Etiket: işkence

  • AAAF, Şam’da Alevilerin saldırılarla göçe zorlanmasını kınadı!

    AAAF, Şam’da Alevilerin saldırılarla göçe zorlanmasını kınadı!

    PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Şam’a bağlı Sümeriye Mahallesi’nde yaşayan Alevilerin tehdit, baskı ve saldırılarla göçe zorlanmasını kınadı.

    Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Sümeriye Mahallesi’nde yaşayan Alevi ailelerin, gözaltı, işkence, darp ve yağma vakaları eşliğinde yerinden edilmek istendiğini bildirdi. Zorla tahliyeleri protesto etmek için Mezze Otoyolu’nu kapatmak isteyen Alevi kadınlar, çeteler tarafından darp edildi.

    Konuya dair açıklama yapan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Alevilere yönelik zorla göçertme ve şiddet politikasını kınayarak, saldırıların Alevi topluluklarına yönelik tarihsel zulümlerin yeni bir halkası olduğunu vurguladı.

    “ALEVİ TOPLULUKLARA YÖNELİK TARİHSEL ZULMÜN YENİ HALKASI”

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu‘nun açıklamaşı şöyle:

    “Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, Şam’ın Sümeriye Mahallesi’nde sivillere yönelik uygulanan zorla göç ettirme, şiddet ve mezhepsel ayrımcılığı kesin bir dille kınıyoruz.

    HTŞ’nin fiili kontrolü altındaki güçler; halkın evlerinden çıkarılması, tapu belgelerinin yok edilmesi, kadın ve çocukların darp edilmesi, erkeklerin tutuklanması ve temel yaşam kaynaklarının kesilmesi gibi eylemlerle insanlığa karşı suç ve soykırım girişimi gerçekleştirmektedir. Bu eylemler, Roma Statüsü ve Cenevre Sözleşmeleri başta olmak üzere uluslararası hukukun açık ihlalidir.

    Sümeriye’de yaşananlar, Alevi topluluklarına yönelik tarihsel zulümlerin yeni bir halkasıdır. Maraş, Sivas, Malatya, Çorum, Ortaca ve daha birçok yerde Alevilerin evleri işaretlenmiş, aileler zorla yerlerinden edilmiş, topluluklar sistematik biçimde saldırı ve kıyımlara maruz bırakılmıştır. Bugün Sümeriye’deki uygulamalar, bu acı zincirin devam ettiğini göstermektedir.

    Federasyonumuz, Sümeriye halkının yanında olduğunu güçlü bir şekilde vurgulamakta; uluslararası toplumu ve Birleşmiş Milletler’i bu ihlalleri durdurmaya, mağdurlara koruma sağlamaya ve failleri adalet önüne çıkarmaya çağırmaktadır.

    Bizler, hiçbir topluluğun kimliği nedeniyle hedef alınmadığı, özgür, eşit ve adil bir Suriye için mücadelemizi sarsılmaz bir iradeyle, umut ve dayanışmayla sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın annesi: İşkenceler giderek arttığı için çok endişeliyim

    Ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın annesi: İşkenceler giderek arttığı için çok endişeliyim

    PİRHA-Burdur Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne sürgün edildikten sonra ağır işkenceler gördüğü belirtilen Ekim Polat’ın annesi Songül İlker, “Oğlum 7 yıldır bu hastalıkla mücadele ederken bir taraftan da insanlık onuruna aykırı işkencelerle mücadele ediyor. Şu anda oğlumun durumunun ne olduğunu bilmiyorum ve işkenceler giderek arttığı için çok endişeliyim” diye konuştu. 

    İstanbul’da Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 2016 yılında tutuklanan ve 24 yıl ceza alan ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor.

    Tutukluluğunun ilk 1,5 yılını Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçiren Polat, daha sonra Bandırma, Manisa, Denizli, Tekirdağ ve son olarak da Burdur Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne sürgün edildi.

    Hapishaneye girmeden önce herhangi bir sağlık sorunu olmayan Polat’ın 6 yıllık tutukluluk sürecinde kalp ritim bozukluğu, KOAH, kemik erimesi, tümör, hipertansiyon, görme bozukluğu kanser ve yüksek felç gibi hayati risk taşıyan hastalıkları oluştu. Polat, içeride birçok kez kalp krizi geçirdi.

    Anne Songül İlker, tedavi hakkı engellenen oğlunun hapishanede gördüğü işkenceleri PİRHA’ya anlattı.

    “BİR YILDIR OĞLUMU GÖREMİYORUM”

    Oğlunun hastalığının genetik olmadığını ve hastalığa hapishanede yakalandığını belirten anne Songül İlker, “Oğlumun hastalığı bizden gizlendi. Oğlum 7 yıldır bu hastalıkla mücadele ederken bir taraftan da insanlık onuruna aykırı işkencelerle mücadele ediyor. Denizli’de tutukluğu bulunduğu zaman göstermelik olarak tedavisi yapılıyordu ve daha sonra Tekirdağ’a sürgün edildi. Tekirdağ’da tedaviye götürülürken kelepçeli tedavi ve tekli ring işkencesi dayatıldı. Ekim’de insanlık onuruna aykırı uygulamalar olduğun için bu duruma itiraz etti. Daha sonra ise Tekirdağ’dan Burdur Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne sürgün edildi. Oğluma moral oluyorum diye benimle görüştürülmedi. Bir yıldır oğlumu göremiyorum. Babası yakın zamanda kendisini görmeye gidiyor ancak görüş sonrasında işkenceye maruz kalıyor. İşkencenin sebebi ise çok ahlaksızca, onursuzca tacize varan üst araması yapılıyor. Cinsel organına, göğüslerine ve poposuna dokunuluyor. Ekim’de tabii ki buna itiraz ediyor ve koridorda oturmaya eylemi yapıyor. Gardiyanlar Ekim’i hücresine fırlatıyor ve tek başına tutuluyor.

    “İŞKENCELER GİDEREK ARTTIĞI İÇİN ENDİŞELİYİM”

    Oğlunun hastalığından dolayı tek başına kalmaması gerektiğini vurgulayan İlker, “Kalp, tansiyon ve şeker hastası bir insanın tek başına tutulması gerekirken adlilerin olduğu koridorda tutularak oğluma küfürler ve ölüm tehditleri yapılıyor. Oğluma hücresinde saldırılıyor cinsel organına tekme atılıyor, kalp hastası olduğu için ayaklarında morluk ve şişlik oluştuğu için ayaklarına basılıyor. Oğlumun tedavisi sağlanmıyor o yüzden kanser riski çok yüksek belki de kansere yakalandı ve bize söylenmiyor. Şu anda oğlumun durumunun ne olduğunu bilmiyorum ve işkenceler giderek arttığı için çok endişeliyim” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Mersin’den polis şiddetine tepki- VİDEO

    DEM Parti Mersin’den polis şiddetine tepki- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Mersin İl Örgütü, Bayrampaşa’da Kürtçe müzik dinledikleri gerekçesiyle bir ailenin polisler tarafından darp edilmesine tepki göstererek, olayın münferit değil sistematik bir devlet politikası olduğunu vurguladı.

    Bayrampaşa’da yaşanan polis şiddeti olayı, kamuoyunda büyük yankı uyandırırken, DEM Parti Mersin İl Örgütü konuya ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İl binası önünde yapılan açıklamada “Kürtçeye karşı hazımsızlığa geçit vermeyeceğiz” yazılı pankart açıldı. Basın metnini okuyan DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş,14 yaşındaki bir çocuğa biber gazı sıkılmasını, 7 aylık hamile bir kadının tekmelenerek hastaneye kaldırılmasını ve bebeğin kafatası hasarıyla yoğun bakımda olmasını “insanlık suçu” olarak nitelendirdi.

    “KÜRTLERE YÖNELİK SİSTEMATİK BİR SALDIRI”

    Bedriye Kuş, olayın yalnızca birkaç polis memurunun orantısız güç kullanımı değil, Kürt halkına yönelik sürdürülen inkâr ve imha siyaseti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kuş, “Bugün bir bebek yaşam mücadelesi verirken, bir anne yoğun bakımda hayatta kalmaya çalışıyor. Bu bir hak ihlali değil, açık bir insanlık suçudur” dedi.
    Darp raporlarının hastane kayıtlarına yansıtılmamasını, yoğun bakımdaki annenin ifadesinin baskı altında alınmaya çalışılmasını ve polisler hakkında hiçbir işlem başlatılmamasını eleştiren Kuş, “Saldırıya karışan polisler değil, mağdurlar sorgulanıyor. Ceza yerine koruma kalkanı devreye girmiştir” ifadelerini kullandı.

    “POLİSLER HAKKINDA YARGILAMA SÜRECİ BAŞLATILMALI”

    Kürt diline, kültürüne ve kimliğine yönelik baskının kabul edilemez olduğunu belirten Bedriye Kuş, Kürtçe müziğin kriminalize edildiğini söyleyerek, “Kürtçe müzik dinledikleri gerekçesiyle insanların darp edilmesi, gözaltına alınması; bu ülkede hukukun ne kadar tek taraflı işlediğinin kanıtıdır. Kürtçe dinlemek suç değildir. Bu saldırıya sessiz kalan herkes bu zulmün ortağıdır” dedi.

    Saldırıya karışan tüm polislerin derhal açığa alınması, bağımsız ve etkin bir soruşturmanın yürütülmesi gerektiğinin altını çizen Bedriye Kuş, “Yoğun bakımda olan kadının ve bebeğinin tedavisi devlet güvencesinde sağlanmalı; aileye yönelik tüm maddi ve manevi zararlar tazmin edilmelidir. Darp izlerini saklayan sağlık çalışanları ile mağdurlara baskı yapan kolluk görevlileri hakkında yargı süreci başlatılmalıdır. Kürt halkının dili, kimliği ve kültürü kriminalize edilemez. Kürtçe müzik dinlemek suç değildir. Bu saldırıya sessiz kalan herkes bu zulmün ortağıdır. DEM Parti olarak yargıdan, sokaktan, meclisten ve yaşamın her alanından bu insanlık suçuna karşı ses yükseltmeye devam edeceğiz” mesajını verdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Suriye hapishanelerinde 2 Alevi yurttaş işkenceyle katledildi!

    Suriye hapishanelerinde 2 Alevi yurttaş işkenceyle katledildi!

    PİRHA- Suriye hükümetince tutuklanan ve 3 aydır hapishanede tutulan iki Alevi sivil yurttaş, işkence edilerek katledildi.

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Alevilere yönelik katliam, işkence ve hak ihlalleri devam ediyor.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) aktardığına göre Humus’un El-Sina bölgesinde gözaltına alınarak tutuklanan ve üç ay boyunca hapishanede tutulan iki Alevi sivil, Suriye hükümetinin hapishanelerinde vahşi işkenceler altında katledildi.

    2 Alevi sivilin cenazeleri aileleri tarafından alınarak toprağa sırlandı.

    Buna göre, Askeri Harekât İdaresi hapishanelerinde, güvenlik operasyonları ve kontrol noktalarında tutuklanmalarının ardından ölen tutukluların sayısı, çoğu Humus ilinden olmak üzere 38’e yükseldi. Gözaltı merkezlerindeki işkence vakalarında endişe verici bir artışa işaret ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çalık Holding korumaları tarafından katledilen işçi Erol İçin İzmir’de eylem-VİDEO

    Çalık Holding korumaları tarafından katledilen işçi Erol İçin İzmir’de eylem-VİDEO

    PİRHA-  Tazminatını alamadığı için Çalık Holding’in korumaları tarafından darp edilerek katledilen işçi Erol Eğrek için İzmir’de yapılan eylemde, “Sermayenin çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen Saray iktidarının yarattığı düzen, bu cinayetin baş sorumlusudur” denildi.

    İzmir’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri tazminatını alamadığı için İstanbul’da Çalık Holding binası önünde eylem yapan işçi Erol Eğrek’in korumalar tarafından dövülerek katledilmesine ilişkin Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada, ‘İşçi Katili Çalık Holding Hesap Verecek!’ apankartı açıldı.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan EMEP İl Başkanı Elif Çuhadar, “Eğrek’in  “hakkım” diyerek talep ettiği ödenmeyen tazminatın tam 540 katı, Çalık Holdinge kamu kaynaklarından aktarıldı. Holdingin şirketleri ise son üç yılda verilen bu teşvikler nedeniyle kurumlar vergisinden de kurtuldu. Erol Eğrek, hakkını aradığı Çalık Holding kapısı önünde öldürüldü. Holding, Erol Eğrek’in ölümünün ardından yaptığı açıklamada işçiye borcu olmadığını savundu. Eğrek’in “tüm haklarını alarak ayrıldığını” öne sürdü. Ancak Eğrek’in 10 yıl boyunca yaptığı başvurular, eylemler ve yargı süreçleri bu iddiayı yalanlamaktadır” diye belirtti.

    SOMA MADEN KATLİAMI HATIRLATILDI

    Soma Katliamı’nın 11. yıldönümüne değinen Elif Çuhadar, kar hırsının ve iş güvenliğinin yok sayılmasının katliamların önünü açtığına vurguda bulunarak, “AKP ve MHP iktidarının emeği yok sayan, her fırsatta sermayenin yanında saf tutan ve tüm gücüyle sermayeden yana patronları koruyan emek düşmanı politikaları değil midir canlarımızı hiçe sayan. AKP iktidarıyla yakın ilişkiler içinde olan ve bunun nimetlerinden yararlanan Çalık Holding gibi niceleri. Yarın Soma katliamının 11. Yıl dönümü Soma maden faciası görünmez bir kaza değildi. Kamu madenciliğinin yok edilmesi, iş güvenliği anlayışının görmezden gelinmesinin bir sonucudur. Basit bir ihmal değil madencilik bilgi ve birikiminin yok sayılmasının, bilimin yerine keyfiliğin, emeğe ve emekçiye saygı yerine kar hırsının bedelidir.. Çünkü kapitalizm daha fazla kar dışında hiçbir zaman başka bir şeyi önemsemez, işçi sağlığı ve güvenliğini de. Soma’daki 301 işçinin katili de sermaye, iktidar ve sendikal bürokrasinin kendisidir” dedi.

    “SORUMLU OLANLARIN YARGILANMASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Elif Çuhadar, Erol Eğrek’in ölümünden sorumlu olanların yargılanmasına dair takipçi olacaklarını kaydederek, “Emeğinin hakkını almak için mücadele eden bir işçiydi Erol Eğrek’de. Alacakları için yasal yollarla mücadele etti, hizmet tespit ve alacak davalarını kazandı. Bu koca koca holdingin sahiplerine, yıllarca sömürdüğü işçilerin hakkını vermek zor geldi. Sermayenin çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen Saray iktidarının yarattığı düzen, bu cinayetin baş sorumlusudur. Çünkü hep korundular pervasızlıkları da bu güvenden. Ülkede daha fazla iş cinayeti, yoğun emek sömürüsü, uzun çalışma saatleri sendikasızlaştırma, güvencesiz ve esnek çalışmanın yaygınlaşmasına karşı tüm  saldırılar ancak işçi sınıfının ve  halkın örgütlü gücü ile durdurabilir” ifadeleri kullandı.

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

    s

     

  • Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Tahsin Nihadioğlu için adalet çağrısı-VİDEO

    Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Tahsin Nihadioğlu için adalet çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Antakya Emek ve Demokrasi Platformu gördüğü işkenceden sonra şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Tahsin Nihadioğlu soruşturmasının etkin bir biçimde yürütülmesi ve cinayetten farksız kazanın faillerinin cezalandırılması talebinde bulundu.

    Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi önünde gerçekleşen açıklamada, “Tahsin için adalet istiyoruz!” pankartı açıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Antakya Şubesi Eş Başkanı Mürsel Salmaoğlu yaptığı açıklamada, evine yakın sokakta üniformalı askerler tarafından darp edildiğini belirterek, “Tahsin Nihadioğlu Hatay Büyük Şehir Belediyesi bünyesindeki bahsi geçen şirkette temizlik işçisi olarak çalışan bir emekçidir. 13 Şubat 2023 tarihinde üşüdüğü için Defne İlçesi Elektrik mahallesindeki ağır hasarlı evine girip battaniye alıp çıktıktan sonra evine yakın Ay Sokak’ta asker üniformalı kişiler tarafından şüpheli olduğu gerekçesiyle ters kelepçe takılarak tekme, tokat, yumruk ve cop kullanarak darp edilmiştir.Ardından 34 plakalı resmi polis otosuna teslim edilmiş darp polis otosunda da devam etmiştir. Bir gün sonra 14 Şubat 2023 tarihinde Tahsin Nihadioğlu Facebook hesabından asker ve polisler tarafından linç edildiğini belirten bir paylaşım yapmış, aynı gün Artı TV’nin canlı yayınına yakını Halil Yakut ile katılıp kendilerine yapılan işkence ve kötü muameleyi dile getirmiştir” dedi.

    “OLMAYAN KAYIT VE DELİLLERE RAĞMEN YÜZDE YÜZ HATALI BULUNDU”

    Tahsin Nihadioğlu’nun 15 Şubat 2023 tarihinde bindiği otobüsten askerlerce indirildiği yerde karşıya geçerken Koç Holding’e ait aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdiğini hatırlatan Salmanoğlu şunları belirtti:

    “Bahsi geçen kazada şoför Selim Çamdibi ölümlü kaza olmasına rağmen tutuklanmamış, adli kontrol şartı bile uygulanmadan serbest bırakılmıştır. Tahsin Nihadioğlu’nun ailesi hem işkence ve kötü muamele hem de trafik kazası ile ilgili suç duyurusunda bulunmuştur. Kazanın yaşandığı bölgede mobeseler, jandarmanın ve özel işletmelere ait kameralar bulunmasına rağmen, aileye kamera kayıtların olmadığı söylenmiştir. Olmayan kayıt ve delillere rağmen Tahsin Nihadioğlu polis tutanaklarında yüzde yüz hatalı bulunmuştur.”

    TÜM İTİRAZLARA RAĞMEN DOSYA KAPATILDI 

    Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın adli tıp ve bilirkişi raporu olmadan ‘kovuşturmaya yer olmadığına” dair karar verdiğine dikkat çeken Salmanoğlu, “Ailenin işkence yapan polisler ve askerler hakkındaki suç duyuruları da peş peşe reddedilmiştir. Sadece Tahsin Nihadioğlu’nun fotoğrafını çektiği resmi araç içindeki dört polisin ifadesi alınmıştır. Askerlerin kim olduğu dahi soruşturulmamış, ifadeleri alınmamıştır. Ardından tüm deliller ve tanıklara rağmen Hatay Valiliği somut delil yok diyerek polisler hakkında soruşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ailenin İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi’ne yaptığı başvuru sonucu 25.11.2024 tarihli resmi evrakta işkence yapan polislerin soruşturulmasına karar verilmiştir. Ancak çok geçmeden Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosu yeterli delil olmadığı gerekçesiyle bir kez daha kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir” diye belirtti.

    “ŞEFFAF BİR SORUŞTURMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Salmanoğlu, kolluk kuvvetlerine şeffaf soruşturma çağrısında bulunarak, “Antakya Emek ve Demokrasi Platformu olarak buradan başta Hatay Valiliği’ni, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı’nı ve ilgili kurumları bahsi geçen mağduriyetin giderilmesi için ivedilikle etkin ve şeffaf bir soruşturma yürütmeye davet ediyoruz. Bizler ölüme sebebiyet veren Koç Holding Şoförü Selim Çamdibi’nin tutuklu yargılanmasını ve işkence yapan askerler ve polislerin görevden alınıp yargılanmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/HATAY

  • Mahpuslara, sinema saatinde gardiyanların işkence görüntüleri izletildi!

    Mahpuslara, sinema saatinde gardiyanların işkence görüntüleri izletildi!

    PİRHA – Hak ihlalleri konusuyla sık sık gündeme gelen Sincan Cezaevi’nde bu kez yapılan işkence kayda alınıp mahpuslara izletildiği iddia edildi. Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, konuyla ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a “Kamera kaydına alındığı belirtilen olay hakkında açılmış herhangi bir soruşturma bulunmakta mıdır?” diye sordu.

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde işkencenin kayda alınıp politik tutuklulara izletilmesi ile yeni bir skandala imza atıldı. Kadın adli mahpusa yapılan işkencenin görüntüsü, tutukluların sinema etkinliğinin olduğu esnada açık açık izletildiği iddia edildi.

    İzletildiği iddia edilen işkence videosu hakkında DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna başvuru yaptı. Milletvekili Uysal Aslan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir de soru önergesi iletti.

    CEZAEVİ YÖNETİMİ İŞKENCEYİ İNKAR ETTİ!

    DEM Parti Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde tutuklu olan Zelal Bilgin’in, 04.12.2024 tarihinde avukatı ile yaptığı görüşmede; cezaevindeki bir kadın mahpusa yapılan işkencenin kayıt altına alındığını ve bu kaydın birçok kadın mahpusla birlikte izlediklerinden söz ettiğini aktardı. Milletvekili Uysal Aslan, konuya ilişkin açıklamasında şu bilgileri paylaştı:

    “Mahpusun, avukatına verdiği beyana göre; kendilerine ayda 3 film hakkı verildiğini belirten mahpus; 22 Eylül 2024 tarihinde film izlemek için televizyonu açtıklarında, kendilerinin de 2 günde bir gördükleri 170 cm boylarında yaklaşık olarak 130 kilo olan adli bir kadın mahpusun işkence görüntüleri ile karşılaşmışlardır.

    İdarenin, işkenceyi videoya kaydettiğini belirten mahpus, videoda geçen alt seste ‘kendisine zarar vermemesi için müdahale edilmiş ve sakinleştirildiği’ şeklinde ifadelerin söylendiğini, görüntünün başlangıcında bu mahpusun dizlerinin üzerine çöktürüldüğünü, saçından çekildiğini, sağ kolunun bir memur, sol kolunun da başka bir memur tarafından tutulduğunu, bu işkencenin havalandırmada yapıldığını, bir baş memur ve 11 gardiyanın ve bir müdürün de görüntüde olduğunu, Filiz adlı baş memurun dudaklarından ‘müdürüm’ dediğinin anlaşıldığını, devamında ise kalabalık gardiyan grubunun bu kadın mahpusu koğuştan çıkardığını, kadının ‘süngerli oda’ denilen 2 geçici odanın arasında bir odaya zorla attıklarını, kapalı odada kadının son bir hamle yaptığını ve kapıyı açmaya çalıştığını, gardiyanların hep birlikte kapıyı kadın mahpusun yüzüne kapattığını belirtmiştir.

    İzledikleri görüntülerden sonra videonun ‘idari ve gözlem kurulunda iyi halli nasıl olunur’ diye bir görüntüyle devam ettiğini, görüntüde daha önceki cezaevi savcısının kurula doğru yürüdüğünü ve yerine oturduğunu belirten mahpus, bu görüntüleri izledikten sonra spor sırasında Leyla Güven’in görüntülerde net şekilde seçilen ve işkence yapan 2 gardiyana ‘görüntüleri izledik, iyi işkence yapıyorsunuz’ dediğini aktarmıştır. 2 gardiyanın da ‘böyle bir görüntü yok, biz işkence yapmadık’ diyerek aynı anda koşarak mahpusların yanından ayrıldıklarını ifade etmiştir.

    Daha sonra kendilerine tekrar verilen videoda işkence görüntülerinin kaldırıldığını sadece montajlanan ‘idare ve gözlem kurulunda iyi hallilik nasıl olur” videosunun göründüğünü, müdür görüşüne çıktıklarını ve müdür görüşünde bu videoyla ilgili görüşme yaptıklarını belirten mahpus, müdürün kendilerine böyle bir video olmadığını, sadece iyi halli olma kriterlerinin tanıtma videosu olduğunu ve mahpuslar için bilgilendirici olduğunu söylediğini beyan etmiştir.

    Mahpus tarafından, cezaevinde her şeyin keyfiyete göre uygulandığını, hiçbir kuralın olmadığını ve idarenin cezasızlık nedeniyle bu keyfi uygulamalara devam ettiğini belirttiği, ayrıca izlenilen işkence görüntüleri sonrası politik mahpusların cezaevi idaresine konuya ilişkin şikayet dilekçesi verdikleri de tarafımıza aktarılan bilgiler arasındadır.”

    “BİR GİRİŞİMDE BULUNACAK MISINIZ?”

    Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, söz konusu işkenceyle ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a şu soruları yöneltti:

    “-Zelal Bilgin’in iddia ettiği gibi 22 Eylül 2024 tarihinde mahpuslara izlenmesi için video verilmiş midir?

    -Adli mahpusa işkence edildiğine ilişkin görüntüleri izlediklerini belirten mahpuslar, olaydan haberdar edilen avukatlar veya ilgili sivil toplum kuruluşları tarafından söz konusu olaya ilişkin; cezaevi idaresine, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne veya doğrudan Bakanlığınıza herhangi bir başvuru yapılmış mıdır?

    -Bakanlığınıza bağlı söz konusu kurumlara veya doğrudan bakanlığınıza yapılmış veya ulaşmış bir başvuru var ise; bu başvuruların akıbeti ne olmuştur, nasıl sonuçlanmıştır?

    -Kamera kaydına alındığı belirtilen olay hakkında açılmış herhangi bir soruşturma bulunmakta mıdır? Açılmış herhangi bir soruşturma yok ise bu önergede yer verilen bilgiler doğrultusunda adli ve idari soruşturma açılması için bir girişimde bulunacak mısınız?

    -Uygulanan hak ihlallerinin idare tarafından cezasızlık politikasına güvenilerek sürdürüldüğü iddialarına karşılık, Bakanlığınız tarafsız ve bağımsız bir heyetin Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde ziyaret gerçekleştirmesine izin verecek midir?

    -Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde tutulan kadın mahpusların yaşadığı hak ihlallerinin önlenmesi adına bakanlığınız ne gibi önleyici tedbirler almıştır veya alacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Bektaş Piroğlu’nu oğlu anlattı: Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti!-VİDEO

    Pir Bektaş Piroğlu’nu oğlu anlattı: Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti!-VİDEO

    PİRHA-2018’de geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüyen Musa-i Kazım Ocağı Pirlerinden Derviş Piroğlu’nun oğlu Hüseyin Piroğlu, babasıyla ilgili olarak ömrünün Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi vererek geçtiğini belirterek, “ Nerede bir hak mücadelesi, bir haksızlık varsa Dede oradaydı. Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti” dedi.

    Antep’in Nizip İlçesine bağlı Köseler köyünde doğan, ömrünün büyük kısmını Alevilerin inançları ve demokratik mücadelesine harcayan Musa-i Kazım Ocağı Pirlerinden Bektaş Piroğlu, Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyünde cemevinde verilen aşure lokması sırasında konuşma yaptığı esnada kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü.

    Pir Bektaş Piroğlu’nun oğlu Hüseyin Piroğlu babası hakkında PİRHA’ya konuştu. Oğlu Hüseyin Piroğlu, babasının yaşamı boyunca Alevilerin hak ve hukuk mücadelesi içinde olduğunu, eşit yurttaşlık için çabaladığını söyledi. Hakk’a yürüdükten sonra yerinin doldurulamadığını ifade eden Hüseyin Piroğlu, “Devletin Alevisi olmaz deyip karşında dururdu. Ömrü mücadeleyle, işkenceyle geçti” diye belirtti.

    “NEREDE BİR HAK MÜCADELESİ VARSA ORADA OLURDU”

    Yaşadığı birçok baskıya ve işkenceye rağmen Pir Bektaş Piroğlu’nun hak mücadelesi yürüttüğünü söyleyen Hüseyin Piroğlu, babası hakkında şunları söyledi:

    “1968 yılında ülkede yaşanan olaylara seyirci kalmamış insan hakları konusunda bir mücadele içerisine girmiş. Gelişen devrimci hareketin içinde büyük bir mücadele verdi. Alevilerin Türkiye’de eşit yurttaş olması için de mücadele yürüttü. Alevilerin inançlarını özgürce yaşaması için devlete karşı mücadele yürüttü. 1980’li yıllarda gösterdiği mücadele nedeniyle cezaevine girdi, işkence gördü. Cezaevinden çıktıktan sonra gerek bu bölgede gerek Kobani’de gerek Türkiye’nin batısında olsun nerede bir hak mücadelesi, bir haksızlık varsa Dede oradaydı. Dede hayatının sadece 2-3 ayı evde kalırdı onun dışında geri kalan zamanını demokratik mücadele yürüten insanların arasında geçirirdi.”

    “BUGÜN TÜRKİYE’DE BÖYLE DEDELERİN YETİŞMESİ ZOR”

    Hüseyin Piroğlu, Pir Bektaş Piroğlu’nun devletin asimilasyon politikalarının karşısında durduğunu aktararak, “Dede kendini çok yetiştirmişti. Birçok insanın mümkün olmayacağı şekilde kendini geliştirdi. Gerek duruşu gerek kişiliği olsun Alevilerin hak ve hukuklarını savunan ve buna yönelik çalışma yürüten biriydi. Bugün Türkiye’de böyle Dedelerin yetişmesi çok zor. Devletin kontrolünde olan çok sayıda Dede var ama Bektaş Dede böyle biri değildi” ifadesinde bulundu.

    “KÖYLÜLER DEDE GİTTİKTEN SONRA ALEVİLİK BİTTİ DEMİŞLERDİ”

    Kendi talibi olan Çepnidere Köyü’ne gittiği sürecin ardında köyde birçok değişim olduğunu söyleyen Hüseyin Piroğlu, “Bir dönem Alevi çalıştayına katıldığı süreçte Maraş Katliamına katılan Ökkeş Şendiller diye birisinin de davet edildiğini görünce ‘Senin gibi biri Alevi çalıştayına katılamaz’ deyip ‘Sen faşist bir insansın’ demiştir. Hakk’a yürüdüğü Çepnidere köyüne gittiğinde köy hem milliyetçi hem de devletçiydi. Babam o köye gittikten sonra önemli değişimler yaşandı” şeklinde konuştu.

    “BABAM, DEVLETİN DEDESİ OLMAZ DEMİŞTİ”

    Babası Bektaş Piroğlu’nun yaşadığı dönemde Alevi Dedelerinin devlete yakınlık göstermesine tepki gösterdiğini belirten Hüseyin Piroğlu, “Benim babamdan öğrendiğim bir bilgi vardı: Devletin Dedesi olmaz. Alevi inancı içerisinde insanlar kendi Dedelerini kendi seçer. Dedeler nerede bir haksızlık varsa onun karşısında durmak zorunda. Ezilen Kürt olsun, Türk olsun kim olursa olsun orada durmak zorundadır. Suriye’de Alevilere karşı bir katliam var. Biz bu katliama sesiz duruyoruz. Bizim onların yanında durmamız lazım. Yıllardan beridir Aleviler katliama uğruyor. Bu aslında devletin korkusunu gösteriyor.  Devlet Alevilerden korkuyor. Aleviler barış istiyor, insan onuruna yakışır bir yaşam istiyor” diye belirtti.

    “BUGÜN YAŞIYOR OLSAYDI EZİLEN ULUSLARIN YANINDA OLURDU”

    Bektaş Piroğlu’nun en samimi arkadaşlarından birisi olan İmam Çelik, Pir Bektaş Piroğlu için şu ifadeleri kullandı:

    “Bektaş Dede Alevi toplumu açısından büyük ve yeri doldurulamayacak bir insandı. Kimseye haksızlık yapılmasına müsaade etmezdi. Yalan söyleyeni, iftira edeni sevmez, karşısında dururdu. Senenin 9 ayını başka yerlerde hizmet yürütmek amacıyla geçirirdi. Gerek siyasi gerek inançsal boyutta olsun büyük bir öncülük yapmıştır. Kendi zamanında da devletin Alevileri asimilasyon etmek için çabaları vardı. Bektaş Dede o dönemde bu tür şeyleri red etmiş, devletin Alevisi olmaz demiştir. Maaş için Aleviliği asla asimile ettirmesine izin vermez. Alevi Dedelerinin para karşılığında birilerinin etkisi altına alınmasını istemezdi. Bugün Dede yaşıyor olsaydı Kürtlerin, Alevilerin bütün ezilen ulusların yanında bulunurdu.”

    İmam Çelik, Pir Bektaş Piroğlu’nun çok sevilen birisi olduğunu ve Hakk’a yürüdüğü köyde binlerce insanın cenazesine katıldığını belirtti. Çelik, “Hakk’a yürüdüğü yerdeki Çepni Alevileri cenazesinin kendi köyünde defnedilmesine izin vermezlerdi. Kendisini o kadar çok sevdikleri için cenazesini kendi köylerinde sırlamak istediler. Cenazesine gittiğimizde binlerce insan kendisini yalnız bırakmadı” ifadesinde bulundu.

    Kamber YILDIZ/ANTEP

  • Hatimoğulları: Suriye’de Alevilere yönelik katliama tüm dünya sessiz, herkes elini taşın altına koymalı!

    Hatimoğulları: Suriye’de Alevilere yönelik katliama tüm dünya sessiz, herkes elini taşın altına koymalı!

    PİRHA- HTŞ’nin Alevilere ve inanç merkezlerine yönelik saldırılarını ‘zulüm politikası’ olarak değerlendiren Hatimoğulları, “HTŞ’nin Şam yönetimine gelir gelmez attığı adımlara bakalım. Alevilere dönük katliamlar, Dürzilere ve Hristiyanlara dönük saldırılar, yine Alevilerin ve Hristiyanların inanç merkezlerine yapılan saldırılar mevcuttur. Alevilere dönük orada gerçekleşen katliama karşı tüm dünya sessiz kalmaktadır. Aleviler, Suriye toplumunun kadim inançlarındandır ve hiç kimse inancından dolayı yargılanmamalıdır ve cezalandırılmamalıdır. İşkence ve zulüm görmemelidir. Bunun önüne geçmek için herkesin elini taşın altına koyması gerekir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yeni süreç tartışmaları kapsamında iktidar ve muhalefetin Kürt sorununun çözümüne dair tutumu ile birlikte Suriye’de halklara/ inançlara yönelik saldırılar ile bölgedeki gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

    Bazı kesimlerin Suriye’de bir ‘Alevi devleti’ algısı yürüttüğünü söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Esad dışındaki hükümetin neredeyse tamamının Sünnilerden oluştuğuna işaret etti.

    Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevi hareketinin Suriye’deki saldırılara karşı önemli mesajlar verdiğini kaydeden Hatimoğulları, Alevilerin Suriye’de inancından dolayı yargılanmamaları ve cezalandırılmamaları gerektiğini söyleyerek, “Bunun önüne geçmek için herkesin elini taşın altına koyması gerekir” diye konuştu.

    “BARIŞLA İLGİLİ YOL ALINACAKSA DİL DEĞİŞMELİ”

    Hatimoğulları’nın değerlendirmelerinden başlıklar şöyle:

    “Bu sürecin havuç-sopa denklemiyle götürülüyor olması çözüm tartışmalarını enfekte etme riskini doğurur. İktidar ve iktidara yakın medyanın DEM Parti, Kürt halkına ve değerlerine yönelik kullandığı tehdit dili oldukça rencide edici ve yıpratıcı. Kürt halkıyla ilgili kullandıkları dil, hakikaten kabul edilebilir bir dil değildir. Bir yandan Kürt sorunu yok deniyor, diğer yandan bir sorun çözülmeye çalışılıyor. Şimdi bir sorun çözülmeye çalışılıyorsa, o sorun var demektir. Dolayısıyla öncelikle mevcut olan iktidar ve devlet anlayışı şunu kabul etmelidir. Evet, bir Kürt sorunu vardır ve Kürt sorunu özellikle son iki yüzyıldan bu yana günceldir. Kürt sorunu bağlamı sadece Türkiye’de de değil, Irak’ta, Suriye’de, İran’da da vardır. Bu halk oralarda hem statü, dil ve kimlik sorunu yaşamaktadır hem de demokratik zeminde ortak yurttaş kabul edilmeleri ile ilgili kimi problemler vardır. Bunu kabul etmek gerekiyor.

    1 Ekim’de Meclis’teki selamlaşma ile başlayan gelişmelerden bugüne kadar değerlendirdiğimizde, özetle süreci şöyle görüyoruz; Evet, Bahçeli’nin atmış olduğu adım önemli bir adımdır. Bugüne kadar bu adımın arkasında durduğunu her fırsatta ifade etti. Biz DEM Parti olarak bunu önemli ve kıymetli buluyoruz. Ancak öte yandan başta Erdoğan olmak üzere hükümetten ve bu ülkeyi yöneten iktidardan doğru henüz somut bir açıklama yapılmamıştır. Ne yapmak istediklerine dair bizde bir bilgi yoktur. Kürt sorununun çözümüyle ilgili kafalarından veya akıllarından geçen bir plan var mıdır? Bu plan nedir? Buna dair bizim ve kamuoyunun bir bilgisi yok.

    Ama zaman zaman cumhurbaşkanı, zaman zaman AKP sözcüleri, zaman zaman yandaş medya tarafından tehdit ve bir zehirli dil kullanıldığı aşikâr. Kürt sorununu yok sayan, Kürt halkının siyasi öznelerine dönük kullanılan, en son Sayın Öcalan üzerinde itibar suikastı olarak niteleyebileceğimiz dili kabul etmek mümkün değildir. Bu dilin derhal değişmesi gerekir. Barışla ilgili bir yol alınacaksa eğer bu değişmelidir. Fikir ve zikir birliği denen bir şey vardır.

    Mesele sadece dil midir? Tabii ki değildir. Aynı zamanda dikkat ederseniz, 1 Ekim’den bu yana çok sayıda kayyım atamaları gerçekleşti. En son Akdeniz Belediyesi eş başkanlarımız ve meclis üyelerimiz tutuklandı. Ardından belediyeye kayyım atandı. Bir yandan siz barış diyeceksiniz, öte yandan tutuklamalar, gözaltılar, kayyım atamaları yapacaksınız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bunları normal olarak kabul etmiyoruz ve etmeyiz de.

    Hem sopa hem havuç gösteriyorlar. DEM Parti’ye ve Kürt siyasetine ‘Bizim kadife eldivenimizin içinde demir yumruk var’ mesajı verilmeye çalışılıyor. Bu barış sürecinin gelişmesine aykırı bir yaklaşımdır. Bunun tersine dönmesi gerekiyor. Önümüzdeki süreçte barışın inşa edilmesine ilişkin bir yol alınacaksa, gerçekten olması gereken en önemli noktalardan biri, kayyım atamasından vazgeçilmesidir. Kayyım atanmış bütün belediyelerimizde, belediye eş başkanlarımızın görevlerine hızla iade edilmesi gerekir. Aynı zamanda gözaltılar, tutuklamalar, hapishanelerdeki hasta tutsaklar ve cezaevi koşullarıyla ilgili çok ciddi iyileştirmeler yapılmalıdır. İnfazını tamamlamış birçok tutsak bırakılmıyor. Bu demokratik değildir, insani değildir. Anayasa çiğnenmektedir. Yine bununla ilgili çok hızlı iyileştirmelerin yapılması gerekiyor. Bu adımlar atıldığında, ben inanıyorum ki barışa giden yolun taşları daha sağlıklı ve ciddi bir biçimde döşenmiş olur.

    Kürt sorununun çözümü, siyasi partilerce bir seçime kurban edilebilecek bir sorun değil. Özellikle son yüzyılda, özelde de son 50 yılda, Kürt sorununun Türkiye’de barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmemiş olmasından kaynaklı neler çektiğimizi hepimiz biliyoruz. Ülkede çok ciddi antidemokratik uygulamalar devreye konuldu, bir rejim değişikliği oldu. Bu rejim değişikliğinde bir ‘terör’ parantezi oluşturularak, bütün muhalefet bu parantezin içine alındı. İşçilerin, emekçilerin boğazından kesilen lokmalar, silaha ve mermiye gitti. Biz bu kötü sürecin değişmesini istiyoruz. Analar ağlamasın istiyoruz. Bugün de ne bir gerilla annesi ne de bir asker annesi ağlamasın istiyoruz. Türk bir anneyle, Kürt bir annenin el ele tutuşarak, birbirinin gözünün içine bakarak empati kurmasını istiyoruz. Bu büyük bir değişimle mümkündür. Dolayısıyla başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalefet partilerinin elbette kaygılarını anlamakla beraber, o kaygıları değiştirip dönüştürebileceği bir süreç olarak da değerlendirmemiz gerektiğini düşünmekteyim. Bu süreç demokratik bir zeminde ilerlerse ve ülkemizde barış inşa edilirse, emin olalım ki bunun en büyük kazananı muhalefet olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Muhalefet de kazanacaktır, Türkiye toplumunun tamamı da kazanacaktır. Muhalefet, Türkiye toplumunun kazanımını kendi kazanımı olarak da görmelidir. CHP de daha ciddi bir plan ve programla bu sürece öncülük etmeli. Bu sürecin bir parçası olmalıdır. Bu süreç Türkiye’nin demokratikleşmesi ve dönüşmesi bakımından büyük katkı sağlayacaktır.

    KÜRT SORUNUNU ÇÖZMÜŞ BİR TÜRKİYE’NİN İÇ SİYASETTE YAŞAYACAĞI DÖNÜŞÜM ÖNEMLİDİR

    Kürt sorununun çözümünün Türkiye’ye sağlayacağı çok önemli katkılar var. Hem Türkiye halklarına hem de bölge halklarına büyük katkılar sağlayacaktır. Öncelikle Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’nin Ortadoğu, Suriye, Lübnan ve Filistin konularındaki barış çağrılarının daha somut bir karşılığı olur. Çünkü kendi pratiğiyle ilgili bir sorunu çözmüş olan bir ülkenin çağrılarının karşılığı çok daha somut olacaktır.

    Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’nin iç siyasette atacağı adımlar ve yaşayacağı dönüşüm önemlidir. Türkiye, demokratikleşmenin kapılarını ardına kadar açmış olur. Demokratik cumhuriyet tezi çok daha güçlenmiş olur. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümü sağlandıktan sonra, bugüne kadar Kürt sorunuyla ilgili devletin özel güvenlikçi politikalarına ve özel harp yöntemlerine ayırdığı bütçe, silaha, mermiye, İHA’lara ve SİHA’lara ayırdığı bütçe, Türkiye’deki işçilere, emekçilere ve asgari ücretlilere pozitif olarak dönecektir. Bu devasa bir bütçedir. Mesela çetelere aktarılan devasa paralar, maaşlar bizlerin cebinden gitmektedir.

    Dolayısıyla bu bütçenin tamamı işçilerin, emekçilerin ve asgari ücretlilerin yaşam standartlarını yükseltmek için kullanılabilir. Bu bakımdan da Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’yi önemsemekteyiz. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de ne Kürt annesi ne de Türk annesi ağlayacak, gözyaşı dökmeyecek. Artık birbirlerinin gözlerine daha çok bakacak, daha çok el ele tutuşacak ve daha çok empati kuracaklardır.

    Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, demokratikleşme ile ilgili yaşanan sorunları daha somut bir şekilde, “terör parantezi”ne almadan tartışabilecektir. Burada kastettiğim şudur; işçilerin ve emekçilerin yaşadığı sorunlar, örgütlenme problemleri, kadın cinayetleri, kadına karşı işlenen suçlar, kadına yönelik şiddetle mücadele ve ekolojik kırıma karşı güçlü bir mücadelenin önü çok daha güçlü bir biçimde açılacaktır.

    Özellikle bu sürecin, sol ve sosyalistlerin daha doğru bir biçimde okumaları gerektiğine de işaret etmek isterim. Kürt sorununu çözmüş Türkiye’de, bu sorunlarla birlikte diğer toplumsal sorunların da gündemleşmesi ve çözüm odaklı bir mücadelenin yürütülmesi ciddi bir biçimde mümkün olacaktır.

    HTŞ’NİN ATTIĞI ADIMLARA BAKIN; ALEVİLERE DÖNÜK KATLİAMLAR…

    HTŞ’nin geldiği odakları hepimiz biliyoruz. Nasıl bir tarihe sahip olduğunu çok iyi biliyoruz. Bugün Şam’da bir hükümet kurmaya çalışıyorlar ancak henüz ciddi bir kurumsallaşma yaşanmış değil. Çünkü orada, çözüm bekleyen çok önemli sorunlar bulunuyor. Birincisi, Rojava bölgesinin durumu ve statüsünün ne olacağı, ortada duran en temel sorulardan biridir. Bu soruya sağlıklı bir yanıt üretilmesi halinde gerçekten Suriye’de bir düzen sağlanabilir.

    İkinci sorun, Lazkiye, Hama ve Humus çevresinde, Halep ve Şam’da bir kesimin yaşadığı Arap Alevilerinin durumudur. Bütün bunlar elbette Suriye’nin geleceğini ve kaderini belirleyecek çok önemli etmenlerdir. HTŞ’nin Şam yönetimine gelir gelmez attığı adımlara bakalım. Burada farklı halklardan ve inançlardan olan kesimlere yönelik bir baskı ve zulüm politikası var. Alevilere dönük katliamlar, Dürzilere ve Hristiyanlara dönük saldırılar, yine Alevilerin ve Hristiyanların inanç merkezlerine yapılan saldırılar mevcuttur. Bunlar tüm dünya kamuoyunun gözü önünde gerçekleşiyor. Aynı şekilde kadınların kılık kıyafetlerine müdahale edilmesi ve yeni kılık kıyafet yönetmelikleri yayınlanması gibi bir durum da söz konusudur. Hatta en son yanılmıyorsam 2 kadının apaçık bir şekilde (geçmişe ait), herkesin gözünün önünde ve yeni atanan Adalet Bakanının nezaretinde alenen katledildiği görüntüler ortaya çıktı.

    ESAD DIŞINDAKİ HÜKÜMETİN TAMAMI SÜNNİ; ALEVİ YÖNETİMİ DEĞİL BAAS REJİMİ VARDI 

    Hatay Samandağ’a bir heyetle gittik ve oradaki kanaat önderlerinden birisi gelişmeleri çok iyi özetleyerek şunu söyledi: “Suriye’de herkes yanılgılı bir analiz içindedir. Orada Baas rejimi vardı, bir Alevi yönetimi yoktu. Esad dışındaki hükümetin neredeyse tamamı Sünnilerden oluşmaktaydı. Bu herkesçe bilinen ve bilinmesi gereken bir gerçekliktir. Fakat bazı kesimler orada bir Alevi devleti ve yönetimi varmış gibi bir algı yaratmak istiyor. Oysa Aleviler Suriye’deki nüfusun yüzde 15’ini oluşturmaktadır. Geriye kalan nüfus ise ağırlıklı olarak Sünni Araplar, Kürtler ve diğer halklar ve inançlardan oluşmaktadır.”

    Bir kere bu bilginin tüm Türkiye ve dünya kamuoyunca düzeltilmesi gerekiyor. Hatta aynı kanaat önderi şunu da söyledi: “İnsanlara ‘Sen rejim yanlısı mısın?’ diye sormuyorlar, ‘Alevi misin?’ diye sorup ona göre zulmediyorlar’ dedi. ‘Bu katliamlar ve zulümler, rejim taraftarlarına yönelik değil, Alevilere yöneliktir’ diye ekledi. Bu vurgular gerçekten çok önemliydi. Ben de burada sizler aracılığıyla bunları yeniden duyurmak isterim.

    ALEVİLER SURİYE’DE İNANACINDAN DOLAYI CEZALANDIRILMAMALIDIR

    İkinci bir husus ise, Alevilere dönük orada gerçekleşen katliama karşı tüm dünyanın sessiz kalmasıdır. Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevi hareketi bu konuda çok önemli mesajlar verdi, bu çok kıymetliydi. Hep birlikte, orada yaşanan insanlık dramına, katliamlara, zulme ve alenen yapılan işkencelere karşı hem Türkiye’deki demokrasi güçlerinin hem Türkiye’nin hem de uluslararası güçlerin çok güçlü bir ses çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Aleviler, Suriye toplumunun kadim inançlarındandır ve hiç kimse inancından dolayı yargılanmamalıdır ve cezalandırılmamalıdır. İşkence ve zulüm görmemelidir. Bunun önüne geçmek için herkesin elini taşın altına koyması gerekir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı uluslararası güçler harekete geçilmeli’ -VİDEO

    ‘Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı uluslararası güçler harekete geçilmeli’ -VİDEO

    PİRHA-Suriye’de cihatçı radikal dinci çetelerin Alevilere yönelik saldırılarına tepkiler yükseliyor. Saldırıların durdurulması çağrısı yapan Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği Eş Başkanı Timur Şaşmaz ve İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, uluslararası güçlerin, sivil toplum örgütlerinin bu saldırılara karşı harekete geçmesi gerektiğini belirttiler.

    Suriye’de yönetimi ele geçiren radikal dinci terör örgütü Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) tarafından Alevilere dönük saldırılar büyük tepki çekiyor.

    PİRHA‘ya konuşan İngiltere Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği Eş Başkanı Timur Şaşmaz ve İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu saldırıların artmasından dolayı endişe duyduklarını belirttiler.

    “IŞİD ZİHNİYETİ KARANLIK BİR ZİHNİYETTİR”

    Suriye’de yaşayan Alevilere karşı yürütülen politikalardan dolayı endişeli olduklarını belirten Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Dernek Eş Başkanı Timur Şaşmaz, “İŞİD’ten geriye kalan kişiler SMO adı altında toplanarak Suriye’deki muhalif kesim olan Alevilere ve orada farklı düşünen halklara karşı fiziki saldırılar gerçekleştiriyor. İleriki süreçlerde bu endişelerimiz daha da artmaya devam edecektir. Bu zihniyet karanlık bir zihniyettir. İŞİD’ten geriye kalan artıkların yapacağı tek şey muhalif olan insanlara saldırmaktır. Bunlar aydınlığa karşı bir güçtür. Umarım en kısa zamanda uluslararası güçler ve sivil toplum örgütleri bu konuya duyarlılık gösterir ve saldırılara karşı bir önlem alır” dedi.

    “BU ZİHNİYETİ TÜRKİYE’DE ALEVİLERİ OLARAK ÇOK İYİ TANIYORUZ”

    Bu zihniyetin daha öncesinde de Türkiye’de yaşayan Alevilere karşı aynı şekilde saldırılarının olduğunu belirten İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has da saldırıların durdurulması amacıyla çalışmalarının olduğunu ve Alevilerle birlikte hareket ettiklerini söyledi.

    “DİPLOMATİK ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDECEK”

    Has, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Biz bu zihniyeti çok önceden tanıyoruz. Biz bu siyasal islamcı zihniyetin, işgalci, fetihçi, kendinden başka hiçbir kimliği kabul etmeyen zihniyeti biz Türkiye’deki Aleviler olarak çok iyi tanıyoruz. Dersim’de tanıyoruz, Maraş’ta tanıyoruz, Sivas’ta tanıyoruz. Maraş’ta da insanların kafaları kesilmişti. Mantık aynı, zihniyet aynı. Biz Avrupa Alevileri olarak Suriye’de yaşanan saldırılardan çok endişeliyiz. Britanya Alevi Bileşenleri olarak eylemlerimiz devam ediyor. Buradaki Arap Alevileriyle birlikte İngiltere Başbakanlığı önünde kitlesel bir basın açıklaması yaptık. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve diğer federasyonlarla birlikte Strazburg’da Avrupa Konseyi önünde yine kitlesel açıklama yaptık. Yine çeşitli alanlarda etkinliklerimiz ve diplomatik çalışmalarımız devam edecek.”

    “ŞU ANDA DA VE GELECEKTE DE YENİ MARAŞLAR YAŞANMAYA DEVAM EDİYOR”

    Yeni Alevi katliamlarının olmaması için Avrupa ve İngiltere Alevileri olarak mücadele edeceklerini vurgulayan Has, “Suriye’de yaşayan Aleviler korku içindeler, endişe içindeler. Biz Britanya Alevi federasyonu olarak bağımsız gözlemcilerin gönderilmesini; oradaki insanların can ve mal güvenliklerinin emniyete alınması ve Suriye’de bütün azınlıkların, bütün kimliklerin kabul edileceği yeni bir sürecin, yeni bir anayasanın muhakkak garantiye alınması gerekmektedir. Aksi taktirde Suriye’de şu anda da gelecekte de yeni Maraşlar yaşanmaya devam ediyor. Biz Avrupa ve İngiltere’deki Aleviler olarak sesimizi duyurmaya devam edeceğiz.”

    “KÜRTLERİN KAZANIMLARI GASP EDİLİYOR”

    Türkiye’nin Suriye politikalarına değinen Has, Kürtlerin kazanmış olduğu bölgelere saldırıların kabul edilmeyeceğini belirterek, “Türkiye’de çözüm süreci gibi bir şey gösteriliyor. En radikal milliyetçi parti tarafından dillendirilirken bir yandan da AKP-MHP tarafından DEM Parti’nin kazanmış olduğu belediyeye kayyımlar atanıyor, işgaller yapılıyor, halkın iradesi yok sayılıyor. Bu bir havuç politikasıdır. Kürtlere ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktır. Bu sürecin ne kadar samimi olduğu noktasında şüpheler var. Bir yandan barış için görüşmeler yapılırken bir yandan da Kürtlerin kazanımlarının gasp ediliyor. Bunu kınıyoruz” dedi.

    Elif TABAK-Kamber YILDIZ/İNGİLTERE

     

  • Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı saat 21.00’de X’te hashtag paylaşılacak

    Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı saat 21.00’de X’te hashtag paylaşılacak

    PİRHA- Suriye’de cihatçı terör yapılanması HTŞ’lilerin Alevilere yönelik saldırılarına son verilmesine ve Türkiye’de sanal medya üzerinden Alevilere nefret saldırılarına karşı bu akşam saat 21.00’de X (Twitter) üzerinden ‘#KanVeKineSon’ etiketiyle hashtag çalışması yapılacak. 

    Suriye’de yönetimi ele geçiren cihatçı terör örgütü HTŞ’ye bağlı çetelerin Alevilere saldırması, işkence ederek katletmesi Türkiye’de büyük tepkiyle karşılandı.

    Alevilere yönelik nefret saldırılarına karşı X (Twitter) sanal medyada Alevi Bektaşi Federasyonu hesabı üzerinden ‘#KanVeKineSon’ etiketiyle hashtag çalışması başlatılacak.

    Türkiye saatiyle bu akşam saat 21.00’de başlayacak hashtag çalışmasına dair ilk paylaşımı Alevi Bektaşi Federasyonu yapacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: 4 Ocak’ta Strazburg’da buluşalım!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: 4 Ocak’ta Strazburg’da buluşalım!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik saldırılara karşı 4 Ocak’ta Strazburg’da düzenlenecek açıklamaya katılım çağrısında bulunarak, “Unutmayalım; katliama sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Gelecek nesillere barış ve kardeşlik dolu bir dünya bırakmak için harekete geçmek hepimizin sorumluluğudur” dedi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçlerin Alevilerin ve diğer halkların yaşadığı bölgelerde kötü muamele, hakaret, darp ve infazlara dair açıklama yaparak, sistematik saldırıları görmezden gelmenin Alevi inancına ve insanlık onuruna aykırı olduğunu belirtti.

    Yapılan açıklamada 4 Ocak’ta Fransa’nın Strazburg şehrinde Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri, insan hakkı savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının katılacağı kitlesel basın açıklamasına katılım çağrısında bulunularak, “Birlikte durarak bu insanlık dışı vahşeti aşabiliriz. Adaletin, barışın ve kardeşliğin kazanacağına olan inancımızla tüm halkları ve inançları mücadeleye katılmaya davet ediyoruz” denildi.

    “SALDIRILARI GÖRMEZDEN GELMEK İNSANLIK ONURUNA AYKIRIDIR”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Reya Hak inancının yol yürüyenleri olarak, tarih boyunca zulme ve adaletsizliğe karşı direnen bir inanç ve kültürün taşıyıcılarıyız. Bu nedenle Suriye’de halklara ve inançlara yönelik sistematik saldırıları görmezden gelmek, hem inancımıza hem de insanlık onuruna aykırıdır.

    Suriye’de Yaşanan Zulüm 12 yıldır Suriye’de halkların ve inançların demokratik değişim taleplerine direnen bir statüko var. Ancak Kuzey ve Doğu Suriye’deki Özerk Yönetim, bu süreçte halkların kendi kendini yönetme iradesini hayata geçirerek tarihi, kültürel ve inanç mekânlarını korumayı başarmıştır. Ne yazık ki son zamanlarda HTS’nin (Heyet Tahrir el-Şam) ve benzeri yapıların bölgedeki saldırıları, bu kazanımları hedef almaktadır.

    “MAZLUMLARIN YAYINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Esad rejiminin devrilmesiyle DAİŞ, El Kaide, El Nusra gibi örgütlerin ülkeye yerleştiği bu süreçte, kadınlar ve çocuklar köle olarak pazarlarda satılmış; Alevi ve Asuri-Süryaniler gibi halklar soykırımla yüz yüze bırakılmıştır. Erkekler işkenceyle katledilirken, kadınlar ve çocuklar insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştır. Bu vahşet yalnızca bu halkların değil, insanlığın ortak değerlerinin de açık bir hedefidir.

    Kadın Devrimi ve Ortak Mücadele Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak Rojava’yı bir Kadın Devrimi olarak sahipleniyoruz. “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) felsefesini Rojava’dan tüm dünyaya yaymak için mücadelemizi sürdürüyoruz. İnancımız, “Hak, insanda tecelli eder” der. Ancak bu vahşi çetelerin insanlıktan ve haktan tamamen uzak olduğu ortadadır.

    Bu zulme karşı sessiz kalmak insanlık onuruna ihanettir. Bizler, Reya Hak inancının taşıyıcıları olarak mazlumların yanında durmaya ve zalimlere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

    “4 OCAK’TA STRAZBURG’DA BULUŞALIM”

    4 Ocak Strazburg Çağrısı Suriye’de yaşanan insanlık dışı katliamlara karşı sesimizi yükseltmek ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek adına, 4 Ocak’ta Strazburg’da düzenlenecek etkinliğe tüm duyarlı çevreleri güçlü bir katılım göstermeye davet ediyoruz.

    Bu bir çağrıdır; kadın örgütlerine, inanç temelli topluluklara, uluslararası insan hakları örgütlerine, halkların özgürlüğü ve barışı için mücadele eden herkese.

    Birlikte durarak bu insanlık dışı vahşeti aşabiliriz. Adaletin, barışın ve kardeşliğin kazanacağına olan inancımızla tüm halkları ve inançları mücadeleye katılmaya davet ediyoruz. Unutmayalım: Katliama sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Ayağa kalkma, örgütlenme ve özsavunma zamanı şimdi! Gelecek nesillere barış ve kardeşlik dolu bir dünya bırakmak için harekete geçmek hepimizin sorumluluğudur. Hak ve adalet için sesimizi yükseltelim. 4 Ocak’ta Strazburg’da buluşalım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HTŞ güçlerinden Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırı!

    HTŞ güçlerinden Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırı!

    PİRHA- Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçler Alevilerin yaşadığı bölgelerde, yaptıkları operasyonlarda kötü muamele, hakaret, darp ve infazlar yaptı.

    HTŞ’nin Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği operasyonlarda çok sayıda kişi gözaltına alındı. Videolarda Alevilere hakaretler eşliğinde gözaltına alınanların tekmelendiği, üstünde tepinildiği, hatta infaz edildiği görüldü.

    Gruplar, Lazkiye, Tartus, Hama, Humus ve başkent Şam’da operasyonlar düzenledi. Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde HTŞ’ye bağlı gruplara karşı eylemler yapılması ardından operasyon başlatıldığı belirtildi.

    HTŞ güçlerinin son 36 saatte Humus ve Tartus vilayetlerinde düzenlediği operasyonların Belkasa, Telkelh, İksa ve Hirbet Hamam gibi Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere odaklandığı kaydedildi. HTŞ gözaltıların Esad yönetimine ve Lübnan Hizbullahı’na yönelik yapıldığını iddia etti.

    ALEVİLERE HAKARET

    Akdeniz kıyısında Alevi nüfusun yoğun yaşadığı “sahil” denilen bölgede bulunan Tartus ve diğer operasyon bölgelerinden sanal medyaya düşen videolarda HTŞ güçlerinin Alevileri hakaretler eşliğinde gözaltına aldıkları, tekmeledikleri hatta infaz ettikleri görüldü.

    DAİŞVARİ UYGULAMALAR

    Londra merkezli Gözlemevi, dün yaptığı açıklamada “Rejimin yıkılmasından bu yana işlenen suçların sayısı 75’e, öldürülen sayısı 112 erkek, 4 kadın, 1 çocuk olmak üzere 117’ye yükseldi. Son olarak, askeri araçlı bir grup Hama’da Ali Diyab isimli sivili öldürdü ve 8 kişiyi bilinmeyen yere götürdü. Humus’ta silah taşımayan ve daha önce de taşımamış olan iki mühendis sivilin başları kesilerek katledildiğini” dedi.

    Dün Şam’da, HTŞ’ye bağlı Halid Bin Velid birliklerinin silahlarıyla geçit yapması dikkat çekti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bugün Dünya Hasta Hakları Günü; yüzlerce mahpus, ölüm sınırında!

    Bugün Dünya Hasta Hakları Günü; yüzlerce mahpus, ölüm sınırında!

    PİRHA – İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü sebebiyle açıklama yaptı. 2023 yılında hapishanelerde en az 6639 ihlal tespit edildiğini hatırlatan İHD Hapishane Komisyonu “Hasta hakları tüm mahpuslar için uygulansın ve yaşam hakkı korunsun” vurgusunu yaptı.

    İnsan Hakları Derneği, 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü sebebiyle cezaevlerinde tutulan hasta mahpuslara dikkat çekti.

    Hasta haklarına ilk kez Dünya Tabipler Birliği’nin 1981 yılında yayınladığı Lizbon Bildirisinde vurgu yapılırken, Eylül 1995’te ise Bali’deki 47. Dünya Tabipler Birliği Kurultayında bu bildiri değişikliğe uğradı. Son olarak Şili’de Ekim 2005’te 171. Konsey Oturumunda karar gözden geçirilip düzeltildi. Ülkemizde ise 1998’de, 26 Ekim “Hasta Hakları Günü” olarak kabul edildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, Lizbon Bildirgesinde, her insanın ayrımcılık görmeksizin yeterli tıbbi bakım hakkına sahip olduğu vurgusunu hatırlattı. Açıklamada, bildirgede; nitelikli tıbbi bakım hakkı, seçim yapma özgürlüğü, kendi kaderini belirleme hakkı, hastanın isteğine karşın yapılan girişimler, bilgilendirilme hakkı, gizlilik hakkı, onuruna ve özel yaşamına saygı talep etme hakkı gibi hakların tanımlandığı da aktarıldı.

    67.154 MAHPUS, KAPASİTENİN ÜZERİNDE TUTULMAKTA!

    İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu, hasta mahpusların hakları bakımından Lizbon Bildirgesi’nin yol gösterici nitelikte olduğunu vurguladı. “Hasta hakları tüm mahpuslar için uygulansın ve yaşam hakkı korunsun!” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye cezaevlerinde 1 Ekim 2024 tarihi itibari ile 404 açık ve kapalı hapishanelerde 362.422 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Ayrıca 0-6 yaş arası 706 çocuk anneleriyle birlikte hapishanelerde tutulmaktadır. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün verilerine göre toplam 404 açık ve kapalı hapishanelerin kapasitesi 295.268 kişiliktir. Bu duruma göre 67.154 mahpus, kapasitenin üzerinde tutulmaktadır. Türkiye hapishanelerinde Nisan 2022 yılında yapmış olduğumuz tespitlerimize göre, 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu sayının çok daha fazla olduğunu biliyoruz, ancak; Adalet Bakanlığı bu konuda da ilgili verileri kamuoyu ile paylaşmamaktadır.

    “AĞIR HASTA MAHPUSLAR TAHLİYE EDİLMİYOR!”

    İHD’ye gelen başvurular ve mahpuslar ile yapılan görüşmelerden sağlık hakkı açısından hapishanelerde yaşanan temel sağlık sorunlarının çok boyutlu ve çeşitli olduğu görülmektedir. Aşırı kalabalık koğuşlar sağlık hakkı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor. Hastaneye ve hapishaneler arası sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

    Son yıllarda jandarma tarafından yapılan insanlık onuruna aykırı bir şekilde ağız içi arama dayatması ve mahpusların ayakkabılarını çıkarıp yere vurmalarının talep edilmesi nedeniyle de hastane sevklerinde sorunlar yaşanmakta olup, hasta mahpuslar hastanelere gidemiyorlar. Hasta mahpuslar ihtiyaçları olduğunda ve rahatsızlandıklarında zamanında revire çıkarılmıyorlar. Revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletiliyorlar. Ayrıca kelepçeli muayene dayatması ve hasta-doktor mahremiyetini yok sayan muayene odasına jandarma ve infaz koruma memurlarının girmesi de sağlık hakkı ihlali oluşturmaktadır. Mahpuslar hastane odalarında yatağa kelepçelenmekte, diş çekimleri ve tahlil için kan alımı esnasında dahi kelepçeler çıkartılmıyor. Koğuş ve hücrelerin yeterince ısıtılmaması ve yeterince havalandırılmaması, mahpusların gün ışığından yeterince faydalanamaması, temiz suya ve sıcak suya erişim imkanlarının kısıtlanması, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi de sorun alanlarını oluşturmaktadır.

    Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyorlar. Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermesi, hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi ve verilen raporların ya da alınan kararların ‘güvenlik’ gerekçesi ile uygulanmaması da ağır hasta ve hasta mahpusların durumlarının ciddiyetini artırmaktadır.

    BİR YILDA EN AZ 6639 İHLAL!

    Son yıllarda ağır tecrit koşullarının uygulandığı S, Y ve Yüksek Güvenlikli olarak tanımlanan yerlerde mahpusların tek başlarına tek kişilik hücre tarzı odalarda günde 22,5 saat tutulmaları, beraberinde hem fiziksel ve psikolojik sorunları ortaya çıkarmaktadır. Atak geçirmesi riski yüksek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan mahpusları tek kişilik yerlerde tutulması vb. maddi problemleri içeren uygulamalar hasta mahpusların yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açabilecek uygulamalar arasında yer almaktadır.

    İHD Merkezi Hapishane Komisyonu olarak hazırlamış olduğumuz 2023 yıllık raporunda bir yıl içinde “Sağlık hakkı” başlığı altındaki tespit edilen tüm sorunlara dair en az 6639 ihlal tespit edilmiştir.

    “HASTA MAHPUSLARIN ACİLEN İNFAZLARI DURDURULMALI”

    Mahpusların sağlık hakkı kapsamında; halen hapishanelerde bulunan ağır hasta mahpusların tümü tam teşekkülü herhangi bir hastane raporuna istinaden derhâl salıverilmeli, tedavileri ailelerinin yanında sürdürülmeli ve sağlık sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır. Adli Tıp Kurumu sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalıdır. Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının ve kolluk güçlerinin takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir. Hasta mahpusların infaz ertelemesi önündeki ‘toplum güvenliği bakımından tehlike’ kriteri kanundan çıkarılmalıdır.

    Teşhis ve tedavisi yapılmadan adeta işkence çektirilen, hapishanede hayatını kaybeden ya da ölümüne ramak kala bırakılıp kısa sürede hayatını kaybeden insanların olduğu bir toplum, adalete olan inancını da kaybeder. Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi direnişçisinin polisler hakkında yaptığı suç duyurusunda takipsizlik kararı

    Gezi direnişçisinin polisler hakkında yaptığı suç duyurusunda takipsizlik kararı

    PİRHA- Gezi direnişi döneminde gözaltına alınarak bombalı aracın kendisine ait olduğu yönünde ifade imzalatılmak istenen Aydın Aydoğan’ın polisler hakkında yaptığı suç duyurusunda takipsizlik kararı verildi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Gezi olaylarına katılanlara yönelik hakaret içerikli sözleri sözlerine suç duyurusunda bulunan Aydın Aydoğan, 13 Aralık 2017’de gözaltına alındı. Bomba yüklü olduğu iddia edilen bir aracın yanına götürülmeyen çalışılan Aydın’a gözaltında işkenceyle bomba yüklü araç suçunu üstlenmesi istendi. Aydın, olaya ilişkin yaptığı suç duyurusunda Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen bir kez daha takipsizlikle sonuçlandı.

    Aydoğan, Gezi olaylarına katılanlara yönelik sarf ettiği “çapulcu”, “kemirgen”, “terörist”, “dış mihrakların piyonu” gibi sözleri nedeniyle Erdoğan hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına “halkı kin ve düşmanlığa tahrikten” suç duyurusunda bulundu. Aydoğan, suç duyurusunun ardından 13 Aralık 2017’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde 3 sivil polis tarafından kendi aracıyla seyir halindeyken durdurularak gözaltına alındı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer İbrahimoğlu‘nun haberine göre polisler, Aydoğan’dan aracıyla kendilerini takip etmelerini istedi. Daha sonra polis, Aydoğan‘ı “bomba yüklü” olduğu iddia edilen bir aracın yanına götürmek istedi. Polis, Aydoğan‘ı, “bomba yüklü olduğu iddia edilen ve etrafı güvenlik şeridiyle kapatılan alana” götürmeye çalıştı. Aydoğan, toplanan kalabalıktan birinin “Orada bombalı araç var gitmeyin” demesiyle aracın yanına gitmemek için direndi. Durumu cep telefonuyla çekmek isteyen Aydoğan, polisin saldırısına uğradı. Daha sonra emniyette götürülen Aydoğan’dan 3 gün haber alınamadı. Aydoğan hakkında dönemin milletvekili Barış Yarkadaş Meclis’e soru önergesi vermesinin ardından Aydoğan, serbest bırakıldı.

    7 YIL SONRA MUAYENE

    Aydoğan, kendisine kumpas kurmaya çalışan ve saldıran polisler hakkında 29 Haziran 2018’de Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılık 4 Eylül 2018’de “kovuşturmaya yer yok” kararını verdi. Aydoğan bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi, 2022’de “etkin soruşturma yürütülmemesi” nedeniyle ihlal kararı verdi. Anayasa Mahkemesi’nin etkin soruşturma yürütmesi istemiyle dosyayı gönderdiği Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bunun için yeniden soruşturma başlatan savcılık, aradan geçen 7 yılın ardından Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) rapor istedi. 7 yıl sonra Aydoğan‘ın muayene eden ATK, “Aydoğan’da darp izinin bulunduğunu, ancak olayla illiyet bağının kurulamadığı” yönünde rapor hazırladı. ATK, raporunda darbın “Aydoğan’ın hayatını etkileyecek” şekilde olmadığını belirtti.

    Savcılık ATK’nin raporuna dayanarak 27 Eylül’de bir kez daha polisler hakkında “kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Kararın ardından Aydoğan, Bakırköy Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulundu.

    “TÜRLÜ İŞKENCELER VE HAKARETLER ETTİLER”

    Erdoğan hakkında suç duyurusundan yaşananları anlatan Aydoğan, “Gündüz evimden dışarı çıktım. 2-3 genç indi ve polis olduklarını beyan ettiler, ‘Hakkınızda bir ihbar var, bizimle karakola gelmeniz lazım. Bizi kendi aracınızla takip edin’ dedi. Ben de aracımla peşlerinden giderken evimin yakınında bir caddeye indiler. Sağda büyük bir kalabalık olduğunu fark ettim. Polis şeritleri çekilmiş, ambulans, itfaiye var. Onlar durdu, ben de durdum. Polis, ‘Burada birkaç dakika işimiz var. Onu halledip gidelim’ dedi. Daha sonra beni de araçtan indirdiler. Bir polis arkamda öbürleri önümde beni olay yerine doğru yürüterek, sürüyorlar. O esnada orada bulunan yaşlı bir kadın, ‘Gitmeyin orada bombalı araç varmış’ dedi. O sıra Tahir Elçi yeni öldürülmüştü. Ben orada çakıldım kaldım. Arkamdaki polis beni itmeye çalıştı, ama ben gitmedim. O an telefonumu açtım fotoğraflarını çekeyim, dedim. Fotoğrafları çekerken, birisi arkadan sert bir şekilde vurdu ve ağzımdan tutarak beni yere yatırdı. Orada beni yüzüstü yatırıp ters kelepçelediler. Ayağa kaldırdılar yüzümün bir kısmı betona çarptı. Daha sonra beni polis aracın içine soktular ve o dönem daha sonra emniyet amiri olduğu ortaya çıkan polis, yüzüme vurdu. Ağzım kanadı. O esnada fotoğraflarımı çekti. Daha sonra birileriyle konuştu ve ‘Bunu götürün canını almayın daha sonra ben alacağım’ dedi. Beni bir yere götürdüler, türlü türlü işkence ve hakaretler ettiler” diye konuştu.

    “İFADE HAZIRLATTILAR”

    İşkenceli geçen 3 günlük gözaltından ailesiyle tehdit edildiğini ifade eden Aydoğan, “Akşama doğru bir ifade hazırlayıp geri getirdiler. İfadede, güya bombalı aracı ben getirmişim. Aracıma dokunmayın, diye bağırmışım, koşmuşum ve örgütsel sloganlar atmışım. Bu ifadeyi imzalamamı istediler. Ben imzalamadım. Daha sonra dönemin milletvekili Barış Yarkadaş Meclis’e soru önergesi verince, 3 günün sonunda beni hızlıca savcılığa çıkardılar. Savcılıktan sonra olayla bağlantım olmadığı için serbest bırakıldım, fakat soruşturma devam ediyor. Olay yüzünden ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılandım, daha sonra ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verildi” ifadelerini kullandı.

    “AYM, ETKİN BİR SORUŞTURMA YAPILMADIĞINI BELİRTTİ”

    Olaydan sonra olay yerinden görüntü ve fotoğraflara ulaştığını ve bunlarla birlikte polisler hakkında suç Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bulunduğu suç duyurusunda takipsizlik kararı verildiğini hatırlatan Aydoğan, bu karşı Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuruda bulunduğu belirtti. AYM, etkin bir soruşturma yapılmadığı, kişinin olayla ilgili araç plakalarını vermesine ve kişilerin görüntülerini vermesine rağmen savcılığın asıl görevi olan soruşturmayı genişletmediği için dosyada ihlal kararı verip savcılığa gönderdiğini vurgulayan Aydoğan, “Dosya aynı savcının önüne geldi. Ancak dönemin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Ekrem Aydıner, dosyayı alıp ‘Ben inceleyeceğim’ dedi. Dosya 2 buçuk yıldır, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletiliyordu. Şu an yeni bir savcı geldi” şeklinde konuştu.

    7 YIL SONRA İŞKENCE İZİ ARANDI

    Kendisinin muayene için 2023’ün Şubat ayında ATK’ye giderek muayene olduğunu dile getiren Aydoğan, 2 yıl sonra ATK’nin kararını açıkladığını ifade etti. ATK’nin “olayla bir illiyet bağının bulunmadığına” değerlendirmesi yaptığını söyleyen Aydoğan, “Ben savcıya, 7 yıl sonra işkence izi mi kalır, o döneme ilişkin bütün raporlarımız var, dedim. Savcılık ise 16 Ekim’de ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verdi. Gerekçe, ATK raporu gösterilmiş. Savcılığın yapması gereken, olay anında geniş ve etkin bir soruşturma kapsamında götürüldüğüm karakolların kamera görüntülerini, MOBBESE’ler tespit etmeliydi. 7 yıl sonra ‘İşkence izleri kişinin hayatını etkileyecek şekilde değil’ demiş. Yani işkence var, ama hayatını etkilememiş demiş. O gün beni ağır şekilde engelli bıraksalardı. Ondan sonra mı ATK raporu uygun verecekti” diye belirtti.

    “SİYASİ KARAR”

    Savcılığa araç plakası ve MOBBESE kameralarının yerini gösterdiğinin altını çizen Aydoğan, savcılığın buna rağmen bir şey yapmadığını söyledi. Savcılığın “kovuşturmaya yer yok” kararına itiraz ettiklerini belirten Aydoğan, kararın siyasi olduğunu vurgulayarak, “Bu arada bunlardan biri o dönem emniyet müdür yardımcısıyken, Yozgat Emniyet Müdürü yapıldı. Yozgat Valiliği’nde verdiği ifadesinde, ipe sapa gelmez hakaretlerle bizi ‘terörle iltisaklı’ göstermiş. Yozgat Emniyet Müdürü, ‘Bu adam Gezi olaylarına karışmış. Barış Yarkadaş önerge verdi, o da CHP’nin milletvekili. Bunun haberini yapanlarda terörü öven gazeteler’ demiş” diye belirtti.

    MUAYENE RAPORU DEĞİŞTİRİLDİ 

    Hastane evraklarının değiştirildiğini ifade eden Aydoğan, “Beni hastanede erkek doktor muayene etti. 2019 yılında lösemi olan bir çocuğum vefat etti. Ben de o dönem Bakırköy Hastanesi’ne gittim ve hafif depresif tanısı kondu. Daha sonra savcılık ‘Aydoğan hakkında her şeyi istiyorum’ demiş. Bunlar muayene raporumu ‘alkol ve madde kullanımı’ şeklinde düzenlemişler, imzayı da bir kadın doktor atmış. Bunları da şikayet ettim. Daha sonra hastane ‘sehven’ bu işlemi yaptıklarını söyledi. Hastane çalışanlarını şikayet ettim, ama İstanbul Valisi Davut Gül, soruşturmaya izin vermedi” diye kaydetti.

    MUALİFLERE YÖNELİK TUTUM

    Muhalif duruşu bulunan kişilerin akıl sağlıklarının yerinde olmadığına yönelik hastanelere sevkini hatırlatan Aydoğan, şunları söyledi:

    “Dokunan yanıyor. Hatırlarsanız Erdoğan’a bir çiftçi sitem etmişti. Erdoğan o çiftçiye, ‘Ananı da al git’ demişti. O kişiye deli raporu aldırdıkları, hastaneye yatırdıkları basına yansıdı. Yine Avukat Dilek Ekmekçi için yurtlardaki çocuk tacizi ve istismarıyla ilgili çalışmaları nedeniyle ‘akıl sağlığı yerinde değil’ diye rapor aldırılmak isteniyor. Öyle bir sistem ki hakkınızı aradığınız an bunları önünüze koyuyorlar. Ama biz bunları kabul etmiyoruz. Gerekirse yine AYM’ye kadar gideriz. AYM’ye, AYM kararları uygulanmıyor, diyerek gideceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Jitem’in katlettiği Ayten Öztürk’ün ailesi: Ciğerimiz yanıyor, kızımız niçin öldürüldü? -VİDEO

    Jitem’in katlettiği Ayten Öztürk’ün ailesi: Ciğerimiz yanıyor, kızımız niçin öldürüldü? -VİDEO

    PİRHA-Ayten Öztürk Dersim’de JİTEM elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından 1992 tarihinde kaçırılıp işkence sonucu öldürülmüştü. Baba Hıdır Öztürk, “Kızım niçin öldürüldü? 1992 yılından beri hak ve adalet diye sızlanıyoruz fakat bir türlü bulamadık” dedi. Anne Dilif Öztürk ise “Benim kızıma bunu yapanlardan hesap sorulsun, adalet istiyorum. Adalet de katillerden yana, 30 yıldır ağlıyorum” diye konuştu.

    Devlet içinde örgütlenmiş çetelerden biri olan, 1990’lı yıllardaki pek çok infazın sorumlusu olduğu bilinen kontrgerilla elemanı “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Dersim Başakçı köyünde oturan Ayten Öztürk’ün de cinayet failiydi. Ayten Öztürk, Dersim’de 27 Temmuz 1992 tarihinde “Yeşil” kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılıp işkence sonucu öldürülmüş ve cansız bedeni 8 Ağustos 1992’de Elazığ’da bulunmuştu.

    Ayten Öztürk’ün ailesi, 1992 yılından itibaren yaşadıklarını ve sürdürdükleri hukuk mücadelesini PİRHA‘ya anlattı.

    “AİLE OLARAK BASKI ALTINDA KALDIK”

    Acılı ve dertli bir baba olduğunu belirterek sözlerine başlayan Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, “7 çocuk babasıyım ve çocuklarımı okutmak için çabalar sarf ettim. Büyük çocuğum Aysel Öztürk, örgüte katıldı. Yıldırım Merkit ve Mazlum Doğan ile birlikte Diyarbakır’da Urfa yolunda yakalandı. Aysel 60 gün işkencede kaldı ama serini verdi sırrını vermedi. Aysel tutuklanıp, cezaevine girdi. Ayten’in siyasetle hiçbir ilgisi yoktu. Mazlum, işine gidip gelen ve ailesine saygı duyan birisiydi. Aysel’in yüzünden diğer çocuklarıma yöneldiler ve aile olarak baskı altında kaldık. Daha sonra Tunceli Jandarma Alay Komutanı bizi çağırdı, çocuklarıma nerede çalıştıklarını sordu. Çocuklarımı aşağıya indirdiler ve kızım Aysel’in fotoğrafını gösterdiler. Bizi çağırdıklarında odada sakallı birisi vardı. O, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Bizimle yapılan toplantıdan 1 ay sonra Ayten 27 Temmuz 1992 tarihinde Elazığ mezarlığında eli dışarıda kalmak suretiyle bir çoban tarafından bulundu. Bizi çağırdılar hastanede ama aile olarak biz tanıyamadık ama yıkandıktan sonra Ayten olduğunu gördük. Aradan 1 hafta geçtikten sonra bana vali tarafından lojmandan çıkmam için bir tebligat geldi” dedi.

    “YARGITAY’DAN ÇIKACAK SONUCA GÖRE AİHM’E BAŞVURACAĞIZ”

    Yaşanan olaylardan sonra çocuklarına baskı yapıldığını dile getiren Hıdır Öztürk, “Kızım ebeydi tayinini Kars’a çıkardılar, köy hizmetlerinde çalışan diğer kızımı Çankırı’ya tayinini çıkardılar. Kızım Aysel Öztürk de cezaevinden tahliye oldu ama her gün gözaltına alınıp, işkence ediliyordu. O da dayanamadı yurtdışına gitti. 2011 yılında 20 milletvekilinin imzasıyla müracaat ettim, kızımın dosyasının Meclis’te görüşülmesi için. 30 Mayıs 2012 tarihinde başbakana, cumhurbaşkanına ve Kemal Kılıçdaroğlu’na mektup yazdım ama bir cevap alamadım. Cumhurbaşkanının İzmir’de bir akrabası bizim eve geldi, bizim durumumuza ilişkin 30 Ekim 2012 tarihinde mektup yazdı. Aradan bir hafta geçmeden o kişiye telefon ediliyor ve bu işe karışmayın demişler. Dava Elazığ’da açıldı, daha sonra Ankara’ya gönderildi. 25 Eylül 2019 tarihinde yapılan duruşmada ifade vermiştim ama davadan bir türlü istediğimiz sonucu alamadık. Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı vermesine rağmen JİTEM Davası olarak devam ettirdiler. Şimdi dava Yargıtay’da çıkacak sonuca göre Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’ne başvuru yapacağız” diye belirtti.

    “KIZIM NİÇİN ÖLDÜRÜLDÜ?”

    Hıdır Öztürk, 1992 yılından beri hak ve adalet aradığını vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “1992 yılından beri hak ve adalet diye sızlanıyorum fakat bir türlü bulamadık. Savcılık doğru tahkikat yapmadı, otopsi raporu yanlış tutuldu. Bursa-Amedspor maçında Yeşil’in fotoğrafını açanlara dava açtım ama hiçbir sonuç alamadım. Demek ki devlet bu kişileri koruyor. Yeşil binlerce kişinin katilidir, sen niye bu insanı bulmuyorsun. Bizim ciğerimiz yanıyor, hiç mi acı hissiniz, vicdanınız yok. Kızım niçin öldürüldü? Devlet kendi vatandaşına düşmanlık eder mi? 1992 yılından beri adalet arıyorum, bu adalet hiç mi bize uğramıyor?”

    “ADALET İSTİYORUM”

    Ayten Öztürk’ün annesi Dilif Öztürk de “Benim kızıma bunu yapanlardan hesap sorulsun, adalet istiyorum. Zaten ülkede adalet yok. Eğer olsaydı kızımın katilleri cezasını çekerdi. Adalet de katillerden yana, 30 yıldır ağlıyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Gazi Üniversitesi’nde ülkücülerden Komünist öğrenciye işkence; suç duyurusunda bulunuldu

    Gazi Üniversitesi’nde ülkücülerden Komünist öğrenciye işkence; suç duyurusunda bulunuldu

    PİRHA-Türkiye Komünist Hareketi, Gazi Üniversitesi’nde okuyan bir üyelerinin Ülkü Ocakları üyelerinin saldırısına ve işkencesine maruz kaldığına ilişkin açıklama yaptı. Saldırıya uğrayan öğrenci için suç duyurusunda bulunuldu.

    Türkiye Komünist Hareketi (TKH), Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencisi bir TKH üyesinin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) gençlik kolu Ülkü Ocakları’na mensup kişilerce saldırıya ve işkenceye maruz bırakıldığını duyurdu. TKH üyesi öğrenci Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurunda bulundu.

    “YARIM SAAT SÜREN PSİKOLOJİK VE FİZİKSEL ŞİDDET UYGULANMIŞTIR”

    THK’den açıklamada, işkenceye ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurunda bulunulduğu belirtilerek, “23 Eylül Pazartesi günü Ankara’da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin Beşevler Kampüsü’nde birinci sınıf öğrencisine ‘Gazi Üniversitesi Ülkü Ocakları’ mensubu olarak bilinen kişiler tarafından yarım saat boyunca ağır işkence yapılmıştır. Sayıca kalabalık olan kişiler tarafından TKH üyesinin önce önü kesilmiş, ardından okulun tuvaletine çekilerek burada yaklaşık yarım saat süren psikolojik ve fiziksel şiddet uygulanmıştır” dedi.

    “İLK OLMADIĞI BİLİNMEKTEDİR”

    Ülkü Ocakları mensubu olduğu bilinen; kimliği belirlenen iki, kimliği belirlenemeyen en az dört kişi hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirten THK, açıklamasında şu ifadelere de yer verdi:

    “Akademik bir eğitim kurumu olması gereken üniversite içerisinde bir öğrenciniz psikolojik ve fiziksel saldırı biçimde gerçekleşen işkenceye maruz kalmıştır. Gazi Üniversitesi’nde yaşanan bu olayın ilk olmadığı da bilinmektedir. Gazi Üniversitesi Rektörlüğü ve Eğitim Fakültesi Dekanlığı harekete geçmelidir. Gazi Üniversitesi yönetimine, faşist çetenin saldırısına karşı öğrencisini korumak zorunda olduğunu hatırlatıyoruz.

    Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nı işkencecilerin bulunup yargı önüne çıkarılması için harekete geçmeye çağırıyoruz. Bu saldırıyı düzenleyenleri ve niyetlerinin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Başta Gazi Üniversitesi olmak üzere Ankara’nın çoğu üniversitesinde ilerici, yurtsever ve solcu öğrencilere saldıran bu güruh ile ilgili derhal kovuşturma başlatılarak, bunlar okuldan uzaklaştırılmalıdır.”

    “BU ÜLKENİN GENÇLERİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR”

    “Beşevler kampüsünde yaşanan işkence olayının üzeri kapatılamaz. Sokaklarda toplumu tehdit eden mafya, çete ve suç makinelerinin varlığı ve üniversitelere kadar girmesi normal karşılanamaz!” denilen açıklamada, “Bütün ilerici kurumları ve ülkenin aydınlarını üniversitedeki işkenceye karşı seslerini yükseltmeye çağırıyoruz! Üniversitelerde mafyatik yöntemlere özenen bu tür suç çetelerine boyun eğmeyeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Üniversitelerde ve ülkemizin dört bir yanında eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinden bir adım geri adım atmayacağız! Bu ülkenin gençleri sahipsiz değildir!” diye eklendi.

    THK 12 AYRI SUÇTAN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

    TKH tarafından savcılığa verilen dilekçede, kişiler hakkında “Kasten yaralama”, “eziyet”, “işkence”, “tehdit”, “cebir”, “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma”, “siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi”, “inanç, düşünce kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme”, “eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi”, “hakaret”, “haberleşme gizliliğini ihlal” ve “mala zarar verme”den suç duyurusunda bulunuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD, hasta tutsak İsmail Tüzün’ün serbest bırakılmasını istedi -VİDEO

    İHD, hasta tutsak İsmail Tüzün’ün serbest bırakılmasını istedi -VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi 651. oturmasında Kırşehir Yüksek Güvenlik Cezaevinde tutulan hasta mahpus İsmail Tüzün için toplandı. Yapılan açıklamada, hasta tutuklunun sağlık sorunları nedeniyle bakıma muhtaç olduğunu ve cezaevi koşullarında kalmasının uygun olmadığı ifade edilerek serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi her hafta gerçekleştirdiği oturmasında Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan İsmail Tüzün için bir araya geldi. Şube hasta olan Tüzün’ün serbest bırakılmasını talep etti.

    Açıklamayı okuyan İstanbul İHD Komisyon üyesi Meryem Bars, hasta tutuklunun sağlık sorunları nedeniyle bakıma muhtaç olduğunu ve cezaevi koşullarında kalmasının uygun olmadığını ifade ederek serbest bırakılmasını istedi.

    İHD binası önünde bir araya gelen hasta yakınları ve kitle hep bir ağızdan “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın, tedavi haktır engellenemez, tecrit öldürür dayanışma yaşatır” diye slogan attı.

    HAK İHLALLERİNİN ARTIŞ GÖSTERMESİ

    Hapishanelerde giderek artan hak ihlallerinin olduğunu söyleyen Bars, derneklere gelen hak ihlallerin iki nedeni olduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Biri; ‘politik’ mahpusların maruz kaldığı ayrımcı ve düşmanca diye nitelenecek infaz uygulamalarının yoğunluğu, diğeri ve daha önemlisi; bu mahpusların hak arama ve seslerini duyurma çabasının yoğunluğu.  Nitekim, adli suçlar nedeniyle hapiste tutulan ve ‘adli mahpus’ olarak tanımlanan mahpuslara uygulanan hak ihlallerini de yine çoğunlukla ‘politik’ mahpusların anlatımlarından öğreniyoruz. Bu kadarıyla bile özellikle parası olmayan, yoksul ‘adli’ mahpuslara uygulanan hak ihlallerinin yoğunluğu ve mahpuslara yönelik başta gelen hak ihlalinin tedavi hakkına yönelik ihlaller olduğu görülmektedir.

    HASTA TUTSAK ÇIPLAK ARAMA DAYATMASINA MARUZ KALMIŞ

    21 yıldır cezaevinde tutulan İsmail Tüzün’ün hasta olduğu ve bakıma ihtiyaç duyulduğunu söylendi. Bars, hasta tutsak hastalığı hakkında konuşarak şunları söyledi: “Hasta mahpus İsmail Tüzün; ateşli silahla yaralanma nedeniyle vücudunun 13 farklı bölgesinde bulunan şarapnel parçaları nedeniyle yaşadığı şiddetli ağrılar yanında, uyku apnesi, yumurtalık kisti, mide ve bağırsak sorunları ve bu hastalıkları nedeniyle ayrıca beslenme ve yürüme güçlüğü yaşamakta olup, hapishane koşullarında tedavi ve bakımı sağlanamadığı gibi, günlük ihtiyaçlarının temini için destek ve bakıma ihtiyaç duyduğu halde tek başına tutulmaktadır” diye konuştu.

    “TUTUKLANDIĞI GÜNDEN BUGÜNE KADAR TEDAVİSİ YAPILMAMIŞ”

    Kardeşi tarafından aktarılan bilgiye göre; İsmail Tüzün 21 yıldır hapiste. Çeşitli hapishanelerde tutulmuş ve son olarak Kırşehir’e getirilmiş. Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde girişte çıplak arama dayatılmış. Kabul etmediği için darp ve işkenceye maruz kalmış. Tüm çabasına rağmen revire çıkarılmamış, tedavisi ve rapor alması engellenmiş. Tutuklandığı günden bu yana düzenli ve sürekli hiçbir tetkik ve tedavisi yapılmamış. Hastalıkları nedeniyle vücudunda oluşan şiddetli ağrılar için ağrı kesici bile verilmemiş.  Bu nedenle her geçen gün sağlık durumu daha da ağırlaşmış ve yeni hastalıklar eklenmiş. Ayakta durması yürümesi bile zorlaşmış son günlerde”

    Bars, “2003 yılından bu yana hapiste tutulan ve hastalıklarının tedavisinde engellemelerle karşılaşan İsmail Tüzün’ün tedavisine yönelik engellerin kaldırılması ve yeterli bakım sağlanması konusundaki talepleri bugüne kadar karşılanmadığı için hastalıkları ilerlemekte, yaşamına tehdit oluşturmaktadır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Diyarbakır Cezaevi önünde açıklama: 12 Eylül Darbesi ile yüzleşin!

    Diyarbakır Cezaevi önünde açıklama: 12 Eylül Darbesi ile yüzleşin!

    PİRHA-Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 44. yıl dönümünde 5 No’lu Askeri Cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, insanlık dışı işkencelerin uygulandığı 5 Nolu Diyarbakır Cezaevi önünden darbeyle yüzleşilmesi çağrısı yinelendi. 

    Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, 12 Eylül Askeri Darbesi sürecinde insanlık dışı işkencelerin uygulandığı ve buna karşı büyük direnişlerin geliştirildiği Diyarbakır Cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Açıklama metninin Kürtçesini Diyarbakır 78’liler Dayanışma ve Araştırma Derneği Başkanı Ahmet Ertak, Türkçesini ise İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz okudu. Açıklamada, “5 Nolu Askeri Cezaevi İnsan Hakları Müzesi olsun”, “12 Eylül Askeri Darbesi ile yüzleşme talep ediyoruz. Bütün darbeleri kınıyoruz” pankartları açıldı.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz’ın yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kara bir leke olarak yer alan askeri müdahalelerin en ağır bilançosuna sahip 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 44 yıl önce gerçekleştiğini hatırlatarak, bu sürecin sadece o dönemin siyasi düzenini değil, toplumun tüm katmanlarını derinden etkileyen, demokrasi ve insan haklarını tümden ortadan kaldıran bir süreç olduğunu aktardı.

    “YÜZLEŞME VE HESAPLAŞMA SAĞLANMADI”

    Yılmaz, geçmişin karanlık günlerinden ders alarak, demokrasiyi güçlendirmek, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve insan haklarını korumanın Türkiye’de demokrasiye inanan her birey ve kurumun sorumluluğu olduğunu vurgulayarak, “Bu sorumluluğun gereklerinden biri olarak gelişen toplumsal taleple 12 Eylül Darbesi’nde aktif olarak yer alanlar hakkında yargılama süreci başlatıldıysa da gerçek adaleti tesis etme çabasından uzak bu yargılama sonucunda herhangi bir neticeye ulaşılamadı. Aradan geçen uzun yıllara rağmen darbe ile gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşma sağlanmadığından dolayı ne yazık ki 12 Eylül rejimi tüm kurumlarıyla beraber halen kendini var etmeye devam etmektedir. 12 Eylül Askeri Darbesi ile yüzleşmenin sağlanamaması nedeniyle 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye yeni bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalınmış, darbe girişimi sonrasında temel hak ve özgürlükler askıya alınmıştır” dedi.

    Türkiye’nin 44 yıldır darbe anayasası ve o dönemde yapılan yasa ve yönetmeliklerle yönetildiğine dikkat çeken Yılmaz, 12 Eylül Askeri Darbesi ile yüzleşmenin Kürt Meselesi’nin demokratik yollarla çözümüne ve toplumsal barışa katkı sunacağını vurguladı.

    Yılmaz, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bu nedenle yüzleşmenin ilk adımı olarak şu an önünde bulunduğumuz ve darbe döneminin en önemli sembol mekanlarından olan Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi ile ilgili başlatılan müze çalışmalarına dönemin tanıkları ve sivil toplum örgütlerinin aktif katılımı sağlanması istiyoruz. Bu talebimize ilişkin geçtiğimiz yıl oluşturduğumuz bir heyet ile siyasi partiler, meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve sendikaları ziyaret ederek bir dizi görüşmeler gerçekleştirmiştik. Ancak gelinen aşamada yapılan müze çalışmasının salt Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle sivil toplum örgütleri dahil edilmeden devam ettiğini ve bu durumun 12 Eylül Askeri Darbesi sonrasında Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi’nde yaşatılan vahşetin gelecek nesillere aktarılmasını eksik bıraktığını belirtmek isteriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriyeli mülteci, Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nde işkenceyle mi yaşamını yitirdi?

    Suriyeli mülteci, Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nde işkenceyle mi yaşamını yitirdi?

    PİRHA – Suriyeli mülteci İbrahim İzziddin’in Kırklareli Geri Gönderme Merkezi’nde gördüğü şiddet sonrası nefes darlığı çekerek yaşamını yitirdiği iddia edildi. İşkenceden sonra İzziddin’in arkadaşları sınır dışı edildi.

    Kırklareli GGM’de Suriyeli bir mültecinin yaşamını yitirdiğine ilişkin haberler mahkeme kararıyla erişime engellendi. 37 yaşındaki İbrahim İzziddin’in geri gönderme merkezinde gördüğü şiddet sonrası nefes darlığı çekerek öldüğü iddia edildi. Olayla ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

    Karar’dan Sema Kızılarslan haberine göre, 37 yaşındaki İbrahim İzziddin, sınırdan Avrupa’ya kaçmaya çalışırken yakalandı ve geri gönderme merkezine alındı. Daha önce iki kere kaçma girişiminde bulunan ve gözaltına alınarak geri gönderme merkezine götürülen İzziddin, iddialara göre görevliler tarafından maruz kaldığı şiddet sonrası nefes darlığı yaşadı ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Karar’ın duyurduğu habere Kırklareli Sulh Ceza Hakimliğinin 24 Temmuz tarihli kararıyla erişim engeli getirildi.

    İBRAHİM: POLİSİ, POLİSE ŞİKÂYET EDEMEM

    İzziddin, daha önce aynı geri gönderme merkezinde farklı zamanlarda gözaltına alınmış ve arkadaşlarına şiddet gördüğünü anlatmıştı. Arkadaşları, gözaltı sonrası serbest bırakılan İzziddin’in vücudunda çok sayıda morluk ve şişlik olduğunu ifade etti. İbrahim’in abisi Ahmet İzziddin ise kardeşinin kendisine attığı son ses kaydını paylaştı. Arapça ses kaydında İbrahim İzziddin, abisine geri gönderme merkezinde şiddet gördüğünü ve vücudunda morluklar olduğunu anlattı. Abisi Ahmet, İbrahim’e polise gitmesini söylemiş ancak İbrahim, “Polisi, polise şikâyet edemem. Hastaneye gidip darp raporu da alamam. Çünkü kimliğim yok” diyor.

    “ŞİDDETE DAYANAMADIK”

    Olayın yaşandığı gün İbrahim, zorla geri gönderme uygulamasıyla sınır dışı edilmek için imza atmak istemiyor. İbrahim’in olduğu geri gönderme merkezinde olan arkadaşları, “Hepimiz sınır dışı edilmek için imzayı attık, şiddete dayanamadığımız için. Ama İbrahim direndi ve sabaha kadar şiddet gördü. Sonra yardım için çok bağırdı ama gardiyanlar onunla ilgilenmedi. Sabah nöbet değişimi olduğunda gelen gardiyanlar hastaneye kaldırdı ama o zamana kadar İbrahim çok fenalaşmıştı zaten. Bu olaya şahit olan herkes imza attırılarak sınır dışı edildi. Şimdi Suriye’nin kuzeyinde bir bölgedeyiz” dedi. En büyüğü 13 yaşında dört çocuk babası olan İzziddin’in herhangi bir sağlık problemi bulunmuyordu.

    Kırklareli Geri Gönderme Merkezi yetkilileri, İzziddin’in ölüm nedeninin “kalp krizi” olduğunu ve doğal ölüm olduğunu söylüyor. Kayıtlara normal ölüm olarak geçildiği için otopsi raporu da hazırlanmadı.

    İbrahim’in ölümüne şahit olan arkadaşları şu an sınır dışında, Suriye’nin kuzeyinde bir bölgede bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)