Etiket: işkence

  • İşkence ile katledilen Barış Büyuksu dosyası Yunanistan ve Türkiye bürokrasisi çıkmazında!-VİDEO

    İşkence ile katledilen Barış Büyuksu dosyası Yunanistan ve Türkiye bürokrasisi çıkmazında!-VİDEO

    PİRHA- ÇHD ve Legal Centre Lesvos, Barış Büyüksu’nun Yunanistan’da işkence sonucu katledilmesi sonrası hukuki sürece ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, Yunanistan ve Türkiye bürokrasisi arasında kaybolan dosya için sorumluluk alma çağrısı yapılarak etkin bir yargılama süreci başlatılması talep edildi.

    Yunanistan merkezli hukuk örgütü Legal Centre Lesvos ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi, Türkiye’den Yunanistan’a düzensiz yollarla geçen Barış Büyüksu’nun Yunanistan’da işkence sonucu katledilmesi ve sonrasındaki hukuki sürece ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Kos Adasında maruz kaldığı ağır işkence sonrası Yunanistan tarafından Türkiye’ye geri itilen ve Bodrum Turgutreis sahilinde cenazesi bulunan Büyüksu için İzmir Barosu konferans salonunda  düzenlenen toplantıya Büyüksu’nun yakınlarının yanı sıra insan hakları savunucuları da katıldı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi Avukat Nergis Tuba Aslan, Barış Büyüksu’nun durumuna dair bilgilendirmede bulundu. Aslan, Büyüksu’nun 22 Ekim 2022 tarihinde Bodrum açıklarında 15 Filistinli göçmenle beraber yelkensiz bir can salı içinde Türk Sahil Güvenliği tarafından bilinci kapalı şekilde bulunduğunu ve tıbbi müdahale için ambulans beklenirken yaşamını yitirdiğini söyledi.

    KOS ADASINDA KABA DAYAK VE ELEKTRİKLİ İŞKENCEYE MARUZ KALDI

    Aslan, Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturması kapsamında Büyüksu ile birlikte olan Filistinli göçmenlerin tanık sıfatı ile ifadelerinin alındığını hatırlatarak, “Tanıkların ifadeleri, olayın Yunanistan devlet güçleri tarafından gerçekleştirildiğine ve göçmenlere sık sık uygulanan ‘geri itme’ (pushback) pratiğinin bir parçası olduğuna işaret etmektedir. Tanık ifadelerine göre, Barış, Kos Adası’nda kaba dayak ve elektrik yoluyla işkenceye maruz kalmıştır. Soruşturma kapsamında düzenlenen Adli Tıp Raporu da tanık beyanlarını doğrular içeriktedir. Adli Tıp Kurumu 1. Adli İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda Barış Büyüksu’nun ölüm sebebinin ‘genel beden travmasına bağlı çoklu kot kırıkları ve yaygın yumuşak iç doku kanaması’ olduğu belirtilmiştir. Yani, Büyüksu’nun maruz kaldığı travmayla ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu Türkiye’de yürütülmüş ceza soruşturması kapsamında tespit edilmiştir” diye belirtti.

    “DEVLETLER ARASI BÜROKRASİ YÜZÜNDEN ADALETE ERİŞİLEMİYOR”

    Barış Büyüksu’nun ailesinin başvurusu üzerine Çağdaş Hukukçular Derneği ve Legal Centre Lesvos (Midilli Hukuk Merkezi) olarak hukuki süreci birlikte yürüttüklerini çalıştıklarını kaydeden Aslan, Büyüksu’nun sınır politikaları yüzünden yaşamını kaybettiğini ve ailenin ise devletler arası bürokrasi yüzünden adalete erişemediğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan dosyanın tamamının Yunancaya çevrildikten sonra adli yardımlaşmanın sağlanabilmesi için Yunanistan yetkili adli makamlarına gönderilmek üzere Adalet Bakanlığı’nın Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne iletildi. Bodrum Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan soruşturmada faillere yöneltilen suçlama; “canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme” (TCK m.82/1.b) ve “neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence” (TCK m.95/4) olarak tanımlanmıştır. Ancak Legal Centre Lesvos tüm sistematik uğraşlarına rağmen dosyaya Yunanistan’da ulaşamamaktadır.”

    “SES ÇIKARMAK İNSANİ ÖDEVDİR, KAMUOYU ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALIDIR”

    1 yıla aşkın süredir aydınlatılamayan Büyüksu’nun dosyasının hala ‘kayıp’ olduğunu söyleyen Aslan, dosyanın iki devlet bürokrasisi arasında arafta kaldığını ifade etti. Aslan, göçmenlere uygulanan bu kuralsız politikaya karşı ses çıkarmanın hukuki sorumluluk olduğu kadar bir insani ödev olduğuna vurgu yaparak, “Açık ki Barış’ın yaşadıkları bir istisna değildir. Yunanistan aleyhine geri itme bağlamında gerçekleşen hak ihlalleri nedeniyle hala yürüyen onlarca dava AİHM önünde beklemektedir. Ege Denizi her yıl yüzlerce göçmene mezar olurken, bir şekilde hayatta kalarak karaya çıkabilen göçmenlere işkence uygulandığına ilişkin haberler ve raporlar son dönemde sıklaşmıştır. Göçmenlere uygulanan bu kuralsız politikaya karşı ses çıkarmak hukuki sorumluluğumuz olduğu kadar bir insani ödevdir. hukukçular ve insan hakları savunucuları olarak tüm yetkilileri, kamuoyunu ve basın mensupları üzerine düşeni yapmalıdır” şeklinde konuşarak çağrıda bulundu.

    BÜYÜKSU’NUN ABLASI: DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ!

    Açıklama sonrasında söz alan Barış Büyüksu’nun ablası Dilan Bıyık, “Annemin pamuklara sarmaya kıyamadığı evladını, pamuklarla iyileştirilemeyecek yaralarla gönderdiler” diyerek kardeşinin dosyasının tozlu raflarda kalmayacağını kaydederek, “Barış ile son konuşmamız 20 Ekim 2022 idi. Atina’ya oradan Fransa’ya geçmek istiyordu. Türkiye’de bulamadığı ekonomik çıkış yolunu Fransa’da aramak istiyordu. Kos Adasında feribot beklerken tutuklanıyor. Ağır işkencelere maruz kalıyor ve katlediliyor. Bu bir vahşettir. Barış öldü, öldürüldü. Bir yıldır aile olarak adalet arayışı içindeyiz. Yetkililere sesleniyorum, bu tıkanmış bürokrasiye bir çözüm bulun ve dosyamızı bize verin. Biz bunun arkasını bırakmayacağız. Hayatta olduğum sürece abime son görevimi yerine getireceğim. Yeterince acı çekti, artık rahat uyumasını istiyorum. Ağabeyimin dosyasının bizimle paylaşılmasını istiyoruz. Yoksa AİHM’e gitmeyi düşünüyoruz. 150-200 sayfalık bir savcılık dosyası var, işkenceye dair Filistinli göçmenlerin ifadeleri var. Barış’ın dosyası tozlu raflarda olmayacak. O tozlu rafları aşındırmayı çok iyi biliyoruz” dedi.

    AGGELİDOU: YUNANİSTAN YASADIŞI FAALİYET YÜRÜTÜYOR

    Legal Centre Lesvos Temsilcisi Avukat Vicky Aggelidou ise, Yunanistan hükümetinin geri itme ve işkence vakalarını inkar ettiğine işaret ederek, “Geri it vakaları Yunanistan sınırlarından ülkeye giriş yapan kişilerin Yunanistan vakalarına tabi özel gruplarca yakalanıp işkence edilip yasadışı şekilde ülke dışına çıkarılmasını ve Türkiye’ye gönderilmesini içerir. Yunanistan hükümeti geri itme vakalarını inkar etmektedir. Fakat Yunanistan Avrupa Birliği’nin göz yummasıyla bu yasadışı faaliyetleri yürüttüğü defalarca delillerle ortaya konulmuştur. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın farklı departmanlarına defalarca eposta göndermiş olmamıza rağmen ne yazık ki dosyanın içeriğine dair bilgi edinemedik” ifadelerini kullandı.

    YUNANİSTAN İNKAR ETTİ: BÜYÜKSU YUNANİSTAN’A GİRMEDİ VE KAYDI YOKTUR!

    Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’nden Barış Büyüksu’nun davasına ilişkin gönderdiği notaya karşılık olarak Yunanistan Dış İşleri’nin Büyüksu’nun Yunanistan’a girişi olmadığı ve kaydının bulunmadığı yönündeki cevabını hatırlatan Aggelidou, “Geçen hafta ise Yunanistan dış işlerinin sorumlu mevkilerince ilk defa net bir şekilde bilgilendirildik. Kurum bize Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’nden nota aldığını ve bu notanın içeriğinde Barış’ın davasına dair aktif bir soruşturma olup olmadığının sorulduğu iletildi. Yunanistan dış işlerinin buna cevabı ise Barış Büyüksu isminde bir Türkiye vatandaşının Yunanistan’a girişinin olmadığını ve herhangi bir kurumda kaydının bulunmadığı yönünde oldu” diye belirti.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Gergerlioğlu: Uluslararası komisyonda görevliyim fakat yurt dışına çıkamıyorum!

    Gergerlioğlu: Uluslararası komisyonda görevliyim fakat yurt dışına çıkamıyorum!

    PİRHA – Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, TBMM Başkanlığı, Sayıştay Başkanlığı Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada hakkındaki yurtdışı yasağına değindi. Gergerlioğlu, “Uluslararası komisyonda yer alıyorum fakat saçma sapan gerekçelerle yurt dışına çıkış yasağı verildiği için milletvekilliği görevimi yapamıyorum” dedi. Gergerlioğlu, işkence vakalarıyla ilgili soru önergelerinin Meclis tarafından kabul görülmemesini de gündeme getirdi.

    Plan ve Bütçe komisyonunda konuşan HEDEP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 20 bine yakın hak ihlali başvurusu olduğunu ve hiçbirinin araştırılmadığını söyledi. Kendisinin de bir milletvekili olarak hak ihlaline uğradığını belirten Gergerlioğlu, “Uluslararası komisyonda yer alıyorum fakat saçma sapan gerekçelerle yurt dışına çıkış yasağı verildiği için milletvekilliği görevimi yapamıyorum” ifadelerini kullandı.

    “VATANDAŞ İŞKENCEYİ NASIL KİBARCA İFADE ETSİN?”

    Gergerlioğlu, milletvekillerinin Meclis’e verdiği soru önergelerinin sık sık, ‘kaba ve yaralayıcı ifade var’ gerekçesiyle geri çevrildiğini de gündeme getirdi. Gergerlioğlu, “Vatandaş işkenceyi nasıl kibarca ifade etsin?” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Soru önergelerimizde mesela kötü muamele ve işkence gören vatandaşın durumunu iletiyoruz. Vatandaş işkenceyi nasıl kibarca ifade etsin; yani makatına cop sokulmuş, işkence, darp, bunları anlatıyor, “kaba ve yaralayıcı ifade” deniliyor. Meclise yakışmıyor bu. Lütfen, bu maddeyi, tüzüğü araştırın ve bürokratlarınız bunları geri çevirmesin.

    8.235 SORU ÖNERGESİ CEVAPSIZ KALDI

    Bakanlıklarla ilgili verdiğim soru önergeme bir cevap vermiştiniz; bakanlıklar hangi oranda bize cevap vermiş? Cevabınızdan örnek veriyorum: Orada bir bakanlık çok dikkat çekiyor; en çok cevap vermeyen bakanlık kim biliyor musunuz? Adında adalet olan bakanlık; 9.931 soru önergesi sormuş vekiller -ya, el insaf- 8.235’ine cevap vermemiş. Ya, bırakın, adalet kelimesini Adalet Bakanlığı çöpe atmış. Siz, neden uyarmadınız Sayın Başkan veyahut da bundan sonra uyarılacak mı? Bunu soruyorum.”

    “SİZE KALSA GÜLLÜK GÜLİSTANLIK BİR MEMLEKETTEYİZ!”

    İnsan Hakları ve Dilekçe Komisyonlarıyla ilgili de vurgu yapan Gergerlioğlu, “Bu komisyonları meclis başkanları neden denetlemiyor ve uyarmıyor? Yine, size sorduğum soru önergesindeki rakamlardan yola çıkarak bir uyarı yapacağım. Komisyonlara 27’nci Dönemde verilen dilekçelerde, 26’ncı Döneme göre 6 kat artış var. İhlal başvuruları var. Bu komisyonların bu ihlallere müdahale hakkı var. Sizin cevabınızı da inceledim. Bürokratlar ve komisyon başkanları sadece ilgili kuruma bir yazı göndermiş. Onun dışında herhangi bir hak ihlali var mı, yok mu, hiç birini araştırmamış. Bakın, 20 bine yakın başvuru var, sıfır hak ihlali mi olur ya? 26’ncı Dönemde bile 6 kat az başvuru var, 20 civarında suç duyurusu yapılmış; 27’nci Dönemde, İnsan Hakları Komisyonu ve Dilekçe Komisyonundan sıfır suç duyurusu yapılmış. Yani güllük gülistanlık bir memleketteyiz! Hayret ediyor insanlar. Burası Meclis, milletin hakkını biz savunuyoruz” ifadelerini kullandı.

    TÜRKPA ÜYESİYİM AMA YURT DIŞINA ÇIKAMIYORUM!

    Gergerlioğlu, hakkında yürütülen yurtdışı yasağına da değinerek şöyle devam etti:

    “Sayın Başkan: Kendimle ilgili bu husus hakkında sizinle 2 kez görüşmek istedim. Sekretaryanıza görüşme talebimi ilettim, dönüş olmadı. Buna da üzülüyorum ve 3’üncü kez bu talebimi de söylüyorum ve en azından yine sizden bir dönüş beklediğimi söyleyeyim. TÜRKPA komisyonu üyesiyim ve yurt dışı gezilerine gidemiyorum. Neden? Yurt dışı yasağım var. Neden var? Biliyorsunuz, ben haksız, hukuksuzca Meclisten çıkarılan bir milletvekiliyim. Geçen dönem Sayın Şentop tarafından, Anayasa Mahkemesi kararı beklenmeden okutuldu bu Mecliste. Ardından ben Mecliste adalet nöbeti tutarak direndim ve beni Meclisten çıkarmak için yine 2’nci bir utanç sayfası açarak, sahte bir tutanak düzenletti. Söylemediğim sözleri söylemişim gibi; hileyle, yalanla ve darbedilerek bu Meclisten çıkarıldım. Şimdi, Can Atalay mevzusu var ve sizi aslında bu noktada takdir ediyorum çünkü bir aydır, Yargıtay kararı açıklanmasına rağmen siz bunu uygulamadınız, vekilliğini en azından düşürmediniz. Bakın, TÜRKPA üyesi olarak 3’üncü bir ihlal daha yaşadım; Anayasa Mahkemesi hakkımda ihlal kararını ne zaman verdi? 1 Temmuz 2021’de. O gün ne oldu biliyor musunuz? Aynı gün, başka bir gün değil, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hakkımda yurt dışı yasağı kararı aldı. Neyden korkuyorlarsa nedir, anlamak mümkün değil. Bundan dolayı, ben üyesi olduğum TÜRKPA’nın yurt dışı gezilerine gidemiyorum. Bu da bir utanç sayfasıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kendisine yapılan işkenceleri yazdığı için yargılanan Ayten Öztürk: Sessiz kalmayacağım!

    Kendisine yapılan işkenceleri yazdığı için yargılanan Ayten Öztürk: Sessiz kalmayacağım!

    PİRHA-841 gün gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk hakkında “Faşizmin Gizli İşkencehanelerinde Direniş ve Zafer” adlı kitabı nedeniyle açılan davanın ilk duruşması Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma sonrası açıklama yapan Ayten Öztürk, “İşkenceye karşı sessiz kalmayacağım. İşkencecilerin yargılanması ve gizli işkence merkezlerinin açığa çıkarılıp kapatılması için mücadele edeceğim” dedi.

    “Kaldırımda linç izlemesi” delil gösterilerek yargılanıp iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan ve 841 gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk, “Faşizmin Gizli İşkencehanelerinde Direniş ve Zafer” adlı kitabında, bilmediği bir yerde 6 ay tutulduğunu ve maruz kaldığı işkenceyi yazdı.

    841 gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk’e, “Faşizmin Gizli İşkencehanelerinde Direniş ve Zafer” adlı kitabında örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Yeşil Sol Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Savcı, duruşmada verdiği esas hakkında mütalaada Ayten Öztürk’e örgüt propagandasından ceza istedi, dava 7 Kasım’a ertelendi.

    “İŞKENCEYİ ANLATTIĞIM KİTABIMDAN DOLAYI YARGILANIYORUM”

    Polisin engellemelerine rağmen duruşma sonrası adliyede açıklama yapan Ayten Öztürk, “Bugün burada ben değil, işkencecilerin yargılandığı bir mahkemede olmam gerekirken, işkenceyi anlattığım kitabımdan dolayı ben yargılanıyorum. İşkenceye karşı sessiz kalmayacağım. Bundan sonra da işkencecilerin yargılanması ve gizli işkence merkezlerinin açığa çıkarılıp kapatılması için mücadele edeceğim” dedi.

    “DAVADA İŞKENCE LAFI BİLE EDİLMEDİ”

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise şunları söyledi:

    “Mahkemede işkence apaçık ortaya çıkmasına rağmen davada işkence lafı bile edilmedi. Ayten Öztürk’ün vücudunda 898 işkence izi var. Bu mesele burada kalmaz, uluslararası yargıya gider.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Helikopter davası 3. yılında: Yargılanmayan askerler hala görevde- VİDEO

    Helikopter davası 3. yılında: Yargılanmayan askerler hala görevde- VİDEO

    PİRHA- Van’da iki köylünün helikopterden atılmasını belgelerle kanıtlayan Gazeteci Cemil Uğur, aradan 3 yıl geçmesine rağmen hala hiçbir askerin yargılanmadığını vurguladı. Uğur, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun benzer bir olayı dile getirdiği için hakkında soruşturma ve linç kampanyası başlatıldığına da dikkat çekerek, Türkiye’nin katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini ifade etti.

    Van’ın Çatak ilçesinde Servet Turgut ve Osman Şiban adlı yurttaşların askerler tarafından helikopterden atılmasının üzerinden 3 yıl geçti. Bu süreçte Servet Turgut yaşamını yitirdi, Osman Şiban ve olayı belgelerle kanıtlayan gazeteci Cemil Uğur ile meslektaşları Adnan Bilen, Nazan Sala, Şehriban Abi hakkında dava açıldı. Gazeteciler 6 ay tutuklu kalmalarının ardından yargılandıkları davadan beraat ettiler. Olaya ilişkin başlatılan soruşturmada ise gizlilik kararı halen kaldırılmış değil.

    Olayı yaptığı haberle açığa çıkaran Gazeteci Cemil Uğur, konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmede bulundu.

    “İŞKENCEYİ YAPANLAR HALA TSK’DA GÖREVDE”

    Süreç boyunca çok kez baskıya uğradıklarını belirten Uğur, “Dönemin İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu Van Valisini arayarak olayın üstünü kapatmaya çalıştı. Yüksekten düşme ve helikopterden atılmanın yazdığı hastane raporuna ulaşıp haberleştirdiğim zaman olay bize döndü ve tutuklandık. Başından sonuna kadar olayın üstü örtülmeye ve biz gazetecilere göz dağı verilmeye çalışıldı” dedi.

    Uğur, aradan 3 yıl geçmesine rağmen soruşturmada herhangi bir ilerlemenin olmadığını söyleyerek, “Soruşturmadaki gizlilik sürüyor ve hiçbir asker yargılanmadı. Bu kişiler TSK içerisinde hala görev alıyor. Açık bir şekilde hiçbir Kürdün güvende olmadığı anlamına geliyor bu durum” şeklinde konuştu.

    “SEZGİN TANRIKULU’NUN SÖZLERİ BAŞKA TARAFA ÇEKİLİYOR”

    Helikopter davasının 3. yılında Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldığı bir programda benzer bir olaya değinerek, “Bu Türk Silahlı Kuvvetleri değil mi 12 Eylül’de faşist darbeyi yapan? Bu ordu değil mi 15 Temmuz’da darbe girişimi yapan, köyleri yakan… Onlarca faili meçhul cinayet. Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan TSK değil mi? AİHM kararıyla sabit hale gelen…” sözlerini sarf etti. Bunun üzerine hakkında soruşturma başlatılan Tanrıkulu’na kendi partisinden büyük bir tepki geldi.

    CHP’nin tavrını da değerlendiren Cemil Uğur, “CHP’nin özellikle son seçim sürecinde değiştiği iddia edilse de Sezgin Tanrıkulu’nun sözlerine ilişkin verilen tepkiden öyle olmadığını açık bir şekilde görmek mümkün. Tanrıkulu’nun TSK ile ilgili sözleri kendi partisi tarafından bile başka yere çekiliyor. Ancak buna şaşırmamak lazım, karşımızda 100 yıllık bir sistem partisi var. Katliamların üstünü örten CHP gerçek yüzünü bir kez daha göstermiş oldu” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE KATLİAMLARLA YÜZLEŞMELİ”

    Türkiye tarihinde birçok katliam olduğunu dile getiren Uğur, bunlarla yüzleşilmesi gerekliliğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “Türkiye, Şeyh Sait katliamından tutun da Zilan, Madımak, Lice gibi birçok katliamla yüzleşmedi. Bu katliamların hiçbiri aydınlatılmadı, failleri yargılanmadı. Aydınlatılmayacağını da biliyoruz ancak halk topyekün bir araya gelip mücadele ederse, gerçeği araştıran gazeteciler olursa katliamlar aydınlatılabilir.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Mersin’den domuz bağı işkencesine tepki: Asıl sorumlu AKP-MHP iktidarıdır- VİDEO

    Mersin’den domuz bağı işkencesine tepki: Asıl sorumlu AKP-MHP iktidarıdır- VİDEO

    PİRHA- Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu 3 kadına domuz bağı ile yapıldığı iddia edilen işkenceye dair TUAY-DER, ÖHD ve İHD Mersin Şubeleri ortak açıklama yaparak tepki gösterdi. Yapılan açıklamada asıl sorumlunun baskı politikalarını uygulayan ve failleri yargı önüne çıkarmayan AKP-MHP iktidarı olduğu vurgulandı.

    Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mizgin Kayıtbey, Lale Kabişen ve Nazlıcan Barışer, 31 Ağustos’ta erkek gardiyanların sayım yapmasına itiraz etmeleri üzerine yaklaşık 40 gardiyan tarafından işkenceye uğradığı iddia edildi.

    Tutukluların ‘domuz bağıyla’ bağlanıp, 4 saat boyunca işkenceye maruz kalmalarına ilişkin Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı TUAY-DER Başkanı Ergin Altuntaş okudu.

    “KABUL EDİLMEYECEK BİR SALDIRI”

    Hapishane müdürleri gözetiminde kadın tutsaklara işkencenin yapıldığını söyleyen Ergin Altuntaş, “Kadın siyasi tutsaklara yönelik asla kabul edilemeyecek, hukuk dışı ve açıkça kınanması gereken bir saldırı olmuştur. Sayım sırasında erkek gardiyanların koğuşa gelmesine itiraz edilmesi ve savcılıkla görüşme taleplerinin reddedilmesinin ardından kırka yakın gardiyan ve jandarmanın koğuşlara girerek Mizgîn Kayıtbey, Lale Kabişen ve Nazlıcan Barışer’e kırk dakika boyunca işkence ettiği kamuoyuna yansımıştır. Bu sistematik işkence sırasında insanlık onurunu zedeleyen hakaretler edilmiş ve ardından ters kelepçe ile 4 saat boyunca mahkum odasında çıplak zemin üzerinde hapishane 1. 2. ve 3. müdürleri eşliğinde kadın tutsaklar bekletilmiştir. İşkencecilerin, kadın tutsakları saçlarından sürükleyerek ringlere bindirdiği, hastanede üstün körü bir muayene sonrasında hapishaneye tekrar geri getirdiği kamuoyuna yansımıştır” dedi.

    “ASIL SORUMLU AKP-MHP İKTİDARIDIR”

    Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin baskı politikalarının bir aracı olduğunu belirten Altuntaş, asıl sorumlunun AKP-MHP iktidarı olduğuna vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Hapishanelerinde yaşanan bu hak ihlalleri, işkence, baskı ve sindirme politikalarının belli bir konsept dahilinde yürütüldüğünü göstermektedir. AKP-MHP iktidarı insanlık onuruna saldırılan bu faşist uygulamanın fiili sorumlularını yargı önüne çıkartana kadar kamuoyunun indinde asıl sorumlu olarak anılacaktır. Özgür düşünce ve fikirleri için yaşamları kısıtlanan ama asla teslim olmayan tüm siyasi tutsakların onuru toplumun onurudur. Bizler bu onurlu duruşun yanında olmaya devam edeceğiz”

    PİRHA/ MERSİN

  • Doğan Çelik: 12 Eylül’de Amed zindanında çok zulüm gördük ama direndik-VİDEO

    Doğan Çelik: 12 Eylül’de Amed zindanında çok zulüm gördük ama direndik-VİDEO

    PİRHA-12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde çok zulüm gördüklerini ifade eden Doğan Çelik, “Ancak zulmün ve baskının olduğu yerde direnişte vardır. 70’li yıllarda Sagros zindanında yaşanan işkenceleri anlatırlardı ama biz Amed zindanında oradaki zulmün bin katını gördük” dedi.

    Kenan Evren’in başını çektiği 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 43’üncü yılını geride bıraktı. Yeni bir rejimin önünü açan darbe, zulüm, işkence, idam ve ölümlerle Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri olarak tarihe geçti.

    Resmi rakamlara göre; 650 bin kişinin gözaltına alındığı, 230 binin kişinin askeri mahkemelerce yargılandığı, 52 bin kişinin tutuklandığı, 48 kişinin idam edildiği, 171’i işkence sonucu olmak üzere 300 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin kaybedildiği, binlercesinin işkence tezgahlarından geçtiği askeri darbe, hala yüzleşmeyi bekleyen bir hafıza oluşturdu.

    12 Eylül askeri darbesi yaşandığında Diyarbakır Cezaevi’nde olan Doğan Çelik, o dönemde yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “ÇOK ZULÜM GÖRDÜK”

    12 Eylül rejimini lanetlediğini ifade ederek sözlerine başlayan Doğan Çelik, “O yıllar çok farklı yıllardı. 12 Eylül’de Amed zindanında çok zulüm gördük. Ancak zulmün ve baskının olduğu yerde direnişte vardır. 70’li yıllarda Sagros zindanında yaşanan işkenceleri anlatırlardı ama biz Amed zindanında oradaki zulmün bin katını gördük. Mazlum Doğan’a çok işkence yapıyorlardı ama Mazlum Doğan bize ‘Sizi korkutuyorlar, işkence yapıyorlar ama direnin’ diyordu. Çok işkence gördük, Amed zindanındaki arkadaşlar cezaevinden çıktıktan sonra yaşadığımız işkenceleri konuşurken biz bu işkencelere nasıl dayandık diye konuşuyorduk. Her mahkemeye gittiğimizde sabah kahvaltısında çorbaya sabun koyarlardı herkesi ishal ederlerdi. Ellerimiz ve ayaklarımız bağlı bir şekilde 2 saat boyunca bekletirlerdi, mahkemeye giderken bir sürü arkadaşımız ishal olup mahkeme salonunda kendini tutamadığı oldu” dedi.

    “BÜTÜN YAŞANANLARIN HESABININ SORULACAĞINA DAİR UMUT VARDI”

    Cezaevinden çıktıktan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını ve herkesin korkutulduğunu söyleyen Çelik, “Bizimle beraber cezaevinde olan arkadaşlarımız bile korkup bize selam vermiyorlardı. İnsanlar neden bu kadar değişti diye düşünüyorsun. Bir gün bütün bu yaşananların hesabının sorulacağına yönelik umut vardı, cuntacıların bütün baskısı ve zulmü beni o kadar etkilememişti. Halkın direnişinde bir sorun yok ancak küçük hesaplar peşinde olanların hesaplarının bozulması gerekiyor. Biz bu sürecin çok sancılı geçtiğini görüyoruz ama bu sürecinde aşılacağını ve daha güzel şeylerin olacağına inanıyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Celalettin Can’a adliyede kötü muamele: Kelepçe takıldı, karakolda hücreye konuldu

    Celalettin Can’a adliyede kötü muamele: Kelepçe takıldı, karakolda hücreye konuldu

    PİRHA- Özgür Gündem’le dayanıştığı için verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası onanan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’a Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kötü muamelede bulunuldu. Kelepçeli vaziyette hastaneye götürülen Can, ardından adliye karakolunda hücreye konuldu.

    78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can’ın, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma amacıyla bir günlük yayın yönetmenliği yapması nedeniyle aldığı 1 yıl 3 ay hapis cezasını infaz etmek için bugün hapishaneye giriyor.

    bianet’te yer alan habere göre, Celalettin Can’a, infaz işlemleri için gittiği Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde kötü muamelede bulunuldu. Kelepçeli vaziyette hastaneye götürülen Can, ardından adliye karakolunda hücreye konuldu.

    bianet’e konuşan insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu, sabah saat 10.00 sularında Celalettin Can’la birlikte adliyeye geldiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Ağır ceza mahkemesindeki üç infaz hakimi 12 gündür dosyaya bakmamış. Bugün 13. gün ve hala bakmamışlar. Savcılık işlemleri sonrası Celalettin polise teslim edildi. Şu an hücrede tutuyorlar. Akşam 17.30’da Metris’e götürecekler. Ben dışarıda oturtulması ısrarında bulundum ve kendi teslim oldu dediysem de dinlemediler. Saat 12.00 gibi Celattin’e yemek götürdüm ancak onun hastaneye götürüldüğünü ve bunun rutin bir kontrol olduğunu söylediler. Davranışları iyi değildi. Bir sonra Celalettin geldi, kelepçe takmışlardı. Bu duruma itiraz etmesi nedeniyle bir komiser ona kötü davranmış. Doktor muayenesine de polisle ve kelepçeli vaziyette alınmış. Tekrar hücreye götürüldü. Buna yeniden itiraz etmemiz üzerine ‘Sorun çıkarmayın’ dediler.”

    Polisin “Erken geldiniz, hücrede bekleyeceksiniz” dediğini belirten Tanrıkulu, Celalettin Can’ın kendi imkanlarıyla Metris Hapishanesi’ne gitme talebinin de kabul edilmediğini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • İşkence başvurularında son 20 yılın en yüksek sayısı!

    İşkence başvurularında son 20 yılın en yüksek sayısı!

    PİRHA – İşkence ve kötü muamele gördüğü için 2022 yılında Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvuranların sayısı bir önceki yıla göre yüzde 22 arttı. Başvuranların en küçüğü 3 yaşında, en büyüğü 76 yaşında. 

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 2022 Yılı Tedavi Merkezleri Raporu Türkiye’de işkence gerçeğine bir kez daha dikkat çekti.

    Rapora göre, TİHV’e 2022 yılında 1201 kişi kendisi ya da bir yakını işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı için başvurdu. Böylece, 1990 yılından bu yana işkence görenler ve yakınları için tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları yürüten TİHV’in tarihinde, 2001 yılındaki en yüksek başvuru sayısından sonraki en yüksek 2. başvuru sayısına ulaşılmış oldu.

    TİHV Başkanı Metin Bakkalcı da raporun sunuş yazısında bu duruma dikkat çekti. Bakkalcı, 2022 yılı için 530 yeni başvuru beklerken, bunun iki mislinden fazla kişinin gördükleri işkence nedeniyle kendilerine başvurmasının, insan hakları konusundaki kötü gidişatın bir göstergesi olduğunu belirtti.

    3 YAŞINDAN 76 YAŞINA…

    Rapora göre, vakfa başvuran 1201 kişiden 1117’si kendisi, 84’ü ise bir yakını işkence ve diğer kötü muamele gördüğü için TİHV temsilciliklerine ulaştı. Başvuranların 1079’unun Türkiye içinde, 38’inin ise Türkiye dışında işkence ve kötü muamele gördüğü belirlendi. Bunların 756’sı 2022 yılı içinde, diğerleri ise önceki yıllarda işkence ve kötü muamele gördüğü için başvurdu.

    Gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle başvuranların en küçüğü 3 yaşında, en büyüğü 76 yaşında. Başvuranların yüzde 56,9’u erkek, yüzde 39,1’i kadın, yüzde 4’ü ise LGBTİ+ oldu.

    TERS KELEPÇE, CİNSEL TACİZ, TECAVÜZ

    Vakfa başvuranların yüzde 70,2’sinin fiziksel müdahaleye, yüzde 83,4’nün tehdit ve hakarete, yüzde 45,2’si pozisyonel işkenceye uğradı. 497 kişi ters kelepçeli halde bekletildi.

    Başvuranların yüzde 43,5’i cinsel işkence gördüğü tespit edilirken, 3 kişinin tecavüze uğradığı aktarıldı. 80 kişi ise fiziksel, cinsel tacize uğradı.

    SOKAKTA DA EMNİYETTE DE İŞKENCE HIZ KESMEDİ

    Barışçıl toplantı ve gösterilere yönelik artan baskı ve engellemeler, bu yıl da TİHV Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri raporuna da yansıdı. Gözaltı sürecinde işkence görenlerin yarısından fazlasının (yüzde 50,6’sı) sokakta ya da açık alanda işkence ve kötü muamele gördü.

    Gözaltı sürecinde işkence gördüğünü belirten her iki kişiden birinin (50,7) götürüldüğü emniyet müdürlüklerinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığı tespit edildi. Vakfa başvuranlardan 131’i İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde, 103’ü Van Emniyet Müdürlüğü’nde işkence ve kötü muamele gördüğünü belirtti.

    Karakollar, jandarma komutanlıkları/karakolları kadar gözaltı araçlarında da işkence ve kötü muamele sürdü. Gözaltı sürecinde işkence görenlerin yüzde 30,7’si araç içinde kolluk güçlerinin işkence ve kötü muamelesine maruz kaldı.

    BAŞVURANLARIN %68,8’İ DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU DOĞUMLU

    Raporda Diyarbakır, Van ve Cizre’deki TİHV merkezlerine yapılan başvuruların her yıl giderek arttığının da altı çizildi. Bu durumun bölgede ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı ve gösteri özgürlüğüne yönelik yasaklamalarla birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı.

    Ayrıca raporda, gördüğü işkence ve kötü muamele nedeniyle vakfa başvuranların yüzde 68,8’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi doğumlu kişiler olduğu aktarıldı.

    KOLLUK EŞLİĞİNDE ADLİ MUAYENE

    Gözaltında adli muayene süreçlerinde yaşanan hak ihlalleri de TİHV’in raporuna yansıdı. İşkence gördüğü için TİHV’e başvuranların çoğunluğu, gözaltı süreçlerinde adli muayeneleri yapılırken kolluk güçleri muayenehaneden çıkarılmadığını, yakınmalarının dinlenmediğini anlattı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sezgin Tanrıkulu 2023 hak ihlalleri raporunu açıkladı

    Sezgin Tanrıkulu 2023 hak ihlalleri raporunu açıkladı

    PİRHA-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından 2023 yılı haziran ayı hak ihlalleri raporu açıklandı. Rapora göre, haziran ayında 357 kişi işkenceye maruz kaldı. Tanrıkulu, raporda Cumartesi Anneleri’ne de dikkat çekti.

    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetleri dönemini kapsayan 2002-2023 tarihleri arasında birçok hak ihlali yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Tanrıkulu, haziran ayına ilişkin hak ihlalleri raporunu açıkladı. Rapora göre, 399 kişi katıldığı eylem ve etkinliklerde gözaltına alındı, 12’si tutuklandı.
    190 KİŞİNİN YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ
    Rapora göre, haziran ayında 190 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde 159 ölümle iş cinayetleri yer alırken, iş cinayetlerini 25 ölümle kadın cinayetleri izledi. Rapora göre 3 kişi “resmi hata ve ihmal” sonucu, 2 kişi cezaevi koşulları, 1 kişi de güvenlik güçlerinin neden olduğu olayda hayatını kaybetti.
    521 HABERE ERİŞİM ENGELİ KARARI VERİLDİ
    Rapora göre haziran ayında 357 kişi işkenceye maruz kaldı. Bu işkence olaylarının 32’si cezaevinde oldu. İşkence görenlerden 5’i çocuktu. Rapora göre haziran ayında 6 gazeteciye soruşturma açıldı, 1 gazeteci tutuklandı, 4 gazeteci gözaltına alındı, yaptığı haberlerden dolayı hakkında dava açılan 4 gazeteci de bu davada mahkum oldu. Ayrıca 4 gazeteci saldırıya uğradı. 521 habere erişim engeli kararı verildi.
    15 EYLEM VE ETKİNLİK YASAKLANDI
    Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan yurttaşlar da rapora göre hak ihlaline uğradı. 15 eylem ve etkinlik yasaklandı. 23 eylem ve etkinliğe kolluk müdahalesi oldu.
    TANRIKULU, CUMARTESİ ANNELERİ’NE DİKKAT ÇEKTİ
    Tanrıkulu, raporunda müdahale edilen eylem ve etkinliklerde Cumartesi Anneleri’nin durumuna dikkat çekerek, “Anayasa Mahkemesi’nin 2 ayrı kararı olmasına rağmen maalesef Galatasaray Meydanı’nda toplanamıyorlar ve her hafta bu sivil itaatsizlik eylemi nedeniyle gözaltına alınıyorlar. Kısacası Türkiye’nin her yerinde, 81 ilinde, her tarafta, cinsiyet, yaş, inanç farkı gözetmeksizin, ağır insan hakları ihlalleri haziran ayında da devam etti. Bu ihlallerle mücadele etmeye, dayanışma göstermeye ve teşhir etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gülten Kışanak’a ablasının cenazesinden sonra işkence gibi eziyet; HDP’den sert tepki

    Gülten Kışanak’a ablasının cenazesinden sonra işkence gibi eziyet; HDP’den sert tepki

    PİRHA-9 Ağustos’ta ablasının cenazesi için Elazığ’a getirilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın, cenaze sonrası kendisine büyük eziyet edildiği ortaya çıktı. Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, cenazeden sonra Kışanak’ın yanında gecelemek için hiçbir eşya ve kullandığı ilaçları olmadan, Elazığ Hapishanesi’nde geceyi ‘depo gibi, oldukça kirli bir yerde’ geçirdiğini söyledi.

    Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, Twitter hesabından yaptığı açıklamada 9 Ağustos’ta ablasının cenazesi için izin verilen ve Elazığ’a getirilen eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın cenaze sonrası uğradığı muameleye ilişkin bir paylaşım yaptı.

    Karaca, Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Kışanak’ın cenaze sonrası tutulduğu Kandıra Hapishanesi yerine kendisine bilgi verilmeden Elazığ Hapishanesi’ne götürüldüğünü söyledi.

    KIŞANAK HABERİ OLMADAN ELAZIĞ HAPİSHANESİ’NE GÖTÜRÜLMÜŞ!

    Karaca, yaptığı paylaşımda ablasının cenazesinden sonra Kışanak’ın yanında gecelemek için hiçbir eşya ve kullandığı ilaçları olmadan, habersiz bir biçimde Elazığ Hapishanesi’ne götürüldüğünü ve geceyi ‘depo gibi, oldukça kirli bir yerde’ geçirdiğini söyledi.

    Kışanak’ın sabah saatlerinde yetkili biriyle görüşme talebine yanıt verilmediğini aktaran Karaca, Kışanak avukatıyla görüşmek istediğini belirtince kendisine “Sorumlu biz değiliz, sizi buraya getiren jandarmalar, birazdan zaten gelir onlar” cevabının verildiğini belirtti.

    KIŞANAK’IN ELİNE AKŞAM YEMEĞİ DİYE BİR POŞET VERİLMİŞ!

    Kışanak’ın ısrarı üzerine ailesine nerede olduğu bilgisinin iletildiğini söyleyen Karaca, ailenin yönlendirmesiyle hapishaneye giden Kışanak’ın avukatlarının cezaevi girişinde “Kışanak hükümlü, hükümlüler öğle arasında ziyaret edilemez” diyerek bekletildiğini aktardı. Kışanak’ın avukatlarıyla görüşmesi başlar başlamaz jandarma tarafından ‘alındığını’ dile getiren Karaca, Kışanak’a yola çıkarken de eline bir yemek poşeti tutuşturulup, ‘Akşam yemeği verilmiştir’ içerikli bir belge imzalattırılmak istendiğini aktardı.

    Karaca’nın aktardığına göre, Elazığ Hapishanesinden çıkan Kışanak, Elazığ Havaalanı’na gitmeyi beklerken 7 saatlik bir yolculukla önce Sivas’a, sonra Kocaeli’nde bulunan Kandıra Hapishanesi’ne götürüldü. Kışanak, bu yolculuğun ardından saat 03.00’te Kandıra Hapishanesi’ne vardı.

    “ADALET BAKANINDAN AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”

    Kışanak’ın uğradığı muameleye tepki gösteren Karaca, “Bu korkunç muamele hiçbir mahkuma reva görülemez. Hele de taziyesi olan, acısı büyük olan seçilmiş bir siyasetçiye, adeta işkence etmek için böyle bir eziyetin uygulanması hem insanlık dışı hem hukuksuz. Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    HDP’DEN SERT TEPKİ: BU EZİYET İNSANLIKTAN ÇIKMA HALİDİR!

    HDP Genel Merkezi ise konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Ablasını kaybeden yoldaşımız Gültan Kışanak cenaze sonrasında yanında ilaçları olmadan Elazığ Cezaevinde depo gibi bir yerde tutulmuş, yol masrafları karşılanmasına rağmen hava yoluyla dönüşüne izin verilmemiş ve saatlerce ring aracında yolculuğa zorlanmıştır. Kışanak’a yaşatılan bu muamele Kürt halkının mücadelesine duyulan kinin, intikam duygusunun açık göstergesidir. Acılı bir insana yaşatılan bu eziyet insanlıktan çıkma halidir. Bu yapılanları asla unutmayacağız!”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD açıkladı: Cezaevlerinde işkence had safhada, Kürtçe’ye tahammül yok!-VİDEO

    İHD açıkladı: Cezaevlerinde işkence had safhada, Kürtçe’ye tahammül yok!-VİDEO

    PİRHA – İHD, 2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nda çok sayıda hak ihlallerini kamuoyuna duyurdu. Yapılan açıklamada, 2022 yılı içerisinde çok sayıda işkencenin uygulandığına dikkat çekildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonu, 2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı. İHD Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında konuşan derneğin Eş Genel Başkanı Eren Keskin, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin günden güne arttığına vurgu yaptı.

    İHD Eş Genel Başkanı Keskin, yaptığı kısa konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti devleti, gözaltına aldığı andan itibaren altında Mandela Kuralları’na imzası olmasına rağmen; daha sonra imza attığı bütün uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek cezaevinde bulunan adli, siyasi, kadın, erkek, çocuk, LGBT-İ tüm mahpusların haklarını ihlal eder durumda. Yaşamın her alanına değen hak ihlalleri cezaevinde yaşanıyor” dedi.

    AŞIRI KALABALIK KOĞUŞLAR! ”

    2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu İHD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen okudu. Tüm ihlal başlıklarına dair 2022 yılı içinde en az 10.789 ihlal meydana geldiğini belirten Çevirmen, mahpusların Kürtçe yazılan materyallere ulaşamadıklarını, muhalif TV ve radyo kanallarından da faydalanamadıklarını söyledi.

    Çevirmen, şu açıklamayı yaptı:

    “Her başvurucu ve başvuruların içinde yer alam mahpus sayısına göre ihlaller alınmıştır. Ancak bu ihlallerin tüm mahpuslara uygulandığı düşünüldüğünde ihlallerin yüzlerce katı kadar gerçekleştiğini söylemek abartı olmayacaktır.

    2022 yılında 58 İlde bulunan 6’sı açık olmak üzere 153 hapishaneden başvuru alınmıştır. 1 Aralık 2022 tarihine göre hapishanelerde 4.8 katına yaklaşık mahpus bulunmaktaydı. Aşırı kalabalık koğuşlar sağlık hakkı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor.

    Hastaneye ve hapishaneler arası sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmıyor ve bu tek kişilik nakil araçlarıyla hasta mahpuslar da naklediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

    Son yıllarda jandarma tarafından yapılan insanlık onuruna aykırı bir şekilde ağız içi arama dayatması ve mahpusların ayakkabılarını çıkarıp yere vurmalarının talep edilmesi nedeniyle de hastane sevklerinde sorunlar yaşanmakta olup, hasta mahpuslar hastanelere gidemiyorlar.

    Hasta mahpuslar ihtiyaçları olduğunda ve rahatsızlandıklarında zamanında revire çıkarılmıyorlar. Revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletiliyorlar. Üstelik hapishanelerde yoğunluğu kaldıracak nitelik ve kapasitede sağlık hizmeti koşulları oluşturulmuş değil. Bu koşullar hapishanelerin normal kapasiteleri için bile yeterli değilken hapishane mevcutları kapasitenin çok üstünde olduğu için daha fazla ihlalin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca kelepçeli muayene dayatması ve hasta-doktor mahremiyetini yok sayan muayene odasına jandarma ve infaz koruma memurlarının girmesi de sağlık hakkı ihlali oluşturmaktadır.

    Koğuş ve hücrelerin yeterince ısıtılmaması ve yeterince havalandırılmaması, mahpusların gün ışığından yeterince faydalanamaması, temiz suya ve sıcak suya erişim imkanlarının kısıtlanması, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi de sorun alanlarını oluşturmaktadır.”

    YEMEKLERİN İÇİNDEN KIL, TIRNAK, KURT ÇIKMIŞ!

    Nuray Çevirmen, hapishanelerde beslenme konusunda da ciddi sorunlar yaşandığına dikkat çekti. Yemeklerin besleyici olmamasına vurgu yapan Çevirmen, “Yemek miktarının az olmasına ilişkin iddialar bulunmaktadır. Yine yapılan başvurularda yemeklerin içinden yabancı madde (kıl, tırnak, kurt vb.) çıktığı aktarılmıştır” dedi. Çevirmen, ihlallere dair sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Mahpuslar temiz suya ve sıcak suya erişim ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. İçme suyuna ancak ücretli olarak erişim sağlanabiliyor. Kullanım temiz su ve sıcak su ise mahpus sayıları gözetilmeden ve yetersiz bir biçimde veriliyor ve ayrıca kota uygulanıyor.

    Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyorlar. Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermesi, hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi ve verilen raporların ya da alınan kararların “güvenlik” gerekçesi ile uygulanmaması da ağır hasta ve hasta mahpusların durumlarının ciddiyetini artırmaktadır.

    2022 yılı içerisinde Türkiye’nin birçok hapishanesinde ceza infaz sistemindeki sorunlardan kaynaklı olarak bazı açlık grevleri gerçekleştirilmiştir. Hangi cezaevlerinde ve toplamda kaç kişinin açlık grevi yaptığına dair kesin bir sayı olmamakla birlikte aşağıdaki tabloda da yer aldığı üzere en az 33 hapishanede en az 234 mahpus tarafından açlık grevi ve/veya ölüm orucu eylemi yaşandığına dair başvurular bulunmaktadır. Dolayısıyla açlık grevi eylemlerinin derneğimizin ulaşabildiği ve haberdar olduğundan çok daha fazla olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

    2022 yılı içerisinde 187 mahpus çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını ve çıplak aramanın rutin bir şekilde yapıldığını beyan etmiştir. Yine 2022 yılı içinde ailelere ziyaret esnasında çıplak arama ve/veya ince arama dayatması nedeniyle 5 ihlal tespit edilmiştir. Kadın ziyaretçilere rencide edici ama yapılması konusunda 47 başvuru alınmıştır. Mahpusların zaman zaman koğuşlarından alınarak polisle görüşmeye, hatta iş birliği yapmaya zorlandıkları vakalar da kayıtlarımızda yer alıyor. 2022 yılı içinde 4 mahpusun iş birliğine zorlandığına dair bilgi tespit edilmiş olup, bu dayatmaya maruz kalanların tam sayısı belli değildir.”

    “BİR İŞKENCE YÖNTEMİ OLARAK TECRİT”

    Cezaevleri Hak İzleme Raporu’nda “Tecrit” başlığına da geniş yer verildi. Başta İmralı Hapishanesi’nde sürdürülen ağır tecrit ve izolasyona değinen Nuray Çevirmen, şunları söyledi:

    “İmralı Hapishanesi’nde kalan mahpusların avukatları 22 Ocak 2021 tarihinde e-posta yoluyla İHD’ye başvurarak şu bilgileri vermişlerdir:

    7 Ağustos 2019 tarihinden beri 29 aydır Abdullah Öcalan ile ailesi ve avukatları görüştürülmüyor. Aile ve avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’a, Bursa İnfaz Hakimliği tarafından yeni bir “disiplin cezası” verildiği 18 Temmuz 2023 tarihinde avukatlarına bildirildi. İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan ile tutuklular Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar, yapılan tüm başvurulara rağmen aile ve avukatlarıyla görüştürülmezken, İmralı’da haber alınamama hali, “mutlak iletişimsizlik” haline dönüştürüldü.

    Bilindiği üzere tecrit ve izolasyon, mahpusların sosyal ortamdan tamamen yalıtılması ve yaşamla olan bütün bağlarının kopartılması anlamına gelmektedir. Bir işkence yöntemi olarak tecrit, zamana yayılan bir uygulama ile hapishanelerde varlığını sürdürmektedir.

    İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cumartesi Annelerinin, kapalı araçlarda bekletilmesi işkence yasağının ihlalidir’

    ‘Cumartesi Annelerinin, kapalı araçlarda bekletilmesi işkence yasağının ihlalidir’

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu, Cumartesi Anneleri’ne yönelik uygulanan şiddeti kınadı. Yapılan açıklamada “Sıcaklık Rekorları Kırılırken Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının Kapalı Araçlarda Bekletilmesi İşkence ve Kötü Muamele Yasağının İhlalidir” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, polis şiddetine maruz kalarak gözaltına alınıyor.

    Cumartesi insanlarına yönelik artan polis şiddeti, insan hakları savunucularının da sıklıkla gündeme getirdiği bir konu.

    İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu, yurttaşların maruz kaldığı şiddete dair yazılı açıklama yaptı. Cumartesi Annelerinin eyleminin meşru olduğuna vurgu yapılan açıklamada “Sıcaklık Rekorları Kırılırken Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının kapalı araçlarda bekletilmesi işkence ve kötü muamele yasağının ihlalidir” denildi.

    “HUKUK DIŞI UYGULAMALARA DERHAL SON VERİLMELİ”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Cumartesi Anneleri/İnsanları, sadece zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, zorla kaybetmelerin sonlanması ve silsile içindeki sorumluların cezalandırılması talebi ile son derece haklı ve meşru çabalarını 28 yıldır ısrarla sürdürmektedir.

    Ne var ki, Galatasaray Meydanı’ndaki hakikat ve adalet talebiyle gerçekleştirdikleri barışçıl buluşmaları Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişinin ardından, beş yıldır kolluk görevlilerinin şiddeti ile engellenmektedir.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının Galatasaray Meydanı’ndaki bu buluşmalarıyla ilgili 2023 yılı içinde, “Grubun kaybolan yakınlarının bulunması ve kamuoyunda farkındalık yaratılması amacına yönelik oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak istemesi demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır” gerekçesi ile “Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİ ve Kararın bir örneğinin yeni ihlallerin önlenmesi için Beyoğlu Kaymakamlığına GÖNDERİLMESİ” hükmünü içeren iki ayrı karar vermiştir.

    AYM’nin bu açık kararlarına rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları, Galatasaray Meydanı’na her çıkışlarında etrafları kalkan taşıyan kolluk görevlileri tarafından çevrilerek tecrit edilmekte, ters ya da düz kelepçe, kaba dayak vb. işkence ve diğer kötü muamele düzeyine ulaşan uygulamalar ile keyfi bir şekilde gözaltına alınmaktadırlar. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın ve İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün bu karara uymayı reddetmesi, ihlalde ısrar anlamına gelmekte ve AYM kararında da hatırlatıldığı gibi Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının özünü ortadan kaldırmaktadır.

    Dolayısıyla tüm bu hukuk dışı uygulamalara derhal son verilmelidir.

    ÖLÜM RİSKİ UYARISI!

    Bununla birlikte; küresel ortalama sıcaklıkların rekor düzeye ulaştığı bir dönemde, Türkiye’de de etkili olan ve bir halk sağlığı sorunu haline gelen aşırı sıcaklara yönelik devletin tüm ilgili kurumlarının acil önlemler alması gerekirken, AYM kararına aykırı ve keyfi bir şekilde gözaltına alınan Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının bir de bu iklim koşullarında, aşırı sıcaklar sürerken saatlerce kapalı araçların içinde bekletilmesi işkence ve diğer kötü muamele yasağının ihlalidir.

    Zira hatırlatmak isteriz ki, genellikle insanların hayatlarını rahat bir biçimde sürdürebildikleri hava sıcaklığı, 17 °C ile 31 °C arasıdır. Aşırı sıcaklık artışının insan sağlığı üzerine ciddi olumsuz etkileri olmaktadır. Aşırı sıcaklar, sıcak çarpması, ısı senkopu, ısı krampları gibi sıcakla doğrudan ilişkili bir dizi hastalığa neden olabilir. Ancak, asıl tehlike aşırı sıcakların mevcut kronik hastalıkların kontrolünü zorlaştırarak ağırlaşmasına, dolayısıyla hastane başvurularının artmasına, hatta ölüme neden olmasıdır. Yaşlı bireyler, küçük çocuklar ve bebekler, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve açıkta çalışanlar daha fazla risk altındadır. Mevsimsel ortalama sıcaklıklarda görülen en küçük farklılıklar bile artan hastalık ve ölümlerle ilişkilidir. Aşırı sıcaklıklar, kardiyovasküler, solunum ve serebrovasküler hastalık ve diyabetle ilgili durumlar dahil olmak üzere kronik sağlık sorunlarını da kötüleştirebilir.

    Öte yandan araç içlerinde sıcaklık çok kısa sürede çok yüksek değerlere ulaşmaktadır. Zira güneş ışınlarının yol açtığı kısa dalga enerjisi çarptığı nesneleri ısıtır. Aynı şekilde aracı oluşturan nesneler de (örneğin ön panel, direksiyon simidi, çocuk koltuğu vb.) çevredeki havayı iletim ve ısı yayımı yoluyla ısıtır ve ayrıca aracın içinde hapsolmuş havayı ısıtmada çok etkili olan uzun dalga radyasyonu (kırmızı) yayar. Araç içlerindeki sıcaklık artışı, araç içinde geçen süre ve ortam sıcaklıkları ile doğrudan orantılıdır. Bu alandaki bilimsel çalışmalar araç içi sıcaklıkların 2 ila 4 saat sonra içinde bulunulan ortam sıcaklığından yaklaşık 50-55 °F (27,8 -30,6 °C) yükseldiğini ortaya koymaktadır.[3] Bu durumda, Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının son gözaltına alındıkları tarih olan 22 Temmuz 2023’de, İstanbul’da ortam sıcaklığının yaklaşık 32,2 °C olduğu koşullarda, 2 ila 4 saat sonra araç içi sıcaklığının en az 60 °C’ye ulaştığı/ulaşabileceği söylenebilir.

    Bu nedenledir ki, araç içerisinde bırakılan herhangi bir canlı (insan, hayvan) ısıyla ilgili ciddi hastalık ve hatta ölüm riski altındadır.

    Pencereleri açık dahi olsa hiç kimsenin kapalı araçlarda kalmaması/bırakılmaması gerekirken, kimileri ileri yaşta ve kronik sağlık sorunları olan Cumartesi Annelerinin/İnsanlarının 22 Temmuz 2023 tarihinde olduğu gibi yaklaşık 3 saat (kimi haftalarda bu süre daha da fazla olmaktadır) kabul edilemez bir şekilde araç içinde bekletilmeleri yoluyla açıkça işkence ve diğer kötü muamele suçu işlenmektedir.

    Hiç kimseye işkence ve kötü muamele yapılamayacağını, bunun Türkiye’nin de altına imza attığı uluslararası sözleşme ve belgelerde mutlak olarak yasaklandığını bir kez daha özellikle hatırlatmak isteriz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Avukat Çelik’e yapılan polis işkencesine tepki: Herkes tehdit altında – VİDEO

    Avukat Çelik’e yapılan polis işkencesine tepki: Herkes tehdit altında – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri’ne destek veren Avukat Murat Çelik, geçtiğimiz hafta Galatasaray Meydan’ında polis işkencesiyle gözaltına alınmıştı. Omuzunda ve belinde lif kopmaları olan Çelik, saldırıya ilişkin suç duyurusunda bulundu. Kayıp Yakınlarından İkbal Eren, Mikail Kırbayır ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, polise tepki göstererek, Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları 14 haftadır Galatasaray Meydanı’nda açıklama yapamadan gözaltına alınıyor. Cumartesi Anneleri’nin 954’üncü hafta eyleminde işkenceyle gözaltına alınan Avukat Murat Çelik, Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.

    Avukat Murat Çelik’in suç duyurusuna destek verenler arasında gözaltında kayıplardan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, Çelik’in uğradığı işkence hakkında PİRHA‘ya konuştu.

    “DEVLET AYIPLARINI BU ŞEKİLDE ÖRTMEK İSTİYOR”

    Murat Çelik’e yapılan işkence ile devletin daha da sertleşeceğini, bu yolla da devletin ayıplarını örtmek istediğini söyleyen İkbal Eren, şunları dile getirdi:

    “Bugün bu kadar hak savunucusunun olduğu bir yerde ben utanıyorum açıkçası. 954 haftadır biz bu ülkede adalet arıyoruz ve hukukçular işkence görmeye başladı. Biz bu ülkede kayıplarımızı ararken hak adalet mücadelesi verirken, hukukçuların da hukuksuzluğa, hak ihlaline uğraması gerçekten utanç verici bir durum. Biz 14 haftadır aralıksız gözaltına alınıyoruz. Bundan sonra da alınacağımız çok açık. Murat Çelik’e yapılan davranış bize bu işin daha da sertleşeceğini gösteriyor. Çünkü devlet ayıplarını bu şekilde örtmek istiyor.”

    “ADALET İSTİYORUZ, ADALETİ ADRESİNDE BULAMIYORUZ”

    Kayıp yakınlarına, insan hakları savunucularına destek için 954. haftada Galatasaray Meydanı’na gidip gözleri önünde darp edilen Avukat Murat Çelik’e ‘geçmiş olsun’ diyen Mikail Kırbayır, “43 yıldan bu yana önünde bulunduğumuz adresi bildiğim adalet kapılarını çalıyorum. Adalet istiyoruz ne hazin şey ki adaleti adresinde, adliyede bulamıyoruz” dedi.

    “Yoksa adalet tıpkı Cemil Kırbayır’ın devletin gözetimi altında kaybedildiği gibi adalet binasında faili meçhul mu oldu?” diye soran Mikail Kırbayır, 1995 yılından bu yana adaleti talep ettiklerini, sadece gözaltında kaybedilenler için değil, bu ülkede yaşayan bütün insanlar için, zalimin zulmüne maruz kalan mazlum için, güçlünün ezdiği güçsüz için adaletin yaşaması ve yaşatılmasını istediklerini söyledi. Zulmün ne olursa olsun, yasakların ne olursa olsun adaleti yok ettirenlere karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerini dile getiren Kırbayır, “Sesimiz olan Galatasaray Meydanı, yakınlarımızla buluştuğumuz bir nevi mezar. Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “HAKLARIMIZI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Devletin kendi anayasasına uymadığı, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamadığı bir tablodan söz ettiklerini belirten İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri de, “Bu aslında devletin hukuk dışı davrandığını göstermesi bakımından oldukça önemli. Murat’ın (Avukat Murat Çelik) gözaltına alınması sırasında uğradığı işkence, bu hukuksuzluğun ne kadar tehlikeli bir boyuta varacağını da bize gösteriyor” dedi.

    Yoleri, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “İşkence gibi mutlak yasak bir uygulamanın gözler önünde, sokakta bir avukata bu şekilde gerçekleştiriliyor olması söz konusu olabiliyorsa o zaman bu toplumda herkes tehdit altında, herkes baskı ve yasaklarla karşılaşabilir, herkes işkenceye maruz kalabilir demek oluyor bu. Yani kim ki hak talep ediyorsa bu tür müdahalelerle, uygulamalarla karşı karşıya kalacak demek olur. O yüzden biz bugün buradayız, bir kere daha buna itiraz etmek için, AYM’nin kararını savunmak için buradayız. Haklarımızı savunmak onurumuza sahip çıkmaktır ve bunu devam ettireceğiz.”

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    Cumartesi Anneleri eyleminde işkenceyle gözaltına alınan avukattan suç duyurusu- VİDEO

  •  Cumartesi Anneleri eyleminde işkenceyle gözaltına alınan avukattan suç duyurusu- VİDEO

     Cumartesi Anneleri eyleminde işkenceyle gözaltına alınan avukattan suç duyurusu- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’ne destek veren Avukat Murat Çelik, geçtiğimiz hafta Galatasaray Meydan’ında polis işkencesiyle gözaltına alınmıştı. Omuzunda ve belinde lif kopmaları olan Çelik, saldırıya ilişkin suç duyurusunda bulundu.

    Cumartesi Anneleri’nin 954’üncü hafta eyleminde işkenceyle gözaltına alınan Avukat Murat Çelik, Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu. Hukuk kurumları adına bir araya gelen avukatlar meslektaşları Çelik’e destek vermek için Çağlayan Adliyesi içindeki merdivenlerde bir araya gelerek alkışlar eşliğinde adliye önüne yürüyüşe geçti. Suç duyurusunun ardından basın açıklaması, polisin Çağlayan Adliyesi önündeki yoğun ablukası altında yapıldı. Açıklamaya hukuk kurumları ve Cumartesi Anneleri destek verdi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ İLE BİRLİKTE OLMAKTAN ONUR DUYUYORUM”

    Avukat Murat Çelik, açıklamada, “Bu işin gerçek tarafı Cumartesi Anneleri. Bu işi şahsıma ve avukatlara yapılmış bir şey olarak görmüyorum. Cumartesi Anneleri ile birlikte olmaktan onur duyuyorum. Kayıp politikası bir devlet politikası oldu. Biz her zaman bu anı tekrar tekrar yaşıyoruz. Türkiye’de herkes o gün Cumartesi Anneleri’nin işkenceyle gözaltına alınacağını biliyor. Anayasa Mahkemesi barışçıl eylemlere müdahale edilmemesi gerektiği kararını göndermiş buna rağmen devam ediyor. Bu Cumartesinden sonra ailelerimizi yalnız bırakmamız gerektiğini vicdanı olan herkesin ailelere desteğe gitmesini talep ediyorum” dedi.

    “ÜSTÜNDE ADALET YAZAN BU KAPILARDAN ADALETLİ SONUÇ ELDE EDEMEDİK”

    Murat Çelik adına suç duyurusunda bulunan Avukat İbrahim Ergün ise şunları söyledi:

    “Murat Çelik’e yapılan işkence sıradan bir işkence değil. Omuzunda, belinde lif kopmaları söz konusu. Özellikle avukat olduğu için işkenceye tabii tutulmuştur. Bu dilekçeye göre sorumlular halkında derhal soruşturma açılmazsa bilin ki gizleniyor. Biz biliyoruz ki üstünde adalet yazan bu kapılardan hiç adaletli bir sonuç elde edemedik. Emniyette bizim kucaklaşmamıza bile müdahale ettiler. Arkadaşımızı orada yalnız bırakmadık. Hiçbir zaman bırakmayacağız. Sadece anayasal hakkını talep ettiği için yani kelepçe takılmasına itiraz ettiği için işkence görmesinin önemi büyüktür. Bizim kucaklaşmamızı kesinlikle engelleyemeyecekler. Yine ayaktayız, yine dayanışma içinde olacağız.”

    “KAYIP YAKINLARI MEZARSIZ ÖLÜLER COĞRAFYASINA BAŞKALDIRDI”

    Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları adına konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Başkanı Avukat Eren Keskin de konuşmasında, ”Bu coğrafya mezarsız ölüler coğrafyası. Bu politika her zaman varlığını devam ettirdi. 1995 yılında beri kayıp yakınları bu mezarsız ölüler coğrafyasına baş kaldırdı. Bizim mücadelemiz devam edecek. Kayıp yakınlarıyla beraber Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen işkenceyle gözaltına alınıyoruz. Bizler bu olayın takipçisiyiz. Vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “SAVUNMA SUSMADI, SUSMAYACAK”

    Avukat Çiğdem Akbulut‘un hukuk kurumları adına okuduğu basın açıklamasında yer alan ifadeler ise şöyle:

    “Cumartesi Anneleri, 954 haftadır olduğu gibi geçtiğimiz Cumartesi günü de kayıplarının hesabını sormak için Taksim’de bir araya geldi ve yine kolluk güçlerinin hukuksuz saldırılarıyla karşılaştı. Anayasaya, temel insan hakları metinlerine, yakın zamanda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği apaçık kararlara rağmen, hukuk ayaklar altına alınarak, tamamen siyasi sebeplerle Cumartesi Anneleri her hafta fiziksel şiddete uğruyor, kelepçelenerek gözaltına alınıyor.  1995 yılından beri kayıplarını anmak ve akıbetlerini sormak için süren bu mücadelenin 954. haftasında, hak mücadelesi veren Cumartesi Anneleri’yle birlikte, alandaki polisin hukuksuz saldırısına karşı çıkan meslektaşımız Av. Murat Çelik de işkenceyle gözaltına alındı. Meslektaşımız polisin hukuksuz fiziki müdahalesine karşı çıktığı için darp edildi, saatlerce ters kelepçeyle gözaltında tutuldu! Biz meslektaşımıza yönelik saldırının münferit olmadığını biliyoruz! Siyasi iktidarın savunmaya yönelik sistemli saldırılarının farkındayız. Bugün Avukat Murat Çelik’e yönelen şiddeti tüm toplumsal davalarda maruz kaldığımız saldırılardan tanıyoruz. Bu saldırılar katmerlenerek artıyor ve kolluk siyasal iktidarın temin ettiği cezasızlık zırhından cesaret alıyor. Geçtiğimiz Cumartesi günü meslektaşımıza yönelen hukuksuz saldırı hakkında bugün suç duyurusunda bulunduk. Ancak her gün demokratik hak talepleriyle sokağa çıkan yüzlerce insanın maruz kaldığı polis şiddetinin yargı eliyle örtbas edildiğini biliyoruz. Bu nedenle ilan ediyoruz, Avukat Murat Çelik’e uygulanan şiddetin de Cumartesi Annelerinin her hafta engellenen hak mücadelesinin de demokratik talepleriyle sokakta olan herkesin uğradığı şiddetin de sonuna kadar takipçisi olacağız.  Hukukun parçalandığı, insan haklarının yok sayıldığı bu dönemde ısrarla hak mücadelesinin yanında duran savunmanlar mesleğimize ve bize yönelik her türlü saldırının karşısında birlikte duracak, savunma susmadı susmayacak!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Madımak anmasında gözaltına alınanlar: Suç duyurusunda bulunacağız

    Madımak anmasında gözaltına alınanlar: Suç duyurusunda bulunacağız

    PİRHA- Sarıgazi’de Madımak katliamcılarını lanetlemek ve yaşamını yitirenleri anmak isterken polis tarafından gözaltına alınanlar, ters kelepçe, çıplak arama, fiziki şiddet ve ajanlık dayatmasına maruz kaldıklarını açıkladılar. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde bası toplantısı yapan Sarıgazi Tertip Komitesi bileşenleri, “Önümüzdeki günlerde işkencede bulunan memurlar hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi. 

    Sarıgazi Tertip Komitesi bileşenleri, 2 Temmuz günü Sarıgazi ilçesinde yapılan Madımak Katliamı’nın anması sırasında gözaltına alınanların çıplak arama ve ajanlık dayatmalarına maruz kalmalarına ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı yaptı.

    “Baskıya, sömürüye, işkenceye karşı mücadeleyi büyütüyoruz!” pankartının açıldığı toplantıya, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, İHD İstanbul Şube Sekreteri Oya Ersoy ve birçok kişi katıldı.

    Komite adına basın metnini okuyan Devrim Edepali, AKP iktidarının baskı ve zorbalıkla iktidarını ayakta tuttuğunu dile getirerek, iktidarın saldırılarının arttığını belirtti. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için bir araya geldiklerinde polisin saldırısına uğradıklarını söyleyen Edepali, polisin gerekçe olarak İbrahim Kaypakkaya’nın resmini gösterdiğini aktardı. Gaz bombaları ve polis kalkanları ile kendilerine saldırıldığını ifade eden Edepali, biri gazeteci olmak üzere 6 kişinin gözaltına alındığını kaydetti.

    ÇIPLAK ARAMA, TERS KELEPÇE, YÜZÜ DUVARA DÖNME

    Edepali, “Gaz bombalı saldırıda fenalaşan yaşlı insanlara, yerlerde sürüklenen kadınlara yönelik insanlık dışı, vahşice saldırı hiç eksilmedi” diyerek şunları ifade etti:

    “Polis saldırısında 5 arkadaşımız ve 1 basın emekçisi işkenceyle gözaltına alınırken, gaz bombaları, kalkanlarla, fiziki şiddetle insanlara saldıran polisin gözaltına alınan arkadaşlarımıza yönelik işkencesi karakolda da artarak sürdü. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın götürüldüğü Sarıgazi Karakolu’nda ters kelepçe, yüzü duvara dönme, çıplak arama, psikolojik şiddet gibi insanlık onuruna aykırı saldırılarda bulundular.”

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

    Polisin fiziki saldırısına ve çıplak aramaya maruz kaldığını belirten Esra Bilici, şiddetin karakol ve hastanede devam ettiğini aktardı.

    Bilici, “Polisler, çıplak aramak istediklerini ve eğer kendi isteğinle olmazsa zorla beni arayacaklarını söyledi. Bunu kabul etmediğim için tekrar işkenceye maruz kaldım. Gözaltı sürecinde yaşananlar gerçekten çok gerici bir uygulamadır. Bunların hiçbirini kabul etmiyoruz. Önümüzdeki günlerde işkencede bulunan memurlar hakkında suç duyurusunda bulunacağız” ifadelerini kullandı.

    AJANLIK DAYATMASI

    Polis tarafından kendisine ajanlık dayatıldığını belirten Diyar Sarıkuş da, “Mahallede yürürken, herhangi bir sebep yokken ‘senle görüşelim, dostane bir ilişki kuralım, karakolu ziyaret et’ şeklinde bir ilişki geliştirmeye çalıştılar” dedi.

    ORTAK MÜCADELE VURGUSU

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ise devrimcilerin, sosyalistlerin, Kürtlerin, kadınların mücadelesinde bir eşikler ve önderlerin var olduğunu vurguladı. Önderlerle destekçiler arasındaki bağı kesmeye çalıştıklarını belirten Saki, şunları kaydetti:

    “Yalıtmak istiyorlar, her birimizi tek başına bir tecrit ortamında bırakmak istiyorlar. Dolayısıyla buna karşı topyekun bir kolektif örgütlenme ve mücadeleyle alanlarımıza sahip çıkmalıyız. Dayanışma içinde mücadeleye devam etmeliyiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Samandağ’da darp edilerek gözaltına alınan depremzedenin kaburgası kırılmış

    Samandağ’da darp edilerek gözaltına alınan depremzedenin kaburgası kırılmış

    PİRHA-Samandağ Uzunbağ’daki moloz dökülmesine tepki gösterirken darp edilerek gözaltına alınanlardan Çağdaş Can’ın kaburgasında iki kırık tespit edildi. 

    Yeni Demokrasi Gazetesi’nde yer alan habere göre, Hatay’ın Samandağ ilçesi Uzunbağ’da moloz döküm alanındaki halk nöbeti devam ederken, nöbetin 2. gününde jandarmanın müdahalesi sonucu aralarında depremzedelerin olduğu birçok kişi gözaltına alınmıştı.

    Halkın direnişi devam ederken, Uzunbağ’dan Yeşilköy’e yürüyen Samandağ halkına asker-jandarma biber gazıyla müdahale etmiş, bir kadın bayılırken bir çocuk da darp edilerek gözaltına alınmıştı. Bir süre sonra gözaltına alınanlar serbest bırakılırken, 3 kişi “2911 sayılı kanuna muhalefet, jandarmaya mukavemet, halkı kin ve nefrete sürükleme” suçlamasıyla savcılığa çıkarıldı ve 3 kişi serbest bırakıldı.

    GÖZALTINDA ŞİDDET, KABURGADA KIRIK

    Yeşilköy’de darp edilerek gözaltına alınan depremzede Çağdaş Can’ın kaburgasında iki kırığın oluştuğu kaydedildi. Gözaltına alındığı sırada şiddete maruz kalan Çağdaş Can, sağlık kontrolü için hastaneye götürüldükten sonra doktorlar tarafından kırığı tespit edecek tetkikler yapılmadı. Gözaltında olduğu sırada ağrısının olduğunu belirten Can, savcılığa çıkarılmak üzere sağlık kontrolü için yeniden hastaneye götürüldüğünde röntgen çekilmesini talep etti. Ancak röntgen çekildikten sonra kırıkları gören doktor ve askerler telaşlanarak kendisine sonuçları göstermedi. Sonuçlarda sadece leke çıktığı söylendi. Savcılıktan bırakıldıktan sonra sonuçları doktora gösteren Can’ın kaburgasında iki kırığın meydana geldiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    >Samandağ’da’ Yaşam Nöbeti’ne müdahale: Gözaltılar var-VİDEO

  • Milletvekili Kenanoğlu, tutuklu PSAKD yöneticilerine yapılan işkenceyi Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Kenanoğlu, tutuklu PSAKD yöneticilerine yapılan işkenceyi Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, Manavgat Cezaevi’nde tutuklu olan PSAKD yöneticilerine uygulanan işkenceye karşı İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nu göreve çağırdı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği  (PSAKD) Sarıyer Şube yöneticilerine Manavgat S Tipi Cezaevi’nde işkence yapılmasına karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na çağrı yaptı.

    Hapishanelerdeki sürgün, tecrit, tehdit ve işkencelere son verilmesi gerektiğini belirten Kenanoğlu, tutukluların karşılaşacağı olumsuzluk durumunda hapishane idaresinin sorumlu olduğunu söyledi.

    SÜRGÜN SONRASINDA FİZİKİ İŞKENCE İDDİASI!

    Ali Kenanoğlu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığına yaptığı başvuruda işkence iddialarının araştırılması gerektiğini belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Ülkemizin hapishanelerinden sürekli hak ihlalleri, sürekli adaletsizlik çığlıkları yükselmektedir. AKP iktidarı son zamanlarda hapishanelerdeki tutsakları işkenceyle farklı hapishanelere sürgün etmektedir. Yakın zamanda en az 40 tutukluyu memleketin dört bir yanındaki 14 ayrı hapishaneye dağıtmış, ailelerinden uzaklaştırmıştır. Sürgün başlı başına bir cezalandırma yöntemi ve işkencedir. Zorla sürgün edilen tutuklular gönderildikleri hapishanelerde de fiziki işkencelere maruz kalmakta ve insanlık suçu işlenmektedir.

    Marmara (Silivri) Hapishanesi’nden 21 Mart günü Antalya Manavgat S Tipi Hapishanesi’ne sürgün edilen Beyhan GÜN’ün ailesinin bizlere ulaştırdığı haberlere göre; Manavgat S Tipi Hapishanesinde 27 Mart Pazartesi günü arama adı altında tutuklarının hücrelerine girilmiş, peçete ve tuvalet kağıtları (24 saat açık olan kameralar peçetelerle kapatıldığı bahanesi ile) toplanmış, tutukluların buna karşı çıkmaları üzerine kadın ve erkek gardiyanlar tarafından işkenceyle saldırıya uğramışlardır. Saldırıda Beyhan GÜN kafasına vurulduğu için bayılmış ve revire kaldırılmıştır. Şimal DENİZ ise saçından sürüklenerek süngerli odaya kapatılmıştır.

    Beyhan GÜN, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şube Başkanıdır. Şimal DENİZ ise Şube saymanı olup bir Alevi örgütünde faaliyet yürütmektedirler.

    Tutuklular, hücrelerin 24 saat kamera ile izlenmesinin başlı başına işkence ve ahlak dışı olduğunu, kaldı ki peçeteler alınsa bile kameraların pekâlâ bir bez parçası ile kapatılabileceğini belirterek itiraz etmişler ancak, gardiyanlar buna rağmen saldırarak, kolunda sakatlık olan Beyhan GÜN’ün kolunu kırmakla tehdit etmişlerdir.

    Bu saldırılar yaşandığında zorla sürgün edilen ve sevk edildikleri hapishanede ayrı ayrı hücrelerde tutuldukları için bir haftalık açlık grevinde bulunan Beyhan GÜN, Şimal DENİZ ve Rukiye SERÇE saldırıdan sonra bir araya getirilmişlerdir.

    Hapishanelerde süren sürgünlere, tecrit, tehdit ve işkencelere son verilmelidir. Özelde Manavgat S Tipi Hapishanesinde adı geçen tutuklarının, genelde insanlık dışı muamelelere maruz kalan mahkumların başlarına gelebilecek en ufak bir olumsuz durumdan en başta Hapishane İdareleri sorumludur.

    Manavgat S Tipi Hapishanesinde süren bu insanlık dışı uygulamaların son bulması ve daha olumsuz durumların yaşanmaması için acilen girişimde bulunulması, komisyon tarafından ivedilikle Manavgat S Tipi Hapishanesi’nde inceleme gerçekleştirilmesi ve söz konusu iddiaların acilen ve ciddiyetle araştırılması, alınan bilgilerin tarafımla ve aynı zamanda kamuoyu ile paylaşılması için komisyonun devreye girmesini arz ve talep ederim.”

    PİRHA/ANKARA

  • Y.D.’ye işkence yapan 3 polis gözaltına alındı

    Y.D.’ye işkence yapan 3 polis gözaltına alındı

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 14 yaşındaki Y.D. kendisine işkence yapan biri komiser 3 polisi fotoğraflarından teşhis etti. Diyarbakır Valiliği 5 polisin açığa alındığını açıkladı.

    Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta, 10 yaşında bir arkadaşıyla evine dönerken polis tarafından durdurulan Y.D.’nin (14) kaçırılarak işkence edilmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Y.D. Lice Jandarma Komutanlığı’na teşhis için çağrıldı. Çocuğun ailesinden alınan bilgiye göre; fotoğraflı teşhis için Lice Jandarma Komutanlığı’na giden Y.D., avukatı olmadan savcı huzurunda kendisine işkence yapan 3 polisi teşhis etti.

    Öte yandan yapılan fotoğraflı teşhisin ardından, haklarında yakalama kararı çıkarıldığı belirtilen biri komiser 3 polisin Ankara’da gözaltına alındığı iddia edildi.

    5 GÖZALTI

    Olayla ilgili 5 polisin gözaltına alındığı ve görevden uzaklaştırıldığını kaydeden Diyarbakır Valiliği açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “21 Mart 2023 tarihinde, 14 yaşındaki Y. D. isimli darba maruz kalan çocuk, il merkezindeki bir hastaneye başvurmuş; tedavisinin ardından bir gün sonra taburcu edilmiştir. Olayla ilgili Lice Cumhuriyet Savcılığınca aynı gün soruşturma başlatılmış, 25 Mart 2023 tarihinde, Lice İlçe Emniyet Amirliği emrinde görevli bir komiser ve dört polis memuru gözaltına alınmış, ardından adli mercilere sevk edilmiştir. Ayrıca, söz konusu 5 personel görevden uzaklaştırılmış ve haklarında idari soruşturma başlatılmıştır. Olay tüm yönleri ile soruşturulmaktadır.”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Twitter hesabı üzerinden konuya dair bir paylaşımda bulundu. Eren, “Lice’de 14 yaşındaki Y.D’ye yönelik işkence ve kötü muamele olayı ile ilgili 5 polis hakkında başlatılan soruşturmada 2 polis Lice ilçesinde, 3 polis ise aldıkları rapor nedeniyle il dışında oldukları için Ankara’da gözaltına alınmıştır. Soruşturma sürecini takip ediyoruz” diye kaydetti.

     NE OLMUŞTU?

    Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta, 10 yaşındaki bir arkadaşıyla eve dönen 14 yaşındaki Y.D., polis tarafından durduruldu.  10 yaşındaki arkadaşı bırakılırken, Y.D. araçla kaçırıldı. Polisler tarafından işkence gören çocuğun elleri, ayakları bağlandı. Türk olduğu söylenmeye zorlanan Y.D, ardından da “Kürtlere küfret, İstiklal Marşı’nı oku” denilerek ölümle tehdit edildi. Y.D. daha sonra ağzı ve elleri bağlı bir şekilde dere kenarında bataklığa bırakıldı. Gece karanlığında bir köylünün fark etmesi üzerine hastaneye kaldırılan çocuk, bir gözünü kaybetme riski yaşıyor. Çocuğa işkencenin Mezopotamya Ajansı (MA) tarafından haberleştirilmesinin ardından Licê Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlattı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İzmir emniyetinden avukatlara işkence ve tehdit-VİDEO

    İzmir emniyetinden avukatlara işkence ve tehdit-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Newroz kutlaması sırasında gözaltıları takip etmek isteyen avukatlara işkenceyle tehdit edilmelerini kabul etmediklerini söyleyen Tuğçe Nazlı Akın, “Yasayı çiğneyerek keyfi uygulamalar yaratan bu zihniyeti, işkence ve tehditi kendisine görev biçenlerle mücadele etmeyi çok iyi biliyoruz” dedi.

    İzmir’de avukatlar, Newroz’da gözaltına alınan müvekkilleri için gittikleri emniyette darp ve tehdide maruz kaldıklarını açıkladı.

    ÇHD İzmir Şubesi binasında düzenlenen toplantıda konuşan Avukat Tuğçe Nazlı Akın, müvekkilleri ile görüşecekleri esnada avukatları darp eden polisin görüşmeyi engelleyerek kimliklerine el koy koyduğunu ve tehdit ettiği bilgisini paylaştı.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir şubeleri, 19 Mart’ta kentte gerçekleşen Newroz’da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan 3 müvekkilinin işlemleri için gittikleri İl Emniyet Müdürlüğü’nde darp edildiklerini açıkladı. Avukatlar, ÇHD Şube binasında konuya dair basın toplantısı düzenledi.

    EMNİYETTEN DARP VE TEHDİT

    Toplantıda konuşan ÇHD İzmir Şube Yöneticisi Tuğçe Nazlı Akın, emniyete giden avukatların “protokol karşılama” gerekçesiyle emniyete alınmadığını söyledi.

    Akın, “Bunun üzerine görevlerinin engellenemeyeceğini ve ifade işlemlerine katılmaları gerektiğini açıklayan avukat arkadaşlarımıza bu kez de X-Ray ile üst araması dayatılmaya çalışılmıştır. Avukat arkadaşlarımız bunu dayatamayacaklarını açıklamaya çalışırken kapıdaki görevli kolluk tarafından darp edilerek kapı dışına sürüklenerek atılmışlardır. Avukat arkadaşlarımızdan birisinin bu yapılanın işkence olduğunu söylemesi üzerine saldıran kolluk görevlisi, ‘Ben işkencenin ne olduğunu iyi bilirim’ demek suretiyle arkadaşlarımıza yönelik tehditler savurmuştur. Savcılıktan talimat gelene kadar içeri alınmayan arkadaşlarımız müvekkilleri ile görüşecekleri esnada avukat arkadaşlarımızı darp eden kolluk görüşmeyi engelleyerek arkadaşlarımızın kimliklerine el koymaya çalışmış ve vermemeleri halinde müvekkilleri ile görüştürülmeyeceği yönünde görevlerini yaptırmamakla tehdit etmiştir” ifadelerini kullandı.

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Yaşananları kabul etmediklerini vurgulayan Akın, “Yasayı çiğneyerek keyfi uygulamalar yaratan bu zihniyeti, işkence ve tehdidi kendisine görev biçenlerle mücadele etmeyi çok iyi biliyoruz. Ne müvekkillerimizin savunma haklarının engellenmesine ne de görevini yapmaya çalışan meslektaşlarımızın darp ve tehdit edilmelerine müsaade etmeyeceğimizi, yaşanan bu olayın takipçisi olacağımızı tüm kamuoyuna bildiriyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • Gergerlioğlu, Suriyeli mültecilere işkence yapan jandarmaları Bakan Akar’a sordu

    Gergerlioğlu, Suriyeli mültecilere işkence yapan jandarmaları Bakan Akar’a sordu

    PİRHA- HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Suriyeli mültecilere yönelik işkence iddialarını meclise taşıdı. Gergerlioğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a “Türkiye’ye girmek isteyen 8 Suriyeliyi alıkoyan askerlerin saatlerce bu kişileri ağır işkenceye tâbi tuttuğu iddiası doğru mudur? Bu iddia doğruysa konuyla ilgili açılmış bir soruşturma var mıdır? Bu iddia doğruysa bu işkenceyi yapan askerlere kim ya da kimler bu talimatı vermiştir?” dedi. 

    Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Suriyeli Mültecilere yönelik işkence iddialarını Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a sordu.
    TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Gergerlioğlu, şunları kaydetti:

    “Tarafıma iletilen bilgide: “Cumartesi gecesi yasa dışı yollardan Türkiye’ye girmek isteyen 8 Suriyeliyi alıkoyan askerlerin saatlerce bu kişileri ağır işkenceye tâbi tuttuğu iddia edildi. Bab el-Hava Sınır Kapısı Medya Ofisi’nin verdiği bilgilere göre işkence gören 8 kişiden biri hayatını kaybetti ve tekrar Suriye’ye itildikten sonra tamamı Bab el-Hava Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanedeki yetkililer, Suriyeliler, duvarı aştıktan sonra 10 kişilik bir asker ekibinin kendilerini döve döve arabaya bindirdiğini ve götürdükleri yerde sopa, cop ve elektrik kablolarıyla işkence ettiklerini ifade ettiler. İşkence dolayısıyla bayılanların defalarca soğuk suya maruz bırakılarak yeniden ayıltıldığını ve işkence faslının böylece devam ettiğini belirten mağdurlar, bir arkadaşlarının da işkence esnasında hayatını kaybettiğini belirttiler. Ayrıca telefonlarının kırıldığını ve paralarına el konulduğunu ifade ettiler.
    İşkenceye maruz kaldıklarını ifade edenlerden biri, üzerine mazot döküldüğünü ve mazot içmeye zorlandığını anlatırken, bir diğeri çıplak şekilde soyulduktan sonra askerlerin sıra sıra yoruluncaya kadar kendilerini demir sopalarla dövdüklerini aktardı. Bab el-Hava Sınır Kapısı Medya Ofisi, pazar sabahı kendilerine getirilen 8 Suriyeliden birinin ölü olduğunu, diğerlerinin de ağır şekilde yaralandıklarını belirtti ve işkenceye maruz kalanların fotoğraflarını yayınladı. Hayatını kaybeden kişinin Hama kırsalından Abdurrezzak Kastal olduğu öğrenildi. Bab el-Hava Sınır Kapısı yönetimi, jandarmanın şiddet politikasının kendini iyice hissettirdiği son zamanlarda bu şekilde ağır bir işkencenin yaşanmasından duydukları kaygıyı dile getirirken, olayın soruşturulmasını istedi ve yaşanan insani hak ihlallerine son verilmesi gerektiğini vurguladı. Bu gibi yasa dışı durumlarda Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen uluslararası hukuka uygun bir süreç izlenmesi gerektiğini hatırlattı.” ifadeleri yer almıştır.”

    Bu bağlamda, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a şu soruları yöneltti:

    1- Tarafıma iletilen iddialar doğru mudur? Bu iddia doğruysa konuyla ilgili açılmış bir soruşturma var mıdır?

    2- Türkiye’ye girmek isteyen 8 Suriyeliyi alıkoyan askerlerin saatlerce bu kişileri ağır işkenceye tâbi tuttuğu iddiası doğru mudur? Bu iddia doğruysa konuyla ilgili açılmış bir soruşturma var mıdır? Bu iddia doğruysa bu işkenceyi yapan askerlere kim ya da kimler bu talimatı vermiştir?

    3- İşkence gören 8 kişiden biri hayatını kaybetti ve tekrar Suriye’ye itildikten sonra tamamı Bab el-Hava hastanesine kaldırıldı iddiası doğru mudur? Bu iddia doğruysa Suriye’de Türkiye kontrolündeki bölgelerde böyle suçların kolayca işlendiği iddiası doğru mudur?

    4- Suriyeliler, duvarı aştıktan sonra 10 kişilik bir asker ekibinin kendilerini döve döve arabaya bindirdiğini ve götürdükleri yerde sopa, cop ve elektrik kablolarıyla işkence ettikleri iddiaları doğru mudur?

    5- İşkence dolayısıyla bayılanların defalarca soğuk suya maruz bırakılarak yeniden ayıltıldığını ve işkence faslının böylece devam ettiğini belirten mağdurlar, bir arkadaşlarının da işkence esnasında hayatını kaybettiğini belirttiler iddiası doğru mudur?

    6- İşkenceye maruz kaldıklarını ifade edenlerden biri, üzerine mazot döküldüğünü ve mazot içmeye zorlandığını anlatırken, bir diğeri çıplak şekilde soyulduktan sonra askerlerin sıra sıra yoruluncaya kadar kendilerini demir sopalarla dövdüklerini aktardı iddiası doğru mudur?

    7- Belirtilen iddialar doğruysa söz konusu devlet görevlileri halen görevlerine devam etmekte midir? Bu kişiler halen görevlerine devam edebiliyorlarsa bu durum diğer görevlileri de işkence yapmak konusunda cesaretlendirmez mi?

    8- İşkence iddiaları doğruysa bu işkenceler Suriye Hükümeti’nin bilgisi dahilinde mi gerçekleşmektedir?

    9- Son 10 yılda sınırsa işkenceye maruz kaldığını belirten Suriyeli sayısı kaçtır?

    PİRHA/ANKARA