Etiket: ihraçlar

  • AKD Mersin Şubesi’ne üyelerden ihraç tepkisi  – VİDEO

    AKD Mersin Şubesi’ne üyelerden ihraç tepkisi – VİDEO

    PİRHA- AKD Mersin Cemevi üyeleri, yaptıkları basın açıklaması ile Efe Engin ve Kazım Açıktepe dedenin sebebi açık olmayan, hukuka aykırı ve soyut nedenlerle Alevi Kültür Dernekleri’nden tüzüğe aykırı biçimde ihraç edildiklerini duyurdu. Açıklamada, “Aleviler Dar erkanını, rızalığı esas alırlar otoriterleşmeyi değil. Alevi kurumları kimsenin şahsi malı ya da siyasi çıkarları için kullanacağı yerler değildir. Kimse bu kurumları kullanarak politik yahut ekonomik menfaat elde etmemelidir, edemez!” denildi.

    AKD Mersin Cemevi üyeleri, Efe Engin ve Dede Kazım Açıktepe’nin AKD’den ihraç edilmesine ilişkin açıklama yaptı. İçinde bulunulan süreçte demokrasiye ilişkin zorlu sınavların verildiği kaydedilen açıklamada, Alevi toplumu içindeki demokrasi sınavının da ülke geneline paralel gittiği kaydedildi.

    Türkiye’de hukuksuzca yapılan ihraçlara dikkat çekilen açıklamada, aynı hukuksuzlukların Alevi kurumlarında da ihraçlarla yaşandığı belirtildi.

    “CEMEVLERİNE LİYAKATSİZ KİŞİLER DOLDURULUYOR”

    Devletin kendi Alevisini yaratma projesini hız kesmeden sürdürdüğünün altı çizilen açıklamada, “Bazı Aleviler de bu projeye isteyerek yahut istemeyerek destek olmaktadır. Türkiye genelinde Alevi hareketine yönelen saldırılar aslında hizaya getirilmeye çalışılan Alevilere gözdağı verilmek ve otoritenin gücünü göstermek hususunda birer vesikadır. Türkiye’de demokrasinin önemli bir lokomotifi olan Aleviler hak mücadelesinden, yoğunlaşan kapitalizm kaynaklı krizden, sınıf meselesinden, Kürt sorunundan, insan hakları mücadelesinden ayrı tutulmaya, uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Dillerde her ne kadar kadim inancımızın belirgin cümleleri olsa da Alevilerin bir kısmı muteber kılınmaya çalışılmakta bir kısmı ise itibarsızlaştırma hareketlerine maruz kalmaktadır” denildi.

    “İKİ ALEVİ DEDESİ AKD’DEN İHRAÇ EDİLDİ”

    Açıklamada, cemevlerinin hızla çoğaldığı ve cemevlerine hazırlıksız olan Alevi hareketi, hizmet mekanlarına liyakatsiz kişilerin doldurularak asimilasyonun derinleşmesi ve köksüzleştirilme merkezlerine dönüştürülmeye çalışılmakta olduğu kaydedildi.

    Kadını merkeze alan Alevilik inancının geldiği aşamada kadınları ikinci plana gençleri ise sadece birer ucuz iş gücü konumuna getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, “Çok daha ağır kusurlu şahıslar herhangi bir sorgulamaya dahi uğramazken elinden geldiğince yola hizmet etmeye çalışanlar gerek adliye kanalıyla gerek dernekler içindeki liyakatsiz kişilerin hasmane hareketleriyle Alevi hareketinden uzak tutulmaya çalışılmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    Alevi dedelerinin herhangi bir düşkünlük sebebi olmadan Alevi kurumlarından ihraç edildiği kaydedilen açıklamada, iki Alevi dedesi Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin sebebi açık olmayan, hukuka aykırı ve soyut nedenlerle Alevi Kültür Derneklerinden tüzüğe aykırı biçimde ihraç edildikleri belirtildi.

    “ALEVİ KURUMLARI KİMSENİN ŞAHSİ MALI DEĞİLDİR”

    AKD’ye çağrıda bulunan Mersin Cemevi üyeleri, şunları kaydetti:

    “Elbette herhangi kimsenin kusursuzluğunu iddia etmek hayatla bağdaşmamaktadır. Ancak düşkünlük sebebi olmadan Alevi dedelerini, her tuğlasında, her anında emekleri olan mekanlardan dışlamak tabiri caizse vicdansızlıktır. Canlarımız Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin hangi gerekçelerle hangi tüzük maddelerine dayanılarak ihraç edildiğinin belirgin olmaması bizleri şahsi nefret ve ikbal kaygısı önündeki engeller nedeniyle ihraç edildikleri sonucuna götürmektedir. Eğer canlarımızın düşkün ilan edilmelerini gerektirir bir davranış yahut sözleri var ise ve bu iddianın sahipleri samimilerse Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin cem ekranıyla dara çekilmelerini, eğer düşkün ilan edilecek ve ihraç edileceklerse kararın bu erkanda verilmesinin gerektiğini, bu çağrımız karşılıksız kalırsa Efe Engin ve Kazım Açıktepe canlarımızın haksız, hukuksuz ve Aleviliğe sığmayan saiklerle ihraç edildiğini anlamış bulunacağız.”

    “Alevilerin hukuku rehber, pir, mürşid, talip hukukudur ve ikrarla başlar” denilen açıklamada Alevilerin iç hukukunu dernekler yasasının belirleyemeyeceği Alevilerin dar erkanını ve rızalığı esas aldıkları otoriterleşmeyi esas almadıkları belirtildi.

    Açıklmada, “Alevi kurumları kimsenin şahsi malı ya da siyasi çıkarları için kullanacağı yerler değildir. Kimse bu kurumları kullanarak politik yahut ekonomik menfaat elde etmemelidir, edemez!” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim-Sen 2 No’lu Şube: OHAL Komisyonu’nun hukuki niteliği tartışmalıdır

    Eğitim-Sen 2 No’lu Şube: OHAL Komisyonu’nun hukuki niteliği tartışmalıdır

    PİRHA – Eğitim-Sen 2 Nolu Şubesi, KHK ile ihraçlara karşı yaptıkları eylemin 105. haftasında OHAL komisyonunun hukuki niteliğinin tartışmalı olduğu belirtilerek, “Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal kurumları olan mahkemeleri yok sayarak karar vermesi açık bir Anayasa ihlalidir ve suçtur” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu çalışanın ihraç edilmesini ve açığa alınmasını protesto ettiği oturma eyleminin 105. haftasında basın açıklaması yaptı.

    105. Haftada devam eden eylemde yapılan açıklamayı Eğitim Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç okudu. Kılıç, 32 ay 15 gündür hiç bir yasal süreç işletilmeden işlerinin ellerinden alındığını belirtti.

    “55 BİN 714 BAŞVURUYA RET”

    OHAL İnceleme Komisyonu’nun 3 Mayıs 2019 tarihi itibarıyla komisyona yapılan 126 bin 120 başvurudan 5 bin 250’si kabul ettiğini, 65 bin 156’sı ret olmak üzere toplam 70 bin 406 başvurunun karara bağlandığını kaydeden Kılıç,  55 bin 714 başvurunun incelenmesine devam edildiğini kaydetti.

    İktidara çağrıda bulunan Hasan Ali Kılıç, “Siyasal iktidar uluslararası sözleşmelere, anayasamıza ve yasalarımıza uymak ve bu hükümler çerçevesinde görevlerini yürütmek zorundadır” dedi.

    “İHRAÇ EDİLENLER YAPILAN İHBARLARDAN HABERSİZ”

    Kılıç, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Komisyon oluşum şekli, yetkisi ve aldığı kararlar itibariyle AİHS, Avrupa Sosyal Şartına, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesine, ILO sözleşmelerine açıkça aykırıdır. Nitekim Avrupa Konseyi yetkilileri yakın zamanda benzer uyarılarda bulunmuş, gidişatın devam etmesi halinde etkili iç hukuk mekanizması olarak kabul edilmeyeceğine dair ihtarda bulunduklarına dair basında haberler yer almıştır.

    Komisyon “iltisaklı” olmayı keyfi ve iktidarın kadrolaşma hedeflerine uygun şekilde,  istihbarat örgütlerinden, kurum yetkililerinden, yereldeki iktidar partisi yöneticilerinden gelen bilgiye, asılsız ihbarlara göre yorumlamakta, buna göre kararlar vermektedir. “İltisak” kavramı idari ve ceza hukukumuzda olmayan bir kavramdır. Masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına aykırıdır. Hele hele de kişinin kendisini savunma araçlarının olmadığı, şeffaf ve adil bir yargılanma sürecinin işlemediği bir mekanizma tarafından iddia edilmesi hukuki bir faciadır.

    İhraç edilenler kendileri hakkında yapılan asılsız ihbarlar, istihbarat bilgileri ve “kurum kanaatinden” de bihaber durumdadırlar. Siyasi iktidarın ihbarcılığı teşvik etmesi ve ihbarlara itibar etmesi nedeniyle işyerlerinde kimsenin kimseye güvenmediği, sürekli bir gerginlik halinin yaşandığı, çoğu kurum idarecilerinin çalışanları adım adım takip ederek bir açığını yakalayıp bunun üzerinden görevde yükselmeye çalıştığı korkunç bir tablo ile karşı karşıyayız. Bu durum çalışma barışını ortadan kaldırmıştır ve sürdürülebilir değildir.”

    “OHAL KOMİSYONU LAĞVEDİLMELİ”

    “OHAL komisyonunun kendisini mahkemelerin yerine koyarak karar vermesi hukuksuzdur” diyen Kılıç, OHAL komisyonun hukuki niteliğinin tartışmalı olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal kurumları olan mahkemeleri yok sayarak karar vermesi açık bir Anayasa ihlali ve suç olduğu vurgulandı.

    OHAL komisyonunun derhal lağvedilmesi gerektiği çağrısında bulunan Hasan Ali Kılıç, haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Kılıç, mücadelelerine devam edeceklerini vurguladı. (HABER MERKEZİ)

     

  • KHK mağduru öğretmenler: İhraçlar travmaya neden oldu-VİDEO

    KHK mağduru öğretmenler: İhraçlar travmaya neden oldu-VİDEO

    PİRHA – KHK ile işlerinden edilen Eğitim-Sen üyesi öğretmenler Tekin Çelik ve Mehmet Atlı, hem ekonomik hem de sosyal ilişkilerinin bozulduğunu belirterek, hukuksal olarak davalarda herhangi bir dönüşün olmadığını kaydetti. 

    KHK ile işlerinden edilen öğretmenlerin sadece ekonomik olarak değil sosyal olarak da ilişkileri bozuldu. İhraç edildikten sonra ciddi ekonomik sorunlar yaşayan öğretmenlerden kimi garsonluk yaparak ailesini geçindirmeye çalışırken, kimi de mağazada çalışarak ekonomik sıkıntısını çözmeye çalıştı. Fakat ihraç edilen Tekin Çelik ve Mehmet Atlı mücadele etmekten vazgeçmeden işlerine geri dönecekleri günleri dört gözle bekliyor.

    Sınıf öğretmeni olan ve ihraç edilirken müdür yardımcılığı görevini yürüten Tekin Çelik, İzmir’de çalışırken 2016 yılında ihraç edildi. Çelik de diğer ihraçlar gibi bir gece yarısı yayınlanan KHK ile görevinden ihraç edildi. İhraç edildikten sonra kendisine herhangi bir açıklamanın yapılmadığını kaydeden Çelik, “Herhangi bir açıklama ya da bilgilendirme yapılmadı. Ya da KHK ile ihracımızdan sonra herhangi bir dava süreci herhangi bir suç isnadı söz konusu olmadı. Dolayısıyla herhangi bir suç ortada yokken ihraç edildik” dedi.

    İHRAÇLAR TRAVMAYA NEDEN OLDU  

    KHK ile ihraç edildikten sonra çok yönlü hayatlarına yansıdığını belirten Tekin Çelik şöyle devam etti:

    “Aslında KHK ile ihraç çok boyutları olan bir şey. Ekonomik olarak yıldırmak, diz çöktürmek bu şekilde tasfiye ederek aslında yürütmüş olduğunuz mücadeleden sizi alıkoymak. Sizi işinizden KHK’lerle atarak aslında bu şekilde mağdur etmek, geride kalan insanları yıldırmak, onları ümitsiz kılmak ve bir bütün olarak kamuda yapmayı düşündükleri dönüşümü sağlamak için yaptıklarını düşünüyorum.

    Çok yönlü ve farklı alanlarda bunun travmatik boyutlarının olduğunu iki buçuk senede gördüm. Ekonomik olarak çok ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldığınızı görüyorsunuz. KHK ile ihraç olduktan sonra KHK ile ilgili maddeden dolayı herhangi bir kamu alanı ya da herhangi bir işte sigortalı çalışamayacağınızı anlıyorsunuz. Sosyal ilişkilerinizi bir bütün olarak aslında bozuluyor. Bir şekilde aileniz ve çevrenizle olan ilişkilerinizde farklı etkilerin olduğunu görüyorsunuz. Yani bir bütün olarak bir izolasyona sebep oluyor.”

    Yaşamın her alanında mücadele yürüttüklerini ve laik, bilimsel, demokratik ve anadilde eğitimi savunduğunu belirten Çelik, yürüttükleri mücadeleden alıkoymak için KHK ile ihraç edildiklerini kaydetti.

    “HUKUKİ SÜREÇ DE YAŞANAN ÇARPIKLIĞA UYGUN DEVAM ETTİ”

    İhraç edildikten sonra yasal bir sürecin başladığını ancak hala sonuçlanmadığını kaydeden Çelik şöyle devam etti:

    “Tabi ihraçlarla beraber başlayan bir yasal süreç vardı. Aslında bizim gibi mücadele edenler için OHAL bir istisna olmaktan çıkıp bir kurala dönüştü. Bizim için aslında her zaman OHAL vardı. Yürüttüğümüz mücadele her zaman OHAL’deymişiz gibi bir muameleyle karşılandı. Dolayısıyla ihracımızla ilgili olan süreçte hukuki süreçte aynı şekilde yürüdü. Aslında bir karar verildi ve arkasından yürüyen hukuki süreçte bu çarpıklığa uygun bir şekilde devam etti.

    “İHRAÇLAR SİYASAL BİR SÜREÇTİR”

    OHAL komisyonundaki başvurumla ilgili iki yıl oldu ama benim tarafıma herhangi bir dönüş yapılmış değil. Mücadelede başarılı olacağımı ben düşünüyorum. Ama bazı gerçekleri de görmek gerekiyor. Bizim kamudan tasfiyemiz bu ihraçlar süreci hukuki bir mesele olmaktan öte siyasal bir süreçtir. Bizimle ilgili yürüyen süreç sadece bunun bir ayağıdır.”

    İzmir Karşıyaka Eğitim Sen 2 No’lu Şube’nin 100 haftayı aşkın süredir yürüttüğü mücadelede yer alan Tekin Çelik, bu zor zamanlarda yan yana durmanın ve dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

    “GARSONLUK YAPARKEN ÖĞRENCİLERİME SERVİS YAPTIM”

    7 Şubat 2016 yılında 686 sayılı KHK ile işinden ihraç edilen 17 yıllık öğretmen Mehmet Atlı da zor günler geçirmesine rağmen mücadele etmekten vazgeçmedi. Atlı, o zor günleri şöyle anlattı:

    “Yaklaşık iki buçuk yıl oldu ihraç edileli. Bu süre içinde zaman zaman çalışarak zaman zaman ev işleriyle, çocuklara bakarak, aynı zamanda sendikal faaliyetlerde bulunarak ayakta kalmaya çalışıyoruz. Herkesin bu süreçte yaşadığı bir hikayesi vardır. Ben de birçok hikayeyi yaşadım. Öncelikle sosyal hayatta bir dışlanmışlık hissediyordum.

    6 yıl çalıştığım okulumdan ihraç edildikten sonra okulun önünden geçemiyordum. Öğrenciler beni farklı bir şekilde ‘Aydın lisesinin… öğretmeni’ diyorlardı. Yine garsonluk yaparken -sınıfta çok yaramaz öğrencilerim vardı- orada onlara servis yapıyordum. Hayatın garip tarafları da oluyor. Ona rağmen yaşamı seviyoruz. Bunlar belki hayatımızda anı olarak geçecek ama bizi yıprattı.”

    “OHAL KOMİSYONU DİPSİZ BİR KUYU”

    17 yıllık öğretmenlik hayatından sonra başka bir hayatın gerçeğiyle yüzleştiğini kaydeden Atlı, işe geri döneceğinden emin.

    Atlı, ihraç edildikten sonra hukuki sürecin işlemediğinin altını çizdi. Mehmet Atlı, “Bir OHAL komisyonu var ama bu komisyon hukuki bir merci değildir, dipsiz bir kuyudur. Bu kuyunun en dibinde özellikle KESK üyelerimiz bekletiliyor. Türkiye normal koşullarına döndüğü an demokratik siyaset yürütüldüğünde biz de görevimize geri geleceğiz. Şu anda konjektör bize kapalıdır” diye konuştu.

    Eğitim sistemine kısaca değinen Atlı, “Eğitim gittikçe gericileşmiş, gittikçe bilimsel eğitimden uzak dünyanın bugünkü çerçevesinden baktığınız o evrensel, bilimsel temellerden tamamen kopmuş mezhepçi inanç üzerinde şekillenen bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız” dedi.

    Atlı, son olarak mücadele vurgusu yaparak umudunu diri tutuğunu söyledi. PİRHA/İZMİR

     

  • Karşıyaka Çarşısı’ndan ihraç edilen kadınların çığlığı yükseldi – VİDEO

    Karşıyaka Çarşısı’ndan ihraç edilen kadınların çığlığı yükseldi – VİDEO

    PİRHA – KESK İzmir Kadın Meclisi, oturma eylemlerinin 95. haftasında renkleriyle, halaylarıyla ve sloganlarla ‘işimize geri döneceğiz’ dedi.

    İzmir Karşıyaka Çarşı girişinde bir araya gelen KESK Kadın Meclisi, isyanlarını sloganlarla dile getirdi. Kadınlar hep bir ağızdan şarkılar söyleyip dans ederek 8 Mart’ı kutladı ve ihraçlara tepki gösterdi. Kadınlar hep bir ağızdan ‘Varız, vardık, var olacağız, İnadına isyan inadına isyan inadına özgürlük, Gelsin baba gelsin koca, gelsin devlet gelsin jop’ sloganları atarak Flormar direnişini selamladılar.

    Kadınlar adına basın açıklamasını okuyan KESK üyesi Sibel Çelik, baskı, sömürü ve şiddet dışında bir şey vaat etmeyen ataerkil kapitalist sisteme karşı 8 Mart’ta yine alanlarda olduklarını belirtti. Adil, eşit ve özgür bir yaşamın ancak kadınların mücadelesi ile kurulabileceğini belirten Çelik, hakları ve kazanımlarının tehdit altında olduğunu vurguladı.

    Çelik, “Kamusal alanları, kentlerimizi ve yaşam alanlarımızı daraltarak bizi eve hapsetmeye çalışanlara, bizi babayla, kocayla, aileyle tanımlayanlara, işsiz bırakarak itaate zorlayanlara karşı örgütlü kimliğimize ve sendikalaşma hakkımıza sahip çıkıyoruz. Mücadelemizi fabrika önünde yüzlerce gündür direnen Flormar işçisi kadınlar başta olmak üzere  Cargill’de, Real’de ,Tariş’te ve daha bir çok yerde  direnen işçi kadınların mücadelesiyle buluşturmaya devam ediyoruz”diye konuştu.

    “8 MART ÜCRETLİ İZİN GÜNÜ OLMALI”

    8 Mart’ın kadınlar için ücretli izin günü yapılması gerektiğini hatırlatan Çelik, “Halkları düşmanlaştıran, kutuplaştırıcı, ayrımcı politikaların ve savaşın gölgesinde yaşamlarımızın yok edilmesine, savaştan, yoksulluktan kaçan mülteci kadınların uğradığı katmerli sömürüye ve şiddete, yoksullaştıran, yaşam koşullarımızı zorlaştıran ekonomik krizdeki sorumluluklarını mermi fiyatlarıyla örtbas etmek isteyen militarist söylemlere, kendi gibi düşünmeyen herkesi vatan haini gören ve hedef gösterenlere karşı barış içinde yaşam hakkımıza sahip çıkıyoruz” dedi.

    “KADIN BAKANLIĞI KURULMALI”

    Çelik, son olarak eşit ve özgür bir yaşam kuruluncaya kadar meydanlarda olmaya devam edeceklerini kaydetti. Öte yandan KESK Kadın Meclisi, açıklama öncesi bröşür dağıtarak 8 Mart Cuma günü yapılacak gece yürüyüşüne katılım çağrısında bulundu.  Çelik, kadınlar için taleplerini şöyle sıraladı:
          -8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalı
          -Eşit işe eşit ücret sağlanmalı
          -İş yerinde şiddeti, ayrımcılığı ve mobbingi önleyen düzenlemeler yapılmalı
          -Esnek-güvencesiz-kayıt dışı ve taşeron çalışmaya, kiralık işçilik uygulamasına son verilmeli,  güvenceli iş güvenli yaşam koşulları sağlanmalıdır
           -Kapatılan kamu kreşleri açılmalı, kadın veya erkek olduğuna bakılmaksızın en az 50 çalışanın bulunduğu iş yerlerinde gündüz bakım evi ve kreşler açılmalı
            -Doğum izinleri 24 haftaya çıkarılmalı, devredilemez babalık izni düzenlenmeli, süt izninin kullanımı önündeki keyfi engeller kaldırılmalı ve ücretli-ücretsiz doğum izninden dönen kadınların statü kaybı yaşaması engellenmeli
           -Kadın Bakanlığı kurulmalı, kadınlara ve lgbti+’ lara yönelik her türlü şiddeti ve ayrımcılığı önleyici yasal düzenlemeler acilen yapılmalı
          -Grevli toplu sözleşme hakkı, sendikal hak ve özgürlüklerimiz önündeki engeller kaldırılmalı, kamu kurumlarının bütçeleri toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle hazırlanmalı.
           -OHAL komisyonu derhal lağvedilmeli, KHK’lerle haksız hukuksuz yere işten çıkarılan tüm emekçiler görevlerine iade edilmeli
           -Kadınlar için daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaş politikaları son bulmalı. Eşit ve özgür biçimde barış içinde bir arada yaşamın sağlanacağı demokratik koşulların oluşması sağlanmalı
           -Eğitim ve sağlık alanı başta olmak üzere kamusal alanın tümüne yayılan dinselleştirme politikalarından vazgeçilmeli.
           -İstanbul sözleşmesi başta olmak üzere kadınlardan yana imza atılan uluslararası sözleşmelerin gereklikleri yerine getirilmelidir.

           PİRHA/İZMİR

     

  • İhraç edilenler 94. haftada seslendi: Sosyal devlet öç almaz – VİDEO

    İhraç edilenler 94. haftada seslendi: Sosyal devlet öç almaz – VİDEO

     PİRHA – Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube, işlerini geri almak için başlattıkları oturma eyleminin 94. haftasında hukuk ve adalet arayışını sürdürdü.  Açıklamada, anayasanın ihlal edilerek ellerinden alınan işlerini geri almak için yaptıkları başvurulara hala cevap verilmediği belirtildi. 

    İhraç edilen kamu emekçilerinin geri alınması talebiyle Karşıyaka çarşı girişinde oturma eylemi gerçekleştiren Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube, eylemlerini yağmur, çamur, kar, kış ve soğuk demeden her hafta devam ediyor. Oturma eylemlerinin 94. haftasında bir araya gelen emekçiler sık sık ‘direne direne kazanacağız,’ ‘asla yanlız yürümeyeceksin,’ ‘baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları atarak işlerini, öğrencilerini geri istedi.

    Basın açıklamasını okuyan Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, çaresiz olmadıklarını, örgütlü ve dayanışmayla mutlaka kazanacaklarını belirtti. Kılıç, 910 gündür ihraç edildiklerini, gasp edilen haklarını geri almak için alanları terk etmeyeceklerinin altını çizdi.

    “DEVLET VATANDAŞINA KİN GÜTMEZ, ÖÇ ALMAZ”

    İş güvencelerine sahip çıkmak için haftalardır oturma eylemlerini sürdürdüklerini belirten Hasan Ali Kılıç, anayasanın ihlal edilerek ellerinden alınan işlerini geri almak için yaptıkları başvurulara hala cevap verilmediğini kaydetti ve şöyle konuştu;

    “İki buçuk yılı aşkın bir süredir anayasa ihlal edilerek işimizi gasp edenler yaptığımız itirazlara hala cevap vermemişlerdir. Dosyalarımızın daha ne zaman inceleneceği, ne zaman sonuçlanacağı belli değildir. Rehin durumundaki pasaportlarımızın ne zaman tarafımıza verileceği, pasaport yasağımızın ne zaman kalkacağı belirsiz. Mesleklerimizi piyasada icra etmemiz hala yasak durumunda. Mahkemelerce beraat kararı almış hiç bir suçu olmayan arkadaşlarımız hala işlerine başlatılmadı.

    Dünyanın hiç bir yerinde devlet vatandaşının on yıllarını vererek elde ettiği diplomasını Türkiye’de olduğu gibi gasp etmemiştir. Ya da on yıllarını vererek elde ettiği mesleğine uygun çalışmasına engel olamamış, sosyal ölü haline getirmemiştir. Devlet vatandaşına kin gütmez, öç almaz. Sosyal devlet vatandaşını işten atmaz tersine kendisine iş bulur, istihdam eder. Bizim ülkemizdeki gibi siyasi görüşüne, düşüncesine, aidiyetine, inancına göre davranamaz, ve onu cezalandırmaz.”

    “BAHARIN GELİŞİ ENGELLENEMEZ”

    İktidarı hukuka ve adalete uymaya davet eden Hasan Ali Kılıç, “Ne korku yayan politikalarınız, ne sınır tanımayan baskınız baharın gelişini engelleyemez” dedi.

    Kılıç, son olarak, ihraç edilenlerin işlerine, öğrencilerine dönene kadar mücadelelerine devam edeceklerini belirtti.

    Açıklama atılan ‘baskılar bizi yıldıramaz’ sloganlarıyla son buldu. PİRHA/İZMİR

  • HDP’den KHK tepkisi

    HDP’den KHK tepkisi

    HDP Eş Genel Başkanları son OHAL KHK’sı ile ihraçlara tepki gösterdi. 

    Yazılı bir açıklama yapan Eş Genel Başkanlar Temelli ve Buldan, “Eski Türkiye’nin derin ittifaklarına, egemenlik ve güç ilişkilerine ve dengelerine dayanarak inşa edilen sözde yeni dönemin ilk adımının ihraçlarla ve ODTÜ’lü öğrencilere gözaltı ve tutuklamalarla atılması sürpriz değildir” dedi.

    Buldan ve Temelli’nin açıklaması şöyle:

    Olağanüstü Hal kapsamında 701 sayılı son Kanun Hükmünde Kararname ile çeşitli kurumlarda görev yapan 18 bin 632 personel kamudan ihraç edildi; Özgürlükçü Demokrasi, Welat, Halkın Nabzı gazeteleri ve 12 dernek kapatıldı. Ayrıca Mersin, Van, Bitlis, Mardin ve Şanlıurfa’dan Eğitim Sen üyeleri ve Bitlis’ten SES üyeleri ihraç edildi.

    İHRAÇ EDİLEN BARIŞ AKADEMİSYENİ 404’E YÜKSELDİ 

    Son KHK ile barış akademisyenleri de ihraç edildi. Böylece bugüne kadar “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı barış bildirisine imza atan ve ihraç edilen akademisyen sayısı 404’e yükseldi.

    İhraç edilenler “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin mili güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olmakla” suçlandı. Ama ortada ne bir mahkeme hükmü ne de bir belge var.

    Binlerce kamu çalışanının ihraç kararını artık olmayan bir Bakanlar Kurulu’nun seçim öncesinde, 4 Haziran’da hazırladığı, ancak beklettiği anlaşıldı. İktidarın kendi yanında veya yakınında hissetmediği bütün kamu personelini tasfiye operasyonu bu kararname ile sürdürüldü.

    Eski Türkiye’nin derin ittifaklarına, egemenlik ve güç ilişkilerine ve dengelerine dayanarak inşa edilen sözde yeni dönemin ilk adımının ihraçlarla ve ODTÜ’lü öğrencilere gözaltı ve tutuklamalarla atılması sürpriz değildir.

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’nın partisine ve gölgesine sığınmayanlarla, kendisine biat etmeyenlerle hesaplaşması bitmiyor. İktidarları boyunca adım adım ördükleri ve son seçimle meşruiyet değil ama yasallık kazandırdıkları rejimin operasyonları bu zihniyet doğrultusunda sürdürülecektir. OHAL’i gerektirmeyecek yasal düzenlemeleri yaptıktan, yasal zeminde OHAL’i devam ettirecek önlemleri aldıktan sonra OHAL’in kaldırılması tartışmaları ve ifadeleri tamamen bir görüntüden ibarettir.

    Türkiye, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, işleyen denge-denetim mekanizmaları, kuvvetler ayrılığı gibi hiçbir demokratik ilke ve işleyişle ilgisinin kalmadığı bir döneme girmiştir.

    Bu bağlamda demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi her zamankinden daha büyük bir ihtiyaçtır. Bu yönde düşünenler ve mücadele kararlılığında olanlar, iktidar koalisyonunun algı operasyonlarına teslim olmadan yan yana gelmeli ve birlikte demokrasi mücadelesinde yol almalıdır.

  • İhraç edilen öğretmen Ali Horuz: İhraç edilen öğretmenler ödüllüydü, veliler kırgın-VİDEO

    İhraç edilen öğretmen Ali Horuz: İhraç edilen öğretmenler ödüllüydü, veliler kırgın-VİDEO

    PİRHA-KHK ile ihraç edilen Nurhak’lı Eğitim-Sen üyesi öğretmen Ali Horuz, ihraçlardan sonra Nurhak’taki eğitim seviyesinin düştüğünü söyledi. İhraç edilen Eğitim-Sen’li öğretmenlerin ödüllü öğretmenler olduğunu hatırlatan Horuz, “İnsanlar ‘sizin gibi öğretmen ihraç edilmişse benim çocuğum Türkiye 1’incisi olmuş neye yarar? duygusu yaşıyor” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    Öğretmen Ali Horuz, 29 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan 671 sayılı KHK ile görevinden ihraç edilenler arasında. Sınıf öğretmenliği yapan Horuz, evli ve iki çocuk babası. Şu an Maraş’ın Nurhak ilçesinde yaşayan Horuz Eğitim-Sen üyesi.

    “NEYLE SUÇLANDIĞIMIZI BİLMİYORUZ”

    Horuz ihraç edilme nedenini ve ihraç edildikten sonra yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. İhraç edilirken kendilerine resmi bir gerekçe sunulmadığını söyleyen Horuz, Eğitim-Senli olduğu için ihraç edildiğini belirterek şöyle devam ediyor:

    “Mutlaka Eğitim-Senli olmaktır. Yani başka bir gerekçe göremiyoruz. Yoksa bizim ihraçlarımızla Eğitim-Sen ya da KESK üyesinin bu alçakça hain darbe girişimiyle hiçbir bağı olmadığını aslında bu kararı alan insanlar da biliyor. Elimize bir yasal dayanak sunsalar şu gerekçeyle atıldınız diye biz de ona göre neyle suçlandığımızı biliriz, ama bilmiyoruz. Ama bilmedikleri bir şey var Eğitim-Sen güneşi hiçbir koşulda sönmedi sönmeyecek de.”

    “AÇLIĞA MAHKUM EDİYORLAR”

    Şu an hiçbir işte çalışmayan Horuz sendikanın verdiği asgari destekle geçimini sağlamaya çalıştığını söylüyor ve ekliyor: Sadece Nurhak’ta olmanın, babamdan kalma evde kalmanın avantajını yaşıyorum, kira ödemiyorum. Tamamen bizi açlığa mahkum ediyorlar. Atılan binlerce öğretmen gibi.”

    “ASGARİ YAŞAM STANDARTLARININ ÇOK ALTINDA YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Zaten nitelikli yaşam koşullarından uzak olduklarını ifade eden Horuz, ihraç edildikten sonra ise tüm haklardan mahrum kaldıklarını ve asgari yaşam standartlarının çok altında oldukları için karınca kararınca yaşamaya çalıştıklarını belirtiyor.

    “İHRAÇLAR KATLİAMLARDAN FARKLI DEĞİL”

    İhraç edilmenin de katliamdan farklı olmadığını şu sözlerle anlatıyor Horuz:

    “Ha sırtından vuruldun, ha bağrından hançerlendin ha işinden atıldın. İnsan açlıkla terbiye ediliyorsa başka bir açıklaması olamaz ki. İnsan geleceğe umutla bakabilmeli. Doyasıya gülebilmeli. İnsanların içinde rahat başı dik bir şekilde gezebilmeli. Biz atılma gerekçesi olarak hiçbir zaman başımızı öne eğecek bir suçumuz, hatamız olmadı.

    “SESİMİZİ DUYURMAYA ÇALIŞTIK”

    İhraçlara karşı sürekli demokratik taleplerini dile getirdiklerini ifade eden Horuz, “İhraç sürecimizde sağ olsun bu ülkenin demokratik ilerici basınından tutun da demokratik muhalefetine kadar herkes yanımızda yer aldı. Meclisten Avrupa demokratik kamuoyuna kadar, yerelden ulusal ölçekte tüm duyarlı kesim bunu bir biçimde duydu. Sesimizi gerçekten demokratik hakkımızı kullanarak sonuna kadar duyurmaya çalıştık. Halkımız da hep yanımızda oldu 7’den 70’e. Çünkü bizim hiçbir suçumuz olmadığını öğretmenliğimizi de layıkıyla yerine getirdiğimizi biliyorlardı” şeklinde belirtiyor.

    “İHRAÇ EDİLEN ÖĞRETMENLER EN ÇOK ÖDÜL ALAN ÖĞRETMENLERDİ”

    Nurhak özelinde ihraç edilen tüm Eğitim-Senli öğretmenlerin ödüllü öğretmenler olduklarını kaydeden Horuz, konuşmasına şöyle devam ediyor:

    “Buradaki tüm mülki idari amirlerden yerel halkımıza kadar herkesin ‘Çocuğumu bu öğretmen okutsun’ diye aradığı, peşini bırakmadığı öğretmenleriz. En çok ödül alan bu öğretmenlerdi. Bunların da böyle atılması çok ilginç geliyor.”

    “İHRAÇLARDAN SONRA NURHAK’TAKİ EĞİTİM SEVİYESİ OLDUKÇA DÜŞTÜ”

    Nurhak’ın eğitim çıtasının en yüksek olduğu ilçelerden biri olduğunu vurgulayan Horuz, “Türkiye genelinde iki sene önce Türkiye 37’incisi oldu TEOG sınavında. Türkiye birincileri çıkıyor. Mesela şu yanı başımızdaki komşunun çocuğu Türkiye 1’incisi oldu. Her mahalleden bir Türkiye 1’incisi çıkıyor, Türkiye 2’incileri çıkıyor. Bunun da böyle olmasının en büyük nedeni buradaki Eğitim-Senli öğretmenlerdi” dedi. Ancak ihraçlardan sonra Nurhak’taki eğitim seviyesinin oldukça düştüğünü belirten Horuz, şunları kaydetti:

    “Veliler okul gözüyle görmüyor artık. Çünkü bir dağınıklığın içindeler. Yani okullardan ödüllü öğretmenlerin ihraç ediliyor olması halkta bir duygu kırılmasına yol açtı. Geleceğe umutla bakma olayıyla oynuyorlar. İnsanlar ‘sizin gibi öğretmen ihraç edilmişse benim çocuğum Türkiye 1’incisi olmuş neye yarar? Zaten bana bir bakış açıları var Nurhaklı olmakla. Çağdaş, demokratik, laik bir gelecekten yana tavır takınan bir toplumun ferdi olduğum için benim çocuğum da okuyamaz, benim çocuğum da bir biçimde engellenir’ duygusunu yaşıyorlar. Bu da ister istemez hedefleri düşürüyor, dağınıklık yaratıyor, toplumun geleceğe olan umudu kırılıyor. Ama buna hiçbir zaman fırsat vermeyeceğiz. Çünkü biz Eğitim-Sen geleneğinden geliyoruz, biz Eğitim-Senliyiz. Eğitim-Sen her darbe döneminde sıkıntılar yaşadı ve hepsi de bir biçimde döndü. Biz de döneceğimize olan inancı bugün dipdiri, taze bir şekilde taşıyoruz.”

    Suay ABAK/İsmet SEFER
    MARAŞ/NURHAK

  • Nurhak HBVAKV Başkanı: Nurhak’ta iş sahası çöktü, gençler ilçeyi terketti-VİDEO

    Nurhak HBVAKV Başkanı: Nurhak’ta iş sahası çöktü, gençler ilçeyi terketti-VİDEO

    PİRHA- Maraş’ın Nurhak ilçesinde yaşayan Alevilerin bir yılını değerlendiren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVKAV) Nurhak Şube Başkanı Lütfi Yıldız, işsizliğin Nurhak’ta genel bir sorun olduğunu söyledi.  

    Haberin Videosu

    Maraş’ın Nurhak ilçesinde Alevilere hizmet veren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Nurhak Şube Başkanı Lütfi Yıldız, Nurhak’ta yaşayan Alevilerin 1 yılını PİRHA’ya değerlendirdi.

    1993 yılında kurulan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Nurhak Şubesi Nurhak’ta yaşayan Alevilere hizmet vermeye devam ediyor. Cemevinde çeşitli kurslar verdiklerini söyleyen Şube Başkanı Lütfi Yıldız, Alevi kültürünü en çok kadınların yaşatabileceğine inandığını ve bu yüzden de kültürü en çok kadınların öğrenmesi gerektiğini ifade ediyor.

    “İŞ SAHASI TAMAMIYLA ÇÖKMÜŞ”  

    2017 yılının Türkiye genelindeki Alevilerde olduğu gibi Nurhak’ta yaşayan Aleviler açısından da sıkıntılı geçtiğini belirten Yıldız, Nurhak’ta yaşanan sorunlar içinde işsizliğe şu sözlerle dikkat çekiyor:

    “Çalışan canlarımızın bazıları görevden alındı. Onun yanı sıra üniversiteyi bitiren mezunlarımız işsizlik sorunu yaşıyorlar. Türkiye’de iki sınıf insan var gibi. Birinci sınıf önce çalışacak ikinci sınıf yer olursa gelecek. Yer olduğu da yoktur. 20 yıldır bekleyen üniversite mezunu arkadaşlarımız var. Çöp toplayan, inşaatlarda çalışan diplomalı arkadaşlarımız var. İşsizlik genel bir sorun Nurhak’ta. İş sahası tamamıyla çökmüş. Sadece yaşlı insanlar kaldı, gençler tamamıyla Nurhak’ı terk etmeye başladı. Çünkü barınacak hiçbir imkanı yoktur.”

    “HİÇBİR ÇALIŞMA İMKANI BIRAKMADILAR”

    Memurluk sınavlarını kazanan gençlerin göreve başlama sürelerinin uzatıldığını söyleyen Yıldız, Nurhak’ta ihraç edilen öğretmenlerin durumunu ise şöyle anlatıyor:

    “Maalesef öğretmen arkadaşlarımızı ihraç ettiler. Hiçbir çalışma imkanı bırakmadılar. O insanların ekmeğini ellerinden alıp çocuklarına ekmek götüremez durumunda kaldılar. Çok mağdur durumdalar. Burada bir şeyler yapamadığımız için üzüntü içerisindeyiz. Ne kadar mücadele etsek de mücadelemizin sonucunu alamıyoruz maalesef.

    “ÖZGÜRLÜKLERİMİZ TAMAMIYLA ELİMİZDEN ALINMIŞ”

    OHAL’den sonra Nurhak’ta bir köyden başka bir köye ya da başka bir mahalleye giderken güvenlik güçleri tarafından durdurulup sorular sorulduğunu da ifade eden Yıldız, şöyle devam ediyor konuşmasına:

    “Örneğin Elbistan 43 km bize. Elbistan’a girerken ayrı sorgulanıyoruz, Nurhak’a girerken ayrı sorgulanıyoruz. Artık onlar da bizi biliyorlar, tanıyorlar. Bildikleri halde hep sorgulanan insan durumuna düştük. Özgürlüklerimiz tamamıyla elimizden alınmış. Karşımıza gelen gençler olsun, kadınlar olsun erkekler olsun hepsi umutsuz. Yarın ne olacağı belli olmayan bir imaj veriyor maalesef.

    Suay ABAK/İsmet SEFER
    MARAŞ/NURHAK 

  • Diyarbakır’daki Aleviler OHAL’de neler yaşadı? – Video

    Diyarbakır’daki Aleviler OHAL’de neler yaşadı? – Video

    PİRHA – “Haksızlığın, hukuksuzluğun kol gezdiği bir süreç yaşamaktayız” diyen PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, Diyarbakır’da bir yıl içinde Alevilerin maruz kaldığı hukuksuzlukları anlattı. Koluman, belediyeye atanan kayyum sonrası cemevi yönetiminin tacizlere maruz kaldığını ve her yıl dışarıda düzenlenen etkinliklere OHAL gerekçesiyle izin verilmediğini belirtti. 

    Haberin Videosu

    2017’yi geride bırakacağımız haftadayız. Bir yılı aşkındır devam eden OHAL, ülkenin her tarafında olduğu gibi Diyarbakır’da da kendini fazlasıyla hissettirdi. İşlerinden ihraç edilenler, tutuklanan eşbaşkanlar, gazeteciler, milletvekilleri, belediye başkanları ve kayyum atanan belediyeler…Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman da Diyarbakır özelinde, geride kalacak olan 2017’yi PİRHA’ya değerlendirdi.

    Diyarbakır’da uzun zamandır Alevilik adına çalışmalar yapıyorsunuz. Bir yılı aşkındır OHAL devam ediyor. Diyarbakır’da OHAL yönetimi, kayyum, yerel yönetimlerden Aleviler nasıl etkilendi? Bu 1 yıl ve 1 yıl öncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Her şeyden önce 15- 16 yıldır Diyarbakır’da bir Alevi kurumu mücadelesi var. Ben başından beri bunun içerisinde aktif görev aldım hala da bu görevin başındayım. Süreç özellikle 15 Temmuz sonrası çok farklı işlemekte. Yani ciddi anlamda haksızlığın, hukuksuzluğun kol gezdiği bir süreci yaşamaktayız. Özellikle halkın iradesiyle seçilen 84 civarında belediye eş başkanlarının öncelikle kayyum atanma suretiyle gözaltına alınmasını, akabinde zindanlarda mahkum edilmesi ve akabinde kayyumların atanması ciddi anlamda halkta bir demoralize yaratmış ve ciddi anlamda bir tepkiyle karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.

    “HALKÇI BELEDİYE ALGISI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Peki kayyum sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bugün kayyum sürecine baktığımızda sanki halkla iç içe, halkla temas eden bir yönetim varmış gibi gösteriliyor. Daha bir yıl önce yapılan kaldırımlar tekrar sökülerek yapılıyor. Bunu birilerine peşkeş çeken bir kayyum yönetimiyle karşı karşıyayız. Sanki halkta bunlardan çok memnunmuş gibi dış ve Türkiye’deki kamuoyuna böyle bir mesaj veriyor. Şunları gerçekten de gördük. Evet kaynak vardır, gerek İçişleri Bakanlığı tarafından olsun gerekse de Avrupa Birliği projesi kapsamında olsun ciddi projeleri vardı hem Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin hem de bölge itibariyle. Ancak maalesef ciddi proje olmasına rağmen bu yardımlar bir şekilde İçişleri Bakanlığı tarafından engelleniyordu. Dolayısıyla o dönem, kayyum öncesi süreçte HDP, DBP belediye başkanları sürecinde kapatılan kaynaklar kayyum sürecinden sonra açılarak adeta peşkeş çekildi, hizmette sınır yok anlayışıyla hem belediye kaynaklarını hor bir şekilde kullanma hem de devletten ciddi bir destek alarak sanki gerçek anlamda halkçı belediye algısını oluşturmaya çalıştılar. Ama bölge halkı buna kolay kolay kanmaz, bölge halkı politiktir, bölge halkı örgütlüdür. Bölge halkı birçok acı yaşamıştır, birçok katliama maruz kalmıştır. Gerçekten yakın bir şekilde bunun hesabını seçimlerde soracağına inanıyorum.

    “KAYYUMLA BİRLİKTE ALEVİLER ÖTEKİLEŞTİRİLDİ”

    Bunun Alevilere yansıması nasıl oldu? Yani Diyarbakır’da yaşayan Aleviler kayyum öncesi ve sonrasında nasıl bir tutum aldı?

    Sonuçta Alevi halkı çok ciddi bir potansiyeli olmasa bile Diyarbakır’da 3-5 bin civarında hatta 10 bine yakın Alevi potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz. Diyarbakır nüfusuna oranlarsak. Belki de kitlenin %1’i kadar bir tabanımız olduğunu söyleyebiliriz. Alevi halkı yıllardan beri birarada hoşgörü ve sevgi çerçevesinde oradaki halkla herhangi bir sorunu olmayan bir halktır. Bu anlamda kayyum öncesi süreçte gerçek anlamda bir sahiplenme, bir teminat oluşturma, bir güvence oluşturma ama şuan ki sürece baktığımız zaman bir ötekileştirmeyle karşı karşıya olduğumuzu buradan belirtmek isteriz.

    “SÜREKLİ TACİZE MARUZ KALDIK”

    Bunu niye söylüyorum 6- 7 yıl kadar önce Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları ve desteği sonucu Diyarbakır’da ilk cemevi inşa edildi hala da bu cemevi tarafından yönetilmektedir. Yasal sıkıntı olması nedeniyle Büyükşehir Belediyesi ile derneğimiz arasından bir protokol düzenlendi. Kayyum sürecinden sonra bizim cemevi dosyası Büyükşehir Belediye yetkilileri tarafından incelenerek adeta minareye kılıf bulurcasına bir bahaneyle nasıl yıpratabiliriz, nasıl bir usulsüzlük olduğunu ortaya koyarcasına Osman Baydemir hakkında usulsüz işlem yaptığı gerekçesiyle, laik devlet ilkesine aykırı hareket ettiği iddiasıyla bir fezleke düzenlediler. Hala onun mecliste olduğunu biliyoruz. Akabinde büyükşehir belediyesi kayyum başkanı tarafından bize de birkaç defa yazı gönderildi, ‘işte efendim şu abonelikleri alın aksi halde protokolün iptal nedenidir.’ Protokolün iptal nedeni de şu demektir; cemevine her an el koyabiliriz. Tabi ki biz bunları dikkate almadık. Geçmiş döneme kalan bir takım yardımlarımızı talep etmemize rağmen büyükşehir belediye başkanlığı tarafından reddedildi. ‘Yok efendim eksik evrak olduğu gerekçesiyle, usule uygun başvurulmadığı gerekçesiyle’ talebimiz reddedildi. Keza yine zaman zaman yerel belediye olan Kayapınar Belediyesi etkinlik zamanları bize katkı sunuyordu. Sivas’a gitmek için otobüs ayarlama vesaire türden katkılar. Kayyum sürecinden sonra bırakın otobüs tahsis etmeyi müfettişler inceleme yapıyor, ‘işte efendim biz bir inceleme yaptık. Müfettişlerimiz tarafından rapor hazırlanmıştır, bu rapor sonucu 7 bin TL size usulsüz ödeme yapılmıştır. Usulsüz ödeme yapılması nedeniyle bu bedelin faiziyle birlikte bir hafta içerisinde ödenmesi aksi halde yasal işlemlerin başlatacağı’ yönünde sürekli tacizlere maruz kaldığımızı da buradan belirtmek isteriz. Onun dışında çok fiili bir müdahale olmadı.

    Bu sene Sivas’a gidebildiniz mi peki?

    Bu sene gidemedik bundan dolayı. Çünkü yardım konusunda başka yerlere peşkeş çekildiğini çok iyi biliyoruz. Usulsüz işe alımlar, usulsüz işten ihraçlar yapıldığını da biliyoruz. Ama Alevilere gelince başka kurumlara gelince bu yardımların kapandığını da en azından görüyoruz ve tespit ediyoruz.

    Tüm bu sorunları yaşarken Alevi kurumları, yöneticileri bu 1 yılda nasıl bir tepki ortaya koydular ve tepkileri yeterli miydi?

    Açık söylemek gerekirse Alevi kurumlarının da biraz dönüp özünü dara çekmesi gerektiğini buradan ifade etmek isterim. Evet bir örgütlü yapımız vardır ama bu örgütlü yapımızın sürekli yatay yönde genişleyen bir örgütlü yapı olduğunu bir türlü dikeye doğru ilerleyemeyen bir yapıda olduğumuzu buradan itiraf etmek isterim. Evet şu an bir yapı var sadece bu yapı ayakta kalıyor ama genişletmiyor kendini. Yani bir mesafe kat etmiyor. Burada bizim hatamız var mı? Açıkçası özeleştirimi veriyorum hatamız mutlaka vardır.

    Bu 1 yılda sayabileceğiniz bir eylemlikleri var mıydı mesela?    

    Çok basit bir örnek vereyim ben size; Biz her sene aşuremizi meydanlarda yapardık. Cemevinin önünde bir meydan vardı kapatırdık o alanı. Daha OHAL ilan edileli 2- 3 ay olmuyor. Yani usulen önümüze çıkmasın diye valiliğe resmi başvurumuzu yaptık. O dönem IŞİD’in canlı bombaları kol geziyordu, Alevi kurumları tehdit edilmişti. ‘Yok şu cemevi basılacak’ tehditlerinden dolayı önlem alalım diye biz Diyarbakır Şubesi olarak başvurumuzu yaptık, bize verilen cevap şuydu: ‘Evet aşure yapabilirsiniz ama dışarıya asla izin veremeyiz. Yapacaksanız cemevinde sadece dağıtın, etkinlik bile yapmayın.’ 2016 Ekim ayıydı. Hatırladığım kadarıyla o zaman daha büyükşehir belediyesine kayyum da atanmamıştı. Biz de buna rağmen donanımlı bir şekilde büyükşehir belediyesinden destek isteyerek her türlü hazırlığımızı yaptık ve bahçede çok katılımlı şu an içeride tutuklu bulunan belediye başkanları, milletvekilleri ile yüksek oranda bir katılım sağlamışlardı. Çok güzel bir etkinlik yaptık. Bu yıl dışarıya yine OHAL gerekçe gösterilerek izin verilmedi. Çünkü en ufak bir etkinlikte çok ciddi ve sert müdahalelere maruz kalıyor bölge halkı. Dolayısıyla biz yine bahçede yaptık, ciddi bir katılım vardı. Bu şekilde kapalı alanlarda yapılan etkinliğe bir şey denilmiyor ama dışarıda kapının hemen dışında bir basın açıklaması dahi yapmak suç oluyor ve hemen müdahale ediyorlar böylesi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız.

    “ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”

    Bu tabi ki yıldırmamalı, gözümüzü korkutmamalı. Çünkü ne kadar eksiği gediğiyle de olsa sonuçta Aleviler vardır, Alevilik haktır ve Alevilerin örgütlü bir geçmişi vardır. Bu örgütlü yapımızı biraz daha donanımlı kılarak gerçek anlamda bu ülkede yaşayan tüm muhalif kesimlerle yani yönetimden rahatsız olan, ötekileştirilen, dışlanan, horlanan, yok sayılan kimlikleri tanınmayan kesimlerle başta Kürtler olmak üzere emek cephesinden, sol sosyalist kesimlerle bir araya gelmekten başka çaremiz olmadığını düşünmekteyim. Nasıl ki referandum dönemi fikirler, ideolojiler farklı olsa da ortak bir platform oluşturulmuşsa Alevilere düşen temel görev de budur. Bunu biraz daha katılımlı ve güçlü yapmamız gerektiği kanısındayım.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevilere yönelik hak ihlalleri bu yıl da artarak sürdü

    Alevilere yönelik hak ihlalleri bu yıl da artarak sürdü

    PİRHA- Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Alevilerin 2016’ın 10 Aralık’ından bu yana uğradığı hak gasplarını derledik. Eğitimdeki gericileşmeden ev işaretlemelerine, baskın, gözaltı ve yasaklardan KHK mağduriyetlerine kadar Aleviler pek çok haklarından yoksun bırakıldı.

    Alevilere yönelik asimilasyon, baskı, ayrımcılık tüm hızıyla devam ediyor. AKP iktidarı dönemiyle daha da artan asimilasyon politikalarına karşı Alevilerin yargıya taşıdığı davalar sonuçlandı. Ancak iktidar mahkeme kararlarını da yerine getirmiyor. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmemesi, Alevi çocukların zorunlu din dersinden muaf tutulmaması en önemli bir hak ihlali olarak devam ediyor.

    10 Aralık İnsan Hakları Haftası başlarken, Alevilerin 1 yıl içinde yaşadığı hak ihlallerini derledik.

    EĞİTİMDE HAK İHLALİ

    AKP hükümeti yeni eğitim müfredatı ile Alevi öğrenciler üzerindeki dinci gerici baskıyı giderek artırdı. Zorunlu din dersi dayatması sürerken din dersinde Alevilik müfredattan tamamen kaldırıldı ve cihat kavramı okutulmaya başlandı.

    Ders kitaplarında, Alevilikte cem yürütülürken gerçekleşen ibadetin en önemli aşamalarından biri olan semah ise halk oyunu olarak gösterildi. Aleviler bunu asimilasyonun en önemli bir parçası olarak gördüklerini söyleyerek müfredattaki bu değişiklikleri yaptıkları açıklamalarda kınadılar. Okullar açıldıktan sonra ise Alevi Bektaşi Federasyonu ve Eğitim -Sen öncülüğünde bu eğitim müfredatına karşı İstanbul Kartal Meydanı’nda ‘Bilimsel, laik, anadilde eğitim” talebiyle miting gerçekleştirdiler.

    EV İŞARETLEMELERİ, BASKINLAR, GÖZALTILAR, TUTUKLAMALAR

    Aleviler yaşadıkları bölgelerde baskılara maruz kalmaya devam etti. Özellikle son birkaç ay içinde ardarda yaşanan ev işaretlemeleri, baskınlar Alevilerde endişe yarattı. Onlardan bazıları şöyleydi:

    • Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde Cemal Gürsel Mahallesi’nde Alevilere ait 13 ev kırmızı boya ile işaretlendi.
    • Adana’da Arap Alevilerin yaşadığı Alihocalı köyündeki mezarlar tahrip edildi.
    • İstanbul Bahçelievler’de bir yıl önce kimliklerinden İslam ibaresini sildiren bir ailenin kapısına X işareti konuldu. Kapının yanına da “defol dinsiz” yazılarak üç hilal ve çarpı işareti konuldu.
    • Malatya ve İstanbul’un ardından Alevilerin çoğunlukta yaşadığı Manisa’nın Hafsa Sultan Mahallesi’ndeki bir evin duvarına çarpı işareti konuldu.
    • İstanbul Sultangazi’deki Habipler Cemevi’ne ibadet sırasında saldırı düzenlendi. Cemevinin camı taşla kırılarak, cemevine içinde ateş bulunan kova atıldı. Cemevinde hasar oluştu.
    • İstanbul’da yapımı devam eden Armutlu Cemevi’ne sabah saatlerinde polis hiçbir gerekçe göstermeden kapısını kırarak arama yaptı.
    • Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF) Yönetim Kurulu Üyesi 7 kişi, Bursa Dersimliler Derneği Başkanı Hediye Zengin, Demokratik Alevi Derneği Ankara Mamak Şube Başkanı Hasan Altun sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı.
    • Mersin’de gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İl yöneticisi Hasret Vurucu ve Gençlik Komisyonu üyesi Duygu Canıtez örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı.

    YASAKLAR…

    15 Temmuz darbesinin ardından ilan edilen OHAL Alevilerin yaşamlarını daha da zorlaştırdı. Alevilerin yaşadıkları ilçe, köyler ve yaylaları özel güvenlik bölgeleri veya yasaklı bölge ilan edildi. Yazın yaylalarına gidemeyen köylüler, güvenlik bölgelerinde olduğu gerekçesiyle inanç merkezlerinde de ibadet edemediler.

    OHAL nedeniyle her yıl geleneksel olarak Alevi bölgelerinde düzenlenen Dersim’de Munzur Kültür Festivali ile Adıyaman’da Höbek Baba ile Aziz Dede anma etkinlikleri, Koçgiri’de Cogi Baba Festivali, Erzincan’da Zerban İnanç ve Külltür Festivali yasaklandı.

    DERSİM’DE BOMBARDIMAN VE ORMAN YANGINLARI

    Dersim özelinde ise oluşturulan özel güvenlik bölgelerindeki askeri operasyonlar sonucu binlerce hektarlık alanlar küle döndü. Haftalarca güvenlik gerekçe gösterilerek halkın da müdahalesine izin verilmedi. Yüzlerce hayvan telef olurken, bölgede kimi yaşayanlar ise göç etmek zorunda kaldı. Türkiye ve Avrupa’da orman yangınlarına ilişkin Alevi kurumları, siyasi partiler, çevre örgütleri eylemler düzenledi. HDP Milletvekili Alican Önlü konuyu meclise taşıdı. Tüm girişimler sonucunda haftalar sonra yangına müdahale edilebildi.

    Dersim’de ayrıca Nazimiye’ye bağlı Uzun Tarla (Han) köyünün bombalanması sonucu yaşamını yitiren bir yurttaşın daha naaşı Tunceli Cemevi tarafından kabul edilmedi. Köyde yaşayan Ercan Güneş ile birlikte OHAL boyunca Dersim’deki askeri operasyon ve bombardımanlarda 5 kişi yaşamını yitirdi.

    ALEVİLERİN SESİ TV10’UN MAL VARLIĞI SATILDI

    OHAL’in ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile kapatılan medya kuruluşları arasında bulunan Alevilerin Sesi TV10’un mal varlıkları ise TMSF tarafından ihale yoluyla satıldı.

    Mal varlıkları ihale yoluyla satışa çıkarılmasının ardından TV10 Yönetimi’nin OHAL Komisyonu’na başvurusu ise “KHK listesinde adı yok” denilerek reddedildi.

    Ayrıca, TV10’da “Hak Yolu” programının yapımcısı ve sunucusu Gazeteci Diren Keser hiçbir gerekçe gösterilmeden 13 gün boyunca gözaltında kaldı. TV10’un çalışanları ise kapatıldığından bu yana her hafta Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda eylem yapıyor.

    İHRAÇ, İŞTEN ÇIKARMA, DAVALAR

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltı, tutuklama, ihraç ve işten atmalar ise Aleviler üzerinde de devam etti. 686 sayılı KHK ile pek çok akademisyenin ve Eğitim-Sen’li öğretmenlerin çoğunluğu Aleviydi.

    Eğitimciler Şıh Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Songül Tunçdemir onlardan biriydi.

    İzmir Aliağa Cemevi Dedesi Baba Mansur Ocağından Pir Gökmen Savak ise çalıştığı İzmir Aliağa Belediyesi’nden sosyal medya üzerinden MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi eleştirdiği için keyfi olarak işten çıkarıldı.

    İşinden ihraç edildikten sonra açlık grevine başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek veren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri ve üyeleri hakkında dava açıldı.

    Ankara Tuzluçayır’da bulunan Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği ve Cemevi’nin  ‘Nuriye ve Semih için Mamak Dayanışması’ eylemine ise polis saldırdı.

    UĞUR KURT, BERKİN ELVAN…

    İstanbul Okmeydanı’nda cemevi bahçesinde beklerken polis kurşunuyla hayatını kaybeden Uğur Kurt’un ölümüyle ilgili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık polis Sezgin Korkmaz’a ‘taksiren ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Daha sonra hapis cezası, 12 bin 10 TL adli para cezasına çevrildi.

    Gezi Direnişi sırasında 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın katledilmesine ilişkin açılan davada mahkeme, “kaçma şüphesinin bulunmaması” nedeniyle sanık polisin tutuksuz yargılanma halinin devam etmesine ve tanıkların dinlenmesine karar verdi.

    SİVAS DAVASI’NDA FİRARİ SANIKLAR BULUNAMADI

    2 Temmuz 1993’te 35 kişinin yakılarak öldürüldüğü Madımak Katliamı Davası’nda bir ilerleme kaydedilemedi. Haklarında yokluğunda tutuklama kararı bulunan sanıkların yakalanması için emniyet ve diğer kurumlara yazılan müzekkerelere cevap verildi, sanıkların yakalanamadığı bildirildi.

    Davada zaman aşımı söz konusu olurken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan Kadir Topbaş’ın istifası sonrası boşalan koltuğa Sivas davası sanık avukatlarından Mevlüt Uysal getirildi. Aleviler, Uysal’ın ödüllendirildiğini belirterek tepki gösterdi.

    DERSİM VE MARAŞ ANMALARI’NDA CEZA

    Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları ölümlerinin 80. yılında da anıldılar. Anmalarda yıllardan beri yineledikleri talepler hala bir karşılık bulmuş değil. Bunun yanı sıra Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasına katılanlara ceza kesildi. Dersim Katliamı’nın 80. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda bir araya gelen Dersimlilere OHAL yasalarına uymadıkları ve bu nedenle kabahat işledikleri gerekçesiyle 227 lira para cezası verildi. Ceza alanlar arasında Dersim Araştırmaları Merkezi yöneticilerinden sanatçı Ferhat Tunç da bulunuyor.

    Öte yandan Maraş Katliamı’nı protesto sırasında yaptığı konuşmada Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker’e de hapis cezası verilmişti.

    HATUN TUĞLUK’UN CENAZESİNE SALDIRI

    Kocaeli’de Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine ırkçı saldırı düzenlendi. Saldırının ardından cenaze mezardan alınarak memleketi Dersim’de toprağa verildi. Ankara’da yaşamını yitiren ve HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılan saldırıyla ilgili açılan davada, tutuklu 3 saldırgan tahliye edildi. Dava duruşmasında olay günü orada bulunan 12 polisten kimi olayı hatırlamadıklarını iddia ederken, tamamına yakını ‘biz olayı görmedik’ yönünde ifade verdiler.

    IŞİD TEHDİTİ

    Ankara Valiliği, IŞİD’in Dikmen’de sivil toplum kuruluşlarını hedef alan saldırı hazırlığında olduğunun tespit edilmesinin ardından Alevi kurum başkanlarını valiliğe çağırdı. IŞİD’in hedefinde olduğu iddia edilen cemevleri için güvenliğin artırılması kararı alındı. Saldırı ihtimali gerekçe gösterilerek Adana, Mersin, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok cemevinin girişine polis noktası (karakol) kuruldu.

    Bu güvenlik bahane edilerek PSAKD’nin Ankara’da bulunan tüm  şube başkanları, Maraş Terolar’da yapılan AFAD kampına ilişkin yayınladıkları bildiri nedeniyle Tuzluçayır Polis Karakolu’nda ifade verdiler.

    CEMEVİNE DE KAYYIM ATANDI

    Bayraklı Belediyesi, İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi’ne ait düğün salonuna müdahale ederek yıktı.

    Öte yandan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi’ne İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu defa kayyım atandı, dernek üyeleri tarafından kabul edilmeyince geri çekildi. Bundan bir süre sonra da İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu cemevine el koyup kayyım atayacağı tehdidinde bulundu.

    CEMEVLERİNİN ELEKTRİK GİDERLERİ…

    İstanbul’da bulunan Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı “Aleviliğin ibadethane yeri olan cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve giderlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesinden karşılanması” için açtığı davayı kazanmıştı. Mahkemenin “Dava sonuçlanıncaya kadar BEDAŞ hiç bir işlem yapamaz” tedbir kararına rağmen BEDAŞ, İstanbul Esenyurt’ta bulunan Erenler Cemevi’nin elektriklerini kesme girişimini sürdürüyor. BEDAŞ, cemevine ihtarname gönderdi.

    İstanbul Sütlüce’de AKP İl binası ve Hilton Otel arasına sıkıştırılmış 600 yıllık Karaağaç Dergahına 15 yıldır elektrik verilmiyor. Dergaha gelenler gazlı lüks lambası ve yakılan mumlar eşliğinde cem olup semah dönüyorlar.

    ALEVİLERE YÖNELİK HAK İHLALLERİNDEN BAZILARI

    • Maraş’ın Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Alevilerin yaşadığı Terolar köyünde bölge insanının karşı çıkmasına rağmen inşa edilen Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na (AFAD) bağlı 27 bin kapasiteli kamp, köylüleri mağdur etmeye devam ediyor. Artık evlerinin değil bahçe kapılarını dahi gündüz vakti kilitlemek zorunda kalan halk, hala kanalizasyon sorununun giderilmemesinden de şikayetçi.
    • Mersin Akdeniz Belediyesi’nin geçtiğimiz yıllarda açtığı Demokrasi ve Kardeşlik Parkı’nda yer alan Madımak Şehitleri anıtındaki isim plaketleri 28 Ocak günü kimliği belirlenmeyen kişilerce söküldü.
    • 18 ocak günü Diyarbakır’daki bombalı saldırıda yaşamını yitiren dört polisten biri olan Şenali Ocak’ın cenazesinin cemevinden kaldırılmasına izin verilmedi.
    • Amasya Merzifon’a bağlı Oymaağaç Köyü’nde cami-cemevi Alevi kurumlarının tepkisine rağmen açıldı.
    • Isparta’nın Senirkent ilçesine bağlı Uluğbey köyünde Alevi inanç merkezine mermer ocağı ruhsatı verildi.
    • Diyarbakır’daki Alevilere cemevi tahsis eden dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e bu nedenle ‘6 aydan 2 yıla kadar hapisle yargılanması’ için fezleke düzenlendi.
    • Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yapılacak abdesthane projesi iptal edildi, ödenek geri çekildi.
    • İstanbul’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sancaktepe Şubesi 4 yıldır bir dükkanın deposunda etkinliklerini ve ibadetlerini yapıyorlar.
    • Almanya’nın Mannheim kentinde bulunan Helena Lange Meslek Okulu’nun tuvaletinin kapılarına Alevilere yönelik nefret yazıları yazıldı. Yazıyı fark eden bir öğrenci Mannheim Cemevi’ne başvurdu. Cemevi yönetimi, okul yönetimine ve savcılığa başvurarak suç duyurusunda bulundu.
    • Tokat’a bağlı 400 Alevi köyünden biri olan Hubyar Köyü’nde bulunan Hubyar Sultan Tekkesi’ne Tokat Vakıflar Müdürlüğü tarafından el konuldu. Mülkiyet mücadelesinde müştemilatın 8 parseli için yapılan duruşma Hubyar köyü muhtarı lehine sonuçlandı.
    • Akdeniz Üniversitesi (AÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Gümrükçü, kendisi ve öğrencilerine mobbing uygulandığını ileri sürdü. Gümrükçü, “Ailesi Alevi olan bir öğrencimizin bilimsel proje çalışması aylardır engelleniyor” dedi.
    • HES’ler Tokat’taki Yeşilırmak boylarındaki Alevilerin doğasını ve ibadet yerlerini yok ediyor.

    Sevim KAHRAMAN/İSTANBUL

  • KHK ile ihraç edilen öğretmen Öztürk: Okullarımıza mutlaka geri döneceğiz-VİDEO

    KHK ile ihraç edilen öğretmen Öztürk: Okullarımıza mutlaka geri döneceğiz-VİDEO

    PİRHA – 29 Ekim 2016’da yayımlanan 675 sayılı KHK ile mesleğinden ihraç edilen öğretmen Doğan Öztürk: “Mesleğimizden bir süre ayrı kalacağız fakat mutlaka mücadelemiz sonuç verecek ve mesleğimize geri döneceğiz” dedi. Öztürk, OHAL’in kalkması ve ülkenin KHK’lerle yönetilmekten vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. 

    HABERİN VİDEOSU

    2005 yılında Siirt’te göreve başlayan öğretmen Doğan Öztürk 2008 yılından bu yana Maraş Elbistan’da görev yapıyordu.  Öztürk, 29 Ekim 2016’da yayımlanan 675 sayılı KHK ile Elbistan’da 10, yurt genelinde 600 civarında Eğitim-Senli meslektaşıyla birlikte ihraç edildi.

    29 Ekim günü yayınlanan KHK ile mesleğinden ihraç edilmelerinin kabul edilmesi zor bir durum olduğunu belirten Doğan Öztürk PİRHA‘ya konuştu.

    ”HUKUKİ OLARAK SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Doğan Öztürk, “Doğru yaptığımız şeyler üzerinden böyle bir durumla karşılaşmanız insanı üzüyor. Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz. Kendinize hukuki bir yol çizemiyorsunuz. Bir komisyon var ama biz bu komisyonun başarılı olacağından ya da bir sonuç alacağımızdan emin değiliz. Gelinen süreçte de öyle görünüyor. Yaklaşık bir buçuk ay önce komisyona başvurduk. Komisyon görevine başlamış da değil. Hukuki olarak süreci takip edeceğiz” dedi.

    İhraçların ardından oluşan ekonomik zorluklarını değerlendiren Öztürk “Yaklaşık bir yıldır ihraç durumundayız, bazı arkadaşlarımız farklı işler yapmaya başladı. Bazı arkadaşlarımız meslekle ilgili özel ders verebilirlerse onu yapıyorlar. Ben ise kısa bir zaman önce market gibi bir küçük işletme açtım ve onunla ilgileniyorum” ifadesini kullandı.

    ”ÖĞRENCİLERİMİZLE TEKRAR BİRLİKTE OLACAĞIZ”

    Bir yıldır öğrencilerinden ayrı kalan Doğan Öztürk, bu süreci ise şöyle anlattı:

    “Her öğretmen mesleğini severek yapar. Öğretmenlik manevi açıdan çok tatmin edici bir meslektir. Elbette zorlukları var ama çocuklarla, gençlerle bir arada olmak, onlarla bir şeyler paylaşmak, onlara bir şeyler öğretebilme düşüncesi insanı mutlu ediyor. Bu durumdan bir süre ayrı kalacağız. Bu mücadelenin mutlak sonuç vereceğini ve mutlaka geri döneceğimizi düşünüyoruz. Bunu bizim açımızdan uzun bir tatil olarak düşünüyoruz. Okullarımıza geri döneceğiz mutlaka. İlk günden beri böyle düşünüyoruz, karamsar değiliz. Öğrencilerimiz ve arkadaşlarımızla tekrar birlikte olacağız.”

    “EĞİTİM ALANINDA  SÖYLEDİĞİMİZ ŞEYLER TEK TEK ÇIKIYOR”

    2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı eğitim müfredatında yapılan değişiklikleri eleştiren Doğan Öztürk, yıllarca Eğitim-Sen’deyken de bunlarla mücadele ettiğini söyledi.

    Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hem mesleğe hem sendikadaki görevime devam ederken yeni eğitim müfredatıyla ilgili çalışmalarımız ve mücadelemiz oldu. Her Eğitim-Sen’li bu mücadelenin içinde mutlaka vardır. Eğitim-Sen bulunduğu okulda gericilikle mücadele eder, bilimsel eğitim için mücadele eder. Bu 7-8 yıldır artarak devam eden bir süreç. Sürekli ders kitaplarının değişmesi, ders kitaplarından bilimsel eğitime dair bölümlerin çıkartılması gibi. Tabi 4+4+4 eğitime en büyük darbeyi vuran süreçti. O süreçte de okullarda mücadele yürüttük. Geldiğimiz noktada da haklı olduğumuzu görüyoruz. O gün ‘siz yanlış düşünüyorsunuz’ diyenler bugün bize hak veriyorlar. Hem eğitimdeki bu düzenlemeler hem kamudaki değişiklikler, iş güvencesinin ortadan kaldırılması gibi beş yıl önce söylediğimiz şeyler tek tek gerçekleşiyor. Ne yazık ki haklı çıkıyoruz. Şu anda durumu değiştiremiyoruz. Çünkü ülke sürekli KHK ile yönetilen bir ülke haline geldi. OHAL’in kalkması ve KHK’lerle yönetilmekten vazgeçilmesi gerekir. Ya da iktidarın toplumsal muhalefete kulak vermesi gerekiyor. Çünkü bu sürdürülebilir bir durum değil. Sürekli bir çatışma, sürekli bir düşmanlık yürütme üzerinden  ülke yönetilemez. Bu hem eğitimde hem ekonomik alanda hem çalışma alanında böyle devam ediyor ama  bizler bunun mücadele ile aşılacağını biliyoruz.”

    Semra ACAR/ Sevim KAHRAMAN

    MARAŞ/ELBİSTAN

     

  • KHK’leri protesto eden KESK üyeleri: Her şeye rağmen adalet arayışımıza devam edeceğiz

    KHK’leri protesto eden KESK üyeleri: Her şeye rağmen adalet arayışımıza devam edeceğiz

    PİRHA – OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararname’leri (KHK) protesto eden KESK üyeleri onurlu bir gelecek için mücadele eden kamu emekçileri olduklarını, çalmadıklarını, çırpmadıklarını ve kandırılmadıklarını belirttiler.

    KESK KHK’leri protesto etmek için Ankara’da bulunan Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Başkanı Serpil Akpınar’ın okudu. Akpınar, OHAL çerçevesinde tüm muhaliflerin hedef alındığı, eşitlik, adalet, barış ve insanca bir yaşam talep etmenin suç hale geldiğini vurguladı.

    “KAMUSAL ALANIN TASFİYESİ ÖNÜNDE KESK ENGEL OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    İktidarın çıkardığı KHK’lerle kamu emekçilerinin işlerine hukuksuz bir şekilde son verdiğini söyleyen Serpil Akpınar, iktidarın ortaya bir gerekçe koymaktan aciz kaldığını, kamu emekçilerinin savunma hakkını bile yok saydığını ifade etti. Kamusal alanın tasfiyesi önünde KESK’in engel olarak görüldüğünü kaydeden Akpınar, “Siyasi iktidar, bizi yıldırmaya, korkutmaya, susturmaya çalışmaktadır. İş güvencemizi elimizden almakla, açlıkla bize diz çöktüreceğini sanan siyasi iktidar şunu bilmeli ki sendikamız kurulduğu günden bu yana kamu emekçilerinin taleplerinin yanında, kamudan hizmet alanların haklarını da savunarak bu günlere kadar gelmiştir. Kamu hizmetlerinin parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını savunan sendikamız, kamunun tasfiyesinin ve kamu emekçilerine dayatılan güvencesiz çalışma biçimlerinin karşısında olmuş, bundan sonrada kamunun tasfiyesine ve kamu emekçisi kıyımına karşı sonuna kadar direnecek, büro emekçilerinin onurlu sesi olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    “BİZLER ÇALMAYAN, ÇIRPMAYAN VE KANDIRILMAYANLARIZ”

    “Bizler hakkımız olmayanı istemiyoruz. Diyoruz ki bizler yıllardır Türkiye halklarına hizmet üreten kamu emekçileriyiz, bizler çocuklarına onurlu bir gelecek için mücadele eden kamu emekçileriyiz, bizler çalmayan, çırpmayan ve kandırılmayanlarız” diyen Akpınar, OHAL Komisyonu’nun emekçilerle dalga geçmekten başka bir anlam ifade etmediğine vurgu yaptı. Her şeye rağmen adalet arayışlarına devam edeceklerini belirten Akpınar, “Bu sürecin tüm sonuçları ortadan kalkacağı gibi sorumluları mutlaka adalet önünde hesap vereceklerdir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA 

                                                                                               

  • KESK Ankara: OHAL/KHK rejiminize güvenerek daha fazla suç dosyalarınızı kabartmayın

    KESK Ankara: OHAL/KHK rejiminize güvenerek daha fazla suç dosyalarınızı kabartmayın

    PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu 2017 Ocak ayından bu güne her hafta olduğu gibi bu hafta da başta OHAL olmak üzere KHK ve tüm anti demokratik yasalara karşı, Kızılay Sakarya caddesinde bir araya gelerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklaması metni KESK Ankara Şubeler Platformu adına (Bes) Büro emekçiler sendikası Ankara 1. Nolu Şube Başkanı İsmet Meydan tarafından okundu.

    Açıklamada 15 Temmuz Darbe girişimini “Allah’ın bir lütufu” olarak gören iktidar tarafından yürürlüğe konulan OHAL ve çıkarılan KHK’ler ile 110.000 kamu emekçisine herhangi bir soruşturma yapılmadan işlerine son verildiği için OHAL rejiminin tüm sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılması yönünde burada basın açıklaması ve oturma eylemleri yapıyoruz denildi.

    KESK Ankara Şubeler Platformu tarafından yapılan açıklama metninde şunlar belirtildi:

    Darbe girişimi ile ya da herhangi bir terör faaliyeti ile ilişkisi olamayacak, hatta yaşamı boyunca darbelere, darbeciliğe, FETÖ/PDY örgütüne, cemaatlere ve cemaatçiliğe karşı mücadele etmiş 4 bin KESK üyesi ve yöneticileri de bu 110 bin kamu emekçisi içindedir. Hiçbir soruşturma yapmadan, delillerini ortaya koymadan 110 bin kamu emekçisini aileleri ile birlikte işinden ve ekmeğinden ettiniz. Onlarcasının intiharına neden oldunuz. Üstelik bütün bunlardan geri adım atılacağına, yaratılan mağduriyetlerin giderileceğine dair tutum alınmak yerine bizzat adalet bakanı bir itirafta bulundu. Adalet Bakanı “işten atılanların hepsi suçlu olduğu için değil, biz onlarla çalışmak istemediğimiz için idari tasarrufla işten atıldılar” dedi. Bir Adalet Bakanının bunu söylemesi bu ülkede yaşayan herkes için acı ve utanç verici bir durumdur.

    “AMAÇ SENDİKAL HAKLARIN TASFİYESİDİR”

    Ama biz biliyoruz ki; bu bir sınıfsal tercihtir. Amacınız sendikal hakların tasfiyesi ile sermayenin isteklerini OHAL rejimi ile sorunsuz bir şekilde yerine getirmektir. İktidarınız boyunca yasakladığınız onlarca işçi grevi var. Sadece 15 Temmuz’dan itibaren birçok sektörde 5 grevin yasaklandığını biliyoruz. AK Parti Genel Başkanı, bazı patronların göstermelik OHAL rahatsızlıklarından dolayı patronların önünde “OHAL’ i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı, ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” demedi mi?

    Sadece grev yasaklarıyla değil, istihdam artsın bahanesiyle işverenlere teşviklerle, sigorta primi ve vergi indirimleriyle, ödeme kolaylıkları ile bedava arsa tahsisleriyle patronları ihya etmediniz mi? Çoğunluğunu işçi ve emekçilerden topladığınız vergilerle oluşan ülkenin bütçesini bu patronlara boca etmediniz mi?

    “HANGİ SORUNA ÇÖZÜM ÜRETEBİLDİNİZ?”

    Evet, arkadaşlar sermayenin sorunlarını anında çözmekte hızlı davranan ve bütün olanaklarını kullanan iktidara, şimdi kamuoyu önünde biz emekçiler açısından hayati önem taşıyan sorularımızı sormak istiyoruz.

    Peki, bu ülkenin işçisi ve kamu emekçisinin, hangi sorununu çözdünüz iktidarınız boyunca? Cumhuriyet tarihinin en büyük iş cinayetleri sizin döneminizde olmadı mı? Madenlerde, tersanelerde, tekstil atölyelerinde ki iş cinayetlerini mi engellediniz? Kamyon ve traktör kasalarında tarlaya giden mevsimlik işçilerin ölümlerine mi engel oldunuz? İş cinayetlerine sebep olan hangi açgözlü patronun ihalelere girmesine engel oldunuz? Ya da cezalandırılmasını sağladığınız? İşçilerin en önemli hak arama yolu olan iş mahkemelerine başvuru yolunu daraltmak için zorunlu arabuluculuk sistemini dayatan siz değil misiniz? Seçim kazanmak için kullandığınız taşeron çalışanlara kadro mu verdiniz? Asgari ücreti mi yükselttiniz?

    Hangi toplu sözleşmede kamu çalışanlarının insanca yaşayacağı ücret almasını sağladınız?  Kamu emekçilerinin iş güvencesini fiilen ortadan kaldırmadınız mı? Aileleri ile birlikte cezalandırdığınız emekçilerin hak aramalarına engel olan siz değil misiniz? 657 sayılı Kanun değişikliğini yaparak 3 milyon kamu emekçisini iş güvencesinden yoksun bırakmaya çalışmıyor musunuz? Yıllardır kanatlarınızın altına alarak büyüttüğünüz Memur-Sen’i kullanarak emekçilere yoksulluk ve sefaleti dayatan siz değil misiniz?

    “YANDAŞ SENDİKALAR SUÇ ORTAĞINIZ”

    Yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarını bizzat yaşayanlar olarak bizler çok açık ve net olarak biliyoruz. KESK Ankara Şubeler Platformu olarak duyarlılık yaratmaya çalışıyoruz. Kamuoyunu ve emekçileri doğru bilgilendirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle; devam etmekte olan 4. Dönem TİS görüşmelerinde 21 Ağustos 2017 pazartesi günü yapılacak toplantıdan başta Memur-Sen olmak üzere her iki konfederasyonunda tutumlarının emekçiler lehine olmadığını görmekteyiz.

    Kamu kurumlarında iktidar yanlısı idarecilerin baskı, tehdit ve kimi yerde asılsız vaatleriyle üye sayısı artırılan yandaş Konfederasyonun heyetinin, 14 Ağustos 2017 günü TİS toplantısında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın hükümetin teklifini açıklaması ile birlikte anında “bu teklife kapalıyız” dövizini hep beraber kameralar karşısında çıkarmalarının komik bir gösteri olduğunu ve bu yandaş Konfederasyonun tek eyleminin de bundan ibaret olacağını biliyoruz. OHAL KHK’ları ile ihraç edilen emekçiler içinde üye sayısı en fazla olan yandaş konfederasyon, kapılarını bu üyelerinin yüzlerine kapatmıştır.

    “MEMUR-SEN, AKP’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜNÜ MÜ KUTLUYOR?”

    Somut bir delile dayanmadan atılan üyeleri için sadece hükümetin iddialarını doğru kabul eden ve bunu TİS masasında gündem yapmayan bu Konfederasyonun bir kazanım elde etmesi beklenemez. Yıllardır süregelen ekonomik ve sosyal kayıplar, gerçek talepler üzerinden madde madde tartışılma kurulu yerine, AK Partinin 16. Kuruluş yılı temel alınarak yüzde 10 + 6 şeklinde masaya konulması hem komedidir hem de Hükümet ve yandaş Memur-Sen’in TİS masasını getirdikleri sefalet noktasıdır.

    Sormadan edemiyoruz; Memur-Sen, AK Partinin kuruluş yıldönümünü mü kutluyor? Yoksa 3 milyon çalışan ve 2 milyon emeklinin hakkını mı almaya çalışıyor?

    Üye sayısı itibariyle ikinci Konfederasyon Kamu-Sen ise; sorumluluğu Memur-Sen’e atarak “eylem yapmaktan imtina etmeyiz. Ancak, madem 1 milyon kişi bunlara güvenmiş, bu bir milyon kişinin gücünü görelim” diyor. Evet, arkadaşlar, bu olsa olsa kamu emekçilerini bölünmüşlüğünü, parçalanmışlığını sürdürme tutumudur.

    Emekliler dâhil 5 milyon kamu emekçisi ile birlikte hükümet karşısında, diğer konfederasyonlara da çağrı yapmak, birlikte davranmak için görüşmeler yapmak yerine, topu zaten emekçiler açısından geçmişi sabıkalı olan Memur-Sen’e atmaktadır.

    “GELİN HEP BİRLİKTE GASP EDİLEN HAKLARIMIZI ALALIM”

    Biz buradan tüm sendikaların yerel platformlarına sesleniyoruz, buna grevleri yasaklanan işçi sendikaları da dâhil, gelin hep birlikte gasp edilen haklarımızı almak için grevler yapalım. İş yerlerindeki kamu emekçileri buna hazır. Birlikte davranılması halinde hükümetin geri adım atacağını biliyorlar ve bunu işyerlerine giden her sendikanın temsilcilerine söylüyorlar. En önemlisi de yandaş konfederasyona güvenmiyorlar.

    “EĞİTİM CEMAAT VE VAKIFLARA HAVALE EDİLMİŞTİR”

    Yukarıda anlatmaya çalıştığımız sorunlar yanında, eğitimden sağlığa, yok edilen demokrasi ve özgürlüklerden, yargı bağımsızlığına, yasama ve yürütme faaliyetlerine, çevre ve yaşam alanlarına kadar tüm bu alanlarda başarı denilebilecek kırıntı dahi bulunmamaktadır. Eğitim tamamen cemaatler, tarikatlar ve vakıflara havale edilmiştir.

    “ÜLKENİN DOĞASI YANDAŞ ŞİRKETLERE PEŞKEŞ ÇEKİLMEKTEDİR”

    Ülkenin tarihi ve kültürel mirası dinamitlerle tahrip edilmekte, doğası ve çevresi yandaş şirketlere peşkeş çekilmektedir. Ormanları yakılmakta, müdahale etmek isteyen vatandaşlar engellenmektedir. Dış politikada ki başarısızlıkların üstünü, içeride baskı ve şiddetle yöneterek örtmeye çalışmaktadırlar. Bugünlerde, yıpranan ve çürümeye başlayan iktidarlarına dinamizm kazandırmak için yoğun bir çaba göstermektedirler. Sebep oldukları sorunları görmek yerine, bunu “metal yorgunluğunun” yeni bir silkinişle atılabileceği, AKP’nin yeniden eski enerjisine kavuşabileceği ileri sürülüyor. Eğer yıllardır birlikte yol yürüdükleri Fetullahçılardan, yolsuzluklara bulaşmışlardan, isteksiz ve yorgunlardan kurtulurlarsa önümüzdeki üç seçimden başarıyla çıkabileceklerini düşünüyorlar.

    “DOYMUŞ KADROLARIN YERİNE AÇ OLANLARI İKAME EDECEKLER”

    Yenilenmiş AKP’nin neler yapmak istediğini her gün yetkili ağızlardan dinliyoruz. Kendilerince başarılı güzel günlerinde ne yaptıklarını ve bugün ne yapmakta olduklarını da görüyoruz. İlk dönemleri hızlı hızlı özelleştirmeler, emperyalist tekellere ve yerli iş birlikçilerine çekilen peşkeşlerle, işçi ve emekçi hareketine saldırılarla geçmişti. Ustalık ve olgunluk dönemlerinde de bu işlere devam ettiler. Ama artık Rabia ile Cola’yı bir araya getirmeyi, ey Merkel, ey Almanya deyip Siemens’e ihale vermeyi, Amerika ile çatışıyor görünerek Atatürk Orman Çiftliğini peşkeş çekmeyi başardılar. Kadrolarını yenileyerek yapacakları da bundan farklı olmayacaktır. Sadece eski doymuş kadrolar yerine, yeni aç kadroları iş başına getirerek iktidarlarını sürdürmek olacaktır.

    “DAHA FAZLA SUÇ DOSYANIZI KABARTMAYIN”

    Ancak, sebep olduğunuz acıları, mağduriyetleri, el attığınız her alandaki tahribatları, yolsuzlukları, hak gasplarını görmeyerek, iktidarınızın çöküşe geçmesini metal yorgunluğuna bağlamanız kendinizi kandırmaktır. Bu saltanatınız uzun sürmeyecek ve halklarına acılar yaşatan her iktidar gibi sizde tarihin çöplüğüne gömüleceksiniz.

    Ama bu ülkenin ezilen emekçi halkının da hafızası var ve işlediğiniz suçların hesabını vereceksiniz. Bu nedenle; OHAL/KHK rejiminize güvenerek daha fazla suç dosyalarınızı kabartmayın. Derhal OHAL’i kaldırın ve KHK’ları tüm sonuçları ile birlikte iptal edin. Haksız ve hukuksuzca ihraç ettiğiniz kamu emekçilerini hemen görevlerine iade edin. Diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • KESK’liler Ankara’da ihraçları protesto etti-VİDEO

    KESK’liler Ankara’da ihraçları protesto etti-VİDEO

    PİRHA – KESK Ankara Şubeler Platformu’nun OHAL ve KHK’ler ile işlerinden ihraç edilen emekçiler için yaptıkları basın açıklamasında 4. dönem Toplu İş Sözleşmesine (TİS) dikkat çekildi. 

    Haberin Videosu

    KESK Ankara Şubeler Platformu OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lerle kamudan ihraçları protesto etti. Ankara/Kızılay’da bulunan Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen KESK üyeleri “OHAL kaldırılsın KHK’ler iptal edilsin” talebinde bulundu.

    Ankara Şubeler Platformu adına basın açıklamasını okuyan Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Nusret Sulkalar, TİS’in AKP ile Memur-Sen arasında satış sözleşmesine dönüştüğüne dikkat çekti. Sulkalar, KESK’in taleplerini şöyle sıraladı:

    -Herkes için iş güvencesi ve insanca yaşanacak ücret istiyoruz.

    -OHAL kaldırılmalı, KHK’ler geri çekilmelidir. İhraç edilen ve açığa alınan tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilerek hak kayıpları karşılanmalıdır.

    -İş güvencemizi ortadan kaldıracak sözleşmeli çalışma, performansa göre ücretlendirme vb. çalışmalara son verilmelidir.

    -Emekçileri hukuksuzca işten çıkaran, iş barışını bozan, yerellerde imzalanmış TİS’leri bile tek taraflı fesheden, seçilmişlerin yerine atanmış kayyumlar geri çekilmelidir.

    -Gerici, mezhepçi eğitime karşı bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı sağlanmalıdır.

    -En az ücret alan kamu emekçisinin maaşı Temmuz 2017 itibarıyla kira, yakıt, ulaşım, çocuk ve aile yardımı hariç 3 bin 450 TL’ye yükseltilmelidir.

    -Kamu ve özel sektör dahil tüm çalışanların ücretlerinin asgari ücret tutarındaki kısmı vergiden muaf tutulmalı, üzerindeki miktar için vergi kesintisinin en alt sınırına sabitlenmelidir.

    -Özelleştirmeler durdurulmalı, sözleşmeli, taşeron, esnek, kuralsız çalışma yasaklanmalı, 4/C’liler kadroya alınmalı, herkese güvenceli iş ve gelecek sağlanmalıdır.

    -Talan fonu olan Varlık Fonu Lağvedilmelidir

    -Yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası yapılmalı, ayrımsız tüm çalışanlara uygulanmalıdır. Meslek hastalıkları tanımlanmalıdır.

    -Kadın kamu emekçilerine,uygulanan ayrımcılık, mobbing ve şiddete son verilmeli, istihdam,terfi ve unvan değişikliklerinde cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır.

    -En az 50 çalışanın bulunduğu iş yerlerinde ücretsiz nitelikle anadilinde hizmet verecek kreş ve bakım evleri açılmalıdır.

    -Kamu hizmetleri herkese parasız, eşit, nitelikli, ulaşabilir ve anadilinde olmalıdır. Kamu hizmetleri işletmecilik esaslarına göre değil, toplumsal fayda gözeterek sağlanmalıdır.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • OHAL’de ülke sosyoekonomik felaketlere sürükleniyor-VİDEO

    OHAL’de ülke sosyoekonomik felaketlere sürükleniyor-VİDEO

    PİRHA -KESK Ankara Şubeler Platformu Ankara’da kamudan ihraçları protesto etti. Sakarya Caddesi’nde yapılan açıklamada KESK üyeleri hükümetin OHAL fırsatçılığı yaparak Türkiye’nin sosyoekonomik yapısını bozduğunu belirttiler. 

    Haberin Videosu

    KESK Ankara Şubeler Platformu üyeleri KHK ile ihraçları protesto etmek için Ankara’daki Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenlediler. KESK Ankara Şubeler Platformu adına basın açıklamasını okuyan SES Ankara Şube Eş Başkanı Rona Temelli, toplumun tüm kesimlerinin OHAL mağduru olduğu vurgulayarak “OHAL uygulaması sosyoekonomik düzeni bozmakta toplumsal olayların nedeni olmaktadır” dedi.

    “HÜKÜMET OHAL FIRSATÇILIĞI İLE ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLÜYOR”

    İşsizlik durumunun sadece kamu emekçilerine özgü olmadığını belirten Temelli, “OHAL’deki ekonomik bozulma nedeniyle 700 bin yeni işsizin ortaya çıktığını TÜİK verileri göstermektedir. Bu KHK uygulamasıyla Türkiye tarihinde ilk defa kamu emekçisi sayısı azalış göstermiştir. OHAL’in toplumsal maliyeti her geçen gün artmaktadır. Uğranılan haksızlıklar nedeniyle başta intiharlar olmak üzere, boşanmalar, aile içi şiddet, beyin göçü, işsizlik gibi çok temel kitlesel sorunlar devlet eliyle ortaya çıkarılmıştır ve her geçen gün derinleşmektedir” dedi. OHAL kapsamında insanların başta düşünce ve kanaat hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, düşünceyi açıklama ve yayma hakkı gibi hakların sürekli ihlal edildiğini vurgulayan Temelli, siyasal iktidarın OHAL fırsatçılığı yaparak ülkeyi sosyoekonomik felaketlere sürüklemekte olduğunu kaydetti.

    “İKTİDAR TOPLUMCU MEDYAYI KISITLIYOR”

    Ayrıca Temelli şunları da dile getirdi: “OHAL kapsamında halkçı ve toplumcu medyanın tüm iletişim yollarını kısıtlayan siyasal iktidar, tarihleri ‘FETÖ’ vb. yaklaşımlarla mücadele ile geçen başta Evrensel, Cumhuriyet, Sendika.org gibi gazetelere/sitelere yönelik baskıları günden güne arttırmaktadır. Türkiye Dünya’da en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkelerinde başını çekmektedir. Tutuksuz yargılanabilecek onlarca muhalif gazeteci tamamen olağan hukuka aykırı şekilde cezalandırılmaktadır. Hukuku erteleyerek bir yere varamazsınız.  Kurtulamazsınız. Biz KESK’li emekçiler ne dün ne bugün ne de yarın sizin OHAL ve darbe hukukunuzla değil fiili, meşru ve evrensel emek mücadelesiyle yol aldık, mücadele ettik. Etmeye devam edeceğiz”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir’

    ‘İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir’

    PİRHA-“İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir” diyen Engelli Hakları Forumu, KHK ile ihraç edilen engelli yurttaşların tekrar işlerine geri alınmasını talep etti. 

    Haberin Videosu

    Engelli Hakları Forumu, İstanbul Galatasaray Meydanı’nda işlerinden ihraç edilen engelli yurttaşların durumuna dikkat çekmek amacıyla bugün gerçekleştirdiği eylemde Şişli İşitme Engelliler Yönetim Kurulu Başkanı Güler Dağıdır basın konuşmasını yaptı.

    KHK ile işlerinden ihraç edilen engelli yurttaşların işlerine geri dönmelerini ve çalışma şartlarının engellilere uyarlanmasını talep eden Dağıdır, “İşsizlik, engellilerin engelini büyüten bir bariyerdir. Çünkü engelliler için çalışmak, üretime katılmak yaşamda var olma nedenidir” dedi.

    ENGELLİ İŞSİZLİĞİNİN ÖNLENMESİ İSTENDİ

    Engelli ihraçların sorunlarına da değinen Dağıdır şunları belirtti:

    “Engelli ihraçların en temel sorunu olağan koşullarda 15 yılda kazanılmış olan hakları olan emekliliklerini 25 yıl prim şartı koşulması nedeniyle kaybetmiş olmalarıdır. Bu şartlarda kamunun 2017 tercih döneminde alacağı engelli personel sayısını 2545 değil sadece 545 olarak görmek yerinde bir iddiadır.”

    Tüm bu sorunların çözümü için engellilerin mücadeleden başka seçeneğinin olmadığını söyleyen Dağıdır engelli işsizliğin önlenmesini talep etti:  “Yasalarda tanımlanan görevler eksiksiz yerine getirilmeli, kamudaki boş kadrolar derhal doldurulmalı ve özel işyerlerinin denetimi ciddiyetle yürütülmelidir, işlerinden ihraç edilen engelliler işlerine geri döndürülmeli alternatif iş olanakları yaratılmalıdır.”

    Dağıdır son olarak, “ İşyerleri ve çalışma şartları engellilere uygun hale getirilmeli. Mobing ve ayrımcılığı önleyecek çözümler üretilmelidir” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Ankara Kızılay’da ihraçlar bir kez daha protesto edildi-VİDEO

    Ankara Kızılay’da ihraçlar bir kez daha protesto edildi-VİDEO

    PİRHA – Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde Kasım ayından bugüne her Cumartesi bir araya gelen KHK ile bir gece yarısı görevlerinden ihraç edilen KESK’e bağlı kamu emekçileri yaptıkları açıklamada, mücadeleye devam edeceği belirttiler.

    Haberin Videosu

    Ankara Kızılay’da KHK ile işlerinden edinilen KESK’e bağlı kamu emekçileri bir araya gelerek basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcülüğü adına Tüm Bel-Sen 2 No’lu Şube Sekreteri İsmail Kaygusuz okudu.

    “ADALETSİZLİK ORTADAN KALDIRILINCAYA KADAR MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Açıklamada aylardır kışın dondurucu soğuğu, yazın kavurucu sıcağında hukuksuz bir biçimde işlerinden edilen kamu emekçilerine yönelik adaletsizliğin ortadan kaldırılması için birçok alanda seslerini duyurmaya çalıştıklarını belirten Kaygusuz, “Gasp edilen haklarımızın iadesini istiyoruz. Kimseden lütuf beklemiyoruz. Bu büyük adaletsizlik ortadan kaldırılıncaya kadar da buralarda olmaya devam edeceğiz” dedi.

    Açıklamada, 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde siyasi iktidar, bir taraftan ‘demokrasi nöbeti’ için tüm olanaklarını seferber ederek halkı sokaklara davet ettiğini, diğer taraftan ise yeni bir KHK ile aralarında 703 KESK üyesinin de bulunduğu 7563 kamu çalışanının ihraç edildiğini vurgulandı.

    “HALK CEZALANDIRILDI”

    Belediyelere atanan kayyumlarla adeta ayrım yapmadan tüm çalışanlarına bir kıyım yaşatmakta olduğuna dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Kayyum atanan belediyelerde kamu çalışanlarına, önce KESK’e bağlı Tüm Bel-Sen’den istifa etmeleri dayatılmış, bu dayatmayı kabul etmeyen kamu emekçileri KHK’lerle ihraç edilmişlerdir. Siyasi iktidar yerel seçimlerde alamadığı bu belediyelerin önce yöneticilerini tutuklamış ardından atadığı kayyumlar eliyle bu belediyeleri adeta çalışamaz hale getirilerek orada yaşayan halkı cezalandırmıştır.”

    KESK’in tarihinin böyle zor süreçleri aşma tarihi olduğunun vurgulandığı açıklamada KESK’in gücünü haklılıktan aldığını, ülkenin tüm değerlerine sahip çıktığını, demokrasi, özgürlük, barış, sağlıklı nesillerin yetişmesi için laik, bilimsel eğitim istediği ifade edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yeni KHK yayımlandı: Çok sayıda ihraç var

    Yeni KHK yayımlandı: Çok sayıda ihraç var

    PİRHA – OHAL kapsamında çıkarılan 692 sayılı KHK ile binlerce kişi işlerinden ihraç edildi. 

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar, göreve iade edilenler, rütbeleri alınan emekli askerlerin ve öğrencilikle ilişkisi kesilen kişilere ilişkin listelerin de bulunduğu 692 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK), Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. Kararname ile toplam 7 bin 348 kişi ihraç edildi.

    KHK’ya göre, FETÖ ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle Arif Erdem ve Hakan Şükür‘ün madalyaları da geri alındı. Kamudan ihraç edilenler arasında şu an ‘FETÖ’den tutuklu bulunan eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da bulunuyor.

    Yeni yayınlanan 692 Sayılı KHK’ye göre;

    Adalet Bakanlığı’nda 418 kişi,
    Diyanet’ten 551 kişi,
    Dışişleri Bakanlığı’nda 45 kişi,
    Emniyet’ten 2303 kişi,
    İçişleri Bakanlığı’ndan 1486 kişi,
    Sağlık Bakanlığı’ndan 789 kişi,
    TRT’den 29, Jandarma’dan 235 kişi ihraç edildi.

  • Eğitimciler Özakça ve Gülmen’in açlık grevi 119. gününde

    Eğitimciler Özakça ve Gülmen’in açlık grevi 119. gününde

    ‘İşimizi geri istiyoruz’ talebi ile 119 gündür açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça artık yürümekte zorlanıyorlar. 

    OHAL kapsamında ilan edilen KHK’lerle hukuksuz şekilde işlerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın ‘işimizi geri istiyoruz’ talebi ile başlattıkları açlık grevi 119 gününde devam ediyor.

    Özakça ve Gülmen artık yürümekte zorlanıyorlar. Eğitimcilerin sağlığı her gün biraz daha kötüye giderken Semih Özakça’nın annesi ve eşi de 44 gündür açlık grevinde.

    KHK ile atıldığı işine geri dönmek için açlık grevi direnişini sürdüren tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen’in kardeşi Beyza Gülmen’in, ablasına destek için ‘dilek feneri uçurduğu ve halay çektiği’ gerekçesiyle yurttan atılmak istendiği öğrenildi.

    Eğitimci Semih Özakça ve Nuriye Gülmen açlık grevine başladıklarında Nuriye 59, Semih 86 kiloydu. Şu an Nuriye 44, Semih 61 kiloya düşmüş durumda.

     

  • Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu giderek ciddileşiyor

    Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu giderek ciddileşiyor

    PİRHA – Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın başlattığı açlık grevinde 118’inci güne girildi.  Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumu giderek ciddileşiyor.   

    OHAL koşullarında KHK ile işlerinden ihraç edilen eğitimci Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi 118. gününde. Durumları giderek ciddileşen eğitimciler için Semih Özakça’nın eşi ve annesi de 43 gündür açlık grevinde.

    KHK ile işinden ihraç edilen Semih Özakça’nın eşi Esra Özakça, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki açık görüşte eşi ile yan yana geldi. Açlık grevi nedeniyle eşinin yürümekte zorluk çektiğini belirten Esra Özakça, “Semih Özakça’nın tekerlekli sandalye ile aile ve avukat görüşlerine gidebiliyor. Semih, böbreklerinde ağrılar olduğunu söyledi. Saçları ve vücudundaki tüyler dökülmeye başlamış. Boynunda çok ağrı var. Kas ağrıları da yoğunlaşmış” dedi.

    Nuriye Gülmen’nin avukatları ise Gülmen’in durumunun kötüye gittiğini vurgulayarak şunları belirti:

    “Nuriye’nin böbreklerinde ağrılar var. Özellikle sağ böbreğinde çok fazla ağrının olduğunu ve idrarında kepeğe benzeyen maddeler olduğunu söylemiş. Karın bölgesinde şiddetli gaz olduğu için kendisini çok rahatsız ediyormuş. Ayrıca her gün aynı saatte vücudu ateşleniyormuş. Bununla birlikte iğne batması hissi de geliyormuş. Bir süre bu ağrıyla yaşadıktan sonra birden geçiyormuş.”