PİRHA-Dersim’de insan hakları savunucuları, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası sebebiyle basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2022 yılında ülkede yüksek sayılarda yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır” denildi.
Hak savunucuları, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası sebebiyle Dersim’de Sanat Sokağı’ndan Özgürlük Anıtı’na yürüyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eşbaşkanı Gönül Sonbahar okudu.
Türkiye’nin 2016 yılından itibaren OHAL rejimi ile yönetildiğini söyleyen Gönül Sonbahar, “Bu süreç, siyasal iktidarın gücünü sınırlandıran anayasacılık ilkesinin terkedilmesine, böylece hem hukukun hem de kurumların baskıcı rejimin birer “aracı” haline getirilerek, keyfiyetin ve bilhassa da belirsizliğin kamusal alana hâkim kılınmasına yol açmıştır. Özellikle bir yönetim tekniği olarak başvurduğu belirsizlik yaratma gücü, siyasal iktidara erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırma olanağı sağlamaktadır. Siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2022 yılında ülkede yüksek sayılarda yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır” dedi.
“ÇATIŞMALARIN HEMEN ŞİMDİ DURMASINI İSTİYORUZ”
Kürt sorununun Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden biri olarak varlığını koruduğunu belirten Sonbahar, “Sorunun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisiyle, 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız o nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte, çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir. Hak ihlallerinin son bulduğu, adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına saygıyı yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Açıklamanın ardından Özgürlük Anıtı’na karanfil bırakıldı.
PİRHA-İHD Dersim Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerine ilişkin şube binasında açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Türkiye hapishanelerinde yaşanan hak ihlallerin giderilmesi için güvenlikçi politikalardan vazgeçilerek insan haklarını ve evrensel kuralları merkezine alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor” denildi.
İHD Dersim Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerine ilişkin şube binasında açıklama yaptı. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz okudu. Açıklamaya Dersim Baro Başkanı avukat Fatma Kalsen’de destek verdi.
Türkiye hapishanelerinde tutulan tüm mahpusların devletin denetimi ve sorumluluğu altında olduğunu belirten Solmaz, “Mahpuslar, ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan en temel haklarını kullanabilmek için birçok kez açlık grevi, kendini yakma ve intihar tarzı eylemler yapmak zorunda kalmış, yaptıkları bu eylemler sonucunda yaşamlarını yitirmiş, birçok mahpus ise bu eylemlerden kaynaklı kalıcı hastalıklarla yaşamak zorunda kalmıştır. Her bir mahpusun yaşama, işkence görmeme, aile ve özel hayatına saygı gösterilmesi, haberleşme ve insan olmaktan kaynaklı tüm haklarının kullanılması konusunda devletin gerekli tedbirleri alması, bu hakları ihlal edenler hakkında etkili yaptırımlar uygulaması gerekmektedir. Bu nedenle Türkiye hapishanelerinde yaşanan hak ihlallerin giderilmesi için güvenlikçi politikalardan vazgeçilerek insan haklarını ve evrensel kuralları merkezine alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor” dedi.
PİRHA-2004 yılında Dersim Hel Yaylası mevkiinde katledilen Zeynel Benler’in ailesi, son dönemde kendilerine yönelik geliştirilen tehdit, karalama ve asılsız iddialara ilişkin İHD Dersim Şubesi’nde açıklama yaptı. Açıklamada, Zeynel Benler’i katledenlerin demokratik kamuoyu karşısında aileyi psikolojik baskı altında tutmayı hedefleyerek hak arayışı ısrarını görünmez kılmak istediğine vurgu yapıldı.
24 Temmuz 2004 yılında Dersim Pülümür’e bağlı Hel Yaylası mevkiinde yaylacılık yaptığı sırada kalabalık bir silahlı grup tarafından çadırları basılarak katledilen Zeynel Benler’in ailesi, uzun yıllar süren hak arayışlarına yönelik sosyal medyada geliştirilen tehdit, karalama ve asılsız iddialara ilişkin İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi.
Benler ailesi, yaptığı açıklamada babaları ve aile büyükleri olan Zeynel Benler’i katledenlerin intikam ve tehdit içerikli paylaşımlarla Benler ailesinin hak arayışı ısrarını hem yalnızlaştırıp görünmez kılmak, hem de yakışıksız düzlemlere sıkıştırarak zayıflatmak istediklerine dikkat çekildi.
Benler ailesi, katliam sonrasında açılan kamu davasında dile getirdikleri her şeyin tanıklıklarına dayandığının ve söylediklerinin arkasında olduklarının altını çizerek, hiçbir tehdidin kendilerini bu hakikatten vazgeçiremeyeceğini vurguladı.
“BABAMIZ AĞIR SİLAHLARLA KATLEDİLDİ VE BİZLERE İZLETTİRİLDİ”
24 Temmuz 2004 tarihinde Dersim Hel yaylası mevkiinde babaları olan Zeynel Benler’ in katledilmesine ilişkin, güncelde oluşan gündeme dair kamuoyunu bilgilendirmeyi gerekli olarak gördüklerini belirten Benler ailesi, katliama dair şu bilgileri paylaştı:
“Aile olarak geçimimizi sağladığımız yaylacılık mesleğini icra ederken, kalabalık silahlı bir grup tarafından çadırımızın etrafı sarılmış ve bizzat bu grubun sözcüsü tarafından “suçlu olmadığını biliyoruz, fakat biz öyle göstermek istiyoruz” denilerek Babamız Zeynel Benler ağır silahlarla taranarak katledilmiş, kardeşimiz Semra Benler ise yaralanmıştır.
Acısını hala taptaze yaşamakta olduğumuz bu katliamın bizzat canlı tanığı olduğumuz bilinmelidir. Babamız Zeynel Benler’ in ağır silahlarla taranarak katledildiği bu olayın, biz çocuklarına ellerimiz bağlanarak ve üzerimize uzun namlulu silahlar doğrultularak izlettirildiğini belirtmek isteriz”
Benler ailesi adına açıklamayı okuyan Şehriban Benler, katliamda birinci derece rolü olduğunu belirttikleri Murat Kahraman’ın yaptığı açıklamalarla kendilerini demokratik kamuoyu nezdinde psikolojik baskı altı almaya hedeflediğini ifade ederek, “Bu katliamın bizzat sorumlusu olan Murat Kahraman ve çevresindeki karanlık odaklar, şu an yaşadıkları Avrupa’da kitaplar yazıp çizmekte, paneller düzenleyip, sosyal medya paylaşımları yaparak gerçekleri tersyüz etmeye çalışmaktadırlar. Adeta ‘yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış’ deyişinde dile gelen gerçek gibi, katliamcı kimliklerine rağmen yaptıkları açıklamalar ile ailemizi demokratik kamuoyu karşısında psikolojik baskı altında tutmayı hedeflemektedirler” diye konuştu.
Şehriban Benler, katliamda bulunanların kan, intikam ve tehdit içerikli paylaşımlarını sahte sosyal medya hesaplarına havale ederek ailelerin hak arayışının yalnızlaştırarak zayıflatılmak istendiğine işaret ederek, “Bu şekilde ‘aydın ve yazar’ mertebelerini elde etmek için sözüm ona hümanist ve mağdur tavırlarla yol alırlarken, aynı zamanda kan, intikam ve tehdit dilini başka yüz ve maskelerle sürdürmeye devam ederek ikili kimliklerinin de zedelenmesinin önüne geçmek istemektedirler. Yaşadığımız katliamı sürekli çarpıtıp ailemizin hak arayışı ısrarını hem yalnızlaştırıp görünmez kılmak, hem de yakışıksız düzlemlere sıkıştırarak zayıflatmak istemektedirler. Öncelikle şu bilinmelidir ki kendimizi bu şahıs ve grupların ithamları karşısında kanıtlama derdinde değiliz ve olmayacağız. Özelde Dersim’in genelde ise geniş demokratik kamuoyunun birçok bileşeni, başta katledilen Zeynel Benler olmak üzere genel olarak ailemizin demokrasi ve özgürlükler konusunda ki tutumunu bildiği inancındayız. Bu inançla, kendimizi kanıtlama çabasının ancak ‘eli kanlı hikaye cambazlarıyla aynı ipte oynamakla’ eşdeğer olacağını vurgulamak isteriz” ifadelerini kullandı.
“Bu çevreler şunu iyi bilmeli ki, bizler yaşadığımız acının dolaysız sahipleriyiz!” diye belirten Şehriban Benler, “Bu acıyı tarif ederken ne bir yönlendirmeye ihtiyaç duyarız, nede başka kulakların duymak istediği sözcüklere sarılırız. Bu konuda değerli gördüğümüz tek şey, gerçekler etrafında dayanışma gösteren dostluklardır. Yaşadığımız katliama karşı verdiğimiz hak mücadelesini sekteye uğratmaya dönük sizler tarafından yapılan tehditlere kulak asmayacağımız gibi, tüm bunlarda birer gerçektir! Çünkü dile getirdiğimiz gibi bu acının şahidi, tanığı ve bizzat ısrarlı takipçileriyiz!” diye belirtti.
“ZEYNEL BENLER’İN BAŞ EĞMEYEN DURUŞUNDAN BAŞKA BİR TAVRIMIZ GÖRÜLMEYECEKTİR”
Şehriban Benler, acıları üzerinden başkalarını ve başkalarının üzerinden ailelerini zan altında bırakmak isteyen açıklamaların kendilerini nezdinde hiçbir tutarlılığını olmadığını kaydederek, “Bir elinde silah ötekisinde kitap tutanlar, yine yaptıkları iyi ve kötü iş bölümleriyle ‘müzakereci ve tehditkar’ rollere bürünenler bir kez daha bilmeli ki; kendilerinin de bizzat Hel Yaylası’nda Zeynel Benler şahsında şahit oldukları baş eğmeyen duruş dan başka bir tavır tarafımızda görülmeyecektir!”
“YAŞADIĞIMIZ ACININ YAKICILIĞI KADAR, BU ACININ VERMİŞ OLDUĞU OLGUNLUĞUN BİLİNCİNDEYİZ”
Yaşadıkları acının derinliği ve yakıcılığı kadar bu acının vermiş olduğu olgunluğun bilincinde olduklarını dile getiren Şehriban Benler, şöyle devam etti:
“Dolayısıyla içerisine girdikleri kirli ilişkiler ile giriş çıkışı karakollarla kontrolde tutulan Hel Yaylası’nda babamız Zeynel Benler’ i katleden ve sonrasında Erzincan’da lokantalarda ağırlananlardan ne ‘adalet’ dersi almaya ihtiyacımız var, ne de oynadıkları ‘devrimcilik’ oyununa eşlik edecek hevesimiz vardır!
Bizler yaşadığımız acının derinliği ve yakıcılığı kadar, bu acının vermiş olduğu olgunluğunda bilincindeyiz. Acımızı görünür kılmak adına uydurma mağduriyetlere ihtiyaç duymayacağımız gibi, intikam duygularına hapsolarak adres ayırt etmeksizin kendimize hedef seçecek durumda da değiliz.
Dolayısıyla ‘eli kanlı hikâye cambazı’ Murat Kahraman gibi görmediğimiz ve şahit olmadığımız olaylar üzerine hurafe kitaplar yazma gibi bir yaklaşımımız yoktur ve olamaz. Yine bu kitapların içeriğini sansasyonel kılmak adına masum insanlara(babamıza) temelsiz suçlamalarda bulunma gibi benzer bir girişimimizde olmamıştır.”
Katliam sonrasında açılan kamu davasında dile getirdikleri her şeyin tanıklıklarına dayandığının ve söylediklerinin arkasında olduklarının altını çizen Şehriban Benler, hiçbir tehdidin kendilerini bu hakikatten vazgeçiremeyeceğini vurgulayarak, “ Kısacası yaşadığımız katliam sonrasında açılan kamu davasında dile getirdiğimiz her şey tanıklığımıza dayanmaktadır. Bu davada söylediğimiz her şeyin arkasında durduğumuz bilinmelidir. Bu hakikatten de ne tehditleriniz vazgeçirebilir bizleri, ne de bol entrikalı ‘müzakereleriniz’ dedi.
“ŞİDDETLE KINIYORUZ, KABUL ETMİYORUZ”
Şehriban Benler, son olarak katliamda birince derece rolü olanların kimi etkinlik ve programa davet edilmesini kınayarak, “Öte yandan yazdığı kitapların içeriğine öldürmenin ve katletmenin insanlık dışı övgülerini serpiştiren Murat Kahraman adlı şahsın, çeşitli yöre dernek federasyonları ve bazı siyasi çevreler tarafından etkinlik, gece ve programlara davet edilmesini şiddetle kınadığımızı ve bu çelişkinin bizler için kabul edilemez olduğunu belirtmek isteriz. İnsan Hakları Derneği’nde yaptığımız bu açıklama ile hakkımızda yapılan asılsız iddialara cevap olmak istedik. Tüm demokratik kamuoyunu bahsi edilen kirli şahıs ve çevrelere prim vermemeye, bu konuda duyarlı olmaya ve acılı ailemizle dayanışma göstermeye çağırıyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA-İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in hakkında açılan bir dava nedeniyle 17 Şubat’ta Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması görülecek. İHD Dersim Şubesi, Keskin’e destek vererek “İnsan hakları savunucularına haksız ve hukuksuz bir şekilde açılan soruşturmaları kabul etmiyoruz. Bütün Dersim emek ve demokrasi bileşenlerinin duruşmada destek vermesini bekliyoruz” dedi.
28 Temmuz 2019 yılında Dersim’de ‘Munzur Doğa ve Kültür Festivali’ kapsamında gerçekleştirilen ‘Hukuk, İnsan Hakları ve Dersim’ başlıklı panele konuşmacı olarak katılan İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin hakkında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “terör örgütü propagandası yapmak” iddiası ile başlatılan soruşturmanın ilk duruşması yarın saat 10.50’de Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
İHD Dersim Şubesi, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin hakkında açılan davanın duruşmasına katılım çağrısı yapmak için İnsan Hakları Derneği Şube binasında basın toplantısı yaptı.
“İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINA AÇILAN HUKUKSUZ SORUŞTURMALARI KABUL ETMİYORUZ”
Uzun süreden beri insan hakları savunucularına yönelik baskı politikalarının olduğunu söyleyen İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz, “Eş genel başkanlarımız Öztürk Türkdoğan ve Eren Keskin hakkında da davalar açılmıştır. Uzun süreden beri bu baskılar devam ediyor, insan haklarını savunmak suç değildir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu önceki dönemde yaptığı açıklamada derneğimizi hedef gösterdi, bu süreç tüm hızıyla devam ediyor. Yarın (17 Şubat) eş genel başkanımız Eren Keskin’in Dersim’de duruşması var. Munzur Doğa ve Kültür Festivali’nde bir panelde yapmış olduğu konuşmadan dolayı bir dava açılmıştır. Duruşma öncesinde bütün Dersim emek ve demokrasi bileşenlerinin duruşmada destek vermesini bekliyoruz. İnsan hakları savunucularına haksız ve hukuksuz bir şekilde açılan soruşturmaları kabul etmiyoruz” dedi.
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin’in Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde terör örgütü propagandası suçlamasıyla yargılanacağını söyleyen Avukat Fatma Kalsen, “Yargılamaya konu fiillere bakıldığında hukukun günümüzdeki içler acısı durumu da görebiliyoruz. Biz Eren Keskin’e atfedilen bu suçlamayla Türkiye’de ki insan hakları savunucularına sindirme ve gözdağı verme politikasının bir sonucu olarak bu tür soruşturmalarla karşı karşıya kalıyoruz. Eren Keskin’in Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmasına tüm kurumlarımızı ve insan hakları savunucularını bekliyoruz” diye konuştu.
PİRHA-İnsan hakları savunucuları, 10-17 Aralık İnsan Hakları haftası kapsamında Dersim’de basın açıklaması yaptı. İHD Dersim Şube Eşbaşkanı Gönül Sonbahar, “Ülkede siyasi iktidar salgının olağanüstü niteliği ile OHAL’i birbiriyle ilişkilendirerek erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırmıştır” dedi.
Dersim’de İnsan hakları savunucularının, sanat sokağından özgürlük anıtına yürümek istemesi polisler tarafından engellenmeye çalışıldı, hak savunucularının taşıdığı pankartın açılması yasaklandı.
Hak savunucuları, 10-17 Aralık İnsan Hakları haftası sebebiyle Dersim’de özgürlük anıtında basın açıklaması yaptı. “İnsan haklarıyla insandır” sloganının atıldığı eylemde konuşan İHD Dersim Şube Eşbaşkanı Gönül Sonbahar, günümüzde Covid-19 pandemisinin yol açtığı siyasal, sosyal, ekonomik, etik vb. boyutları olan küresel krizin etkilerinin hala devam ettiğini belirtti.
“2021 YILINDA YÜKSEK SAYILARDA YAŞAM HAKKI İHLALİ YAŞANMIŞTIR”
Bu koşullarda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirtildiği gibi barış, adalet, eşitlik, özgürlük ve insan onurunun korunmasını ve bunları güvence altına alacak demokrasi mücadelesinin verilmesini savunmaya devam ettiklerini söyleyen Sonbahar, “Ülkede ise siyasi iktidar salgının olağanüstü niteliği ile OHAL’i birbiriyle ilişkilendirerek erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırmıştır. Başta bilgi edinme hakkı, yaşam hakkı, sağlığa erişim hakkı, çalışma hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin sistematik olarak ihlal edilmesi olmaktadır. Siyasal iktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucunda 2021 yılında ülkede yüksek sayılarda yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır” diye belirtti.
“TÜRKİYE’NİN İNSAN HAKLARI SORUNU BÜYÜYOR”
Sonbahar, Kürt sorununun Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden bir olarak varlığını koruduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Sorunun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 genel seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Özellikle son genel seçimlerde 6.5 milyon yurttaşın oyunu almış olan HDP’nin kapatılması girişimi toplumsal barışa ve bir arada yaşama iradesine büyük zararlar verecek olması bakımından son derece kaygı verici bir gelişmedir” dedi.
Hapishanelerin, bugün Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullandığını vurgulayan Sonbahar, “Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir. Covid-19 salgını açısından en riskli yerlerin başında hapishaneler gelmektedir. Salgın gerekçe gösterilerek mahpusların zaten kısıtlanmış olan hakları daha da kısıtlanarak yeni bir “normal” yaratılmıştır. 2021, bir önceki yıl gibi toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü açısından kısıtlama ve ihlallerin kural, özgürlüklerin kullanımının ise istisna olduğu bir yıl olmuştur. Yıl içinde her toplumsal kesimden kişi ve grup toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini mülki amirlerin yasakları ve/veya kolluk güçlerinin fiili müdahaleleri sonucunda kullanamamışlardır. Cumartesi Annelerinin, Galatasaray Meydanı’nda oturmalarının yasaklanması devam etmiştir. Van’da valilikçe art arda alınan eylem ve etkinlik yasaklarının 5 yıldır kesintisiz olarak sürdürülmesi ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin, kadınların, LGBTİ+’ların, işçilerin, muhalif parti ve siyasi yapıların, atık kâğıt toplayıcılarının, mültecilerin, çevrecilerin ve hak savunucularının maruz kaldığı zalimane ve utanç verici kolluk şiddeti bu durumun somut örneklerini oluşturmaktadır” diye konuştu.
Açıklamanın ardından Özgürlük Anıtı’na karanfil bırakıldı.
PİRHA-Alevilerde geleneksel olarak kutlanan Gaxan’a dair yurttaşlardan röportaj alırken polisler tarafında haber yapması engellenen PİRHA Dersim muhabiri Cihan Berk, İHD Dersim Şubesi’ne başvurdu. Türkiye’de ki siyasi ortamda baskıların her geçen gün arttığını ve basın emekçilerinin yaptıkları haberler nedeniyle hapse atıldığını vurgulayan Berk, “Tüm baskılara rağmen nerede bir haksızlık, nerede bir hukuksuzluk varsa onları dile getirmeye devam edeceğiz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Nazımiye ilçesi 4’üncü Olağan Kongresi’ni “Faşizme karşı direniyoruz, umut ve cesaretle örgütleniyoruz” şiarıyla ilçede bulunan bir kıraathanede gerçekleştirdi. Kongre sonrası, Alevilerde yeni yılı karşılama anlamına gelen ve geleneksel olarak Aralık ayının son üç günü kutlanan Gaxan’a ilişkin yaşlı bir kadın yurttaştan röportaj alan PİRHA Dersim muhabiri polislerce engellendi. Polis, muhabirimize çekim yapması için izin alması gerektiğini belirterek çekim yapmasına izin vermeyeceklerini belirtti.
Haber yapma hakkı polisler tarafından engellenen PİRHA Dersim Muhabiri Cihan Berk, İHD Dersim Şubesi’ne başvurdu.
“BASIN EMEKÇİLERİNİN HABER YAPMA HAKKININ ENGELLENDİĞİ BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ”
Basın emekçilerine yönelik artan saldırılar, gözaltılar ve haber yapma haklarının engellendiği bir süreçten geçtiklerini söyleyen İHD Dersim Şube’si Yöneticisi Agit Aral, “Sınır Tanımayan Gazetecilerin verdiği verilere göre basın özgürlüğü konusunda Türkiye’nin 180 ülke arasında 154. Sırada olması bile basın özgürlüğü konusunda nerede olduğumuzu göstermektedir” dedi.
Bugünkü Türkiye’de ki siyasi ortamda baskıların her geçen gün arttığını ve basın emekçilerinin yaptıkları haberler nedeniyle hapse atıldığını vurgulayan PİRHA Dersim muhabiri Cihan Berk, “İnsanların gerçekleri öğrenmesi için yaptığımız haberler AKP-MHP iktidarının talimatıyla güvenlik güçleri tarafından engelleniyor. AKP-MHP iktidarı hem siyaset hem de basındaki muhalif sesi kesmek istiyor ama biz tüm baskılara rağmen nerede bir haksızlık, nerede bir hukuksuzluk varsa onları dile getirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’in Mazgirt ilçesinde avcılar tarafından yaban hayvanların katledilmesine tepki gösteren İHD Dersim Şubesi, “Canlıların ticari hesaplar üzerinden meşru gösterilerek katledilmesini kabul etmiyoruz” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Sorek (Karabulut), Koterîç (Güney Harman) ve Dirban (Kızılkale) köyleri kırsalında bulunan İn Vadisi’nde yaklaşık bir aydır farklı illerden gelen kişilerin, avcılık adı altında yaban hayvanlarını katletmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, Türkiye’nin taraf olduğu “Biyolojik ve Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 6. ve 8. maddeleri” gereği nesli tehlike altında olan türlerin korunması gerektiğini belirtti.
“CANLILARIN KATLEDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Dersim ile Türkiye’nin birçok bölgesinde avcıların, nesli tükenme tehlikesi altında olan bazı türlerin katledildiği vurgulanan açıklamada, şunlar belirtildi:
“İhale sonucu ve izin ile gelen avcılar, yetkililer tarafından hiçbir denetime tabi tutulmadan taraf ve imzacısı olduğu sözleşmenin gereğini de yerine getirmemiş olmaktadır. Canlıların ticari hesaplar üzerinden meşru gösterilerek katledilmesini kabul etmiyoruz. Yaşam hakkı tüm canlılar için kutsaldır. Bu tür yaklaşım ve uygulamalar avcıların kendilerini ‘haklı’ bir zeminde görmesine katkı sunmakta ve onları cesaretlendirmektedir. İlgili yetkililerden avcılık ile ilgili düzenlenen kanunun geri çekilmesini talep ediyoruz.”
PİRHA-İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz devam eden orman yangınlarını ve son dönemde artan Kürt vatandaşlara yönelik saldırıları PİRHA’ya değerlendirdi. Kürt vatandaşlara yönelik saldırıların iktidarın kullanmış olduğu ırkçı, ayrımcı dil nedeniyle gerçekleştiğini belirten Solmaz, “İnsan hakları savunucuları olarak çağrımız iktidarın bu söylemlerden vazgeçmesi ve daha birleştirici bir dil kullanması gerekiyor” dedi.
İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz devam eden orman yangınlarını ve son dönemde artan Kürt vatandaşlara yönelik saldırıları PİRHA’ya değerlendirdi.
“İKTİDARIN DAHA BİRLEŞTİRİCİ BİR DİL KULLANMASI GEREKİYOR”
Türkiye’de son dönemde Kürt vatandaşlara yönelik saldırıların devam ettiğini vurgulayan GürbüzSolmaz, “Bu saldırılarda daha önce Afyon’da bir vatandaşımız yaşamını yitirmişti, daha sonra ise Konya’da Kürt aileye yapılan saldırı sonucu 7 kişi yaşamını yitirdi. Aslında bu saldırıların temel nedeninde iktidarın kullanmış olduğu ırkçı, ayrımcı dil var. Yine HDP’ye yönelik ırkçı, ayrımcı söylemler İzmir’de Deniz Poyraz’ın öldürülmesi, daha sonra batı illerinde yaşayan Kürt vatandaşlara yapılan saldırılar devam ediyor. İktidarın kullandığı dil ve üslup bu saldırılarda etkilidir. İnsan hakları savunucuları olarak bu ülkede birleştirici, kardeşçe yaşamanın ve barışın hâkim olması için mücadele ettik. Kürtlerin talebi de aslında bu ülkede bölünmenin değil birlikte yaşamanın yolunu hazırlamakken buna rağmen iktidarların kendi iktidarlarını koruyabilmesi adına ırkçı söylemlerinden kaynaklı vatandaşlarımız saldırıya uğrayıp öldürülüyor. İnsan hakları savunucuları olarak çağrımız iktidarın bu söylemlerden vazgeçmeli daha birleştirici bir dil kullanması gerekiyor” dedi.
“ORMAN YANGINLARI BİR AN ÖNCE SÖNDÜRÜLMELİ”
Orman yangınlarının nerede olursa olsun ve kimler tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin en kısa zamanda söndürülmesi gerektiğini söyleyen Solmaz, şunları kaydetti:
“Bölgemizde çıkan orman yangınları helikopterlerden atılan bombalamalar sonucunda çıkmaktadır. Batıda çıkan yangınlara gösterilen duyarlılığın bölgemizde de gösterilmesi gerekiyor. Ülkenin orman yangınlarında bölgelere göre müdahale edilmesi de bir ayrımcılıktır, bir hak ihlalidir. Yaşam sadece insanın yaşam hakkıyla sınırlı değildir oradaki bütün canlıların yaşam hakkı vardır. Çıkan orman yangınlarına hemen müdahale edilmeli, özel güvenlik bölgesi gerekçesini asla kabul etmiyoruz. Batıda olduğu gibi bölgemizde de orman yangınlarının söndürülmesi gerekiyor, herkesin orman yangınının bulunduğu alana müdahale etmesi gerekir, bir dalın bile yanmasına izin verilmemelidir ama ne yazık ki bölgemizde yasaklı bölge gerekçesiyle orman yangınlarına müdahale edilmesine izin verilmiyor. Bizim çağrımız; gerekçesi ne olursa olsun ister operasyon bölgesi olsun, ister yasaklı bölge olsun bütün devlet kurumlarının, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin mutlaka müdahale edip orman yangınlarını bir an önce söndürmesi gerekiyor.”
PİRHA-HDP ve EMEP Dersim il örgütleri, İHD Dersim Şubesi, DEDEF ve ADEF, Dersim Katliamı’nın belgelerinin açılması ve devletin özür dilemesi çağrısında bulundu. Çağrıda, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin ve 1937-1938’de ne kadar insanın katledildiğine dair arşivlerin açıklanması istendi.
HDP Dersim İl Örgütü, EMEP Dersim İl Örgütü, İHD Dersim Şubesi, DEDEF ve ADEF, Bakanlar Kurulu tarafından 4 Mayıs 1937’de başlayan Dersim Katliamı’na ilişkin yazılı açıklama yayınladı. Açıklamada Dersim Katliamı’nın detaylı bir şekilde araştırılması çağrısında bulunuldu.
“1937-1938’DE NE KADAR İNSANIN KATLEDİLDİĞİNE DAİR ARŞİVLER AÇIKLANSIN”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Örgütü, 84 yıl önce yaşanmış kanlı tarihle yüzleşilebilmesi için resmi özür dilenmesini istedi.
Açıklamada, 15 Kasım 1937 tarihinde idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması istenerek, “1937-38 yıllarında ne kadar insanın katledildiğine dair arşivlerin açılması, kamuoyunda ‘Dersimin kayıp kızları’ olarak bilinen, evlatlık verilmiş çocuklarla ilgili belgelerin açılması, sürgüne gönderilen insanlarımızın akıbetine dair belgelerin açıklanması ve Dersim isminin resmi olarak tekrar iade edilmesi ile ancak mümkün olabilir. Halkımızın bu haklı talepleri bir an önce karşılanmalıdır” denildi.
“DERSİMLİLERDEN, TÜRKİYE TOPLUMU VE İNSANLIK AİLESİNDEN ÖZÜR DİLENMELİDİR”
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu da (ADEF), 1938 sonrası doğan Dersimlilerin korkunç ve kanlı katliamlar silsilesinin hikayeleriyle büyüdüğünü ifade etti. Ülkede yaratılan korku ortamından dolayı yaşlıların, annelerin ve babaların 60, 70 sene Dersim-38 trajedisini çokça konuşamadıklarına dikkat çekilen açıklamada, “Konuşmaktan imtina ettiler; keza çocuklarının başına aynısının gelmesinden yıllar boyu korktular! Bu sebeple bizler, bu kuşağın devamındaki nesiller ninnilerle değil, ağıtlarla büyüyen bir kuşağız. Dersim Tertelesi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devleti evvela hiçbir günahı ve suçu olmadığı halde buna maruz kalan Dersimlilerden, sonra Türkiye toplumundan ve insanlık ailesinden resmi olarak özür dilemelidir” denildi.
“SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi ise katliama ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, devletin Dersim’le yüzleşmesini talep etti. Açıklamada, TBMM bünyesinde “Dersim İçin Hakikat Komisyonu” kurulmasını, komisyon çalışmaları tamamlandıktan sonra komisyonun önerileri doğrultusunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak soykırımın tanınması, özür dilenmesi ve onarıcı adalet çözümleri üzerinde durulması gerektiğine yer verildi.
Açıklamanın devamında şu talepler sıralandı:
*Dersim adının iade edilmesini,
*Dersim katliamında idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını,
*Yapılan askeri operasyonlar sonucu katledilmeyip sağ olarak yakalanan kız çocuklarının akıbetinin açıklanarak aileleri ile buluşturulmasının sağlanmasını,
*Dersim’in insansızlaştırılma politikasından vazgeçilerek halen yapımı süren HES ve diğer barajların iptal edilerek doğal ve kültürel tahribata son verilmesini,
*Dersim’deki doğal ve kültürel inanç merkezlerinin muhafaza altına alınarak Dersim halkının yerel temsilcilerine (Dersim Belediyesi gibi) devrinin sağlanmasını, talep ediyoruz.
“KATLİAMLA İLGİLİ HİÇBİR ADIM ATILMADI”
Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve literatürde böyle bir şey varsa ben özür dilerim” sözlerini hatırlattı. Şimdiye kadar devlet adına özür dilemek bir yana katliamla ilgili hiçbir adım atılmadığı ifade edilen açıklamada, yeri geldiğinde muhalefeti sıkıştıracak siyasi bir malzeme olarak kullanıldı belirtildi.
PİRHA – İHD Dersim Şubesi, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Bundan seksen bir yıl önce, 4 Mayıs 1937 günü, Dersim’de Kürt halkına ve Alevilere yönelik askeri operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Kürt ve Alevi katledilmişti” ifadeleri yer aldı.
4 Mayıs Dersim Tertelesi’ne ilişkin İHD Dersim Şubesi “4 MAYIS 1937 TARİHİMİZİN KARA GÜNÜDÜR” başlığıyla yazılı açıklama yayımladı.
“İHD, YAPILAN OPERASYONLARI SOYKIRIM OLARAK NİTELEMEKTEDİR”
Açıklamada, “Bundan seksen bir yıl önce, 4 Mayıs 1937 günü, Dersim’de Kürt halkına ve Alevilere yönelik askeri operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Kürt ve Alevi katledilmişti.
İHD bu operasyonların niteliğini soykırım olarak nitelemekte ve konunun insan hakları hukuku bakımından geçmişle yüzleşme konusu olduğunu vurgulamaktadır. Yüzleşmenin olabilmesi ve hakikatin ortaya konulabilmesi için yüksek politik irade gereklidir. Bu konuda dünyada 40’tan fazla ülkede geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma süreçleri yaşanmıştır” denildi.
“2011 yılında İHD, o tarihlerde Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP İl Başkanları Toplantısında Dersim Katliamı için devlet adına özür dilemiş olmasını ve 25 Kasım 2011 tarihli “Dersim Katliamı İçin Özür Dilemek Bir Başlangıçtır” başlıklı basın açıklamasında olumlu değerlendirmişti.
İnsan hakları savunucuları, Türkiye’nin gerek devleti gerekse de toplumu bakımından bir bütün olarak geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu yüzleşme dönemi, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği ve İttihat ve Terakki’nin iktidara geldiği 1908 yılından itibaren başlatılmalıdır.
Türkiye geçmişiyle yüzleşme sürecine girmeli ve hakikat komisyonu kurmak durumundadır.
Alevilere uygulanan insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri ve 1930’lu yıllarda Dersim’de Kürt ve Alevilere yapılan insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının açığa kavuşturulmalıdır.
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğumuz dönemde olağanüstü yönetim usulüyle yönetildiğini vurgulayarak OHAL’in kaldırılmasını, olağan rejim koşullarına dönülmesini, insan hakları ve demokrasi temel sorununu çözüme kavuşturmasını, bu sorunun en önemli halkası olan Kürt sorununu barışçıl ve demokratik tarzda çözüme kavuşturmasını, bu amaçla, hukukun üstünlüğü ve demokrasi, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı temel alacak yönelimlere girmesini acil ve temel talep olarak dile getiriyoruz.”
PİRHA – İHD Dersim Şubesi, 21 Nisan günü Dersim Merkeze bağlı Meşeyolu Köyü’nde yol yapımında çalışan Tunceli İl Özel İdaresi’nde dozer operatörü olan Mehmet Özdemir’in açılan ateş sonucu yaşamını yitirmesine ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.
21 Nisan günü Dersim merkeze bağlı Meşeyolu Köyü’nde yol yapımında çalışan dozer operatörü Mehmet Özdemir’in açılan ateş sonucu yaşamını yitirmesine ilişkin İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamayı okuyan Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Bu tür ihlallerin önüne geçmek için çatışmalı süreçten vazgeçilmeli, barış müzakerelerine geri dönülmesi için çalışmalar yürütmesi gerekmektedir.Biz insan hakları savunucuları olarak; bir sivilin daha yaşamını yitirmemesi için soruşturma ve kovuşturma makamlarının etkin ve adil bir soruşturma yaparak sorumluları açığa çıkarmalarını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“SAVAŞ DEĞİL BARIŞ İSTİYORUZ”
“Savaş, aydınlığı ve umutları karanlığa gömen, kaotik bir ortamdır. Her türlü yıkıcılığa zemin sunar. Onarımı güç tahribatlar yaratır Bu nedenle savaşarak ve çatışarak, toplumsal sorunları çözüme kavuşturacağını düşünenler, maalesef yanılmaktadır. Çünkü Türkiye ve bölgede yaşayan halklar, barış istemekte, bir arada yaşam iradesi göstermekte ve bunun umudunu taşımaktadır” diye konuşan Solmaz, şunları kaydetti:
“Son zamanlarda çatışmaların durmak bilmediği ve yaygınlık kazandığı bu süreçte çatışmalı sürecin etkilerini yakından hisseden insan hakları savunucuları olarak bizler, derin kaygılar içerisindeyiz. 21 Nisan 2018 günü Tunceli Merkeze bağlı Meşeyolu köyünde yol yapımında çalışan Tunceli İl Özel İdaresinde dozer operatörü olan Mehmet Özdemir, açılan ateş sonucu yaşamını yitirmiştir.Öncelikle biz insan hakları derneği olarak kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Çatışmalı ortamda yaşanan ölümlerin yarattığı acıyı derinden hissediyoruz. Askerler, polisler, örgüt militanları ve siviller bu halkın evlatlarıdır ve yaşam hakları vardır. 90’lı yılların çatışmalı hallerini ve bundan kaynaklı oluşan yaşam hakkı ihlallerini yeniden gündemimize getiren savaşın taraflarına yüksek sesle haykırıyoruz. Savaş değil barış istiyoruz.”
“SORUMLULAR AÇIĞA ÇIKARILSIN”
Bu tür ihlallerin önüne geçmek için çatışmalı süreçten vazgeçilmesini isteyen Solmaz, barış müzakerelerine geri dönülmesi için çalışmalar yürütmesi gerektiğine vurgu yaptı. Solmaz, insan hakları savunucuları olarak bir sivilin daha yaşamını yitirmemesi için soruşturma ve kovuşturma makamlarının etkin ve adil bir soruşturma yaparak sorumluları açığa çıkarmalarını talep etti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- İHD Dersim Şubesi Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlalleri için gerçekleştirdiği basın açıklamasında, “Genelde tarihsel süreçten bu yana tutsaklara dayatılan keyfi uygulamalar OHAL süreciyle beraber üst noktaya taşınmış durumdadır” dedi.
İHD Dersim Şubesi Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlalleri için basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına İHD Dersim Şube başkanı Gürbüz Solmaz, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ve tutsak aileleri katıldı. Basın açıklamasında “Elazığ hapishanesinde vuku bulan işkence, darp, görüş yasakları, telefon haklarının gasp edilmesi, ailelere fiili müdahalede bulunulması, yemeklerin tüketilir olmaması gibi sıralayacağımız bir dizi hukuksuz yaklaşım Elazığ hapishanesini hak gasplarında birinci sıraya taşımıştır” ifadeleri yer aldı.
HUKUKSUZLUĞU PROTESTO ETMEK İÇİN AÇLIK GREVİ
Basın açıklamasını tutuklu ailelerinden Feyzi Konak okudu. Konak, “Elazığ’da OHAL ile birlikte adeta tutsaklara hapishane idaresince dayatılmayan hukuksuzluk kalmamıştır. Bir seneyi aşkın bir süredir tutsaklar özelde kadın koğuşunda bulunan tutsakların tüm iletişim hakları gasp edilerek dışarı ile tüm iletişimi koparılmış ve tutsakların durumuna dair herhangi bir bilgi akışı da sağlanamamıştır” dedi.
Konak sözlerini şöyle sürdürdü:
“1 Kasım’dan bu yana tutsakların hak gasplarını ve hukuksuzluğu protesto etmek için açlık grevi başlattığını öğrenmiş bulunmaktayız. Bizler tutsakların aileleri, arkadaşları, yoldaşları olarak tutsakların sağlık ve can güvenliğinden kaygılanmaktayız. Tutsaklar nezdinde yaşanabilecek fiziki ve psikolojik tüm tahribatın sorumluları Elazığ hapishanesi yönetimi ve devletin ta kendisidir.”
Basın açıklamasında konuşan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz da, “Biz bu açıklamaları tutsaklara karşı onur kırıcı davranışların engellenmesi, görüşmelerinin rahat yapılması ve ailelerle diyalog içinde olmalarını sağlamak için yapıyoruz. Oradaki örgüt ve tutuklulara hareket alanı sağlamak için değil” dedi.
“BU BİR İNSANLIK SUÇUDUR”
Açıklamada konuşma yapan tutuklu ailelerinden Cemal Kılıç ise şunları aktardı:
“Tutsaklar arkadaşlarına yazmışlar, biz üşüyoruz kaloriferler yanmıyor. Ailelere söylemeyin üzülürler demişler. Bunları arkadaşlarından duyuyoruz. Yemek vermiyorlarmış, yemek verdikleri zaman kaşık vermiyorlarmış. Şikayetiniz varsa dilekçe yazıp idareye verin deyip, o dilekçeleri yırtıp alay ediyorlarmış. Bu insanlık suçudur.”