PİRHA Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.
Türkiye, 20 Mart 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Kararname’de sözleşmenin toplumsal değerlerle bağdaşmadığı ve eşcinselliği normalleştirdiği iddialarıyla bu kararın aldığı bildirildi.
KCDP avukatlarından Esin Yeşilırmak, Anayasa Mahkemesinin (AYM) “kabul edilemezlik” kararına karşı Nisan 2026’da Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına AİHM’e başvuruda bulunduklarını söyledi. Esin Yeşilırmak, “Başvuru gerekçelerimiz arasında etkili başvurma hakkının ihlali, ayrımcılık hakkının ihlali, adil yargılanma hakkının ihlali, akla getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasının ihlali ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ruhuna tesir eden demokratik toplum ilkesinin ve hukuki güvenliliğinin gerekçelerine dayanıyor” dedi.
“FESİHE İLİŞKİN KARAR YOK HÜKMÜNDEDİR”
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin hukuk dışı olduğunu söyleyen Esin Yeşilırmak, şöyle konuştu:
“Çünkü İstanbul Sözleşmesi Uluslararası bir sözleşme olduğu için iç hukukumuza Meclis’in onama kararıyla dahil edildi. Ve çıkış işlemi de yine Meclis’in kararıyla olabilecekken biz 20 Mart 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlığının tek bir imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararıyla çıkma kararı alındığını öğrendik.
Bu husus açıkça idari hukuka ve anayasaya aykırı olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi bu hususların hiç birini değerlendirmedi. Anayasamızın korunan bir hakkı, Anayasa Mahkemesi’nde değerlendirilmemesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin demokratik toplum ilkesi ve hukuki güvenirlilik ilkesine dayalı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru kararı aldık. İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin karar yok hükmündedir. Bu husus tespit edilene kadar hukuki mücadelemize devam edeceğiz.”
PİRHA- Kadının İnsan Hakları Derneği, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme davasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı.
Türkiye’nin 2021 yılının Mart ayında Cumhurbaşkanı kararıyla bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine karşı kadınlar topyekün bir hukuk mücadelesi başlatmıştı. Kadının İnsan Hakları Derneği (KİH) de bu süreçte Danıştay’a başvurarak sözleşmeden çekilme kararına itiraz eden davacılardan biri oldu.
Danıştay 10. Dairesi, aralarında KİH’in de bulunduğu tüm başvuruları, Danıştay savcılarının aksi yöndeki mütalaasına rağmen, oy çokluğuyla reddetti. Ardından yapılan temyiz başvurusu da Aralık 2024’te reddedildi. KİH, kararın ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda, örgütlenme özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ifade edildi.
“FESİHTEN SONRA ERKEK ŞİDDETİ ARTTI”
Ancak Şenal Sarıhan ve 29 Ekim Kadınları Derneği gibi daha önce başvuru yapan kurumların dosyalarının Anayasa Mahkemesi tarafından gerekçesiz şekilde reddedilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin KİH başvurusunda da farklı bir karar vermeyeceği yönünde güçlü bir kanaat oluşturdu. Bu nedenle KİH, iç hukuk yollarının tüketildiğini ve etkili bir başvuru yolu kalmadığını belirterek, 18 Nisan 2025 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
Başvuruda, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve ayrımcılık yasağını ihlal ettiği; mahkemenin metodolojisine uygun olarak sırasıyla kanuni ve meşru bir sebep taşımadığı ve demokratik toplum düzeninde gerekli ve orantılı bir işlem olmadığı vurgulandı. KİH ayrıca AİHM’e gönderilen başvuruda, çekilmenin aşırı sağ grupların baskısıyla gerçekleştiğini, bu kararın ardından kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik saldırıların arttığını da ifade etti.
KİH konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Şiddetten uzak, özgür ve eşit yaşamak bir Cumhurbaşkanı kararıyla bizlere lütfedilmediği gibi, bir Cumhurbaşkanı kararıyla da elimizden alınamaz. Mahkemenin kararı ne olursa olsun bu gerçeği değiştirmez. Haklarımıza, varoluşumuza ve özgürlüğümüze yönelen politikalara karşı hem sokakta hem hukuk önünde mücadele etmeye devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz.”
PİRHA- Ankara’da 1 Mayıs binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. İşçiler, kamu emekçileri, hekimler, mimar ve mühendisler, kadınlar, gençler, siyasi partiler alanı doldurdu. Yapılan konuşmalarda ortak mücadele çağrısı yapıldı.
Ankara Tabip Odası, TMMOB, DİSK, Eğitim Sen ve Türk İş’in aralarında bulunduğu birçok meslek örgütünün, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, sol sosyalist kurumların Ankara’daki 1 Mayıs İşçi Bayramı mitingi Tandoğan Meydanı’nda kutlandı.
Oluşturulan kortej Tandoğan Meydanı’na doğru sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti.
Miting, emek ve demokrasi mücadelesinde kaybedilenler anısına saygı duruşu ile başladı.
“MÜCADELEYİ BİRLİKTE BÜYÜTMEK ZORUNDAYIZ”
Eğitim Sen 1 Ankara No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu Tertip Komitesi adına konuşarak, şunları söyledi:
“Kapitalist-emperyalist sistemin krizleri derinleştikçe, savaşlar büyüyor. Filistin’de, Ukrayna’da, Suriye’de halklar yıkımla, açlıkla, ölümle baş başa bırakılıyor. Emperyalist güçler yeni paylaşım hesapları yaparken, Türkiye’deki iktidar da bu savaş kervanına kendi çıkarları doğrultusunda katılıyor. Askeri harcamalar rekor düzeye ulaşıyor, çokuluslu şirketlere kaynak aktarılırken, halk yoksulluğa, işsizliğe ve güvencesizliğe mahkûm ediliyor.
Ücretlerimiz açlık sınırının altına çekilirken, emekliler açlığa terk ediliyor. Sendikal haklarımız gasp ediliyor. Grev hakkı fiilen ortadan kaldırılmış durumda. İktidar bir yandan yerli ve milli nutukları atarken, diğer yandan ülkeyi emperyalist tekeller için ucuz işgücü cennetine çeviriyor. Torpilin, kayırmanın hâkim olduğu mülakat sistemleriyle kamuya giriş hakkı elimizden alınıyor.
“BU DÜZEN KADER DEĞİL”
Kadınlar, bir yandan güvencesizliğe, yoksulluğa, bir yandan da ataerkil baskı politikalarına maruz kalıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle kadınların yaşam hakkı tehdit altına alınırken, çocuklar ÇEDES ve MESEM projeleriyle ya dini ideolojiye ya da çocuk işçiliğine mahkûm ediliyor.
Ama biz buradayız! Ve biliyoruz ki bu düzen kader değil. Bu düzeni değiştirecek olan bizleriz!
“BİRLEŞE BİRLEŞE KAZANACAĞIZ!”
Halkın iradesini yok sayan kayyım rejimlerine, hukuksuz ihraçlara, grev yasaklarına ve baskılara karşı; barış, adalet ve özgürlük için 1 Mayıs’ta alanlardayız. Bugün burada farklı sendikalardan, mesleklerden, halklardan ve inançlardan binlerce kişiyle yan yana duruyoruz. Çünkü biliyoruz: Birleşe birleşe kazanacağız. Tüm halkları, ezilenleri, dışlananları kapsayan bir eşit yurttaşlık mücadelesi için, demokratik bir ülke için ses veriyoruz! Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya bizim ellerimizde yükselecek!”
“İÇERİDE VE DIŞARIDA MÜCADELE ETMEK İÇİN ÇOK SEBEBİMİZ VAR”
Kurumlar adına konuşmasını yapan DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Birgül Kaya, “Halkın coşkun akan seli bu karanlık düzeni aşacaktır! diyerek şunları ekledi:
“Bugün 1 Mayıs. İşçi sınıfının, ezilen halkların, kadınların, çevre hakları savunucularının, tüm kesimlerin sorunlarıyla, talepleriyle, alanlara aktığı, birlikte mücadele için birleştiği gündür 1 Mayıs.
Bugün içeride ve dışarıda mücadele etmek için çok sebebimiz var; Tuz koktu, adalet bitti. Artık nerdeyse kundaktaki bebek bile adalet talep edecek durumda. Ama iktidar halkın adalet ve demokrasi talebine kulaklarını tıkamış durumda, ama biliyoruz hiçbir duvar, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, öğrencilerin talepleri karşısında ayakta duramaz; hiçbir barikat halkın adalet talebini durduramayacak. ”
“PİR SULTAN ABDAL’IN DEDİĞİ GİBİ BİR OLMAK, İRİ OLMAK VE DİRİ OLMAK İÇİN BİRLEŞMELİYİZ”
Her bir hak mücadelesinin aynı zamanda sınıf mücadelesi, emek mücadelesi olduğunu söyleyen Kaya, şunları kaydetti:
“Hiçbir engel yoksulluğa karşı mücadeleyle adalet ve demokrasi mücadelesinin birleşmesini engelleyemiyor. İşler iktidarın umduğu gibi olmuyor, hesap bozuluyor, bozulacak, çok iyi biliyoruz. Sendikalarımızla kazanacağız, meslek örgütlerimizle kazanacağız, kitle örgütlerimizle kazanacağız.
Emeği ve demokrasiyi savunan siyasi partilerimizle kazanacağız, örgütlü mücadelemizle kazanacağız.
Bizler; Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi bir olmak, iri olmak ve diri olmak için birleşmeliyiz.
“BİRLEŞİK MÜCADELEMİZİ BÜYÜTMEK İÇİN ALANDAYIZ”
‘Bugün ‘kutlama’ için değil, birleşik mücadelemizi büyütmek için 1 Mayıs alanlarındayız.
Onurlu bir yaşam mücadelesi veren emekliler, doğanın talanına karşı mücadele eden çevreciler, barış mücadelesi veren halklar, sendikalaşma mücadelesi veren işçiler, emekçiler, adalet, demokrasi talep eden, halk iradesine sahip çıkan yurttaşlar, gençler, kadınlar, lgbt’li bireyler ‘turpla şalgamla devlet yönetilmez, adaletle, demokrasiyle yönetilir’ diyen üretici köylüler; hep beraberiz, ayaktayız! Birleşe birleşe kazanacağız!”
Aynı zamanda basın metninin Kürtçe’si de okundu.
“GENÇLİK ÖZGÜRLÜK VE ADALETİN KAVGASINDA ÖNCÜDÜR”
Üniversite öğrencileri ise mitingde yaptıkları konuşmalar ile gençlerin ülkenin geleceği olduğuna vurgu yaparak, “Gençlik özgürlük ve adaletin kavgasında öncüdür. Üniversite öğrencileri gençleri susturulmak isteniyor. Ama biz bu üniversitesileri özgürleştireceğiz. Dayanışma ve mücadele ile ördüğümüz bu ülkenin kuruluş öğesidir. Bu ülkede özgürlük bizimle yükselecek. Devlet sokağa çıkan her sesi bastırmak için sistematik şiddeti öne sürüyor. İşkence yöntemleri ile bizleri yıldırabileceklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar” dediler.
1 Mayıs etkinliği, yapılan konuşmaların ardından Sanatçı Erdal Güney’in şarkıları ile devam etti.
PİRHA- DEDEF Kadın Meclisi’nin düzenlediği etkinlikte kadınlar bir araya geldi. Etkinlikte yapılan konuşmalarda “Toplumsal eşitsizliklere ve yozlaşmaya karşı artık tahammülümüz kalmadı” denilerek mücadele çağrısı yapıldı.
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Kadın Meclisi, dernek genel merkezinde yaptıkları etkinlik ile kadınlarla bir araya geldi. Kartalkaya’daki otel yangınında hayatını kaybedenler adına durulan saygı duruşunun ardından Xızır lokmasının duasını Sarı Saltık evladı Fecire Dilekçi Ana verdi.
Açılış konuşmasını DEDEF Kadın Meclisi Sözcüsü Hediye Zengin yaptı.
“ARTIK TAHAMMÜLÜMÜZ YOK”
Zengin konuşmasından Türkiye’nin artık suç sarmalı merkezi haline geldiğine vurgu yaparak, “Önümüzde 6 Şubat var. 2 yıl önce çok ciddi bir deprem yaşadık. Özellikle bu depremde siz değerli kadın arkadaşlarımız kolektif bir çalışma yürüterek depremde yitirdiğmiz canlarımızı ve orada yaşamını idame ettiren canlarımıza bir damla su olmak adına çok ciddi emek verdiniz. Daha 10 gün önce Bolu Kartalkaya’da ihmal sonucu 78 tane canımızı kaybettik ve bunların 36’sı çocuk. Her gün uyandığımızda ya kayyum, ya gözaltılar, ya katliamlar, ya tutuklamalar, ya operasyonlar ile karşılaşıyoruz. Biz bunlara dur demek istiyoruz, tahammülümüz yok. İhmaller son bulsun. Bir canımızı daha kaybetmeye tahammülümüz yok. Çocuk istismarlarına ve kadın cinayetlerine tahammülümüz yok. Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkarak kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruma altına alsınlar” dedi.
“ATAERKİL DÜZENİN DEĞİŞMESİ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Geçtiğimiz günlerde Dersim’in Pertek ilçesine 12 yaşındaki bir kız çocuğunun istismara uğramasına ilişkin de konuşan DEDEF Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gamze Yentür, şunları ifade etti:
“Bu olayla ilgili S.K adlı erkek ve çocuğun annesi S.Ç tutuklanmış ve yargı süreci de devam etmektedir. Bu vahim olayın ardında Pertek halkı ve kadınlar sokağa çıkarak protesto düzenlemiş, çocuk istismarlarının örtbas edilmesine karşı mücadele edeceklerini vurgulamışlardır.
Bu aslında kültürel olarak bir yozlaşmanın, kültürel olarak bir çürümenin de başka bir göstergesidir. Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi olarak tüm Dersim’deki halkımızı ve demokratik kitle örgütlerini bu davanın takipçisi olmaya, çocuk istismarına karşı birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Toplumsal eşitsizliklere ve yozlaşmaya karşı artık tahammülümüz kalmamıştır. Çocuklarımızın, gençlerimizin, kadınlarımızın yozlaştırılmasına, katledilmesine, hayattan koparılmasına izin vermeyeceğiz.
Bizler buradan kadın meclisi olarak tekrar şunu söyleyeceğiz; çocuklarımızın güvenliği ve hakları için birlikte hareket edeceğiz. Bu ataerkil düzenin değişmesi gerekiyor. Bunun değişmesi için de biz kadınlar mücadele edeceğiz.”
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne çağrı yapan Alevi kadınlar, kadına yönelik erkek şiddeti noktasında iktidarın önleyici mekanizmaları devreye sokmakta gönülsüz olduğunu belirterek, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe konulması gerektiğinin altını çizdi.
Mirabal kardeşler olarak bilinen Patria, Minerva ve María Teresa’nın, Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele ederken işkence edilerek katledilmeleri üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1999 yılında 25 Kasım gününü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etti. O günden bu yana dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, 25 Kasım günü bulundukları her alandan erkek şiddetini duyurmak ve devletlerin şiddete karşı etkin politikalar uygulaması için talepte bulunuyorlar.
Her ne kadar Alevi inancında kadın ve erkeği eşit gören bir yaklaşım olsa da Alevi kadınlar da diğer toplumlarda olduğu gibi patriyarkal baskılar ve kadına yönelik şiddetle mücadele ediyor. Bu anlamda hem Alevi hem de kadın mücadelesi içerisinde yer alan Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nden İnci Kaya, Britanya Kürecikliler Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hanım Akdemir ve Aktivist Sevgi Sarıtaş,PİRHA’ya 25 Kasım ile ilgili konuştu.
AKP’NİN POLİTİKALARI KADINA ŞİDDETİ KÖRÜKLÜYOR”
Türkiye’de kadın cinayetlerinin artış göstermesinin sebebi olarak AKP hükümetinin söylem ve politikalarına dikkat çeken Avrupa Demokratik Kadın Hareketi Sözcüsü İnci Kaya, “Türkiye’deki AKP faşist hükümetinin politikaları, sahte namus, ahlak algısı ve değerleri ile şiddeti her gün besleyen politikalarıyla bu şiddetin daha da yükselmesine sebep oluyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması da bunun en somut örneklerinden birisi. Gerici faşist AKP iktidarının bu sözleşmeyi gereksiz görmesi bunun sonucunda da Türkiye’de artan kadın cinayetleri aynı zamanda çocuk cinayetleri ve LGBTi+’lara yönelik nefret cinayetleri de bir o kadar yükselişte” dedi.
MÜCADELE ÇAĞRISI
Avrupa’da da kadın cinayetlerinin yaşandığına vurgu yapan İnci Kaya, “194 kadın Almanya’da şu ana kadar öldürülmüş ve 134 kadın da Fransa’da şiddet sonucu bu yaşamdan koparılmışlar. UNICEF’in yayınladığı bir rapora göre de her sekiz kız çocuğundan biri 18 yaşından önce tecavüze maruz kalıyor, cinsel istismara uğruyor dünya genelinde. 370 milyon kız çocuğu ve genç kadın bu durumdan etkileniyor. Öte yandan şu an devam eden savaşlarda da en çok kadınlar ve çocuklar mağdur oluyor” diye belirtti.
Tüm bu şiddet biçimlerine karşı tek çarenin örgütlü mücadele olduğunun altını çizen İnci Kaya, “Avrupa demokratik hareketi tüm bu şiddete, savaşa, ırkçılığa, yoksullaştırılmaya karşı tek çare örgütlenmektir. Eğer her iki cins için de eşit bir dünyada yaşamak istiyorsak sömürünün ve savaşların olmadığı bir dünyayı da yaratmak zorundayız. Bu da ancak mücadeleyle olur. Tüm kadınları 25 Kasım’da bulundukları alanlarda sokaklara, mücadele alanlarına çağırıyoruz. Örgütlü mücadeleyi güçlendirelim diyoruz. Jin, jiyan,azadi” şeklinde konuştu.
“CEZALAR CAYDIRICI DEĞİL”
Ülke ve dünya genelinde kadına şiddetin doruk noktasında olduğunu belirten Britanya Kürecikliler Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hanım Akdemir, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine işaret ederek, “Sözleşmenin Türkiye’de yeniden hayata geçirilmesi gerekiyor. Kadına yönelik şiddetin caydırıcı cezası olmadığı için suçlular erkekler cesaret buluyor. Kadınlar artık sokak ortasında silahla ya da bıçakla ya da herhangi bir şekilde ölümle burun buruna geliyor. Buna karşı gelmek için ülkenin ve dünyanın dört bir yanında kadınlar bir olmalı ve ses çıkarmalı. Mücadele yaşatır” diye konuştu.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN SONRA ŞİDDET ARTTI”
Aktivist Sevgi Sarıtaş, Alevi göçmen bir kadın olarak İngiltere’de yaşamasına rağmen hala Türkiye’de olup bitenler meseleleri yakından takip ediyor. Özellikle kadın ve çocuklara yönelik şiddetin İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasından sonra daha da arttığını dile getiren Sarıtaş, şu ifadeleri kullandı: “Maalesef her sabah uyandığımızda bir felaketle sarsılıyoruz. Bir sabah kalkıyoruz Narin canımız katledilmiş, küçücük bir kız çocuğu Şirin okulda olması gerekirken dilendirilirken öldürülmüş. Bir sabah kalkıyoruz çocukları zorla fuhuşa sürükleyen çeteleri ifşa ettiği için Avukat Dilek Ekmekçi tutuklanmış ve hatta akıl hastanesine yatırılmış, Kaz Dağları’nda zeytin ağaçları katledilmiş, hayvanlar telef edilmiş. Türkiye’de kadın, çocuk, ağaç, hayvan olmak çok zor. Bunlar felaket veya kader değil. Özellikle kadın cinayetlerinin bu kadar artmasının sebebi İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş olmaktır. O yüzden bir an önce bu hatadan geri dönüp İstanbul Sözleşmesi yeniden yürürlüğe girmelidir. Yaklaşan 25 Kasım’da İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar uygulandığını bilmek hepimizi bir nebze mutlu edecektir.”
PİRHA-Hatay’da kadınlar, son günlerde artan kadın cinayetlerine ilişkin eylem yaptı. Yapılan eylemde, “Bunlar cani, sapık, hasta ve münferit değil devletin önlemediği erkek şiddetidir” denilerek 25 Kasım’da erkek şiddetine karşı yan yana ses çıkarmak için çağrı yapıldı.
Mor Dayanışma ve Liseli Cadılar, son günlerde artan kadın cinayetlerine tepki gösterdi. Samandağ’da Eski PTT önünde bir araya gelen kadınlar Abullah Cömert Parkı’na kadar “Kadın cinayetleri son bulana kadar size huzur yok!” yazılı pankart ve sloganlar atarak yürüdü.
“Bu ülkede her gün katlediliyor, tacize ya da tecavüze uğruyoruz” diyen kadınlar, “AKP İktidara geldiğinden beri artan şiddetle kadınlar, lgbti+’lar, çocuklar, hayvanlar yani anlayacağınız ülkedeki hiçbir canlı güvende değil!”dedi.
Kadın düşmanı politikalarla hayatımızı kuşatmaya devam ediyorlar. Failleri cezasızlık politikaları ile ödüllendirip cesaretlendiren ‘’erkek adaletin’’ AKP-MHP rejiminin erkek egemen hukuksuzluk ve cezasızlık rejiminden cesaret aldığına dikkat çeken kadınlar, “Yasaları uygulamayarak failleri serbest bırakarak, insanları şiddeti izlemeye iten bu çürümüş düzene teslim olmayacağız” dedi.
Katledilen kadınların ardından ‘’sıfır tolerans’ diyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Mahinur Özdemir Göktaş’a ” İstanbul Sözleşmesini feshedip 6284 sayılı yasayı tartışmaya açmak failleri cezasızlıkla ödüllendirmek mi sizin sıfır tolerans dediğiniz?” diye soran kadınlar şunları söyledi:
Siz konuştukça biz ölüyoruz. 2021 yılının mart ayında tek adamın imzası ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesinden bir gecede geri çekildi. İstanbul Sözleşmesinden geri çekildiğinden beri yaklaşık 1200 kadın erkekler tarafından katledildi. Yaklaşık 850 kadın şüpheli şekilde öldürüldü. Sözleşmeden çıkılmasaydı, 6284 etkin bir şekilde uygulansaydı şimdi yüzlerce kız kardeşimiz aramızda olacaktı. Biz hala soruyoruz Narine ne oldu? Rojin Kabaişe ne oldu? Yaklaşık 5 yıldır bulunamayan Gülistan Doku nerede? Üstü örtülen erkek şiddetine, kayıplara, ölümlere, istismarlara alışmayacağız. Susmayacağız ve bize hesap vereceksiniz!
Kutsal Aile diyerek kadınları ve çocukları hapsetmeye çalıştığınız ailenizde şiddet var, istismar var! kadınlar Boşanmak istedikleri erkekler tarafından öldürülüyor! Defalarca şikayet ettiği, uzaklaştırma kararı aldırdığı erkekler tarafından öldürülüyor! Bugün aileyi korumak için elinden geleni yapan AKP iktidarı kadınlar öldürülürken ne yapıyor? Hangi önlemleri alıyor? Biz söyleyelim, kadınlar öldürülüyorken bizleri koruyacak tek yasa olarak kalan 6284’e saldırıyor! Narin ve katledilen diğer kadınlar için adalet sağlamıyor! Adalet sağlanmadığı gibi narin için verilen araştırma önergesi mecliste reddediliyor! Van da ölü olarak bulunun rojine ne olduğunu söylemiyor! Kadın cinayetlerine karşı sokaklarda olan kadınlara barikat kuruyor! Her gün yeni bir af yasasıyla karşımıza geliyor! Hiçbirini kabul etmiyoruz! Kadınlar televizyon karşısında verilen sözlere değil, uygulanan yasalara bakıyor! Önleyemediğiniz cinayetlere, sağlamadığınız adalete bakıyor.”
“25 KASIMDA ERKEK ŞİDDETİNE KARŞI EN GÜR SESİMİZLE PANKARTIMIZLA YAN YANA GELELİM”
25 Kasım’da yan yana gelerek mücadeleyi büyütme çağrı yapan kadınlar, “Bunlar cani, sapık, hasta ve münferit değil devletin önlemediği erkek şiddetidir. Ayşenur’un ve İkbal’in katili sadece Semih Çelik değil, kadın düşmanı AKP-MHP ittifakı da bu cinayetin suç ortağıdır. Öfkeliyiz! Yaşamak istiyoruz! Bu ülkede kadınlar, lgbti+’lar, çocuklar, hayvanlar özgürce var olana kadar bütün, tacizciler, katiller hak ettikleri cezayı alana kadar kız kardeşlerimizle el ele, omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz. Bu erkek düzenin, bu erkek iktidarın karşısında yalnız değiliz, çaresiz değiliz. Birbirimiz ve geleceğimiz için örgütlenmeli, 25 kasımda yan yana gelmeliyiz. Mücadeleyi yaratmış ve güçlendirmiş olan kadınlardan, birbirimizden aldığımız cesaret ve haklılıkla 25 kasımda erkek şiddetine karşı en gür sesimizle pankartımızla yan yana gelelim” diye ekledi.
PİRHA-Türkiye’de artan kadın cinayetlerini protesto eden Adıyaman Kadın Platformu, “Kadın cinayetlerini önleyecek tedbirler almayan, adil yargılamayan, cezasızlık politikalarıyla cinayetlere yol veren iktidar güdümlü yargı ve her seferinde suçu mağdura yıkan siyasal iktidar sahipleri ve iktidarın taliplileri siz nasıl uyuyorsunuz?” diyerek tepki gösterdi.
4 Ekim’de İstanbul’da Semih Çelik’in katlettiği 19 yaşındaki İkbal Uzuner ve 19 yaşındaki Ayşenur Halil’in ardından artan kadın cinayetlerini protesto etmek amacıyla Adıyaman Demokrasi Park’ında Kadın Platformu basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasının yapıldığı alanda “Kadın cinayetleri politiktir’, ‘Vahşette Sınır Tanımayanlara Karşı Direnişte Sınır Tanımayacağız’, ‘Kadın şiddete hayır’, ‘Her yerde kadın cinayeti’ pankartları açıldı. Açıklamayı okuyan Adıyaman Kadın Platformu Sözcüsü Figen Şen, iktidara ülkede artış gösteren kadın cinayetlerini ve failleri koruyan politikaları eleştirdi.
Figen Şen, kadın cinayetlerindeki artışı failleri aklayan politikaları eleştirerek, “Kadınları hedefe koyan ataerkil kapitalist sisteminiz, kadınlara dar etmeye çalıştığı sokakları, vahşetle mi teslim almaya çalışıyor” dedi. Şen, “Cinayate mahali ülkede güvende değiliz” ifadesinde bulundu.
“ATAERKİL SİSTEM KADINLARI VAHŞETLE Mİ TESLİM ALMAYA ÇALIŞIYOR?”
Figen Şen, kadın cinayetlerindeki artışı failleri aklayan politikaları eleştirerek, “Kadınları hedefe koyan ataerkil kapitalist sisteminiz, kadınlara dar etmeye çalıştığı sokakları, vahşetle mi teslim almaya çalışıyor” dedi. Şen, yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Artık açık açık soralım: Bir annenin önüne çocuğunun cesedinin parçalarını atmak kimsede infial, öfke yaratmıyor mu, kanınız donmuyor mu? Kadın cinayetlerini önleyecek tedbirler almayan, adil yargılamayan, cezasızlık politikalarıyla cinayetlere yol veren iktidar güdümlü yargı ve her seferinde suçu mağdura yıkan siyasal iktidar sahipleri ve iktidarın taliplileri siz nasıl uyuyorsunuz? Kadınları hedefe koyan ataerkil kapitalist sisteminiz, kadınlara dar etmeye çalıştığı sokakları, vahşetle mi teslim almaya çalışıyor.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VURGUSU
Bir kez daha, katilleri, tecavüzcüleri, tacizcileri koruyan, aklayan ve cezasızlık politikalarıyla ödüllendiren AKP-MHP iktidarına karşı yine sokaktayız ve hesap soruyoruz. Uygulanmayan yasalarla, cezalarla cesaret bulan failler, yaşamlarımıza göz dikmeye devam ederken binlerce suçluyu çıkardığı uyduruk aflarla sokağa salan iktidar ve işbirlikçilerine karşı yaşamlarımızı savunmaya devam ediyoruz. Haklarımızı geri almak için her gün, her an direnmeye ve mücadele etmeye devam ederken; dinci, gerici ve şeriatçı çetelerle sarmaladığınız her alanı geri alacağımızı ülkenin her yerinde haykırıyoruz. Tarikatlarla seçim pazarlığı yaptığınız İstanbul Sözleşmesini kaldıranlarla, mevcut yasaları uygulamayanlarla hesaplaşacağız. Çünkü biz biliyoruz ki İstanbul sözleşmesi etkin bir şekilde uygulansaydı, katledilen yüzlerce kadın bugün aramızda olacaktı. Ülke kadın ve çocuk mezarlığına dönmeyecekti.
“KAYBEDİLEN KADIN VE ÇOCUKLAR İÇİN SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Narin Güran için verilen araştırma önergesini, uyuşturucuyla mücadele edilsin önergesini mecliste kimler reddetti? AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Bu ülkede erkek devlet eliyle, iktidar eliyle hırsızlar, uyuşturucu baronları, çeteler, mafyalar hüküm sürüyor. Kahrolması gereken çürümüş düzenleri katledilen kadınların, kaybedilen çocukların bedenleri üzerinden yükseliyor. Bizler, katledilen kadınların adını bir an bile dilimizden düşürmeden bu öfke ve isyanla karşınızda durmaya devam edeceğiz. Cinayet mahali haline gelmiş bu ülkede yaşamlarımız, özgürlüklerimiz, haklarımız için yakanızda olmaya devam edeceğiz. Uygulamadığınız yasalar yüzünden, istismarı aklayan, katilleri öven düzeniniz yüzünden, kana bulanmış ellerinizle tutunduğunuz koltuklarınız yüzünden hayatta olmayan her bir kadın, her bir çocuk için ses olmaya devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi, 6284 sayılı yasanın etkin bir şekilde uygulanması ve kadın cinayetlerinin son bulması için mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz. Şiddete, karanlığa, hukuksuzluğa geçit yok, kadınlar var. Laiklik için, eşitlik için, özgürlük için, adalet için her yerdeyiz.”
PİRHA-Malatya Demokratik Kadın Platformu , her geçen gün yoğunlaşana kadın cinayetlerini protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenledi. İki gün önce İstanbul’da katledilen Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner’in ardından tepkiler artarken Malatya’da bir araya gelen Demokratik Kadın Platformu, mücadeleyi büyüteceklerini belirtti.
Malatya Demokratik Kadın Platformu, kadın cinayetlerini protesto etmek amacıyla Emeksiz Kavşağı’nda bir araya gelerek tepki gösterdi. Platform adına Elif Bali açıklamayı okudu. Kadınlar sık sık, ‘Jin Jiyan Azadi!’, ‘Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz!’, ‘Susma sustukça sıra sana gelecek!’ sloganları attı.
“UYGULANMAYAN YASALAR YAŞAMLARIMIZA GÖZ DİKMEYE DEVAM EDİYOR”
Açıklamayı okuyan Bali, artan cinayetlere dikkat çekerek, devletin yürüttüğü politikalar yüzünden cinayetlerinin önünün açıldığını söyledi. Bali, şöyle konuştu:
“Kadın cinayetlerini önleyecek tedbirler almayan, adil yargılamayan, cezasızlık politikalarıyla cinayetlere yol veren iktidar güdümlü yargı ve her seferinde suçu mağdura yıkan siyasal iktidar sahipleri ve iktidarın taliplileri siz nasıl uyuyorsunuz. Uygulanmayan yasalarla, cezalarla cesaret bulan failler, yaşamlarımıza göz dikmeye devam ederken; dinci, gerici ve şeriatçı çetelerle sarmaladığınız her alanı geri alacağımızı ülkenin her yerinde haykırıyoruz.”
Narin Güran için meclise araştırma önergesinin reddedildiğini hatırlatan Bali, “Tarikatlarla seçim pazarlığı yaptığınız İstanbul Sözleşmesini kaldıranla, mevcut yasaları uygulamayanlarla hesaplaşacağız. Çünkü biz biliyoruz ki İstanbul Sözleşmesi etkin bir şekilde ülke kadın ve çocuk mezarlığına dönmeyecekti. Narin Güran için verilen araştırma önergesini, uyuşturucuyla mücadele edilsin önergesini mecliste kimler reddetti. Bu ülkede erkek devlet eliyle, iktidar eliyle, hırsızlar, uyuşturucu baronları, çeteler, mafyalar hüküm sürüyor. Kahrolması gereken çürümüş düzenleri katledilen kadınların, kaybedilen çocukların bedenleri üzerinden yükseliyor” diye konuştu.
“HER BİR ÇOCUK İÇİN SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bali son olarak şunları vurguladı:
“Bizler, katledilen kadınların adını bir an bile dilimizden düşürmeden bu öfke ve isyanla karşınızda durmaya devam edeceğiz. Cinayet mahalli haline gelmiş bu ülkede yaşamlarımız, özgürlüklerimiz, haklarımız için yakanızda olmaya devam edeceğiz. Uygulamadığınız yasalar yüzünden istismarı aklayan, katilleri öven düzeniniz yüzünden, kana bulanmış ellerinizle tutunduğunuz koltuklarınız yüzünden hayatta olmayan her bir kadın, her bir çocuk için ses olmaya devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi, 6284 sayılı yasanın etkin bir şekilde uygulanması ve kadın cinayetlerinin son bulması için mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz. Laiklik için, eşitlik için, adalet için, özgürlük için her yerdeyiz.”
PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, her gün artan kadın katliamına ilişkin Meclis Başkanlığı’na açık mektup yazdı. Mektupta, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanabilmesi için Meclis’te grubu bulunan tüm partilere bir çağrı yapılması talep edildi.
Kadına yönelik şiddet katliama dönüşüyor. Her gün 3 kadının katledildiği Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan kadınları, çocukları koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı kararnamesine imza atarak ayrıldı.
İHD Genel Merkezi, artan kadın katliamına dair Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na açık mektup yazdı. Mektupta “Kadına yönelik şiddetin böylesine arttığı bugünlerde Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanmasının tartışılması ve ardından da imzaya açılması konusunda Meclis’te bulunan siyasi partilere bir çağrı yapmanızı talep ediyoruz. Bu talebimizi yerine getireceğinizi ummak istiyoruz” denildi.
Mektupta şu ifadelere yer verildi:
“Sizlerin de bildiği gibi Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi, kadınların şiddete karşı verdiği örgütlü mücadele sonrasında, 24 Kasım 2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir. İstanbul Sözleşmesi, kadınların şiddete karşı korunması, toplumsal cinsiyetçi değer yargılarının eleştiriye açılması açısından bugüne kadar yazılmış en önemli sözleşmeydi. Bu sözleşmeyi yazan da kadınların örgütlü olarak verdikleri mücadeleydi. Her ne kadar coğrafyamızda İstanbul Sözleşmesi imzalandıktan sonra da yeterince uygulanmamış olsa bile, en azından hukuki ve sosyal olarak kadınlar ve kadın mücadelesi açısından büyük bir güç kaynağıydı. Ancak İstanbul Sözleşmesi maalesef ki 20 Mart 2021 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı’nın imzası ile yürürlükten kaldırıldı.
İstanbul Sözleşmesi’nin birdenbire yürürlükten kaldırılması, toplumsal algıda çok sorunlu bir yer oluşturdu. Özellikle hem devlet dilinin hem de topluma yayılan anlayışın kadınlara karşı giderek ayrımcılaşması ve giderek sertleşmesi kadına yönelik şiddetin artmasına neden oldu. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasından bu yana sizlerin de bildiği gibi kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde büyük bir artış gözlendi. Son olarak; geçtiğimiz gün İstanbul’da bir kadının sokak ortasında cinsel saldırıya maruz kalması ve ne yazık ki 2 kadının da bir erkek tarafından vahşice katledilmesi kadınlar açısından büyük bin infiale neden oldu. Kendimizi korumasız hissetmekteyiz. Kadınlar olarak İstanbul Sözleşmesi’nin ruhuna ve uygulamasına ne kadar ihtiyacımızın olduğunu daha net anladığımız bu günlerde size bu çağrıyı yapmayı gerekli gördük.
Sayın Meclis Başkanı; Maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin altında imzası olan CEDAV (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) de imzalanmış da olsa, bu sözleşmenin de ruhu ve uygulamasına tanık olamıyoruz. Kadınlara karşı ayrımcılık, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri her yerde yaşanmakta. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanmasının bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyiz.
Sonuç olarak; insan hakları savunucusu kadınlar olarak Meclis Başkanı kimliğinizle size büyük bir görev düştüğünü düşünüyoruz. Kadına yönelik şiddetin böylesine arttığı bugünlerde Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanmasının tartışılması ve ardından da imzaya açılması konusunda Meclis’te bulunan siyasi partilere bir çağrı yapmanızı talep ediyoruz. Bu talebimizi yerine getireceğinizi ummak istiyoruz.”
PİRHA- Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, ülkede bir günde 7 kadının erkekler tarafından katledilmesinde iktidarın kadın düşmanı politikalarının ve cezasızlığın rolü olduğunu söyledi. Göksoy, 9. Yargı Paketi’nin bu politikalardan biri olduğuna dikkat çekerek, “9. Yargı Paketi kadın kazanımlarını geriye düşürecek ve kadına yönelik şiddeti artıracak bir düzenleme” dedi.
Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çıkmasının ardından kadın cinayetlerinde büyük bir artış yaşanıyor. Kadın aktivistler, hukukçular ve bu alanda çalışma yapan sivil toplum örgütleri, kadın cinayetlerinde yaşanan artışa cezasızlık politikalarını sebep olarak gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde bir günde 7 kadın, son 5 günde ise 16 kadın erkekler tarafından katledildi.
Bu cinayetlere karşı ülkenin dört bir yanında kadınlar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İl Müdürlükleri önünde çeşitli protestolar yaparak, kadın cinayetlerinde iktidarın sorumluluğu olduğuna dikkatleri çektiler.
Mersin’de de son 6 ayda 7 kadının öldürülmesi üzerine kadınlar sokağa çıktı.
Eylemde erkekler tarafından katledilen kadınların fotoğrafları taşındı. Bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde Mersin’de katledilen Seher Aktekin’di. Seher, defalarca şiddet gördüğü ve hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı eşi tarafından katledildi. Bekir Aktekin’in, tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye olduğu gün eşini öldürmesi bir kez daha caydırıcı cezaların olmamasının ne kadar yakıcı sonuçlara sebep olduğunu göstermiş oldu.
Seher Aktekin ve diğer kadınlar için sokağa çıkıp adalet talebinde bulunan Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy ile kadın cinayetlerinin sebeplerini, 9. Yargı Paketi’nin kadınlar açısından hangi riskleri taşıdığını ve iktidarın kadınların yararına nasıl politikalar yürütmesi gerektiğini konuştuk.
“KADIN CİNAYETLERİ CİNS KIRIMINA DÖNÜŞTÜ”
Bir gün arayla Mersin ve Adana’da 3 kadının evli oldukları erkekler tarafından katledildiğini hatırlatarak sözlerine başlayan Göksoy, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi konuşulduğunda bu süreçlerin yaşanacağını ön gördüklerini söyledi. Kadın cinayetlerinin bir cins kırımına dönüştüğünü belirten Göksoy, “Son bir yıl içerisinde kadın cinayetlerinin, şiddetin çok fazla arttığını görüyoruz. Yargı sisteminin doğrudan işletilmediğini, hukuk sisteminin erkek aklıyla yönetildiğini ve AKP-MHP blokunun oluşturduğu sistemle işletilmenin sonucu olarak bir cins kırımla karşı karşıyayız” dedi.
“9. YARGI PAKETİ TEHLİKE ARZ EDİYOR”
Ceza İnfaz sisteminde birtakım düzenlemeleri içeren 9. Yargı Paketi, tartışmalı birçok maddeyi içeriyor. Kadınların evlendikten sonra kendi soyadlarını kullanmaları hakkının geri alınmasından kadınları şiddete karşı koruyan 6284 sayılı kanunda birtakım değişikliklere gidilmesi kadınlar tarafından tepkiyle karşılandı. 9. Yargı Paketi’ni kadın kazanımlarına yapılmış yeni bir saldırı olarak nitelendiren Çiğdem Göksoy, riskleri şöyle anlattı:
“Bizler için önem teşkil eden bir yasa, çünkü İstanbul Sözleşmesi’nin feshinden sonra 6284 en çok dayanağımız olan madde. Ancak bu yeni yargı paketi kabul edilirse uzaklaştırma kararıyla zorlama 20 günlük hapsin kaldırılma riski var. Evli kadınların kendi soyadlarını kullanmalarını geriye çekmek var, bu geri çekildiğinde ‘ailenin reisi’ kavramı ortaya çıkıyor. Etkin ajanlık kavramı da bizim gibi kadın mücadelesi veren STK’lar için tehlike arz eden bir madde. Bu maddeler kadınları, basını hedefe oturtan, kazanılmış haklarımızı elimizden alarak erkek ailesi oluşturulmaya çalışılıyor. Çalışma alanlarımızı daraltan bir madde ile karşı karşıyayız. Uzaklaştırma kararı aldıramayacağız eskisi gibi. Bu da kadınlara yönelik şiddeti, kadın cinayetlerini arttıracak hamleler. Aynı zamanda çocuk taciz ve tecavüzlerinin de önünü açıyor çünkü erken yaşta evliliklerin önünü açan bir madde de var.”
İKTİDARA ÇAĞRI: YASALAR ETKİN UYGULANSIN
Göksoy, kadınların kazanılmış haklarını ortadan kaldırmanın sonucu olarak artan kadına yönelik şiddet konusunun artık etkin bir şekilde çözüme kavuşturulması gerektiğinin altını çizdi. Bunun için de iktidarın kadın düşmanı söylem ve politikaları terk etmesi gerektiğini vurgulayan Göksoy, “İktidar, mevcut yasalara dokunmadan, kadınları aileye hapsetmek yerine onları güçlendirecek politikalar üretmeli. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmeli, 6284 etkin uygulanmalı. Yerel yönetimlerde kadın danışma merkezlerinin ve kadın sığınaklarının daha güçlü hale getirilmeli. Devletin artık kadınlar üzerinde yapmış olduğu olumsuz politikalara son vermesi gerekiyor” diye konuştu.
Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, son olarak yetkilileri kadını, erkeği, LGBTİ+’ları kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde onurlu bir yaşamı sürdürebilecekleri politikalar ortaya koymaya çağırdı.
PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, bir günde, 24 saatte erkekler tarafından işlenen kadın cinayetlerini gündeme taşıdı. Koca, “ 8 kadın cinayeti tesadüfi ya da münferit değildir. Bu cinayetler politiktir, ve iktidarın yürütmüş olduğu kadın düşmanı politikaların eseridir” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi‘nin (DEM Parti) “Kadına karşı şiddet ve cinayetlerin araştırılmasına” ilişkin verdiği grup önerisi tartışıldı. Burada konuşan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne bir hafta kala Türkiye’de son 24 saatte 8 kadının erkekler tarafından katledildiğine dikkat çekti.
“KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”
24 saat içerisinde işlenen 8 kadın cinayetinin tesadüfi ya da münferit olmadığına vurgu yapan Koca, kadın cinayetlerinin iktidarın kadın düşmanı politikalarının eseri olduğunu söyledi.
Koca şunları söyledi:
“8 Mart’a bir hafta kala, Türkiye’de son yirmi dört saatte 8 kadın erkekler tarafından katledildi ve şu anda 1 kadın kardeşimiz yoğun bakımda, ağır yaralı şekilde yaşam mücadelesi veriyor. 8 kadın en yakınları tarafından eşleri veya boşandıkları eski eşleri tarafından katledildiler. Bu cinayetlerde bizzat burada bu iktidar koltuklarında oturan milletvekillerinin sorumluluğu vardır. Feshedilen İstanbul Sözleşmesi, uygulanmayan yasalar, erkek şiddetini, kadın düşmanlığını körükleyen politikalar, iyi hâl indirimleriyle birlikte ilerleyen cezasızlık politikaları, kadınların kazanılmış haklarına karşı yürütülen saldırılar ne yazık ki kadınları göz göre göre hayattan koparmaya, aramızdan almaya devam ediyor.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VURGUSU
Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından ülkemizde taciz, tecavüz, erkek şiddeti oranlarında çok ciddi bir artış söz konusu ve kadın cinayetleri verilere baktığımız zaman bile bugün bir kadın kırımı niteliği taşır vaziyette ne yazık ki. Siyasi iktidar tarafından nafakanın, 6284’ün, medeni haklarımızın “kutsal aile, makbul kadın” çerçevesinin etrafında tartışmaya açıldığı her dakika, her an biz kadınlar ölmeye, öldürülmeye devam ediyoruz.
Normal şartlarda bir ülkede 24 saatte 8 kadın cinayeti işlenmiş olsaydı o ülkede kırmızı alarm verilirdi, acil eylem planları devreye sokulurdu, acil önlem planları devreye sokulurdu. O yüzden burada bir karar vermek zorundasınız. Ya bu önergeye evet oyu verirsiniz, kadın cinayetlerini önlemek için sorumluluk alırsınız ya da bu cinayetlerin faili olmaya devam edersiniz, ötesi yoktur, ötesi bizim açımızdan, tüm kadınlar açısından lafügüzaftır. Parlamentoyu bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum.”
PİRHA- Anayasa Mahkemesi, Mersin’de İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı yapılan eylemlerde kadınlara kesilen ve tahsil edilen para cezalarının iade edilmesine karar verdi. Bunu bir kazanım olarak yorumlayan Mersin Kadın Platformu üyesi Avukat Ezgi Özkan, “Böyle bir kararın verilmesi bizlere umut ışığı oldu” dedi.
2020-2021 yılları arasında İstanbul Sözleşmesi’ne dönük saldırılara ve kadın cinayetlerine karşı sokağa çıkarak tepki gösteren Mersin Kadın Platformu, kent genelinde birçok kez eylem gerçekleştirdiği için 200 bin TL’yi aşan para cezaları almıştı. Hem Kabahatler Kanunu’ndan hem de pandemi sürecinde olunduğu için Umumi Hıfzıssıhha Kanunu çerçevesinde sistematik bir şekilde kesilen para cezaları için platform üyesi avukatlar, cezaların iptaline yönelik başvuruda bulunmuştu.
Anayasa Mahkemesi (AYM) 2022 yılında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde emsal bir karara imza atarak cezaları iptal etti. 2023 yılının nisan ayında ise hukuki süreç devam ettiği sırada para cezasını ödemiş kişilere para iadesi yapılması yönünde karar aldı.
PARASIYLA EYLEM YAPAN KADINLAR
Hukuki süreç devam ettiği sırada Mersin Kadın Platformu eylemlerini sürdürdü bir yandan. Yaptıkları her eylem sonrası para cezası alan kadınlar, bunu ekonomik şiddet olarak tanımlayıp cezaları ifşa etmekten geri durmadı. İlk kez kesilen para cezalarının ertesi gününde sokağa çıkan platform üyeleri, “Paramızla eylem yapıyoruz” yazılı dövizi taşıyarak cezaları protesto etti.
Yeni cezalar gelirken kadınlar İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak için 10 hafta sürecek Çarşamba Nöbetlerini başlattı. Bu nöbet eylemlerde 200 bin TL’yi aşan para cezası karar tutanaklarından sergi yapılarak, “Paramızla eylem yapıp rekora doğru koşuyoruz” ironisiyle tepkilerini dile getirdiler.
YASA DEĞİŞİKLİĞİ, KADINLARIN LEHİNE BİR KARAR DOĞURDU
Hukuki süreç, Mersin Kadın Platformu içerisinde bulunan bir grup bağımsız feminist avukatlar tarafından yürütüldü. O avukatlardan biri olan ve başından bu yana süreci takip eden Avukat Ezgi Özkan, pandemi sürecinde kesilen para cezalarının tahsil edilmesine ilişkin yasa değişikliği yapılması sebebiyle kazanım elde ettiklerini belirtti.
Özkan, “Salgın döneminde kesilen para cezalarının tahsil edilmeyeceği yönünde bir geçici madde eklenmişti kanuna. Bu kanun çerçevesinde ödenen para cezalarının iade edilmeyeceğine yönelik bir hüküm var. AYM tarafından 2023 yılının Nisan ayında bu hüküm iptal edildi. Para cezasını ödemiş kadınlar, bu yasa değişikliği sebebiyle ilgili kamu birimlerine 31 Aralık 2024 tarihine kadar başvurmaları halinde para iadesi alabilecek” diye konuştu.
“UMUT VERİCİ BİR GELİŞME”
Ezgi Özkan, “Böyle bir yasa değişikliğinin Meclis tarafından ciddiye alınarak yeni bir yasa maddesiyle Anayasa’ya aykırılığı ortadan kaldıracak hükümler getirmesi noktasında bize bir umut ışığı oldu aslında” dedi.
Mersin’de hakları için direnen kadınlara üst üste kesilen para cezalarının Türkiye’de bir ilk olduğuna dikkat çeken Özkan, bunu ekonomik şiddet olarak tanımlayıp sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kolluk kuvvetlerinin, Valiliğin yıldırma caydırma olarak düşündüğü ekonomik şiddetinin direnişi kırmadığını görüyoruz. Bu cezalar kadınların ve LGBTİ+’ların geri çekilmesine sebep olmadı. Bu süreç dayanışmayı da büyüttü bir yandan. Yapılan itirazların ekonomik kısmının karşılanması için birçok kadın kurumu ve aktivistler ortak bir havuz oluşturdu ve ciddi anlamda katkı sundular. Bu para cezaları eylemcileri geriye düşürmek yerine birkaç adım ileriye taşıdığını görmüş olduk.”
PİRHA- Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ konulu panel düzenledi. Panelin konuşmacılarından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin “İstanbul Sözleşmesi, bizim coğrafyamızdan çıkan bir mücadelenin sonucu ortaya çıktı” dedi.
Kadınlar ve LGBT+lar, İstanbul Sözleşmesi’ni ve sözleşmeden bir gecede çıkılmasının beraberinde gelen şiddeti ve sorunları konuşmak için Karşı Sanat’ta bir araya geldi. İnsan Hakları Derneği(İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Gazeteci Evrim Kepenek, Feminist Feride Eralp ve Diyarbakır Barosu’ndan avukat Aslı Pasinli’nin konuşmacı olduğu panelin moderatörlüğünü avukat Jiyan Tosun yaptı.
“KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”
İlk konuşmayı yapan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin sıkça devlet şiddetine çekerek, “Şöyle bir belirleme vardı sözleşmede; hiçbir örf, hiçbir adet, hiçbir ahlak anlayışı kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz, devletlere bunu yüklüyordu. Sen toplumsal cinsiyetçi ahlak anlayışını değiştireceksin. Bunu ilk başta evet imzaladılar. 2011’de yürürlüğe girdi ama çok tartışılmadı. İşte kadına yönelik şiddet politiktir, o politik ortamın daha da gerileşmesi, daha sağcılaşması, ırkçı milliyetçiliğin yükselmesi, LGBT+lara yönelik nefretin örgütlenmesi sonucunda sözleşmeden imza çekildi. Aslında bu bizim politik olarak yaşadığımız bir süreci de gösteriyor” dedi.
“O SÖZLEŞMEYİ GERİ ALACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Keskin, kadın kurtuluş mücadelesinin biat etmez mücadelelerden olduğunu vurgulayarak, “Devletin dili de son derece sertleşmişti. Mesela 90’larda, 12 Eylül öncesinde devlet reddeder, yapmadık derdi hepimiz bilirdik yaptığını. Son 10 yıllık süreçte yaptık diyorlar, yaparız biz diyorlar. O nedenle zaten şiddet bu kadar gelişti. Devletin kullandığı dil topluma yayılıyor ve en çok kadını vuruyor. Bu kendi yarattıkları sistemin devamı için aileyi kutsuyorlar. Çünkü aileden başka hiçbir dayanakları yok. İstedikleri o resmi ideolojiyi Türk İslam sentezci ideolojiyi aile içinde örgütlüyorlar. Aileye bu yüzden ihtiyaçları var. Bu yüzden kadını aileye eve kapatmak istiyorlar. Ama ben kadın hakları mücadelesinin, kadın kurtuluş mücadelesinin bu coğrafyadaki gerçekten en biat etmez mücadelelerden biri olduğunu düşünüyorum. Kürt hareketi, kadın hareketi, LGBTI+ hareketi bu 3 hareket devletin bam teline basıyor. O nedenle de ben İstanbul Sözleşmesi tartışmalarının hiçbir zaman bitmeyeceğine ve bu sürecin devam edeceğine inanıyorum. O sözleşmeyi geri alacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
“KADINLARIN HAYATLARI SAYILARA İNDİRGENEMEZ”
Eren Keskin’in ardından konuşan Gazeteci Evrim Kepenek, sözleşmenin feshi ve sonrasında medyanın etkisini vurgulayarak, “İstanbul Sözleşmesi’den çekildikten sonra Türkiye’de şiddet nasıl arttı, arttı mı? En fazla sorulan soru bu. Bizim devlet yetkililerine sorduğumuz soru da bu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, sahaya vakalara erkeklere nasıl yansıdı diye sayı olarak baktığımız zaman, biz İstanbul Sözleşmesi’nden 21 mart 2020 birde çekilmişiz. Nisan’dan başlayarak 2021, 2022 ve 2023’ün Aralık ayına baktığımız aman cinayet sayının 863 olduğunu görüyoruz. Toplamda yaralı kadın sayısınınsa 2.108 olduğunu görüyoruz. Önce şunu söylemek gerekiyor, tabii ki bu sadece basına yansıyan veriler. Elbette bu sayının çok çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Yine bu meseleye bakarken şunu da hatırlatmak gerekiyor, kadınların hayatları sayılara indirgenemez” diye konuştu.
“GÜÇLÜ BİR KADIN HAREKETİ VAR”
Ülkede güçlü bir kadın hareketinin olduğunu sözlerine ekleyen Kepenek, Bu sayının çok olması ya da az olması aslında bize bir şey söylemiyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekildik diye erkek şiddeti arttı şeklinde bir somut bir veri ortaya koyamam. Bunun ne kadar etkilediğini bence biz önümüzdeki yıllarda çok daha fazla göreceğiz. Yani İstanbul Sözleşmesi tartışması bizlerin gündeminden düşerse eğer belki o zaman göreceğiz. Şu anda bunun değerlendirmesinin tespitini yapmak için çok erken. Ama şunu biliyoruz ki ben o dönem İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği zaman avukat arkadaşlarımızı arayıp sorduğumda herkes çok öfkeliydi. Sahalar doldu, alanlara inildi, insanlar sürekli tepkilerini dile getirdi. Avukatların şöyle uyarısı oldu, iyi ki olmuş. Avukat arkadaşlar “Lütfen haberlerinde şu vurguyu yap, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi diye kadınlar korumasız değil” dedi. Yine de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, yine de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi var. Aksine evet İstanbul Sözleşmesi yok ama bu ülkede çok güçlü bir kadın hareketi var. Feminist avukatlar var, kadın avukatlar var. Siz şiddet uyguladığınızda ceza alacaksınız” ifadelerini kullandı.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN BUGÜN ARKASINDA DURMUYORSANIZ, YARIN 6284’Ü KAYBEDERSİNİZ”
Feminist Feride Eralp konuşmasında “Çoğunlukla uygulayıcıların yapması gerekeni yapmadığı için kadınların öldürüldüğü, yani süren bir şiddet sonucunda gerekli müdahaleler yapılmadığı için kadınların öldürüldüğü çocukların istismar edildiği bir ortamda bir de böylesi bir işte sırt sıvazlama gerçekleşmiş oluyor” diyerek karakolların, savcılardan, hakimlerin görevini yapmadığını İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yol açtığı sorunlara değindi. Eralp, şöyle devam etti: “Yasayla uygulama arasındaki açığının iyice büyüdüğünü gördük ve bunun sonucunda 6284, Medeni Kanunu yani tüm yasal haklar bir nevi tartışmaya açılmış oldu. Yani İstanbul sözleşmesinden çekilirken işte AKP’li kadınların çok söylediği bir şey vardı, “Merak etmeyin önemli değil 6284 var” diyorlardı. O zaman biz de bağıra bağıra anlatmaya çalışıyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin bugün arkasında durmuyorsanız, yarın 6284’ü kaybedersiniz. Onlar zannettiler ki böyle bir şey olmayacak ama İstanbul Sözleşmesi’nin hemen ardından 6284’ün bu özellikle uzaklaştırma kararlarında delil olması olmaması meselesi üzerinden nasıl tartışmaya açıldığını gördük. Halihazırda zaten etkili, uygulanmayan uzaklaştırma kararlarının bir de delil gerektirilmesi gibi bir yavaşlatılmayla kadınlar açısından nasıl iyice uygulanmaz, iyice şiddete açık hale getirir şey olacağını öngörmek zor değil” diye belirtti.
Paneldeki son konuşmayı Diyarbakır Barosu’ndan Avukat Aslı Pasinli yaptı. Pasinli, “8 Mart, 25 Kasım gibi etkinliklere Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de katılan arkadaşlarımıza 2911 yani gösteri kanunu muhalefetten soruşturmalar açılırken aynı eylemleri Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Van’da katılmak bizler açısından silahlı terör örgütüne üyelikten soruşturmaya yol açıyor. Bu da tam olarak anlatmaya çalıştığım çoklu temel ayrımcılık meselesinde belirleyici bir husus çünkü yargı tacizin aslında yeni bir çeşidi ortaya konmuş oluyor” dedi.
Panel, konukların sorduğu soruların cevaplanması ile son buldu.
PİRHA- Danıştay’da görülen İstanbul Sözleşmesi duruşmasının ardından kadınlar, Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamalarda, İstanbul Sözleşmesi’nden hukuka aykırı bir şekilde çıkıldığı hatırlatılarak, “Tarafsızlığı tartışılır hale gelen mahkeme üyelerinin bu davadan çekilmesini bekliyoruz” denildi.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle Danıştay 10. Dairesi’ndeki davanın duruşması görüldü.
Kadınlar, Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Sözleşmesi’nin iptali yönündeki kararının durdurulması için Danıştay’a başvurmuştu.
Bugün Kadının İnsan Hakları Vakfı, Mor Çatı, Mardin Barosu, Muş Barosu, Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği’nin de aralarında olduğu en az 24 kurumun başvurusu sonucu dava açılmıştı.
Mütalaasını açıklayan Danıştay Savcısı, fesih kararının iptali yönünde karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı ise davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi.
Duruşmanın ardından kadın örgütleri temsilcileri açıklama yaptılar.
Eşik Gönüllüsü Av. Özlem Günel Tekşen, “Mart 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz, siyasi bir kararla çıkıldı” hatırlatmasında bulundu.
Tekşen, şunları ekledi:
“Açılan 220’den fazla davadan, duruşması yapılan 70 kadar’ı reddedildi. Kararın bağımsız ve tarafsız koşullarda verilmesi engellendi. Hala karar verilmeyen davalar mevcut. Bugün bu davaların duruşmaları için bir kez daha Danıştay’dayız. 20 Mart 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan, İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz çıkış kararının ardından; kadınlar, kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler tarafından Danıştay’da 220’den fazla iptal davası açıldı. Danıştay makul süreyi aşan bir yargılama yaptı ve halen süren davaları dikkate almadan, duruşmalar tamamlanmadan kararını açıkladı. Duruşması yapılmayan, çoğu kadın örgütleri tarafından açılmış olan davaların duruşması bugün yapılıyor. Duruşma gününün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü takiben belirlenmiş olması tesadüf olmasa gerek. Bir kez daha dile getiriyoruz; İstanbul Sözleşmesi, Anayasa’nın 90. maddesi ve 6251 sayılı Yasa gereğince yasa hükmündedir ve hala yürürlüktedir.”
“MAHKEME ÜYELERİNİN BU DAVADAN ÇEKİLMESİNİ BEKLİYORUZ”
EŞİK Gönüllüsü Nezahat Demiray ise “Bugün ve bundan sonra İstanbul Sözleşmesi’ne, Anayasal hukuk düzenine ve insan hakları hukukuna sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yukarıda sayılan ve buraya sığmayan nedenlerle tarafsızlığı tartışılır hale gelen, bu durumu hukuka uygun olmayan yorumlarıyla kararlara da geçiren mahkeme üyelerinin bu davadan çekilmesini bekliyoruz, artık bu davaya bakmamaları gerekir. Hayatlarımız, haklarımız ve hayallerimiz üzerinden siyaset yapılmasına izin vermeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
“YARGI, ANAYASAYI TANIMIYOR”
Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği’nden Avukat Nagihan Bulut, Yargının Anayasayı tanımadığını belirterek, “Bugün burada daha önce çok sayıda dosyada karar vermiş bir heyetin huzurundaydık. İstanbul Sözleşmesi’nin anayasal hiçbir dayanağı olmayan Cumhurbaşkanı kararnameleri ile ortadan kaldırılamayacağını açıkça ifade ettik” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Kadın örgütlerinin, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin Danıştay’a açtıkları davanın duruşması görüldü. Danıştay savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, kararın iptali yönünde karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı ise davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi.
AKP hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile çekilmesinin ardından çok sayıda siyasi parti, dernek ve sendika karara itiraz ederek Danıştay’a başvurdu. Danıştay, bu itirazlara dair tüm davalarda yürütmenin durdurulması istemlerini reddetti. Danıştay, kararın iptali istemiyle açılan en az dört davada ise kararı hukuka uygun buldu.
Antalya Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin dava açılmıştı.
Bugün görülen duruşmada İstanbul dışındaki şehirlerden gelen çok sayıda avukat hazır bulunurken, kadınların da duruşmaya katılımı yoğun oldu.
Av. Ece Güner, 2 buçuk yıldır dilekçeler sunduklarını belirterek, “Cumhurbaşkanı kararı ile yarın uyandığımızda tüm sözleşmelerden çıkabiliriz. Anayasamızda bu tür bir öngörülemezlik kabul edilemez. İstanbul Sözleşmesi, Anayasamızın 15. ve 17. maddesi ile ilişkilidir. Kararnamenin kapsamını anayasamıza göre yorumlamalıyız. Temel haklara dayanan sözleşmeler, kanunlarımızdan da güçlüdür anayasamıza göre. Şiddet gören kadınlarımız için buradayız. Her gün kadınlarımızın hakları yok edilecek. Buna dur demeliyiz. Hukuk devleti için buna bugün dur demezsek, hukuk devletinden tamamen uzaklaşacağız” dedi.
“HEPİNİZE TARİHİ BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR”
Adıyaman Barosu adına konuşan Av. Gülsen Taner ise, “İstanbul Sözleşmesi’nin insan hakları bağlamında bize kazandırdığı şeyler çok açıktır.
İstanbul Sözleşmesi’nin bir hak ihlali yaratacağının düşünülmesi bize göre kabul edilemez. Hukuken bu kararın iptal edilmesi gerekir. Heyetinize tarihi bir sorumluluk düştüğüne inanıyorum” diye konuştu.
Şanlıurfa Barosu‘ndan Av. Şirin Cemile Kızılkaya da, “İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ile yaşadığımız bir çok boşluk söz konusu. Cumhurbaşkanlığı kararı, yankı odasında ve sadece kendi propagandası için sözleşmenin kaldırılması büyük bir açıklık yaratıyor” diye ekledi.
Kadının İnsan Hakları Derneği’nden avukat Hülya Gülbahar, “Sözleşme iç hukuka dahil oldu, 6284 sayılı Kanun’da İstanbul Sözleşmesi’ne atıf var ve ona da saldırı var ama ondan dahi söz etmiyorsunuz. Biz burada bu sözleşmenin şiddeti önlemesi ve temel haklara ilişkin bir sözleşme olduğunu anlatmak zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.
Av. Ezel Buse Sönmezocak, “Şimdiye kadar dava dilekçemize dair değerlendirmelerde ortaya sunduğumuz argümanlar değerlendirmeye alınmamıştır. Çok açık bir hukuk problemi olduğunu düşünüyoruz. İstanbul Sözleşmesi bir ticari sözleşme değildir, bir insan hakları sözleşmesidir. LGBT-i yurttaşlar nefret söylemlerine maruz kalıyor, bunun nedeni İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıdır. Bir insan hakları sözleşmesinin bu şekilde kaldırılmasının dünyada örneği yok” dedi.
Savunmaların ardından Danıştay savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, kararın iptali yönünde karar verilmesini istedi.
Mütalaaya karşı söz alan avukatlar da savcılık görüşüne katıldıklarını belirterek kararın iptalini istedi.
Davalı avukatları ise savcılığın görüşüne katılmadıklarını ve davanın reddedilmesini istedi.
Mahkeme başkanı ise davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi.
PİRHA-Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin Danıştay’a açtıkları dava öncesinde Danıştay binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Türkiye bu kararla yalnızca uluslararası bir sözleşmeden çekilmekle kalmadı aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımıyla şiddete karşı mücadele etmekten tamamen uzaklaştı” denildi.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile çekilmesinin ardından çok sayıda siyasi parti, dernek ve sendika karara itiraz ederek Danıştay’a başvurdu. Danıştay, bu itirazlara dair tüm davalarda yürütmenin durdurulması istemlerini reddetti. Kararın iptali istemiyle açılan en az dört davada ise kararı hukuka uygun buldu.
Antalya Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin dava açmıştı.
Duruşma öncesinde kadın hakları savunucuları ve kadın örgütleri, Danıştay’ın önünde basın açıklaması yaptı.
Açıklamayı Mor Çatı gönüllüsü Elif Bilgiç okudu.
“TÜRKİYE KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE ETMEKTEN TAMAMEN UZAKLAŞTI”
Türkiye’nin 20 Mart 2021’de, ilk imzacısı ve tarafı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı ve tek adam kararıyla imza çektiğini belirten Bilgiç, “Kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadınlara yönelik erkek şiddetine karşı var olan en kapsamlı sözleşme olma özelliği taşıyor. Türkiye bu kararla yalnızca uluslararası bir sözleşmeden çekilmekle kalmadı aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımıyla şiddete karşı mücadele etmekten tamamen uzaklaştı. Sözleşmenin üstüne kurulduğu şiddeti önleme, kadınları şiddete karşı koruma, failleri cezalandırma ve kurumların şiddete karşı koordinasyon içinde çalışması ilkelerini reddetti.
Kadına yönelik erkek şiddeti ile yıllardır mücadele eden kadın örgütleri olarak elbette ki ilk günden bu yana sözleşmeden yanayız ve 6251 sayılı Kanun ve Anayasa’nın 90. maddesi gereğince sözleşmenin iç hukukun bir parçası haline geldiğini ve sözleşmeden çekilme kararının hukuksuz olduğunu vurguluyoruz. İstanbul Sözleşmesi, yıllardır kadına yönelik şiddet son bulsun diye çalışan, kadınların deneyimlerinden öğrenerek sistemi kadınlardan yana dönüştürmek için mücadele eden kadınların bilgisi ile yazılmış bir kılavuz metin. Bu nedenle bizler için bir uluslararası sözleşmesi olmanın çok ötesinde, şiddeti sonlandırmak için devletlerin yükümlülüklerini kadınların deneyimlerini esas alarak belirleyen bir metin.
Bu nedenle aralarında biz Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın bulunduğu onlarca kadın ve insan hakları örgütlerinin yanı sıra siyasi partiler ve barolar İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekilmesindeki hukuksuzluğu Danıştay’a taşıdı” dedi.
“ERKEKLERE HİZMET EDEN YASALARA İTİRAZ EDİYORUZ”
Elif Bilgiç, Danıştay’daki onlarca başvurunun bir kısmının geçtiğimiz yıl görüşüldüğünü ve kadınların iptal istemlerine dair haklı beyanlarını Danıştay salonunda dile getirdiğini hatırlattı.
Bilgiç, şunları ekledi:
“Danıştay 10. Dairesi, bu hukuksuzluğu sürdürmeye kadar vererek, kadınların taleplerini görmezden gelerek, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının iptal istemini 2’ye karşı 3 oyla reddetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise bu kararı oy çokluğu ile kabul ederek Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını onayladı.
Bu kesinleşmeden aylar sonra, İstanbul Sözleşmesi’ne dair bir gece yarısı alınan hukuksuz karardan neredeyse 3 yıl sonra, şu ana kadar en az 268 kadının öldürüldüğü 2023 yılının 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nden 3 gün sonra bizlerin başvurusu değerlendirilecek. Biz Danıştay’ın kararına rağmen buradayız, çünkü her gün maruz kaldığı şiddetten uzaklaşabilmek için destek arayan kadınlarla dayanışma kuruyoruz. Kadınların şiddetten uzaklaşmak için nasıl çaba harcamak zorunda kaldığını, devletin kadınları şiddetten koruma görevini yerine getiremediğini ve kadınlar için şiddetten uzakta hayat kurabilmenin imkansız hale getirildiğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin ardındaki toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlığının nasıl her alana yayıldığını, kadın ve LGBTİ+ düşmanlığının nasıl kışkırtıldığını görüyoruz. İlk günden bu yana İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin kadına yönelik şiddetle mücadeleye siyasi iradi olmadığının açık göstergesi olduğunu dile getiriyoruz. Bu iddiamız ise devletin “şiddete sıfır toleransı” olduğu iddiası ve kendi yasalarımız varken uluslararası sözleşmelere ihtiyaç duymadığımız gerekçesiyle yalanlanıyor. Fakat 6284 sayılı Kanun’a, Medeni Kanun’a, Anayasa’ya yöneltilmiş saldırılar bizlere haklı olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Kadınlara yönelik ayrımcılığı körükleyerek erkeklere hizmet eden yasalara ve karar mekanizmalarına itiraz ediyoruz. Buradayız çünkü kadınların maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddetin en çok kendi hayatlarımızdan tanığıyız.”
PİRHA-Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin Danıştay’a açtıkları dava öncesinde Danıştay binası önünde basın açıklaması yapacak.
Antalya Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin dava açmıştı. Danıştay’a açılan davanın duruşması saat 09.45′ te görülecek. Duruşma öncesinde kadınlar Danıştay binası önünde basın açıklaması yapacak. Kadınlar yarın yapacakları açıklamaya katılım çağrısı yaptı.
“ERKEKLERE HİZMET EDEN YASALARA VE KARAR MEKANİZMALARINA İTİRAZ EDİYORUZ”
Yarın saat 09.00’da yapılacak açıklama için şu çağrıda bulunuldu, “Biz Danıştay’ın kararına rağmen buradayız, çünkü her gün maruz kaldığı şiddetten uzaklaşabilmek için destek arayan kadınlarla dayanışma kuruyoruz. Kadınların şiddetten uzaklaşmak için nasıl çaba harcamak zorunda kaldığını, devletin kadınları şiddetten koruma görevini yerine getiremediğini ve kadınlar için şiddetten uzakta hayat kurabilmenin imkansız hale getirildiğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin ardındaki toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlığının nasıl her alana yayıldığını, kadın ve LGBTİ düşmanlığının nasıl kışkırtıldığını görüyoruz. İlk günden bu yana İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin kadına yönelik şiddetle mücadeleye siyasi iradi olmadığının açık göstergesi olduğunu dile getiriyoruz. Bu iddiamız ise devletin ‘şiddete sıfır toleransı’ olduğu iddiası ve kendi yasalarımız varken uluslararası sözleşmelere ihtiyaç duymadığımız gerekçesiyle yalanlanıyor. Fakat 6284 sayılı Kanun’a, Medeni Kanun’a, Anayasa’ya yöneltilmiş saldırılar bizlere haklı olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Kadınlara yönelik ayrımcılığı körükleyerek erkeklere hizmet eden yasalara ve karar mekanizmalarına itiraz ediyoruz. Buradayız çünkü kadınların maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddetin en çok kendi hayatlarımızdan tanığıyız ve kadınlar lehine bu hukuk düzenini dönüştürmek için mücadeleye her yerde devam edeceğiz. Sizleri 28 Kasım günü saat 09.00’da yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.”
PİRHA – Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle Yalova’da eylem yapıldı. Okunan basın metninde, “Bize dayatılan kimliklerle yaşamayı, dünyanın bakımı da dahil tüm bakım yüklerini karşılıksız olarak yüklenmek zorunda görülmeyi, şiddet ve istismar tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz” denildi.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle Yalova’da da basın açıklaması yapıldı.
Kadınlar eylemleri boyunca, “Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz”, “Jin, jîyan, azadî”, “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “6284’ü uygula” pankart ve dövizleri taşıdı.
“İSYANIMIZI MEYDANLARA TAŞIYORUZ”
Yapılan açıklamada, “Savaşa, şiddete, yoksulluğa karşı barışı, hayatlarımızı ve haklarımızı savunuyoruz” denilerek şöyle devam edildi:
Dünyada ve ülkemizde sağ, muhafazakâr iktidarlar, savaş ve şiddet politikalarıyla kadın kimliğine ve emeğine dönük saldırılarını sürdürüyor. Biz kadınların mücadelesi her zaman olduğundan çok daha fazla baskıyla susturulmaya çalışılıyor.
Evde, işte, okulda, sokakta, sosyal medyada, dijital platformlarda erkek şiddetine maruz bırakılıyoruz. Erkek şiddetine dair veriler iktidarlar tarafından açıklanmıyor. Şiddet vakalarının üstü örtülmeye çalışılıyor. 2022 yılında erkek şiddeti 334 kadını öldürdü. Sadece 2022 verilerine baktığımızda bile şiddetin hedefi haline gelen kadınların sayısının arttığını görüyoruz. LGBTİ+ örgütlerinden gelen raporlar nefret söyleminin de her geçen gün arttığını gösteriyor. Ama AKP-MHP iktidarı sorun çözmek yerine kadın düşmanı siyasetine ve nefret söylemlerine yenilerini ekliyor.
Her 25 Kasım’da olduğu gibi bu yıl da sınırları ve zamanları aşan kadın dayanışmasını ve Mirabal Kardeşler’in 1960’larda Trujillo’nun diktatörlüğünün devrilmesinde yol açan direniş ve mücadelesini selamlayarak isyanımızı meydanlara taşıyoruz.
Haftalardır İsrail’in Gazze’ye her geçen gün artan şiddetli saldırılarına tanık oluyoruz. Savaşta öldürülenlerin çoğunun kadın ve çocuk olduğunu üzüntüyle takip ediyoruz. Gazze’de savaş ve soykırım suçu işleniyor. İkiyüzlü devletler her zaman olduğu gibi, dünyanın her yerinde, kadınların bedenlerini savaş politikalarına alet ediyor, hayatlarını hiçe sayıyor. İçinde bulunduğumuz coğrafyada maalesef yalnızca bazı hayatlar kutsal sayılıyor.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Yıllardır sürdüğümüz mücadeleyle elde ettiğimiz en önemli kazanımlarımızdan biri, kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden doğduğu yaklaşımı üzerine inşa edildiği için oldukça önemli olan İstanbul Sözleşmesi bir gecede feshedildi. AKP bu yolla erkek şiddetini ve erkek egemen zihniyeti değiştirme yükümlülüğünü almayacağını açıktan duyurmuş oldu. Şimdi de 6284 sayılı yasayı tartışmaya açarak eril yargının nicedir süren cezasızlık politikalarını meşrulaştırıyor. Erkek şiddeti cezasız bırakılırken, kendi hayatlarını savunan kadınlar oldukça ağır cezalarla karşı karşıya kalıyor.
Haklarımız ve hayatlarımız için İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz diyoruz. Sözleşme yeniden yürürlüğe girene, gereği yerine getirilene ve 6284 Sayılı yasa etkin bir biçimde uygulanana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
Dünyada krizlerle daha da artan ekonomik eşitsizlikler ve kemer sıkma politikaları kadın emeğinin sömürüsünü katlayarak artırıyor. Kadının tek istihdam biçiminin güvencesiz, evden, kısmi zamanlı, parçalı ve esnek istihdam olmasını sağlayan düzenlemeler yaygınlaşıyor.
Kadın emeği üzerindeki denetimini sıkılaştırarak ayakta kalmaya çalışan AKP-MHP erkek iktidarının Türk-İslam sentezine yaslanan bir kültürel hegemonya kurma çabası da ailenin kutsallığına zeval getirmeyecek cinsiyetçi politikalarla devam ediyor. Kürtajın ve sezaryenin hak olmaktan çıkarılması, şiddet uygulayan erkekle arabuluculuk uygulaması, boşanmayı zorlaştırma raporları, nafaka hakkına dair tartışmaları ile kadınları sistematik olarak aileye mahkûm etmeye çalışıyor.
Ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bırakılmayı, yoksullaşmayı, bize dayatılan kimliklerle yaşamayı, güvencesiz- kayıt dışı çalıştırılarak sömürülmeyi, dünyanın bakımı da dahil tüm bakım yüklerini karşılıksız olarak yüklenmek zorunda görülmeyi, şiddet ve istismar tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz. Bu sorunlara çözüm üretecek politikalar yapılsın, kadına yönelik şiddetin tüm biçimleri ortadan kalksın istiyoruz.
Kadınların eşitlik ve özgürlük sorunu çözülmeden siyasi, medeni, sosyal ve ekonomik haklara erişimden bahsedilemeyeceğinin altını çiziyoruz.”
PİRHA- Tarih 25 Kasım 1960’dı. Katledildiklerinde Patria 36, Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı. Onlardan geriye, şiddete karşı mücadele eden kadınların kararlılığı kalırken, faşist diktatör Trujillo ise tarihin çöplüğündeki yerini aldı.
Kadın mücadele tarihinin mihenk taşlarından biri ve 25 Kasım’ı Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan edilmesine yol açan kadın direniş tarihi Dominik Cumhuriyeti’nde yazıldı.
Yıl 1960, yer Dominik Cumhuriyeti. 1930’da ülke yönetimini ele geçiren Rafael Trujillo diktatörlük yönetimini sürdürüyordu. Dominik Cumhuriyeti’nin Cibas bölgesinde dünyaya gelen ve Mirabal Kardeşler olarak tanınan üç kızkardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa, eşleriyle birlikte Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele veriyordu. Patria 1960 yılının Haziran ayında Clandestine Hareketini kurdu ve diğer kız kardeşler de bu harekete katıldı. Sembol haline geldikleri diktatörlük karşıtı mücadelelerinin çeşitli zamanlarında ağır baskılara maruz kaldılar ve hapis cezalarına çarptırıldılar. 1960 yılının Kasım ayı başlarında Trujillo ülkede iki tehlikenin varlığından söz etti: Kilise ve Mirabal Kardeşler!
Tarih 25 Kasım 1960’dı. Üç kızkardeş tecavüz edilip öldürüldüler. Araba kazasında öldükleri duyuruldu. Mirabal Kardeşler’in öldürülmesinden bir yıl sonra Trujillo karşıtı hareket, diktatörlüğün sona ermesini sağladı.
Mirabal kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele, dünyada ve Türkiye’de insan hakları savunucuları ve kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler, 25 Kasım’ın Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü olarak benimsenmesini karar altına aldı. İlan öncesinde olduğu gibi ilandan sonra da birçok ülkede kadınlar, sokaklara çıkıyor, erkek-devlet şiddetine karşı seslerini duyuruyor, mücadeleye çağırıyor.
DÜNYADA HER ÜÇ KADINDAN BİRİ ŞİDDETE MARUZ KALIYOR
Gelişen kadın hareketine ve insan hakları savunucularına rağmen dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kaldılar. Dünya ölçeğinde her 3 kadından biri bugün şiddetin değişik biçimlerine halen maruz kalmaktadır. Kadınlar yaşamın her alanında, evlerinde, işyerlerinde, kamusal alanlarda, mücadelelerinde şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaya devam ediyorlar.
Dünyanın çeşitli yerlerinde sürmekte olan savaşlarda ve iç çatışmalarda kadınlar ve kız çocukları tecavüze uğruyor, öldürülüyor ya da insan ticaretinin öznesi haline getiriliyor. Avrupa ölçeğinde her yıl 200.000 kadının insan ticareti ağlarında cinsel sömürüye uğradığını bildiriyor araştırmacılar.
Türkiye’de de kadınlar her gün katlediliyor, tacize, tecavüze uğruyor, intihara sürükleniyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü, Türkiyeli kadınlar için de önemli bir eylemsellik günü. Türkiye’nin birçok kentinde sokağa çıkan kadınlar, cinsel şiddete ve erkek-devlet şiddetine karşı farkındalık yaratıyor.
PİRHA-Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, kadınların her gün İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun uygulanmadığı için katledildiğine dikkat çekti. Göksoy, “Erkek-devletin savaş, işgal politikalarına her türlü şiddetine, kutsal aile dayatmasına, LGBTİ+ fobiye, cinsiyetçiliğe, göçmen düşmanlığına karşı hiçbir baskı ve saldırı, bu düzeni değiştirme gücümüzü zayıflatamaz” dedi.
Mimoza Kadın Derneği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını okuyan Dernek Başkanı Çiğdem Göksoy, kadınların her gün İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun uygulanmadığı için katledildiğine dikkat çekerek, “Kadınlar her gün, bu şikayetten bir şey çıkmaz sen en iyisi vazgeç diyen zihniyetten, sığınakta yer yok diyen ŞÖNİM’den, yeterli sığınak ve danışma merkezi açmayan belediyeler ve bu hizmetlere bütçe ayırmayan Kadın Aile ve Çocuk Bakanlığı yüzünden şiddete mahkum edilerek katlediliyor. Savcılar şiddet uygulayan erkekleri yargılamayıp, kadınların yaşam tarzlarını yargılamayı seçtiği için, mahkemelerde erkekleri aklamanın sayısız yolunu bulduğu için kadınların katledilmesine ortaklık ediyorlar” dedi.
“KADINLAR HİÇBİR ZAMAN ERKEK SİSTEME TESLİM OLMADI VE DİRENİŞİNİ BÜYÜTTÜ”
Kadınların, her gün çocuk yaşta erken ve zorla evlendirilmesinde sorun görmeyen bir zihniyetten dolayı cinsel şiddete uğradığını vurgulayan Çiğdem Göksoy, şunları ifade etti:
“Uzman Çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğrayan İpek Er intihar etti ve cezasızlık politikasını sürdüren devlet erki Musa Orhan’ı tüm talep ve itirazlarımıza rağmen tutuklanmadı. Dersim Üniversitesi’nde öğrenci olan Gülistan Doku’nun kaybolmasından sorumlu tutulan Zaynal Abarakov’a ilişkin etkin soruşturma yürütülmedi. Cezasızlık politikasından güç ve cesaret alan erkekler, kadınları sokak ortasında, evde, okulda, işyerinde kısacası her yerde akıl almaz yöntemlerle katletti. Kadınlar ve trans kadınlar, cezaevlerinde, gözaltında, ev baskınlarında, sokak eylemlerinde resmi güçler tarafından uygulanan cinsel taciz ve cinsel saldırıya maruz bırakıldı. Devletin cezasızlık politikası sebebi ile de failler cezalandırılmadı. Katledilen yüzlerce kadının katillerine takdiri indirim uygulandı. Öz savunmada bulunan kadınları müebbet cezası ile cezalandırdı. Erkek şiddeti, devletin özel savaş politikası ile birleşerek kadına ve çocuğa yönelik saldırılar her geçen gün daha da arttı.
Tahakkümcü erkek devlet böylelikle ‘direnen kadınlara gücünü’ gösterdiğini düşündü. Ancak, kadınlar hiçbir zaman erkek sisteme teslim olmadı ve direnişini büyüttü.”
“514 KADINLA GÖRÜŞTÜK”
Çiğdem Göksoy, “AKP-MHP ittifakının kadın düşmanı politikaları kazanılmış haklarımıza müdahale ederek İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek, 6284’ü uygulamayıp yaşam hakkımızı her alanda tehdit ederek birçok kadının hayattan koparılmasına sebep olmuşlardır. Bu yıl içinde yaşanan ve hepimizi derinden sarsan 6 Şubat depremi ve sonrası, kentimize göç eden ailelere ulaşıp afet ve krizlerde yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin üstesinden gelmek için dayanışma göstererek 600 kadına sosyal ve psikolojik destek sağlandı. Sahada gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızda 514 kadınla görüşüp şiddet mekanizmaları hakkında farkındalık çalışmaları yürüttük” diyerek yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.
“ÖFKEMİZİ ÖRGÜTLEYEREK BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
“Erkek-devletin savaş, işgal politikalarına her türlü şiddetine kutsal aile dayatmasına, LGBTİ+ fobiye, cinsiyetçiliğe, göçmen düşmanlığına karşı hiçbir baskı ve saldırı bu düzeni değiştirme gücümüzü zayıflatamaz” diyen Çiğdem Göksoy şöyle devam etti:
“Tüm saldırılarınızı sükûnetle karşılayan çaresizliğe, yalnızlığa mahkum etme anlayışınızı kabul etmiyoruz. Hayatlarımız pamuk ipliğine bağlı değil, mücadelemize bağlı diyerek 25 Kasım’da saat 18:00’de Kuşimato Sokağı’ndayız. Kadınların birlikteliğine direnişine ses katmak için bizler eşitlik ve özgürlükten vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Kadın sömürüsüne, köleliğine ve katliamlarına karşı öfkemizi örgütleyerek büyütmeye devam edeceğiz.”