PİRHA – İzmir’de yürüyüş yaptığı sırada katledilen eski İHD Başkanı Avukat Ali Aydın anısına park açıldı. Açılışta konuşan eşi Kızbes Aydın, adaletin yerini bulması için mahkemenin adil bir şekilde yargılama yapacağına inandığını söyledi.
İzmir’in Çiğli ilçesinde, yürüyüş yaptığı güzergahta katledilmiş halde bulunan Avukat Ali Aydın’ın adının verildiği parkın açılışı gerçekleştirildi.
Evka-2 Pazar Yeri önünde inşa edilen parkın açılışına Ali Aydın’ın eşi Kızbes Aydın, siyasetçi ve insan hakları aktivisti Akın Birdal, CHP Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, Ali Aydın’ın dostları ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“MAHKEMENİN ADİL BİR ŞEKİLDE YARGILAMA YAPMASINI BEKLİYORUZ”
Parkın yapımında emeği geçen herkese teşekkür ederek konuşmasına başlayan Ali Aydın’ın eşi Kızbes Aydın, ne kendilerinin ne de Ali Aydın’ın kişisel hiçbir düşmanının olmadığını belirterek, yaşamları boyunca insan hakları, hak, hukuk ve adalet mücadelesi verdiklerini söyledi.
Aydın, “Bu ölümün arkasında sadece bir müptezelin olduğuna hala inanamıyorum. Müptezel olsa bile, bu müptezelleri yaratan baronlar sisteminin karanlığı vardır arkasında” dedi.
Adaletin yerini bulmasını istediklerini ifade eden Aydın, mahkemenin adil bir yargılama yürüteceğine inandığını söyledi.
“ALİ AYDIN HER ZAMAN ÇOK İYİ BİR HAK SAVUNUCUSUYDU”
İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Ali Aydın’ın ocak ayında katledildiğini hatırlatarak, onun bir hak savunucusu, eğitimci ve aktivist olduğunu söyledi.
Ocak ayının kendileri açısından kara bir ay olduğunu belirten Yılmaz, birçok hak savunucusunun, aktivistin, yurtseverin, devrimcinin ve sosyalistin bu ayda katledildiğini ifade etti.
Ali Aydın’ın, bu ülkede yaşanan karanlıkların, adaletsizliklerin, hukuksuzlukların ve yargısız infazların karşısında duran bir yol arkadaşı olduğunu belirten Yılmaz, onun mücadeleleriyle yaşamaya devam edeceğini söyledi.
İzmir Barosu üyesi Veysi Çetin ise Çanakkale’de katıldığı bir etkinlik sırasında gözaltına alındığını hatırlatarak, “Ali bugün hayatta olsaydı kesinlikle Çanakkale’deydi. Orada gözaltına alınan gençler ve yurtseverler için koşa koşa giderdi” dedi ve parkın yapımında emeği geçen herkese teşekkür etti.
CHP Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Ali Aydın’ın arkasında güzel bir iz bıraktığını, her zaman ezilenlerin, adaletin ve özgürlüğün yanında yer aldığını söyledi.
Yıldız, “Bu ülkede 25 yıldır iktidarda olan anlayışın yarattığı karanlıktan beslenen müptezellerden biri, Ali Aydın’ı aramızdan kopardı” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından parkın açılışı gerçekleştirildi.
PİRHA- İPSD İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği ile SEVDER İzmir Şubesi tarafından Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Yamanlar Mahallesi’nde anma etkinliği düzenlendi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklamada, Madımak Katliamı’nın Cumhuriyet’e, laikliğe ve aydınlanmaya yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı.
Anma programı kapsamında yurttaşlar, Yamanlar Mahallesi Kubilay Caddesi Okul Durağı önünde bir araya geldi. Buradan Nazım Hikmet Parkı’na yürüyen katılımcılar, parkta düzenlenen anma programına katıldı. Etkinlik, daha sonra dernek binasında gerçekleştirilen sohbetle devam etti.
“PİR SULTAN MAZLUMLARIN DİRENİŞİNİN ADIDIR”
Ortak açıklamada, Pir Sultan Abdal’ın zulme boyun eğmeyenlerin simgesi olduğu belirtilerek, 2 Temmuz 1993’te Sivas’a giden aydınların, sanatçıların, şairlerin ve genç semahçıların Pir Sultan’ın mücadele geleneğini yaşatmak amacıyla orada bulunduğu ifade edildi.
“MADIMAK’TA CUMHURİYET VE LAİKLİK HEDEF ALINDI”
Açıklamada, Madımak Katliamı’nın planlı bir saldırı olduğu belirtilerek, Madımak Oteli’nin saatler boyunca kuşatma altında tutulduğu ve katliamın kamuoyunun gözleri önünde gerçekleştiği hatırlatıldı.
Katliamın yalnızca 33 canı değil, Cumhuriyet’i, laikliği, aydınlanmayı, sanatı ve düşünce özgürlüğünü hedef aldığı belirtilen açıklamada, dönemin siyasi sorumlularının ve katliam sonrasında cezasızlık politikalarının eleştirildiği ifade edildi.
“SİVAS’IN IŞIĞI SÖNMEYECEK”
Aradan geçen 33 yıla rağmen Madımak’ta yaşamını yitirenlerin mücadelesinin sürdüğü belirtilen açıklamada, Kerbela’dan Maraş’a, Çorum’dan Gazi’ye ve Gezi’ye kadar yaşanan katliamların unutulmayacağı vurgulandı.
Anma etkinliği, Nazım Hikmet Parkı’ndaki konuşmaların ardından katılımcıların dernek binasında bir araya gelerek Madımak Katliamı ve güncel gelişmeler üzerine gerçekleştirdiği sohbetle sona erdi.
PİRHA – Alevi kurumları, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde katledilen 33 can için 33’üncü yılında İzmir’den seslendi. Sivas davasında zaman aşımı kararına tepki gösteren Alevi kurumları, Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi” olana dek, bu katliamın arkasındaki derin yapılar açığa çıkıp yargılanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında ‘Unutmadık, unutturmayacağız’ şiarıyla alanlarda basın açıklama yaptı. İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan açıklamaya çok sayda yurttaş katıldı. Saygı duruşuyla başlayan açıklamada sık sık “Sivas’ı unutma unutturma” “Madımak’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganları atıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Sorumlusu Mehmet Bozkurt kısa bir değerlendirme yaptı. Bozkurt, Sivas davasında etkin bir soruşturmanın yapılmadığını belirterek, davada zaman aşımının kabul edilmediğini belirtti.
Basın açıklamasını PSAKD Genel Merkez GYK Üyesi Kenan Yaşatürk okudu.
2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerici güçler tarafından 33 aydının katledildiğini belirten Yaşatürk, aradan geçen 33 yıla rağmen o acının ilk günkü tazeliğini koruduğunu söyledi.
Madımak Oteli’nde işlenen insanlık suçuna verilen zaman aşımı kararını kabul etmediklerini söyleyen Yaşatürk “Madımak’ın eli kanlı katillerinin tek tek, sudan bahanelerle sırtları sıvazlanarak, cumhurbaşkanının iki dudağı arasından çıkan “affettim” sözüyle serbest bırakılmasını, tahliye edilmesini asla kabul etmiyoruz. Bizler biliyoruz ki bu katliamlar sadece gelip geçici iktidarların değil, faşist sistemlerin bir sorunudur” diye konuştu.
“CEMEVLERİ DOĞRUDAN ANAYASADA İBADETHANE OLARAK TANIMLANMALI”
Yaşatürk, AKP-MHP bloğunun ses çıkaran herkesi abluka altına almaya çalışan, milyonların iradesini, tek adam rejiminin anti demokratik uygulamaları ile “Mutlak Butlan” kararları ve kayyum darbeleriyle meşrulaştırmaya çalışan sisteme karşı mücadele çağrısı yaptı.
Alevi inancını asimile etmenin çeşitli yollarını denediklerini belirten Yaşatürk, Cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis” olarak tanımlamasına tepki göstererek, “İbadetimizi yok saymaya, cami, kilise, havra gibi diğer ibadethaneler ile eşit statüye getirmekten kaçarak, anayasal haklarımızı ihlal etmeye yelteniyorlar. Cemevleri yönetmeliklerle geçiştirilemez, doğrudan Anayasa’da ibadethane olarak tanımlanmalıdır. Bizler asla devletin Alevisi olmayacağız!” ifadelerini kullandı.
“NATO’YU ANKARA’DA İSTEMİYORUZ”
NATO zirvesinin Ankara’da yapılmasının coğrafyanın yeni savaş senaryolarının merkezi haline getirme çabası olduğuna dikkat çeken Kenan Yaşatürk, bu savaş örgütünün ve zirvesini istemediklerini belirterek, Suriye’deki Alevilerin cihadist barbarlar eliyle katledilmesi de bu emperyalist projelerin bir sonucu olduğunu söyledi. Yaşatürk, başka Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta olmak üzere Alevilere yönelik katliamlarını sistematik bir soykırıma dönüştüğünü ifade etti.
“MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLUNCAYA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Madımak Katliamı’nın adalet mücadelesini ve eşit yurttaşlık talebini “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla yıl boyunca devam edeceklerini belirterek, Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi” olana dek, bu katliamın arkasındaki derin yapılar açığa çıkıp yargılanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmayacağını belirten Yaşatürk, “Sivas davası bir insanlık davasıdır. Bu dava, biz bitti demeden bitmez. Hesabını soracağız…Unutmadık, Unutturmayacağız!” diyerek konuşmasını tamamladı.
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi üyeleri, bütün toplumu kucaklayan barış sürecini yakından takip ettiklerini belirtti. Devletin barış sürecinde sorumluluk alması gerektiğine dikkat çekerek, yasal düzenlemelerin biran önce hayata geçirilmesini istedi. Üyeler, Alevilerin eşit yurttaşlık ve cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi gerektiğine de vurgu yaptı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, “çerçeve yasa” tartışmalarıyla kritik bir aşamaya ulaştı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Silah Yakma Töreni’nin birinci yıl dönümü yaklaşırken, sürecin kalıcı barış ve demokratikleşmeyle ilerleyebilmesi için gerekli görülen yasal düzenlemeler yeniden Meclis gündeminde yer alıyor. Daha önce komisyonlarda ele alınıp raporlaştırılan öneriler ise bir kez daha tartışılıyor.Aleviler ise eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik hakları güvence altına alacak kapsamlı düzenlemeler talep ediyor.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi üyeleri ve yöneticileri, Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“BARIŞ SÜRECİ OLURSA KADINLAR DA HAKLARINA KAVUŞUR”
DAD yöneticisi Sakine Koğu, barış sürecini yakından takip ettiğini belirterek, kalıcı barışın sağlanması için mücadele ettiklerinin altını çizdi. Koğu, barış sürecinde devletin daha istikrarlı davranması gerektiğine vurgu yaparak, meclisin tatile girmeden bu yasal düzenlemelerin netleşmesi gerektiğini söyledi.
Barış sürecinin tüm haklar için önemli olduğu kadar kadınlar içinde önemli olduğuna dikkat çeken Koğu, kadınların her gün katledildiğini, çocukların uyuşturucu bataklığında kaybolup gittiğini belirterek, bunların bir an önce durdurulasını istedi. Kadınların kazanılmış haklarının hedef alınarak, ellerinden alındığını belirten Koğu, barış sürecinin başarılı olması kadınların da kazanımlarına ulaşmasını kolaylaştıracağını söyledi.
“CEMEVLERİMİZİN STATÜSÜ VERİLSİN”
Bu süreçte Alevilerin de barışa ihtiyacının olduğunu belirten Koğu, Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlarla yüzleşilmesi çağrısı yaptı. Koğu, Alevilerin barış sürecinden en büyük beklentisinin cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması olduğunu söyledi.
“SAVAŞA CİDDİ BÜTÇE AYRILIYOR”
“Barış en çok istediğimiz şeydir” diyerek konuşmasına başlayan Muhteber Akbulak, barışın tüm dünyayı kucaklayacağını belirtti.
Savaşa büyük bütçelerin ayrıldığını belirten Akbulak, “Savaş için silah, bombalar, özel güvenlik gibi çok fazla savaşa bütçe ayrılıyor” diyerek savaşa giden bütçenin halkın ihtiyaçları için kullanılabileceğini ifade etti.
Akbulak, çatışmaların bittiği bir süreçle ikinci bir Türkiye’nin yaratılabileceğini söyledi.
“HERKES ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YERİNE GETİRMELİ”
DAD İzmir Şube yöneticisi Zeynel Bozkurt ise iki yüz yıllık bir Kürt sorununun olduğunu, 50 yıllık ise çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirterek, toplumsal barış sürecinin önemli olduğuna vurgu yaptı.
Çatışmalı süreçlerde her taraftan da kayıpların yaşandığına dikkat çeken Bozkurt, bir yıldır devam eden barış sürecinde ölümlerin yaşanmamasının önemli olduğuna vurgu yaparak, herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bozkurt, “Dileriz bu süreç olumlu sonuçlanır” dedi.
“DEVLET SORUMLULUK ALMALI”
Alevilerin sorunlarının da Kürtlerden farklı bir noktada olmadığını belirten Bozkurt, “Çünkü Aleviler de sürekli kırımlardan geçirilmiş. Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Gazi ve Rojava’da, tam bu sürecin başladığı zamanlarda Suriye’deki Aleviler de, diğer halklardan insanlar da kırımdan geçildi. Dolayısıyla biz Aleviler için cumhuriyetin gerçekten de demokratikleştirilmesi önemli bir aşamayı içeriyor” ifadelerini kullandı.
Barış sürecinin ağır işlediğini kaydeden Bozkurt, PKK’nin silah bırakarak, demokratik bir çözümden yana olduğunu gösterdiğini söyleyerek, devletin de sorumluluk olması gerektiğine vurgu yaptı.
Bozkurt, Alevi kurumlarının da, bireylerin de bu süreçte elinden gelen çabayı göstermesi gerektiğini söyledi.
“BARIŞ SÜRECİ BİR AN ÖNCE SONUÇLANMALI”
İktidara ve muhalefete çağrıda bulunan Sakine Dervişoğlu, “Barışa destek verin. Ülkede artık kan dökülmesin. Biz seçilenleri meclise gönderdik. Bizim beklentilerimiz bu süreci, barışı, mecliste tamamlamalarını istiyoruz” dedi. Alevilerin Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde çok acı çektiğini, çok kayıp verdiğini belirten Dervişoğlu, demokratik bir anayasanın inşa edilmesi gerektiğini belirterek, Alevilerin de Kürt halkının da bu anayasa içinde mutlaka olmasını istedi.
Dervişoğlu, Türkiye halklarının barışa destek vermesi çağrısı yaparak barış sürecinin biran önce sonuçlanmasını istedi.
PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’in Bayındır ve Ödemiş ilçelerinde yurttaşlarla buluştu. Partiye yönelik yargı müdahalesi iddialarına tepki gösteren Özel, “Biz partimizdeyiz ama yeni bir yürüyüşün, yeni bir yaklaşımın içindeyiz. Yeni bir siyaset, kurucu bir siyaset, iktidara yürüyen bir siyasetin içindeyiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir programı kapsamında ilk olarak Bayındır ilçesinde Bayçikoop Çiçek ve Kadın Kooperatifi’ni ziyaret etti. Kooperatifte kadın üreticilerle bir araya gelen Özel, seraları gezerek üretim hakkında bilgi aldı. Daha sonra yaptığı konuşmalarda hem CHP’ye yönelik yargı süreçlerini hem de ekonomik krizi, tarım politikalarını ve iktidar hedeflerini değerlendirdi.
Bayındır’da yaptığı konuşmada CHP’nin seçimle göreve gelmiş yönetimine yönelik girişimlere tepki gösteren Özel, parti yönetiminin yargı eliyle değiştirilmek istendiğini savundu. Cumhuriyet’in temelinde halk iradesinin bulunduğunu vurgulayan Özel, “Biz sandığın insanlarıyız. Sandık varsa varız, sandık yoksa yokuz” ifadelerini kullandı.
Partilerinin seçimlerden güçlenerek çıktığını belirten Özel, “Ya partimizi bu süreçten güçlenerek çıkaracağız ve ilk seçimde yeniden Türkiye’nin birinci partisi olacağız ya da yürüyüşümüz yargı eliyle engellenmek istenirse partimizi yeniden iktidara taşıyacak başka yollar bulacağız. CHP’yi ne kaderine terk ederiz ne de iktidarın planlarının bir parçası oluruz” diye konuştu.
“ÇİFTÇİNİN YÜKÜNÜ HAFİFLETECEĞİZ”
Kooperatifçiliğin önemine dikkat çeken Özel, artan üretim maliyetlerinin çiftçiyi her geçen gün daha fazla zorladığını söyledi. CHP’nin tarım politikalarına ilişkin de mesajlar veren Özel, iktidara gelmeleri halinde çiftçilerin tarım kredisi faizlerini sileceklerini, anapara borçlarını uzun vadeye yayacaklarını, ÖTV’siz ve KDV’siz mazot sağlayacaklarını ifade etti.
Tarımsal desteklerin yasal sınır olan milli gelirin yüzde 1’i seviyesine çıkarılacağını belirten Özel, üreticilerin kooperatifler aracılığıyla desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.
ÖDEMİŞ’TE TRAKTÖR RÖMORKUNDAN SESLENDİ
Bayındır’ın ardından Ödemiş’e geçen Özel, burada esnafı ziyaret etti ve traktör römorku üzerine çıkarak yurttaşlara hitap etti. Büyük salonlar yerine meydanlarda ve halkın arasında siyaset yapmayı tercih ettiklerini belirten Özel, “İktidara otobüsler değil halk götürür” dedi.
Türkiye’nin birçok kentinde vatandaşların değişim talebini gördüklerini ifade eden Özel, “Yüzümüzü parti binalarına değil iktidara çevirdik. Yolumuz iktidar yolu, yanımızda da halk var” diye konuştu.
TARIM POLİTİKALARINI ELEŞTİRDİ
Tarım sektörünün ağır bir kriz içinde olduğunu söyleyen Özel, üreticilerin yüksek mazot, gübre ve yem fiyatları altında ezildiğini belirtti. Mevcut iktidarın büyük şirketlere çeşitli garantiler verdiğini ifade eden Özel, CHP iktidarında garantilerin emekçiye, emekliye ve çiftçiye verileceğini söyledi.
Üreticinin önünü görebileceği bir tarım politikası oluşturacaklarını belirten Özel, çiftçinin ne üreteceğini, kaça satacağını önceden bileceği planlı bir üretim modelini hayata geçireceklerini kaydetti.
“DARBE ARTIK SAVCI CÜBBESİYLE YAPILIYOR”
Konuşmasında CHP’ye yönelik yargı süreçlerine yeniden değinen Özel, mücadelelerinin parti içi olmadığını söyledi. “Mücadele CHP içinde değil, Recep Tayyip Erdoğan ile millet arasındadır” diyen Özel, günümüzde darbelerin yalnızca asker eliyle değil, yargı aracılığıyla da gerçekleştirildiğini savundu.
Her türlü darbeye karşı olduklarını belirten Özel, demokratik mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.
“YENİ PARTİ DEĞİL, YENİ BİR YÜRÜYÜŞ”
Son dönemde kamuoyunda tartışılan “yeni parti” iddialarına da değinen Özel, tartışmaların odağının yeni bir parti değil, yeni bir siyaset anlayışı olduğunu söyledi.
“Biz partimizdeyiz ama yeni bir yürüyüşün, yeni bir yaklaşımın içindeyiz” diyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni bir siyaset, kurucu bir siyaset, iktidara yürüyen bir siyasetin içindeyiz. Bu siyaset kadınların, gençlerin, emeklilerin, emekçilerin ve geleceğe dair umudunu kaybeden herkesin siyasetidir. Kimseyi ayırmak, bölmek ya da geride bırakmak istemiyoruz. Geride bıraktığımız kişisel hırslar, kişisel inatlar ve Türkiye’ye kaybettiren anlayıştır. Hep birlikte iktidara yürüyoruz.”
PİRHA- Muharrem orucunun tamamlanmasının ardından İzmir’deki çok sayıda cemevinde birlik, dayanışma ve paylaşmanın simgesi olan aşure lokmaları yurttaşlarla pay edildi. Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Kerbela’nın acısının bugün de farklı coğrafyalarda sürdüğünü belirterek, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların son bulması çağrısında bulundu.
Muharrem ayında tutulan 12 günlük yas-ı matem orucunun sona ermesiyle birlikte İzmir’deki cemevlerinde aşure lokmaları pay edildi. Yas günleri boyunca eğlence ve şenlikten uzak duran Aleviler, matem orucunun ardından birlik, dayanışma ve paylaşmanın simgesi olan aşure lokmalarını yurttaşlarla buluşturdu.
NARLIDERE CEMEVİ’NDE LOKMALAR PAY EDİLDİ
İzmir’deki birçok Alevi kurumunda gerçekleştirilen aşure etkinliklerinden biri de Narlıdere Cemevi’nde yapıldı. Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin’in okuduğu lokma duasının ardından aşureler yurttaşlara dağıtıldı.
Etkinlikte konuşan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olmadığını, günümüzde de benzer acıların yaşandığını söyledi. Özdemir, Suriye’de yaşayan Alevilere yönelik saldırıların devam ettiğine dikkat çekerek, bu saldırıların bir an önce son bulması çağrısında bulundu.
“AŞURE AYNI KAZANDA PİŞEN KARDEŞLİĞİN SİMGESİDİR”
Aşurenin farklı tatların aynı kazanda buluşmasıyla oluşan birlik, kardeşlik ve paylaşmanın simgesi olduğunu belirten Özdemir, rızalık lokmasının toplumsal barışa ve birlikte yaşama katkı sunmasını temenni etti.
Konuşmaların ardından hazırlanan aşure lokmaları yurttaşlarla paylaşıldı.
AKD URLA ŞUBESİ’NDE AŞURE PAYLAŞILDI
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Urla Zeytinalan Cemevi’nde de çok sayıda yurttaşın katılımıyla Aşure lokması paylaşıldı. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Urla Zeytinalan Cemevi Şube Başkanı Hasan Tatar, Muharrem ayı direncin ve paylaşmanın yeniden hatırlandığı kutsal zamanlar olduğunu belirterek, Kerbela’nın büyük bir hakikat mücadelesi olduğunu söyledi.
Aşurenin birlik ve beraberliğin en güzel simgesi olduğunu söyleyen Tatar, konuşmasını şöyle tamamladı;
“Nasıl ki aşurenin içindeki hiçbir malzeme diğerlerinden üstün değilse insanlık fertleri de birbirinden üstün değildir. Dinimiz, inancımız, kimliğimizle, düşüncelerimiz farklı olabilir ancak bizm içini saygı ve insanlık değerleridir. Bugün her zamankinden daha fazla kardeşliğe, dayanışmaya ve birliğimizi anlamaya ihtiyacımız vardır. Bizler de bu anlayışla barışın, kardeşliğin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Herkesin inancını özgürce yaşayabildiği, düşüncesini korkmadan ifade edebildiği, çocuklarımızın umutla geleceğe baktığı bir ülke özlemini taşıyoruz. Kaynayan aşuremiz çocuğumuza barış hanemize bereket, gönüllerimiz muhabbet getirsin.”
Tatar’ın konuşmasının ardından semah dönüldü, deyişler söylendi ve Aşureler paylaşıldı.
AKD ALİAĞA ŞUBESİ’NDE AŞURELER PAYLAŞILDI
Alevi Kültür Denekleri(AKD) Aliağa Cemevi’nde de Aşure lokması paylaşıldı. AKD Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, Aşure lokmasıyla dayanışma, kardeşlik ve ortak değerleri paylaştıklarını kaydetti. Çiçekdal, “Aynı kazanda kaynayan Aşure nasıl faklı tatları bir araya getirip berekete dönüşüyorsa bizler de farklılıklarımızla bir araya gelerek gönüllerimizi birliyoruz. Aşure birliğin ve paylaşımın en güzel örneğidir” dedi.
-Sivas Madımak Katliamı’nda babası Behçey Aysan’ı kaybeden Eren Aysan ajansımıza konuştu. GÖRÜNTÜLÜ
-Sivas Katliamı’nda 2 kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar, Sivas davasına toplumun sahip çıktığını ancak devletin hiç bir zaman yüzleşmediğini söyledi. Çınar, “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepki gösterdi. Çınar, 2 Temmuz anmalarına unutmadık, unutturmayacağız diyerek herkesi davet etti. GÖRÜNTÜLÜ
-Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakası uygulamasını iptal etmesini Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin,PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ
-Mersin’de saat 17.00’de ‘Özgürlük Mitingi’ yapılacak.GÖRÜNTÜLÜ
PİRHA – Urla Meydanı’nda oturan emeklilerin en büyük sorunu geçim sıkıntısı ve gençlerin gelecek kaygısı. Emekli maaşlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamayan emekliler ya çalışıyor ya da eşleri çalışmak zorunda kalıyor.
Türkiye’de artan enflasyon, emeklilerin geçim endişelerini de artırıyor. Geçim sıkıntısıyla her geçen gün daha fazla karşı karşıya kalan emekliler, aylıklarının temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini belirtiyor.
Öte yandan emeklilerin en büyük kaygılarından biri de gençlerin yaşadığı ekonomik belirsizlikler, işsizlik ve eğitim alanındaki sorunlar. Çoğu emekli, çocuğunun veya torununun geleceğinden endişe duyuyor.
İzmir’in Urla ilçesinde emeklilere mikrofon uzattık. Kimi sorunlarını dile getirip konuşmak istemezken, kimisi yaşadığı geçim sıkıntısını anlatmaktan çekinmedi. Çınar ağacının gölgesinde zaman geçirirken hem siyaseti hem de yaşam koşullarını değerlendiren emekliler, ortak sorunlarının ekonomik sıkıntılar olduğunu söyledi.
“EN BÜYÜK KAYGIM GENÇLERİN GELECEĞİNİN BELİRSİZLİĞİ”
13 yıldır emekli olan Ümit Gençhan, kendisinin ve eşinin emekli olduğunu ancak istedikleri her şeyi alamadıklarını belirterek, idare ederek geçinebildiklerini söyledi.
Gençhan, “Hanım da emekli olduğu için idare ediyoruz, yoksa öbür türlü imkânsız” dedi.
En büyük kaygısının gençlerin geleceği olduğunu ifade eden Gençhan, “Çocuk üniversiteyi bitiriyor, iş yok. Hala annesinin babasının eline bakıyor” diye konuştu.
Gençhan, son olarak iktidarın değişmesiyle bu sorunların aşılacağını düşündüğünü belirtti.
“EMEKLİYİM AMA HALA ÇALIŞIYORUM”
Nurhan Uygun da 7 yıldır emekli olmasına rağmen çalışmaya devam ediyor. Bu emekli maaşlarıyla geçinmenin mümkün olmadığını belirten Uygun, en büyük kaygısının çocuklarının ve torunlarının geleceği olduğunun altını çizdi.
Uygun, bu kaygıların giderilmesi için birlik ve beraberliğin gerekli olduğunu söyledi.
Erdoğan Kurtoğlu ise hem Türkiye’den hem de Almanya’dan emekli. Türkiye’de sadece 6 yıl çalışarak emekli olduğunu kaydeden Kurtoğlu, tek başına yaşadığı için emekli maaşının kendisine yettiğini ifade etti.
“EMEKLİ MAAŞLARIMIZ EN AZ 50 BİN TL OLSUN”
22 yıldır emekli olan Selahattin Yücel, her ne kadar geçinebildiklerini söylese de istedikleri her şeyi alamadıklarını belirtti.
Eşinin de çalıştığını ifade eden Yücel, “Hayat şartları pahalı. İstediğimiz her şeyi alamıyoruz. Gıdada da diğer ihtiyaçlarda da paramız yetersiz geliyor. En az emeklilerin 50 bin TL alması gerekiyor. Yoksa 22 bin TL ile ne alabiliriz?” dedi.
Yücel, son olarak Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğunu söyledi.
PİRHA- Alevi kurumları PSAKD’nin öncülüğünde, Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla İstanbul, İzmir, Adıyaman ve Antalya’da eş zamanlı basın açıklamaları yaptı. Açıklamalarda adalet talebi yinelenirken, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi çağrısı yapıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla İstanbul, İzmir ve Antalya’da eş zamanlı basın açıklamaları gerçekleştirdi. “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla yapılan eylemlerde, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi talebi yinelenirken, katliamlarla yüzleşilmeden demokrasi ve toplumsal barışın sağlanamayacağı vurgulandı.
PSAKD Genel Merkezi tarafından hazırlanan ortak açıklamada, Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığı belirtilerek mücadeleden vazgeçilmeyeceği ifade edildi. Açıklamada, “Bugün buraya sadece 33 yıl önce yitirdiğimiz canlarımızı anmaya gelmedik. Hesap sormaya, yüzleşmeye ve bu toprakların kötü talihini değiştirmek için omuz omuza vermeye geldik” denildi.
İSTANBUL’DA “SİVAS İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET” ÇAĞRISI
Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla İstanbul’da bir araya gelen Aleviler ve demokrasi güçleri, adalet talebini yineledi. Etkinlikte, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi tarafından hazırlanan ortak açıklama okundu.
Alevi kurumları adına açıklamayı PSAKD Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülsev Kaya okudu. Açıklamada, Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığı belirtilerek, katliamın gerçek sorumlularıyla yüzleşilmesi ve adaletin sağlanması talep edildi.
Etkinlik, “Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız” ve “Sivas İçin Adalet, Herkes İçin Adalet” sloganlarıyla sona erdi.
İZMİR’DE “UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ” MESAJI
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bileşenleri, İzmir Karşıyaka İZBAN önünde bir araya gelerek, “Yakanları da, aklayanları da affetmeyeceğiz. Şeriatçı ve faşist kuşatmaya karşı gelin canlar bir olalım” pankartıyla yürüyüş gerçekleştirdi.
Karşıyaka Çarşısı boyunca yürüyen kitle, sık sık “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Sivas’ı unutma, unutturma” sloganları attı. Yürüyüşün ardından Karşıyaka İskele karşısında basın açıklaması yapıldı.
Açıklama, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Katliamda hayatını kaybedenlerin isimleri tek tek okunurken, alandakiler hep bir ağızdan “Burada” diye seslendi.
Çok sayıda Alevi kurumu ve demokratik kitle örgütünün katıldığı etkinlikte konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Türkiye’nin dört bir yanında “33 Yıl, 33 Can” şiarıyla anma etkinlikleri düzenlediklerini belirtti.
Adalet mücadelesini sürdüreceklerini vurgulayan Aslan, “1993 yılında Sivas’ın hesabı sorulsaydı, sonraki yıllarda yaşanan katliamlar olmayacaktı” dedi.
Türkiye’nin barışa, laikliğe, özgürlüğe ve eşitliğe ihtiyacı olduğunu ifade eden Aslan, “Bu ülkenin çok dilli, çok kimlikli ve çok inançlı bir yapıya sahip olduğunu artık bu ülkeyi yönetenler kabul etmek zorunda. Bu ülkede gerçek anlamda eşitlik ve demokrasi sağlanana, yaşanan katliamlarla devlet yüzleşene ve gerçek sorumlular hesap verene kadar mücadelemiz sürecek” diye konuştu.
PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm tarafından okunan ortak basın açıklamasının ardından katılımcılar bağlamalar eşliğinde deyişler seslendirdi. Semah dönülmesinin ardından etkinlik alkışlar ve sloganlarla sona erdi.
ANTALYA’DA MADIMAK İÇİN ADALET TALEBİ
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bileşenleri, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Antalya Attalos Anıtı önünde bir araya geldi.
Etkinlik, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından semah dönüldü.
Alevi kurumları adına ortak basın açıklamasını PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan okudu. Açıklamada, Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığı vurgulanırken, katliamın sorumlularıyla gerçek anlamda yüzleşilmesi gerektiği belirtildi.
Açıklamada ayrıca Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi talebi yinelenirken, Sivas’ta yakılan 33 canın mücadelesinin eşit yurttaşlık, laiklik, demokrasi ve adalet mücadelesi olduğu ifade edildi.
Katılımcılar, “Sivas İçin Adalet, Herkes İçin Adalet”, “Unutmadık, Unutturmayacağız” ve “Madımak Utanç Müzesi Olacak” sloganları eşliğinde etkinliği sonlandırdı.
ADIYAMAN’DA 33 CAN ANILDI
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şubesi’nde yapılan anmada basın metnini Şube Başkanı Ali Sekman okudu.
PSAKD’nin ortak açıklamasında, Madımak Oteli’nin derhal ve koşulsuz biçimde Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi talebi yinelendi. Açıklamada, geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşilmeden demokrasi, barış ve toplumsal adaletin sağlanamayacağı vurgulanırken, eşit yurttaşlık, laiklik ve demokrasi talepleri bir kez daha dile getirildi.
PİRHA – İzmir’de bazı okullarda, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) temsilcilerinin okul idarelerinin izniyle sınıflara girerek öğrencilere broşür dağıttığı ve yaz kampı faaliyetlerinin tanıtımını yaptığı ortaya çıktı. Duruma tepki gösteren Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, okulların vakıf ve derneklerin propaganda alanına dönüştürülmesine karşı çıkarak, “Çocuklarımızı tarikat ve cemaatlerin etki alanına teslim etmeyeceğiz” dedi.
Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) İzmir’de bazı okullarda okul yönetimlerinin izniyle sınıflara girerek öğrencilere broşür dağıttığı ve yaz kampı faaliyetlerinin tanıtımını yaptığı öğrenildi.
Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, uygulamaya tepki göstererek, eğitim kurumlarının herhangi bir vakıf, dernek ya da siyasi-ideolojik yapının propaganda ve örgütlenme alanı haline getirilemeyeceğini vurguladı.
“SINIFLARIN VAKIFLARIN TANITIMINA AÇILMASI KAMU OKULLARININ TARAFSIZLIĞINA AYKIRIDIR”
Eğitim yöneticilerinin temel görevinin öğrencileri belirli kurum ve yapılara yönlendirmek olmadığını belirten Danyeli, eğitim ortamlarının tarafsızlığını, güvenliğini ve bilimsel niteliğini korumakla yükümlü olduklarını ifade etti.
Danyeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Okulların herhangi bir vakıf, dernek ya da siyasi-ideolojik yapının propaganda ve örgütlenme alanı haline getirilmesi kabul edilemez. Eğitim yöneticilerinin temel görevi; öğrencileri belirli kurum ve yapılara yönlendirmek değil, eğitim ortamlarının tarafsızlığını, güvenliğini ve bilimsel niteliğini korumaktır. Sınıfların, ders saatlerinin ve okul ortamının vakıf ve derneklerin tanıtım faaliyetlerine açılması, kamu okullarının tarafsızlığı ilkesine açıkça aykırıdır. Ayrıca bu durum, öğrenciler ve veliler üzerinde dolaylı bir yönlendirme ve baskı oluşturma riski taşımaktadır.”
“EĞİTİM DİNSELLEŞTİRİLİYOR”
İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başta TÜGVA olmak üzere çeşitli vakıf ve derneklerin yaz kampı ve yaz okulu faaliyetlerine destek vermesinin, eğitim alanında uzun yıllardır sürdürülen dinselleştirme politikalarının yeni bir halkasını oluşturduğunu ifade eden Danyeli, eğitimin siyasi iktidarların ideolojik hedeflerini gerçekleştireceği bir alan olmadığını vurguladı.
Yaz kampı ve yaz okulu adı altında yürütülen faaliyetlerin pedagojik ve bilimsel temelden uzak olduğunu belirten Danyeli, eğitimin dini ve ideolojik içeriklerle şekillendirilmeye çalışıldığını söyledi. Kamusal eğitim olanaklarının dernek ve vakıflara aktarılmasının eğitim hizmetinin niteliğini zayıflattığını ifade eden Danyeli, bu uygulamaların eğitimin dinselleştirilmesine hizmet ettiğini kaydetti.
Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir laiklik ilkesinden uzaklaştırıldığını belirten Danyeli, ÇEDES başta olmak üzere çeşitli proje ve protokoller aracılığıyla eğitim kurumlarının dini yapıların etkisine açıldığını söyledi.
TÜGVA ve benzeri yapılarla sürdürülen iş birliklerinin de bu sürecin bir parçası olduğuna dikkat çeken Danyeli, eğitim alanında yürütülen bu politikaların çocukların üstün yararı ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi.
“EĞİTİM LAİKLİK TEMELİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMELİ”
Zeliha Danyeli, açıklamasının sonunda İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine çağrıda bulunarak şunları söyledi:
“Çocukların eğitim hakkı hiçbir vakfa, derneğe, tarikata ya da cemaate devredilemez. Kamu okulları hiçbir vakıf, dernek veya dinî yapının faaliyet alanı haline getirilemez. Eğitim politikaları çocukların üstün yararı, bilimsel ilkeler ve laiklik temelinde şekillendirilmelidir. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğünü ve tüm eğitim yöneticilerini, kamu kurumlarının tarafsızlığı ilkesine uygun davranmaya; eğitim alanını vakıf, dernek ve cemaatlerin faaliyet alanına dönüştüren uygulamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz.”
PİRHA – Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı nedeniyle Türkiye’de ve Avrupa’nın bir çok kentinde 21 Haziran Pazar günü 17.30’da anma gerçekleştirilecek. Anmalara katılım çağrısında bulunan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Sende bağlamanı al gel” dedi.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin gerici bir güruh tarafından ateşe verilmesi sonucu 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Madımak Katliamı’nın 33. yılı yaklaşırken, Alevi kurumlarının da anma programları devam ediyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi ve Alevi kurumları 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 33. Yılında Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok kentinde anma programı düzenleniyor.
Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya, Balıkesir gibi yerlerde eş zamanlı olarak 21 Haziran Pazar günü 17.30’da “33 Yıl 33 Can” şiarıyla anma yapacak.
2 Temmuz’da ise Sivas’ta PSAKD Sivas Şubesi ve HBVAKV Cemevi önünde bir araya gelerek anma programı yapılacak.
Anmalara katılım çağrısında bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Türkiye’nin bir çok merkezinde yapılan “33 Yıl 33 Can” anmalarına dikkat çekerek, İstanbul’da yapılacak anmaya herkesi bağlamayla katılmasını istedi.
İSTANBUL’DA KADIKÖY RIHTIM
İstanbul’da Süreyya Operası’da toplanma Kadıköy Rıhtımda basın açıklaması yapılacak.
İZMİR’DE KARŞIYAKA
İzmir’de Karşıyaka İZBAN önünde bir araya gelerek Karşıyaka Çarşıya yürüyecek ve basın açıklaması yapılacak.
ANTALYA’DA ATALOS MEYDANI
Antalya’da Kapalı yol Halk bankasının önünde toplanıp bağlamalarla Atalos Meydanı’nda basın açıklaması yapılacak.
Avrupa’nın birçok kentinde de aynı tarih ve saatte anma yapılacak.
PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin KHK oturma eyleminde konuşan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Kadın Sekreteri Cansu Başer, eğitim emekçilerinin baskı ve şiddet politikalarının hedefi olmaya devam ettiğine dikkat çekerek, açlık grevine başlayan eğitim emekçilerinin taleplerinin karşılanması çağrısı yaptı.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubesi’nin, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) işten çıkarılmaları protesto etmek amacıyla her Çarşamba günü düzenlediği oturma eylemi 374’üncü haftasında da Karşıyaka çarşı girişinde devam etti. Açıklamada “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakları ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartı açıldı.
Açıklamada sık sık Açıklamada sık sık “KHK’ler gidecek biz kalacağız” ve “KHK’li ihraçlar onurumuzdur” sloganları atıldı. Basın metnini okuyan Metni okuyan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Kadın Sekreteri Cansu Başer, OHAL döneminde KHK ile işinden edilen on binlerce kamu emekçisinin yıllar geçmesine rağmen hukuksuzluğun yarattığı mağduriyetlerin devam ettiğinin altını çizdi.
“DENİZ POYRAZ’A BARIŞ SÖZÜ”
OHAL KHK’lerinin muhalif kesimlere yönelik bir tasfiye aracına dönüştürüldüğünü belirten Başer, “Sendikal faaliyet yürütenler, barışı savunanlar, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullananlar, kadın hakları, demokrasi ve eşitlik mücadelesi verenler hedef haline getirilmiştir” dedi.
Ülkede yaşanan kadın cinayetlerine dikkat çeken Başer, her gün en az 5 kadının katledildiğini belirterek, 5 yıl önce İzmir DEM Parti binasında özgürlük mücadelesi verirken katledilen Deniz Poyraz anarak, ona verilecek en büyük söz barıştır dedi.
“HAK ARAMA MÜCADELESİ BASKI VE ŞİDDETLE BASTIRILIYOR”
Eğitim emekçilerinin baskı ve şiddet politikalarının hedefi olmaya devam ettiğine dikkat çeken Cansu Başer, şunları söyledi:
“Öğretmen sendikası ve mülakat mağduru öğretmenler günlerdir Ankara’da haklı ve meşru taleplerini dile getirmek için bulunmaktadır. Ancak öğretmenlerin taleplerine yanıt vermesi gerekenler; diyalogu ve çözümü değil, polis barikatlarını, gözaltıları ve baskıyı karşılarına çıkarmıştır. Ankara’da gerçekleştirilen eylem sırasında çok sayıda öğretmen arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Öğretmenler; darp, ters kelepçe, biber gazı ve polis ablukasıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasına, eğitim emekçilerinin güvencesizliğe ve düşük ücretlere mahkûm edilmesine, mülakat adı altında yaratılan adaletsizliğe karşı mücadele etmek suç değildir. Suç olan; anayasal ve demokratik haklarını kullanan öğretmenlerin karşısına polis gücüyle çıkmak, hak arama mücadelesini baskı ve şiddetle bastırmaya çalışmaktır.”
Başer, açlık grevine başlayan eğitim emekçilerinin taleplerinin karşılanması çağrısı yaptı.
Son olarak yerin metrelerce altında çalışan maden işçilerinin hak ara mücadelelerinin baskı ve şiddetle bastırılmak istendiğini kaydeden Cansu Başer, öğretmenlerin, madencilerin ve tüm emekçilerin mücadelesinin ortak olduğunu söyledi.
PİRHA- İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’nde Aleviler ve Sünniler yıllardır bir arada yaşıyor. PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, cemevinin halkın katkılarıyla kurulduğunu belirterek Alevi toplumuna cemevlerine sahip çıkma çağrısı yaptı.
Dersim ve Elazığ başta olmak üzere birçok kentten göç alan İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’nde farklı inançlardan yurttaşlar birlik ve beraberlik içinde yaşamını sürdürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, cemevinin kuruluşundan bugüne kadar tüm ihtiyaçlarının halkın lokmalarıyla karşılandığını belirterek, “Kendi inancımızı kendi imkanlarımızla yaşatıyoruz. Herkes cemevlerine sahip çıkmalı” dedi.
İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi, 8 bin yıllık tarihi, kültürel ve doğal dokusuyla bölgenin en köklü yerleşimlerinden biri olarak biliniyor. Neolitik Çağ’dan günümüze kadar birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Helvacı’da, Aleviler ve diğer inançlardan yurttaşlar birlik ve beraberlik içinde yaşamlarını sürdürüyor.
Önemli bir Alevi nüfusunun da yaşadığı Helvacı Mahallesi, 1972 yılından bu yana başta Dersim ve Elazığ olmak üzere birçok kentten göç aldı. Alevilerin kendi imkanlarıyla kurduğu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’ni ziyaret ettik.
“CEMEVİMİZİ HALKIN LOKMALARIYLA İNŞA ETTİK”
PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, Helvacı Mahallesi’nin kadim bir tarihe sahip olduğunu belirterek, özellikle Dersim ve Elazığ’ın Karakoçan ilçesinden yoğun göç aldığını söyledi. Helvacı’da Aleviler ve Sünnilerin bir arada yaşadığını ifade eden Laçin, bugüne kadar herhangi bir sorun yaşamadıklarını dile getirdi.
Helvacı Mahallesi’nin verimli arazileriyle önemli bir tarım merkezi olduğunu belirten Laçin, hızlı sanayileşme ve depolama yatırımlarının tarım alanlarını ve yerel üretimi olumsuz etkilediğini söyledi.
Eskiden köy halkının büyük bölümünün tarımla uğraştığını belirten Laçin, günümüzde ise sanayinin gelişmesiyle birlikte insanların demir-çelik fabrikalarında, Petkim ve TÜPRAŞ gibi işletmelerde çalıştığını ifade etti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’nin temelinin 2011 yılında atıldığını, Mayıs 2015’te düzenlenen törenle hizmete açıldığını aktaran Laçin, kendisinin de kuruluşundan bu yana çeşitli görevlerde bulunduğunu ve bugün başkanlık görevini yürüttüğünü söyledi.
Cemevinin bir kültür merkezi olarak değil, doğrudan bir inanç merkezi olarak faaliyet yürüttüğünü vurgulayan Laçin, “Burası kültür merkezi olarak değil, doğrudan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı bir cemevi olarak açıldı” dedi.
“XIZIR AYINDA GELENEKSEL KAVUT YAPIYORUZ”
Cemevinin yapımının Helvacı halkının lokmalarıyla tamamlandığını belirten Laçin, mahalle sakinlerinin cemevine sahip çıktığını söyledi. Muharrem ayında lokma ve aşure dağıttıklarını ifade eden Laçin, Sivas ve Maraş katliamlarının yıl dönümlerinde de anma programları düzenlediklerini kaydetti.
Xızır ayında geleneksel kavut yaptıklarını ve cem erkanı yürüttüklerini belirten Laçin, faaliyetlerini genel olarak bu tür etkinliklerle sürdürdüklerini söyledi.
“CEMEVLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”
Köylerden metropollere yaşanan göç nedeniyle Aleviliğin geçmişteki kadar yoğun yaşatılamadığını ifade eden Laçin, bunda ekonomik koşulların ve iktidarın baskıcı politikalarının da etkili olduğunu söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kabul etmediklerini belirten Laçin, “Bizim inancımızı tanımayanı biz de asla tanımayız. Kendi inancımızı kendi imkanlarımızla sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.
Laçin, Alevi toplumuna her yerde cemevlerine sahip çıkma çağrısında bulundu.
“HELVACI KÖYÜ’NDE BİRLİK VE BERABERLİK HAKİM”
Altı yıldır Helvacı Cemevi’nde cenaze erkanı yürüten Göksel Savak da Alevi öğretisinin hem güzel hem de meşakkatli bir yol olduğunu belirterek, Aleviliğin yüzyıllar boyunca devlet baskısına maruz kaldığını ifade etti.
Savak, cemevinin elektrik, su ve benzeri giderlerinin köy halkının lokmalarıyla karşılandığını söyledi.
Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi verdiğini belirten Savak, “Devletin Alevi inancını ve cemevlerini tanımasını, diğer inançlara gösterdiği hak ve imkanların bizlere de tanınmasını bekliyoruz” dedi.
Helvacı Mahallesi’ndeki birlik ve beraberlik ortamına dikkat çeken Savak, “Kürt, Alevi ya da Sünni olsun; cenazelerimizde de hayırlarımızda da mutluluğumuzu da hüznümüzü de birlikte yaşıyoruz” diye konuştu.
“CEMEVİNDE YAPILACAKLARA CANLARLA BİRLİKTE KARAR VERMEK İSTİYORUZ”
Metropollerde ekonomik koşullar ve yoğun çalışma hayatı nedeniyle hafta içi cemevine gelenlerin sayısının az olduğunu belirten Savak, Helvacı sakinlerine cemevine daha fazla uğrama çağrısında bulundu.
“Kahvede oturacaklarına buraya gelsinler, birlikte muhabbet edelim” diyen Savak, şöyle devam etti:
“Biz isteriz ki her gün gelip çayımızı içsinler. Karşılıklı konuşalım, tartışalım; eksiğimiz, fazlamız neyse birlikte tamamlayalım. Herkesin bir geçim derdi, ekmek kavgası var. Bu nedenle gelemiyor olabilirler. Ama hafta sonları en azından bir saatliğine de olsa canlarımız gelip bizimle otursa çok mutlu oluruz. Kurs mu açılacak, etkinlik mi yapılacak; bunlara birlikte karar vermek istiyoruz. Evde sıkılacaklarına gelsinler, birlikte vakit geçirelim.”
PİRHA- İzmir’in Buca ilçe Belediyesi’ne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında belediye başkanı Görkem Duman’ın da aralarında olduğu 62 kişi gözaltına alındı.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) dönük operasyonlar sürüyor. Bu sabahta İzmir’in Buca ilçe Belediyesi’ne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında belediye başkanının da aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
Soruşturma kapsamında belediye binasına polisler tarafından baskın düzenlenirken, aralarında Belediye Başkanı Görkem Duman, önceki dönem belediye başkanı Erhan Kılıç’ın da olduğu 62 kişi gözaltına alındı.
PİRHA – Tüm Emeklilerin Sendikası İzmir Şubeler Platformu üyeleri bayramda Konak YKM önünden iktidara seslendi. Üyeler, emekliye seyyanen 20 Bin TL zam yapılması çağrı yaptı.
Tüm Emeklilerin Sendikası İzmir Şubeler Platformu, Konak YKM önünde 18. oturma eylemini gerçekleştirdi. “Emekliler için Kurban Bayramı yok” çağrısıyla bir araya gelen üyeler iktidara çağrıda bulundu. Basın metnini Tüm Emeklilerin Sendikası 2017 Torbalı Temsilcisi İsmet Dalmış okudu.
AKP-MHP ittifakının emeklinin taleplerini görmezden geldiğini belirten Dalmış, her emeklinin maaşına 20 Bin TL seyyanen zaman yapılmasını istedi.
“HER EMEKLİNİN YAŞAMINDAN AKP-MHP SORUMLUDUR”
İnsanca bir yaşam için taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğini aksi halde eylemliklerine devam edeceklerini belirten Dalmış, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm emeklilerin ayrım yapmaksızın insanca yaşayabilecekleri bir artış zaman geçirmeden yapılmalıdır. Geçen yıl bütçeden emekliler için ayrılan paydan kırparak tasarruf edilerek emeklilere ödemediğiniz 282 milyar lirayı da ekleyerek, emekli aylıklarına yansıtın. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanı hiç utanmadan gözümüzün içine baka baka SGK’yi 2025 yılında kara geçirdik deme cüretini göstermiştir. Böylece her emeklinin aylığına 20 000 lira seyyanen zam yapın. İktidar ve iktidar destekçisi milletvekillerine bir kez daha hatırlatıyoruz: Bıçak kemikte. Bundan sonra; çalışırken kazaya kurban giden, soğukta kaybedilen, tedavi edilemeyen, beslenemeyen, barınamayan her emeklinin yaşamından sizler sorumlusunuz.”
“20 BİN TL SEYYANEN ZAM İSTİYORUZ”
Dalmış, emeklilerin taleplerini şöyle sıraladı:
“- Memurlara verilen seyyanen ödeme ayrımsız bütün emeklilere güncellenerek en az olmak üzere 20.000 lira verilmelidir!
– AKP, 2008 yılında 5510 sayılı yasayı çıkarmasaydı, bugün en düşük emekli aylığı 56 000 lira olacaktı. 5510 sayılı yasa kaldırılmalıdır!
-En düşük emekli aylığı, en düşük memur maaşına eşitlenerek kademelendirilmelidir!
-İntibak yasası çıkarılmalıdır! 5. 3600 ek gösterge bütün memur emeklilerine verilmelidir!
– Bayram ikramiyesi yılda 4 kez olmalı ve asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir!
-Sağlık hizmetlerine kolay, erişilebilir ve ücretsiz olmalı, sağlıkta soyguna son verilmelidir! Emeklilerin sendikalaşmaları önündeki engeller kaldırılmalıdır!
-Toplu sözleşme masalarına emekliler dâhil edilmelidir!10. Amaca uygun yaşlı bakımevleri-huzurevleri sayısı yeterince arttırılmalı, yeterli ve donanımlı personel istihdam edilmelidir!” PİRHA/İZMİR
PİRHA – Karşıyaka Emek Demokrasi Platformu, CHP’ye yönelik ‘Mutlak Butlan’ kararına karşı yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin partiler mezarlığı halne dönüştüğüne dikkat çekerek, atamış yönetimi kabul etmediklerini belirtti.
Karşıyaka Emek Demokrasi Platformu üyeleri, “Adalet ve demokrasi için bir aradayız” şiarıyla Karşıyaka İZBAN İstasyonu önünde bir araya geldi. ‘Kayyum darbedir darbeye hayır’ ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’ ‘Birleşe birleşe kazanacağız’ sloganlarıya İZBAN’dan Karşıya çarşıya yürüdü.
CHP’ye yönelik ‘Mutlak Butlan’ kararına karşı Karşıyaka çarşıda yapılan açıklamayı Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu adına Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli okudu.
“BU ÜLKEDE MİLLETVEKİLERİ CEAEVİNDE”
Ülkede yaşanan anti demokratik uygulamalara dikkat çeken Danyeli, CHP’ye yönelik uygulanan mutlak butlan kararını eleştirerek Türkiye’nin bir partiler mezarlığına dönüştüğünü söyledi.
Danyeli, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Geçmişte sol ve sağ anlayıştan, Kürt hareketinden birçok parti kapatıldı. Yakın tarihten TİP ‘ ten MSP’ye HEP’ten DTP’ye kadar giden parti kapatma pratiği bu rejimin gelenekselleşmiş anti demokratik davranışıdır. Unutmayalım ki bu ülkede milletvekilleri cezaevlerine atıldı, HDP kapatma davası hala devam etmektedir. Fakat bu son süreçte ana muhalefet partisine uygulananlar, klasik devlet pratiğinin yargıyı araçsallaştırarak, dizayn etme saldırısıdır. YSK’nin tavrı/aldığı karar seçimlerin nasıl geçeceğinin de bir göstergesidir. Bu durum demokratik her kurum, siyasi parti ve STK’lerin kurumsal varlıklarını tehlikeye düşürür, onları nesneleştirir.”
“ATANMIŞ YÖNETİMİ MUHATAP ALMIYORUZ”
21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesince verilen “mutlak butlan” kararıyla seçilmiş yönetimin görevden alınmasının hukuksuz olduğunu belirten Danyeli, “Bu hukuksuzluk iktidarın demokrasi ve emek alanına yargı yoluyla yaptığı çok sayıda darbe uygulamasından biridir. Mahkeme kararı ile, hem seçim yargısının yetki alanına girmiş, hem zaman olarak kısıtlamaları bulunan seçim hukukundaki gün kısıtlarına uymamış ve kararı yıllar sonra vermiştir” dedi.
İktidar ve çevresinin yayın organlarınca CHP içi bir iktidar savaşı olarak yansıtıldığını ancak bunun seçme ve seçilme hakkına müdahale olduğunu kaydeden Danyeli, “Bu hukuksuz ve anti demokratik “mutlak butlan “ darbesinin , tarihsel tüm ilerici, aydınlanmacı, devrimci, demokratik mücadele ve haklarımıza karşı bir saldırgan ve yok etmeye yönelik müdahale olduğunu görüyoruz. Başta bu işin öznesi olan Cumhuriyet Halk Partisinin seçilmiş yönetimine desteklerimizi açıklıyor. Atanmış bir yönetimi muhatap olarak kabul etmeyeceğimizi belirtiyoruz” diye konuştu.
Açıklamada hukuksuzluklara ve darbeye karşı mücadele çağrısı yapıldı.
PİRHA- İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Urfa ve Eskişehir’de okunan ortak açıklamada, Meclis Komisyonu raporunun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadığı belirtildi. Kalıcı ve onurlu bir barış için ısrarcı olduklarını vurgulayan kadınlar, siyasi tutsakların serbest bırakılmasından kayyımların geri çekilmesine kadar 5 acil talebini tüm ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaştı.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, erkek egemenliğine, savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak üzere Türkiye’nin yedi büyük kentinde (İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa ve Eskişehir) eş zamanlı eylemlerle bir araya geldi. Coğrafyamızda yaklaşık elli yıldır süren çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasını çok önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirten kadınlar, bu sürecin demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanması gerektiğini ifade etti. 7 ilde ortak açıklamayı okuyanlar:
İstanbul-Nimet Tanrıkulu
Mersin- Canan Yüce-Sara Kaya
Diyarbakır-Zeynep Sipçik
İSTANBUL
Barışın inşası için TBMM bünyesinde kurulan Komisyona katılarak 5 acil taleplerini ilettiklerini hatırlatan inisiyatif, yayınlanan Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediğini, raporun dili ve bağlamının kadınların beklentilerinden uzak olduğunu vurguladı. Meclis’in siyasi sorumluluk üstlenmesini değerli bulmakla birlikte, 18 Şubat 2026’da açıklanan raporun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne yasal düzenlemelerin yapıldığını ne de mevcut hukuki çerçevenin uygulandığını belirtti.
Kadın hareketinden ve feminist hareketten temsilcilerle bir araya gelen inisiyatif, Meclis komisyonunun dikkatine sundukları ve güncel örneklerle genişlettikleri 5 acil talebi şu şekilde sıraladı:
“SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KALDIRILSIN”
Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması istenirken, süreç boyunca gözaltı, tutuklama ve cezaların artarak sürdüğü vurgulandı.
“Örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhaliflerin susturulmaya çalışıldığı; Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçilerine soruşturma açıldığı, toprağını ve doğasını savunan kadınlar ile LGBTİ+’ların gözaltına alındığı belirtildi. Jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmelerinin suç sayıldığı, feminist gece yürüyüşleri ile Newroz etkinliklerinin engellendiği ifade edildi.
En acil taleplerden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme sağlanmadığı, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlallerinin sürdüğü aktarıldı. Ciddi sağlık sorunları olan Pınar Tikit’in tahliyesinin hukuksuzca engellendiği, 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın tahliyesinin ise gözlem kurulu kararıyla bir yıl daha uzatıldığı hatırlatılarak, yargının kadınları ve barış talep edenleri korumak yerine baskı politikalarını sürdürdüğü dile getirildi.
Kayyım atamalarının zemini olan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesinin iptal edilmesi talep edildi. Bugün itibariyle DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van ve Kağızman Belediyelerinin hala kayyımlarla yönetildiği, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının görevlerine dönemediği gibi hukuksuz davalarla uğraştığı belirtildi.
Kayyımların ilk icraat olarak kadın danışma merkezlerini ve yaşam evlerini kapattığı ya da işlevsizleştirdiği somut örneklerle açıklandı. Batman’da çok dilli kreşin müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştürüldüğü, 34 kadın çalışanın işten çıkarıldığı; 8 Mart ve 25 Kasım idari izinleri, HPV aşısı ve doğum izni gibi kazanılmış hakların kayyım tarafından iptal edildiği bildirildi. Ayrıca CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, tutuklamaların ve irade gaspının devam ettiği hatırlatılarak, seçilmişlerin derhal görevlerine iade edilmesi istendi.
DİYARBAKIR
“EŞİTLİK VE KAPSAYICILIK TEMEL ALINSIN, ANADİLDE EĞİTİM VE HİZMET SAĞLANSIN”
Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetlerin eşit kabul edilmesi, anadilde eğitim ve kamusal hizmetlere ulaşım önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edildi.
Özellikle Kürt illerinde kadınların jinekolojik muayeneden doğuma kadar en temel sağlık hizmetlerine dil bariyeri nedeniyle erişemediği vurgulandı. Batman Belediyesi’ndeki çok dilli çalışmaların kayyım tarafından yok edildiği, kadınları erkek şiddetinden korumak için tasarlanan KADES iletişim başvuru sisteminde hala Kürtçe seçeneğinin yer almamasının kadınların can güvenliği önünde büyük bir engel oluşturduğu belirtilerek anadilde eğitim için acil düzenleme çağrısı yapıldı.
“ABDULLAH ÖCALAN DAHİL SÜRECİN TÜM TARAFLARIYLA GÖRÜŞMENİN ÖNÜ AÇILSIN”
Çatışma çözümü ve müzakerelerin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesinin güvence altına alınması istendi.
Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve barış söyleminin askıya alınmasının, yasal güvence olmadığında sürecin dar siyasi çıkarlara feda edilebileceğini gösterdiği ifade edildi. Gerçek bir barış için tarafların birbirini yok saymaması gerektiği belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve Meclis Komisyonu’nun kadınların, akademisyenlerin ve sivil toplumun görüşlerini dikkate alması talep edildi.
“HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURULSUN, SAVAŞ SUÇLARI İNCELENSİN”
Savaştan doğrudan etkilenen, yakınlarını kaybeden, zorla göç ettirilen, gözaltında taciz ve tecavüze uğrayan kadınların barış sürecinde eşit temsil edilmediği vurgulandı. Kadın hareketinin sürecin aktif bir bileşeni olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek şu talepler sıralandı:
Kamu personelinin ve kolluk güçlerinin cinsiyetçi uygulamaları ile üniformalı şiddetin açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yasal altyapısı olan tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması istendi. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş gibi henüz aydınlatılmamış olayların, Kürt kadınlarına dönük erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösterdiği savunuldu. Zorunlu göçle boşaltılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen köylerin sahiplerine iade edilmesi ve zararların tazmin edilmesi talep edildi.
11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık devlet kanadından herhangi bir adım atılmadığı hatırlatıldı. Silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyecek, siyasal mücadelede yer almalarını sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı pozitif ayrımcı mekanizmaların ve yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiği altı çizilerek çağrı sonlandırıldı.
PİRHA – DEM Parti İzmir İl Örgütü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması ve devletin somut adımlar atması talebiyle “Barış İçin Adım At” şiarıyla yürüyüş gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada somut adımların atılması gerektiği vurgulandı.
DEM Parti İzmir İl Örgütü, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması ve devletin somut adımlar atması talebiyle “Barış İçin Adım At” şiarıyla yürüyüş gerçekleştirdi. Cumhuriyet Meydanı’ndan Gündoğdu Meydanı’na doğru yapılan yürüyüşte, “Gavek ji bo aşitîyê/Barış için adım at” yazılı pankart taşınırken sık sık “Barışın mimarı İmralı’dadır”, “Bijî Serok Apo”, Bê Serok jiyan nabe”, “Jin, jiyan, azadî”, “Oyalamayı bırak yasaları çıkar” sloganları atıldı. Yüzlerce insanın katıldığı yürüyüşte basın açıklamasını DEM Parti İzmir İl Eşbaşkanı Fulya Erdoğan okudu.
“SOMUT ADIMLAR ATILMADI”
Barışın yalnızca silahların susması olmadığını söyleyen Fulya Erdoğan, “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum çağrısının üzerinden tam 15 ay geçti. Bu çağrı yalnızca Kürt halkında değil; Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve ortak yaşam umudu taşıyan tüm kesimlerde güçlü bir karşılık yarattı. Çünkü bu çağrı, yüz yılı aşkın süredir çözümsüz bırakılan Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünü, halkların eşit yaşamını ve Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alan tarihsel bir çağrıydı. Ancak aradan geçen 15 aylık süreçte toplumun beklentilerine cevap olacak somut demokratik adımlar hâlâ atılmış değildir. Meclis bünyesinde oluşturulan komisyon çeşitli toplumsal kesimlerle görüşmüş, raporlar hazırlanmıştır. Fakat raporların ötesine geçen gerçek bir demokratikleşme iradesi ortaya konmamıştır” dedi.
“DEMOKRATİK ÇÖZÜM İÇİN CESUR ADIMLAR ATILMALI”
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit politikalarının sona erdirilmediğini ifade eden Fulya Erdoğan, “Oysa toplum hazırdır, halklar hazırdır. Kadınlar, gençler hazırdır. Barış için yıllardır bedel ödeyen milyonlar artık somut adımlar görmek istemektedir. Çünkü zaman; bekleme zamanı değil, demokratik çözüm için cesur adımlar atma zamanıdır. Bizler biliyoruz ki Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele; Türkiye’nin demokrasi meselesidir. Hukukun, adaletin, eşit yurttaşlığın ve özgür yaşamın meselesidir. Kürt meselesinin demokratik çözümü; ekonomik krizlerden toplumsal kutuplaşmaya, kadınların maruz bırakıldığı şiddetten gençlerin geleceksizliğine kadar birçok temel sorunun çözümünün de anahtarıdır. Çünkü savaş politikaları derinleştikçe yoksulluk büyümekte, emek sömürüsü artmakta, hukuksuzluk yaygınlaşmakta ve toplum nefessiz bırakılmaktadır. Barış ise halkların birlikte eşit yaşamının güvencesidir” şeklinde konuştu.
“TÜM HALKLAR BARIŞ İSTİYOR”
Fulya Erdoğan, şöyle devam etti: “Bugün İzmir’den yükselen ses şudur: Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler ve tüm halklar barış istiyor! Kadınlar barış istiyor! Gençler ve öğrenciler barış istiyor! İşçiler, emekçiler, işsizler ve emekliler barış istiyor! Çiftçiler, yoksullar ve geçinemeyen milyonlar barış istiyor! Anneler barış istiyor! Doğasını, yaşamını ve geleceğini savunan herkes barış istiyor! Çünkü barış ekmek kadar temel, su kadar yaşamsal bir ihtiyaçtır. Bizler; demokratik cumhuriyette, halkların eşit ve özgür ortak yaşamında ısrarcıyız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında inkârı, tecridi ve çatışmayı değil; demokratik siyaseti, toplumsal adaleti ve halkların kardeşliğini büyütmek istiyoruz” diye ifade etti.
“SORUMLULUK ALIN”
İktidara ve karar mekanizmalarına açık çağrıda bulunduklarını kaydeden Fulya Erdoğan, halkların artık kaybedecek bir yüzyılı daha olmadığını dile getirerek “İzmir’den, Ege’den, Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından yükselen bu sese kulak verin. Meydanlara taşan halk iradesini görün. Sorumluluk alın. Barış için adım atın. Çünkü barış şimdi, tam da bugün, aldığımız nefes kadar acil bir ihtiyaçtır. Yaşasın barış, bijî aşitî! Yaşasın demokratik toplum mücadelemiz! Yaşasın eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemiz!” diye belirtti.
PİRHA -İzmir Çiğli’de faaliyet yürüten Güzeltepe Dayanışma Derneği, kadınlara hem psikolojik hem de ekonomik destek sunarak dayanışmayı büyütüyor. Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Ezgi Özer, kadınların nefes alabileceği, sorunlarını konuşup çözüm üretebileceği derneklerin var olması gerektiğini söyleyerek dayanışma çağrısı yaptı.
Kadın dernekleri, yalnızca bir araya gelinen mekanlar değil, kadınların kendilerini yeniden var ettiği, güçlendiği ve görünür kıldığı toplumsal mücadele alanları olarak öne çıkıyor. Özellikle yoksulluğun derinleştiği mahallelerde bu yapılar, dayanışmayı büyüten, şiddete karşı ortak bir söz kuran ve kadınların ekonomik bağımsızlık arayışına somut katkılar sunan önemli merkezlere dönüşüyor. Artan toplumsal farkındalıkla birlikte kadın derneklerine duyulan ilgi de büyürken, bu alanlar kadınların yalnız olmadığını hissettiği, deneyimlerini paylaştığı ve birlikte çözüm ürettiği güvenli zeminler yaratıyor.
İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Güzeltepe Mahallesi’nde kurulan Güzeltepe Dayanışma Derneği de bu dayanışma ağlarının dikkat çeken örneklerinden biri. Dernek, yürüttüğü çalışmalarla kadınlara yalnızca psikolojik destek sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kadınların birbirini tanıdığı, güç verdiği ve ortak bir yaşam kültürü inşa ettiği kolektif bir alan oluşturuyor. Bu yönüyle dernek, mahallede kadınların hayatına doğrudan dokunan ve dayanışmayı somutlaştıran bir rol üstleniyor.
“MAHALLELER TOPLUMSAL YAŞAM İÇERİSİNDE ÖNEMLİ YER TUTUYOR”
Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Ezgi Özer, derneğin faaliyetlerine ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.
Güzeltepe mahallesinde ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığını ve yoksul bir mahalle olduğunu belirten Özer, burada yaşayan kadınlar için tüm imkansızlıklara rağmen sorunlara çözüm üretebilme iddiasıyla yola çıktıklarını söyledi. Derneğin bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktığını ve dört yıldır faaliyet yürüttüğünün altını çizen Özer, “Mahallelerin toplumsal yaşam içerisinde önemli bir yer tuttuğunu düşünüyoruz. Çünkü mahalleler aslında kesişim kümesidir. İşçi kadınların, öğrenci kadınların, ev emekçisi kadınların bir arada yaşadığı bir yaşam alanı. Bu mahalleleri görmezden gelmek bu sebeple mümkün değil” dedi.
“DERNEK KADINLAR İÇİN NEFES ALMA KANALI”
Kadın Dayanışma Derneği, kadınların ihtiyaçları doğrultusunda zaman zaman avukatların katılımıyla seminerler, klinik psikologların desteğiyle söyleşi ve anne çocuk toplantıları düzenlenerek toplumsal değişim ve dayanışmanın güzel örneklerini sunuyor.
Aynı zamanda işçi bir kadın olan Ezgi Özer, mahallede yaşayan birçok kadına dokunduklarını belirterek, bir süre devam eden kooperatif çalışmalarına ilişkin de şunları söyledi:
“Belli bir dönem bir kooperatif çalışmamız yürüdü. Burada aynı zamanda üretim yaparken kadınlara belli bir miktar ekonomik gelir elde etmelerini sağladık. Bu ekonomik gelirin kadınları daha da özgürleştirdiğini gördük.”
“EKONOMİK GELİR KADINLARI DAHA ÖZGÜR HİSSETİRİYOR”
Ev emekçisi kadınların gündelik yaşamlarını daha çok ev içerisinde geçirdiklerini söyleyen Özer, şunları ifade etti:
“Ev aslında yaşamdan daha yalıtık alanlar oluyor. Bizler de bu çatıyı nefes alma kanalları olarak görüyoruz. Buraya belli bir sebeple gelen çayımızı içmek için gelen ya da bir selam vermek için gelen oturan, bizimle sohbet eden her kadından güzel geri dönüş alıyoruz. Kendilerini daha iyi hissediyorlar. Yaşamlarında daha özgün olduklarını hissediyorlar. Dün belki hayır diyemedikleri, karşı çıkamadıkları şeye bugün çıkabilir hale geliyorlar. Özellikle kooperatif sürecinde çok güzel deneyimlerimiz oldu. O dönem bize şunu öğretti: Ekonomik gelir elde etmeleri kadınların daha özgür hissetmelerini sağlıyor.”
UYUŞTURUCU KULLANIMINA YÖNELİK MÜCADELE
Mahallede yaşayan gençleri, emeklileri, işçileri ve öğrencileri kapsayan bir kadın derneği olduklarını belirten Özer, son on yılın en önemli sorunlarından birinin bağımlılık ve uyuşturucuyla mücadele olduğunu vurguladı.
Özer, buna ilişkin de çeşitli etkinlikler yaptıklarını ve uyuşturucu kullanılan alanları daraltmak gerektiğini savunarak mücadelenin çok yönlü olduğunun altını çizdi.
Özer, uyuşturucu kullanımına karşı gençleri bağlama kursuna davet etti ve şunları söyledi:
“Uyuşturucuyla, bağımlılıkla mücadele kapsamında yaklaşık iki aydır bağlama kursumuz devam ediyor. Çünkü biz biliyoruz ki bağımlılığa ‘hayır’ demek, yalnızca sokakta onu kullanan kişiye karşı çıkmakla sınırlı değil, gençlerin bağlama kursuna gelerek bu tür alışkanlıklara yönelebilecekleri alanları daraltmalarıyla da mümkündür.”
23 Mayıs’ta düzenleyecekleri kahvaltı etkinliğine tüm kadınları davet eden Ezgi Özer, kadınların örgütlenmesi için çağrıda bulunarak kurumlara güven duyulması gerektiğini ifade etti.
PİRHA – HDK’nin İzmir’de düzenlediği konserde söz alan Sebahat Tuncel, “Bu yeni dönemi inşa edecek olan bizleriz. Ama devleti de adım atmaya zorlamak bizim görevimiz” dedi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisleri, Tevgera Jinên Azad(TJA) Aktivisti Sebahat Tuncel, HDK Eş Genel Sözcüsü Ali Kenanoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı Babetna ve Dodan’nın da sahne aldığı “Halklar bir arada” şiarıyla Bornova Aşık Veysel Açık Hava Tiyatrosu’nda konser düzenledi.
Konser saygı duruşu ve Rojin Kabaiş Futbol Turnuvasına katılan takımlara Barış Anneleri tarafından zeytin fidanı verilmesiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan HDK İzmir Eş Sözcüsü Vezan Karabulut Barış Anneleri ve tüm kadınların Anneler Günü’nü kutladı.
‘YENİ DÖNEMİ İNŞA EDECEK OLAN BİZLERİZ’
Sebahat Tuncel de Barış Annelerine gül verdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı selamlayarak konuşmasına başlayan Sebahat Tuncel, “Annelerimiz en güzel yaşamı hak ediyor. Barış Anneleri, annelerimiz Kürt halkının eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin hep bir parçası oldular. Hep direnişin en ön saflarında oldular. Onlar o yüzden sadece anne değil, aynı zamanda devrimci bir kadın olarak buradalar. Savaşın, çatışmanın son bulması, barışın inşa olabilmesi için gerekli hukuki ve siyasi adımları atmak devletin görevi. Biz nasıl yaşamak istiyorsak geleceğimizi öyle örgütleyeceğiz. Çok soru soruyorlar sokakta bize. Bu devlete güven olur mu? AKP’ye güven olur mu? Bu sürecin geleceği ne olacak? Peki bir yıl geçti arada hala adım atmıyorlar. Ne olacak diye çok soru soruluyor. Ben de hep şunu söylüyorum; siz nereye bakıyorsunuz bu soruları sorarken? Devlete bakıyorsunuz. Devlete güven olur mu? olmaz. Bunu en iyi kim bilir? Kadınlar bilir. En iyi kim bilir? Kürt halkı bilir. Dolayısıyla mesele devlet değil. Kime bakacağız? Demokrasi için, özgürlük için, mücadele eden, eşitlik için mücadele eden halklara bakacağız. O açıdan kendimize bakacağız. Nasıl yaşamak istiyoruz sorusuna vereceğimiz cevapla alakalı bu durum. Bu yeni dönemi inşa edecek olan bizleriz. Ama devleti de barışa zorlamak, devleti de adım atmaya zorlamak bizim görevimiz. Ne demişler? Hak verilmez alınır. Biz şimdiye kadar hep bunu öğrendik” ifadelerini kullandı.
‘VARTO’YA VE KARLIOVA’YA SELAM OLSUN’
Sonrasında konuşan Ali Kenanoğlu ise halkın iktidara güvenmediğini söyledi. Halkların başka dertleri olduğunu aktaran Kenanoğlu, “İnsanların doğaları talan ediliyor, suları kirletiliyor, ormanları yakılıyor, yıkılıyor. Madenler, JES’ler, GES’ler, HES’ler bütün bunlarla doğa tahrip ediliyor. Ve bunu İzmir’de çok yakından biliyoruz. Vartolular büyük bir mücadele yürütüyor. Selam olsun Varto’ya ve aynı şekilde Bingöl Karlıova’ya da selam olsun. Büyük bir mücadele yürütülüyor. Doğamızı, toprağımızı, yaşam alanlarımızı korumak için yapılıyor bunlar. Ve bunların hepsi savaşla ve barışla doğrudan alakalı şeyler. Canların toprağa düştüğü bir yerde, kanın aktığı bir yerde sizin ormandan, dağdan, tepeden, börtüden, böcekten konuşma imkanınız elinizden alınıyor. O anlamıyla bu ülkede ne kadar karanlık iş varsa, ne kadar kirli iş varsa bunları hep savaş dönemlerinde ve çatışmanın en yoğun olduğu dönemlerde gerçekleştirdiler. Biz bu topraklarda kalıcı olarak barışın hakim olmasını ve artık bizlerin de doğasına, çevresine sahip çıkan tıpkı Varto’lular gibi, tıpkı Karlıovalılar gibi mücadele ederek oralara göz diken sermayedarları, oraya göz diken o para hırsına bürünmüş şirketleri def etmek, uzaklaştırmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.
Konser Babetna ve Dodan’ın şarkılarını söylemesi ve halaylarla son buldu. PİRHA/İZMİR