Etiket: kadına şiddet

  • Sultangazi Kadın Dayanışması 21 Kasım’da saat 16.00’da bir araya geliyor

    Sultangazi Kadın Dayanışması 21 Kasım’da saat 16.00’da bir araya geliyor

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, Sultangazi Kadın Dayanışması 21 Kasım Cumartesi günü bir araya gelerek eylem yapacak. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, İstanbul’da Sultangazi Kadın Dayanışması, 21 Kasım Cumartesi günü eylem yapacağını duyurdu.

    Hazırlanan afişte, “Haklarımız ve hayatlarımız için yürüyoruz. Sultangazi Kadın Dayanışması olarak 21 Kasım Cumartesi günü saat 16.00’da eski karakolun önünde buluşuyoruz” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Kadınlardan 22 Kasım’da Kadıköy’de buluşma çağrısı

    Kadınlardan 22 Kasım’da Kadıköy’de buluşma çağrısı

    PİRHA- Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri, “Şiddeti, cezasızlığı, şüpheli ölümleri, kadın cinayetlerini durdurmak için; İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatacağız” sloganıyla 22 Kasım Pazar günü Kadıköy’de buluşma çağrısında bulundu.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri, 22 Kasım Pazar günü saat 15:00’te Kadıköy’de buluşuyor.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken yazılı bir açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Kadın Meclisleri, 22 Kasım Pazar günü saat 15:00’te Kadıköy’de buluşacaklarını bildirdi.

    “ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri’nden yapılan çağrıda şu ifadeler kullanıldı:

    “1960 yılında diktatörlüğe karşı mücadelenin sembolü olan Mirabel kardeşlerin ardından bugün hala kadınlar; şiddetin, dayatmanın tüm biçimlerine karşı hayatları pahasına direniyor. Kadınlar ayrılmak istedikleri için, reddettikleri için, eşit yaşamak istedikleri için en çok da en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyorlar. Kadınlar evlerinde, sokakta, otobüste her yerde şiddete uğruyor.
    Yetkililer kapılarına kadar gelip yaşamak istiyorum diyen kadınları dahi korumuyor. Bir kadına şiddet uyguladıktan sonra serbest bırakılan fail, gidip başka bir kadını öldürüyor. Cezasızlık kadınların hayatına mal oluyor. Kadın cinayetlerine intihar süsü vererek üzerleri örtülmeye, şüpheli hale getirilmeye çalışılıyor. “Yüksekten düştü, atladı, şakalaşıyorduk…” Tüm bu yalanlarla birlikte katiller, kadınları öldürüp, ellerini kollarını sallayarak gezebileceklerini umuyorlar. Ancak mücadelemizle birlikte kadın cinayetlerinin gizlenmesine izin vermiyoruz.
    Failler, “Daha önce yaptım, yine yaparım” deme cesaretini buluyorlar. Onlar bu cesareti nereden alıyor biliyoruz. Cezalarda cinsiyetçi indirim uygulayan mahkemeler, kadın düşmanı siyaset üretenler, yasaları uygulamayanlar… Hepsi faillerle ortaklık ediyor. Ancak unutmasınlar ki susmayan, direnen kadınlar da cesaretlerini aklından, fikrinden, milyonlarca mücadele eden kadından alıyor. Bu zor pandemi koşullarında maskemizi takacağız, mesafemizi koruyacağız ve ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEĞİZ. Nasıl ki İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıları örgütlülüğümüzle geri püskürttüysek, şimdi meydanları doldurarak hep birlikte İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatacağız.”
    “Şiddeti, cezasızlığı, şüpheli ölümleri, kadın cinayetlerini durdurmak için; İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatacağız” sloganıyla kadınlar, 22 Kasım’da Saat 15:00’da Kadıköy’de Beşiktaş İskelesi önünde buluşacak.

    Açıklamada, “Şiddeti, cezasızlığı, şüpheli ölümleri, kadın cinayetlerini durdurmak için İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatacağız” denilerek, tüm kadınlar eyleme davet edildi.

    Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi önünde yapılacak eylemin, fiziki mesafeli ve maskeli olacağı belirtildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Şiddet gördüğü erkekten ayrılan Taş: Zor oldu ama başardım-VİDEO

    Şiddet gördüğü erkekten ayrılan Taş: Zor oldu ama başardım-VİDEO

    PİRHA-Evli olduğu erkeğin şiddetine maruz kalan 3 çocuk annesi Başak Taş, ayrıldıktan sonra kendisine yeni bir yaşam kurdu. Taş, şiddete uğrayan kadınlara seslenerek, “Ben de kadın olarak şiddete maruz kaldığım için fiziksel veya sözlü şiddete maruz kalan bütün kadınlara yardımcı olacağım” dedi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, Türkiye’de kadına yönelik şiddet artarak devam ediyor. Dersim’de yaşayan 3 çocuk annesi Başak Taş, gördüğü şiddet yüzünden eşinden boşandı ve yeni bir hayata başladı. Başak Taş yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “ÇOK ZOR OLDU AMA BAŞARDIM”

    Boşanma davası açmanın bile başlı başına cesaret isteyen bir süreç olduğunu söyleyen Taş, zorlu bir süreç yaşadığını belirtti. Fakat sağlıksız bir evliliğin içinde sağlıksız üç birey yetiştiremeyeceğini anladığı anda ayrılma kararı verdiğini dile getiren Taş, şöyle konuştu:

    “Çok zordu hem çocuklarım üzüldüğü için, hem de toplum baskısı ve aile baskısı, psikolojik anlamda bir insanın baskısı ve korkusu yüzünden çok zor oldu ama başardım. Toplumumuzda şöyle bir algı var: Erkek gider çalışır, kadın evinde oturur, çocuklarına bakar, yemek yapar ama durum böyle değil. Bunun böyle olmadığını ayrıldıktan sonra kendi ayaklarınız üstünde durduktan sonra daha iyi anlıyorsunuz kadın olarak. Ayrıldıktan sonra anladım ki ben de çalışabiliyorum, ben de çocuklarıma bakabiliyorum. Hayatınızda erkek olmadan da hayatınızı devam ettirebiliyorsunuz sonuçta. Bunu yapabilmek için de kendinize güvenmeniz gerekiyor o güveni kazandıktan sonra yolunuz açılıyor.”

    “BİR KADININ İYİ BİR HAYAT İÇİN ERKEĞE İHTİYACI YOK”

    Kadına yönelik şiddetin son zamanlarda arttığına dikkat çeken Taş, “Erkekler kadınların kendisinden güçlü olmasını istemez. Kadının kendisinden güçlü olduğunu hissettiği anda kompleks olur. Kendisini kadının yanında basit görmeye başlar, erkeğin kadına o saatten sonra sağlayacağı tek gücü fiziksel gücüdür. Bu süreçte toplumun düşüncesi tabi ki insanın çok umurunda oluyor, çünkü senin artık kocan yok, sen artık çocuklarına bakmakla yükümlüsün ve artık senin kendine zaman ayırmak gibi bir gayen olamaz diye düşünüyor toplumumuz. Ama toplum şunu anlamalı ki bir kadın, erkek olmadan da çocuklarına bakabilir. Zaten bir kadının düzgün bir hayat yaşaması için bir erkeğe ihtiyacı yoktur” şeklinde konuştu.

    “BİR GÜN DEĞİL HER GÜN ŞİDDETE KARŞI OLALIM”

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü yaklaşırken, olayların bir güne sığdırılmasını doğru bulmadığını ifade eden Taş, şunları kaydetti:

    “Kadına şiddetin bir günü olmamalı. Sadece 25 Kasım’da kadına yönelik şiddet insanların aklına gelmemeli. Bu her gün insanların aklında olmalı. 25 Kasım geldiği için sadece insanlara hatırlatmasın, bu bütün erkeklerin ve kadınların aklında her zaman bulunsun. Kadınlara şiddet uygulanmamalı, kadınlar da insandır. Ben bir kadın olarak şiddete maruz kaldığım için, bütün kadınlara, fiziksel veya sözlü şiddete maruz kalan bütün kadın arkadaşlarıma yardımcı olacağım. Buradan bütün kadınlara sesleniyorum, hiçbir şeyden korkmayın, sadece kendinize güvenin.”

    CİHAN BERK/DERSİM

  • Bingöl’de bir erkek eşini ve kızlarını darp etti-VİDEO

    Bingöl’de bir erkek eşini ve kızlarını darp etti-VİDEO

    PİRHA- Bingöl Karlıova’ya bağlı Gameşan köyünde S.E. ve 3 kız çocuğu, Hasan E.’ nin fiziki şiddetine maruz kaldı. Şiddet görüntülerinin sosyal medyada paylaşılması üzerine Hasan E. jandarma tarafından gözaltına alındı ancak sonra serbest bırakıldı. 

    https://youtu.be/e1Qu64TZV5Y

    Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Gameşan köyünde yaşayan S.E., evli olduğu Hasan E. tarafından şiddete maruz bırakıldı. 2 Ağustos günü yaşanan şiddet olayı S.E.’nin kızı tarafından kayıt altına alınması ile ortaya çıktı.

    KIZI ŞİDDET ANINI KAYDETTİ

    Yıllarca sistematik şiddet gören S.E.’nin son yaşadığı şiddet, kızı tarafından kayıt altına alınıp sosyal medyada paylaşıldı.

    Görüntülerde, yerde baygın halde görülen kadının, evli olduğu Hasan E.’nin fiziki şiddetine maruz kaldığı görülüyor. Şiddeti engellemeye çalışan 3 kız çocuğu da Hasan E.’nin şiddetine maruz kalıyor. Çocukların ağlayarak babalarına tepki gösterdikleri görülüyor.

    GÖZALTINA ALINIP BIRAKILDI

    Sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerine Hasan E. dün akşam jandarma tarafından gözaltına alındı, ancak daha sonra serbest bırakıldı.

    Şiddet gören kadın ise kardeşinin evine götürüldü.  (HABER MERKEZİ)

  • ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, kadına karşı şiddeti önleme görevini terk etmektir’

    ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, kadına karşı şiddeti önleme görevini terk etmektir’

    PİRHA- Eşitlik İçin Kadın Platformu, iktidara seslenerek İstanbul Sözleşme’den çekilme kararı alınırsa, kadınların ve çocukların yaşayacağı şiddetten AKP’nin sorumlu olacağını belirtti. 

    Çok sayıda kadın örgütünün, kadın ağının ve grubunun bir araya geldiği Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin 6. yılında sözleşmenin iptal edilmesi tartışmalarına nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    Hükümete seslenen kadınlar, AKP’nin sözleşmeden geri çekilme niyet beyanları son bulana kadar nöbette olduklarını vurguladılar.

    “6 yılda kadına yönelik şiddette tırmandığı halde sözleşmenin etkin şekilde uygulanmasını değil kaldırılmasını gündeme getirmek devletin kadına yönelik şiddeti önleme görevini terk etmesi anlamına geliyor” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Türkiye, 9 yıl önce (2011), İstanbul’da törenle imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni, diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke olmuştu. O gün hükümette olup imza atan aynı siyasi parti bugün kadınlara vermiş olduğu şiddeti önleme, şiddete maruz kalanları koruma, failleri gerektiği şekilde cezalandırma sözünü yerine getirmekten vazgeçeceğini ilan etti.

    İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin son birkaç yıldan bugüne göz yumulan karalama kampanyalarının devlet tarafından da benimsendiği, Numan Kurtulmuş’un son açıklamasının hemen üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapmış olduğu “Çalışıp, gözden geçirin. Halk istiyorsa kaldırın” açıklaması ile resmi nitelik kazanmıştır. AKP MYK toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin görüşülmesi ve bazı tarihlerin telaffuz edilmesi bu resmiyetin son derece kaygı verici göstergeleridir.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINLARA VE ÇOCUKALRIN HAYATLARINI KORUMAK İÇİN VERİLEN BİR SÖZDÜR”

    İstanbul Sözleşmesi, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bir insanın cinsiyeti üzerinden zulme maruz bırakılmasının önlenmesi, zulme maruz bırakılanların korunması ve bırakanların gerektiği şekilde cezalandırılması için devletlere yol haritası çizen, atılması gereken somut adımlar konusunda kılavuzluk eden uluslararası bir uzlaşma metnidir. Türkiye’nin de kurucularından olduğu Avrupa Konseyi’nin hazırladığı sözleşme, 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmıştır. Kadınlara yönelik şiddetle mücadele konusunda en önemli uluslararası belge olarak bir dünya sözleşmesi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bugün Kazakistan ve Tunus gibi çeşitli kıtalardan birçok ülke Avrupa Konseyi üyesi olmadıkları halde bu sözleşmeye taraf olmak için gerekli işlemleri tamamlamaktadır. İstanbul Sözleşmesi kadınlara ve çocukların hayatlarını korumak için verilen bir sözdür ve bu “sözden dönmek”, günde en az 3 kadının öldürüldüğü, bilindiği kadarıyla yılda 28.360 çocuk istismarının yaşandığı bir ülkede kadınları ve çocukları ateşe atmaktır.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEMEL İNSAN HAKLARINA DAYANIR”

    İstanbul Sözleşmesi, başta cinsiyeti nedeniyle kadınlara uygulanan şiddet olmak üzere şiddete uğrayan her bireyi korumayı ve şiddeti önlemeyi esas alan uluslararası bir sözleşmedir. Dolayısıyla sözleşmeden çekilmek, sözleşmenin referans aldığı ve Türkiye’nin de taraf olduğu tüm temel insan hakları belgelerini de tartışmalı hale getirmek anlamına gelecektir.

    Dahası, Anayasa’daki eşitlik ilkesinden, şiddeti önlemek ve maruz bırakılanları korumakla ilişkili diğer yasalardan vazgeçildiğinin, devlet olarak kadın erkek eşitliği ve kadına karşı şiddeti önleme politikasını terk ettiğinin tüm dünyaya ilan edilmesidir.

    İnsan hakları belgeleri ister Avrupa ya da Asya’da bir şehirde; isterse iki kıtayı buluşturan İstanbul’da imzaya açılmış olsun, Doğu’nun ya da Batı’nın icadı değil, devletlerin imzalayarak vardıkları uzlaşmayı yansıtan evrensel uzlaşma metinleridir.

    Gündelik siyasete, konjonktüre göre kabul edilen ya da terkedilen alelade kelime yığınları değil, adı üzerinde insanların haklarıyla, canları ile ilgilidir. Tartışma konusu yapılması insanların elbette bu haklarından vazgeçecekleri anlamına gelmeyecektir. Ancak korkutucu olan yasaların caydırıcı etkisi zarar göreceği için hak ihlalleri artacaktır.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ İÇİN GÖSTERİLEN SEBEPLER ASIL NİYETİ GİZLEMEK AMAÇLI”

    İstanbul Sözleşmesi ve Sözleşmeye paralel iç hukuk düzenlemesi olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu’na karşı belli çevreler uzun süredir çarpıtılmış iddialar ileri sürmektedir. Bu iddialar Sözleşme’nin ve 6284 sayılı yasanın “aile yapısını bozduğu, nafaka yükümlülüğü getirdiği, ailenin dağılmasını ve boşanmaları artırdığı, özelde Sözleşme’nin eşcinselliği teşvik ettiği” gibi 9 yıl önce bu yasal metinleri törenle yürürlüğe koyan karar vericileri etkilemek, kamuoyunu yanıltmak amacıyla ortaya atılan asılsız, mantık dışı söylemlerdir.

    Sözleşmede nafaka ile ilgili bir düzenleme yoktur. Tartışmalara sebep olan 4. madde; ev içinde şiddete uğrayan herkesi; kadın, çocuk, yaşlı, erkek, engelli gibi pek çok grubu cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, medeni hal, göçmenlik statüsü gibi, herhangi bir nedenle ayrımcılık yapmaksızın korumayı temin eder. Aynı ayrımcılık yasağı Anayasa’da da mevcuttur. Sözleşme cinsel kimliklere ilişkin devletlere şiddetten ve ayrımcılıktan koruma yükümlülüğü getirmektedir.

    “ANA TEMA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNİ SAĞLAMAK”

    Sözleşmenin felsefesini ve öngördüğü bütünsel politikayı oluşturan ana tema, hayatın tüm alanlarında kadın erkek eşitliğini sağlamaktır. Sözleşme karşıtlarının öne çıkardığı gerekçeler başka olsa da, asıl sebep sözleşmenin şiddeti cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak tanımlaması ve kadınlarla erkeklerin eşit olduğu fikrini temel almasıdır. Aileyi parçalayan asıl olgunun şiddet olduğu bu denli açıkken, şiddeti önleme amaçlı bir toplumsal metni “aileyi ve toplumu parçalayacağı” iddiasıyla yok etmeye kalkışmak aslında eşitlik fikrini yok etmeye yönelik bir hamledir. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak, sadece cinsiyet eşitliği talep edenlerin değil, inanç, etnik köken, dil, mezhep, felsefi görüş ve bunun gibi nedenlerle ayrımcılığa maruz bırakılan tüm toplumsal kesimlerin en acil gündemi olmalıdır.

    EŞİTLİK İçin Kadın Platformu’nu oluşturan 310’dan fazla kadın ve LGBTQ örgütü ve destekleyen 150 ye yakın sivil toplum örgütü olarak;

    Sözleşmeden geri çekilme niyet beyanları son bulana kadar nöbetteyiz. 5 Ağustos günü Sözleşmeden çekilme konusunu görüşecek olan AK Parti MYK üyelerine sesleniyoruz; Her gün en az 3 kadının öldürüldüğü bir ülkede kadınları şiddetten koruyan bir sözleşmeden geri çekilme yönünde karar verirlerse ortaya çıkacak sonuçlardan sorumlu olacaklardır.

    Bir kez daha hatırlatmak isteriz. Kadınlar, kazanılmış haklarından ve şiddetsiz bir hayat mücadelesinden asla VAZGEÇMEYECEKLER.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Almanya Alevi Birlikleri Baden Württemberg Kadınlar Birliği’nden ‘Zincirleri kırıyoruz’ etkinliği

    Almanya Alevi Birlikleri Baden Württemberg Kadınlar Birliği’nden ‘Zincirleri kırıyoruz’ etkinliği

    PİRHA – Almanya Alevi Birlikleri Baden Württemberg Kadınlar Birliği Bölge Temsilciliği, Stuttgart Karlsplatz’da ‘Kadına Şiddet’ etkinliği düzenledi.

    Almanya’nın Stuttgart şehrinde Alevi kültür merkezileri bünyesinde kadın çalışmalarında yer alan kadınlar, ‘Kadına şiddet’ etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan Kadınlar Birliği 2. Başkanı Dr. Selma Özen, “Kadına, çocuklara yönelik her türlü eşitsizliğin, zulmün dinsel, inançsal, kültürel sömürünün, insanlık düşmanı kapitalist ırkçı faşizan düzenin, üzerimize doladığı zincirleri kırıyoruz!” dedi.

    Yapılan eylemde açılan posterlerde Dersim’de 177 gündür kayıp olan Gülüstan Doku’nun akıbeti soruldu. İsviçre’de evli olan Selver ve Memet Ali’ye özgürlük istendi.

    Çocuk istismarına karşı dövizlerin yanı sıra kadın cinayetleri durdurulsun dövizleri de yer aldı.

    Eylemde AABF- BW Başkanı Ergün Özcan, Bölge Kadınlar Birliği Başkanı Beyhan İpek, Stuttgar AKM Eşbaşkanı ve Esslingen AKM Başkanları da yer aldı ve Mine Can Alınteri adına birer konuşma yaparak kadın mücadelesinin önemine vurgu yaptı.

    Eylem, ‘Korkmuyoruz itaat etmiyoruz, kadınlar birlikte güçlü’ soganıyla son buldu.

  • Polisin, kadının adresini şiddet uygulayan erkeğe vermesi Meclis gündeminde

    Polisin, kadının adresini şiddet uygulayan erkeğe vermesi Meclis gündeminde

    CHP’li Gamze Taşcıer, evli olduğu erkeğin şiddetinden kaçmak için karakola başvuran kadının yönlendirildiği sığınma evinin bilgilerinin fail erkekle paylaşılmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Evli olduğu erkeğin şiddetinden kaçmak için karakola başvuran kadının yönlendirildiği sığınma evinin bilgilerinin, aynı karakolda görev yapan ve evli olduğu erkeğin de arkadaşı olan komiser tarafından saldırgan erkeğe verilmesi Meclis’e taşındı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamayı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi olarak verdi.

    “ADLİ İŞLEM BAŞLATILDI MI?”

    ”Sığınma evine yönlendirilen ve devletin koruması altına giren şiddet mağduru kadının yerini ifşa ettiği iddia edilen komiser hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmış mıdır?” diye soran Taşcıer, Soylu’ya ayrıca şu soruları da yöneltti:

    *Polis, jandarma ve bekçilere, ülkemizin de imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin 15’inci maddesi uyarınca, şiddet olaylarının önlenmesi ve tespit edilmesi, kadın erkek eşitliği, mağdurların ihtiyaçları ve haklarının yanı sıra, ikincil mağduriyetin önlenmesi konularında uygun bir şekilde eğitim verilmekte midir? Veriliyorsa bu eğitimin içerik detayları nedir?

    *İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun, ilgili yönetmelik ve genelgelere kolluk güçlerince uyulmadığı, bunun sonucunda çok sayıda kadının şiddete maruz kaldığı ya da öldürüldüğü vakalar bilinmektedir. İlgili yasalara ve hükümlere uymayan görevliler hakkında bugüne kadar kaç işlem yapılmıştır? Bu işlemlerin sonuçları nedir?’

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden şiddet gören kadınlara önemli çağrı-VİDEO

    İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden şiddet gören kadınlara önemli çağrı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, şiddet gören kadınlara yalnız ve çaresiz olmadıklarını bildirerek, kendilerine gerekli desteğin verileceğini duyurdu. Israrlı takip mağduru kadınların telefonlarına KADES uygulamasını indirmesini isteyen Baro Kadın Hakları Merkezi anında kendilerine ücretsiz avukat ataması yapılacağını kaydetti. 

    Türkiye genelinde Covid-19 virüs salgını dolayısıyla evde kalma sürecinde kadınlara yönelik erkek şiddeti de arttı. Karantina başladığından bu yana son bir buçuk ay içinde 20’den fazla kadın erkekler tarafından öldürüldü. çok sayıda kadın da şiddete maruz kaldı.

    İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, şiddet gören kadınlara yalnız ve çaresiz olmadıklarını bildirerek, kendilerine gerekli desteğin verileceğini duyurdu. Israrlı takip mağduru kadınların telefonlarına KADES uygulamasını indirmesini isteyen Barosu Kadın Hakları Merkezi, anında kendilerine ücretsiz avukat ataması yapılacağını kaydetti.

    ANINDA ÜCRETSİZ AVUKAT ATAMASI

    Sosyal medyadan hazırladıkları videoyu yayınlayan İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi şu çağrıyı yaptı:

    “Sevgili kadınlar,
    Kadın Hakları Merkezimize geren başvurulardan Covid-19 ile mücadele ettiğimiz karantina günlerinde, ev içi şiddetin fazlasıyla arttığını biliyoruz. Fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel şiddete uğruyorsanız ya da uğrama ihtimaliniz varsa, ısrarlı takip mağduruysanız telefonunuza KADES uygulamasını indirerek, tek tuşla yardım talebinde bulunabilir ve size ulaşan polise barodan avukat istediğinizi söyleyebilirsiniz. Adli yardım bürolarımızı arayabilirsiniz. Size hemen bir avukat ataması yapılacaktır. Bu atama ücretsiz olacak ve hiçbir masraf ödemek zorunda kalmayacaksınız. Avukatınız en kısa zamanda sizin için koruma kararı alacak ve sığınma evine gitmek isterseniz bu konuda da gerekli desteği verecektir.
    Unutmayın yalnız ve çaresiz değilsiniz. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi yanınızda.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Kadın Sekreteri Yallı: Savaşlarda olduğu gibi salgının da mağduru kadınlar

    DAD Kadın Sekreteri Yallı: Savaşlarda olduğu gibi salgının da mağduru kadınlar

    PİRHA – Karantina sürecinde kadına yönelik şiddetin kat be kat arttığını belirten Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Sekreteri Nadide Doğmaz Yallı, “Savaşlarda olduğu gibi bu sürecin de mağdurları kadınlardır. Bu süreçten dayanışarak çıkabiliriz. İletişim halinde olmalıyız” dedi. 

    Mart ayında Türkiye’de 29 kadın cinayeti işlendi ve 9 kadının şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ayrıca, evden çıkmama çağrılarının yapıldığı 11 Mart’tan, 31 Mart’a geçen 20 günlük süreçte ise 21 kadının öldürüldüğünü açıkladı. Kadına yönelik şiddette ise artış görüldü.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Sekreteri Nadide Doğmaz Yallı, “Savaşlarda olduğu gibi bu sürecin de mağdurları kadınlardır. Kadınlar birlik olmalı, dayanışmalı. Birlikte iletişim halinde olmalı” dedi.

    “SALGIN SÜRECİNDE ŞİDDET KAT BE KAT ARTIYOR”

    Yallı, “Kadın var oluştur, doğum kapısıdır. Hakkın suretidir. Ama maalesef ki günümüzde kadın emeği yok sayılmaktadır. Kendi özünden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu süreçte yaşadığımız koronavirüs nedeniyle kadınlar haksızlığa, şiddete, tacize, tecavüze maruz kalmaktadır. Öyle bir sürece girdik ki; dışarı çıkamamak, iletişim kuramamak, mağdur olununca başvurabileceğimiz bir durum olmuyor” diye konuştu.

    Yallı, yaşanan sürece dair şunları kaydetti:

    “Kadının bu süreçte iş gücü, psikolojik durumu kötüye gidiyor. Sorumluluklar iki katına çıkıyor. Sürekli iş halinde olmak zorunda bırakılıyor. Cinsiyetçiler ise bu süreci evlerinde oturarak geçiriyorlar. Kadına karşı psikolojik şiddet uyguluyorlar. Bu süreçte şiddet iki katına çıkıyor. Birçok kadın evde veya farklı işlerde çalışıyor. Şu an ise ev hapsinde emek sarf ediyor. Çalışmak zorunda bırakılıyor. Ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

    Bu süreç umarım kısa sürer ve herkes bir an önce rahata kavuşur.”

    “ÇALIŞMALAR YETERSİZ”

    Koronavirüs salgını sürecinde kadınlarla ilgili yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu belirten Yallı, “Kimse dışarı çıkamıyor. Ben telefonla başvuru alabiliyorum. Bu başvurularda cinsiyetçi sistem şiddeti, erkeğin kadına uyguladığı şiddet üzerine oluyor. Erkeğin eve hapsolması durumu, direkt kadının üzerinde baskıya neden oluyor. Kadınların başvurabilecekleri çok bir alan kalmıyor” dedi.

    “SAVAŞLARDA OLDUĞU GİBİ BU SÜRECİN DE MAĞDURLARI KADINLAR”

    Kadınların salgın sürecinde mücadele tarzı geliştirmesi gerektiğini savunan Yallı, şunları kaydetti:

    “Yalnız olmadığını bilmeli. Yaşadığı şiddeti, süreci bir şekilde duyurmalı ve bu konuda yapılması gereken neler varsa yapmalı, yaptırmalı. Yetkili mercilerin harekete geçmeleri ve bunun için kadının talebi doğrultusunda ne yapılması gerekiyorsa yapılmalı.
    Kadınlar, bir şekilde ulaşabileceği yerlere ulaşmalı. Bu durum hep yaşanan bir durum. Bunun nedeni; kendi inancından, özünden, kültüründen uzaklaşmış her toplum bunu yaşamaya mahkum oluyor. Bunun mağdurları kadınlar oluyor. Savaşlarda olduğu gibi bu sürecin de mağdurları kadınlardır.”

    “KADIN EMEĞİNİN YOK SAYILDIĞI BİR SÜREÇ YAŞIYORUZ”

    Yallı, şöyle devam etti:

    “İnanç boyutuyla baktığımızda Alevilik’te kadının yerinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Ama maalesef özümüzden uzaklaştırıldığımız için tamamen yabancılaştırılmış, tamamen kadının emeğinin yok sayıldığı bir sürecin içine girmişiz. Bunların hatırlatılması için çalışmalar yapıyoruz. Bunun için bütün kadınlar birlikte olmalı, dayanışmalı. Birlikte iletişim halinde olmalı.
    Bu süreçte Hak, Xızır yanımızda olsun, cümlemizin yanında olsun. Bu dar günde bizi darlıktan kurtarmasını diliyorum.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Dersim’de kadına şiddet: Mahkemeden nasihat ve para cezası (!)

    Dersim’de kadına şiddet: Mahkemeden nasihat ve para cezası (!)

    PİRHA – Dersim’de boşanmak istediği erkek tarafından şiddet gören K. K.’nın duruşması bugün görüldü. Hakim, şiddet uygulayan S.K’ya 2200 lira para cezası vererek ‘Benden size nasihat, birbirinizi affedin, çocuklarınız için iyi geçinin’ ifadelerini kullandı.

    Dersim’de evli olduğu erkek tarafından fiziksel ve psikolojik şiddet gören K.K’nın duruşması bugün Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Yapılan duruşmada hakim, yatak odasında kamera bulunmamasını gerekçe göstererek yeterli delil olmamasından kaynaklı sanık Serkan K.’ya indirim yapılarak 2200 lira para cezası verdi.

    Hakkında uzaklaştırma kararı verilen Serkan K., uzaklaştırma kararına rağmen K. K.’nın yaşadığı eve gittiği ve K.’yı boğmaya çalışarak balkondan atmaya teşebbüs ettiği biliniyor.

    K.’nın vücudunda birçok darp ve işkence izinin olmasına rağmen sanık Serkan K., “Atlayacaktı, ben onu kurtardım, vücudundaki kesik izlerini ve sigara sönüklerini de ben yapmadım kendisi yaptı’ diyerek kendisini savundu.

    Sanık Serkan K.ile hakimin nasihat sözleri tepki topladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dilek: Temsiliyet vermemek kadına şiddetin bir ayağı-VİDEO

    Dilek: Temsiliyet vermemek kadına şiddetin bir ayağı-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Mahbip Dilek, kadınların birlik olarak inatla tüm platformlarda yer almaları gerektiğini söyledi.  

    Haberin Videosu

    Gazeteci Mahbip Dilek, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla PİRHA’ya konuştu.

    Kadınların kadın kolları olarak kaldıkları sürece bir temsiliyetlerinin olmadığını ve söz sahibi olamadıklarını ifade eden Dilek, kadının öne çıkması için onlara mikrofon verilmesi gerektiğini vurguladı.

    Kadına şiddetin bir ayağının da kadınlara temsiliyet verilmemesi olduğuna işaret eden Dilek, “Yeterince ne mecliste temsiliyetimiz var, ne belediyelerde, ne siyasette, ne derneklerde ne sivil toplum kuruluşlarında. Kadınlar kendi sorunlarını anlatamıyor. Anlatamayınca da kendi içinde yaşıyor. Bu anlamda kadına şiddet artıyor çünkü sorunlarına sahip çıkacak, sorunlarını öne çıkaracak hiçbir mecra yok. Sessiz kalıyorlar” diye konuştu.

    “ERKEK ŞİDDETİNE MARUZ KALDIM”

    Geçen yıl kadın olarak Almus Belediye başkanı aday adayı olan Dilek, sırf kadın olduğundan dolayı bölgenin CHP’li milletvekilinin “Ben onu Almus’a yakıştıramıyorum. Her yerde gazete dağıtıyor” sözlerine maruz kaldığını hatırlatarak, “8 senedir bir bölgede tek başıma mücadele ediyorum, emek veriyorum. Bu başarımı bile küçümseyen bir erkek şiddetiyle karşılaştım. Bu bir şiddettir benim için” dedi.

    “KADIN KOTASI ŞİDDETİN ÖNÜNÜ AÇIYOR”

    Kadınların inat edip bir erkeğin fikrine başvurmadan kendi fikri ve iradesiyle bir yerlere gelmesi gerektiğine değinen Dilek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadınların örgütleri var ama o kadın örgütlerinin de mutlaka tepesinde engel olarak erkekler var. Biz kadınlar ne kadar örgütlenirsek örgütlenelim sonuçta hepsi meclise dayanıyor. Türkiye Cumhuriyeti meclisi karar veriyor. Aslında biz burada örgütlenip oraya çok fazla kadın temsilciler göndermemiz lazım. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela kadın kotası deniliyor. Kadın kotası ne. Yüzde 30 kotayı geçtiğimiz zaman olmayacak mıyız? ‘Yüzde 30 kotayı geçtiniz sizi daha fazla almıyoruz’ mu denilecek. Bu büyük bir sorun aslında. Bu cümle bile kadına şiddetin önünü açıyor diye düşünüyorum.”

    Dilek, son olarak kadınların inatla, birlik olarak tüm platformlarda var olmaları gerektiğini kaydetti.

    MAHBİP DİLEK KİMDİR?

    Mahbip Dilek, Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Görümlü köyünde doğdu. İki çocuk annesi olan Dilek, çocukları büyüdükten sonra iş hayatına atılmaya karar verdi. Önce matbaacılıkla işe başlayan Dilek, Tokat’ın sorunlarını gördükten sonra gazete çıkarmaya karar verdi. 8 yıldır Anadolu’nun Sesi Tokat Gazetesi’ni çıkaran Dilek aynı zamanda alanlarda gazetecilik yapıyor.

    Bunun yanı sıra Dilek, Salkavak Köyü dernek başkanı. Şimdi ise Tokat İli Dernekler Federasyonu’nun (TOKDEF) Nisan ayında yapılacak olan genel kurulunda başkanlığa aday.

    Salkavak köy derneğine girdiğinde kadın üye ve yöneticinin olmadığını belirten Dilek, iki dönem yöneticilik yaptıktan sonra dernek başkanı olarak seçilmiş. 5 yıldır Salkavak köyü dernek başkanlığı yapan Dilek, kadınların derneklerde var olmaları için çok mücadele ettiğini söyledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yüzüne asit atılan Berfin için başlatılan kadın dayanışması sonuç vermeye başladı!

    Yüzüne asit atılan Berfin için başlatılan kadın dayanışması sonuç vermeye başladı!

    Bir erkek tarafından yüzüne asit atılan Berfin’in eski sağlığına ve yeni bir yüze kavuşması için başlatılan kadın dayanışması sonuç vermeye başladı. Kampanya, Sağlık Bakanlığı’nın onayına kalırken, Berfin’in ameliyatları ise sürüyor.

    Hatay’ın İskenderun ilçesinde, 15 Ocak’ta evine dönerken çantasını gasp etmeye çalışan Ozan Çeltik isimli saldırgan tarafından yüzüne asit atılan 19 yaşındaki Berfin Özek için İskenderun Kadın Platformu tarafından “Gülüşü solmasın, birlikte güçlüyüz” sloganıyla başlatılan dayanışma kampanyası sonuç vermeye başladı.

    İskenderun Kaymakamlığı’nın desteğiyle toplanan belgeler Hatay Valiliği’nde işleme alınırken, bürokratik belgeler de tamamlanmış oldu. Kampanya için Sağlık Bakanlığı onayının alınmasının ardından hesap numarası ilan edilecek.

    Dayanışmanın sosyal medyada gündem olmasıyla Sağlık Bakanlığı da İskenderun Kadın Platformu’na ulaşarak, Özek’in Ankara Şehir Hastanesinde tedavi olmayı kabul etmesi durumunda masrafları karşılamayı taahhüt etti. Ancak, hastanede kök hücre tedavisi bulunmuyor.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN BEKLENTİMİZ YARALARIN İYİLEŞTİRİLMESİ DEĞİL, YENİ BİR YÜZDÜR”

    Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan İskenderun Kadın Platformu, desteği için CHP Hatay Milletvekili Serkan Topal’a teşekkür etti. Özek’in sağlık durumuna ilişkin bilgilerin de yer aldığı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

    “İyileşmiş bir yüz mü iyileşmiş yaralar mı anlamında bir tercih yapılması durumunda; tabi ki 18 yaşında hayatın başında bir genç kardeşimizin yaşamını devam ettirmesi tercihimizdir. Sağlıklı bir birey olması için sosyal devlete düşen koşullara mecbur kılmak değil, en iyi seçeneğin yapılmasını sağlamaktır. Bu açıdan üzerimize düşeni yapıp Ankara Şehir Hastanesi’ne Berfin’i götüreceğiz. Ancak aynaya tekrar bakmasını sağlayacak çözüm için mücadele etmeye devam edeceğiz. Sağlık Bakanlığı’ndan beklentimiz yaraların iyileştirilmesi değil, yeni bir yüzdür. Çünkü erkek şiddetinin haklı bir karşılık bularak Berfin’in toplumdan soyutlanmasını istemiyoruz.

    Berfin şu anda göz kapaklarından bir ameliyat oldu. Adana şehir Hastanesinde. Değerleri daha iyi durumda. Cuma günü kontrolleri yapılacak. Gözle ilgili durum netleşecek. Göz tedavisi içinde ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.”

    “ŞİDDETİN KARŞISINDA, BERFİN’İN YANINDA OLDUĞUMUZU İLAN EDİYORUZ”

    Açıklamanın sonunda ise İskenderun Kadın Platformu’nun Özek’in yanında olduğu vurgulanarak, “Dün olduğu gibi bu günde şiddetin karşısında, Berfin’in yanında olduğumuzu ilan ediyoruz” denildi.

  • Kadın Dayanışma Vakfından 2018 şiddet raporu

    Kadın Dayanışma Vakfından 2018 şiddet raporu

    Şiddete karşı polisten ve yargıdan destek bulamayan kadınlar, yasal süreçlere güvenmiyor. Yanlış yönlendirilen birçok kadın da hak kayıpları yaşıyor.

    Kadın Dayanışma Vakfı (KADAV) Kadın Danışma Merkezi kendilerine yapılan başvurular ve sunduğu destek doğrultusunda 2018 faaliyet raporu hazırladı. Rapora göre vakfın danışma merkezine başvuruda bulunan kadınların yarısından fazlası, maruz kaldığı şiddetle mücadele için destek istedi. Rapor yasal süreçlerin kadınlara güven vermediğini de bir kez daha ortaya koydu. Birçok kadın şiddet uygulayan eşlerinden bir an önce uzaklaşabilmek için neredeyse hiçbir hak talep etmeden boşandı. Maruz kaldığı şiddet sonrası polise giden bir kadın “Olayı abartıyorsunuz, burada sesiniz böyle çıkıyorsa kim bilir evde neler yapmışsınızdır” yanıtını aldı.

    ÇOCUKLARI DA ŞİDDETE MARUZ KALIYOR

    Rapora göre 2018 yılında Vakfın danışma merkezine 776 kadın başvuruda bulundu. Kadınların yüzde 54’ü (415 kadın) maruz kaldığı şiddetle mücadele etmek için Vakfa başvuruda bulundu. Bu kadınlar arasında temizlik işçisinden, eğitim danışmanına, doktordan, bulaşıkçıya birbirinden farklı alanlarda çalışan kadınların yanı sıra Türkiye’de sığınmacı veya mülteci olarak yaşayan kadınlar da (12 kişi) yer alıyor.

    Merkeze başvuran kadınların yüzde 21’i çocuk sahibi değilken, çocuk sahibi olan kadınların yüzde 19’unun çocukları da kadınlara şiddet uygulayan kişilerin şiddetine maruz kaldı.

    AŞAĞILAMA, İFTİRA, TEHDİT, ZORLAMA…

    2018 yılında kadın danışma merkezine başvuran kadınların yüzde 87’si hakaret, aşağılama, hareketlerini kısıtlama, iftira, şantaj, kıskançlık bahanesiyle üzerinde baskı kurma, suçlama, çocuğunu göstermeme, zarar vermekle tehdit etme, evden kovma, öldürmekle tehdit etme, istemediği şeyler için zorlama gibi farklı biçimlerde psikolojik şiddete maruz bırakıldı. Psikolojik şiddete maruz kalan kadınların 205’i aynı zamanda fiziksel şiddete de uğradı.

    EŞYALARI ÇALINIYOR, MAAŞINA EL KONULUYOR, BORÇLANDIRILIYOR…

    Vakfa danışan kadınların yüzde 56’sı fiziksel şiddete (tokat, darbetme, silahla vurma eve kapatma, bıçaklama, tedavi olmasına engel olma, üzerinde sigara söndürme, balkondan aşağı atma vb.) maruz kaldı. Yüzde 45’i ise ekonomik şiddet yaşıyordu. Kadınlar ekonomik şiddeti eşyasını çalma, çalışmasına engel olma, maaşını elinden alma, mahkeme tarafından belirlenen nafakayı ödememe, evin ihtiyaçlarını karşılamama, ziynet eşyalarına el koyma, ortak evin satılması, imzasını taklit ederek borçlandırma, aile içinde mal paylaşımında kız çocuğuna pay vermeme gibi şekillerde yaşadılar.

    DİJİTAL ŞİDDET ÇOK YAYGIN

    Danışanların yüzde 24’ü cinsel şiddete maruz kalırken, 49 kadın ise sevgili, eski sevgili, baba, arkadaşının sevgilisi gibi sosyal çevrelerinden tanıdıkları erkeklerin uyguladığı dijital şiddete (İzinsiz şekilde uygulama indirerek telefonunu takip etme, ısrarla mesaj atma ve arama, cinsel içerikli fotoğraflar gönderme, sosyal medya hesaplarını ve e-mail hesabını kontrol etme, kadının adına sahte hesap açarak fotoğraf paylaşma vb.) maruz kaldı.

    Kadınların yüzde 53’üne şiddet uygulayanlar eşleriyken, 27 kadın da eski eşinin uyguladığı şiddet nedeniyle Vakfa başvurdu. Yüzde 11’i sosyal çevrelerinden tanıdıkları veya arkadaşları olan erkeklerin şiddetine uğradı. 38 kadına kendi aile bireyleri olan erkekler şiddet uyguladı. 20 kadına şiddet uygulayanlar kadınların tanımadıkları kişilerken, 18 kadın erkek arkadaşından şiddet gördü. Şiddet uygulayan erkekler arasında öğretim görevlisinden taksiciye, doktordan bakkala farklı meslek gruplarından erkekler var.

    ŞEHİR DEĞİŞTİRSE DE TAKİP DEVAM EDİYOR

    Merkeze başvuran 20 kadın eşleri, eski sevgilileri, yabancılar ya da yaşadıkları mahallelerde yaşayan, gittikleri kafelerde çalışan erkekler tarafından ısrarla takip edildi-ler. Israrlı takibe maruz kalan bir kadının yaşadığı, rapora şu şekilde yansıdı: “Danışan kadına şiddet uygulayan kişi evinin önünde bekliyor, kadının aile bireylerinden telefon numaralarını öğrendiği kişilere mesajlar atıyor ve arıyor, kadını takip ediyor ve kadının işyerine gidiyordu. Kadının oturduğu binanın dış kapısının anahtarını bir şekilde edinen erkek, binanın içinde kadının karşısında çıkıyordu. İzini kaybettirmek için şehir değiştirmek zorunda kalan kadının yeni adresini öğrenmek isteyen erkek, kadının kardeşlerinin evlerinin önünde bekliyordu.”

    BİR AN ÖNCE KURTULMAK İÇİN HAK TALEP ETMİYORLAR

    Yasal süreçler kadınlara güven vermezken, kadınların birçoğu kadına yönelik şiddet karşısındaki yasal haklarına dair (doğru) bilgiye sahip değil. Görüşülen kadınların, başvuru süreçlerinin bürokratik yapısı ve başvurulardan sonuç alamayacağı endişesiyle yasal süreçlere girmekte tereddüt ettikleri görüldü. Raporda ayrıca birçok kadının aleyhlerine de olsa anlaşmalı boşanmayı kabul ettiği veya şiddet uygulayan eşlerinden bir an önce uzaklaşabilmek için neredeyse hiçbir hak talep etmeden boşandıkları ifade edildi.

    POLİS BIÇAKLI SALDIRIYA ‘OLAYI ABARTIYORSUNUZ’ DEDİ

    KADINLAR, maruz kaldığı şiddet sonrası polis veya jandarmaya başvurduklarında eksik bilgi verilmesi, şikayetlerinin ciddiye alınmaması gibi durumlar yaşadıklarını da aktardılar.

    Örneğin, eşinin bıçaklı saldırısı sonrasında polis çağıran ve eve gelen polislerle birlikte ifade vermek için üç çocuğuyla birlikte karakola giden bir kadın, çocuğuna “Olayı abartıyorsunuz, burada sesiniz böyle çıkıyorsa kim bilir evde neler yapmışsınızdır” denildiğini anlattı. Kadın, çocuklarıyla birlikte bir sığınağa yerleşmek istediğinde de kendisine “Sığınma falan talep etmeyin, sığınma yerlerini iyi bir şey sanmayın, siz evinize gidin, biz sizi koruruz” yanıtı verildi.

    Yine bir başka olayda maruz kaldığı fiziksel şiddet nedeniyle 155 polis imdat hattını arayan ve şikayetçi olmak isteyen bir kadın, ifade için karakola götürülürken, kendisini darbeden kişiyle aynı araca bindirildi.

    KORUYUCU TEDBİRLER ETKİSİZLEŞTİRİLİYOR

    Raporda koruyucu ve önleyici tedbir için başvuruda bulunan kadınların, ilk seferde 6 aya kadar hakları olmasına rağmen ancak 1-2 ay süreli tedbir kararı çıkarabildikleri örneklere yer verildi. Örneğin, kendisi ve 5 yaşındaki kızı eşi tarafından fiziksel şiddete uğrayan bir kadın, olayın hemen ardından polis çağırarak şikayetçi olmasına ve fiziksel şiddete dair darp raporu da sunmasına rağmen, yalnızca 10 gün uzaklaştırma kararı verildi.

    ADLİ YARDIM BÜROLARINDA SIKINTI YAŞANIYOR

    Raporda yasal süreç başlatmak isteyen ancak maddi durumu ücretli bir avukat tutmaya el vermediği için baroların adli yardım bürolarına yönlendirilen kadınların hizmete erişimde yaşadıkları sıkıntılar da paylaşıldı. Kadınların başvurularının, adlarına kayıtlı görünen ancak üzerinde neredeyse hiçbir söz hakları olmayan ev, işyeri, araba, para vb. nedeniyle reddedildiği belirtildi.

    Bunun yanı sıra kadınların yanlış bilgilendirildiği durumlara da dikkat çekildi. Örneğin, bilgi almak için adli yardım bürosunu arayan bir kadın, kendisine “Anne babanızın evi varsa adli yardım çıkmaz” denildiğini aktardı. Oysa kadının yalnızca kendi üzerine kayıtlı evi olması adli yardım almasına engel oluşturabiliyor.

    DAVA AÇAN KADINLAR ‘UZLAŞTIRMA’YA YÖNLENDİRİLİYOR

    Rapor, İstanbul Sözleşmesi’yle yasaklanmasına rağmen, merkeze başvuran birçok kadının şiddet uygulayan kişi veya kişilere karşı açtıkları davaların uzlaştırma kapsamına alındığını da ortaya çıkarıyor. Dosyaları uzlaştırma kapsamına alınan kadınların uygulamaya dair yeterince bilgilendirilmedikleri ya da yanlış bilgilendirildikleri belirtilen raporda şu örnek paylaşıldı: “İnternet üzerinden maruz kaldığı hakaret ve tehdit nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunan ve daha sonra uzlaştırmacı tarafından aranan danışanımız, uzlaştırmayı zorunlu bir süreç olarak algılamış ve reddetme hakkı olmadığını düşünmüştü. Çünkü telefonda danışanımıza üç gün içinde gelip imza atmak zorunda olduğu söylenmişti. Bu şekilde bilgilendirildiği için uzlaştırma formunu imzalayan ancak aynı zamanda tazminat davası açmak isteyen ve bu aşamada bilgi almak için merkezimize ulaşan danışanımıza uzlaştırma halinde tazminat davası açamayacağını açıkladık.”

    YANLIŞ YÖNLENDİRME HAK KAYIPLARINA YOL AÇIYOR

    Türkiye’de uzlaştırma zorunlu olmadığı halde pek çok kadına bu bilgi verilmediği için yaşanan hak kayıplarına da dikkat çekilen raporda paylaşılan bir başka örnek şöyle: “Maruz kaldığı cinsel saldırı sonrasında şikayetçi olan, sevk edildiği sağlık kuruluşunda muayene edilen ve kıyafetlerinden örnekler alınan danışanımıza Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) gereğince atanan avukat tarafından davanın delil yetersizliği nedeniyle basit yaralama olarak devam edeceği bilgisi verilmişti. Dosya basit yaralamaya dönünce uzlaştırma kapsamına alınmış, danışanımıza kendisine tecavüz eden kişiyle uzlaşmak isteyip istemediği sorulmuştu. Merkezimize telefonla ulaşan ve hukuki destek verdiğimiz danışanımıza uzlaşmak zorunda olmadığını ve uzlaştırmayı reddedebileceğini, ilk duruşmada olayın aslında nasıl gerçekleştiğini anlatabileceğini aktardık.”

    Kaynak: Evrensel

  • TGS Kadın Komisyonu şiddet deneyimlerini konuşacak

    TGS Kadın Komisyonu şiddet deneyimlerini konuşacak

    PİRHA-Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın Komisyonu Ocak ayında başlayıp 8 Mart’a kadar sürdüreceği çalışmada şiddet deneyimlerini konuşacak. 

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın Komisyonu şiddet deneyimlerini konuşuyor. Ocak ayında başlayıp 8 Mart’a kadar 10, 15 kişilik gruplar halinde yapılacak olan çalışmada “Şiddeti nasıl deneyimledik, nasıl baş etmeye çalıştık, neler bizi güçlendirdi, nerelerde çaresizlik hissettik” gibi sorular etrafında deneyimler paylaşılacak.

    Kapalı grup şeklinde gerçekleşecek olan oturumlar 8 Mart’ta anonim bir rapor halinde yayınlanacak. Oturumlar psikolog Beyza Bilal’in moderatörlüğünde gerçekleşecek.

    Oturuma katılmak için başvuru formuna bu linkten ulaşabilirsiniz:

    https://goo.gl/forms/k0egCEyWcwO4rjyD2

  • Kadınlar, şiddete karşı Ankara Tuzluçayır’da eylem yaptı-VİDEO

    Kadınlar, şiddete karşı Ankara Tuzluçayır’da eylem yaptı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Tuzluçayır Meydanı’nda açıklama yaptı. 

    Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Tuzluçayır Meydanı’nda DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, PSAKD Mamak Şube, EMEP Mamak ilçe örgütü, Tuzluçayır Kadın Dayanışması, Başkınık Köy Derneği, Karaağaç, Küre Dayanışma ve Kültür Derneği tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi.

    Kurumlar adına ortak basın açıklaması, Tuzluçayır Kadın Dayanışması aktivistlerinden Esengül Başaran tarafından okundu. Esengül yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    “1960’da Dominik’te diktatörlüğe karşı mücadele veren Mirabel Kardeşler’in vahşice katledilmelerinin, bu insanlık ayıbının yıl dönümü. 58 yıl önce Mirabel Kardeşler’i katleden zihniyet, bugün de hayatın her alanında kadınları baskılayarak fiziksel, psikolojik, ekonomik şiddet uyguluyor. Esnek ve güvencesiz çalıştırılma artıyor, ekonomik krizin yükü en çok kadınların sırtına yükleniyor. Taciz ve tecavüz artarak devam ediyor, çocuk istismarı korkunç boyutlara ulaşıyor. Dünya genelinde hala her 3 kadından biri yaşamı boyunca şiddete maruz   kalıyor. Bizler, lütuf gibi sunulan istihdam uygulamalarının bir aldatmaca olduğunu söylemeye, kadınların emeği ve bedeni üzerinde kurulmaya çalışılan denetime karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Cinsiyete dayanan, kadını inciten, fiziksel, ruhsal hasarlarla sonuçlanma olasılığı  olan her türlü davranışın karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. En çok zararı kadınlara ve çocuklara veren savaşa karşı; barış demeye devam  edeceğiz. Kadınlar için başvuru merkezleri ve sığınma evlerinin sayısının artırılması,  şiddetin her türlüsünün sorumlularının yargılanması, caydırıcı tedbirler alınması için mücadeleye devam edeceğiz. Krizin yükünü boynumuza asmak isteyenlere karşı “krizin faturasını sorumluları ödesin” demeye devam edeceğiz. Çocuk yaşta evliliklerin önünü açacak, kazanılmış hakları gasp edecek, şiddeti körükleyecek yasa değişikliklerine karşı durmaya, gerçek eşitlik talebimizi yükseltmeye devam edeceğiz.”

    Açıklama, “58 yıl önce öldürülen Mirabel Kardeşler’in direncini, gücünü hissediyoruz, aylardır fabrikaları önünde direnen Flormar işçisi kadınların direncini, gücünü hissediyoruz, dünyanın her yerinde şiddetin her türlüsüne direnen tüm kızkardeşlerimizin gücünü hissediyoruz” ifadeleriyle tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • İstanbul Taksim’de kadınların yürüyüşüne polis engeli

    İstanbul Taksim’de kadınların yürüyüşüne polis engeli

    Türkiye’nin pek çok kentinde kadınlar şiddete karşı alanlara çıktı. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İstanbul’da yapılacak yürüyüş yasaklandı. Polis, Tünel Meydanı’nda toplanan kadınları dağıtmak için biber gazı kullandı. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla İstanbul’da kadınlar iki noktada yürüyüş düzenledi. İstanbul Kadın Meclisleri’nin çağrısıyla Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya gelen kadınlar karşılarında polisi buldu. Yürüyüşe izin verilmeyeceğini belirten polis, basın açıklaması yapıldıktan sonra eylemin sona erdirilmesini istedi.

    ‘Ekonomik şiddeti durduracağız’, ‘Baskıyı durduracağız’, ‘Kadın cinayetlerini durduracağız, asla yalnız yürümeyeceksin’, ‘6284 kadınların güvencesi’ yazı dövizler ve katledilen Helin Palandöken, Ecem Balcı, Özgecan Aslan, Şule Çet’in resimlerini taşıyan kadınlar, şiddete ve eşitsizliğe karşı mücadele çağrısı yaptı. Kadınlar sık sık ‘Asla yalnız yürümeyeceksin, adalet biziz susmayacağız, yaşam hakkımızı alacağız, kadınlar durmayacak durduracak’ sloganlarını attı.

    Eylemde, katledilen kadınların isimleri tek tek okunarak ‘Burada’ diye haykırıldı…

    POLİSE TEPKİ: BU DURUMDAN UTANIN

    Kadın Meclislerinden Fidan Ataselim, polisin şiddete karşı yürüyüşü engelleme girişimine tepki göstererek, “Şiddeti ve kadın cinayetlerini siz durdurmuyorsunuz, biz durduracağız. Siz bu durumdan utanın”dedi. Ataselim, “Bu ülkede kadınları koruyacak 6284 adlı yasa var. İstanbul Sözleşmesi var. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamakla mükellef devlet var. Ama görüyoruz ki kadınları burada korkutarak, sadece burada duracaksınız dediler. Kadınların önünden çekilin” çağrısı yaptı.

    “KADIN DÜŞMANLARININ TEK TEK DÜŞÜŞLERİNİ İNCELEYECEĞİZ”

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Gülsüm Kav da kadınların yürüyüşüne engel olunmasına tepki gösterdi. Kav, yürüyüşünün ve bir araya gelmesini engelleyemeyeceğini söyledi ve ekledi:

    “Dünyanın bütün kadınlarıyla olduğumuz bir andayız. Bütün dünya kadınları arkamızda. Başka ülkelerde olmayan bir şey oluyor Türkiye’de. Kader utansın. 25 Kasım’ı bize bu kadar önemli bir gün yapanlar utansın. Biz varolan yasa uygulansın istiyoruz. Çözüm ve yolları belli. 6284 adlı yasa ve İstanbul Sözleşmesi uygulansın istiyoruz. Kendi kuvvetimize inanıyoruz. Bu memleketteki kadınlar, Özgecan ayaklanmasına imza attı. Hepimizin gücü birbirine ulaşıyor. Yaptığımız bu eylemlerle bambaşka sonuçlar çıkartacak. Kadın düşmanlarının tek tek düşüşlerini izleyeceğiz.”

    “KIZIMIN ÖLDÜRÜLMESİNİ KABULLENEMİYORUM”

    Bursa’da katledilen Tuğçe Uludağ’ın annesi Tülay Uludağ ise koruma altındayken kızının öldürülmesini kabullenemediğini söyledi. Anne Uludağ şöyle konuştu:

    “İki kere koruma altındayken devlet koruyamadı yavrumu. Eğer’ seni koruyamayız’ deselerdi biz yavrumuzu korurduk. Ama sonunda mahvolduk. Psikopat ruhlu insanlardan nefret ediyorum. Kadın cinayetlerini durdurmak istiyoruz. Sadece ben yavrusuz kalmadım. Çocuğum ablasız, babası yavrusuz kaldı.”

    “KADINLAR KÖLE DEĞİL”

    Şule Çet’in babası İsmail Çet de, “Kızım Ankara Gazi Üniversitesi’nde okuyordu. Daha mahkemeye çıkmadık. Ne olacağı belli değil” dedi.

    Katledilen Helin Palandöken’in babası Nihat Palandöken, internette satılan silahlara tepki gösterdi:

    “Kadına Şiddete hayır. İçimiz soğumadı. Başka ocaklar sönmesin. İnternette ekmek peynir gibi silahlar satılıyor. Bizim yiğitliğimiz silahlar olmasın. Bizim yiğitliğimiz kalemimiz olsun. Kadınlar köle değil.”

    TEKİN EMNİYET’LE GÖRÜŞTÜ

    Öte yandan CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, kadınların yürüyüşüne izin verilmesi için Kadıköy Emniyet Müdürü ile görüştü. Tekin’e,” Valilik tarafından verilen izin alanları burası değil. Yürüyüşlerine izin veremeyiz” yanıtı verildi.

    YÜRÜYÜŞ YAPMAK İSTEYEN KADINLARA BİBER GAZI SIKILDI

    Taksim’de Tünel Meydanı’nda binlerce kadın, şiddete karşı bir araya geldi. Kadınlar “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganı attı ve şiddete karşı dövizler taşıdı. İstanbul Valiliği’nin yürüyüşü yasaklaması nedeniyle polisler de bekleyişlerini sürdürüyor.

    Eyleme, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katıldı. Cezaevinde bulunan HDP Hakkari milletvekil Leyla Güven içinse “Leyla Güven haklıdır” yazılı dövizler taşındı.

    Yasak kararına tepki gösteren CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Bugün neredeyse İstanbul’un bütün güvenlik güçleri kadınlara karşı adeta şiddet uyguluyor. Şunun bilinmesini isterim: Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, Türkiye’de kadın haklarına düşmanca bir politika izliyor. Bu görüntü bunun eseri” dedi.

    Kadınlar yürüyüşe geçmek isterken polis, “Yaptığınız eylem hukuksuzdur. Dağılın. Dağılmak için yeterli süre verildi” anonsu yaptı. Daha sonra polisler biber gazı kullandı. Kadınlar polisin engellemesine ve biber gazına karşı, “Hiçbir yere gitmiyoruz”, “Sokaklar bizim”, “Buradayız” sloganları attı.

    Kadınlar oturma eylemine başlarken Kadın Meclisleri, “Biz kadınların Tünel Meydanı’na hapsedilmesine karşı çıkıyoruz. Basın açıklamasını burada okumayacağız. Saat 18.30’da her yere, her sokağa dağılacağız” şeklinde açıklama yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adıyaman ve Malatya’da kadınlardan şiddete karşı basın açıklaması-VİDEO

    Adıyaman ve Malatya’da kadınlardan şiddete karşı basın açıklaması-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Adıyaman İl Kadın Platformu  ve Malatya Demokratik Kadın Platformu basın açıklaması yaptı. Açıklamalarda, “İktidarın kadınlara  dayattığı sınırları kabul etmiyoruz. Laiklikten ve seküler yaşamdan vazgeçmeyeceğiz” denildi. 

    ADIYAMAN

    25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Adıyaman İl Kadın Platformu bileşenleri Demokrasi parkında bir araya geldi.

    “Vahşete sınır tanımayanlara karşı, direnişte sınır tanımayacağız” pankartı açan il kadın platformu bileşenleri “Jin jiyan azadi” sloganı attı. Basın açıklaması sırasında maça giden Adıyaman 1954 Spor taraftarları “Kadına uzanan eller kırılsın” sloganı atarak kadınlara destek verdiler.

    Yapılan basın açıklamasında İl Kadın Platformu adına basın metnini SES Adıyaman Şube Eş Başkanı Fatma Unutmaz okudu.

    “Ataerkil kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlikler, ayrımcılıklar, savaşlar, derinleşerek devam etmektedir. Tüm dünyada devletler uyguladıkları baskıcı politikalarla kadına yönelik şiddetin boyutlarını ve dozajını arttırmıştır. Böylesi bir gerçekliğin yaşandığı bugün, biz kadınlar ataerkil kapitalizme ve yarattığı şiddetin her türlüsüne karşı; savaşa, tacize, tecavüze, yoksulluğa, haklarımızın yok edilmesine, eşitsizliğe ve gericiliğe karşı bir kez daha alanlardayız” diyen Fatma Unutmaz şöyle devam etti:

    “Özgürlüğümüze, bedenimize, hayatımıza, kadın mücadelesine yönelik saldırıları; bizlere reva görülen bu düzeni kabul etmiyoruz! Sözümüzü örgütleyebilme, yan yana gelme ve hayatı değiştirme iradesinde ve iddiasındayız. Biliyoruz ki, bizi kenara iten, yok sayan, emeğimizi görünmez kılan, bedenlerimizi metalaştıran bu sömürü çarkın dişlilerine bir çakıl taşı olup takıldığımızda, bu çark dönemeyecek. Her türlü şiddetin son bulduğu, tacizin tecavüzün, istismarın, kadın cinayetlerinin, savaşın olmadığı; eşit, özgür, laik ve demokratik bir ülkede barış ve huzur içinde yaşamak hakkımız.  Sen de gel,  güç kat “Elele kadın dayanışmasıyla şiddetsiz bir Dünya’ya”  birlikte yürüyelim.”

    Basın açıklaması alkışlar ve sloganlarla sona erdi.

    MALATYA

    25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Malatya Demokratik Kadın Platformu, Turan Emeksiz kavşağında bulunan 1 Mayıs Meydanı’nda bir araya geldi. “Yoksulluğa güvencesizliğe, şiddete karşı kadınlar mücadelede buluşuyor” pankartı açan kadınlar sık sık sloganlar attı.

    1 Mayıs Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında Malatya Demokratik Kadın Platformu adına basın metnini Işılay Demirtaş Demirel okudu.

    “Toplumsal yaşamı baştan aşağı dinselleştirmek, kadını kamusal alanlardan uzaklaştırmak amacıyla, sosyal politikaları Diyanet eliyle dizayn eden, laik, seküler yaşamı yok eden ve kadın kazanımlarını hedef alan düzenlemeler yapılmak isteniyor” diyen Işılay Demirtaş Demirel şöyle devam etti:

    “Aile ve dini rehberlik büroları, aile irşat merkezleri, hadım cezası, cinsel istismarda rıza yaşını 12’ye düşüren tecavüz yasa tasarısı, din adamlarının aile psikoloğu olarak görevlendirilmesi, müftülere resmi nikah kıyma yetkisi verilmesi, bunlardan yalnızca bazıları. İktidarın kadınlara  dayattığı sınırları kabul etmiyoruz. Laiklikten ve seküler yaşamdan vazgeçmeyeceğiz.”

    ADIYAMAN-MALATYA/PİRHA

     

  • ‘Kadınların kazanımları AKP iktidarı döneminde ciddi saldırılara maruz kaldı’-VİDEO

    ‘Kadınların kazanımları AKP iktidarı döneminde ciddi saldırılara maruz kaldı’-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle Ankara’da düzenlenen panelde konuşan SES MYK Üyesi ve psikolog Aylin Akçay, bugüne kadar kadınların mücadele ile elde ettikleri ‘kadın ve erkek eşit olmalıdır’ söyleminin AKP iktidarıyla birlikte ciddi saldırılara maruz kaldığını hatırlattı.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi, Eğitim-Sen 1 Nolu Şube, EMEP Mamak İlçe Örgütü, Tuzluçayır Kadınlar Derneği ve Başkınık, Karaağaç, Karacaköy, Küre Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından ortak panel düzenlendi. Moderatörlüğünü DAD Mamak Şube Eş Başkanı Hülya Türkmen’in yaptığı panele konuşmacı olarak SES MYK Üyesi ve psikolog Aylin Akçay ile EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan katıldı.

    “KANAT ÇIRPTIKÇA ÖZGÜRLEŞECEĞİZ”

    Panelde açılış konuşmasını yapan DAD Mamak Şube Eş Başkanı Hülya Türkmen, 25 Kasım’ın tarihi ile ilgili bilgiler verdi. Kadına yönelik şiddetin millet, dil, din, ırk ayrımı olmaksızın devam ettiğine işaret eden Türkmen, “Nerede bir kadın eziliyorsa, nerede kadına ve çocuklarımıza yönelik, cinsel istismar, şiddet, katliam, savaş, haksızlık, sömürü, zulüm, taciz, tecavüz varsa  hesabını sormaya devem edeceğiz. Biz kadınlar hepimiz ‘kelebeğiz’. Unutmayalım ki kelebekler kanat çırparak yol alırlar. Yalnızca 25 Kasımlarda 8 Martlarda değil, gün gün, her gün kanat çırptıkça özgürleşeceğiz” dedi.

    “KADINLARIN KAZANIMLARI AKP İKTİDARIYLA CİDDİ SALDIRILARA MARUZ KALDI”

    Türkmen’in arkasından söz alan SES MYK Üyesi ve psikolog Aylin Akçay, bugüne kadar kadınların mücadele ile elde ettikleri ‘kadın ve erkek eşit olmalıdır’ söyleminin AKP iktidarıyla birlikte ciddi saldırılara maruz kaldığını hatırlattı. Nerede ve kim tarafından uygulanırsa uygulansın cinsel, fiziksel, ruhsal, zarar veren ya da verme ihtimali olan her türlü davranışın şiddet olduğuna dikkat çeken Akçay, sadece doğrudan şiddet içeren bir eyleme maruz kalmak değil kişinin bu eylemle tehdit edilmesinin de şiddet olduğunu belirtti. Şiddetin türleriyle ilgili bilgiler veren Akçay, fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik, tek taraflı ısrarlı takip gibi şiddet türlerinden bahsetti.

    ŞİDDET TÜRLERİ

    Doğrudan insan bedenine zarar veren her türlü eylemin fiziksel şiddet olduğunu ifade eden Akçay, “Öldürmek, cana kast etmek de bir şiddet, itmek de bir şiddet” dedi. Psikolojik şiddetin hiç konuşulmayan ama en fazla görülen şiddet türlerinden biri olduğunu kaydeden Akçay, “İnsanın psikolojik bütünlüğüne zarar verecek her türlü eylem psikolojik şiddettir. Bir yerde fiziksel şiddet varsa orada psikolojik şiddet de oluyor. Mesela nedir? Aşağılamak, söz söylemesine müsaade etmemek, konuşmasına izin vermemek, hakaret etmek, başkalarının yanında küçük düşürmeye çalışmak” diye konuştu.

    Kadının istemediği bir cinsel eyleme maruz bırakılmasının cinsel şiddet olduğunu belirten Akçay, cinsel şiddetin sadece taciz ve tecavüz olmadığını bedeni teşhir etmeye zorlamak, istenmeyen cinsel içerikli her türlü davranışa maruz bırakılmak gibi şeylerin de kim tarafından uygulanırsa uygulansın cinsel şiddet olduğunu ifade etti.

    Yaşamı sürdürebilmek için gerekli olan ekonomik olanaklardan mahrum bırakılmanın ya da ekonomik olarak elde edilen gelir üzerinde söz sahibi olamamanın ekonomik şiddet olduğunu vurgulayan Akçay, “Ekonomik olarak karar veremediğimiz her şey ekonomik şiddettir. Kadının çalışmasına izin vermemek ya da istemediği yerde ve de istemediği halde zorla çalıştırmak da ekonomik şiddettir” dedi.

    Tek taraflı ısrarlı takibin prosedüre daha geç giren şiddet türlerinden olduğunu söyleyen Akçay, “Sürekli takip etmek, peşinde olmak, izlemek, varlığını hissettirmek, sizinle bir şekliyle bir derdi var gibi sürekli kendini sizin üzerinizde hissettirmek. Kadın ayrılmak istiyorsa, bir adamla birlikte olmak istemiyorsa, buna kadını zorlamak için ya da başka bir baskı oluşturmak için sürekli telefondan ya da sürekli iş yerine kadar takip etmek gibi her gözünü açtığında karşı karşıya kalmak gibi bir şey diyebiliriz” şeklinde konuştu.

    “KADININ İŞ YAŞAMINDA OLMAK İSTEMESİ KAPİTALİZM AÇISINDAN SORUN”

    Akçay’ın arkasından EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan söz aldı. Ekonomik krize dikkat çeken Doğan, her kriz döneminde kadınların yükünün biraz daha arttığını vurguladı. İktidar kanadının kadının ekonomik özgürlüğünü eline almak istemesiyle ilgili örnekler veren Doğan, içinde yaşanılan kapitalist sistemin kar hırsının kadın erkek ayrımı yapmaksızın tüm emekçilere yansıdığını belirtti. Hem toplumsal yaşamda hem de kapitalizmin işleyişi açısından kadının iş yaşamında olmak istemesinin sorun olduğunu ifade eden Doğan, şunları belirtti:

    “Kapitalist sistem kadını daha ucuz iş gücü olarak görüyor aynı zamanda geçici bir iş gücü olarak görüyor. Yani yerine erkeği getirebildiğinde ucuz iş gücü olarak kadını eve gönderebiliyor. Ya da erkeği nasıl işsizler ordusunu ucuz iş gücü olarak yedeğinde tutuyorsa kadın iş gücünü de erkeklere karşı yedeğinde tutuyor. Özellikle esnek istihdam modellerin yaratılmasında ücretlerin esnekleştirilmesi, çalışma saatlerini esnekleştirilmesi, çalıştığımız yerin birden fazla olması, bir günde birden fazla işe gitme gibi öncelikle kadınlar üzerinden hayata geçiriyorsa Avrupa’da da çok yaygın olan ve Türkiye’de de yaygınlaştırılmaya çalışılan bir yöntem.”

    “İŞSİZLİĞİN FATURASI KADINLARA KESİLİYOR”

    2009 yılında yaşanan ekonomik krizde dönemin Maliye Bakanı olan Mehmet Şimşek’in “İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde iş gücüne katılım daha çok artıyor” şeklindeki açıklamalarında işsizliğin faturasını kadınlara çıkardıklarını belirten Doğan aynı söylemin cumhurbaşkanı tarafından söylendiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “‘9.2 milyon yeni istihdam yarattık’ diyor. ‘Buna rağmen kadın ve gençlerin bu istihdam alanına katılması işsizliği artırıyor’ diyor. Aslında istiyorlar ki kadınlar iş aramasın. İşsizlik oranı tespit edilirken son 1 ayda 2 ayda iş arayanlar üzerinden sürekli değiştiriliyor. Dolayısıyla kadınlar da iş aradığında ya da daha çok iş arayan olduğunda işsizlik oranı yükselmiş oluyor. ‘İş aramayın evinizde oturun işsizlik oranı da düşer o zaman’ diyor aslında kadınlara.”

    Kadınların ev işi, yaşlı, çocuk ve hasta bakımı gibi sorunları nedeniyle evin içine hapsedildikleri için son yılda 1,5 milyon kadının iş bırakarak evine döndüğünü söyleyen Doğan, zaten kadının iş gücüne katılımının yetersiz olduğunu belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Aylin Fırat: Alevi kadınlar şiddete karşı tüm kadınlarla birlikte mücadele edecektir

    Aylin Fırat: Alevi kadınlar şiddete karşı tüm kadınlarla birlikte mücadele edecektir

    PİRHA- Garip Dede Dergahı Kadın Komisyonu Aylin Fırat, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Fırat, “Kadınlara karşı hukuki cezasızlık, sessizlik, damgalanma ve utanç devam ediyor” dedi. 

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı Kadın Komisyonu Aylin Fırat, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “25 Kasım, insanlık tarihinde kadınlara yönelen, alçak, vahşi bir şiddetin, bir insanlık ayıbının, bir utancın yıldönümü olduğu gibi aynı zamanda kadınların erkek egemen toplumsal şiddete karşı duruşun, dayanışmanın günüdür” denildi.

    Tüm toplumda kadına yönelik şiddetin; kadını yaşamda güvensizliğe sokarak, fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkilediğine vurgu yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “25 Kasım, insanlık tarihinde kadınlara yönelen, alçak, vahşi bir şiddetin, bir insanlık ayıbının, bir utancın yıldönümü olduğu gibi aynı zamanda kadınların erkek egemen toplumsal şiddete karşı duruşun, dayanışmanın günüdür.
    – Eğitim
    – İstihdam
    – Üreme sağlığı ve haklar
    – Anne sağlığı
    – Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet
    – Cinsiyet eşitsizliği
    – Çocuk gelinler gibi kategorilere ayrılıyor ve kadınlara karşı hukuki cezasızlık, sessizlik, damgalanma ve utanç devam ediyor.

    “ŞİDDET KADININ FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLİYOR”

    Tüm toplumda kadına yönelik şiddet; kadının yaşamda güvensizliğe sokarak, fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz yönde etekliyor, özellikle son yıllarda kendini tehdit altında hisseden kadın, yaşama katılma konusunda zorlanmış, şiddet kültürü ayrımsız tüm toplumda görülen bir negatif durum.
    Toplumsal lider konumunda olan kişilerin kadın haklarına bakışı erkeğin şiddet uygulamasını meşrulaştırmış ve şiddet gören kadın suçlu gösterilip müdahale edilmemesi gerekir imajı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan erkeğin eğitimsiz bırakılması şiddet dozunun ayrımsız tüm kadınlara uygulanmasına neden olmuştur.

    “ALEVİ KADINI, ŞİDDETE KARŞI TÜM KADINLARLA BİRLİKTE HAREKET EDECEKTİR”

    Alevi kadını, küresel bir sorun olan kadına şiddete ve ülkemizde kadına yönelik bakışın erkek güç dengesiyle ölçülmesine karşı tüm kadınlarla birlikte mücadele edecektir.
    Çünkü Alevilik inancı ve Alevilikteki kadının yeri diğer toplumdaki kadınlara göre daha ileridedir. Kadın bedenine yönelik cinsiyetçi kurallar olmak üzere kadının sosyal hayattaki duruşu erkekten sonra gelmez bu durum diğer toplumdaki kadınlara örnek bir özgürlük atfeder.
    Ancak gün geçtikçe tüm toplumda kadına yönelik şiddetin artması ve Alevi kadınının bu olumsuzluklarla özgürlüğünü kıyaslaması yanlış, “karşılaştırma”lı bir özgürlük anlayışı doğuracaktır.
    Garip Dede Dergâhı kadınlar kolu olarak; başta Alevilik inancının özüne sızmış asimilasyona yönelik kadına bakışı durduracak, bu yönde gayret gösterecek, diğer tarafta tüm toplumda şiddete maruz kalmış kadınlara ayrımsız desteklerde bulunup ve yanlarında olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Acının kadın hali: Helin-VİDEO

    Acının kadın hali: Helin-VİDEO

    PİRHA-12 yaşında gelinlik giydirilen Helin şimdi 29 yaşında. Evlendirildikten 1 yıl sonra bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Çocuğun çocuğu olur mu? Çocukluğunu, gençliğini yaşayamayan çocuk gelinlerden bir tanesi Helin. Ağır travmalar kalıcı psikolojik rahatsızlıklar yaşadı ve hala yaşamaya devam ediyor.

    Bu ülke topraklarının acı gerçeği hatta çoğu bölgenin yadırganmaz sindirilmiş bir halidir çocuk gelin olmak. Bir çocuğun evlendiği adamın yaşı ise önemli değildir çoğu kişiye göre. Türkiye’deki en önemli toplumsal sorunlardan bir tanesi çocuk evlilikleridir. Az gelişmiş ülkelerdeki yoksul aileler, hanelerinin yoksulluğunu azaltmak için; arkadaşlarıyla oyun oynayacak yaşlardaki kız çocuklarını, babası hatta dedesi yaştaki adamlarla evlendirmekten çekinmezler. Pek çok kez bu çocuklar, yaşlı adamların ikinci veya üçüncü eşi oluyorlar. 10’lu yaşlardaki bu kız çocukları doğum yapmakta, ev işleri yapmakta ve hatta koca baskılarına maruz kalmaktadırlar. Bu çocuklardan bazıları, tüm bunlara dayanamayarak intihar etmektedirler ya da evden kaçmaktadırlar. Evden kaçtıktan sonra da aile meclisi kararıyla öldürülmekteler.

    KÜÇÜK EVLİLİK BÜYÜK SORUN 

    Evliliğin anlamını bilemeyecek kadar küçük yaşta evlendirilen Helin, yaşam öyküsünü PİRHA’ya anlattı.

    12 yaşında ortaokul birinci sınıfın birinci döneminde okuldan alınarak kendisinden yaşça çok büyük olan amcasının oğluyla zorla evlendirilmiş Helin. 20 gün içerisinde bütün ritüeller tamamlanıp evlendirildikten sonra İstanbul’a getirilen Helin için sonrasında zor ve acılarla dolu bir hayat başlamış.

    İstanbul’a gelirken aklında evlilik değil sadece İstanbul’u görme düşüncesi olan Helin o günlerde daha evliliğin ne demek olduğunu bile bilmiyor. Evlendirilip İstanbul’a getirildikten sonra eşinin ailesiyle birlikte yaşayan Helin 3, 5 gün sonra evine dönme hayalleri kurarken hep ötelenmeye, hakarete, şiddete maruz kalmış.

    ERKEN EVLİLİK HAYATTAN ÇALMADIR

    Daha çocukken kadın hatta anne olan çocuklar hayatın zorluklarıyla küçük yaşlarında baş etmek zorunda kalıyor. Kendisi henüz çocukken, kucağındaki çocuğa annelik yapması bekleniyor Helin’den.

    “Camdan bakıp dışarıda oyun oynayan çocukları gördüğüm zaman çıkıp oynamak istiyordum. Onlara özeniyordum” diyen Helin, 13 yaşında anne olmak zorunda bırakılmış. Anne olduktan sonra yavaş yavaş büyümeye ve bazı şeylerin farkına varmaya başlamış. Şiddete dayanamayan Helin, ailesine giderek geri dönmek istemediğini belirtmiş ancak bu kez de ailesinden baskı görmeye başlamış. İki defa eşinin evine gönderilen Helin, üçüncü defa kızını alıp babasının evine gittiğinde ise 3 ay boyunca karanlık bir odaya kapatılarak eşinin evine gitmesi için baskılar, ağır işkenceler görmeye devam etmiş. “Kızını babasının yanına gönderirsek belki kendisi de gider” diye düşünerek Helin’in kızını babasının yanına göndermiş ailesi. Ancak Helin buna da direnmiş.

    Kırsalda, varoşta, kentte, köyde aramızdalar. 12 ve 15 yaş arasında gelinliğin kefen gibi giydirildiği, ruhlarının toprağa gömüldüğü küçük kız çocukları…

    İçindeki baba sevgisini hiç yok etmeyen Helin, babasının kendine bunları yapmamak için direndiğini ancak toplum baskısı, akraba baskısı babasının elini kolunu bağlamış. Kızını kendisinden ayırmalarına rağmen eşinin evine gitmeyi reddeden Helin şöyle devam ediyor:

    “En son bunlar benim gitmeyeceğimi anladıklarında artık ölüm fermanım hazırlanmıştı. Aile meclisi toplandı. Amcamın çocukları özellikle beni alıp bir yerde öldürecekler ve buna da intihar diyecekler. Benim bir küçük kız kardeşim gelip kapıyı açtı. Bana şunu söyledi ‘Abla kaç ne olur. Git nerede öleceksen öl ama burada ölme.’ Ben bir an gitmek ve gitmemek arasında kalmıştım. Çünkü artık her şeyi kabul etmiştim. Ölümü bile kabul etmiştim. O an kızımın sesi hiç kulağımdan gitmedi ayrıldığım zaman. Çünkü ‘Anne Anne Anne’ diyen sesi. En son ona sarıldığımda iki buçuk yaşındaydı, daha bebekti. O an bir an o geldi gözlerimin önüne ve ‘Ben yaşamalıyım’ dedim. Çünkü o da benim gibi olmasın, benim yaşadıklarımı yaşamasın.

    Bu olayın ardından evden kaçan Helin, ailesinin oturduğu yerin biraz aşağısında bulunan jandarma birliğine sığınıyor.

    Jandarma Helin’i gecenin geç saatlerinde İstanbul’da bir sığınma evine gönderiyor. Bu arada Helin’in ailesi ellerinde tabancalarla gelip jandarmadan kızlarını istiyor.

    KADIN SIĞINMA EVİNDE ŞİDDET

    Helin İstanbul’a sığınma evine geldiğinde çok fazla kalabalık olduğunu görüyor. Helin’in yaşı küçük ve sığınma evinde sürekli şiddet görmeye başlıyor. Şiddet görmeye başlayınca sığınma evinden de kaçıyor. Gidecek hiçbir yeri yok. Sokaklarda yatmaya başlıyor ve sokakta beş altı insan Helin’i kaçırıp ıssız bir yere götürüyor ve cinsel şiddete maruz bırakıyorlar. Helin, avazı çıktığı kadar bağırıyor kendi dilinde daye daye…

    Tacizcilerin ellerinden kurtulduğunda yine sokakta ve bir hastaneye sığınıyor. Günlerce hastanede kalıp saklanıyor. Bu arada ailesi her yerde Helin’i arıyor ölüm emrini gerçekleştirmek için.

    DERSİMLİ AİLEDEN HELİN’E UZANAN SICACIK BİR EL

    Helin hastanede bitap bir şekilde saklanırken bir gün hastane çalışanlarından biri gelip ‘Kimsin sen, ailen yok mu?’ diyor. ‘Yok’ diyor Helin. Adam Helin’e yardım etmek istiyor ve ‘Seni eve götüreyim’ diyor. Helin korkarak arabaya biniyor çünkü gidecek hiçbir yeri yok. Arabada ona yardım eden kişinin Dersimli olduğunu öğreniyor ve yardım eden kişinin evine gidiyor. Kalabalık bir aile aylarca evlerinde misafir ediyorlar Helin’i. Helin ilk defa kendini Dersimli ailenin yanında güvende hissediyor. Dersimli aile Helin’e ev işlerinde çalışması için yardım ediyor ve Helin yıllarca zenginlerin kaldığı evlerde yatılı çalışıyor. Hafta sonları Eminönü’ne giderek kızını düşünüyor ve ona kavuşma hayalleri kuruyor.

    YILLAR SONRA EVE GİZLİ DÖNÜŞ

    Aradan yıllar geçiyor Helin aile evini arıyor fakat konuşmuyor arayıp arayıp kapatıyor. Yine bir gün evi aradığında telefonun karşı tarafından ağıtlar geliyor. Helin ne olduğunu anlamıyor ve gizlice memleketine gidiyor. Gittiğinde ailesi büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Helin’in geldiğini akrabalarının duymaması için ellerinden geleni yapıyorlar. İki ağabeyi Helin evde olduğu için gitmiyorlar eve. Helin evde babasının öldüğünü öğreniyor. Bu arada annesi ve ağabeyleri Helin’le konuşmuyor. Memlekete geldiği duyulursa öldürüleceği için günlerce evden çıkmadan kalıyor Helin ve sonunda İstanbul’a geri dönüyor.

    Helin çocuğunu bulma umudundan vazgeçmiyor hiç. Çarşaf giyip eski eşinin olduğu eve gidiyor ve burada dayaklar yiyor. Ancak yine de pes etmeyen Helin, defalarca geri geliyor buraya.

    Helin’in kızı ise üvey anne baskısı altında ve sürekli dayak yiyor. Helin’in kızı şiddete daha fazla dayanamayıp bir erkekle evden kaçıyor. Bir gün Helin’in evine sivil polisler geliyor ve eski eşinin Helin’i kızını kaçırmakla suçladığını ve evi arayacaklarını söylüyorlar. Bir süre sonra Helin’in kızının Antep’te bir yetiştirme yurdunda olduğu haberi geliyor ve Helin Antep’e gidiyor.

    YETİŞTİRME YURDUNDA ŞİDDET

    15 yaşında yetiştirme yurdunda kalmaya başlayan Helin’in kızı yurtta kaldığı süre içinde yoğun şiddetle karşılaşıyor ve annesine ‘Bir an önce beni buradan çıkar’ diyor.

    KIZIYLA İLK KARŞILAŞMA

    Kızını görme umuduyla günlerce Antep’te bekleyen Helin, yıllar sonra kızıyla karşılaştığında büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Helin kızının velayetini almak için eski eşini kızına yaptıklarını polise anlatmakla tehdit ediyor ve eski eşi uzun uğraşlardan sonra Helin’e imzalı bir kağıt veriyor.

    Helin kızıyla beraber İstanbul’a dönüyor. Helin kızını bıraktığında iki buçuk tekrar kavuştuğunda ise 17 yaşındadır. Birbirlerini neredeyse yeni yeni tanıyan Helin ve kızı bir yıldır birlikte yaşıyorlar ve hayatın bütün zorluklarına rağmen tutunabilmek için birbirlerine sarılıyorlar.

    Dipnot: Haberde geçen Helin ismi gerçek ismi değildir.

    Rohat EMEKÇİ/Suay ABAK