Etiket: idam

  • Demirtaş’tan Erdoğan’a ‘idam’ tepkisi

    Demirtaş’tan Erdoğan’a ‘idam’ tepkisi

    PİRHA- Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın balkon konuşmasında kendisini hedef göstermesini ve ardından yapılan ‘idam’ sloganlarına tepki gösterdi. Demirtaş, ““Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz” ifadelerini kullandı.

    HDP’nin Edirne Cezaevi’nde bulunan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, seçimlerin ardından balkon konuşması yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini hedef göstermesine tepki göstererek yaşananları hikaye şeklinde anlattı.

    Hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen Edirne Cezaevi’nde tutulan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim sonrası ‘balkon konuşmasında’ kendisini hedef almasına ve kitlenin ‘idam’ diye bağırmasına sert tepki gösterdi. Demirtaş, “Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz” ifadelerini kullandı.

    Demirtaş Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Hileli ve sahte bir zaferin sarhoşluğuyla, lüks sarayının balkonundan gırtlağını yırtarcasına iftira, tehdit ve hakaretlerini sürdüren yaşlı kral ve karşısında yalanlardan, hazdan başı dönmüş bir linç güruhu, hep beraber “idam” diye bağırıyor. Olay, bir zamanların Fransa’sında geçmiyor. Sene 2023, yer Ankara. “Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz. Sadece şunu söyleyeyim: Ben, adını aldığım Kudüs fatihi büyük Kürt Komutan Selahaddin Eyyubi’nin torunuyum. Günü geldiğinde, hepinize adil davranacağıma söz veriyorum” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan sonra Beştepe’de yaptığı ‘balkon konuşması’nda Demirtaş’ı hedef göstermişti. Erdoğan Demirtaş’a ‘terörist’ derken, kendisini dinleyen kalabalıktan bir grup “Selo’ya idam” diye bağırmıştı. Erdoğan’ın bu sözlerinin, konuşmasının Cumhurbaşkanlığı’nın sitesinde yer alan İngilizce versiyonunda yer almaması dikkat çekmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Denizler yaşasaydı sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için mücadeleye devam edeceklerdi’-VİDEO

    ‘Denizler yaşasaydı sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için mücadeleye devam edeceklerdi’-VİDEO

    PİRHA-68 kuşağının devrimci önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın katledilişlerinin 51’inci yılında Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirilip basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada, “Denizler bugün sağ olsalardı sınıfsız sömürüsüz bir dünya için mücadele etmeye devam edeceklerdi. Denizlerin başlattığı mücadelenin ateşi hala yanıyor, yanacak” denildi.

    68 kuşağının devrimci önderleri ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucuları Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan katledilişlerinin 51’inci yılında birçok yerde anılmaya devam ediyor.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirip basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Dersim Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, CHP Dersim Milletvekili adayı Hüsniye Karakoyun ve çok sayıda yurttaş katıldı. Kitle sürekli ‘Yaşasın Devrim ve Sosyalizm’, ‘Yusuf, Hüseyin, Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz’ sloganları attı.

    Basın açıklamasını Emek Gençliğinden Eylül Yantemur okudu. Açıklamada ‘Yaşasın Devrim ve Sosyalizm’ pankartı açıldı.

    “DENİZLER KISACIK YAŞAMLARINDA DÜZENE KARŞI ÇIKTILAR”

    ‘Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 51 yıl önce 6 Mayıs’ta idam edildiler’ diyen Eylül Yantemur, “Onların öğrenci eylemleriyle başlayan mücadeleleri giderek sömürünün, baskının ve yoksulluğun gerçek nedenlerine yönelmişti. Başta onların idamları için Meclis’te el kaldıran milletvekilleri olmak üzere, darbe komutanları, güvenlik güçleri ve bürokrasi bu mücadeleyi kendi varlıkları için tehlikeli görmüşlerdi. Denizler kısacık yaşamlarında sadece düzenin bekçilerine, atanmış memurlarına değil aynı zamanda ülkeyi kuşatan, nüfuz eden emperyalizme, içerideki uzantılarına, işbirlikçilerine ve kısaca tekellerin düzenine karşı çıkıyorlardı” dedi.

    “DENİZLERİN BAŞLATTIĞI MÜCADELENİN ATEŞİ HALA YANIYOR”

    Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın yaşasaydı sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Yantemur, “Denizlerin başlattığı mücadelenin ateşi hala yanıyor, yanacak. 14 Mayıs seçimleri bu çok yönlü ve kapsamlı mücadelenin bir parçasıdır. Tek adam rejimini sona erdirecek hamle milyonlarca Denizlerden gelecek” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • İran’da protestolara katılan iki kişi daha idam edildi

    İran’da protestolara katılan iki kişi daha idam edildi

    PİRHA-İran’daki protestolara katılan iki kişi daha bugün idam edildi. Şu ana kadar 10’dan fazla kişi idama mahkum edildi, bunlardan 2’sinin cezası infaz edildi. İdam cezalarının bir kısmı ise Yargıtay tarafından bozuldu.

    İran’da Mahsa Amini’nin ahlâk polisi tarafından katledilmesiyle başlayan protestolara katıldıkları için gözaltına alınan iki kişi daha idam edildi. Eylemlere katılan Muhammed Mehdi Keremi ile Seyid Muhammed Hüseyni bugün idam edildi.

    Tahran’da “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Kürt kadın Jina (Mahsa) Emini’nin ölümü sonrası başlayan gösteriler yaklaşık 4 aydır devam ediyor. İnsan hakları örgütleri, şimdiye kadar 550 göstericinin öldürüldüğünü, 18 binden fazla kişinin de tutuklandığını belirtiyor.

    100 tutuklunun da idam tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bildiriliyor. Şu ana kadar 10’dan fazla kişi idama mahkum edildi, bunlardan 2’sinin cezası infaz edildi. İdam cezalarının bir kısmı ise Yargıtay tarafından bozuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik (DİB), İran’daki idamların durdurulması talebiyle İstanbul Cağaloğlu’ndaki İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. DİB, “İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) çağrısıyla bir araya gelen Savaşa Karşı Hayat Konferansı Hazırlık Komisyonu, 18 Aralık günü 76 kurumun imzaladığı deklarasyonla İran’daki idamların durdurulmasını istemişti. Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenler, sanatçılar, aydınlar, demokratik kurum ve partilerinin başkanları, hukukçular, belediye başkanları ve aktivistler bu çağrıya yanıt verdi.

    DİB, çağrı ve imzaları İran yetkililerine teslim etmek amacıyla İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Levent Tüzel, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca  ile Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş da katıldı. Polis, konsolosluğun önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, açıklama konsolosluğun karşısındaki sokakta yapıldı.

    “SAVAŞ OPERASYONLARI SON BULSUN”

    İran’daki idamların son bulmasını isteyen EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, şunları söyledi:

    “Üç buçuk ayı geride bırakan İran halklarının Hamaney rejimine, onun halklara dayattığı yoksulluk, yolsuzluk, baskı ve yasaklara karşı bir isyanı, ayaklanması söz konusu. Kıvılcımı çakan uygun kıyafeti giymediği için ahlak polisi tarafından katledilen Mahsa Amini’nin öldürülmesi oldu. Amini’nin öldürülmesinden sonra İran’daki bütün kadınlar, gençler, aydınlar, emekçiler ayağa kalktılar. “Yeter artık” dediler. İran İslam Cumhuriyeti bayrağı altında diktatörlük ve otoriter bir rejim yürütenlere karşı İran’ın her yerinde ayağa kalktılar. İran İslam rejiminin ulusal güvenlik söylemiyle uyguladığı yoksulluk ve yolsuzluğun son bulması için yürütülen direnişe dönük açık polis rejimi uygulamalarını kınıyoruz. Yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. İnsan hakları idam cezasını kabul etmiyor. İran’daki idamlar durdurulsun. Tüm dünyada ve ülkemizde savaş siyaseti, savaş operasyonları, insan hakları ihlalleri, işkenceler, idam uygulamaları son bulsun.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    DİB adına basın açıklamasını ise Ayşenur Devecioğlu okudu. Açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine çağrımızdır. İdamları durdurun! Mahsa Amani’nin öldürülmesi sonrası İran halkına, kadınlara, demokratik protesto gösterilerine katılanlara rejim güçleri tarafından uygulanan şiddet kabul edilemez. İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşlarının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren hâlâ 17 yaşında!

    Yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren hâlâ 17 yaşında!

    PİRHA- 12 Eylül faşist yönetiminin mahkemeleri tarafından yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980’de idam edilen Erdal Eren, katledilişinin 41’inci yılında anılıyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı darbeci Kenan Evren tarafından “Asmayalım da besleyelim mi?” denilerek idam edilen Erdal Eren, sadece 17 yıl 3 ay yaşadı.

    Erdal Eren, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından henüz 17 yaşındayken Milli Güvenlik Konseyi kararıyla yaşı büyütülerek 41 yıl önce bugün katledildi. Erdal Eren, 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde idam edildi.

    Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi Erdal Eren, Er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü suçlamasıyla hüküm giymişti. Hakkında hiçbir delil ortaya konulmamasına rağmen 12 Eylül darbecileri tarafından 13 Aralık 1980 tarihinde idam edilerek katledilen Erdal Eren’e tarih hakkını verdi.

    “Asmayalım da besleyelim mi?” diyen darbeci Kenan Evren lanetle anılırken, 17 yaşında idam sehpasına gönderilen Erdal Eren ise bugün hala onurlu bir devrimci olarak anılıyor.

    ERDAL EREN KİMDİR?

    25 Eylül 1964 Şebinkarahisar doğumlu olan Erdal Eren, 12 Eylül darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla hüküm giyen ve 13 Aralık 1980’de asılarak idam edilen Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisidir.

    Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Sinan Suner, 30 Ocak 1980 tarihinde Milliyetçi Hareket Parti’li bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından vurularak öldürüldü. Erdal Eren, Suner’in öldürülmesini protesto etmek için 2 Şubat 1980 tarihinde gerçekleştirilen gösteride gözaltına alınan 24 kişiden biriydi. Gösteri esnasında çıkan çatışmada ölen er Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı ve yargılanarak 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkum edildi. Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde infaz edildi.

    Erdal Eren idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteciler Savaş Ay ve Emin Çölaşan’a, “Avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini, vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söyledi.

    İdam kararı verilen Erdal Eren’in 17 olan yaşı bir gün içinde 18 olarak büyütüldü ve sonrasında hemen idam edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Türkiye’nin yüz yıldır kanayan yaraları demokratik özgürlükçü bir anayasayla çözülür’

    ‘Türkiye’nin yüz yıldır kanayan yaraları demokratik özgürlükçü bir anayasayla çözülür’

    PİRHA- Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamının 85. yılında, Berlin Cemevi ve Berlin Dersim Cemaati Derneği tarafından organize edilen ‘Dersim Tertelesi’ başlıklı panelde Dersim soykırımının öncesi-sonrası süreçleri konuşuldu.

    Berlin Cemevi ana salonunda gerçekleştirilen panele Berlin Cemevi Yönetim, Kadın, İnan ve Gençlik Kurulu temsilcileri, Berlin Dersim Cemaati Yönetim Kurulu ve Avrupa Dersim Dernekleri (FGD) temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Panelde moderatörlük yapan Berlin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Asiye Atakan Şenkaya, idam edilen Alevi önderleri anarak Dersim 1937-38 yıllarında yapılanların bir soykırım ve asimilasyon politikası olduğuna dikkat çekti. Konuşmaların ardından sözü konuk panelist tarihçi yazar Erdoğan Aydın aldı.

    1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamı ve 1938’de yaşanan katliam zorunlu göç politikalarına gelinmeden önce Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yaşanan gelişmelere dikkat çeken Yazar Erdoğan Aydın, 1921-23 yılları arasında farklı etnik ve inanç kimliklerinin tanındığını, mecliste bu kimliklerin yer aldığını fakat Cumhuriyetin ilanından sonra ise başta Alevi inançlı ve Kürt etnik kimlikli topluluklarına yönelik ‘inkar ve imha ve asimilasyon’ politikalarına başladığını, buna yönelik tüm planların 1938’den yıllar önce hazırlanmaya başlandığını ifade etti.

    1937 ve 38 süreçlerine gelindiğinde yaşanan soykırımın ‘Tekçi, Türk-İslamcı Sünni kodlarını resmi ideoloji olarak tercih eden cumhuriyet rejimin politikalarının sonucu olduğunu altını çizen Aydın bu soykırım politikaların altında Cumhuriyet kurucu kadrolarının imzalarının olduğunu, Cumhuriyet’in farklı etnik ve inanç kimliklerini tanıyan laik demokratik bir rejim olmadığını ve Türkiye’nin yüz yıldır kanayan bu sorunun demokratik özgürlükçü bir anayasayla çözüleceğini ifade etti.

    Aydın’ın konuşmasının ardından panel soru-cevap bölümüyle son buldu.

    PİRHA/BERLİN

  • Erdal Eren, idamının 41. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    Erdal Eren, idamının 41. yılında Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA-12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası yaşı büyütülerek idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren, idamının 41. yılında Dersim’de anıldı. 12 Eylül askeri darbesinin hedefinin, emekçilerin ve gençliğin artan mücadelesini baskı altında tutarak kapitalist düzeni korumak olduğunu söyleyen Emek Gençliği Dersim İl Yöneticisi Yusuf Akın, “13 Aralık 1980’de Erdal Eren bu koşullarda, emekçilere ve gençlik yığınlarına korku salmak için, hukuk da ayaklar altına alınarak idam edildi” dedi.

    Dersim Emek Gençliği, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası yaşı büyütülerek idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren, idamının 41. Yılında Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.

    Erdal’ı Erdal yapan mücadelesine ve partisine olan bağlılığı olduğunu vurgulayan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “12 Eylül’den bugüne 41 yıl geçti, o günden bugüne yasama, yürütme ve yargı tek eldedir. İşçi sınıfının mücadelesini büyütmek Erdal’ı yaşatmak demektir” diye belirtti.

    “ERDOĞAN VE CUMHUT İTTİFAKI FAŞİST BİR REJİM İNŞA ETMEK İSTİYOR”

    12 Eylül askeri darbesinin hedefinin, emekçilerin ve gençliğin artan mücadelesini baskı altında tutarak kapitalist düzeni korumak olduğunu söyleyen Emek Gençliği Dersim İl Yöneticisi Yusuf Akın, ”Türkiyeli burjuvazinin uluslararası burjuvaziyle işbirliği arttı, servetleri kat be kat büyüdü. Darbe egemen sınıf olan burjuvazinin en açık ve saldırgan diktatörlüğünü inşa etmişti. 13 Aralık 1980’de Erdal Eren bu koşullarda, emekçilere ve gençlik yığınlarına korku salmak için, hukuk da ayaklar altına alınarak idam edildi. Erdoğan ve Cumhur İttifakı, tek adam yönetimine dayalı gerici faşist bir rejim inşa etmek için hızla çalışıyor. Uyguladığı tüm politikalar gençliğe açlık, yoksulluk ve geleceksizlik olarak geri dönüyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Diyanet-Sen’in çocuk dergisinde ‘kafa kesme’ görselleri!

    Diyanet-Sen’in çocuk dergisinde ‘kafa kesme’ görselleri!

    PİRHA-Diyanet ve vakıf hizmet kolunda yetkili sendika Memur-Sen’e bağlı Diyanet-Sen, çocuk dergisi çıkardı. İslami şahsiyetlerin anlatıldığı derginin ilk sayısında “idam ve kafa kesme” sahnelerinin resmedildiği görsellere yer verildi.

    Diyanet-Sen’in çocuk dergisine ilişkin tanıtım açıklamasında, “Çocuklar ve gençler bir milletin, bir toplumun geleceği, yarınlarıdır. Geçmişini bilmeyen, yarınlarını inşa edemez. Bu sebeple yeni dergimizde çocuklarımız ve gençlerimize hitap ederken geçmişimizi de öğrenmelerini istedik” denildi.

    Diyanet-Sen Genel Başkanı Mehmet Ali Güldemir ise kaleme aldığı yazıda, “Kitap her kesime, özellikle de çocuklarımıza ve genç nesle hitap ettiğinden, konular yalın ve hikâye tarzı seçilerek ele alındı” dedi.

    TARTIŞMA YARATACAK GÖRSELLER!

    Derginin 14. sayfasında yer alan görsel tartışma yarattı. Söz konusu resimde savaş ve idam sahneleri paylaşıldı. Karenin bir köşesinde “darağacı” yer alırken bir başka yerde de “kılıçla kafa kesme” sahneleri resmedildi. Bu bölümde şu anlatım yer aldı:

    “Gözleri sürekli hüzünlü, bir yandan da zekâ dolu bakan bir çocuktu Abdurrahman. Henüz dokuz yaşında olsa da sanki çok fazla şey yaşamış, görmüş geçirmiş bir hali vardı. Anne ve babasını hiç tanımamıştı.

    Bu coğrafyanın acı bir gerçeği olan, bitmek bilmeyen savaşlar, istilalar, taht mücadeleleri onu daha küçücük bir bebekken ailesinden koparmış; köle tacirlerinin eline düşmüş ve gözünü, bu Türk yurdunun barış dolu olan şehri Merv’de açmıştı.

    Kim bilir annesi ve babası ne şartlarda, nerede, hangi kılıcın gölgesinde bebeklerini kaybetmişler; belki de daha da kötüsü artık hayatta değillerdi. Küçük Abdurrahman sürekli bu yaşadıklarını düşünüyor, aile özlemi yüreğinde hep bir sızı olarak duruyordu.”

    Kaynak: Cumhuriyet-Mustafa Çakır

  • İran muhalif gazeteci Ruhullah Zam’ı idam etti

    İran muhalif gazeteci Ruhullah Zam’ı idam etti

    İran Yüksek Mahkemesi, Ruhullah Zam’a verilen idam cezasının infazının gerçekleştirildiğini duyurdu.

    Mahkeme Sözcüsü Gulam Hüseyin İsmaili yaptığı açıklamada, “Yüksek Mahkeme davayla ilgili kararını yaklaşık bir ay önce vermişti. Karar Devrim Mahkemesi tarafından da onaylanmıştı” dedi.

    Gazeteci Zam, 2019’da İran Devrim Muhafızları tarafından hala gizemini koruyan bir operasyonla yakalanmadan önce uzun yıllar Fransa’da sürgünde yaşadı.

    Fransa’da yaşayan Ruhullah Zam’ın yakalandığı yer ve zaman ile ilgili bilgi verilmedi.

    Fransa’da mülteci statüsüne sahip olan Zam, kurduğu Amad News sitesini Telegram uygulaması üzerinden yürütüyordu.

    İran, Ruhullah Zam’ı 2017 yılında patlak veren protestoları harekete geçirmede aktif bir rol oynamakla suçladı.

    İsmaili tarafından haziran ayında yapılan açıklamada, “Ruhullah Zam birçok suçla suçlanıyordu. Ama yargı 13 suçu birleştirerek ‘Allah’a karşı savaşmak’ suçlamasıyla idam cezası verdi” ifadeleri kullanıldı.

    İran’ da 2017 Aralık ayında başlayıp 2018 Ocak ayına kadar devam eden gösterilerde 25 gösterici öldürülmüştü.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Seyit Rıza ve yol arkadaşları Mersin’de anıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları Mersin’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve yol arkadaşları idam edilişlerinin 83. yıldönümünde Mersin’de yapılan açıklamalarla anıldı. Açıklamalarda Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ve Dersim soykırımıyla yüzleşilmesi istendi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi ve Mersin Dersimliler Derneği ayrı ayrı Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını idam edilişlerinin 83. yıldönümünde yaptıkları açıklamalarla andı.

    DAD binasında yapılan açıklamada dernek yöneticilerinin yanı sıra HDP’li yöneticiler de hazır bulundu.

    “ŞAH HÜSEYİN’İN VE PİR SEYİT RIZA’NIN, ANA KADIN’IN BİLGELİĞİ İLE DİRENCİ İLE ZAMANA CEVAP OLMALIYIZ”

    Açıklamayı okuyan DAD Mersin Şube  Başkanı İsmail Altun, binlerce yıllık toplumunun direnen inanç gerçekliği ve direnen halk gerçekliğinin tek zerresi kalması durumunda da içindeki hakikat ve özgürlük arayışını barındıracağını belirterek, şunları ifade etti:

    “Yeni Türkiye Cumhuriyeti bir taraftan Osmanlı kalıntılarından kurtulmaya çalışıyor gibi görünse de, imparatorluk döneminin simgelerini, kurumlarını ulus devlet anlayışı içerisinde devam ettirdi. Özellikle farklı inanç ve etnik yapılar ‘Türklük sözleşmesi’ içerisinde eritilmeliydi. Bu topraklarda yaşayan, farklı inanç, itikat, mezhep ve süreklerin ‘Türk İslam anlayışı’ içerisinde hizaya getirilmesi amaçlanıyordu. Yeni devlet yapılanması teklik üzerine inşa ediliyordu. Bugün 83. yılında Dersim Katliamı’ndan çıkarılacak en büyük ders toplumsal, kurumsal örgütlülük ile zulme karşı direnilebileceği gerçeğidir. Demokratik Alevi Dernekleri olarak Alevi halklar ve kurumları arasında çok yönlü birlik ruhu için elimizden gelen iradeyi ortaya koyacağımızı ifade etmek istiyoruz. Şah Hüseyin’in ve Pir Seyit Rıza’nın, Ana Kadın’ın bilgeliği ile, direnci ile zamana cevap olmanın temel sorumluluğuna inanıyoruz. Anılarına niyaz oluyor, umutlarına ikrarlı olduğumuzu ifade ediyoruz.”

    “BÜTÜN ARŞİVLERİ AÇIN, SOYKIRIMLA YÜZLEŞİN”

    Dersimliler Derneği de dernek bahçesinde açıklama yaptı. Dernek Başkanı Hasan Tanrıkut tarafından yapılan açıklamada, “Seksen üç yıldır kapanmayan yara; Seyitlerimizin mezar yerleri nerede?” diye sorularak, şunlar dile getirtildi:

    “Yine aynı tarihlerde kurşunlanan, süngülenen, bombalanan, uçurumlardan atılan, yakılan, idam edilen ve sürgün edilen, mezarları bile belli olmayan,  on binlerce mazlum insanımızın acılı hatıralarını yüreğimizin derinliğinde hissediyoruz. Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki -başta Seyit Rıza olmak üzere- halk önderlerinin hileyle katledildikten sonra başsız ve çaresiz kalan Dersim halkına karşı eşine az rastlanılır bir saldırganlıkla, tartışmasız bir soykırım uygulamıştır. Dersim’deki soykırımın başlıca sorumlusu olan ırkçı ideolojinin günümüzdeki süzme ve zinde takipçisi olarak AKP iktidarı o günlerden aldığı mirası birçok araç (baraj ve hes’ler, madenler, köy boşaltmalar) ile devam ettirmektedir. Ve sadece Dersim’de değil bütün Kürt coğrafyasında sürdürülmektedir. Dersim halkından gerçek anlamda özür dileyin ve tarih ile amasız fakatsız yüzleşin. Kendi tarihiniz ile yüzleşmekten korkmayın. Buna Seyitlerimizin mezar yerlerini açıklayarak başlayabilirsiniz. Dün devletin kilitli kasalarında bulunan Dersim 1937-38 belgeleri bugün TBMM’de mühürlü torbalarda tutulmaktadır. Belgeleri gizleyerek, gerçekleri çarpıtarak Türkiye halklarının gerçekleri öğrenmesini engellemeyin. Halkın gerçekleri görmesi ve bilmesi için başta Genel Kurmay’ın arşivleri olmak üzere bütün arşivleri açın.”

    Geçtiğimiz hafta Hakka yürüyen şair Mehmet Çetin de anmalarda unutulmadı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Seyit Rıza ve arkadaşları Adana’da anıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve arkadaşları Adana’da anıldı-VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin 83. yıldönümünde Adana’da yapılan anmada, “Taş olsam çatlardım, toprak oldum dayandım” sözü hatırlatılarak, “”Bireysel iktidarlaşmaların karşısında ocak örgütlenmesini canlı  tutarak yol yürümemiz ve her mekanda birbirinden haberdar olan birlik ruhu ile hareket etmemiz elzemdir. Bugün 83. Yılında Dersim Katliam’ından çıkarılacak en büyük ders toplumsal, kurumsal örgütlülük ile zülme karşı direnilebileceği gerçeğidir” denildi. 

    Haberin videosu;

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin 83. yıldönümünde Adana’da anıldı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Dersimliler Derneği Adana şubelerinin ortak düzenlediği anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Kemal Peköz’ün yanı sıra siyasi parti temsilcileri, sivil toplum ve demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.

    Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete’nin lokma gulbangıyla başlayan anma idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları için saygı duruşunda bulunuldu.

    Ardından konuşan Kete, Dersim katliamında kurtulan bir ananın “Taş olsam çatlardım, toprak oldum dayandım” sözünü hatırlatarak, “Taşın, toprağın, suyun ruhunu anlamış doğal kurumsal direnç yenilgiye uğratılamaz” dedi.

    “REYA HEQ ALEVİLER OLARAK 83. YILINDA DERSİM KATLİAMINI DOĞRU ANLAMLANDIRMALIYIZ”

    Kete, yeni Türkiye Cumhuruyeti bir taraftan Osmanlı kalıntılarından kurtulmaya çalışıyor gibi görünse de, imparatorluk döneminin simgelerini, kurumlarını ulus devlet anlayışı içerisinde devam ettirdiğine dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

    ” Yeni cumhuriyet modernitesi için; Dersim sadece etnik yapı olarak değil, inanç olarakta farklıydı. Aryenik Rêya Hakk damarı bu coğrafyada direniyordu.1924 Anayasasında yasalaşan teklik anlayışı muteber vatandaşı tanımlamıştı ” Türktür, Türkçe konuşur, Mezhebul Hanifidir”. Bu sözleşmenin dışında tüm topluluklar ” öteki ” sıfatını taşıyordu. Yıllara dayanan, raporlaşma ve misyoner tipi çalışmaların sonunda; 4 Mayıs 1937’de Atatürk ve Fevzi Çakmak’ ın da katıldığı Bakanlar kurulunda “Tedip ve tenkil” kararı alındı. 14 Haziran’da Başvekil İsmet inönü, yapılacak harekatla ilgili meclise bilgi verir ve 18 Haziranda özel  bir trenle Elazığ’ a gelinir, incelemelere katılır  ve 21 Haziranda Harekete son biçimi verilir, her biçimiyle saldırılar başlar. Dersimliler bir isyanda bulunmamış  tamamen plânlı, programlı bir katliamla karşı karşıya kalmışlardır. Cumhuriyet modernitesi üniterlik adına bütün farklılıkları maddi manevî değerleri ile beraber çarmıha vermiştir. 15 Kasım 1937 yılında Elazığ ‘da idam edildiler. Son isteği olan evladından önce idam edilmesi isteği kabul edilmedi.  Reya Heq Aleviler olarak 83. Yılında Dersim Katliamı bizler için yeniden anlaşılarak, yüzleşerek  geleceğini, onurlu dik duruşun üzerinde yükseltmelidir. Tarihsel direnç  geleneğimizin, inancımızın, halklarımızın bu iradesi mevcuttur. Anadolu ve Mezopotamya halkları tarihsel eşiklerinden biri ile karşı, karşıyadır. Nemrutların savaş geleneklerine karşı, halkların barış içinde yaşama gelenekleri bir mücadele içerisindedir. Toplumsal birlikteliğimizi güçlü korumak, barışın kazanması için elzemdir. Bugün savaş politikalarına destek verenler, payanda olanlar  tarihsel katliam zihninin devamıdır.  Mahkum edilmesi ve yenilmesi gereken bu devşirme katliamcı zihindir. Toprağa, taşa, suya, havaya, hayvana, nebata zulmeden Nemrud’i zihin halklarımızın yakasından düşmelidir.”

    “BİRLİK RUHU İLE HAREKET ETMEMİZ ELZEMDİR”

    Reya Heq Aleviler  demokratik dinamiklerle bağını güçlendirmeli, halklarla bağını güçlü tutmalı ve birbirinden haberdar olması gerektiğinin altını çizen Kete, “Bireysel iktidarlaşmaların karşısında ocak örgütlenmesini canlı  tutarak yol yürümemiz ve her mekanda birbirinden haberdar olan birlik ruhu ile hareket etmemiz elzemdir. Bugün 83. Yılında Dersim Katliam’ından çıkarılacak en büyük ders toplumsal, kurumsal örgütlülük ile zülme karşı direnilebileceği gerçeğidir. Demokratik Alevi Dernekleri olarak Alevi Halklar ve kurumları arasında çok yönlü birlik ruhu için elimizden gelen iradeyi ortaya koyacağımızı ifade etmek istiyoruz. Şah Hüseyin’in ve Pir Seyit Rıza’nın, Ana kadının bilgeliği ile direnci ile zamana cevap olmanın temel sorumluluğuna inanıyoruz.  Anılarına niyaz oluyor, umutlarına ikrarlı olduğumuzu ifade ediyoruz. Mazlum Çaresiz, Mekan Rızasız, Zaman Sahipsiz Değildir” değerlendirmesinde bulundu.

    KEFENSİZ YATANLARIN MEZAR YERLERİ VE KAYIP KIZLARIN HESABI SORULSUN

    HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz de anmada yaptığı konuşmada ” Dersim katliamın özgün bir yanı vardır, hem Reya Heq Alevi olmaları hemde kürt olmaları.katliamla bitmedi katliam sonrası bellkesiz bırakılması için yoğun bir kültürel katliama devam edildi. Günümüze kadar devam ediyor. Dersimin kutsal mekanları ile Munzur gözeleri ve bir çok mekan yok ediliyor. Bizler bu anmalarla dravmayi canlı tutmak için yapmıyoruz. Kefensiz yatanların mezar yerleri ve kayıp kızların hesabı sorulsun bu konuda yasal süreç başlatılsın istiyoruz ” dedi.

    Anma okunan deyişler ve lokmaların paylaşılmasıyla son buldu.

     PİRHA/ADANA

  • HDP, Denizleri mezarı başında andı-VİDEO

    HDP, Denizleri mezarı başında andı-VİDEO

    PİRHA- HDP milletvekilleri 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı mezarı başında andı.

    Haberin videosu;

    Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 6 Mayıs 1972 idam edilerek katledilişlerinin üzerinden 48 yıl geçti. Aradan yarım asra yakın bir zaman geçse de devrimci duruşları, kavgaları ve devrettikleri mücadeleleri her geçen gün büyüyor.

    Denizler bu yıl koronavirüs salgının gölgesinde birçok yerde anıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Deniz Gezmiş’i mezarı başında andı.

    Anmada konuşan HDP Antalya milletvekili Kemal Bülbül, koronavirüs salgınından kaynaklı temsili bir anma gerçekleştirdiklerini belirterek, “ Denizlerin, Mahirlerin, İbrahim Kaypakkayaların, Mazlum Doğanların, Kemal Pirleri birlikte görüyor, birlikte algılıyor, Baba İshakların, Pir Sultan Abdalların, Seyit Rızaların temsilcisi ve takipçisi olarak görüyor ve Türkiye devrimci hareketin özgürlük, eşitlik, adalet mirasını halklara götüreceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Bakanlık, EBA’da yayınlanan idam görüntülerine ilişkin soruşturma başlattı

    Bakanlık, EBA’da yayınlanan idam görüntülerine ilişkin soruşturma başlattı

    Koronavirüs salgını nedeniyle okullara verilen aranın ardından başlayan uzaktan eğitim yayınlarında 10-14 yaş arası çocuklara idam sahnesi izletilmişti. Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma başlattı. 

    Çin’in Vuhan kentine ortaya çıkarak dünyanın geneline yayılan yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) Türkiye’yi de etkisi altına almasının ardından okullara ara verilip televizyondan uzaktan eğitime başlanmıştı.

    Uzaktan eğitimi fırsat olarak görüp propagandaya dönüştüren AKP, derslerden önce öğrencilere idam sahnesi izletmişti.

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk çocuklara idam sahnesi izletilmesine ilişkin tepkilerin ardından bir açıklama yaparak, “Görev dağılımında kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığım ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum” demişti.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), uzaktan eğitimin ilk gününde TRT EBA TV Ortaokul kanalında yayınlanan, eski Başbakan Adnan Menderes’in idamını konu alan animasyonla ilgili soruşturma başlattı.  (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Kaya’dan Bakan Selçuk’a idam tepkisi: Bu anlayış virüsten daha tehlikeli

    CHP’li Kaya’dan Bakan Selçuk’a idam tepkisi: Bu anlayış virüsten daha tehlikeli

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tatil edilen okullarda eğitimin aksamaması adına hayata geçirilen uzaktan eğitim programı kapsamında bugün ilk ders evlerinde öğrencilere gösterildi. Öğrencilere koronavirüs ile mücadele kapsamında eğitim verilmesi beklenirken, Adnan Menderes’in idamı öğrencilere ilahiler eşliğinde izletildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okulların kapalı olmasından dolayı hayata geçirilen uzaktan eğitim programı için bugün öğrenciler ilk ders için bilgisayarların başına oturdular. Program başlangıcında Türkiye’nin şu anki koronavirüs tehlikesi ile karşı karşıya olma durumu hakkında öğrencilere bilgi verilmezken, 27 Mayıs 1960 Askeri darbesinde cunta yönetimi tarafından idam edilen Adnan Menderes’in idam sahnesi ile başlangıç yapıldı. Eğitim-Sen Kurucu Genel Başkanı, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, yaptığı açıklama ile Ziya Selçuk’u göreve davet etti. Kaya Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a  “Sarayın Eğitim Bakanı olma bu ülkenin bakanı ol” dedi.

    “İDAM SEHPALARI İZLETEREK ÇOCUKLARI SİYASETİNİZE ALET ETMEYİN”

    CHP’nin Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, “Çocuklarımıza Adnan Menderes’in idamı izletilip ilahiler dinletildi. Çocuklarımıza idam sahnesinin animasyonla ayrıntılı olarak izletilmesi hangi ruh halinin ve zihniyetinin ürünüdür” dedi. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un uzun bir süredir program hakkında sürekli kamuoyuna açıklamalar yapmasına da değinen Kaya “Bakan Bey sürekli konuşuyordu hepimiz merak ettik şimdi ne olduğunu anladık” dedi.

    “BU ANLAYIŞ KORONAVİRÜSTEN DAHA TEHLİKELİDİR”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Uzaktan eğitim sistemini tam anlamıyla kuramayan, çocuklarımıza bu programdan faydalanmasını sağlamayanlar çocuklarımızı kendi siyasetlerinde kullanmaya kalkıyorlar. Çocuklarımıza korku salan yüreklerine kin ve nefret tohumu ekmeye çalışan bu anlayış  koronavirüsten daha tehlikelidir” dedi.

    “ART NİYETLİSİNİZ”

    CHP’li Yıldırım Kaya, “İlk derste siz öğrencilere önümüzdeki süreci anlatmıyor da 60’lı yıllarda ki Adnan Mendereslerin idam sahnesini anlatıyorsanız bunda bir art niyet vardır. Müfredatta olmayan, hurafelerin anlatıldığı, ilahilerle bir dersin olamayacağını ilkokul birinci sınıftaki öğrenci bilir. Sizin gözünüzü beyninizi kindarlık bürümüş hala hiçbir şeyin farkında değilsiniz, hala siz ayrımcılık yapıyor, eğitimde siyasi bir davranışı hayata geçiriyorsunuz. Ziya Selçuk’un yapması gereken bu çocuklara sahip çıkmaktır” dedi.

     

  • Bakan Selçuk da rahatsız olmuş; peki görevden alacak mı?-VİDEO

    Bakan Selçuk da rahatsız olmuş; peki görevden alacak mı?-VİDEO

    Milli Eğitim Bakanı Selçuk, Eba TV’deki Adnan Menderes’in idam görüntüleri hakkında açıklama yaptı.

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Eba TV’deki Adnan Menderes’in idam görüntüleri hakkında açıklama yaptı.

    Ziya Selçuk açıklamasında, “Güvenip denetleme ihtiyacı duymadığım ekibin hazırladığı görüntüleri onaylamıyorum” dedi.

    Selçuk, ”Etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum ve çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum. Gözden kaçırdığım bir kaç dakikalık bir görüntünün üzerine titrediğim sisteme verdiği zararı konuşuyor olmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu anlatamam” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Twitter hesabından bir açıklama paylaştı. Selçuk, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

    ”Bir haftada 3 yeni kanal kurup içeriklerini hazırlamak için ben ve ekibim büyük bir gayretle çalıştık. Dersleri merkez alarak yüzlerce çekimin tamamını kontrol ettik. Bu yoğun süreçte üzülerek ifade ediyorum ki, görev dağılımında kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığım ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum ve çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum.
    Nasıl ki okullarımızdaki içeriklere hassasiyet gösteriyorsak yayınlara da göstereceğiz. Hepimiz için yeni ve zorlu bir süreç. Bu konuda sizlerin de anlayışınızı rica ederim. Gözden kaçırdığım bir kaç dakikalık bir görüntünün üzerine titrediğim sisteme verdiği zararı konuşuyor olmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu anlatamam.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Gayri müslim, Kürt ve Alevi’nin payına katliam düştü’ – VİDEO

    ‘Gayri müslim, Kürt ve Alevi’nin payına katliam düştü’ – VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve yoldaşları idam edilişlerinin 82. yıl dönümlerinde İzmir’de kitlesel bir eylem ile anıldı. Yapılan açıklamada, “Dersim, İttihatçı-Kemalist politikalar bağlamında, tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu kıyımlar zincirinin halkalarından biridir. Dersim isyan etmemiş, üstüne gelen bir zulüm dalgası karşısında her canlının yaptığı gibi çok sınırlı olanaklarıyla yaşam hakkını ve yaşam alanını savunmaya çalışmıştır” denildi.

    Haberin Videosu

    İdam edilişinin 81. yılında Seyit Rıza ve yoldaşları Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi ve İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği öncülüğünde Karşıyaka İskelesi’nde anıldı. Anmada mumlar yakılarak niyaz ve lokmalar dağıtıldı. HDP, SMF, Partizan ve Alevi kurumlarının yanı sıra çok sayıda yurttaşın katıldığı anmada kitle adına açıklamayı Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Eş Başkanı Nebahat Çelik okudu.

    Attıkları “Devlet Dersim tertelesi ile yüzleşsin”, “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Tertele Dersim Xo Vîra Meke”, ve “Dersim, Roboski, unutulmaz hiçbiri” sloganları ile soykırıma dair tepkilerini dile getiren dernek üyeleri, taleplerini ise taşıdıkları “Devletin Dersim katliamı arşivleri açılsın” dövizi ile gösterdi.

    Çelik, katliam ile yüzleşilmesi, Seyit Rıza ve yoldaşlarının cenazelerinin teslim edilerek nakline engel olunmaması,cezaevine atılan Dersimliler ve kayıp çocukların akıbetinin açıklanması, toplumsal kimliklerinin tanınarak asimilasyona ve şiddete son verilmesi çağrısında bulundu.

    “İSYAN VE EŞKİYA YALANLARI İLE KATLİAM MEŞRULAŞTIRILDI”

    İdam edilişlerinin 82.yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını şahsında  mazlumları anmak, halkların vicdanına seslenmek ve adalet taleplerini yinelemek için bir arada olduklarını ifaden eden Çelik, Dersim’de gerçekleştirilen vahşetin isyan ve eşkiyalık  yalanlarıyla meşrulaştırılmak istendiğini vurguladı.

    Çelik, “Bilindiği gibi 1937-38 yıllarında Dersim’e kapsamlı seferler gerçekleştirilmiştir. Makro düzeyde planlanarak gerçekleştirilen bu vahşet, İsyan vardı, eşkiyalık vardı yalanlarıyla meşrulaştırılmak istenmiş, bu yalanlar günümüze kadar aralıksız biçimde tekrarlanmış, propaganda edilmiştir. Hakikat ise tamamen farklıdır. Dersim, tarihsel-toplumsal bir gerçekliğin, Rıza Yolu olarak kavramlaştırılan Raa Haq-Alevi inancının-kültürünün yoğunlaştığı bir coğrafyanın adıdır. Evet, isyan vardı söylemi koca bir yalandı. Zira Dersim, kendi tarihsel mecrasında fiili bir özerkliği yaşamaktayken, 16. yüzyılda bilmedikleri, tanımadıkları bir güç olan Osmanlı üstlerine gelmiş, sonrasında ise Dersim yüzyılları kapsayan bir kuşatmaya maruz bırakılmış, halkımız derin bir yoksulluk, sefalet ve nice kıyıma maruz bırakılmıştır” ifadelerini kullandı.

    GAYRİ MÜSLİM, KÜRT VE ALEVİYE KATLİAM DÜŞTÜ”

    Dersimin ise kendi tarihsel-toplumsal gerçekliğinde fiili bir özerkliği yaşamakta olduğunu söyleyen Çelik, Cumhuriyetin kurulması ile verilen mesajlar ve vaatlerin aksine Dersim’in payına katliam düştüğünün altını çizdi. Gayri Müslim halklar, Kürtler ve Alevilere yönelik planlı bir katliamın gerçekleştiğine değinen Çelik şunları kaydetti:

    “Avrupa merkezli yeni bir tahakküm biçimi olan ulus devlet ve zehirli ideolojisi milliyetçilik bu topraklara İttihat ve Terakki Cemiyeti eliyle taşınmış, 1. Paylaşım savaşı yıllarından başlayarak Anadolu’da tek tip iktidar alanına koşullu politikalar uygulamaya konulmuş, nice yıkımlara yol açılmıştır. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde Dersimlilerle diyaloglar kurulmuş, birşeylerin değiştiği mesajları verilmiş, kimi Dersimli ileri gelenlerden destek sağlanmış, bu yeni süreçte hak ve özgürlüklerin herkesi kapsayacağı vaad edilmiştir. Fakat gayri müslim halklardan sonra müslüman Kürt kardeşe ve Alevilere de tahammül edilememiş, adına Tunceli denen ve makro düzeyde planlanan bir proje ile Dersim vurulmuştur.”

    “DERSİM, İTTİHATÇI KEMALİST AKLIN KIYIMLARINAN BİRİDİR”

    “Dersim, İttihatçı-Kemalist politikalar bağlamında, tek tip iktidar alanı yaratmaya koşullu kıyımlar zincirinin halkalarından biridir” diyen Çelik, Dersim isyan etmediğini, aksine üstüne gelen bir zulüm dalgası karşısında her canlının yaptığı gibi çok sınırlı olanaklarıyla yaşam hakkını ve yaşam alanını savunmaya çalıştığını ifade etti.

    Çelik, “Dahası, Dersim tarihte yaşanmış ve dünde kalmış bir vaka değildir. Toplumsal varlığımız ve haklarımız hala kabul görmemekte, Dersim Raporlarında belirlenen politikalarla sistematik bir şiddet sarmalında tüketilmeye devam edilmektedir. Hali hazırda topraklarımız adeta insansızlaştırılmış, yerel ekonomi çökertilmiş, doğamız sürekli tahrip edilmekte, inanç ve etnik boyutta asimilasyon sürdürülmektedir” diye konuştu.

    “MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”

    Çelik, tek tipçi politikaların bu toprakları cehenneme çevirdiğini, nice acılara yol açtığını söyleyerek demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Cumhuriyet’in ancak inançlar ve farklı kimlikleri tanıyarak yaralarını sarabileceği vurguladı. Dersim halkının taleplerini şöyle sıraladı;

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri hala ailelerine teslim edilmemiştir. Yine o dönem cezaevlerine konan insanlarımızın da akıbeti öğrenilememiş, ailelerine mezar yerleri dahi gösterilmemiştir. Ailelerinden zorla koparılarak götürülen kız çocuklarının akıbeti hala bilinmemekte, halkımız ve aileleri için bu mesele de kanayan bir yara olarak kalmaya devam etmektedir.Bu toprakların kadim halklarındanız ve sığıntı değiliz. Kürtlüğümüz, Aleviliğimiz bu toprakların gerçeğidir. Kimseden lütuf beklemiyor, en insani ve doğal haklarımızın kabul ve saygı görmesini, anayasal güvence altına alınmasını talep ediyoruz. Bu toprakların tüm halklarının rızalaşacağı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşamı inşa edeceği bir geleceğe olan inancımızı koruyoruz.
    -Seyit Rıza ve diğer canlarımızın cenazeleri halkımıza teslim edilmeli, Dersim’e nakline engel olmamalıdır.
    -Ailelerinden koparılarak götürülen kayıp çocuklarımızın akıbeti açıklanmalıdır.
    -Toplumsal kimliğimiz tanınmalı, şiddet ve asimilasyon politikalarına son verilmelidir.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Alevilerin Dersim Katliamı ile yüzleşmesi kendi tarihi ile yüzleşmesi anlamına geliyor’-VİDEO

    ‘Alevilerin Dersim Katliamı ile yüzleşmesi kendi tarihi ile yüzleşmesi anlamına geliyor’-VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilişlerinin 82. yılına ilişkin konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, “Seyit Rıza bir inancın bir kültürün yok sayılmasını ve bu inanca mensup kişilere bu işin sonucunun böyle olacağını göstermek için asıldı” dedi.

    Haberin Videosu

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu imzası ile başlatılan harekat sonrası binlerce Kürt-Alevi yurttaş, Dersim’de katledildi. Katliamının üzerinden 82 yıl geçmesine rağmen henüz sorumluluğu olan tek bir isim dahi yargılanmadı.

    Resmi rakamlara göre 13 bin kişinin öldürüldüğü Dersim’de, yerel kaynaklarca 50 binin üzerinde insanın katledildiği, on binlercesinin de yurtlarından sürüldüğü biliniyor. Bugün halen Dersim’e dair tüm arşivler açılmadı, hakikatler tam olarak açığa çıkarılmadı.

    15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının idam edilişinin 82. yılında da bu talepler yinelenecek.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm de Seyit Rıza’nın idam edildiği ve tertelelerin olduğu dönemin Türkiye’de ulusal kurtuluş mücadelesi olarak değerlendirilen döneme denk geldiğini belirtti. Gülüm, Alevilerin aslında sadece Dersim’de değil Koçgiri ve benzeri yerlerde de benzeri sonuçlarla ve davranışlarla karşılaştığını vurguladı.

    “DERSİM’DE BİR TERTELE SÜRECİ YAŞANDI”

    Dersim Katliamı’nın ve Seyit Rızaların idam edilişlerinin resmi tarih kaynaklarında ‘isyan’ olarak verildiğini hatırlatan Gülüm, “Herkes aslında biliyor Dersim’de bir tertele süreci yaşandı. Onbinlerce insanımızın öldürüldüğü ve onbinlerce insanımızın başka yerlere gönderildiğini. Bugün biz de hem araştırmalarımızla hem gittiğimiz her coğrafi bölgede Dersim’de gelen insanlarımızın göç ettirildiğine tanıklı etmişizdir. Şimdi burası ile yüzleşmek aslında Türkiye’nin 1930’lardaki iktidarı ile yüzleşmek anlamına geliyor” dedi.

    “DERSİM’DE ASLA BİR ‘İSYAN’ YOKTU”

    Gülüm sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dersim’de eğer bir isyan olmuş olsaydı herkes bilirdi ki bu kadar sürgün olmazdı. En azından tarihte gördüğümüz, öğrendiğimiz itibari ile söylenenlerin önemli bir kısmı hem bir yalan hem bir aklın başka bir yerde işletilmesine yönelik yapılan bir toplam faaliyettir. Bugünün alt zemini oluşturuldu. Seyit Rıza’da dahil olmak üzere kendisi gidiyor teslim oluyor. Bu sürecin artık bitirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunun üzerinde epeyce konuşuyorlar. Devlet ile olan görüşmeleri ve araya girenleri herkes biliyor, konuşuyor. Bunların belgeleri var. Bu belgeler bizde değil meclis belgelerinde yer alıyor.”

    “SEYİT RIZA, İNANCIN, KÜLTÜRÜN YOK SAYILMASINA KARŞIYDI”

    Seyit Rıza’nın bir inancı bir kültürü yok sayarak bu inanca mensup kişilere bu işin sonucunun böyle olacağını göstermek için yaşının küçültülerek asıldığını kaydeden Gülüm, “Bir inancın önümüzdeki dönem nasıl bir yere geleceğini nasıl bir yer tutunacağını onlarda görüyor ve biliyordu. Bu nedenle herkes göç ettirildi bu nedenle hepsi darmadağın edildi, bu nedenle hepsi nehir ve suya atıldı. Seyit Rıza’nın yaşı küçültüldü ve oğlunun da yaşı büyütülerek idam edildi. Çünkü Seyit Rıza ve etrafındakilerde silah olmadığını herkes biliyordu. Maalesef o dönem devleti ve ülkeyi idare edenlerin Aleviler ve o kültürün inancı önümüzdeki dönem yeni bir inanç ve kültür olarak karşılarına çıkmaması için yaşattıklarıdır.” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN DERSİM İLE YÜZLEŞMESİ KENDİ TARİHLERİ İLE YÜZLEŞMESİDİR”

    Alevi kurumlarının ve toplumunun Maraş’ta, Sivas’ta ve Çorum’da yaşanan katliamlarda yaşamını yitirenleri anarken Dersim için yapılan anmalarda bir birlikteliği sağlamadığına vurgu yapan Gülüm, Alevilerin kendi tarihleri ile yüzleşmekten korktukları için Dersim’i anmadıklarını ifade etti. Gül, “Alevilerin Dersim Katliamı ile yüzleşmesi kendi tarihi ile yüzleşmesi anlamına gelir. Dersim’in adından bahsedilir ama o tarih unutularak bahsedilir. Dersim’de Alevi Kızılbaşların yaşadığı ve bütün Alevi Ocaklarının orada olduğunu herkes bilir. Ve kendi ocaklarınında oradan geldiğini herkes bilir ama  geldiği yerin tarihinin ne olduğu ile ilgili olan kısmı hep atlanmıştır. Dolayısı ile yüzleşme kısmı bu anlamda yüzyıllardır kafamıza, beynimize, yüreğimize başka bir yerden işletilmiştir. Yüzleşme olmadığı için Dersim’e gidiş bir ziyaret gidişi ocağa gidiş olarak gidilir” dedi.

    İSTANBUL/PİRHA

  • ‘İdamı topluma tehdit unsuru olarak kullanıyor’-VİDEO

    ‘İdamı topluma tehdit unsuru olarak kullanıyor’-VİDEO

    PİRHA – SHP eski Ankara Milletvekili Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gündeme getirilen ‘İdam’ tartışmalarına ilişkin konuştu. Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde imzası bulunduğunu belirten Ateşoğulları, “İdamı demokrasi kılıcı gibi toplumun başında tehdit unsuru olarak kullanıyorlar. İdamdan söz etmek abesten başka bir şey değildir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz bir yanlış yaptık, idamı kaldırdık” dedi, tepki ise Sosyal Demokrat Halkçı Parti eski milletvekillerinden ve aynı zamanda hukukçu kimliği olan Kamil Ateşoğulları’ndan geldi.

    Suçların hiçbir zaman idamla önlenemeyeceğine vurgu yapan Ateşoğulları, ölüm cezalarına özellikle antidemokratik uygulamaların olduğu toplumlarda başvurulduğunu ifade ederek şunları aktardı:

    “SUÇLAR İDAMLA ÖNLENEMEZ”

    “İdam, Adem kelimesinden geliyor. Adem; yokluk anlamına geliyor. İdam da bir insanın vücudunu ortadan kaldırma anlamına gelir. Mesela ‘siyaset hırkası, siyaset gömleği, siyaset meydanı ve siyaset günü’ gibi kavramlar da idamı anlatır. Zaten Pir Sultan Abdal’ın ‘siyaset günleri gelip çatmadan, açılın kapılar Şah’a gidelim’ dediği siyasetteki idamı anlatır. Anadolu’da ‘darağacı, idam sehpası’ ya da ‘ip’ diye geçer. Temel hak ve özgürlüklerinin en büyüğü yaşam hakkıdır. Bir insanın haklarından yararlanması için fiziki varlığının ortada olması gerekir ki bir takım şeyleri yapabilsin. Bir insan idamla fiziki olarak yok edildiğinde yaşam hakkını kullanamıyor. Bir insana ceza verildiği zaman, cezanın sonunda o kişinin topluma yeniden kazandırılması demokratik ya da insancıl ceza hukukunun temel ilkesidir. Fakat bir insanı topluma kazandırmak yerine toplum dışı etme, ortadan kaldırma bir ceza değildir. Bizde idam, gerekliliğinden çok siyasette kullanılan bir argüman oldu. Özellikle baskıcı, antidemokratik uygulamaların olduğu toplumlarda bu her zaman süregelir. Örneğin ‘Taksim meydanında 3-4 kişiyi sallandırırsak bu işler biter’ diyorlar. Ama gördük ki cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bir yığın idam olmasına karşın idamlık suçlar yine de işlenmiştir. İdam hiçbir zaman birilerinin dediği gibi etkin ders vermiyor. Yani Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmalara ve Türkiye pratiğine baktığımızda suçlar hiçbir zaman idamla önlenememiştir. Oysa suç işleyeni değil de suçluluk ortamını ortadan kaldırmak gerekiyor. İngiltere Kraliyet Akademisi’nin yaptığı bir araştırmada; insanlar, dengeli gelir dağılımı, güzel bir çevre, eğitim-kültürel gelişme ve sağlıklı bir konutta oturduğu zaman daha rahat olur, suç ortamı ortadan kalkar, bunun için de idamlık suç olmaz deniliyor.”

    “KAN KANLA YIKANMAZ”

    Ateşoğulları, “AKP, 2004’te idam yasasını kendisi kaldırdı. Şimdi ‘pişmanım’ diyor. Bu da siyasette sıkıştıklarının göstergesinden başka bir şey değildir” diyerek Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere de şöyle işaret etti:

    “Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi bir ülke. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan yaşamını her şeyin üstünde tutuyor. ‘13 Nolu protokol her halükarda idam cezası yapılamaz’ diyor. Türkiye bu sözleşmeleri 2005’te kabul etti. Tüm bunların olduğu yerde idam cezasından söz etmek bana göre abesten başka bir şey değildir. Eğer bir savaş çıkarılacaksa bilemem ama şu anda savaş veya beka durumunun söz konusu olduğunu da sanmıyorum. Türkiye’de son iki idam 1984’te yapıldı. Hıdır Aslan ile İlyas Has… Şimdi idamı toplumun başına demokrasi kılıcı gibi tehdit unsuru olarak kullanıyor. Bir de gündem değiştirmek için tabi. İdam cezasını geri getirmeleri için kendi rızasıyla Avrupa Konseyi’nden ayrılacak. Avrupa Birliği ile zaten ilişkiler zayıf. Türkiye kara listede tutuluyor. Avrupa’dan kopmamız da ülkeye bir şey kazandırmaz. Sonuç olarak idam çözüm değil. Anadolu’da ‘Kan kan ile yıkanmaz’ diye bir laf var. Kanın artık su ile yıkanması gerekir. Türkiye’nin barışa demokrasiye, refaha ihtiyacı var. İdam cezasının getirilmesi suçları azaltmazken, idamın kalkması da suçları arttırmıyor.

    Cebrail Arslan – Eren GÜVEN
    ANKARA

  • Kılıçdaroğlu için idam isteyen Akit TV haber müdürüne soruşturma

    Kılıçdaroğlu için idam isteyen Akit TV haber müdürüne soruşturma

    “Kamuoyunun Kemal Kılıçdaroğlu’nun idam edilmesini istediğini” iddia eden Akit TV Ankara Haber Müdürü Mehmet Özmen hakkında soruşturma başlatıldı.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 gündür yeniden “idam” açıklamaları yaparken iktidara yakınlığıyla bilinen Akit TV, kamuoyunun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun idamını istediğini öne sürdü. Akit TV’nin skandal “haber”i sonrası soruşturma başlatıldı.

    Akit TV Ankara Haber Müdürü Mehmet Özmen, Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüm yıl dönümü dolayısıyla müzeye dönüştürülen Ulucanlar Cezaevi’nden gerçekleştirdiği yayında, cezaevinin bahçesinde bulunan darağacının önünde konuşarak “Türk kamuoyunun idam edilmesini istediği kişiler var” dedi.

    Halkın Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen’in idamını istediğini söyleyen Özmen, daha sonra “Türk kamuoyu, PKK terör örgütüne, FETÖ’ye yandaşlık yapan, kol kanat geren, bağrında besleyen örneğin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bazı isimlerin de işte bu darağacında asılmasını, idam edilmesini bekliyor diye düşünüyorum, bu bizim fikrimiz tabii ki, takdir yine kamuoyunun… Ama maalesef 2004 tarihinde idam kaldırıldı” ifadelerini kullandı.

    “TEHDİT SUÇUNDAN SORUŞTURMA”

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konu hakkında soruşturma açıldı. Savcılıktan yapılan açıklamada, “19.03.2019 tarihinde bazı basın yayın organlarında yer alan Akit TV adlı televizyon kanalı muhabirinin; ‘Türk kamuoyu Kılıçdaroğlu gibi bazı isimlerin idam edilmesini bekliyor’ şeklindeki sözleri üzerine, hakkında TCK 106/1 maddesi uyarınca tehdit suçundan soruşturma başlatılmıştır” ifadeleri yer aldı.

    ERDOĞAN’IN SON 2 GÜNDEKİ İDAM AÇIKLAMALARI

    Erdoğan, geçtiğimiz günlerde katıldığı televizyon yayınında, Yeni Zelanda’daki saldırganın alacağı cezaya dair spekülasyon yaparak “Bu sabah yaptığım görüşmede oradaki Müslüman cemaatlerin liderleri de 15 gibi bir şeyden bahsediyorlar. Yani 50 Müslüman orada şehit ediliyor, bunların cezası azami 15 yıl olacak. Böyle bir şey olabilir mi? Bu kabul edilebilir mi? İdam bugün Amerika’nın bile belli eyaletlerinde devam ediyor, dünyanın değişik yerlerinde devam ediyor. Bu çocuk oyuncağı mı? 50 insan, ibadet esnasındayken şehit ediliyor. Kiliselerde, şurada, burada bunların hiçbirini kabul etmiyoruz. Böyle bir şeyin olmaması lazım. Bizim ülkemizde böyle şeylere asla müsaade etmedik, her türlü tedbiri aldık. Ama bunlar, bu tür şeylerde çok rahatlar. Böyle bir şeyi kabullenmek mümkün değil” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gün sonra Ereğli’deki açıklamasında ise şu ifadeleri kullandı:

    “Biz bir yanlış yaptık, idamı kaldırdık. Bana göre yanlış yaptık. Niye? 15 Temmuz gecesi 251 vatandaşımızı, askerimi, polisimi şehit edenleri, ağırlaştırılmış da olsa müebbet de olsa cezaevinde onları beslemek bile bana ağır geliyor. Hep söyledim, yine söylüyorum. Eğer bizim parlamentomuz bununla ilgili böyle bir karar verirse, ben bunu onaylarım. Yeni Zelanda parlamentosu eğer kalkıp da bu adamla ilgili karar vermiyorsa, ben de Yeni Zelanda yönetimiyle bunu sürekli olarak tartışırım. Bu iş bu kadar ucuz değil, gereğinin yapılması gerekir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Akit haber müdürü darağacı önünden Kılıçdaroğlu’nun idamını istedi

    Akit haber müdürü darağacı önünden Kılıçdaroğlu’nun idamını istedi

    Tayyip Erdoğan’ın “idam” açıklamaları sonrası Akit TV de boş durmadı. Akit TV’den Mehmet Özmen, Kılıçdaroğlu için idam istendiğini öne sürdü.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 gündür yeniden “idam” açıklamaları yaparken iktidara yakınlığıyla bilinen Akit TV, “Türk kamuoyunun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun idamını istediğini” öne sürdü.

    Akit Haber Ankara Müdürü Mehmet Özmen,  Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölüm yıl dönümü dolayısıyla müzeye dönüştürülen, Ulucanlar Cezaevi’nden gerçekleştirdiği yayında cezaevinin bahçesinde bulunan darağacının önünde yayın yaparak “Türk kamuoyunun idam edilmesini istediği kişiler var” dedi.

    “KILIÇDAROĞLU GİBİ BAZI İSİMLERİN DAR AĞACINDA ASILMASINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Halkın Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen’in idamını istediğini söyleyen Özmen daha sonra “Türk kamuoyu, PKK terör örgütüne, FETÖ’ye yandaşlık yapan, kol kanat geren, bağrında besleyen örneğin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bazı isimlerin de işte bu darağacında asılmasını idam edilmesini bekliyor diye düşünüyorum, bu bizim fikrimiz tabii ki, takdir yine kamuoyunun… Ama maalesef 2004 tarihinde idam kaldırıldı” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)