Etiket: İstanbul Sözleşmesi

  • Mersin Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesi’ni her koşulda savunmaya devam edeceğiz-VİDEO

    Mersin Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesi’ni her koşulda savunmaya devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Mersin Kadın Platformu, danıştayın Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetmesi kararına tepki göstererek basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Bu kararla Danıştay, tek adam iktidarının meclisi devre dışı bırakarak istediği her kararı alabileceğini, istediği her uluslararası sözleşmeden kafasına göre çekilebileceğini göstermiştir” denildi.

    Danıştay 10’uncu Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti. Kadın örgütleri ve barolar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edecek.

    Mersin Kadın Platformu, danıştayın Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetmesi kararına tepki göstererek basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamayı platform adına Melisa Açıkbaş okudu. Basın açıklamasında ‘İstanbul Sözleşmesi mor çizgimizdir’ pankartı açıldı.

    “YAŞAMLARIMIZ İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Tek bir adamın verdiği kararı tanımadıklarını söyleyen Açıkbaş, “Birçok kadın örgütü, LGBTİ+ örgütü, birçok baro bu hukuksuz karara karşı itiraz etti ve mücadelemizi sürdürdük. Bugün verilen kararın iktidar tarafından gerçekleştirilen kadın düşmanı bir hamle olduğunu, yaşamlarımızın ve hak mücadelemizin yok sayılmaya çalışıldığını biliyoruz. Bu kararla Danıştay, tek adam iktidarının meclisi devre dışı bırakarak istediği her kararı alabileceğini, istediği her uluslararası sözleşmeden kafasına göre çekilebileceğini göstermiştir. Bu sebeptendir ki bizler nezdinde, kadınlar nezdinde, toplum nezdinde bu kararın hiçbir meşruiyeti yoktur, kabul etmiyoruz. Sizler bu kararları vererek kadın cinayetlerinin faili olduğunuzu, her gün yaşadığımız tacizin, tecavüzün, erkek şiddetinin destekleyeni olduğunuzu bizlere tekrar gösterdiniz. Yaşamlarımız için mücadele etmeye, sokak sokak örgütlenmeye ve İstanbul Sözleşmesi’ni her koşulda savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Danıştay’ın kararı siyasi; İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması şiddetin önünü daha da açacak’

    ‘Danıştay’ın kararı siyasi; İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması şiddetin önünü daha da açacak’

    PİRHA- Danıştay, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti. PSAKD yöneticilerinden Ezgi Türkyılmaz ve AKD üyesi Yüksel Mutlu, Danıştay’ın verdiği kararın siyasi olduğuna vurgu yaptılar. 

    Danıştay 10’uncu Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti. Kadın örgütleri ve barolar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edecek.

    Alevi kurumlarında görev yapan kadınlar, Danıştay’ın vermiş olduğu karara tepki gösterdi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticilerinden Ezgi Türkyılmaz ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) üyesi Yüksel Mutlu, kararın siyasi olduğunu, bu sözleşmeden çıkılmasıyla şiddetin önünün daha da açılacağını belirterek, sözleşmenin yeniden yürürlüğe girmesi için tüm demokrasi güçleriyle birlikte mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı.

    “HUKUKUN EN ÜST MERCİ OLAN DANIŞTAY HUKUKSUZLUK YAPTI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticilerinden Ezgi Türkyılmaz, Danıştay’ın hukuku ayaklar altına aldığını ve siyasi islamın talimatıyla bir karar verdiğini ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Hukukun en üst merci olan Danıştay hukuksuzluk yaptı. Biz kadınlar, Aleviler, ötekiler, vicdan sahibi insanlar olarak bu hukuksuzluğun karşısındayız. İstanbul Sözleşmesi yaşatır demekten asla vazgeçmeyeceğiz. Kadın istismarlarına, çocuk istismarlarına, kadın cinayetlerine karşı her zaman direnç göstereceğiz. Yalnızca kadınlar değil, her bir bireyin hayatını koruma altına alan İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için de her bir canın verilen mücadeleye omuz vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu devran böyle kalmaz. Kadınlar örgütlenmeli, kadınlar kadın örgütlerinin çağrılarına kulak vermeli ve mücadeleye katılmalı. Meydanları doldurmalıyız. Buna sadece kadınlar değil, kadın cinayetlerine karşı olan kim varsa İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmalıdır. Hukuksuz kararın karşısında olmalılar ve tüm eylemlere katılmalılar. Mücadele yaşatır. İstanbul Sözleşmesi yaşatır, vazgeçmeyeceğiz.”

    “BU SÖZLEŞMENİN ORTADAN KALDIRILMASIYLA ŞİDDETİN ÖNÜ DAHA DA AÇILDI”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) üyesi Yüksel Mutlu da, İstanbul Sözleşmesi’ne imza atan ilk ülkenin Türkiye olduğunu anımsatarak, “Bu sözleşmeye imza atan AKP hükümetiydi. AKP iktidarının geldiği nokta milliyetçi, militarist ve cinsiyetçi olduğu için bu sözleşmeden bir gecede Cumhurbaşkanının imzasıyla çıkıldı. Türkiye’deki kadın örgütleri, insan hakları savunucuları, demokratlar buna tepkilerini dile getirdi. Bu sadece kadınların sorunu değil tüm demokrasi güçlerinin sorunudur. Çünkü Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları her gün artarak devam ediyor ve bu artışın karşısında kadına yönelik şiddeti engelleyecek bir sözleşmeydi bu. Bu sözleşmenin ortadan kaldırılması demek kadına yönelik şiddeti açık hale getirmektir, katliamları açık hale getirmektir. Biz buna cins kırımı diyoruz ve iktidar buna cevaz (onay) veriyor” diye konuştu.

    “KADINLAR SANDIKTA AKP’YE GEREKEN CEVABI VERECEK”

    Katledilen kadınlara karşı cezasızlık politikası izlendiğini de vurgulayan Mutlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Basına yansıyanlar, bizim duyduğumuz şiddet ve cinayet haberleri buz dağının görünen yüzü. Bir de görünmeyen yüz var. Çeşitli köylerde, mezralardan ne oluyor, ne bitiyor bilmiyoruz. Kadınlar intiharlara sürükleniyor, katlediliyor, cinayete kurban gidiyorlar ve bunlara yönelik oluşturulan hiçbir politika yok. Bu politikaları üretmek yerine uluslararası sözleşmelerden çekilmek, kadına yönelik şiddetin önünü açmaktır. Türkiye’deki kadın örgütleri ayakta, feministler, insan hakları savunucuları ayakta. Bu mücadele burada son bulmayacak. Kadın örgütleri bunun takipçisi olacaklar. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bunca yıllık verilen kadın özgürlük mücadelesi var. Bu mücadelenin devam edeceğini daha da yükseleceğini düşünüyorum. Eğer 2023’te seçim olursa AKP sandıkta kadınlara yenilecek. Kadınlar AKP iktidarına gereken cevabı sandıkta verecek. Danıştay’ın verdiği karar politik bir karardır. Bu karar yargının ne kadar siyasallaştığını gösteriyor. Kadınlar her zaman her yerde mücadelelerini yükseltecekler. Dünyadaki tüm feministlere, kadın örgütlerine ve hak savunucularına da büyük görevler düşüyor. İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar yürürlüğe girmesi için çaba göstermeliler. Türkiye’de mücadele verenlere destek olmalılar.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • ‘İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz’-VİDEO

    ‘İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz’-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya il örgütünden aktivist Nimet Ateşoğulları Kırbıyık, İstanbul Sözleşmesi üzerine konuşarak, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçildiği gün öldüğümüz gündür. İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğimizi Ankara’da Danıştay’a gelen yüzlerce kadınla kanıtladık” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir gece yarısı Resmi Gazete’de yayımlanan kararnameyle ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi (İstanbul) Sözleşmesi’nden çekildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya il örgütünden aktivist Nimet Ateşoğulları Kırbıyık, İstanbul Sözleşmesi üzerine konuştu.

    Kadının kurtuluşunun toplumun kurtuluşu olduğunu vurgulayan Kırbıyık, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların yaşam güvencesi olduğunu ve bu sözleşmeyi savunmaktan asla vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    “KADINLAR NEZDİNDE BU SÖZLEŞMEDEN ÇIKILMAMIŞTIR”

    İstanbul Sözleşmesi’ne uluslararası platformda ilk imzayı atanın Türkiye olduğunu anımsatarak sözlerine başlayan Kırbıyık, kadının gelişmesinin İslam toplumunda da gerici kesimlerde de yer bulamadığını ifade etti.

    İktidarın, kadını bir şekilde eve sokabilmenin yollarını aradığı için İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini söyleyen Kırbıyık, “AKP’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkması kendi yarattığı yasal çizgisinden çıkması demek. Ancak kadınlar nezdinde asla bu sözleşmeden çıkılmamıştır. İstanbul Sözleşmesi bizim kırmızı çizgimizdir. İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “KADININ KURTULUŞU TOPLUMUN KURTULUŞUDUR”

    İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları hangi alanlarda koruduğunu tek tek anlattıklarını, kitapçıklar bastırıp dağıttıklarını, derneklerde ve sokaklarda çalışmalar yaptıklarını anlatan Kırbıyık, şöyle devam etti:

    “Alanda gördüğümüz her kadın kardeşimize, kız kardeşimize İstanbul Sözleşmesi’nin can güvenliğimiz olduğunu, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçildiği gün öldüğümüz gün olduğunu vurguluyoruz. İstanbul Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir, vazgeçmemiz söz konusu olamaz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimizi Ankara’da Danıştay’a gelen yüzlerce kadınla kanıtladık. Bu topluma çok güzel bir örnektir. Bu sözleşmeyi yalnızca kadınlar mı savunuyor? Hayır. Bir çok erkek kardeşimiz bizimle birlikte aynı mücadeleyi veriyor. Çünkü kadının kurtuluşu toplumun kurtuluşudur. Biz buna inanıyoruz, bunu söylüyoruz. Asla vazgeçmeyeceğimizi ısrarla söylüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/NİYAZLAR KÖYÜ-BURDUR

  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu: Hukuksuz kararı tanımıyoruz -VİDEO

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu: Hukuksuz kararı tanımıyoruz -VİDEO

    PİRHA- Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Danıştay’ın verdiği İstanbul Sözleşmesi kararını protesto etti. Kadınlar yaptıkları açıklamada, “Bu siyasi iktidarın sorumluluklarını yerine getirmediği her gün, kadın düşmanlığı yaptığı her gün, nefret saçtığı her gün bu meydanlardayız. Direnmeye ve mücadele etmeye devam etmek zorundayız” dedi.

    Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini, 2’ye karşı 3 oyla reddetti.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy Meydanı’nda bir araya gelen kadınlar, Danıştay’ın verdiği İstanbul Sözleşmesi kararını protesto etti.

    ‘Hukuksuz kararı tanımıyoruz, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’ pankartı açan kadınlar sık sık “Hukuksuz kararı tanımıyoruz’, ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ sloganları attı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına Fidan Ataselim konuştu.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMEYECEĞİMİZİ BİR KEZ DAHA YİNELİYORUZ”

    Bir kez daha İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğimizi söylemek için buradayız. Sadece burada değil birçok ilde eylemdeyiz’ diyen Ataselim konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Her gün ülkenin dört bir yanındaki adliyelerde kadın cinayetleri ve şiddetleri davalarındayız. LGBTİQ+’ların uğradığı şiddet ve cinayet davalarındayız. Meydanlardayız. Bu siyasi iktidarın, devletin sorumluluklarını yerine getirmediği her gün, kadın düşmanlığı yaptığı her gün, nefret saçtıkları her gün bu meydanlardayız ve buna karşı buluşuyoruz. Direnmeye ve mücadele etmeye devam etmek zorundayız. Kararın böyle çıkması olasıydı. Elbette böyle olmamasını isterdik. Danıştay’ın hukuka uygun şekilde anayasaya sahip çıkmasını isterdik. Ve Danıştay’ın Cumhurbaşkanı’nın anayasanın üzerinde hareket edemeyeceğini söylemesini isterdik. Tek adama istediği her şeyi yapamayacağını söylemeliydi. Siyasi bir kararla karşı karşıyayız. 4 duruşma boyunca koskoca salonda yüzlerce kişi Danıştay’a anayasanın ne olduğunu anlattı. Kimileri şiddete bizzat maruz kalanlardı. Kimileri hukukçu avukat arkadaşlarımızdı. Kimileri üniversitelerde ders veren hocalarımızdı. Teker teker, tane tane anlatıldı. Yasalar, anayasa ne söylüyor, Cumhurbaşkanı kararı ne anlama geliyor, diye. Bunu görmek istemediler. Tıpkı Cumhurbaşkanı’nın bir gece yarısı toplumun büyük bir kesimini karşısına alarak bir grup gericiyi dikkate alıp verdiği çekilme kararı gibi Danıştay’da bugün bu tür bir karar verdi. Ama bizler İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha yineliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadın örgütleri, Danıştay kararını temyiz edecek

    Kadın örgütleri, Danıştay kararını temyiz edecek

    PİRHA- EŞİK üyesi avukat Yelda Koçak, kadın örgütleriyle birlikte İstanbul Sözleşmesi’ne dair Danıştay kararını temyiz edeceklerini belirterek, “Biz bu davaları açarken umudumuzu bir mahkeme kararına bağlamamıştık. Sözleşmeden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Danıştay 10’uncu Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti.

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) üyesi avukat Yelda Koçak, kararın temyiz yolunun açık olduğunu belirterek, 30 gün içerisinde Danıştay İdari Davalar Daire Kurulu’na temyizde bulunacaklarını belirtti.

    “BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Karara karşı kadınlar olarak sözlerini söylemeye devam edeceklerini vurgulayan Koçak, sözleşmeden vazgeçmeyeceklerini yineledi.

    Koçak, “Biz İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Bu davaları açarken umudumuzu bir mahkeme kararına bağlamamıştık. Bu dava ile İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediğimizi her türlü meşru araç ve hakkımızı kullanarak göstermek istiyorduk. Duruşma sürecinde Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar, avukatlar, hak savunucuları geldi ve o salonları doldurduk. Bugün böyle bir karar çıkmış olabilir ama biz yine de bu işin peşini bırakmayacağız” dedi.

    Koçak, iç hukuk yollarını tükettikten sonra sonuçlara göre kararı, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Danıştay’dan, İstanbul Sözleşmesi kararı

    Danıştay’dan, İstanbul Sözleşmesi kararı

    PİRHA-Danıştay, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti.

    Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti.

    Karar 2’ye karşı 3 oyla alındı.

    Kadın örgütleri ve barolar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edilebilecek.

    SAVCI, İPTAL EDİLMESİNİ İSTEDİ

    Danıştay Savcısı Aytaç Kurt tarafından verilen mütalaada kararın iptal edilmesine dair gerekçeler sıralandı. “Hangi uluslararası sözleşmenin TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olduğu ve hangisinin bağlı olmadığı, Anayasa madde 90’nın ilk dört fıkrasında sayılmıştır” denilen savcılık mütalaasında “TBMM’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlı olan sözleşme, onay kanunu olmadan yürürlüğe giremez ve ‘kanun hükmünde’ sayılamaz. Sözleşmelerin yürürlüğe girmesinde benimsenen yöntem, ‘usulde paralellik’ ilkesi gereğince kaldırılmasında da aynı şekilde uygulanır. TBMM’nin onayına bağlı bir uluslararası sözleşmenin kaldırılması da yine TBMM’nin tasarrufu ile mümkün olabilir. Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanmasına ilişkin 6251 sayılı Kanun’un TBMM tarafından yürürlükten kaldırılmamış olması veya dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı alınmadan önce sözleşmenin sona erdirilmesinin uygun bulunduğuna ilişkin yeni bir kanun çıkarılmamış olması nedeniyle, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu edilen düzenlemenin iptali gerektiği düşünülmektedir” ifadeleri yer aldı.

    KADIN ÜYE ERDOĞAN LEHİNE OY KULLANDI

    Danıştay 10’uncu Daire Mahkemesi başkanı Yılmaz Akçil ve üyeler Metin Artı, Lütfiye Gözütok Akbulut tarafından oy çokluğuyla reddedilen dava da “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan ve 15/07/2010 tarih ve 6007 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın onaylanmasına” ilişkin Danıştay’da verilen karara atıfta bulunuldu.

    Söz konusu kararda Bakanlar Kurulu tarafından yapılan anlaşmanın iptaline ilişkin davanın reddedildiği ve kararının kesinleştiğine dikkat çekilerek, “yürütme erki tarafından onaylanan milletlerarası andlaşmaların onaylanmasına dair kararların yetki ve şekil unsurları haricinde hukuki denetime tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmış olup, taraflarca temyiz isteminde bulunulması üzerine, anılan kararın davanın reddine ilişkin kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/02/2018 tarih ve E: 2016/837, K: 2018/469 sayılı kararıyla onanmış, davacının kararın düzeltilmesi istemi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2019 tarih ve E:2018/3720, K:2019/4491 sayılı kararıyla reddedilerek anılan kararın redde ilişkin kısmı kesinleşmiştir” denildi.

    “YETKİ VE ŞEKİL UNSURLARI YÖNÜNDE AYKIRILIK YOK”

    Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine sahip olduğu belirtilen kararda, “Yabancı ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin yürütülmesi, bu kapsamda milletlerarası andlaşmaların imzalanması, müzakere edilmesi, onaylanması, onaylanmış bulunan milletlerarası andlaşmaların feshedilmesi, sona erdirilmesi ve andlaşmalardan çekilme hususları da Cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti’ni Devlet başkanı sıfatıyla temsil yetkisi içerisinde kalmaktadır. Bu itibarla; Anayasa uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletlerarası andlaşmalara ilişkin yetkisinin andlaşmanın onaylanmasını bir kanunla uygun bulmaktan ibaret bulunması, milletlerarası andlaşmaların sona erdirilmesinin yürütme yetkisi dahilinde bulunması, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinde milletlerarası andlaşmaları sona erdirmenin Cumhurbaşkanı kararı ile olacağının düzenlenmiş olması, uygun bulma kanunu sonrasında milletlerarası andlaşmayı onaylayıp onaylamama konusunda takdir yetkisi bulunan Cumhurbaşkanının yürütme faaliyetine ilişkin sona erdirme yetkisini kullanırken yasama organının bir işlem tesis etmesine gerek bulunmaması nedenleriyle, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında yetki ve şekil unsurları yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir” denildi.

    “YENİ HÜKÜMET SİSTEMİNE GÖRE AYKIRI DEĞİL”

    Kararda, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3’üncü maddesinde milletlerarası andlaşmaları sona erdirme konusunda Cumhurbaşkanının yetkilendirilmiş olması karşısında yetkide ve usulde paralellik ilkesinin uygulanmasının mümkün olmadığı savunulan kararda, “Yapılan değişiklik öncesinde yürütme yetkisini kullanan Bakanlar Kurulu’nun 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı kararı ile onaylanmış olması nedeniyle anılan sözleşmenin yeni hükümet sisteminde yürütme yetkisini haiz Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesinde yetkide ve usulde paralellik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır” ifadeleri yer aldı.

    YASALARIN YETERLİ OLDUĞU SAVUNULDU

    Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve şiddet mağdurlarının korunması amacıyla iç hukukta Anayasa ve 6284 sayılı kanun başta olmak üzere birçok düzenlemenin bulunduğu kaydedilen kararda, “Bu düzenlemelere dayalı uygulamaların da belirlenen plan dahilinde hayata geçirildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; Anayasa tarafından verilen temsil yetkisi ve 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen yetkiye istinaden tesis edilmiş olan dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır” diye belirtildi.

    İKİ ÜYE KARŞI OY KULLANDI 

    Oy çokluğuyla alınan kararda İbrahim Topuz ve Ahmet Saraç karşı oy kullandı. Karşı oy kullanan üyeler, Anayasa’nın 7’inci maddesinde yasama yetkisinin Meclis’e ait olduğu ve devredilmesinin mümkün olmadığı hükümlerinin yer aldığı hatırlatıldı. Uluslararası sözleşmelerin onaylanmasını uygun bulmanın Meclis’in görev ve yetkisi arasında yer aldığı vurgulanan kararda, uluslararası sözleşmeleri onaylamak ve yayımlamanın ise Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri arasında sayıldığı vurgulandı.

    “MİLLETLERARASI ANDLAŞMALAR KANUN HÜKMÜNDEDİR”

    Karşı oy kullanan üyeler kararlarında, “Anayasa’da uluslararası sözleşmelerin onaylanması ve yayımlanmasına ilişkin hususlar ‘Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma’ başlıklı 90. maddesinde, ‘Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.’ şeklinde düzenlenmiştir” dedi.

    “FESİH YETKİSİ CUMHURBAŞKANI’NDA DEĞİL”

    Karşı oy kullanan üyeler kararlarının hukuki değerlendirmesinde ise şunları belirtti: “Anayasa’da milletlerarası andlaşmaların onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin uygun bulma kanununa bağlanmak suretiyle bu yetki yürütme ve yasama organı arasında paylaştırılmıştır. Bu durumda; Anayasanın 90. maddesinin 1. ve 4. fıkraları kapsamındaki milletlerarası andlaşmaların onaylanması yetkisinin sadece yürütme organına ait olmadığı açıktır. Nitekim; dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile feshedilen sözleşmenin onaylanması da TBMM tarafından 6251 sayılı Kanun’la uygun bulunduktan sonra sözleşme 10/02/2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmıştır. Bu durumda; TBMM tarafından Anayasa’nın 90. maddesinin 1. fıkrası kapsamında çıkarılan uygun bulma kanununa bağlı olarak onaylanan milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Anılan andlaşmaların feshedilmesine ilişkin işlemlerin Cumhurbaşkanının yürütme yetkisinde olmayıp, TBMM’nin yasama faaliyetine ilişkin olması nedeniyle, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi mümkün değildir. “

    SÖZLEŞME TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN

    Sözleşme, yürürlükte olduğu süre boyunca yargı mercilerini bağlayıcı bir kanun niteliğinde kararlara esas teşkil ettiği ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 2’nci maddesinde, kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında özellikle sözleşmenin esas alınacağı hüküm altına alındığı hatırlatılan kararda, “Sözleşmenin temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması nedeniyle, aynı konuda kanunlarla farklı hükümler içermesi durumunda Anayasa’nın 90. maddesinin 5. fıkrası uyarınca sözleşme hükümlerinin esas alınacağı tartışmasız olup; usulüne göre yürürlüğe konularak kanun hükmü kazanan milletlerarası andlaşmaların hukuk sistemine etkileri de göz önüne alındığında, bu andlaşmaların hükümlerinin değiştirilmesi, sona erdirilmesi, feshedilmesi gibi hususların yasama faaliyeti kapsamında olduğu ve Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenemeyeceği açıktır” ifadeleri yer aldı.

    “DAYANAK GÖSTERİLEN KARARNAME ANAYASA’YA AYKIRI”

    Cumhurbaşkanı kararının dayanağını teşkil eden 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yer alan “bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme” ibaresinin Anayasa’nın 104’üncü maddesine aykırı olduğunun altı çizilen karşı oy kararında, “

    6251 SAYLI KANUN HALEN YÜRÜRLÜKTE

    Sözleşmenin Meclis tarafından uygun bulunduğu 6251 saylı kanunun halen yürürlükte olduğu vurgulanan kararda, sözleşmeye dayanak olarak çıkarılan 6284 sayılı kanun da halen yürürlükte olduğu vurgulandı. Uluslararası sözleşmelerin feshedilmesi veya bu sözleşmelerden çıkılması usulüne ilişkin Anayasa’da herhangi bir hükmün yer almadığı belirtilen karşı oy kararında devreye, idare hukukunun temel ilkelerinden olan “yetkide ve usulde paralellik ilkesi”nin girdiği belirtildi. Kararda “Bu ilkeye göre, işlemi hangi merci, hangi usulle yapmaya yetkili ise, işlemin geçerliğine son verme de aynı kurala ve usule tabidir. Cumhurbaşkanı kararında yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır” denildi.

    “NEDEN ÇEKİLDİĞİNE DAİR HUKUKİ GEREKÇE YOK”

    Çekilme kararının, “…Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tarafı olduğumuz diğer milletlerarası andlaşmalar, kanunlarımız ve ilgili diğer mevzuat, kadınlara yönelik şiddetle mücadele ve şiddeti önleme konusunda, uluslararası kural ve standartlara da uygun, gerekli düzenlemeleri içermektedir. Bu itibarla, ülkemizin bahse konu Sözleşmeden çekilmesi, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi hususunda hukuki olarak veya uygulama bakımından bir eksikliğe yol açmayacaktır…” denilerek savunulduğu hatırlatılan karşı oy kararında, İstanbul Sözleşmesi’nden neden çekinildiği konusunda hukuken geçerli bir gerekçeye yer verilmediği kaydedildi.

    “İPTAL EDİLMESİ GEREKİYOR”

    Çekilme kararının konu, sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığı belirtilen kararda, “Açıklanan nedenlerle, öncelikle dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının dayanağı 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ‘bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme’ ibaresinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği, Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmayarak uyuşmazlığın mevcut hukuki düzenlemeler esas alınmak suretiyle incelenmesi durumunda ise, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının yukarıda belirtilen gerekçelerle iptal edilmesi gerektiği oyuyla aksi yönde oluşan Daire kararına katılmıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    NE OLMUŞTU?

    Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet konularında belli standartlar ve devletlerin sorumluluklarını belirleyen İstanbul Sözleşmesi 2011’de imzaya açılmıştı. Türkiye’nin ilk imzacı olduğu sözleşme; kadına yönelik şiddeti insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenleme olmuştu. 2014 yılında yürürlüğe giren sözleşme 46 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı ve imzacı ülkelerin 32’sinde onaylanmıştı.

    Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart 2021 Cumartesi İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı olarak feshedildiğini duyurmuştu. Fesih kararı 23 Mart 2021 Pazartesi günü Avrupa Konseyi’ne de bildirilmişti.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “Fesih kararının” nedeni olarak “Sözleşme’nin eşcinselliği meşrulaştırıyor olması” iddia edilmişti.

    Fesih kararının ardından kadın örgütleri ve barolar başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ile siyasi partiler kararın iptali için Danıştay’a başvurmuştu. Davalar Danıştay 10. Daire’sinde görülüyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Koçyiğit: Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerine dair araştırma komisyonu kurulsun!

    Koçyiğit: Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerine dair araştırma komisyonu kurulsun!

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerine dair Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını talep etti. 

    HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerini Meclis gündemine taşıdı. Konuyla ilgili Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Koçyiğit “Kadınlar hemen her gün cinsel şiddete, tacize ya da tecavüze uğrarken geçtiğimiz hafta seçim bölgem Muş’ta bir kadın cinayeti daha yaşandığı haberi basına yansımıştır. Kadınlara yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini önlemek için alınması gereken tedbirlerin, izlenmesi gereken politikaların belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci TBMM İç Tüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve talep ederim” ifadelerini kullandı.

    “KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDET GÜNDEN GÜNE ARTMAKTA”

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, erkekler tarafından Mayıs 2022’de en az 32 kadının öldürülüp, en az dört kadının da tecavüze maruz kaldığını belirtti. Koçyiğit, ülke genelinde günde en az 3 kadının öldürüldüğü ve onlarca kadının şiddete maruz kaldığını ifade ederek araştırma komisyonu kurulmasına dair şu gerekçeleri sıraladı:

    “Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet artık cins kırımı boyutuna ulaşmıştır. Bunlardan bir örnekte geçtiğimiz hafta Muş’ta yaşanmıştır. Muş Merkez Hürriyet Mahallesinde yaşayan 92 yaşındaki Hasbike Güngör adlı kadın 72 yaşındaki evli olduğu erkek tarafından av tüfeği ile öldürüldüğü haberi basına yansımıştır. Yaşanan kadın cinayetine dair soruşturmanın başlatıldığı ve devam edildiği açıklanmıştır.

    Muş’ta geçmiş yıllarda da basına yansıyan kadın cinayeti haberlerine bakıldığında, 2014 yılında Muş’un Bulanık ilçesinde Nezahat Yolcu isimli 7 çocuk annesi kadın, evli olduğu erkek Abdusselam Yolcu tarafından pompalı silah ile vurularak öldürülmüştür. Yine Muş’un Malazgirt ilçesinde Nevzat Taşdemir isimli erkek evli olduğu Sevim Taşdemir’i evde döverek öldürmüştür. Bir başka örnek Muş’un Malazgirt ilçesine bağlı Qêranlî köyünde yaşayan ve 6 çocuğu olan Fatma Altınmakas, evli olduğu Kazım Altınmakas’ın kardeşi Sinan Altınmakas’ın sistematik tecavüzüne uğrayarak, tehdit edildiği gerekçesiyle 12 Temmuz 2020’de Konakkuran Jandarma Karakolu’na suç duyurusunda bulunmuş ve şikâyet sonrası Sinan Altınmakas gözaltına alınmıştır. Ne var ki erkeğin tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkeme ‘dosyadaki mevcut delil durumu, şüphelinin sabit ikametgâh oluşu, delilleri karatma ihtimalinin olmaması’ gerekçeleriyle serbest bırakmıştır. Fatma Altınmakas’ın jandarma karakoluna yaptığı şikâyet başvurusunda, ifade işlemlerinde Kürtçe tercüman bulundurulmadığı için uğradığı şiddeti anlatamadığı ortaya çıkmış ve Sinan Altınmakas’ın serbest bırakıldığı gün Fatma Altınmakas, Kazım Altınmakas tarafından öldürülmüştür. Dava süreci devam ederken cinayette adı geçen diğer şüpheliler dosyaya dahil edilmemiştir.

    Kadınların öldürülmesinin yanında bir de fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik vb. her türlü şiddet günden güne artmaktadır. Artan bu veriler karşısında ise etkili yasal düzenlemelerin olmaması ve hatta İstanbul Sözleşmesi gibi kadınları her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı koruyan uluslararası bir sözleşmeden çıkılması daha da derinleşen şiddet örneklerini ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bütünlüklü politikaların geliştirilmemesi, kadınların sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanlardan her geçen gün dışlanması, kadın hakları için mücadele eden kadınların ve kurumların hedef haline getirilmesi mevcut sorunun daha da katmerlenmesine sebep olmuştur. Kadına yönelik şiddetle mücadele, erkek şiddetinin önlenmesine dair etkili politikaların geliştirilmesi, kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması adına meclis araştırması açılmasını arz ederiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul Sözleşmesi davası Danıştay’da görülmeye başlandı

    İstanbul Sözleşmesi davası Danıştay’da görülmeye başlandı

    PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararının iptali talebiyle açılan davaların görülmeye devam eden duruşmaları öncesinde kadın ve demokratik kitle örgütlerinin ile baroların Danıştay önünde yapmak istediği açıklamaya izin verilmedi. 

    Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali için açılan ve haziran ayı boyunca üç grup halinde planlanan duruşmaların sonuncusu bugün Danıştay’da görülmeye başlandı.

    Davacılar arasında Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipler Birliği (TTB), Ankara Diş Hekimleri Odası ve çok sayıda baro var.

    Danıştay 10. Dairesi’nde görülen duruşma öncesi, kadın örgütleri, barolar, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcileri Danıştay önünde bir araya geldi.

    Daha önce yapılan davalara göre güvenlik önlemlerinin arttırıldığı görüldü. Her duruşma öncesi Danıştay bahçesinde yapılan basın açıklamasına bu kez izin verilmedi. Polisin, Danıştay dışında bir alanda yapılmasını önerdiği basın açıklamasına kadın örgütleri karşı çıktı. Kadınlar sık sık, ‘Kadınları değil cinayetleri durdurun’ sloganı attı.

    “HUKUKSUZ KARARIN YARGI ERKİ ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ BASKISINI GÜLTEKİN KARARINDA GÖRDÜK”

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) tarafından basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “İstanbul Sözleşmesi’nden bir Cumhurbaşkanı Kararı ile çekilmenin hukuka aykırı olduğunu, kararın yayınlandığı günden bu yana dile getiriyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden hiçbir gerekçe sunmadan çıkıldığını belirten Cumhurbaşkanı kararının iptali istemiyle açılan davaların esastan görüşüldüğü dördüncü duruşma gününde bir kere daha Danıştay’dayız.

    Hukuksuz kararın yargı erki üzerindeki olumsuz baskısını Pınar Gültekin kararında gördük. Faile yine erkeklik indirimi verildi. İstanbul Sözleşmesi hükümlerince ortadan kaldırılması gereken yanlış alışkanlıkların, davanın sürecine egemen olduğu görüldü; sonuç da şiddetle mücadele ilkelerine ve İstanbul Sözleşmesi’ne muhalif, toplum vicdanını yaralayan adaleti öldüren bir karar oldu ne yazık ki!” denildi.

    Açıklamanın ardından duruşmanın görüleceği salona geçildi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Danıştay’da İstanbul Sözleşmesi duruşması başladı

    Danıştay’da İstanbul Sözleşmesi duruşması başladı

    PİRHA- Danıştay’da görülen İstanbul Sözleşmesi’nin üçüncü duruşmasına başlandı. Duruşma öncesi açıklama yapan kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” dedi.   

    Aralarında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK), Türkiye İşçi Partisi (TİP) İlerici Kadınlar Derneği (İKK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Tarım, Orman Çevre ve Hayvancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen), İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in de bulunduğu 17 başvurucunun İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin iptali talebiyle Danıştay’da açtığı dava 10’ncu Daire’de görülmeye başladı. Danıştay Konferans Salonu’nda görülen ve Danıştay 10’uncu Daire Heyeti’nin baktığı üçüncü grup davaların duruşmasına çok sayıda avukat, kadın örgütü, siyasi parti, sivil toplum örgütü ve sendika temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kadın katıldı.

    Duruşma öncesi Danıştay önünde açıklama yapıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK), TGS LGBTİ+ Komisyonu, Anayasa Hukuk Araştırma Derneği, Tarım Orkam-Sen, TGS, TİP, Adana Barosu, Balıkesir Barosu, Eskişehir Barosu, İzmir Barosu, Manisa Barosu, İKK, İYİ Parti temsilcisi kadınlar yaptıkları açıklamalarda, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” dedi.

    KADINLAR SAVUNMA YAPIYOR

    Açıklamaların ardından kadınlar duruşmanın görüleceği salona geçti.

    Bugünkü duruşmada, daha önceki iki duruşmada fesih kararının iptali yönünde mütalaa sunan savcı Aytaç Kurt yerine İYİ Parti’nin başvurusuna, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilemez” şeklinde mütalaa sunan savcı Nazlı Yanıkdemir katıldı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in başvurusuyla başlayan duruşmada, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) başvurusuyla devam etti.

    Duruşma kadınların savunmalarıyla devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Danıştay savcısı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesini istedi

    Danıştay savcısı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesini istedi

    PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesi davasında Danıştay savcısı, kararın iptal edilmesini istedi. Mahkeme kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini belirterek duruşmayı sonlandırdı. Kanuna göre 30 gün içinde gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesi gerekiyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı açılan 200’ü aşkın davanın 15’i bugün Danıştay’da görüldü.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin başvurularının yanı sıra çok sayıda baro ve sendikanın da aralarında bulunduğu 15 davanın duruşması esastan ele alındı.

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesi davasında Danıştay savcısı, kararın iptal edilmesini istedi. Mahkeme kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini belirterek duruşmayı sonlandırdı. Kanuna göre 30 gün içinde gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesi gerekiyor.

    Danıştay savcısının iptal edilmesi yönündeki mütalaası salonda uzun süre alkışlandı.

    “HAKLARIMIZDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Duruşmanın bitmesinin ardından kadın örgütleri açıklama yaptı.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ile EŞİK Platformu tarafından yapılan açıklamada, Avukat Selin Nakıpoğlu konuştu. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya devam edeceklerini belirten Nakıpoğlu, duruşmaların süreceğini 14 ve 21 Haziran’da da Danıştay’da olacaklarını söyledi.

    EŞİK Platformu gönüllülerinden Berrin Sönmez ise, “Karar ne olursa olsun İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz diyeceğiz. Davalı taraf adına savunma yapan daire başkanı bizim iç hukukumuza değil Avrupa Konseyi’ne yönelik savunmalar yaptı. Haklıyız; gücümüzü de buradan alıyoruz” dedi.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey Erden de söz alarak, “Bugün burada bir savaş var. Zannetmesinler ki sadece bugün buradayız. Diğer duruşmalarda da burada olacağız. Öldürülen, tacize uğrayan kadınlar istatistik veri değildir. Bugün sembolik de olsa öldürülen 20 kadının ailesi ile buraya geldik. Haklarımızdan vazgeçmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Danıştay’da İstanbul Sözleşmesi duruşması savunmalarla devam ediyor

    Danıştay’da İstanbul Sözleşmesi duruşması savunmalarla devam ediyor

    PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin açılan davanın duruşması savunmalarla devam ediyor. Savunma yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Kadınları katletmeye yeltenen erkekler adliyenin bir kapısından girmiş, diğer kapısından çıkmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılması bu ülke için bir utançtır” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı açılan 200’ü aşkın davanın 15’i bugün Danıştay’da görülüyor.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin başvurularının yanı sıra çok sayıda baro ve sendikanın da aralarında bulunduğu 15 davanın duruşması esastan ele alınıyor.

    Duruşmaya, kadın örgütleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Duruşmaya katılmak için çok sayıda avukat yetki belgesi aldı.

    ÖLDÜRÜLEN KADINLARIN AİLELLERİ DE KATILDI

    Duruşmaya öldürülen kadınların aileleri de katıldı. Avukat Müjde Tozbey Erden, öldürülen kadınların ailelerini tanıtırken, aileler de ‘Burada’ diye seslendi. Salonda aynı zamanda öldürülen kadınların aileleri, çocuklarının fotoğraflarının yer aldığı afişleri Tozbey’in savunması boyunca ayağa kalkarak mahkeme heyetine gösterdi.

    Mahkeme heyeti, duruşmaya başlarken her davacı için 3 kişiye söz hakkı verdi. İlk savunmayı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Avukat Müjde Tozbey Erden yaptı. Erden savunmasında, “İzmir’de kızı Gizem Filiz öldürülen anne Bahriye Filiz bugün burada. Öldürülen ve çocukların Remziye Tüysüz’ün kardeşi Mutlu burada. Öldürülen Fatma Hülya Yıldız, kocasından kaçtı, çocukları ile yaşıyordu. Ama kocası koruma kararına rağmen evi bastı Fatma’yı öldürdü. Abisi Ekrem bey burada. Bu aileler ve bizim için o kadınlar önce insandı” ifadelerini kullandı. Tozbey’in savunması uzun süre alkış aldı.

    “ÖYLE BİR İMZA ATIN Kİ, İLERİDE VİCDANLI YARGIÇLAR OLARAK HATIRLANIN”

    Ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan savunma yaptı. İstanbul Sözleşmesi’ne giden sürecin Nahide Opuz davasıyla gerçekleştidiğini belirten Buldan, şunları dile getirdi:

    “Bugün burada LGBTİ+’lar ile ülkedeki tüm kadınlar adına savunmaya yapacağım. İstanbul Sözleşmesi erkek şiddetine son vermek için muazzam bir yol haritasıdır. Bugün sözleşmenin tartışılıyor olması ülke adına bir utançtır. İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine karşı mücadelenin yollarını adım adım örmüş temel bir sözleşmedir. Erkek şiddeti ile mücadele edenlerin zaferi olarak da tarihe geçmeyi başarmıştır. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği yükümlülükler devlet görevlilerine yöneliktir. Sözleşme tüm devletlere şiddet mağduru kadınların ihtiyaçlarını karşılayacak bütçeyi zorunlu kılar. Bugün ülkede ise kadınların nafaka hakkı dahil bir çok hakkı saldırı altındadır. Kadınları katletmeye yeltenen erkekler adliyenin bir kapısından girmiş, diğer kapısından çıkmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılması bu ülke için bir utançtır. Bugün belki de tarihi bir karar vereceksiniz. Vereceğiniz kararla Türkiye adaletine öyle bir imza atın ki,  ileride vicdanlı yargıçlar olarak hatırlanın. Vicdanlı olmanızı talep ediyorum.”

    “KADINLAR OLARAK SON 20 YILI SEVMİYORUZ”

    Duruşmada söz alan Avukat Şenal Sarıhan da, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine vurgu yaparak, “70 yıllık kadın hakları mücadelesine tanıklık ediyorum. Kadınlar hep direndi, seslerini yükseltmeye çalıştılar. Ancak biz bu 20 yılı sevmiyoruz. Kadınların haklarını savunmadığı, hatta giderek elimizden aldığı için son 20 yılı sevmiyoruz. Ben vicdanınıza sorarken; çok sevdiğiniz kızınızı, eşinizi, annenizi anımsayarak karar vermenizi talep ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

    “SÖZLEŞMEDEN ÇIKILDIĞINDAN BU YANA 80 KADIN DAHA ÖLDÜRÜLDÜ”

    Duruşmada CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in de başvurusu görüşüldü. Savunmasını kendisi yapan Özel, şunları kaydetti:

    “Burada bulunmamın sebebi dava açmış olmam. Bu mesele sadece bir kadın meselesi değil. Git derdini Marko Paşa’ya anlat deniyor. Nasıl anlatalım? Bugün tarihi sorumluluğunuzu sizden talep etmek için karşınızdayım. Anayasanın 90. maddesinin 1. fıkrası; uluslararası sözleşmelerin, Meclis tarafından yürürlüğe koyulan anlaşmaların yine Meclis kararıyla kaldırılacağını söyler. Cumhurbaşkanının ‘Ben bu kanunu yürürlükten kaldırdım’ demesi akılla, mantıkla çelişmektedir. Bazı uluslararası anlaşmaların tartışmaya açılması beka sorununa işaret eder. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı günden bu yana kadın cinayetleri arttı. Sözleşmeden çıkılmadan önceki 11 ayda 413 kadın öldürüldü. Sözleşmeden çıkıldıktan sonraki 11 ayda ise 495 kadın cinayeti yaşanmış. Yani 80 kadın cinayeti daha fazla yaşanmış. Daha doğmamış kız çocukları, torunları düşünme vaktidir. Bir kız babası olarak, cumhuriyeti kurmuş bir siyasi partinin sözcüsü olarak, yaşanan her şiddetten utanç duyan bir erkek olarak elinizdeki yetkiyi kadınlar ve kamu adına karara bağlayacağını ümit ediyorum.”

    Avukatların savunmalarının ardından duruşmaya 14.00’a kadar ara verildi. İkinci oturumu başlayan duruşmada 5 dava daha görülmeye devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul Sözleşmesi duruşması başladı; ‘Milyonlarca kadın olumlu bir karar bekliyor’-VİDEO

    İstanbul Sözleşmesi duruşması başladı; ‘Milyonlarca kadın olumlu bir karar bekliyor’-VİDEO

    PİRHA – Kadın örgütlerinin İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin açtığı iptal davası Danıştay’da görülüyor. Duruşma öncesi açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “İstanbul Sözleşmesi bir erkeğin iki dudağı arasından çıkacak bir sözle, attığı bir imza ile asla fesh edilecek ve yok sayılacak bir sözleşme değildir” dedi. 

    Kadın örgütlerinin İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin açtığı iptal davası Ankara’da, Danıştay 10’uncu Daire Başkanlığı’nda görülüyor.

    Duruşmayı HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ile birlikte HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, kadın milletvekilleri ve çok sayıda yurttaş takip ediyor.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN BİR GECE YARISI FESH EDİLMESİNİ ASLA KABUL ETMEYECEĞİZ”

    Duruşma öncesi açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “Kadınların büyük bedellerle kazandığı İstanbul Sözleşmesi bir erkek tarafından fesh edilemez” eleştirisinde bulundu. Buldan, “Milyonlarca kadın olumlu karar bekliyor” diyerek şunları kaydetti:

    “Kadınların uzun yıllar verdiği mücadele sonucu emekleriyle, bedenleriyle, sözleriyle ve ödemiş oldukları bedellerle kazandıkları bir hak olan İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı bir erkek tarafından fesh edilmesini asla kabul etmediğimizi her yerde ifade ettik, bugün burada bir kez daha söylüyoruz. İstanbul Sözleşmesi bir erkeğin iki dudağı arasından çıkacak bir sözle, attığı bir imza ile asla fesh edilecek ve yok sayılacak bir sözleşme değildir. Bugün Türkiye’de binlerce kadın erkek şiddetine maruz kalırken, binlerce kadın canını verirken, katledilirken yaşamını yitirirken böylesi önemli bir sözleşmenin bir gece yarısı fesh edilmesini asla kabul etmeyeceğiz ve İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya her yerde devam edeceğiz.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HEPİMİZİN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”

    Biz HDP olarak, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini kabul etmeyeceğimize dair Danıştay’a bir başvuruda bulunduk, Bu kararın bugün Danıştay’dan olumlu bir şekilde çıkması sadece bizim değil bu ülkede yaşayan milyonlarca kadının talebidir ve biz milyonlarca kadını temsilen bu duruşmayı izlemek üzere buradayız. Bu hukuksuzluğu asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz. Burada gözü yaşlı anneler var, kızlarını erkek şiddetiyle kaybeden annelerimiz var ama bu ülkede yaşayan milyonlarca annenin aynı durumu düşmemesi için hep birlikte bu sürecin takibi olacağız. Milyonlarca kadının bu sürecin takipçisi olması için elimizden geleni yapacağız ve asla bunun mücadelesini bırakmayacağız. İstanbul Sözleşmesi hepimizin kırmızı çizgisidir, biz bu kırmızı çizgimizden asla vazgeçmeyeceğiz, asla taviz vermeyeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Melek Mosso: Şarkılarımızı söylemeye, kadın dayanışmasını büyütmeye devam edeceğiz-VİDEO

    Melek Mosso: Şarkılarımızı söylemeye, kadın dayanışmasını büyütmeye devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- 20. Mersin Uluslararası Müzik Festivali kapsamında Mersin’de sahne alan Melek Mosso, konser yasaklarına tepki gösterirken, kadınlara yönelik ayrımcı politikalara, kadın dayanışmasıyla karşı çıkacaklarını belirtti.

    Son günlerde konser ve tiyatrolar ardı ardına iptal ediliyor. Son olarak Adana’da Amed Şehir Tiyatrosu’nun Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda oynanması beklenen “Tartuffe” adlı Kürtçe oyunu Adana Valiliği tarafından yasaklandı.

    Melek Mosso da, konseri yasaklanan sanatçılar arasında. Isparta Belediyesi tarafından konseri ‘ugun görülmeyerek’ yasaklanan Melek Mosso, 20. Mersin Uluslararası Müzik Festivali çerçevesinde Mersin’de sahne aldı.

    Mezitli Belediyesi Amfi Tiyatrosu’nda çoğunluğu kadınlardan oluşan binlerce yurttaşın katıldığı konserde Melek Mosso, şarkılarını seslendirirken, iktidar yetkililerin kadınlara yönelik ayrımcı söylemine tepki göstererek, kadın dayanışmasının büyütülmesi çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Ayrımcı ve kadınları hedef alan Diyanet kapatılmalıdır’-VİDEO

    ‘Ayrımcı ve kadınları hedef alan Diyanet kapatılmalıdır’-VİDEO

    PİRHA- Kadınlar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) yaşamdaki olumsuz etkisini anlattı. Abdal Musa Dayanışma ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, Diyanet’in İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldığının altını çizerken, Tiyatrocu- Gazeteci Tülay Yıldırım Ede de, DİB’in yapısına dikkat çekti. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise, DİB’in faaliyetlerinin tartışılması değil, kapatılması gerektiğini söyledi.

    Türkiye’de her gün en az 2-3 kadın katlediliyor, sosyal medya ve yaygın medya üzerinden tehdit ediliyor, sokakta, işte, evde tacize, cinsel istismara uğruyor. Bunu yanında devlet kurumları tarafından ötekileştirici dile maruz kalıyor. Bu kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) geliyor.

    DİB yetkilileri; açıklamalarında, sorulan sorulara verdikleri yanıtlarda ve yayınladıkları kitap ve videolarda kadınların yerini tarif eden, nasıl giyinmesi, ne zaman dışarı çıkmasından kaç çocuk doğuracağına kadar kadını ‘İslam dininin gerekleri’ diyerek, araçsallaştıran bir noktada görmeye devam ediyor.

    Diyanet İşleri Başkanlığı her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalar ile toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oluyor. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim bir tartışma konusu olageldi. Ancak son dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığına “özel” bir rol biçildiğini görüyoruz.

    DİB’in bu tutumuna dair CAN TV’ye kadınlar değerlendirmelerde bulundu.

    “DİB, KADINLARI ÇOCUKLARI KORUMAK YERİNE İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ HEDEF ALDI”

    Abdal Musa Dayanışma ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça, son dönemlerde kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin, çocuklara yönelik cinsel istismarın çoğaldığının altını çizerek, “Bunlara karşı söz söylemesi gereken Diyanet İşleri Başkanı, kadın adına söz söylemek yerine, tecavüze uğrayan çocuklar adına söz söylemek yerine, LGBT +’ları hedef göstererek, kadınları, çocukları korumanın adı olan İstanbul Sözleşmesi’nin LGBT +’ları çoğaltacağını ve bunun aile yapısını bozacağını söyleyerek İstanbul Sözleşmesini sapkınlık olarak nitelendirdi. Aslında İstanbul Sözleşmesi kadını koruyan, mağduru koruyan, failin cezalandırılmasını öngören çok geniş kapsamlı bir sözleşmeydi. Bizim için çok büyük bir kayıp oldu” dedi.

    “İKTİDAR NE DİYORSA DİYANET ONU YAPIYOR”

    Tiyatrocu- Gazeteci Tülay Yıldırım Ede de, DİB’in yapısına dikkat çekerek, “Din adına kurulmuş bir kurum var neden sadece Müslümanları kapsıyor, onu bir masaya yatırmamız gerekiyor. Hem diyoruz ki bu ülke laiktir, dinle yönetilmez ama sadece Müslümanlara yönelik fetvaların olduğu ve hatta diğer dinlerin çoğu zaman aşağılandığı bir kurumla karşı karşıyayız” diye belirtti.

    Alevi inancının Milli Eğitim Bakanlığı ve DİB’in ortaklaşa hazırladığı kitapların ilgili bölümlerinde ‘sapkınlık’ olarak tanımlandığını hatırlatan Tülay Yıldırım Ede, “Gerek iktidarın gerek Diyanetin kendinden olmayanlara karşı nasıl yaklaştığını, nasıl nefret söyleminde bulunduğunu, nasıl ayrıştırdığını hepimiz biliyoruz. Eğer ki bir ülkenin başında ille de dini bir kurum olacaksa hepsini kapsaması gerekiyor. Herkesi kucaklamayan tam tersine set oluşturan bir kurumun devlette hala ne iş var bunu çözebilmiş değilim” diye konuştu.

    İktidarın, Diyaneti insanları sömürmek ve onları istediklerini yaptırmak adına kullandığına dikkat çeken Tülay Yıldırım Ede, sözlerine şöyle devam etti:

    “Din dediğimiz şey benim nezdimde hem adaletlidir hem devlet adamının söylemiyle hareket etmez. Doğrular neyse ona göre hareket eder ve herkesi kucaklar. Ancak şu an bir bakıyorsunuz Diyanet iktidarın kuklası olmuş durumda. İktidar ne diyorsa onu yapıyor. Bir sorunuz varsa tartışamıyorsunuz, bir derdiniz varsa diyemiyorsunuz, bir ayrışma yaşadıysanız bunun çözümüne giremiyorsunuz. Diyanet her alanda ciddi anlamda devletin kuklası durumda ve haliyle çok çok çok tehlikeli bir konumda.”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise, DİB’in hem toplumsal hem de aile yaşamına ilişkin birçok konuda söz söylediğini dile getirerek, “Diyanetin yaklaşımının özellikle cinsiyet eşitliği bakımından, kadın hakları bakımından, kadına yönelik şiddet bakımından, bilimsel laik eğitim açısından oldukça sıkıntılı” diye aktardı.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KAPATILMALIDIR”

    Diyanet işleri Başkanlığının kuruluşundan itibaren tartışılması gerektiğini söyleyen Gülseren Yoleri, şunları ifade etti:

    “Laik, demokratik bir cumhuriyette devlet ve din işlerinin ayrılması gerektiğini, dolayısıyla dini inançlar üzerinden özellikle bir dini inancı öne çıkartarak devletin resmi din ilan etmesi bunun üzerinden de toplumu şekillendirmeye çalışması kabul edilemez. Uzun yıllardır din özgürlüğü, inanç özgürlüğü, vicdan özgürlüğü diyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı bile inanç özgürlüğüne yönelik bir saldırı olarak bir tehdit olarak algılanabilir. Çünkü Sünni İslam anlayışının dışında ki diğer inançların göz ardı edilerek yapılandırılmış olduğu bir başkanlık bir çalışmadan söz edebiliyoruz. Bunun da sorumluluğu sadece Diyanet İşleri Başkanlığı’na yüklemek de doğru değil. Çünkü bu bir devlet politikası. AKP hükümeti döneminde bu devlet politikasının özellikle dinin toplumsal yaşama etkisi ile bunun daha çok güçlendirildiği bir süreci yaşıyoruz.

    Dolayısıyla böyle bir devlet politikasının iktidar politikasının hedeflendiği, hayata geçirildiği bir yerde tabi ki DİB’in sadece inanç değil, toplumun diğer yaşam alanlarına müdahale eden  açıklamalarına ya da birtakım faaliyetlerine tanık olmamız mümkündü ve bunu yaşıyoruz.

    Diyanet’in özellikle kadınlara yönelik meselelerde eşitlikçi değil aslında eşitsizliği büyüten bir yerden meseleye baktığı görüyoruz. Eğitimde de DİB’in ana okulu ya da kreş sonrası eğitime de inançla ilgili birtakım uygulamaların eğitime yedirilmesi veya müfredata yedirilmesi meselesi ile ilgili görüşü de yine dindar bir nesil yetiştirmek isteyen iktidarın politikalarıyla paraleldir. Dolayısıyla DİB’in bütün meselelerden soyut tartışılmaması gerekir.”

    Diyanet İşleri Başkanlığının faaliyetlerinin tartışılması değil, kapatılması gerektiğini söyleyen Gülseren Yoleri, “Çünkü inanç özgürlüğünün sağlanabilmesi, laik bir iktidarın ya da laik bir devlet yönetiminin gerçekleşebilmesinin başka bir koşulu yoktur. Bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığının kapatılması gerektiğini savunmak ve bunun için çalışma yapmak gerektiğini düşünüyorum.”

    Rohat EMEKÇİ-Diren KESER/PİRHA

     

  • Danıştay savcısı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesini istedi

    Danıştay savcısı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesini istedi

    PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesi davasında Danıştay savcısı, kararın iptal edilmesini istedi. Mahkeme kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini belirterek duruşmayı sonlandırdı. Kanuna göre 30 gün içinde gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesi gerekiyor.

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali istemiyle açılan 10 davaya dair Danıştay 10’uncu Dairesi’nde görülen duruşmada Danıştay savcısı, çekilme kararının iptal edilmesini istedi.

    Mahkeme kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini belirterek duruşmayı sonlandırdı. Kanuna göre 30 gün içinde gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesi gerekiyor.

    “BİZ YAŞAM HAKKIMIZI KORUYORUZ, YAŞAMAK İSTİYORUZ”

    Duruşmanın başlamasıyla birlikte davacılar arasında ilk savunmayı 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı avukat Şenal Sarıhan yaptı.

    Sarıhan, “İstanbul Sözleşmesi’ni bize iade edin. İstanbul Sözleşmesi kadının, çocuğun, cinsel yönelimleri farklı olanların onurunu koruyor. İstanbul Sözleşmesi, bütün dünya kadınlarının kazanımıydı. Yaşamın içinde bu sözleşme hala yürüyor. Elimizdeki silah dava açmaktı, açtık. Bizim koruduğumuz yaşam hakkımız. Biz yaşamak istiyoruz” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, BU TOPRAKLARDAN DOĞDU”

    Sarıhan’ın ardından savunma yapan avukat Oya Aydın Göktaş da katledilen kadınları hatırlatarak şunları dile getirdi:

    “Biz burada İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasının sebebi Nahide Opuz, cinsel yöneliminden dolayı babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız, Münevver Karabulut, Ceren Damar, satılan zorla evlendirilen Suriyeli kız çocukları adına yani kendimiz adına buradayız. Ben kendi adıma, annem adına, kızım adına İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının neden hukuksuz olduğunu anlatacağım. Bu davanın esası, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının Anayasaya aykırı olup olmadığıdır. İstanbul Sözleşmesi, bu topraklardan doğdu.”

    “CUMHURBAŞKANLIĞI KARARI HUKUKA AYKIRIDIR”

    Ankara Barosu adına Türkiye Barolar Birliği (TTB) Başkanı Erinç Sağkan savunma yaparak, “Dosyanın hukuki değerlendirmesinde sorulması gereken konunun uluslararası anlaşmaların yürütmeye ilişkin bir konu olup olmadığıdır. Dolayısıyla buradaki fesih kelimesinin doğru olmadığını, kastedilenin çekilme olduğunu hepimiz farkındayız. Çekilmenin de Meclis iradesiyle olması Anayasal bir zorunluluktur. Bu yüzden de Cumhurbaşkanı kararı da hukuka aykırıdır. Bugün bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek ilerde yine uluslararası anlaşma olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden de çıkılmasının yolunu açar. Dolayısıyla biz hukukçular bu kararnamenin yoklukla sakat olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    Davacı avukatlar ve taraflar tek tek söz alarak savunmalarını gerçekleştirdi. Ardından davalı taraf söz alarak savunma yaptı.

    CUMHURBAŞKANI VEKİLİ ‘FESİH’ SAVUNMASI YAPTI

    Mahkemede, Cumhurbaşkanı vekili olarak Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü Anlaşmalar Daire Başkanı Emre Topal, savunma verdi. Yazılı savunma da verdiklerini söyleyen Topal, sözlü savunma yaptı.

    Topal savunmasında, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek kadına yönelik şiddetle mücadeleyi engellemiyor. Anayasamız ve 6284 sayılı kanun ve konuyla ilgili diğer mevzuatların uygulanmasına önemle özen gösteriliyor. İptali istemiyle sunulan dilekçelerin çoğu Türk hukuku ve milletlerarası hukuka hakim olmayan özensiz, birbirinin kopyası dilekçelerdir. Cumhurbaşkanının kararında İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından feshedildiği ifade edilmiştir. ‘Fesih’ kavramı eleştiri konusu olmuştur. Buna açıklık getirelim. Anlaşmaları sona erdirmenin birden fazla hususu var. Karar hukuka uygun alınmıştır. Uluslararası hukukta sözleşmelerin sona erdirilmesi çok yönlü olup, teknik açıdan sözleşmeden çekilmek Anayasa’da düzenlenmiştir ancak tercih edilen bir durum olmayabilir. Fesih suretiyle de sona erdirilebilir. Çok taraflı anlaşmalarda fesih suretiyle sona erdiren ülke bakımından bağlayıcı olmakta. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi hakkında da fesih bildirimiyle sona erdirilmiştir. Fesih kelimesinin kullanılması bu tür sözleşmeler için uygundur” dedi.

    “ BU KANUN BİZİM YAŞAMIMIZLA EŞ DEĞERDİR”

    Ardından savunmaya dair söz alan avukat Oya Aydın Göktaş, “Davalı taraf ısrarla Cumhurbaşkanı’nın kararını Anayasa’daki sessizliği lehine yorumlayarak Cumhurbaşkanı’nın kararının doğru olduğunu savunuyor. Anayasa’daki sessizliği, yürütme organında tek taraflı bir kişinin, bir yasayı kaldırmasını kabul etmiyor. Söz konusu Cumhurbaşkanı Kararnamesi’nin zaten Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyoruz. Dayanak gösterdikleri karar da milletlerarası usul ve esaslara ilişkin. Uluslararası hukukta çok fazla sona erdirme yöntemi vardır ama biz kelimelere takılmıyoruz. Biz bu sözleşmeler arasında çok açık bir ayrım olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı kararını savunurken, Meclis’in uygun bulma yetkisini veren değeri küçülmektedir. Bu yetkinin bu kadar küçümsenerek teknik sorun gibi algılanması kabul edilmez. Bu kanun bizim yaşamımızla eş değerdir” ifadelerini kullandı.

    “DEĞİŞİKLİK GETİREN HER KANUNUN MECLİS’TEN GEÇMESİ GEREKİYOR”

    Emre Topal’a ‘Sözleşmeleri çevirirken yanlış çevirmeyin’ diyerek sözlerine başlayan avukat Hülya Gülbahar da, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye dair kısımda Türkçe karşılık fesih değil çekilmedir. Çok taraflı sözleşmelerde fesih değil çekilme söz konusudur. Sadece Anayasa’nın 90’ıncı maddesine baksak bile yeterli. Değişiklik getiren her kanunun Meclis’ten geçmesi gerekiyor” dedi.

    “CUMHURBAŞKANININ TEK YETKİSİ ONAYLAMAKTIR”

    Hukuk Profesörü Serap Yazıcı ise davalının yaptığı savunmalara katılmadığını belirterek, “Türkiye’nin ulusal hukuku ile ilgili bir konuyu tartışıyoruz. Türkiye taraf olduğu bir uluslararası sözleşmeden çekilebilir mi çekilmez mi? Tabi çekilir ama usule uygun çekilir. Ancak hiçbir yargı ve makam yorum yoluyla kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa Cumhurbaşkanı’na uluslararası sözleşmelere dair tek bir yetki vermiştir o da onay yetkisidir. Anayasa’nın açıkça tanımadığı bir yetkiyi Cumhurbaşkanı kararnamesi tanıyamaz. 25 yıla yakın süre içinde ders vermiş bir hukukçu olarak eğer bir öğrencim bu soruya böyle yanıt verirse sıfır verirdim” şeklinde konuştu.

    “ALLAH KİMSEYE İNANMADIĞI KAĞITLARI OKUTMASIN”

    TBB Başkan Yardımcısı Avukat Sibel Suiçmez, “Davalı yanın beyanları bizim için sürpriz değil, hiçbirini kabul etmiyoruz. Davalı vekilinin dilekçemizi yeterli bulmaması haddi değil. Allah kimseye inanmadığı kağıtları okumayı nasip etmesin” dedi.

    Söz alan davalı vekili Fatma Turan Taşdemir mahkeme heyetine, “Alkışlara dahi müsade ettiniz ama biz konuşurken ‘kısa kesilmesini’ istediniz. Bu bizi üzdü” dedi. Taşdemir, iptali istemiyle ilgili talebin reddine karar verilmesini istedi.

     SAVCI İPTAL YÖNÜNDE KARAR VERİLMESİNİ İSTEDİ

    Savunmaların ardından Danıştay savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, kararın iptali yönünde karar verilmesini istedi. Savcının mütalaası salondakiler tarafından alkışlandı. Mütalaaya karşı söz alan avukatlar da savcılık görüşüne katıldıklarını belirterek işlemin yok hükmünde olduğunu ve kararın iptalini istedi.

    Davalı vekilleri ise savcılığın görüşüne katılmadıklarını ve davanın reddedilmesini istedi.

    KARAR 30 GÜN İÇİNDE AÇIKLANACAK

    Mahkeme başkanı davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi. Duruşma salonda bulunanların ‘Yaşasın kadın dayanışması’ sloganlarıyla son buldu.

    Kanuna göre 30 gün içinde gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesi gerekiyor.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Danıştay İstanbul Sözleşmesi’ni görüşüyor; kadınlardan açıklama-VİDEO

    Danıştay İstanbul Sözleşmesi’ni görüşüyor; kadınlardan açıklama-VİDEO

    PİRHA- Danıştay, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali istemiyle açılan davaların bir bölümünü esastan görüşmeye bugün başladı. Duruşma öncesi açıklama yapan kadınlar, “Verilecek karar Türkiye’de kendini üstün görenlerin hukukunun mu, hukukun üstünlüğünün mü hakim olacağına dair de belirleyici olacak” dedi.

    Danıştay 10. Dairesi, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali istemiyle açılan davaların bir bölümünü esastan görüşmeye bugün başladı.

    Görülecek duruşmada Ankara Barosu, Diyarbakır Barosu, Erzurum Barosu, Antep Barosu, Tekirdağ Barosu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Serap Yazıcı, Gelecek Partisi,  29 Ekim Kadınları Derneği, Büşra Marangozoğlu’nun açtığı davaların da aralarında bulunduğu 10 dosya karara bağlanacak.

    70’in üzerinde barodan yaklaşık 1000 avukat duruşmaya katılım için yetki belgesi aldı. Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) girişimleriyle duruşma Danıştay’ın 550 kişilik büyük salonunda yapılıyor. Duruşmaya Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce avukatın yanı sıra davacı kurumların temsilcileri ile çok sayıda kadın örgütü katıldı.

    Kadın örgütlerinin yaptığı çağrılarla İstanbul, Ankara, Diyarbakır gibi farklı illerden gelen çok sayıda kadın avukatlar ve kadın örgütü temsilcileri, duruşma öncesi Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada sık sık ‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’, ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’, ‘Kadın, yaşam, özgürlük’, ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’ sloganları atıldı.

    Kadınlar adına açıklamayı 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Avukat Şenal Sarıhan okudu.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) imzasıyla yapılan açıklamada, “Kendini üstün görenlerin hukukuna karşı, hukukun üstünlüğü ilkesine sahip çıkmak için Danıştay’dayız. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçemeyeceğiz. Verilecek karar Türkiye’de kendini üstün görenlerin hukukunun mu, hukukun üstünlüğünün mü hakim olacağına dair de belirleyici olacak. Bizler, kadınlara karşı her türlü şiddetin ve başta kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’ların maruz kaldığı ev içi şiddetin insan hakları ihlali olduğunu belirten; devlete, şiddeti önleme ve mağduru koruma yükümlülüğü getiren İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    “İÇ HUKUK YOLLARI TÜKENİRSE AİHM’E TAŞIYACAĞIZ”

    Danıştay 10. Dairesi’nde 200’ü aşkın yürütmenin durdurulması talebinin 5 üyeden 3’ünün oyuyla reddedildiğine vurgu yapılan açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Danıştay’dan olumsuz bir karar çıkması halinde bizler elbette ki hukuki ve siyasi mücadelemizi sürdüreceğiz. Anayasa’ya aykırı olan bu Cumhurbaşkanı Kararı’nı Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız. İç hukukta sonuç alamazsak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil uluslararası mekanizmaları harekete geçireceğiz. Kadınlara ve Türkiye’ye daha fazla zarar vermeyin, zaman kaybettirmeyin. Kadınların hayatları ile daha fazla oynamayın. Hukukun ve adaletin gereğini yapın.”

    “BİR KİŞİNİN KARARIYLA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇIKAMAZSINIZ”

    Avukat Şenal Sarıhan’ın ardından Avukat Hülya Gülbahar söz alarak, “Toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bir sözleşmenin duruşması olacak. İstanbul Sözleşmesi demek kadınlar için, çocuklar için çok önemli. Gece yürüyüşü yaparak, Danıştay’ın peşinde koşarak İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya çalıştık. Bir kişinin kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkamazsınız. Kendi Anayasa’nıza bile karşı geliyorsunuz. Bizim hayatımız ihraç edilen patates, domates değil. Anayasa son derece açık. Temel haklarla ilgili sözleşmelerden Meclis kararıyla çıkılır. Bugün olumlu bir karar çıkmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “SIRA LANZOROTE ANLAŞMASI’NDA”

    Gülbahar, İstanbul Sözleşmesi’nden sonra sıranın çocukları koruyan Lanzorote Anlaşması’nda olduğunu belirterek, “Yapılan Anayasa’ya aykırıdır. İstanbul Sözleşmesi’nden kim çıkmayı istiyor? Çocuk istismarcılarına af gelsin diyenler, kadının ev içi emeğini gasp edenler, kadınlara ekonomik şiddet uygulamak isteyenler bunlar İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını isteyenlerdir” dedi.

    Açıklamanın ardından polisin kurduğu barikatlardan aranarak geçen kadınlar, duruşmanın görüleceği salona girdi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Mersin Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesi bizimdir vazgeçmiyoruz-VİDEO

    Mersin Kadın Platformu: İstanbul Sözleşmesi bizimdir vazgeçmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Mersin Kadın Platformu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle yarın görülecek duruşmaya ilişkin açıklama yaparak, “Verilecek karar, sadece İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının hukuksuzluğuna ve buna yönelik iptal taleplerimize ilişkin olmayacak, aynı zamanda, Türkiye’nin geleceği ve hukukun üstünlüğü adına belirleyici olacaktır” dedi.

    Danıştay’ın, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin iptali istemiyle açılan davayı görüşmeye başlarken, kadınlarda bir çok ilde açıklama yaparak, kararnamenin iptalini istedi.

    Mersin Kadın Platformu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle yarın görülecek duruşmaya ilişkin basın açıklaması düzenledi.

    Platform adına açıklamayı okuyan Zübeyde Sadırlı Akpınar, Türkiye’de her gün en az 3 kadının katledildiği ve onlarcasının şiddette maruz kaldığı bir sürecin yaşandığını belirterek, “İstanbul Sözleşmesi Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan, uluslararası hukukta şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın bir sonucu olduğunun vurgulandığı, şiddetle mücadelede bağımsız bir izleme mekanizmasına sahip ve yaptırım gücü olan ilk sözleşmedir” dedi.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN FESHEDİLDİĞİ TARİHTEN BUGÜNE 302 KADIN CİNAYETİ YAŞANDI

    İstanbul Sözleşmesinin feshedildiği tarihten bugüne 302 kadın cinayeti, 254 şüpheli kadın ölümü gerçekleştiğini ifade eden Zübeyde Sadırlı Akpınar, “Kadınlardan şiddete dair ispat, fail erkeklere indirim uygulamak için bahane arayan erk-devlet zihniyeti kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin siyasetten bağımsız olmadığını ve devletin bu konudaki politikasızlığının sonucudur” diye konuştu.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESİH KARARI İPTAL EDİLMELİDİR”

    28 Nisan’ın tarihsel bir öneme sahip olduğunun altını çizen Zübeyde Sadırlı Akpınar, şunları dile getirdi:

    “Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’ne dair davaları esastan görüşecek. Verilecek karar, sadece İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının hukuksuzluğuna ve buna yönelik iptal taleplerimize ilişkin olmayacak, aynı zamanda, Türkiye’nin geleceği ve hukukun üstünlüğü adına belirleyici olacaktır. Ülke olarak İstanbul Sözleşmesinin iptali kararı, özellikle kadına karşı şiddetin tırmandığı günümüzde ağır sonuçlar doğuracak kabul edilemez bir uygulamadır.

    Mersin Kadın Platformu olarak; Kadın ve LGBTİ+ örgütlerini, baroları, emek ve meslek örgütlerini, siyasi partileri; eşit ve şiddetsiz bir yaşam isteyen herkesi hep birlikte hukuka ve İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya çağırıyoruz! İstanbul Sözleşmesi fesih kararı iptal edilmeli ve sözleşme hükümleri uygulanmalıdır.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Danıştay’da yarın İstanbul Sözleşmesi davasınının duruşması görülecek

    Danıştay’da yarın İstanbul Sözleşmesi davasınının duruşması görülecek

    PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tek taraflı feshi işleminin iptali istemiyle Danıştay’da açılan 10 ayrı davanın duruşması yarın görülecek. Duruşmaya yüzlerce kadın avukatın katılması beklenirken, Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, “Bağımsız yargıyı göreve çağırıyor, erkek devletin tarafında yer almak yerine kadınların yanında, yaşam haklarını savunan kararlara imza atmalarını bekliyoruz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine dair tepkiler yıl boyunca devam ederken, kadınlar ve kadın kurumları kararnamenin iptali için Danıştay’a başvuruda bulundu. Bu davalardan 10’unun duruşması, yarın (28 Nisan) Danıştay 10’uncu Dairesi’nde görülecek.

    Saat 09.30’da Danıştay konferans salonunda başlayacak olan duruşmaları avukat ve kadın örgütleri temsilcilerinin oluşan çok sayıda kişinin takip etmesi bekleniyor. Duruşmaya katılım için Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) formlarını dolduran kadın avukatların sayısı 808’e ulaştı. 68 barodan gelen katılımlarla davayı takip etmek için yetki belgesi sunacak avukatların sayısı bini buldu.

    Duruşma öncesi Danıştay önünde bir araya gelecek kitlenin EŞİK’in çağrısıyla saat 08.30’da basın açıklaması gerçekleştirmesi bekleniyor.

    “HAKLARIMIZDAN DA HAYATLARIMIZDAN DA VAZGEÇMİYORUZ’ DEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEDİK”

    Yarınki duruşmaya dair PİRHA’ya konuşan Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, “20 Mart 2021 tarihinde tek kişinin verdiği keyfi karar doğrultusunda kazanılmış haklarımızdan ve en önemlisi bireylerin yaşam haklarını da savunan ilkesel bir tutum sergileyen yasa, İstanbul Sözleşmesi bir gecede Cumhurbaşkanlığı tarafından feshi edildi. Ancak fesih edildiği günden bugüne biz kadınlar ‘haklarımızdan da hayatlarımızdan da vazgeçmiyoruz’ demekten asla vazgeçmedik” dedi.

    “BAĞIMSIZ YARGIYI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”

    20 Mart’tan bugüne 302 kadın cinayeti ile 254 şüpheli kadın ölümünün yaşandığını belirten Çiğdem Göksoy, şöyle devam etti:

    “Cezasızlık politikaları ile hareket eden erkek devlet aklı kadın katliamlarının önünü açmakla birlikte failleri cesaretlendirmiştir. Erkek devlet aklın kadınlara biçtiği yaşamı kabul etmeyen kadın örgütleri Danıştay’a iptali için dava açmıştık. Bu dava 28 nisan 2022 tarihinde Danıştay 10. Dairesi İstanbul Sözleşmesine dair davaları esastan görüşecek. Biz kadınlar için hayati bir karar olduğunu belirterek, bağımsız yargıyı göreve çağırıyor erkek devlet tarafında yer almak yerine, kadınların yanında yaşam haklarını savunan karlara imza atmalarını bekliyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • İHD’li Kadınlar: Kadınlar için güvenli bir yer kalmadı, failler korunmaya devam ediyor!

    İHD’li Kadınlar: Kadınlar için güvenli bir yer kalmadı, failler korunmaya devam ediyor!

    PİRHA-İHD’li Kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin yaptığı açıklamada artan şiddet vakaları ve ekonomik krize vurgu yaparak, “Kadınlar için güvenli bir yer kalmadı. Sokakta öldürülüyoruz, haneler şiddet ve yoksulluk dolu, dolaplar ise boş” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) bünyesinde faaliyet yürüten kadınlar, “Yoksulluğa, savaşa ve şiddetin her türüne karşı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde mücadele için sokaklardayız!” başlıklı yazılı açıklama paylaştı.

    KADINLAR İÇİN GÜVENLİ BİR YER KALMADI”

    Kadınların, hayatın her alanında şiddet altında olduğuna vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    Bir 8 Mart’ta daha Türkiye’nin kadınlara yönelik ihlaller listesini sıralamaya kalemimiz yetmiyor! Şiddeti, yoksulluğu, savaşı, ekonomik krizi en yoğun şekilde hayatlarımızda hissediyoruz. Çözüm üretmesi gerekenler failleşiyor, yasalar uygulanmıyor, kadın kazanımları yok ediliyor, yoksulluğun ve krizin ortasında savaşlar yükseliyor.

    Sokaklar, kentler, haneler, hastaneler, kurumlar, işyerleri… Kadınlar için güvenli bir yer kalmadı. Sokakta öldürülüyoruz, haneler şiddet ve yoksulluk dolu, dolaplar ise boş.

    Aysel Tuğluk gibi birçok kadın, sağlıkları cezaevine uygun olmadığı halde işkenceye maruz bırakılıyor. Hasta kadın tutsakların sağlıkları tekrar işkence unsuru olarak kullanılıyor. En temel insan hakları bile yok sayılıyor.

    Garibe Gezer, cinsel şiddete ve işkenceye maruz kaldığı cezaevinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.

    Deniz Poyraz, göz göre göre katledildi.

    Gülistan Doku 2 yıldır kayıp.

    Şule Çet katledildikten sonra birçok kadın benzeri şekilde katledildi.

    Cezasızlık olası failleri teşvik etmeye devam ediyor.

    Kadın cinayetleri IŞİDleşirken, failler korunmaya devam ediyor.

    Kamu görevlilerinin hedef gösterdiği LGBTİ+’lar nefret cinayetleriyle katlediliyor.

    İşyerlerimiz ayrımcılık, mobbing dolu!

    İktidar yıllarca süren mücadelelerle kazandığımız hakları, sözleşmeleri, nafaka hakkını sözde mağduriyetlerle yok etmeye çalışıyor. Ödemedikleri nafakaların ‘mağduriyetini’ çeken erkekler için nafaka hakkını tartışmaya açan iktidara kadınların eviçi emeğini ve hayatlarını koruma sorumluluğunu hatırlatıyoruz.

    Biz kadınlar olarak, yoksulluğa, şiddete, savaşa karşı mücadeleye devam ediyoruz.

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi kabul etmiyoruz.

    Ne Türkiye’de ne Suriye’de ne Ukrayna’da ne dünyanın başka bir yerinde savaşı da savaş politikalarının desteklenmesini de kabul etmiyoruz!

    Ekonomik kriz yoksulluğu açlığa çevirirken, coğrafyamızda mülteci kadınlar ayrımcılığı, şiddeti, yoksulluğu yaşarken yanıbaşımızdaki savaş için kabul edeceğimiz tek söz BARIŞ’tır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Çukurova’da kadınlar ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’ dedi-VİDEO

    Çukurova’da kadınlar ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’ dedi-VİDEO

    PİRHA- Mersin Kadın Platformu’nun çağrısıyla Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda bir araya gelen kadınlar, devletin tüm mekanizmalarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine son verilmesini, İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar imzalanmasını ve 6284 sayılı kanunla birlikte etkin şekilde uygulanmasını istedi.

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında birçok kentte eylem ve etkinlikler sürüyor. Dört bir yanda alanlara çıkan kadınlar, gerçekleştirdiği şölenler ve yürüyüşlerle, taleplerini haykırdı.

    MERSİN

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Mersin Özgecan Aslan Meydanı’nda onlarca kadın Mersin Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya geldi. Türkçe ve Kürtçe şarkılarla başlayan etkinlikte kadınlar sık sık sloganlar atarak taleplerini haykırdılar.

    Platform adına yapılan açıklama Türkçe ve Kürtçe okunurken, açıklamayı okuyan kadınlar, ülkenin her bir yanından ‘başka bir yaşam’ isteyenlerin sesi yükselmekte ve kadınlar da bu sese ses olacaklarını ve sesi büyüteceklerini belirterek, ” Ekonomik krizin yarattığı yoksullaşmanın, çaresizliğin karşısında kadın dayanışması var. Biz kadınlar değdiğimiz her kadın ile yoksulluğumuza karşı dayanışmamızı büyütmeli, temel ihtiyaçların kamulaştırılması için tek ses olmalıyız! Biz kadınlar işte, evde, sokakta varız! Bugün Farplastan Darinda’ya; Sinbo’dan Adkotürk’e; Hugo Boss’tan tekstil atölyelerine her yerde bu sisteme karşı mücadele etmekteyiz ve bizim olanı alana kadar asla vazgeçmeyeceğiz!” dedi.

    “TACİZ, TECAVÜZ, ŞİDDETE BAŞKALDIRIYORUZ!”

    İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmaması için hep birlikte alanlarda olduklarının altı çizilen açıklamanın devamında,  “İstanbul Sözleşmesi’nden hala vazgeçmedik ve uygulatacağız! Bu bir yaşam mücadelesi ve yaşamlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Kadın düşmanı politikalardan vazgeçmeyen devlet, şimdilerde yeniden kadınların kazanılmış haklarına saldırıyor. Gerçek dışı argümanlarla kadınların nafaka haklarını ellerinden almaya çalışıyor. Getirilecek düzenlemelerle, kadınların boşanmalarına engel olarak, kutsal aile masalında ve şiddet sarmalında hapsolmalarını istiyor. Nafaka hakkımızdan vazgeçmiyoruz” denildi.

    Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış isteyen sesleri; kesmeye, hapsetmeye, cezalandırmaya, polis şiddeti ile baskı altına almaya çalışıyorlar. Aysel Tuğluk ve yüzlerce hasta tutsak hapishanelerde ölüme terk edilmek isteniyor. Cezaevi duvarları dışındaki baskının kat be kat fazlası, çıplak arama, taciz gibi cinsel şiddet, fiziksel ve psikolojik şiddet, hak gaspları şeklinde hapishanedeki kadınlara ve translara uygulanmaya devam ediyor. Şimdi bir de kadınların iradesinin önünde kendi kirli/hukuksuz siyasetleriyle durmak istiyorlar. Mv. Semra Güzel hakkında yapılan karalama çalışmalarının karşısındayız. İrademize dokunamazsınız. İçeride ve dışarda yapılan bu dayatmalara karşı ses çıkaracağız, adil bir yaşam için mücadele edeceğiz!

    EŞİT, ÖZGÜR, ŞİDDETSİZ BİR DÜNYAYI BİRLİKTE KURACAĞIZ; EŞİT, ÖZGÜR VE ŞİDDETSİZ BİR DÜNYA HAKKIMIZ!

    Güç; kadınları katletmekle, onları sömürmekle, şiddet uygulamakla, işçileri işten atmakla, kampüslerde taciz etmekle, dili, dini, ırkı sebebi ile katletmekle kazanılan bir şey değildir. Bu ancak ve ancak çürümüşlüktür. Bizi hapsetmek istedikleri bu karanlığa karşı, insanı insanlıktan çıkaran bu çürümüşlüğe karşı bir arda durmak bugün zorunluluktur.

    Devlet  gerici politikalarla kadınların hem kamusal hem özel alanda düşünce ve yaşam tarzlarına müdahale ediyor. Çocukları ve gençleri geleceksizlik tehdidine mahkûm ediyor, tarikat ellerine bırakıyorlar. Çocuk istismarı günden güne artıyor ve etkili bir engelleme yöntemi uygulamak yerine çocuk yaşta zorla evliliklerde rıza arıyorlar. Kadınlar olarak özgür, laik, demokratik bir yaşamı savunacağız.”

    “SAVAŞA KARŞI KADINLAR BARIŞI SAVUNACAK!”

    Kadınlar olarak taleplerini ise şöyle sıraladılar:

    “- Kadın cinayetlerinin, taciz ve tecavüzlerin, kadına yönelik şiddettin önüne geçilmesi için etkin önlemler geliştirilmeli, devletin tüm mekanizmalarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine son verilmelidir. Kadın katillerine uygulanan haksız tahrik, iyi hal indirimleri gibi cezasızlık politikalarından vazgeçilmelidir. İstanbul Sözleşmesi tekrar imzalanmalı ve 6284 sayılı kanunla birlikte etkin şekilde uygulanmalıdır.

    – Kadınları ilgilendiren her türlü yasal düzenleme, kadınların görüşleri alınarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak, kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik haklarına erişimini kolaylaştıracak nitelikte yapılandırılmalıdır.

    -Bakım emeğinin sömürüsüne karşı sosyal haklar çerçevesinde hasta, yaşlı bakım evleri ve kreşler açılmalıdır.

    -Kadınlara tam zamanlı, güvenceli, eşit ücret alacakları istihdam sağlanmalıdır.

    -Toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri ilkokuldan üniversiteye kadar her kademede okutulmalıdır.

    -Savaşa karşı kadınlar barışı savunacak! Mülteci kadınların barınma, eğitim, sağlık gibi temel hakları sağlanmalıdır.

    -Kadınların erkek şiddetine karşı hayatlarını savunarak uyguladığı özsavunma yargılanmamalı, cezalandırılmamalıdır. Özsavunma uyguladığı için yargılanan kadınlar beraat etmelidir.

    -Cezaevlerinde kadınlara ve translara yönelik çıplak arama, taciz, fiziksel ve psikolojik şiddeti kabul etmiyoruz. Hasta tutsaklara özgürlük talep ediyoruz.”

    ADANA

    Adana Kadın Platformu öncülüğünde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Uğur Mumcu Meydanı’nda “Eşit özgür şiddetsiz bir bir dünyayı kadınlar kuracak!” şiarıyla miting düzenledi. Kadınlar, rengarenk yöresel kıyafetleriyle ezgiler eşliğinde halaya durdu.

    Yürüyüşün ardından başlayan mitingde, Adana Kadın Platformu’nun basın metni okundu. Salgınla birlikte artan ev içi görünmeyen emek yükünün, işsizlik ve yoksullaşmanın dayanılmaz boyutlara ulaştığı belirtilen açıklamada, “Ev içi emek sömürüsü, bakım emeği yükü, erkek şiddeti ve ölümler arttı. Evin içinde psikolojik şiddet çeşitli biçimlerle derinleşti, normalleştirildi ve bizlere dayatılmak isteniliyor. İstanbul Sözleşmesi tekrar imzalansın ve 6284 sayılı kanunla birlikte etkin şekilde uygulansın. Her yerde kadınların güvenle gidebileceği danışma merkezleri ve sığınaklar açılsın” denildi.

    Mitingde konuşan HDP Milletvekili Serpil Kemalbay, “Kadınlar özgürleşmeden, Türkiye demokratikleşemez” derken, CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin de, kadınların her alanda ezildiğini, kadınların istihdamda yer alamadığını, merdiven altı atölyelerde ucuz işgücü olarak çalıştırıldığını belirterek kadınların toplumsal yaşamdaki yerinin değişmesi gerektiğini ifade etti.

    Miting, müzik dinletisi ve çekilen halaylarla son buldu.

    PİRHA/MERSİN-ADANA