Etiket: ihraçlar

  • KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan KHK tepkisi: 8 yılda bir şey değişmedi -VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan KHK tepkisi: 8 yılda bir şey değişmedi -VİDEO

    PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, KHK’ların 8. Yılında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “OHAL KHK’leri ile 4 bin 240 arkadaşımızı hukuksuz bir şekilde işinden ekmeğinden ettiler. Ellerinde ne somut bir delil, ne de bir dayanak olmadığını biliyorlardı” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) yayımlanmaya başlamasının 8. Yılında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı.

    Açıklama metnini Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şubesi Kadın Sekreteri Elif Yıldız okudu.

    “OHAL ARTIK BU HAL: 8 YILDA BİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Olağanüstü Hal (OHAL) boyunca çıkarılan 32 KHK arasında ihraç listelerinin en uzun olduğu ilk KHK ile 50 bini aşkın kamu emekçisinin görevinden ihraç edildiğini vurgulayan Yıldız, “672 sayılı o OHAL-KHK’sı 1 Eylül Dünya Barış Gününün gecesinde yayınladı. İhraç edilenlerin 222’si KESK’liydi. Adeta barıştan, demokrasiden, özgürlük ve eşitlikten yana taleplerin yükseldiği bir günden intikam alır gibi. Bu topraklarda en başından beri emek, demokrasi mücadelesi ile iç içe geçmiş bir şekilde barış mücadelesi veren KESK’ten, KESK’lilerden intikam alır gibi. Halkların Kardeşliğini, Emekçilerin Birliğini her koşulda savunan ve bunun bedelini ödeyen KESK’ten, bağlı sendikalarının üyelerinden intikam alır gibi” değerlendirmesinde bulundu.

    “KAYBEDEN HEP İŞÇİLER, EMEKÇİLER VE YOKSUL HALK OLDU”

    Bu toprakların birçok kez darbelere, darbe girişimlerine sahne olduğunu, yıllarca sıkıyönetimle, olağanüstü halle yönetildiğini ifade eden Yıldız, “Darbelere, OHAL’lere, sıkıyönetimlere imza atanlar her seferinde çıkıp ‘ne yaptıysak ülkenin bekası için yaptık. Milli menfaatler için yaptık. Halkımızın çıkarları için yaptık’ nutukları attılar. Oysa tüm darbelerde, sıkıyönetimlerde, OHAL dönemlerinde ne ülkenin bekası ne de milli menfaatler korundu. Kaybeden hep işçiler, emekçiler, yoksul halk oldu. Kaybeden her dönem zaten cılız bırakılan demokrasimiz ve adalet oldu” diyerek tepki gösterdi.

    “8 YIL BOYUNCA KILLARINI KIPIRDATMADILAR”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Aradan 8 yıl geçti. Bu 8 yıl boyunca aynı plağı çalmaya , ‘15 Temmuz darbe girişimi’ demeye devam ettiler. Ama o girişimin siyasi ayağını ortaya çıkarmak için bir adım bile atmadılar. Oysa bir adım atsalardı; O yapıyla beraber yıllarca ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ nakaratına eşlik edenlerin kimler olduğunu hepimiz öğrenecektik.

    Bir adım atsalardı; Bir günde terör örgütü ilan ettikleri yapının yıllarca sırtını sıvazlayanların, devletin tüm kurumlarına yerleştirip etkin hale getirenlerin kimler olduğunu hepimiz öğrenecektik. Aradan geçen koskoca 8 yılda, 15 Temmuz’un siyasi ayağının üzerindeki perdeyi çekmek için kıllarını bile kıpırdatmadılar.

    “4.240 ARKADAŞIMIZI HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE EKMEĞİNDEN ETTİLER”

    OHAL KHK’leri ile 4 bin 240 arkadaşımızı hukuksuz bir şekilde işinden ekmeğinden ettiler. Ellerinde ne somut bir delil ne de bir dayanak olmadığını biliyorlardı. Ama KESK’in bu ülkede emek ve demokrasi mücadelesi arasında köprüler kuran bir konfederasyon olduğunu da biliyorlardı.

    KESK’in emeğin haklarını korumanın, kazanımlarını kalıcı hale getirmenin tek yolunun o ülkede demokrasinin, barışın, adaletin, hukukun, laikliğin üstünlüğünün tesis edilmesinden geçtiği bilinci ile mücadele eden bir konfederasyon olduğunu biliyorlardı.

    Emekçileri bölmek için iktidarların gölgesinde büyütülen sarı sendikalara, Truva atlarına karşı en başından beri mücadele edenlerin KESK’liler olduğunu biliyorlardı. Tam da bu nedenlerle,  OHAL’i bu topraklarda kalıcı hale getirme hedeflerinin önündeki en büyük hedeflerden birisi KESK’ti Ne yapılıp edilip bu engel kaldırılmalıydı. Çünkü KESK onların suyunu bulandırıyordu.

    “DİZ ÇÖKMEMİZİ, BİAT ETMEMİZİ BEKLEDİLER”

    Bunun için, sendikal hak ve özgürlükler mücadelemize diş bileyen amirlerin, yöneticilerin, gizli tanıkların ifadelerine sarıldılar. Sosyal medya hesaplarımızı didik didik ettiler. Bunları “iltisak”, “irtibat” gibi hiçbir hukuk sisteminde yer almayan ucube kavramlarla ilişkilendirerek ihraç gerekçesi diye sundular.

    İhraç arkadaşlarımızın özel sektörde işe girişini engellediler. Tam bir düşman hukuku ile KPSS’yi kazanan çocuklarının önüne güvenlik soruşturması seti çekip kamuda işe girmelerini engellediler. Düşmanlık ihraçlara “ağaç kökü yesinler”  diyecek boyutlara ulaştı.

    Tüm bunların karşısında susmamızı, diz çökmemizi, biat etmemizi beklediler.

    Ama biz ilk günden bugüne daha fazla kenetlendik. Omuz omuza verdik. KHK’ler gidecek biz kalacağız.  Mutlaka Kazanacağız demeye devam ettik. Bundan sonra da edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • KHK’lı Platformları Birliği, ’18 Mart’ta KHK’lara dur de!’ başlıklı panel düzenliyor!

    KHK’lı Platformları Birliği, ’18 Mart’ta KHK’lara dur de!’ başlıklı panel düzenliyor!

    PİRHA – KHK’lı Platformları Birliği, alanında uzman hukukçuların katılımı ile “KHK’lara dur de!” başlıklı panel düzenliyor.

    KHK’lı Platformları Birliği, 18 Mart Cumartesi günü saat 14:00-17:00 arasında “KHK’lara dur de!” başlıklı panel düzenleyecek.

    Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak panelde; “KHK Hukuksuzluğu ve Ceza Davaları, AİHM Perspektifinden KHK’lar, AYM, BM ve ILO’nun KHK’larla ilgili kararları, Devletin OHAL – KHK mağdurlarına ödemek zorunda olduğu tazminatlar’ başlıkları tartışmaya açılacak.

    Panelde Prof. Dr. Metin Günday, Milletvekili Av. Sezgin Tanrıkulu, Hukukçu Dr. Kerem Altıparmak ve Avukat Dr. Levent Nazlıgüney sunum yapacak.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘OHAL Komisyonu adlı uydurma bir kurum aracılığıyla bizi yıllarca oyaladılar’

    ‘OHAL Komisyonu adlı uydurma bir kurum aracılığıyla bizi yıllarca oyaladılar’

    PİRHA- OHAL KHK’leriyle açlığa mahkum edilen emekçiler yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Barış Bildirisi imzacılarından Akademisyen Gözde Özdikmenli de ihraç edildikten sonra yaşadığı zorlu süreci aktararak; “OHAL Komisyonu adlı uydurma bir kurum aracılığıyla yıllarca idari mahkemelere başvurma ve iç hukuk yollarını deneme hakkımız ihlal edildi. Türkiye’deki bağımlı yargıdan da adaletli bir sonuç çıkabileceğine kesinlikle inanmıyorum” dedi.

    Türkiye, 15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçlarını yaşamaya devam ediyor.

    15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    OHAL KHK’leriyle sivil ölüme mahkum edilenler yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. Barış Bildirisi imzacılarından Akademisyen Gözde Özdikmenli de ihraç edildikten sonraki süreci aktararak, maddi ve manevi olarak zorluklar yaşadıklarını belirtti. Özdikmenli, OHAL Komisyonu’na başvurduğunu ancak ret cevabı aldığını da dile getirerek idari mahkemelere başvurduğunu ancak yargı bağımlı olduğu için adaletli bir sonuç çıkacağını düşünmediğini söyledi.

    “SENDİKANIN DAYANIŞMA DESTEĞİ VE AİLELERİMİZİN MADDİ DESTEKLERİ İLE GEÇİNİYORUZ”

    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden ihraç edildiğini ve Barış Bildirisi imzacılarından olduğunu belirterek sözlerine başlayan Özdikmenli, “29 Nisan 2017’de 689 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile memuriyetten ihraç edildim. İhraç edileli 5 yıl oldu. Bu süre zarfında boşandım. Bir özel kurumda üç yıl kadar psikolog olarak çalıştım. Son iki yıldır ise herhangi bir işte çalışmıyorum. Kendim gibi ihraç edilmiş bir öğretmen ile birlikte yeni bir aile kurduk. 9 yaşındaki oğlumuz ve üniversitede okuyan bir kızımız var. Üyesi olduğumuz sendikanın (Eğitim-Sen) dayanışma desteği ve ailelerimizin maddi destekleri ile geçiniyoruz” ifadelerini kullandı.

    “OHAL KOMİSYONU ADLI UYDURMA BİR KURUM ARACILIĞIYLA YILLARCA BİZİ OYALADILAR”

    İhraç edildikten sonra akademik çalışmalardan neredeyse tamamen koptuğunu söyleyen Özdikmenli sözlerine şöyle devam etti:

    “Yeni ve bambaşka uğraşlarla dolu bir hayata başladım. Psikolojik danışma hizmeti sunabilmek için psikoloji ile ilgili pek çok eğitim aldım. KHK’li insanlara dışlamacı yaklaşılmayan bir özel kurumda psikolog olarak çalışma fırsatım oldu. Bu kurumda 3 yıl kadar keyifle çalıştım ancak pandemi başlayınca işten ayrılmak zorunda kaldım. Son 2 yıldır ise ailecek Muğla merkeze yakın bir köyde yaşıyoruz. 140 bine yakın insan AKP hükümeti döneminde kamudaki görevlerinden ihraç edildi. Bu yapılanın ‘hukuksuz’ bir şey olduğunu artık tüm toplum biliyor ve kabul ediyor. OHAL Komisyonu adlı uydurma bir kurum aracılığıyla yıllarca idari mahkemelere başvurma ve iç hukuk yollarını deneme hakkımız ihlal edildi. Ben de diğer Barış Bildirisi imzacıları gibi daha geçen aylarda ret kararı alarak OHAL komisyonundan kurtulabildim. Şu an dosyam idari mahkemede ancak Türkiye’deki bağımlı yargıdan adaletli bir sonuç çıkabileceğine kesinlikle inanmıyorum.”

    “FIRSATINI BULAN HERKES ERDOĞAN REJİMİNDEN KAÇMAYA ÇALIŞIYOR”

    AKP-MHP hükümetinin sorumsuz ekonomi politikaları sebebiyle ülke olarak ciddi bir ekonomik krizden geçmekte olduğumuzu dile getiren Özdikmenli, “Bu durum açlık sınırının altında bir gelirle yaşamak zorunda kalan ya da geliri olmayan çoğunlukları öncelikli olarak etkiliyor. İntiharlar, toplumsal şiddet ve özellikle de kadına yönelik şiddet çok arttı ve daha da artacağa benziyor. Doktorlar, gençler ve fırsatını bulan herkes Erdoğan rejiminden kaçmaya çalışıyor. Dolandırıcılık, mafya düzeni, yolsuzlukların bulunduğu bir toplum doğal olarak hayata yeni atılmakta olan insanlara olumlu bir gelecek vadetmiyor.

    “YAŞADIĞIM KÖYDE, GENÇLERE YÖNELİK PSİKOLOJİ İLE İLGİLİ BİR ROMAN YAZIYORUM”

    Biz de ihraç edilmiş iki ebeveyn olarak çocuklarımıza destek olmak ve gençlere güzel şeyler bırakabilmek için çaba sarf ediyoruz. Ben şu sıralar yaşadığım köyde, gençlere yönelik psikoloji ile ilgili bir roman yazıyorum. Kitaptaki karakterlerden her birinin ortak arzusu ise sosyo-kültürel empatinin var olduğu, dayanışmacı ve özgür bir toplumu yaratabilmek. Bu istekle psikoloji tarihinde zevkli bir yolculuğa çıkıyorlar. Çıktıkları bu yolculukta ise öncelikle kendileri değişip gelişirken diğer yandan da duyarlı, sanatsal ve insani bir yaşam tarzının tohumlarını atıyorlar. Dilerim bahsettiğim bu kitabı en kısa zamanda tamamlayıp sizlerle paylaşabilirim” diye konuştu.

    “BU ZORLU ZAMANLARI EN SAĞLIKLI BİÇİMDE ATLATABİLMEYİ UMUYORUM”

    Ülkemizde siyasi iktidarın, kendine muhalif gördüğü tüm kesimler üzerinde baskı ve şiddetini her geçen gün attırdığını belirten Özdikmenli son olarak şunları kaydetti:

    “Baskı, otoriteryanizm ve basına yönelik sansürlerin artarak devam ettiği günlerdeyiz. Pir Haber Ajansı gibi ezilenlerin sesi olabilen, özgür bir yayın organlarına erişimin yargı yoluyla engellenmiş olması bunun en bariz kanıtıdır. Sizler gibi gerçek gazeteciler olmasa eminim biz KHK ihraçlarının durumu çok daha kötü olurdu. PİRHA’ya yönelik erişim engeli bir an önce kaldırılmalıdır. Umut, dayanışma ve direnişin insanlık var olduğu sürece devam etmesi ve bu zorlu zamanları en sağlıklı biçimde atlatabilmek dileğiyle.”

    Melis CİDDİOĞLU – Eren GÜVEN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Çok acı çektim, olmayan suçun suçluluğunu hissettim’
    2-‘Suçluysak neden yargılanmadık, suçsuzsak neden ihraç edildik?
    3-‘Bir gün sabaha karşı evimizi bastılar, o zamana kadar geceleri uyuyamıyordum’
    4-‘KHK’ler hayatımı alt üst etti ama hayatın altını da üstünü de görmek gerekiyormuş’
    5-‘Sivil ölüme terk edildik; listeleri hazırlayan müdürlerin yargılanmasını istiyorum’ 
    6-‘İhraç edileli 5 yılı geçti hala komisyondan cevap bekliyorum’
    8-‘Onlar gidecek biz kalacağız, Tarihe iz bırakanlar, geçmişi gelecekte yaşatanlar olacağız!’

     

  • KESK’li kadınlar İzmir’den seslendi: İktidar kadın bedeninden, emeğinden elini çekmeli-VİDEO

    KESK’li kadınlar İzmir’den seslendi: İktidar kadın bedeninden, emeğinden elini çekmeli-VİDEO

    PİRHA-KESK İzmir Şubeler Platformu, ‘İşimize, ekmeğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz, KHK’lar gidecek biz kalacağız’ şiarıyla 163. kez sokağa çıktı. Bu haftaki eylemde KESK İzmir Kadın Platformu üyesi kadınlar ile birlikte işten çıkarılan ve sürgün edilen kadınlar söz aldı.

    Video Gelecek..

    Karşıya İskele karşısında bir araya gelen KESK üyesi kadınlara birçok kadın örgütü destek verdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu ve KESK İzmir Kadın Platformu, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu çalışanın ihraç edilmesini, açığa alınmasını ve sürgün edilmesini Karşıyaka İskele karşısında protesto ettiği oturma eyleminin 163. haftasında basın açıklaması yaptı.

    Eylemde dans performansı sergileyen kadınlardan sonra, Tahtaravelli kadın müzik grubu ‘Ayağa Kalkıyoruz’ adlı şarkıyı seslendirdi.

    “ÇALIŞMA YAŞAMININ DIŞINA İTİLİYORUZ”

    İzmir Tedarik Bölge Başkanlığı’ndan ihraç edilen Sarıgül Dağdeviren, kod 29’un patronlar için bir koz ve tehdit haline geldiğini belirtti. Cinsiyetçi yaklaşımların sonucu sürgün edilen kadın emekçileri hatırlatan Dağdeviren, “Bizlere müjde gibi sunulan esnek çalışma biçimleriyle çalışma yaşamının dışına itiliyor, güvencesizleştiriliyoruz. KHK’larla işimizden ettikleri gibi kod-29 ile ahlakımıza dil uzatıyorlar. Kadınlar olarak son dönemde eril zihniyet yüzünden eril yargının ve medya desteği ile kadına karşı şiddet, taciz, tecavüz ve mobbing gibi uygulamalara maruz kalıyoruz. Bununla ilgili söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var. Sokaklarımızda, evlerimizde ve işyerlerimizde güvende değiliz. Bu hukuksuzluk karşısında mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “ASIL AHLAKSIZ OLANLAR BİZİ FİŞLEYENLERDİR”

    Kod-29 ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki 16 kişi ile birlikte işinden edilen Tijda Kılıç ise, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren kadınların kod-29 ile hedef alındığını kaydetti. Kılıç, “Biz demokrasi mücadelesi, kadın mücadelesi veriyoruz hedef alındık. Ahlaksızlıkla suçlandık. 23 gündür belediye önünde söylüyoruz. Biz ahlaksız değiliz. Asıl ahlaksız olan bizleri fişleyerek işlerimizden edendir. Bize yapılan bu uygulama tüm demokrasi ve kadın mücadelesi verenlere yapılmıştır. Buna mahkum olmadık direniyoruz. Bir tek arkadaşımız geride kalmayana dek direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “24 SAATLİK NÖBETLERDE EKİPMANSIZ ÇALIŞTIRILDIK”

    Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olan ve ihraç edilen Arzu Sert de, politikasızlık sonucu birçok sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Sağlık çalışanlarının insanlık dışı çalışma koşullarına değinen Sert, “ İktidar ekonomik ve politik kaygılarla pandemi sürecini iyileştirmeye yönelik politika gerçekleştirmedi. Binlerce insan ve sağlık emekçisi bu politikasızlık sonucunda kaybedildi. Sağlık emekçilerinin uzun mesai koşullarına, insanlık dışı 24 saatlik nöbetlerde ekipmansız çalıştırılmalarına şahit olduk. Bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız ve mücadelemize devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Kadınlar adına açıklamayı okuyan Zeliha Danyeli ve Aylin Aydın, kadın emeğinin görünmez kılınıp değersizleştirmeye devam ettiğine dikkat çekti.

    Kadınların çalışma ve toplumsal yaşamda, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıya kaldığını hatırlatan Danyeli, “Yasal dönüşümler ve uygulamaların bir an önce başlatılması, eşitlikçi, demokratik, laik, yönetim biçimlerinin hayata geçmesi, kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesi ve siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesi gerekmektedir” dedi.

    “KADIN BEDENİ VE EMEĞİ ÜZERİNDEKİ SÖMÜRÜ ARTIYOR”

    Herhangi bir sosyal güvencesi olmadan kayıt dışı olarak çalıştırılan kadınların ucuz emek gücü olarak görüldüğünü işaret eden Danyeli, Covid 19 pandemisiyle birlikte patriyarkal kapitalizmin yarattığı sorunlar derinleşmiş, pandemi kadına yönelik ekonomik, psikolojik, fiziksel, cinsel şiddeti, kadın bedeni, emeği üzerindeki sömürü ve baskıyı arttıran bir politikanın fırsatı haline getirildiğine vurguda bulundu.

    Danyeli, “Bakım maliyetlerinden kaçınmanın yolu haline getirilen bu uygulamalar kadının hane içi emeğini görünmez kılmaya, değersizleştirmeye devam ederken, emeğinin görünür ve değerli olması için gerekli ekonomik düzenlemeler yapılmamaktadır. Bunun sonucunda kadınlar kamusal alandan, sosyal yaşamdan, üretimden uzaklaşmak zorunda kalmaktadır” diye konuştu.

    “SİYASİ İKTİDAR KADIN BEDENİNDEN ELİNİ ÇEKMELİ”

    “Kadına yönelik şiddet de yaşamın tüm alanlarında yaygın olarak sürmektedir” diyen Danyeli, her gün en az 4 kadının katledildiğini hatırlattı.

    Danyeli şöyle devam etti:

    “Kadını kontrol altına almayı hedefleyen, kamusal alandan uzaklaştıran sistem; üniversitelerde, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini toplumsal değerlerimize ve kabullerimize uygun olmadığı gerekçesiyle durduran,  Türkiye’nin imzalamış olduğu CEDAW-Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesine ve Kadına Karşı Şiddetin ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin İstanbul Sözleşmesine karşı olan anlayışla kadına yönelik şiddet kışkırtılmaktadır.

    Biliyoruz ki eşitlikçi yönetim biçimleri işlevsel kılınmadan ne kadın ne de toplum şiddetten kurtulacaktır. Bu nedenle ülkemizde kadını eşit ve özgür birey olarak gören yasal dönüşümler ve uygulamaların bir an önce başlatılması, eşitlikçi, demokratik, laik, yönetim biçimlerinin hayata geçmesi, kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesi ve siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesi gerekmektedir.”

    Kadınlar taleplerini şöyle sıraladı:

    *Kadınlar ve LGBTİ+ lara yönelik her türlü ayrımcılığı ve şiddeti önleyen yasal düzenlemeler acilen yapılmalı,İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılmasına son verilmeli,  6284 sayılı yasa etkin bir şekilde uygulanmalı,

    *Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılık terk edilmeli,esnek çalışma biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine son verilmeli güvenceli, düzenli işler yaratılmalı,

    *Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçmesi sağlanmalı,

    *Bir sağlık ve sosyal hak olarak kürtaj hakkının kullanımını engelleyen fiili uygulamalardan vazgeçilmeli,  güvenli ve parasız kürtaj olanakları sağlanmalı,

    *Kadınlar regl döneminde en az iki gün ücretli izinli olmalı,

    *Kadın istihdamın önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı kamusal hizmet olarak sunulmalı, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikalar uygulanmalı,

    * Kapatılan kamu kreşlerinin yanı sıra tam zamanlı, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet veren kamu ve mahalle kreşleri açılmalı,

    *ILO 190 sayılı sözleşme uygulanmalı,

    *Kadını eğitimden, istihdamdan, yaşamdan koparan, çocuk yaşta evliliklerin hızla artmasına yol açan 4+4+4 eğitim sistemi hemen iptal edilmeli,

    *8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.

    Ersin ÖZGÜL /İZMİR

  • KESK Malatya üyelerine ihraçları protestodan 4 yıl sonra dava açıldı

    KESK Malatya üyelerine ihraçları protestodan 4 yıl sonra dava açıldı

    PİRHA- KHK ile ihraç edilen KESK Malatya Şube üyelerinin 2017 yılında ihraçlar için yaptıkları eylemlerle ilgili 4 yıl sonra dava açıldı. Duruma tepki gösteren KESK Malatya Şubeler Platformu yaptığı açıklamada, “4 yıl sonra üyelerimizin haklarında adli dava açılması süreçle ilgili siyasi bir kararmış algısı oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı.

    Kamudan ihraçların yapılması ardından 4 ve 11 Şubat 2017 yılında Malatya’da yapılan eylemler sonrasında 39 KESK’li gözaltına alınmıştı. Savcıya ifade verdikten sonra serbest bırakılan KESK üyeleri hakkında yaklaşık 4 yıl sonra izinsiz yürüyüş ve polise mukavemetten dava açıldı.

    KESK Malatya Şubeler Platformu, 4 yıl sonra açılan davalara tepki göstererek açıklama yaptı. 2016 Yılında Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilen KESK’lilerin, FETÖ ile özdeştirilmesini protesto ettiklerini aktaran sendika üyeleri, şu açıklamayı yaptı:

    “Yalnızca 4 ve 11 Şubat 2017 tarihlerinde basın açıklamalarına izinsiz gösteri ve kolluk güçlerine mukavemetten dava açıldı. 2911 sayılı gösteri ve yürüyüşleri düzenleyen kanununa aykırılık olmadığı gibi, kolluk kuvvetlerinin direk müdahalesi sonucu 39 KESK üyesi ve destek veren kişiler gözaltına alınmıştır. Savcılığa ifade vermek koşulu ile serbest bırakılanların haklarında yaklaşık 4 yıl sonra adli dava açılması (2911’e göre her yurttaşın hakkı) bunun süreçle ilgili siyasi bir kararmış algısı oluşturmaktadır.”

    PİRHA/MALATYA

  • Kılıç’tan OHAL Komisyonu’ndan 3 ay sonra gelen rapora tepki: Bir algı oluşturuluyor

    Kılıç’tan OHAL Komisyonu’ndan 3 ay sonra gelen rapora tepki: Bir algı oluşturuluyor

    PİRHA – OHAL komisyonunun 3 ay sonra yayımladığı  rapora tepki gösteren KESK’li Hasan Ali Kılıç, “03 Temmuz 2020 tarihi itibariyle OHAL Komisyonu yapılan 126.300 başvurudan 108. 200 başvuruyu incelediğini açıklayarak hukuksuzluktaki ısrarını bir kez daha ilan etmiştir” diyerek bir algı oluşturduğunu belirtti.

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası kamuda çalışan yaklaşık 133 bin kişi kanun hükmünde kararnameyle (KHK) ihraç edildi. Onlardan 126 bin 300’ü, görevlerine dönmek için Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemlerine İnceleme Komisyonu’na başvurdu. Komisyon, 126.300 başvurudan 108. 200 başvuruyu incelediğini açıkladı.

    Ancak OHAL Komisyonu’nun yaptığı açıklamalara tepki gösteren İki dönem Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanlığı yapan, Şube başkanı ilken ihraç edilen Hasan Ali Kılıç,  OHAL Komisyonu’nun yapılan 126.300 başvurudan 108. 200 başvuruyu incelediğini açıklayarak hukuksuzluktaki ısrarını bir kez daha ilan ettiğini söyledi.

    Kılıç, yapılan başvurulardan 96.000’ine red kararı verildiğini hatırlatarak, AKP iktidarının “ağaç kökünü yesinler” politikasına denk davrandığını söyledi.

    “FAŞİZMİN BÜTÜN UYGULAMALARINI İHRAÇLAR YAŞADI”

    OHAL İnceleme Komisyonu’nun 108.200 başvurunun 12.200’ü hakkında kabul kararı vererek kamuoyunda ‘ihraçlar işlerine geri dönüyor’ algısı yarattığının altını çizen Kılıç, “Her defasında bu sayıları tekrar tekrar vererek sanki yeni kabul sayısını açıklıyormuş gibi bir durum yaratmaya çalışmıştır. Oysa AKP iktidarı 4 yıla varan bir zamanla bedel ödetme, uluslararası hukuka ulaşımı engelleme, tecrit halini sürdürme, yurttaş haklarını kullandırtmama gibi faşizmin bütün uygulamalarını ihraçlara uyguladığını her birimiz yaşadık ve gördük” ifadelerini kullandı.

    Kılıç, Dosya sayısının sona yaklaşılan bir süreçte 5.000 civarındaki KESK üyesi ihracın dosyalarının büyük bir bölümüne bakılmadığını belirterek, kalan 18.100 dosyanın 1/5’i KESK üyesinin dosyası olduğuna dikkat çekti.

    “İKTİDAR İHRAÇ UYGULAMASI İLE SENDİKAL FAALİYETE MÜDAHALE ETMİŞTİR”

    Genel ihraçlara bakıldığında 130 bin ihracın 4 500’ünün KESK üyesi olduğunu söyleyen Hasan Ali Kılıç, şunları söyledi:

    “İhraç olan KESK üyelerinin hemen hemen hepsi sendikacılık yapıyordu. Sendikal faaliyetlerindeki aktif çalışmalarından dolayı ihraç edilmişlerdi. Buradan da anlıyoruzki AKP iktidarı bu ihraç uygulaması ile bu ülkedeki sendikal faliyette de müdahale etmişti. Türkiye’deki sendikal hareket ise yapılan bu saldırıya karşı ortak bir tepkide bulunamadı, yapılan bu hukuksuzluğa karşı beklenen tepkiyi gösteremedi. KESK’in direnişi ise kitleselleşemedi. Ancak KESK’li kamu emekçilerinin dünden bugüne sürdürdükleri mücadele gelenekleri teslim olmadıklarını göstermiştir.
    Ne 12 Mart darbesi, ne 12 Eylül darbesi ne ülkedeki savaş politikaları ne de 15 Temmuzu fırsata çeviren anlayış toplumsal mücadeleyi durdurabildi. Tarihin hiç bir evresinde Nazivari uygulamalara teslim olunmamıştır. Bugün de KHK uygulamaları bizleri asla teslim alamaz. KHK’ler gidecek biz kalacağız!
    Mücadeleyle Mutlaka biz kazanacağız.”

    PİRHA/İZMİR

  • İhraçlara karşı 136. eylem: Hukuk adına siyasi kararlar alınıyor

    İhraçlara karşı 136. eylem: Hukuk adına siyasi kararlar alınıyor

    PİRHA – KESK İzmir Şubeler Platformu, ihraçlara karşı düzenlediği eylemlerini 136. haftada da sürdürdü. Oturma eyleminde konuşan Kılıç, İzmir’de anadilde eğitim hakkını savundukları için 5’er ay ceza verilmesine tepki göstererek, 42 aydır yaşanan hukuksuzluğa dile getirdiklerini, savaş politikalarına karşı barış taleplerini dillendirmeye devam edeceklerini söyledi. 

    KESK İzmir Şubeler Platformu’nun KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin işlerine iadesi talebiyle başlattığı eylemlere 136. haftada da devam edildi.

    Karşıyaka çarşıda bir araya gelen kamu emekçileri, basın açıklaması yaptı. “Birleşe birleşe kazanacağız”, “KHK’ler gidecek biz kalacağız” sloganları atan kitle adına açıklamayı KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç okudu.

    Kılıç, AKP tarafından kullandıkları çalışma ve vatandaşlık haklarına müdahale edildiğini belirterek, 42 aydır yaşanan hukuksuzluğu dile getirdiklerini söyledi.

    İzmir’de laik, anadil ve eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için 90 kişinin 5’er ay ceza verilmesine tepki gösteren Kılıç, verilen cezalarının hukuksal dayanağı olmadığını belirterek, “Gün gelecek bugün bu hukuksal dayanağı olmayan tamamen siyasi olan bu kararı veren yargıçlar da yargı önünde yargılanacaklardır. Hukuk adına verilen bu siyasi kararın da insanlığın vicdanında kabul görmediğini belirtmek istiyoruz” dedi.

    “EKONOMİK KRİZ DERİNLEŞEREK DEVAM EDİYOR”

    Suriye’ye, Libya’ya asker gönderilmesine tepki gösteren Hasan Ali Kılıç, son zamanlarda ekonomik sorunlardan dolayı artan intihar vakalarına da değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biliyoruz ki, savaş koşullarında ilk öldürülen gerçeklerdir. Nitekim daha birkaç gün öncesinde toplumun her kesiminin vicdanını derinden yaralayan işsizlik nedeniyle kendini yakan ve asan vatandaşımız özgülünde büyüyen işsizlik, Kızılay-Ensar-AKP üçgeninde ortaya çıkanlar, kamu kaynaklarının yağma ve talanı, yolsuzluklar, deprem vergilerinin deprem dışında her şeye harcanmış olması, çığın altında sadece vatandaşlarımızın değil sosyal devlet vasfını kaybeden devletin kalması, uyuşturucu patronunun tahliyesi için devreye giren Cumhurbaşkanı başdanışmanı hakkındaki mahkeme ifadeleri, doların yeniden tırmanışa geçmesi ve ekonomik krizin derinleşerek devam etmesi gibi tartışmaların üzerine İdlib şalı örtülerek konuşulamaz hale getirilmek istenmektedir!”

    “SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI BARIŞ DİYECEĞİZ”

    OHAL inceleme komisyonu üç buçuk yıldır dosyaları incelemediğini belirten Kılıç, OHAL Komisyonunun AKP’nin talimatlarını yerine getirdiğinin altını çizdi.

    Kılıç, Osman Kavala’ya yaşatılan hukuksuzluklara da tepki göstererek, “Emeğimize ve ülkemizin kaynaklarına, doğasına, parkına sahip çıkacağız. İktidar güçlerinin ideolojik ve politik çıkarları doğrultusunda uzun süredir can simidi olarak sarıldıkları milliyetçilik, din ve mezhep istismarcılığı ve militarizm üstünden yürütülen kara propagandaya ve savaş politikalarına karşı barış talebinde ısrar etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.  PİRHA/İZMİR

  • KHK’yle ihraçlara karşı KESK 135. haftada da eylem gerçekleştirdi – VİDEO

    KHK’yle ihraçlara karşı KESK 135. haftada da eylem gerçekleştirdi – VİDEO

    PİRHA – İzmir’de KHK ile ihraç edilen KESK üyesi emekçileri 135 haftadır oturma eylemi düzenleyerek, yapılan hukuksuzluğun son bulması çağrısı yaptı. 

    Haberin Videosu

    İzmir’de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerine son verilen Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) üyesi emekçilerin her hafta düzenledikleri eylemin 135’inci haftasında da bir araya geldi. Eylemde sık sık  “Birleşe birleşe kazanacağız”, “KHK’ler gidecek biz kalacağız” sloganları atıldı. Karşıyaka İskele Karşısında bir araya gelen KESK’li emekçiler adına açıklamayı Kamu emekçileri Sendikası İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Hasan Ali Kılıç okudu.

    Gasp edilen işleri için oturma eylemi yaptıklarını söyleyen Kılıç, “Gençlik yıllarımızı ve ömrümüzün önemli bir bölümünü vererek bin bir emekle elde ettiğimiz mesleklerimizi AKP’nin talimatlarıyla gece yarısı çıkardıkları iki satırlık yazıyla gasp ettikleri işimizi geri almanın mücadelesini birlikte yürütüyoruz” dedi.

    “BU NASIL ADALET?”

    OHAL Komisyonu Meslekten ihraç edilen 122 bin 715 kişinin başvuru yaptığı, bugüne kadar karar verdiği başvuru sayısının 101 bin 500’e ulaştığını, geriye kalan 24 bin 800 dosyayı ise bu yıl içinde tamamlayacağını açıklamıştı.

    OHAL Komisyonun görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına tepki gösteren Hasan Ali Kılıç, “Dosya sayısı 122 bin 715 ken 4 bin 500 dosya KESK’li ihraçların dosyasıydı. Bugün 24 bin 800 bakılmayan dosyanın 3 bini KESK’li üyelerimizin dosyası. Bu tesadüfü bir durum mu? Yoksa verilen talimatlar sonucu mu? Raporda adaletli davrandığınızı anlatmışsınız, bu nasıl adalet?” diye sordu.

    “AKP’NİN NAZİ VARI UYGULAMALARINA BOYUN EĞMİYORUZ”

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Büro Emekçileri Sendikası (BES) Diyarbakır Şube Başkanı Ahmet Çoban hayatını kaybettikten sonra işine iade edilmesini hatırlatan Kılıç, OHAL Komisyonuna şu soruları yöneltti:

    • Daha kaç arkadaşımızın ölümünden sonra iade kararları vereceksiniz?
    • Bu dosyaları incelerken hangi hukuku ölçü alarak inceliyorsunuz?
    • Bu yaşananlar dünyanın başka yerinde yaşanıyor mu?
    • Bu ve benzer sorular sorulduğunda hiç rahatsız oluyor musunuz?… Yeter artık!

    Yapılan Hukuksuzluğun son bulması çağrısı yapan Hasan Ali Kılıç,”Mücadeleyle emekle elde ettiğimiz haklarımızı ve mesleklerimizi kullanmak istiyoruz. İsminde adalet olan, kendisinin dışındaki bütün kesimlere her türlü adaletsizliği uygulayan AKP’nin Nazi vari uygulamalarına dün olduğu gibi bugün de boyun eğmeyeceğiz. Baskı ve ihraçlarla arkadaşlarımızı korkutup sindirmeyi düşünenler artık yanıldıklarını çok iyi anladılar. Yalanlarla iftiralarla da hakikatlerin üstü örtülemedi. AKP ‘nin Irkçı milliyetçi ve güvenlikçi politikaları, beka söylemleri, halkları kutuplaştıran, ötekileştiren uygulamaları bizleri ve arkadaşlarımızı emek barış ve demokrasi mücadelesinden alıkoyamadı” diye konuştu.

    “OHAL İnceleme Komisyonunu lağvedilsin!” diyen Kılıç, 41 aydır işleri elinden alınanların işe iade edilmelerini istedi. PİRHA/İZMİR

  • KESK MYK üyesi Çuhadar: Komisyon derhal dosyaları hukuka teslim etmeli-VİDEO

    KESK MYK üyesi Çuhadar: Komisyon derhal dosyaları hukuka teslim etmeli-VİDEO

    PİRHA – OHAL Komisyonu’nun görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına tepki gösteren KESK MYK Üyesi Elif Çuhadar, komisyonunun bir oyalama taktiği olduğunu söyledi. Çuhadar, bir an önce hukuki sürecin başlatılmasını ve komisyonun bu dosyaları hukuka teslim etmesi çağrısında bulundu. 

    Haberin videosu

    Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonunun görev süresi 1 yıl daha uzatıldı. OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu Başkanı Salih Tanrıkulu yaptığı açıklamada, komisyonun 2 yıl içinde, 126 bin 300 başvurudan 98 bin 300’ünü karara bağladığını, başvurulardan 88 bin 700’ünün reddedildiğini, 9 bin 600’ünün ise kabul edildiğini söyledi. Böylece 28 bin başvurunun incelemesi ise hala sürüyor.

    Komisyonun 1 yıl daha görev süresinin uzatılması tepki çekti. OHAL Komisyonun AİHM baskısıyla kurulduğuna dikkat çeken KESK MYK Üyesi Elif Çuhadar, “Çünkü hukuki süreci hükümet açmamıştı OHAK KHK’sıyla. AİHM’in bastırmasıyla bir iç hukuk yolunu tüketmek gerekiyordu, bu nedenle ara çözüm olarak komisyonu kurdular” dedi.

    “AKP KENDİ MEMURUNU YARATMA ÇABASI İÇİNE GİRDİ”

    KESK olarak OHAL kararnamesiyle bir gecede işlerinden edilip açlığa mahkum edilmelerini red ettiklerini belirten Çuhadar, hangi gerekçe olursa olsun OHAL KHK’sıyla ihraç edilen her insanın adil yargılanma hakkının olduğunu, bu yönüyle de devletin kamu emekçilerinin iş güvencesinin olmadığını gösterdiğini söyledi.

    Kamu emekçilerine saldırının temel nedenini ise Çuhadar şöyle anlattı:

    “Bu saldırının temel nedeni AKP devletleşti. Devletleşen bu tek adam rejiminin kendi memurunu yaratma çabasıdır. Dolayısıyla farklı sesleri sindirme, bastırma kendi içine kapatma ve onları terörize etme noktasındaki hamlesiydi.”

    “KOMİSYONUN SÜRESİ YASAL OLARAK UZATILAMAZ”

    OHAL Komisyonu’nun derhal lağv edilmesi ve hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulunan Çuhadar, iki yıldır devam eden komisyon kararlarında KESK’e üye arkadaşlarımızın yüzde 33’ü anca görüşülebildi. Şu an OHAL komisyonunun elinde 28 bin civarında dosya var” dedi.

    23 Ocak’da görev süresi bitmesi beklenen komisyonun görev süresinin bir yıl daha uzatılmasına tepki gösteren Çuhadar, yasal olarak uzatılma olanağı bulunmadığını ama Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle komisyon görevinin bir yıl daha uzatıldığını kaydetti.

    “HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILSIN”

    Çuhadar, OHAL Komisyonu’nun süreci uzatmaktan başka bir işe yaramadığını, ihraç edilenlerin büyük tazminatlar alarak işlerine geri döneceklerini belirterek, dayanışmayla ve örgütlü bir mücadeleyle bunun da üstesinden gelineceğini vurguladı.

    KESK MYK Üyesi Çuhadar, “Biran önce hukuki süreç başlatılsın ve komisyon bu dosyaları hukuka teslim etsin istiyoruz” dedi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • KESK İzmir Şubeler Platformu: Kayyım politikasına son verin – VİDEO

    KESK İzmir Şubeler Platformu: Kayyım politikasına son verin – VİDEO

    PİRHA – KESK İzmir Şubeler Paltformu, oturma eylemlerinin 114. haftasında işe geri dönme taleplerini yenileyerek, ülkede ciddi bir rejim sorununun yaşandığına dikkat çekti.

    Haberin Videosu

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu çalışanın ihraç edilmesini ve açığa alınmasını protesto ettiği oturma eyleminin 114. haftasında basın açıklaması yaptı.

    “BİNLERCE İNSAN SENDİKAL HAKLARINI KULLANDIĞI İÇİN İHRAÇ EDİLDİ”

    114. Haftada devam eden eylemde yapılan açıklamayı Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç okudu. İhraç edilme şeklini ve üç yıldır devam eden hukuki süreci hatırlatan Kılıç, barış ve kardeşliğin tesis edilmediği bir ülkede demokrasinin gelişmesinden bahsedilmeyeceğini söyledi.

    “Faşizan yönetim anlayışına sarılanlar, politikalarını daha rahat hayata geçirmek için demokrasi, barış ve emek mücadelesi yürütenleri öncelikli hedef olarak seçtiler” diyen Kılıç, binlerce insanın sendikal haklarını kullandıkları ve Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünü savunduğu için ihraç edildiğini ve tutuklandığını belirtti. Kılıç, ihraç edilenlerin özel işyerlerinde çalışmasının bile engellendiğinin altını çizdi.

    “ÜLKEDE CİDDİ BİR REJİM SORUNU VAR”

    Savaş politikalarının ülkeyi karanlık ve tehlikeli bir noktaya getirdiğini belirten Hasan Ali Kılıç, “Ülkede artık sadece ekonomik ve siyasi kriz değil, ciddi bir rejim sorunu yaşanıyor. Her şeyin tek merkezde, tek adamda toplandığı yeni rejim iflas etti. İflas eden tekçiliktir, inkârdır, çözümsüzlükte ısrardır. Hukuksuzluktur, keyfiyettir, polis devleti uygulamalarıdır. Tüm otoriter ve dikta rejimlerinde olduğu gibi çöküş dönemlerinde reel devlet aklı yerine özel savaş aklı, kontrgerilla aklı hâkim oluyor” dedi.

    Uydurma gerekçelerle halkın seçme ve seçilme hakkının gasp edildiğini kaydeden Kılıç, kayyım atamalarının sadece bir bölgeye yönelik olmadığını ülkeye yönelik özel savaş uygulaması olduğunu vurguladı.

    Kılıç, geçen hafta Ankara’da kaçırılmak istenen öğretmeni hatırlatarak, “Benzeri uygulamaların Türkiye’nin her tarafında giderek artış göstermesi bir devlet politikası olduğunu düşündürmektedir. Cumartesi annelerine, Barış annelerine her türlü baskı uygulanırken kimi anneler ise algı operasyonları için kullanılmak istenmesi de genelleşen özel savaş uygulamalarından bağımsız ele alınamaz” diye konuştu.

    “HUKUKSUZCA YAPILAN İHRAÇLAR İŞLERİNE İADE EDİLSİN”

    Yapılan haksız ve hukuksuzluğa karşı emekçilerin mücadeleye devam edeceğini belirten Kılıç, iktidara şu çağrıda bulundu;

    “Çöken rejimi daha çok baskıyla, daha çok zulümle kurtaramazsınız! Unutmayın bir gün hukuk size de lazım olacak. Dün Cemaat için bunu söylediğimizde gülüp geçiyorlardı. Ama bugün gelinen nokta ortadadır. O yüzden gelin bu hukuksuzluklara son verin. Kayyum politikasına son verin. Haksız, hukuksuz ihraç edilen tüm emekçileri işlerine iade edin. İnsanca yaşam ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirin.” PİRHA/İZMİR

  • ‘AKP’nin hukuk tanımaz duruşu bu eğitim yılında da devam ediyor’- VİDEO

    ‘AKP’nin hukuk tanımaz duruşu bu eğitim yılında da devam ediyor’- VİDEO

    PİRHA – İzmir’de KESK Şubeler Platformu’nun ihraçlara karşı düzenledikleri oturma eylemi 113. haftasında da devam ediyor. Eylemde konuşan Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, bir an önce işlerine geri dönmek istediklerini söyledi. 

    Haberin Videosu

    KESK İzmir Şubeler Platformu’nun ihraçlara karşı düzenledikleri oturma eylemi Karşıyaka İskele karşısında 113. haftasında devam ediyor. 113. hafta oturma eyleminde haksız, hukuksuz ihraçların protesto edildiği eylemde basın açıklamasını Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç okudu. Kılıç, ihraçların sadece öğretmenleri değil öğretmenlerinden koparılan yüz binlerce öğrenciyi de mağdur ettiğini belirterek, AKP’nin ihraçlar konusundaki hukuk tanımaz duruşunun bu eğitim öğretim yılında da devam ettiğini vurguladı.

    Yıllarını meslekleri için özveriyle geçiren kamu emekçilerinin ihraç edilmelerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen birçoğunun dosyasının incelenmediğini hatırlatan Hasan Ali Kılıç, “Mesleklerini sürdürmeleri engellenmiş, diplomaları işlevsiz kılınmış, pasaportları iptal edilmiş, yurttaşlık haklarından olan seçme/seçilme hakları ellerinden alınarak sosyal ölü haline getirilmişlerdir” dedi.

    “AKP’NİN POLİTİKALARINA ELEŞTİREL BAKTIKLARI İÇİN İHRAÇ EDİLDİK”

    2019-2020 Eğitim-Öğretim yılının başladığına dikkat çeken Kılıç, mesleklerini heyecanla yapan öğretmenlerin AKP’nin politikalarına eleştirel  baktıkları için eğitim öğretim hayatından koparıldıklarını ve mesleklerinin sonlandırıldığını söyledi. Kılıç, birçok kamu emekçisinin fişleme sonucu ihraç edildiğini belirterek, “Bugün fişlemenin suç olduğu bir ortamda fişleme yapanın yargılanması gerekiyorken, fişleyenin verdiği bilgi doğrultusunda fişlenene bedelin ödetildiği bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu tamamen hukuksuzluktur, demokraside insan hak ve özgürlüklerinde fişlenme sonucu mesleklerinden, işlerinden atılmanın yeri yoktur” ifadelerini kullandı.

    Siyasal iktidarın er yada geç yaptıklarının hesabını vereceğini söyleyen Kılıç, çalışma hakları, seyahat özgürlüklerini ve seçme/seçilme haklarını kullanmak istediklerini belirtti.

    Son olarak Kılıç, işerine ve öğrencilerine geri dönmek için yapılan hukuksuzluğun son bulmasını istedi. PİRHA/İZMİR

     

     

  • ‘Eğitim öğretim yılı binlerce hukuksuz ihracın sorunu çözülmeden başlıyor’

    ‘Eğitim öğretim yılı binlerce hukuksuz ihracın sorunu çözülmeden başlıyor’

    PİRHA – İzmir Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, yeni eğitim öğretim döneminin yüzlerce sorunun yanı sıra binlerce hukuksuz ihracın sorununun çözülmeden açıldığını belirterek, “AKP’nin ihraçlar konusundaki hukuk tanımaz duruşu bu eğitim öğretim yılında da sürüyor” dedi. 

    2019-2020 eğitim öğretim yılı için özel okullar ve devlet okullarında 18 milyonun üzerinde öğrenci ve 1 milyonu aşkın öğretmen bugün ders başı yaptı. Ancak KHK ile ihraç edilen çok sayıda öğretmen bu yıl da öğrencilerine kavuşamadı.

    İzmir Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, okulların açılmasına yönelik kısa bir değerlendirme yaptı. Kılıç, eğitim alanında yüzlerce sorunun olduğuna değinerek ihraçlar sorununun bu eğitim öğretim yılında da çözülemediğine dikkat çekti.

    “İHRAÇLARIN ÜZERİNDEN 3 YIL GEÇTİ AMA DOSYALAR HALA İNCELENMEDİ”

    “AKP’nin ihraçlar konusundaki hukuk tanımaz duruşu bu eğitim öğretim yılında da sürüyor” diyen Kılıç, KHK’lerin sadece öğretmenleri değil öğrencileri de mağdur ettiğini kaydetti.

    126 bin 120 başvurunun 1112 gündür OHAL inceleme komisyonunun kararlarını beklediğini söyleyen Kılıç, “Ancak ihraç kararlarının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen birçoğunun hala dosyaları incelenmemiştir. Mesleklerini sürdürmeleri engellenmiş, diplomaları işlevsiz kılınmış, pasaportları iptal edilmiş, yurttaşlık haklarından olan seçme/seçilme hakları ellerinden alınarak sosyal ölü haline getirilmişlerdir” ifadelerini kulandı.

    “İHRAÇ EDİLENLER NEYLE SUÇLANDIKLARINI BİLMİYOR”

    İhraç edilen öğretmenlerin mağduriyetlerinin sürdüğünü kaydeden Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Hukuksuz ihraçlar 3 yılı aşkın bir zamandır sürüyorken bugün okullar açılıyor. 3 yıldan beridir öğrencilerinden, okullarından, iş yerlerinden uzaklaştırılan, ne ile suçlandıklarını, neden iş yerlerinden uzaklaştırıldıklarını bilmeyen öğretmenlerin bu eğitim yılında da mağduriyetleri sürmektedir. Meslek yaşamları boyunca çevresinde idealist öğretmenler olarak bilinen, 1. sınıf alırken ya da branşını icra ederken en tercihli öğretmenler olarak benimsenen, şevkle, heyecanla mesleğini sürdüren bu öğretmenler, AKP’nin politikalarına eleştirel baktıkları için eğitim öğretim ortamından koparılmış ve bu nedenle meslekleri sonlandırılmıştı.

    Bugün fişlemenin suç olduğu bir ortamda fişleme yapanın yargılanması gerekiyorken, fişleyenin verdiği bilgi doğrultusunda fişlenene bedelin ödetildiği bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu tamamen hukuksuzluktur, demokraside, insan hak ve özgürlüklerinde fişlenme sonucu mesleklerinden atılmanın yeri yoktur.”

    MÜCADELE SÜRECEK

    KHK ile ihraç edilen bütün kamu emekçilerinin hukuksuz bir şekilde ihraç edildiğini söyleyen Kılıç, “Kamu emekçilerini ihraç edenler  Diyarbakır’a, Van’a, Mardin’e kayyım atayarak, İstanbul’a kayyım atamayı tartışanlardır. Halkın iradesini gasp ederek halkın parasını yağmalayanlardır. Yenikapı’da sergilenen oto filosu ile açığa çıkan yolsuzlukları sürdürenler bizi ihraç eden zihniyetin sahipleridirler” dedi.

    “İşimiz, çalışma haklarımız, seyahat özgürlüğümüz ve seçme/seçilme haklarımız yurttaşlık haklarımız, bunları kullanmak istiyoruz” diyen Kılıç, haklarını elde edecekleri güne kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.

    Kılıç, KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin biran önce öğrencilerine kavuşması için hukuk ve adalet taleplerini yeniledi. (HABER MERKEZİ)

    PİRHA/İZMİR

  • Akademisyenlerden ‘AYM kararına uyulsun’ çağrısı-VİDEO

    Akademisyenlerden ‘AYM kararına uyulsun’ çağrısı-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Barış Akademisyenleri hakkında açıkladığı gerekçeli karara dair açıklama yaparak “OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nu AYM kararına uyarak ihraç edilen akademisyenleri görevlerine iade etmeli” dedi.

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan Barış Akademisyenleri hakkında açıkladığı gerekçeli karara dair açıklama yaptı.

    Adakale Sokak’ta yapılan açıklamaya dernek üyelerinin yanı sıra barış akademisyenleri de katıldı.

    “Barış hakkı ve ifade özgürlüğü yargılanamaz” denilen açıklamayı Akademisyen Sibel Pelçinel okudu.

    Pelçinel, Barış Akademisyenlerinin imzaladığı bildirinin bütün olarak yetkililere çatışmaların sona erdirilmesi ve yaşam hakkına ilişkin ilke ve kuralların korunması çağrısı içerdiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “EN TEMEL SAPTAMA; ASKERİ OPERASYONLARIN HUKUK DIŞI OLMASI”

    “Ancak Temmuz 2015’ten itibaren Türkiye Cumhuriyeti güvenlik güçleri ile PKK arasındaki silahlı çatışmalar yeniden başlamıştır. Bu dönemde ‘örgüt üyelerinin yakalanması’ ve ‘halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması’ gerekçeleriyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin çok sayıda il ve ilçesinde süreli ve süresiz sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş; silahlı çatışmalar ve askeri operasyonlar sivil yurttaşların yaşadığı mahallelerde gerçekleşmiştir. Silahlı çatışma ortamında çok sayıda sivilin maruz kaldığı hak ihlalleri insan hakları örgütleri tarafından tespit edilerek kamuoyuna duyurulmuştur.

    En ciddi insan hakları ihlallerinin ise sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemlerde meydana geldiği rapor edilmiştir. Bu dönemlerde bazı yerleşim yerlerinin dünya ile bağlantısının tümüyle kesilmiş ve hareketliliğin günlerce, gece gündüz aralıksız kısıtlanmış olduğu belirtilmiştir. Barış için Akademisyenlerin ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız!’ başlıklı bildirisi tam da bu güncel bağlamın içinden ses veren bir metin olarak ortaya çıkmıştır. Bildirinin anayasal ve yasal mevzuat bakımından en temel saptaması sokağa çıkma yasakları ve yürütülen askeri operasyonların hukuk dışı olması ve sorumlularla ilgili inceleme yapılması gerektiği üzerine kurulmuştur.”

    “AYM KARARINA UYULUP GÖREVLER İADE EDİLSİN”

    Okunan metinde akademisyenlerin kanaatlerini kamuoyuyla paylaşmasının ifade özgürlüğünün bir parçası olarak yorumlanırken şunlara da dikkat çekildi:

    “Akademisyenlerin açıkladıkları görüşler kendi araştırma, mesleki uzmanlık ve yeterlilik alanlarına ilişkin olmasa, tartışmalı olsa veya rağbet görmese dahi ifade özgürlüğünün sıkı koruması altında kalmaktadır.

    Uzmanlık alanı dışında olsa dahi akademisyenlerin herhangi bir vatandaş gibi en kritik ve hassas politik meselelerde en güçlü görüşlere bile karşı çıkabilmesi diğer kişilerin görüşlerine göre daha etkili olabilir ve bu sebeple de bir toplum ve ülke için hayati derecede önemlidir.

    Bütün birinci derece mahkemelerini AYM’nin kararına uyarak önünde bulunan Barış Akademisyenleri dosyalarında beraat kararı vermeye, mahkumiyet kararı verdikleri hakkında yeniden yargılama yaparak beraat kararı vermeye,

    OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunu AYM kararına uyarak ihraç edilen akademisyenleri görevlerine iade etmeye,

    Üniversiteleri görevlerine iade edilecek akademisyenleri aynı görev yerlerine, aynı unvanla iade etmeye,

    Yetkilileri ihraç edilen, yargılanan, haklarında soruşturma açılan ve ceza alan akademisyenlerin uğradıkları mağduriyetin giderilmesi için adım atmaya,

    İçişleri Bakanlığı’nı pasaport tehditlerini kaldırarak seyahat özgürlüğünün ihlal edilmesine son vermeye,

    Başta akademisyenler olmak üzere demokratik kamuoyunu ifade özgürlüğü ve akademik özgürlükleri savunmaya,

    Karşı bildiri yayınlatarak üniversiteler ve akademisyenler üzerinde baskı kurmaya çalışan YÖK’ü derhal bu tutumdan vazgeçmeye ve özür dilemeye,

    Temel hak ve özgürlükleri hiçe sayarak AYM kararına karşı kampanya yürütmeye çalışan üniversite yönetimlerini ve akademisyenleri insan haklarına saygı yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

    Umberto Eco’nun belirttiği gibi, önemli olan “onlar savaştığı için bizim barış içinde yaşayabildiğimiz” barış değildir. Barış hakkını savunan akademisyenlerin her zaman yanındayız.”

    PİRHA / ANKARA

  • Mahmut Konuk: Düğüne gittim diye terörist ilan edildim-VİDEO

    Mahmut Konuk: Düğüne gittim diye terörist ilan edildim-VİDEO

    PİRHA – Yüksel Caddesi ve ihraç edildikleri işyerleri önünde yaptıkları eylemler sebebiyle 2’si tutuklu 15 kişi, 29 Temmuz’da hakim karşısına çıkacak. Yargılanacak isimlerden olan Mahmut Konuk, 295 sayfalık iddianame için ‘kumpas’ yorumunu yaparken “Bir grup insan işini, ekmeğini istemek için sokağa çıkıyor. Bize uygulanan şiddetin toplamı görünsün diye herkesi duruşmayı izlemeye çağırıyorum” dedi.

    15 Temmuz darbe girişimi ardından işlerinden ihraç edildikten sonra Ankara’da sokağa çıkarak eylem yapan 2’si tutuklu 15 kişi 29 Temmuz’da 28. Ağır Ceza Mahkemesinde yargı önüne çıkacak.

    Aralarında Yüksel Caddesinde eylem yapanların da oluğu 15 kişi, ‘örgüt üyeliği’ ile suçlanıyor.

    Hazırlanan 295 sayfalık iddianame için ‘Kumpas’ benzetmesi yapan Mahmut Konuk da yargılanacak 15 kişilik listede yer alıyor. Konuk, Çankaya Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışırken 22 Kasım 2016’da 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç ediliyor. “Malum bizim için özel bir gerekçe yok” diyen Konuk, Pazartesi yapılacak yargılama öncesi başından geçenleri şöyle özetliyor:

    “MAHKEME YOLUMUZ KAPATILIP ŞİDDETE DE MARUZ KALDIK”

    “14500 kişinin tek bir KHK ile ihraç edildiği durum söz konusu. FETÖ, PDY, özel bir topluluk veya başka bir terör örgütü ile ilişkili olmak… Yıllardır yaptığım basın açıklamalarında zaman zaman şunu söylüyorum; ‘Eğer bizim FETÖ, darbe, darbecilik ya da bir şiddet örgütüyle bağımız varsa yaptığımız helali hoş olsun. Yoksa siz yalancısınız, haramisiniz’ diye söylüyorum. İhracımdan sonra ilk eylemimizi KESK ve SES’in uyguladığı kararlar doğrultusunda 15 Aralık 2016’da işyerlerimiz önünde milletvekillerinin ve birçok insanın katılımıyla yaptık. Anayasal bir hak olarak, bizi ihraç ettiler ama idari mahkemelere, Danıştay’a, Anayasa Mahkemesi’ne de başvurduk. Fakat bu yolların tamamı kapatıldı. Ardından 27 Şubat 2017 tarihinden itibaren her Pazartesi kendi işyerim önünde basın açıklaması yaparak durumu kamuoyuna duyurmaya çalıştım. Gözaltına alma ve eylemi engelleme gibi durumla karşılaşmadım ama Afrin operasyonu bahanesi ortaya çıkar çıkmaz Yüksel Caddesi’ndeki eylemlere nasıl müdahale ediyorlarsa bana da öyle davrandılar. Söz söyletmediler, konuşturmadılar. Hatta bağımsız milletvekili adayı olduğum dönemde 20 günde 13 defa gözaltına alındım. Zaman zaman çok ciddi şiddet uygulamalarına da maruz kaldık.”

    “YALANINIZ BATSIN”

    Konuk, ihraçlar sonrasında yaptıkları eylemler sebebiyle ‘terör ile bağlantılı’ oldukları yönünde suçlamalar aldıklarını aktarıp “Yaptığımız işin onların terör tanımı ile nasıl bir alakası var?” diye de sordu. Konuk, yeğeninin düğünü sebebiyle gittiği İstanbul’da da takibe alındığını ve iddianameye de “Örgüt üyeleri ile buluşmak üzere gitti” şeklinde not düşüldüğünü söyledi. Konuk sözlerine şöyle devam etti:

    “İddianame toplamda 295 sayfa. Yaptığımız işin onların terör tanımı ile nasıl bir alakası var? Yani benim kendi işyerimde ya da Yüksel Caddesi’nde yaptığımız eylemlerin bu tanımla nasıl ilgisi var? Tam tersine bize uyguladıkları muamele onların terör tanımına giriyor. Baskı, yıldırma, tehdit, şiddet, gaz bombası, cop, plastik mermi, tazyikli su sıkma ve zorla şiddet uygulayarak gözaltına almak… Bunların tamamı terör tanımına giriyor. Bunu uygulayan devletin kendisi. Bana 10 sayfa ayrılmış ve çok gülünç iddialar, ipe sapa gelmez suçlamalar var. Örneğin; Mahmut Konuk 28 Eylül 2018’de İstanbul’a örgüt üyeleri ile buluşmak üzere gitmiş. Eğer mahkeme heyeti izin verirse ben o belgeleri göstereceğim. İddianamede ayrıca şöyle bir ifade var; ‘İş yoğunluğundan dolayı, olanaksızlıklarımızdan dolayı İstanbul’daki teknik takibi devam ettiremedik’. Yalanınız batsın. İstanbul’a ne için gittiğim belli. Siz zaten telefon dinlemesi de yapıyorsunuz. Yeğenim Fırat Konuk’un nişan davetiyesi için gittim. Eğer mahkeme heyeti kabul ederse görüntülerini de orada sunacağım. Düğüne giderken terörist ilan edildim, örgüt üyeleri ile buluşmuş oldum.”  

    “HAZIRLANAN KUMPASI HERKESE GÖSTERECEĞİZ”

    29 Temmuz’da saat 10:00’da Ankara Adliyesinde görülecek duruşmaya katılım çağrısı da yapan Konuk, sözlerini şu cümlelerle noktaladı:

    “Anayasa Mahkemesi bir karar verdi; ‘OHAL koşullarında bile haksızlığa uğrayan, işten atılan insanların ‘işimi geri istiyorum’ diye basın açıklaması yapması anayasal bir haktır, cezaya tabi tutulamaz’ demişken biz bu nedenle terörist olarak yargılanıyoruz. Bize hazırlanan kumpası orada herkese göstereceğiz. Bütün kamuoyu duysun, vicdanlı insanlar görsün, yargılama sürecini takip etsin. Bir grup insan, işini, ekmeğini istemek için sokağa çıkıyor, bir grup insan da vicdanen onlara destek oluyor. Desteği kırmak üzere bize uygulanan şiddetin toplamını görsün diye herkesi o duruşmayı izlemeye çağırıyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • SES: OHAL Komisyonu ile adalete erişim mümkün değil

    SES: OHAL Komisyonu ile adalete erişim mümkün değil

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), OHAL ve KHK’lar sonrasında açılan davaların bekleme süresini eleştirdi. “OHAL hukuksuzluğu mahkemeler eliyle devam ediyor” denilen açıklamada komisyon kararına karşı açılan davalarda bekleme süresinin en az 900 gün olduğuna işaret edildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), OHAL sürecinde yayımlanan KHK’lar ile birçok hukuksuzluğun yaşandığına dikkat çekti. Ankara’da yapılan basın toplantısında, açılan davaların bekleme süresinin 900 güne kadar uzayabildiğine vurgu yapılarak OHAL Komisyonu’nun işleme biçimi ve verdiği kararlar eleştirildi.

    SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem’in okuduğu basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “OHAL Komisyonu 28.06.2019 tarihinde komisyon kararlarına ilişkin yaptığı açıklamada 28.06.2019 tarihi itibariyle komisyona yapılan başvuru sayısının 126.200 olduğunu, komisyonun 28.06.2019 tarihine kadar 6.000’i kabul, 71.900’ü ret olmak üzere toplam 77.900 başvuruya ilişkin karar verdiğini, incelemesi devam eden başvuru sayısının 48.300 olduğunu açıkladı. 1,5 (bir buçuk) yıllık süre içerisinde toplam başvuruların yüzde 61’i hakkında karar verildiği belirtildi. Komisyon başvurularının yüzde 61’i sonuçlandırılırken sonuçlanan başvurularda kabul oranı yüzde 0,7’de kaldı. 23 Mayıs tarihinde yaptığımız açıklamada ret kararlarına ilişkin verdiğimiz örnekler başvuruların neden yalnızca yüzde 0.7’sinin kabulle sonuçlandırıldığını göstermektedir.

    OHAL Komisyonu masumiyet karnesini ihlal etmekte, hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmayan üyelerimizin başvurularını reddetmekte, memuriyete girmeden önce kişi hakkında verilen ve denetim süresi dolan kararları ihracın gerekçesi yapmakta, ihraç kararından sonra başlatılan soruşturmaları ret gerekçesi yapabilmektedir.

    OHAL Komisyonunun başvurulara ilişkin kararlarının ardından idari yargı süreçleri de adalete erişim için etkili başvuru yolları değildir.

    Komisyon kararlarına karşı idari yargıya başvuran üyelerimizin davaları bilindiği üzere özel görevli ve yetkili Ankara idare mahkemelerince incelenmektedir. DGM’ler kapatıldıktan sonra ceza yargılamalarında bir şekilde devam eden özel yetkili yargılamalar böylece idari yargılamalarda da işlerlik kazanmıştır.

    Her ne kadar KESK’e bağlı sendikalarımızın üyelerinden ihraç edilenlerle ilgili bugüne kadar idari yargıda sonuçlanmış bir dava bulunmasa da takip edebildiğimiz kadarıyla özel görevli idare mahkemeleri komisyon kararlarına paralel kararlar vermektedir. Bu nedenle komisyon kararlarına ilişkin davaların özel yetkilendirilmiş mahkemelerde görülmesine son verilmeli, davalar genel yetkili mahkemelerde görülmelidir.

    Adalete erişimde bir başka sorun ise yargılamaların uzunluğudur. Yıllardır Mahkemeye erişmek için bekleyen üyelerimiz dava açtıklarında davalarının 2 yıl ile 3 yıllık azami sürelerde sonuçlandırılmasının hedeflendiğini öğrenmektedir. Bu süreler ilk aşama yargılamalar için belirlenmiş sürelerdir.

    “KAMU EMEKÇİLERİNİN ADALETE ERİŞİMİ MÜMKÜN OLMUYOR”

    Komisyon kararlarına karşı açılan davalarda komisyon kararlarının yürütülmesinin durdurulması taleplerimizin incelenmeksizin reddedildiği bir önceki raporumuzda açıklanmıştır.

    Bu şekliyle OHAL Komisyonu ile veya özel görevli ve yetkili idare mahkemeleriyle, bu hedef sürelerle kamu emekçilerinin adalete erişimi mümkün olmadığı gibi, toplumun bir kesiminin temel haklarının ölçüsüzce askıya alındığı bir ülkede hiçbir yurttaşın hakkının güvencede olduğunu söylemek mümkün değildir.

    Bu nedenlerle; Komisyon derhal lağvedilmeli, haksız ve hukuksuz ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmesi sağlanmalıdır. Bu gerçekleşinceye ve hukuksuz ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Engin Seyitalidedeoğlu: İhraçlar Alevi hareketine büyük zarar verir- VİDEO

    Engin Seyitalidedeoğlu: İhraçlar Alevi hareketine büyük zarar verir- VİDEO

    PİRHA- Bazı Alevi kurumlarında dedelerin ve üyelerin ihraç edilmelerini değerlendiren Kureyşan Ocağı dedelerinden Engin Seyitalidedeoğlu, ihraçları Alevi hareketi içindeki yöneticilerin eksen kayması yaşadıklarını göstergesi olarak değerlendirdi. Seyitalidedeoğlu, ABF İnanç Kurulu’na da çağrıda bulunarak, ihraç edilenlerin Alevi hukukuna göre dara durmaları gerektiğine dikkat çekti. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mersin Şubesi’nde faaliyet yürüten dedeler Efe Engin ve Kazım Açıktepe bir süre önce dernekten ihraç edilmişti. Alevi kurumlarında yaşanan ihraçlardan sonra birçok dede, pir ve yazar  “Dar mı iktidar mı?” başlıklı bir açıklama yayınladı. Yayınlanan açıklamada, “Alevi kurumlarında yaşanan tasfiyelerin son bulması  ve sadece dernekler yasası değil Alevi hukukunun da işletilmesini istiyoruz” çağrısı yapıldı.

    “İHRAÇLAR, ALEVİ YÖNETİCİLERİN EKSEN KAYASI YAŞADIĞININ GÖSTERGESİDİR”

    Bu yazılı açıklamanın imzacısı olan Kureyşan Ocağı dedesi ve daha önce çeşitli gerekçeyle AKD’den ihraç edilen Engin Seyitalidedeoğlu ihraçları değerlendirdi.

    Alevi kurumlarındaki üye ve dedelerin ihraç edilmesini Alevilerin, Alevi örgütleri içindeki yöneticilerin eksen kayması yaşadığının bir göstergesi olduğunu ifade eden Kureyşan Ocağı dedelerinden Engin Seyitalidedeoğlu, zamanında devletin Alevi olarak örgütlenmelerine izin vermediğini o sebeple dernekler üzerinden örgütlendiklerini hatırlatarak, “İster istemez derneklerin kanununda devletin müsaade ettiği şekilde devletin kanunlarıyla yazdık” dedi.

    Alevi inancının kendi kuralları olduğunun altını çizen Seyitalidedeoğlu, zamanla iktidar kavgası içinde olanların inancın kurallarını bir kenara bırakarak dernekler yasası tüzüğünün gerektirdiği kurallara sarılarak kendi iktidarlarını korumayı hedeflediklerini belirtti.

    “GÜVEN TEMELLİ SORUNLAR OLUŞTU”

    Seyitalidedeoğlu, bu sorunun yeni olmadığının ve uzun yıllara dayandığının altını çizdi. Alevi kurumları içindeki ihraçların örtülerle toplum arasındaki bağın kopmasına sebep olabileceği konusunda uyarıda bulunan Engin Seyitalidedeoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yani bunu bir bütün olarak düşünürsek yüz yıllardan bu yana Alevi hukuku belidir. Bu inancın içinde yaşayan bütün canlıların hepsi bilirler. Çıkarmak, dışlamak, dışına atmamak diye bir temel olmamakla beraber ama tüzük gereği diyerek dedeler, talipler  Alevi yol, edep erkanına göre bir gerekçesi olmamasına rağmen ve iktidarlarını korumak için insanları ihraç ediyorlar.

    Bu hem örgütlülük açısından hemde toplum açısından ciddi çatışmaların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Aynı zamanda toplumla örgütler arasındaki bağın kopmasına sebebiyet verebilir. Çünkü 30 yıllık süreç içerisinde bu ve benzeri hata yaşandı ve bugün hepimiz şunun farkındayız; toplum, tavan ve cemevi örgütleri arasında ciddi güven temelli sorunların oluştuğunun farkındayız.”

    “İHRAÇLARIN TARTIŞILMASI ÖNEMLİDİR”

    Daha önce AKD Genel Başkanı Doğan Demir’in Süleyman Soylu ile olan görüşmesini Facebook sayfamda paylaştığı için ihraç edildiğini hatırlatan Engin Seyitalidedeoğlu, Mersin’de Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin ihraç edilmesiyle ihraçların tekrar gündeme geldiğini, Alevi hareketine zarar verebilecek boyuta geldiği için de bu konunun tartışmaya açılmasının önemine vurgu yaptı.

    “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ DEĞİL ÜSTÜNLERİN HUKUKU İŞLETİLİYOR”

    Seyitalidedeoğlu, Alevi hukukunun önemine vurgu yaparak konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Bu ihraçlarında sadece bize zarar verdiği gibi aynı zamanda Alevilerin devletin müsaade ettiği dernekleşme devletin müsaade ettiği kurallar çerçeveinde değil bir yönüyle değil Alevilerin kendi hukukuna ve kendi edep erkanı dar hukukuna dönmelerinde faydalı olabileceğini düşünüyorum.

    Tek başına şuanda iktidar olan arkadaşlarımızın suçu dersek acımasızlık yapmış oluruz. Bizler bir bütün olarak buna sürüklendik. O derneklerin kurulma aşamasından bu yana hatalar sirsilesiyle o bir zincirleme olarak devam etti ve son geldiğimiz durumda da bu karşımıza çıktı. Hoşumuza gitti galiba. O demokrasi anlayışı Türkiye’de biliyorsunuz şuanda iktidar olan çevrenin de böyle bir mantığı vardı. Demokrasiyi bir araç olarak görmek ve gerektiği zaman demokrasi treninden inmek onu bir amaç olarak görmemek. Ve burada bizim de anlayışımız şu; bazen kılıç bazen kalkan işimize geldiği gibi kullanmaya başladık.

    O kuralları Alevi yol, edep kurallarını işletebilmek içinde bir  bütünsel olarak Alevilerin tamamen gözden geçirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Yani dara çıkmak, kişinin talebine saygı duymak lazım. Bizler dede olarak dara durmak istiyoruz ve bizim darımızı görebilecek bizim mürşidimiz konumundaki dedelerimizin bizi dara çekmesini ve bizi sorgulamasını bizler talep ediyoruz. Ama bir bütün olarak düşündüğümüz zamanda Alevilikte darın manasının çok ağır olduğunu bütün yaşayanlar bilirler. Öyle zan ediyorum ki Alevi kurallarını uygulamayanlar o kuralların ağırlığından ve mevcut şuanda yaşadıkları hayatın oraya onlar açısından dönmenin çok zor olduğunu düşündükleri için kolayı seçtiklerini düşünüyorum.

    Her Alevinin dara durmayı bir onur olarak görmesi lazım. Çünkü orası halk huzurunda hakkın huzurunda bir arınma mertebesidir. Ve ölmezden önce ölmeyi yeğleyen Aleviler açısından dar olmazsa olmazdır. Ama maalesef unutulduğu için uzunca yıllardan beri bu dernekçilik oyunuyla çok haşır neşir olup hoşumuza gittiği için Alevi darını seçmektense iktidarlarını korumak için mevcut hukukun kurallarıyla hatta bunları da mevcut iktidarın tavrından etkilenmiş olacaklar ki hukukun üstünlüğünden daha ziyade üstünlerin hukukunu işleterek oradaki güçlerini korumak ve aynı zamanda bu güçlerini güvenerek insanları dışlayabiliyorlar.”

    “Bizlerde yol cümleden uludur.  Hata yapan herkes o hatasının bedelini ödemelidir.  Bu hatanın bedelini ödemek derken dile getirmek gerekiyorsa ve dile getireceğiz ve dolayısıyla bugün Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu da Alevi Bektaşi Federasyonunun bir yansımasıdır. Dolayısyla bu işleyişin nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz” diyen Kureyşan Ocağı dedesi Engin Seyitalioğlu, “Nihayetinde başkanlar eksenli yürüyen, başkanların istediği dedelerin çağırıldığı, başkanların istediği yönetim kurullarının oluştuğu, dedeler açısından da  bu böyle. Dolayısıyla bir bütün olarak yürümüyorsa dedeler kurulunun doğru yürüdüğünü işte oranın doğru yürümediğini söylememiz imkansız” ifadelerine yer verdi.

    “ALEVİ DEDELERİNİN SAVUNACAĞI ALEVİ YOL EDEP ERKANIDIR”

    İhraçların Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Başkanlığı yapan Hasan Klavuz’un şubesinde yaşandığına dikkat çeken Engin Seyitalidedeoğlu, inanç kurulunun görevini yerine getirmesi gerektiğinin altını çizerek şu çözüm önerilerinde bulundu;

    “Bu ciddi bir tartışma yani bugün dedeler bin yıllardan getirdikleri bir hukuku bir kenara koyup da dernekler masası tüzük derlerse bu ciddi açıdan yolun tartışılacağı değil o dedelerin tartışılcağı bir ortama doğru sürükler. Talihsiz bir açıklama daha gördüm; ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelül aynı zamanda Kureyşanlı bir dede  önceki dönem inanç kurulu başkanlığı yaptı. Ama deyip tüzüğü tarif edebiliyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yani bugün hukukçular hukuku savunabilirler çok mantıklıdır çünkü onların alanı odur. Ama Alevi dedelerinin savunacağı Alevi, yol edep erkanıdır. Dolayısıyla darı savunmak zorundadırlar çünkü Alevilikte iktidar yoktur. İktidar için insanı dışlamak yoktur. Bütün bu olanların içinde asıl tartışılacak olan alan ABF Pirler kuruludur. Çünkü bütün sorumluluk onlardadır ve onların sorumluluğunu yerine getirmemesinden dolayı bu işler bu hale gelmemektedir. Şöyle düşünüyorum, oradaki insanlar bencilliğe düşmüşlerdir, kendi bencilliklerine düşüpte kendi çıkarlarını ve iktidarlarını düşündükleri için gözlerin önünde olan kıyıma hatta ortak olarak iktidarlarını korumak için mevcut bahsettiğimiz dernekler hukukunu kullanarak bu işi beraber yapmışlardır diye düşünüyorum.

    “ALEVİ HUKUKU GEREĞİ DAR KURULMALI”

    Hiçbir şekilde hiç kimse suçunu gizleyerek bir sorunu çözüm noktasına götürme şansı yok. Dolayısıyla bu bugün ki idarede olan yada bugünkü hizmet eden canlarımızın sorunu değil bir bütün olarak geçmişten günümüze gelen bir sorun. Ve ABF İnanç Kurulu sadece bizim bir suçumuz yok, bir tüzük var bu tüzüğün gereği yapıldı demekten ziyade bugün bir dede olarak onlara çağrım şu;  Siz gereğini yapın dernekler ister dinlesin ister dinlemesinler. En azından toplum vicdanında bir kaşılığı olsun bunun. Sizler hata işlediği söylenen canlarımızı dara çekin, onların davalarını görün, karşı tarafta kendilerinden davacı olan canlarımızı da buyursunlar suçlarını olduğunu ifade etsinler ve bir suçları varsa siz mahkum edin biz hepimiz vicdanen kabul edelim Pirler Kurulu mahkum etti yada düşkün ilan etti suçları vardı yada suçları yoksa enzından buradan iktidarlarını korumaya çalışan dostlarımız varsın iktidarlarını korusun ama en azından bu arkadaşlarına iade itibarlarını geri verin bir suçlarını olmadığı toplum ilan edin. O dostlarımızda gönül rahatlığıyla hizmetlerine devam etsin.

    “BAŞKAN NE DERSE ONU YAPAN DEDENİN YOLDA YERİ YOKTUR”

    Aksi halde artık yolun dedesi yolun piri yoktur. Artık derneklerin dedesi, başkanların dedesi vardır. Başkan ne derse dede onu yapar, başkan ne derse onu yapan dedenin yolda yeri yoktur. Dede, pir yolun dedesi ve yolun piridir ve yolun kanunu, kuralı neyse onu işlemek zorundadır. Kendi çıkarları, yerini, iktidarını, makamını korumak için eğer farklı hareketler içerisinde bulunuyorsa ona da dede dememek gerekiyor.

    ABF İnanç Kurulu’nun aynı zamanda kendisini de temize çekmesinin bir vesilesi olacaktır. Bu dava Hasan Kılavuz nezdinde oradaki yönetimde bulunan dedelerinin de kendilerini temize çekme fırsatı olacaktır. Aksi halde burada bir kastin olduğunu düşüneceğiz,bizler burada Alevi hareketi içinde koltuklarını ve iktidarlarını korumaya çalışan canlara dedelerin hizmet ettiğini yola hizmet etmediğini düşüneceğiz. Bu Alevi yoluna zarar verecektir.”

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • PSAKD yöneticisi Gülüm: İhraçlarla Alevi hareketi dejenere ediliyor-VİDEO

    PSAKD yöneticisi Gülüm: İhraçlarla Alevi hareketi dejenere ediliyor-VİDEO

    PİRHA- Bazı Alevi kurumlarında dedelerin ve üyelerin ihraç edilmelerini değerlendiren PSAKD İstanbul Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, ihraçların iktidar olma mücadelesinin bir parçası olduğuna dikkat çekti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, son dönemlerde gündeme gelen bazı Alevi kurumlarından dedelerin ve üyelerin ihraç edilmelerini değerlendirdi.

    “KURALLARIN TAMAMINI DEVLET BELİRLİYOR”

    İhraçların son dönemlerde Alevi inancının yol erkanını yürüten dedelere kadar indiğine vurgu yapan Gülüm, bu ihraçlardan dolayı Alevi hareketinin dejenere edildiğini kaydetti. Devletin Alevi kurumlarına dair biçtiği bir rol olduğunu söyleyen Gülüm, “Bu role uygun bir yol ve yöntem belirliyor. ‘Tüzük yapın’ diyor, ‘kurallara uyun’ diyor. Tamamını devlet belirliyor kuralların” dedi.

    “ARAÇ OLARAK GÖRÜLEN, İKTİDAR MÜCADELESİNDE AMACA DÖNÜŞTÜ”

    2010 yılına kadar Alevilerin bu kuralları reddettiğini sadece varlıklarını sürdürebilmek için araç olarak gördüklerini ifade eden Gülüm, günümüzde ise bu aracın Aleviler açısından iktidar mücadelesinde bir amaca dönüştüğünü sözlerine ekledi.

    “ALEVİ İNANCINDA İKTİDAR OLMAK YOKTUR”

    Alevilerde iktidar olma mücadelesi başladığından beri dejenerasyonun da hızlandığını belirten Gülüm, “Alevi inancında asla iktidar olmak yoktur. Dolayısıyla da ihraçlar iktidar olma amacını taşıyan, o anlamda ifade edilen ve yol alınan bir durumdur” dedi.

    Ayrıca Hasan Gülüm, bu yıl Alevi hareketinin en kötü süreçlerinden birini yaşadığını düşündüğünü de sözlerine ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Güzelgül: Alevi yol erkanında ihraç yoktur, kazandırma vardır-VİDEO

    Güzelgül: Alevi yol erkanında ihraç yoktur, kazandırma vardır-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Alevi kurumlarında yaşanan ihraçlarla ilgili, “Bizim yolumuzda, erkanımızda ihraç etmek yoktur, kazandırma vardır” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mersin Şubesi’nde faaliyet yürüten dedeler Efe Engin ve Kazım Açıktepe bir süre önce dernekten ihraç edilmişti. Engin ve Açıktepe, Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu’nun Erzincan’da yaptığı bölge toplantısında inanç kurulunda dara durmak istediklerini söylemişlerdi. İnanç kurulu toplantısında tartışılan konu hakkında süreç hala devam ediyor.

    Diğer yandan yaşanan ihraçlara tepkiler de gecikmedi. Alevi inancında ihracın olmadığı yönünde çeşitli paylaşımla yapıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül yaşanan ihraçları PİRHA’ya değerlendirdi. Alevi yol ve erkanında mahkeme kapılarına gitmenin olmadığına vurgu yapan Güzelgül, bu olayda tarafların mahkemelik olduklarını dile getirdi.

    “BİZİM YOLUMUZDA İHRAÇ ETMEK YOKTUR”

    Güzelgül ‘’Kendi pirimize, rehberimize, mürşidimize gidip meramımızı anlatıp müşkülat varsa müşkülat, düşkünlük varsa düşkünlük konuşulur. Sonra iki taraf bir araya getirilir ve dinlenir. Sadece pir, rehber, mürşitlerle değil bütün canlarla birlikte köy yerindeysek, oradaki canlarla veya metropolde isek cemde olan canlarla, canları dinledikten sonra müşkülatsa müşkülat, düşkünlükse düşkünlük ona göre değerlendirilip cezası neyse verilirdi” dedi.

    Alevi yol erkanında ihraç olmadığının altını çizen Güzelgül, “İhraç edilenlere belirli bir müddet verilir. O süre zarfında kendini düzeltebiliyorsa, verilen kararları uyguluyorsa o süre bittikten sonra tekrar bir toplantı yapılır hak mahkemesi kurulur. Kendileri dinlenir, dinlendikten sonra tekrar yol erkana alınır’’ şeklinde ifade etti.

    “HER KURUMUN KENDİSİNE GÖRE TÜZÜĞÜ VARDIR”

    Her kurumun kendisine göre bir tüzüğü olduğunu hatırlatan Güzelgül, bu tüzüğe müdahale etme yetkisine sahip olmadıklarını sadece yol erkan babında değerlendirme yapabildiklerini de ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Erbaş’tan sert tepki: Dedelik bir kurumdur, kurumun dedesi olmaz-VİDEO

    Erbaş’tan sert tepki: Dedelik bir kurumdur, kurumun dedesi olmaz-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) üyesi 2 dedenin ihraç edilmesine ilişkin konuşan Adıgüzel Erbaş dede, “Kurumun dedesi olur mu? Dedelik bir makamdır. Dedelik dede talip ilişkisidir, baba oğul ilişkisidir, ana-kız ilişkisidir, iki dost ilişkisidir. Dedelik başlı başına bir kurumdur” dedi.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyesi Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin Alevi Kültür Dernekleri (AKD) yönetimi tarafınca ihraç edilmelerine tepkiler sürüyor.

    Dün Can TV’de Nilgün Mete’nin sunduğu Can’da Gündem programına telefonla bağlanan Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı dedelerinden Adıgüzel Erbaş, ihraçlara tepki göstererek “Böyle bir şey olamaz” dedi.

    “DEDELİK BAŞLI BAŞINA BİR KURUMDUR”

    “Bir kurumda dede olur mu? Kurumun dedesi olur mu. Dedelik bir makamdır, mevkiidir. Dedelik dede talip ilişkisidir, baba oğul ilişkisidir, ana-kız ilişkisidir, iki dost ilişkisidir. Dedelik başlı başına bir kurumdur” diyen Erbaş, “Dedeyle talip arasındaki ilişki muhteşem bir olaydır. Derdiyle dertlenir, acısıyla acılanır, her şeyini paylaşır. İyi günde kötü günde birlikte olunur. Yaşam birlikteliği vardır” diye ekledi.

    “KURUMUN DEĞİL, TALİBİN DEDESİ OLUR”

    Kurum dedeliği kavramının tepki gösteren Erbaş, “Kurumun dedesiyseniz başkan ne emrederse siz onu yapmak durumundasınız. Kurumun dedesi olmaz talibin dedesi olur. Dedelik evladı resuldür birilerinin emrinde olmaz. Dedelik başlı başına bir işleyiştir, felsefedir, yaşamdır” diye ifade etti.

    Erbaş, programın sunucusu Nilgün Mete’nin “Alevi Bektaşi Federasyonu bünyesinde kurulan bir inanç kurulu var ve toplantılar yapıyor. Bunu da mı eleştiriyorsunuz, bu kurum da mı olmamalı?” şeklindeki sorusuna ise “Hangi inancın kurulu var, hangi toplantıları yapıyorlar, hangi inanç? ‘İnanç kurulu başkanı…’ böyle bir şey olabilir mi? Aleviliğin kadimden beri gelen bir felsefesi var. ‘En-el Hak’ demiş, felsefeyi çizmiş, ne yerde aramış ne gökte aramış. Karşısındakini hak bilmiş. Hak ile hak olmuş bir inanç bu” yanıtını verdi. (HABER MERKEZİ)

  • Aydın Tonga, Açıktepe ve Engin’in ihracını yazdı: Yolda ihraç yoktur

    Aydın Tonga, Açıktepe ve Engin’in ihracını yazdı: Yolda ihraç yoktur

    PİRHA- Nisan ayında Alevi Kültür Dernekleri’nden ihraç edilen Kureyşan Ocağı evlatlarından Dede Kazım Açıktepe ile Efe Engin’in ihraçlarıyla ilgili bir yazı yazan yazar Aydın Tonga, “‘Alevi toplumunun büyük çoğunluğu yıllarca “Devletin ya da egemen düzenin Alevisi olmayacağız, yolumuzun öğretilerine göre yaşayacağız, muktedirlerin çarkında dişli olmayacağız’ gibi söylemlerle hareket etmiş pek çok Alevi örgütü de bu söylemleri sahiplenmiştir. Fakat gelinen noktada görüyoruz ki, bırakın devleti, kimi Alevi örgütleri kişilerin kurumların örgütü haline gelmiştir.” ifadelerini kullandı. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mersin Şubesi İnanç Kurulu’nda yaklaşık 5 yıl görev yaparken Temmuz 2018’den itibaren İnanç Kurulu’nda hizmet vermeleri engellenen Kureyşan Ocağı evlatlarından Dede Kazım Açıktepe ve Efe Engin 16 Nisan 2019 tarihinde dernekten ihraç edilmişti. 1-2 Haziran tarihlerinde Erzincan’da gerçekleşen Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu toplantısında Açıktepe ve Engin, dara durmak istediklerini ve sorunun çözülmesini talep etmişlerdi.

    Açıktepe ve Engin’in ihraçları hala devam ediyor. Yazar Aydın Tonga ise bugün Odatv.com’da Açıktepe ve Engin’in ihraçlarını yazdı. Tonga’nın ‘Alevilikten ihraç olur mu?’ başlıklı yazısının tamamı şöyle:

    ALEVİLİKTEN İHRAÇ OLUR MU?

    İhraç; çıkarma, dışarıya atma anlamına gelmekte. Ekonomi literatüründe ise dış satım olarak ifade edilmekte. Biz bu yazıda çıkarılanlar, dışarıya atılanlar bağlamında bir ihraç gündemini ele almaya çalışacağız.

    Alevi Kültür Dernekleri Mersin Şubesi geçtiğimiz haftalarda Dede Efe Engin ve Kazım Açıktepe’yi sorgusuz sualsiz ihraç etti; tam kelime karşılığı olarak, cemevinden çıkardı, dışarı attı. Sorgusuz sualsiz diyoruz zira, Alevi toplumuna özgü dara durma, rızalık gibi asgari şartlar bile aranmadan dedeler hakkında bu karar verildi. Oysa biz cemevi derneklerini, iş adamları ya da herhangi bir çıkar bağından farklı olarak bir araya gelen dernekler olarak biliyorduk; ihraç da ne ola ki!

    SORU İŞARETLERİYLE DOLU İHRAÇ SÜRECİ

    İlgili şube, dedeleri Alevi inançları temelinde ‘ihraç’ etmediğine göre, bu şube ve bağlı olduğu Alevi Kültür Dernekleri (AKD), nasıl ve hangi gerekçe ile insanları ihraç edebilir? Nitekim insanlar o kurumlara Alevi kimliği ile dahil oluyor, o kurumlardan bu kimliğin yükümlülüklerini bekliyorsa, ihraca konu olan sebeplerin de bu saiklerden ortaya çıkması gerekmez mi? En nihayetinde ‘Kanarya Sevenler Derneği’nden’ değil Cemevi Dernekleri’nden bahsediyoruz!

    Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz dedelerin ihracına giden süreç ise soru işaretlerini daha da çoğaltmakta, bir Alevi örgütlenmesinde yaşanan sürecin vahametini daha da netleştirmekte aslında. Şöyle ki, Dede Efe Engin’e 3 Ağustos 2018 tarihinde kınama cezası aldığı tebliğ edilir ayrıca dernek üyeliğinin de 1 yıl askıya alındığı bildirilir. Kararı bildiren AKD’dir. Bu arada hemen belirtelim ki, Dede Efe Engin, Mersin Şubesi Cemevi’nde 2 yıl şube yöneticiliği 4 yıl da İnanç Kurulu Üyeliği yapmış biridir. Öyle dışarıdan, zayıf bir kimlikte değildir. Üstelik AKD bu kararı 2 Temmuz günü, yani Sivas Katliamı’nın yaşandığı tarihte alır! En azından karar tarihinde bu yazılıdır. Fakat o tarihte toplantı yapılmadığı da aşikardır. Çünkü bahse konu tarihte Genel merkez yöneticilerinin programlarında Sivas Katliamı ve akabinde Çorum ve Hacıbektaş programları gözükmektedir!

    Garabetler bununla da sınırlı değildir. Devam edelim.

    SAVUNMA YOK, DİNLEME YOK, HUKUK YOK…

    Kınamaya giden süreç öncesinde Dede Efe Engin ifade vermek üzere AKD Genel Merkezi’ne çağrılır. Fakat kendisine bir suçlama yöneltilemez ve Engin’in savunması bile alınmaz. Nitekim iddiaya sebep olabilecek bilgi ve belgeler henüz toplanmamıştır. Onun için de disiplin yargılanmasına son verildiği belirtilir ve bu bir yazı ile kayıt altına alınır. Bu yazıyı imzalayanlar arasında Disiplin Kurulu başkanı da vardır. Tarih 2 Haziran 2018’dir. Fakat işte aynı tarihten 1 ay sonra Efe Engin’e kınama cezası verilir. Cezanın verildiği iddia edilen 10. madde ise cezalarla değil genel kurul işleyişi ile ilgili bir maddedir. Ne diyelim, savunma yok, dinleme yok, hukuk yok ama Alevi toplumunu temsil ediyorlarmış, öyle diyorlar.

    Öte yandan bugün Efe Engin’i ihraç eden Mersin Cemevi Şube Başkanı Hasan Kılavuz, AKD Genel Merkezi’nin verdiği kararı o günlerde eleştirmiş ve yönetim kurulu kararının aldığı şu satırlara da imza atmıştır:

    “AKD ve diğer Alevi kurumları içinde aktif olarak çalışmak isteyen şubemizin üyesi Efe Engin daima güçlü ve saygın bir Alevi hareketinden tavır almıştır. Efe Engin’in gerekçesiz sebeplerle bir yıl boyunca örgüt çalışmaları dışında tutulmasını bir haksızlık olarak değerlendiriyoruz… Kararın cemevimiz yönetimini oldukça üzdüğünü ve yazınızda belirtilen mevcut tüzüğün 10. maddesinin bu kararla ilgili bulunmadığını, AKD Genel Yönetim Kurulunuzun aldığı kararı ve tüzüğü gözden geçirerek şube yönetimimizi rahatlatacak bir karara dönüştürülmesini arz ederim.” Tarih 8 Ağustos 2018.

    İNANCA AYKIRI BİR İŞ…

    Fakat köprülerin altından yine sular akmış, çok değil daha bir yıl önce Efe Engin’i saygın bir kimlik olarak gören Mersin Cemevi Şube Başkanı Hasan Kılavuz bugün onu ihraç etmiştir. Bu arada Hasan Kılavuz son dönemde kimi Alevi kurumlarının bir araya gelerek oluşturduğu Alevi-Bektaşi Federasyonu ‘İnanç Kurulu’nun da başkanıdır. Dolayısıyla ihraç kararına imza atan yazının altında bir İnanç Kurulu başkanının imzası vardır! Fakat o inanç kurulunun diğer üyeleri Kılavuz gibi düşünmemektedir. Nitekim geçtiğimiz günlerde Erzincan’da toplanan İnanç Kurulu toplantısında Engin ve Açıktepe’nin ihraçları konuşulmuş, Kılavuz’un katılmayı istemediği bu toplantıda diğer üyeler ihraçlara karşı çıkmıştır. Bir diğer ifade ile İnanç Kurulu üyelerinin büyük çoğunluğuna göre, İnanç Kurulu başkanı, inanca aykırı bir işe imza atmıştır!

    Diğer taraftan Hasan Kılavuz’a karşı çıkan sadece İnanç Kurulu üyeleri değildir. Kılavuz’un başkanı olduğu cemevi üyelerinden bir grup da geçtiğimiz günlerde ihraçlarla ilgili bir toplantı gerçekleştirmiş ve anılan dedelere şu sözlerle sahip çıkmıştır: “…Düşkünlük sebebi olmadan Alevi dedelerini, her tuğlasında, her anında emekleri olan mekanlardan dışlamak tabiri caizse vicdansızlıktır. Canlarımız Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin hangi gerekçelerle hangi tüzük maddelerine dayanılarak ihraç edildiğinin belirgin olmaması bizleri şahsi nefret ve ikbal kaygısı önündeki engeller nedeniyle ihraç edildikleri sonucuna götürmektedir.”

    YOL’DA İHRAÇ YOKTUR

    Alevi toplumunun büyük çoğunluğu yıllarca “Devletin ya da egemen düzenin Alevisi olmayacağız, yolumuzun öğretilerine göre yaşayacağız, muktedirlerin çarkında dişli olmayacağız” gibi söylemlerle hareket etmiş pek çok Alevi örgütü de bu söylemleri sahiplenmiştir. Fakat gelinen noktada görüyoruz ki, bırakın devleti, kimi Alevi örgütleri kişilerin kurumların örgütü haline gelmiştir. Eğer böyle olmasa örgütler aldığı kararlarla ilgili demokratik bir işleyişi tercih eder, örneğin seçimlerde çarşaf listeyi seçer, hayati kararlarda canlarının rızalığını arar ve eğer canları yoldan uzaklaştırma eğiliminde bir karar alacaksa, ikrarını sorgular, dara çeker ve onu yola havale eder, yol ise onu düşkün bırakır, ihraç etmez. Çünkü yolda ihraç yoktur.

    Cemevleri ve bağlı bulundukları dernek ve vakıflar, hali hazırda kurulmuş olan diğer örgütlenmelerden farklıdır. Sahip çıktıkları ‘kutsal’ bir öğreti, tarih ve gelenek vardır. Bu yapıların amacı da o öğretiye göre bir yaşam sürmek ve yapı etrafında bir araya gelen insanlara inancın ve geleneğin gösterdiği şekilde hizmet etmektir. Bu düsturdan uzaklaşıldığı sürece, yol ile olan bağ da zayıflayacak ve hatta zamanla kopacaktır. Dolayısıyla burada esas olan tabelada yüklenilen misyon değil, pratikte kendini gösteren sorumluluktur. Efe Engin ve Kazım Açıktepe örneğinde de gördüğümüz üzere yol evlatlarını ihraca reva gören bir irade, tarihin kendilerine biçtiği inanç kıyafetini değil, adeta bir şirket kıyafetini giymiş ve insanları sorgusuz, sualsiz kınamış, yoldan uzaklaştırmış ve sonunda ihraç etmiştir. Fakat unutulmamalı ki, şirket ticari bir örgütlenmedir ve aldığı kararlar ancak kağıt üzerinde geçerlidir, toplumda değil.

    (HABER MERKEZİ)