Etiket: izmir

  • Bornova Cemevi’nden ‘İzmir kadın mücadelesinde iz bırakan kadınlar’ etkinliği!-VİDEO

    Bornova Cemevi’nden ‘İzmir kadın mücadelesinde iz bırakan kadınlar’ etkinliği!-VİDEO

    PİRHA-Bornova Cemevi Pir Sultan Abdal Derneği Kadın Meclisi, düzenlediği etkinlikte “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Kadınların yaşam hakkından vazgeçmiyoruz” dedi.

    Bornova Cemevi Pir Sultan Abdal Derneği Kadın Meclisi, İzmir’de kadın mücadelesine adanmış anlamlı bir program düzenledi. Etkinlikte açılış konuşmasını Kadın Meclisi üyesi Fidan Hardal gerçekleştirdi.

    Hardal, konuşmasına tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlayarak başladı. “Bugün burada çok güçlü ve anlamlı bir başlıkla bir aradayız: ‘İzmir Kadın Mücadelesinde İz Bırakan Kadınlar’” diyen Hardal, etkinliğin sadece geçmişin emeğine saygı değil, bugün süren adaletsizliklere karşı yükseltilmiş bir itiraz olduğunu vurguladı.

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE?”

    Konuşmasında kadınların hala evde, işte, sokakta ve okulda güvensiz bir ortamda yaşadığını belirten Hardal, her gün bir kadının erkek şiddetiyle yaşamını yitirdiğini dile getirdi. Kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğunu ancak önlenmediğini söyleyen Hardal, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının kadınların değil, şiddetin korunması anlamına geldiğini vurguladı.

    Hardal, “Bizler buradan bir kez daha söylüyoruz: İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. Kadınların yaşam hakkından vazgeçmiyoruz” dedi ve Gülistan Doku’nun akıbetinin açıklanmasını talep etti. “Gülistan Doku nerede?” sorusunun cevabı bulunana kadar mücadelenin süreceğini belirtti.

    “ALEVİ KADINLAR ÇİFTE AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYOR”

    Alevi kadınlarının hem kadın oldukları hem de inançları nedeniyle çifte ayrımcılığa maruz kaldığını hatırlatan Hardal, Alevi kadın mücadelesinin hem inanç özgürlüğü hem de kadın özgürlüğü mücadelesi olduğunu ifade etti.

    Etkinlikte İzmir kadın hareketine emek vermiş, bedel ödemiş kadınlar bir araya geldi. Hardal, Türkan Miçoğulları, Nazik Işık, Ebru Dinçel ve moderatör Sevim Korkmaz Dinç’e teşekkürlerini iletti. Ayrıca programın gerçekleşmesinde emeği geçen NA Yayınları’na da özel bir teşekkür sundu.

    Konuşmasını, “Kadınların özgür olmadığı bir toplumda kimse özgür değildir. Kadınların susturulduğu bir yerde adalet olmaz. Biz bu yolun yanında değil, tam ortasında durmaya devam edeceğiz” sözleriyle tamamlayan Hardal, buluşmanın hafızayı diri tutmasını ve mücadeleyi güçlendirmesini diledi.

    PİRHA/İZMİR

  • Hak mücadelesi bir can daha kaybetti: Ali Aydın son yolculuğuna uğurlandı! VİDEO

    Hak mücadelesi bir can daha kaybetti: Ali Aydın son yolculuğuna uğurlandı! VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi eski eş başkanı avukat Ali Aydın, uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Cenazesi bugün Evka 2 Cemevi’nden kaldırılarak Çiğli Harmandalı Mezarlığı’na defnedildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi eski eş başkanı avukat Ali Aydın için düzenlenen cenaze töreni bugün İzmir’de gerçekleştirildi. Aydın, dün sabah yürüyüş yaptığı sırada saldırıya uğrayarak hayatını kaybetmişti.

    Cenaze, öğleden sonra saat 15.30’da Evka 2 Cemevi’ne getirildi ve burada ailesi, yakınları, insan hakları savunucuları ile meslektaşlarının katılımıyla tören düzenlendi. Ardından Aydın’ın naaşı Çiğli Harmandalı Mezarlığı’na götürülerek toprağa verildi.

    Cenaze törenine katılanlar arasında Aydın’ın yakın çevresi, insan hakları örgütü temsilcileri, demokratik kitle örgütü üyeleri ve meslektaşları yer aldı. Tören boyunca katılımcılar Aydın’ın yaşamı boyunca hak savunuculuğuna yaptığı katkıları anarak, uğurlama törenine eşlik etti.

    OLAYIN DETAYLARI

    14 Ocak 2026 günü İzmir’in Çiğli ilçesi Evka-2 bölgesinde sabah yürüyüşü yaptığı güzergahta uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitiren 69 yaşındaki avukat Ali Aydın’ın cenazesi önce İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılmış, bugün de tören için cem evine getirilmişti.

    Olayla ilgili yürütülen soruşturmada polis ekipleri kısa sürede bir şüpheliyi gözaltına almış ve çıkartıldığı mahkemece tutuklandığı açıklandı. Şüphelinin emniyetteki ifadesinde suçunu işlediğini kabul ettiği ve o sırada uyuşturucu/uyarıcı madde etkisi altında olduğunu iddia ettiği bildirildi.

    Avukat Ali Aydın, İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi’nde geçmiş dönemlerde eş başkanlık ve bölge temsilciliği yapmış, uzun yıllar insan hakları savunuculuğu faaliyetlerinde bulunmuştu. Olayın ardından İHD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Aydın’ın ölümüne ilişkin sürecin İzmir Barosu ve İHD üyeleri tarafından takip edildiği duyurulmuştu.

    PİRHA-İZMİR

  • İnsan hakları savunucusu Avukat Ali Aydın İzmir’de öldürüldü!

    İnsan hakları savunucusu Avukat Ali Aydın İzmir’de öldürüldü!

    PİRHA- İHD İzmir Şube Eş Başkanı avukat Ali Aydın, İzmir’in Çiğli ilçesinde sabah yürüyüşü yaptığı sırada uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitirdiği bildirildi. Aydın’ın cansız bedeni yürüyüş yaptığı güzergahta bulundu.

    Yetkililer, Aydın’ın yürüyüş sırasında kafasına aldığı darbeler sonucu yaşamını yitirdiğini belirtti. Olayın ardından polis geniş çaplı soruşturma yürüttü; saldırının faili olduğu değerlendirilen M.D.E. (28) isimli kişi tespit edilerek gözaltına alındı.

    Aydın’ın cansız bedeni, olay yerinden alınarak Buca Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

    İNSAN HAKLARI DERNEĞİ’NDEN AÇIKLAMA

    İnsan Hakları Derneği tarafından yapılan açıklamada, Aydın’ın geçmiş dönemde İHD İzmir Şubesi Eş Başkanlığı ve İHD Bölge Temsilciliği’nde görev yaptığı hatırlatıldı. Dernek, Aydın’ın saldırı sonucu hayatını kaybetmesinden dolayı derin üzüntü duyduklarını belirtti ve olayla ilgili takipçisi olacaklarını duyurdu.

    Ali Aydın, İzmir’de hem avukat olarak çalışmalar yürütmüş hem de insan hakları alanında aktif rol almış bir isim olarak tanınıyordu. Sivil toplum içerisindeki etkinliği ve İHD’deki eş başkanlık görevi, onu yerel düzeyde tanınan bir insan hakları savunucusu haline getirmişti.

    Olayın ardındaki motivasyon ve saldırı gerekçelerine ilişkin resmi açıklamalar beklenirken, emniyet güçlerinin soruşturmayı derinleştirdiği öğrenildi.

    PİRHA/İZMİR

  • DAD İzmir Şubesi’nin Gağan kutlamasında barış vurgusu- VİDEO

    DAD İzmir Şubesi’nin Gağan kutlamasında barış vurgusu- VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi’nin Gağan etkinliğinde Suriye’deki Aleviler ile birlikte Halep’te Kürtlere yönelik soykırım saldırıları kınandı. Alevi toplumunun kültürünü unutmaması ve tarihsel hafızasının diri tutulması vurgulanan etkinlikte, Alevilerin barışın tarafı olduğu mesajı verildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Alevi inancında yeni yılın gelişini temsil eden Gağan vesilesiyle Bayraklı’da bulunan İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde kutlama gerçekleştirdi. Kutlamada DAD İzmir Şubesi Kadın Korosu ve Sanatçı Burhan Karakaş sahne aldı.

    Kutlamanın gerçekleştiği salona “Rojava ve Suriye’deki katliamlara dur”, “İnancımızla ikrarlaşarak demokratik topluma yürüyoru”, “Gaxané şima bimbarek bo, Gaxan é we piroz bé, Gağan’nınız kutlu olsun” pankartları asılırken, kutlamaya siyasi parti, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.  Etkinlikte demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için durulan saygı duruşunun ardından Kureyşan Ocağı’ndan Pir İsmail Alkan gülbengi ile Bamansûr (Babamansur) Ocağı’ndan Ana Elif Hurustan Çerağ uyandırdı.

    Çerağ uyandırılmasının ardından konuşmalar yapıldı. Buluşmanın amacının Alevilik inancındaki Gağan kültürünü hatırlatmanın olduğunu söyleyen DAD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Fadime Dapaklı, “Bir toplum kültüründen, ikrarından saparsa o toplum kaybolur. Biz de diyoruz ki biz yolumuzu kaybetmeyelim. Bu yolumuzu çocuklarımızı öğretelim. Çocuklarımız sürdürsün. Kamil insanlarımız çok doğru bir söz etmiş; ‘Her ot kökünde yeşerir, her kuş kendi dilinde öter. Kim aslını inkar ederse yoluna, izine toz atar.’ Yeni yıl bize barış getirsin. Biz kadınlar savaş değil, barış istiyoruz” dedi.

    “SİLAHLARIN YAKILMASI BİZİM İÇİN EN BÜYÜK ÇERAXDIR”

    Gağan’ın Alevilik inancında ki önemine vurgu yapan DAD İzmir Eşbaşkanı Fırat Dikmen de Gağan bir komün olduğunu hatırlattı. 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısına işaret eden Dikmen, “11 Temmuz’da silahların yakılmasıyla beraber barış ortamı için bir umut oluştu. Bu silahların yakılması biz Aleviler için uyandırılmış en büyük Çeraxlardan bir tanesidir. Bu barışı bozmak isteyenler, bugün Suriye’de, Rojava’da Kürtlere, Alevilere, Süryanilere ve bütün Hristiyan halklara saldırıyor. Bu katliamları burdan en sert şekilde kınıyoruz. Yanı başımızda katledilen canlar, kardeşimizdir, canımızdır. Suriye’de direnen Kürt halkını, İran’da haklarını arayan bütün halklara selamlıyorum. Xizir yoldaşları, yoldaşımız olsun” diye kaydetti.

    “ALEVİ KADINLAR ASİMİLASYONA BOYUN EĞMEYECEK”

    DAD Kadın Meclisi’nden Güler Karagöz, Alevilik inancında yaşamın kutsal olduğunu, Türkiye’de Alevi kadınların inançları ve kimliklerinden dolayı katledildiğini belirterek, Dersim’den Sivas’a uzanan katliamların asimlasyon politikasının parçası olduğunu söyledi. Güler Karagöz, “Biz kadınlar olarak yalnızca barışı değil, yaşamın her alanında söz hakkını savunuyoruz. İnancımıza, kimliğimize ve bedenimize yönelen her türlü şiddetin karşısındayız. Kadın kimliklerine, Alevi inancına ve insan onuruna yöneltilen her saldırıya karşı açık ve net bir yerde duruyoruz. Gaxan’ın bize öğrettiği gibi: Umut örgütlenir. Işık paylaşılır. Karanlık kader değildir. Bugün buradan bir kez daha söylüyoruz: Alevi kadınlar susmayacak. Asimilasyona boyun eğmeyecek. Katliamları unutmayacak, unutturmayacak” ifadelerini kullandı.

    Çatışmalı süreçlerde yaşamını yitiren oğlunu anarak konuşan Fadime Kocakaya, “Ben Aleviyim, ben Kürdüm, ben Hasret Gültekin’im, Dersim’de katliamlarda kara trene bindirilen kadınım. Ben gözümden sakındığım, birgün giden ve bir daha gelmeyen o gençlerin annesiyim. Ben Roboski’de bombalanan 14 yaşındaki çocuğum. Jin, jiyan, azadî” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından DAD İzmir Kadın Korosu sahne aldı. Gaxan’ın sembolük figürleri olan Kal û Veyvikê folklorik bir gösteri gerçekleştirdi, izleyiciler halaya durdu. Etkinlik son olarak sanatçı Burhan Karakaş’ın sahne almasıyla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • DAD İzmir Şubesi’nden Elsa işçilerine ziyaret: İnsanca yaşamın direnişi!-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi’nden Elsa işçilerine ziyaret: İnsanca yaşamın direnişi!-VİDEO

    PİRHA- Yaklaşık 10 gündür Elsa Tekstil önünde eylem yapan işçilere Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi destek verdi. Ziyarette konuşan DAD Eş Başkanı Fadime Dapaklı, “Bu direniş sadece bir iş yeri direnişi degil, bu direniş emeğin, onurun, adaletin ve insanca yaşamın direnişidir” dedi.

    Tommy Hilfiger için İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Yeşim Tekstil’in fason firması ELSA Tekstil, geçtiğimiz günlerde yeni iş alamadıkları gerekçesiyle bünyesinde çalıştırdığı onlarca işçinin işine son verdi. Yıllık izinleri, maaşları, kıdem ve ihbar tazminatlarının içeride kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan Elsa işçileri, haklarını almak için kapı önünde direnişe başladı.

    Yaklaşık 10 gündür Elsa Tekstil önünde eylem yapan işçilere Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi destek verdi. Alkış ve zılgıtlarla yapılan karşılaşmada ‘Elsa işçisi yanlız degildir’ sloganları atıldı.

    Ziyarette konuşan DAD Eş Başkanı Fadime Dapaklı, işçilerin eylemini selamlayarak her zaman yanlarında olduklarını söyledi. Dapaklı, “Bu direniş sadece bir iş yeri direnisi degil, bu direnis emeğin, onurun, adaletin ve insanca yaşamın direnişidir” dedi. Patronlara seslenen Dapaklı, krizin faturasini işçilere cikaramazsiniz.  Bizler her zaman yaninizdayiz. Elsa işçisi yanlız degildir”dedi.

    Açıklamadan sonra getirdikleri lokmaları paylasan DAD üyeleri halay cekerek eyleme destek verdi.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir Alevi Kurumlarından 2026 mesajı: Eşitliğin, barışın ve özgürlüğün yılı olsun!-VİDEO

    İzmir Alevi Kurumlarından 2026 mesajı: Eşitliğin, barışın ve özgürlüğün yılı olsun!-VİDEO

    PİRHA- İzmir’deki Alevi kurum başkanları 2026 yılının halklar ve inançlar için özgürlük ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ederek, yeni yıla dair dileklerini paylaştılar. Mesajlarda 2026 yılının, savaş politikalarına karşı barışın inşa edildiği ve eşit yurttaşlık mücadelesinin kazanımla sonuçlandığı bir yıl olması istendi.

    İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Aleviler, 2026 yılına yılına eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2026 yılı da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarına, zorbalığa karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacak.

    İzmir’deki Alevi kurum başkanları ve pirler yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı. Mesajlar şöyle:

    “BARIŞIN VE ADALETİN HAKİM OLDUĞU BİR YIL OLSUN”

    Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir: Kalbimizdeki iyiliklerin yolumuza ışık tuttuğu, yen yılın bir önceki yıldan daha aydınlık olacağı; adaletin, barışın, sevginin ve hoşgörünün hakim olduğu bir yıl diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun.

    “DAYANIŞMAYI YARATAN YENİ BİR YIL OLSUN”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik:  Yeni bir yıla girerken tüm zorluklara, acılara rağmen umudu büyütmenin, birlik olmanın her zamankinden daha önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Aleviler olarak yüzyıllardır karanlığa karşı ışığı, zulme karşı dayanışmayı savunduk. 2026 yılına girerken de en büyük dileğimiz; farklılıklarımızla bir arada, eşit ve özgür bir yaşamın mümkün olduğuna olan inancımızın güçlenmesidir. İnancımızdan, kimliğimizden ve haklı taleplerimizden vazgeçmeden yan yana durarak bu ülkeye barışı ve adaleti getirebiliriz. Yeni yılın ayrıştıran değil birleştiren, dayanışmayı yaratan bir yıl olmasını diliyorum.

    “GELECEĞİ EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE KURMAK HEPİMİZİN GÖREVİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şube Eş Başkanı Fadime Dapaklı: 2026 yılına girerken yıllardır mücadele ettiğimiz eşit yurttaşlık talebimizin artık bir talep olarak değil, anayasal ve toplumsal bir gerçeklik olarak kabul edilmesini istiyoruz. Barış sadece silahların susması değil adaletin, hakkaniyetin ve rızalığın tesis edilmesidir. Barış, eşitçe ve özgürce birlikte yaşamaktır. 2026 yılının inançların tanındığı, kimliklerin özgürce yaşanabildiği, gerçek bir barışa dönüşmesini temenni ediyoruz. Bu umudu birlikte büyütmek, barışı kalıcı kılabilmek ve geleceği eşitlik temelinde kurmak hepimizin sorumluluğudur.

    “EŞİT YURTTAŞLIK YILI OLMASINI DİLİYORUM”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Karşıyaka Şube Başkanı Eren Alagöz: 2026 yılının barışın, sevginin, hoşgörünün yılı olmasını diliyorum. 2025 yılında yaşadığımız barış politikalarının yeni yılda sağlam zeminler üzerinde kurulması ve eşit yurttaşlık yılı olmasını temenni ediyorum.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KATLEDİLİYORKEN SUSMAK İNSANLIKTAN VAZGEÇMEKTİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği  GYK Üyesi Kenan Yaşatürk:  2025 yılı bize bir kez daha gösterdi ki sömürü küresel, yoksulluk bilinçli ve savaş planıdır. Ama direnişte öyledir. Suriye’de Aleviler katlediliyorken, Filistin’de bir halk yok edilmeye çalışıyorken susmak insanlıktan vazgeçmektir. Biz susmuyoruz, biz vazgeçmiyoruz. İşçilerin alın terinin karşılığını aldığı, kadınların yaşam hakkının korunduğu, gençlerin gelecek kaygısının olmadığı, Alevilerin eşit yurttaş sayıldığı, tüm halkların kardeşçe yaşadığı bir yıl olması dileğiyle, umuduyla. 2026 yılı boyun eğmenin değil dayanışmanın yılı olsun.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de Tommy Hilfiger’a üretim yapan Elsa Tekstil yüzlerce işçiyi işten çıkardı

    İzmir’de Tommy Hilfiger’a üretim yapan Elsa Tekstil yüzlerce işçiyi işten çıkardı

    PİRHA- İzmir’de dünyaca ünlü giyim markası Tommy Hilfiger için üretim yapan Yeşim Tekstil’in fason firması Elsa Tekstil’de ‘yeni iş alamadık’ bahanesiyle işten çıkarılan ve haklarını aramak için atölye önünde eyleme geçen işçiler, , süreci yargıya ve eylemlere taşıyacaklarını belirttiler.

    Yıllık kazancı 510 milyon dolar olan ve dünyaca ünlü giyim markası Tommy Hilfiger için İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Yeşim Tekstil’in fason firması ELSA Tekstil, geçtiğimiz günlerde yeni iş alamadıkları gerekçesiyle bünyesinde çalıştırdığı onlarca işçinin işine son verdi. Yıllık izinleri, maaşları, kıdem ve ihbar tazminatlarının içeride kalma tehlikesiyle karşı karşıya olan Elsa işçileri, haklarını almak için kapı önünde direnişe geçti. İşçiler, bugün de notere giderek Yeşim Tekstil ve Elsa Tekstil işverenlerine ihtar gönderdi.

    Henüz alamadıkları maaşlarını, yıllık izinlerini, kıdem ve ihbar tazminatlarını ne zaman alacaklarını soran işçilere ise İ’henüz hesaplama yapmadıklarını, hesaplama yaptıktan sonra duruma bakacaklarını’ ifade etti.

    İşçiler yaptıkları açıklamada yıllardır düşük ücretlerle, yoğun mobbinge maruz kalarak patronları zengin ettiklerini, patronların ise hiçbir haklarını vermeden onları kapı dışarı ettiklerini ancak buna sessiz kalmayacaklarını belirttiler.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de anma: Toplumsal barış yüzleşmekle mümkündür-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılında İzmir’de yapılan anmada Alevi nefreti ve soykırımlarının sınır tanımadığına vurgu yapılarak, “Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir” denildi.

    Maraş Katliamı’nın 47’nci yıldönümü dolayısıyla Alevi örgütleri Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. “Maraş Katliamı’nı unutmadık unutturmayacağız” yazılı pankartın açıldığı anmada, “Maraş’ı unutma unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganların atıldı. Anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Anma öncesinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, katliamla yüzleşme çağrısı yaparken, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ise, “Alevi oldukları için Maraş’ta insanları katlettiler. Bu zihniyet aynı zamanda Suriye’de Alevileri katlediyor. Bu akıl yine tekçilik. Bu topraklara demokrasi, eşitlik gelecek ise birlikte daha fazla sesimizi yükseltmek gerekiyor. Ülkede bir seneden süren bir süreç var ve yeni katliamların olmaması için barış diyoruz. Bu barış iktidar ve ortaklarının iki dudağı arasına bırakılmayacak kadar değerli bir barış. Barış ancak katliamlarla yüzleşilmekle sağlanır. Barış kağıt üzerinde yazılan iki cümle ile bu topraklara gelmez. Maraş’ta kaybettiğimiz canları anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Kurumlar adına basın metnini ise Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız okudu.

    Basın açıklamasında, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta yaşananların münferit bir olay olmadığı vurgulanarak, katliamın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırı olduğu ifade edildi. Açıklamada, yüzlerce Alevinin katledildiği, binlercesinin yaralandığı, on binlerce kişinin ise evlerinden ve topraklarından zorla koparıldığı hatırlatıldı. Alevilere ait mahallelerin sistematik biçimde hedef alındığı, evlerin, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin yağmalanıp yakıldığı belirtildi.

    “ÖRGÜTLÜ, PLANLI VE İNANÇ TEMELLİ BİR SALDIRIYDI”

    Maraş Katliamı’nın örgütlü, planlı ve inanç temelli bir saldırının sonucu olduğunu belirten Kemal Yıldız, “Maraş, bir çocuğun yalnızca Alevi olduğu için kazana atılarak kanının akıtıldığı karanlık bir tarihtir. Anaların, çocukların, hamile kadınların, gençlerin ve yaşlıların yalnızca Alevi kimlikleri nedeniyle katledildiği; insan onurunun ayaklar altına alındığı bir yerdir. Alevi olmanın yaşam hakkı için tehdit sayıldığı, devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğunu yerine getirmediği ve adalet mekanizmalarının bilinçli biçimde işletilmediği bir utanç tablosudur. Bu katliam, yalnızca Maraş’ta yaşayan canlarımızın değil;, Koçgiri’de, Dersim’de Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşananlarla birlikte Alevi toplumunun tamamının ortak hafızasında kapanmamış bir yaradır. Yaşanan her katliamda aynı inkârcı, ayrımcı ve düşmanlaştırışı zihniyetin izlerini görmekteyiz. Bu nedenle bugün burada yalnızca bir yas tutmak için değil; insanlık onurunu savunmak, hakikati talep etmek ve bir daha Maraşların yaşanmaması için mücadele kararlılığımızı ifade etmek için bulunuyoruz” dedi.

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMEDEN TOPLUMSAL BARIŞIN KURULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Cezasızlık anlayışının, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırladığını ifade eden Kemal Yıldız, “Maraş davası yıllar boyunca sürüncemede bırakılmış; hukukçuların ve ailelerin defalarca yaptığı başvurulara rağmen Genelkurmay arşivleri gizlenmiş, katledilen canlarımızın mezar yerleri açıklanmamış, gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları “talihsiz olaylar” olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Katliamlarla yüzleşmeden ortak bir gelecek kurulamaz!” diye belirtti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM VE NEFRET SINIR TANIMIYOR”

    Kemal Yıldız, açıklamanın devamında Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarına dikkat çekerek, bu saldırıların Maraş’taki gibi aynı zijniyetin ürünü olduğunun altını çizdi. Yıldız, “Alevi toplumu açısından Maraş, yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşanmış bir katliam değildir. Aynı coğrafyanın ve inanç dünyasının bir parçası olan Suriye Alevileri de özellikle Suriye’deki selefi çetelerin silahlandırılması sürecinden başlayarak, günümüzde de yaşandığı gibi, sistematik saldırılara, katliamlara ve zorunlu göçe maruz bırakılmıştır. Maraş’ta yaşanan katliam ile Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, aynı nefret ideolojisinin ve aynı karanlık zihniyetin ürünüdür. Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır” ifadelerini kullandı.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Kemal Yıldız, uluslararası kamuoyunu ise Alevilere yönelik nefret politikalarına ve soykırım saldırılarına karşı harekete geçme çağrısında bulunarak şunları söyledi:

    “Buradan uluslararası topluma ve başta Türkiye olmak üzere dünya devletlerine sesleniyoruz; Colani katilini ve HTŞ çetelerini korumaktan ve palazlandırmaktan vazgeçin. Htş çetelerine verdiğiniz askeri ve ekonomik destek, Alevilerin katliamına cesaret vererek zulmün ve soykırımın yolunu açmaktadır. Dökülen her kanda sizlerin de sorumluluğu vardır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan İzmir’de anıldı-VİDEO

    Gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan İzmir’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) öncülüğünde İzmir’de düzenlenen anma programında katledilen gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan anıldı. Anmada, her iki gazetecinin verdiği hakikat mücadelesinin sürdürüleceği vurgulandı.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) ve Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Kuzey ve Doğu Suriye’de 19 Aralık 2024 tarihinde haber takip ettiği sırada SİHA saldırısı sonucu  katledilen gazeteci Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ı andı.

    Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube’de düzenlenen anma etkinliğine çok sayıda yurttaş katıldı. Anmanın yapıldığı salonda Cihan Bilgin ve Nazım Daştan’ın fotoğraflarının etrafına mumlar ve karanfiller konuldu.

    “ARAÇLARININ ÜZERİNDE ‘PRESS’ YAZMASINA RAĞMEN HEDEF OLDULAR”

    Anmada konuşan Gazeteci Naz Özek, “Arkadaşlarımız Cihan ve Nazım gazeteciydi ve gerçeği dünya kamuoyuna duyurmak için oradaydılar. Katledilişinin üzerinden bir yıl geçti. Araçlarının üzerinde ‘Press’ (basın) yazmasına rağmen saldırı hedefi oldular. Buna rağmen uluslararası insan hakları kurumları, onların katledilmesiyle ilgili hiçbir soruşturma başlatmadı ve sessiz kaldı. Bir kez daha gördük ki, konu Kürtler olduğunda ya düşman oluyorlar ya da sağır ve dilsiz kesiliyorlar. Ama biz, Apê Musa’nın küçük generalleri olarak, gerçeğin peşinden giderek, hesap soracağız. Kameralarının düşmesine, kalemlerinin kırılmasına izin vermeyeceğiz. Onların yolu, mücadelemizi aydınlatıyor. Bu yolda canlarını feda eden yoldaşlarımızı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız” dedi.

    “HAKİKATİ YAZIYORUZ”

    Gazeteci Can Kırbaş, Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in hakikati yazma mücadelesini sürdürdüklerini belirterek, kalemlerini yerde bırakmayacaklarını söyledi.

    Gazeteci Nujin Yıldız da, gazetecilerin hedef alınmasının bilinçli ve organizeli olduğunu vurgulayarak, “Onlar sayesinde hakikate eriştik. Hakikati bastıramadıkları için arkadaşlarımızı katlettiler. Özgür basın her daim hedef alındı. Bize düşen de özgür basın emekçilerinin bize bıraktığı hakikati devralmak ve hakikati yansıtmak. Hakikat mücadelesini devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

    “HALKLARIN BİR ARADA YAŞAMINI GÖSTERDİLER”

    Gazeteci Uğurcan Boztaş ise özgür basın tarihininin baskı ve direniş ile geçtiğini belirterek, “Bizler de bu baskıcı ve kirli politikalara karşı cevap olmaya çalışıyoruz. Cihan ve Nazım Kuzey ve Doğu Suriye halklarının birlikte yaşamını tüm dünyaya gösterdiler. Onların mücadelesini zirveye çıkaracağız” sözlerine yer verdi.

    Konuşmanın ardından Cihan Bilgin ve Nazım Daştan için hazırlanan sinevizyon gösterimiyle anma sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Maraş Katliamı’nda yitirilenler Seferihisar’da anıldı- VİDEO

    Maraş Katliamı’nda yitirilenler Seferihisar’da anıldı- VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Seferi Hisar Şubesi, ‘Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümü dolayısıyla bir anma gerçekleştirdi. Seferihisar şubesinde yapılan açıklamada, “Bu acıların bir daha yaşanmaması ve mücadele kararlılıklarını göstermek için toplandıklarını ifade ettiler.”

    Maraş Katliamı’nın 47. yıl dönümünde yitirilenler, Alevi Kültür Dernekleri’nin Seferihisar şubesinde yapılan açıklamayla anıldı. Açıklamayı okuyan Serpil Deniz, “Bugün bir insanlık suçu olarak tarihe geçen, tarifsiz acıların çekildiği Maraş katliamını anmak, yitirdiklerimizin anısına saygı duymak için toplandıklarını” ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Maraş Katliamı 47’inci yılında acımız ve öfkemiz de ilk günkü gibi taze. Aradan yarım asır geçmesine rağmen bu karanlık tarih sayfası hafızamızdan silinmemiş; unutturulmak istenmesine karşın Alevi toplumunun kolektif belleğinde tüm çıplaklığıyla yaşamaya devam etmiştir. Çünkü Maraş, yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değil; adalet sağlanmadığı için bugünü ve geleceği tehdit eden açık bir yaradır. Maraş Katliamı’nın Koçgiri’de, Dersim’de, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da, Roboski’de, 19 Aralık Hayata Dönüş operasyonunda yaşananlarla birlikte toplumunun ortak hafızasında derin bir yara olarak hala kanamakta. Türkiye tarihinde kara puntolarla yazılan katliamları anmak toplumsal belleğimizin oluşması açısından da da çok önemli. İçimize acıtsa da, çok zor gelse de tarihi kendi çıkarları için yeniden yazanlara karşı da toplumsal hafızamızı korumak toplumsal bilincimizi besleyecektir. Çünkü toplumsal hafızamız yaratacağımız özgür geleceğimizde uçmamızı sağlayacak kanatlarımız olacaktır.” dedi.

    “KATLİAMA ADIM ADIM ÖRÜLEREK GELİNDİ”

    Katliam sürecinin adım adım örülerek, 19 Aralık tarihine gelindiğini belirten Deniz, “19 Aralık’ta başlayıp devletin gözü önünde 26 Aralık’a kadar süren bu katliama adım adım gelindi. Olaylar, gergin bir siyasi atmosferin ortasında, profesyonelce kurgulanmış provokasyonlarla başladı. Sinemaya atılan bomba, kışkırtıcı cenaze törenleri. Ancak fitili ateşleyen asıl unsur, hafızamızın en acı köşesine kazınan o nefret sözleriydi:
    “Hac ile cennete gidemezsiniz, bir Kızılbaş öldüren cenneti garanti eder.”
    Bu cümleler, bir halkın vicdanının kana düştüğü anın somutlaşmış halidir. O günlerde camilerden yayılan bu nefret çağrıları, hedef gösterilen Alevi yurttaşların canlarını almaya, evlerini ve işyerlerini yağmalayanlara ön ayak oldu.
    O provokatif çağrılar ve eylemler; Alevilerin inançlarını ve en temel insan haklarını ortadan kaldırmaya yönelik dini bir gerekçe üreterek katliamın önünü açtı.
    Mahalleler, günler öncesinden üç hilallerle işaretlenmiş, Alevilerin kapılarına çarpılar atılarak hedef açıkça belirlenmişti. Bu, eylemin kendiliğinden değil, planlı bir linç ve imha girişimi olduğunu gösteren en net delillerden biridir.
    Resmi kayıtlara göre bile yüzün üzerinde can kaybı, yüzlerce yaralı, tecavüzler, yağmalar ve binlerce insanın zorla göç ettirilmesiyle sonuçlanan bu olaylar dizisi, basit bir “sağ-sol çatışması” olarak açıklanamaz. Maraş, sıradan bir cinnet anı değildi; o, Ülkücü (milliyetçi) gençlik, MİT ve Kontr-Gerilla işbirliği ile tezgahlanmış, devletin derin dehlizlerinde planlanmış sistemli bir Alevi kıyımıydı” dedi.

    “KATLİAMIN GERÇEK FAİLLERİYLE YÜZLEŞİLMEDİ”

    Bugüne kadar katliamın gerçek failleriyle ilgili kapsamlı bir hesaplaşma yaşanmadığını söyleyen Serpil Deniz, “Devlet, olayların üzerini örten karanlığı dağıtma yönünde irade göstermediği gibi bazı katiller MHP tarafından milletvekilliği ile ödüllendirilmiştir. Bu cezasızlık anlayışı, yalnızca Maraş’ın değil, sonrasında yaşanan pek çok katliamın da zeminini hazırlamış; 12 Eylül askeri darbesine giden sürecin toplumsal altyapısını oluşturmuştur.

    Maraş davasının yıllarca sürüncemede bırakıldığını ve defalarca yapılan başvurulara rağmen Genelkurmay arşivlerini gizlemiş, katledilenlerin mezar yerlerini bile açıklanmamıştır. Gerçeklerin üstü sistematik bir şekilde kapatılmıştır. Devlet, kendi sorumluluğuyla yüzleşmek yerine Maraş’ta yaşananları ‘talihsiz olaylar’ olarak nitelendirmiş; kontrgerilla yapılanmalarının rolünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Alevi toplumu olarak bir kez daha açık ve net biçimde ifade ediyoruz: Maraş Katliamı bir insanlık suçudur. Bu suçla gerçek anlamda yüzleşilmeden, failler ve sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden bu ülkede toplumsal barışın kurulması mümkün değildir Genelkurmay ve ilgili tüm devlet arşivleri derhâl açılmalı; kayıplarımızın mezar yerleri gizlenmemeli, Maraş Katliamı bağımsız ve tarafsız bir şekilde yeniden soruşturulmalıdır” çağrısında bulundu.

    19 Aralık’ta Maraş’ta olduğu gibi bugünde Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarının aynı zihniyetin ürünü olduğunu ifade eden Serpil Deniz, açıklamanın sonunda şunları dile getirdi:

    “Her iki coğrafyada da Aleviler soykırıma maruz kalmıştır. Bu durum, nefret siyasetinin sınır tanımadığını ve Alevi toplumuna yönelik tehdidin uluslararası bir boyut taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle bir coğrafyada yaşanan zulüm, başka bir coğrafyada yaşayan Alevilerin kaderinden bağımsız değildir. Acılarımız ortaktır; mücadelemiz de ortak olmak zorundadır. Biz Aleviler zulme karşı yaşamı, barışı ve insan onurunu savunan bir inancın ve tarihsel direncin talipleriyiz. Gerçekler ortaya çıkana, adalet sağlanana ve bu topraklarda eşit yurttaşlık tesis edilene kadar birleşik mücadelemizi sürdüreceğiz. Nasıl ki Maraş katliamında sol sosyalistlerle birleşik mücadele ile faşizm püskürtüldü ise yine bugün yüreğimizi yan yana koyarak çocuklarımız için özgür bir gelecek için mücadele edeceğiz ve katillerden hesap soracağız.” denildi.

    Açıklamanın ardından şube içerisine geçen katılımcılar, burada lokmalarını paylaşarak, yitirilen canlar anısına söylenen türkülerle anmayı sonlandırdılar.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Suriye’deki Alevi soykırımı Menemen’de kitlesel yürüyüşle protesto edildi-VİDEO

    Suriye’deki Alevi soykırımı Menemen’de kitlesel yürüyüşle protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Menemen Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevi soykırımını düzenlediği yürüyüşle protesto etti. Açıklamada insanlığa karşı savaş suçlar hakkında acil soruşturma başlatılması ve saldırılardan sorumlu olanların cezalandırılması çağrısında bulunuldu.

    Menemen Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik soykırım saldırılarını protesto ederek

    Menemen İZBAN durağı önünden yürüyüşe geçen kitle, “Suriye’de Alevi Katliamı Var Sessiz Kalma” pankartı açarak, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları ile yürüdü. Yürüyüşe kitle dışında esnaf ve yurttaşlar da destek verdi.

    “SEYİRCİ KALANLAR TÜM ALEVİLERİ TEHDİT ETMEKTEDİR”

    Menemen Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı yapan Gamze Yentür, 10 Aralık 2024’ten itibaren Aleviler ve diğer azınlıklara yönelik sistematik saldırıların aratarak devam ettiğini hatırlatarak, “Bu ülkenin vicdanlı insanları, bu halkın onurlu evlatları olarak, katliamın gölgesinde yaşam savaşı veren Alevilerin yanında olacağımızı, bu zulme ortak olmayacağımızı bir kez daha haykırıyoruz. Ortadoğu’da emperyalizmin maşası olan Colani ve çetesi insanlığa karşı sayısız suç işlemişlerdir, işlemeye devam etmektedir. Ülkemizi işçiler, emekçiler, öğrenciler kadınlar ve muhalif tüm kesimler için yaşanmaz hale getirenler Suriye’de kan dökülmesine seyirci kalarak aslında tüm Alevileri tehdit etmektedir. Yani bize Suriye’de ölümü gösterip burada sıtmalı yaşama razı olmamız isteniyor” dedi.

    SORUMLULARIN YARGILANAMASI VE GÜVENLİ BÖLGE ÇAĞRISI

    “Dün Şengal’de Ezidi kadınlar bugün Alevi kadınlar bu kanlı pazarın ağır bedellerini ödüyor” diyen Gamze Yentür, “Suriye’de başta Aleviler olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlıklara yönelik işlenen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları hakkında acil soruşturma başlatılmasını, saldırılardan etkilenen sivillerin korunmasına yönelik uluslararası tedbirlerin alınmasını, güvenli bölgelerin tesis edilmesini, sivillerin tahliye edilmesi için uluslararası izleme mekanizmalarının devreye sokulmasını ve saldırılardan sorumlu gruplara yönelik ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulanmasını, sorumluların cezalandırılması için etkin adımlar atılmasını istiyoruz” çağrısında bulundu.

    MARAŞ VE CEZAEVLERİ KATLİAMI HATIRLATILDI

    Gamze Yentür, Suriye’nin sahil kesimlerinde Alevileri katledilenlerin Maraş, Sivas, Suruç ve diğer katliamları planlayarlar ile aynı zihniyetin ürünü olduğunu kaydetti. Yentür, şöyle devam etti:

    “Aralık ayı, Türkiye yakın tarihi için derin ve kanayan yaraların açıldığı, hafızalardan silinmeyecek karanlık dönemlerin simgesidir. Bu topraklarda yaşanan acıların en büyüklerinden biri 19-26 Aralık 1978 tarihlerinde gerçekleşen Maraş Katliamı’dır; Alevileri hedef alan bu sistematik şiddet hala bizlerin en büyük travmalarından biridir.  Benzer şekilde, tam 22 yıl sonra, 19 Aralık 2000’de başlatılan ve “Hayata Dönüş Operasyonu” adıyla anılan Hapishaneler Katliamı, siyasi mahpusları teslim almak için yapılmış ve yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine veya sakat kalmasına neden olmuştur. Bu iki olay, devlet ve toplum nezdinde hesaplaşılmamış, cezasızlıkla sonuçlanmıştır. Geçtiğimiz günlerde 19 Aralık davası zamanaşımına uğratılarak bir kez daha cezasızlık, adaletsizlik pekiştirilmiştir.”

    Yentür son olarak, “Ancak herkes bilsin ki; biz bu karanlığı da onun bizlere reva gördüklerini de biliyoruz. Susmayacağız! Alışmayacağız! Unutmayacağız! Affetmeyeceğiz!” diye konuştu.

    Açıklama alkış ve sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • KESK’in İzmir bölge mitinginde genel grev ve mücadele çağrısı-VİDEO

    KESK’in İzmir bölge mitinginde genel grev ve mücadele çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Meclis’te 2026 yılı bütçe görüşmeleri sürerken Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), İzmir’de “Sermayenin bütçesine hayır, halk için bütçe, demokratik Türkiye” şiarıyla miting düzenledi. Mitingde bütçenin yoksulluğu arttıracağını vurgulayanarak, “Bütçe hakkımız için ezilenleri ortak mücadeleye, genel grev genel direnişe çağırıyoruz” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu, ekonomik kriz ve mecliste görüşülen merkezi bütçeye karşı “Geçinemiyoruz” şiarıyla bölgesel miting düzenledi.

    Miting için Konak Eski Sümerbank önünde toplanan kitle mitingin yapılacağı Cumhuriyet Meydanına kadar yürüdü.  “Geçinemiyoruz. Halk için bütçe, demokratik Türkiye”, Savaşa, talana yoksulluğa karşı halk için bütçe”, “Sermayeye değil emekçiye bütçe” pankartları açılan yürüyüşte “AKP mezara halk iktidara”, “Sefalete teslim olmayacağız”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın sınıf dayanışması”, “AKP’ye kul sermayeye köle olmayacağız” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

    Mitinge KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Muğla, Aydın, Balıkesir, Denizli, Manisa, Kütahya ve Uşak’tan kamu emekçilerinin yanı sıra kentte bulunan çok sayıda siyasi parti ve kurum da katıldı.

    Platform adına konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Başak Edge, zengin bir azınlığın servetine servet katarken yoksul çoğunluğun sefalet, geleceksizlik, umutsuzluk, güvencesiz bir yaşama mahkum edildiğini söylerek, “Bir ülkede kiralar artık bir asgari ücretten fazlaysa, maaşlar en sağlıksız şekilde beslenebilmek için dahi yetmez durumdaysa, tencereler kaynamıyor, temel insani ihtiyaçlar dahi karşılanamıyorsa tepkimizi göstermek için daha neyi bekliyoruz? Bu ilkel ve vahşi şartlar altında yaşamak bizlere reva mıdır? Açlık-tokluk savaşı vermenin insanlıkla, medeniyetle, çağdaşlıkla, uygarlıkla ne ilgisi vardır? Yüksek enflasyon altında ezilen, işsizlikte, yüksek faizde dünya rekorları kıran bir ülkede yaşam mücadelesi vermenin ne demek olduğunu patronlar bilemez. Bu düzen onların kârlarına kar katmakta olduğundan bilseler de buna ses etmezler. Bu yüzden emekçilerin yegane yolu kendi sınıf kardeşleri ile birlikte mücadele ederek haklarını almaktır” dedi.

    GENEL GREV ÇAĞRISI

    Bu şartlar altında hiçbir kuruma, kişiye, sınıfa yalvarmayacaklarını vurgulayan Başak Edge, “Kapitalizm doğası gereği ekonomik buhranlarla sarsılmaya mahkumdur. İşte tam da bu emek ve halk düşmanı bütçe nedeniyle sesimizi yükseltmek, duyulmasını sağlamak, emekten, yoksullardan yana bir devlet bütçesinin hazırlanması için haykırmak için bir araya geldik. Asgari ücretin ülkenin temel ücretlendirme modeli olmaktan çıkartılmasını istiyoruz. Asgari ücretin insanca yaşamayı elverir seviyeye yükseltilmesini talep ediyoruz. İşsizliğin ortadan kaldırılmasını, enflasyonun düşürülmesini, ekonomik refahın sağlanmasını, gelir dağılımında adaleti, vergi yükünün çok kazanandan çok az kazanandan az olacak şekilde eşit ve adil şekilde düzenlenmesini istiyoruz. Milyonlarca insan sefalet şartlarında yaşam mücadelesi verirken zengin bir azınlığın daha da zenginleşmesi adına bir bütçeyi kabul etmiyoruz. Bütçe hakkımız için tüm işçi ve emekçileri, ezilenleri ortak mücadeleye genel grev genel direnişe çağırıyoruz” diye konuştu.

    KOÇAK: EGE’NİN DEĞİL SERMAYENİN BÜTÇESİ

    Ardından konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise şunları söyledi:

    “Buradan yükselen ses sadece bir itiraz değil isyanın, kararlılığın, umudun sesidir. Gelir ve gider kalemleri sınıfsal tercihlerle oluşturulur. İktidarın oluşturduğu bütçe sınıfsal tecihleriyle oluşuyor. Geliri işçilerden aldığı vergilerle oluşturuyor. Pay edilirken ise çok açık olarak yandaş holdinglere, faizlere gidiyor. Faiz giderlerinde dünya birincisi olmuş durumdayız. Kaynak var ama kaynağı kime verdikleri meselesi sorun. Bütçeden sağlık ve eğitime, kamu yatırımlarına pay yok.

    Bu olmayınca karşımıza hastanelerde randevu bulamamak, çocuğumuzu gönderecek okul bulamamak, eğitimin niteliğinin düşmesi çıkıyor. Yani bütün sorumluluk yoksullara bırakılıyor. Öte yandan orman yangınları, depremler Ege bölgesinin en büyük sorunları. Ülkenmizde yangın söndürme uçakları yok. Kamu yatırımları olmadığı sürece de olmayacak. Yaz geldiginde yine ormanlar yanacak. Bize bu çaresizliği reva görenler belli. Bu bütçe Ege’nin değil sermayenin bütçesidir.”

    Mitingde ayrıca aylardır sendikal hakları için eylemde olan Temel Conta ve Digel Tekstil işçileri de söz aldı. Miting Geniş Merdiven grubunun konseri ile sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Alevi örgütlerinden uyarı: Colani ve destekçileri insanlığa karşı suç işliyor!-VİDEO

    Alevi örgütlerinden uyarı: Colani ve destekçileri insanlığa karşı suç işliyor!-VİDEO

    PİRHA – İzmir’deki Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlara tepki göstererek uluslararası topluma acil çağrıda bulundu. Örgütler, saldırıların sorumlusunun yalnızca Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve lideri Colani olmadığını, bu yapılara destek veren tüm devletlerin ve güç odaklarının da suç ortağı olduğunu vurguladı.

    Alevi Kültür Dernekleri Buca Şubesi Cemevi önündeki Hacı Bektaş Veli Parkı’nda yapılan açıklamaya çok sayıda Alevi örgütü temsilcisi ve yurttaş katıldı. “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarının atıldığı açıklamada, “Suriye’de Alevi katliamı var, durdurun!” pankartı açıldı.

    “3 MAYMUNU OYNAYANLAR YİNE SESSİZ”

    Açıklama öncesi konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, bölgede insani yardım koridorunun açılması ve bağımsız bir heyetin sahil kentlerinde inceleme yapması gerektiğini belirtti.
    Aslan, şunları kaydetti:

    “Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütleri olarak yaşanabileceklere ilişkin kaygılarımızı daha önce de dile getirdik. O gün 3 maymunu oynayanlar bugün de bu katliama sessiz kalıyor. Halkların bir arada yaşayabileceği demokratik bir Suriye’den yanayız. Buna sessiz kalmak katliama ortak olmaktır. Hükümete sesleniyoruz: Besleyip büyüttüğünüz cihadistlere dur deyin. İnsani yardım koridoru açılmalı, bağımsız gözlemci heyet yaşananları yerinde incelemelidir.”

    “HTŞ’NİN NEFRET DİLİ MAZLUM HALKLARIN YAŞAMINA TEHDİTTİR”

    Basın metnini okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt ise Suriye’de zulmün ve katliamların sürdüğünü söyledi. Humus ve çevresindeki Alevi topluluklarına yönelik son saldırıların, “savaşın doğal sonucu değil, inançsal nefrete dayanan örgütlü bir yok etme politikasının parçası” olduğunu vurguladı.

    Bozkurt, HTŞ ve bağlı çetelerin uzun süredir Alevi ve Hıristiyan toplulukları hedef aldığını belirterek şöyle konuştu:

    “HTŞ’nin Emevi akil temelli nefret dili, Suriye’deki bütün mazlum halklar için tehdittir. İnanç merkezlerinin, köylerin doğrudan hedef alınması açık bir savaş suçudur.”

    “DESTEK VEREN HERKES SOYKIRIMA ORTAKTIR”

    Bozkurt, uluslararası kamuoyuna yönelik sert bir çağrıda bulundu:

    “Başta Türkiye olmak üzere ABD, Siyonist İsrail ve bölgedeki işbirlikçileri ile HTŞ’ye doğrudan ya da dolaylı destek veren tüm ülkeler bu soykırımın ortağıdır. Katil Colani ve çetesine verilen her türlü lojistik, mali ve siyasi destek yalnızca bölgedeki mazlum halklara değil, tüm insanlığa karşı suçtur. Bu çeteler derhal savaş suçlusu ilan edilmeli ve yargılanmalıdır.”

    “ZULME SESSİZ KALMAYIN COLANİ’Yİ AKLAMAYIN”

    Alevi toplumunun tarih boyunca barış ve adaletin yanında durduğunu hatırlatan Bozkurt, yaşananları “günümüzün Kerbela’sı” olarak niteledi:

    “Yezit aynı yezit, mazlum aynı mazlumdur. Lazkiye, Hama, Humus’ta hayatını riske atan sivillere destek veriyoruz. Katledilen kadınların ve çocukların sesi olun. Colani’yi meşrulaştırmayın. Onu ‘barış elçisi’ gibi göstermek zulmü aklamaktır. Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır.”

    Açıklama sloganlar ve alkışlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • 165 kurumdan ortak çağrı: Basmane Çukuru İzmirlilere iade edilsin!-VİDEO

    165 kurumdan ortak çağrı: Basmane Çukuru İzmirlilere iade edilsin!-VİDEO

    PİRHA-İzmir’de yıllardır atıl durumda kalan ve kamuoyunda “Basmane Çukuru” olarak bilinen araziye ilişkin TMSF ile mutabakata varıldığı ve alana kültür merkezi yapılacağının açıklanmasının ardından, kentte faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum kuruluşu ortak bir basın açıklaması yaptı. STK’lar, “Basmane arazisi kamunundur” diyerek alanın tamamının İzmir halkına ait olduğunu vurguladı ve tapu iptali talebinde bulundu.

    Basmane Çukuru önünde düzenlenen açıklamada, inşaat süreci yıllardır tartışma konusu olan bölgeye ilişkin Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun yeni kararı hatırlatıldı. Kurul, yapının yüksekliğini 84 metre ile sınırlandırmış, ardından hazırlanan yeni plan İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi gündemine getirilmişti.

    165 KURUM İMZALADI: “PARSEL KAMUYA DEVREDİLSİN”

    165 dernek, kuruluş ve siyasi partinin imza verdiği ortak açıklamayı Mimar İlker Kahraman okudu. Kahraman, söz konusu alanın Kültürpark ile uyumlu biçimde tamamen kamusal bir alan olarak düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Parselin kamuya devredilmesi gerektiğini vurgulayan Kahraman, kamuya ait arazinin yıllar önce sermayeye teslim edilmesinin kamu yararını ihlal ettiğini söyledi.

    Basmane Çukuru’nda AVM gibi ticari yapıların inşa edilmesini “kent suçu” olarak niteleyen Kahraman, şu ifadeleri kullandı:

    “Söz ve karar süreçlerinin şeffaf bir şekilde İzmir halkının onayına sunulması gerekmektedir. Geçmişte hukuksuz biçimde sermayeye devredilen Basmane Arazisi tapusunun iptal edilerek, tamamı İzmirlilere ait olan arazinin yeniden halkın kullanımına döndürülmesini talep ediyoruz. Kamu hissesinin sermayeye devredilmesini kabul etmiyoruz. Devam eden tapu devri iptal davasının olumlu sonuçlanmasını ve parselin tekrar kamuya devredilmesini bekliyoruz.”

    EYLEM BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖNÜNDE SÜRDÜ

    Basmane Çukuru’ndaki açıklamanın ardından katılımcılar yürüyüş yaparak İzmir Büyükşehir Belediyesi önüne geçti. Belediye binası önünde sloganlar eşliğinde bekleyen grup, 165 kurum tarafından imzalanan dilekçeyi belediyeye teslim etti.

    Eylemciler, sürecin takipçisi olacaklarını ifade etti.

    PİRHA/ZMİR

  • Hakan Tosun İzmir’de anıldı: Kamerası hala kayıtta ve onun sesiyiz!-VİDEO

    Hakan Tosun İzmir’de anıldı: Kamerası hala kayıtta ve onun sesiyiz!-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da katledilen Gazeteci ve ekolojist Hakan Tosun için İzmir’de kitesel bir anma ve resim sergisi düzenlendi. Ablası Özlem Tosun, “Adaletin yerine getirilmesii istiyoruz. Hakan’ın kamerası hala kayıtta ve bizde onun sesi olmaya devam edeceğiz” derken, avukatı Onur Cıngır ise, karanlıkta kalan delillerin ortaya çıkarılması için mücadele edeceklerini vurguladı.

    Ekoloji mücadelesi iele tanınan Gazeteci Hakan Tosun’un ailesi ve dostları, kendisini anmak amacıyla Alsancakta bulunan Mimarlar Odası İzmir Şubesi Mimarlık Merkezi binasında resim sergisi ve anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Tosun’un, eylemlerde fotoğrafladığı görüntülerden sergi oluşturuldu.

    Etkinliğe Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz,Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir İl Örgütü, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisi, Yeşil Sol Parti (YSP) İzmir İl Örgütü’nün yanı sıra çok sayıda çevre örgütü temsilcisi ve yurttaş katıldı.

    “NE OLDU SORUSUNUN CEVABINI ALMAK GİBİ BİR BORCUMUZ VAR”

    Sergide ilk sözü alan Karbağlar Helil Kınay, herkesin “Hakan Tosun’a ne oldu?” diye sorduğunu belirterek,”Bu kalabalıkların hepsi yarım kalanların sözlerini tamamlamak için. ‘Ne oldu’ sorusunun cevabını almak gibi bir borcumuz var. Sesimizi tek yumruk olarak büyütürsek cevaplarımızı da alacağımız, hesabını da soracağımız başka buluşmaları gerçekleştireceğiz” diye konuştu.

    Sergi sonrasında ise Levni Band sergi salonunda ritim dinletisi gerçekleştirdi. Dinletinin ardından Hakan Tosun’un video haberlerinden oluşturulan belgesel izlendi. Belgeselin ardından Hakan Tosun’un ablası Özlem Tosun ve Avukatı Onur Cıngır birer konuşma yaptı.

    “KAMERASI HALA KAYITTA”

    Özlem Tosun, kardeşi Hakan Tosun’un ardından konuşma yapmanın acı olduğunu ifade ederek, onun mücadeleci kişiliğini anlattı. Kardeşi Hakan Tosun için adalet talebiyle bir arada olduklarını söyleyen Özlem Tosun, “Adaletin yerine getirilmesini istiyoruz. Hakan tek başına mücadele verdi belki ama şimdi arkasında biz varız. Hakan’ın kamerası hala kayıtta ve bizde onun sesi olmaya devam edeceğiz” diye kaydetti.

    “KARANLIKTA KALAN DELİLLERİ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ”

    Dava avukatı ola Onur Cıngır, Hakan Tosun’la olan anılarına kısaca değindi. Soruşturmanın seyrine dair bilgi paylaşan Onur  Cıngır, dosyanın ciddi eksikliklerle yürütüldüğünü ve üçüncü failinin hala yakalanmadığını söyledi.

    Onur Cıngır, “Hakan dakikalarca dövülerek öldürüldü. Altı günde kimlik, çanta ortaya çıkmadı. Fotoğraf makinesi bile bulunamadı. Altı gün sonra çanta bulundu. Aslında ilk dakikadan itibaren hastanedeydi. Dosya da iki farklı resmi dilekçe ile 27 farklı madde ile başvuruda bulunduk. Sadece bir ikisi dikkate alındı. İki kişi tutuklu ve üçüncü bir kişi var. Bu üçüncü kişi kim?  Bu kişinin ve çıkmayan görüntülerin peşindeyiz. Baştan beri Hakan’ın yaptığı işler ortada. Hakan çok naif biriydi. Yaptığı işlerden dolayı yapıldıysa bu da ortaya çıkacak. Biz sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bu karanlık kalan kısımlarından kalan deliller ortaya çıkana kadar çalışacağız. Bu dosya Türkiye’deki adalet mekanizmasında önemli bir mihenk taşıdır” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz da Hakan Tosun’un kamerasının hala kayıtta olduğunu söyledi.

    Konuşmaların ardından anma sanatçılar Kasım Taşdoğan, İlkay Akkaya ve müzik grupları Geniş Merdiven, Moleni ve Praxsis’in müzik dinletisi ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle Alsancak sokaklarını dolduran kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, emek sömürüsüne ve görünmezliğine, “Aile Yılı” ilanına karşı seslerini yükselterek “Barış için dayanışma ve mücadeleye devam” mesajı verdi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İzmir’de alana çıkan kadınlar, şiddete, yoksulluğa, eşitsizliğe ve savaşa karşı ses çıkardı. Kadınlar, her alanda dayanışma ve mücadeleyi büyüteceklerini belirtti.

    İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde Penguen Kitabevi önünde bir araya gelen kadınlar, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüdü.

    “Eşit özgür güvenceli bir yaşamdan vazgeçmiyoruz” yazılı pankartları taşıyan kadınlar sık sık “Jin jiyan azadî”, “Jin şer na wxazin aşitiye du cazin”, “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Rojin Kabaiş ölümsüzdür” sloganlarını attı.

    Yürüyüşe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da katıldı.

    Basın açıklamasının Türkçesini Pınar Çetin, Münevver Yalınız, Mine Akbaba ve Ruken Emektar; Kürtçesini ise Ruken Yılmaz okudu.

    Kadınlar geleneksel kıyafetleri, renkleri ve zılgıtlarıyla yürüyüşe katıldı.

    “AİLE YILI İLANI, MESEM’LERLE ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ”

    Açıklamada, 12. Kalkınma Planı’nın parçası olan “Aile Vizyon Belgesi”nin, “aile ve iş yaşamının uyumu” adı altında kadınları “kutsal aile” içine kapatmayı, ucuz ve güvencesiz işlere mahkûm etmeyi amaçladığı belirtildi. İktidarların dünya genelinde kadınların görünmeyen bakım emeğinden yılda 10,8 trilyon dolar kâr elde ettiği vurgulandı. Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edildiği hatırlatılarak, açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Eğitim Bakanlığı MESEM projeleri adı altında çocukları işçileştiriyor, güvencesiz çalıştırılan çocukların ölümüne neden oluyor. Ataerkil kapitalist sistem, neoliberal politikalarla derinleşen yoksulluğu erkek-devlet şiddeti ile yönetmeye çalışıyor. Hane gelirine destek olmak isteyen kadınların emeği, parça başı iş adı altında patronlar ve büyük şirketler tarafından sömürülüyor.”

    “SORUMLU ÇALIŞMA BAKANLIĞI”

    Kadınların açlık sınırının altında çalıştırıldığı, sendikal haklarının keyfi biçimde engellendiği, taciz, şiddet ve mobbinge maruz bırakıldığı vurgulanan açıklamada; Temel Conta, Digel, TPI, Şık Makas ve birçok işyerinde kadın işçilerin direnişlerinin sürdüğü belirtildi. Zara’nın taşeron firması olan Dilovası’ndaki bir fabrikada yaşanan patlamada 3 çocuk ve 3 kadının katledildiği hatırlatılarak şöyle denildi: “Birkaç bina ötesinde İş-Kur binası bulunan, defalarca şikâyete rağmen kapısına gidilmeyen fabrikada yaşanan bu cinayetin sorumlusu, işçilerin güvenliği için önlem almayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı ve iktidardır. Eşit işe eşit ücret ve sendikalı çalışma hakkı için mücadeleyi de dayanışmamızı da büyütüyoruz.”

    “KADINA GÜNDE SADECE 51 KURUŞLUK BÜTÇE”

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çocuk yaşta evlilikler için teşvik verirken, kadınların güçlendirilmesi için günlük yalnızca 51 kuruş ayırdığı kaydedildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Nafaka hakkımıza göz diken iktidar; Diyanet’in fetvaları ile hayatlarımızı, bedenlerimizi tahakküm altına alan politikalarını, erkek şiddetini ve çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Medeni haklarımıza, miras hakkımıza saldırıyor.”

    “ATK RAPORU KADINLARIN MÜCADELESİYLE AÇIKLANDI”

    Gülistan Doku’nun faillerinin bulunmadığı, Narin Güran’a ne olduğunun açıklanmadığı, Rojin Kabaiş katliamının “şüpheli ölüm” denilerek kapatılmaya çalışıldığı vurgulanan açıklamada, “Kadınların mücadelesi sonucunda, Rojin’in ölümünden tam bir yıl sonra Adli Tıp Kurumu raporlarında Rojin’in üzerinde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğu açıklandı” denildi.

    “ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ YÜZDE 96 ARTTI”

    “Aile Yılı” ilanının ardından 2025’in ilk on ayında 235 kadın katledildiği, 247 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği belirtildi. Açıklamada şu bilgiler aktarıldı: “Son altı ayda şüpheli kadın ölümleri yüzde 96 arttı. Her üç günde bir 2 kadın cinayeti şüpheli olarak kayıtlara geçiyor. Şüpheli kadın ölümleri, ilk kez kadın cinayeti sayısını geçti.”

    Açıklamada, Filistin’deki soykırımın kapitalist devletlerin desteğiyle derinleştiği, iki yılda 50 binden fazla kadın ve çocuğun katledildiği belirtildi. Suriye, İran ve dünyanın dört yanında kadınlara yönelik istismar, katliam ve yerinden edilme politikalarının devam ettiği vurgulandı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Eşit ve özgür bir toplumsal yaşam için mücadele etmeye devam edileceği belirtilen açıklamada, “Bu ülkeye barış, Ekin Van’ın çıplak bedenini teşhir eden, Kürt illerinde kadınlara tecavüz edip ‘Bana bir şey olmaz’ diyen Musa Orhan’ın, asker-polis-korucu yargılanması ile mümkündür. Barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    “11’İNCİ YARGI PAKETİ MÜCADELE SONUCU GERİ ÇEKİLDİ”

    Açıklamada, iktidarın 11. Yargı Paketi ile kadınların ve çocukların haklarını hedef aldığı kaydedilerek, “Hiçbir kadının kirpiği yere düşmesin diye. Kimliğimiz, bedenimiz, aşkımız sizin yargı paketlerinize sığmadı, sığmayacak. Makbul kadın olmayacağız” diye belirtildi.

    Açıklamanın ardından eylem halay ve şarkılarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Bornova Cemevi’nde “Kebire” belgeseli gösterildi!

    Bornova Cemevi’nde “Kebire” belgeseli gösterildi!

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi ile Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği’nin ortak düzenlediği etkinlikte, yönetmenliğini Mustafa Diyar Demirsoy’un yaptığı Kebire belgeseli, geniş katılımla gösterildi. Gösterim, belgeselin ana karakteri Kebire Yıldız ve yönetmen Demirsoy’un da katılımıyla gerçekleşti.

    Etkinlik, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Haftası kapsamında düzenlendi. Açılış konuşmasını Kadın Meclisi adına Fatma Ertaş yaptı. Ertaş, 25 Kasım’ın dünya genelinde kadınların şiddete, eşitsizliğe ve erkek egemen sisteme karşı yükselttiği ortak çığlık olduğuna dikkat çekerek, Mirabal Kardeşlerin mücadelesinin bugün hâlâ yol gösterici olduğunu vurguladı.

    Konuşmasında kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel değil; ekonomik, psikolojik, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla her gün yeniden üretildiğini belirten Ertaş, şu sözleri öne çıkardı:

    “Kadının sesi kısılmayacak, emeği görünür olacak, sözü değerlidir ve değerlendirilecektir. Bir kadın değişirse, bütün toplum değişir.”

    Belgeselin, Dersim’den Almanya’ya uzanan bir yaşam öyküsünü anlattığını söyleyen Ertaş, Kebire’nin hikayesinin sadece bireysel bir mücadele olmadığını; direnen kadının toplumu nasıl ayağa kaldırdığının güçlü bir örneği olduğunu ifade etti.

    75 dakikalık dört dilli (Türkçe, Kürtçe, Almanca, İngilizce) belgesel gösteriminin ardından izleyiciler, yönetmen ve Kebire Yıldız ile söyleşi yaptı. Etkinlik, kadın dayanışmasının öneminin vurgulandığı mesajlarla son buldu.

    Kadın Meclisi, tüm katılımcılara teşekkür ederek, “Yaşasın kadın dayanışması, yaşasın örgütlü mücadelemiz” çağrısını yineledi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Şiddetin normalleşme tehlikesi var; toplumsallık gelişmedikçe yasalar kağıt üzerinde kalır’-VİDEO

    ‘Şiddetin normalleşme tehlikesi var; toplumsallık gelişmedikçe yasalar kağıt üzerinde kalır’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kadın örgütleri ve köy dernekleri İzmir’de ‘Kadınlar direnişin ve umudun ocağıdır’ paneli düzenledi. Panelde konuşan Jineoloji Akademisi’nden Nesrin Akgül, “Bu kadar şiddete çözüm üretmemek normalleşme tehlikesi yaratır. Bu şiddet inşası bir iktidar yöntemi haline gelmesi halinde, kadını yaşa-yaşat eylemine dönüştürmek için çözümde rol almalıyız” derken, Avukat Gamze Yentür ise üretim ilişkileri değişmeden kadına yönelik şiddetin de değişmeyeceğini belirterek, “Toplumsallık gelişmedikçe yasalar kağıt üzerinde kalır ve bir gecede kaldırılabilir” diye belirtti.

    İzmir Çiğli’deki kadın örgütleri, inanç ve köy dernekleri “Kadınlar direnişin ve umudun ocağıdır’ başlığı ile Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Konferans Salonunda panel düzenledi. Panele konuşması olarak Jineoloji Akademisinden Nesrin Akgül,  Avukat Gamze Yentür katılırken Güzeltepe Kadın Derneğinden Ezgi Özer ise moderatörlüğü üstlendi. Salonda ‘Hak ve hakikati benimseyen Alevi kadınlar olarak zalimlere karşı direnerek özgür bir yaşamı kuracağız” yazılı pankart asıldı.

    Panele Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği, Mor Dayanışma İzmir, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Alevi Kültür Dernekleri Karşıyaka Şubesi, Pir Sultan Abdal Derneği Çiğli Şubesi, Meydan Köyü Dayanışma Derneği, Varto Kültür ve Dayanışma Derneği katkı sundu.

    “BU DÜZENİ BİRLİKTE DEĞİŞTİREBİLİRİZ”

    Panel öncesinde kurumlar adına ortak bildiriyi okuyan Sakine Koğu, derinleşen krizler, büyüyen yoksulluk ve bu çoklu şiddetin görünmeyen taşıyıcısı hali aldığını söyledi.

    Krizli dönemlerde devletinin ‘aile’ olgusuna sarılarak savaş politikalarını ev içerisinde yeniden ürettiğini ifade eden Sakine Koğu, “Korkuya rağmen konuşmak, sessizliğe rağmen birbirimizi duymak. Yan yana gelmek, güvenmek, dayanışmak. Çünkü yalnız kalınca kırılıyoruz. Birlikte hareket etmek, yeniden güç bulmak demek. Örgütlenmek; aynı hikayeyi farklı yerlerde duymak, birbirine yaslanabilmek demek. Öfkeyi bastırmak ve yaşananları kanıksamamak hayatta kalmanın bir yolu olmuş olabilir. Ama artık o öfkeye sahip çıkmanın zamanı. O öfkeyi sokaklarda, meydanlarda, yan yana gelerek var etmenin zamanı. Çünkü yaşadıklarımız birer “anormallik” değil; bu düzenin kendisi. Ve biz, bu düzeni ancak birlikte değiştirebiliriz” dedi.

    “ŞİDDETE ÇÖZÜM ÜRETMEMEK NORMALLEŞME TEHLİKESİNİ GETİRİR”

    Panelde ilk olarak Nesrin Akgül söz aldı. Nesrin Akgül, şiddetin normalleşme tehlikesi olduğuna vurug yaparak, “Biz demokratik toplum inşasında yer almak istiyoruz ve barışın diyen bir toplumsal dinamik var. Madem bunun istemindeyiz o zaman bugün daha fazla kadına yönelik şiddette ne yapılması gerektiğini, bunun bakış açısını daha fazla tartışmalıyız. Günlük olarak şiddet beyan ediliyorken bunun normalleşme tehlikesi var. bu kadar şiddete çözüm üretmemek normalleşme tehlikesi yaratır. Bizim ahlaki reflekslerini öldürü. Reya hak her şeyden önce vicdan der. Rızalık üretirken her bir canı can olarak kabul eder biz de her yaşanan oalya karşı vicdani ses olmak zorundayız. Kadına şiddete alışmamak için buna tepki koyacağız” diye konuştu.

    “SÜRECİN KADINA YÖNELİK ‘ŞİDDETE DUR’ DİYEN HALİ ORTAYA KONULMALI”

    Barış ve demokratik toplum sürecinde ortak endişe ve güvensizliklerin bulunduğunu kaydeden Nesrin Akgül devleti bu sorunlara karşı duyarlı kılmak, çözümün tarafı haline getirmek için toplumsal irade ortaya koymak istediklerini dile getirdi. Bu süreçte de en büyük gücün kadınlarda olduğunu ifade eden Nesrin Akgül, “Aslıdan bütün halklar bu sürecin öznesidir. Bütün kimliklerin, bireylerin farklılıklarıyla var olmak isteyen hereksin iradesini koyması gereken bir süreçteyiz. Kadınlar en fazla irade oluşturması gereken güç. Binlerce yıllık erkek egemenliğin savaşlarla kendini hizalayan, çatışmalarla kendini var eden bir sürecinden bahsediyoruz. Bir barış süreci diyoruz kadın irade olsun inisiyatif alsın diyoruz, sadece silahların susması değil söz gücünün toplumda olduğu alanlarda eylemini ortaya koyduğu bir müzakere sürecidir de. Çatılmalı sürecin sona erip toplumun kendi öz değerleriyle yeninden ortaya koymasıdır. Kadına yönelik şiddette de bu sürecin şiddete dur diyen hali ortaya konmalıdır” şeklinde konuştu.

    “KADINI YAŞA-YAŞAT EYLEMİNDE ROL ALMAYI TARTIŞMALIYIZ”

    Mirabal Kardeşler’indireniş tarihine değinen Nesrin Akgül, “Biz de benzer bir süreç yaşıyoruz. Her türlü yaşam hakkını eline alan bir faşist rejimle cebelleşen toplumsal kesimler altında yaşıyoruz. Bu şiddet inşası bir iktidar yöntemi haline gelmesi halinde, yeni döneme kadına şiddete kadın kırımı dediğimiz sürecin sonlanması ve kadın varlığını kazanmak için bu süreçte inşacı olmak, kadını yaşa yaşat eylemine dönüştürmek halkların kardeşliğini geliştirmek için çözümde rol almayı taşımak istediğimizi belirtmek isterim” dedi.

    “TOPLUMSALLIK GELİŞMEDİKÇE YASALAR KAĞIT ÜZERİNDE KALIR”

    Ardından slayt gösterimi ile sunumunu gerçekleştiren Avukat Gamze Yentür üretim ilişkileri değişmeden kadına yönelik şiddetin de değişmeyeceğini ifade etti. Gelişmiş olarak nitelendirilen ülkelerde ilerici yasalar yürürlükte olsa bile kadına yönelik şiddetin devam ettiğini hatırlatan Gamze Yentür, “Ataerki kapitalimle var olması ama kapitalizm eşitsizlikleri revize etti ve sanki eşitsizlik yokmuş gibi gösteren bir hukuk yarattı. Toplum hazır değilse ilerici yasalar da kağıt üzerinde kalır. Toplumun değişmesi içim üretim ilişkilerin değişmesi için sınıfsallığın değişmesi ve kültür biçimlerinin de değişmesi gerekir. Hukuk toplumsal ilişkilerle değişir dönüşür. 6284 sayılı kanun güzel bir yasa ama toplumsallık gelişmedikçe bir gecede kaldırılabilir. Hukukçular genelde her şeyin hukukla değiştireceğini düşünür ama aslolan toplumsal mücadeledir ve bu mücadeleyle birlikte değiştirilen ilişkilerdir” diye konuştu.

    “ŞİDDET TOPLUMSALDIR, AİLE İÇİ KALMAMALI”

    Şiddetin fiziksel veya cinsel şiddetten ibaret olmadığını ve sadece aile ile sınırlı kalmadığını ifade eden Gamze Yentür, “İşte sokakta, çevrimiçinde her yerde şiddet var. Aile içinde gerçekleşen cinsel şiddet te tecavüzdür. Kadın çalışma hayatına katıldığı zaman, üretime katıldığı zaman birçok hakkı da talep etmeye başladı. Daha önce evlerdeydi ve eşten para almak zorunda olduğu için ondan gizli ekonomi yürütmek zorundaydı. Bu aile içi ekonomik şiddetin bir yansımasıdır. Türk Ceza Kanununda (TCK) bununla ilgili çok madde var. Öte yandan 6284 sayılı yasa ve CEDAW var. 6284 Herkesi koruyan bir kanun aslında, CEDAW da taraf olumuz tek uluslararası sözleşme, uygulama alanı geniş. Önleyici ve koruyucu tedbirler içeriyor, Örneğin bu yasalara dayanarak tedbir talep edebilirsiniz. Ancak adli mercilerde önemli çabalar sarf edilse de kolluk faili korumaya dönük hareket edebiliyor. Uzaklaştırma kararları için Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine(ŞÖNİM), mülki amirlere kolluğa dilekçe vermeye bile gerek yok sözlü olarak başvurabilirsiniz, avukat bulundurmak zorunda da değilsiniz. Baroların Adli Yardım Merkezleri, Kadın Merkezleri var” şeklinde anlattı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Halk ozanı Feyzullah Çınar İzmir’de anıldı-VİDEO

    Halk ozanı Feyzullah Çınar İzmir’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Büyük halk ozanı Feyzullah Çınar Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında, İzmir’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevindeki etkinlikle anıldı.

    Alevi müziğinin unutulmaz ustası, halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında, Bornova Cemevinde düzenlenen etkinlikle anıldı. Anmaya Feyzullah Çınar’ın kızı Hüsniye Çınar ve kardeşi Aziz Çınar’ın yanı sıra çok sayıda seveni katıldı.

    Anma öncesinde Feyzullah Çınar’ın hayatına dair kısa bir gösterim yapıldı.

    “SAZI EŞİTLİK, ADALET VE BARIŞI SÖYLERDİ”

    Anmada konuşan Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Feyzullah Çınar’ın ozanlık geleneğinin muhalif kimliğine vurgu yaparak, “Feyzullah Çınar sadece bir saz ustası, bir türkü söyleyeni değildi. O, halkın vicdanını dile getiren, Pir Sultan’ın, Nesimi’nin, Hallac-ı Mansur’un yolundan yürüyen bir hakikat eriydi. Sazını eline aldığında sadece ezgi değil, adalet, özgürlük ve eşitlik söylerdi. Her telde bir isyan, her sözde bir umut yankılanırdı. O, inancını saklamadan, korkmadan yaşayan bir Aleviydi. Düzeni değil, halkı savunan bir yürek taşıyordu. Ve bu yüzden kimi zaman yasaklandı, kimi zaman susturulmak istendi. Ama o hiçbir zaman susmadı” diye belirtti.

    Çelik, devamında ise, “Onun türküleri, sadece birer melodi değil; birer direniş çağrısı, birer insanlık dersi, birer barış duasıdır. Feyzullah Çınar’ın mirası bize bir yol bırakmıştır. O yol, Pir Sultan’ın yoludur; O yol, hakikatin, adaletin, kardeşliğin yoludur. Bizler Bornova Cemevi olarak, bu yolun bugünkü yürüyenleriyiz. Alevi kültürünü, ozan geleneğini, insanı merkeze alan bu inancı yaşatmak, Feyzullah Çınar’a, Pir Sultan’a, bütün hakikat erenlerine olan borcumuzdur” ifadelerini kullandı.

    Anma; Mesut Akbaba, Hüseyin Koçak ve Ali Onur Geyik’in halk ozanı Feyzullah Çınar’dan nefesler seslendirmesi ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Halay çektiği için tutuklanan lise öğrencisi tahliye edildi!

    Halay çektiği için tutuklanan lise öğrencisi tahliye edildi!

    PİRHA- İzmir Menemen’de okulda Kürtçe halay çektiği gerekçesiyle tutuklanan lise öğrencisi Asmin Yıldız, bugün tahliye edildi.

    Haldun Koşay Anadolu Lisesi öğrencisi olan Yıldız, sosyal medyada hedef gösterilmesinin ardından “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklanmıştı. Yıldız’ın avukatları, tutukluluğun hukuksuz olduğunu belirterek serbest bırakılmasını talep etmişti.

    Bugün Asmin Yıldız’ın tahliyesine karar verildi. Yıldız’ın ailesi ve avukatları kararı sevinçle karşılarken, “Adalet yerini buldu, ama bu süreç bir çocuğun hayatında derin izler bıraktı” değerlendirmesinde bulundu.

    PİRHA/İZMİR