PİRHA- AKP hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’den çekilme kararına karşılık kadınlar sosyal medya üzerinden #Kararkadınların başlığı altında kampanya başlatarak sözleşmeye dair tartışmalara son verilmesini istiyor.
AKP Merkez Yönetim Kurulu’nun (MYK) bu günkü toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden tartışılacağı belirtilirken. İstanbul Sözleşmesi çekilme kararına karşı haftalardır sokakta olan kadınlar bu kez sosyal medya üzerinden #Kararkadınların başlığı altında hükümete çağrıda bulunuyorlar.
Sosyal medyadaki çağrıda kadınlar, ‘şiddeti önlemeyenlere, haklarımıza göz dikenlere’ İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açanlara seslenerek #kararkadınların hastagiyle seslerini duyuruyorlar.
PİRHA- Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 18 Ağustos Salı günü toplanacak AKP Merkez Yönetim Kurulu’nda İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden tartışılacağını belirterek, sözleşmeye dair tartışmalara derhal son verilmesi çağrısında bulundu.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 18 Ağustos Salı günü toplanacak AKP Merkez Yönetim Kurulu’nda (MYK), İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden tartışılacağını hatırlatarak, sözleşmeye dair tartışmalara derhal son verilmesi çağrısı yaptı.
“Herkesi kadınların hak nöbetine eşlik etmeye çağırıyoruz” denilen açıklamada şunlar vurgulandı:
“AKP MYK toplantısında konuşulacak tüm seçenekler, Türkiye’nin Sözleşme’ye taraf olarak kalmaya devam ediyor gibi görüneceği, ancak Sözleşme’yi uygulamayacağı anlamına gelecektir.
“Yani devlet bu ülkede yaşayan kadınların öldürülmesini, sakat bırakılmasını, fiziksel ve ruhsal olarak yaralanmasını, temel haklarını kullanamamasını görmezden geleceğini tüm dünyaya ilan etmiş olacaktır.
“Sözleşme’ye yönelik söz konusu saldırıların sadece kadınların değil tüm toplumun meselesi olduğu fark edilmeli, temel hak ve özgürlüklerini kullanmak, demokratik bir hukuk devletinde eşit, özgür ve şiddetten uzak bir yaşam sürmek isteyen herkes kadınların hak nöbetine eşlik etmelidir. Eşitlik İçin Kadın Platformu olarak herkesi, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik müdahalelere karşı harekete geçmeye ve İstanbul Sözleşmesi’nin hiç kimseye ayrım yapılmaksızın toplumun tüm bireylerine uygulanması konusunda dayanışmaya çağırıyoruz.”
EŞİK Sözleşme’ye dair şu üç soruyu da yöneltti ve yanıtladı:
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını kim istiyor?
AK Parti MYK’sında belirtilen yol haritalarının tartışılması dahi şiddet faili erkekleri teşvik, tüm kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik bir tehdittir. Bu tutum, İstanbul Sözleşmesi’ni ve 6284 sayılı Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa’yı uygulamamak için direnmekte olan tüm kamu görevlilerine, Sözleşme’nin ve Yasa’nın uygulanmaması yönünde verilen bir “talimat” niteliği taşımaktadır.
Kadına karşı şiddetle mücadelede hayati önemi olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması yönünde bir toplumsal iradenin olmadığı Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından gerçekleştirilen Türkiye’nin Nabzı Temmuz ayı araştırmasında açıkça görülmektedir. Araştırmada, Hükümetin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini onaylamayanların oranı %63.9, fikri olmayanların oranı %19.4 olarak açıklanmıştır.
“Sözleşme’den çıkılmasını açıkça isteyenlerin oranı ise sadece %17’dir. Kaldı ki bu kesimin bir bölümü de kadınlara yeterli söz hakkının verilmediği sansür ortamında, tek taraflı ve Sözleşme’yi çarpıtan propagandanın etkisi altındaki kişilerdir.
‘Kadın haklarını ortadan kaldıranlar kazanamayacaklar’
“Sözleşme’den çıkılması yönündeki tartışmaların gündeme gelme şekli ve zamanlaması, bu talebin hangi kişi ve gruplardan geldiği ve dayanakları kamuoyuna açıklanmamaktadır. Ancak, farklı cemaatlerin talepleri doğrusunda hareket edildiği yönünde haberler yayınlanmaktadır. Bu konuda kamuoyu derhal aydınlatılmalı ve bu tartışmalara son verilmelidir.
“Herkes bilmeli ki, kadınlar hayatlarının ve haklarının politik pazarlıklara konu olmasına izin vermeyecek! Bunun aksi yönde davranan tüm siyasetçiler kadınların mücadelesini görmeli ve sesini duymalıdır, çünkü kadınlar şiddetsiz bir yaşamı kendi elleriyle kuracak ve kadın haklarını ortadan kaldırmaya çalışan hiçbir siyasi hareket bu topraklarda “kazanamayacaktır”.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ne anlama gelir?
Sözleşme’den çıkılması, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi insan hakları sisteminden de çıkması, demokrasiyi yadsıması ve eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı gibi temel ilkelerden vazgeçmesi anlamına gelmektedir.
Anayasa’da insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu yazılıyken Türkiye’de hala İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına yönelik tartışmaların yürütülüyor olması, Anayasa’nın fiilen değiştirilmesine yönelik bir adımdır. Kadınlar üzerinden başka bir toplumsal yapı oluşturmaya dönük, toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayan bu girişim sadece kadınlara yönelik değil, tüm toplumun temel hak ve özgürlüklerine yönelik bir saldırı niteliği taşımaktadır. Türkiye’de yaşayan herkesin insan hakları sisteminin koruması dışında kalmasına neden olacaktır.
İstanbul Sözleşmesi’ne çekince konabilir mi? Yorum bildirimi yapılabilir mi?
Temel insan hakları bir bütündür ve ayrım gözetilmeksizin herkes için eşit şekilde uygulanmalıdır. Sözleşme’nin 4. maddesi bu konuya ilişkindir, şiddetle mücadele söz konusu olduğunda (cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak) kimseye ayrımcılık yapılamayacağını belirtir. Bu maddeye çekince konulması, Sözleşme’nin çekincelere ilişkin 78. maddesi uyarınca mümkün değildir. Kaldı ki, Sözleşme’ye çekince ancak Sözleşme’nin imzalandığı ya da onaylandığı aşamada konulabilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu iki aşamada da bunu yapmamıştır. Bu nedenle, artık İstanbul Sözleşmesi’nin hiçbir maddesine çekince konulamaz. Kamuoyu bu konuda ısrarla yanlış bilgilendirilmektedir.
Sözleşme’nin 4. maddesine ilişkin, (kamuoyu tarafından şerh olarak bilinen) bir yorum bildirimi yapılması da mümkün değildir; çünkü 4. madde Sözleşme’nin dayandığı ilkeleri içeren temel düzenlemelerden biridir ve insan hakları sözleşmelerinin temel amacına ve anlamına aykırı yorum bildirimi yapılamaz. Ayrıca yorum bildirimi yapılması, Devleti Sözleşme’nin herhangi bir maddesini uygulamaktan muaf hale getirmez. Yorum bildirimi yapılsa dahi, Devlet Sözleşme’nin bütününden sorumludur. Sözleşme’deki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğine dair izleme ve denetleme tüm Sözleşme dikkate alınarak yapılır.”
PİRHA-İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararına kadınların tepkileri devam ederken AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak “Sanki ‘kadına şiddeti engelliyor’ gibi bir mefhum var, o niye engellesin benim inancım engelliyor kadına şiddeti… Ben imanımın gereği olarak merhametle davranıyorum, gözümün önüne hiç İstanbul Sözleşmesi gelmiyor”dedi.
Tartışmaların odağındaki İstanbul Sözleşmesi için kadınlar birçok alanda ‘İstanbul Sözleşmesi Uygulansın’ diyerek hükümetin sözleşmeden çekilme kararı için tepki gösterirken, İstanbul Sözleşmesi’sinde çekilme kararını destekleyen bir açıklama da AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’den geldi.
“BENİM İNANCIM ENGELLİYOR KADINA ŞİDDETİ”
Kayseri Melikgazi Belediyesi’nce İldem Mahallesi’nde temeli atılan Eski Çınarlar Yaşam Merkezi ve Akıl Küpü Kitap Kafe’nin tanıtım toplantısına katılan Mehmet Özhaseki, İstanbul Sözleşmesi hakkında açıklamalarda bulundu. “Sanki kadına şiddeti engelliyor’ gibi bir mefhum var, o niye engellesin benim inancım engelliyor kadına şiddeti Ben imanımın gereği olarak merhametle davranıyorum, gözümün önüne hiç İstanbul Sözleşmesi gelmiyor” dedi.
“İMANIMIN GEREĞİ OLARAK MERHAMETLE DAVRANIYORUM”
Özhaseki Avrupa ve ABD’de aile kurumunun yok olma aşamasına geldiğini söyleyerek şu açıklamalarda bulundu:
“Biz hala nikahta keramet olduğuna inanıyoruz. Evladımızın vakti geldiğinde hayırlı bir eşle evlenmesi için çaba gösteriyoruz. Durmadan tartışılan bir İstanbul Sözleşmesi var. Sanki ‘kadına şiddeti engelliyor’ gibi bir mefhum var, o niye engellesin benim inancım engelliyor kadına şiddeti. 1400 yıl önce bizim peygamberimiz kadının erkeğin üstünde erkeğin de kadının üstünde hakkı olduğunu söylüyor. Kadın hakları o zamandan beri var. Yoksa ABD’de 100 yıl önce kadınlar bir yangında yanarak öldü, diye kadınlar günü ilan edildi diye değil. 50-100 yıl önce kadına oy verme hakkı verildi diye kadın hakkı başladı diye bir şey yok ki. Ben imanımın gereği olarak merhametle davranıyorum, gözümün önüne hiç İstanbul Sözleşmesi gelmiyor. Orada birtakım tehlikelere yol açacak umdeler var, onların da kaldırılması lazım. Üçüncü cins dediğimiz, hemcinslerin evliliğine gidecek bir yolu açıyorsa bunu bir tehlike olarak görmek lazım. Yoksa biz kadına şiddeti engelleyecek her türlü yasa neyse arkasında dimdik dururuz. Bırakın öldürmeyi, kesmeyi, tokat atmayı, yan bile bakmayı yasaklayacak her türlü tedbire başvururuz.”
Kadına yönelik şiddeti önleme amacı taşıyan, Türkiye’nin de imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalar devam ederken Temmuz ayında 36 kadın cinayeti işlendi, 11 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. AKP’nin İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararına karşı kadınlar, eşitlik haklarının güvenceye alınması ve şiddete karşı korunması için önemli bir uluslararası belge olan İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmemesini ve etkin uygulanmasını istiyorlar.
PİRHA- İktidar tarafından çekilmesi tartışılan İstanbul Sözleşmesine sahip çıkan kadınlar, “hayatlarımız pazarlık konusu değil, tartışmayı bırakın, İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayın, her gün artan cinayetlere suç ortaklığı yapmaktan vazgeçin” dedi.
Haberin videosu;
Mersin Kadın Platformu, iktidar tarafından çekilmesi tartışılan İstanbul Sözleşmesine sahip çıkmak için Özgecan Alan Meydanında forum düzenledi.
Birçok kadın kurumunun katıldığı forumda katledilen kadınların isimleri okunarak “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” denildi.
Forum öncesi platform adına açıklamayı Derya Narlı okudu. Narlı, “hayatlarımıza yönelik her gün artan saldırılara duyduğumuz öfkeyle ve birbirimizden aldığımız güçle yine sokaktayız” diyerek şunları ifade etti:
“İstanbul Sözleşmesi’ni tartışanlara, sözleşmeye saldıranlara bir kez daha söylüyoruz, hayatlarımız pazarlık konusu değil, tartışmayı bırakın, İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayın, her gün artan cinayetlere suç ortaklığı yapmaktan vazgeçin. Kadına yönelik şiddetin çığ gibi büyüdüğü, kadın cinayetlerine her gün yenilerinin eklendiği, hane içi ve hane dışında cinsel saldırı suçlarının tırmandığı, çocuk istismarının ülkenin en büyük sorunlarından bir haline geldiği, LGBTİ+lara yönelik nefretin arttığı bir ortamda siyasal iktidar şiddete karşı bu kadar kapsamlı mücadeleyi hedefleyen bir sözleşmeden neden çekilmek ister? Kadına biçtiği tek rol annelik olan ve kadını sadece aile içinde tanımlayan iktidar kendi Makbul sınırları dışında kalan kadınlara ve LGBTİ+’lara karşı nefret söylemleri ile tüm kadınlara ve LGBTİ+’lara karşı her geçen gün tırmanan şiddetin sorumlusudur, failidir. Sözleşmeyi reddedenler, çıkmayı düşünenler nefret cinayetlerinin sorumlusudur, failidir.”
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ETKİN UYGULANSIN!”
“Aslında AKP MYK’sında tartışılan kadınların yaşayıp yaşanmayacağıdır” diyen Narlı, sözlerine şöyle devam etti:
“İstanbul Sözleşmesi kadınların, çocukların, LGBTİ+’ların yaşam güvencesidir. İstanbul Sözleşmesinden çıkmak İstanbul Sözleşmesi’nin bir gereği olarak çıkarılan ve kadınları şiddete karşı koruyan 6284’ü tartışmaya açmaktadır, uluslarararası diğer sözleşmeleri tartışmaya açmaktır, hayatlarımıza kast etmektir. Yaşam güvencelerimizden biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmayı konuşan AKP öldürülen her kadından sorumludur. Hayatlarımıza ve haklarımıza saldıranlar çok iyi bilsin ki mücadelemizin geri dönüşü yok. Kadınlara çocuklara, LGBTİ+’lara nefes alma alanı bırakmayan tüm saldırılar karşısında öfkemizi, dayanışmamızı ve inadımızı yanımıza alarak yeniden ve yeniden bir araya geleceğiz. Mücadelemizle kazandık, mücadelemizle savunacağız. Şiddet, baskı ve gözaltılarla kadın mücadelesini susturamayacaklar. Kolumuza vurdukları kelepçe milyonlarca kadının iradesini teslim alamayacak, dayanışmamız ve mücadelemizle özgürlüğe açılacak. İstanbul Sözleşmesinden çıkma tartışmalarına derhal son verilsin, İstanbul Sözleşmesi etkin uygulansın!”
Narlı’nın ardından söz alan kurum temsilcisi kadınlar, İstanbul Sözleşmesinin önemine vurgu yaparak iktidara “İstanbul Sözleşmesi yaşatır, 6234’ü etkin uygula” çağrısında bulundu.
PİRHA- Aralarında Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), SODEV’in de (Sosyal Demokrasi Vakfı) bulunduğu kurumlar, ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ diyerek “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın değil, uygulamanın yollarını arayın” çağrısında bulundu.
İstanbul Sözleşmesinin hükümet ve hükümete yakın çevreler tarafından iptal edilmek istenmesine ve artarak devam eden kadın katliamına tepkiler devam ediyor. Sokaklara inen kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” derken, erkek şiddetine karşı hükümetin daha fazla önlem alması gerektiğini belirtti.
İstanbul Sözleşmesi’nin hükümet ve bazı kesimler tarafından iptal edilme girişimine karşı aralarında Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), SODEV (Sosyal Demokrasi Vakfı),da bulunduğu kurumlar ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ diyerek basın metni yayınladı.
Metinde “İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı Ocak 2020’den bu yana 163 kadın, Temmuz 2020 de 32 kadın en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülmeyebilirdi. Taleplerini anayasal hakları çerçevesinde dile getiren kadınlara uygulanan polis şiddeti, devleti suça ortak etmektir. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın değil, uygulamanın yollarını arayın” derken, metne imza atan kurumlarda şöyle:
“2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi, 78’liler Girişimi, Alevi Düşünce Ocağı Derneği, Ankara 78’liler Girişimi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Daktilo 1984, Demokrasi İçin Birlik (DİB), Demokratik Alevi Dernekleri, Din Alimleri Derneği (DİAYDER), Diyalog Grubu, Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu Kadın Meclisi, Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Güvence Hareketi, Hak ve Adalet Platformu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Oyuncular Sendikası, Özgürlük Araştırmaları Derneği, PEN Yazarlar Derneği, SODEV (Sosyal Demokrasi Vakfı), Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (ÜNİVDER), Yurttaş Girişimi, Yurttaşlık Derneği.”
PİRHA- HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, İstanbul Sözleşmesinin hükümet ve bazı kesimler tarafından iptal edilmesini ve kadına yönelik şiddeti PİRHA’ya değerlendirdi. Koçyiğit, “Her kadının hayatını korumak zorundayız. Bir bütün olarak laik, seküler, inanan, inanmayan, partili ya da partisiz hangi ideolojik hangi politik duruştan olursak olalım bu erkek egemen anlayışın karşısında bütünlüklü bir mücadeleyi yürümek zorundayız” dedi.
İstanbul Sözleşmesinin hükümet ve hükümete yakın çevreler tarafından iptal edilmek istenmesine ve artarak devam eden kadın katliamına tepkiler devam ediyor. Sokaklara inen kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” derken, erkek şiddetine karşı hükümetin daha fazla önlem alması gerektiğini belirtti.
İstanbul Sözleşmesi’nin hükümet ve bazı kesimler tarafından iptal edilmesini ve kadına yönelik şiddetin artmasına dair Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit,PİRHA’nın sorularını yanıtladı.
PİRHA-Kadına yönelik şiddet aslında Türkiye’de her zaman vardı ancak son yıllarda bir artış var. Bunu neye bağlıyorsunuz?
GÜLİSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT: Bunun birkaç nedeni var. Birincisi ideolojik olarak kadını koydukları yerle çok ilişkili. Kadını ikinci gören, evde olması gereken ve itaat etmesi gereken bir birey olarak görüyorlar. Onun için kadını sadece çocuk doğuran ve kocasına, babasına itaat etmesi gereken bireyler. Bu bakış açısını da her yere yansıtıyorlar. İkincisi hem İstanbul Sözleşmesi hem 6284’ten doğan aslında kadınları ve çocukları şiddete karşı koruyan yasaları etkin bir şekilde uygulamıyorlar. Bunun alt yapısını da oluşturmuyorlar. Özellikle hem kollukta hem yargıda hem de bütün devletin bürokrasisinde toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun bir eğitim verilmiyor ve aslında şiddete karşı durması gereken kolluk gücü, şiddete karşı durması gereken yargı erki birebir şiddetin uygulayıcısını, failini koruyan, şiddeti meşrulaştıran bir yaklaşım sergiliyor.
Kesinlikle. Çünkü kendi hakimlerini, kendi polis gücünü, kolluk gücünü toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına bakış açısı yönünden eğitmeyen, dönüştürmeyen bir devlet aklıyla, bir AKP aklıyla karşı karşıyayız. Tabi ki bununla beraber genel şiddet ortamının kadına yönelik şiddet üzerinde çok ciddi etkisi var. Bölgede savaş, uluslararası ülkelerde savaş gerçeği en nihayetinde şiddeti meşrulaştırıyor ve bölgede şiddetin yaygınlaşmasına da zemin oluşturuyor. Sürekli bu ülkenin temel sorunlarını demokratik ve barışçıl yollarla çözmek yerine güvenlikçi politikayı eksen alan AKP, aslında toplumsal alanda da bunu beslemiş oluyor, şiddeti beslemiş oluyor. Şiddet, şiddeti doğruyor diğer bir ifadeyle.
-Kadınlar aynı zamanda ekonomik krizden en çok etkilenen kesim. Pandemiyle birlikte bunun daha da arttığına dönük araştırma sonuçları var. Bu durum şiddeti nasıl etkiliyor?
Tabi ki artan yoksulluk, işsizlik ve bu şiddetin temel nedenlerinden biri biliyoruz ki yoksulluk birçok zaman aile içi şiddetin bir nedeni oluyor, gerekçesi haline gelebiliyor. Bu anlamda kadın yoksulluğunun artmış olması, kadınların işsizlik oranlarının artmış olması, kadının toplumsal yaşamında kendini bulamaması, okuyamaması, ayaklarının üzerinde duramaması ve erkek şiddetinin karşısında onu koruyan temel mekanizmalardan yoksun olması da bu şiddetin nedenleri arasında sayılabilir. Bunların toplamına bakacak olursak bu bir sistem sorunu. Bu bir patriarkalin yansıması, eril, devletçi aklın sonucu, kapitalist sistemin bir sonucu ve bütün bunlara dair adım atmayan aksine kadınların mücadelesiyle, kadınların bedel ödeyerek kazandıklarını yasal hakları da geri almaya çalışan bir iktidarla, bir devletle bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. Bunların her birisi bu şiddet olayında kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet olayında AKP’nin durduğu ideolojik politik yeri de çok iyi bir şekilde tarif ediyor aslında. Şiddetin karşısında değil, birebir şiddeti doğuran, şiddeti destekleyen, şiddet failini koruyan, kollayan bir yerde durduklarını ifade edebiliriz.
“FATMA ALTINMAKAS’IN FAİLİ SİSTEMİN KENDİSİDİR”
Çok çarpıcı örnekler var. Örneğin en son Muş, Malazgirt’teki Fatma Altınmakas’ın kolluğa gidip şikayetçi olmasına rağmen mahkemeye gidip şikayetçi olmasına rağmen sırf Kürtçe konuştuğu için Türkçe bilmediği için orada Kürtçe tercüman bulundurulmaması nedeniyle ve aslında oradaki hakimin bir şekilde kadının yaşam hakkını gözetmeyen 6284’ü gözetmeyen yaklaşımı nedeniyle yaşamından oldu, kocası tarafından katledildi. Bu meselede biz sadece Fatma Altınmakas’ın kocasının faili olduğunu ifade edebilir miyiz? Hayır, burada failin asıl sistemin kendisi, failin kendisi yargı bu cinayetin bir parçası, kolluk bu cinayetin bir parçası, AKP bu cinayetin bir parçası, bir bütün aslında Fatma Altınmakas’ı ve kadınları öldürerek kendisi erkek egemen sistem. Bu sistemin karşısında durmak hepinizin her yerde mücadele etmesi gerekiyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki biz mücadele etmezsek ve biz sesimizi çıkarmazsak bugünleri arayacak bir pozisyona geleceğiz.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ BİZİM YAŞAM GARANTİMİZDİR”
-Tablo böyleyken AKP imza attığı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmayı düşünüyor.
İstanbul Sözleşmesi aslında uluslararası bir sözleşme. Avrupa Konseyi’ne dair bir sözleşme. Bu sözleşmeye Türkiye ev sahipliği yapmış ve bu anlamıyla Türkiye aslından sözleşmeyi sahiplenen sözleşmenin gereğini yerine getiren ve diğer ülkeleri de sözleşmeye uyumlu olmaları yönünde davet eden uyarıcı bir pozisyonda olması gerekiyor. Bugün bakıyoruz AKP iktidarı İstanbul Sözleşmesi’nin aleyhine açıklamalar yapıyor. En son Numan Kurtulmuş’un yaptığı bir açıklama vardı İstanbul Sözleşmesi’ne dair. Yine dinci televizyonların ‘aile bütünlüğünü bozuyor, yuva yıkıyor’ gibi yaftalarla hedef göstermesi sonucunda İstanbul Sözleşmesi bir erkek egemen akıl tarafından AKP tarafından tartışmaya açılmış. Bunun kabul edilemez olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. İstanbul sözleşmesi de 6284 de nafaka hakkı da biz kadınların mücadeleleri sonucu kazanılmıştır. Bugün için bizim yaşam garantimizdir. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak demek kadınların şiddet karşısında savunmasız kalması demek ve devletin ‘evet erkektir sizi öldürebilir ve ben de hiçbir şey yapmayacağım’ demesi anlamına gelir. O anlamda bu kadın cinayetlerinin kadın katliamlarına yol vermenin diğer adıdır İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açmak ya da İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın geri çekilmesi demek kadınların katliam fermanına imza atmak demektir.
“HER YERDE İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ DE 6284 SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
-Bu girişimlere karşı kadınlar olarak ne yapacaksınız?
Bu anlamıyla hiçbirimizin bunu kabul etmeyeceğini ifade etmemiz gerekiyor. Kadınlar kurbanlık koyun değillerdir. Bu şekilde kendi ideolojik zeminlerine kendi politik tercihlerine kadınları kurban etmelerine de asla izin vermeyeceğiz. AKP istediği kadar bu sözleşmeyi tartışmaya acısın biz kadınlar alanlarda sokaklarda her yerde İstanbul sözleşmesini de 6284 savunmaya devam edeceğiz. Her kadının hayatını korumak zorundayız. Burada bir parti ayrımı gözetmeden bütün kadınları Türkiye’de yaşayan bütün kadınları el ele vererek bu sözleşmeyi savunması gerektiğini önemle altını çizmek istiyorum. Bir bütün olarak laik, seküler, inanan, inanmayan, partili ya da partisiz hangi ideolojik hangi politik duruştan olursak olalım bu erkek egemen anlayışın karşısında bütünlüklü bir mücadeleyi yürümek zorundayız.”
PİRHA- Mersin’de sokağa çıkan kadınlar, “hayatlarımız için İstanbul Sözleşmesi uygulansın, kadınlar yaşasın” dedi.
Haberin videosu;
Birçok kentte olduğu gibi Mersin’de de kadınlar alanlardaydı. Mersin Kadın Platformu, İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmesine dönük girişimlere karşı sokağa indi.
Yüzlerce kadının bir araya geldiği eylemde yürümek isteyen kadınlar polis tarafından engellenmek istendi. Kadınların yürümekte ısrarı sonucu barikat kaldırılırken, kadınlar sloganlar eşliğinde yürüyüş yaptı.
“HAYATLARIMIZ İÇİN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ UYGULANSIN DİYORUZ!”
Kısa yürüyüşün ardından platform adına açıklama yapan Zübeyde Akpınar, kadınlar yerine katillerin engellenmesi gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:
“Bu ülkede her gün kadınlar katlediliyor! Erkek şiddetiyle aramızdan ayrılan kadınların isimlerini ezbere sayıyoruz. Eğer İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı, hayatta olabilirlerdi. 2011 yılında Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni, diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke Türkiye olmuştu. 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin 6. Yılında ise iktidar 2011 yılında kendi imzaladığı Sözleşmeden çekilmeyi konuşuyor. 6 yılda kadın cinayetlerin de, kadına yönelik şiddette bu kadar artış olduğu halde sözleşmenin etkin şekilde uygulanmasını değil kaldırılmasını gündeme getirmek devletin O gün kadınlara vermiş olduğu şiddeti önleme, şiddete maruz kalanları koruma, failleri gerektiği şekilde cezalandırma sözünden vazgeçtiğini göstermektedir. 2019 yılında Türkiye genelinde kadına yönelik şiddetle ilgili 4 bin 76 suç duyurusunun yüzde 82,4’üne yani 3 bin 357’sine “kovuşturmaya yer yok” kararı verildi, İstanbul Sözleşmesi etkin bir biçimde uygulanmadığı için her yıl yüzlerce kadın şikâyet etmesine, karakola başvurmasına rağmen öldürülüyor,
“Kadına yönelik şiddet her gün arttığı halde İstanbul Sözleşmesinin etkin şekilde uygulanmasını değil, kaldırılmasını gündeme getirenler bu cinayetlerin suç ortağıdır, her gün uğradığımız şiddetin failidir” diyen Akpınar, “İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin karalama kampanyalarına göz yumanlar, bizzat bu kampanyalara sözcülük yapar hale gelenler, kadınların, LGBTİ’lerin, göçmenlerin, mültecilerin, engellilerin, yaşlıların, çocukların haklarını tarikat ve cemaat çevreleriyle pazarlık konusu haline getirenler kadın cinayetlerinin, nefret cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, göçmen, mülteci kadınlara dönük saldırıların suç ortağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
“BİZ KADINLAR YAŞAMAK İSTİYORUZ!”
Akpınar, sözlerine şöyle devam etti:
“İstanbul Sözleşmesi kadınlara ve çocukların hayatlarını korumak için verilen bir sözdür ve bu “sözden dönmek”, günde en az 3 kadının öldürüldüğü, bilindiği kadarıyla yılda 28.360 çocuk istismarının yaşandığı, nefret cinayetlerinin işlendiği bir ülkede kadınları ve çocukları ve LGBTİ+’ları ateşe atmaktır, sadece Temmuz ayında 36 kadın öldürüldü, öldürülen 36 kadının üçte biri evli olduğu erkek tarafından öldürüldü! Aileyi yıkan sözleşme değil, erkek şiddetidir. Sözleşmeden çekilmek, sözleşmenin referans aldığı ve Türkiye’nin de taraf olduğu tüm diğer temel insan hakları belgelerini de tartışmalı hale getirmek, kadınların mücadeleyle kazandığı tüm hakları tartışmaya açmak demektir. Sözleşmeden çekilmek, “Kadınlarla erkekler fıtratları gereği eşit değildir” sözüyle her fırsatta saldırıya uğrayan haklarımızın, yasal güvencelerimizin tümüyle terk edileceğinin dünyaya ilan edilmesidir.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR”
Kadınların mücadele ile kazandığı İstanbul Sözleşmesi’nin iptalini bir partinin yönetim kurulunda yani AKP MYK’sında karar altına almak isteyenlere haklarımız ve hayatımız için bir araya gelerek, sesimizi birleştirebileceğimiz her yöntemi kullanarak yanıt verdik. Bu kararın tartışılacağı toplantının ertelenmesini kadınların bu mücadelesi, birlikteliği ve kararlılığı sağladı. Sadece sözleşmenin iptali gündeminin ortadan kalkmasını değil, sözleşmenin devleti yapmakla yükümlü kıldığı tüm koruma, önleme, tazminat, çok dilli ve anadilinde destek, eşitlik politikaları geliştirme ve uygulama sorumluluklarının da hemen yerine getirilmesini istiyoruz!”
PİRHA-İstanbul Kadın Platformu öncülüğünde binlerce kadın Kadıköy Beşiktaş İskelesi önünde biraraya gelerek, “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz, İstanbul Sözleşmesi uygulansın. Mücadelemizin geri dönüşü yok” dedi.
İstanbul’da kadınlar Kadıköy Beşiktaş İskelesi’nde İstanbul Sözleşmesi için eylem yaptı.
Binlerce kadının toplandığı alanda yapılan açıklamada, “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz, İstanbul Sözleşmesi uygulansın. Mücadelemizin geri dönüşü yok” denildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bu ülkede her gün kadınlar katlediliyor! Erkek şiddetiyle aramızdan ayrılan kadınların isimlerini ezbere sayıyoruz.
O isimler şimdi ellerimizde. Eğer İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı, hayatta olabilirlerdi. Hayatlarımız için İstanbul Sözleşmesi uygulansın diyoruz!
Kadına yönelik şiddet her gün arttığı halde İstanbul Sözleşmesinin etkin şekilde uygulanmasını değil, kaldırılmasını gündeme getirenler bu cinayetlerin suç ortağıdır. Bize, yarın bir gün bu dövizlerde bizim de ismimizin olabileceğini hissettirenler cinayetlerin sorumlularıdır.
Sözleşme imzalandığı gün hükümette olup imza attığı halde, bugün şiddeti önleme, şiddete maruz kalanları koruma, failleri gerektiği şekilde cezalandırma sözünü yerine getirmekten vazgeçeceğini ilan edenler, bu cinayetlerin suç ortağıdır, her gün uğradığımız şiddetin failidir.
İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin karalama kampanyalarına göz yumanlar, bizzat bu kampanyalara sözcülük yapar hale gelenler, kadınların, LGBTİ’lerin, göçmenlerin, mültecilerin, engellilerin, yaşlıların, çocukların haklarını tarikat ve cemaat çevreleriyle pazarlık konusu haline getirenler kadın cinayetlerinin, nefret cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, göçmen, mülteci kadınlara dönük saldırıların suç ortağıdır…
“BİZ KADINLAR YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Bugün buradayız… Sadece burada değil; Ankara, İzmir, Samsun, Hatay, Didim, Antalya, Adana, Kocaeli, Mersin, Bursa, Ayvalık, Altınoluk, Tuzluçayır, Batıkent, Bodrum, Datça, Bartın, Çanakkale, Balıkesir, Aydın, Manisa, Muğla, Eskişehir’de sokaktayız!
Tekrar ediyoruz:
İstanbul Sözleşmesi, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bir insanın cinsiyeti üzerinden şiddete maruz bırakılmasının önlenmesi, şiddete uğrayanların korunması ve şiddet faillerinin gerektiği şekilde cezalandırılması için somut hukuki ve toplumsal adımları tanımlayan, devlete açık ve net yükümlülükler getiren uluslararası bir metindir.
İstanbul Sözleşmesi kadınların ve çocukların hayatlarını korumak için verilen bir sözdür ve bu “sözden dönmek”, her yıl yüzlerce kadının öldürüldüğü, şikayet edilen en az 28.360 çocuk istismarı vakasının olduğu bir ülkede kadınları ve çocukları ateşe atmaktır.
“SÖZLEŞMEDEN ÇEKİLMEK TÜM HAKLARI TARTIŞMAYA AÇMAKTIR”
Sözleşmeden çekilmek, sözleşmenin referans aldığı ve Türkiye’nin de taraf olduğu tüm diğer temel insan hakları belgelerini de tartışmalı hale getirmek, kadınların mücadeleyle kazandığı tüm hakları tartışmaya açmak demektir.
Sözleşmeden çekilmek, “Kadınlarla erkekler fıtratları gereği eşit değildir” sözüyle her fırsatta saldırıya uğrayan haklarımızın, yasal güvencelerimizin tümüyle terk edileceğinin dünyaya ilan edilmesidir.
İstanbul Sözleşmesi’nin iptalini bir partinin yönetim kurulunda karar altına almak isteyenlere haklarımız ve hayatımız için bir araya gelerek, mahalle mahalle, park park, meydan meydan, iş yeri işyeri, üniversite üniversite buluşarak, forumlar yaparak, sesimizi duyurabileceğimiz, sesimizi birleştirebileceğimiz her yöntemi kullanarak yanıt verdik. Bu kararın tartışılacağı toplantının ertelenmesini kadınların bu mücadelesi, birlikteliği ve kararlılığı sağladı.
Mücadelemizin geri dönüşü yok! TALEPLER
Sadece sözleşmenin iptali gündeminin ortadan kalkmasını değil, sözleşmenin devleti yapmakla yükümlü kıldığı tüm koruma, önleme, tazminat, çok dilli ve anadilinde destek, eşitlik politikaları geliştirme ve uygulama sorumluluklarının da hemen yerine getirilmesini istiyoruz!
İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalara derhal son verilsin, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın uygulanmasındaki eksiklikler giderilsin, kadına yönelik şiddete karşı acil önlem planı yapılsın.
Kadınların 7/24 ulaşabileceği, farklı dillerde hizmet, ücretsiz, sadece kadın yönelik şiddet alanında çalışan ayrı bir Alo Şiddet Hattı kurulsun.
Kadına ve çocuğa yönelik şiddetle ilgili bağımsız bir veri toplama yöntemi geliştirilsin ve kamuoyuna düzenli olarak bu veriler açıklansın.
Devletin tüm kademelerinde eşitliği sağlayacak, ayrımcılığa son verecek düzenlemeler yapılsın. Eşit yurttaşlığın tüm gereklerini sağlamak için acilen somut adımlar atılsın.
Cinsel şiddetle mücadele koordinasyon ve kriz merkezleri kurulsun.
Dijital şiddet ve ısrarlı takip yasalarda tanımlansın ve cezası belirlensin.
Toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitimin her kademesinde zorunlu ders olarak müfredata eklensin.
İstanbul Sözleşmesi’nin de hükme bağladığı üzere, ülkemizde mülteci ve sığınmacı olarak yaşayan bütün kadın ve çocukların şiddete karşı korunmasında eşit haklara sahip olması için açık ve net düzenlemeler yapılsın.
Her mahallede kolay ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli ve 24 saat hizmet verebilecek kreşler açılsın.
Kadınların rahatça 7/24 ulaşabileceği kadın danışma merkezleri ve yeterli sayıda sığınak açılsın.
Nafaka tartışmalarına, boşanma süreçlerinde arabuluculuk vs uygulamalarına, boşanma süreçlerinin zorlaştırılmasına kısacası kadınların kazanılmış haklarına yönelik tüm tartışmalara bir son verilsin. Boşanma süreçlerinde kadınlara istihdam, barınma, sağlık ve eğitim olanakları sağlansın. Kadınları şiddete karşı güçlendirecek politikalar hayata geçirilsin.
PİRHA- Dersim Kadın Platformu, bugüne kadar İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmamasından dolayı kadın katliamlarının yaşandığını belirterek, kadınların 7/24 ulaşabileceği danışma merkezleri ile yeterli sayıda sığınak açılmasını istedi.
Dersim Kadın Platformu, İstanbul Sözleşmesi’nin hedef alınmasına ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.
Açıklamada kadınlar, “İstanbul sözleşmesi yaşatır, haklarımızdan vazgeçmiyoruz” pankartlarını açıp, katledilen kadınların fotoğraflarını taşıyarak “Kadın yaşam özgürlük” sloganlarını attı.
“KADINLARIN EN ÖNEMLİ DAYANAĞI İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GÖZ DİKİLDİ”
Platform adına konuşan HDP İl Eşbaşkanı Nurşat Yeşil, Türkiye’de her gün kadınların katledildiğini söyledi.
Erkek şiddetiyle katledilen kadınların isimlerinin saymakla bitmediğini belirten Yeşil, “Sadece Temmuz ayında 36 kadın öldürüldü. Katledilen Şule Çet, Nadira Kadirova, Ceren Damar cinayetlerinde olduğu gibi daha adil bir yargılama yapılmadı” dedi. Yeşil, Gülistan Doku’nun 216 gündür bulunamadığını, kadınların hukuk önünde en önemli dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne göz dikildiğini vurguladı.
“KADIN DANIŞMA MERKEZLERİ VE YETERLİ SAYIDA SIĞINAK AÇILSIN”
Bugüne kadar İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmamasından dolayı kadın katliamlarının yaşandığını belirten Yeşil, şunları vurguladı:
“Kaybettiklerimiz için daha adil bir yargılama yapılabilirdi. Haklarımız için İstanbul Sözleşmesi uygulansın diyoruz. Sözleşme uygulansaydı katledilenler şimdi hayattaydı. Kadına yönelik şiddet her gün arttığı halde İstanbul Sözleşmesi’nin etkin şekilde uygulanmasını değil kaldırılmasını gündeme getirenler bu cinayetlerin, karşı karşıya kaldığımız katledilme riskinin sorumlularıdırlar. İstanbul Sözleşmesi’nin de hükme bağladığı üzere, ülkemizde mülteci ve sığınmacı olarak yaşayan bütün kadın ve çocukların şiddete karşı korunmasında eşit haklara sahip olması için açık ve net düzenlemeler yapılsın. Kadınların rahatça, 7/24 ulaşabileceği kadın danışma merkezleri ve yeterli sayıda sığınak açılsın.”
PİRHA- İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması tartışmalarına tepki gösteren 153 kadın edebiyatçı, ortak imzaladıkları metinle, “Sözleşmeden çekilmenin tartışılması kabul edilemez” dedi.
Kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan ve son dönemde siyasal islamcılar tarafından hedef gösterilerek yürürlükten kaldırılması istenen İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin tartışmalar sürüyor.
Sözleşmenin hedef alınmasına tepki gösteren 153 kadın edebiyatçı da ortak bir metin yayınlayarak tepki gösterdi.
“Her geçen gün şiddeti çoğaltan, ayrımcı, ötekileştirici bir yere doğru hızla evrildiğine tanıklık ediyoruz” denilen açıklamada, geride bıraktığımız 9 sene boyunca İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ülkelerden biri olmamıza rağmen uygulamadaki boşluklar ve kusurların, kadın cinayetlerinin bir salgına dönüşmesine neden olduğu kaydedildi.
İstanbul Sözleşmesi’nin herkes için güvence, yaşamdan yana taraf olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Toplumsal cinsiyet eşitliğinin toplumun bir yaşam pratiği haline gelebilmesi için 2011 yılında imzalanmış olan sözleşmenin söz konusu her durumda uygulanması gerekirken, bugün sözleşmeden çekilmenin tartışılması kabul edilemez” denildi.
Kadın edebiyatçıların imzasıyla yayınlanan metnin tamamı şöyle:
“Bizler, yaşadığımız toplumda kullanılan dilin; her geçen gün şiddeti çoğaltan, ayrımcı, ötekileştirici bir yere doğru hızla evrildiğine tanıklık ediyoruz. Her geçen gün çoğalan taciz, tecavüz ve ölüm vakaları ile en temel ihtiyacımız olan şiddetsiz bir toplum ideali paramparça ediliyor. Böyle bir süreçte sessiz kalmamız mümkün değil!
“Geride bıraktığımız dokuz sene boyunca İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ülkelerden biri olmamıza rağmen uygulamadaki boşluklar ve kusurlar, kadın cinayetlerinin bir salgına dönüşmesine neden oldu. Sözleşmenin tartışması devam ederken Anıt Sayaç’ta öldürülen kadınları temsil eden tuğlaların sayısı hızla artıyor ve ölüm duvarı yükselmeye devam ediyor. Çünkü kadınları katledenler, çocukları istismar edenler yasal olarak hak ettikleri cezayı almayacaklarına inanıyor. Toplumsal ve hukuki yaptırımın olmayışı ile istismara, tacize, tecavüze ve öldürmeye devam ediyor, yok etmeye doymuyorlar.
“Toplumsal cinsiyet eşitliğinin toplumun bir yaşam pratiği haline gelebilmesi için 2011 yılında imzalanmış olan sözleşmenin söz konusu her durumda uygulanması gerekirken, bugün sözleşmeden çekilmenin tartışılması kabul edilemez! Baskın erkekliğin ve erilliğin taarruzu altında yaşayamıyor, üretemiyor ve kendimiz olamıyoruz! Oysa devletin yurttaşını önemsediğini, hiçbir şekilde ayrımcılık yapmaksızın, bütün toplumsal cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler dahil herkesin yaşam hakkını savunacağını göstermesi bakımından İstanbul Sözleşmesi tüm yurttaşlar adına bir güvencedir, yaşamdan yana taraf olmaktır.
“Bizler, yazarak var olmaya çalışan kadınlar, Gülten Akın’ın ‘Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur’ dizesini omuzlayarak İstanbul Sözleşmesi’nin ivedilikle uygulanması için sorumluluk ve yetki sahiplerini sözleşmeye taraf olmaya davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA- TTB ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, İstanbul Sözleşmesine ilişkin yaptığı basın toplantısında “İstanbul Sözleşmesi uygulanmazsa kadın cinayetleri artarak devam eder. İstanbul Sözleşmesi yaşatır! İstanbul Sözleşmesi uygulansın” dedi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu tarafından kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için “İstanbul Sözleşmesi yaşatır! İstanbul Sözleşmesi uygulansın” konulu basın toplantısı yaptı.
Türk Tabipleri Birliği’nde gerçekleşen basın toplantısına, TTB Merkez Konseyi Üyesi Selma Güngör, Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Gülgün Kıran ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu üyesi Ayşe Uğurlu katıldı.
Kadına yönelik şiddete karşı çıkarken hayatını kaybeden Dr. Aynur Dağdemir’e adanan basın açılaması metni, TTB Merkez Konseyi Üyesi Selma Güngör tarafından okundu.
Türkiye’nin 11 Mayıs 2011’de İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan 11 ülkeden biri olduğunu hatırlatan Güngör, “1 Ağustos 2014’de de sözleşmeyi yürürlüğe koymuştur. Geçtiğimiz günlerde sözleşmenin yürürlüğe girişinin 6. yılını kutladık. Ancak bu sevindirici öncü tavra rağmen, uygulamada önleme, koruma, yargılama ve politika geliştirmekteki yetersizlikler nedeniyle, ülkemizde şiddet; özellikle kadına yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. Hekimler olarak diğer tüm sağlık çalışanları gibi, şiddetin toplumun tüm katmanlarında oluşturduğu fiziksel, psikolojik ve sosyal sonuçlarına tanıklık edip bu yaraları sarmaya çalışmaktayız. Ancak kadın sağlık çalışanları başta olmak üzere ne yazık ki biz hekimler de toplumda yükselen şiddet dalgasının mağduru olabilmekteyiz” dedi.
“HAKLARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Güngör, kadın hekimler olarak; kadınların yüzyıllardır süren eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır yaşam şartlarına sahip olma mücadelesinde ve dayanışmasında hep var olduklarını vurgulayarak, “Mücadelelerimizle elde ettiğimiz haklarımızdan vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz. Bu kötü gidişata dur demek adına elimizdeki en önemli yasal dayanak olan İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin imzasını çekmesinin doğuracağı sonuçların, sözleşme yürürlükteyken dahi olup bitenlerden yola çıkarak ‘korkunç’ olacağını ısrarla belirtiyoruz. Bu tür insan hakları ihlallerinin önlenmesi için çalışmanın biz hekimlerin en başta gelen görevlerinden biri olduğunun bilincindeyiz” ifadelerini kullandı.
TTB Merkez Konseyi Üyesi Selma Güngör, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi durumunda yaşanacak olumsuzlukları şöyle sıraladı:
Kadın cinayetleri katlanarak artmaya devam eder.
Kadın, erkek ya da çocuk fark etmeksizin; cinsiyet, dil, din, ırk ve yönelimi ne olursa olsun toplumdaki tüm bireyler şiddet karşısında korunmasız kalır.
Şiddet sarmalı tüm aileyi ve toplumu içine alır.
Şiddetin gerekçesi olur.
Mağdur şikayetçi olmazsa soruşturma yapılamaz.
Ev içi her türlü şiddet suç olmaktan çıkar.
Şiddet mağdurunun beyanı esas olmaktan çıkarak, hayati önem taşıyan korunma sağlanması süreci, bürokratik işlemlerde boğulur.
Cinsel taciz ve psikolojik şiddet cezasız kalır.
Evlilik içi tecavüz meşrulaşır.
Israrlı takip karşısında yasal korunma ortadan kalkar.
Kadına karşı ayrımcılığı önlemek ve toplumsal cinsiyet eşitliği hayal olur.
Hali hazırda zaten yetersiz olan kadın sığınakları sayısı arttırılarak bu konuda politika geliştirilemez.
Kız çocukları başta olmak üzere, çocuklar zorla evlendirilebilir.
Göçmen kadınlar şiddet karşısında haklarını savunamaz.
Sorunların çözülmesi adına mağdura verilen her türlü psikolojik, ekonomik ve yasal destek geri çekilir.
Açıklamada, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilemez. O halde hep birlikte haykıralım: İstanbul Sözleşmesi uygulansın! İstanbul Sözleşmesi yaşatır” denildi.
PİRHA- Kadınlar, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmaması, sözleşmeyi tam olarak uygulaması için bugün ülkenin dört bir yanında sokaklara çıkıyor.
İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere birçok kentte eylem yapacak olan kadınlar, hükümete “Haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz”, “İstanbul Sözleşmesi’ni uygula” diye seslenecek.
İstanbul’da eylemin adresi Kadıköy olacak. Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) de, protestoları gözlemlemek amacıyla Kadıköy’deki eyleme katılacağını duyurdu.
Örgütten yapılan açıklamada, Türkiye’nin kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair uluslararası bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek yerine, sözleşmeyi eksiksiz şekilde uygulaması çağrısı yapıldı.
Uluslararası Af Örgütü, Kadın Hakları Araştırmacısı Anna Bluś, yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Türkiye yetkililerinin, ülkenin en simgesel şehrinin adını taşıyan sözleşmeden çekilmeyi düşünmeleri üzücü bir ironi yaratmaktadır. Eve kapanma gibi Covid-19 önlemleri ile birçok kadın ve kız çocuğun istismarcılarla aynı evde kısılıp kaldığı veya koruma ve destek hizmetlerine kolaylıkla erişmelerinin mümkün olmadığı, ayrıca şiddet haberlerinin arttığı bir dönemde bu sözleşmenin tartışılıyor olması gerçekten kaygı vericidir.”
İstanbul Sözleşmesi’nin doğrudan kadına yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olduğuna dikkat çeken Blus, “Şimdiye kadar hiçbir devlet bu sözleşmeden çekilmedi. Türkiye, sözleşmeden çekilen ilk Avrupa Konseyi üye devleti olmak yerine, sözleşmenin eksiksiz uygulanmasını sağlamalı” ifadelerini kullandı.
EYLEM YER VE SAATLERİ
Adana: 18.00 – Heykelli Park
Ankara: 19.00 – Sakarya Meydanı
Antalya: 19.00 – Attalos Meydanı
Ayvalık: 19.00 – Cumhuriyet alanı
Didim: 18.30 – İş Bankası önü
PİRHA- Avukat İbrahim Karslı, “İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olan Türkiye’nin iç hukukunu gerekçe göstererek bu sözleşmeden imtina etmesi mümkün değil” dedi. Karslı, sözleşmenin kadınları hem özel alanda hem de kamusal alanda şiddetten koruduğunu belirterek, sözleşmede şiddet mağduru kız ve erkek çocuklara ilişkin de düzenlemeler içerdiğini hatırlattı.
Avukat İbrahim Karslı, son günlerde siyasi islamcıların hedefinde olan, AKP hükümeti tarafından fesh edilmesi gündemde olan İstanbul Sözleşmesi’ni yazdı.
“İstanbul Sözleşmesi’nden ne istiyorlar” başlığıyla kaleme aldığı yazıda Avukat Karslı, “Siyasi davaları adliye koridorlarında takip eden bir avukat olarak “hak hukuk adalet” isteminin çölde bir bardak su gibi olduğu dönemleri yaşıyoruz. İstanbul sözleşmesi kadınları şiddete boğanların sıkça şikayet ettikleri bir sözleşme” dedi.
“Gündemimizde İstanbul Sözleşmesi’nin feshi var. Peki neden?” diye soran Karslı’nın yazısının bir bölümü şöyle:
“İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul’ adını taşıyor.
Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratmak için yapılan İstanbul Sözleşmesi, kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak amacını taşıyor.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ 20 ÜLKE TARAFINDAN ONAYLANDI”
Peki İstanbul Sözleşmesi nedir?
Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa sözleşmesi olma niteliğini taşıyan Sözleşme, bugüne kadar Türkiye dahil Avrupa Konseyi üyesi 20 ülke tarafından onaylanmıştır.
İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.
“KADIN-ERKEK ARASINDAKİ HUKUKİ VE FİİLİ EŞİTLİĞİN GERÇEKLEŞMESİ ANAHTAR BİR UNSUR”
Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır. İstanbul Sözleşmesi, daha önce kabul edilmiş kadınlara yönelik ayrımcılık ve şiddetle ilgili uluslararası standartları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve BM Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin içtihatlarını ve öğretideki görüşler yanında en iyi ülke uygulamalarını da kodifiye etmiştir.
“SÖZLEŞME, HEM ÖZEL ALANDAKİ HEM DE KAMUSAL ALANDAKİ ŞİDDETİ YASAKLAMAKTADIR”
Sözleşme, hem özel alandaki hem kamusal alandaki şiddeti yasaklamaktadır.
Madde 3/a uyarınca, “kadına yönelik şiddetten”, ister kamusal ister özel yaşamda meydana gelsin, toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri anlaşılacaktır.
Madde 4/1 uyarınca, Taraf devletler, gerek kamusal gerekse özel alanda tüm bireylerin özellikle de kadınların şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını sağlamak ve korumak için gerekli olan hukuki ve diğer önlemleri alacaklardır.
Dolayısıyla Sözleşme, yalnızca ev içindeki (genellikle eş veya partnerler veya ebeveyn ve çocuklar gibi farklı kuşaklar arasında meydana gelen) kadınlara yönelik şiddeti değil, aynı zamanda kamusal alandaki (örneğin aynı evi paylaşmasa bile eski eşin veya partnerin kamusal alanda yönelttiği) şiddeti, işyerleri, okullar, karakollar, hapishaneler vb. kurumlardaki kadınlara yönelik şiddeti de yasaklamaktadır. Sözleşme,“toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel almıştır ve toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belgedir. Sözleşme’de, ekonomik zarar veya ekonomik ızdırap da kadına yönelik şiddet biçimlerinden biri (ekonomik şiddet) olarak tanımlanmıştır.
“SÖZLEŞMEDE ŞİDDET MAĞDURU KIZ VE ERKEK ÇOCUKLARA İLİŞKİN ÖZEL DÜZENLEMELER VAR”
Sözleşme, erkeklere ve çocuklara yönelik ev içi şiddetten de söz etmekte ve şiddet mağduru kız ve erkek çocuklara ilişkin özel düzenlemelere yer vermektedir.
Anayasa m.90/5 uyarınca, İstanbul Sözleşmesi kanun hükmündedir.Bunun hakkında, Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. İstanbul Sözleşmesi ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, İstanbul Sözleşmesi hükümleri esas alınır.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİ YASAMA, YÜRÜTME, YARGI ORGANLARINI BAĞLAYAN TEMEL HUKUK KURALLARIDIR”
Anayasa’nın 11. maddesi uyarınca, İstanbul Sözleşmesi hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Peki, sözleşme fesih edilebilir mi? Her uluslararası sözleşme gibi İstanbul Sözleşmesi de taraf bir devlet tarafından feshedilebilir. İstanbul Sözleşmesi’nin 80’inci maddesi “Taraflardan herhangi birinin, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle istediği zaman sözleşmeyi feshetmesine” olanak tanıyor.
“TÜRKİYE’NİN İÇ HUKUKUNU GEREKÇE GÖSTEREREK SÖZLEŞMEDEN İMTİNA ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
İlk imzacısı Türkiye olan sözleşmenin Türkiye tarafından fesih edilmesi trajikomik bir durum olarak tarihe geçecek. Ancak ülkemizin iç hukukunu gerekçe göstererek bu sözleşmeden imtina etmesi mümkün değil.
Demokrasinin amaç değil araç olarak görüldüğü, hakların yavaş yavaş budandığı ülkemizde kadına ve tüm dezavantajlı gruplara profil resmi değiştirerek değil daha akılcı daha aydınlatıcı aydın desteğinin verilmesi şart. Aksi durumda gidişat düşünmenin cahilliğe boğulması ile son bulacak. İşte bu nedenle şimdi kadınlara ve mağdur çocuklara omuz verme zamanı…”
Kadın örgütleri, İstanbul Sözleşmesi’nin hedef alınmasına karşı 4-5 Ağustos tarihlerinde birçok kentte “haklarımızdan vazgeçmiyoruz” şiarıyla alanlara çıkacak.
İstanbul Sözleşmesi’nin hedef alınmasına karşı toplanan kadınlar, “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz, İstanbul Sözleşmesi’ni uygula” şiarıyla alanlara çıkmaya hazırlanıyor. Edinilen bilgilere göre, kadınlar 4-5 Ağustos tarihlerinde ülkenin dört bir yanında alanlarda olacak.
Söz konusu tarihte, AKP Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmenin tartışılması bekleniyor.
“YAŞAM HAKKIMIZ ELİMİZDEN ALINACAK”
Kadınların 5 Ağustos’ta alanlarda olacakları yerlerden biri Ankara. Kentteki kadın örgütleri 5 Ağustos’ta saat 19.00’da Sakarya Meydanı’nda bir araya gelecek.
Buluşmaya dair konuşan Ankara Kadın Platformu üyesi Betül Koca, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıyla yaşam haklarının ellerinden alınacağına vurgu yaptı.
Koca, “Tamda bu sebeple eylemlerimizi, etkinliklerimizi, İstanbul Sözleşmesi’ni etkin uygulanana kadar sürdürmeliyiz. Bu mücadele hattına kadınların katılımı oldukça önemli ve bunun olanaklarını sağlamamız gerekiyor. Bunun için bütün kadınlarla etkin bir işbirliği, örgütlülük tesis etmemizden gerekiyor. Unutmamalıyız ki toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etme iradesini göstermeden bu mücadele sonuç veremez. Ancak bütüncül bir yaklaşımla bu olanakları sağlayabiliriz” diye konuştu.
‘BİRLİKTE HAREKET’ ÇAĞRISI
İstanbul Sözleşmesi’nin cinsiyetçi politikalarla karalandığına dikkati çeken Koca, “Oysa aile içi şiddet de dahil olmak üzere orantısız bir şekilde kadınları etkileyen, kadına yönelik her türlü şiddet biçimini reddediyor. İstanbul Sözleşmesi sığınak demektir, acil şiddet hattı demektir. Tacize, tecavüze, şiddete, kadın cinayetlerine dur demektir. Bu sözleşmeyi durdurmak demek şiddeti meşrulaştırmak olur” dedi.
Koca, “Gelin birlikte hareket edelim. Tüm haklarımızın elimizden alınıp bir erkeklik rejiminin yeniden tesis edilmek istenmesine karşı ses çıkaralım. Şiddetin yasallaşmasına izin vermeyelim. Hayatlarımızdan, haklarımızdan, birbirimizden vazgeçmeyelim. Tüm bunlara rağmen birlikte durduğumuzda bize kesinlikle engel olamayacaklardır. Tüm kadınları, 5 Ağustos’ta saat 19.00’da Sakarya Meydanı’nda ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ demeye çağırıyoruz” çağrısı yaptı.
BAZI KENTLERDEKİ PROGRAMLAR
Kadınların gerçekleştireceği programlardan netleşenler şöyle:
Bodrum: 4 Ağustos saat 19.00 – Tepecik Cami Meydanı
Datça: 4 Ağustos saat 19.00 – Cumhuriyet Meydanı
İstanbul: 5 Ağustos saat 19.00 – Kadıköy Beşiktaş İskelesi
İzmir: 5 Ağustos saat 18.30 – Alsancak ÖSYM önü
Samsun: 5 Ağustos saat 19.30 – Süleymaniye Geçidi
Hatay: 5 Ağustos saat 19.00 – Antakya/ Köprübaşı
Didim: 5 Ağustos saat 18.30 –İş Bankası önü
Antalya: 5 Ağustos saat 19.00 – Attalos Meydanı
Adana: 5 Ağustos saat 18.00 – Heykelli Park
Kocaeli: 5 Ağustos saat 19.00 – Belediye İşhanı önü
PİRHA – İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasını değil, uygulanmasını talep ettiklerini belirten TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu, “#İstanbulSözleşmesindenVazgeçmiyoruz sözünü sahipleniyor, bu sözü büyütmek için tüm meslektaşlarımıza çağrı yapıyoruz” açıklaması yaptı.
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesinin yıldönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı. Türkiye’nin, 2011 yılında imzalanan İstanbul Sözleşmesi’ni 2012’de ilk kabul eden ülke olduğu hatırlatılan açıklamada, “2014’ten bu yana yürürlükte olan ve tam adı ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olan sözleşmenin İstanbul adını taşıması, olumlu anlamda bir ayrıcalık olması gerekirken, sözleşmenin Türkiye’de 2020’de tartışma konusu haline getirilmesi kabul edilebilir değildir” denildi.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ NEDEN ŞEYTANLAŞTIRIYORSUNUZ?”
Geçmişte AKP’nin sözleşmeye ilişkin söylediği olumlu konuşmalara dikkat çekilen açıklamada, kadın cinayetlerinin arttığı bugünlerde ne değiştiği soruldu. Açıklamada, “Neden altında imzanızın bulunduğu İstanbul Sözleşmesi’ni bugün birtakım algı kampanyalarıyla şeytanlaştırıyorsunuz?” diye soruldu. Açıklamada, ayrıca yaşamını yitiren kadınların isimlerine de yer verilerek, “2008’den bu yana erkekler tarafından katledilen binlerce kız kardeşimizin artık aramızda olmayışının sorumlusu, bir Kadın Bakanlığı’na ihtiyaç varken mevcut Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı kapatıp yerine Aile ve Sosyal Bakanlığı kuran, kadını aile içine hapsederek anne ve eş olarak tarif eden, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi tartışan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı giderek artan oranda günlük hayatın düzenlenmesinde söz sahibi kılan, hemen her gün polis şiddetinin sergilenmesine ses çıkarmayan hatta şiddetin emrini veren iktidardır” ifadelerine yer verildi.
“ŞİDDET HABERLERİ BİTENE KADAR MÜCADELE SÜRECEK”
Açıklamada, “Emir komuta zinciri içinde hareket ederek, meslek ahlakını unutarak, kadınların İstanbul Sözleşmesi isyanını görmezden gelerek, saklayarak, daha da kötüsü sözleşmenin karşısında saf tutarak yaptığınız yayınlar nedeniyle öldürülen kadınların kanı sizin de elinizdedir. ‘Meslektaş’ diyemediğimiz, hayatı dine göre, sözüm ona ‘örf ve adetlere’ göre tasarlamanın peşinde bazı isimler tarafından yazılan yazılarda, atılan gazete manşetlerinde, başlıklarda İstanbul Sözleşmesi’nin aileyi yok ettiği iddia edilmektedir. Kadınlar yok olsun ama aile yok olmasın diyen bu zihin yapısı, karşısında kadın hareketini bulacaktır. Kadına yönelik şiddet haberleri bitene kadar mücadelemiz sürecektir” diye belirtildi.
İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasını değil, uygulanmasını talep ettiklerini belirten TGS, açıklamasının devamında şunlar kaydedildi: “Biz kadın gazeteciler, kadın hareketinin sözleşmenin yürürlüğe girmesinin yıldönümü olan 1 Ağustos’ta sosyal medyada, sözleşmenin AKP MYK’sında görüşüleceği tarih olan 5 Ağustos’ta ülkenin dört bir yanında gerçekleşecek olan kadın eylemlerinde yer alacağımızı bildiriyor, #İstanbulSözleşmesindenVazgeçmiyoruz sözünü sahipleniyor, bu sözü büyütmek için tüm meslektaşlarımıza çağrı yapıyoruz.”
Dersim Barosu Kadın Komisyonu üyesi Avukat Fatma Kalsen, İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmenin “şeriat hukukuna” atıfta bulunan yaklaşımlar olduğunu söyledi. Kalsen, kadınların buna karşı kenetlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.
Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme tartışmaları sürüyor. Dersim Barosu Kadın Komisyonu üyesi Avukat Fatma Kalsen, sözleşmeden geri çekilmenin mümkün olamayacağını belirterek, olası çekilmeyi “tehlike” olarak yorumladı.
“ERKEK EGEMEN ZİHNİYETE TAVİZ VERİLİYOR”
Son aylarda istismar, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde yaşanana artışa dikkat çeken Kalsen, cinayetlerin önüne geçilemez bir hal aldığını söyledi. Kadın cinayetleri ve çocuk istismarlarının önüne geçilmemesinin nedenlerine değinen Kalsen, bunun cezasızlık politikalarının sonucu olduğunu söyledi. Kalsen, soruşturma aşamasında faillerin “iyi hal indirimi” alması ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasının sorunların yaşanmasına neden olduğunu ifade etti.
Batman’da bir genç kadının bir uzman çavuş tarafından günlerce alı konulup tecavüze maruz bırakılmasını hatırlatan Kalsen, faillerin serbest bırakılmasının ise kabul edilemez olduğunu söyledi. Kalsen, “Kadınlara ve çocuklara yönelik bunca şiddet, kırıma ve kadın cinayetlerine rağmen erkek egemen zihniyete bu yönle taviz verilmesi açıkçası düşündürücü. Bundan sonraki aşamada işimizin daha zor olduğunu bize gösteriyor” dedi.
“YASALAR UYGULANMIYOR”
Kadın cinayetlerinin yasaların uygulanmamasıyla ilişkili olduğuna işaret ederek, uygulamada eksik kalındığı için kadınların yaşam haklarının ellerinden alındığını ifade eden Kalsen, şöyle konuştu:
“Koruma kararları zamanla alınmadı ve koruma kararları alınmasına rağmen kadınlar katledildi. Tüm bunları bir arada düşündüğümüzde, iktidarların, aileden sorumlu bakanların somut ve netice alıcı adımlar atmamasından kaynaklı bu sorunlar yaşanmaya devam ediyor. İktidar tarafından üretilen politikalar, milletvekilleri, bakanları, yargı kadınların haklarını yok sayıcı ve açıklamaları bu suçu işleyen kişileri de cesaretlendirici olmuştur. Son dönemlerde de din motifli söylemlerde bulunarak bir nevi kadınlar baskı altına alınmaya devam ediyor. Baktığımız zaman son tahlilde kadınları, çocukları koruyan yasalar varken ve bu yasalar tamamen uygulanmamışken iktidar, 6284 yasanın kaldırılması gibi bir takım söylemlerde bulunulmaktadır. Bu durum asla kabul edilebilir yaklaşım olmadığını düşünüyoruz. Kadınların ve çocukların korunmasını, yaşamlarını güçlendirecek adımlar atılması gerektiğine inanıyoruz.”
“ŞERİAT HUKUKUNA ATIFTA BULUNAN YAKLAŞIMLAR SERGİLENİYOR”
Sözleşmenin ortadan kaldırılarak, “şeriat hukukuna” atıfta bulunan yaklaşımların sergilendiğini söyleyen Kalsen, “Bunlar çok ciddi tehlikelerdir. Bunun bir tek açıklaması olabilir. Model sadece Türkiye’de sınırlı değil. Kadın haklarını, şiddeti önleyen birtakım uluslararası sözleşmeler de var. İstanbul Sözleşmesi gibi bütün ülkelere taraf olan bağlayıcı sözleşmelerdir. Sözleşmeye ilk imza atan ülke Türkiye’dir. Bu kadınların uzun soluklu mücadelelerinin sonucunda kazanılan bir sözleşmeydi. Sözleşmenin kaldırılmasının istenmesini bir bütün olarak düşünmek gerekiyor. Kadınların elde ettiği kazanımlar değil, toplumun genelini de bir nevi dizayn etmek, biat kültürü dayatılıyor. Bu dayatma kültürü içerisinde yine kadın ve çocukların mağdur olacağı acı ve gerçek. Din motifli bir yaşam dayatılıyor. Siyaset, toplumsal, yaşam kültürü, hukuk sistemi ve mevcut Anayasa’da güvence altına alınan birçok hakkın ortadan kaldırılmasını beraberinde getiriyor” diye belirtti.
“TOPLUM KENETLENMELİ VE MÜCADELE ETMELİ”
Kadınların bu girişimlere karşı ciddi ve dirençli bir irade ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Dersim Barosu Kadın Komisyonu üyesi Avukat Fatma Kalsen, “İktidarın yapacağı değişiklikleri gündeme getirerek, toplumun nabzını alma, direncini, tepkisini ölçme anlamında ortaya konulan söylemler olduğunu düşünüyorum. Bundan da cesaret alacağını düşünüyorum. Tüm toplumun kenetlenmesi ve mücadele etmesi gerekiyor” çağrısında bulundu. (MA / Ayşe Sürme)
PİRHA- Eşitlik İçin Kadın Platformu, iktidara seslenerek İstanbul Sözleşme’den çekilme kararı alınırsa, kadınların ve çocukların yaşayacağı şiddetten AKP’nin sorumlu olacağını belirtti.
Çok sayıda kadın örgütünün, kadın ağının ve grubunun bir araya geldiği Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin 6. yılında sözleşmenin iptal edilmesi tartışmalarına nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.
Hükümete seslenen kadınlar, AKP’nin sözleşmeden geri çekilme niyet beyanları son bulana kadar nöbette olduklarını vurguladılar.
“6 yılda kadına yönelik şiddette tırmandığı halde sözleşmenin etkin şekilde uygulanmasını değil kaldırılmasını gündeme getirmek devletin kadına yönelik şiddeti önleme görevini terk etmesi anlamına geliyor” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:
“Türkiye, 9 yıl önce (2011), İstanbul’da törenle imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni, diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke olmuştu. O gün hükümette olup imza atan aynı siyasi parti bugün kadınlara vermiş olduğu şiddeti önleme, şiddete maruz kalanları koruma, failleri gerektiği şekilde cezalandırma sözünü yerine getirmekten vazgeçeceğini ilan etti.
İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin son birkaç yıldan bugüne göz yumulan karalama kampanyalarının devlet tarafından da benimsendiği, Numan Kurtulmuş’un son açıklamasının hemen üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapmış olduğu “Çalışıp, gözden geçirin. Halk istiyorsa kaldırın” açıklaması ile resmi nitelik kazanmıştır. AKP MYK toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin görüşülmesi ve bazı tarihlerin telaffuz edilmesi bu resmiyetin son derece kaygı verici göstergeleridir.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINLARA VE ÇOCUKALRIN HAYATLARINI KORUMAK İÇİN VERİLEN BİR SÖZDÜR”
İstanbul Sözleşmesi, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bir insanın cinsiyeti üzerinden zulme maruz bırakılmasının önlenmesi, zulme maruz bırakılanların korunması ve bırakanların gerektiği şekilde cezalandırılması için devletlere yol haritası çizen, atılması gereken somut adımlar konusunda kılavuzluk eden uluslararası bir uzlaşma metnidir. Türkiye’nin de kurucularından olduğu Avrupa Konseyi’nin hazırladığı sözleşme, 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmıştır. Kadınlara yönelik şiddetle mücadele konusunda en önemli uluslararası belge olarak bir dünya sözleşmesi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bugün Kazakistan ve Tunus gibi çeşitli kıtalardan birçok ülke Avrupa Konseyi üyesi olmadıkları halde bu sözleşmeye taraf olmak için gerekli işlemleri tamamlamaktadır. İstanbul Sözleşmesi kadınlara ve çocukların hayatlarını korumak için verilen bir sözdür ve bu “sözden dönmek”, günde en az 3 kadının öldürüldüğü, bilindiği kadarıyla yılda 28.360 çocuk istismarının yaşandığı bir ülkede kadınları ve çocukları ateşe atmaktır.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEMEL İNSAN HAKLARINA DAYANIR”
İstanbul Sözleşmesi, başta cinsiyeti nedeniyle kadınlara uygulanan şiddet olmak üzere şiddete uğrayan her bireyi korumayı ve şiddeti önlemeyi esas alan uluslararası bir sözleşmedir. Dolayısıyla sözleşmeden çekilmek, sözleşmenin referans aldığı ve Türkiye’nin de taraf olduğu tüm temel insan hakları belgelerini de tartışmalı hale getirmek anlamına gelecektir.
Dahası, Anayasa’daki eşitlik ilkesinden, şiddeti önlemek ve maruz bırakılanları korumakla ilişkili diğer yasalardan vazgeçildiğinin, devlet olarak kadın erkek eşitliği ve kadına karşı şiddeti önleme politikasını terk ettiğinin tüm dünyaya ilan edilmesidir.
İnsan hakları belgeleri ister Avrupa ya da Asya’da bir şehirde; isterse iki kıtayı buluşturan İstanbul’da imzaya açılmış olsun, Doğu’nun ya da Batı’nın icadı değil, devletlerin imzalayarak vardıkları uzlaşmayı yansıtan evrensel uzlaşma metinleridir.
Gündelik siyasete, konjonktüre göre kabul edilen ya da terkedilen alelade kelime yığınları değil, adı üzerinde insanların haklarıyla, canları ile ilgilidir. Tartışma konusu yapılması insanların elbette bu haklarından vazgeçecekleri anlamına gelmeyecektir. Ancak korkutucu olan yasaların caydırıcı etkisi zarar göreceği için hak ihlalleri artacaktır.
İstanbul Sözleşmesi ve Sözleşmeye paralel iç hukuk düzenlemesi olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu’na karşı belli çevreler uzun süredir çarpıtılmış iddialar ileri sürmektedir. Bu iddialar Sözleşme’nin ve 6284 sayılı yasanın “aile yapısını bozduğu, nafaka yükümlülüğü getirdiği, ailenin dağılmasını ve boşanmaları artırdığı, özelde Sözleşme’nin eşcinselliği teşvik ettiği” gibi 9 yıl önce bu yasal metinleri törenle yürürlüğe koyan karar vericileri etkilemek, kamuoyunu yanıltmak amacıyla ortaya atılan asılsız, mantık dışı söylemlerdir.
Sözleşmede nafaka ile ilgili bir düzenleme yoktur. Tartışmalara sebep olan 4. madde; ev içinde şiddete uğrayan herkesi; kadın, çocuk, yaşlı, erkek, engelli gibi pek çok grubu cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, medeni hal, göçmenlik statüsü gibi, herhangi bir nedenle ayrımcılık yapmaksızın korumayı temin eder. Aynı ayrımcılık yasağı Anayasa’da da mevcuttur. Sözleşme cinsel kimliklere ilişkin devletlere şiddetten ve ayrımcılıktan koruma yükümlülüğü getirmektedir.
“ANA TEMA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNİ SAĞLAMAK”
Sözleşmenin felsefesini ve öngördüğü bütünsel politikayı oluşturan ana tema, hayatın tüm alanlarında kadın erkek eşitliğini sağlamaktır. Sözleşme karşıtlarının öne çıkardığı gerekçeler başka olsa da, asıl sebep sözleşmenin şiddeti cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak tanımlaması ve kadınlarla erkeklerin eşit olduğu fikrini temel almasıdır. Aileyi parçalayan asıl olgunun şiddet olduğu bu denli açıkken, şiddeti önleme amaçlı bir toplumsal metni “aileyi ve toplumu parçalayacağı” iddiasıyla yok etmeye kalkışmak aslında eşitlik fikrini yok etmeye yönelik bir hamledir. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak, sadece cinsiyet eşitliği talep edenlerin değil, inanç, etnik köken, dil, mezhep, felsefi görüş ve bunun gibi nedenlerle ayrımcılığa maruz bırakılan tüm toplumsal kesimlerin en acil gündemi olmalıdır.
EŞİTLİK İçin Kadın Platformu’nu oluşturan 310’dan fazla kadın ve LGBTQ örgütü ve destekleyen 150 ye yakın sivil toplum örgütü olarak;
Sözleşmeden geri çekilme niyet beyanları son bulana kadar nöbetteyiz. 5 Ağustos günü Sözleşmeden çekilme konusunu görüşecek olan AK Parti MYK üyelerine sesleniyoruz; Her gün en az 3 kadının öldürüldüğü bir ülkede kadınları şiddetten koruyan bir sözleşmeden geri çekilme yönünde karar verirlerse ortaya çıkacak sonuçlardan sorumlu olacaklardır.
Bir kez daha hatırlatmak isteriz. Kadınlar, kazanılmış haklarından ve şiddetsiz bir hayat mücadelesinden asla VAZGEÇMEYECEKLER.”
İstanbul’daki kadın forumunun dağılmasının ardından aralarında Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros’un da olduğu 8 kadın gözaltına alındı.
İstanbul Sözleşmesini içi Abbasağa’da düzenlenecek olan forumun polislerce engellenmesinin ardından kadınlar Barbaros Meydanı’ına yürüyerek forumu gerçekleştirdi. Forumun sonlanmasının ardından kalabalık dağıldıktan sonra aralarında çoğunlukla forum düzenleyicilerinin olduğu 8 kadın gözaltına alındı.
Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Tuğçe Canpolat, Tuğçe Özçelik, Rüya Kurtuluş, Feride Eralp, Fulya Dağlı, Tülay Korkutan.
“ARKADAŞLARIMIZI DERHAL SERBEST BIRAKIN”
Gözaltıların ardından İstanbul Sözleşmesi Forumu’nu düzenleyen kadın örgütleri açıklama yaptı:
“İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz” demek için gerçekleştirmek istediğimiz, onlarca kadının, kadın örgütünün, kurumun buluştuğu İstanbul Forumumuz önce polislerce mesnetsiz gerekçelerle engellendi.
Israrımızla Barbaros Meydanı’nda gerçekleştirdiğimiz forumumuz bittikten ve tüm kadınlar alandan ayrıldıktan sonra, forum düzenleyicilerinden olan arkadaşlarımız sokak ortasında, tek tek, sivil polislerce, sivil araçlara bindirilerek gözaltına alındı.
Bugün hep birlikte bir söz söyledik; biz kadınların yaşam haklarımızı elimizden almanıza izin vermeyeceğiz, bu saldırılara karşı hep birlikte mücadele edeceğiz dedik. Bu sözün arkasındayız.
Arkadaşlarımızın, adeta cadı avı gibi tek tek izlenerek, yaka paça, sivil polislerce sivil araçlara sürüklenerek gözaltına alınması bu sözden, kadınların birlikte mücadelesinden korkunun bir ifadesidir.
Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.
Tek başına değil, bir aradayız! Haklarımızdan ve hayatlarımızdan, İstanbul Sözleşmesini uygulayın demekten vazgeçmeyeceğiz.
Polonya hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini açıklaması ülke çapında protesto edildi.
Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro Cumartesi günü yaptığı açıklamada çekilme sürecini Pazartesi günü resmen başlatacaklarını açıkladı. İktidar partisi, sözleşmeyi geleneksel aile değerlerine karşı olarak görüyor.
Cuma günü sözleşmeden çekilme kararına karşı çıkan çoğunluğu kadın on binlerce kişi ülke çapında sokaklara döküldü. Başkent Varşova’da eylemciler, “Kadınlara karşı değil virüse karşı savaş” sloganı attı ve sözleşmeden çekilinmesini isteyen bir derneğin merkezine yürüdü.
11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke Türkiye olmuştu.
Sözleşme Polonya’da, Katalik Kilisesi’ne derinden bağlı iktidardaki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi’nden (PiS) önceki hükümet tarafından 2015’te imzalanmıştı.
Bakan Ziobro sözleşmenin okullarda çocuklara “cinsiyet kavramının biyolojinin ötesinde sosyal ve kültürel boyutlarının da olduğunun öğretilmesini gerektirdiği için zararlı olduğunu” söyledi.
Bakan, ülkedeki iç hukukun kadınları şiddetten korumak için yeterli olduğunu savundu.
Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) LGBTİ+ ve kürtaj karşıtı görüşleriyle de biliniyor. Bu ay içerisinde ikinci kez göreve seçilen Cumhurbaşkanı Andrzej Duda seçim kampanyası sırasında “LGBTİ+ haklarının komünizmden daha yıkıcı bir ideoloji” olduğunu savunmuştu.
Duda, Polonya anayasasına eşcinsel çiftlerin evlat edinmesini engelleyecek maddeler ekleme sözü de vermişti.
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine yönelik sözlerine tepkiler sürüyor. CHP’li Yüceer “Sözleşmenin feshedilmesi için asılsız argümanlar öne sürülüyor” derken, HDP’li Kerestecioğlu ise “Etkin şekilde uygulamak yerine kaldırmak istiyorlar” diye konuştu.
İstanbul Sözleşmesi hükümetin hedefinde. AKP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi üzerine yapılan tartışma tepkilere neden oldu. Toplantıda İstanbul Sözleşmesi kararının 5 Ağustos’ta verileceği belirtildi.
İstanbul Sözleşmesi’nin hedef alınmasına ilişkin çok sayıda hak savunucucu ve kadınlar tepki gösterdi.
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanvekili ve CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, “Uzun zamandır Erdoğan’ın kendi ifadesiyle ‘muhafazakâr camiada’ İstanbul Sözleşmesi’nin ailelerin dağılmasına neden olmasına yönelik asılsız ve temelsiz argümanların öne sürüldüğünü görüyorduk. Daha sonra AKP Genel Başkanvekili, arkasından AKP Genel Başkanı tarafından bu söylemlerin ifade edilmesi gerçekten hayrete düşürdü” dedi.
Sözleşmenin aileyi dağıttığına yönelik ifadelerin gerçekdışı olduğuna dikkat çeken Yüceer, “Ailedeki tüm bireyleri koruyan İstanbul sözleşmesi nasıl aileyi dağıtır? Şiddeti önlemenin, eşitlik politikalarının, toplumsal cinsiyet eşitliğinin nesine karşılar?” diye sordu.
“Cinsel yönelimi farklı olan bireyleri de kapsıyor bu da neslimize zarar veriyor, söylemlerinin arkasındaki değişen kadının geleneksel rollerine karşılar. 15 Temmuz darbe girişiminde bir tarikatın dümen suyunda yürütülen bir süreçti, biz bu 15 Temmuz’da ise bir başka tarikatın söylemleriyle İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesini konuşuyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nde yıllarca süren kadın hareketi mücadelesi, katledilen, şiddete uğrayan binlerce kadın; faili yakalansın diye failinin adını kendi kanıyla yazan kadınlar; bu kadınların acıları var. Bu hafife alınacak, ‘girdiysek, çıkarız’ denilecek bir sözleşme değil. İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olmak ayrımcılığı ve şiddetin tarafı olmak, zalimden taraf olmak demek. Zaten etkin uygulanmayan bir sözleşme. Eğer İstanbul sözleşmesi etkin bir şekilde uygulanmış olsaydı o kadınlar bugün aramızdan koparılmamış olacaktı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Kadınlar kazandıkları hiçbir haktan geri adım atmayacak. Kadınlardan korkmalarını anlıyoruz ama buna izin vermeyeceğiz.”
“‘BİZ İMZALADIK’ DİYE ÖVÜNDÜKLERİ SÖZLEŞMEYİ ŞİMDİ TARTIŞMA KONUSU YAPTILAR”
TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi ve HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise Meclis’te 1 yıldır çalışan İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu olduğunu hatırlattı. AKP’lilerin de bu komisyonda yer aldığının altını çizen Kerestecioğlu, şunları söyledi:
“Küçük bir grubun spekülasyonlara dayanarak çıkarttığı bu tartışmayı gündeme getirmek anlaşılır gibi değil. ‘Biz imzaladık’ diye övündükleri sözleşmeyi şimdi tartışma konusu haline getirdiler. Bunu aslında toplumu kutuplaştırmak istedikleri yöntemlerden biri olarak düşünüyorum.”
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDEN HEDEF ALINDI?
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla hazırlanan ve kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış ve Türkiye 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olmuştu. 6284 sayılı, ‘kadına karşı şiddetin önlenmesi’ yasası da bu sözleşmeye göre hazırlanmıştı. Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da geçtiğimiz 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yaptığı konuşmada yasayı övmüştü.
AKP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleşmenin tek taraflı feshedilmesi ya da tartışmalı maddelere çekince konulmasının sonuçları üzerinde çalışma yapılması talimatı verdiği öğrenildi. Sözleşmenin LGBTİ+’ların ‘marjinal faaliyetlerine’ alan açacağı iddia edildi. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmanın kadına şiddet vakalarına olumsuz bir etkide bulunmayacağı iddia edildi.