından bir daha idam sehpası kurulmadı. Aslan’ın ölümü, hem bir devrin kapanışı hem de adaletin en büyük utançlarından biri olarak tarihe kazındı.

    HABER MERKEZİ

     

  • Seyit Rıza ve arkadaşları İstanbul’da anıldı!- VİDEO

    Seyit Rıza ve arkadaşları İstanbul’da anıldı!- VİDEO

    PİRHA- İdam edilişlerinin 87. yılında Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşları İstanbul Kadıköy’de yapılan basın açıklaması ile anıldı. Açıklamada, Dersim halkından özür dilenmesi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması talep edildi.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyid Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) ile Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarını Kadıköy Rıhtım’da andı. Anmaya Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, HDK Eşsözcüsü Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Ortak basın açıklamasını DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir okudu.

    “TÜM İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLENMİŞTİR”

    Bilir, devlet iradesinin 1937’den başlayarak Dersim’in kimliğini yok etmeye ve bunu başarabilmek için de yerel önderliklerin imhasına yöneldiğini belirterek, “Dersim’de gerçekleştirilen Tertele’nin başlıca sorumlusu, farklı olma hakkını düşman olarak kodlayıp yok eden ırkçı ideolojidir. Onun günümüzdeki devamı ise, aynı uygulamayı 87 yıl sonra bile sürdüren mevcut siyasal iktidardır. 1937/ 1938, Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir. 15 Kasım 1937 tarihinde Dersim’in önde gelenleri, Seyitleri idam edildi. İdam edilenlerin mezar yerleri belli değil.   Dersim 87 yıldır, yaralarını sarmaya, inkar edilmişliğini aşmaya, eşit yurttaşlık hakkını kazanmaya ve tabii atalarının mezar yerlerini bulmaya çalışıyor” dedi.

    “BİR ÇİFT SÖZÜMÜZ DE KATLİAMCI ZİHNİYETİN BUGÜNKÜ TEMSİLCİLERİNEDİR!”

    İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun, partisinin grup toplantısında yaptığı “Cumhuriyet devleti Şeyh Saitlere, Seyit Rızalara ne yaptıysa aynı muameleyi göreceksiniz. Herkes emin olsun, yapılması gereken şey ne ise o yapılacaktır. Gereği yerine getirecek olanlar da işte tam buradalar, karşımdalar, yanımdalar ve milyonlarcası da arkamızdadır” sözlerine tepki gösteren Bilir, şunları söyledi:

    “Dervişoğlu açıkça katliamların yeniden hayata geçirilmesine dair cümleler sarf etmiştir. Dervişoğlu ve aynı katliamcı düşünceye sahip olanlar şunu iyi bilmeli ki, onca kırıma, katliama ve sürekli asimilasyon politikalarına maruz kalmasına rağmen Alevilikte, Kürtlükte bu coğrafyanın kadim kültürel gerçeklikleri olmaya devam etmektedir. Bu gerçekliği kimsenin söküp atmaya gücü yetmedi, yetmeyecek de! Müsavat Dervişoğlu’nun bu açıklamalarını ve benzer söylem ve politikaları kınıyor ve asla görmezden gelebileceğiniz bir yerde durmadığını dile getiriyoruz. Yalan ve hilelere karşı Seyid Rıza’nın diz çökmeyen duruşu bizler için onurlu bir mirastır. Pirlerimiz, İnsanı Kamillerimiz diz çökmedi, torunları da diz çökmeyecek! Bu da böyle biline..”

    Bilir, açıklamanın devamında şu talepleri sıraladı:

    “*Arşivler Açılsın, “Dersim” ismi iade edilsin.
    *Dersim halkından özür dilensin.
    *Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.
    *Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
    *Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
    *Munzur’daki Baraj ve maden projeleri iptal edilsin.
    *Eşit yurttaşlık hakkımız tanınsın.”

    “KATLİAMLARA DOYMADILAR!”

    HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ise yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “87 yıl önce Dersim’de yapılan katliam makbul vatandaş yaratma sürecinin evrelerinden birisiydi. Türkiye Cumhuriyeti Türk ve Sünniliğin esas alındığı bir makbul vatandaş yaratmaya çalıştı ve bunun dışında kalan bütün kimliklere yönelik asimilasyon inkâr ve imha süreçleri işletti.
    Dersim hem inancıyla hem kimliğiyle hem de ulus bilinciyle makbul vatandaş tanımı dışında kaldı, o nedenle de Dersim’de 1935 Tunceli kanunuyla bir katliam süreci başlatıldı. Seyit Rıza’yı ve arkadaşlarını katledenler katliamlara doymadılar ve 1938 de de katliamlarını sürdürdüler.

    Bugün bizler onların temsilcileri, evlatları, torunları olarak onun yolunu yürüyerek mücadele edeceğiz. Bir yüzyıl katliam, inkar, imha ile geçti ve biz HDK olarak ve bu topraklarda yaşayan bütün kimlikler olarak önümüzdeki yüzyılın demokratik bir cumhuriyete everilmesi için mücadele edeceğiz. 87. Yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla anıyorum.”

    “SEYİT RIZA’NIN ARDILLARI OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da şunları ifade etti:

    “Seyit Rıza’nın ardılları olarak buradayız. Ardıllarıyız. Biz o coğrafyanın o inancın Kürt kimliğinin yaşatılması için buradayız. Kadın özgürlükçü inancı yaşatmak zorundayız. Dersim’de yapılan asimilasyonun özü orayı insansızlaştırmaktır. Seyit Rıza’nın ardılları olarak var olmaya devam edeceğiz. Bizden hala özür dilemesini bilmeyenler sizler de diz çökmesini barışmasını bilin ortak yaşamı birlikte kuralım.”

    Açıklamaların ardından ağıtlar okundu, denize karanfiller bırakıldı ardından lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Seyit Rıza ve yoldaşları katledilişinin 87. yılında Dersim’de ağıtlarla anıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve yoldaşları katledilişinin 87. yılında Dersim’de ağıtlarla anıldı-VİDEO

    PİRHA-87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de ağıtlarla anıldı. DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Pir Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunları olarak diz çökmeyeceğiz” dedi.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de Raber Diler, Hüsnü Güngör ve Hasan Ekici’nin söylediği ağıtlarla anıldı. Ağıtların ardından çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.

    “SEYİT RIZA’NIN DİZ ÇÖKMEYEN DURUŞUNU VASİYET OLARAK ALDIK”

    Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının 15 Kasım’da ışıksız meydanlarda idam edildiklerini ifade eden DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Pir Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunları olarak diz çökmeyeceğiz. Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Seyit Rıza’nın katledilişinin 87. yıldönümünde Dersim’de yürüyüş!-VİDEO

    Seyit Rıza’nın katledilişinin 87. yıldönümünde Dersim’de yürüyüş!-VİDEO

    PİRHA – 15 Kasım 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları için Dersim’de eylem yapıldı. Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yapılan yürüyüşten sonra basın açıklaması okundu. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, yapılan katliam sebebiyle “devlet özrü” talebinde bulunarak “Dersim 1937-38-39 sürecine dair tüm arşivler eksiksiz olarak açıklansın!” diye belirtti.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Seyit Rıza ve yoldaşlarının katledildiği günün yıldönümünde yürüyüş düzenleyip ardından basın açıklaması yaptı.

    Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanına yürüyen yurttaşlar, “Hiçbir şeyi unutmadık, hiçbirşeyi affetmedik. Xo vîrra meke!” pankartını da taşıdı.

    Yapılan eyleme DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu ve DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu da katıldı.

    “HÂLÂ RESMÎ BİR ÖZÜR DİLENMEMİŞ”

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını Ergin Tekin okudu. Dersim’de yaşananların unutulamayacağını vurgulayan Tekin, şu açıklamayı yaptı:

    “Bugün, 15 Kasım 1937’de Seyid Rıza, oğlu ve yol arkadaşlarının Elazığ’da kurulan bir mahkemenin aceleyle aldığı karar sonucunda idam edilişinin yıl dönümünde, Dersim halkının yaşadığı bu büyük trajediyi ve acılarımızı bir kez daha hatırlıyoruz. 1937-1938 yılları arasında Dersim’de resmi rakamlara göre 13 bin, yerel kaynaklara göre ise 70 bine yakın insanımız katledilmiş; on binlercesi sürgüne zorlanmıştır. Aradan 87 yıl geçmiş olmasına rağmen halkımızın acıları hâlâ taze ve yakıcıdır. Bu trajediyi unutmak mümkün değildir! Seyid Rıza ve yol arkadaşları başta olmak üzere, bu katliamda kurşunlanan, süngülenen, bombalanan, uçurumlardan atılan, yakılan, zehirlenen, idam edilen, sürgün edilen ve katledilen tüm insanlarımızın anısını yüreğimizin en derininde hissediyoruz. Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

    Dersim Tertelesi, 1925 tarihli Şark Islahat Planı’nın en acı sonuçlarından biridir. Bu katliam politikaları sonrasında asimilasyonlarla devam ettirilmiştir. Osmanlı’dan günümüze kadar Dersimlilerin dili, kimliği ve inancına yönelik sistematik baskı ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır.

    Dersim Tertelesi, hâlâ bu ülkenin karanlık tarihinin aydınlatılmayan ve yüzleşilmeyen bir sayfası olarak durmaktadır. Bu katliamı organize eden ve doğrudan sorumluluğu bulunan tüm siyasi aktörler, tarihin karşısında suçludur. Katliamın üzerinden 87 yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ resmî bir özür dilenmemiş, arşivlerin tamamı açıklanmamıştır.

    2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve literatürde böyle bir şey varsa ben özür dilerim ve diliyorum’ demiştir. Ancak bu söylem, Dersim Tertelesi gibi büyük bir trajedi üzerinden siyasi malzeme yapılmış ve esasen muhalefeti baskılamak için kullanılmıştır. Çünkü özür dilemenin gereği olan adımlar atılmamış, arşivler açılmamış, adalet sağlanmamıştır. Dahası, bugün iktidarın ortağı olan MHP Genel Başkanı, ‘Türkiye’de Dersim diye bir il yoktur’ diyerek Dersim halkının kimliğini ve tarihini inkâr etmektedir.

    Her zaman olduğu gibi, Dersim ve Seyid Rıza gündeme geldiğinde, ‘Dersim yoktur, sonunuz aynı olur’ diyen milliyetçi şovenlere bir kez daha hatırlatıyoruz: Ne söylerseniz söyleyin, Dersim’e ve Seyid Rıza’nın mirasına sahip çıkmaya devam edeceğiz!

    Dersimlilerin talepleri açıktır ve biz bu talepleri bir kez daha yineliyoruz:

    Resmî bir özür dilensin ve bu özür kamuoyuyla paylaşılsın!

    Seyid Rıza ve idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın!

    Dersim 1937-38-39 sürecine dair tüm arşivler eksiksiz olarak açıklansın!

    Katliam sürecinde sürgün edilenlerin ve ailelerinden koparılan çocukların tam listesi açıklansın; kayıpların akıbeti araştırılsın ve kamuoyuyla paylaşılsın!

    Dersim ismi ve eski yerleşim yerlerinin adları iade edilsin!

    Halkımızın dili ve inancı üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarına derhal son verilsin!”

    SEYİT RIZA’NIN TORUNU: HESABINI SORACAĞIZ

    Seyit Rıza’nın torununun oğlu Seydali Polat ise yaptığı konuşmada “O günden bugüne kadar bu tarihi yazan bütün canlara selam olsun diyorum” diye konuştu. Seyit Rıza’nın ailesi adına kendilerinden alınacak yalnızca bedenlerinin olduğunu söyleyen Polat, “Bizden sonra yetişen çocuklarımız bunun hesabını bir gün sizden alacaklar. Bütün devrim şehitlerini saygı ile anıyoruz” dedi.

    Ana Menşure Doğan da söz alarak yaşamını yitirenleri andı. Doğan, Dêrsim 38 duvarındaki fotoğraflara işaret ederek, Seyit Rıza ve arkadaşlarının yalın ayak olup el, ayak ve boyunlarında zincirler olduğunu söyledi. Doğan, “Biz yaşadık, başkaları yaşamasın. Biz öç almak zorunda değiliz. Yeniden pişirip zulmünüzü insanların önüne koymayın, yeter” diye konuştu.

    “BU MİRASA SAHİP ÇIKMAK ZORUNDAYIZ”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise “87’nci yılında Seyit Rıza’yı ve yol arkadaşlarını, kefensiz toprağa düşen binlerce canımızı anıyorum” diyerek şöyle devam etti:

    “1938’i anlamak Kürt’e yönelik, Kızılbaş’a, insana yönelik zulmü anlamaktır. Bugün bu yüzden en önemli özelliğimiz bilmek, hatırlamak olmalıdır. Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının, 70 bin masumun suçu neydi? Kürt olmak, Kızılbaş olmaktı, baş eğmemekti, biat etmemekti, teslim olmamaktı. Var olmak istedikleri için soykırımdan geçtiler. Şark Islahat Planı’ndan, Umumi Müfettişliklere, oradan OHAL’e ulaşan devrimciye, Kürt’e yönelik bir zulüm rejimi var. Bu rejim her şeyi yerle yeksan edip bütün mücadele tarihini karartmak istiyor. Bu nedenle Dersim ve Dersim’de yaşananlarını iyi görmek gerekiyor. Dersim çıbanbaşı seçildi, raporlar hazırlandı, devletin otoritesini sağlayacaklarmış diye70 bin insanımızı katlettiler, mağaralarda zehirlediler, odunlarla başlarını ezdiler, süngülerle annelerimizin karınlarını deştiler. Nasıl bir devlettir ki kendi ülkesinde kendi yurttaşını katlederek, mağaralarda zehirleyerek, köylerini boşaltarak, idam sehpalarına çıkararak otorite sağlamak ister ki? Şimdi tarihi yeniden tahrip edip çarpıtmaya çalışıyorlar. Bambaşka bir anlatı ile Dersimin mücadelesini karartmak istiyorlar. Buna karşı Seyit Rıza’nın torunları olarak, Herde Derweş’in çocukları olarak, Alişer’in, Zarife’nin, Sakine’nin, Mazlum’un, Deniz’in İbrahim’in yoldaşları olarak bu mirasa sahip çıkmak zorundayız. Bugün bir borcumuz varsa toprağın altında kefensiz yatanlara, onları iyice bilmektir. Bilmek, hatırlamak, sahip çıkmak, yaşamak, yaşatmaktır.

    “1938 BİTMEDİ, DEVAM EDİYOR”

    1938’de katliamdan geçtik bugün bambaşka katliamlarla yüz yüzeyiz. Dêrsim’in doğası barajlar, madenler, HES’lerle yok edilmeye çalışıyor. İnancı yok edilmek isteniyor. Rea Haq inancı asimile edilmeye çalışılıyor, Kürtlük, Türklük içinde yok edilmeye çalışılıyor ve bunun en ince politikası burada yapılıyor. Bunu çok iyi biliyorlar ama Dêrsime sefer olur zafer olmaz. İnce politikalarla Dersim’i duruşundan alıkoymak istiyorlar. En başta buna karşı durmamız, mücadele etmemiz gerekiyor. Hangi ağacın altını açsak belki atalarımızın kemikleri çıkar, Harçik’e gittiğinde 38’i anmayan var mıdır? Sürgün yollarında ölenleri bilmeyenimiz var mı? Yetim çocuklarımızı ganimet olarak almalarını bilmeyenimiz var mıdır? Hepimiz duyduk, tanıklık ettik. O yüzden bildiklerimizin gereğini de yapmak lazım. Cumhuriyetin 101. yılında halen bir şey değişmedi. Kerbala’dan bugüne katlediliyoruz, yok sayılıyoruz, hedef gösteriliyoruz. Ama söyleyelim Kerbala’da olduğu gibi sonrasında da ne Hüseyin-i duruştan vazgeçtik ne de boyun eğeriz. Gün geldi pirimiz Seyit Rıza gibi ipe giderken dik durduk. Her bir Dersimlinin yüreğinde, her bir Kürt’ün yüreğinde Seyit Rıza’nın son sözlerinde söylediği duruş vardır. Tek bir Alevi olduğu sürece Rea Haq inancını yaşatacağız. 101’inci yılındayız Cumhuriyetin. Kürtler, Dersimliler barış diyorlar. Şimdi de kayyım rejimi ile Kürt’ün, Alevinin iradesini, inancını yok sayıyorlar. Demokrasiye darbe yapanlar Dersim 38 zihniyetinden besleniyorlar. Bugün bir yol ayrımındayız. Devlet bugün bir karar vermek zorunda. Açık ve net çağrı yapıyoruz. Pirimizin huzurundan, Herde Derweş’ten sesleniyoruz, gerçekten barış istiyor musunuz? Barış isteyen milyonlar var, el uzatan binler var. Niyeti barış olan katliamlarla yüzleşir, onun hesabını verir, özür diler ve gereğini yapar. Samimi iseniz Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerini söyleyin. Devlet burada işlediği suçların hesabını versin. Özür dilesin.

    Hakkımız için mücadele edeceğiz, demokrasi, özgürlüklerimiz için mücadele edeceğiz. Ne olursa olsun AKP-MHP ittifakının insafına asla ve alsa kaderimizi, geleceğimizi bırakmayacağız. Bugünden yarına tarihsel görevimiz, sorumluluğumuz tıpkı Seyit Rıza gibi dik durmaktır, yan yana durmaktır. Tarihten aldığımız güçle bu yolu yürümeye devam edeceğiz. Ne kayyım rejimine ne OHAL rejimine teslim olmayacağız. Dersim Kurdistan’da biriciktir. Bunu göstermesi gerekiyor. Birliğini, yan yana duruşunu sağlayarak onurlu barışı da onurlu yüzleşmeyi de sağlamak için elinden geleni yapmalıdır. Onlara borçluyuz. Yüzleşinceye kadar, hesabını sorup hakikati ortaya çıkarıncaya kadar borçluyuz. Dersim, size hiçbir zaman biat etmedi bundan sonra da etmeyecek. Tek bir Dersimli de kalsa bu mücadele devam edecek.

    Anma programı mumların sırlandırılması ve lokma dağıtımının ardından son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu: Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenleri nereye defnedildiler?

    Dersim Barosu: Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenleri nereye defnedildiler?

    PİRHA-Dersim Barosu, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 87. yıldönümünde yazılı açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada, “Ölü bedenlere saygı meselesi bir ahlaki yükümlülüktür” denildi.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Dersim Barosu, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 87. yılında yazılı açıklama yaptı.

    “ÖLÜ BEDENLERE SAYGI MESELESİ AHLAKİ BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR”

    Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenleri 15 Kasım 1937 yılında, evrensel ve insancıl hukuk normları ile Türkiye’nin ulusal mevzuatına aykırı şekilde yargılanıp idam edildiği belirtilen açıklamada, “Seyit Rıza’nın ve Dersim ileri gelenlerinin ne ile suçlandıkları ve haklarında nasıl bir yargılamanın yapıldığı henüz açıklanmadığı gibi mahkeme tutanakları “Devlet Sırrı” denilerek kamuoyuna açıklanmamıştır. Üstelik Seyit Rıza’nın ve Dersim ileri gelenlerinin nereye defnedildikleri halen kamuoyundan gizlenmektedir. Ölü bedenlerin ailelere tesliminin bir zorunluluk olduğu ulusal ve uluslararası mevzuatta hüküm altına alınmasına rağmen, bugüne değin resmî kurumlarca herhangi bir somut adım atılmamıştır.

    Ölü bedenlere saygı meselesi bir ahlaki yükümlülüktür. Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenlerinin ve sonraki süreçte Dersim’de katledilenlerin ya yakılarak ya da çok farklı yerlere toplu gömülmesi, yer ve akıbetlerinin hayatta kalan sonraki kuşak yakınlarına söylenmemesi Dersim’de işlenen insanlığa karşı suçların 1937-1938 ile başlayıp ve o tarihle bitirmemeyi amaçlayan bir sürekliliğe tekabül eder. Bu ortak acının iyileştirilmesi için; tarihimizin bu karanlık sayfalarıyla esaslı biçimde yüzleşilmesi gerekmektedir. Tarihi gerçeklerle yüzleşilmesi için Seyit Rıza ve Dersim ileri gelenlerinin yargılandıkları dosyaların, tutanaklarının tamamının arşivden çıkartılarak halkın, hukukçuların ve tarihçilerin incelemesi için açılması ve Seyit Rıza ile Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması gerekmektedir” denildi.

    PİRHA/DERSİM

  • DEM Partili Kordu’dan, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarıyla ilgili soru önergesi

    DEM Partili Kordu’dan, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarıyla ilgili soru önergesi

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 87 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının akıbeti ve mezar yerlerinin açıklanması için Meclis’e soru önergesi verdi. Kordu, “Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasp edilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşmek, mağdurlarına karşı uluslararası hukuktan doğan sorumlulukları yerine getirmek amacıyla herhangi bir çalışmanız var mı?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilişlerinin 87. yılında, mezar yerleri ve Dersim Katliamının belgelerine ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Kordu, soru önergesinde aradan geçen 87 yılda Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmadığını belirterek, “15 Kasım 1937 tarihinde Dersim halkının onurlu direnişinin öncüleri olan Seyid Rıza ve arkadaşları, Elâzığ Buğday Meydanı’nda kurulan bir düzmece mahkemede sonucunda idam edildiler. Kendilerine savurma hakkı dahi verilmeden yaşı küçültülerek idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri ise hiçbir zaman ailelerine verilmedi. Aradan geçen 87 yıla rağmen Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşlarının mezar yerleri hala gizlenmektedir. Direnişin önderlerinin idamı sonrasında Dersim coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik asimilasyoncu bir yaklaşımla birlikte sürdürülen harekâtta binlerce yurttaş yaşamını yitirmiştir. Bunun sonucunda, resmi rakamlara göre 12 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 70 bin ile 100 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı ve kadın yaşamını yitirdiği ifade edilmektedir” dedi.

    “DERSİMLİLERİ YOLA GETİRME, HADDİNİ BİLDİRME POLİTİKİLARI UYGULANMIŞTIR”

    ‘Çıban başı’ olarak görülen Dersim’in sürekli bir tehdit olarak görüldüğünü kaydeden Kordu, “1937-1938 yılında yaşanan olaylarda binlerce yurttaşın yaşamını yitirmesinin yanında hayatta kalan kız çocukları evlatlık olarak verilmiş ve yoğun asimilasyona tutulmuştur. Bu politikalarla yalnızca bir direniş bastırılmak istenmemiş, Dersim halkının Raa ( rayâ) haqî inancı, Kirmançkî dili, kültürü ve doğası da yok edilmek istenmiştir. Dersim’e ilişkin sayısız rapor hazırlanmış, harekât öncesinde Dersimlilerin silahları toplatılmış, karakol ve kışlalar inşa edilmiştir. Dersim halkı bu duruma karşı engelleyici olmamış ama haklarına ve onurlarına yapılan saldırılara karşı meşru direnişe geçmişlerdir. Yeni kurulan Cumhuriyet için Dersim coğrafyası hep bir tehdit olarak algılanmış, bu tehdit algısı hazırlanan tüm raporlara yansımıştır. 2 Şubat 1926’da Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey hazırladığı raporda Dersim’e “Çıban Başı” demiştir. Tedip ve Tenkil Harekâtı ‘ile Dersimlileri yola getirme, uslandırma ve haddini bildirme politikaları uygulanmıştır. Bu süreçte öz savunma yapan Kürt ve Alevi halkına yönelik büyük bir katliam gerçekleştirilmiştir” diye belirtti.

    “YÜZLEŞMEK İÇİN BİR ÇALIŞMANIZ VAR MIDIR?”

    Kordu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, cevaplaması için şu soruları yöneltti:

    1- Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri aradan geçen 87 yıla rağmen neden hala açıklanmamaktadır?

    2- 1937-1938 Dersim olaylarına ilişkin devlet arşivleri neden açılmamaktadır? 15 Kasım 1937 tarihinde Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edildikleri mahkeme tutanakları kamuoyuyla neden paylaşılmamaktadır?

    3- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında Başbakanlığı döneminde, Dersim olaylarına ilişkin, “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa, ben özür dilerim ve diliyorum ‘ ifadelerini kullanmasına rağmen Dersim olayları ile neden yüzleşilmemektedir?

    4- 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız yaşamını yitirmiştir?

    5- Dersim’de isyan ettiği iddiasıyla tutuklanan 58 kişiden 7’si idam edilmiş, diğer 51 kişinin akıbeti nedir?

    6- 1937-1938 Dersim olayları sonrasında kaç Dersimli zorla göç ettirilmiş, ne şekilde ve hangi bölgelere/yerlere gönderilmiştir?

    7- Zorla göç ettirilmiş kişilerin ne kadarına geri dönüş imkânı sağlanmıştır?

    8- 37-38 Dersim olayları sonrasında kaç kız çocuğu ailelerinden koparılarak evlatlık verilmiştir? Evlatlık verilen kız çocuklarına ilişkin devlet arşivlerinde resmi kayıtlar bulunmakta mıdır?

    9- Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasp edilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşmek, mağdurlarına karşı uluslararası hukuktan doğan sorumlulukları yerine getirmek amacıyla herhangi bir çalışmanız var mı?

    10- Dersim olaylarıyla yüzleşmeye katkı sunması açısından AB ülkeleri, ABD ve Rusya Federasyonu’nda bulunan arşivlerin toplanması ve kamuya açılmasına ilişkin bir çalışmanız olacak mıdır?

    11- Dersim adının iade edilmesi için bir girişiminiz olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat’tan soru önergesi: Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir?

    Fırat’tan soru önergesi: Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir?

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, 87 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanması için Meclis’te soru önergesi verdi. Fırat, “Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir?” diye sordu. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 87 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını Meclis gündemine getirdi. Fırat, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının akıbetinin ve mezar yerlerinin açıklanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın cevaplaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “SORUMLU OLANLAR YARGILANMADI”

    Fırat, soru önergesinde, “Bundan 87 yıl önce, resmi söylemle Dersim isyanın önderi sayılan Abasan aşiret lideri Seyit Rıza ve oğlu Resik Uşen, Kureyşan Ocağı Piri Uşenê Seydi, Demenan aşiret liderleri Aliye Mirzê Sili ve Hesen Ağa, Yusufan aşiret lideri Fındık Ağa ile Kureyşan Ocağı mensubu Hesenê İvraime Qıji Elâzığ Buğday Meydanında 15 Kasım 1937 yılı gece yarısı idam edilmiştir. Resmi açıklamalara göre 13 bin 160, tanıkların ve bağımsız araştırmacıların anlatım ve tespitlerine göre ise 70 bin insanın öldürüldüğü bu katliamdan sorumlu olanlar hukuk önünde yargılanmamış ve Dersim halkının acıları hafiflememiştir” ifadelerine yer verdi.

    “HAKİKATLER ORTAYA ÇIKMAMIŞTIR”

    Önergenin devamında ise, şunlara yer verildi:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan 2011 yılında yaptığı “… Dersim’de adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde Dersim raporları hazırlanıyor… 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor…’’ açıklamayla katliamı en üst makamdan tanıdığını ifade etmiştir.

    Seyit Rıza 5 Eylül 1937 tarihinde Erzincan Valisi’yle görüşmeye giderken pusu kurularak esir alınmış ve savunma hakkı dahi verilmeden acele bir yargılamayla Elazığ’da idam edilmiş ve oğlu ve yoldaşları ile birlikte bilinmeyen bir yere defnedilmiştir. 1937/1938/1939 yıllarında Dersim coğrafyasında yaşanan bu katliamın birçok karanlık yönü vardır ve hakikatler ortaya çıkmamıştır. Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerlerinin açıklanması bu karanlık tarih sayfalarının açılmasına vesile olabilecek bir adımdır.”

    “SEYİT RIZA YOLDAŞLARININ MEZAR YERLERİ NEREDEDİR?”

    Fırat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, cevaplaması için şu soruları yöneltti:

    “1-Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir?

    2- 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür? Öldürülenlerin ve kayıpların isim listeleri neden açıklanmamaktadır?

    3-Dersim katliamında öldürülenlerin toplu mezar yerleri nerelerdedir?

    4-1937/38/39 tarihlerinde Dersim’den kaç yurttaşımız hangi illere sürgün edilmiştir? Bunların ne kadarına geri dönüş imkânı sağlanmıştır?

    5-Dersim’de isyan ettiği iddiasıyla tutuklanan 58 kişiden 7’si idam edilmiş, diğer 51 kişinin akıbeti nedir?

    6-Dersim katliamı mağdurlarının zararları tazmin edilecek midir?

    7-Kamuoyunda ‘Dersimin kayıp kızları’ olarak bilinen çocukların memur ve subaylara verilmesi ile ilgili kayıtlar neden açıklanmamaktadır?

    8-Dersim katliamına ilişkin mahkeme kayıtları ve arşivler kamuoyuna neden açıklanmamaktadır?

    9-Dersim katliamı yıllarında el konulan, tarihsel kültürel varlıklara ilişkin bir kayıt tutulmuş mudur? Bunlar varislerine iade edilecek midir?

    10- Dersim’de 1937/38/39 yıllarında yaşanan bu katliamın bütün gerçekliği ile ortaya çıkarılması için kapsamlı bir çalışmanız olacak mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Selman Yeşilgöz: Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir-VİDEO

    Selman Yeşilgöz: Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı’nın devletin Dersim’in kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlüğünün sonucu olduğunu belirten DAM Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, “Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir ve bizim de bu acılar karşısındaki duruşumuz devam edecektir” dedi.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesinin 87. Yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM KATLİAMI, BU HALKIN KÜLTÜRÜNE VE İNANCINA KARŞI TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜN BİR SÜRECİN SONUCUDUR”

    Dersim Katliamı’nın devletin Dersim’in kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlüğünün sonucu olduğunu belirten Selman Yeşilgöz, “Sonuç öncesi devletin yaptıkları vardır ve bunlar da bilhassa Seyit Rızaların idamlarının iddianamesini hazırlayan Sahan Ademoğlu’nun vurguladığı bu dava genç Tunceli’nin Dersim’e açtığı davadır diyor. Şimdi de onların ardılları olan İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu Cumhuriyet tarihinde Şeyh Sait ve Seyit Rızalara ne yaptıysak bugünde onu yapmaktan geri kalmayacağız diyor. Söylenen söz sıradan bir laf değil ve katliamcı zihniyetin devam ettiğini gösteriyor bizlere” dedi.

    Seyit Rızaların idamının başlı başına bir idam olayı olmadığına vurgu yapan Yeşilgöz, “Çünkü Seyit Rıza ve yol arkadaşları bir dava için yola çıktılar.  Dersim tarihi, kültürü, inancı için yola çıktılar. Geçmişten bu yana Dersimliler yaşadıkları topraklara Kırmanciye Beleke diyorlardı. Kırmanciye Beleke farklılıkların, çeşitliliklerin olduğu topraklardır. Kendi dili, inancı ve kültürünün yok sayılmasına karşı o gün gösterilen bir reaksiyondur. Bazı kesimler isyan vardı diyor ancak Dersim’de o dönem isyan yoktu, katliama karşı bir duruş vardı. Devletin kayıtlarında 13 bin 500 kişinin öldürüldüğü söylenirken sözlü tarihte ise 50 ile 70 bin kişi arasından insanın öldürüldüğü söyleniyor” diye konuştu.

    “DEVLETİN GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Devletin bu acının unutulmasını istiyorsa geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğinin altını çizen Yeşilgöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ancak devleti yönetenlerin zihniyetleri şimdiye kadar hiç değişmedi. Biz her yıl 15 Kasım ve 4 Mayıs’ta anmalar yaparak görevimizi yaptık diye geri çekilip oturmak davaya aynı şekilde sahiplenmediğimiz anlamına gelir. Çünkü Seyit Rızalar bu dava uğruna bedel ödediler. Bugünün kuşağı açısından da bunu sahiplenmenin yolu o değerlere sahip çıkmayla gerçekleşebilir. Kendisine Dersim’in aydınıyım, yazarıyım diyen bazı şahıslar o dönemin kişilikleri üzerinden bu mücadeleyi hiçleştirmeye çalışıyorlar. Onların yaptığında İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun nezdinde zuhur eden anlayışın bir başka versiyonudur. Çünkü kişiliklerle başlatılan bir karalama sonuçta o günkü o davanın da yok sayılmasına kadar da götürebilecek bir anlayıştır.

    Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir ve bizim de bu acılar karşısındaki duruşumuz devam edecektir. Yüzleşmek için bizim taleplerimiz idam edilen seyitlerimizin mezar yerlerinin açıklanması ve onları uğruna mücadele ettikleri bu topraklara en azından cenazelerini getirebilmemizin yolu açılmalıdır. O gün evlatlık verilen çocuklarımızın nerelere verildiği açıklanmalıdır. Dilimize kültürümüze ve inancımıza yönelik sürdürülen asimilasyon ve tahammülsüzlük politikasına son verilmeli. Taleplerimizin yerine getirilmesi ve bir bütün olarak da bu halktan özür dilenmelidir.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • DAD’dan Dervişoğlu’na tepki: Korku siyasetine teslim olmayacağız

    DAD’dan Dervişoğlu’na tepki: Korku siyasetine teslim olmayacağız

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, İYİ Parti’nin Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun “Cumhuriyet devleti Şeyh Saitlere, Seyit Rızalara ne yaptıysa aynı muameleyi göreceksiniz” sözlerine tepki göstererek, “Müsavat Dervişoğlu ve aynı zihniyeti devriye edenler çok iyi bilsin ki, Şeyh Sait ve Seyit Rıza’nın evlatları özgür bir yaşam için ikrarlaşmışlardır. Ortak vatanda eşit ve özgür yurttaşlık temelinde bir arada yaşama ilkesini esas alan demokratik siyaset anlayışını savunuyorlar ve savunmaya da devam edecekler” dedi.

    İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef aldı.

    Dervişoğlu, konuşmasında “Atatürk’ün kurduğu partinin genel başkanı ile çıktığı otobüsün üzerinden, senaryosu izleyeni şaşırtmayan ucuz yapımdaki yangına benzinle koşan Eş Genel Başkan, rolü gereği repliğinde şunları söylüyor; ‘Şeyh Saitler, Seyit Rızalar, Sakineler ne yaptıysa onların yaptıklarını yapacağız.’ Ben o çok duymak istediği cevabı vereceğim. Çünkü bu cevabı alacağını bilerek konuşuyor. Cumhuriyet devleti Şeyh Saitlere, Seyit Rızalara ne yaptıysa aynı muameleyi göreceksiniz. Herkes emin olsun, yapılması gereken şey ne ise o yapılacaktır. Gereği yerine getirecek olanlar da işte tam buradalar, karşımdalar, yanımdalar ve milyonlarcası da arkamızdadır” dedi.

    “KÜRTLERİN VE ALEVİLERİN YÜZYILDIR TEKÇİ POLİTİKALARDAN NELER ÇEKTİKLERİNİN İLAMIDIR

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yazılı açıklama yaparak Müsavat Dervişoğlu’nun sözlerine tepki gösterdi. İYİ Parti’nin Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun söyleminin resmi ideolojinin aynı inkarcılık ve katliamcı aklının sürmekte olduğunu ortaya koyduğunun belirtildiği açıklamada şunlara yer verildi:

    “Cumhuriyet modernitesinin egemenlikçi ulus devlet anlayışı kendini merkezileştirirken tek bir inanç, din, mezhep ve etnik yapıyı esas alarak, yanlızca tekçi tarifleri ile ifade bulan kimliklere yaşama şansı tanıdı ve bu kimlikleri ülkenin sahibi ilan etti. Türk-İslam(Hanefi) kimliklerinin kendi özlerine de zarar vererek egemen kılınmalarıyla birlikte, özellikle Şafii mezhebini takip eden Kürtler ile Rêya Heq/Hak Yol Alevi süreği mensubu olan Kürtlerin, bu sürece karşı gelmeleri katledilmelerinin gerekçesi haline getirildi. Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve Dersim Katliamı bu tekçi-inkarcı resmi anlayışın sonucudur.

    Köklü demokratik yüzleşme ve çözümler geliştirilemeden ikinci yüzyılına henüz girilen cumhuriyet sürecinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan İYİ Parti’nin Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun söylemi, resmi ideolojinin aynı inkarcılık ve katliamcı aklının sürmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Kürtlerin ve Alevilerin yüzyıldır tekçi politikalardan neler çektiklerinin ilamıdır.

    Kürtleri ve Alevileri tam da Sey Rıza ve yoldaşlarının idam edilerek katledilişlerinin yıldönümü olan 15 Kasım arifesinde bu şekilde tehdit etmek beyhudedir. “İşte kemend, işte boynum asarsa..Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyenlerin ardılları, korku siyasetine teslim olmadı, olmayacakta!

    AKP-MHP bloğuna alternatif olarak kurulan ittifaklarda ülkeye ‘demokrasi getirecek’ siyasi öznelerden biriymişcesine uzun süre topluma sunulan bu siyasi geleneği Aleviler, Kürtler ve halklar çok iyi tanımaktadır. Haftalardır elinden ve dilinden urgan düşürmeyen bu ırkçı aklı ve türevlerini, Sey Rıza çok önceleri ”karga bülbül olmaz oğul” diye açıklamıştır.

    Müsavat Dervişoğlu ve aynı zihniyeti devriye edenler çok iyi bilsin ki, Şeyh Sait ve Seyit Rıza’nın evlatları özgür bir yaşam için ikrarlaşmışlardır. Resmi ideolojinin böl, parçala, yönet anlayışına rıza göstermeyeceklerdir. Her türlü tekçi dayatma ve zulme karşı var olma mücadelesi veriyorlar. Ortak vatanda eşit ve özgür yurttaşlık temelinde bir arada yaşama ilkesini esas alan demokratik siyaset anlayışını savunuyorlar ve savunmaya da devam edecekler.

    Şeyh Sait ve Sey Rıza’nın evlatları sizin hilelerinizle, yalanlarınızla da baş edecektir. Bu topraklarda bütün farklılıklarla ikrarlı bir yaşamı, toplumsal rızalığı ve barışı inşa etme mücadelesi dinci, ırkçı, cinsiyetçi zihinleri rahatsız ettiğini biliyoruz. Toplumsal değerlerimize dil uzatan bu zihniyete karşı halkımızı demokratik tepkilerini göstermeye çağırıyoruz.

    Gelin Canlar Bir Olalım! Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 12 Eylül faşizminin idam ettiği ilk Sosyalistti: Necdet Adalı!

    12 Eylül faşizminin idam ettiği ilk Sosyalistti: Necdet Adalı!

    PİRHA- 12 Eylül Faşist Askeri Darbesinde idam kararı verilen ilk isim olan Sosyalist Necdet Adalı’nın idam edilişinin 44’üncü yılı. Adalı, idam sehpasını kendisi devirirken, “Kahrolsun Faşizm! Kahrolsun sömürgecilik. Yaşasın anti-emperyalist, anti-oligarşik halk devrimi” sloganını atmıştı.

    12 Eylül Askeri Darbesi’nin üzerinden 44 yıl geçmesine karşın, o dönemin uygulamaları ve günümüze yansımaları devam ediyor. Darbeci generallerin emirleriyle devrimci gençler ya gözaltında kaybediliyordu ya işkenceden geçiriliyordu ya da idam ediliyordu.

    12 Eylül’de darbeci generallerin idam kararları ardı ardında düzmece mahkemelerde okutulurken, ilk idam edilen isim Necdet Adalı oldu. 19 yaşında genç bir devrimci olan Necdet Adalı, 1977 yılında tutuklanmış ve idamla yargılanmaya başlanmıştı. Darbe sonrası herhangi bir delil olmamasına karşın idam kararı verildi. 8 Ekim 1980 tarihinde Ulucanlar Cezaevinde saatler 03:40’ı gösterdiğinde idam kararı infaz edildi.

    Necdet Adalı, idam edilmeden birkaç gün önce ailesine son bir mektup yazarak, şunları ifade etti:

    “Sevgili anneciğim ve babacığım, sizleri ve ezilen halklar adına mücadeleyi, erken bırakmak zorunda kaldığım için üzgünüm, ama bundan ve içinde bulunduğum durumdan dolayı hiçbir zaman pişmanlık duymadan ve şu kısa yaşamım içerisinde hiçbir şahsi çıkar gözetmeden ezilen halklar adına verilen mücadelede yerimi almaya çalıştım ve bundan dolayı gurur duyuyorum. Hakim sınıfların göstermek istediği gibi bizler hiçbir zaman savunmasız insanlara karşı katliam girişiminde bulunmadık. Fakat onların bizi böyle göstermeleri ve faşistlerle bizi aynı kefeye koyarak cezalandırmaları, bizim nezrimizde ezilen halkların mücadelesine yapılan bir saldırıdır. Anneciğim ve babacığım; sizlere kısaca bahsettiğim gibi hiçbir pişmanlık duymuyorum. Sizlerin de ezilen halklar uğruna verilen mücadelede katledilişimden dolayı üzülmemenizi ve bundan gurur duymanızı bekliyorum.”

    Yıllar sonra Necdet Adalı’nın davası yeniden ele alındı ve onun olayla ilgisinin bulunmadığı ispat edildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İran molla rejimi bir Kürt genci daha idam etti!

    İran molla rejimi bir Kürt genci daha idam etti!

    İran’da Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan eylemlere katıldığı gerekçesiyle tutuklanan Kürt siyasi tutuklu Reza Resai’nin idam edildiği öğrenildi.

    İran’da Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan “Jin Jiyan Azadî” eylemlerinde tutuklanan ve geçtiğimiz Aralık ayında idam cezasına çarptırılan Kirmanşah Kürtlerinden 35 yaşındaki siyasi tutuklu Reza Resai’nin idam edildiği öğrenildi.

    Rasai’nin infazının bugün erken saatlerde Kirmanşah Merkez Hapishanesi’nde gerçekleştiği belirtilirken, infaz ile ilgili de aileye haber verilmediği ifade edildi. İnfaz sonrası ailesine bilgi verilerek, Resai’nin ailesinin bulunduğu Sahneh kentinde toprağa verilmemesi konusunda da uyarıldığı belirtildi.

    24 Kasım 2022 tarihinde tutuklanan Resai, 31 Aralık 2023’te ölüm cezası verilmişti. Resai’nin cezası İran İslam Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi tarafından iki hafta önce onaylamıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Af Örgütü açıkladı: İran’da 2023’te 853 kişi idam edildi

    Af Örgütü açıkladı: İran’da 2023’te 853 kişi idam edildi

    Uluslararası Af Örgütü’ne göre 2023 yılında İran’da 853 kişi idam edildi.

    Uluslararası Af Örgütü, dünyadaki idam cezalarına ilişkin 2023 yılı raporunu açıkladı.

    DW’de yer alan raporda, idam edilen kişi sayısında büyük bir artışın olduğu kaydedildi. Raporda, 2023 yılında 16 ülkede en az bin 153 kişinin farklı yöntemlerle idamının infazının gerçekleştiği aktarıldı. Af Örgütü’nün raporlarına göre, 2015 yılından bu yana görülen en yüksek rakam. Örgüt, 2022 yılında dünyada 883 idam cezasının infaz edildiğini tespit etmişti. 2023 yılında ise idam cezalarında ortalama yüzde 30 artış olduğu belirtildi.

    2023’TE BİN 153 İDAM: 853’Ü İRAN’DA

    Raporda kayıtlara geçen infazların yaklaşık üçte birinin, yani 853’ünün İran’da gerçekleştiği belirtildi. Bu, İran için bir önceki yıla nerdeyse yüzde 50 artış anlamına geliyor. İran’da verilen idam cezalarının önemli bir kısmının siyasi ve uyuşturucu suçlarıyla ilgili olduğu belirtildi. Raporda, Beluciler’in İran nüfusunun yüzde 5’ini oluşturmalarına rağmen idam edilenlerin yüzde 20’sinin Beluci olduğu aktarıldı.

    Raporda ilk sırada bulunan İran’ın ardından ikinci sırada 172 idamın gerçekleştiği Suudi Arabistan, üçüncü sırada 38 idam cezasının infaz edildiği Somali ve dördüncü sırada 24 infazın tespit edildiği ABD yer aldı.

    Uluslararası Af Örgütü’ne göre Sahra Altı Afrika ülkelerinde 2022 yılında 298 idam cezası verilmişti. Raporda 2023’te ise bu rakamın 494’e çıkarak yüzde 66 oranında dikkat çekici bir artış gösterdiği vurgulandı.

    Suudi Arabistan’da da idam edilenlerin altısının kadın olduğu not edildi. Suudi Arabistan’da Temmuz 2023’te emekli öğretmen Muhammed el Hamdi, hükümeti eleştiren sosyal medya paylaşımları nedeniyle idam cezasına çarptırılmıştı.

    BAZI ÜLKELERDE SAYI BİLİNMİYOR

    Çin’deki idamlar resmi olarak açıklanmadığı için Af Örgütü’nün raporundaki rakamlara dahil edilmedi. Rapora Çin’in yanı sıra Kuzey Kore ve Vietnam’da gerçekleşen ama kaydedilmeyen idamlar da dahil değil.

    144 ÜLKE İDAMI KALDIRDI

    Uluslararası Af Örgütü’nün Almanya’daki Genel Sekreteri Julia Duchrow da raporla ilgili değerlendirmesinde giderek daha fazla ülkenin idam cezası uygulamaktan uzaklaştığını söyledi. 2022’de idam cezası uygulayan Belarus, Japonya, Myanmar ve Güney Sudan’da 2023’te infaz gerçekleşmedi. Dünyada bugüne kadar 144 ülke ölüm cezasını yasayla veya uygulamada kaldırdı. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard da yaptığı açıklamada, idam cezası uygulayan ülkelerin giderek yalnızlaştığını belirterek “Bu iğrenç cezaya karşı kampanyamız işe yarıyor. İdam cezasına son verene kadar devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İran’da 4 Kürt idam edildi

    İran’da 4 Kürt idam edildi

    PİRHA-İran rejimi, cezaevlerindeki tutsakları idam etmeye devam ediyor. İran rejimi 4 Kürt tutukluyu daha idam etti.

    İran rejimi, cezaevlerindeki tutukluları idam etmeye devam ediyor. 4 Kürt tutukluyu daha “İsrail ile işbirliği yapmak” ve “casusluk” iddialarıyla haklarında verilen kararlar üzerine idam edildi. 19 aydır tutuklu bulunan Mohsen Mazlum, Mohammad Faramarzi, Wafa Azarbar ve Pzhman Fatehi, bu sabah idam edildi.

    Tutuklular, dün aileleriyle ilk ve son kez görüşebildi. Daha sonra Evin Cezaevi’nden Kraj’daki Qzalhisar Cezaevi’ne götürüldü. 4 tutuklunun burada idam edildiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı: Mezar yerlerleri açıklansın-VİDEO

    Ankara’da Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı: Mezar yerlerleri açıklansın-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı öncesinde idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Ankara’da anıldı. DAD Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi’nde yapılan anmada konuşan DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke, “Seyit Rıza ve beraberinde idam edilen canlarımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir.” dedi.  

    86 yıl önce Dersim’in önde gelen isimlerinden Seyit Rıza ve arkadaşları Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan bir mahkeme sonrasında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    Mezar yerleri hala bilinmeyen Seyit Rıza ve yol arkadaşları DAD Ankara Şubesi/Ana Fatma Cemevi’nin düzenlediği tören ile anıldı. Anmaya HEDEP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Parti Meclisi Üyesi Pakize Sinemillioğlu ve HEDEP İnançlar Komisyonu üyeleri de katıldı.

    Çerağların uyandırılması ve saygı duruşuyla başlayan anmada, DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke açıklama metnini okudu.

    “BU TOPRAKLARIN ÇOK KİMLİKLİ Bİ YAPISI VARDI”

    Melahat Teke, idam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını, 1937-38 süreçlerinde Dersim’de yitirilen tüm canları anarak, “Evet, halklarımızın vicdanına sesleniyoruz çünkü Dersim halkını soykırıma uğratan ve uğratmakta olan zihniyet ve muktedirlerden bir beklentimiz yoktur. Çünkü dünden bugüne, tüm çağrılarımıza, en demokratik hak taleplerimize aynı tekçi-ittihatçı zihniyet ve fiillerle karşılık verildiğini görmekte, yaşamaktayız. Bu mana da halklarımıza sesleniyor, gerek Dersim meselesinin, gerekse bu topraklarda yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm travmaların ancak halklarımızın özgürlükçü, eşitlikçi birlikteliği ve ortak mücadelesiyle aşılabileceğine inanıyoruz.

    Bilmekteyiz ki Mezopotamya ve Anadolu insanlık için önemli gelişmelerin ilk ortaya çıktığı, en erken tarihlerden bu yana pek çok halkın bir arada yaşadığı coğrafyalardır. İşte bu nedenle Anadolu kavimler kapısı olarak anılmıştır. Bu toprakların hem kadim halkları hem de göçlerle gelen kavimleri nedeniyle çok kimlikli ve çok kültürlü bir yapısı vardı” dedi.

    “KÜRT VE ALEVİ KİMLİĞİ NEDENİYLE ÇOK KİŞİ KATLEDİLDİ”

    “Dersim hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, on binlerce insanımızın katledilmesine ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır” diyen Teke, şunları vurguladı:

    “Dersim, elde kılıç gelen Osmanlıyla ilk olarak 16’ncı yüzyılın başlarında karşılaşmış, bilmedikleri, tanımadıkları bu gücün kıyımına uğramış, sonrasında yüzyılları kapsayan bir kuşatma ve süreklilik arz eden seferlerle yıkıma, açlığa, yoksulluğa maruz kalmıştır. Dersimlinin yaptığı şey, her canlının yaptığı gibi yaşamını ve yaşam alanını savunmaktan ibaretti.

    Kurtuluş Savaşı sürecinde Dersim’e de heyetler gelmiş, gitmiş, bir şeylerin değişeceği, Kürtlere vaat edilen özerklik temelinde ortak vatanda ortak yaşam olacağı söylenmiş fakat düze çıkar çıkmaz Müslüman Kürt kardeşin de diğer halkların akıbetine uğratıldığı görülmüştür. 1937-38 süreci öncesi çeşitli girişim ve görüşmelerle uzlaşmaya ve silah teslimine ikna edilen Dersim ise hem Kürt, hem Alevi kimliği nedeniyle, makro düzeyde planlanan, on binlerce insanımızın katli ve kalanların sürgün edildiği bir soykırım saldırısına maruz bırakılmıştır.

    Uçak filolarının, zehirli gazların ve on binlerle ifade edilen askeri güçlerin kullanıldığı bu saldırıda, cenazelerimize çoğu zaman bir toplu mezar dahi nasip edilmeyerek ya nehirlere dolduruldu, ya da güneş altında bırakılarak kurda kuşa yem edildi.”

    “BUGÜNE KADAR MEZAR YERLERİ DAHİ AÇIKLANMADI”

    Teke, Dersim ileri gelenlerinden Seyit Rıza ve yoldaşlarının savunma haklarının dahi olmadığı düzmece bir mahkemede yargılanarak idam edildiğini belirterek, “Cenazeleri ise teslim edilmediği gibi hala bugüne kadar mezar yerleri dahi açıklanmamıştır. 1937-38’de yürürlüğe konulan politika ve fiiller halen kesintisiz biçimde sürdürülmekte olup toplumsal varlığımızı yok etmeye odaklı bu zihniyet;  göçertme, asimilasyon, yoksullaştırma ve gereğinde fiziki tasfiye biçiminde sürdürülmektedir.

    Dersim, kadim Kürt varlığının özgün bir rengidir, Raa Haq/Alevi Yolunun yoğunlaştığı bir coğrafyanın, tarihsel-toplumsal bir halk gerçekliğinin adıdır, ortak vatan gerçekliğinin bir ağacıdır ve bu toprakların hiçbir halkı için tehdit değildir. Tartışılamaz olan toplumsal haklarımızla, halk gerçekliğimizle bu ülkenin parçasıyız. Ortak vatanda demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi yarınlara olan inancımız tamdır.

    “DERSİM MAZLUMLARINI SAYGI VE KEDERLE ANIYORUZ”

    15 Kasım 1937’de, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Sey Rıza, Resik Wusen, Wusené Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Hesené İvrayimé Qıji, Aliyé Mırzé Sıli şahsında tüm Dersim mazlumlarını saygı ve kederle anıyor, huzurunda dara duruyor, yüzleşme çağrımızı ve taleplerimizi yineliyoruz:
    -Seyit Rıza ve beraberinde idam edilen canlarımızın mezar yerlerleri açıklanmalı ve cenazelerin Dersime nakli engellenmemelidir.
    -Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.
    -Sürgünler, kayıplar, el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.
    -Asimilasyon, göçertme ve her türlü şiddet biçimine son verilmelidir.
    -Dersim halkından özür dilenilmeli, toplumsal haklarımız tanınmalı, anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır” dedi.

    “KÜRTLER HER ZAMAN İHANETE UĞRADI”

    Anmada HEDEP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç da, “Toprağa düşen Dersimlilerin önderi, Kürtlerin tarihi önderi Seyit Rıza’yı ben de huzurlarınızda saygı ile anıyorum. Elbette Dersim gibi olaylar Kürtlerin tarihinde defalarca vardır. Kürtler her zaman karşısındakilerin ihanetine uğramışlardır. Kürt halkı bütün renkleriyle, Seyit Rıza gibi önderleri asla unutmayacak” diye konuştu.

    Yazar Ali Balkız ise, “Bu topraklarda yaşıyoruz, bu güzel topraklarda yaşıyoruz. Bu güzel topraklarda halklar kardeşçe yaşıyorlar ama halkların bir arada ve birlikte yaşamalarını istemeyen kişiler, kurumlar onlar birbirine düşsünler biz saltanatımızı sürdürelim hevesinde ve amacındalardır” ifadelerini kullandı.

    Anma deyişlerin okunması ve lokmaların dağıtılması ile sonlandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Dersim’de ağıtlarla anıldı; çerağlar uyandırıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Dersim’de ağıtlarla anıldı; çerağlar uyandırıldı-VİDEO

    PİRHA-İdam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Ağıtların yakıldığı, çerağların uyandırıldığı anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.

    Bundan tam 86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Anmada çerağlar uyandırılıp, ağıtlar söylendi.

    Anmaya Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı (DAD) Musa Kulu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “86 YIL ÖNCE İDAM EDİLEN SEYİTLERİMİZ İÇİN BİR ARADAYIZ”

    86 yıl önce idam edilen seyitler için bir arada olduklarını söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Dünyada ve ülkemizde barışın olması için çerağ uyandıracağız” dedi.

    Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan da, “Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında Dersim’de katledilen on binlerce masum için çerağlarımızı uyandırıyorum. Bize bu katliamı yapanlar bizden özür dilesinler biz de onları affedelim” diye konuştu.

    Dersimli müzisyenler Raber Diler ve Erdoğan Emir ağıt okuduktan sonra çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de anıldı: Yolumuz sizin yolunuzdur, unutmayacağız-VİDEO

    Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de anıldı: Yolumuz sizin yolunuzdur, unutmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı öncesinde idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Dersim’de anıldı. Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan anmada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Seyit Rıza ve arkadaşları duysun sesimizi; Çocuklarınız, torunlarınız olarak buradayız ve baktığımız yer yerde sizi, sizin direnişinizi görüyoruz. Siz bu devletin önünde diz çökmediniz, biz de çökmedik. Yolumuz sizin yolunuzdur. Unutmadık, unutmayacağız” dedi.

    86 yıl önce Dersim’in önde gelen isimlerinden Seyit Rıza ve arkadaşları Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    Mezar yerleri hala bilinmeyen Seyit Rıza ve yol arkadaşları bugün Dersim Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla yapılan anmaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu da katıldı.

    Anma çerağların uyandırılması ve saygı duruşuyla başladı. Anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, 86 yıl önce idam edilen Pir Seyit Rıza ve arkadaşları Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, mezar yerlerinin hala açıklanmadığına dikkat çekerek, Dersim halkının dilinin, kültürünün ve inancının yok sayıldığını belirtti. Kulu, yok saymaya ve asimilasyona karşı mücadele edeceklerini ifade etti.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı okuyan Pir Sultan Abdal Kültür Dermeği Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, Koçgiri ile başlayan Alevi Kürt soykırımının Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve Dersim Katliamı’yla devam ettiğini söyledi.

    “Sel Harekatı” olarak adlandırılan Dersim Katliamı’nın inançsal, kimliksel, tarihsel hedef aldığını dile getiren Kaya, “Şu anda gelecek yüzyılda ülkemizde halkların, inançların, mazlumların ve bütün ötekilerin birlik içinde ayağa kalkarak ortak vatanda barışı, kardeşliği tesis etmemiz her birimiz için tarihsel bir sorumluluktur” dedi.

    Kaya, son olarak, “Arşivler açılsın, hakikatler ortaya çıksın, seyitlerimizin mezar yerleri açıklansın, ailelerine teslim edilsin, hakikatle yüzleşilsin” şeklindeki taleplerini sıraladı.

    “SİZ BU DEVLETİN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEDİNİZ, BİZ DE ÇÖKMEDİK”

    Açıklamanın ardından konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da, 15 Kasım’ı ‘kara gün’ olarak değerlendirerek başladığı konuşmasında, şunları ifade etti:

    “Cumhuriyet kurulurken kimse kimseye sen Kürt müsün, Alevi misin diye sormadı. Beraber savaşlara girince de “Siz Alevisiniz ve sizin bizim savaşımızda yeriniz yok” demediler. Ama nasıl ki dışarda savaş bitti, ülke kurtuldu, dış düşmanlardan kurtuldular, bu defa da Kürtleri ve Alevileri düşmanlaştırdılar. Bizimle savaşmaya başladılar ve hala da bizimle savaşıyorlar. Sesimizi yükseltelim. Kürdistan’da tek bir hakikat var, o hakikat biziz, sadece bizde de değil, dağımızda, taşımızda, ağacımızda, suyumuzdadır o hakikat. Bugün bu hakikate sahip çıkalım. İdamdan sonra, ‘Dersim kendi kendini idare ediyor, böyle olmaz’ dediler. Devlet bir plan yaptı ve bu plan dahilinde memleketimize gelerek kadınlarımızı, çocuklarımızı, yaşlılarımızı, pirlerimizi öldürdüler. Ziyaret yerlerimizi bombaladılar. Cumhuriyetin bu yüzyılında insanlık ne kadar kötülük gördüyse Dersim halkı hepsini gördü. Ama biz de bırakmadık, vazgeçmedik. Dilimizi, ziyaretlerimizi, pirlerimizi bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız.
    Seyit Rıza ve arkadaşları duysun sesimizi; çocuklarınız, torunlarınız olarak buradayız ve baktığımız yer yerde sizi, sizin direnişinizi görüyoruz. Siz bu devletin önünde diz çökmediniz, biz de çökmedik. Yolumuz sizin yolunuzdur. Unutmadık, unutmayacağız.”

    HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, Seyit Rıza’yı, yoldaşlarını ve katliamda yaşamını yitiren onbinleri anarak başladığı konuşmasında, şunları dile getirdi:

    “Cumhuriyet’in 100’üncü yılındayız. cumhuriyetin demokratikleştirilmesi Türkiye’deki katliamlardan yüzleşmekle geçer. Katliamlarla yüzleşilmelidir, sorumluları da yargılanmalıdır. Dersim isminin iade edilmesini istiyoruz. Dersim’in kayıp kızlarının nerelere verildiği konusunda araştırmalar yapılmalıdır.

    Mezar yerlerimizin açıklanmasını istiyoruz. Bu ülkede hafızayı silmek için mezarlarımız verilmiyor. Bu mezarlıksızlık politikası hala devam ediyor. Bunun somut örneği Cumartesi Anneleridir. Hala oturarak evlatlarının mezar yerlerini istiyorlar. Bu zihniyete karşı mücadele hep devam ediyor. Aleviliğimize ilişkin yapılan saldırılara karşı da dilimizi konuşmak, inancımızı sürdürmek, ziyaretlerimizde çıralarımızı uyandırmak, analarımız ile pirlerimizle hakikat yolunda yürümeye devam etmektir.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Seyit Rıza ve arkadaşlarının asılmasıyla bitmedi, 1938’de soykırım yaşandı’-VİDEO

    ‘Seyit Rıza ve arkadaşlarının asılmasıyla bitmedi, 1938’de soykırım yaşandı’-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 1938 yılında sistematik bir soykırım yaşandığını belirten Akademisyen, Dr. İsmet Konak, “Dersim Katliamı’nın sorumluları Mustafa Kemal, Sabiha Gökçen, İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya, Kazım Doğan ve Abdullah Alpdoğan’dır. Bu isimlerin hepsinin yargılanması gerekiyordu adaletin yerini bulması için. Bugün baktığımızda Mustafa Kemal kutsanmıştır, heykelleri yapılmıştır” dedi.

    Dersim’de 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının Elazığ Buğday Meydanı’ında idam edilmesinin üzerinden 86 yıl geçti.

    Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme sonucunda kendilerine savunma hakkı verilmeden Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Akademisyen, Dr. İsmet Konak, 1937 yılından Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesini ve 1938 yılında binlerce insanın katledildiği Dersim Katliamı’nı anlattı.

    “GÜNÜMÜZE KADAR KATLİAMLAR DEVAM ETTİ”

    15 Kasım 1937 yılında katledilen yedi seyidi anarak sözlerine başlayan İsmet Konak, “O dönemin mahkeme başkanı Hatemi Semih, bu dava Tunceli’nin Dersim’e karşı yürüttüğü siyasi ve tarihi bir davadır demişti. Hukuki bir dava değildi ve devlet aklı veya sistem Dersimlilerle, Kürtlerle bir hesaplaşmaya girmişti. Tabi ulus devletin yürüttüğü tenkil ve tedip politikasının bir parçasıydı. 20. yüzyıl tek başına Dersim Katliamı ile sınırlı değildi. Koçgiri, Zilan ve Dersim’de katliamlar yaşandı ve günümüze kadar hep katliamlar devam etti. Bu açıdan Türk ulus devleti kıyma makinesi gibidir ve bütün farklılıkları bu kıyma makinesinde öğütüyor. Amaç Kürt halkının varlığını tanımamak ve Kürt kültürünü, kimliğini ve dilini yok etmek. Dersim Katliamı’nda da böyle bir amaç güdüldü” diye belirtti.

    “1938 YILINDA SİSTEMATİK BİR SOYKIRIM YAŞANDI”

    15 Kasım’da Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının asılmasıyla hiçbir şeyin bitmediğini söyleyen İsmet Konak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Devlet aklı o dönemde demişti ki Dersim müşkülesi hallolmuştur, ama bitmedi ne oldu? 1938 yılında sistematik bir soykırım yaşandı, kolektif bir şiddet vardı. Bu şiddette kimler vardı ona bakmak lazım. Dersim Katliamı’nın sorumluları Mustafa Kemal, Sabiha Gökçen, İsmet İnönü, Celal Bayar, Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya, Kazım Doğan ve Abdullah Alpdoğan vardı. Bu isimlerin hepsinin yargılanması gerekiyordu adaletin yerini bulması için ama bugün baktığımızda Mustafa Kemal kutsanmıştır, heykelleri yapılmıştır. Bu durum tam bir yüz karasıdır. Dersim Katliamı’nın faillerinden Sabiha Gökçen, 1956 yılında Milliyet Gazetesi’nde Halit Kıvanç’a verdiği röportajda bize bütün canlıları öldürün emri verildi diyor. Yine Sabiha Gökçen Ağustos 1937 yılında Tan Gazetesi’nde Ahmet Emin Yalman ile yaptığı röportajda savaş meydanında bomba ile canlı öldürmek bana hiç acıma hissi vermiyor diyor. Bu aslında ulus devletin nasıl vahşileştiğini bize yansıtıyor.

    “DERSİM KATLİAMI’NIN FAİLLERİNDEN DİĞERİ DE KAZIM ORBAY’DIR”

    Dersim Katliamı’nın faillerinden diğeri de Kazım Orbay’dır. Kazım Orbay, 1938 yılının yaz mevsiminde gerçekleşen soykırımı idare eden komutanlardan birisiydi, o zaman birçok emri o vermişti. Zaten sık sık telgraflarla dönemin başbakanı Celal Bayar’ı bilgilendiriyordu. Kazım Orbay’ın Dersim Katliamı’ndan zenginleştiği söyleniyor. Dersim Katliamı’ndan sonra Besime ve Emine isimli iki kız çocuğunu evine hizmetçi olarak götürüyor. İki kız sık sık Kazım Orbay’ın eşi tarafından dövülüyormuş, sebebi de Türkçe bilmemeleriymiş. Kazım Orbay’ın iki kız çocuğunu evine hizmetçi olarak götürmesi bize birçok şeyi hatırlatıyor. Dersim Katliamı’nda gördüğümüz uygulamaların hepsini (tecavüz, yakma, köleleştirme, kafa kesme) Türk-İslam tarihinde birçok katliamda görüyoruz.”

    Cihan BERK/PİRHA