PİRHA-KESK’in KHK ile ihraçlara dikkat çekmek amacıyla Ankara/Kızılay’da bulunan Sakarya Caddesi’ndeki basın açıklamasında hükümet yetkililerinin KHK ile ihraç edilenlerin seslerini duymadığı belirtildi.
Haberin Videosu
KESK, KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin durumuna dikkat çekmek amacıyla Ankara/Kızılay’da bulunan Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenlendi. Düzenlenen basın açıklamasına çok sayıda KHK mağduru ve Demokratik Kitle Örgütü katıldı.
“NASIL BİR VİCDANA SAHİP OLDUKLARINI ORTAYA KOYDULAR”
KESK Ankara Şubeler Platformu adına basın metnini okuyan Tüm Bel Sen 2 Nolu Şube Sekreteri İsmail Kaygusuz “KHK ile işimizden, aşımızdan edilen bizlerin sesini sağır sultan bile duydu bir tek hükümet yetkilileri duymadı” dedi. Hukuksuz uygulamalar devam ettiği sürece burada olmaya devam edeceklerini belirten Kaygusuz “Hükümet yetkilileri ‘İşimi geri istiyorum talebiyle’ bedenlerini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı ceza evine atarak nasıl bir vicdana sahip olduğunu ortaya koymuştur” şeklinde konuştu.
“BU SUÇU İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
“Siyasi iktidarın temsilcileri ta Filistin’de Esma’nın sesini duydu ve ses verdi de açığa alındığı için yaşamlarına son veren 37 kamu emekçisinin çocuklarının sesini duymadı. Miyanmer’de ki aç insanların sesine ses verdi de onurlarıyla çalışırken ve FETÖ’cü çeteyle yıllardır mücadele ettikleri halde işinden edilip açlığa mahkum edilen kamu emekçilerinin sesini duymadı” diyen Kaygusuz ayrıca şunları da belirtti: “Bizi işimizden eden siyasal iktidar temsilcileri Fetullah Gülen için ‘Hoca Efendi’ derken ve methiyeler dizersen biz o zamanlar da bu adama çeteci ve karanlık bir güç emperyalizmin uşağı diyorduk. Bizim tek suçumuz daha fazla demokrasi ve özgürlük istemek; laik, bilimsel, ana dilde eğitim istemek, insanca yaşanacak ücret istemek. Bu suç ise biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi Yürütme Kurulu bir açıklama yaparak, açlık grevinin 90. gününde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihraç edilenlerin işlerine iade edilmesini istedi.
20 Temmuz sonrası uygulamaya konulan OHAL ile hukuk tümüyle ayaklar altına alındığı, gazete ve televizyonların kapatıldığı ve belediyelere kayyum atandığı belirtilen açıklamada, “KHK’lar ile yaklaşık 102 bin 887 kamu emekçisi de kamudan ihraç edildi” denildi.
“ZULME DİRENMEK HAKTIR”
OHAL hukuksuzluğunun aynı zamanda tüm hak arama yöntemlerini de geçersiz kıldığı belirtilen HDK açıklamasında “Haksızlığa ve zulme direnmek haktır. Kamu emekçileri bu haksız hukuksuz uygulamalara karşı çeşitli biçimlerde direndiler, direnmeye devam ediyorlar” sözlerine yer verildi.
“ÜFÜRÜKTEN BİR GEREKÇEYLE TUTUKLANDILAR”
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın, “işimizi geri istiyoruz” diyerek Ankara İnsan Hakları Anıtı önünde 120 gün oturma eylemi yaptığını hatırlatan açıklama, açlık grevlerinin 76. gününde “üfürük”ten bir gerekçeyle tutuklandıklarına dikkat çekti.
“OHAL SONUÇLARIYLA BİRLİKTE ORTADAN KALDIRILMALIDIR”
HDK açıklamasında ayrıca, “işini geri istemek, onuruna sahip çıkmak suç değildir. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça bir an önce serbest bırakılmalı haklı talepleri kabul edilmelidir. KHK’lar eliyle bir gecede işten atılan bütün kamu emekçileri işlerine iade edilmelidir. OHAL ortadan kaldırılmalı, KHK’lar tüm sonuçlarıyla birlikte iptal edilmelidir” denildi.
PİRHA – Önceki gün onlarca plastik merminin hedefi olan Veli Saçılık “İşimizi geri istiyoruz” eylemini, Acun Karadağ’la birlikte bugün de sürdürdü.
HABERİN VDEOSU
“Nuriye ve Semih’in talepleri kabul edilsin” pankartı ve “Nuriye Semih işe geri alınsın” ve “İşimizi geri istiyoruz” dövizlerinin açıldığı eylemde, “Emekçiyiz haklıyız kazanacağız” sloganı atıldı.
POLİS AÇIKLAMAYA MÜDAHALE ETTİ
Tutuldukları Sincan Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın fotoğrafları ve taleplerinin basılı olduğu bildiriler sokakta dağıtıldı. Polis, Acun Karadağ’ın konuşmaya başlamasıyla birlikte açıklamaya müdahale etti ve eyleme katılan kişileri darp etti.
“BİZİ ESNAFLA KARŞI KARŞIYA GETİRMEK İSTİYORLAR”
Daha sonra Konur Sokak’ta konuşan Veli Saçılık, polisin müdahale ederek ve biber gazı sıkarak esnafı kışkırtmaya çalıştığını söyledi. Saçılık, “Esnafa gaz atmak için ısrarla bizi Konur Sokak’a sürüklemeye çalışıyorlar. ‘Esnafın işini engellemeye çalışmayacaksınız’ diyoruz. Ama ne onlar ne de başkaları esnaf ile eylemcileri karşı karşıya getiremeyecek” diye konuştu.
“SADECE İŞİMİZİ GERİ İSTİYORUZ”
İktidarın kendi hukukuna bile güvenmediğini belirten Saçılık, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklanmasına dikkat çekerek “Biz sadece işimizi istiyoruz, bu masum talebimizi dile getirmemizden bile korkuyorlar” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Önceki günlerde yayınlanan Karar Hükmünde Kararname ile bir çok akedemisyen ihraç edildi. Bunlardan biride Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Güney. Güney, “20 yıl öncede direniyorduk, akademide barışı, emek sömürüsünü anlatıyorduk şimdi de anlatmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
Müzakere ve dialog sürecinin hükümet tarafından bitirilmesine karşı tepki olarak “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attıkları için haklarında soruşturma açılan ve önceki günlerde yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraçlar devam ediyor. Bunlardan biri de Mersin Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Atilla Güney. Güney ihraçları PİRHA mikrofonuna değerlendirdi.
2016 Şubat ayında “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığını ve bu ihracı beklediğini, belirten Güney, “Mersin Üniversitesi’nden 12 arkadaşımız sözleşmeleri yenilenmeyerek görevlerinden uzaklaştırılmışlardı. Biz dokuz arkadaş kalmıştık ancak bu son çıkarılan KHK ile de daha önce sözleşmeleri yenilenmeyerek atmış oldukları arkadaşlarımızla birlikte bizleri de ihraç ettiler” dedi.
15 Temmuzu iktidarın darbe girişimi olarak tanımladığı vakadan sonra hızlanan KHK’lerle Türkiye genelindeki barış imzacılarına yönelik bir ihracın başladığına dikkat çeken Güney, “Bizim üniversite yönetimi KHK sokmak yerine sözleşme yenilemeyerek, soruşturma açarak, görevden el çektirme ya da eziyet çektirme gibi yöntemler deniyordu. Bu son KHK ile de tabiri caizse son mührü bastı, bütün imzacı 21 arkadaşı ihraç ettiler” diye konuştu.
“YAPTIĞIMIZIN ARKASINDAYIZ”
“Memleket sanki kendilerinmiş gibi öyle bir sahiplenme içerisindeler ki üniversitelerde mülk edinmiş gibi bir hava içerisindeler” diyen Prof. Dr. Atilla Güney, “Akademilerden bizi uzaklaştırdılar, kürsülerimizi gasp ettiler, ünvanlarımızı elimizden aldılar ama biz 20218 tertemiz pırıl pırıl insan bu ülkede barış istediğimiz için, kan dursun dediğimiz için, işlenen insanlık suçlarına bir son verilmesini istediğimiz için o metne imza attık. Yaptığımızın arkasındayız, bundan sonra aynı minvalde yürümeye, aynı minvalde haykırmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“ŞİZOFRENİ BİR ORTAMDA AKADEMİYE GİRDİM”
20 yıllık bir akademisyen olduğun, 1990’lı yılların kasvetli ortamında akademiye girdim diyen Güney, “20 yıl önce 90’lı yılların o kasvetli ortamında akademisyen olarak girdim. O zaman da Tansu Çillerler, Mehmet Ağarlar vardı. O zaman da köy boşaltmaları, sürgünler ve failli meçhuller vardı. Ben öyle şizofreni ortamda akademiye girdim. Sınavı kazandım, sınavı kazanmama rağmen akademide göreve başlatmadılar. İki yıllık bir mahkemeden sonra 1997’de akademiye girdim” dedi.
“MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”
20 yıl geçmiş ve 2017’e baktığımızda bu memlekette çok şeyin değişmediğini kaydeden Güney, “Şimdi reisler var, Mehmet Ağar’ın kötü kopyaları var, oluk oluk kan akıtacağız diyen mafya babaları var. Çok şey değişmemiş bu ülkede. 20 yıl öncede direniyorduk, 20 yıl öncede bu akademilerde barışı anlatıyorduk, özgürlük anlatıyorduk, işçi sınıfının dayanışmasını anlatıyorduk ve öğrencilerimize sömürüyü anlatıyorduk. Bundan sonrada bu mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA – Önceki gün yayınlanan KHK ile ihraç edilen Mersin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Güney sosyal medya hesbından yayınladığı mesajda; “Mahkeme kararıyla başlayan akademik yaşamım KHK ile sonlandırıldı. Barış için, özgür bir ülke için mücadele edip bu uğurda cezaevlerinde olan arkadaşlara, basın emekçilerine selam olsun. Biz kazanacağız” dedi.
“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attıkları için haklarında soruşturma açılan ve önceki gün yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraçlar devam ediyor. Bunlardan biri de Mersin Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Atilla Güney. Güney, Sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Paylaşımı ile daha önce defalarca benzer süreçlerden geçtiğini, atamasının engellendiğini belirten Güney, verdiği mücadele sonucunda akademik hayatını sürdürdüğünü dile getirdi.
Güney’in sosyal medya hesabından yayınladığı mesajı şöyle;
“Tansu Çiller’in, Mehmet Ağarların ve Abdullah Çatlıların devranının sürdüğü 90’lı yıllarda Kürdistan’da halkım zorunlu göçle, köy boşaltmalarla yerinden yurdundan ediliyordu. Vatan için öldürmenin de ölmenin de mübah sayıldığı, insanlığın ağırlaştırılmış kayıtsızlıkla ayaklar altında can çeliştiği o şizofrenik koşullarda Mustafa Kemal Üniversitesi’nde asistanlık sınavına girmiştim. Her devrin İbişleri, Mersinli Cübbesiz Ahmet hocaları var. O zaman da bir tavuktan günde üç yumurta elde ederek memleketi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmayı planlayan rektör, atamamı onaylamamıştı. Gerekçe: “BÖLÜCÜLÜK”tü. İki yıllık adli sürecin sonunda mahkeme kararıyla akademiye girdim. Hiç unutmuyorum, atama işlemleri için personel dairesine gittiğimde, memurlar bu ufak tefek adam mı vatanı bölecek deyip yüzüme şaşkınlıkla bakıyorlardı.
“MAHKEME KARARLARI İLE BAŞLAYAN AKADEMİK YAŞAMIM KHK İLE SONLANDIRILDI”
Yirmi yıl geçti… Mahkeme kararıyla başlayan akademik yaşamım KHK ile sonlandırıldı. 2008’de türbana özgürlük bildirisine imza atarken, bir gün gelecek haklarını savunduklarımın muktedir olduklarında canıma okumak için sıraya gireceklerini pekala biliyordum. O gün beni gazetelerinde “tarikatçı”lıkla suçlayıp afişe eden Doğu Perinçek çetesinin bugün muktedirler çetesiyle iş tutacağını da görebiliyordum.
“BARIŞ İSTİYORUZ, DURDURUN BU KIYIMI”
Yirmi yıl geçti… Benim gökyüzü biteviye gri ve insanları kolay unutmakla malul memleketim alçak üretmekte sırayı kimseye kaptırmıyor. Yirmi yıl geçti… Şimdi Reisler, Ağar’ın kötü kopyaları, Sedat Pekerler var. Vatan için insan öldürmenin yerini ‘Oluk oluk kan akıtacağız’ aldı. Zorunlu göçe, köy boşaltmalara rahmet okuturcasına çocuklarının cansız bedenini buzdolaplarında tutan insanları gördük. Yirmi yıl geçti… Hiç mi bir şey iyiye gitmez yirmi yılda, bu kadar mı kötü olur her şey deyip hayıflanmamak için, güneşini yitirmiş, toprağı çoraklaşmış fidan gibi solup gitmeye yüz tutmuş memleketime bir damla can suyu olabilmek için ‘Barış istiyoruz, durdurun bu kıyamı’ dedik. Birbirinden habersiz, hesapsız, çoğu birbirini tanımayan ancak kaygıda tasada tek yürek bir avuç güzel insan akademik katedralin soğuk duvarlarında yankılanan bir çığlık attı. Çığlık kokuşmuş zihinlerinde haykırışa dönüştü. Korkuyorlar…”
“BİZİ AÇLIKLA TERBİYE EDECEKLERİNİ SANIYORLAR”
Memleketi sattılar doymuyorlar, talan ettiler doymuyorlar, kan içtiler doymuyorlar, hep açlar… Bizleri de açlıkla terbiye edeceklerini sanıyorlar. Yanılıyorlar… Barış için, özgür bir ülke için mücadele edip bu uğurda cezaevlerinde olan arkadaşlara, basın emekçilerine selam olsun. Onurlu yürekli KESK’li yoldaşlarıma selam olsun
Biz kazanacağız…” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- “Allahın lütfuyla” başlayan ihraçlarda, nüfusa oranla en çok görevden alınma rekorunu da elinde bulunduran Dersim’de 208 memur artık iş yerlerinden uzakta. Çocukluğunda kurdukları hayalleri, mahkeme kararı olmaksızın bir kararnameyle yıkıldı. Kalem tutmaktan başka meslekleri olmayan bu insanlar şimdi hayatın kıyısında ekmek parası kazanmanın derdinde. Ümit Oğuz da onlardan biri.
Ümit Oğuz KPSS’de 90 puan alarak giriyor işe. Asıl bölümü matematik olmasına karşın hastanede memur olarak görevlendiriliyor. Ama olsun, artık bir işi var diye her sabah gülümseyerek giriyor hastanenin kapısından. 6 yıl sonra nedenine ilişkin bir cümle dahi söylenmeden kapının önüne konuluyor, diğer arkadaşları gibi. Hukuk devletinde oluyor tüm bunlar. Oğuz bir süre ne yapacağını düşünüyor. Sonrası ise hüzünlü bir öykü….
MUNZUR KIYISINDA YENİ BİR HAYAT
Oğuz memurken de birkaç tavuk beslediğinden “bu işi yapabilirim” diyerek, Munzur’a sıfır bir mıntıkada tavukçuluk yapmaya başlıyor. İhraç edilen arkadaşları her an Oğuz’u ziyaret ediyor. Eski günleri hüzünle anarak sohbet ediyorlar birlikte.
Oğuz dostlarından aldığı borçla 300 tavuk alıyor.
“KARARLIYIM DERSİM’DE KALACAĞIM”
PİRHA olarak yanına gittiğimizde tavukları yemlerken buluyoruz Oğuz’u.
“Elazığlıyım” diyor Oğuz. “Ama Dersim’i çok seviyorum, burada kalmaya kararlıyım, henüz tavuklar yumurtlamadı, birkaç ay daha dayanabilirsem yumurta toplayabileceğim” diyor.
TUTUNMAYA ÇALIŞMAK
“Tutunmaya çalışıyorum” diyor Ümit Oğuz. Bu sözcük tüm ihraçların yaşam serüvenini özetliyor sanki. Tutunmaya çalışmak!
Oğuz, Munzur’un kıyısına sığınmış bir şekilde. İhracı, yakasına konulmuş bir onur madalyası gibi taşıyor. Vakur, çalışkan ve gelecekten umutlu.
Ya ötekiler!
Hani nasıl olsa devlet kapısındayım diyerek güvenle aldıkları borçlarıyla, çocuklarıyla, yaşlı ve hasta yakınlarıyla…
PİRHA- Darbe girişiminin ardından çıkarılan KHK’lerle çok sayıda kişi ihraç edildi. Bir gece yarısı çıkarılan KHK ile ihraç edilen 24 yıllık resim öğretmeni Songül Tunçdemir de yürüttüğü mücadeleyi PİRHA’ya anlattı.
Songül Tunçdemir…46 yaşında Alevi bir kadın, anne… Ve ihraç edilen 24 yıllık bir öğretmen. Aynı zamanda PSAKD Eğitim Sekreteri ve Eğitim-Sen Aktivisti.
Yıllardır sendikal mücadele veren bir öğretmen. Resim yeteneği olduğunu ve öğretmenliğin hayal ettiği bir meslek olduğunu söylüyor Songül Tunçdemir. Malatya’da öğretmenlik yapmış. Kızının eğitimi için İstanbul’a tayinini istemiş. İmam hatip ortaokulunda göreve başlamış. Okulda, idareyle ve öğrencilerden kaynaklı sorunlar yaşamış. Okulda yaşadığı sıkıntıların ise diz boyu olduğunu söylüyor. Dört ay sonra da ihraç edilmiş meslekten. İhraçla birlikte diploması fes edilmiş. FETÖ adı altında solculara, Alevilere, demokratlara yönelecekleri beliydi diyor. İhraç edilen diğer öğretmenlerle mücadeleye başlamış. Tunçdemir, kadınların mücadele etmesi gerektiğini de vurguluyor.
İhraç edilen 24 yıllık Resim Öğretmeni Songül Tunçdemir, mücadelesini PİRHA mikrofonuna anlatı.
“ÖĞRETMENLİK RESMİ SANATI ÖLDÜRÜYOR”
Malatyalı 46 yaşındaki Songül Tunçdemir, 24 yıllık Görsel Sanatlar Öğretmeni ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eğitim Sekreteri ve Eğitim-Sen üyesi.
“Hayalimde resim öğretmeni olmak vardı” diyen Songül Tunçdemir, öğretmenliğe büyük hayallerle başlamış. Tunçdemir, “Öğretmenlik, resmi, sanatı öldürüyor. Eğitim sistemindeki çarpıklıklar yüzünden. Ekonomik koşulların etkisi de fazla” diyor.
Tunçdemir ardından da eğitim sistemindeki gericiliği ve çarpıklığı şöyle anlatıyor:
“Tutarlı bir eğitim sistemimiz yoktu. Öğrenciyi yargılatan, ezbere dayalı bir eğitim sistemimiz vardı. Ama son 14 yıldır AKP iktidarının eğitimde yürüttüğü politikalar, 4+4+4 sisteminin gelmesi iyice çarpıklaştırdı. 4+4+4 eğitim sisteminden sonra Alevi çocukları İmam Hatip Liselerine yerleştirilmeye başlandı. Birçok okul dönüştürülüp İmam Hatip haline getirildiği için mecburen gönderiliyor. Yıllardır zorunlu din derslerinin kaldırılması için mücadele veriyoruz.Bizler bu mücadeleyi verirken bir anda kendimizi imam hatiplerin içinde bulduk. Normal ortaokullarda ise zorunlu din dersi kaldırılmadığı gibi iki ders daha getirildi. Hz. Muhammed’in hayatı ve başka dersler getirtildi. Bunlarla asimilasyon süreci daha da yoğunlaştırıldı.”
Malatya’dan 4 ay önce İstanbul’a kızının eğitimi için tayinini isteyen Tunçdemir, Kartal Çakabey İmam Hatip Ortaokul’nda göreve başlamış. Okula gelir gelmez öğrencilerin kendisini internet üzerinden araştırdıklarını, sonrasında ise başlamışlar dersleri sabote etmeye. Tabi internet üzerinden araştırdıklarında öğrencilerin şunlardan rahatsız olduklarını söylüyor;
“Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şubesi başkanlığım vardı. Zorunlu din dersleriyle ilgili basın açıklamaları ve yürüyüşlere katılmıştım. Bunların videolarını bulmuşlar. Kendi aralarında Watsap grupları arasında tartışmışlar, konuşmuşlar hatta bazı veliler gelip okul idaresine böyle bir öğretmen var diye hesap sormuşlar. Bu bana göre hesap sormaktır.”
Okulda öğrencilerin kendisine olan yaklaşımını ve yaşadığı sorunları şöyle anlatıyor:
“DERSLERİMDE TEKBİR SESLERİ GETİRMEYE BAŞLADILAR”
“İlk geldiğim hafta öğrenciler bana; siz ünlü bir ressamsınız, çok fotoğraflarınız var. İkinci üçüncü haftasında erkek sınıfı vardı. Bu arada erkek ve kadınların sınıfları ayrıydı. Dersimde tekbir sesleri getirmeye başladılar, bilinçli olarak yapıyorlardı. İstiklal Marşı’nı söylüyorlardı. Ben iki sınıfta kesinlikle ders işleyemedim. Çocuklara ’geç yerine’ dediğimde düşmanca baktılar, dersi sabote ettiler. İdare buna çok kayıtsız kaldı. İdareyi derse çağırdım gelmediler, sormadılar da. Ben bu iki sınıfta yaşadıklarımdan dolayı öğretmenlikten nefret ettim.”
Tunçdemir, okulda yaşadığı bu sorunların ardından bir gece yarısı aldığı haberle ihraç edildiğini öğrenmiş. Bu süreci kızından saklamış. Sonraki günlerde öğrendiğinde de ağlamış kızı. Ama şimdi en büyük destekçisi kızı olduğunu söylüyor Songül Tunçdemir.
Öğretmen Tunçdemir, ihracın ardından okul yönetiminin tutumunu da şöyle anlatıyor:
“KHK ile alınmamızın ardından Okul Müdürünün bana geçmiş olsun dileklerinde bulunmaması tamamen ihbara bağlıyorum. 15 Temmuz’dan sonra her şey ihbar üzerinde şekillendi zaten. Okul müdürleri bu kadrolaşmadan sonra keyiflerine göre hangi öğretmeni seçeceklerine karar veriyorlar.”
Okulda ihraç edilen tek öğretmen olan Tunçdemir, ihracında İstanbul’da İmam Hatip Okulunun etkisinin de fazla olduğunu söylüyor.
“MAĞDUR OLDUK VE ZORLUKLAR YAŞADIK”
İhraç edildikten sonra ekonomik olarak şu zorlukları yaşamış:
“Tabi planlarınız var, çocuğunuz okuyor, evin kirada yani tabi geçimin maaşa bağlı. Mağdur olduk ve zorluklar yaşadık. Ama şöyle bir şey var, biz çok paylaşımcı insanlarız gerçekten. Bir kuru ekmeğimizi birbirimizle paylaşan insanlarız. Bu demokratik mücadele içinde olan, bizim derneklerimiz, sendikalarımız. Biz güçlüyüz bunları da birlikte aşacağız.”
“SORGUSUZ SUALSİZ İŞİMİZDEN ETTİLER”
Son çıkarılan 686 Sayılı KHK ile öğretmenlikten ihraç edilen Songül Tunçdemir, bu sürecin Alevi, solcu, demokratlara yönelik baskıcı uygulamalar ile adım adım uygulandığını söylüyor:
“Aslında bu süreç biranda oluşmadı. Eğitimde torba yasalar ile 657’nin kaldırılmaya çalışılmasıyla birlikte biz dört beş yıldır hissediyoruz. Önce kurumlardaki Alevi, solcu, demokrat ve yurtsever müdürleri, amirleri görevden aldılar. Onları normal memurluğa getirdiler. Mesela okul müdürleri Eğitim-Sen’li ise onları görevden alıp yerine kendi adamlarını getirdiler. Bunun ayak sesleri önceden geliyordu aslında. En son 15 Temmuz FETÖ’nün darbe girişiminden sonrada zaten hemen akabinde demokrasi nöbetlerinde, Alevi mahallelerine baskılar uygulandı. Yani FETÖ adı altında biz Alevilere, solculara, demokratlara ve azınlıklara yönelecekleri beliydi. Daha sonra KHK çıktı. Bu fetvaları andıran Kanun Hükmünde Kararnameler ile bizleri sorgusuz, sualsiz bir gecede işimizden, gücümüzden ettiler.”
“MÜCADELEMİZ ÇOK ANLAMLI”
İhraç sonrası Eğitim- Sen bünyesinde yürüttüğü mücadeleyi de anlatıyor Songül Tunçdemir;
“Ülkemizin birçok yerinde bireysel olarak, toplu olarak ihraçlara karşı mücadele devam ediyor. Bu çok önemli. Çünkü yeni ihraçlardan da bahsediliyor. Hem bunları önlemek açısından hem de bizim mesleğe dönmemiz açısından bu mücadelemizi çok anlamlı buluyoruz. İstanbul yerelinde ise haftada dört gün eylemimiz var. Pazartesi ve Çarşamba günü Kadıköy Boğa’da ve Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda 15.00 ile 19.00 saatleri arasında oturma eylemimiz var. Bu eylemlerde imza kampanyası başlattık halkı duyarlı hale getirmek için. Cuma günü Kartal’da Eğitim-Sen 5 No’lu şubemizin eylemi var. Beş haftadır devam ediyor.”
Eyleme desteklerin iyi oluğunu, kurum ziyareti ve halkın da destek verdiğini söylüyor. Halkın gelmesi onları daha mutlu ediyormuş. Eyleme katılım fazla olmadığını, katılmayanları katmaya çalıştıklarını, bazıları iş bulmuş ve bazıları da köylerine geri dönmüş.
İhraçlar çok travmalarda yaratmış. Yirmiye yakın kamu emekçisi hayatını kaybetmiş. Kimi kalp krizi, kimi psikolojik, kimi bunalımdan intihar ettiğini söylüyor. Böyle darmaduman aileler söz konusu diyor Songül Tunçdemir.
“DİPLOMAMIZ FES EDİLDİ”
Öğretmen Songül Tunçdemir, süreç devam ederse ne yapacağını ise şöyle anlatıyor;
“Birkaç arkadaş İŞKUR’a başvuru yaptı ama KHK ile çıkarıldığını söyleyince işe almamışlar. Biz şu an direnişe yöneldik. Referandum sonrasına kadar iş aramayacağım. Referandum sonrası ancak özel yerlerde, zaten resmi yerlerde çalışamıyoruz. Diplomalarımız fes edildi. Özel yerlere de devlet baskısı var, bakalım zor ama bir şekilde ayakta kalmak zorundayız.”
OHAL koşullarında KHK ile öğretmenlikten ihraç edilen Öğretmen Songül Tunçdemir, referandumun çok şey ifade ettiğini söyleyerek şunları ifade etti;
“ARTIK SİZİ İSTEMİYORUZ DEMELİYİZ”
“Referandum çok şey ifade ediyor aslında. ‘Hayır’ çıkarsa bir şeyler değişecek mi? Hayır değişmeyecek ama dur diyeceğiz. 14 yıllık iktidarı döneminde ülkenin ötekileri hiç gülmedi. Hep mağdur durumuna düşürüldü. 14 yıldır yaptığı zulüm, işkence, kan döküldü, bombalar patladı, bir sürü insan işinden edildi. Bunlar hep demokratik mücadele edenlerin başına gelenler. Bunlara en büyük cevabı bence referandum da vermeliyiz. Artık sizi istemiyoruz diyelim. Sonrası içinde büyük bir mücadele gerekecek ama referandumdan ‘Hayır’ çıkması gerekiyor.”
“ALEVİ OLMAK, KADIN OLMAK ZOR”
Referandumda ‘Hayır’ın çıkmasıyla mücadeleyi büyüterek devam edeceğini söyleyen Tunçdemir, “Mücadeleci bir geleneğimiz var, biz işimize geri döneceğiz diyerek” şunları belirtti;
“Alevi olmak zor, bir de buna kadın eklenince çok daha zor hale geliyor. Bizim direnişçi bir geleneğimiz var. Biz mücadele etmekten ve direnmekten yılmıyoruz. Kadınların da kurtuluşu kendi elinde zaten. Yola devam diyorum. İhraçlar konusunda da biz zaten döneceğiz bunu biliyoruz. Daha önce örnekleri yaşanmış 12 Eylül’den sonra. Biz döneceğiz ama bizim başımızda bu hukuksuzluğu, bu adaletsizliği yaratanlar düşünsün. Çünkü verdikleri bu kararların altında kalacaklar. Umarım referandumda ‘Hayır’ çıkar ve bunun ilk adımı atılmış olacak. Mücadeleye devam diyorum.”
PİRHA -KESK Genel başkanı Lami Özgen, 15 Temmuz’den bu yana 102 bin kamu çalışanının görevlerinden ihraç edildiğini söyledi. Özgen, “Bu sadece hukuksuzluk değil, aynı zamanda ahlaki, vicdani bir sorumluluktur. Birçok insan intihar ediyor. Son bir ay içinde açığa alınan, sürgün edilen, ihraç edilen üç üyemiz kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi” dedi.
OHAL sürecinde yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle binlerce kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi. Konuya ilişkin KESK Genel Başkanı Lami Özgen PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Özgen, “15 Temmuz’dan bu yana 102 bin kamu çalışanı ihraç edilmiştir” dedi.
“OHAL yasası bahane edilmek suretiyle Çalışma Bakanı’nın ifadesiyle 15 Temmuz’dan bu yana 102 bin kamu çalışanı ihraç edilmiştir” diyen Özgen, “102 bin basit bir rakam değil. 102 bin sayısı Türkiye’deki birçok ilin nüfusundan fazla olan bir rakamdır” dedi.
“BİZİ KRİMİNALİZE EDEREK İŞTEN ATMA KAMPANYASI YÜRÜTÜYORLAR”
“Tek bir kararname ile hiçbir sorgulama yapmadan, hiçbir savunma hakkı vermeden, yani seni beğenmedim, benden değilsin, seni işten atıyorum. Buradan hareketle de DİSK’e, Eğitim Sen’e ve KESK’e bağlı sendikalara yönelik yürütülen bu yönelim aslında özel seçilmiş bir yönelimdir” değerlendirmesinde bulunan Lami Özgen, “Çünkü emek alanında muhalif duruşuyla hükumetin karşısında duran, sokakta eylem yapan, sokakta demokrasi güçlerini bir araya getirebilen tek örgüt KESK’tir. Onun dışında başka bir örgüt yok” diye konuştu.
Özgen, hükümet bizi sürekli kriminalize ederek işten atma, açığa alma kampanyası yürütüyor. Buna karşı mücadele ediyoruz” dedi.
“HUKUKSUZLUĞUN VE VAHŞETİN GELDİĞİ SON NOKTADIR”
“Adalet Bakanı’nın ‘Bunların hiçbir suçu yok, bunlar suçlu değildirler. Ama biri idari tasarruf gösterdi” dediğini hatırlatan Özgen, “Bu, hukuksuzluğun ve vahşetin geldiği en dip noktadır. O yüzden KESK’in üyeleri suçlu filan değildir. Tam tersine bu ülkede emek ve demokrasi mücadelesini yürüten, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten bir kesimdir, bir yelpazedir” ifadesini kullandı.
“HÜKÜMETTEN YANA OLAN KONFEDERASYONLAR HESAP VERECEKLER”
Hükümet’in politikalarına karşı mücadele etmekten kaynaklı, sendikal eylem ve etkinlikler bahane edilerek çalışanların işten atıldığına dikkat çeken Özgen şunları kaydetti:
“Bu kabul ettiğimiz bir şey değildir. Bununla mücadele etmeye devam ediyoruz. Ha keza bu konuda sessizliğini koruyan ve hükumetten yana tavır takınan Memur-Sen, Kamu-Sen gibi konfederasyonlar var. Elbette tarihin önünde hesap vereceklerdir.
Yüz binlerce insan ekmeğinden, işinden oluyor. Bu önemli bir olgudur. Bu sadece hukuksuzluk değil aynı zamanda bu ahlaki, vicdani bir sorumluluk ta. Birçok insan intihar ediyor. Son bir ay içinde açığa alınan, sürgün edilen, ihraç edilen üç üyemiz kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. O yüzden o ahlaki ve vicdani boyutu da herkesin görmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- KHK’larla ihraç edilen KESK’li kamu emekçilerinin Bakırköy ve Kadıköy’deki direnişleri devam ediyor. OHAL hukuksuzluğuna hayır’ sloganıyla yüzlerce akademisyenin ve kamu emekçisinin ihraç edilmesine tepki gösterildi.
KHK’larla ihraç edilen Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi kamu emekçilerinin İstanbul’daki direnişi devam ediyor. Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi günü eş zamanlı olarak 13.00-18.00 arası Kadıköy ve Bakırköy’de kamu emekçileri oturma eylemleri yaparak işlerine geri dönmek için mücadele ediyorlar.
Kadıköy Altıyol’da direnişlerini sürdüren kamu emekçileri bugün direnişlerine “Haksız hukuksuz ihraçlara hayır! İşimizi geri alacağız!” pankartıyla açıklama yaparak başladılar. Direnişin 2. haftasına kararlılıkla girdiklerini belirten kamu emekçileri “Bizler direniş geleneğinden geliyoruz. Bir gecede işimizi elimizden alanlara direnişle cevap veriyoruz. Parasız kamu hizmeti vermek için yıllardır mücadele ediyoruz. Bizi KHK’larla yıldıracağını sanan iktidar yanılıyor. Çünkü biz direniyoruz” dediler. Açıklama boyunca “İşimizi geri istiyoruz!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganları atıldı. Yapılan açıklamanın ardından kamu emekçileri ‘Direniş ağacı’na görüş ve taleplerini yazdıkları renkli kağıtlar asarak oturma eylemine çevredekilerle sohbet ederek devam ettiler.
İhraç edilen akademisyenler ve kamu emekçileri Bakırköy’de de eylemdeydi. Burada yapılan açıklamada, ‘OHAL hukuksuzluğuna hayır’ sloganıyla yüzlerce akademisyenin ihraç edilmesine tepki gösterildi.
Açıklamada, “Bizler KESK’e bağlı Eğitim-Sen, SES, BES üyeleriyiz. Yani öğretmenler, sağlıkçılar, belediye çalışanları, maliyeciler yani kamu emekçileriyiz. Bizler 7 Şubat KHK’siyle bir gece yarısı hiçbir delil, hiçbir kanıt, hiçbir mahkeme olmadan, haksız, hukuksuz yere ihraç edilmiş devlet memurlarıyız. Maalesef düzenin mağdurlarıyız” denildi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Maraş’ta Eğitim-Sen Nurhak Temsilciliği, bir basın açıklaması yaparak, “İktidarın ‘sivil darbe’si karşısında susmayacağız, yılmayacağız, onurumuzla direneceğiz ve mutlaka geri döneceğiz!” dedi.
Maraş Nurhak’ta Eğitim-Sen basın açıklaması düzenledi. 7 Şubat günü OHAL kapsamında yayınlanan 686 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 2 bin 585’i Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde 330’u Yükseköğretim kurumlarından olmak üzere, toplamda 4 bin 464 kamu personeli ihraç edildi. Nurhak’ta da toplam 58 Öğretmenin ihraç edildi. Bunlardan 29’u Eğitim-Sen’li ve Alevi.
Eğitim-Sen Nurhak Şubesi adına, ihraç edilen öğretmen Ahmet Sakallı basın açıklamasını okudu.
Açıklamada, “Siyasi iktidar, başta ekonomi, iç ve dış politika alanı olmak üzere, pek çok noktada içine düştüğü çıkmazların da etkisiyle, kitlesel ihraçlar, açığa almalar, muhaliflere yönelik gözaltı ve tutuklamalar gibi hukuksuz, yasa dışı adımlar atarak, kurmak istediği baskıcı ve otoriter rejim karşısında tehdit olarak gördüğü eğitim ve bilim emekçilerini ve onların örgütlü mücadelesini hedef almıştır. Hükümet, darbecilerle gerçek anlamda hesaplaşmayı bırakmıştır” denildi.
“YARGISIZ İNFAZDIR”
Açıklamada şunlara dikkat çekildi:
“Siyasi iktidar, yıllardır eğitimin dinselleştirilmesine ve ticarileştirilmesine direnen, laik-bilimsel eğitimi savunan, emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten eğitim emekçilerden intikam alırcasına hareket etmektedir. Hükümet, yandaş medya ve yandaş sendikanın işbirliği ile oluşturulan algı operasyonu ve açıkça iftira niteliği taşıyan suçlama ve hedef göstermeler sonucunda gerçekleştirilen açığa almalar, açık bir “yargısız infaz”dır ve hiçbir yasal hukuki dayanağı yoktur.
“DEMOKRATİK ÜLKE İÇİN MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Kamuda yaşanan ihraçların niteliğine, ihraç edilenlere “savunma hakkı” bile tanınmamasına bakıldığında OHAL ve KHK’lara gerekçe olarak gösterilen “darbecilerle mücadele” söyleminin hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığı, kamuda siyasi iktidarın merkezinde olduğu büyük bir ‘sivil darbe’ yaşandığı açıktır.
Nereden ya da kimden gelirse gelsin, örgütlü mücadelemizi hedef alan, her türlü yasa dışı girişim ve saldırıya rağmen, hukuksal ve örgütlü mücadeleden asla vazgeçmeyeceğimiz bilinmelidir. Tüm halkımızı, öğrenci ve velilerimizi her türlü baskıya rağmen iktidara değil, halka hizmet eden, gerçekten laik bilimsel eğitim ve demokratik bir ülke için mücadele eden eğitim ve bilim emekçileri ile dayanışmaya, birlikte mücadeleye çağırıyoruz!”
“NURHAK HEDEF SEÇİLDİ”
Nurhak’ta eğitime darbe vurulduğuna dikkat çekilen açıklamada, Nurhak’ta yeni öğretmen ihraçları ile birlikte öğretmen açığının 58 olduğu, bunun 29’nun Eğitim-Sen’li öğretmen olduğu belirtildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Bu kadar küçük bir ilçede bu derece öğretmen açığının olması Nurhak’ın bilerek hedef seçildiğinin göstergesidir. Nurhak’ta alanında uzman öğretmenler ihraç edilerek yerlerine görevlendirilen ücretli öğretmenlerin farklı branşlarda olması, hatta sadece üniversite mezunu diye öğretmenlik görevi verilmesi, eğitime açık bir şekilde darbe vurulduğunu göstermektedir. Diğer taraftan sürekli yaşanan öğretmen değişikliği ile birlikte öğrenci psikolojisini olumsuz etkilemiştir.
Eğitim-Sen geçmişte olduğu gibi bugün de, yarın da ülkemizin barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşaması için; bilimin ışığında, aydınlık bir gelecek için demokratik hak mücadelesini vermeye devam edecektir. Bu demokratik hak mücadelesi ülkemizin dört bir tarafında tek bir üyemizin olduğu her yerde olduğu gibi Nurhak’ta da devam edecektir” denildi.
“AÇIĞA ALMA VE İHRAÇLARA ‘HAYIR’ DİYORUZ”
Öte yandan Nurhak Eğitim-Sen Temsilciliği 16 Nisan’da yapılacak olan referanduma neden ‘Hayır’ dediğini ise şöyle sıralıyor;
“-Açığa alma ve ihraçlara ‘HAYIR’ diyoruz.
-Sorgusuz sualsiz ihraçlara ‘HAYIR’ diyoruz.
-Emek sömürüsüne ‘HAYIR’ diyoruz
-Ohal ve KHK ‘HAYIR’ diyoruz
-Darbelere ve darbeci zihniyete ‘HAYIR’ diyoruz.
-Emekçilerin işçilerin haklarını yok sayanlara ‘HAYIR’ diyoruz
-Halkın üzerinde baskı kurmaya ve sindirmeye çalışanlara ‘HAYIR’ diyoruz
PİRHA- Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, hükümetin laik-bilimsel eğitimi savunan öğretmenleri ihraç ettiğini belirterek, ‘Başta Aleviler olmak üzere tüm demokratlara haksızlık yapılıyor” dedi. Karaca, “İhraçlara, saldırılara karşı direneceğiz’ mesajı verdi.
AKP hükümetinin son çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname ile Eğitim-Sen üyesi öğretmenlere yönelik ihraçlar yoğunlaştı. KHK ile 136 akademisyen 480 kadar öğretmen görevlerinden ihraç edildi. İhraç edilen Eğitim-Sen’li öğretmenlerin çoğunun hatta bazı bölgelerde tamamının Alevi olması dikkat çekti. Maraş Nurhak’ta ihraç edilen Eğitim-Sen’li öğretmenlerin tamamının Alevi olması Alevi toplumunda da tepkilere neden oldu.
Eğitim emekçilerinin KHK ile görevlerinden ihraç edilmesine ilişkin Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, “Bu süreçte ihraç edilenlere ve gerekçesine bakıldığında demokrat öğretmenlerin, laik, bilimsel, demokratik eğitimi savunan öğretmenlerin ihraç edildiğini görüyoruz. Eğitim-Sen’in üzerine de bu kapsamda gelindiğini görüyoruz” dedi.
İhraç edilenlerin büyük çoğunluğunun Alevi olduğunu hatırlattığımızda ise Karaca, “Bu demokrat cephe içerisinde bütün kesimlerden öğretmenler var. Özellikle başta Aleviler olmak üzere tüm demokrat kesimlere karşı yapılan bir haksızlık. Bu yüzden hedef seçildiğimizi biz biliyoruz” diye konuştu.
“KESK İLE BİRLİKTE MÜCADELE EDEN TEK ÖRGÜTÜZ”
İhraçlara karşı açıklamalarla, oturma eylemleriyle mücadele ettiklerini belirten Karaca, şunları ekliyor:
“KESK ile birlikte mücadele eden tek örgütüz. Dost kurumlarımızla tepkilerimizi dile getireceğiz. OHAL kapsamında valiliklerin yasaklaması nedeniyle bir çok yerde arkadaşlarımız yaptığımız açıklamalardan dolayı gözaltına alınıyor. Gaz sıkılarak dağıtılıyor. Buna rağmen özellikle eğitimin gericileştirilmesi, laik bilimsel eğitimin bitirilmesine karşı direnen, mücadele eden öğretmenlere, sendikamıza dönük saldırılara karşı mücadeleyi sürdüreceğiz elimizden geldiği kadar.”
“DEMOKRATİK HAKLARI ELLERİNDEN ALINDI”
Türkiye’nin büyük bir kaosun eşiğinde olduğunu vurgulayan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Kanun Hükmünde Kararnamelerle bütün demokratik hakların insanların ellerinden alındığını söyledi. Karaca, “Toplu bir miting, gösteri yapılamıyor. Hepsine müdahale ediliyor. Bu zor şartlara rağmen yapılabildiği ölçüde tepkimizi göstermeyi sürdüreceğiz” diyor.
PİRHA- Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında KHK’lerle binlerce eğitimci ihraç edildi. Maraş Nurhak Eğitim-Sen Yöneticisi Bilal Çelik Nurhak ilçesinde 30 öğretmenin ihraç edildiğini söyledi.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal ile birlikte eğitim alanında bir çok akademisyenler başta olmak üzere kamu çalışanları görevinden ihraç edildi.
Maraş Nurhak Eğitim-Sen Yöneticisi Bilal Çelik ihraçlara ilişkin PİRHA’ya konuştu. Çelik, Nurhak halkının yüzde 90’nın Alevi ve demokrat olduğuna dikkat çekti.
Çelik, “Nurhak, Alevilerin yoğun olduğu bir ilçedir. Eğitim öğretimde ise il bazında başarı anlamında birincidir. Teog ve üniversite giriş sınavlarında başarıları herkesçe bilinmektedir. Nurhak halkı eğitim öğretime değer vermektedir” dedi.
“VELİLER VE ÖĞRENCİLER DE MAĞDUR EDİLDİ”
Teog sınavlarında iki öğrencimiz sorunların tamamını yaparak Maraş Nurhak’ın sesini duyurduğunu söyleyen Çelik, “Bu başarıda emeği geçen öğretmenler ise gerekçesiz olarak görevlerinden ihraç edilmişlerdir. Nurhak ilçesinin eğitimi felç olmuştur. Öğretmenlerle birlikte veliler ve öğrenciler de mağdur edildi” dedi.
“30 EĞİTİMCİ İHRAÇ EDİLDİ”
İşten atılma sürecini de anlatan Bilal Çelik, “Nurhak’ta Eğitim-Sen’in sendikal faaliyeti olan 29 Aralık’taki bir günlük iş bırakma eylemine katılan 30 kişiden 18’i, 29 Ekim 2016’da yayınlanan 675 sayılı KHK ile öğretmenlikten ihraç edildi” diye konuştu.
Son dönemde 686 sayılı KHK ile kalanların ihraç edildiğine dikkat çeken Çelik, “7 Şubat 2017’de 686 sayılı KHK ile geri kalan 6 öğretmen ve il dışına sürgün cezası verilen 6 öğretmen ile birlikte toplam 12 öğretmen ihraç edilmiştir. Bu 30 kişinin tamamı ihraç edilmiştir” dedi.
PİRHA – Referandum sürecini ve eğitimcilerin KHK ile ihraçlarını Oyuncu Nur Sürer değerlendirdi. Sürer, referandumda ‘Hayır’ oyu kullanacağını söyleyerek, ihraçlardan büyük utanç duyduğunu aktardı.
İstanbul Galatasaray Lisesi önünde her cumartesi günü KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlattığı eyleme bu hafta Oyuncu Nur Sürer de katılarak destek verdi. PİRHA mikrofonuna referandum sürecini ve ihraçları değerlendiren Sürer, ‘Hayır’ oyu kullanacağını söyledi.
Referandumları sevmediğini dile getiren Sürer, “Bütün ülkelerde yapılan referandumları sevmiyorum. İktidarların bir dayatmasıdır. Bu katılacağım ikinci referandum olacak. Birincisi Kenan Evren’e ‘Hayır’ demiştik. Bu ikincisi olacak. Böylesine faşizan bir dayatmaya ‘Hayır’ diyorum” açıklamasında bulundu.
“12 EYLÜL’DEN DAHA KARANLIK GÜNLER YAŞIYORUZ”
12 Eylül’ü yaşadığını söyleyen Nur Sürer, “Gerçekten Kürt halkı da bunu dile getiriyor. O dönemde sosyal medya bu kadar yaygın değildi, şimdi de tabi televizyonlarımız kısıtlandı, izlediğimiz televizyonların çoğu kapatıldı. Dolayısıyla Kürdistan coğrafyasında o dönem neler olup bittiğinden haberimiz yoktu. Sadece gazetelerde bulabiliyorduk onların da çoğu beyazlaştırılmış yerlerdi. Yani söylenen şeylerin çoğu sansüre uğruyordu. Dolayısıyla Cizre’de yakılan insanların, yakıldıktan sonra kemiklerinin küllerini gördüğümüz bir noktaya geldik. Gerçekten 12 Eylül’den çok daha karanlık günler yaşadığımızı söylemek istiyorum” değerlendirmesinde bulundu.
“ÜLKE İÇİN UTANÇ İÇİNDEYİM”
Öte yandan son Kanun Hükmünde Kararnameyle ihraçları da değerlendiren Oyuncu Nur Sürer, “Ülke için utanç içindeyim” dedi.
Sürer, “Yerde sürüklenen hocaların cübbeleri ve onların üzerinde postallar gördük. Yani onların üzerinde tepinebilen, hiçbir eğitim alma şansı olmayacak insanların, onların üzerinde tepindiklerini gördüm. Hocaların yerlerde sürüklenmesi gerçekten rezilce bir davranıştı. Çok utandım hiçbir şey görmek istemedim. Ülke için utanç içindeyim” diye konuştu.
Fazıl Say, KHK ile görevlerinden ihraç edilen sanatçılara çalışma arkadaşlarının sessiz kalmasına tepki gösterdi.
Ünlü piyanist Fazıl Say, geçtiğimiz Salı günü Resmi Gazete’de yayımlanan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Devlet Opera ve Bale orkestra şeflerinden İbrahim Yazıcı ile Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası 1. Keman Grubu üyesi Filiz Özsoy’a ilişkin açıklama yaptı.
Gazete Karınca’nın haberine göre, görevlerinden ihraç edilen sanatçılarla ilgili, kurumların, orkestraların, çalışma arkadaşlarının sessiz kalmasına tepki gösteren Say, Facebook ve Instagram hesaplarından sert bir açıklama yayımladı.
Fazıl Say’ın açıklamasının tamamı şöyle:
“Aşağıda yazacaklarım bazı kişilere çok aykırı gelebilir, amacım üzmek veya kırmak değil, bazı gerçeklere çözüm aramaktır: Sevgili Filiz Özsoy, son KHK ihraçlarında o da işinden atıldı, İbrahim Yazıcı ile ve 4600 diğer devlet memuru ile. Türkiye’nin iyi kemancılarından. Görev yeri Bursa idi. Ama benim kurduğum Festival Orkestrasında da grup şefidir, yıllardır tanıdığım bir dostumdur, sebepsiz yere işinden oldu. Şimdi arkadaşlar, bu KHK ihraçları olalı 5-6 gün oldu. Ben kurumlardan, korolar, orkestralar ve operalardan bir açıklama bir dayanışma duruşu görmedim. Siz gördünüz mü? Neredeler? Devlet sanatçılarından bir açıklama bir dayanışma görmedim. Yani İbrahim Yazıcının orkestra şefi meslektaşlarından bir kamuoyu açıklaması, bir dayanışma göremedim. Müzik camiasında Facebook’da tek tük bir kaç kişi “üzüntü” belirtiyor bu konuyla ilgili. Cılız bir savunma şekli, bir şey yapılamıyor. Ve bir de; geçen yıl hatırlarsanız Devlet korosu Fazıl Say’ı kınamıştı. Kınama metnini 4000 basın organına yollamıştı. Programdan kaldırılan bir Nazım Oratoryosu konseri ile ilgili bir tartışmaydı. Ardından onlar beni kınadılar!!! Yani kınayabiliyorlar! O durumda beni bile kınayan Devlet Korosu kendilerinin 12 yıl şefliğini yapmış koskoca İbrahim Yazıcı için bir dayanışma metni yayınlayamadı. Orkestralar sustu. Şefler, Aykallar hiç kimse bir açıklama dahi yapmadı. İbrahim’in genel sanat yönetmeni olduğu İzmir Operası 200-300 kişilik bir kurumdur. İbrahim’in artık bitirilen maaşını her biri her ay 15-20 tl cebinden verir ve konu yine hallolur. Keza; Filiz için Bursa orkestrası. Bir yolu olur. Bu yanlışlık düzelene kadar. Provalara “misafir sanatçı” statüsünde katılır o olur bu olur. Yani arkadaş; gerçekten SAHİP ÇIKMAK İSTİYORSAN ÇIKARSIN. Her türlü olur. Ben burada kamuoyunun gözünde asıl bu kurumların bir turnusoldan geçtiğini düşünüyorum. Bu kurumlara alınmış çok fazla sayıda kişinin sanat için değil sadece maaş için orada olduğunun turnusolu belki de. Cadı avı diyorsunuz da; önce pür dikkat içeriye en derinlere bakın derim dostlar. Nazım Oratoryosunun programdan kaldırılmasına “sinirlenen” Fazıl Say bile kınanmıştı. Her şey derinlerde yatar…”
PİRHA- Eski CHP Milletvekili, Gazeteci Melda Onur, referandumda Hayır’ın çıkmasının Türkiye demokrasisi, Türkiye halkları için hayırlı olacağını söyledi. Onur, akademisyenlerin ihraç edilmesine de tepki göstererek, “Bu dönemi yaşatanlar lanetle anılacaklar” dedi.
Nisan ayında yapılacak olan Başkanlık sistemini öngören anayasa referandumunu ve KHK ile akademisyenlerin görevden ihraç edilmesini PİRHA‘ya değerlendiren Eski CHP Milletvekili Melda Onur, “Referandum için Hayır’ın çok güçlü olduğunu düşündüğünü söyledi.
Onur Hayır çalışmalarına ilişkin de şu ifadeleri kullandı:
“Çoklu Hayır ortamının, yani böyle bir Hayır bloku oluşturmadan her kurumun kendi gerekçesiyle Hayır’ını ortaya koyması bence Hayır anlamında pozitif bir süreci başlatacak. Çünkü Hayır negatif gibi görünür ancak bizim kadim Türkçemizde olumlu da bir sözdür Hayır.”
“KÖTÜ OLANA ‘HAYIR’ DİYECEĞİZ”
“Biz kötü olana Hayır diyeceğiz” diyen Melda Onur, “Şu an Hayır’ın yüksek olduğu görünüyor. AKP içindeki Hayır argümanı da farklı. Bir grup olduğunu biliyoruz. Bunu kendilerine yakın kamuoyu araştırmacıları da söylüyor. Bu süreç bu şekilde devam edebilirse ben Hayır’ın çıkacağını umuyorum” diye konuştu.
“HAYIR ÇIKARSA HALKLAR İÇİN HAYIRLI OLACAK”
Hayır çıktığında iktidarın nasıl bir tavır göstereceğinin bilinmediğini ifade eden Melda Onur, Hayır çıktığı noktadan sonra da işlerin öyle kolay olmadığına işaret etti.
Çok önemli bir kazanım olmasına rağmen Hayır’ın çıkmasıyla hayat değişmeyeceğini belirten Onur, “Çünkü hala onlar iktidar. Bunu yeni bir seçimle kendilerini yeniden onaylatmak için bambaşka bir sürece sokabilirler. Ama tabi Hayır’ın çıkması Türkiye demokrasisi için, Türkiye halkları için, demokrasi güçleri için, bütün partilerin tabanları için de hayırlı olacaktır.
“ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇ SERT GEÇECEK”
Önümüzdeki sürecin çok sert geçeceğini ifade eden Eski CHP Milletvekili Melda Onur, “En azından Hayır cephesi tarafından sert geçeceğini düşünmüyorum ama hükümet cephesi tarafından sert geçecek” dedi.
“İHRAÇLAR BU SÜRECİN DEVAMI”
KHK ile akademisyenlerin ihraç edilmesini de değerlendiren Melda Onur, şunları kaydetti:
“İhraçlar bu sürecin bir devamı olarak görünüyor. Çünkü ihraç edilenler Hayır savunucularıydı. İhraç edilen İbrahim Kaboğlu Hoca, anayasa profesörü olarak böyle bir anayasa olmayacağını anlatıyordu. Bu ülkenin bakanları, her yerde Evet’i anlatıp bir de üstüne Hayır diyenlere terörist, darbeci gibi ithamlarda bulunuyorlar. Onun için herkesin kendi Hayır’ını savunma hakkı var. Ama kendi evetlerini savunma hakkı varken başkalarının Hayır’ı savunma hakkını ellerinden almaya çalışıyorlar. Yapılan budur. Şu anda bir akıl yönetmiyor. Bir üst akıl falan yok. Bir akılsızlık durumu var. Bütün bu mağduriyetlerden elbet geri dönülecek. Bu akademisyenlerimiz her daim olacaklar. Bu dönemi yaşatanlar da lanetle anılacaklar. (HABER MERKEZİ)