Etiket: idam

  • HDP’li Vekil Özen’den, Sise Bingöl önergesi: Tutukluluk hali idam cezasıdır

    HDP’li Vekil Özen’den, Sise Bingöl önergesi: Tutukluluk hali idam cezasıdır

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan hasta tutuklu Sise Bingöl’ün durumuna ilişkin Adalet Bakanı Gül’ün yanıtlaması için soru önergesi verdi. Özen, “Bingöl’ün 2016’dan beri sağlık sorunları nedeniyle “cezaevinde hayatını sürdüremeyeceğine” dair çeşitli uzman raporları neden yıllardır ısrarla dikkate alınmamaktadır?” diye sordu.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan 85 yaşındaki hasta tutuklu Sise Bingöl’ün durumuna ilişkin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması için soru önergesi vererek meclis gündemine taşıdı.

    “TUTUKLULUĞU İDAM NİTELİĞİNE DÖNÜŞTÜ”

    “Sise Bingöl nezdinde 4 yıl 2 ay hüküm verilen 85 yaşındaki bir tutuklunun hapishane şartlarında geçirdiği her gün onu ölüme terk etmek anlamına geldiği ve tutukluluk ısrarından dolayı cezasının bir idam niteliğine dönüştüğünü” vurgulayan Özen, herkese eşit şekilde davranılmasını gerektiren vatandaşlık hukuku yerine bazı vatandaşlara adeta düşman hukuku esas alınarak, başka bir mekanizmanın devreye sokulduğuna dair ciddi şüphelerin olduğuna dikkat çekti.

    “HAYATINI KAYBETMESİ HALİNDE SORUMLULUĞU KİM ÜSTLENECEK?”

    Özen soru önergesinin devamında Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e; “Yakınlarındakileri bile duymakta zorluk çeken, tek başına hayati fonksiyonlarını yerine getiremeyen ve ancak cezaevindeki arkadaşlarının yardımıyla temel ihtiyaçlarını karşılayabilen birinin sağlık raporlarındaki ‘cezaevinde yaşayamaz’ kararlarının dikkate alınmaması sonucunda hayatını kaybetmesi halinde bunun sorumluluğunu kimin üstleneceğini” sordu.

    “HERHANGİ BİR SORUŞTURMA AÇMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?”

    Bu bağlamda HDP İstanbul Milletvekil Zeynel Özen Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması için şu soru önergesini verdi:

    -Sise Bingöl’ün 2016’dan beri sağlık sorunları nedeniyle “cezaevinde hayatını sürdüremeyeceğine” dair çeşitli uzman raporları neden yıllardır ısrarla dikkate alınmamaktadır?

    – Mersin Üniversitesi Hastanesi’nin Sise Bingöl’e %97 (ileri derecede) engelli raporu vermesini dikkate almadan, “cezaevinde kalabilir” kararı veren İstanbul Adli Tıp Kurumu hangi tıbbi ve hukuki gerekçelerle böyle bir karar vermiştir?

    – İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun, Mersin Üniversite Hastanesi’nin verdiği raporun tamamen aksine olan kararının vatandaşlık hukuku dışındaki farklı saiklerle verilip verilmediğine dair, herhangi bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

    -Sise Bingöl’ün durumunun ciddiyetini ortaya koyan tüm sağlık raporlarına rağmen cezaevinde tutulma kararlarından ötürü hayatını kaybetmesi halinde bunun hukuki sorumluluğunu kim üstlenecektir?

    85 yaşındaki Sise Bingöl yaşından ötürü yaşadığı birçok rahatsızlığa rağmen yıllardır tutuklu durumda. 2016’da tutukluyken Adli TIP’ın “cezaevinde kalamaz” raporuyla tahliye olan Sise Bingöl, daha sonra görülen duruşmasında tutuklanarak Muş E Tipi Kapalı Cezaevine götürülmüştür. Buradan da memleketi Muş’tan Tarsus T tipi cezaevine sürgün edilmiştir. 2017’den bu yana Tarsus Cezaevinde bulunan Sise Bingöl’ün sağlık durumu her geçen gün daha fazla kötüleşmesine rağmen avukatlarının şartlı tahliye talepleri her defasında “hayati tehlike arz etmediği” gerekçesiyle geri çevrilmektedir.

    2 Kasım 2018 Cuma günü Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yatırılan Bingöl’e Mersin Üniversitesi Hastanesi’nin %97 (ileri derecede) engelli raporu ile “cezaevinde hayatını sürdüremez” demiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu ise tıbbi, bilimsel ve hukuki dayanakları olmaksızın, bu raporu tanımadan “cezaevinde kalabilir” hükmüne varmıştır. Oysa Sise Bingöl’ün başta yüksek tansiyon olmak üzere akciğer, böbrek ve rahim ile ilgili farklı hastalıklarının olduğu tüm heyet raporlarıyla belgelenmesine karşın dikkate alınmamaktadır.

    Yakınlarındakileri bile duymakta zorluk çeken, tek başına hayati fonksiyonlarını yerine getiremeyen ve ancak cezaevindeki arkadaşlarının yardımıyla temel ihtiyaçlarını karşılayabilen bir tutuklu için ısrarla tahliye kararının çıkartılmaması, herkese eşit şekilde davranılmasını gerektiren vatandaşlık hukuku yerine adeta düşman hukuku esas alınarak, başka bir mekanizmanın devreye sokulduğuna dair ciddi şüphelere sebep olmaktadır. 4 yıl 2 ay hüküm verilen 85 yaşındaki bir tutuklunun hapishane şartlarında geçirdiği her gün onu ölüme terk etmek anlamına geldiği düşünülürse, bu tutukluluk ısrarı dolaylı bir idam niteliğine dönüşme riskini de taşımaktadır.

    HABER MERKEZİ

  • Ateşoğulları: Seyit Rıza yargılanırken subay eşleri dinleyici olarak salona doldurulmuş-VİDEO

    Ateşoğulları: Seyit Rıza yargılanırken subay eşleri dinleyici olarak salona doldurulmuş-VİDEO

    PİRHA- Eski Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmelerinin 81. yılı dolayısıyla PİRHA’ya konuştu. Seyit Rıza ve yoldaşları tutuklandıktan sonra davanın özel bir yasayla yürütüldüğünü belirten Ateşoğulları, 14 Kasım’da 10 duruşma sonra idam kararı veriliyor. Kararlar temiz edilemiyor, avukat yok, yeterli tercüman yok, yargılamada aleniyet yok” dedi. Ateşoğulları, 72 kişinin değil, 58 kişinin yargılandığını da hatırlattı. 

    18. Dönem Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmelerinin 81. yılı dolayısıyla PİRHA‘ya konuştu.

    Ateşoğulları, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamlarına ilişkin o günün gazeteleri, sonradan çıkan dergiler, ansiklopedilerden ve kişilerle konuşmalardan arşiv oluşturduğunu, bir bütün meydana getirtmek istediğini söyledi.

    Kaynak olarak konuştuğu kişilerin Rüstem Polat, Seyit Rıza’nın torunu Ali Ekber’in oğlu Yusuf Köksal Hasan Tanay, Ali Tan ve o gün cezaevinde gardiyan olarak çalışan Peri Höseli, Gardiyan Cemil’in oğlu Ali Turan olduğunu belirtti.

    Dersim’in Erzincan, Refahiye, bir taraftan Malatya bir taraftan Bingöl ve Elazığ’ın bir bölümünü içine alan coğrafyanın adı olduğunu hatırlatan Ateşoğulları, şunları anlattı:

    “Dersim adı daha çok Osmanlı kayıtlarında ‘Dersimli’ diye geçiyor. Keban madenlerine saldıran qık Hasanlar ve Desim’liler diye geçiyor. Orada R harfi yok. Dersim’i bir takım yazarlar Der ve Sim olarak ‘gümüş kapı’ diye adlandırıyorlar.
    1935’te Tunceli ile ilgili yasa çıkarken Bakanlar Kurulu’ndan gelen isim Munzur vilayetinin teşkili diye geliyor. Fakat sonra mecliste komisyonlarda değiştirilerek Tunceli adını alıyor ve gerçekten de devlet Tunç elini de orada gösteriyor gerçekten.”

    “OSMANLI KAYITLARINDA ‘DERSİM’E SEFER OLUR, ZAFER OLMAZ’ DENİR”

    “Dersim bir coğrafya değil, bir kültürdür, başlı başına bir tarihtir. Bunu böyle görmek lazım” diyen Kamil Ateşoğulları, “Bütün Osmanlı dönemi Alevi kırımından kurtulanların aynı zamanda sığınacağı tek liman olmuş, onun için Osmanlı kayıtlarında denir ki; ‘bu yalçın dağlar, bu derin vadiler, bu ormanlar olduğu sürece Dersim’e sefer olur, ama zafer olmaz. Çünkü sığınma yeri. Dersim’i böyle görmek lazım. Bugün adı Tunceli oldu” diye konuştu.

    JANDARMA MÜFREZESİNDEN BİR YETKİLİNİN TECAVÜZÜ 

    “Haydaran bölgesinde Menteş ailesinden bir kadına bir jandarma müfrezesinden bir yetkilinin tecavüzü olmasaydı bu olayın başlangıç noktası bir tahtalı köprünün yakılması olarak görülüyor” diyen Ateşoğulları,  “Onlara kadın yemek hazırlarken, ev damı denilen kilerde kadına saldırıyor. Kocası kadının bağırtısını duyunca oraya gidiyor ki adam kadına tecavüz ediyor. Adam silahı yanına bırakmış. Kocası silahı alıyor hem kadını hem de askeri öldürüyor. Gezici müfrezeyi de öldürüyor. Kaçarken arkadan biri bağırıyor; ‘Beko köprüyü de yak askerler sana yetişemesin’ diye. 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan gece 1937 olayı bu. Bunu doğru dürüst araştırsalardı bunu Dersimlilerin bir isyanının ilk işareti olarak değerlendirmez, kendi askerlerinin yaptığı bir saldırı olarak değerlendirirlerdi” dedi.

    Seyit Rıza’nın 1920 Koçgiri olayına kadar devletle arasının çok iyi olduğunu belirten Ateşoğulları, şöyle devam etti:

    “Erzincan’ın kurtuluşunda Kazım Karabekir’in istiklal harbi anılarını okuduğunuz zaman Batı Dersimliler ilk defa Erzincan’a girer. Orada Erzincanlıları yakmak isteyen Ermeniler’e karşı Seyit Rıza ve Doğu Dersim aşiretleri ile birlikte kurtarırlar. Bunların tarihte hepsi gerçek. Orada Ergen köyünü verirler. Ergen köyünde iken kendine bakmak için gelen Bese ile orada evlenirler. Bese ikinci hanımıdır. Elif  birinci hanımıdır. O da Diyap ağanın kızıdır. Birinci olay bu.

    İkinci olay Hasan Ay’ın yerine seçimi Lütfü Fikri’nin kazanması Seyit Rıza’nın Hozat’ı basması olayı var. Lütfü Fikri yaralı kurtulur. Üçüncüsü, Elazığ’a oğlunu gönderir. Oğlu dönerken Qırxan (Kırgan) tarafından öldürülür. Sim köyünü basar. Çoğu yazarlar, Sin köyü baskını ile Sin Karakolu baskınını karıştırırlar. Biri 1933’te olmuş, Seyit Rıza’nın baskını. Diğeri 1937 olmuş. Genel müfettişin çağrısına seyit Rıza cevap verip gitmez bunu da Seyit Rıza aleyhine kullanırlar. Şükrü Kaya ve Recep Peker 1930’larda Seyit Rıza’nın orada bir doğal lider olarak büyüyeceğini o günden görmüşler. Ve uyarıyorlar; böyle böyle biri var, ileride tehlikeli olabilir diye. O zamandan Seyit Rıza’ya bir işaret konmuş. Alvori toplantısı ve buna benzer olaylarla bir de tahta köprünün yakılması, ardından Sin Karakolu’nun baskını.

    Dördüncü olay ise, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu toplanıyor. Karar şu: 4 Mayıs 1937 gayet gizlidir. Son günlerde vuku gelen hadiselere dair raporlar, 4 Mayıs 1937 tarihinde Atatürk ve mareşalin huzurlarında tehdit ve mütalaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır. Silah kullanmış olan ve kullananları yerinden sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumu görülmüştür.

    38’de de Elâzığ Turan köyünde damlar nasıl yakılır, diye bir kılavuz çıkıyor. O da Nokta Dergisi’nde “O gün bir ayaklanma oldu, devlette gereğini yaptı der.”

    ATATÜRK HASTA MIYDI?

    “Atatürk hastaydı haberi yok diyorlar? Ama Bakanlar Kurulu’na gidiyor Sabiha Gökçe’nin Atatürk’ten Anılar kitabında Sabiha Gökçen anlatıyor. Atatürk bir tabanca veriyor uçağım düşerse ne yapacağın biliyor musun der, o da biliyorum diyor. ‘Uçaklarımız küçüktü ancak elli kiloluk bombalar atıyorduk’ diyor. Bir de o harekâta katıldığı için Sabiha Gökçen’e madalya veriliyor. Böyle bir durum da var.

    Atatürk’ün Çankaya’daki muhafız alayının Dersim’e gittiğini belirten Ateşoğulları, “Bir Cumhurbaşkanının kendi muhafız alayı gider de kendisinin haberi olmaz mı? Trabzon’daki Atatürk evinde Türkiye haritası var Dersim’in üzerine çarpı konulmuş Atatürk’ün el yazısı var” ifadelerini kullandı.

    Eski Ankara Milletvekili ve Hukukçu Kamil Ateşoğulları, “Uluslararası ceza mahkemesine baktığımız zaman bir olayın soykırım olması için illa insan ölmesi gerekmiyor. Bir kültürden insanı alıp başka bir kültüre gönderdiğin zaman bile bu da soykırım sayılıyor” diyor.

    10 bin, 11 bin kişiyi Trakya’ya, Ege’ye başka bölgelere sürersen bu soykırım değil de nedir?” diye soran Ateşoğulları, “12 bin, 13 bin ölen insan var. Zorunlu göç bile, uluslararası ceza mahkemesi ölçütlerine göre soykırımdır” dedi.

    SEYİT RIZA’NIN YAKALANMASI VE TUTUKLANMASI

    Peki Seyit Rıza ne zaman ve nerede etkisiz hale getirildi? Ateşoğulları şöyle anlatıyor:

    “Ali Şir ile karısı, Ali Şir’in kirvesi tarafından ihbar edilmesi sonucu Zarife hanım saklandıkları mağarada öldürülüyor. Bahtiyarlı Şahan ağa, üvey kardeşi tarafından öldürülüyor. Seyit Rıza’nın tutunacak dalı kalmıyor. Bu arada Cansey Babo denen bir adam Erzincan Valisi ile Seyit Rıza arasındaki irtibatı sağlıyormuş, Seyit Rıza’yı görüşmeye Erzincan’a çağırıyorlar. O da yanında iki kişi ile beraber Erzincan’a gidiyor. Erzincan’ın merkezde giderken molla köyün altında Kürtçe Zaza’ca Pirde Pero denen bir köprü var, o köprüde tanıyorlar ve Seyit Rıza orada yakalanıyor. Seyit Rıza, Erzincan Valisi Fahri Özen, Emniyet Müdürü Zekeriya Erkuş, Jandarma Komutanı Kazım tarafından sorgulanıyor ve hakarete uğruyor ve tutuklanıyor. 30 kişilik bir müfrezeyle 15 Eylül 1937’de Malatya üzerinden Elâzığ’a gönderiliyor. Mahkemenin adı Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi ama mahkeme Elâzığ’da kuruluyor.

    DAVA ÖZEL BİR YASAYLA YÜRÜTÜLÜYOR

    Dava özel bir yasa ile yürütülüyor, sanıklara iddianame tebliğ edilmiyor. Neyle yargılandıklarını bilmiyorlar, verilen karara itiraz yok, delil toplama yok, dava 12 Eylül’de başlıyor. 14 Kasım’da 10 duruşma sonra idam kararı veriliyor. Kararlar temiz edilemiyor, avukat yok, yeterli tercüman yok, yargılamada aleniyet yok.

    “YARGILAMADA SUBAY EŞLERİ DİNLEYİCİ OLARAK SALONA DOLDURULUYOR”

    Yargılamada subay ve subay eşleri dinleyici olarak salona dolduruluyor. Yaş tespiti konusunda yalancı şahit dinleniyor. Maalesef yalancı şahitte Baba Mansurlu Seyit Hüseyin. Daha sonra Seyit Hüseyin, Süleyman Kırmızıtoprak’a verdiği röportajda ‘Beni Abdullah Alpdoğan çağırdı, böyle ifade vereceksin, yoksa sen bilirsin dedi, diyor. Beni tehdit ettiler yoksa beni de öldürecekler diyor. Yaş tashihi konusunda bana söyleneni söyledim diyor. Sonra sen burada duramazsın dediler, para verdiler ben de uzun süre gittim Bursa’da kaldım, diyor.

    SEYİT RIZA’NIN YAŞI KÜÇÜLTÜLÜYOR, OĞLUNUN YAŞI BÜYÜTÜLÜYOR

    Hâkim, Seyit Rıza’ya soruyor ne diyorsun? Diyor ki Seyit Rıza, ‘Benim oğlumdan 2 yaş büyük bir adam benim doğum tarihimi biliyorsa ne diyeyim. Hüseyin’in de şöyle boyuna posuna bakıyorlar, yaşını yükseltiyorlar, Seyit Rıza’nın yaşını küçültüyorlar. Çünkü TCK’ye göre 65’ten sonra idam cezası yok. 18 bitirmiştir diyorlar. Karar onaylanıyor infaza geçiliyor. Seyit Rıza’nın istiklal harbinde Erzincan’ı kurtarması suçun hafifletme nedenidir, idam başka bir cezaya çevrilebilirdi. Daha 1925’te TCK olmadığı dönemde Şeyh Sait isyanında bir subay yararlanıyor, bir de çocuk yaşı küçük olduğu için kürek cezasına çevriliyor. Bu ne Hesik Hüseyin’e ne de Seyit Rıza’ya uygulanıyor. Sonuna kadar gayri hukuki bir şekilde hukuksuzluk devam ediyor. O gece Atatürk Pertek’teki Singeç Köprüsü’ne gidecek diye Malatya Emniyet Müdürü olan İhsan Sabri Çağlayangil’i, Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensöğer’i arıyor ve Atatürk, gitmeden bu işi bitirin, diyor. Duyduğumuza göre 6 bin beyaz donlu Kürt Elâzığ’a dolmuş Atatürk’e baskı yapıp Seyit Rızay’ı affettirmek isteyecekler; bu işi bitirin diyor. Savcı razı olmuyor, savcıyı değiştiriyorlar. Başka bir savcı getirilerek bu karar veriliyor.

    “72 DEĞİL 58 SANIK YARGILANDI”

    Bütün her yerde 72 sanık yargılandı deniliyor, 72 sanık değil, 58 sanık var. Bazı yayın organları, idam kararını 18 Kasım 1937 diye veriyorlar o yanlış, doğrusu 15’i 16’ya bağlayan gece 11 idam diyorlar, bazıları 8 idam diyor, 11 idam değil 7 idam var. 11 idam kararı veriliyor 4’ü o kadar yaşlı ki ayakta duramayacak haldeler, ömür boyu hapis cezası ile çeşitli yerlere dağıtıyorlar. Bu 4 kişide ceza evlerinde ölüyorlar. İdam 7 kişidir.

    SEYİT RIZA’NIN BİR İSTEĞİ VARDI

    İdam yerleri birbirine yakın yerler. Şire Pazarı, Odun Pazarı, Bitpazarı, Hükümet Meydanı. Bugünkü hürriyet meydanı ve Saray caminin bulunduğu civar. Orada idamlar olmuş. 3 kişi bir yerde, 2 kişi bir yerde, 2 kişi bir yerde olmuş ancak Seyit Rıza’nın bir tek isteği var. Beni oğlumdan önce asın diyor, Seyit Rıza’dan önce oğlunu asıyorlar. Bu başlı başına bir zulüm. Manisa’da hakka yürüyen, sırlanan, Pir Bektaş Piroğlu, Seyit Rıza’ya bu zulmü yapanları Dersim’e bu zulmü yapanları lanetlemişti. Işıklar içinde yatsın.”

    Nilgün METE-Röportaj
    Cebrail ARSLAN/İsmet SEFER- KAMERA

     

  • HDP’li Bülbül, Seyit Rıza ve arkadaşlarını anarak talepleri dile getirdi-VİDEO

    HDP’li Bülbül, Seyit Rıza ve arkadaşlarını anarak talepleri dile getirdi-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, mecliste gündem dışı konuşmasında Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin 81. yılında anarak talepleri dile getirdi. 

    Halkların Demokratik Partisi Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, mecliste gündem dışı konuşma yaptı. Bilbül, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin 81. yılında anarak konuşmasına başladı.

    25 Aralık 1935 tarihinde çıkarılan Tunceli Kanunu kapsamında Tunceli’de kızılca bir katliamın yapıldığını  dile getiren Bülbül, sorunu tüm yönleriyle dile getiren Seyit Rıza’nın da haksız ve hukuksuz bir yere idam edildiğini belirtti.

    Adı geçen mahkemede bir iddianamenin ve çevirinin olmadığının altını çizen Kemal Bülbül, mahkemenin de tatil günü yapıldığına dikkat çekti. Bülbül, yaşananların bir kırım olduğunu vurguladı.

    23 Kasım 2011 tarihinde konunun gündeme geldiğini ve o dönemin başbakanı ‘devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve literatürde böyle bir şey varsa özür diliyorum’ sözlerini hatırlatarak, o gün bunların sadece söylemle geçiştirildiğini kaydetti.

    “SEYİT RIZA KANAYAN BİR YARA”

    81 yıl önce haksız, hukuksuz bir mahkeme ile idam edilen Seyit Rıza ve yedi arkadaşının Alevi yol ve erkanında yol yürütücü, seyit soylu ve ocak zade olduklarına dikkat çeken Bülbül, şunları dile getirdi;

    “Seyit Rıza aslında bugünde hala kanayan bir yara olan ve üzerinde hiçbir çözüm geliştirilmeyen Kürt sorunu, Alevi sorununu çözebilmek bu bağlamda; Cumhuriyetin yeni kurulduğu ve Cumhuriyetin layık, eşit, demokratik ve kapsayıcı bir bağlama oturması gereken noktada maalesef Seyit Rıza’nın talepleri dikkate alınmamış ortada bir isyan olmadığı halde dönemin savcısı İhsan Sabri Çağlayangil’in tabiriyle mağaralara doldurulup fareler gibi yakılmışlardır. Bunun ne bugün nede geçmişte kabul edilebilir bir yanı yoktur.”

    “YÜRÜRLÜKTE OLAN TUNCELİ KANUNU KALDIRILSIN”

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, son olarak talepleri; “Bununla ilgili taleplerimiz söz konusudur.Taleplerimiz bu arşivlerin açılması, yargılamaların yeniden yapılması, maddi ve manevi tazminatların ödenmesi ayrıca Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin belirlenmesi. Şuanda yürürlükte olan Tunceli Konunun kaldırılmasıdır” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • ‘Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim değerleri adına yargılandılar’ – VİDEO

    ‘Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim değerleri adına yargılandılar’ – VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve arkadaşlarının Dersim’in değerleri adına yargılandıklarını belirten Dersim Araştırmaları Merkezi Yöneticileri’nden Hüseyin Ayrılmaz, Dersim halkının inançlarına, değerlerine sahip çıkma çağrısında bulundu. 

    Seyit Rıza, Resik Uşen, Hesenê İvraime Qıji, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa’yı idamlarının 81. yılında anılıyor. İdamlara giden süreci, sonrasını ve günümüze yansımalarını PİRHA’ya değerlendiren Dersim Araştırmalar Merkezinden Hüseyin Ayrılmaz, Seyit Rıza ve arkadaşlarının Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilişlerinin üzerinden 81. yıl geçmesine rağmen yaşanan katliama ilişkin bir toplumsal yüzleşme yaşanmadığını, mezar yerlerinin dahi bulunamadığını belirtti.

    “GERİYE ASİMİLASYON VE YASAKLAR KALDI”

    Aradan geçen 81 yılda devletin algısında değişen bir şeyin olmadığını vurgulayan Ayrılmaz, geçen süre içinde teknolojinin geliştiğini, iktidarların değiştiğini belirterek bütün bunlardan geriye asimilasyon ve yasakların kaldığının altını çizdi.

    Ayrılmaz, Seyit Rıza ve arkadaşlarının da bunlara benzer iddialar üzerine yargılandığını belirterek, “Çünkü o toplumun bir dili, inancı, kültürü, tarihi ve itiqatı vardır. Ondan yola çıkarak tanımamazlık üzerine bir bina inşa ettiler. Neticede Dersimlilerin o talepleri hiçe sayıldı ve bilinen o kıyım gerçekleşti.” dedi.

    Taleplerinin devam ettiğini belirten Ayrılmaz, dillerinin, inançlarının inkar üzerine yürütülmemesi gerektiğini söyledi. Toplumun farklılıklarının yasa ile güvence altına alınması gerektiğini belirterek Ayrılmaz, fakat bunların yapılmadığını hala asimilasyon ve yasakçı zihniyetin devam ettiğini belirtti.

    Dersim’de Alevi inancı üzerinde oyunların oynandığını, cemevlerinde Alevi inancı için kutsal günlerde müftülerin lokma dağıttığını belirten Hüseyin Ayrılmaz, “Bu o toplumun inançsal sistemi ile alay etme anlamına geliyor.” dedi.

    Seyit Rıza ve onunla birlikte 72 kişinin Dersim’in değerleri adına yargılandıklarının altını çizen Ayrılmaz, onların nasıl idam edildiklerine ve mezar yerlerinin açıklanması gibi talepleri yeniledi.

    “SON İKİ YILDIR DERSİMDE DÜZENLİ OLARAK ORMANLAR YAKILIYOR”

    Son iki yıldır Dersim’de her yaz ayında ormanların yakıldığını hatırlatan Ayrılmaz, şunları kaydetti;

    “90’lar sürecinde ilk önce ormanlar ve 94’te köyler yakılmaya başlandı. Köylerin yakılmasından sonra önemli oranda geri kalanlar boşaltıldı, zorunlu göçe tabi tutuldu. 2000’lere doğru bir iktidar değişti. Bir rahatlama gibi algılansa da zihniyet değişmedi. Özellikle son 2-3 yıldır yaz ayında düzenli olarak ormanlar yakılıyor. Bir coğrafya ile bu kadar uğraşılmaz, bu kadar düşmanlık beslenmez. Bununla da yetinilmiyor ardı sıra cemevleri, ibadet yerleri ve inanç sistemi ile hala oynamak istiyorlar. Biz de ellerinizi bu toplumun inancından, kültüründen çekin diyoruz.”

    “DERSİM HALKI İNANCINA SAHİP ÇIKMALI”

    Ayrılmaz, Dersim halkına çağrıda bulunarak, “Kendi değerlerine, inançlarına, kültürlerine, dillerine sahip çıksınlar. Dün de Dersim’e gelip cemlerde semah dönenlerin Dersim katliam haritalarını yazanlar olduğunu çok sonra öğrendik. Bugün de benzer insanlar gelip o cemlere katılıyor ve o inanca saygı duyduklarını söylüyorlar. Bunların hepsinin birer politik oyun olduğu bilinip, itibar edilmemeli” diye konuştu.

    PİRHA /İSTANBUL

  • HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Dersim’de Seyit Rıza’yı anacak

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Dersim’de Seyit Rıza’yı anacak

    PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi Halklar ve İnançlar Komsiyonu, 15 Kasım’da Dersim’de Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin 81. yılında anma yapacak. 

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, 15 Kasım Perşembe günü Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilşlerinin 81. yılında anacak. Anma programı saat 13.00’de Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması, saat 14.00’de Demir Hotel ile söyleşi, saat 19.38’de ise Seyit Rıza Meydanı’nda çerağ yakılarak yapılacak. Anmaya  HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Genel Başkan Yardımcısı Alican Önlü, İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz, Zeynel Özen ve Ali Kenanoğlu, Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, PM Üyesi Cevdet Konak ve Nesimi Aday katılacak. (PİRHA – İSTANBUL)

     

     

     

  • İran’da şiddet gördüğü eşini öldüren kadın idam edildi

    İran’da şiddet gördüğü eşini öldüren kadın idam edildi

    İran’da Zeynep Sekaanvand tüm uluslararası kampanyalara rağmen bugün idam edildi.   

    İran’da şiddet gördüğü eşini öldürdüğü gerekçesiyle idama mahkum edilen Zeynep Sekaanvand, infazın durdurulmasına ilişkin tüm uluslararası girişimlere rağmen bugün idam edildiği belirtildi. Uluslararası Af Örgütü dün İranlı yetkililere, “Sekaanvand’ın mahkumiyeti derhal feshedilmeli” çağrısında bulunmuştu.

    Sekananvand’ın kardeşi bugün öğle saatlerinde kız kardeşinin İran hükümeti tarafından idam edildiği bilgisini Twitter üzerinden paylaştı. İdamın İran Kürdistanı’nın Urmiye şehrinde bulunan merkez hapishanede gerçekleştirildiği belirtildi. Aynı hapishanede en son 4 Temmuz 2018’de başka bir kadın mahkûmun idam edildiği belirtildi. Sekananvand’in, İran Devlet Başkanı Ruhani göreve geldikten bu yana İran’da idam edilen 84’üncü kadın olduğu belirtildi.

    Uluslararası İran Kadın Örgütü idamı sert bir şekilde kınarken, uluslararası kamuoyuna İran’daki insani hak ihlalleri konusunda otoritelere baskı yapmaları çağrısında bulundu.

    Uluslararası Af Örgütü’nün İran masası da Zeynep Sekaanvand’ın idamına sert tepki gösterdi.

    ADİL BİR YARGILAMA YAPILSIN

    Uluslararası Af Örgütü, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Araştırma ve Savunucu Direktörü Philip Luther, yaptığı açıklamada, Sekaanvand’ın bugün idam edileceğinden duyduğu endişeyi dile getirmişti. Luther, İranlı yetkililere; idamın durdurulması yönünde çağrı yaparak, “Sekaanvand, 17 yaşındayken tutuklandı ve 15 yaşındayken evlendiği eşini öldürmesi nedeniyle idam cezasına çarptırıldı. Sekaanvand, suçlandığı zaman; bir çocuk olmasının yanı sıra çok adil olmayan bir yasal sürece maruz kalmıştır” demişti.

    Sekaanvand’ın 2014 yılında yasal temsile erişimi olmadığı zaman yaptığı ‘itirafları’ geri aldığı son duruşmasına kadar avukatıyla görüştürülmediğini hatırlatan Luther, açıklamasında şu görüşlere yer vermişti:

    “Sekaanvand, tutuklanmasının ardından erkek polisler tarafından darp edilerek işkenceye maruz kaldığını söyledi. Sekaanvand’ın mahkumiyeti derhal feshedilmeli ve ölüm cezasına başvurmadan, çocuk adaleti ilkelerine uygun olarak adil bir yargılanma hakkı verilmelidir.”

    AİLE İLE SON ZİYARET İÇİN TARİH VERİLMİŞTİ

    Sekaanvand, 29 Eylül günü, hamilelik testi için cezaevi sağlık kliniğine götürüldü. Test sonucu 30 Eylül’de olumsuz sonuçlandı. Ardından, cezaevi yetkilileri Sekaanvand’ın ailesiyle temasa geçti ve 2 Ekim’de infazının gerçekleşeceğini bildirdi. Artı Gerçek’in aktardığı habere göre cezaevi yetkilileri, Sekaanvand’ın ailesinden son ziyaret için 1 Ekim’de cezaevine gitmesini istedi.

     

     

     

     

  • Kürt aktivist Panahi idam edildi

    Kürt aktivist Panahi idam edildi

    PİRHA- İran’da idama mahkum edilen Kürt aktivist Ramin Hüseyin Panahi’nin cezasının infaz edildiği açıklandı. İdam kararının iptal edilmesi için Uluslararası Af Örgütü ve Türkiye’deki aydınlar imza kampanyası başlatmıştı.

    Uluslararası kampanyalar sayesinde idamı iki kez ertelenen Kürt aktivist Ramin Hüseyin Panahi’nin cezasının bu sabah Raminşar cezaevinde infaz edildiği öğrenildi.

    Ramin’in idamını kardeşi sosyal medya hesabından duyurdu. Avukat Hüseyin Ahmedi Niyaz da idamı doğruladı.

    İdam kararını iptal etmek için Uluslararası Af Örgütü’nün başlattığı kampanya 67 bin imzayı geçmiş; önceki gün de Türkiye’de birçok yazar ve gazeteci, aktivist Panahi’nin ölüm cezasının durdurulması için imza kampanyası başlatmıştı.

    AÇLIK GREVİNDEYDİ

    Panahi 26 Ağustos’ta, “yasadışı ve haksız mahkeme cezasını” protesto etmek ve “ailesi ve avukatları arasındaki her türlü bağlantının kesilmesinden” dolayı ağzını dikerek açlık grevi başlatmıştı.

    Kendisinin sivil bir aktivist olduğunu belirten Panahi, İran halkının özgürlüğü için mücadele ettiğini söyleyerek, “Bana destek veren herkese, halkıma teşekkür ediyorum. Ben halkımın özgürlüğünden yana bir aktivistim. İran halkına da bana verdikleri destek nedeniyle teşekkür ediyorum. Bu destek beni mutlu ediyor. Hakkımdaki iddiaları bir kez daha tekzip ediyorum. Ben terörist değilim. Sivil bir aktivistim. İran halkının özgürlüğü için mücadele ediyorum. Herkesin gözlerinden öperim” demişti. (HABER MERKEZİ)

  • Panahi ailesi: Cezaevi önünde bekliyoruz Ramin’den haber yok

    Panahi ailesi: Cezaevi önünde bekliyoruz Ramin’den haber yok

    İran’da idam cezasına çarptırılan Ramin Panahi’nin ailesi ve avukatları, Recaişehr Cezaevi önüne gelerek beklemeye başladı. Panahi’nin kardeşi Amcad Panahi, “Ramin’den hala haberimiz yok” diyerek yapılan kimi “infaz ertelendi” haberlerine itibar edilmemesini ailenin açıklamasının beklenmesini istedi.

    İran’da “Allah’a karşı gelmek” ve “silahlı örgüte üye olmak” iddialarıyla idam cezasına çarptırılan Kürt aktivist Ramin Hossein Panahi’nin ailesi ve arkadaşları, sabah saatlerinde Recayişehr Cezaevi önüne geldi. Verilen idam hükmünün bugün infaz edileceğinin duyurulması üzerine başlatılan imza ve sosyal medya üzerindeki kampanyalardan sonra, İran rejiminin infazı gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği henüz netlik kazanmış değil.

    “İDAMI DURDURULDU HABERLERİNE İTİBAR ETMEYİN”

    Kimi basın yayın kuruluşları, Ramin Hossein Panahi için kurulan Destek Komitesi’nin Twitter üzerinden idam kararının geçici olarak durdurulduğunu haberleştirdi.  Ancak Ramin’in kardeşi Amcad Hossein Panahi, twitter adresinden paylaştığı mesajında, “Sabahın erken saatlerinden itibaren Ramin ailesi ve avukatları Recişehr Hapishanesi’nin önünde bekliyor. Ramin’den hala haberimiz yok. Gerçeği yansıtmayan kimi haberler aile ve Ramin’in dostlarını üzüyor. Geçerli kaynaklardan haberleri doğrulayana kadar yanlış haberler yayınlamayın” diyerek aile ve avukatları tarafından bir açıklama yapılmayana kadar söz konusu haberlere itibar edilmemesini istedi.

    Amcad Panahi, ailenin bekleyişini gösteren fotoğraf ile paylaştığı son mesajda da, “İdam cezasının iptali için ailenin Recaişehr Hapishanesi önündeki bekleyişi sürüyor” diye kaydetti.

    Öte yandan İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticisi Nuray Çevirmen, idam cezasına çarptırılan Kürt aktivist Ramin Hossein Panahi’nin cezasının durdurulması konusunda uluslararası güçlere ve kuruluşlara İran’a yaptırım uygulama çağrısında bulundu.

  • İdam mahkumu Kürt aktivist Panahi cezaevinden seslendi

    İdam mahkumu Kürt aktivist Panahi cezaevinden seslendi

  • ‘Cezaevi yetkilileri Panahi’nin Salı günü idam edileceğini söyledi’

    ‘Cezaevi yetkilileri Panahi’nin Salı günü idam edileceğini söyledi’

    İran’da tutuklu bulunan Kürt siyasi aktivist Ramin Hossein Panahi’nin kardeşi, cezaevi yetkilerinin kendilerine ağabeyinin Salı günü idam edileceğini bildirdiklerini ifade ederek, duyarlılık çağrısında bulundu.

    İran’da 23 Haziran 2017 tarihinde yaralı olarak yakalanan ve hakkında idam kararı verilen 24 yaşındaki Kürt aktivist Ramin Hossein Panahi’nin kardeşi Ehmed Hısen Panahi, dün Süleymaniye’de açıklamalarda bulundu.

    Kardeş Panahi, 13 Ağustos Pazartesi günü Sine Merkez Cezaevi’nden alınarak Recaişehir Cezaevi’ne nakledilen Ramin Hossein Panahi’nin 4 Eylül Salı günü idam edileceğini öğrendiğini duyurdu.

    Panahi, bu bilgiyi cezaevi yetkililerinden öğrendiğini söyledi ve “Ramin şu an açlık grevindedir ve sağlık durumu çok kötü” diye konuştu.

    Rojnews’te yer alan habere göre Panahi konuşmasının devamında, “İran Ramin’i idam etmekle tüm Kürtleri idam ediyor. Ramin’in özgürlüğü tüm Kürtlerin ve idam tehditi altında bulunan tüm tutsakların özgürlüğüdür” dedi.

    Kardeş Panahi ayrıca, Birleşmiş Milletler, insan hakları örgütleri, tüm kamuoyuna Ramin için hareket geçme çağrısında bulundu.

    NE OLMUŞTU?

    24 yaşındaki Kürt aktivist Ramin Hossein Panahi, İran’da 23 Haziran 2017 tarihinde yaralı olarak yakalanmıştı.

    Panahi İran rejimince yakalandığında günlerce işkence gördü, aylar sonra çıkarıldığı mahkemede ise “Allah’a karşı gelmek ve silahlı örgüte üye olmaktan” idam cezasına çarptırılmıştı.

    O dönem Sine Cezaevi’nde tutulan Panahi’nin 3 Mayıs’ta idam edileceğinin açıklamasından kısa bir süre sonra yeğeni Niştiman Hossein Panahi kendini asarak yaşamına son vermişti.

    Birçok sivil toplum örgütü yaptıkları açıklamalarla İran rejim güçlerini bir an önce idamı durdurmaya çağırdı. Özellikle idamdan bir gün önce yapılan kampanyalar neticesinde idam kararı askıya alınmıştı.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Ortadoğu ve Kuzey Afrika Araştırma ve Savunuculuk Direktörü Philip Luther “Umalım ki geçici bir ceza ertelemeden daha fazlasıdır” demişti.

    İran Af Örgütü ise “Kamuoyu baskısı ve savunuculuk gayreti sayesinde Ramin Hossein Panahi artık şimdilik idam riski altında bulunmuyor! Lütfen idam kararının ve hükmünün bozulması için harekete geçmeye ve İranlı otoritelere çağrıda bulunmaya devam edin” açıklamasında bulunmuştu.

    Son olarak Panahi’nin avukatı Hüseyin Ehmedi Niyaz, 13 Ağustos’ta başka bir cezaevine nakledildiğini belirttiği Panahi’nin her an idam edilme tehlikesi altında bulunduğunu söylemiş ve eklemişti: “Müvekkilimin nakil işleminin idamı gerçekleştirmek amacıyla yapıldığına dair güçlü emareler var.

  • ‘Panahi başka bir cezaevine nakledildi, her an idam edilebilir’

    ‘Panahi başka bir cezaevine nakledildi, her an idam edilebilir’

    İran’da tutuklu bulunan Kürt siyasi aktivist Ramin Hossein Panahi’nin avukatı Hüseyin Ehmedi Niyaz, 13 Ağustos’ta başka bir cezaevine nakledildiğini belirttiği Panahi’nin her an idam edilme tehlikesi altında bulunduğunu söyledi ve ekledi: “Müvekkilimin nakil işleminin idamı gerçekleştirmek amacıyla yapıldığına dair güçlü emareler var.”

    İran’da 23 Haziran 2017 tarihinde yaralı olarak yakalanan ve hakkında idam kararı verilen 24 yaşındaki Kürt aktivist Ramin Hossein Panahi’nin avukatı Hüseyin Ehmedi Niyaz, Panahi’nin son durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Panahi’nin 13 Ağustos Pazartesi günü Sine Merkez Cezaevi’nden alınarak Kerec vilayetine bağlı Recaişehir Cezaevi’ne nakledildiğini açıklayan Niyaz, müvekkilinin durumu ile ilgili kendilerine herhangi bir bilgi verilmediğini ve bu durumun avukatı olarak kaygılarını artırdığını söyledi.

    “İDAM EDİLECEĞİNE DAİR ENDİŞELİYİZ”

    Nakil işleminin yasalara uygun yapılmadığını belirten Niyaz, “Müvekkilimin nakil işleminin idamı gerçekleştirmek amacıyla yapıldığına dair güçlü emareler var. Kaygılıyım” dedi.

    Artı Gerçek’e konuşan Niyaz, nakil işleminin yasaya uygun olmadığını vurgulayarak ‘tamamen keyfi ve yasadışı’ bir uygulama olduğunu belirtti.

    Avukat Niyaz, “Bugünlerde idam edilebileceğine dair endişelerimiz var. Ne yazık ki idam edilmesini engellemek için yapacaklarımız da sınırlıdır. Kendisinin durumu ile ilgili hiçbir bilgi alamamaktayız” diye konuştu.

    ANNE ZARİNİ: OĞLUMUN İDAMINI ENGELLEMEK İÇİN HERKES HAREKETE GEÇMELİ

    Duruma ilişkin Ramin Hüseyin Panahi’nin annesi Şerifa Zarini de oğlunun hayatından endişe ettiğini belirterek, “Oğlumu çok kötü fiziksel koşulları olan bir yerde tutuyorlar. Oğlum hasta ve tedavisi için hiçbir şey yapılmıyor. Tek yaptıkları, onu kötü bir hücrede tutmak” dedi.

    “Oğlumu bugünlerde idam edeceklerine dair çeşitli söylentiler de var” diyen Zarini, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Oğlumu kurtarmak için herkes harekete geçmeli. Onun idamını engellemek için herkes elinden geleni yapmalı.”

    NE OLMUŞTU?

    24 yaşındaki Kürt aktivist Ramin Hossein Panahi, İran’da 23 Haziran 2017 tarihinde yaralı olarak yakalanmıştı.

    Panahi İran rejimince yakalandığında günlerce işkence gördü, aylar sonra çıkarıldığı mahkemede ise “Allah’a karşı gelmek ve silahlı örgüte üye olmaktan” idam cezasına çarptırılmıştı.

    O dönem Sine Cezaevi’nde tutulan Panahi’nin 3 Mayıs’ta idam edileceğinin açıklamasından kısa bir süre sonra yeğeni Niştiman Hossein Panahi kendini asarak yaşamına son vermişti.

    Birçok sivil toplum örgütü yaptıkları açıklamalarla İran rejim güçlerini bir an önce idamı durdurmaya çağırdı. Özellikle idamdan bir gün önce yapılan kampanyalar neticesinde idam kararı askıya alınmıştı.

    Uluslararası Af Örgütü’nün Ortadoğu ve Kuzey Afrika Araştırma ve Savunuculuk Direktörü Philip Luther “Umalım ki geçici bir ceza ertelemeden daha fazlasıdır” demişti.

    İran Af Örgütü ise “Kamuoyu baskısı ve savunuculuk gayreti sayesinde Ramin Hossein Panahi artık şimdilik idam riski altında bulunmuyor! Lütfen idam kararının ve hükmünün bozulması için harekete geçmeye ve İranlı otoritelere çağrıda bulunmaya devam edin” açıklamasında bulunmuştu.

  • Yurttaş tepkisi: İdam çözüm değil, yasalar evrensel hukuka göre uygulanmalı-VİDEO

    Yurttaş tepkisi: İdam çözüm değil, yasalar evrensel hukuka göre uygulanmalı-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Bakırköy’de sokağa, artan taciz, tecavüz ve çocuk cinayetleriyle birlikte gelen hadım ve idam tartışmalarını sorduk. Sokağa bile çıkmaya korkar olduklarını söyleyen yurttaşlar tepkili. 

    İstanbul Bakırköy’de sokaktaki yurttaşlara artan taciz, tecavüz ve çocuk cinayetleriyle birlikte gündeme gelen hadım ve idam tartışmalarını sorduk. Sokağa çıkmaya korkar olduklarını ifade eden yurttaşlar, taciz, tecavüz ve istismar konusundaki cezaların da caydırıcı şekilde uygulanmadığına dikkat çektiler.

    “YASALAR EVRENSEL HUKUKA GÖRE UYGULANMALI”

    Uygulanacak cezanın halkın isteğine bırakılmaması gerektiğini söyleyen bir yurttaş, yasaların evrensel hukuka göre belirlenip uygulanması gerektiğini vurguladı.

    İdamın ya da hadımın caydırıcı bir önlem olmadığını söylen bir genç, bu tür suçluların uzun süre hapiste kalmaları gerektiğini söyledi.

    Çocuklarını dışarıya bile çıkarmaya korktuğunu söyleyen engelli bir yurttaş da idamın gelmesi gerektiğini savundu.

    Kendisinin de sokaklarda rahat dolaşamadığını ifade eden bir kadın yurttaş da idamın caydırıcı olabileceğini düşünüyor.

    “İDAM SADECE BU TÜR DAVALARA UYGULANSIN”

    Hadımın bir ödül olduğuna dikkat çeken bir yurttaş şu anda meclisin tatilde olmasına da tepki göstererek şunları söyledi:

    “Kendi işlerine düşse tatil yapmazlar. 600 milletvekili şu zihniyette olması lazım; kendi torunu varsa torunu, kendi çocuğu varsa çocuğu onun başına gelmiş gibi, illa ateş düştüğü yeri yakmaz öyle düşünmemeleri lazım. O çocuklar hepimizin çocukları. Bugün yarın bizim çocuklarımızın da başına gelebilir.”

    İdamın sadece bu tür suçlulara uygulanması gerektiğini ifade eden yurttaş, “İdam herkese de demiyorum. Bir siyasi tutsağa idam gelsin demiyorum. Sadece bu tür davalara uygulansın diye bir madde çıkarılmalı.” dedi.

    “EN İYİSİ MÜEBBET”

    Başka bir kadın yurttaş hadımın bir önlem olmadığını ifade ederek en iyisinin müebbet olduğunu böylece toplumun kurtulacağını belirtti.

    Diğer bir yurttaş da en başından hükümetin önlem alması gerektiğini kaydederek “Asmayla kesmeyle olmaz her gün biri çıkar. Eğitecekler bunları. Bu kanayan bir yara. Buna el atmaları lazım” şekline ifade etti.

    Var olan yasaların yetersiz uygulandığını söyleyen bir kadın yurttaş da daha caydırıcı yasaların gelmesi gerektiğini vurguladı.

    Sevim KAHRAMAN/Suay ABAK
    İSTANBUL

         

  • Sudanlı Noura idam edilmeyecek

    Sudanlı Noura idam edilmeyecek

    Kendisine tecavüz eden kocasını öldürdüğü için idama mahkum edilen 19 yaşındaki Noura Hüseyin’in cezası beş yıl hapse çevrildi. 

    Sudan’da temyiz mahkemesi, kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla kocasını öldüren 19 yaşındaki Noura Hüseyin’e verilen idam cezasını bozdu. Avukatı Abdelaha Mohamed müvekkilinin beş yıl hapis cezasına mahkum edildiğini açıkladı.

    Hüseyin’in annesi Zeyneb Ahmed BBC’ye yaptığı açıklamada, kızının hayatının kurtulmasından çok mutlu olduğunu söyledi. Uluslararası ünlüler internette #JusticeforNoura (Noura’ya Adalet) etiketiyle genç kadının serbest bırakılması için kampanya yürütmüşlerdi.

    Geçen ay bir Şeriat Mahkemesi, kocası Abdulrahman Mohamed’in planlayarak öldürmekten suçlu bulunmasının ardından, Hüseyin’i idam cezasına çarptırmıştı. Hüseyin, kocasının kuzenleri kendisini zorla yerde tutarken kendisine tecavüz ettiğini söylemiş, ertesi gün yine aynısını yapmaya kalkınca kendisini kaybedip kocasını bıçaklayarak öldürdüğünü söylemişti.

    KOCASI KENDİSİNDEN 16 YAŞ BÜYÜKTÜ

    Hüseyin 16 yaşındayken aynı zamanda kuzeni olan kendisinden 16 yaş büyük kocasıyla evlendirilmişti. UNICEF’in geçen yıl yayımladığı bir rapora göre Sudanlı kızların üçte biri 18 yaşından önce evlendiriliyor.

    Uluslararası Af Örgütü, kararın ‘çok memnun edici’ olduğunu, ancak beş yıllık hapsi de ‘orantısız bir ceza’ diye tanımladı. Örgüt ayrıca ‘kurbanların cezalandırılan taraf olmaması için’ evlilik ve evlilikte tecavüzle ilgili yasaların reformdan geçirilmesi için Sudan’a çağrı yaptı.

    Hüseyin’in annesi Zeyneb Ahmed BBC’ye yaptığı açıklamada, kızının eşinin ilk tecavüzünden sonra ‘kendisinden nefret ettiğini’ söyledi ve ‘bir kez daha ona dokunduğu takdirde intihar etmek için bıçağını hazırda tutuyordu’ dedi. Eşinin ölümünden sonra Hüseyin, neler olduğunu anlatmak için ailesinin evine kaçtı.

    İntikam alınmasından korkan babası, korunmak için tüm ailesini bir polis karakoluna götürdü, ancak kızı burada tutuklandı.

    Hüseyin’in serbest kalması için başlatılan kampanyaya Naomi Campbell ve Emma Watson gibi ünlüler destek vermişti.

  • Demirtaş’tan ‘idam’ diyen Erdoğan’a yanıt

    Demirtaş’tan ‘idam’ diyen Erdoğan’a yanıt

    HDP’nin hapisteki cumhurbaşkanı adayı Demirtaş, son olarak 6-8 Ekim Kobani protestolarında yaşanan ölümler üzerinden kendisini hedef alan ve idamı dillendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Twitter’dan yanıt verdi. Demirtaş, “Erdoğan’ın üzüntüsü Yasin Börü için değil, anket sonuçları için” dedi ve Ahmed Arif’in dizeleri ile seslenerek AKP liderine bir de açık çağrıda bulundu.

    HDP’nin Edirne Hapishanesinde tutuklu bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’tan, özellikle son bir haftadır seçim mitinglerinde kendisini hedef alan AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt geldi.

    Erdoğan son olarak partisinin Kocaeli mitinginde 6-8 Ekim Kobani protestolarında yaşanan ölümler üzerinden Demirtaş’ı hedef alırken bu kez ‘idam’ demiş ve “Parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı ben bunu çoktan onaylardım” ifadesini kullanmıştı.

    Bunlara Twitter üzerinden yanıt veren Demirtaş, “Erdoğan’ın Kobani yalanları” başlığı altında Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarına ilişkin yazdı.

    “Lütfen dikkatle okuyalım ve nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu somut olarak görelim” diyen Demirtaş’ın konuya dair maddeler halinde paylaştığı mesajları şu şekilde:

    • Kobani gösterilerinde şiddet ve provokasyonların başlama tarihi 5-6 Ekim değil, Erdoğan’ın ‘Kobani düştü düşecek’ açıklamasını yaptığı 7 Ekim ve bu açıklamadan hemen sonrasıdır. Bu açıklama sonrası ölümler yaşanmaya başlamıştır.
    • Kobani olayları nedeniyle ne benim hakkımda ne de HDP yönetimi hakkında açılmış bir tek dava yoktur.
    • Kobani olaylarında katledilen insan sayısı 53 değil, 43’tür. Bunların 6’sı HÜDAPAR’lı, 2’si suikaste uğrayan güvenlik görevlisi, 2’si Suriyeli mülteci, 33’ü de HDP’lidir. 6 HÜDAPAR’lı haricindeki kişilerin katledilmesi hakkında açılmış tek bir etkili dava ve soruşturma yoktur.
    • Kobani olayları Erdoğan’ın dediği gibi 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında değil, seçimlerden 8 ay önce, 7 Ekim 2014 tarihinde yaşanmıştır.
    • Kobani olaylarından sonraki 5 ay boyunca da Erdoğan ve AKP ile çözüm süreci kapsamında görüşmelerimiz devam etmiştir. Yani Erdoğan, bugün “terörist” diye ilan ettiği bizlerle 5 ay daha görüşme sürdürmüştür.
    • Kobani olaylarının arkasındaki provokatör ve azmettiricilerin ortaya çıkması için TBMM’de verdiğimiz 12 adet araştırma ve soru önergesi AKP’liler tarafından reddedilmiştir.
    • Yasin Börü ve katledilen diğer kişiler Erdoğan’ın umurunda bile değildir. Erdoğan bunu istismar aracı olarak kullanmaktan çekinmemiştir ve bu nedenle sadece seçim dönemlerinde gündeme getirmiştir.
    • Tıpkı Yasin Börü gibi Gaziantep’te ve İzmir’de Ekrem Karaçoğlu, Musa Bayram isimli yurttaşlarımız da kameralar önünde linç edilerek katledilmiştir. Ancak failleri bulunmamıştır. Erdoğan bu kişilerin isimlerini dahi bilmemektedir. Çünkü bu insanlar HDP’lidir.
    • Erdoğan’ı asıl kahreden şey vahşice katledilen yurttaşlarımız değil, IŞİD’in Kobani’de yenilmiş olmasıdır.
    • Kobani olaylarında bazı valilerin ve güvenlik görevlilerinin, Hükümet’in talimatını dinlemediğini bizzat Efkan Ala açıklamıştır. Zaten bu kişiler de 15 Temmuz sonrası darbecilikten tutuklanmıştır. Ancak haklarında, Kobani olayları ile ilgili hiçbir soruşturma yürütülmemiştir.
    • Tıpkı Roboski Katliamı gibi, Berkin’in, Ceylan’ın, Uğur’un katledilmesi gibi, Kobani olaylarının da bütün siyasi sorumlusu Erdoğan’dır. Bu sorumluluğunu saklamak için namertçe yalanlarıyla ve iftiralarıyla beni suçlamaya devam ediyor.”

    Mesajlarına Ahmed Arif’in Otuzüç Kurşun şiirinden “Vurun ulan / Vurun / Ben kolay ölmem / Ocakta küllenmiş közüm / Karnımda sözüm var / Haldan bilene” alıntısıyla devam eden Demirtaş, Erdoğan’a, “Yüreğin yetiyorsa ya sen gel cezaevine bunu tartışalım ya da ben çıkayım, meydanlarda sana cevap vereyim” sözleriyle seslendi.

    HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Demirtaş, “Ama her halükarda en net cevabı 24 Haziran’da sandıkta, halktan alacaksın” diye de ekledi.

    “Erdoğan’ın üzüntüsü Yasin Börü için değil, anket sonuçları için”

    CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin kendisini ziyareti üzerinden hedef alınmasını da eleştiren Demirtaş, kendisinin hedefe oturtulmasındaki kronolojiye dikkat çekti ve Erdoğan’a şu çağrıyı yaptı:

    “Sayın Muharrem İnce beni c.evinde ziyaret ettikten sonra Erdoğan’ı da ziyaret etmiştir. Ne İnce-Erdoğan görüşmesinde ne de bu görüşmeden iki hafta sonrasına kadar Erdoğan, beni ve Sayın İnce’yi suçlamamıştır.

    Beni suçlama furyasının başladığı tarih, adaylar sahaya indikten sonra yapılan ilk anketlerin Erdoğan’ın eline geçtiği tarihtir. Yani yine, Erdoğan’ın üzüntüsü Yasin Börü için değil, ortaya çıkan anket sonuçları içindir.

    Ey Erdoğan! Sana siyasi tarihinin en büyük fırsatı: 24 Haziran’a kadar bu tweetimin altına, Selahattin Demirtaş olarak yaptığımı iddia ettiğin ‘53 kişinin katledilmesi sözde talimatımı’ paylaşırsan söz veriyorum, senin lehine Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekileceğim.

    Dört yıldır emrindeki savcıların arayıp da bulamadığı sözde çağrımı belki sen bulursun. 24 Haziran’a kadar bulamazsan da zaten halk senin çıkış belgeni verecek. Diploma niyetine kullanırsın artık.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan Demirtaş’ı yine hedef aldı; bu kez ‘idam’ dedi

    Erdoğan Demirtaş’ı yine hedef aldı; bu kez ‘idam’ dedi

    Seçim mitinglerinde HDP’yi ve partinin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Demirtaş’ı özellikle son bir haftadır hedef alan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, Kocaeli mitinginde Demirtaş’ı hedef alırken bu kez ‘idam’ dedi. Erdoğan, “Parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı ben bunu çoktan onaylardım” diye konuştu.

    Özellikle son bir haftadır seçim mitinglerinde, Edirne Cezaevi’nde tutuklu HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ı hedef alan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, son olarak Kocaeli mitinginde yaptığı dünkü konuşmasında Demirtaş’ı yeniden hedef aldı.

    Erdoğan, tutuklu cumhurbaşkanı Demirtaş’ı hedef alırken bu kez “idam” dedi ve “Parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı ben bunu çoktan onaylardım” sözlerini kullandı.

    Konuşmasında 6-8 Ekim Kobani protestolarında yaşanan ölümlerden Demirtaş’ı sorumlu tutan Erdoğan, Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden çıkması gerektiğini dile getiren diğer cumhurbaşkanı adaylarından Muharrem İnce’yi eleştirerek, “Bu kadar insanın ölümüne neden olan birisini önce ölenlerin ailesine sormak lazım” dedi.

    Seslendiği kalabalıktan ‘idam’ sesleri yükselince ise “Dedim ya size daha önce, parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı ben bunu çoktan onaylardım” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan’ın konuşmasından ilgili bölüm şöyle:

    “Bay Muharrem gitti Edirne’ye orada Diyarbakır’da 6-7 Ekim’de 53 Kürt vatandaşımızın ölümüne neden olan kişiyi ziyaret ediyor. ‘Çıksın aday’ ne demek ya. Bu bile ona fazla. Çünkü aday olmanın da bir ehliyetinin olması lazım. Tutuklu mu bu adam, tutuklu bitti. Bu kadar insanın ölümüne neden olan birisini önce ölenlerin ailesine sormak lazım. Yasin Börü’nün annesine sormak lazım ne düşünüyorsunuz. Bunların sırtında küfe yok. Parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı ben bunu çoktan onaylardım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 68 kuşağının simge ismi Deniz Gezmiş 71 yaşında

    68 kuşağının simge ismi Deniz Gezmiş 71 yaşında

    PİRHA – 25 yaşında idam edilen Türkiye devrimci hareketinin ve 68 kuşağının sembol isimlerinden Deniz Gezmiş 71. yaşında…

    Türkiye devrimci hareketinin simge isimlerinden bir haline gelen Deniz Gezmiş; arkadaşları Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972’de idam edilmişti.

    Yaşamını Türkiye’nin eşit ve özgür geleceği için mücadeleye adayan, ülkenin ilerici ve yurtseverlerinin yüreklerinde ölümsüzleşen Deniz Gezmiş, kendisine yönelik saldırıların hiç eksilmediği bu dönemde yine 6. Filo ile cisimleşen emperyalizme ve ona secde eden gericiliğe karşı bir sembol olmayı sürdürüyor.

    Deniz Gezmiş kimdir?

    Deniz Gezmiş Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kurucusuydu. İlk ve orta öğretimini Sivas’ta tamamlayan Deniz Gezmiş lise öğretimini ise İstanbul’da tamamladı. Gezmiş’in Sosyalist düşünce ile tanışması ise lise yıllarına dayanıyor. 1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Deniz Gezmiş, ilk olarak, Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum temizlik işçilerinin eylemlerini destekledi ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri içinde yer aldı. Sonrasında ise gözaltına alındı.

    Serbest kalan Gezmiş bir süre sonra 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla Devrimci Hukukçular Örgütü’nü kurdu. Sonrasında 6. Filo’yu protesto ederken tekrar gözaltına alındı, yargılandı ve beraat etti. Bir süre sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşan Gezmiş, Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu.

    4 Mart 1971’de ise Amerikalı dört erin Balgat’taki tesislerden kaçırılması eyleminde yer aldı. Ancak Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan eylemden sonra Sivas’a kaçtı. Aslan o esnada Elmalı’da iken, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas’ın Gemerek ilçesinde etrafı sarılarak yakalandı.

    16 Temmuz 1971 günü başlayan mahkeme 9 Ekim’de sona erdi. Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkında idam kararı verildi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte 6 Mayıs 1972 gecesi saat 01.00-03.00 arası Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde asılarak idam edildi. (HABER MERKEZİ)

  • Türkiye ve Avrupa’da bugün saat 19:38’de çıralar Seyit Rıza için yakılacak

    Türkiye ve Avrupa’da bugün saat 19:38’de çıralar Seyit Rıza için yakılacak

    PİRHA- “Yalan ve hilelerinizle baş edemedik, bize dert oldu. Önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” diyen Seyit Rıza 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. Seyid Rıza ve yoldaşları Dersim başta olmak üzere Türkiye ve Avrupa’da çeşitli etkinliklerle anılacak. Saat 19:38’de ise Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler için çıralar yakılacak.    
    15 Kasım 1937’de idam edilirken, “Yalan ve hilelerinizle baş edemedik, bize dert oldu. Önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” diyen Seyid Rıza 80. ölüm yıldönümü çeşitli etkinliklerle anılacak. Dersim başta olmak üzere İstanbul, Ankara, İzmir ve Avrupa’da yürüyüş, basın açıklaması ve panel şeklinde gerçekleşecek anmalarda, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması talep edilecek.

    DERSİM 

    Başta Seyid Rıza olmak üzere Dersim ileri gelenlerinin idam edildiği 15 Kasım günü Türkiye’nin ve Avrupa’nın bir çok yerinde anmalar yapılacak.

    Dersim Araştırmalar Merkezi, Demokratik Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şubesi, Dersim Dernekler Federasyonu Dersim Seyid Rıza Meydanı’nda katliamda yaşamını yitirenleri anacak. Saat: 16.00’da buluşacak olan kurumlar saat: 19.38’de “Hatırlıyoruz, anıyoruz, unutmuyoruz” diyerek çıralarını yakacak.

    İSTANBUL

    İstanbul’da ise Taksim Galatasaray Meydanı ile Gazi Mahallesi’nde anma düzenlenecek.

    “İnsanlığın bu kara lekesinin aydınlatılması için bir mum da sen yak” diyen Dersim Dernekleri Federasyonu DEDEF ve Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri, idam edilişlerinin 80. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını Galatasaray Meydanı‘nda Dersim Katliamı’nın yaşandığı tarih olan 15 Kasım günü  saat 19:38’de anacak.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eyüp Şubesi de anmaya ilişkin yürüyüş gerçekleştirecek. DAD, 15 Kasım Çarşamba günü, saat 19:38’de Gazi Mahallesi Şair Abay Kanunbay Lisesi önünde ‘Diz çökme çerağını uyandır’ şiarıyla Seyit Rıza ve yoldaşlarını anacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri ayrıca genel merkezi başta olmak üzere tüm şubelerinde aynı tarih ve saate “Kefensiz yatan canlarımızı anıyoruz” şiarıyla anma düzenleyecek.

    ANKARA

    Ankara’da da  “Diz çökmeyenlerin direniş ruhuyla” Ana Fatma Cemevi’nde 15 Kasım’da saat 19:38 de çerağ yakılacak.

    İZMİR

    “Kefensiz gömülenlerimizi anıyoruz. Unutmadık unutturmayacağız” denilen açıklamada Dersim Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi ortaklaşa bir anma düzenleyecek. Seyit Rıza’nın “Qılancık bılbıl nebena cigeram / Karga bülbül olmaz oğul” sözünün hatırlatıldığı anma Karşıyaka Vapur İskelesi karşısında 15 Kasım Çarşamba günü Saat: 18.00’de yapılacak.

    ALMANYA VE İSVİÇRE’DE PANEL

    İdamının 80. yılında Seyid Rıza ve arkadaşları çeşitli etkinliklerle anılacak. Dersim Soykırımı Karşıtı Derneği  tarafından organize edilen ve yerel insiyatiflerin de destek verdiği paneller dizisi düzenlenecek. Almanya’nın Oberursel, Stuttgart ve İsviçre’nin Basel kentlerinde yapılacak panellere konuşmacı olarak Dersim HDP Milletvekili Alican Önlü, Akademisyen Dilşa Deniz, Araştırmacı Yazar Nesimi Aday katılacak.

    Ali Güler’in moderatörlüğünü yapacağı panelin kültür bölümünde ise , Oberursel’de Ozan Emekçi, Stuttgart’ta Suat Baran, Basel’de ise şair Mehmet Çetin ve Nihat Baran katılacak.

    TALEPLER

    • Arşivler Açılsın Dersim” ismi iade edilsin.
    • Dersim halkından özür dilensin.
    • Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.
    • Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
    • Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
    • Munzur’daki Baraj projeleri iptal edilsin.

    (HABER MERKEZİ)

     

    Seyit Rıza ve arkadaşları İzmir’de de anılacak

    Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de anılacak