Etiket: kadına şiddet

  • Bianet: Erkekler kasım ayında en az 28 kadını öldürdü

    Bianet: Erkekler kasım ayında en az 28 kadını öldürdü

    Bianet’in gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler kasımda en az 28 kadını öldürdü. Kasım ayında en az 12 kadının ölümü basına “şüpheli” ölüm olarak yansıdı.

    Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler kasımda en az 28 kadını öldürdü. Kasım ayında en az 12 kadının ölümü basına “şüpheli” ölüm olarak yansıdı.

    Erkekler, en az 53 kadına şiddet uyguladı, en az 4 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 9 kadını taciz etti, Erkekler, basına yansıyan verilere göre en az bir kadına tecavüz etti.

    İstanbul ve Van’da iki kadının ölümü basına “faili meçhul cinayet” olarak yansıdı. Şırnak’ta erkekler, bir kadını öldürmekle tehdit etti.

    İLK 11 AYDA 308 KADIN ÖLDÜRÜLDÜ

    2022’nin ilk on bir ayında erkekler, 308 kadını öldürdü, 140 kadını taciz etti, 209 çocuğu istismar etti, 728 kadına şiddet uyguladı, 26 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 386 kadını seks işçiliğine zorladı. 2022’nin ilk on bir ayında 171 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, yılın ilk on bir ayında en az 36 çocuğu öldürdü.

    CİNAYET

    Erkekler, Kasım’da en az 28 kadını öldürdü; geçen yıl aynı ayda bu sayı 34 idi. Ayrıca erkekler, kadınların yanındaki en az 2 erkeği de öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü iki kadın Irak, biri Suriye, iki kadın da Özbekistan göçmeniydi.

    En az 6 kadın koruma kararına rağmen öldürüldü.

    Erkekler 8 kadını ayrılmak istediği veya barışmak istemediği için öldürdü. Bir kadın “yemek yapmadığı” bir kadın da “cin çıkarıyorum” denilerek öldürüldü. Erkeklerin 18 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı.

    20 kadını eşi, eski eşi, sevgilisi erkekler, iki kadını babası, bir kadını damadı öldürdü. Beş kadını öldüren erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

    18 kadın ev içinde, 9 kadın işyeri, araç, sokak gibi ev dışı alanlarda öldürüldü. Erkeklerin bir kadını nerede öldürdüğü basına yansımadı.

    18 kadın ateşli silahlarla, 6 kadın kesici aletle, üç kadın boğularak öldürüldü. Erkeklerin bir kadını nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

    Erkekler, Kasım 2022’de en az bir kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı iki idi.

    Erkekler, bir kadına ev içinde tecavüz etti. Basına yansıdığı kadarıyla bir kadına, akrabası tecavüz etti. Kadın, zihinsel engelleydi.

    9 KADINA TACİZ

    Kasım 2022’de erkekler en az dokuz kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay, bu sayı 16 idi.

    Erkekler, dokuz kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Kadınlardan biri Azerbaycan göçmeniydi.

    Erkekler dokuz kadını ev dışı alanlarda iki kadını ev içinde taciz etti.

    İki kadını kurye, bir kadını iş arkadaşı, bir kadını gazeteci, bir kadını da savcı taciz etti. Dört kadını taciz eden erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

    EN AZ 4 ÇOCUK İSTİSMARI

    Erkekler, Kasım’da en az dört kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 11 idi.

    Bir çocuğu öğretmeni, iki çocuğu kuran kursu öğretmeni istismar etti. Bir çocuğu istismar eden dört fail erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

    Erkekler, dört çocuğu da okul, kuran kursu gibi ev dışı alanlarda istismar etti.

    ŞİDDET, YARALAMA

    Erkekler, Kasım’da 53 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 62 idi.

    Erkeklerin şiddet uyguladığı en az dokuz kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az 12 kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı. Erkeklerin şiddet uyguladığı bir kadın Arabistanlı bir kadın da Suriyeliydi.

    En az 41 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Bir kadını taksi şoförü, altı kadını da akrabaları yaraladı. Beş kadını yaralayan dört erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

    Erkekler, en az 16 kadına boşanmak istediği/barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Erkeklerin 37 kadına şiddet uygulama “bahanesi“ basına yansımadı.

    Erkekler, 30 kadını darbederek, üç kadını yakarak, 12 kadını ateşli silahlarla, altı kadını da kesici aletle yaraladı. Erkeklerin iki kadına nasıl şiddet uyguladığı basına yansımadı. Erkekler, 18 kadını iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda, 30 kadını ev içinde yaraladı. Erkeklerin beş kadına nerede şiddet uyguladığı basına yansımadı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Siz kadınsınız, pazar işi yapamazsınız’ diyen erkekler, Kadın Semt Pazarı’na ortak edildi-VİDEO

    ‘Siz kadınsınız, pazar işi yapamazsınız’ diyen erkekler, Kadın Semt Pazarı’na ortak edildi-VİDEO

    PİRHA – Diyarbakır’da kadınlara ait Pazartesi Semt Pazarı’nın, perşembe günü de erkeklere tahsis edileceği yönündeki karar gerginliğe yol açtı. Duruma tepki gösteren kadınlar, “Erkek pazarcılar, ‘Kadınlar pazar işi yapamaz. Kadınsınız, evinize gidin’ gibi tacizlerde bulunmaya başladılar. Bizleri eve yollamak istiyorlar” diyerek belediye kararını eleştirdi.

    Diyarbakır’ın Bağcılar Mahallesi’nde yaklaşık 9 yıldır pazartesi günleri kurulan Kadın Semt Pazarı şimdi erkek pazarcıların hedefinde.

    Bağlar Belediyesi’ne atanan kayyum tarafından yapılan açıklamada aynı pazarda perşembe günleri de erkeklerin tezgah açacağı yönündeki karar tepkiyle karşılandı. Durumu protesto eden kadınlar, 30 Kasım akşamı pazar yerinde ateş yakarak tepkisini dile getirdi.

    1 Aralık sabahı bölgeye gelen polis ve zabıtalar, eylemin sona ermesi için kadınlarla görüşme yaptı. Yaşanan gerginlik sonrası pazar yerine gelen belediye başkanı, konunun çözümü için görüşmelerin sürdüğünü belirtti.

    “BELEDİYE DAYATMASIYLA ERKEKLERLE ÇALIŞMA ZORUNLULUĞU GETİRİLDİ”

    Bir hafta içerisinde 2 gün pazar kurulmasının kazançlarında büyük zarara sebep olacağını belirten Bağcılar Kadın Semt Pazarı Derneği Başkanı Güler Deniz, PİRHA’ya konuştu.

    Kadın pazarcıların, Bağlar Belediyesi’nden yetkili isimlerle görüştüklerini ancak olumlu bir yanıt alamadıklarını aktaran Deniz şunları söyledi:

    “En son belediye başkanı ile yaptığımız görüşmede şu sözü verdi: Bugün ve haftaya erkekler için pazar kurulmasına izin verilmeyecek. Erkekler için başka bir yer belirlenecek. Ancak o yerin neresi olacağını bilmiyoruz. Eğer yine bizi etkileyecek alan olursa tekrar eylemimize devam edeceğiz.
    Normalde burası kadın semt pazarıydı. Belediyenin dayatmasıyla erkeklerle çalışma zorunluluğu getirildi. Bu karar yaklaşık bir buçuk yıl önce alındı ve bizler erkeklerle beraber çalışmaktayız. İtirazlarımıza, direnmemize rağmen meclis kararı alındı ve erkeklerle şu an ortak çalışılıyor. Normalde biz 212 kadın çalışan vardık. Sonra bu sayı 350’ye çıkarıldı şimdi erkek gelince haliyle rahatsız olan kadın arkadaşlarımız da oldu. Yaşlı anneler, genç kadınlar vardı. Birçoğu yerini satıp veya kiraya verip gitmek zorunda kaldı.

    ERKEK PAZARCILARDAN ‘SİZ KADINSINIZ EVİNİZE GİDİN’ TACİZİ!

    ‘Kadın Pazarı’ projesinin 2013 yılında HDP’li belediye tarafından hayata geçirildiğinin altını çizen Güler Deniz, “Bizler daha önceden kapalı bir alanda bir yıla yakın çalıştık. Orada iş olmayınca gezici pazar olarak çıktık. Her gün farklı bir mahallede pazar kuruyorduk. Şiddetten mağdur olan, kendi ayağı üzerinde durması için kadınlara yönelik bir projeydi bu. 7-8 yıl boyunca çok güzel ilerledi. Ama kimse Bağcılar’daki bu pazar yerinin bu potansiyele ulaşacağını ummuyordu. Şu anda da Bağcılar ilçe olma yolunda aday. Böyle olunca erkek pazarcılar da ayaklanmaya başladılar ve ‘Kadınlar pazar işi yapamaz. Siz kadınsınız evinize gidin’ gibi tacizlerde bulunmaya başladılar” ifadelerini kullandı.

    “DEMEK Kİ GÜÇLERİ BİZE YETTİ”

    Geçmişte civarın çamur içerisinde olduğunu ifade eden Güler Deniz “Buralara yeni yollar yapılıp alan oluşunca işlerimiz yeni yeni iyiye gitmeye başladı. Bunun üzerine erkek pazarını buraya getirdiler. Yani işimizin %50’sini bitirdiler” diye belirtti. Deniz, eylemlerinin devam edeceğini de söyleyerek şöyle devam etti:

    “Durum o hale geldi ki kavgalar yaşandı. Biz kadınlar da kimsenin burnu kanamasın diye uzatmadık. Belediye Başkanı, kadınları makamına davet etti. Başkan, pazarcı kadınlara ‘Biz arkadaşları ikna edemiyoruz, buyurun siz gelin ikna edin’ demiş. Belediye Başkanı alana da gelmiş ve erkeklerin artık bu alana pazar kurmayacağını ancak görüşmelerin devam ettiğini belirtmiş. ‘Daha sonra görüşeceğiz’ demek erkeklere o pazarı vereceği anlamına geliyor. Ülkenin ekonomisi belli. İnsanların alım gücü de belli. İnsanlar artık pazara gelemiyor ve bizim de bu haliyle işlerimiz düştü. Benim şahsi görüşüm tamamen kadınları eve yollamak istiyorlar. Biz belediye başkanıyla bütün görüşmeleri tükettik. Defalarca yanına gidip ‘yapmayın, sıkıntı çıkacaktır’ diye konuştuk. Çalışanların çoğunun anne olduğunu, ekmeği için mücadele verdiklerini söyledik. Belediye başkanı ise ‘Biz herkesi memnun edemeyiz’ dedi. Demek ki bizi üzmek istediler. Yani güçleri bize yetti.”

    GERGİNLİĞİN SEBEBİ BELEDİYE KARARLARI DEĞİLMİŞ!

    Tüm bu yaşananların ardından Bağlar Belediyesi, yazılı açıklama yaparak, ilçe halkı ve pazarcı esnafının hakları korunarak kararlar alındığını belirtti. Açıklamanın devamında, kadın ve erkek pazarcılar arasındaki anlaşmazlığa belediyenin sebep olmadığı savunularak, “Belediyemiz tarafından, kadın ve erkek pazarcı esnafının haklarının yanı sıra ilçemizin ve pazarların kurulduğu semtlerdeki vatandaşlarımızın huzurunu gözetecek şekilde kararlar alınmıştır. Belediye meclisimizin aldığı karar doğrultusunda pazar düzenlemesi yapılmaktadır” denildi.

    Eren GÜVEN/DİYARBAKIR

  • Eğitim Sen Antalya Şubesi: Şiddete, cinsiyetçiliğe, savaşa, yoksulluğa karşı alanlardayız

    Eğitim Sen Antalya Şubesi: Şiddete, cinsiyetçiliğe, savaşa, yoksulluğa karşı alanlardayız

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle kadınlar alanlara çıkıyor. Eğitim Sen Antalya Şubesi yaptığı yazılı açıklamada “Kadınlar olarak 25 Kasım’da; şiddete, cinsiyetçiliğe, savaşa, yoksulluğa karşı; eşitlik, adalet, barış ve özgürlük için isyanı büyüterek alanlardayız” dedi. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle Eğitim Sen Antalya Şubesi yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Kadın cinayetleri münferit değil, politiktir” demek için alanlardayız. Erkek adalet değil, gerçek adalet!” demek için 25 Kasım’da alanlardayız. Savaşa hayır, barış hemen şimdi!’ demek için 25 Kasım’da alanlardayız” denildi.

    Açıklama şöyle:

    “1960 yılı 25 Kasım’ında Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulundu. Bunlar Mirabel kız kardeşlerdi. Mirabel kız kardeşler ülkelerinde diktatörlüğe karşı özgürlük mücadelesi verdikleri için gizli polis tarafından kaçırılarak tecavüze uğrayıp öldürüldüler. 1981 yılında Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi.

    62 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde faşist diktatör Trujillo’ya karşı demokrasi, özgürlük talebiyle direniş bayrağını yükselten Mirabel Kardeşlerin mirasını devralan kadınlar olarak bugün her türden baskıcı, faşizan yönetimlere karşı direniş geleneğine sahip çıkıyoruz. Türkiye’nin dört bir yanından, Arjantin’e, Şili’ye, Polonya’dan, Afganistan’a, Rojava’ya dünyanın her yerinden yükselen kadın direnişleri İran’da katledilen Jina Amini’nin ardından diktatörlüğe, otoriter rejimlere, ataerkilliğe karşı bir başkaldırıya dönüştü. Kadınlar olarak 25 Kasım’da; şiddete, cinsiyetçiliğe, savaşa, yoksulluğa karşı; eşitlik, adalet, barış ve özgürlük için isyanı büyüterek alanlardayız!

    Geçtiğimiz 25 Kasım’dan bugüne erkek şiddeti hız kesmeden devam etti. Son on ay içerisinde 337 kadın katledildi, 190 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Katliam boyutuna varan kadın cinayetleri iktidarın politikalarından bağımsız değil. AKP- MHP iktidar bloku tekçi, gerici, militarist, cinsiyetçi ve homofobik temelde oluşturmayı tasarladığı yeni toplumsal düzenin inşası için kadın kazanımlarını hedefe alan düzenlemelere hız vererek erkek devlet şiddetini her gün yeniden üreten politikaları hızla hayata geçiriyor. “Kadın cinayetleri münferit değil, politiktir” demek için alanlardayız.

    “ERKEK ADALET DEĞİL GERÇEK ADALET İÇİN…”

    İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla iptal edilmesi şiddet faillerini cesaretlendirirken, mücadeleyle elde edilen tüm kazanımları ortadan kaldırmak için iktidar adeta biz kadınlara savaş ilan etmiş durumda. Her ay onlarca kadın koruma kararına rağmen katledilirken, 6284 sayılı yasa uygulanmıyor, hatta yasanın sağladığı haklar kısıtlanmaya çalışılıyor. 6284 sayılı yasanın hedefe konulması ile eril yargının cezasızlık politikaları kadına yönelik şiddeti, tacizi, tecavüzü ve kadın cinayetlerini arttırıyor. 2022 yılında öldürülen kadınların yüzde on yedisi failler hakkında uzaklaştırma kararı olmasına rağmen katledildiler. İktidar bu saldırılarla biz kadınların hayatına kastederek, bedenimizi, emeğimizi ve kimliğimizi tahakküm altına almaya çalışıyor. Erkek yargı her fırsatta kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimi için gerekçe bulmaktan geri durmuyor. “ Erkek adalet değil, gerçek adalet!” demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

    “AİLEYE KÖLE OLMAYACAĞIZ”

    Ataerkil kapitalizm, yaşamımız ve kazanımlarımıza dönük saldırıları arttırarak muhafazakâr toplumu bedenimiz üzerinden inşa etmek istiyor. Bizleri eve, aileye, kocaya, babaya ait ‘makbul’ kadınlar olmaya, bedenimizi kuluçka makinası, kariyerimizi annelik olarak tanımlamaya çalışıyor. Sosyal destek adı altında kadınlara yapılacak barınma yardımını en az üç çocuk doğurma koşuluna bağlıyor. Bakım sorumluluklarıyla birlikte ev içinde artan iş yükümüz cinsiyetçi iş bölümünü derinleştirirken kadınları koruyan ve güçlendiren uygulamalar yerine esnek çalışma modeliyle bizleri düşük ücretlerle güvencesiz, örgütsüz çalıştırmaya mahkum etmenin ücretli-ücretsiz emeğimizi daha da değersizleştirmenin yolları aranıyor. İktidar desteğiyle her gün bir kentte örgütlenen ‘aile yürüyüşleri’ adı altında LGBTİ+ karşıtı gösterilerle homofobi ve nefret söylemleri körükleniyor.  Kimliğimizi yok sayanlara, bizleri erkeğe, sermayeye ve devlete daha da bağımlı hale getirmek için her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlara karşı emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen denetimine son vermek ve ‘Aileye köle olmayacağız!‘Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz demek için 25 Kasım’da alanlardayız!

    Ataerkil kapitalizm krizde! Savaşlar çıkarıyor, doğayı talan ediyor, kadınları, çocukları, emekçileri, halkları her geçen gün artan sömürü çarkının içine çekerek krizden çıkmaya çalışıyor. Toplumu kutuplaştırıcı söylemlerle savaş politikalarına hız veren AKP iktidarı ırkçılıktan besleniyor. Kuzey Irak ve Rojava’ya dönük saldırıları bu politikalarının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. İşsizliğin, yoksulluğun bu kadar arttığı, ekonomik krizin derinleştiği koşullarda ülke kaynakları ve bütçe, güvenlikçi politikalara, savaşa aktarılıyor. Kadınlar olarak daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaşların son bulması, eşit ve özgürce bir arada yaşamamızın sağlanacağı demokratik koşulların oluşması için ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi!’ demek için 25 Kasım’da alanlardayız. 

    Artan işsizlik, yoksulluk, güvencesiz, kayıt dışı çalışma ile birlikte krizin yarattığı ekonomik şiddeti de en ağır biçimde biz kadınlar yaşıyoruz. Temel tüketim maddelerine, elektrik, doğal gaz, akaryakıta ard arda yapılan zamlardan ve ücretlerin giderek erimesinden en fazla etkilenen kesim yine güvencesiz, esnek, enformel işgücü piyasası içerisinde, örgütlenme hakkından yoksun, emek sömürüsüne daha yoğun maruz kalan, biz kadınlar oluyoruz. Ekonomik krizin derinleştiği, işsizliğin arttığı koşullarında kadınlar olarak daha da yoksullaştık, yoksunlaştık. Türkiye OECD ülkeleri içerisinde istihdamda cinsiyet açığının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Ücretsiz ev içi bakım emeğinin kadınlar tarafından karşılandığı ülkemizde 13,3 milyon kadın, bakım emeği verdiği için çalışma hayatına katılamıyor. İstihdamdaki her 10 kadından üçü emeklilik ve sosyal güvenceden yoksun bir şekilde kayıt dışı çalıştırılıyor. Erkekler kadınlardan %27,4 oranında daha fazla kazanıyor. Kadınlar olarak cinsiyet eşitsizliğine ve yoksulluğa karşı mücadele ederken bir yandan da göçmen kadınların bu kötü çalışma ve yaşam koşullarına ek olarak karşılaştıkları ırkçı, ayrımcı politikalara, sınır dışı edilme kaygısıyla daha fazla mobing ve tacize maruz kalmalarına karşı dayanışmayı örüyoruz. Emeğimizin yok sayılmasına, işsizliğe, yoksulluğa, güvencesiz, kayıt dışı sömürü koşullarında çalışmaya karşı, güvenceli çalışma, güvenli gelecek talebimizi haykırmak için 25 Kasım’da alanlardayız.

    “ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZE, DEMOKRATİK HAKALRIMIZA, EMEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ”

    AKP/MHP iktidar bloğu seçime doğru giderken anti-demokratik uygulamalarını arttırıyor. Temel hak ve özgürlüklere, sendikal eylem ve etkinliklere dönük saldırılarla toplumsal muhalefeti hedef alıyor. Meclisten çıkardığı sansür yasası ile bir yandan muhalif basını susturmayı, öte yandan sosyal medya paylaşımları üzerinden tüm topluma gözdağı vermeyi amaçlıyor.   Üniversite öğrencileri, siyasetçiler, sanatçılar, özgür basın emekçileri, sendikal mücadele yürüten ve hakları için direnen kadınlar keyfi, hukuksuz gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalıyor. Demokratik eylem ve etkinlikler yasaklanıyor, kolluk kuvvetlerinin sert müdahalesi ile engellenmeye çalışılıyor, eylemlere katılanlara yönelik gözaltı ve tutuklamalar oluyor, davalar açılıyor. Pandemi dönemini yönetemeyen iktidar sağlık emekçilerin yürüttüğü etkin mücadeleyi kriminalize ederek sendikamız SES’in önceki dönem MYK üyesi Gönül Erden ve şimdiki MYK üyemiz Selma Atabey’i hukuksuz bir şekilde tutuklu yargılamada ısrar ediyor. Gezi’ye öfkesi bitmeyen iktidar hukuksuz yargılamalarla Mücella Yapıcı, Mine Özerden, Çiğdem Mater’in de içinde bulunduğu dosya da uzun hapis cezaları veriyor. Son olarak Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullanıldığına dair iddiaların bağımsız heyetlerce incelenmesini talep ettiği açıklamalarından dolayı TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında önce linç kampanyası başlatıldı, ardından hukuksuza gözaltına alınıp, tutuklandı.   Şebnem Hoca’yı tutuklayarak bir taraftan insan hakları, barış ve kadın mücadelesi yürütenlere gözdağı verilmek istenirken diğer taraftan da TTB ve TMMOB gibi emek-meslek örgütlerinin muhalif yapısına müdahale edilerek bu örgütler kontrol altına alınmak isteniyor. ‘Örgütlülüğümüze, demokratik haklarımıza, emeğimize sahip çıkıyoruz! ‘ demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

    25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken elbette erkek egemen düzeninin politikalarını söylem ve uygulamalarını teşhir edecek, tacizin, mobbingin, şiddetin tüm biçimlerine karşı evde, sokakta, işyerlerimizde mücadeleyi daha da yükselteceğiz.  “İstanbul Sözleşmesi yaşatır!İLO 190 İş Yaşamında Şiddet ve Taciz Sözleşmesi “imzalansın demek için alanlardayız.”

    Tüm bu saldırılara rağmen dünden bugüne dayanışmanın gücüyle çoğalarak güçlenen, örgütlülüğe dönüşen ve iktidarları sarsan kadın mücadelesi inancımızı büyütüyor. İran’da “Bizi zorla kendi cennetinize götüremezsiniz” diyerek sokakları isyan alanlarına çeviren, Rojava’da DAİŞ karanlığına direnen, Arjantin’de “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” diyerek adliye binasını ateşe verenleriz. Kürtaj yasaklarına karşı Polonya’da, ABD’de ‘benim bedenim benim kararım’ diyen milyonlarız. “İstanbul Sözleşmesi bizimdir!” diyerek Türkiye’nin tüm kentlerinde sokakları terk etmeyenleriz. ‘İtaat et, rahat et!’  diyenlere inat, isyan ediyoruz, örgütleniyoruz ve mücadele ediyoruz. Baskılara boyun eğmiyor, kadın katliamlarına, savaşlara, yoksulluğa, militarizme, homofobiye, doğa ve yaşam alanlarımızın talanına karşı direnişlerde en önde yer alıyoruz. Bir kişi daha eksilmemek için, bize sınırlar çizmeye çalışanlara ‘fıtratımızda özgürlük var!’  demek için 25 Kasım’da alanlardayız.

    62 yıl önce diktatörlüğe karşı direnişte simgeleşen Mirabel kardeşlerden bugüne dünyanın dört bir yanında kadınlar olarak Jin, Jıyan, Azadi sloganıyla işyerlerimizde, evlerimizde, sokaklarda ve yaşamın her alanında birlikteliğimizden ve dayanışmamızdan aldığımız gücün kararlılığıyla “Saçımızın teline, haklarımıza, özgürlüğümüze sahip çıkıyor, direnişi büyütüyoruz!” demek için 25 Kasım’da alanlardayız!

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Eşitlik İçin Kadın Platformu: Şiddete ve eril zihniyete alışmayacağız

    Eşitlik İçin Kadın Platformu: Şiddete ve eril zihniyete alışmayacağız

    PİRHA-Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 25 Kasım dolayısıyla yaptığı açıklamada, ‘Şiddete ve eril zihniyete alışmayacağız, özgürlüğümüzden asla vazgeçmeyeceğiz’ dedi. Eşik, kadın cinayetlerinin politik olduğunu vurguladı. 

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı.

    Açıklamada, kadın mücadelesinin eril zihniyete karşı her geçen gün daha güçlendiği belirtilirken, “Dünyada ve ülkemizde, eril otoriter baskı, eşitlik karşıtlığı ve şiddet dili körüklendikçe, dayanışma ve cesaretle büyüyen mücadelemiz daha çok güçleniyor. Yasaklanan meydanlarda, içinde şiddet ve orantısız iş yükü olan evlerde, ayrımcılığın sıradanlaştırıldığı işyerlerinde, özgür düşüncenin kilit altına alınmaya çalışıldığı üniversitelerde, daha çok zenginlik uğruna yaşam kaynaklarımıza hunharca kıyılan dağlarda, derelerde ve yoksulluk kıskacındaki hayatın devam ettiği her yerde, her gün biraz daha güçlenerek direnmeye devam ediyoruz” denildi.

    “KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”

    Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Trujillo’ya karşı direnen Mirabal Kardeşler’in tecavüze uğrayarak katledilmesi, günümüzde İran rejimi tarafından katledilen Mahsa Amini ve Türkiye’de kadına yönelik her türlü şiddetin tırmandığı belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Kadın cinayetleri politiktir demeye devam ediyor, kadına karşı şiddetin erkeğin ‘fiziksel üstünlüğünden’ değil ekonomik, politik toplumsal eşitsizliklerden, cinsiyetçi, ayrımcı eril düşünce ve kültürel pratiklerden kaynaklandığını hatırlatıyoruz. Şiddetin ardındaki bu gerçekliği görmezden gelerek şiddete karşı olduğunu iddia edenlerin aynı tahakküm sistemini beslediklerinin altını çiziyoruz.”

    “KADIN CİNAYETLERİNİN AZALDIĞINI İDDİA EDENLERE KARŞI ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”  

    Açıklamada, “Her güne, en az üç kadının katledildiği, bir o kadarın da şüpheli şekilde ‘öldüğü’ haberiyle başlamaya alışmayacağız, bunu kanıksamayacağız. Kadın cinayetlerinin, ülke dışında yürütülen savaşlarla aynı yıkıcı, yok edici eril zihniyetten beslendiğinin farkında olarak, her tür savaşa karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Kadınların salt kadın oldukları için yaşamdan koparılması karşısında sesini çıkarmayan, görevini yapmayan herkes bu büyük savaşın bir parçasıdır. Her bir kadın cinayeti haberinin ardından evinde şiddet riski olan kaç milyon kadın ve çocuğun delik deşik uykularla yaşadığını, şiddetin hayatı nasıl cehenneme çevirdiğini asla unutturmayacağız. Kadına karşı şiddetin düştüğü, kadın cinayetlerinin azaldığını iddia ederek sorumluluktan kaçmaya, kadınların hayatlarını ucuz siyaset malzemesi yapmaya çalışanları açığa çıkarmaya devam edeceğiz” ifadesi kullanıldı.

    5 ACİL TALEP

    1 Ekim-13 Kasım tarihleri arasında düzenlenen kadın forumlarına değinilen açıklamada, “Buluştuğumuz, her toplumsal kesimden ve her siyasetten bin 400’e yakın kadınla birlikte altını bir kez daha çizdiğimiz 5 acil talebimizde ısrar etmeye devam edeceğiz” denilerek şu talepler kaydedildi:

    *Eşit yurttaşlık hakkımızı aşındırmaktan vazgeçin.
    *Kazanılmış haklarımızı tehdit eden söylem ve girişimlere son verin.
    *Evde, işte, sokakta, tüm toplumsal yaşamda şiddetsiz bir yaşam sürme hakkımız için acil eylem planı uygulayın.
    *Eğitimi eşitlikçi, ayrımcılıktan uzak, bilimsel, laik, parasız hale getirin.
    *Eşit istihdam, kreş ve işyerinde şiddeti önleme mekanizmaları için etkin politikalar uygulayın.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadınların Taksim’de ‘kadına şiddeti’ protesto eylemine karşı polisten barikat

    Kadınların Taksim’de ‘kadına şiddeti’ protesto eylemine karşı polisten barikat

    Taksim’deki 25 Kasım eylemleri öncesi Taksim Meydan ve Sıraselviler Caddesi’nde polis barikatları kuruldu. Şişhane metrosu ve Taksim’in belli yerlerine barikatlar istiflendi.

    Beyoğlu Kaymakamlığı, bazı sosyal medya hesaplarındaki eylem çağrılarını gerekçe göstererek dün eylem ve etkinliklere 25/11/2022 günü saat 00:00’dan 25/11/2022 günü saat 23:59’a kadar müsaade edilmeyeceğini duyurmuştu.

    25 Kasım Kadın Platformu “Müsaade İstemiyoruz, Şiddetsiz Bir Hayat İstiyoruz” diyerek yasağı tanımadıklarını açıkladı.Platformun sosyal medya hesaplarından yapılan çağrı şöyle:

    “25 Kasım Kadına Yönelik şiddetle Mücadele Günü’nde Taksim Tünelden başlayacak olan yürüyüşümüz Kaymakamlık kararıyla yasaklandı. Toplumu savaş siyasetiyle, korkuyla, baskıyla sindirerek yönetmeyi hedefleyen iktidar, bu yasağı ‘toplumsal infial uyandırabileceği, iç barışı tehdit edebileceği ve kamu düzenini bozabileceğine’ ilişkin değerlendirmelerine dayandırarak hak ve özgürlükleri koruma (!) amacına dayandırdı.

    Kadınlar, “Her sene olduğu gibi 25 Kasım saat 19.00’da Taksim Tünel’de bir araya geliyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü

    Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü

    PİRHA- Tarih, 25 Kasım 1960’dı. Katledildiklerinde Patria 36, ​​Minerva 34, Maria Teresa ise 24 yaşındaydı. Onlardan geriye, şiddete karşı mücadele eden kadınların kararlılığı kalırken, faşist diktatör Trujillo ise tarihin çöplüğündeki yerini aldı. 

    Kadın mücadele tarihinin mihenk taşlarından biri ve 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan edilmesine yol açan kadın direniş tarihi Dominik Cumhuriyeti’nde yazıldı.

    Yıl 1960, yer Dominik Cumhuriyeti. 1930’da ülke yönetimini ele geçiren Rafael Trujillo diktatörlük yönetimini sürdürüyordu. Dominik Cumhuriyeti’nin Cibas bölgesinde dünyaya gelen ve Mirabal Kardeşler olarak tanınan üç kızkardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa, eşleriyle birlikte Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele veriyordu. Patria 1960 yılının Haziran ayında Clandestine Hareketini kurdu ve diğer kız kardeşler de bu harekete katıldı. Sembol haline geldikleri diktatörlük karşıtı mücadelelerinin çeşitli zamanlarında ağır baskılara maruz kaldılar ve hapis cezalarına çarptırıldılar. 1960 yılının Kasım ayı başlarında Trujillo ülkede iki tehlikenin varlığından söz etti: Kilise ve Mirabal Kardeşler!

    Tarih 25 Kasım 1960’dı. Üç kızkardeş tecavüz edilip öldürüldüler. “Araba kazasında” öldükleri duyuruldu. Mirabal kardeşlerin öldürülmesinden bir yıl sonra Trujillo karşıtı hareket, diktatörlüğün sona ermesini sağladı.

    Mirabal kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele, dünyada ve Türkiye’de insan hakları savunucuları ve kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler, 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesini karar altına aldı. İlan öncesinde olduğu gibi ilandan sonra da birçok ülkede kadınlar, sokaklara çıkıyor, erkek-devlet şiddetine karşı seslerini duyuruyor, mücadeleye çağırıyor.

    DÜNYADA HER ÜÇ KADINDAN BİRİ ŞİDDETE MARUZ KALIYOR

    Gelişen kadın hareketine ve insan hakları savunucularına rağmen dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kaldılar. Dünya ölçeğinde her 3 kadından biri bugün şiddetin değişik biçimlerine halen maruz kalmaktadır. Kadınlar yaşamın her alanında, evlerinde, işyerlerinde, kamusal alanlarda, mücadelelerinde şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaya devam ediyorlar.

    Dünyanın çeşitli yerlerinde sürmekte olan savaşlarda ve iç çatışmalarda kadınlar ve kız çocukları tecavüze uğruyor, öldürülüyor ya da insan ticaretinin öznesi haline getiriliyor. Avrupa ölçeğinde her yıl 200.000 kadının insan ticareti ağlarında cinsel sömürüye uğradığını bildiriyor araştırmacılar.

    Türkiye’de de kadınlar her gün katlediliyor, tacize, tecavüze uğruyor, intihara sürükleniyor.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü, Türkiyeli kadınlar için de önemli bir eylemsellik günü. Türkiye’nin birçok kentinde sokağa çıkan kadınlar, cinsel şiddete ve erkek-devlet şiddetine karşı farkındalık yaratıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de 2 kadına şiddet: Öldüresiye dövüldük-VİDEO

    Dersim’de 2 kadına şiddet: Öldüresiye dövüldük-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinin Kızık köyünde yaşayan annesine bakmak için gelen Yeter G. ve Dünya K. kardeşler Nurettin Ü. ile Ersin Ü. tarafından şiddete uğradıklarını dile getirdiler. Köylülerin olmaması durumunda öldürüleceklerini söyleyen Yeter G., “Kafama beş dikiş atıldı, gözümden darp aldım doktor ‘bana iyi ki hastaneye geldin gözünü kaybedebilirdin’ dedi. Şikayetçi olduk davamızın arkasında olacağız, bu devirde kadın dövmek ne demek” dedi.

    Dersim’in Ovacık ilçesinin Kızık köyünde yaşayan annesine bakmak için gelen Yeter G. ve Dünya K. kardeşler Nurettin Ü. ile Ersin Ü. tarafından şiddete uğradıklarını belirttiler. Yeter G. ve Dünya K. uğradıkları şiddeti PİRHA’ya anlattılar.

    “OLAYDAN SONRA PSİKOLOJİM ÇOK BOZULDU”

    Komşularının hayvanları aşağıya götürmelerine izin vermediğini söyleyen Yeter G. “Ben hayvanlarımı otlatmaya götürürken Nurettin Ü. ablama ‘Kardeşiniz neden inekleri tarlaya koyuyor’ demiş. Ablamda ‘Orası sizin tarlanız değil’ demiş. Orada eline taş alıyor ablama vurmak için ama köylüler araya giriyor. Ablam ‘ben kaçmasaydım beni o gün orada dövecekti’ dedi. 2 gün sonra da Nurettin Ü.’nün ablası bize geldi ‘siz niye tarlada hayvanları götürüyorsunuz’ dedi. Bende ablam gergin dün kavga etmişler ablama hakaret etmiş, bir kadına taş atılmaz dedikten sonra Nurettin Ü. koşarak evimize geldi ve ablamla beni darp etti. Daha sonra oğlu da geldi beraber bizi dövdüler. Köylüler bizi ellerinden zor aldılar. Köylüler olmasaydı bizi öldürmüşlerdi. Kafama beş dikiş atıldı, gözümden darp aldım doktor bana ‘iyi ki hastaneye geldin gözünü kaybedebilirdin’ dedi. Şikayetçi olduk. Davamızın arkasında olacağız. Bu devirde kadın dövmek ne demek. Olaydan sonra psikolojim çok bozuldu, köylüler olmasaydı baba oğul bizi öldüreceklerdi” dedi.

    “KÖYLÜLER OLMASAYDI BİZİ ÖLDÜRÜRLERDİ”

    Dünya K. ise yaşananları şöyle dile getirdi:

    “Yoncalarımız zarar görür diye yolu kapattılar. Kardeşim hayvanlardan döndü ben küçük danamıza süt vermek için ahıra gittim ama sonra kız kardeşimin bağırmasıyla dışarı çıktım. Nurettin Ü. ile Ersin Ü. kız kardeşime saldırdılar. Kız kardeşime yardım etmek için koşunca oğlu Ersin Ü. beni saçımdan tutup yere yatırıp tekmelerle vurdu. Bizim çığlıklarımıza bütün köylü toplandı, köylüler olmasaydı bizi öldürürlerdi” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Kadınlara yönelik şiddet 2021 yılında da artarak devam etti

    Kadınlara yönelik şiddet 2021 yılında da artarak devam etti

    PİRHA- Kadınlar için 2021 yılı, şiddet, taciz, tecavüz ve istismara daha fazla maruz kalınan bir yıl olarak geride kaldı. Kadınlar açısından 2021 yılının akıllardan hiç çıkmayacak ve tarihe not düşülecek bir yıl olmasına neden olan en önemli olay ise İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması oldu.

    Kadınlar için 2021 yılı, şiddet, taciz, tecavüz ve istismara daha fazla maruz kalınan ve istihdamda azalarak yoksulluğa terk edilen, uygulanmayan yasal mevzuatlarla devlet güvencesinden mahrum kalınan bir yıl olarak hatırlanacak.

    Kadınlar açısından 2021 yılının akıllardan hiç çıkmayacak ve tarihe not düşülecek bir yıl olmasına neden olan en önemli olay, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıydı. 20 Mart gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararname ile Avrupa Konseyi Kadınlara Karşı Her Türlü Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi’nin yani İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararı alındı.

    Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği bilgilere göre; Türkiye’de erkekler, 1 Ocak 2021-23 Kasım 2021 döneminde en az 352 kadını öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan üçü trans kadındı. Yine aynı kaynağa göre erkekler, 1 Ocak 2021-23 Kasım 2021 arası dönemde en az 711 kadına şiddet uyguladı. Ayrıca yine aynı dönemde en az 193 kadının ölümü basına ‘şüpheli’ olarak yansıdı.

    TBMM’de 103 kadın milletvekili var ve kadın temsiliyet oranı yüzde 17. TÜİK kadınların iş gücüne katılım oranının yüzde 34’lerde kaldığını açıkladı. Özellikle pandemi döneminde okulların kapanması nedeniyle çocuklara bakabilmek için birçok kadın işten ayrıldı. 4+4+4 eğitim sistemi kız çocuklarının eğitimden ayrılmasına neden oldu. İlk 4 yılı okuduktan sonra okula gitmeyen kız çocuğu oranı yüzde 45’lerde.

    TÜRKİYE, KADINA ŞİDDETTE DÜNYADA 152 ÜLKE ARASINDA 94. SIRADA YER ALDI

    -Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında kadına şiddetin en yaygın olduğu ülke Türkiye, dünyada en yaygın olduğu ülke ise Pakistan. Türkiye aynı zamanda OECD’ye üye ülkeler arasında kadına şiddetin en yaygın olduğu ülke konumunda. OECD’ye üye 37 ülke arasında Türkiye zirvede yer alıyor.

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) verilerine göre, kadına şiddetin yaygın olduğu ülkeler arasında Türkiye de var. Cinsiyet ayrımcılığının en fazla olduğu ülkeler arasında yer alan Türkiye, 129 ülkenin yer aldığı listede 26. sırada yer alıyor. OECD’ye göre, Türkiye’de kadınların yüzde 38’i herhangi yakın bir partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı. OECD’nin raporunda yer alan dikkat çekici bir başka detay ise, Türkiye’de bir kocanın veya partnerin belirli koşullar altında eşinin dövmesinin haklı olduğunu kabul eden kadınların oranının yüzde 13,3 olması. Türkiye bu kategoride 152 ülke arasında 94. sırada yer aldı.

    DENİZ POYRAN KATLEDİLDİ

    -Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İzmir İl Örgütüne 17 Haziran’da gerçekleştirilen silahlı saldırıda Deniz Poyraz, Onur Gencer tarafından katledildi. Katliam hem Türkiye’de hem de dünyanın bir çok merkezinde yapılan eylem ve açıklamalarla kınandı. Deniz Poyraz’ın katledilmesine dair açılan davanın ilk duruşması görüldü. Duruşma 24 Ocak tarihine ertelendi.

    KADINLAR VE KURUMLARI DA GÜLİSTAN DOKU’NUN BULUNMASI ÇAĞRILARINI YİNELEDİ

    Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi 2’nci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Gülistan Doku’nun akıbeti hakkında halen bir bulguya ulaşılmadı. 727 gündür kayıp olan Doku’ya ilişkin Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılsa da Doku’nun kaybolmasında şüpheli olan Zaynal Abarakov’un şimdiye kadar kapsamlı bir ifadesine başvurulmadı. Cadde ve sokakları mobese kameralarıyla donatılmış kentte, Doku’ya ilişkin bir ize rastlanmazken; ailesi ve kadın örgütleri, kapsamlı bir çalışma yapılarak Doku’nun bulunması ve faillerin cezalandırılmasını istiyor.

    721 gündür kayıp olan Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku ise kızı için ağıt yakmaya devam ederken, Doku’nun ablası Aygül Doku hakkında 22 Kasım 2020’de Yücer’in şikâyeti üzerine “mala zarar vermek” gerekçesiyle tazminat davası açıldı. Aygül Doku 5 kez hakim karşısına çıktı.

    Kadınlar ve kurumları da Gülistan Doku’nun bulunması çağrılarını bu yıl da dile getirdi.

    -CHP’nin, siyasi partilerde seçim listelerinde eşit temsil edilmesi için yüzde 50 kota ya da fermuar sistemi getirilmesine dair verdiği kanun teklifi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Meclis’te kavga çıktı.

    -Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Norveç, İsveç ve Danimarka bileşenleri, 27 Kasım tarihinde Oslo’da bir araya geldi. Buluşmada, Alevi toplumunda kadının yeri ve Alevi kadınların yapacakları çalışmalar konuşuldu. Norveç’te yapılan İskandinavya Alevi kadın buluşması büyük bir coşkuyla sonuçlandı. Yapılan toplantı sonucunda Norveç Alevi Kadınlar Birliği’nin kuruluşu ilan edildi.

    -Mersin’de faaliyet yürüten Mimoza Kadın Derneği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü haftasında ‘Kadına yönelik şiddete son’ başlıklı bir kampanya başlattı.

    -25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yüzlerce kadın 25 Kasım Kadın Platformu’nun öncülüğünde birçok şehirde sokağa çıktı. İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi gerektiğini vurgulayan kadınlar, meydanda taleplerini haykırdı. Kadınların İstanbul’da yaptığı eyleme polis müdahale etti. Galatasaray Lisesi önünde açıklama yapmak isteyen kadınların önü polis barikatları ile kesildi. Yürümek isteyen kadınlara polis göz yaşartıcı gaz ve coplarla müdahalede bulundu.

    – Dersim’de DİSK üyesi kadınlar, ILO 190 Sayılı “İşyerinde Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi’nin” Türkiye tarafından onaylanmasını istedi. Sözleşme’nin, şiddeti tek taraflı, ısrarlı takip, tehdit, sözlü kötü muamele gibi geniş kapsamlı olarak tanımlaması ve herkesi kapsamasıyla şiddete ve tacize karşı mücadele için önemli bir yol haritası olduğunu belirtti.

    -Ankara Büyükşehir Belediyesi, otobüslere ilişkin yeni bir düzenlemeye gittiğini duyurdu. Buna göre kadınlar istediği yerde inebilecekler. Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Kadınlar, güvenli bir geleceğe uzanan yolda yalnız yürümesin diye biz hep buradayız. 365 gün saat 19.00’dan sonra EGO otobüslerimizden istediğiniz yerde inebilirsiniz” dedi.

    -25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, İstanbul Gazi Cemevi Kadın Meclisi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi ile Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Gazi Kadın Meclisi, “Erkek şiddetine karşı kadın mücadelesi” başlığıyla Gazi Cemevinde bir panel düzenledi.

    -25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi Kadın Meclisi tarafından “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır” başlıklı panel düzenlendi.

    -Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dikkat çekmek amacıyla katledilen kadınların fotoğraflarının bulunduğu 25 dövizi Seyit Rıza Meydanı’nda sergiledi.

    -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek taraflı imzası sonrası 1 Temmuz’dan itibaren kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir metin olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına yapılan itiraz Danıştay’da reddedildi. Çekilme kararına karşı aralarında siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının başvurusu Danıştay 10. Dairesi, çekilme kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti ancak bu karara davacılar itiraz etti. Bunun üzerine dosya Danıştay’ın en üst karar organı olan İdari Dava Daireleri Kurulu’na taşındı. Kurul, tüm itirazları oy çokluğuyla reddetti. Danıştay 10. Dairesi’nin çekilme kararının yürütmesinin durdurulmasının reddi yönünde verdiği karar da kesinleşti. Bu karar sonrası Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine dair Cumhurbaşkanı kararı uygulanmaya devam edecek.

    -HDP’nin eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a, sahte sağlık raporu alarak öğretmen olarak görev yaptığı okula gitmediği iddiasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Başak Demirtaş’ın sahte sağlık raporu alarak öğretmen olarak görev yaptığı okula gitmediği öne sürülmüştü. Diyarbakır 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş’ın sahte sağlık raporu aldığı iddiasıyla 3 Mart 2018’de dava açmıştı. Mahkeme, söz konusu davada kararını açıklayarak, Demirtaş’a ve raporu veren doktor R.B.’ye 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    -Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi Antalya’da düzenledikleri çalıştayla bir araya geldi. Kadın Meclisi’nin düzenlediği çalıştay, 5-6-7 Kasım tarihlerinde gerçekleştirildi. Çalıştayda, Alevi toplumunda kadının yeri ve Alevi kadınların yapacakları çalışmalar konuşuldu. Çalıştayda, toplumsal cinsiyet eşitliği ve Alevilikte kadının yeri üzerine seminerler de yapıldı.

    -Adana’da yaşayan Çilem Doğan, 2013’te evlendiği kocası Hasan Karabulut’u, şiddet gördüğü ve kendisini fuhşa sürüklemek istediği için 8 Temmuz 2015’te tabancayla vurarak öldürmüştü. Ardından tutuklanan Doğan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılandığı Adana 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘tahrik ve iyi hal indirimi’ ile 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Çilem Doğan’ın avukatı, müvekkilinin uygun görülecek adli kontrol tedbirleriyle tahliye edilmesi için talepte bulunmuş ve mahkeme heyeti Çilem Doğan’ı 20 Haziran 2016’da 50 bin TL kefaletle tahliye etmişti. Dava ise Yargıtay’a gönderilmişti. 5 yılın ardından bugün mahkemenin Doğan’a verdiği 15 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. Kararla birlikte Doğan, yeniden cezaevine girecek.

    -HDP Dersim Kadın Meclisi, 29 Ekim’de Dersim Belediyesi konferans salonunda kadın ve ekoloji paneli düzenledi. Panele, HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran ile HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere katıldı. Panelde ekolojinin sınıfsal ve siyasi bir mesele olduğu vurgulandı.

    -Ankara’da Çankaya Belediyesi, kadın yazarları okurlarıyla buluşturdu. “5. Kadın Yazarlar Haftası” 26 Ekim’de başladı. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna dikkat çeken Çankaya Belediyesi, kadın yazarları, okurlarıyla buluşturdu. Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte; Pınar İlkiz, Aysun Kara, Eda Çakmak, Hande Aydın ve Ayşe Başak Kaban eser ve söyleşileriyle yer aldı.

    -Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde çalışmalar yürüten Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Tarihimizle  Yüzleşiyor İnancımızla Örgütleniyoruz” şiarıyla, 16-17 Ekim’de Almanya’nın Dordmund şehrinde  3. Demokratik Alevi Kadın Konferansı’nı gerçekleştirdi. Konferansa çeşitli Alevi süreklerinin, Çepnilerin, Tahtacıların yöre derneklerinin temsilcileri ile Avrupa, Türkiye ve Almanya’dan  70’e yakın kadın katıldı. Konferansın ardından Demokratik Alevi Kadınlar Birliği sonuç bildirgesini açıkladı. Birlik, önümüzdeki dönemde hayata geçirecekleri bir dizi kararlar alındığını belirtti.

    -Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), kadın politikalarının güçlendirilmesi amacıyla siyasi partilerin eş genel başkanları, genel başkanları ve yönetim organları ile görüştü. 12 Ekim’de görüşmelere başlayan EŞİK, görüşmelerde kadın erkek eşitliğinin inşası için EŞİK’in 5 acil talebi olduğunu aktararak, taleplerin hayat bulması için yerellerde ortak çalışmanın başlatılmasını istedi. Görüşmede ayrıca cinsel şiddet kriz merkezleri açılması, sığınakların sayı ve kapasitesinin arttırılması, LGBTİ+’lara yönelik şiddet ve ayrımcılığın sonlandırılması, işyerlerinde şiddet ve cinsel tacizin önlenmesi ile ilgili İLO’nun 190 sayılı sözleşmesinin Türkiye tarafından imzalanması ve uygulanması için baskı gücünün oluşturulması gerektiği vurgulandı.

    -Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, ‘Kadın Yoksulluğuna Hayır’ kampanyası kapsamında Ankara’da ‘Engelsiz yeni yaşamı kadınlar inşa ediyor’ çalıştayı düzenledi. Düzenlenen çalıştaya engelli kadınlar ve engelli bakımı yapan kadınlar katıldı.

    -Fransa Alevi Kadınlar Birliği, ‘Sen de Bir Tutam Saçınla Umut Ol’ projesiyle kanser hastalarına saç bağışı kampanyası başlattı. Fransa Alevi Kadınlar Birliği üyesi kadınlar kestikleri saçlarını Alevi Kültür Merkezlerine teslim etti. Kanser hastalarının tedavi sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve tedavi süreçlerini göz önünde bulunduran Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nden gönüllü kadınların saçları, tedavide saçları dökülen kişiler için peruk haline getirilerek hediye edildi.

    -FeminİSTANBUL Festivali’nin 5’incisi 1-2 Ekim tarihleri arasında Kartal’da gerçekleşti. Festival kadın sorunlarına dair evrensel bir fikir, sanat ve diyalog platformu olmayı hedefleyen “Küresel Bir İnsanlığın Şafağında” manifestosuyla yol çıktı. Türkiye ve dünyanın birçok noktasından şairlerin, ‘kadın ve kadın meseleleri’ne dair şiirlerini seslendirdiği, Uluslararası Kadın Şiir Festivali Feminİstanbul’un onur ödülü, DİSK Genel Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu’na verildi.

    -Anka Üreten Kadın Derneği, Sabancı Vakfı’nın desteğiyle, Mersin’de ‘Cinsiyetsiz meslek ve meslek odalarının toplumsal cinsiyet duyarlılığı’ başlıklı bir projeye imza attı. Mersin Kent Konseyi’nin ev sahipliğinde yapılan toplantıda, ilk olarak konuşan Mersin Kent Konseyi Başkanı Faik Burakgazi, toplumsal cinsiyet duyarlılığının oluşturulması gerektiğini ve bunun da dilden başladığını belirtti.

    -Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin 7 kişilik yönetimine, 11 Nisan 2021 tarihinde gerçekleşen 10’uncu Olağan Genel Kurulu’nda 5 kadın seçildi. Geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda da Hubyar Kadın Meclisi oluşturulurken, meclis ilk buluşmasını İstanbul Kasımpaşa’da gerçekleştirdi.

    -Kadın gazetecilere dönük baskılara karşı açıklama yapan CFWIJ, 2021 yılında Türkiye’de kadın gazetecilere açılmış 55 dosyayı takip ettiklerini ve 85 kadın gazetecinin de yaptıkları haberlerden kaynaklı yargılandığını belirtti.

    -16 Temmuz günü intihar girişiminde bulunan ve 18 Ağustos’ta yaşamını yitiren İpek Er’e tecavüz ettiği gerekçesiyle yoğun tepkiler sonrası tutuklanan Uzman Çavuş Musa Orhan 25 Ağustos’ta tahliye edilmişti. İpek Er, geride bıraktığı mektubunda Orhan’ın kendisine tecavüz ettiğini anlatmıştı. Er ailesinin avukatları, “nitelikli cinsel saldırı” suçundan tutuklanan Orhan hakkında “intihara sürükleme” gerekçesiyle de suç duyurusunda bulunmuştu. Orhan’ın avukatı itiraz dilekçesinde kaçma şüphesi bulunmadığını öne sürmüştü. İtirazı değerlendiren Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi de dilekçede belirtilen hususları yerinde görerek Orhan’ın tahliyesine karar vermişti. Orhan halen tutuksuz yargılanıyor.

    AFGANİSTAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ KADINLARI VURDU

    -Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban yayımladığı genelge ile kadın öğrencilerin yüzlerini peçe ile kapatmalarını ve siyah bir kıyafet giymelerini istedi. Ayrı sınıflarda eğitim almanın yanı sıra kadın öğrencilerin derslerinin erkek öğrencilerden 5 dakika önce bitirilmesi gerekiyor. Taliban’a bağlı Yüksek Öğretim Bakanlığınca yayınlanan yönetmelikte kadın hoca ve öğrencilerin, erkekler binayı boşaltıncaya kadar beklemesi gerekiyor.

    -Afganistan’ı ele geçiren Taliban’ın katı dini kurallarına karşı Başkent Kabil’de sokağa çıkan kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdi. Kabil’den görüntüler aktaran gazeteci Farnaz Fassihi’nin Twitter’da yayınladığı videoya göre yüzlerce kadın Kabil’de sokağa çıktı. Kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdiler. Taliban’ın katı kuralları ve özgürlükleri tamamen kaldıran uygulamaları nedeniyle Kabil Havalimanı’ndan birçok kadın ve çocuk Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı.

    -Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, Taliban’ın, Afganistan’da başkent Kabil başta olmak üzere birçok yerleşim yerini ele geçirmesiyle ilan ettiği şeriat yönetimine karşı, kadın haklarına ancak şeriat düzeninde saygı duyacaklarını açıklayan ve şimdiden kadınların temel haklarını yok sayan, onlara yaşam alanı bırakmayan bir dizi kararı uygulamaya başladığına dair bilgilerin geldiğini söyleyerek tüm uluslararası kuruluşlara kadın düşmanı Taliban yönetimine karşı harekete geçme çağrısı yaptı.

    -Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Afgan Kadınlarla Dayanışma Yolları’nın konuşulduğu çevrimiçi toplantılar düzenledi. ABD’den Kanada’ya, Hindistan’dan İran’a, Brezilya’dan Almanya’ya, Türkiye’den Afganistan’a 300’ü aşkın feminist, aktivist ve gazeteci katıldığı toplantıda küresel eylem önerileri tartışıldı.

    -Afganistan’da yaşanan rejim değişikliği ardından Taliban’ın, kadınlara dönük baskısına karşı Afganistanlı kadınların destek çağrısına ülkemizde birçok ilde dayanışma eylemleri yapılarak karşılık verildi. Kadın Platformu’nun çağrısıyla eylemler düzenleyen kadınlar, “Artık Afganistan’da kadınlar, LGBTİ+lar ve çocuklar için güvenli alan yok” diyerek uluslararası kamuoyunun harekete geçmesi gerektiğini belirttiler.

    -Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları‘nın evine gelen iki kişi sivil polis oldukları iddiasıyla içeri girmeye çalıştı.

    -Özgür Kadın Hareketi (TJA), İstanbul Eyüp’te buluşarak, Muharrem lokmalarını pay etti. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Saime Topçu, TJA Aktivisti Gülsen Biter ile Kureyşan Ocağı’ndan Dilek Özer‘in de yer aldığı buluşmada, kadının Alevi inancındaki yeri ve önemine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    -Ankara’da “Kadın Emeği Festivali” bu yıl 4. kez düzenlendi. 300 kadının el emeği ürünlerini satışa sunduğu Festival’de, pandemi döneminde zor günler yaşayan müzisyenler de konserler verdi. Ekonomik dayanışmanın amaçlandığı festival, 5 Eylül’de son buldu.

    -Ankara’da 30 Haziran’da 2 kişi tarafından tecavüze uğrayan 18 yaşındaki Eda Nur Kaplan, tecavüz eden 2 kişinin serbest bırakılmasının ardından intihar etti. Ailesine veda mektubu bırakan Eda Nur Kaplan annesine artık dayanamadığını söyledi.

    -Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, IŞİD tarafından yapılan Ezidî Katliamının 7. yılında açıklama yaparak “Ezidi’lere yönelik yapılan katliam, soykırım olarak tanınmalı ve 3 Ağustos, ‘Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü’ olarak tanınmalıdır” çağrısında bulundu.

    -Mersin 7’nci Onur Haftası, ‘Yaşlı, engelli, mülteci, öğrenci, ebeveyn, işçi LGBTi+’lar vardır’ sloganı ile gerçekleştirildi. ‘Kesişim’ teması ile 2-8 Ağustos tarihleri arasında çeşitli etkinlikler ile kutlanan 7. Mersin Onur Haftası, her gün bir etkinlik ile dolu dolu geçti.

    -Antalya’da, gazetecilik bölümü öğrencisi Azra Gülendam Haytaoğlu, cinsel saldırıya uğrayıp, öldürülmüş olarak bulundu. Azra Gülendam, Muratpaşa ilçesinde yaşayan Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisiydi. Haytaoğlu’nun ailesi, sosyal medyadan seslerini duyurmaya çalıştı. Haytaoğlu’nun katledilmesinin ardından ülkede birçok ilde Kadın Platformu’nun çağrısıyla eylemler yapıldı. İlk duruşma 13 Aralık’ta görüldü.

    -2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nın 4. gününde boksör Busenaz Sürmeneli çeyrek finale yükseldi. Kokugikan Arena’daki müsabakada 69 kiloda ringe çıkan Busenaz, 39 yaşındaki Polonyalı rakibi Karolina Koszewska ile karşı karşıya geldi. Olimpiyatlarda ringe çıkan ilk Türkiyeli kadın boksör olan 23 yaşındaki Busenaz Sürmeneli, ilk rauntta 5 hakemin de tam puanını aldı. Sürmeneli, son rauntta da üstünlüğünü devam ettirerek adını çeyrek finale yazdırdı.

    -AKP-MHP iktidarının cinsel saldırı sanıklarını hapisten kurtaracak olan Yargı Paketi’nin birinci kısmı TBMM’de kabul edildi. Cinsel istismar, cinsel saldırı ve tecavüz de “katalog” suçlar kapsamına giriyor. Bu durumda, yasanın uygulamaya girmesiyle birlikte bundan sonra yaşanan olaylarda, cinsel saldırı faili erkekler “somut delil yok” denilerek tutuklanmayacak.

    -Londra’da Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle herkesin eve kapandığı karantina döneminde Göçmen İsçiler Derneği (Gik-Der) ve Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) öncülüğünde bir kadın korosu oluşturuldu. 37 kadından oluşan Rengin Kadın Korosu 4 Temmuz Pazar günü Londra’da Millfield Tiyatro salonunda dinleyicileriyle buluştu. Pandemiden dolayı salonda mesafeli oturan dinleyiciler Rengin Kadın Korosu’nu ayakta alkışladılar. Zorunluluktan dolayı mesafeli oturulduğu için konser iki oturum olarak saat 14:00 ve 18:00 arasında yapıldı.

    -Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yayınladığı kararname ile 1 Temmuz 2021 itibariyle Türkiye resmen İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Bu durum kadın örgütleri tarafından birçok ülkede, ilde ve alanda protesto edildi. Kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” diyerek eylemler gerçekleştirdi. EŞİK, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı 88 kadın örgütünün imzacı olduğu bir açıklama yayınlayarak 19 Haziran’da İstanbul’da “Büyük Kadın Mitingi” gerçekleştirdi.

    -TBMM Kadına Şiddeti Araştırma Komisyonu’nun 8 Temmuz tarihli toplantısına davet edilen KESK, bu toplantıya katılmayacağını duyurdu. Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu “Kadın Kazanımlarımıza Göstermelik Komisyonlarla Değil İstanbul Sözleşmesi’nde Israrımızla Sahip Çıkıyoruz!” başlıklı açıklama yayınladı.

    -Halkların Demokratik Partisi (HDP), Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’ndan çekildi.

    -Bursa Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği’nin ortaklığıyla Van, Trabzon, Edirne ve Mersin’de 4 ayrı kadın derneği “Şiddeti Frenliyoruz” projesi hazırlayarak, şoförlerin eğitimi için çalışma başlattı. Hem proje hem de İstanbul Sözleşmesi’nin tek taraflı feshedilmesine ilişkin Mimoza Kadın Derneği yöneticileri onlarca durak gezerek şoförlere eğitim verdi. Projenin finalini Mezitli’de taksi duraklarını ziyaret ederek tamamlayan dernek yöneticilerinden Avukat Figen Alp, Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin doğru uygulanması halinde ‘Şiddeti Frenliyoruz’ projesi gibi çalışmaların devlet organlarınca yapılacağına dikkat çekti.

    -Evlilik dayatmasını kabul etmediği için akrabası Aslan Karakaş’ın (34) silahlı saldırısında ağır yaralanan 16 yaşındaki Emine Karakaş, 138 gündür tedavi gördüğü hastanede yaşamı yitirdi.

    -Şili’li kadınların ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ nedeniyle gerçekleştirdiği danslı protesto eylemi Las Tesis’in benzerini, 2019 yılının Aralık ayında Kadıköy’de yapan 6 kadın, yargılandıkları davadan beraat etti.

    -İstanbul Sözleşmesi Ankara Kampanya Grubu, İstanbul Sözleşmesi eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 33 kadının, Ankara Adliyesi’nde görülen duruşması öncesinde basın açıklaması yapmak istedi. Açıklamaya izin vermeyen polis eyleme müdahale ederek 20’ye yakın kadını gözaltına aldı. Yaşananları protesto eden kadınlar duruşmaya katılmayarak savunma yapmadı.

    -Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi öncülüğünde kadınlardan oluşan heyet, “Kadınlar İçin Adalet” kampanyasının “Kadın Yoksulluğuna Hayır” buluşmaları kapsamında birçok ilde kadınlarla buluştu. Meclis, buluşmaların ardından ‘Kadın Yoksulluğuna Hayır’ kampanyasına dair hazırladıkları raporu açıkladı. HDP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen açıklamayı meclis adına Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran yaptı. Başaran,  tüm siyasi partilerin tüzüklerine eşit temsiliyet ilkesini eklemesi gerektiğini vurgulayarak, kadınların kazanımlarına yönelik saldırıların her geçen gün artarak devam ettiğini belirtti. Yaşanılan ekonomik krizin kadınları olumsuz yönde etkilediğini de söyleyen Başaran, Meclis’te kabul edilen 2022 yılı bütçe planlamasında kadınlara pay ayrılmadığını ve kadınların yok sayıldığını ifade etti.

    -İranlı kadın Mimar Galavizh Ayoubi Amirabad evli olduğu erkek Zülküf Coşkun tarafından şiddete uğramış, görüntülerin sosyal medyada paylaşılması üzerine gelen tepkiler üzerine erkek tutuklanmıştı. Tutuklanan şahıs ilk mahkemede serbest bırakıldı.

    -İstanbul Sözleşmesi’nin kabulünün 10. yılına ilişkin kadın örgütleri sosyal medya üzerinden kampanya başlattı ve birçok ilde eylemler gerçekleştirdi.

    -Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 700’üncü haftadan beri Cumartesi Anneleri’ne yasaklı olan Galatasaray Meydanı’nda Anneler Günü’nü kutladı. HDP’li vekiller Serpil Kemalbay, Hüda Kaya, Dilşat Canbaz Kaya ve Oya Ersoy da Buldan’a eşlik etti. Buldan ve beraberindekiler, Cumartesi Annelerinin yıllardır yakınlarının akıbetlerini sorduğu Galatasaray Lisesi önüne karanfil bıraktı.

    -Sistematik şiddet gördüğü eşi Hakan Özbek’e karşı öz savunmasını kullanırken ölümüne neden olan Fikriye Özbek’e 15 yıl 10 ay hapis cezası verildi.

    -Diyarbakır’da ‘örgüt üyesi olmak’ gerekçesiyle aralarında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube üyesi Nurşen Akbal’ın da bulunduğu kadınlardan 6’sı tutuklandı, 9’u adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı. Bir kadına ise ev hapsi verildi.

    -Mersin’de ‘8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’ne katıldıkları için AKP’li Akdeniz Belediyesi çalışanı 3 kadın görevleri olmayan işlere sürüldü. Ardından da işlerine son verildi. Yaşananlara tepki gösteren Mersin Kadın Platformu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    -Ovacık kadın kooperatifi tekstil atölyesi üretime başladı. Atölyede Dersim kültürünü temsil eden hediyelik eşyalar ve geleneksel kadın giyim örnekleri üretiliyor.

    -Kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında birçok ilde ve alanda eylemler gerçekleştirdi. Düzenlenen eylemlere bazı illerde polis müdahalesi oldu ve çok sayıda kadın darp edilerek gözaltına alındı.

    -Almanya Sol Parti (Die Linke), Milletvekili Sevim Dağdelen’in Türk aşırı sağcı ve ırkçılardan ölüm tehditleri aldığını duyurdu. Konuyla ilgili açıklama yapan Sol Parti’den Jörg Schindler, Hessen eyaleti yerel seçimlerinde aday olan Sol Partili Sarya Ataç’ın da bu tür tehditler aldığını ifade etti. “Partimiz ve barışçıl, demokratik yollarla bir arada olma gayretimiz saldırı altında” diye konuşan Schindler, tehditlerin JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) adına gönderildiğini belirtti.

    -Halk ozanı olan Kaşanlı Hatice Ana’nın (Hatice Öztürk) şiirlerinden oluşan kitap okurla buluştu. Yaşadığı mutluluğu, sevinci, hüznü, acıyı, kızgınlığı şiirlerinde ustaca dillendirmiş. Hatice Ana’yı şiirlerini toplumla buluşturanlarsa Elif Tabak ve Ozan Figani.

    -Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla, ‘Alevi Kadın Örgütlülüğü ve Güncel Durumu’ muhabbeti düzenledi. 7 Mart Pazar günü Zoom üzerinden gerçekleştirilen muhabbete Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Gazeteci-Yazar Çilem Küçükkeleş ve Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Zeynep Can Ayaz konuşmacı olarak katıldı.

    -Kadın Yönetmenler Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, 1-7 Mart, 26 Nisan-5 Mayıs ve 25-30 Haziran olmak üzere üç ayrı tarihte gerçekleştirildi. Festival, kadın sinemacı ve sektör emekçilerini bir araya getirerek, kadın yönetmenlerin ve sektördeki kadın emeğinin görünürlüğüne katkı sağlamayı amaçladı. Festivalde Emek Ödülü’ne Sevin Okyay, Başarı Ödülü’ne Eylem Atakav, Onur Ödülü’ne ise Tamara Kotevska layık görüldü.

    -Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), “Kadın Cinayetleri – Cins Kırımı” başlattı. Oyuncu, yazar, gazeteci, sanatçılarında aralarında olduğu birçok kişi, kampanyaya katılarak kadın cinayetlerine dikkat çekmek için hazırladıkları videoları sosyal medya hesaplarından paylaştı. Meclis’in kadına yönelik şiddet ve cinayetler gündemiyle acil toplanması çağrısında bulunulan videolarda, kadın cinayetlerine karşı önlem alınması istendi. Paylaşımlarda kadına karşı bir cins kırımı yaşandığına ve Türkiye’de her gün en az üç kadının öldüğü dikkat çekilerek, Meclis özel gündemle toplanması çağrıda bulunuldu.

    -Oyuncu Ezgi Mola 20 Ağustos 2020’de sosyal medya hesabından, “Tecavüzcü şerefsizi dışarı salan vicdanınızda boğulun. Artık yasa, dua, dilek, istek, rica, umut her şeyi elimizden aldınız ya!! Ne diyim! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!!! #MusaOrhanTutuklansin” paylaşımında bulunmuştu. Musa Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş, Ezgi Mola’nın paylaşımı ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Mola hakkında ‘sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret’ ve ‘hakaret’ suçlarından 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istendi.

    -Ankara’da verdiği mücadelelerle tanınan Yüksel Direnişçisi ve eski Sayıştay Hakimi 79 yaşındaki Perihan Pulat, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Yüksel Direnişi sırasında polisin saldırısında yaralanan ve o günden beri eski sağlığına kavuşamayan Pulat, solunum yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle yoğun bakıma kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

    -Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun bir süredir kötüye gittiğini ve ‘hafıza kaybı’ yaşadığını belirten avukatları Tuğluk için infaz erteleme talebinde bulunduklarını açıkladı.

    -18 yaşındaki İpek Er’e tecavüz ettikten sonra intihara sürükleyen Uzman Çavuş Musa Orhan’ın ‘geleceğini’ düşünerek 10 yıl ceza veren mahkeme, Orhan’ın tutuklanması talebini de reddetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı olan bu iktidarı göndereceğiz-VİDEO

    Kaftancıoğlu: Kadın düşmanı olan bu iktidarı göndereceğiz-VİDEO

    PİRHA – CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü sebebiyle Taksim’de kadınlarla bir araya geldi. Can TV mikrofonuna konuşan Kaftancıoğlu, “Cezasızlık politikasını uygulayan bir iktidar olduğu sürece kadın cinayetleri her geçen gün artarak devam edecek. Bunun önüne geçebilmenin yolu kadın düşmanı iktidarı göndermektir. Görüyorsunuz göndereceğiz onları” dedi. 

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü sebebiyle Taksim’de Can TV mikrofonuna konuştu.

    Kaftancıoğlu, her geçen gün artan kadın cinayetlerine ve şiddetine dikkat çekerek, “Bu ülkeyi yöneten iktidarın ne yazık ki tacizcilerden yana, kadını mağdur edenlerden yana, kadını güçsüzleştirenlerden yana tarafını belli ettiği için biz tam da onun karşısında; kadınların yanında kadın mücadelesinin yanında ve kimliği, yaşam tarzı ne olursa olsun kadın özgürlüğünün yanında mücadelemizi büyütüyoruz. Tek adama karşı çok kadının ne kadar güçlü olduğunu, eninde sonunda sonuç alacağını buradan haykırıyoruz” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİNİN ÖNÜNE GEÇEBİLMENİN YOLU KADIN DÜŞMANI İKTİDARI GÖNDERMEKTİR”

    Kaftancıoğlu, kadın cinayetlerinin politik olduğundan söz ederek; cinayetlerin ve şiddetin siyasi iktidarın bakışından kaynaklı olduğunu kaydetti.

    Kaftancıoğlu şöyle devam etti:

    “Biz yıllarca kadın cinayetleri politik derken ya da kadına şiddet sebebinin altında yatan siyasi bakıştır derken tam da bunu kastediyorduk. Bugün ülkemizdeki kadın cinayetleri de kadına karşı uygulanan şiddet de siyasi iktidarın bakışından kaynaklıdır. Bugün cezasızlık politikasını uygulayan bir iktidar olduğu sürece üzülerek söylüyorum kadına şiddeti de kadın cinayetleride bu şekilde her geçen gün artarak devam edecek. Bunun önüne geçebilmenin yolu kadın düşmanı ve erkek egemen bakışın hakim olduğu iktidarı göndermektir. Görüyorsunuz göndereceğiz onları.”

    “KADINI GÜÇLENDİREN POLİTİKALAR HAYATA GEÇMELİ”

    Kaftancıoğlu, sosyal devlete vurgu yaparak, “Biz kadını önceleyen, kadını özgürleştiren ve kadını sadece korumakla değil, kadını güçlendiren bir istihdamda var eden politikaları ve bu politikaları uygulayacak sosyal devleti hayata geçirdiğimizde bunların hiçbirini konuşmamıza gerek kalmayacak” diye belirtti.

    Berfin YILDIZ/ İSTANBUL

  • DAD Kadın Meclisi: İnancımızla ikrarlaşıyor, direncimizle özgürleşiyoruz

    DAD Kadın Meclisi: İnancımızla ikrarlaşıyor, direncimizle özgürleşiyoruz

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, şiddetin münferit olmadığını belirterek, “Biz Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları Yol’un düsturu olan, özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürüteceğimize ikrar veriyoruz” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, erkek şiddetinin tüm hızıyla sürdüğüne ve bunun tarihsel kökenlerine dikkat çekildi.

    “Biz Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları Yol’un düsturu olan, özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürüteceğimize ikrar veriyoruz” denilen açıklama şöyle:

    “Kadın düşmanlığının en yıkıcı etkilerinin görüldüğü zamanlardan geçiyoruz. Öyle ki, bu şiddetin olmadığı nerdeyse tek bir an yok. Bu şiddet, sadece kadınla da sınırlı değil; doğa, çocuklar ve hayvanlar da bu şiddetten nasibini almaktadır. Çünkü insanlık, Anadan /Ana yolu hakikatinden kopmakla zulmata düşmüştür.
    Sizler bu metni okurken bile, birçok kadın erkek şiddetiyle karşı karşıyadır. Tam şu anda bir kadın katlediliyor ya da bir erkek tarafından darp ediliyor olabilir. An be an yaşanan bu yıkımın, vahşetin aciliyeti göz ardı edilemez.

    “ŞİDDET MÜNFERİT DEĞİL”

    Uygulanan şiddeti aile içi ve güncel sıradan olgular olarak tanımlamak dar ve yüzeysel bir yaklaşımdır. Çünkü bu şiddetin tarihsel, toplumsal, psikolojik ve ekonomik kökenleri vardır. Ve bunlar; basit, münferit ele alınamayacak kadar derin ve sistematiktir. Tarihsel süreç içinde kadına uygulanan bu şiddet bir nevi jenosittir.
    Mevcut iktidarlar ve semavi inançlar, doğası gereği bu kırımın meşru zeminini oluşturmaktadır. Geçmişten bugüne, eril zihniyet tanrı yasasını kadına karşı kendi varoluşunun zemini olarak kullandı. Böylece erkekler söyledikleri ve yaptıkları her şeyi tanrı yasasına dayandırdılar. Bununla Ataerkil/Patriarkal bir kültür yarattılar. Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yaratan bu kültür, kadını erkek için bir zevk nesnesi haline getirdi. Bu öykü semavi inanç örüntüsünde kadının düşürülüşünün ilk formudur. Böylelikle, kadının düşürülmüşlüğünün ilahi zemini hazırlanmış oldu. Bu açıdan bakıldığında kadına yönelik şiddette iktidarların tutumunun ve uyguladığı politikaların kaynağı anlaşılabilir.
    Kadına yönelik bu ayrımcı yaklaşım ve politikalar hiçbir kıtaya hiçbir coğrafyaya hiçbir ülkeye sığmayacak kadar yaygın ve küreseldir. Hem yatay hem dikeydir. Toplumun hücrelerini bir kanser hücresi gibi sarmıştır.

    “ŞİDDETİN ALTINDA ERİL KÜLTÜRÜN DERİN İZLERİ VAR”

    Öte yandan günceli ve güncele dair olan olayları tarihsellikle analiz etmek zorundayız. Çünkü bu şiddetin altında eril kültürün derin izleri yatmaktadır. Eril kültür, kendini makro düzeyde devlet, mikro düzeyde ailede örgütlemiştir. Mevcut reel uygarlık tüm kurumlarıyla erildir ve bu şiddetin temel kaynağını oluşturur. Sistemin ve yarattığı kültürün genetik kodları şiddeti yeniden ve yeniden üretmektedir. Kadınlık ve erkeklik olgusu bu kültür tarafından şekillendirilir. Reel kadınlık ve erkeklik böylece birer kurmaca olarak karşımıza çıkar. Çünkü kadın doğulmaz, kadın olunur. Aynı şekilde erkek doğulmaz erkek olunur! Bu kurmaca günümüzün açmazlarından birini oluştururken, aynı zamanda çözümün de kapısını aralamaktadır bize.

    “DEMOKRATİK KÜLTÜRKADINI ŞİDDET SARMALINDAN KURTARIR”

    Toplumsal cinsiyetçi kültüre karşı demokratik kültür, kadını bu şiddet sarmalından kurtarıp özgürleştirebilir. Unutulan dişil kültürü hayata geçirip yeniden güncelleyerek yeni bir yaklaşımla bu şiddet ortadan kaldırılabilir. Kadının bütünsel dünyası yani eril/dişil prensibi birlikte ve bir denge içinde ele alması bütün problemleri ortada kaldırabilecek bir bakış açısı oluşturabilir. Unutmamalı ki; ana tanrıça kültürü insanlık kültürünün yüzde doksanını oluşturmaktadır. Bu aynı zamanda bize kadın bilincini yaratma ve dinamik hale getirme görevi yüklemektedir. Sadece eril zihniyeti eleştirmek, ona karşı mücadeleyi yükseltmek ve örgütlemek kadın özgürlüğü için yeterli değildir. Çözüm; kadın cephesini dişil prensibe göre yeniden düzenleyerek bir bilince kavuşturmak ve demokratik bir düzlemde yeniden örgütlemektir.

    “AKP’DEN ÇÖZÜM BEKLEMEK YANILGIYA DÜŞMEK OLUR”

    Bu bağlamda, mevcut iktidarlardan ve dolayısıyla AKP’den çözüm beklemek büyük bir yanılgıya düşmek olur. AKP, yürüttüğü politikalarla antidemokratik ve totaliter bir yöne doğru evrilmektedir. Hatta, kadına yönelik şiddetin alanını genişletirken, aynı zamanda şiddeti tırmandırmaktadır. İstanbul Sözleşmesi gibi kadına koruma sağlayan uluslararası anlaşmalardan çekilmesi ise bu şiddeti onayladığı anlamına gelir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ile birlikte, ÇEDAW ve Lanzarote sözleşmeleri ve çocuklara yönelik cinsel sömürü ve cinsel istismarı koruyan Avrupa Konseyi Sözleşmeleri de kritik bir hal almıştır.

    AKP iktidarı, demokratik bir toplum yaratma anlayışına sahip değildir. Aksine, İslamcı kültürel kodlarla hareket eden bu iktidar, toplumsal cinsiyetçi yaklaşımlarla bu sorunu derinleştirmekte ve kadını toplum dışına iterek onu adeta bir doğum makinesi konumuna indirgemektedir. Şurası açıktır ki, bir toplumun özgürlük düzeyi, o toplumun kadınlarının ne kadar özgür olduklarıyla ölçülür. Bu özürlük perspektifinden uzak bir iktidarın, kadına yönelik şiddete dur demesi de mümkün değildir.

    “YÜZÜMÜZÜ ANA TANRIÇA KÜLTÜNE DÖNMELİYİZ”

    Genelde kadınlar ve özelde Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları olarak bu toplumsal cinsiyetçi yaklaşımlara karşı dururken, çözümü kendi tarihsel ve kültürel değerlerimizde aramalıyız. Yüzümüzü ana kadın yani Ana Tanrıça kültüne dönmeliyiz. Alevi inancının merkezinde yer alan kadın olgusu, Ana Tanrıça kültünün de taşıyıcısıdır. Bu doğum kapısı hak kapısı olarak da tanımlanır. Hak da kendini kadında ispat etmiştir. Eğer kadın yoksa ne hak vardır ne de yaşam! Bu Ana kadın kültüründen uzak düşmek kadının kendi özüne ve kendini besleyen kaynağa yabancılaşması anlamına gelir. Bize düşen, inancımızdaki dişil prensibi öne çıkarmak ve her alana taşıyarak örgütlemektir. Biz Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları Yol’un düsturu olan, özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürüteceğimize ikrar veriyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Metroda erkek şiddeti: Elinde bıçakla bir kadına hakaretler yağdırdı

    Metroda erkek şiddeti: Elinde bıçakla bir kadına hakaretler yağdırdı

    Kadıköy-Tavşantepe seferini gerçekleştiren metroda bir erkek bağırarak bir kadına bıçak çekip hakaretler yağdırdı.

    İstanbul’da akşam saatlerinde Kadıköy-Tavşantepe hattında metro Bostancı durağına geldiği sırada yolculardan biri bilinmeyen bir nedenle metrodaki bir kadına sözlü şiddette bulundu.

    Saldırgan yanında taşıdığı bıçağı çıkartarak “Yüzünü keserim senin” tehdidiyle birlikte kadına küfürler savurdu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Samsun’da emekçi kadınlar, yoksulluğa, şiddete, eşitsizliğe karşı alanlara çıkıyor

    Samsun’da emekçi kadınlar, yoksulluğa, şiddete, eşitsizliğe karşı alanlara çıkıyor

    PİRHA- KESK Samsun Şubeler Platformu’ndan emekçi kadınlar, 25 Kasım’da dünyanın dört yanında eşitsizliğe, yoksulluğa, savaş ve şiddete karşı alanlarda olacaklarını duyurdu.

    Eşitlik ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini açıklayan KESK Samsun Şubeler Platformu’ndan emekçi kadınlar, yaptığı yazılı açıklamada, erkek egemen kapitalizme karşı isyanlarını meydanlara taşıyacaklarını, kadın dayanışmasının sınırları aşan gücüyle buluşmak için alanlarda olacaklarını bildirdi.

    “SİYASAL İKTİDAR PANDEMİYİ FIRSATA DÖNÜŞTÜRDÜ”

    KESK, Samsun Platformu Emekçi kadınlar adına açıklama yapan Yapı Yol Sen Samsun Şube Kadın Sekreteri KESK Dönem sözcüsü Uğurcan Albak, siyasal iktidarın kadına yönelik şiddeti önlemek ve kadın kazanımlarını geliştirmek yerine, kadın düşmanı politikaların sürdürdüğünü ifade ederek şunları söyledi:

    “Siyasal iktidar, pandemiyi fırsat bilerek kadın kimliğine dönük saldırılarını arttırırken bir taraftan tekçi, gerici ve cinsiyetçi temelde oluşturmayı tasarladığı toplumsal düzenin inşası için kadın kazanımlarını zayıflatmayı temel almaktadır.”

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHİ SONRASI KADIN KATİLLERİ ÇOĞALDI”

    İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı feshinden sonra kadınların akıl almaz yöntemlerle katledildiğine dikkat çeken Albak, eril yargının erkekleri korurken, kadına yönelik şiddette, LGBTİ+ lara yönelik nefret cinayetlerinde ve çocuk istismarında cezasızlık uygulanmaya devam edildiğini kaydetti.

    Kadınların varlığını yok sayan bir siyasal yapı ile karşı karşıya olduklarını kaydeden Uğurcan Albak, kadını aşağı görmek, toplumsallığını yerle bir etmek için her türlü yasağı din kisvesi altında hayata geçirmeye çalışan iktidarın, sürekli olarak kadın kazanımlarına saldırmaya, kadın emeği ve yaşamı üzerinde denetim kurmaya çalıştığını söyledi.

    “SİYASAL İKTİDAR KADIN VE ÇOCUK DÜŞMANI POLİTİKAALRINA DEVAM EDİYOR”

    Yaşadıkları kentte 9 kadının erkekler tarafından katledildiğini ifade eden Albak, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

    “Her gün katlanarak artan kadın katliamı karşısında yapılan (sözde) önlemler yetersizdir. Yaşadığımız kente bile 9 kadın arkadaşımız erkekler tarafından hayattan koparıldı. Tüm kadın ve çocuk cinayetleri iktidarın çocuğun yararını ve kadının güvenliğini gözetmeyen kadın ve çocuk düşmanı uygulamalara devam etmesinin bir sonucudur.”

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    KESK’li kadınlar olarak ayrım yapmadan tüm kadınların yanında olmaya ve hep birlikte bu ataerkil sisteme karşı mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Albak, açıklamasını şu sözlerle noktaladı:

    “Yılmadan ve bıkmadan yıllardır söylediğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz. Kadına yönelik şiddet münferit değil, politiktir ve bu şiddeti önlemenin en iyi yolu da kadın mücadelesinden geçer. Biz kadınlar bugün çok daha güçlü ve çok daha örgütlü olarak hayatlarımıza ve haklarımıza sahip çıkıyor ve en yüksek sesimizle isyanımızı haykırıyoruz. Her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlara karşı sesimizi yükseltmek, hesap sormak, fetvalarıyla ne giyeceğimizi, nasıl yaşayacağımızı, erkeğe biat ve itaat etmemizi dayatarak bize sınır çizenlere karşı, İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararına karşı, işsizliğe, yoksulluğa, gericiliğe, tacize, tecavüze, kadın katliamlarına karşı, savaşa karşı barışı savunmak için eşitlik, özgürlük, adalet, barış mücadelemizden asla vazgeçmiyoruz; isyandayız.”

    Gençağa KARAFAZLI/ SAMSUN

  • Psikolog Şahin: Kadının, kurban ve çaresizlik psikolojisine hapsedilmemesi gerekiyor-VİDEO

    Psikolog Şahin: Kadının, kurban ve çaresizlik psikolojisine hapsedilmemesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Uzman Klinik Kültürlerarası Sosyal Psikolog Tülin Şahin, kadına yönelik şiddeti çözebilmemiz için kadın ve erkek olarak değil insan olarak yaklaşmamız gerekiyor” dedi. Şahin, “İnsana zarar veren her şeyi çözümlemeye doğru gidiyoruz ama kadın ile erkek olarak cinsiyet ayrımcılığı olarak ele aldığımızda ötekileştiriyoruz birbirimizi. Bu meseleye kadın erkek olarak bakmaktan ziyade daha insancıl yaklaşmamız gerekiyor” diye konuştu. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele, 1999 yılında kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık yaratmak amacıyla BM Genel Kurulu kararı ile ilan edilen gündür.

    25 Kasım; Mirabal Kardeşler olarak bilinen Patria, Minerva ve María Teresa adlı 3 kız kardeşin, Dominik Cumhuriyeti’nde iktidardaki Trijillo diktatörlüğüne karşı isyanı örgütledikleri için devletin kolluk güçleri tarafından önce tecavüz edilip sonra katledildikleri günün adıdır.

    Mevcut kapitalist, ataerkil aklın oluşturduğu sistemde, kadına yönelik şiddet, herhangi bir coğrafya ile sınırlı değil. Kadın katliamları, şiddet, hak ihlalleri oransal olarak değişiklikler gösterse de ülke, bölge ayrımı olmaksızın yükselerek devam ediyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gece yarısında aldığı kararla AKP hükümeti 20 Mart’ta İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2021 yılında 225 kadın katledildi.

    “Ocak ayı 23 kadın, Şubat ayı 28 kadın, Mart ayı 28 kadın, Nisan ayı 16 kadın, Mayıs ayı 17 kadın, Haziran ayı 18 kadın, Temmuz ayı 20 kadın, Ağustos ayı 31 kadın, Eylül ayı 26 kadın, Ekim ayı 18 kadın.”

    Uzman Klinik Kültürlerarası Sosyal Psikolog Tülin Şahin; kadına yönelik şiddet, kadının toplumdaki yeri, kadın ve şiddet, Dersim’de kadınların intiharları ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ŞİDDET VE KADIN KAVRAMLARI TEK YÖNLÜ ELE ALINMAMASI GEREKİYOR”

    PİRHA: Kadın ve şiddet birlikte kullanılır hale geldi. Bunun kadınlar üzerinde nasıl bir etkisi var?

    TÜLİN ŞAHİN: Kadın ve şiddet kavramlarını sıklıkla yan yana kullandığımız zaman insan zihninde eksik bir algıya ve yanlış davranışlara da neden oluyor. Çünkü bu konuyu tek yönlü olarak ele aldığımız için burada sadece kadının şiddete maruz kaldığı algısını zihnimizde oluşturuyor ve zamanla da bu gerçeği kabul etmemize neden oluyor. Aslında bu gerçek kutuplaştırma eğiliminin ve ön yargısal bir sistemin sonucudur. Kadın ve erkeğin birbirlerine davranışlarında da ötekileştirme eğilimini yoğun bir şekilde gerçekleştirmelerine neden oluyor. Burada amacımız kadını korumak ve cinsiyet eşitsizliğini eleştirmek olsa da farkında olmadan ötekileştirmenin içinde yer aldığı şiddeti kullanarak yoğunlaştırıyoruz ve aslında kadın erkek cinsiyet eşitliğini derinleştiriyoruz.

    Bu yaklaşımın kadınların psikolojisi üzerinde de çok büyük bir zararı var. Kadını mağdur etiketi adı altında çaresizlik ve kurban psikolojisi içine hapsettiriyoruz. Kadın buna inanarak kendini mağdur olarak gördüğü için bu inancı beslemekle alakalı nedenler buluyor. Bu sebeple şiddetin var olmasında kendi sorumluluğunun farkında olmuyor. Mağdur olan kadının mağdur edebilme ihtimalini hem göz ardı etmiş oluyoruz hem de yok saymış oluyoruz. Oysa şiddet toplumsal bir sorundur ve tek yönlü ele alınmayacak kadar da önemlidir. Bu sorunun içinde kadının rolü hafife alınmayacak kadar önemli ve ciddidir. Çünkü inanç kalıpları, kültürel ve toplumsal değerler içinde örneğin namus, ayıp ve saygı kavramını insancıl bir yaklaşımla değil de cinsiyetçi bir yaklaşımla aktarılmasında kadının çok büyük bir rolü vardır. Şiddet ve kadın kavramları tek yönlü ele alınmaması gerekiyor çünkü şiddet toplumsal bir sorundur.

    “KADINLAR EŞ VE ANNE GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEDİĞİ ZAMAN BAŞARISIZ OLARAK TANIMLANIYOR”

    -Kadının toplumdaki yerini, iletişimin bu kadar yaygın olduğu bir zamanda nasıl görüyorsunuz? Geçmişe göre bir farkı olduğunu düşünüyor musunuz?

    Kadının toplumdaki yeri aslında öncelikle eş ve anne olarak öğrendiği görevleri, cinsiyetçi rollerin içinde barındırdığı görevleri yerine getirmesini beklediğimiz varlıktır. Kadın olarak toplum içinde kabul görülmesi için eş ve anne görevlerini layıkıyla yerine getirmesi gerekiyor. Kadın toplum içinde bir birey olarak var olmaktan ziyade aslında eşini, ailesini ve çocuklarını var etmekle görevlidir. Bu yüzden bu görevlerini yaptığı sürece kadın kimliğini taşıyabilir. Tabi ki değişimler var ama mücadeleler sonucunda; bunlar sadece kadın haklarıyla alakalı değişimler oluyor. Toplumun algısında, bakış açısında çok büyük değişikliklerin olmadığını düşünüyorum. Ne kadar kadınlar çalışsa da, okusa da eş ve anne olarak o görevlerini yerine getirmediği zaman toplum içinde eksik ve başarısız olarak tanımlanıyor. Başarısız olarak tanımlama bizim egomuza ne kadar zarar verdiğini tahmin edebiliriz, bu doğrultuda kadınlar bununla baş edebilmek için bazı yöntemler geliştiriyorlar bunlardan en önemlileri de genellikle normalleştirme ve kabul etme eğilimleri oluyor.

    “DERSİM’DEKİ İNTİHAR VAKALARINI ÇOK YÖNLÜ ELE ALMAK GEREKİYOR”

    -Dersim’de kadınların karşılaştığı sıkıntılar ve intihar nedenlerini neye bağlayabiliriz?

    Dersim’deki intihar vakalarını ele aldığımızda çok yönlü ele almak gerekiyor çünkü çok farklı etkenler var. Dersim’de kadın olmanın zorluğu sanırım büyük bir çelişkinin içinde var olma çabasıdır. Eşitlik değerinin gerçek hayatta bireyler tarafından yerine getirilmemesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Ne kadar sözde böyle bir değer savunulsa da ne kadar sözde eşitliği savunsak da aslında eşitsizliğin var olmasına neden oluyoruz. Bireyler cinsiyet ayrımcılığını ya da eşitsizliği sürdürüyorlar aslında iki taraftan da çıkar ve fayda sağlıyorlar kendilerine. Bu büyük çelişkinin içerisinde yer alan belirsizlik insanların güvenli bir alan sağlamalarına engel olduğu için psikoloji sorunlara neden oluyor. Umutsuzluğa, karamsarlığa, kaygıya, korkuya neden oluyor ve en uç noktada da intihara kadar gidebiliyor.

    “COĞRAFYAMIZDA KÜLTÜREL VE TOPLUMSAL DEĞERLER ÖZGÜRLEŞMEMİZİ ENGELLİYOR”

    -Görece daha özgür olunduğunun düşünüldüğü bir coğrafyada gerçekler böyle mi?

    Özgürlüğü savunabilmek için özgürlüğün ne anlama geldiğini ve nasıl özgür olunduğunu bilmek gerekiyor. Özgürlük birey olmak, duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını kontrol edebilme niteliğidir. Ancak bizim coğrafyamızda da maalesef kültürel ve toplumsal değerler insanı özgürleştirme yolunda engelliyor ve kişiyi özgür kılmak yerine aslında tutsak kılıyor. Çünkü toplumun inanç ve düşünce yapıları daha çok bireyi kontrol edilmeye alıştırılıyor ve bu doğrultuda inanç ve düşünceler sorgulamaya kapalı olduğu içinde onun doğruluğunu kabul edip özgürleşmeyi engelliyor.

    “KADIN, KURBAN VE ÇARESİZLİK PSİKOLOJİSİNE HAPSEDİLMEMESİ GEREKİYOR”

    -Kadınlar kadına yönelik şiddetle mücadelede nasıl bir yol izlemeliler?

    Kadının mağdur etiketi adı altında kurban ve çaresizlik psikolojisine hapsedilmemesi gerekiyor. Kadının da şiddetin var olmasında ki etkisini, rolünü ve sorumluluğunu kabul etmesi gerekiyor. Kadın ancak bu farkındalığı yaşarsa ve şiddeti çok yönlü ele alabilirsek en doğru yaklaşımı ve çözümlemeleri bulabileceğimizi düşünüyorum.

    “MESELEYE KADIN-ERKEK OLARAK DEĞİL İNSAN OLARAK BAKMAMIZ LAZIM”

    -25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin neler söylemek istersiniz?

    Kadına yönelik şiddeti çözebilmemiz için kadın ve erkek olarak değil insan olarak yaklaşmamız gerekiyor. İnsana zarar veren her şeyi çözümlemeye doğru gidiyoruz ama kadın ile erkek olarak cinsiyet ayrımcılığı olarak ele aldığımızda birbirimizi ötekileştiriyoruz. Bu meseleye kadın erkek olarak bakmaktan ziyade daha insancıl yaklaşmamız gerekiyor. Çocuklarımızı yetiştirirken daha bilinçli olmamız gerekiyor, bize dayatılan veya öğretilen rollerin doğruluğunu kabul etmekten ziyade sorgulayabilmemiz gerekiyor.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Batıkentli Kadınlar: Ekonomik şiddetin de en derinini yaşıyoruz!-VİDEO

    Batıkentli Kadınlar: Ekonomik şiddetin de en derinini yaşıyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Batıkentli Kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında basın açıklaması yaptı. “Yoksulluğa, şiddete ve savaşa karşı bir aradayız” diyen kadınlar, şiddetsiz bir yaşam için mücadele çağrısında bulundu.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken Batıkentli Kadınlar, Murat Karayalçın Parkı’nda bir araya geldi. “Savaşa, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı birlikte mücadeleye!” pankartı taşıyan kadınlar, “Kadın cinayetleri politiktir. Erkek vuruyor devlet koruyor. Zam, zulüm, işkence; işte AKP. Jin, jiyan, azadî” sloganları attı.

    Batıkentli Kadınlar adına basın açıklamasını Türkan Akbıyık okudu. Akbıyık, Türkiye’de 2021’in ilk 10 ayında en az 326 kadının, erkekler tarafından katledildiğine işaret ederek “Sadece geçtiğimiz ekim ayında bilinen 22 kadın cinayeti yaşandı. 53 kadın şiddete uğradığı için şikâyette bulundu. 9 kadın tecavüze uğradığını, 280 kadın ise taciz edildiğini resmi makamlara bildirdi” dedi.

    “NE HAKLARIMIZDAN NE DE HAYATLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ!”

    Türkan Akbıyık, iktidarın, kadınların haklarına yönelik saldırılarının yoğunlaştığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Kadına yönelik şiddetin böylesi arttığı bir  dönemde, iktidar, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alarak kadınların şiddete karşı korunmasının hukuki zeminini sağlayan, Türkiye’nin de ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ni kendisine tehdit görerek tek taraflı feshetti.

    Kadına yönelik şiddetin münferit değil politik olduğunu biliyoruz! Şiddetin önlenmesi için iktidarların alması gereken sorumluluğun farkındayız! Biz kadınlar her gün daha fazla tehdit altında, her gün daha tedirgin yaşamaya çalışırken bizleri koruyan mekanizmalara göz dikenlerin amacını biliyoruz! Kadınlar şiddet karşısında yalnızlaşmayacak, boyun eğip ‘kader’ diyerek şiddeti kabullenmeyecek, kendine dayatılan hayatla yetinmeyecek!

    Biz kadınlar ne İstanbul Sözleşmesi’nden, ne haklarımızdan ne de hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz! Ve yine biliyoruz ki eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam ancak kadınların dayanışması ve örgütlü mücadelesiyle mümkün!

    Kovid 19 salgını, emekçiler açısından sömürünün giderek arttığı, hukuksuz işten çıkarmaların yasal hale getirildiği, mobbingin katlandığı, yoksulluğun daha da derinleştiği bir dönem olarak ilerliyor. Yurttaşlar ülkenin dört bir yanında yapılan eylemlerde ‘geçinemiyoruz’ diyor. Artan sömürü, şiddet ve yoksulluk ise en çok biz kadınları etkiliyor. Pandemi döneminde erkeklere oranla işini kaybeden kadınların oranı %32 daha fazlayken, ev içi iş yükü artışı ise %65 daha fazla. Evlerin içi kadınlar ve kız çocukları için daha çok yükün, daha çok şiddetin ve daha çok baskının alanı haline geldi, geliyor.

    Artan hayat pahalılığı, neredeyse her kadını birer ev ekonomistine çeviriyor. Evin nasıl döndürüleceği, akşam ne pişirileceği, hangi marketten-hangi pazardan elimizdeki parayla ne kadar alışveriş yapılabileceği her birimizin aklında. Katlanan faturalar karşısında yerinde sayan ücretlerimizle en temel ihtiyaçlarımızdan bile kısmaya çalışıyor, ekonomik şiddetin de en derinini yaşıyoruz.

    Halkın ekmeği küçülürken 2022 yılı için planlanan bütçede ‘savunma ve güvenlik’ başlığına ayrılan pay tam % 30 arttı. Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon ve asker bulundurmayı da kapsayan tezkere iki sene daha uzatıldı. Savaşın etkisiyle yeni göçler, yeni yoksulluklar kapıda. Her savaş döneminde kadınlara daha çok şiddet ve yoksulluk olarak dönen savaş politikaları karşısında yerli ve göçmen kız kardeşlerimizle beraber barış istemeyi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz!

    Tüm bu saldırılar karşısında kadınlar olarak mücadeleden vazgeçmiyoruz! İktidarın kadın katillerini koruyup kollarken mücadele eden, hayatlarına sahip çıkan kadınları cezalandırma yoluna gittiğini de biliyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Ankara’da kadınların birçok eylemine kolluk kuvvetleri saldırmış, siyasetçi kadınlara onlarca yıllık cezalar verilmiş, kadınlara cezaevlerinde çıplak arama dayatılmıştır. Kendisine sistematik şiddet uygulayan kocasını ölmemek için öldüren Çilem Doğan’a Yargıtay kararı sonrası hapis cezası verilmiştir. Başak Cengiz, cezasızlık politikalarının ve katilleri koruyan kararların bir sonucu olarak samuray kılıcı ile sokak ortasında katledilmiştir.

    Tüm bu saldırılar karşısında biz kadınlar eşitlik, özgürlük mücadelemizden, haklarımızdan, kazanımlarımızdan ve hayatlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz!

    İşşizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe, gericiliğe, tacize, tecavüze, şiddete, katliamlara ve savaşlara karşı birlikte mücadele edeceğiz!”

    “ŞİDDETSİZ BİR YAŞAM İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTÜYORUZ”

    Yapılan basın açıklamasında, son dönemde Batıkent civarında yaşanan kadınlara yönelik şiddet ve taciz olaylarına da dikkat çekildi. Konuya ilişkin şu açıklama yapıldı:

    “Tacize karşı birlikte ses çıkaracağımızı, parklarımızı meydanlarımızı terk etmeyeceğimizi ve mahallelerimize sahip çıkacağımızı da buradan duyuruyoruz. Batıkent, kadınlar ve çocuklar için güvenli hale gelene kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. İki kız çocuğuna yönelik tacizi engellemeye çalışırken katledilen Batıkentli komşumuz Haydarcan Kılıçdoğan’ı da burada anıyoruz. Meydanları, sokakları terk etmiyoruz! Güvenli mahalleler, güvenceli işler ve şiddetsiz bir yaşam için mücadeleyi büyütüyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Avukat Torun’dan Amirabad’a destek: Şiddet faili eziyet suçundan yargılanmalı

    Avukat Torun’dan Amirabad’a destek: Şiddet faili eziyet suçundan yargılanmalı

    PİRHA-‘Kadın cinayetlerini durduracağız platformu’ avukatlarından Tuba Torun, Adana’da yaşayan İranlı Mimar Amirabad’ın evli olduğu erkek tarafından gördüğü sistematik şiddeti PİRHA’ya değerlendirdi. Torun, “İstanbul Sözleşmesi etkin uygulansa bu tür şiddet olayları yaşanmaz. Sığınmacı kadınlarla ilgili yasal boşluklar mevcut, özel düzenlemeler yapılmalı” dedi. Torun ayrıca, sistematik şiddet uygulayanların eziyet suçundan yargılanması gerektiğini belirtti. 

    Adana’nın Yüreğir ilçesinde yaşayan İranlı Galavizh Ayoubi Amirabad ve kızı, eşi Zülküf Coşkun’un 2 yıl boyunca sistematik şiddetine maruz kaldı. 14 Nisan’da Amirabad’ın şiddet gördüğü bir görüntü sosyal medyada paylaşılınca Zülküf Coşkun tutuklandı.

    Çıkarıldığı mahkemece ‘Kasten yaralama’ suçundan tutuklanan erkek, sosyal medyada tepkilere neden olan şiddet görüntüsünde ‘3-5 ay yatar çıkarım, hiçbir şey olmaz’ sözleriyle dikkat çekmişti. Yaşanan şiddet olayının ardından açılan davanın ilk duruşması 18 Mayıs Salı günü saat 12.00’da Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Davayı yakından takip eden ve yapılacak duruşmaya bizzat katılarak müdahil olma talebinde bulunacağını belirten ‘Kadın cinayetlerini durduracağız platformu’ avukatlarından Tuba Torun, PİRHA’ya yaptığı açıklamada Amirabad dosyası özelinde kadına karşı yaşanan şiddetin önlenmesi için yapılması gerekenleri anlattı.

    “SIĞINMACI KADINLARLA İLGİLİ ÖZEL DÜZENLEMELER YAPILMALI”

    İstanbul Sözleşmesi’nin etkin bir şekilde uygulandığı takdirde kadına karşı yaşanan şiddetin önüne geçilebileceğini vurgulayan Torun şunları aktardı:

    “‘Kadın cinayetlerini durduracağız platformu’ avukatı olarak mahkemeye gidip davaya katılma talebinde bulunacağım. Bu yaşanana birkaç açıdan bakmak gerekiyor. Öncelikle bu kadın sığınmacı ve sığınmacı kadınların güvenliği bakımından ele alınmalı. Alınması gereken önlemler nelerdir bunların göz önünde tutulması gerekiyor. Bu konu üzerine hiç konuşulmuyor, gündeme gelmiyor. Öncelikli problem bence bu. Sığınmacı tüm kadınlar açısından yasal boşluklar var. Bu boşlukların doldurulması gerekiyor. Bu kadınlar sığınmak için kaçıp geliyor çoğu zaman. Korunmasız kaldıkları için erkekler tarafından çok fazla istismara uğruyorlar. Her açıdan istismar ediliyorlar. Bu duruma ayrıca bir çözüm getirilmeli. Hem kolluk kuvvetlerinde hem de kolluk birimlerinde, adli birimlerde buna özel bölümler kurmamız gerekir. Bu kadınlar nereye başvuracaklarını da bilmiyorlar, nasıl başvuracaklarını da. Zaten çoğu dil bilmiyor bile. O kadar çok itilip kakılıyorlar ki. Bu kadının kızı çok iyi Türkçe biliyor. O ve annesi biraz yönlendirilebiliyor ancak buna rağmen yine de çok pasif kalıyorlar. Çünkü ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilmiyorlar. Yanlarında yardımcı olabilecek yakınları yok, hiç kimseleri yok. Maddi açıdan da problemleri var, iş konusunda da problemleri var. Kadın oldukları için ayrıca problemler yaşıyorlar.”

    “SİSTEMATİK ŞİDDET UYGULAYANLAR ‘EZİYET’ SUÇUNDAN YARGILANMALI”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını tanımadıklarını ifade eden Torun, “Sistematik şiddet ‘eziyet’ suçuna girmelidir öyle yargılanmalıdır” dedi.

    Torun şunları dile getirdi:

    “Kabul etmiyoruz çekilme kararını ama zaten yürürlükte iken de etkin uygulanmıyordu. ‘6284 sayılı’ yasada öyle etkin bir şekilde uygulanmıyordu. Yasaya göre koruma kararı alınıyor ancak sonrası hiç takip edilmiyor. Bu olayda daha önce de şiddet yaşanmış. Daha sonra şahıs hiç takip edilmemiş. Adam birdenbire sarhoş olarak gelip kapıya dayanmış. Kadın hiçbir şey yapamıyor, polisi arayamıyor. O an koruma kararı olsa bile ‘benim kararım var hemen gelin beni kurtarın’ diyemiyor, fırsatı olmuyor. Bu tür durumlarda koruma kararı etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Bu kişilerin elektronik kelepçeyle takibinden tutunda, tutukluluğuna kadar varan bir süreçten bahsediyoruz. Kadının elinde darp raporu varsa, şiddet görmüşse tutuklama bir önlem olarak uygulanmalıdır. Çünkü bu adam bunu sistematik bir şekilde sürekli uygulayan birisi. ‘Eziyet’ suçuna da giriyor bu zaten. Bu kadın 2 yıldır sürekli şiddete maruz kalmış. ‘Eziyet’ suçundan tutuklanması gerekir bu adamın hukuken. Son yıllarda bunu savunuyoruz, söylüyoruz sürekli. Sistematik şiddet ‘eziyet’ suçuna girmelidir öyle yargılanmalıdır. Bu kişilere mutlaka tutuklama tedbiri uygulanmalıdır.”

    “TÜRKİYE AMİRABAD’A SAHİP ÇIKMALI”

    İranlı Galavizh Ayoubi Amirabad’a aynı zamanda ekonomik şiddet de uygulandığını belirten Torun şöyle devam etti:

    “Kadının bütün parasını almış. Bu kadın İran’dan kaçmış gelmiş, buraya sığınmış. IQ’su çok yüksek bir kadın, donanımlı birisi, verimli ve üretici bir kadın. Nitelikli birisi. Bizim bu kadından insan gücü olarak da yararlanmanız gerekir. Türkiye ona sahip çıkabilir ve onun üzerinden çok güzel projelere de imza atabilir. Hem kadına hem de ailesine hem de bize, ülkeye katkı sağlar, fayda sağlar. Bunun düşünülmemesi de çok büyük bir eksiklik.

    “ADAM, AMİRABAD’IN BÜTÜN PARASINI ALMIŞ”

    Adam kadının bütün parasını elinden almış. Şu an yiyecek ekmekleri bile yok. Komşularının yardımıyla ayakta duruyorlar ya da belediyenin yardımıyla ayakta duruyorlar. Komşularının evine iftara gidiyorlar zaten. Olay orada gerçekleşiyor. Adam komşularının evini basıp kadını dövüyor. Bu olay medyaya yansıdığı için görüntüler sosyal medyada paylaşıldığı için o adam tutuklandı. Ya kameraya alınmasaydı ne olacaktı? Kadın orada kan revan içinde kalmış durumda ki saldırı karşısında oradakiler de müdahale edemiyor, herkese saldırıyor tehdit ediyor adam. Bir de çocuklar konusu var. Çocuklarının gözü önünde oluyor bu olay. İstanbul Sözleşmesi’ne göre bu olay çocukların gözü önünde olduğu için ağırlaştırılmış bir sebeptir. Orada 3 yaşında ve 16 yaşında iki çocuk var. Aynı zamanda bu çocuklarda şiddete maruz kalıyor hem de annelerinin maruz kaldığına tanık oluyorlar.”

    “1 TEMMUZ’DAN SONRA DA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE HAREKET EDECEĞİZ”

    İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerinin etkin bir şekilde uygulanması sonucunda bu tür şiddet olaylarının yaşanmayacağının altını çizen Torun son olarak şunları aktardı:

    “Eğer İstanbul Sözleşmesi ve yasalar etkili uygulanırsa bu adam en başından tutuklanabilirdi, elektronik kelepçe ile izlenebilirdi, bu kadına maddi destek sağlanabilirdi, psikolojik destek sağlanabilirdi, ekonomik destek sağlanabilirdi iş anlamında, her türlü rehabilite desteği sağlanabilirdi. Hem kadının hayatı hem de çocuklarının hayatı kurtulmuş olurdu böylece. Türkiye’nin de bir kadını nasıl koruduğunu, hayatını, yaşam hakkını güvence altına aldığını görmüş olurduk ama maalesef yapılmadı. Yapılacak mı sanmıyorum, çünkü daha önce yapılmadığını bunların, uygulanmadığını gördük. Biz örgüt olarak bu mahkemeye katılıp müdahil olmaya çalışacağız bakalım bizi kabul edecekler mi göreceğiz.

    1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi resmi olarak yürürlükten kalkıyor ancak biz bunu tanımayacağız ve 1 Temmuz’dan sonra da İstanbul Sözleşmesi’nin yasalarına göre hareket edeceğiz, taleplerde bulunacağız. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını talep etmeye devam edeceğiz. Bu anlamda direnişimizden ve mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • İranlı Amirabad idamdan kaçtı ama şiddetten kaçamadı; ilk duruşma bugün

    İranlı Amirabad idamdan kaçtı ama şiddetten kaçamadı; ilk duruşma bugün

    PİRHA-Adana’da yaşayan İranlı Mimar Galavizh Ayoubi Amirabad evli olduğu erkek Zülküf Coşkun tarafından 2 yıl sistematik şiddete uğradı. Son şiddet görüntülerinin sosyal medyada paylaşılması üzerine erkek tutuklandı. Yaşanan şiddet olayının ardından açılan davanın ilk duruşması 18 Mayıs Salı günü Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Duruşma öncesi PİRHA’ya konuşan Amirabad ve kızı, “Burada insan gibi yaşamak istiyoruz” derken, avukat Tuba Torun ise “İstanbul Sözleşmesi etkin uygulansa bu tür şiddet olayları yaşanmaz” dedi. 

    Adana’nın Yüreğir ilçesinde yaşayan İranlı Mimar Galavizh Ayoubi Amirabad ve kızı, evli olduğu erkek Zülküf Coşkun’un 2 yıl boyunca sistematik şiddetine maruz kaldı.

    14 Nisan’da Amirabad’ın şiddet gördüğü ana ait bir görüntü sosyal medyada paylaşıldı. Daha önce de defalarca şiddet uygulayan Zülküf Coşkun, şiddetin sosyal medyaya yansıması nedeniyle gelen tepkiler üzerine gözaltına alınıp tutuklandı.

    Çıkarıldığı mahkemece ‘Kasten yaralama’ suçundan tutuklanan Coşkun, sosyal medyada tepkilere neden olan şiddet görüntüsünde ‘3-5 ay yatar çıkarım, hiçbir şey olmaz’ sözleriyle dikkat çekmişti.

    Yaşanan şiddetin ardından açılan davanın ilk duruşması 18 Mayıs Salı günü saat 12.00’de Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Asıl mesleği mimarlık olan Amirabad, mimarlık mesleğinin yanı sıra birçok alanda uluslararası çalışmalar yapmış, projeler üretmiş, kitaplar yazmış, spor alanında ödüller almış bir kadın. Dünya çapında yapılan IQ yarışmasında ikinciliği de olan Amirabad 6 dil biliyor.

    Amirabad, 2003 yılında kadın hakları mücadelesi içerisinde yer alırken katıldığı eylemler gerekçe gösterilerek İran’da tutuklandı. İdam cezasıyla yargılanan Amirabad, 2015 yılında cezasının kesinleşmesi üzerine Türkiye’ye kaçtı. 2017 yılında ise şiddet faili Zülküf Coşkun’la tanışarak evlendi. Evliliğin ardından Amirabad hamile kalmasıyla birlikte şiddete uğramaya başladı. Zülküf Coşkun tarafından 2 yıldır sistematik olarak her türlü şiddete maruz kaldıklarını söyleyen Galavizh Ayoubi Amirabad ve kızı Arshin Fozi Jookendan yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “SOSYAL MEDYAYA YANSIYAN OLAY YENİ DEĞİL, BİZ İKİ SENEDİR ŞİDDET GÖRÜYORUZ”

    Amirabad’ın kızı Arshin Fozi Jookendan annesi, kendisi ve 2 yaşındaki küçük kardeşi ile birlikte şiddet gördüklerini belirterek şunları aktardı:

    “Ben, annem ve 2 yaşındaki küçük kardeşim birlikte yaşıyoruz. Bu son olaydan önce üvey babam da arada bir gelip gidiyordu. Üvey babam evi terk ediyordu aylar sonra sarhoş bir şekilde gelip bizim bütün paramızı alıyordu ve bize şiddet uygulayıp tekrar gidiyordu. Sosyal medyaya yansıyan olay yeni değil. Biz bunu iki senedir yaşıyoruz.”

    “BİZE SAHİP ÇIKACAK KİMSEMİZ YOK”

    2015 yılında annesi ile birlikte İran’dan Türkiye’ye kaçarak geldiklerini söyleyen Jookendan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “İran’da annem kadın haklarını savunan eylemlere katıldığı için idam cezasına çarptırıldı. Biz de 2015 yılında kaçıp Türkiye’ye geldik, yerleştik. Bize sahip çıkacak akrabamız yok. Annemin annesi, annem 6 yaşındayken ölmüş. Babası da doktordu ancak o da İran’da bir muhalifi tedavi ettiği için idam cezasına çarptırıldı ve idam edildi. O yüzden kimsemiz yok. Annem İran’da yaşarken başarılı bir mimardı ve oradaki okullarda eğitim veriyordu, öğretmenlik yapıyordu. Aynı zamanda annem İran’ın ilk kadın kâşifi, o işlerle uğraşıyordu. Annem buraya geldikten sonra tercümanlık yaptı bir süre. Ders veriyordu ayrıca.”

    “BAHÇEYE MEZAR KAZDI, ANNEMİ ÖLDÜRÜP ORAYA GÖMECEĞİNİ SÖYLEDİ”

    Kendilerine şiddet uygulayan Zülküf Coşkun ile annesinin 2017 yılında tanıştığını ve son iki yıldır sistematik şiddete maruz kaldıklarını ifade eden Jookendan şunları dile getirdi:

    “Bu kişinin de güzellik salonu var. Annem arkadaşları aracılığı ile bu adamla tanışmış. Başlarda çok iyi birisiydi, annemi evliliğe ikna etti. Annem bu adama bütün parasını verdi. Onun iş sahibi olmasını sağladı. Güzellik salonunun borçlarını ödedi. Annem hamile kaldığı günden bu yana şiddet görmeye başladık. Başlarda alkol de kullanmıyordu, sonradan alkol de kullanmaya başladı. Daha sonra evi terk etmeye başladı. Gidiyordu aylar sonra geliyordu. Para alıp, şiddet uygulayıp tekrar gidiyordu. Annem boşanmak istedi ama o istemedi. Birkaç ay önce evimizin bahçesine bir mezar kazıp yine bize şiddet uyguladı. Annemi öldürüp oraya gömeceğini söyledi. Komşular müdahale ettiler ve annem öyle kurtuldu. Yoksa o gün annemi öldürecekti. Biz şikâyetçi olduk ancak daha sonra annemi 2 yaşındaki kardeşimi elinden almakla tehdit etti. Annem de şikâyetini geri çekti. ‘Senin burada kimsen yok, bu çocuğu sana vermezler, göstermem bir daha’ dedi.”

    “BURADA KENDİ HALİMİZDE, İNSAN GİBİ YAŞAMAK İSTİYORUZ”

    Zülküf Coşkun’un, annesinin çalışmasına izin vermediğini, bu yüzden annesinin şu an işsiz olduğunu ve maddi sıkıntılar yaşadıklarını belirten Jookendan şunları aktardı:

    “Ben çalışıyordum eve para getiriyordum ancak son yaşanan olaydan sonra ben de çalışamıyorum. Son yaşadığımız olayda üvey babam kaç aydır eve gelmiyordu. Biz komşuya yemek yemeye gitmiştik. Maddi durumumuz iyi olmadığı için komşular yardımcı oluyor, yemeğe çağırıyorlar. O gün üvey babam eve gelmiş bizi bulamayınca komşuları tek tek gezmiş. Bizim olduğumuz eve gelince bizi gördü ve direkt bize saldırmaya başladı. Annemi çok kötü dövdü. Annemin eli yüzü kan içerisinde kaldı, eli kırıldı. Komşular müdahale edemedi çünkü hem tehdit etti hem de saldırdı onlara da. Bir komşumuz bu yaşananları videoya çekip sosyal medyada paylaşmış. Bu da tepki toplayınca üvey babamı tutukladılar. Ayın 18’inde (18 Mayıs) mahkememiz var. Herkesin sesimizi duymasını istiyoruz. Biz buraya kaçıp geldik. Burada kendi halimizde, insan gibi yaşamak istiyoruz.”

    AV. TUBA TORUN: SIĞINMACI KADINLARLA İLGİLİ ÖZEL DÜZENLEMELER YAPILMALI

    ‘Kadın cinayetlerini durduracağız platformu’ avukatlarından Tuba Torun da söz konusu davayı PİRHA’ya değerlendirdi. İstanbul Sözleşmesi’nin etkin bir şekilde uygulandığı takdirde kadına karşı yaşanan şiddetin önüne geçilebileceğini vurgulayan Torun şöyle devam etti:

    “Bu adam bunu sistematik bir şekilde sürekli uygulayan birisi. ‘Eziyet’ suçuna da giriyor bu zaten. Bu kadın 2 yıldır sürekli şiddete maruz kalmış. ‘Eziyet’ suçundan tutuklanması gerekir bu adamın hukuken. Son yıllarda bunu savunuyoruz, söylüyoruz sürekli. Sistematik şiddet ‘eziyet’ suçuna girmelidir öyle yargılanmalıdır. Bu kişilere mutlaka tutuklama tedbiri uygulanmalıdır.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • KKTC Alevi Kültür Merkezi: İnsanlığın en soylu öğretmeni annelerdir!

    KKTC Alevi Kültür Merkezi: İnsanlığın en soylu öğretmeni annelerdir!

    PİRHA-KKTC Alevi Kültür Merkezi Kadınlar Komisyonu, Anneler Günü’ne ilişkin paylaşım yaparak “Aile içindeki en büyük yükü omuzlayan analarımızı korumak, insanlık değerlerimizi, geleneklerimizi, sevgi ve hoşgörüyü koruyup kollamak demektir” dedi.

    KKTC Alevi Kültür Merkezi Kadınlar Komisyonu, Anneler Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “İnsanlığın En Soylu Öğretmeni Ana’dır” başlığı ile paylaşılan yazıda “Yolumuz Hz. Fatma Ana’nın, Hz. Zeynep’in, Hüsniyelerin, Kadıncık Anaların ve daha nice güzel Anaların, Bacıların yürüdüğü bir yoldur. Bu güzel yolu hayata güzellikler işleyerek, iyi nesiller yetiştirerek daha da güzelleştirebiliriz” ifadeleri kullanıldı.

    “KADINLARIN ÇABASI BİR GÜNE SIĞDIRILMAMALI”

    Yapılan açıklamada, tarih boyunca medeniyetlere şekil verenlerin kadınlar olduğuna vurgu yapılarak şu ifadeler kullanıldı:

    Annelik hiçbir kelimeyle ifade edilemeyecek bir bağdır. Karşılık beklemeden sevme, şefkat, fedakarlık ve bitmeyen bir emektir. Annelerin evlatlarına duyduğu sevgi hiçbir ölçüyle hesaplanamaz. Onlara duyulan saygı, bir bakıma insanlığın özüne duyulan saygının temelini oluşturmaktadır.

    Geçmişten günümüze insanlığın en soylu öğretmeni olan anneler, yetiştirdikleri çocuklarla ve geleceğin yetişkinleriyle toplumun temel taşıdır. Toplumların en önemli temeli olan aile merkezli eğitim her açıdan çok önemlidir. Burada kadına düşen görev de çok önemlidir. Aile içindeki en büyük yükü omuzlayan analarımızı korumak, insanlık değerlerimizi, geleneklerimizi, sevgi ve hoşgörüyü koruyup kollamak demektir. Bilinmelidir ki; Tarihler boyunca medeniyetleri yoğuran ve şekillendiren kadınlar olmuştur. Bizlerin onlara sunacağı gerçek armağan sadece belli günlerle sınırlı kalmamalıdır. Nitelikli bir nesil yetiştirmeye gösterdikleri çabanın karşılığı bir güne değil her güne yayılmalıdır. Bir annenin sizinle gurur duymasının en önemli davranışı bu olmalıdır.

    Birçok değerleri dejenere eden, nesneler veya nesnel ilişkilerle anlam kazandırmaya çalışılan kapitalist düzen, duygu ve emekten uzaklaştırıp, kişiyi yalıtılmış bireyler haline getirmektedir. Kadınların günümüzde hala daha ataerkil toplum anlayışının baskısını altında mücadele etmesi, kadının belli kalıplar içinde tutulup itibarsızlaştırılması, hor görülmesi ve birçok baskılara maruz kalması bizler tarafından kabul edilebilir bir durum değildir.

    Bir diğer önemli ve hayati konu da, kadına ve çocuklara yönelik giderek artan şiddet olaylarıdır. Bu konuda yasal düzenlemelerin kadını ve çocukları koruyucu ve denetleyici olacak şekilde ivedilikle çözümlenmesi gerekmektedir. Kadına şiddet maalesef toplumun en büyük yarasıdır. Bunun önüne geçilmesi ve durdurulması en büyük talebimizdir. Çocukların şiddet görmemesi ve şiddetle büyüyerek bunu uygulayan bireyler olmaması için en büyük çabayı verenler de yine annelerdir.

    Barış, kardeşlik ve sevginin hakim olduğu güzel bir dünya dileklerimizle, daha güzel yarınlar ve daha umutlu bir geleceğin temel taşı olan Annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Avustralya ABF’li kadınlar: Kadına, çocuğa, hayvana, doğaya şiddete hayır!-VİDEO

    Avustralya ABF’li kadınlar: Kadına, çocuğa, hayvana, doğaya şiddete hayır!-VİDEO

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü dolayısıyla Avustralya’da Alevi kadınlar bir video hazırlayarak mesaj yayınladılar. Kadınlar, tüm dünyada kadınlara uygulanan şiddetin sona ermesini istediler. 

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Suzan Saka ve federasyon üyesi kadınlar, “Kadına şiddete, kadın cinayetlerine, tecavüzlere, çocuğa, doğaya, kadına uygulanan şiddete karşı sesimizi çıkartıyoruz” dedi.

    Kadınlar, “Tüm dünyada cinayetlere, kadına, çocuğa şiddete karşıyız. Her gün yeni bir şiddet haberi duymak istemiyoruz” şeklinde mesaj verdiler.

    PİRHA/ AVUSTRALYA

     

  • ‘İktidar bizi yok sayıyor; eril dil iktidarın kadın vekillerine de yansımış’-VİDEO

    ‘İktidar bizi yok sayıyor; eril dil iktidarın kadın vekillerine de yansımış’-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, kadınlara şiddetin giderek tırmandığını belirterek, eril dilin hem sokakta, evde hem de Meclis’te olduğunu söyledi. Canbaz Kaya, kadınların iyi bir eş, iyi bir anne olmasının dayatıldığını kaydetti. 

    HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “Kadınlar olarak öfkeleniyoruz” diyen Canbaz Kaya, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun erkeklere “Ayıptır, akıllı olun” sözlerine tepki gösterdi. Bakanın ayar vermeye çalıştığını, sanki bu ülkede yaşamıyormuş gibi davrandığını vurgulayan Canbaz Kaya, “Bu ülkede kadınlar tecavüze maruz kalıyor. Günde üç kadın öldürülüyor. Sayı söylemek bile ağır geliyor. Bir yaşamdan bahsediyoruz” dedi.

    Ocak ayından bu yana 253 kadının katledildiğini hatırlatan Canbaz Kaya, verdikleri soru önergelerine cevap verilmediğini söyledi.

    Pandemi sürecinde kadının eve mahkum edildiğini ifade eden Canbaz Kaya, kadınların evlerin içinde şiddet gördüğüne işaret etti.

    Canbaz Kaya, “İktidar bizi yok saymaya çalışıyor. Eril dil iktidarın kadın vekillerine de yansımış. Erkek iktidarın yansıması. İstanbul Sözleleşmesi2ne de aynı erkek tavır var. Kadına dair bir şey yok” dedi.

    Kadın mücadelesinin siyasetler üstü olduğunu belirten Canbaz Kaya, “Yerelde polisle karşı karşıya kaldığımızda bizi muhatap almıyor. Erkek vekil yanımızda varsa polis bizi görmezden geliyor. Meclis’te de buna benzer durumlar var. Kadın olmamızdan dolayı dil de değişiyor. ‘Burası bir er meydanı deniyor. Erkeksen bunu konuş.’ diyorlar. Ne demek bunlar, çözemiyorum hala.” diye konuştu.

    Canbaz Kaya, kadınların iyi bir eş, iyi bir anne olmasının dayatıldığını söyledi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Türkiye, cinsiyet eşitliği sıralamasında 130. sırada’-VİDEO

    ‘Türkiye, cinsiyet eşitliği sıralamasında 130. sırada’-VİDEO

    PİRHA-İHD’li kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü ile ilgili basın açıklaması yaptı. 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre Türkiye’nin 153 ülke arasından 130. sırada olduğu açıklanırken, “Kadınların şiddete uğradığı alanların başında ev içi şiddet gelmektedir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü ile ilgili açıklama yaparak kadın-erkek eşitsizliğine işaret etti.

    Genel merkez binasında yapılan açıklamayı İHD Kadın Komisyonu üyesi Nilay Nayman okudu. Nayman, 2020 yılı içerisinde İHD’ye 1120 kişinin hak ihlali başvurusunda bulunduğunu aktardı. Nayman, Dünya Ekonomik Formu (WEF) 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre Türkiye’nin 153 ülke arasında 130. sırada olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “EŞİTSİZLİĞİ GÖRMEK İÇİN SİYASETTEKİ KATILIMA BAKIN”

    “Mirabel kardeşlerin katledilmesinin üzerinden 60 yıl geçmesine rağmen kadınlar halen katledilmekte, şiddet görmekte, yok sayılmakta ve hakları gasp edilmektedir. Buna karşın kadınlar bu şiddete her zaman ve her yerde karşı çıkmış, bu şiddetle mücadele etmiş ve mücadelelerine de devam etmektedir. Dolayısıyla, şiddetin tarihi aynı zamanda kadın mücadelesinin ve kadınların şiddete karşı duruşunun da tarihidir.

    Kadına yönelik şiddet artık pek çok alana yayılmış ve kadınlar fiziksel, psikolojik, ekonomik, sosyolojik ve daha farklı alanlarda etkilenmeye devam etmektedirler. Covid-19 Pandemisi döneminde kadınlar ekonomik ve sosyal alanlarda da mağdur edilmektedirler. Tüketici Hakları Derneği’nin 9 Mayıs 2020’de verdiği bilgiye göre; ‘Türkiye’de 24 milyon anne var ve bunların 4,8 milyonu açlık, 14,5 milyonu da yoksulluk sınırının altında yaşıyor’. Ekonomik ve sosyal haklar anlamında mağdur hale gelen kadınlar, belirli kurumlara başvuru yaparak çözüm aramak zorunda kalmışlardır.

    Dünyada, Türkiye’nin de yer aldığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi %60,5 ile cinsiyet eşitliği konusunda en geride yer almaktadır. Rapora göre kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması için 100 yıl, erkeklerle eşit ücrete sahip olması için 257 yıl geçmesi gerekir. Türkiye’nin de mevcut ekonomik ve politik yapısı toplumsal cinsiyet eşitliği normlarını yok saymakta ve bu anlayış, şiddetin daha da artmasına zemin hazırlamaktadır. Kadını ev içinde tutmaya dönük anlayış kadınların toplumsal yaşamda ve iş alanındaki varlığına engel olmaktadır. Kadının, her alanda temsiliyetindeki eşitsizliği görmek için siyasete katlımına bakmak dahi yetmektedir. Parlamentoda 600 milletvekilin yalnızca 102’si kadındır. Siyaseten yönetim alanlarında eşbaşkanlık sisteminin resmiyette kabul edilmeyişi bu anlayışın sonucudur.

    Kadınların şiddete uğradığı alanların başında ev içi şiddet gelmektedir. Kadınlar çoğunlukla en yakınları tarafından katledilmekte, şiddet görmekte, tacize ve tecavüze maruz bırakılmaktadırlar. Neredeyse her gün birden fazla kadın katlediliyor. Yüzlerce kadın şiddete uğruyor ve bunun büyük bir kısmı kayıt altına alınamıyor. Kadınlar; şikayet ettiklerinde bunun bir çözüm olacağına, örneklerden yola çıkarak artık inanmaz hale gelmiş durumdalar. Kolluk, çoğu vakada ev içi şiddete karşı eğitilmediği için mağduru tekrar şiddet gördüğü alana geri gönderiyor.

    “KADINLARIN EMEK VE BEDENLERİ SÖMÜRÜLÜYOR”

    2011 Suriye iç savaşı ile başlayan mülteci göçü ile kadınların emek ve bedenlerinin sömürüldüğü bir alan yaratılmıştır. Suriyeli sığınmacı kadınlar ve farklı ülkelerden çalışmak amacıyla gelen mülteci kadınlar fuhuşa sürükleniyor, şiddete maruz kalıyor, kız çocukları istismar ediliyor, kadınlar ve çocuklar ucuz iş gücü olarak sömürüye maruz kalıyorlar. Mülteci kadınların maruz kaldıkları şiddet ne yazık ki dil problemi, işini kaybetme riski, sınır dışı edilme olasılığı, şiddet görme korkusu ve başka pek çok nedenlerden dolayı yargıya taşınamıyor. Yargıya taşınabilen durumlarda ise cezasızlık politikası devreye giriyor. Nadira Kadirova cinayeti örneğinde olduğu gibi.

    Cezaevlerinde de kadınlar şiddete maruz kalmakta ve hak ihlallerine uğramaktadır. Ancak bu şiddet vakalarında da yapılan başvurular ‘kovuşturma ve soruşturmaya gerek yoktur’ denilerek işlem yapılmamaktadır.

    Ne yazık ki LGBTİ+’lar nefret suçlarına maruz kalmaya devam etmektedirler. Türkiye’de yasal anlamda cinsel yönetim ve cinsiyet kimliğine dayalı bir ayrımcılık olmamasına rağmen yasalar bu yönde uygulanmıyor. LGBT+’ların yaşadıkları ayrımcılık ne nefret suçlarında failin cezasız bırakıldığı örnekler oldukça fazladır.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ YERİNE GETİRİLSİN”

    Devlet tarafından kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek için tüm tedbirler alınmalıdır. Türkiye, 2011 yılında ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine ve Bunlarla Mücadeleye dair sözleşme’ olan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamıştır. İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan devletler, Grevio isimli bir mekanizma tarafından denetleniyorlar. Grevio, 15 Ekim 2018 tarihinde açıklanan Türkiye Raporu’nda; kadın-erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddet konusunda bütüncül ve sistematik bir değerlendirme yapılmadığını’ dile getiriyor. Ve yine, kadın-erkek arasında, ‘ayrımcı kalıp, yargılar’ konusunda da eleştirilerini dile getiriyor. Grevio ‘toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı şiddete ilişkin bildirim oranlarının değişikliğini de eleştiri konusu yapıyor. Raporun devamında ‘sivil toplum kuruluşlarına yönelik özellikle de İstanbul Sözleşmesi ve onun ilkelerini destekleyen bağımsız kadın örgütlerine yönelik giderek artan, kısıtlayıcı koşullar nedeniyle, endişe duyduğunu da belirtiyor. Bu çerçevede İstanbul Sözleşmesi’ne dair karalama kampanyalarına son verilmeli, Türkiye Anayasasındaki hükümlerle eş değer ve Anayasa’nın 90 maddesine göre değiştirilemez olan sözleşmenin yükümlülükleri eksiksiz yerine getirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA