Etiket: İstanbul Sözleşmesi

  • Mersin Barosu Başkanı Yeşilboğaz: İstanbul Sözleşmesi uygulansın

    Mersin Barosu Başkanı Yeşilboğaz: İstanbul Sözleşmesi uygulansın

    PİRHA- Mersin’de, üç kızına küçük yaştan itibaren cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yargılanan 55 yaşındaki S.D.’nin tutuklanma kararını değerlendiren Mersin Barosu Başkanı Yeşilboğaz, “Babanın tutuklanması toplumun ve biz hukukçuların vicdanını biraz rahatlatmıştır. Ancak önümüzdeki süreçte ödül gibi ceza verilerek cinsel istismarın üstü bir kez daha örtülmemelidir” dedi.

    Mersin’de, üç kızına küçük yaştan itibaren cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yargılanan 55 yaşındaki baba S.D. Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında tutuklandı.

     “TOPLUMSAL DAVALARDA HALKIMIZIN YANINDAYIZ”

    Mahkeme kararını değerlendiren Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, “Bir babanın 3 kızına yıllarca cinsel istismarda bulunduğu iddiası Türkiye’de infial uyandırmıştır. Babanın tutuklanması toplumun ve biz hukukçuların vicdanını biraz rahatlatmıştır. Yargılama sonucunda mahkeme olayı aydınlatacak ve kamu vicdanını tatmin edecektir. Ancak önümüzdeki süreçte ödül gibi ceza verilerek cinsel istismarın üstü bir kez daha örtülmemelidir. İstanbul Sözleşmesi’nin değiştirilmesine yönelik adımlar atılmaktadır. Bunun yerine İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için adımlar atılmalıdır. Her geçen gün artan kadına yönelik şiddetin ve cinsel istismarın önü artık kesilmeli. Mersin Borusu olarak toplumsal davalarda halkımızın yanındayız” diye konuştu.

    “KAMU VİCDANI BİR NEBZE RAHATLADI”

    Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Şirin Güner ise, “3 kız kardeşin uğramış oldukları taciz nedeniyle hak arayışları ve adalet isteği olumlu sonuçlanmıştır. Mahkeme, sanığın tutuklanmasına karar vermekle kamu vicdanını bir nebze de olsa rahatlatmıştır” dedi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Kadınlar Mersin’den seslendi: 6284’ü ve İstanbul sözleşmesini uygula-VİDEO

    Kadınlar Mersin’den seslendi: 6284’ü ve İstanbul sözleşmesini uygula-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de alanlara çıkan kadınlar, pandemi ve sonrasında normalleşme sürecinde kadınlara dönük şiddette artış olduğunu vurgulayarak, hükümete “İstanbul Sözleşmesi’nin uygulaması çağrısı yaptı.

    Haberin videosu;

    Mersin Kadın Platformu üyesi kadınlar Yenişehir Kent Meydanında bir araya gelerek, açıklam yaptı. Platform adına açıklamayı okuyan Nur Aytemur “Bizler ölmek değil yaşamak istiyoruz” diyerek, şunları dile getirdi:

    “Son yıllarda, gün geçmiyor ki kadınların kazanımlarına saldırılmasın. Yaşam hakkımıza bir saldırı olmasın.  Kadınlar hane içinde her gün en yakınları tarafından şiddete uğruyor, intihara sürükleniyor, katlediliyorlar. Çocuklar her geçen gün rızası dışında evlenmeye zorlanıyor, istismar ediliyor, taciz ve tecavüze maruz bırakılıyorlar. Son üç ayda pandemi koşullarında yapılan “evde kal” çağrıları ile kadınlar, şiddetle  en çok karşı karşıya kaldıkları ev içine dolayısıyla varolan şiddet sarmalına itilmeye devam ediliyor. Bu üç ayda hane içinde şiddet vakaları %30 a yakın artış gösterdi. Bu da tüm bu şiddet ve cinayetlerin kadınların en yakınından geldiğinin bir kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.

    Biz kadınlar, mevcut yasaların tam uygulanması ve bu şiddetin önlenmesi için mücadele ederken, bir de bu alanda saldırıya uğruyoruz. Bu haklı taleplerimizi dile getirmek, yaşamak istemek ise yine bu kadın düşmanı politikaları üretenlerce suç olarak görülüyor. Ama buradayız ve binlerce kez haykırdığımız gibi bugün de haykıracağız.

    “BİZLER ÖLMEK DEĞİL YAŞAMAK İSTİYORUZ!”

    Türkiye’de pandemi süreci boyunca kadına yönelik şiddetin arttığı gözlediklerini ifade eden Aytemur, sözlerine şöyle devam etti:

    Cezaevinden aldığı izin süresinde eski eşini öldüren erkekleri, yine aynı şekilde katledilen Ceren Özdemir’i hatırlayın. Biz kadınlar virüsten, erkek şiddetinden ve de bu yasanın sonuçlarından ölmek istemiyoruz. Evlilik adı altında hane içinde ücretsiz köle olarak çalışmaya, cinsel şiddete ve ev içi tecavüze, psikolojik şiddet ve yok sayılmaya, itaat etmeye, diyanetle ya da diğer kurumları aracılığıyla çizdikleri “makbul kadın” dizaynına karşı duruyoruz. Kadınların, çocukların, lgbti+ların hayatlarını dizayn etmeye çalışan, ayrımcılığı, nefreti, homofobiyi besleyen Diyanet’in düşmanca söylemlerine karşı duruyoruz. İyi hal ve tahrik indirimlerle, kadınların yaşamını tekrar tekrar tehdit eden infaz yasalarıyla meşrulaştırmaya çalıştığınız suçun bir parçasısınız! 6284 Şiddet yasasını tam olarak uygulayın ve denetleyin! İstanbul sözleşmesini tartışmaya dahi açmıyoruz! İstanbul sözleşmesi bizim hayat güvencemizdir, derhal uygulamaya konmalıdır”

    Son iki haftada Mersin’den ve Türkiye’nin diğer illerinden gelen şiddet/cinayet haberlerini paylaşan Aytemur, “bizler yaşamak için mücadele ediyoruz. Ve yaşamak için bir kez daha sokaklarda, bir kez daha isyandayız. Her seferinde bu son olsun diyoruz, son olmuyor. Neden? Kadın mücadelesi ile kazanılan 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi var. Toplum bu cinayetlere tepki gösteriyor. Bu cinayetlerin durmasına neden engel olmak ve 6284 sayılı yasa, İstanbul Sözleşmesi gibi kadınların yaşam güvencelerini uygulamak zorundasınız. Bizler, bu cinayetlerin sonu gelene kadar burada ve bu davaların takipçisi olacağız. Suç ortaklarını teşhir etmeye ve cezalandırılmaları için her gün isyan etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Devletin görevi yasalarla çocukları mağdur etmek değil, korumaktır’- VİDEO

    ‘Devletin görevi yasalarla çocukları mağdur etmek değil, korumaktır’- VİDEO

    PİRHA – Alevi kadınlar, ortak basın açıklaması ile Meclis’e getirileceği gündemde olan çocuk istismarına evlilik yoluyla affı içeren yasa tasarısına karşı ses çıkarılması için çağrıda bulundu. Açıklamada, Devletin görevinin çocukları yasalar ile mağdur etmek değil, çocukları güvene alacak şekilde yasal düzenlemeler yapmak olduğu hatırlatıldı. 

    Haberin Videosu

    Alevi kadınlar İzmir, Ankara, Dersim, Adana ve İstanbul’da eşzamanlı olarak çocuklara yönelik cinsel istismar yasa tasarısının Meclis gündemine gelmesine yönelik basın toplantısı düzenledi.

    Açıklamada ‘Masumu paklardan elinizi çekin, istismar suçtur aklanamaz, aklama yargıla’ dövizleri taşıyan kadınlar, toplumun tüm kesimlerine yasaya karşı çıkma çağrısı yaptı.

    “7 YILDA 704 BİN 831 ÇOCUK EVLİLİK YOLUYLA İSTİSMAR EDİLDİ”

    İzmir’de Yamanlar Cemevinde düzenlenen basın açıklamasını Alevi kadınlar adına Nebahat Çelik okudu.

    İnsan hak ve özgürlüklerinin demokrasinin olmadığı ülkelerde toplumsal cinsiyetçilik ve özellikle de dini referanslarla bertaraf edildiğini söyleyen Çelik, kadınların cins kırımına uğratıldığı, çocukların da cinsiyetçi eril kodlardan kaynaklı cinsel obje olarak görülerek her türlü istismara maruz bırakıldığını söyledi.

    Çelik, “Ülkemizde sırf 2002-2019 yılları arasında 704 bin 831 çocuk zorla evlendirilerek istismar edilmiştir. Her 4 çocuktan 1’i aile içinde istismar edilmektedir. Çocuklara yönelik her geçen gün daha da artan cinsel istismar vakaları, her seferinde istismarcıları aklama politikaları sonucunda korkunç rakamlara ulaşmıştır” dedi.

    “BU YASA ÇOCUKLARI GELECEKSİZLEŞTİRMEK DEMEKTİR”

    Çocuk istismarı faillerinin evlilik yoluyla affın Meclis açıldığında gündeme geleceğinin konuşulduğunu söyleyen Çelik, şunları ifade etti.

    “İnfaz yasasının geçirildiği gece yarısı ortaya çıkan taslak, 14 yaşını tamamlamamış kız çocuklarına karşı cinsel istismar suçu işlemiş, onlardan 15 yaş büyük erkeklerin ve suçu azmettiren ailelerin cezalarının sonradan evlenildiği durumda ertelenmesini – yani affedilmesini öngörüyordu. ‘Bir kerelik af’ diye sunulan bu düzenlemelerin sonucu imam nikâhıyla evlilik yaşını 13’e indirmek, 13 yaşında kız çocuklarıyla 28 yaşında yetişkin erkeklerin evlendirilmesini yasallaştırmak, bu ülkede kız çocuklarını eğitimden uzaklaştırmak, yoksullaştırmak, geleceksizleştirmek olacaktır. Bu durum, çocuk istismarının önünü tamamen açmanın yanında istismarcıların cezasız kalması anlamına gelmektedir.”

    “TÜRKİYE SÖZLEŞMELERE SADIK KALMALI”

    Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 11 Ekim’i ‘’Dünya Kız Çocukları Günü’ olarak ilan eden sözleşmesine imza attığını hatırlatan Nebahat Çelik, Türkiye’nin imza attığı sözleşmelere sadık olması gerektiğinin altını çizdi. Devletin görevinin çocukları yasalar ile mağdur etmek değil, çocukları güvene alacak şekilde yasal düzenlemeler yapmak olduğunu söyleyen Çelik, Alevi kadınların istismara karşı kadın örgütleriyle dayanışacaklarını ve toplumun bütün kesimlerini istismar yasasına karşı çıkmaya davet etti.

    PİRHA/İZMİR

  • Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreterinden tehditlere tepki: Dayanışarak bu süreçten çıkabiliriz

    Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreterinden tehditlere tepki: Dayanışarak bu süreçten çıkabiliriz

    PİRHA- Hem televizyon kanallarından hem de sosyal medya üzerinden siyasetçi, yazar ve sanatçı olan kadınlara dönük tehdit ve cinsiyetçi söylemler artarken, kadınlar da dayanışma mesajları ve açıklamalar yaparak tepki gösteriyor. PİRHA’ya değerledirmelerde bulunan Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, kadınların hedef alınmasının ve linç edilmeye çalışılmasının ataerkil anlayışın bir sonucu olduğuna dikkat çekerek, daha çok dayanışarak bu süreçten çıkılacağını belirtti.

    Türkiye’de son günlerde iktidar yanlıları tarafından farklı alanlarda birbiri ardına tehdit dolu mesajlar dillendirilmeye devam ediyor.

    Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in mezarına saldıran grup, İbrahim Gökçek’in naaşını mezardan çıkartıp yakacaklarını söylerken, AKP’ye yakın isimlerden Fatih Tezcan, sosyal medya üzerinden “Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer, kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin, ailenizi nasıl koruyacaksınız? Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede” tehditlerini savuruyor. Sosyal medya hesapları üzerinden gazeteci, siyasetçi, oyuncu kadınlara dönük cinsiyetçi mesajlar üzerinden tehdit mesajları paylaşılıyor.

    Konuya dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, “Kadınların hedef alınması, linç edilmeye çalışılması, içinde nefes alamadığımız ataerkil anlayışın bir sonucudur” diyerek “Bu eril zihniyet kendini iktidar olarak görür, her alanı tekeline almaya çalışır ve kadın tabi olması beklenen cinsiyet grubudur. Muhalif olan kadın hedef gösterilmeyi iki kat ‘hak eden’ kadındır” ifadelerini kullandı.

    “KADINLARIN SOSYAL MEDYADA TACİZ EDİLMESİ ERİL İKTİDARIN TAHAKKÜM BİÇİMLERİNDEN BİRİ”

    Elmas, devamında kadınların bedenleri üzerinden sosyal medyada taciz edilmesi eril iktidarın kadın üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm biçimlerinden biri olarak karşılarına çıktığına dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

    “Kadının emeğini görünmez kılarak da yapar bunu, kadının yaptığı her işi anlayışlarındaki “kadınsı” sıfatıyla küçülterek yaratmaya çalıştıkları algı politikasıyla da yapar. Kadın bedeni üzerinde söz hakkı olan da bu erk zihniyettir. Öyle görür ve konumlandırır kendini. “Durması gerektiği yeri bilmeyen” kadının bedeni üzerine de söz söyleme hakkını yeri gelince kullanacaktır. Görünür olmamaları gereken bu cinsiyet grubu susmalı ve olmaları gereken yerde -mutfak bir seçenek- olmalı ve erkeklerinin hizmetinde görevlerini ifa etmeye devam etmelidirler. Söz erk’indir. Yoksa “hadleri bildirilecektir” mesajının doğrudan tezahürüdür.”

    “KADIN DAYANIŞMASI YAŞATIR”

    Pandemi sürecinde kadınların çok daha sıkıntılı günler yaşadığını vurgulayan Elmas, “İlk gözden çıkarılıp işinden olanlar, salgın gergini erkeklerin (!) daha çok şiddetine maruz kalanlar kadınlar. Güvenli alan belirlenmiş evlerde yüksek riskle yaşamaya çalışanlar kadınlar” dedi.

    Elmas şöyle devam etti:

    “Bu süreçte izlenmesi gereken yol tabi ki her zaman olduğu gibi kadın dayanışması. Kadına şiddetin, işsizliğin, güvencesizliğin arttığı şu dönemde daha çok dayanışma. Şehir bazlı, bölge bazlı kadın dayanışma ağlarının kurulması, kadınların rahat ulaşabileceği iletişim kanallarının açılması, kadınlara sosyal, psikolojik, hukuki destek sağlayacak insanlarla buluşmaya araç olunması izlenecek ve bizim de izlemeye çalıştığımız yoldur. Kısıtlı fiziksel temasların olduğu bu dönemde sosyal medya da bir araç. Kadın meselelerini twitterda gündemleştirmek de ses getirecek bir eylemsellik boyutudur. Son olarak imzacısı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin işletildiği, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına karşı Şiddetin Önlenmesi’ne dair kanunun gözardı edilmediği, cezaların caydırıcı nitelikte olduğu, kadınlarla temasımızın kesilmediği, aksine yükseldiği bir Türkiye’de salgın sürecinde veya sonrasında daha az şiddet, istismar ve diğer kadın hakkı ihlallerini konuşuyor olacağımıza inanıyorum. Kadın dayanışması yaşatır.”

    Diren KESER/HATAY

  • İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, cezaevindeki kadınlara kart gönderdi

    İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, cezaevindeki kadınlara kart gönderdi

    PİRHA- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle cezaevlerindeki kadın tutuklu ve hükümlüler için kart gönderen İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, yaptığı açıklamada, “Haklarımız için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz ve sınırları aşan kadın dayanışması ile alanlarda olmaya devam edeceğiz” dedi.

    İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle cezaevlerindeki kadın tutuklu ve hükümlüler için kart gönderdi. Şube binasında gerçekleşen etkinliğe kadın kurumları ve siyasi parti temsilcileri destek verdi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN GEREKLERİ YERİNE GETİRİLMELİ”

    Etkinlikte okunan açıklamada, “Emeğimiz, kimliğimiz, bedenimiz, doğamız, geleceğimiz üzerindeki baskı, sömürü ve şiddete karşı kadın dayanışması her alanda varlığını devam ettiriyor” denilerek şunlara yer verildi:

    “Ülkemizde ve Suriye’de süren, binlerce insanın öldüğü, yaralandığı, evsiz, okulsuz, vatansız kaldığı, başka ülkelere dağılıp mülteci olduğu, Akdeniz sularında can verdiği savaşı kabul etmiyoruz. Savaş politikalarına, militarizme, irade gaspına, mülteci ve azınlık nefretine, ekolojik talana, cins kırımına karşı barışı istemeye devam ediyoruz. Kadınlar her gün yoksullaşıyor, erkek şiddetine maruz kalıyor ve her gün en az beş kadın öldürülüyor. Türkiye devleti kadına, çocuğa ve Türkiye Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transgender ve İnterseks Birliği (LGBTİ)+ bireylere karşı ayrımcılığı ve kötü muameleyi engellemeli, insanca yaşamayı sağlayacak sözleşmelere sadık kalarak gerekli düzenlemeleri acil olarak yapmalıdır. Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi’nin gerekleri yerine getirilmeli, tüm düzenlemeler, yargı ve hukuksal normlar bu sözleşme çerçevesinde uygulanmalıdır.”

    “KADIN DAYANIŞMASI İLE ALANLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Seçilmiş kadın vekiller, belediye eş başkanları, gazeteciler, eşitlik, özgürlük ve barış için mücadele eden kadınların haksız ve hukuksuz bir şekilde hapishanede olduğu ve hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldıkları belirtilen açıklamada, “Biz kadınlar diyoruz ki; insanlık onuru ile bağdaşmayan bu hak ihlalleri son bulsun. Mahpus kadın arkadaşlarımızın sesi olmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar toplumsal yaşamın, her alanda eşitlikçi, özgürlükçü ve adil olmasını talep ediyoruz. Biz kadınlar toplumsal yaşamın her alanında varız, var olmaya devam edeceğiz. Haklarımız için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz ve sınırları aşan kadın dayanışması ile alanlarda olmaya devam edeceğiz” denildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Kadınlar Ankara’dan seslendi: Özgür bir hayatı kendimiz inşa ediyoruz-VİDEO

    Kadınlar Ankara’dan seslendi: Özgür bir hayatı kendimiz inşa ediyoruz-VİDEO

    PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle Ankara’da sokağa çıkan kadınlar “Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar yaşamımıza ve yaşama arzumuza kast eden erkek şiddetinin bizi kuşatmasına izin vermeyelim” dedi.

    Haberin videosu

    Ankara Kadın Platformu öncülüğünde Kızılay’da bir araya gelen yüzlerce kadın, şiddete, yasaklara, savaşlara, ötekileştirmeye karşı “Hayır” dedi.

    Çankaya Belediye binası önünde toplanan kadınların GMK Bulvarı üzerinde yürümelerine polis, engel oldu. Kadınlar, yasaklama kararına ıslık ve zılgıtlarla karşılık verirken, yapılan müzakere ardından Sakarya Caddesine yüründü.

    “Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları eşliğinde Sakarya Caddesi’ne giren kadınlar, ellerinde “Jin, jiyan, azadi, Yaşamak İstiyoruz, Erkek devlet şiddetine son” pankartlarını da taşıdı.

    Ankara Kadın Platformu adına ortak açıklamayı okuyan Hande Köse, “Erkek devlet şiddetine karşı isyanımızla sokaktayız! Yaşamak İstiyoruz!” diyerek şunları söyledi:

    “Şiddet karşısında önleyici, koruyucu önlemler içeren 6284 sayılı kanun ve İstanbul Sözleşmesi’ni hedef alan, tecavüzcü ve istismarcılara affı gündem eden, kadını değil aileyi koruyan politikalarla karşımıza çıkan, sözde ‘mağdur erkekler’ yaratarak nafaka hakkımıza saldıran, doğayı sermaye sahiplerinin ellerine bırakan, ucuz, güvencesiz, esnek çalışma şartlarıyla ve işsizlikle emeğimizi sömüren AKP iktidarına, ‘Kadına yönelik şiddet abartılıyor’ diyen bakanına karşı bugün, 25 Kasım’da sokaklardayız.”

    “YAŞAM ALANLARIMIZI SAVUNMAK İÇİN SOKAKLARDAYIZ”

    “Babasından kocasına, polisinden devletine yolları kesmeye çalışanlara inat hayatlarımızın ve haklarımızın elimizden alınmasına izin vermemek, özgürlüklerimizi, emeğimizi ve yaşam alanlarımızı savunmak için 25 Kasım’da sokaklardayız.

    Bundan tam 59 yıl önce bugün yani 1960 yılı 25 Kasım’ında, Maria, Patria, Minerva kardeşler Dominik Cumhuriyeti’nde ülkeyi şiddet ve zorbalıkla yöneten faşist erkek iktidara karşı verdikleri mücadele sırasında katledildiler. Onları katlederek mücadeleyi bitirebileceğini sanan faşist iktidar yalnızca 2 yıl içinde devrildi ve Dominik halkı özgürlüğüne kavuştu. Kelebekler diye anılan Mirabel Kardeşlerin, şiddet ve kanla beslenen bir diktatörü devirme mücadelesinin biz kadınlara verdiği ilham ve cesareti 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bir kez daha haykırmak için sokaklardayız.”

    “ÖLDÜRÜLEN HER KADININ HESABINI SORMAK İÇİN SOKAKLARDAYIZ”

    Yasalarla, fetvalarla ne giydiğimizden nasıl yaşadığımıza kadar uzanan bitmek bilmeyen kadın düşmanı politikalarla yaşamlarımıza saldırılıyor. Evde, iş yerlerinde, sokakta şiddetin her biçimi meşrulaştırılıp cezasız bırakılırken ‘yaşamak istiyorum’ diyen kadınların isyan çığlığı görmezden geliniyor.

    Mahkeme kapılarında nöbet tutuyoruz çünkü kamuoyu baskısı olmaksızın katillerin, tacizcilerin, tecavüzcülerin tutuklanmayacağını, iyi hâl indirimleri yağdırılacağını biliyoruz. Şule Çet’in gülüşü, Ceren Damar’ın azmi aklımızda. Emine Bulut’un çığlığı bir an olsun kulaklarımızdan silinmiyor. İntihar denerek cinayetler örtbas ediliyor ama bizler Rabia Naz’ın, Şule Çet’in, Nadira’nın katillerini tanıyoruz. Ölümlerinin üstünün ‘intihar’ diyerek örtülmesine izin vermeyeceğiz.

    Öldürülen her bir kadının hesabını sormak için yine sokaklardayız. Kadın katillerine ve onları koruyup aklayanlara inat bir kişi daha eksilmemekte kararlıyız.”

    “SAVAŞ İLE KORKU SALIYORLAR”

    “Aile odaklı dinci politikalar kadınları şiddetle karşı karşıya bırakırken kıllarını kıpırdatmayanlar boşanmayı zorlaştırmak için komisyonlar kuruyorlar, nafaka hakkımıza saldırıyorlar. Saldırılar ne kadar artarsa artsın bir adım bile geriye çekilmeyeceğiz.

    Silahlara milyarlar harcanırken, kadınlara ‘yeni sığınak için bütçe yok’ deniyor. Erkeklerin başlattığı savaşlar yüzünden göç eden, her türlü emek sömürüsüne, ayrımcılık ve şiddete maruz kalarak savaştan en büyük yarayı alan yine kadınlar oluyor. Savaş ile korku salıyor, gündem değiştiriyor, şiddet faillerini affediyorlar. Kayyum politikalarıyla kadınların iradesini gasp ediyorlar. Kadın siyasetçileri tutuklayarak kadınları siyasetten uzaklaştırmayı hedefliyorlar. Kadınlar içeride ve dışarıda kadın düşmanı politikalara karşı yan yana gelerek, kadın mücadelesini yükseltiyor.

    Tüm kadınlara çağrımızdır: Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar yaşamımıza ve yaşama arzumuza kast eden erkek şiddetinin bizi kuşatmasına izin vermeyelim. Ekonomik, fiziksel, psikolojik, her türlü şiddetin karşısında yan yana gelelim, birleştirelim ellerimizi.

    Evde, işte, sokakta, okulda, kentlerin dört bir yanında en tepedeki erkek iktidardan güç alarak karşımıza çıkan tekmecisine, patronuna, kocasına, katiline, hocasına; örgütlü tüm erkeklik biçimlerine karşı omuz omuza verelim. Tüm kadınların itaatsizliğini yükseltelim.”

    “BU DÜZENİ TERSİNE ÇEVİRECEK GÜCÜMÜZ VAR”

    “Erkek şiddeti tehdidine, kadın düşmanlığına, homofobiye, transfobiye hayvan sömürüsüne, doğa katliamına, savaşa, emek düşmanlığına karşı haklarımızı ve hayatlarımızı savunuyoruz. Örgütlü kadın düşmanlığının tüm saldırılarına rağmen yaşamakta inat ediyoruz ve yeni ve özgür bir hayatı kendimiz inşa ediyoruz. Bugün bunun için buradayız.

    Bu düzeni tersine çevirecek gücümüz var, biliyoruz. Karakolda, mahkemede, evde, sokakta, minibüste, iş yerinde… Yaşadığımız her türlü erkek-devlet şiddeti karşısında birbirimizle dayanışarak kazanacağımızı biliyoruz. Hakkımız olanı ancak sokakta alacağımızı biliyoruz.

    Bu kararlılıkla bugün ülkenin her yerinde şehir meydanlarını kadınların kahkahasıyla, isyanıyla doldurduk. Bizler gibi dünyanın her yerinde direnen kadınların mücadelesini selamlıyoruz: Bolivya’da, Şili’de, Lübnan’da, Beyrut’ta, İran’da ve Rojava’da sokakta yaşamları için dövüşen kadınlara binlerce selam olsun! Hayatın her alanında mücadele etmeye devam edeceğiz. Erkek egemenliğine, kapitalizme, faşizme, emperyalizme karşı kentleri kadınların isyanı ile saracak, kelebek etkisi yaratacağız.”

    Yapılan açıklama ardından kadınlar, hep birlikte marş ve ezgiler okuyarak dans etti.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li kadınlar: Geri zihniyetliler İstanbul Sözleşmesi’ni görmüyor-VİDEO

    CHP’li kadınlar: Geri zihniyetliler İstanbul Sözleşmesi’ni görmüyor-VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Kadın Kolları üyeleri, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle sokağa çıktı. Milletvekili Gamze Taşçıer “Daha fazla cinayetin yaşanmaması için devletin bir an önce İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması noktasındaki eksiklikleri yerine getirilmesi gerekiyor” dedi.

    Haberin videosu

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle CHP’li kadınlar da alanlara çıktı.

    Ankara’da, Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen CHP Kadın Kolları üyeleri “Dünya yerinden oynar kadınlar birlik olsa”, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı.

    “Katledilen kadınlar isyanımızdır”, “Çocuk gelinlere hayır”, “Koruma, aklama, yargıla!” pankartlarının da taşındığı eylemde CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer, artan kadın cinayetlerine karşılık İstanbul Sözleşmesi’nin bir an önce yürürlüğe konulması gerektiğini söyledi. Taşçıer, devlet politikalarının kadını koruma noktasında yetersiz kaldığına da işaret ederek şunları söyledi:

    “KATİLLER SÖZLEŞMİŞ GİBİ AYNI CÜMLELERİ SÖYLÜYORLAR”

    “Kadın cinayetlerinin gölgesinde bir aradayız. Gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti haberi ile daha uyanmayalım. Bizler Şule Çet’in, Ceren Damar’ın davalarında, Antep’te hastanede doğum yaptığında kocası tarafından bıçaklanan kadının davasında CHP Kadın Kolları başkanımız ile yanındaydık. İstiyoruz ki yattıkları yerde bir nebze de olsa rahat uyusunlar. Katilleri de en ağır cezayı alsın. Ama gittiğimiz bütün davalarda bütün katiller sözleşmiş gibi aynı cümleleri söylüyorlardı; ‘Ama gece sokaktaydı. Bakire değildi. Kırmızı ruj sürmüştü’ gibi… Cinayeti normalleştirmek çabası içindeler. O sebeple biz, bütün davalarda hiçbir iyi hal indirimi olmadan bu katillerin en ağır cezaları almasını istiyoruz. Bütün davaların da takipçisi olacağız. Daha fazla cinayet yaşanmaması için her şeyden önce devletin üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirmesi lazım. Bunun için de İstanbul Sözleşmesi’nin bir an önce uygulanması noktasındaki eksikliklerin yerine getirilmesi gerekiyor. Çünkü bütün cinayetler de şunu görüyoruz; Emine Bulut öldürülmeden önce karakoldaydı, ifade vermeye gitmişti. Ama maalesef biz onları koruyamadık. Çünkü bir takım geri zihniyetler İstanbul Sözleşmesi’nin ısrarla uygulanmaması noktasında baskı yapıyor. Ama bizler bir arada, dayanışma içerisinde olduğumuz sürece bunun önüne geçeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin yerine getirilmesi noktasında bu mücadeleye devam edeceğiz. Yaşasın kadın dayanışması.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Emine’yi şiddeti bizzat yaratan sisteminiz öldürdü’

    ‘Emine’yi şiddeti bizzat yaratan sisteminiz öldürdü’

    PİRHA – Dersim Kadın Platformu, eski eşi tarafından katledilen Emine Bulut için açıklama yaparak günden güne artan şiddet eylemlerine “Kadınları korumayan, onları şiddetle baş başa bırakan, daha önemlisi şiddeti körükleyen sistemin sonucudur.” sözleriyle tepki gösterdi.
    Seyit Rıza meydanında bir araya gelen kadınlar, “Ölmek İstemiyoruz” yazılı pankart açarak kadın cinayetlerine dikkat çekti. Yapılan basın açıklamasında “Emine Bulut’un “ölmek istemiyorum” haykırışı tüm kadınların çığlığıdır;
    18 Ağustos’ta Kırıkkale’de eski eşi tarafından çocuğunun gözü önünde defalarca bıçaklanarak ölüme gönderilen Emine’nin o görüntüleri 23 Ağustos’ta sosyal medyaya düşmeseydi, Emine de Ağustos ayında öldürülen diğer kadınlar gibi bir sayıdan ibaret kalacaktı.” denildi
    “SİYASAL İKTİDAR EMİNE BULUT’UN ÖLÜMÜNÜN SORUMLUSUDUR”
    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
    “Tıpkı 22 Ağustos’ta Konya’da şiddet uyguladığı için uzaklaştırma kararı aldırdığı eşi tarafından, çocuklarının önünde 20 bıçak darbesi ile öldürülen Tuba Erkol gibi. Tıpkı 2018 yılında öldürülen 440 kadın gibi. Ya da 2019’un ilk altı ayında öldürülen 214 kadın gibi.
    Çocuğunun gözü önünde öldürülen Emine Bulut’un görüntüleri dolaşıyor her yerde artık sadece ölüm haberine değil, nasıl öldüğüne de tanıklık etmek zorunda kalıyoruz.
    Giderek artan kadın cinayetleri, gittikçe daha da vahşileşen şiddet yöntemleri sadece kocanın, sevgilinin, bazen babanın ani sinirlenmesi, caniliği, kendine hakim ol(a)maması ile açıklanabilir mi?
    Bugüne kadar başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hiçbir iktidar yetkilisi çıkıp da ‘Bu ülkede kadınların öldürülmesine, şiddet görmesine izin vermeyiz’ dedi mi? Hayır.
    Ne Emine’nin ölümü ne de diğerleri ‘bir caninin, sinirlerine hakim ol(a)mamış ruh hastası bir adamın yaptığı münferit cinayetler’denilerek geçiştirilemez. Ülkeyi yönetenlerin, kadınları ısrarla sıkıştırdığı şiddet cenderesinin sonuçlarıdır. Kadınları korumayan, onları şiddetle baş başa bırakan, daha önemlisi şiddeti körükleyen sistemin sonucudur.
    ‘Boşanmak, evlenmek kadar doğaldır, evliliği yolunda gitmeyen kadın da erkek de boşanır tabii’ demediğiniz için öldürüldü Emine. ‘Bu ülkede kadınların öldürülmesine izin vermeyiz, yasaları güçlendiririz, bir kadının burnu kanasa devlet onu oradan alır, güvenli bir yere yerleştirir ve asla erkeği haklı görmez’ demediğiniz için biz bugün bu görüntüleri izliyoruz. 17 yıldır söylediğiniz aile, ailenin kutsallığı, aileleri koruma siyaseti kadınların ölümü demek işte.
    Bir devletin kadınları ısrarla sıkıştırdığı şiddet cenderesinin sonuçları bunlar. Kadınları korumayan, uğradığı ya da uğrayabileceği şiddetle onları baş başa bırakan ve hatta daha önemlisi şiddeti bizzat yaratan ve körükleyen sisteminiz öldürdü Emine’yi.
    Boşanan kadınları sapkın hayatlar yaşamakla suçlayan, boşanmaları ne pahasına olursa olsun engellemek için Meclis’te komisyonlar kuran, aileleri parçalatmayacağız diye dört bir yerden açıklamalar yaptıran, nafakayı kaldırmak için yasa hazırlıkları yapan, şiddete ilişkin koruma kararları almamızı sağlayan 6284 sayılı Yasayı kaldırmak isteyen, İstanbul Sözleşmesi’nden devletin imzasını çekmesi için uğraşan siyasal iktidar Emine Bulut’un ölümünün sorumlusudur.
    Emine’nin ‘ölmek istemiyorum’ diyen çığlıkları kulaklarımızda, yaşam hakkımızı savunacağız. Nafaka ile ilgili değişiklik yapmanıza izin vermeyeceğiz, 6284 sayılı yasaya dokunamayacaksınız, İstanbul Sözleşmesinden çekilmenize engel olacağız. Aile içinde çizdiğiniz o sınırda yaşamayı kabul etmeyeceğiz
    Kadınların ‘Ölmek istemiyorum’, ‘Ölmeden koruyun beni’, ‘Beni öldürdükten sonra mı tutuklayacaksınız’ çığlıklarının yükselmediği bir hayat istiyoruz.
    Yan yana gelerek, dayanışarak, yılmayarak, mücadele ederek kazanacağız.
    Yaşasın kadın dayanışması”
    PİRHA / DERSİM
  • CHP’li kadınlardan Emine Bulut cinayetine tepki-VİDEO

    CHP’li kadınlardan Emine Bulut cinayetine tepki-VİDEO

    PİRHA – Emine Bulut cinayeti ardından CHP’li kadınlardan da tepki geldi. CHP Ankara İl Binası önünde eylem yapan kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi tam olarak uygulanmadığı için, katil erkeklere ödül gibi indirimlere son verilmediği sürece bu cinayetler bitmeyecek.” dedi.

    Haberin videosu

    Eski eşi tarafından, çocuğunun gözleri önünde katledilen Emine Bulut için ülke genelindeki eylemler sürüyor. Ankara’da bir araya gelen CHP’li kadınlar “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz. Kadın cinayetleri politiktir” sloganları ile günden güne artan kadına dönük şiddet eylemlerini protesto etti.

    CHP Kadın Kolları Başkanı Türkan Çınar, konuşmasında “ ‘Anne lütfen ölme’ sözü ardından Kahrolduk, mahvolduk.” dedi.

    “YETMEDİ Mİ ARTIK BU KADAR KADININ ÖLMESİ”

    Çınar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de kadın olmanın ne kadar zor olduğunu, onlarca korkunç örneklerle tanık oluyoruz. Her gün onlarca kız kardeşimiz erkek şiddetine maruz kalıyor, yetmiyor katilin ceza alması için mücadele etmemiz gerekiyor. Çünkü bu ülkede katil erkeklerin ceza alması için mücadele etmek gerekiyor. Çünkü bu ülkede adalet de erkek. Kadın katillerine iyi hal uygulanıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin gereğini yerine getirmeyenler, kadınların öldürülmesine odaklanmak yerine kadınların nafaka hakkına saldıranlar, kadınları korumayanlar bu cinayete ortaktırlar. Bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Dün sadece Emine Bulut’un haykırışını izledik ama 2019’da erkekler tarafından katledilen 223 kadın oldu. İstanbul Sözleşmesi tam olarak uygulanmadığı için, katil erkeklere ödül gibi indirimlere son verilmediği sürece bu cinayetler bitmeyecek.”

    “MÜCADELEMİZ KARANLIK ZİHNİYETE DÖNÜK OLACAK”

    Kadınların eylemine destek veren CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer de “Kadının kazanmış hakkına göz diken, İstanbul sözleşmesini tartışmaya açan ‘o saate sokakta ne işi vardı’, ‘şort giymeseydi’ diyen karanlık zihniyetler var olduğu sürece Emine Bulut ne ilk olacak ne de son. İşte bizim bütün mücadelemiz bu karanlık zihniyete dönük olacak. Ve ölmeyeceğiz artık. Yaşayacağız ve yaşamaya devam edeceğiz. Başka Emine Bulut’lar, Münevver Karabulut’lar, Özge Can’lar yaşanmasın diye mücadelemize devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / ANKARA

  • İzmir’de 8 Mart Paneli: Kadın düşmanı bir model inşa ediliyor – VİDEO

    İzmir’de 8 Mart Paneli: Kadın düşmanı bir model inşa ediliyor – VİDEO

    PİRHA – İzmir’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen panelde konuşan kadınlar, kadınların kazanımlarının önemine vurgu yaparak, AKP iktidarının kadın düşmanı bir model inşa etmeye çalıştığına dikkat çekti. 

    İzmir’de Mor Dayanışma’nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlediği panel İzmir Eğitim Sen 2 No’lu Şubede gerçekleşti. Salona ‘Karanlığa karşı umut kadınlarda’ dövizi asıldı. Çok sayıda kadının katıldığı panelde konuşmalardan sonra soru cevap şeklinde devam etti. Kadınların hukuksal olarak kazanımları, neler yapması gerektiği, yaşadığı hak ihlalleri konuları işlendi.

    İlk olarak İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Av. Funda Erkin konuştu. Kadınların hukuksal olarak kazanımlarını anlatan Erkin, 6284 sayılı yasanın önemine vurgu yaptı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDE KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ ÖNLEME YASALARI VAR”

    6284  sayılı yasanın kadına yönelik şiddetin engellenmesine karşı maddeler içerdiğini kaydeden Erkin, bu maddenin şiddete uğrayan bir kadının başvuracağı ağları genişlettiğini kaydetti.

    Erkin bu yasanın 1998’den beri olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “6284 sayılı yasada ise büyük bir mücadele verildi. Yasanın yapım aşamasında yüzden fazla kadın örgütü katılımı sağlandı. Bu yasayı iktidar vermedi kadınların mücadelesi ile kazanıldı. Uluslararası bir sözleşme var, İstanbul Sözleşmesi adı altında bu sözleşmede kadına yönelik şiddeti önleme yasaları var. 2002’de bu yasa imzalandı ve bu yasada  şiddet tanımına çok kapsamlı bir şekilde yer verilmiş.

    Kadınların yaşadığı her şeyde ciddi anlamda cinsiyet eşitsizliği var. Bir kadının evi ayırdığı süre 4 buçuk saatken erkeklerin ise 53 dakika. Neden eşitsizlik var kısmından bakmamız lazım. Yaşanan herşeyde işte işte, nafakada, şiddette, cinayette herşeyin temelinde bu cinsiyet eşitsizliği var. O yüzden kadınlar ikici konumda. İş bulmamız ev kadını olduğumuz için çok zor.”

    “AKP KADINLARI EVE KAPATMAK İSTİYOR”

    Erin, AKP hükumetinin yapmak istediği şeyin kadınları eve kapatmak olduğunu belirtti. Türkiye’de neredeyse her kadının fiziksel yada psikolojik olarak şiddet gördüğünü vurgulayan Av. Funda Erkin, YÖK’ün bir hafta önce cinsiyet eşitliği ile ilgili bir projeye üniversitelerden kaldırmasına tepki gösterdi.

    Erkin, son olarak adaletsizlik nedeniyle şiddete uğrayan kadınlar olduklarını bu nedenle direnmeye ve bu haklara sahip çıkmaya devam edeceklerini belirtti. İktidarın ayak oyunlarına karşı ise yasal zeminleri korunması gerektiğini vurgulayan Erkin, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması halinde ise sokaklarda mücadele edeceklerini söyledi.

    “KADIN EVE HAPSEDİLMEK İSTENİYOR”

    Daha sonra OHAL döneminde KHK ile işinden ihraç edilen Dilek Kanlıbaş Demir konuştu. Demir de çok sayıda kadının bir araya gelmesinden dolayı duyduğu mutluluğu aktardı.

    Tekçi otoriter rejimin özellikle son 16 yılda tüm muhalif kesimleri kendine benzetmek için bakı uyguladığını kaydeden Demir, bu saldırıların temel hedefinde ise kadınların olduğunu belirterek, “Amaç kadını yaşamın tüm alanlarından el çektirmek eve hapsetmek evinin kadını çocuklarının anası ve erkeğin kölesi olması boyutuyla tüm uygulamalarını bu şekilde devam etmektedir” dedi.

    Kadınalrın emeğine, kimliğine ve bedenine yönelik yoğun bir saldırının olduğunun altını çizen Dilek Kanlıbaş Demir, kadınların özelikle istihdam alanlarından el çektirilmeye çalışıldığını belirtti.

    Ekonomik olarak kadınların yıpratılmaya çalışıldığını söyleyen Demir, Türkiye’de yarı açık cezaevi koşullarının yaşandığını ve bu tecridin herkesin farkında olması gerektiğini belirterek mücadele çağrısında bulundu.

    “KADIN CİNAYETLERİ YÜZDE 1400 ARTTI”

    Demir’den sonra söz alan Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu ise ülkenin içinde bulunduğu politik durumu ve kadın mücadelesinin konumunu anlattı. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi koşulların kadınların hayatını belirlediğini belirten Uslu, yıllardır devam eden bir ataerkil sistemin Türkiye’de vücut bulduğunu aktardı.

    Türkiye’de yerel seçimlere değinen Uslu, “2007 seçimlerinde ülkede birazcık demokratik bir rüzgarın estiğini gördüm fakat seçim sonuçlarını hiçe sayılıp 1 Kasım’da seçim darbesi ile 1 Kasım seçimlerini yaşadık. Bu arada ülkede bombalar patladı tutuklamalar yaşandı çok sayıda eylem ve etkinlikler yasaklandı ve ekonomik kriz yaşandı” diye konuştu.

    Türkiye’de son 17 yılda kadın cinayetlerinin yüzde 1400 oranında arttığını şiddetin ise sayılamayacak rakamları ulaştığını kaydeden Deniz Uslu, AKP iktidarının kadın düşmanı bir model inşa etmeye çalıştığını, “Başkanlık rejiminde kadın düşmanı bir başbakandı ve iktidarda kadın düşmanı bir Cumhurbaşkanı oldu ve şimdi başkanlık rejimini tek adamlığını da kadın düşmanlığı üzerinden temellendirmeye uğraşıyor” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMDA BİR ÇÜRÜME HALİ VAR”

    Toplumda bir çürüme halinin söz konusu olduğunu kaydeden Uslu, “Çocuklar rahatlıkla istismar edilebilir halde, hayvanlara rahatlıkla tecavüz edilebilir, şiddet uygulanabilir. Kadınlar göz göre göre öldürülebilir halde. böylesi bir süreçte insan olma değerlerinin de çürüdüğü ve yozlaştığı bir durum söz konusu” dedi.

    Uslu, son olarak 8 Mart’ın önemine vurgu yaparak, dünya tarihinde politik olarak da önemli olduğunu ve kadınların sorunlarını ortaklaştırarak çözüme kavuşturulması gerektiğini aktardı.

    PİRHA /İZMİR

     

  • İstanbul Sözleşmesi Almanya’da yürürlüğe girdi

    İstanbul Sözleşmesi Almanya’da yürürlüğe girdi

    Kadına karşı şiddetin önlenmesini hedefleyen İstanbul Sözleşmesi, bugün Almanya’da da yürürlüğe girdi. Kadından Sorumlu Bakan, kadına karşı şiddetin önlenmesi için daha atılması gereken adımlar olduğunu belirtti.

    Kadına karşı şiddetin önlenmesini hedefleyen uluslararası İstanbul Sözleşmesi 1 Şubat 2018 itibarıyla Almanya’da da yürürlüğe girdi.

    Tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan belge, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmıştı. Almanya’nın da imzaladığı sözleşme, geçen Ekim ayında Federal Meclis ve Federal Eyalet Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanmıştı.

    “ATILMASI GEREKEN DAHA ÇOK ADIM VAR”

    İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesini değerlendiren Aile ve Kadından Sorumlu Bakan Katarina Barley, kadınların şiddetten korunması için önlemlerin artırılması gerektiğine işaret etti. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesinin önemli bir ilerleme olduğunu ifade eden Sosyal Demokrat Partili (SPD) Bakan, “ancak daha atılması gereken adımlar bulunduğunu” belirtti.

    “Kadınlara yönelik şiddet ne yazık ki günlük hayatın üzücü bir parçası” diyen Barley, kadına yönelik şiddetin yaş, sosyal durum ve milliyetten bağımsız olduğunu söyledi. Barley, bu nedenle de şiddete uğrayan kadınlara  suskunluklarını bozmaları için cesaret verilmesi gerektiğini belirtti.

    “KADINA ŞİDDET ALMANYA’DA DA YAYGIN BİR OLGU”

    Sivil toplum kuruluşları da İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi dolayısıyla yaptıkları açıklamada, kadınlara karşı şiddetin Almanya’da yaygın bir olgu olduğuna ve bununla mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çektiler.

    Berlin merkezli İnsan Hakları Enstitüsü’nden yapılan açıklamada da “belirli bir cinsiyete yönelik şiddet ve tacizin Almanya’da hâlâ yaygın olduğu” belirtilerek, MeToo (ben de) gibi tartışmaların kadınlara yönelik şiddetin boyutu ve sonuçları konusunda farkındalık yaratmak açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Enstitü, siyasilere çağrıda bulunarak, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve bununla mücadele için federal ve eyaletler düzeyinde bir eylem planı hazırlanmasını talep etti.

    TÜRKİYE İLK ONAYLAYAN ÜLKE

    11 Mayıs 2011 tarihinde imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, 10 ülkenin belgeyi onaylamasının ardından, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti. İstanbul Sözleşmesi TBMM tarafından 14 Mart 2012’de kabul edilmiş, böylece Türkiye sözleşmeyi ilk onaylayan ülke olmuştu. Kasım 2017’ye kadar 45 ülke tarafından imzalanan ve 27 ülke tarafından onaylanan İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddetin önlenmesinde hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliği taşıyor. (DW)