Etiket: kadına şiddet

  • Neukölln’deki Skandal Olay Sonrası Kadın Örgütlerinden Çağrı: Tam Aydınlatma ve sorumluluk

    Neukölln’deki Skandal Olay Sonrası Kadın Örgütlerinden Çağrı: Tam Aydınlatma ve sorumluluk

    PİRHA- Berlin’in Neukölln ilçesindeki Gençlik Dairesi (Jugendamt), bir gençlik merkezinde meydana geldiği iddia edilen tecavüz olayını polise bildirmediği gerekçesiyle eleştirilerin hedefinde. Savcılık olayla ilgili soruşturma başlatırken, kadın kurumları Gençlikten Sorumlu İlçe Meclis Üyesi Sarah Nagel ile görüştü.

    Berlin’in Neukölln ilçesindeki bir gençlik merkezinde meydana geldiği iddia edilen bir tecavüz vakasının uzun süre yetkililere bildirilmediği ortaya çıktı.

    Tagesspiegel’in ulaştığı belgelere göre, 16 yaşındaki Kürt bir kız öğrenci, Ocak 2026’da bir grup gencin saldırısına uğradı. Gençlerin kız çocuğunu bir odaya kapatarak cinsel saldırıda bulunduğu, bir kişinin ise kapıda gözcülük yaptığı öğrenildi. Kız çocuğu, daha sonra yaptığı açıklamada aynı grubun bir üyesi tarafından Kasım 2025’te de tecavüze uğradığını ve bu anların videoya çekilerek şantaj yapıldığını belirtti.

    Ancak asıl skandal, bu ihbarların ulaştığı resmi kurumlarda yaşandı. Gençlik Dairesi yöneticilerinin, olayı polise bildirmediği ortaya çıktı. Kurum içi yazışmalara yansıyan bilgilere göre; soruşturma açılması durumunda Arap kökenli gençlerin “tipik Arap ve Müslüman” denilerek damgalanmasından endişe edildiği için adli makamlara başvurulmadı.

    Olayla ilgili savcılık soruşturma başlatırken, Neukölln Gençlik Dairesi’nin tutumu eleştirilere neden oldu. Neukölln İlçe Meclisi Üyesi Sarah Nagel, gençlik dairesinin olayla ilgili suç duyurusunda bulunmamasının hata olduğunu kabul etti. Nagel, daha sonra savcılığa resmi suç duyurusunda bulunulduğunu ve olayın ayrıntılı şekilde incelenmesi için soruşturma başlatıldığını açıkladı.

    KADIN KURUMLARI NEUKÖLLN İLÇE MECLİSİ ÜYESİ NAGEL İLE GÖRÜŞTÜ

    Berlin-Brandenburg Kürt Toplumu, FED-Kurd , Nav-Berlin , Demokratik Alevi Federasyonu FEDA, Mizgefta Mezopotamya , Berlin Ezidi Kadın Meclisi, Dest Dan Kürt Kadın Meclisi, Berlin Kürt Kadın Barış Bürosu kurumlarından temsilciler Gençlikten Sorumlu İlçe Meclis Üyesi Sarah Nagel ile görüştü.

    Kadınlar görüşmenin ardından açıklama yaptı.

    Açıklamanın Türkçesini Dilber Çıray, Almancasını ise Mehtap Erol okudu.

    Berlin ve Almanya’daki çok sayıda kadın örgütünün temsilcileri yaptıkları ortak açıklamada, olayın derin bir sarsıntı ve öfke yarattığını belirterek mağdur genç ve ailesiyle koşulsuz dayanışma içinde olduklarını duyurdu.

    Açıklamada, mağdurun korunmasının ve desteklenmesinin tüm süreçlerin merkezinde olması gerektiği vurgulanırken, kız çocuklarına ve kadınlara yönelik cinsel şiddetin münferit değil, toplumsal ve yapısal bir sorun olduğu ifade edildi.

    “GENÇLİK KURUMLARI GÜVENLİ ALAN OLMALI”

    Kadın örgütleri, özellikle açık gençlik çalışmaları yürüten kurumların büyük sorumluluk taşıdığına dikkat çekti. Bu kurumların kız çocukları ve genç kadınlar için güvenli alanlar olması gerektiği vurgulandı.

    Ancak şu ana kadar ortaya çıkan bilgilerin, olayın ele alınış biçimine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurduğu belirtildi. Açıklamada, şiddete dair ipuçlarının yeterince takip edilmemiş olabileceği ve olayın küçümsenmeye ya da şeffaf biçimde ele alınmamaya çalışılmış olabileceğine dair iddialar bulunduğu ifade edildi.

    Kadın örgütleri, eğer cinsel şiddetin zamanında aydınlatılmadığı ya da sorumluların olayı gizlediği veya örtbas ettiği doğrulanırsa bunun ciddi bir kurumsal başarısızlık anlamına geleceğini belirtti.

    “KÜRT-ALEVİ BİR GENCİN HEDEF OLMASI DURUMU AĞIRLAŞTIRIYOR”

    Açıklamada mağdurun Kürt-Alevi kimliğine de dikkat çekildi. Birçok Kürt-Alevi kadın ve kız çocuğunun zaten ayrımcılık ve toplumsal dışlanma deneyimi yaşadığı belirtilerek, böyle bir gencin cinsel şiddete maruz kalmasının ve kurumların yeterince kararlı davranmadığı izleniminin oluşmasının kurumlara duyulan güveni sarstığı ifade edildi.

    SİYASİ VE KURUMSAL SORUMLULUK ÇAĞRISI

    Kadın örgütleri, gençlik kulüplerinin gençler için koruma ve destek alanları olması gerektiğini vurgulayarak, eğer bu koruma sağlanmıyorsa ya da şiddet uyarıları ciddiye alınmıyorsa bunun siyasi ve idari sonuçları olması gerektiğini söyledi.

    Bu kapsamda Neukölln İlçe Meclisi’ndeki Sol Parti grubu, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için ilçe yönetiminden dosya inceleme talep etti.

    Gençlikten sorumlu ilçe meclis üyesi Sarah Nagel’in suç duyurusunda bulunduğu ve bağımsız bir dış soruşturma başlattığı belirtildi. Amaç olarak olayların, sorumlulukların ve olası ihmallerin eksiksiz şekilde ortaya çıkarılması gösterildi.

    Ayrıca ilçedeki tüm gençlik kurumlarında koruma ve müdahale mekanizmalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği vurgulandı.

    ŞÜPHELİLERE GİRİŞ YASAĞI, MERKEZ GEÇİCİ OLARAK KAPATILDI

    Açıklamada, şüpheli failler hakkında gençlik merkezine giriş yasağı getirildiği ve söz konusu gençlik kulübünün şimdilik kapatıldığı bilgisi de paylaşıldı.

    Kadın örgütleri, olayın bazı çevreler tarafından ırkçı kampanyalar için araçsallaştırılmasına da karşı çıktı. Açıklamada, cinsel şiddetin siyasi nefret için kullanılmaması gerektiği belirtildi. Gerçekten çözüm isteyen herkesin, kız çocuklarına ve genç kadınlara yönelik şiddete karşı kararlı önlemler için mücadele etmesi gerektiği vurgulandı.

    Açıklamada, şu üç başlığın acil olduğu belirtildi: tam bir aydınlatma, açık sorumluluk ve kız çocukları ile genç kadınların korunması için etkili önlemler.

    Kadın örgütleri açıklamalarını, “kız çocukları ve genç kadınların güvenliği için güçlü ve kararlı adımlar atılmalı” çağrısıyla tamamladı.

    PİRHA-BERLİN

  • Ankara’da kadınlardan iktidara 25 Kasım mesajı: Siz konuştukça kadınlar ölüyor!-VİDEO

    Ankara’da kadınlardan iktidara 25 Kasım mesajı: Siz konuştukça kadınlar ölüyor!-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Ankara Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Biz feminist hareketten, kadın kurtuluş hareketinden ve Kürt kadın hareketinden; kadın ve lgbti+lar olarak mücadele ediyoruz. Çünkü kadınlar her gün erkekler tarafından katlediliyor, şiddete uğruyor” denildi.

    25 Kasım 1961’de Dominik Cumhuriyeti’nde bir uçurumun dibinde cesetleri bulunan Mirabel Kardeşler’in mücadelelerinden ilham alan Birleşmiş Milletler, bu tarihi Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan etti.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde Ankara’da kadınlar alanlardaydı. Kolej Meydanı’nda buluşan kadınlar Sakarya Meydanı’na yürüyerek burada basın açıklaması yaptı.
    “Jin, jiyan, azadî” sloganı eşliğinde yürüyen kadınlar, sık sık “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop; inadına isyan, inadına isyan, inadına özgürlük”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attı.

    25 Kasım mesajlarının yer aldığı pankart ve dövizleri taşıyan kadınlar, eşitlik taleplerini dile getirdi. Yürüş esnasında polisler kitleyi engellemeye çalışırken kadınlar barikatı aşarak yürüyüşe devam etti. Çıkan arbede de 2 kişinin gözaltına alındığı bilgisi verildi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklama Türkçe, Kürtçe, Arapça olarak okundu.
    Açıklamayı kadınlar adına İrem Dağ okudu.

    “HAYATLARIMIZI SİZE TESLİM ETMEYECEĞİZ!”

    Kadın mücadelesinin tarih boyunca sınır tanımadan büyüdüğünü söyleyen İrem Dağ, şunları ekledi:

    “Mirabel kardeşlerden Mahsa Amini’ye bu mücadelenin kadınlara ait olduğunu söyledi. İrem Dağ, “Biz feminist hareketten, kadın kurtuluş hareketinden ve Kürt kadın hareketinden; kadın ve lgbti+lar olarak mücadele ediyoruz çünkü kadınlar her gün erkekler tarafından katlediliyor, şiddete uğruyor. Kadın düşmanı siyasal iktidarınız her gün bizi ölüme, şiddete mahkûm ediyor. Cezasızlık politikalarıyla hayatlarımızı kuşatılıyor! Siz konuştukça biz kadınlar ölüyoruz! Gülistan Doku, Hande Kader, Nagihan Akarsel Derin, İkbal Uzuner, Ayşegül Halil, Narin Güran, Rojbin Kabaiş, Güldane, Şirin ve daha niceleri…. Hayatlarımızı size teslim etmeyeceğiz. Öfkemizi kuşandık buradayız, meydanlardayız! Şiddet Faili erkeklerden, kadın düşmanı iktidarınızdan hesap soruyoruz. Geçtiğimiz Ekim ayında 48 kadın katledildi, 23 kadının ölümü ise şüpheli. 2010’dan bu yana en yüksek oranla karşı karşıyayız! Kadınların ailelerindeki erkekler tarafından öldürüldüğü gerçeğini saklayamazsınız.”

    “HESAP SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, ‘sıfır tolerans’ söylemini hatırlatan İrem Dağ, “ İstanbul Sözleşmesinden bir gecede ‘bitmiştir bu iş’ diyerek çıkmak, 6284’ü tartışmaya açmak, failleri aklayıp cezasızlıkla ödüllendirmek mi sizin sıfır tolerans dediğiniz? Kadınların kaç çocuk doğuracağına karışıp, nasıl doğum yapacağına müdahale edip bedenlerini denetim altına almaya çalışmak mı? İçişleri Bakanı Yerlikaya açıklamasında koruma kararı verilen kadınların karara uymayarak şiddet gördükleri erkeklere evlerinin kapısını açtıkları için öldürüldüklerini söyledi. Siz bu sözlerinizle şiddet faillerini aklıyorsunuz, teşvik ediyorsunuz. Katledilen kadınları suçluyorsunuz! Şiddet faili erkeklerden, kadın düşmanı politikalarınızdan hesap sormaya devam edeceğiz. Evet, özgür ve eşit bir yaşamı istiyoruz ve alacağız” dedi.

    “KADIN YOKSULLUĞUNU KABUL ETMİYORUZ”

    “Erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı ekonomik kriz, bize çifte sömürü olarak dönüyor, kadın yoksulluğu salt bir kavramın ötesinde yakıcı bir gerçek olarak karşımızda duruyor” diyen Dağ, şunları söyledi:

    “Ekonomik kriz gerekçesiyle, kadın emeği güvencesiz, esnek ve ucuz-iş gücü alanına hapsedilmeye çalışılıyor. Tüm bu döngü, kendi hayatını geçindirecek kadar maaşı olmayan kadınları, eve, evdeki şiddete, kendileri için biçilen düzene biat etmeye zorluyor, kadına şiddeti yeniden üretiyor. Dünya bizim emeğimizle dönerken ev içi emeğimiz görünmezleştiriliyor. İşyerlerinde tacize, cinsel şiddete ve mobbinge maruz kalıyoruz. Biz kadınları yoksullaştıran ve güvencesizleştiren politikalarını kabul etmiyoruz! Biz Kadınlar eşit işe eşit ücret hakkımızdan, ücretsiz kreş talebimizden vazgeçmiyoruz! Mecliste bütçe görüşmeleri devam ediyor. Yoksulluk karşısında kendi kaderine terk edilen, bakım emeği ile annelik arasında sıkışıp kalan kadınlara ayrılan bütçe, toplam bütçenin yalnızca yüzde 0,3’üne denk geliyor. Ayrılan bu bütçe yine kadınlara aktarılmıyor. Kamusal hizmet olarak yapılması gereken, şiddete maruz bırakılmış kadınlar için sığınmaevleri, çalışan ve çalışmayan kadınlar için kreşler, engelli ve yaşlı bakım evleri yapılmıyor ya da niteliksiz, eksik yapılıyor.

    “İKTİDAR ÖZGÜR YAŞAM İRADESİNE SALDIRIYOR!”

    Demokratik siyasete karşı geliştirilen saldırılar katmerlenerek yaşadığımız coğrafyanın tümüne sınırsız şiddet dalgasıyla yayılıyor. Yeni darbeyle kayyım politikalarını irade gaspıyla sürdüren, AKP-MHP iktidarı, eşbaşkanlık ilkesini bahane ederek, aslında kadınların eşit temsil, eşit ve özgür yaşam iradesine saldırıyor. Adeta Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı yoktur diyerek, her gün kayyum/irade gaspı terörünü devam ettiriyor. Anayasanın tamamen askıya alındığı bu koşullarda ezici bir oyla seçilen belediye eş başkanları tutuklanıyor, görevlerinden alınıyorlar gaspçı kayyım rejimi devreye konuluyor.”

    “LÜBNAN’DAN ROJAVA’YA DÜNYANIN DÖRT YANINDA MÜCADELEMİZ ORTAK”

    Eşit, özgür bir yaşamın kadın dayanışması ile kurulacağını söyleyen Dağ, “Kadınlar olarak; eşit temsil iradesi ile aldığı güçle, yönetim mekanizmalarında, genel ve yerel siyasetin her aşamasında sadece emek veren değil, karar alıcı olarak da yer alacağız. Sokaklarda, zindanlarda, alanlarda bedeli ne olursa olsun kayyum politikasına, irade gaspına baş eğmedik, baş eğmeyeceğiz. Yıktığınız kentleri yeniden kuracağız, kararttığınız geceleri dayanışmamızla biz aydınlatacağız! Haklarımızı gasp eden, hayatlarımıza kayyım atayan erkek egemen sistemi hayatımızın her alanına dayatan AKP İktidarına ve ortaklarına sesleniyoruz: Hesap Soracağız! Filistin’de, Lübnan’da, Rojava’da dünyanın dört bir yanında savaşla hayatı alt üst edilen kadınlar ve LGBT ile mücadelemiz ortak! Katledilen, kaybedilen tüm kadınların, çocukların isyanı için mücadele ediyoruz! Eşit, özgür bir yaşamı kadın dayanışması ile kuracağız. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın geceleri aydınlatacak mücadelemiz!” diye ekledi.

    Yapılan açıklamanın ardından “Transfobik devleti yıkacağız elbet” sloganı eşliğinde Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü polis tarafından okutulmayan basın metni de okundu.

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul’da şiddeti protesto eden binlerce kadın haykırdı: Jin, Jîyan, Azadî! -VİDEO

    İstanbul’da şiddeti protesto eden binlerce kadın haykırdı: Jin, Jîyan, Azadî! -VİDEO

    PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında İstanbul’da yürüyüş yapmak isteyen kadınlara polis izin vermedi. Taksim Meydanı’na çıkmaya çalışan çok sayıda kadın polis tarafından gözaltına alındı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde binlerce kadın 25 Kasım Kadın Platformu’nun öncülüğünde Karaköy Vapur İskelesi’nde bir araya geldi. “Erkek devlet şiddetine karşı mücadelemiz birbirimiz için” sloganıyla bir araya gelen kadınlar, taleplerini açıkladı.

    Ancak İstanbul Valiliği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü öncesinde bir kez daha meydanları kadınlara kapatma kararı aldı. Valilikten yapılan yazılı açıklamada, 25 ve 26 Kasım tarihleri arasında Beyoğlu’nda gerçekleştirilecek etkinliklerin yasaklandığı duyuruldu.

    Bunun üzerine Taksim’e çıkan tüm yollar ikinci bir emre kadar kapatıldı. Sabah saatlerinden itibaren Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi başta olmak üzere Beyoğlu sınırları içerisinde bulunan birçok cadde ve sokak bariyerlerin yanı sıra çevik kuvvet ve TOMA araçları ile ablukaya alındı.

    Polis ablukasına ve yasağa rağmen ‘Yaşamak istiyoruz’ diyen kadınlar ise Karaköy’de pankartları ile toplandı.

    Kadınlar sık sık “Jin jiyan azadi”, “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz”, “Kadınlar artık susmayacaklar, susmayacaklar”, “Erkek adalet değil gerçek adalet” sloganlarını attı.

    Karaköy’den vapur iskelesine gelmek isterken ablukaya alınarak geçişlerine izin verilmeyen ve gözaltı aracında bekletilen kadınlar için iskelede açıklama yapıldı.

    25 Kasım Kadın Platformu adına açıklamayı Gamze Çetintepe okudu.

    “SUÇLU ERKEK EGEMEN DÜZEN!”

    Çetintepe, kadına yönelik şiddete karşı önleyici/koruyucu politikalar geliştirmek bir yana var olan yasaları bile uygulamayan devletin iyi hal ve haksız tahrik indirimleriyle de cezasızlığı beslediğini belirterek devamında şunları söyledi:

    “Şüpheli kadın ölümlerini ve kayıpları aydınlatmayıp üstünü örtüyor. Gülistan Doku dört yıldır kayıp! Narin’e, Rojin’e ne olduğu gizlenmeye çalışılıyor. Biz ise o örtüyü kaldırıp suçluyu gösteriyoruz. Suçlu erkek egemen düzen, erkek devlet ve onun kurumları. Çocuk yaştan bize cinsiyet rollerini öğretmeyi görev edinen, istismar yuvası tarikatlarla işbirliği yapan Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, nasıl doğuracağımızı, kaç çocuk yapacağımızı söyleyen, transların hormona erişimini engelleyen Sağlık Bakanlığı’na; heteronormatif aile dışında kadınların, LGBTİ+ların varlığını kabul etmeyen, boşanmayı azaltıp kadınları en çok öldürüldükleri aile içine hapsetmeye çalışan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan, tasarruf diye kamu hizmetlerinden kısarak gittikçe daha büyük bir toplumsal bakım yükünü kadının sırtına yükleyen Maliye Bakanlığı’na kadar her alanda kadın düşmanı, LGBTİ+ düşmanı politikalar üreten bütünlüklü bir sistemle karşı karşıyayız.

    “JİN JİYAN AZADİ SLOGANLARIYLA SOKAKLARI DOLDURUYORUZ!”

    Kadın ve LGBTİ+ düşmanı iktidar bununla yetinmeyip düşmanlar yaratarak savaş politikalarıyla güç kazanmaya çalışıyor. Kürt halkının iradesini yok sayarak, ilk işi kadın dayanışma merkezlerini kapatıp yerine evlendirme dairesi, kuran kursu açmak olan kayyumlar atıyor. Bu gaspçı, rantçı kayyumlar kadınları kamusal alandan silmeye, tüm dünyada kadın mücadelesi ve dayanışmasının sloganı olan Jin Jiyan Azadi’yi yasaklamaya çalışıyor. Biz kadınlar kayyumlara ve savaşa karşı da buradayız. Kürtçe’ye ve kadın özgürlüğü fikrine katlanamayanlara inat sokakları Jin Jiyan Azadi sloganlarıyla dolduruyoruz!

    “BÜTÜN KADINLAR ÖZGÜRLEŞMEDEN HİÇBİRİMİZ ÖZGÜR OLMAYACAĞIZ”

    Bütün dünyada faşist iktidarlar gücünü, kendi iradesine sahip çıkan kadınların ve halkların bedenini, topraklarını işgal etmeye dayandırıyor. Filistin halkı bir seneyi aşkın zamandır soykırım altında. İsrail ile ticareti kesmeyip soykırıma suç ortaklığını sürdüren iktidarın yalanlarına karnımız tok. Filistin’de, Lübnan’da, Rojava’da, dünyanın dört bir yanında savaşla hayatı alt üst edilen, işgale direnen kadınlar ve lubunlarla mücadelemiz ortak! Bütün kadınlar özgürleşmeden hiçbirimiz özgür olmayacağız.

    “MÜCADELEMİZ BİRBİRİMİZ İÇİN!”

    Kadın dayanışmasının sınırları aşan gücünü savaşlarla yok etmeye çalışanlara karşı mücadelemiz birbirimiz için!
    Kadın cinayetlerine, trans cinayetlerine, cezasızlığa, aileci politikalara, kazandığımız haklarımıza savaş açanlara, ücretli/ücretsiz emeğimizi sömürenlere karşı mücadelemiz birbirimiz için!

    Bir kişi daha eksilmemek için, birbirimizi mutlu, umutlu bulabilmek için, kendi hayatlarımızın sahibi olabilmek için; mücadelemiz birbirimiz için!”

    Karaköy’de gözaltı aracında bekletilen kadınların serbest bırakılmasını isteyenlere de polis müdahale etti. O sırada bir grup erkek, bozkurt işareti yaparak kadınları taciz etti!

    PİRHA/İSTANBUL

  • KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor -VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor -VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, ekonomik krizin bir şiddete dönüştüğünü, bundan da en çok kadınların etkilendiğini ifade ederek, “Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor” dedi. Koçak, “Hayatlarımızı, haklarımızı, geleceğimizi koruyabilmek adına 25 Kasım’da tüm kadınlarla sokaklarda buluşalım” diyerek kadınlara çağrı yaptı. 

    Türkiye’de artan derin yoksulluk kadınlara ekonomik şiddet olarak dönüyor. Yoksulluk, kadınların şiddete ve istismara maruz kalma riskini artırdığı gibi, ayrımcılığa ve toplumsal baskılara daha açık hale getiriyor.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne yaklaşırken en çok dile getirilen fiziksel şiddet oluyor ancak ekonomik şiddet, fiziksel şiddetin zeminini yaratıyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Başkanı Ayfer Koçak, konuya ilişkin PİRHA’ya konuşarak, iş yaşamındaki kadınlar ile erkekler arasında gelir eşitsizliği ve düşük ücretlere dikkat çekti.

    CİNSİYETE DUYARLI BÜTÇE

    Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelendirmenin kadına yönelik şiddeti engelleme noktasında önemli bir nokta olduğunu belirten Ayfer Koçak, kadınların istihdamda var olmalarının önemine vurgu yaptı. Ekonomik krizin bir şiddete dönüştüğünü dile getiren Koçak, “İş yerlerindeki kadına yönelik şiddet ve mobbingi önlemede etkili olacak olan İLO 190 sözleşmesi hala imzalanmış değil. Öte yandan kadınları erkek şiddetinden koruyan İstanbul Sözleşmesi bir gecede kaldırıldı. Bu sözleşmenin kaldırılması bile bir şiddetti” dedi.

    25 KASIM’A ÇAĞRI

    İş yaşamında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçenin oluşturulmasını, kadının istihdamında pozitif bir yaklaşımın ortaya çıkartılmasını, kreş meselesinin çözülmesini talep eden Koçak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne giderken de tüm kadınlara şu çağrıyı yaptı:

    “25 Kasım’da her zaman olduğu gibi alanlarda olacağız. Biz kadınlar amasız tüm kesimlerle yan yana gelme koşulunu yaratabildik. Hayatlarımızı, haklarımızı, geleceğimizi koruyabilmek adına 25 Kasım’da tüm kadınlarla sokaklarda buluşalım.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • ‘Milyonlarca kadınız, şiddete karşı birleşemeyeceksek, nerede birleşeceğiz?’ – VİDEO

    ‘Milyonlarca kadınız, şiddete karşı birleşemeyeceksek, nerede birleşeceğiz?’ – VİDEO

    PİRHA – İlahiyatçı Yazar Fatma Yavuz, şiddeti üreten ‘kolektif çete’ye karşı kadınların, uluslararası mücadele vermeleri gerektiğini ifade etti. Yavuz, ayrıca Türkiye’deki kadın hareketinin çok güçlü olmasına rağmen potansiyelinin yüzde 20’sini kullandığını da söyleyerek “Milyonlarca kadınız, şiddete karşı da mı birleşemiyoruz? Burada birleşmezsek nerede birleşeceğiz?” diye sordu.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne doğru giderken İlahiyatçı Yazar Fatma Yavuz ile her dönem artan kadın cinayetleri ve yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “YARAYI İYİLEŞTİRMESİ GEREKENLER SÜREKLİ KANATIYOR”

    Fatma Yavuz, kadın cinayetlerinin politik olmasının toplumda oturtulamadığını, kadın cinayetlerinin neden politik olduğunu insanların anlayacağı dilden anlatılması gerektiğini vurgulayarak, “Bir kadın şiddet görüyor, milyonlarca insan ‘şu saatte şurada gezmeseydi, orda durmasaydı, eteği, saçı böyle olmasaydı’ gibi bir sürü bunu destekleyen şeyler söylüyor. Öyle olunca da bunun arkası kesilmiyor. Maalesef bu yarayı iyileştirmesi gerekenler yaraya merhem sürmek şöyle dursun yarayı sürekli kanatıyorlar” diye konuştu.

    “NE GİYECEĞİMİZİ HOCA BOZUNTULARINA MI SORACAĞIZ?”

    Dini öğretilerden kaynaklı bir şiddetin varlığına dikkat çeken Yavuz, “Mesela Mahsa Amini, bu şaka değil, bir ülkenin kadınları iki tane yobaz softanın dini yorumu böyle diye kan kusuyorlar. Koca ülkenin kadınlarına zorla başörtü giydiriyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Korkunç bir şey ve buna ses çıkardılar diye insanlar öldürülüyor. Gencecik bir kadını bütün dünyanın gözü önünde yok ettiler. Ne takıp, ne giyeceğimizi Molla’lara mı soracağız? Hoca bozuntularına mı soracağız? Peygamber’e bile sormamız gerekmiyorken siz kimsiniz ki insanlara ne yapacaklarını söylüyorsunuz? Dolayısıyla önce bu şiddeti örgütleyen tipleri durdurmamız gerekiyor” şeklind ifade etti.

    “ŞİDDETİ ÜRETEN KOLEKTİF ÇETEYE KARŞI TOPYEKÜN MÜCADELE EDİLMELİ”

    Kadına yönelik şiddeti üreten ‘Kolektif Çete’ye karşı topyekün mücadele edilmesi gerektiğinin de altını çizerek devamında şunları ifade etti:

    “Bir insanın hakkını savunmanız için ona inanmanız, onun gibi yaşamanız gerekmiyor. Hak herkes için savunulur. Ben hala saçımın ucu gözükecek diye başörtüyü bırak bone bile takıyorum ama bu benim mini etekli kardeşimin hakkını savunmayacağım anlamına gelmiyor. Biraz demokrasi kültürünün içselleştirilmesi lazım. Bütün bu şiddeti üreten kolektif çeteye karşı kadınların tamamının topyekün mücadele etmesi gerekiyor. Ve bunu destekleyen erkeklerin de ses çıkarması gerekiyor.

    Bütün dünyada kadına karşı şiddetin artık durdurulması gerekiyor. Uluslararası toplum baskı yaparsa bütün ülkeler de buna uymak zorunda kalırlar. Şiddeti uygulayan insanların korkması gerekiyor artık. Biz nasıl tweet atarken ‘şimdi böyle yazarsam gözaltına alınırım, polis kapıma gelir’ diye silip yazmıyorsak, o korkuyu bize yerleştirdilerse onlar da korkacaklar. Bir hayvana, bir kadına bunu yaparsam polis gelecek bana ceza yazacak diye düşünüp korkmaları lazım. Ama korkmuyorlar. Şiddeti uygulayan herkes korksun ki ‘yaparsam başıma çok kötü bir şey gelecek’ düşüncesiyle kendini durdursun. Her şeyi çözmez bu belki ama bir kısmını çözer.

    BURADA BİRLEŞMEZSEK NEREDE BİRLEŞECEĞİZ?

    Benim üzüldüğüm bir nokta da kadın hareketinin çok güçlü olmasına rağmen potansiyelinin yüzde 20’sini kullanması. Çünkü Türkiye’deki kadınların sayısını düşünün çok kalabalık bir toplumuz. Kadınların büyük çoğunluğunun bu mücadeleden haberi yok, olsa bile çok uzakta duruyor. Mesela dindar bir kadın ve bir yanda da çok laik seküler bir kadın düşünün, bunlar politik alanda karşıt olabilirler. Ama ‘kadın olarak ortağız, kadın olarak aynı darbeyi yiyoruz, kadın mücadelesinde omuz omuza olalım’ diyebilseler bu mücadele çok güçlü bir hale gelecek. Bir ideolojiniz var ve karşıt ideolojideki kadınla kadın mücadelesinde yan yana yürüyünce akşam ona dönüşmeyeceksiniz, korkmayın. Bugün omuz omuza kadınların hakkını savunun ertesi gün de karşı karşıya gelin. Bunların hepsi demokrasinin de hayatın da içindedir, doğaldır, normaldir. Karşıtlıklarımız, farklılıklarımız bunlar bizi ortak noktalarımızdan ayırmamalı. Yoksa sembolik kalıyor. Çok güçlü bir kadın mücadelesi olabilir Türkiye’de. Milyonlarca kadınız, şiddete karşı da mı birleşemiyoruz? Yolda giderken manyağın teki samuray kılıcını çekip bizi öldürebilir. Bak bu kadar ortağız. Burada birleşmezsek nerede birleşeceğiz?”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Bir kadın daha ölüm tehditleri yüzünden çocuğuyla kaçtı, erkek tutuklanmadı

    Bir kadın daha ölüm tehditleri yüzünden çocuğuyla kaçtı, erkek tutuklanmadı

    PİRHA- İzmir’de 7 aylık hamile ve 2 yaşında bir kızı olan Güneş Yıldız, birlikte yaşadığı erkeğin tehditlerinden kaçtı. Şahıs hakkında uzaklaştırma kararı aldıran Yıldız, tehditlerin devam ettiğini söyledi.

    İzmir’de 7 aylık hamile olan Güneş Yıldız, 2 yaşındaki kızıyla, birlikte yaşadığı H.K.’nin şiddet ve ölüm tehditlerinden kurtulmak için evini terk etti. Şiddet gördüğü ve tehdit edildiği için karakola başvuran Yıldız, H.K.’nin kendisine polis merkezinde bile saldırdığını ifade etti. Darp raporu alan Yıldız’ın uzaklaştırma kararı çıkartmasına rağmen H.K.’nin tehditleri devam ediyor.

    KADIN SIĞINMAYA YERLEŞTİRİLDİ

    Yıldız, kendisinin ve kızının hayatının tehlikede olduğunu belirterek, Karabağlar Polis Merkezi aracılığıyla Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne (ŞÖNİM) başvurdu. Anne ve kızı güvenlik amacıyla kadın sığınma evine yerleştirildi. Ancak Yıldız, kızlarıyla birlikte kendi evinde güvenle yaşayabilmek istediğini dile getiriyor.

    Yıldız, “Bu adam ne olduysa tutuklanmıyor. Uyuşturucu kullanıyor, daha önce AMATEM’de yatmış. Naylon faturadan doktora şiddete kadar birçok suç kaydı var. Ben ondan kaçıp kendi evimi kurdum. Kızlarımla yaşamak istiyorum. Ancak H.K tutuklanmadan benim özgürce yaşama şansım yok” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Manisa’da 18 suç kaydı bulunan şiddet failine tahliye kararı verildi

    Manisa’da 18 suç kaydı bulunan şiddet failine tahliye kararı verildi

    PİRHA- Manisa’da Sude Naz Atak’a şiddet uygulayan ve 18 suç kaydı bulunan Yılmaz Akman adlı şahıs hakkında tahliye kararı verildi.

    Manisa’nın Akhisar ilçesinde 16 Ağustos’ta sokak ortasında Sude Naz Atak’a şiddet uygulayan Yılmaz Akman’ın yargılandığı davanın 2’nci duruşması Akhisar 4’ncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Tutuklu yargılanan Akman, işlediği suçları kabul ederek, tahliyesini talep etti.

    Savunma ve tanık beyanlarının dinlenilmesinin ardından kararını veren mahkeme heyeti, hakkında 18 suç kaydı olan fail Akman’a “hakaret” suçunda 9 ay 15 gün, “Kasten yaralama” suçundan ise 15 ay hapis cezası verdi. Sanık Akman, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    “SUDE’NİN CAN GÜVENLİĞİ YOK, KARARI İSTİNAFA TAŞIYACAĞIZ”

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre; duruşmanın ardından açıklama yapan Sude Naz Atak’ın avukatı Meray Mollaibrahimoğlu Eraslan, “Aldığı ceza o kadar az ki tahliye ediliyor. Sude’nin şu an bir can güvenliği yok. Verilen cezaların azlığından kaynaklı üzüntümüzü dile getirmek istiyoruz” dedi.

    Eraslan, kararı istinafa taşıyacaklarını aktardı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘OHAL sürecinden bu yana devlet de toplum da çürüdü’- VİDEO

    ‘OHAL sürecinden bu yana devlet de toplum da çürüdü’- VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Çilem Küçükkeleş, devlet şiddetinin, toplumdaki şiddetin en büyük kaynaklarından biri olduğunu ve OHAL sürecinin hem devlette hem de toplumda bir çürüme yarattığını ifade etti. Küçükkeleş, erkekleşen toplumun, İŞİD’leşen erkekliği ortaya çıkardığına vurgu yaparak “Şiddetin önüne geçmek için toplumsal muhalefetin AKP’ye benzeyen tüm yönlerinden arınması gerekiyor. Biz kadınların da erkeklerden öğrendiğimiz tüm yönlerimizden vazgeçip kendi yol ve yöntemlerimizi kurmamız olacaktır” dedi.

    Şiddet; kavramsal bir alandan çıkıp yaşamın her alanına nüfuz etmiş durumda. Kadına, çocuğa, ağaca, suya, toprağa, hayvana, iktidarlar tarafından öteki görülen kimliklere, Aleviye, mülteciye, işçiye, emekçiye, emekliye, gence, öğrenciye, öğretmene, doktora yönelik şiddet tırmanmış durumda.

    Peki şiddet neden bu kadar arttı ve toplumun önemli bir kısmı tarafından normalleştirildi? Bu normalleşmede iktidarın payı nedir? Muhalefet neden şiddete karşı ses çıkarmıyor, toplumsal muhalefet neden alternatif üretmiyor?

    Konuya dair Gazeteci Çilem Küçükkeleş sorularımızı yanıtladı.

    “DEVLET ŞİDDETİ, TOPLUMDAKİ ŞİDDETİN EN BÜYÜK KAYNAĞI” 

    PİRHA- Şiddet nedir? Şiddetin “iktidar” olgusuyla ilişkisini nasıl okumalı?

    ÇİLEM KÜÇÜKKELEŞ: Şiddet deyince genelde sadece kaba şiddet akla geliyor. Dayak, zor ve öldürme gibi şeyler akla geliyor ama şiddet öyle bir şey değil. Şiddet çok zincirleme ve hayatın her alanında var. Dünya üzerinde ‘şiddet görmedim’ diyebilecek tek bir kadın yok mesela. Erkeğin ya tacizi üzerinden ya güç üzerinden ya düşünce üzerinden ya sosyal medyadan ya ekonomik anlamda mutlaka bir erkek şiddetine tüm kadınlar uğramışlardır. Ve dediğim gibi şiddet, zincirleme ve hayatın her alanında var ama elbette ki en büyük ilişkisi iktidarla var.

    Özellikle Türkiye açısından konuşursak son 22 yıllık AKP iktidarı sürecinde şiddet arttı mı, görünür mü kıldı meselesi çok tartışılan şeylerden biri. Görünür kıldı evet ama aynı zamanda arttı da. Şiddet, iktidarla o kadar ilişkili ki bugün son günlerde yaşadığımız şey tam da aslında OHAL sürecinden beri OHAL’den çıkmayan Türkiye’nin geldiği nokta diyebiliriz. Devlet nasıl bir yönetim şekli uygularsa toplumlar da biraz oradan kendilerini şekillendirirler ve Türkiye’de bir oligarşik tek adam rejiminden bahsediyoruz. Tek adam, hepimizin patronu, hepimizin hakimi, savcısı, her şeyin sahibi gibi davranıyor ve elbette ki Türkiye’de erkekler açısından rol model de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a dönüyor. Hakkı, hukuku, hiçbir şeyi yokken bile sokakta başka kadına erkek, ‘hamilesin niye parkta yürüyorsun?’ müdahalesini yapabilecek alana geliyor. Niye geliyor? Çünkü güç elde ettiği yer orası. Her hak erkeğin kadına ilişkin çok özel alanını daraltan, aileye hapsetmeye çalışan, görünmez kılmaya çalışan bir yaklaşım var ve bu yaklaşım elbette sadece İslami bir bakış açısıyla ilgili değil. Aynı zamanda vahşi kapitalist bir bakış açısıyla da ilgili. Türkiye’de şiddetin bugün en çok feyz aldığı, en çok güçlendiği ve alanının açıldığı yer elbette iktidar diyebiliriz. Devlet şiddeti, bugün toplumdaki şiddetin en büyük kaynaklarından biri.

    “OHAL SÜRECİNDEN BU YANA DEVLET DE TOPLUM DA ÇÜRÜDÜ”

    -Şiddet olgusunun sıradanlaşması ile karşı karşıyayız. Yaşam alanından, doğayı koruyana, kadından çocuğa yönelik ortaya çıkan bir şiddet sarmalı içindeyiz. Bundan yola çıkarak şiddetin sosyal, toplumsal ve ekonomik yansımaları var mıdır?

    OHAL’i biraz açmak isterim. Türkiye’de OHAL süreci çok uzun sürdü ve uzun süre sonra kaldırıldığı iddia edildi ama bence hala bir OHAL sürecinde yaşıyoruz. OHAL devleti de çürüten, toplumu da çürüten bir rejim şeklidir. Doğal olarak da bu OHAL süreci aynı zamanda vahşi kapitalizmin tüm kurallarını doğaya, kadına, topluma uygulamaya devam ettiği için de şiddet elbette ki çok büyük bir oranda arttı. O kadar çok haber duyuyoruz ki, hemen bir diğerini unutup yeni bir haberle karşı karşıya kalıyoruz. Dehşet yolsuzluklar, devletin içini boşaltma, ekonominin bu boşalttığı yeri devletin kendi çabasıyla değil, toplumdan yeniden alıp kasasını doldurup ve onu bir yerlere peşkeş çekme hali öyle bir noktaya geldi ki toplumun bahçesindeki ağacı bile hiç topluma sormadan kesebileceği bir yere geldi. Mesela siz de haberini yaptınız; Antakya’da yol geçecek diye bir kadının zeytin bahçesine girip, kesip atıyorlar. Haberi yok, kamulaştırma yok, hiçbir şey yok. Aslında hiçbir kural yok yani. Doğal olarak da bu kuralsızlık içerisinde şöyle bir rejim çıktı ortaya; düşüneni asla affetmeyen ama her türlü adli vakayı tekrar tekrar sokağa salan… Mesela hep birlikte gördük, son kadın cinayetlerindeki katillerden bir tanesi 26 kez gözaltına alınmış biriydi, en azı 5 kez işlem görmüştü. Bu suçların hepsi topluma karşı işlenen suçlardır. İktidar topluma karşı işlenen suçlara cezasızlık veriyor ve bu cezasızlık sokakta öyle bir hale geliyor ki, kendi kolluk gücünü bile öldürebilecek pozisyona geliyor. Kolluk gücü bile güvende değilse, kim kendini güvende hissedebilir? Şu an bütün kadınların duygusu “sokakta hangi suçlularla beraberiz” ve “bu suçlular her an, hangimizin canına kıyabilir?” pozisyonuna geldi. Özellikle İstanbul’da vahşice işlenen iki kadın cinayeti Türkiye’deki kadınlar açısından “sokağa çıkmayın güvenli değil”, “evinize kapanın”, “Bakın erkekler bu kadar vahşi ve biz sizi bunlardan korumayacağız” mesajını verdi ve tüm kadınlar da bu mesajı aldılar.

    Çok yakın bir zamanda bir arkadaşım anlattı. Metrobüste genç bir kadının bağırarak “bu ülkede kendimi güvende hissetmiyorum, nerede yaşayacağım” dediğini söyledi. Bu duygu şu anda hepimizde var. Niye? Çünkü toplumsal bütün suçlar cezasız. Özellikle kadın ve çocuğa yönelik suçlar. Ve aynı zamanda bu ülkede düşünmek ve buna itiraz etmek çok büyük bir suç. Çürüme dediğimiz şey biraz böyle aslında. Dediğim gibi, toplumun birbirine saygı duyduğu, birlikte yaşamı güçlendirdiği, dönüp birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuğumuzu, hepimizin kendimizi devlete karşı sorumlu hissettiğimizi devlet suç saymıyorsa onu suç bilmeyip toplumdan utanmadan tekrar topluma karışma meselesi. Eskiden şu daha güçlüydü; birini öldürmüşseniz, toplum sizi kınardı, kaldığınız yerden devam edemezdiniz. Ama şimdi çok suç var, bu suça bulaşma meselesinin OHAL’le çok ilgisi var. OHAL rejimi her kirliliğini elbette tek başına, bir kişiyle yapmadı. Kara para aklamaya bile on bin insanı bulaştırdılar. Topluma bulaşarak işlenen suçlar toplumu büyük oranda çürümeye getirdi.

    “BU REJİM KENDİNİ ZOR KULLANARAK AYAKTA TUTMAK İSTİYOR”

    -Son yıllarda artan şiddeti -kadınlara, çocuklara, ekolojistlere, işçilere- nasıl değerlendirirsiniz?

    Bu rejim kendini zor kullanarak ayakta tutmak istiyor. Bunun hiçbir kısmını toplumla konuşarak, anlaşarak, yol bularak değil, tamamen kolluk gücünün zoruyla topluma çok yoğun şiddet uyguluyor. Doğal olarak da bu şiddetin kaynağı buradan gelişince artık içerdeki şiddet de sıradanlaşıyor. Devlet suç işlerse toplumun suç işlemesi sıradanlaşıyor ve doğal olarak da ayakta kalabilmesi için toplumu suçuna bulaştırması gerekiyor. Bir diğeri, sermayeyi arkasında tutabilmesi için bu toplumu sermayeye peşkeş çekmesi gerekiyor. Bir diğeri, o kadar para üzerine kurulmuş ve yolsuzluk üzerine kurulmuş bir iktidar ki, gitmeden dağı taşı, ormanı, uçan kuşu bile satmak istiyor. Ama aynı zamanda sadece bugünün değil, yaptığı projelerle Türkiye’nin 50 yılını da satmış olmak istiyor. Şimdi bu da şiddet dışında başka hiçbir şeyle ayakta duramaz. Bir şiddet ortamı olmasa biz mesela Gezi’yi biliyoruz değil mi? Toplum Taksim’deki ağaçlar için aylarca bir mücadele sürdürdü. Şimdi aynı toplum dünya kadar, kıyamet kadar suç var ortada ama refleks o kadar güçlü gelişmeyebiliyor. O yüzden de bu gergin ortam toplumu daha sessiz kılan, kaygılı kılan ama en nihayetinde toplumun da biriktirdiği, bu birikimi de mutlaka bir şekilde dışa vuracağı bir döneme geliyor. Dediğim gibi özelde doğaya, toplumun bütün doğal kaynaklarına, kadına, çocuğa özgün şiddetle aslında biraz erkekliği de yanına alıyor. Orada beslediği erkeklik de geri dönüp bir şekilde şiddete dönüşüyor. Mesela Türkiye’nin daha önce polisle karşı karşıya gelinmemiş yerlerde mücadeleler gelişti ve o mücadele eden insanlar karşısında jandarmayı, polisi görünce çok şaşırdılar. Çünkü “benim” diyordu. Ama bir anda karşısına dikildi çok haklı mücadelesinde. Demek ki mesele hak olduğu zaman bu gerçekleşiyor kısmında bence Türkiye toplumunun zihni açıldı diye düşünüyorum. “Benim devletim, uğruna ölürüm” dediği devlet, zeytin ağacına kadar geldi, onu bile elinden almak istiyor. Toplumsal açıdan daha birlikte mücadele etme konusunda biraz daha zihinler açıldı. Ben çok önemsiyorum. Şu an da Türkiye’nin her alanında mücadeleler var. Ama bu mücadelelerin birleşeceği bir zemin bulmakta zorlanıyoruz. Tıpkı depremdeki gibi. Çürüme diyoruz ama aynı zamanda çok hızlı bir toplumsal refleks gelişti deprem için ama bu refleksi geliştiren toplum, ortak bir zemine gelmeyince herkes geri dönüp evinde oturur oldu. Şu an da Türkiye’deki eksik zemin bence bu mücadeleleri birleştirecek zeminin olmaması.

    “MUHALEFETTE ZİHİNSEL DEĞİŞİME İHTİYAÇ VAR”

    -Şiddetin önüne geçmek için toplumsal muhalefet ne yapmalı?

    Toplumsal muhalefet bu iktidardan şikayetçiyse önce kendi modelini kendisinin oluşturması gerekiyor. Belki ilk şuradan başlamak gerekiyor. AKP’ye benzeyen bütün yönlerimizden kurtulmamız gerekiyor. Bizim de benzer örgütlenmeler, benzer iktidarlar, benzer koltuklar, benzer yandaşçı meselesinden uzaklaşmamız gerekiyor. Ve bir diğeri de bu kadar şiddet üreten bir iktidara karşı gelişen her muhalefetin kendini şiddetten arındıran bir muhalefet olması gerekiyor. Ama biz bile mesela kendine ‘sosyalistim’ diyenin bağıra bağıra topluma parmak salladığı bir siyasetle karşı karşıya kalıyoruz. Şiddetin, şiddeti beslediği, çoğalttığı, yaydığı bir yerde önce şiddetten arınmak gibi çeşitli programların muhalefette olması gerekiyor. Muhalefetin de, siyasi partilerin de, sivil toplum kuruluşlarının da cinsiyet eşitliği dersleri alması gerekiyor. Önce kendi zihinlerinin birlikte yaşam, eşit yaşam, ortak yaşam kısmında berraklaşması gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi’ni savunan vekil, evde eşine şiddet uyguluyorsa bu gerçek bir siyaset olmuyor, sözde bir siyaset oluyor. Çünkü burada iyiliği dağıtmıyor, paylaşmıyorsunuzdur; iyi var olsun diyorsunuzdur ama iyiyi var etmeye çalışmıyorsunuz demektir. O nedenle zihinsel bir değişimin muhalefette ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Siz karşınızdaki kadının da kendiniz kadar bu yaşamı yaşamaya geldiğini kabul etmediğiniz sürece onu sizi var etmeye, size kendini feda etmeye gelmiş gibi görürseniz sizin gerçekçi bir kadına yönelik şiddetle mücadeleniz olamaz. Ben bugün mecliste muhalefette olan çok sayıda vekilin de ne kadar erkek kürsü kullandığını, şiddeti o kürsülerden yaydığını, toplumun birlikte yaşam kültürüne hizmet eden dilin ne kadar az olduğunu bir gazeteci olarak çok kez görüyorum. O yüzden de AKP’ye ‘kadınları korumuyorsunuz’ diyenlerin daha güçlü mücadele vermiş olması gerekiyor ki onu atfetmesi gerekiyor. Ne yazık ki DEM Parti dışında eşit temsil yok. O yüzden daha gerçekçi daha mücadele veren bir yerde olunması gerekiyor. Mücadele, kürsüde; bir pankartın arkasında fotoğraf çekilerek, ‘kadınlar eylem yaptığında yanında duruyoruz’ diyerek maalesef gerçekleşmiyor.

    “AKP’YE BENZEYEN YÖNLERİMİZDEN ARINALIM, KENDİ YOL VE YÖNTEMLERİMİZİ KURALIM”

    Ben son işlenen iki kadın arkadaşın cinayetinde bu hayatın durması ve bundan sonra başka hiçbir şeyin konuşulmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü İŞİD’leşen bir erkeklik gördük biz. Kafa kesiyor bu erkekler. Bu aşamaya geldiler. O zaman buna karşı da bu hayatı durdurmuyorsanız böyle akmasına izin vermeyecek bir mücadele geliştirmeniz de gerekiyor. Toplumumuza da en büyük çağrım birincisi hepimiz AKP’ye benzeyen yönlerimizden arınalım, ikincisi de biz kadınların da erkeklerden öğrendiğimiz tüm yönlerimizden vazgeçip kendi yol ve yöntemlerimizi kurmamız olacaktır.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Devletin kullandığı şiddet politikası çok içselleştirildi’ – VİDEO
    >‘Toplumsal faşizme, şiddete karşı en güçlü direnişi kadın hareketi gösteriyor’- VİDEO
    ‘Erkek egemen sistem şiddetin sıradanlaşmasını istiyor’ – VİDEO
    ‘Toplumsal muhalefet, şiddet karşısında bir direnç hattı geliştirmelidir’
    ‘Şiddeti durduracak olan ezilenlerin ortaya koyacağı örgütlü güçtür’-VİDEO
    ‘Doğayı savunanlara karşı yargısal şiddet uygulanıyor’ – VİDEO

  • ‘Şiddeti durduracak olan ezilenlerin ortaya koyacağı örgütlü güçtür’-VİDEO

    ‘Şiddeti durduracak olan ezilenlerin ortaya koyacağı örgütlü güçtür’-VİDEO

    PİRHA- Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, şiddetin kaynağının iktidarların, iktidarlarını yayma ve egemenliği büyütme hevesleri olduğunun altını çizerek, “Şiddeti hayatımızda durdurmanın en önemli yolu ezilenlerin egemenler karşısında siyasal araçları da kullanabilecekleri örgütlülük gücünü kullanması olacaktır” dedi.

    Şiddet; kavramsal bir alandan çıkıp yaşamın her alanına nüfuz etmiş durumda. Kadına, çocuğa, ağaca, suya, toprağa, hayvana, iktidarlar tarafından öteki görülen kimliklere, Aleviye, mülteciye, işçiye, emekçiye, emekliye, gence, öğrenciye, öğretmene, doktora yönelik şiddet tırmanmış durumda. Peki şiddet neden bu kadar arttı ve toplumun önemli bir kısmı tarafından normalleştirildi? Bu normalleşmede iktidarın payı nedir? Muhalefet neden şiddete karşı ses çıkarmıyor, toplumsal muhalefet neden alternatif üretmiyor?

    Konuya dair Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, sorularımızı yanıtladı.

    “ŞİDDET ALANI GÜNÜMÜZDE GENİŞLEDİ”

    PİRHA- Şiddet nedir? Şiddetin “iktidar” olgusuyla ilişkisini nasıl okumalı?

    YÜKSEL GENÇ: Şiddet, kişilerin, grupların, zümrelerin, toplulukların kendi içlerinde ya da karşılarında bulunan kişi, grup topluluk ya da zümrelere bir şeyleri zor yoluyla yaptırmak için ya da yaptırmamak için biçimde algılanabilir. Günümüzde şiddetin türleri geçmişe göre fazlalaşmış ve dolayısıyla şiddetin araçları da değişmiş durumdadır. Örneğin cinsel şiddetten, dijital şiddete, ekonomik şiddetten cinsel şiddete kadar şiddet günümüzün en çok rastlanan en favori şiddet biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor bu. Fiziksel ve cinsel şiddetin arttığını söyleyebiliriz. Bu şiddet biçimleri ve şiddetin uygulanma hallerinin kendisi yapmak ve yaptırmamak fiili üzerinden kurulduğuna göre bir iktidar içeriyor. İktidar söyleminin bir hegemonya, bir basınç oluşturma ve yönlendirme ilişkisini yönetme ve yönlendirme ilişkisi olarak karşımıza çıkıyor. Doğal olarak şiddet en fazla ve en çok da iktidar hakikatiyle ilgili iktidar olabilme, iktidarı genişletebilme, iktidarı sürdürebilme ya da büyütebilmekle ilgili olarak başvurulan en önemli argümanlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Ve ne yazık ki bin yıllar iktidar biçimleri ihtiyaçları uygun olarak şiddet alanlarını genişlettikleri, gidip şiddet araçlarını ve türlerini de büyüterek dünyamıza, aslında dünyamızı koca bir şiddet atmosferine döndürdüler demek pekala mümkün.

    Şiddet tekeli, söylemde anlaşılacağı üzere egemen olan kimlikçi birey topluluk ulusundur. Hatta belki de küresel güçlü ırk bağlamıyla hangisi güçlüyse güçsüz bulduğu karşıtlığı ya da yanındakine uyguladığı basınç sistemiyle ilgili bir olay. Aslında şimdiye kadar şiddet egemenlerin tekelinde olan, egemenlerin tekelinde olduğu gibi en egemen olanın en egemen olanla meşrulaşıp yasallaştırılan bir pozisyona da sahip. Örneğin şiddet tekeli devletlere ve uluslararası güçlere de yasal olarak verilmiştir. Yani şiddetin tekel olarak kullanma biçimine sıkça rastlanabilir. Ama giderek şiddet günümüzde sadece devletler, uluslararası askeri bağlamlarda kullanılan bir tekel içinde yürümüyor ne yazık ki. Günümüzde devletler ve sistem bağlamı içerisinde hukuksal şiddetle karşılaşmaya başlıyoruz. Yine uluslararası şirketlerin, dijital alanı kontrol edenlerin hükümetlerle ya da gruplarla ya da şirketlerle kurdukları anlaşma ve çıkarları gereği toplumun o araçların kullanımına dönük uyguladıkları bir şiddet, kısıtlanma, baskılama, cezalandırma hallerine ait şeylere rastlıyoruz. Bu şiddet tekeli aslında giderek farklı alanlara da yayılıyor.

    “ADALET SAĞLAMAYAN TARAFLI YAKLAŞIMLAR ŞİDDET OLGUSUNU OLAĞANLAŞTIRIYOR”

    -Şiddet olgusunun sıradanlaşması ile karşı karşıyayız. Yaşam alanından, doğayı koruyana, kadından çocuğa yönelik ortaya çıkan bir şiddet sarmalı içindeyiz. Bundan yola çıkarak şiddetin sosyal, toplumsal ve ekonomik yansımaları var mıdır?

    Şiddetin giderek tekel olmaktan çıktığı, tekil bir bireyin diğer bir birey üzerinde kurmak istediği etkinlik biçiminden tutalım da uluslararası bağlama kadar bir dizi silsile içerisinde yürüyor. Böyle bakınca toplumda şiddetin giderek en alt kategoride, en alt insan kategorisinde bile tariflenebilir ve kullanılabilme kolaylığının kendisi karşımıza bir problem olarak çıkıyor. Özellikle sistemlerin demokratik kurallardan ayrıştığı toplumun toplum ve birey olma kimliklerinin çokça zedelendiği, çatışma zamanlarının, savaş zamanlarının, şiddetin en kristal, en örgütlü hali olan savaş zamanlarının kendisinin açığa çıktığı zamanlarda ya da uluslararası gerilim süreçlerini yüksel vakitlerde ya da ilk siyasal kimliklerin bireysel kimliklerin cinsel inançsal kimliklerin, etnik kimliklerin karşı karşıya getirilerek  hegemonyanın etkinliğin kurulduğu zamanlarda şiddetin giderek aşağıya, yatay, alta doğru devam ettiğini ve büyüdüğünü görüyoruz. Günümüzde Türkiye ve dünya koşullarında değerlendirdiğimizde hem içinde yaşadığımız ülke hem dünyanın kendisi çok büyük bir şiddet sarmalı içerisinde. Ve bu şiddet sarmalının en küçüğünde görülen şiddetin kendisi sistemsel olarak merkezin ortaya koymuş olduğu iktidar olma hedefleriyle oldukça ilgili olarak gelişiyor. Dolayısıyla ne yazık ki şiddet silsilesi, birbirini güçlendirerek ve birbirleriyle ilişkili olarak devam ediyor.

    “HAYATIMIZ ŞİDDETLE KUŞATILMIŞ DURUMDA”

    Örneğin Türkiye koşullarını şöyle bir izlediğimizde, son on yılını takip ettiğimizde Türkiye’de şiddet oranının çok fazla arttığını görüyoruz. Erkeğin kadına uyguladığı şiddet, kadının çocuğa uyguladığı şiddet, güçlünün güçsüze uyguladığı şiddet, aileler arası şiddet, gruplar arası şiddet, güçlü iktidara dayananların dayanmayanlara dönük şiddeti ya da iktidar olanların tüm toplumu bir gerilim hattı içerisinde tutarak kendini egemenliğini ya da hegemonyasının yayma isteğini ortaya çıkardığı şiddet. O kadar geniş ve hayatımız o kadar şiddetle kuşatılmış durumdaki insanlar giderek şiddetin ve gerilimin hayatın olağanlı olduğunu bile sanmaya başlıyor. Bakın Türkiye’de bir silahsızlanma derneğinin verisine göre her dört kişiden birinin silahı var. Bireysel silahlanma son on yılda inanılmaz biçimde arttı. Yine bunun için özel veriye bile gerek yok. Örneğin Diyarbakır’a bakacak olsak son on yıl içerisinde bireysel silahlanmaya bağlı olarak bunların önemli kısmının ruhsatsız olduğunun da altını çizmekte fayda var. Bireysel silahlanmanın mümkün olduğu iklimde insanların sorunlarını çok hızlı bir biçimde sorunlarını şiddetle çözmeye kalktığına rastlıyoruz.

    Artan kadın cinayetleri, kadın katliamları bu konuda kişisel şiddet bağlamının ve tekelinin  kategorik olarak egemen olan grup veya kişilerce etkin biçimde kullanıldığını gösteriyor. Eğer Türkiye’de örneğin biz kadına dönük şiddetin yüzde dört yüz arttığını iddia ediyorsak ve verilerimiz de maalesef bu iddiayı doğrular biçimdeyse erkek egemen şiddetin ne kadar büyüdüğünü, ne kadar kök saldığını gösteriyor. Hakeza çocukların görmüş olduğu şiddet karşısında hem kadın hem erkek meselesinin çocuklar üzerinden kurmuş olduğu hegemonyanın şiddet bağlamlarının değişik biçimlerinin çok yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Sokakta akran şiddeti dediğimiz şiddet biçimlerinin inanılmaz güncel ve normal olduğu ve akran şiddetinin giderek ailelerin karşılıklı şiddetin “olağan” biçimde büyüdüğünü görüyoruz.

    Tüm bunlar aslında Türkiye’de hem insanların yaşanan krizli ortamlarıyla baş edememesinin ortaya çıkardığı birbiriyle uğraşma, birbirine şiddet uygulama zemini içinde değerlendirmeyi kolaylaştırıyor. Hem hukuk sisteminin adalet sağlayıcı unsuru konusunda duyulan derin güvensizliğin kendisi giderek yerel sosyal, kültürel şiddet biçimlerinin kategorik olarak da yayılarak büyümesine neden oluyor. Ana sorunların çözümsüzlüğü üzerinden gösterilmiş tüm güvenlikçi, cezalandırıcı, adalet sağlamayan taraflı yaklaşımların hepsini kendisi toplumsal ve bireysel olarak şiddet olgusunun giderek olağanlaşmasına neden oluyor.

    “KİMLİK VE ÖZ SAYGI KAYBI, ŞİDDETİ ARTTIRIYOR”

    -Son yıllarda artan şiddeti -kadınlara, çocuklara, ekolojistlere, işçilere- nasıl değerlendirirsiniz?

    Balık baştan kokar misali yasayı tanımayan bir iktidar sisteminiz varsa, şiddetin bu denli yayılması mümkün. Türkiye ve dünya, Orta Doğu koşullarında yakın bir tarihte bizi çok da iyi zamanların beklemediğini, şiddet biçimlerinin çoğalarak ve farklılaşarak süreceğini söylüyor. Hayvana dönük şiddetin bu kadar yaygınlaşmış olmasının işte bu güç ilişkisiyle doğrudan ilişkisi var. Ama aynı zamanda ezilen kategorilere göre kimlik, kişilik öz saygı kaybına neden oluyor. Kişilerin kendine dönük kimlik ve öz saygı kaybı ne yazık ki gücünün yettiği üzerinden şiddeti ona uygulayarak bir tatmin alanına ve öz saygı alanını kaybetmeye de yol açıyor. Bu kategori giderek günümüzde hayvanlara, ağaçlara, bebeklere kadar ilerliyor.

    “ŞİDDETİ HAYATIMIZDA DURDURMANIN YOLU EZİLENLERİN ÖRGÜTLÜ GÜCÜ OLACAKTIR”

    -Şiddetin önüne geçmek için toplumsal muhalefet ne yapmalı?

    Bizim bu şiddet sarmalından çıkmamızın en öncelikli koşulu olarak belki birçoğumuzun aklına toplumsal bilinçlenmeyi arttırmak olduğu söylenebilir ama buraya gelmeden önce şiddetin toplumun nezdinde azalabilmesi için en büyük görev siyasal iktidarlara düşüyor. Siyasal iktidarların sorunları çözme biçimini şiddet araçlarını kullanarak değil demokratik, siyasal araçları kullanarak yürütmesine dair güçlü bir politik basıncın olması gerekiyor. Her şeyden önce esas olarak iktidarların, iktidarlarını yayma ve egemenliği büyütme heveslerinden vazgeçerek toplumun en küçük dokusunu şiddet zehriyle zehirlememesi ve şiddeti tetikleyecek politikalardan kaçınması, ilkesel bir tutum benimseleri gerekiyor.

    Tüm bu şiddet döngüsünün sorunları şiddetli halletme döngüsünü çıkardığı aslında toplumsal ekonomik, kültürel ve ahlaki krizlerin kendisinin çapı. Dolayısıyla bir silsile içerisinde iş yine egemenlik kurmuş silsilenin kendisine düşüyor demek mümkün. Ama hiçbir egemen güç egemenliğini zayıflatacak araçlardan vazgeçmeyeceğine göre ezilen toplulukların, bu birey olur, cins olur, inanç kimliği olur, etnik kimlik olur, düşünsel kimlik olur fark etmez ezilen kategorinin gösterebileceği karşı duruşlarla ancak sağlanabilir gibi görünüyor. Şiddetin hayatımızda durdurmanın yolunun belki de en önemli ezilenlerin egemenler karşısında siyasal araçları da kullanabilecekleri örgütlülük gücünü kullanması olacaktır.

    Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Devletin kullandığı şiddet politikası çok içselleştirildi’ – VİDEO
    >‘Toplumsal faşizme, şiddete karşı en güçlü direnişi kadın hareketi gösteriyor’- VİDEO
    ‘Erkek egemen sistem şiddetin sıradanlaşmasını istiyor’ – VİDEO
    ‘Toplumsal muhalefet, şiddet karşısında bir direnç hattı geliştirmelidir’

     

     

  • Kadın örgütleri, 6284 sayılı yasanın uygulanması için seferberlik başlatıyor-VİDEO

    Kadın örgütleri, 6284 sayılı yasanın uygulanması için seferberlik başlatıyor-VİDEO

    PİRHA-Kadın örgütleri, artan şiddet ve cinayetlere karşı 6284 sayılı yasanın uygulanması için “Seferberlik başlatıyoruz” duyurusunu yaptı. Basın toplantısında konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Narin’in köyünde de bir kadın ses yükseltti. Umudumuz işte o kadının sesindedir” dedi.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri, “Biz Yazdık, Biz Uygulatacağız, 6284 için Seferberliğe!” çağrısı ile basın toplantısı düzenledi. Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılan basın toplantısına, kadın örgütlerinin yanı sıra, sanatçı, aydın ve siyasetçiler de destek verdi.

    AKP Hükümetinin aile odaklı politikaları nedeniyle kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin arttığına vurgu yapılan toplantıda 6284’ü uygulatmak adına yeni yol haritası açıklandı.

    “SEFERBERLİK BAŞLATIYORUZ!”

    Toplantıda ilk konuşmacı olan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, şiddet vakalarının günden güne yaygınlaştığını vurguladı. Aile odaklı politikalara işaret eden Ataselim şöyle devam etti:

    “Aile odaklı politikalar nedeniyle cinayetlerin artacağını söylemiştik. Örneğin bir baba, çocukları ve eşini kurşunlayarak öldürüyor. Sebep, kadının ayrılmak istemesi. Hayatımıza yön vermemize karşılar. En çok kadınlar, ‘işte koruyoruz’ dedikleri yasalarla öldürülüyor.
    2011 yılında cinayetlerde bir azalma olmuştu. 6284, ‘etkin soruşturma yürüteceksin, kadınları güçlendireceksin’ der.
    Bizi dikkate almayarak, bizi koruyabileceğinizi düşünüyor musunuz? Onların dayattığı ailelerde, erkeklerin reis olduğu bir durum var. Kadınlara, çocuklara ‘itaat et’ deniliyor. Erkekleri cesaretlendiriyorlar.

    Narin 19 günün sonunda bulundu, koca bir köyün sessiz kaldığı ifade ediliyor. Yetkililer, sorumluluklarını yerine getirmedikleri için Narin aramızda değil. Şimdi karamsar bir tablo görünse de iyi haberleri hep birlikte yayalım, 6284 seferberliğini başlatıyoruz. Narin’in köyünde de bir kadın ses yükseltti. Umudumuz o kadının sesindedir.

    6284 nedir? Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair kanun. Yerli bir kanun. Peki neden uygulamıyorlar?
    Eğer bir kadın şiddete uğraması taktirde, korunmanıza dair bir kanun… uzaklaştırma verilmesi, elektrikli kelepçe gibi çok kapsamlı kararları barındırıyor. O nedenle 6284, hepimizin o kapalı kilitlerini açacaktır. Bundan sonra eğitimler yapıp, seminerler düzenleyeceğiz. Bir kadın şiddete uğradığında yanında olacağız. Kadına yönelik şiddetin son bulması aile odaklı politikalar değildir, bunu hep vurgulayacağız. Siyah ve beyaz arasında çok net fark vardır. Beyazı grileştirmeyin. Kadınların haklarını muğlaklaştırmayın.”

    “AİLENİN KÖKÜNÜ KAZIMAK İÇİN MÜCADELEDEYİZ”

    Genç Feministler Federasyonu Başkanı Güneş Akçay da yaptığı konuşmada Narin Güran cinayetinin henüz aydınlatılmadığını söyledi. “Hükümet, suçluları bulmak adına neden profesyonelce davranmıyor?” diye soran Akçay, şöyle devam etti:

    “Keşke Narin’in mezarına gelinlik koyup üzüleceğinize, küçük yaşta katledilmesine üzülseydiniz. 6284 uygulanmadığı için kadınlar öldürülüyor. Ağustos ayında 6 kadın, babaları tarafından öldürüldü. İşte AKP’nin kutsal aile anlayışı bu. Onlar için erkek, kutsal olan. Genç kadınlar, babalarının tahakkümü altında yetişsin istiyorlar. Ailelerimizden asla kopmamak, başımıza diktatör dikmek istiyorsunuz ancak o ailenin kökünü kazımak için daha fazla örgütleneceğiz.

    Bir yandan da ekonomik kriz de genç kadınların özgürleşmesinin önüne ket koyuyor. Ekonomik olarak aileye bağlıysanız eğer aileye daha bağlı kalınıyor. Burada Erdoğan’a da seslenmek istiyorum; sen de reissin ya hani, bu halk seçimlerde sana tokat attı. Bizler de evlerde erkekleri durdurmasını biliriz. Artık hiçbir kadının canının yanmasına tahammülümüz kalmadı. AKP hükümeti gençleri eğitimden uzaklaştırıyor, evlilik dayatılıyor. Kadınları 2’inci sınıf vatandaş gören anlayışınız yenilecek. Şiddet karşısında kadınlar yalnız değil demek için 6284 seferberliğini başlatıyoruz.”

    “AİLE KUTSAL DEĞİLDİR”

    Sanatçı Ceylan Ertem de basın toplantısında konuşan isimler arasındaydı. Ertem, “Yaşarken güzel günleri görmeyi umut ediyorum. Aile kutsal değildir. Kutsal olan iyiliktir, sevgidir. O nedenle mücadele etmeyi sonlandıramayız. 6284 mutlaka tekrar gündeme gelmeli. Özgürlük ne yazık ki kolay kazanılamıyor ama çok kolay kaybediliyor. Bütün eylemlerde her zaman en önde kadınlar var. Feminizm sadece kadına özgü bir şey değil. Erkekler de feminist olabilir. Biz artık mezar başlarında ağıtlar yakmak değil, şarkılar söylemek istiyoruz. Özgür ve aydın düşüncenin ters kelepçelenmediği, kadın ve çocuk cinayetlerinin olmadığı adil bir dünya diliyorum” dedi.

    “ÖRTBAS EDİLENLERİ ORTAYA KOYACAĞIZ”

    Gazeteci Tuluhan Tekelioğlu da 6284 sayılı yasanın önemine değinerek “Bizler, eğer korkuyu arkamıza atıp, omuz omuza verirsek herşeyi yapabiliriz. Günlerce ‘Narin nerede?’ diye sorduk ve en sonunda onu bulduk. Şimdi ise örtbas edilmek istenenleri ortaya koyacağız. Her kadının aynı duyarlılıkla bu konuya eğilmesi şart. Gelin birlikte 6284’ü hayata geçirelim” ifadelerini kullandı.

    Yazar Seray Şahin de kadın cinayetlerindeki artışa dikkat çekerek “Öldürdüğü eşinin ütülediği takım elbiseyle mahkemeye çıkanları görmekten yorulduk. Bu zalimler, bizden daha hızlı yasaları öğreniyorlar. Kendi yaşam hakkımızı birilerinin vicdanına bırakamayız. Narin’le ilgili şunu söylemek istiyorum; o beyaz gelinliği gördüğümde aklıma Hatice teyze gelmişti. Köy meydanında eline bir gelinlik alıp yakmıştı!” dedi.

    “19 GÜN BOYUNCA NE YAPTINIZ?”

    CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ise “Çok öfkeliyiz. Bu karanlığı birlikte kaldıracağız. Bu yasayı uygulatacağız” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu süreçte sadece kadın cinayetleri artmıyor, işleniş biçimleri de vahşileşiyor. Şimdi herkesin gözü önünde bu cinayetleri işliyorlar. Bunları sadece ekonomik zorlukla ifade etmeye gerek yok. Eğitim politikasını değiştirerek işe başlıyorlar. Bu ülkenin her bakanının Diyanet İşleri Başkanlığı’nda gözü var görünüyor.
    Narin için çok öfkeli ve üzgünüz. Kimse artık timsah gözyaşları dökmesin. Biz gerçekleri biliyoruz. Narin, melek falan olmadı, öldü. Kara toprağın altında şimdi. Bir hukukçu olarak, sosyal medya olmasaydı biz halen Narin’i arayacaktık. Bulunsaydı dahi olayın üstü örtülecekti. Yetkililere 19 gün boyunca ne yaptıklarını soruyoruz. O insanlar korktukları için mi sustular? En kötüsü o sessizlikti. Bu zihniyeti kaldırmak hepimizin görevi. Bırakın idam çığlıkları atmayı, zihniyetin değişimi için bir tuğla da siz koyun. Peki biz şimdi bu iktidardan yasaları uygulamasını mı bekliyoruz? Yanılırız. Anayasayı uygulamayan bir iktidardan bunu bekleyemeyiz. Bu iktidar kadın mücadelesinden korkuyor. Gücümüzden korkuyorlar, o nedenle dayanışmamızı arttırmalıyız.”

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo da “İyi ki kadın mücadelesi var, iyi ki Kürt özgürlük hareketi var” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Jin, jîyan, azadî sloganımıza karşılık ‘Cenk, cihat, şahadet’ sloganı atıyorlar. Narin’in tabutuna o gelinliği örten kimse, karanlığı yaratanlar da onlardır. Bu yapı Narin’in cenaze töreninin en ön safındaydı. Kadın mücadelesi yürütenler, cezaevine konuluyor ama biz bu ulus devlet anlayışına karşı durmaya devam edeceğiz. Özgürlüğümüzden başka kaybedecek hiçbirşeyimiz yok. Jin, jîyan, azadî demeye devam edeceğiz. Yaşasın kadın dayanışması.”

    “NARİN, MADIMAK’TA YAKILANLAR GİBİ ÖLDÜRÜLDÜ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Kadın Meclisi’nden Sevim Yalıncakoğlu da hükümetin, laiklik karşıtı politikalar yürüttüğünü söyleyerek şöyle devam etti:

    “Uzun yıllardır Alevi hak mücadelesi veriyoruz ve daima eşit yurttaşlık ilkesini ön planda tutuyoruz. Özellikle ‘din derslerine hayır’ derken bir kadın mücadelesini de barındırıyoruz. Zorunlu din derslerine, ÇEDES protokolüne karşı çıktığımızda çocuklarımıza, gericiliğe karşı neden, nasıl mücadele edilmesi gerektiğini de öğretiyoruz. Bizler, bu ülkenin laikliği için de mücadele ediyoruz. ‘Narin, cennete gitti’ gibi cümleler, romantizme yönlendiriyor. Bizler, kişilerin, varolma, doğma, zamanı geldiğinde ölme hakkını da savunuyoruz. Narin öldürüldü. Tıpkı Sivas’ta Madımak’ta yakılanlar gibi. Biz bu zihniyete karşı savaşıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Adana’da polis, hamile kadına şiddet uyguladı- VİDEO

    Adana’da polis, hamile kadına şiddet uyguladı- VİDEO

    PİRHA- Adana’da muhtarlık seçimlerinde çıkan kavgaya müdahale eden polis, hamile bir kadına şiddet uyguladı, kadını korumak isteyenleri de darp etti. Kadın hastaneye kaldırıldı. 

    Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Yamaçlı Mahallesi’nde, 3 Nisan Çarşamba günü iki grup arasında muhtarlık seçimleri nedeniyle kavga çıktı. Kavgaya biber gazı ve coplarla müdahale eden polis, olaya karışanlara sokak ortasında şiddet uyguladı. Kadını, yere düşmesine rağmen coplayan polis, kadını korumak için üzerine kapanan erkeğe de şiddet uyguladı. Ardından yaşananları cep telefonu ile kaydeden yurttaşı da darp ederek, çekim yapmasına engel oldu.

    Kavgaya karışanlar gözaltına alınırken, sokak ortasında polis şiddetine maruz kalan kadının hamile olduğu ve olay sonrası hastaneye kaldırıldığı öğrenildi. Kadının sağlık durumu ile ilgili bilgi edinilemedi.

    PİRHA/ADANA

  • Sanık erkek, saldırıyı ‘aldatma’ kılıfıyla savundu- VİDEO

    Sanık erkek, saldırıyı ‘aldatma’ kılıfıyla savundu- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de intörn doktor Nida Nur Nergiz’i ateşli silahla yaralayan Ersin Karakuş’un yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Sanık erkek, aldatıldığını ileri sürerek saldırıyı gerçekleştirdiğini savundu. Yaralanan Nergiz ise kadın örgütleri aracılığıyla mesaj göndererek şahsın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.

    Mersin’de intörn doktor Nida Nur Nergiz’i 23 Ekim 2023 tarihinde 7 el ateş ederek yaralayan Ersin Karakuş hakkında açılan davanın ilk duruşması Mersin 7’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. “Kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamasıyla yargılanan Ersin Karakurt, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) ile katıldı. Duruşma kimlik tespiti ile başladı. Duruşmada Mimoza Kadın Derneği, Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) ile Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin müdahillik talepleri reddedildi.

    ŞİDDETE ‘ALDATMA’ KILIFI

    Savunma yapan sanık Ersin Karakuş; Nida Nur Nergiz ile ilişkisi olduğunu ve kendisini aldattığını düşündüğünden dolayı böyle bir fiili gerçekleştirdiğini ileri sürdü. Karakuş’un olay günü Nergiz ile tesadüfen karşılaştığını iddia etmesi üzerine Mahkeme Heyeti, “Sen pompalı tüfeği sürekli arabanda mı tutuyorsun” diye sordu. İncelenen kamera kayıtlarında sanığın Nida Nur Nergiz’in oturduğu binanın önünde bir süre beklediği ve aracın içinde tüfek olduğu da belirtildi.

    Duruşmada söz alan avukatlar, sanığın ceza miktarını düşürmek için ‘aldatma’ ve ‘pişmanlık’ üzerine savunma verdiğini dile getirdi.

    “SANIK PİŞMAN OLMADIĞINI SÖYLEDİ”

    Sanığın ifadesinin ardından görgü tanıkları dinlendi. Abla B. Nergiz Karakuş’un sık sık kardeşini tehdit ettiğini söyledi. Karakuş’un olayın ardından pişman olmadığına dair kardeşine ses kaydı attığını dile getiren B. Nergiz, Karakuş’un Nergiz ile evleneceğine dair iddialarının doğru olmadığını, kendisinin ve ailesinin Karakuş’u tanımadığını dile getirdi.

    Mahkeme heyeti sanık Karakuş’un tutukluluk halinin devamına, sanığın ceza ehliyetine dair rapor alınmasına ve duruşmanın 2 Nisan Salı günü saat 13.30’a ertelenmesine karar verdi.

    NİDA NUR NERGİZ’DEN ADALET TALEBİ

    Saldırıya uğrayan Nida Nur Nergiz, kadınlar aracılığıyla mesaj göndererek, “Bugüne kadar yaşadığım ve gelecekte yaşayacağım tüm zorluklar için şahsın en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Türk adaletine güveniyorum” ifadelerini kullandı.

    Duruşma sonrası adliye bahçesinde Mersin Kadın Platformu ve Mersin Tabip Odası ortak basın açıklaması yaptı.

    Açıklama metnini okuyan Ful Uğurhan, Nida Nur Nergiz’in saldırı sonrası bir bacağını kaybettiğini, diğer bacağını da kaybetme riski yaşadığını söyledi. Uğurhan, kadın düşmanı politikalar ve cezasızlığın kadına yönelik şiddeti körüklediğini belirterek, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de vurgu yaptı. Uğurhan, olayın takipçisi olacaklarının altını çizerek şunları söyledi:

    “Aramızdan çekilip alınan kadınların eksikliğinde; ülkemizde kazanımlarımızı sürekli gündemde tutmaya, başta İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa olmak üzere kazanımlarımızdan geri adım atmamaya ve mücadelemize devam edeceğiz. Fail indirimsiz cezalandırılana, toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadelede caydırıcı ve etkili bir yargı kararı alınana kadar sürecin takipçisi olacağız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

     

  • Kadınlar Ankara’dan seslendi: İktidar katilleri koruyor; itaat yok, isyan var-VİDEO

    Kadınlar Ankara’dan seslendi: İktidar katilleri koruyor; itaat yok, isyan var-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Ankara Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “İktidar katilleri koruyor cezasızlık politikası uygulanıyor. Gülistan Doku’nun katili korunuyor. Bizler buradan burada kutsal ailenizi tanımıyoruz. İtaat yok isyan var demek için sokaktayız” dedi. 

    25 Kasım 1961’de Dominik Cumhuriyeti’nde bir uçurumun dibinde cesetleri bulunan Mirabel Kardeşler’in mücadelelerinden ilham alan Birleşmiş Milletler, bu tarihi Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan etti.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde Ankara’da kadınlar alanlardaydı.

    Kolej Meydanı’nda buluşan kadınlar Sakarya Meydanı’na yürüdü ve meydanda basın açıklaması yaptı. Açıklama Türkçe, Kürtçe, Arapça olarak okundu.

    “SADECE BU SENE  347 KADIN ERKEK ŞİDDETİYLE KATLEDİLDİ”

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri sendikası (SES) Dönem Eş Başkanı Mukaddes Anğay’ın Ankara Kadın Platformu adına okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “İtaat yok, isyan var demek için sokaktayız. Bugün 25 Kasım ve Biz kadınlar, ‘Savaşa, Krize, Yoksulluğa Ve Erkek-Devlet Şiddetine Karşı Bir Aradayız!’ demek için sokaklardayız
    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde; Dominik’te Mirabel Kardeşleri katleden Trujillo diktatörlüğünün kadın düşmanı politikalarını aratmayan AKP-MHP ittifakı kadınların yaşam hakkını korumak bir yana kadın mücadelesinin kazanımlarına dönük saldırılarını arttırıyor.

    İstanbul Sözleşmesi’nden tek adamın kararıyla çekilmesinin ardından iktidarın ajandasında şimdi de Anayasa değişikliği, 6284 sayılı kadına yönelik şiddetle mücadele yasası, nafaka düzenlemesi ve aile arabuluculuğunu da içeren Medeni Kanun’da değişiklikler bulunuyor.

    Kadınlar olarak tırnaklarımızla kazıyarak elde ettiğimiz kazanılmış haklarımıza yönelik saldırılar karşısında bir araya geleceğiz, eşitlik kavgamızı büyüteceğiz.
    AKP-MHP ittifakı erkek şiddetine karşı önlem almadığı gibi cinsiyetçi, LGBTİ+ düşmanı ve kadınların yaşamına saldıran politikalarına her gün bir yenisini ekliyor. Kadına yönelik şiddeti önleme yükümlülüğü olan devlet; kadınlara yönelik işkenceye varan özel savaş uygulamalarıyla, yoksullaştırma politikalarıyla, erkek yargı mekanizmasıyla, hukuksuz uygulamalarıyla şiddeti yeniden üretiyor. Sadece bu sene 347 kadın erkek şiddetiyle katledildi. İktidar failleri koruyor ve cezasızlık politikalarıyla ödüllendirmeye devam ediyor.

    “TARİKATLARIN VE CEMAATLERİN KARANLIĞINA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Gülistan Doku’nun, Zeren’in, Dina’nın, Kübra’nın, Hande’nin, Ceren’in ve diğer bütün kız kardeşlerimizin faillerini de, failleri cezasızlıkla ödüllendirenleri de tanıyoruz!
    AKP iktidarı geldiği ilk günden bu yana kadın ve LGBTİ+ düşmanlığı üzerinden kendini var ediyor. Sözde kutsal aile yapılarını korumak için düzenledikleri nefret yürüyüşleri ile bizleri hedef haline getiriyorlar ve hayatlarımızı tehlike altına atarak kendi çizdikleri sınırlar içerisine hapsetmeye çalışıyorlar.

    Kadın ve LGBTİ+ düşmanlığına karşı bir araya geleceğiz, özgürlük talebini büyüteceğiz. Kadınları aileden ibaret gören politikalarıyla tüm kamusal alanları ve özellikle eğitimi siyasal islamcı politikalarla kuşatıyor. Tarikatların ve cemaatlerin karanlığına teslim olmayacağız demek için sokaklardayız!

    “BİZ KADINLAR DİRENİŞİN SESİ OLMAKTA ISRARCI OLACAĞIZ”

    Cinsiyete dayalı emek sömürüsü, bizleri işyerlerinde taciz, tecavüz ve mobbing olarak karşılıyor. Bir yandan mülteci kadınları sırf düşük maliyet sağlayabilmek için güvencesiz işlerde çalıştırdıklarını, ayrımcı politikalarla hedef haline getirildiklerini de biliyoruz Biz kadınlar yoksullaştırma ve güvencesizleştirme politikalarınızı kabul etmiyoruz! Bu umutsuzluğun karşısında bir araya geleceğiz, umudun sesini büyüteceğiz! İktidar İsrail’in Filistin işgaline ve soykırım girişimine karşı boş söylemlerini sürdürüyor. Bu büyük baskı, korku ve yıldırma politikalarına rağmen biz kadınlar barışın, adaletin ve direnişin sesi olmakta ısrarcı olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kadınlar Mecidiyeköy’den haykırdı: Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!-VİDEO

    Kadınlar Mecidiyeköy’den haykırdı: Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Mecidiyeköy’de 25 Kasım Kadın Platformu öncülüğünde bir araya gelen kadınlar, “jin, jiyan, azadî” ve “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganlarıyla taleplerini haykırdı. Komite sorumlusu ve polis arasında yapılan müzakere konuşması sırasında bir kadın, polis şiddetine uğradı.

    İstanbul’da kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü dolayısıyla Mecidiyeköy Meydanı’nda buluştu. 25 Kasım Kadın Platformu öncülüğünde gerçekleşen buluşma, “Failler evde, mecliste, iş yerinde, okullarda; kadınlar erkek devlet şiddetine karşı sokaklarda” şiarıyla gerçekleştiriliyor.

    Eylem öncesi tüm yollar polis bariyerlerle kapatıldı ancak kadınlar, Mecidiyeköy’de buluştu. Kadınlar, “Rojava’daki mücadele kadınların mücadelesidir” pankartı açarak, “Bedeni 7 gün sokakta kalan anneler, Rojava’da katledilen çocuklar”, “Jin, jiyan, azadî”, “Sara, Rojbin, Ronahî”, “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” ve “Kadınlar birlikte güçlü” sloganları atıyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile HEDEP Van Milletvekili Pervin Buldan ve HEDEP İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu ve Özgül Saki de alana geldi.
    “ROJAVA’DAN FİLİSTİN’E SAVAŞA HAYIR”
    Savaş politikalarına dikkat çeken kadınlar, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılar ile İsrail-Filistin savaşına karşı barışı savundu. Kadınlar, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi”, “Filistin’de direnen kadınlara bin selam”, “Filistin’e özgürlük, İsrail’e boykot”, “Savaşa karşı yaşasın kadın dayanışması”, “Rojava’dan Filistin’de direnen kadınlara bin selam”, “Rojava’dan Gazze’ye halklar direnişte” sloganlarını attı.
    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ BİZİM”
    Kadınlar, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı alınmasına karşı tepkilerini de dile getirdi. “İstanbul Sözleşmesi bizim” dövizlerini taşıyan kadınlar, sloganlarıyla iktidarın hedefinde olan 6284 sayılı yasaya sahip çıktı.
    “GECELER BİZİM, SOKAKLAR BİZİM, MEYDANLAR BİZİM”

    Kadınlar Cevahir AVM önünde yasakları protesto etmek için basın açıklaması yaptı. Platform açıklamayı Cemile Baklacı okudu. Açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Bugün biz kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için, öfkemiz ve isyanımızla geldiğimiz bu alanda bir kez daha devlet yasakları ve polis şiddetiyle günü bitiriyoruz. Bir araya gelişimizi engellemeye çalışanlara bir kez daha gösterdik: Kadınlar olarak bir aradayız, isyandayız! Barikatla kapattıkları yollardan, yasakladıkları meydanlardan, tenha ve karanlık sokaklardan, bize reva gördükleri güvenliksiz yurtlardan, bir hayat kurabilmek için üç kuruşa çalıştığımız güvencesiz işlerimizden, bizi ekonomik ve sosyal olarak mahkum ettiğiniz şiddet dolu evlerden, karşılığını hiçbir şekilde alamadığımız, üzerimize yıkılan bakım emeğiyle ayakta kalan AC ailelerinizden çıktık; kimliğimiz, bedenimiz, varoluşumuz ve özgürlüğümüz için bir araya geldik.

    Filistin’den Rojava’ya, İran’dan Afganistan’a direnen kadınların sesi olmak için, savaş politikalarına karşı durmak için bir araya geldik. Şiddet faillerine, failleri aklayan yargıya, cezasızlık politikalarına karşı, bir kişi daha eksilmemek için erkek-devlet şiddetine karşı bir araya geldik. Aile politikalarına karşı makbul kadınlar olmayacağız demeye, LGBTİ+fobiye izin vermeyeceğiz demeye geldik. Yarattığınız krizin bedelini ödemeyeceğiz, yoksulluğa mahkum edilmeyeceğiz demek için bir araya geldik. Erkek-devlet şiddetine, savaşa, sömürüye, yoksulluğa, çocuk istismarına, LGBTİ+fobiye, bizi mahkum etmeye çalıştığınız bu yaşama karşı direnişimizle bir aradayız, isyandayız!

    Birlikteyiz, çünkü bizim gücümüz ve umudumuz birbirimizde. Birlikteyiz, çünkü yan yana geldiğimizde; sokaklarında katledilmediğimiz, enkazlarında ölmediğimiz, yurtlarında istismar edilmediğimiz, iş yerlerinde ve ailelerde sömürülmediğimiz; eşit, özgür, şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünyayı yaratabileceğimizi biliyoruz. Her birimiz için özgür bir yaşam kurana dek mücadelemiz bitmeyecek. Geceler bizim, sokaklar bizim, meydanlar bizim!”

    Açıklamanın ardından ara sokaklardan yürüyerek dağılmak isteyen kadınların önü yer yer polis tarafından kesildi. Dağılma kararı alan kitle Fulya’dan aşağı doğru inerken polis barikatı kuruldu. Komite sorumlusu ve polis arasında yapılan müzakere konuşması sırasında bir kadın yurttaş polis şiddetine uğradı.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • “Topraklarımızda kadına yönelik şiddet düşkünlüktür”-VİDEO

    “Topraklarımızda kadına yönelik şiddet düşkünlüktür”-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Dersim’de, “Erkek devlet şiddeti, haklarımız ve mücadele” konulu panel yapıldı. Panele konuşmacılarından HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 21 yılllık AKP-MHP iktidarı döneminde kadına şiddetin daha da arttığını ve bu sisteme karşı mücadele yürüttüklerini vurguladı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Dersim’de, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi ile Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Sosyalist Kadın Meclisleri’nin organize ettiği “Erkek devlet şiddeti, haklarımız ve mücadele” konulu panel yapıldı.

    Panele konuşmacı olarak Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ile Demokratik Alevi Derneği (DAD) yöneticisi Fethiye Yıldırım katıldı. Panelin diğer iki konuşmacısından Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, Diyarbakır’da gözaltına alındığı ve hala gözaltında tutulduğu için katılamazken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bölge Temsilcisi Latife Ulutaş ise Malatya’da dün meydana gelen depremden dolayı katılamadı.

    Panelin açılışında kadın mücadelesinde yaşamını yitiren tüm kadınlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “İNANÇ SİSTEMİMİZDE KADINA VERİLEN DEĞER YÜCEDİR”

    Panelde ilk sözü alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) yöneticisi Fethiye Yıldırım, kadına yapılan şiddetin sadece kadına değil, doğa ile başlayan bir şiddet olduğunu ve bu şiddet sarmalının her yönden devam ettiğini, normalde bunun yasalarla önlenmesi gerektiğini ama yasaların yetmediğini, esas olarak zihniyetin değişmesi gerektiğini belirtti.

    Yaşamın en başta evde kadınla başladığını, doğanın da, doğumun da kadınla başladığını ifade eden Yıldırım, “Bir inanç sistemimiz var ki onun içinde kadına verilen değer çok yücedir. Çünkü kadının doğum yoluyla gelen bir Hakk ispatı vardır. Biz böyle bir toplum içinde büyürken nasıl olur da kadın bu kadar zulümle baş başa kalabilir. Raa Haq dediğimiz kendi inancımızda insana dokunmak, öldürmek yasaktır ama maalesef bu vahşi sistem inancımız içindeki bazı erkeklerin de düşkünlüğe düşmesine, eline silah almasına sebep olmuştur” dedi.

    “KADİM TOPLUMLARDA KADIN-ERKEK EŞİTTİR”

    Dersim’e bugün herkesin modern ve kültürel bir kent olarak baktığını ama Dersim’in kendi inancından uzaklaştıkça her şeyin dejenere olduğu gibi cinsiyetler arasındaki eşitliğin de bozulduğunu söyleyen DAD yöneticisi Fethiye Yıldırım ise, “Bizler kadim toplumların devamıyız ve kadim toplumlar içinde kadın erkek eşittir. Doğaya gösterdiğimiz saygının birazı da kadına gösterilse her şey daha iyi olacaktır. Ekolojik denge diyoruz ya ekoloji ile kadın birdir. Siz bir köye giden suyu kestiğinizde oradaki börtü böceğin, karıncanın, ağacın da suyunu kesiyorsunuz. Aynen kadına yapılan saldırı da birdir. Kadınla doğa birdir, nurdur, rahimdir” dedi.

    “KADINLARI KATLEDENLER YASALARLA KORUNUYOR”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun, 1999 yılında 25 Kasım gününü, toplumda farkındalık yaratmak amacıyla Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan ettiğini hatırlatarak, “Biz bugünü Mirabal kardeşlerle anıyoruz. Onların mücadelesi sonucu bugün kutlanıyor. Onların şahsında bizi bugünlere getiren, bize yol gösteren, güç veren bütün kadın arkadaşları saygıyla anıyoruz” dedi.

    Mücadeleyi sadece bir güne sığdırmadıklarını, bu topraklarda Kürt kadınları başta olmak üzere, sosyalist muhalif kadınların bu mücadeleyi her gün yürüttüğünü, 21 yılllık AKP-MHP iktidarı döneminde kadına şiddetin daha da arttığını ve bu iktidar sistemine karşı da mücadele yürüttüklerini vurgulayan Kordu, şunları kaydetti:

    “Her gün kadınların katledildiğini, yasaların katledenleri koruduğunu, aflar çıkararak cezaevlerinden çıkardığını, haksız tahrik indirimi yaptığını biliyoruz. Oluşturulmuş erkek devlet kodları üzerinden haksız tahrik indirimi hukuki olarak da uygulanıyor.”

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE? ISRARLA SORUYORUZ”

    Şiddetin sosyal, siyasal, ekonomik her alanda yürütüldüğünü, erkek ve devlet şiddetinin beraber, yanyana yürüyen süreçler olduğunu ifade eden Kordu, “Gözaltına alındığımızda çıplak aramadan geçiriliyoruz. Erkek egemen bir kuşatmanın altındayız. Erkeğin kadın üzerinde tahakkümü var. Sokağa hak mücadelesi için çıktığımızda, karşımıza devlet ve onun polisi çıkıyor. Sonra içeri atılıyoruz bu defa da gardiyanlar çıkıyor karşımıza” ifadelerini kullandı.

    “Bizim topraklarımızda şiddet, özel savaş politikalarıyla derinleştiriliyor” diyen Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’yu hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Gülistan Doku nerede? Israrla sormaya devam ediyoruz, çünkü bu özel savaş politikasının bir sonucudur. Güvende değilsiniz demek istiyorlar. Doku’nun faillerini koruyorlar. Bu özel savaş politikalarıyla Munzur Üniversitesi’nde birçok kadın öğrenciye ajanlık dayatılıyor, düşürülme politikası izleniyor. Bu kentte uyuşturucu politikası var. Bu kentte insanların evlerine kadar izlendiği bir tecrit politikası uygulanıyor. Bu tecrit politikası en çok kadına karşı uygulanıyor.”

    “TOPRAKLARIMIZDA KADINA YÖNELİK ŞİDDET DÜŞKÜNLÜKTÜR”

    Dersim’de de kadına şiddete karşı mücadeleyi geliştirmek gerektiğinin altını çizen Kordu, “Topraklarımızda hem kimliğimiz, hem inancımıza karşı çok yönlü saldırılar var, özel savaş stratejisinin bir parçası olarak. Buna ilişkin çözüm yollarını daha güçlü oluşturmamız, daha fazla tartışmamız gerekiyor. Kendi itikadımız ve hakikatimizden yola çıkarsak şöyle diyebiliriz. Kadına yönelik şiddet düşkünlüktür topraklarımızda. Kendi inancımızın özü can üzerinde, birlik, eşitlik üzerine kurulmuştur ama bu çok tahrip edilmiştir. Kadın olduğumuz için zaten ayrımcılığa maruz kalıyoruz ama bir de Alevi ve Kürt olduğumuz için de ayrıca bir ayrımcılığa maruz kalıyoruz” dedi.

    “EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİNİ GELİŞTİRECEĞİZ”

    HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, toplumu özgürleştirme politikalarını kadın üzerinden inşa eden bir anlayışa sahip olduklarını belirterek “Burada bir özgürleşme gelişmediği sürece eşitlik de mümkün değildir. Eş başkanlık politikasını bu amaçla geliştiriyoruz ama buna karşı da büyük bir saldırı var. Eş başkanlık sistemi politikada, yaşamın her alanında, kadının kendisini kadın bakış açısıyla inşa edeceği bir sistemdir. Sadece sembolik bir şey değildir. Eş başkanlık sistemimizi her alanda ısrarla geliştirmeye çalışacağız ve mücadelesini sürdüreceğiz” dedi.

    Konuşmacılardan sonra salonda bulunan kadınlara söz hakkı verildi. Panel, Hıdır Taş ve Sinan Taş’ın verdiği müzik dinletisiyle son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Prof. Dr. Karatay: Kadın cinayetleri münferit değil, Türkiye şiddette birinci sırada -VİDEO

    Prof. Dr. Karatay: Kadın cinayetleri münferit değil, Türkiye şiddette birinci sırada -VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülnaz Karatay, kadın cinayetlerinin münferit olmadığını belirterek, “OECD ülkeleri arasında Türkiye şu anda şiddet sıralamasında birinci sırada yer alıyor” dedi. Karatay, Dersim’le ilgili olarak ise, “Kuşkusuz inanç alanından kaynaklı kadının hareket alanı biraz daha geniş ancak Dersim’de de tablonun çok parlak olmadığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülnaz Karatay’la kadın mücadelesini, kadına yönelik şiddeti, Türkiye’de ve Dersim’de kadınların sorunlarını konuştuk.

    “KADINLARIN SAĞLIK, EĞİTİM, ÜREME, EKONOMİK HAKLARINI YETERİNCE TARTIŞAMIYORUZ”

    Toplumun katmanları arasında, örneğin cinsler arasında meydana gelen şiddetin genel barış ortamından ayrı düşünülemeyeceğinin altını çizen Karatay, “Esasında kadınlara yönelik şiddet, bir yaşam hakkı ihlalidir. Anayasanın 17. ve 50. maddelerinde tanımlanmış olan doğal olmayan ölüme karşı insanları ayrıcalıksız, ayrımsız bir şekilde koruyan yasaların ihlali demektir kadına şiddet. Dolayısıyla toplumsal bir suç türü olarak tanımlanması gerekiyor. Biz bugün aslında kadına şiddeti konuşurken varlık yokluk sorununu konuşuyoruz. Oysa kadın mücadelesinin tarihine baktığımızda patlama noktasının emek mücadelesi olduğunu görüyoruz. O günlerden bugüne Clara Zetkin’lerden bugüne, daha geri bir noktadan tartışıyoruz meseleyi. Kadının yaşam hakkı üzerinden tartışıyoruz. Bunu tartıştığımız için de bugün kadının sağlık hakkını, eğitim hakkını ücretsiz ev işçisi olarak çalışan kadınların hakkını, üreme haklarını, ekonomik haklarını yeterince tartışamıyoruz, çünkü hala biz varlık noktasında sorunlar yaşıyoruz” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİ MÜNFERİT DEĞİL”

    Kadın cinayetlerinin aylık seyrine bakıldığında ayda 30, 40, 50 kadının öldürülmesinin aslında bir kadın kırımına işaret ettiğini, bunların münferit olmadığını, sistematik bir hal aldığını, son 10 yıldaki verilere göre yüzde 1400 artış olduğunu belirten Karatay, ihmal ve istismar meselesi konusunda da şunları dile getirdi:

    “Tabii ki cinayetler dışında bir de ihmal istismar meselesi var. Toplum gündemini çokça meşgul eden, kriz düzeyinde yaşanan bir şey. Artık evlerimiz, sokak, kampüsler, güvenli alan olmaktan her geçen gün uzaklaşıyor. Neredeyse kampüslerde her beş kadından biri ihmal, istismar kurbanı ve bu alanlarda üniversitelerin tutum belgeleri yok. Çok az üniversitede ihmali, istismarı, kadına şiddeti önleyen tutum belgesi var. Bunların da ne kadar kararlılıkla uygulandığı büyük bir sorun. Bu yüzden içinde bulunduğumuz koşullarda kadına şiddet çok yönetilemez bir hal aldı. Sözleşmeler işe yaramıyor. Örneğin Türkiye 1986 yılında kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesine dair CEDAW Sözleşmesi’ne imza atmış. Bunun dışında İLO sözleşmeleri var. İLO, kadının doğrudan ayrımcılığa uğramasını, ihmal istismarını önleyen bir sözleşme. Uluslararası sözleşmelerimiz var. Türk Medeni Kanunu var. Ceza hukuku var. Buna rağmen kadına şiddet tercihen önlenemez bir boyutta.”

    “TÜRKİYE, ŞİDDET SIRALAMASINDA BİRİNCİ SIRADA”

    Şiddetin öğrenilen bir şey olduğunu, öğrenilerek yaygınlaşan bir şeyin aynı zamanda önlenebilir de olduğuna vurgu yapan Karatay, “Buna rağmen neden önlenemiyor? Neden bu konuda herkeste stratejik bir sessizlik gözlemleniyor. Bu sorunun cevaplarını oluşturmadan bir çözüm için de adım atmakta zorlanıyoruz. Kadın mücadelesi ne yazık ki 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, cumhuriyetin ikinci yüzyılını kutladığımız bugünlerde hala kadının yaşam hakkı diyor. Bizim bugün modern demokrasilerde olduğu gibi kadının çok farklı düzeyde ikinci üçüncü kuşak haklarını konuşmamız gerekirken Türkiye’de ne yazık ki kadın haklarını çok geri bir noktadan tartışıyoruz. Toplumun yarısını oluşturan kadınlara siz haklarını ne kadar garanti edebiliyorsanız ne kadar teminat yaratabiliyorsanız ne kadar güvenli alan oluşturabiliyorsanız o kadar gelişmiş bir ülke olduğunuza ilişkin birtakım göstergeler ortaya koymuş oluyorsunuz. Ama OECD ülkeleri arasında Türkiye şu anda şiddet sıralamasında birinci sırada yer alıyor” dedi.

    “KURU KURUYA TEMSİLİN ANLAMI YOK”

    Prof. Dr. Gülnaz Karatay, bu şiddet sarmalından nasıl çıkılacağına dair ise şunları söyledi:

    “Bakanlık diyor ki bu, siyaset üstü bir alan. Bu, siyaset üstü bir alan olamaz. Kadına şiddetin önlenmesi için sözün bizzat siyaset üzerinden kurulması gerekli. Bu anlamda politik mücadele çok önemli. Politik mücadeleyi örerken de kesinlikle kadın perspektifinden görmek gerekiyor. Çünkü failden bu sorunun çözümünü beklemek çok akılcı bir yaklaşım değil. O yüzden kadınların muhakkak politik mücadele içerisinde daha fazla sandalye işgal etmeleri ve kendilerine alan açmaları gerekir. Temsili düzeyde değil gerçekten nüfusun yarısıyız.

    Tabii ki temsilin de bir anlamı var. Yani temsil ne üzerinden olmalı? Kadının her türlü alanda dışlanmışlığını ortadan kaldıracak, ekonomik, sosyal, kültürel haklarını ön plana çıkarabilecek, bu anlamda mevzuatların uygulanması yönünde baskı oluşturabilecek ya da yeni mevzuatlar oluşturabilecek, İstanbul Sözleşmesi’ne bir an önce dönülmesi için politik alanları etkili bir şekilde kullanacak bir temsilden bahsediyoruz. Kuru kuruya temsilin anlamı yok.”

    “KADIN HAREKETİ YÜKSELİŞTE AMA BİRLEŞİRSE DAHA ETKİLİ SONUÇ ALIR”

    Türkiye’de, tıpkı doğa hareketleri gibi kadın hareketiyle ilgili bir yükselişin olduğunu vurgulayan Karatay, “Kadınlar gerçekten çok ciddi inisiyatifler alıyorlar. Türkiye’deki kadın hareketinin belki de en önemli handikabı çok parçalı ve mikro ilerliyor olması. Bunların daha bütünlüklü, daha kapsamlı bir mücadeleye dönüşmesi gerekiyor. Örneğin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu çok etkili veriler yayınlıyor. Her bir vakayı raporluyor ama bunlar daha bütünlüklü bir hal alırsa yani birleşebilirse bu örgütlerin gücünün daha etkili sonuç alacağını düşünüyorum” dedi.

    “DERSİM’DE DE KADIN AÇISINDAN TABLO O KADAR PARLAK DEĞİL”

    Kadın sorununu ve mücadelesini Dersim toplumu açısından da değerlendiren Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülnaz Karatay, konuyla ilgili şunları belirtti:

    “Dersim’de de tablonun çok da parlak olmadığını söyleyebiliriz. Kuşkusuz inanç alanından kaynaklı kadının hareket alanı biraz daha geniş. Kadına yönelik cinsiyetçi kodlar biraz daha gerilemiş durumda. Dersim’de kadın açısından yaşam biraz daha kolay ama sorunlarımız yok mudur? Elbette bu alanda da sorunlar var. Örneğin ekonomik sorunları var kadınlarımızın, istismar vakaları var. Kaynakları farklı farklı olan ihmal, istismar vakaları var. Kadının kendini ifade edebileceği alanlar sınırlı. Ev içinde yoksullukla bağlantılı bazı sorunlarımız artmaya başladı. Bütün bunlar tabii ki kadın üzerinde yük demek. Hatta bazı konularda örneğin ihmal, istismar konusunda toplum çok gerilimli bir hal almış durumda. Bunların bir an önce nedenlerinin doğru bir şekilde anlaşılması ve üzerine gidilmesi gerekiyor. Bu anlamda kentte de bir örgütlülük var. İş gören bir örgütlülük var. Bu çalışmalar iyi bir şekilde sürüyor diye düşünüyorum”

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Kadınlar, ‘Laiklik ve Özgürlük İçin Kadın Yürüyüşü’nde buluştu-VİDEO

    Kadınlar, ‘Laiklik ve Özgürlük İçin Kadın Yürüyüşü’nde buluştu-VİDEO

    PİRHA- KCDP ve Kadın Meclisleri’nin çağrısıyla Kartal’da Laiklik ve Özgürlük İçin Kadın Yürüyüşü düzenlendi.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) ve Kadın Meclisleri, İstanbul Kartal’da miting düzenledi. “Laiklik ve özgürlük” şiarıyla bir araya gelen kadınlar, “Anayasal işleyişe ve Medeni Kanun’a el uzatanlara, ÇEDES’e ve karma eğitim düşmanlarına karşı yürüyoruz” diyerek alana girdi.

    Yüzlerce kadın Eskişehir, İzmir, Ankara, Bursa ve çevre illerden kalkan otobüslerle İstanbul’a gelerek mitinge katılım gösterdi. Kadınlar sık sık, “Patriyarka mezara, yaşasın kadınlar”,  “Zeren’e sözümüz, hesap soracağız”, “Hayatıma, hakkıma, kıyafetime karışma” sloganları attı.

    “KÜRT HALKI VE ALEVİLER İÇİN DE VARIZ”

    KCDP Sekreteri Fidan Ataselim, “Yarım olan biz miyiz onların akılları mı?” diye sorarak konuşmasına başladı. Ataselim, “Kadınlar sadece kadınlar için değil LGBTQ+’lar, çocuklar, Kürt halkı ve Aleviler için de varız. Sevgili arkadaşlarım, yürüyüşe çağrı yaparken de çokça meselelerden bahsettik; kadınlar her gün öldürülmeye devam ediyor. ‘Saat kaçmış, neredeymiş, ne içmiş, sevgilisi miymiş?’ Bütün bu söylemler ile öldürülen kadınların anılanlarına dahi saygı duymuyorlar. Öldürülen kadınların yakınları da var burada bizimle. O ‘balkondan düştü’ denilen kadınların aileleri var. Arkadaşlar, biz yaşam mücadelesi verirken, yaşama tutunmaya çalışırken tıpkı söyledikleri gibi bize sesleniyorlar. Mutlaka bir şey yapmıştır diyorlar” dedi.

    Ataselim, “ÇEDES protokolüne, zorunlu din derslerine ve niteliksiz eğitime dikkat çekerek, “Tek adamı da, siyasi iktidarı da, yobazları da söz olsun ki durduracağız” vurgusu yaptı.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • PSAKD Danışma Kurulu Toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı

    PSAKD Danışma Kurulu Toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı

    PİRHA – PSAKD 5. Danışma Kurulu Toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı. Alınan kararlar içerisinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile muhataplık geliştiren çevrelere dair hiçbir örgütsel birlikteliğin olamayacağı vurgulandı. Açıklamada 10 Aralık mitinginin önemine de yer verilerek “Tüm yurttaşlarımızı ve dost, musahip kurumlarımızı bu mitingi güçlendirmeye çağırıyoruz” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 16. Dönem 5. Danışma Kurulu sonuç bildirgesi açıklandı. 11-12 Kasım’da Ankara’da yapılan toplantı sonrası yapılan açıklamada “Örgütümüz, Cumhuriyetin 1. yüzyılında yaşanan katliamlar, asimilasyonlar, sürgünler, işkencelerin yaşanmaması için 2. yüzyılda Aleviler ve sistem arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiği üzerine değerlendirmeler yaptı. Laikliğin ve bir arada yaşamın öneminin yeniden altı çizilerek eşit yurttaşlık taleplerimiz doğrultusunda 2. yüzyılda da Alevilerin mücadele hattının örülmesi konusunda çalışmalara hız ve yön verilmesi gerekliliği vurgulandı” ifadelerine yer verildi.

    “AZALMAKTAN KORKMAYIN, BOZULMAKTAN KORKUN”

    Yapılan açıklamada Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik kurumsal tutuma vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “İkinci yüzyıla girerken ırkçı ve şeriatçı muktedirlerin, Alevileri tanımlamak, biçimlendirmek için atılmış bir adım olarak değerlendirdiğimiz Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tanınmaması konusunda aldığımız kararın ve verdiğimiz mücadeleye devam edeceğimizi, bu kurumla muhataplık tavrı geliştirecek olan çevreler ile hiçbir örgütsel birlikteliğimizin olamayacağını da bir kez daha mutabakat altına almıştır. Çünkü; örgütlülüğümüz tarihimizden aldığımız direniş gerçekliği ile ‘Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan’ düsturuyla hareket eden Şah Kalender Çelebi ve Pir Sultan Abdalların izinden gitmeye devam edecektir. Bir Alevi atasözü ‘Azalmaktan korkmayın, bozulmaktan korkun’ der.

    Madımak Katliamı’nın 30. yılında ‘aranan sanıklar’ yönünden yargılamanın yapıldığı davada zamanaşımı kararı verilmesi ve katliam hükümlüsünün cumhurbaşkanı kararı ile serbest bırakılmasını şiddetle kınadığımızı ve bu kararı verenleri hiçbir zaman affetmeyeceğimizi bir kez daha yineliyor, Madımak Oteli’ni ‘Utanç Müzesi’ yapacağımızı belirtiyoruz.

    Halkın iradesiyle seçilmiş TİP Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğuna karşı Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermesine rağmen Yargıtay 3. Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi kararına uymayarak tutukluluğun devamına karar vermesi mevcut Anayasaya karşı bir YARGI DARBESİDİR.

    Pir Sultan örgütlülüğü olarak eşitlik, adalet, demokrasi düzeninin sağlanması için hukukun üstünlüğü ve Anayasaya uyulması zorunluluğunu hatırlatıyor; bu yanlıştan biran önce dönülmesini ve AYM kararı uygulanarak Can Atalay’ın Meclisteki görevinin başında olması gerektiğini önemle yineleriz.

    “MİTİNGİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

    Demokrasi ve insan haklarına en çok ihtiyacımız olan bu günlerde laik eğitime karşı yapılan eğitim müfredatının değiştirilmesi, din derslerinin arttırılması, kreşlere mescit yaptırılması, ÇEDES zorbalığı ile çocuklarımızın camilere götürülmesini reddediyoruz. Alevi kurumları olarak 10 Aralık 2023 tarihinde “LAİK EĞİTİM, İNSANCA YAŞAM VE DEMOKRATİK TÜRKİYE” şiarıyla İstanbul’da yapılacak olan mitingin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Laik ve Demokratik bir ülke isteyen tüm yurttaşlarımızı ve dost, musahip kurumlarımızı bu mitingi güçlendirmeye çağırıyoruz.

    Biz Aleviler, biz öteki sayılanlar olarak Cumhuriyetin 1. yüzyılında takvimlerimizin her gününü anmalar ile yaşamak zorunda bırakıldık. Önümüzdeki günlerde 15 Kasım Dersim ve Seyit Rıza anması, 19-25 Aralık Maraş Katliamı Anması, 19 Aralık Cezaevleri Hayata Dönüş Operasyonları’nın, 28 Aralık Roboski Katliamı’nın yıl dönümleri. Pir Sultan örgütü olarak 15 Kasım’da Dersim anmalarında, 23 Aralık’ta Maraş Katliamı anması için kitlesel olarak Maraş’ta olacağız ve katliamları, katliamcılara unutturmayacağız.

    “MAZLUM HALKLARIN ÖLDÜRÜLMESİNE KARŞIYIZ”

    Yoksulluğun her geçen gün arttığı bu günlerde, AKP yandaşları her gün zenginleşirken, ekonomik krizin en çok kadınları vurduğunu biliyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde eşleri, kocaları, patronları, oğulları, iş arkadaşları tarafından katledilen, şiddet gören, tacize ve tecavüze uğrayan kadınların özgürleşmesi için 25 Kasım’da Kadın Meclislerimizle alanlarda olacağız.

    Biz Aleviler, Kabesi insan, inancı sevgi olanlar olarak, yanı başımızda, masumların katledildiği savaşlara ‘hayır’ diyoruz. Kimler tarafından ve nerede yapılıyorsa yapılsın mazlum halkların öldürülmesine karşı duruyoruz.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak, 35 yıllık örgütlü mücadelemizle her dönem olduğu gibi ırkçı, şeriatçılara karşı Hüseyni duruşumuzdan asla taviz vermeden 73 milletle omuz omuza ‘İlimden gidilmeyen yolun sonunun karanlık olduğu’ bilinci ile yürümeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu: Cumhur İttifakı kadına şiddeti savunan birlikteliğe dönüşmüştür

    Kılıçdaroğlu: Cumhur İttifakı kadına şiddeti savunan birlikteliğe dönüşmüştür

    PİRHA- Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “Cumhur İttifakı kadına şiddeti savunan bir birlikteliğe dönüşmüştür” dedi.

    Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhur İttifakı’na katılma görüşmeleri süren HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi’nin ‘ön koşul’ olarak sunmasıyla başlayan “6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kaldırılması” tartışmasına tepki gösterdi.

    Kemal Kılıçdaroğlu, “Son gelişmeler şunu net göstermiştir ki, mütedeyyin gençlerin yeri de Millet İttifakıdır. Üzülerek görüyorum ki, Cumhur İttifakı kadına şiddeti savunan bir birlikteliğe dönüşmüştür” paylaşımında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV Köyceğiz Şube yöneticisi Tepe: Alevilere nefret söylemi ödüllendiriliyor-VİDEO

    HBVAKV Köyceğiz Şube yöneticisi Tepe: Alevilere nefret söylemi ödüllendiriliyor-VİDEO

    PİRHA-Alevilere yönelik nefret söylemine dair PİRHA’ya konuşan HBVAKV Köyceğiz Şube Başkan Yardımcısı Hüseyin Tepe, “Bursa’da yaşanan olay basında çıkanlardan yalnızca bir tanesi. Bursa’daki gibi her gün yüzlercesi yaşanıyor.  Hükümet bu konuda cezai müeyyide uygulamadığı için insanlar da korkmuyor. Onları sadece ödüllendiriyorlar” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube Başkan Yardımcısı Hüseyin Tepe, geçtiğimiz aylarda Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “BURSA’DA YAŞANAN YALNIZCA BİR TANESİ”

    Nefret söyleminin sadece Bursa’da olmadığını belirten Tepe, “Bursa’da yaşanan olay basında çıkanlardan yalnızca bir tanesi. Bursa’daki gibi her gün yüzlercesi yaşanıyor.  Hükümet bu konuda cezai müeyyide uygulamadığı için insanlar da korkmuyor. Onları sadece ödüllendiriyorlar. Onlar da rahat rahat çıkıp açıklıyorlar. Bırakın Bursa’yı, Türkiye’nin en köklü okullarından olan İstanbul Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde okul müdürü, 6 yaşındaki çocukla ilgili basında çıkanları “bu uydurma, doğru değil” diyor” diye konuştu.

    “KADINLAR; POLİSTEN, İKTİDARDAN ŞİDDET GÖRÜYOR”

    Tepe, hemen her gün işlenen kadın cinayetlerine de değinerek, şöyle konuştu:

    “Kadına zaten ikinci sınıf gözüyle bakıyorlar. Gerçekten inansalardı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmazlardı. Peş peşe kadın cinayetleri işleniyor, caydırıcı bir şey yok ki, özendiriyorlar. Kadına insan olarak bakmıyorlar. Cennet annenin ayakları altındadır. Biz gerçekten o gözle bakıyoruz. Ama onlar kadına köle muamelesi yapıyorlar. Kadına sadece evinde çocuk doğuran, hizmet işini yapan gözle bakıyorlar. Ama bizde öyle değil. Bizde kadın gerçek anadır. Dışarıda herhangi bir kadına da ana, bacı gözüyle bakıyoruz. Kendi ailemizde de öyle. Onların öyle bir inançları yok ki; kadın uyanırsa dünya uyanır, devrimi kadınlar yapar, diyor ya. Kadınlar gününde alana çıkan kadınlara şiddet uyguluyorlar. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde kadınlar sokağa çıktı. Polisten, iktidardan şiddet gördüler. Bunlar hiçbir şeyde samimi değiller.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA