Etiket: kadınlar

  • Çelikhanlı kadınların tütün mesaisi:  Emek kadının, kazanç tüccarın elinde-  VİDEO

    Çelikhanlı kadınların tütün mesaisi: Emek kadının, kazanç tüccarın elinde- VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütünün her aşamasında emek veren kadınlar, sigortasızlık, sağlık sorunları ve devletin tütün satışına getirdiği kısıtlamalarla mücadele ediyor.

     

    Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde tütün dikim dönemi başladı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan tütün üretiminde, tohumun ekilmesinden fidelerin yetiştirilmesine, dikimden çapa ve sulamaya, hasattan kurutma ve seçme aşamasına kadar uzanan uzun üretim sürecinin büyük bölümünü kadın emeği oluşturuyor. Ancak üretimin her aşamasında çalışan kadınlar, sigortasız ve güvencesiz çalışma koşulları, artan üretim maliyetleri, sağlık sorunları ve tütün satışına yönelik kısıtlamalar nedeniyle emeklerinin karşılığını alamadıklarını belirtiyor. PİRHA’ya konuşan tütün emekçisi kadınlar, hem tarladaki ağır çalışma temposunu hem de ev içi bakım yükünü birlikte üstlendiklerini ifade ederek, sosyal güvence, insanca çalışma koşulları ve üretimi sürdürebilecek politikalar talep ediyor.

    “EZİLEN HEP KADINLAR”

    Tütün emekçisi kadınlardan üç çocuk annesi Yıldız Öztorun, tütünün “en fazla insan emeği isteyen ürünlerden biri” olduğunu belirterek dikim döneminde yaşadıkları yoğun tempoyu şöyle anlattı:

    “Dikime gittiğimiz günler sabahın erken saatlerinde kalkıp 10-12 kişilik kahvaltı hazırlıyoruz, çoğu zaman hazırladığımız kahvaltıyı kendimiz yiyemiyoruz bile. Hem tarlaya gidiyoruz hem de evdeki tüm yük omuzlarımızda. Evdeki yaşlıların bakımı, çocukların bakımı, temizlik, yemek; her şey kadının sorumluluğunda. Bir de tarlaya gidiyoruz. Eve geliyoruz, yatana dek dinlenme fırsatımız olmuyor.”

    Öztorun, sağlık sorunları yaşasalar dahi çalışmak zorunda kaldıklarını, hiçbir sosyal destek almadıklarını ve hiçbir kadının sigortasının bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Hastalandığımızda dinlenme gibi bir lüksümüz yok. Sağlık sorunlarımız olsa dahi çalışmak zorundayız, tütün işi öyle yarım bırakılamıyor, o gün o iş bitecek. Benim gözümde alerji var, güneşe çıkmamam gerekiyor ama gözüm kızarsa da çalışmak zorundayım, başka alternatifim yok. Devlet satışını yasaklıyor, o zaman üretimine de alternatif bir ürün koysun. Biz sigortasız, güvencesiz çalışıyoruz, ezilen hep kadınlar.”

    “EMEK KADININ, PARA TÜCCARIN”

    Tütün üreticisi kadınlardan Birsen Tunç, tohum ekimiyle başlayıp dikimle devam eden üretim sürecinin uzun ve titizlik isteyen bir emek olduğunu, kadın emeğinin evde başlayıp tarlada devam ettiğini anlattı. Tunç, tütünün dikiminden çapasına, hasadından kurutulmasına ve seçilmesine kadar her yaprağının kadın elinden geçtiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Çocukluğumuz, gençliğimiz hep tütünle geçti, geçiyor. Tütünün tohum aşamasından dikilmesine, çapasına, toplanmasına kadar en çok emeği hem evde hem tarlada çalışarak kadınlar veriyor. Tütünden kazandığımızla hayatımızı sürdürüyoruz, ancak devletin yasağı nedeniyle kazancımızdan da oluyoruz. Tütünü yasaklıyorlar, peki alternatif ne? Zaten sigortasız çalıştığımız için emeğimizin karşılığını alamıyoruz, yasaklardan dolayı da tüccar üreticinin elindekini ucuza almaya çalışıyor. Olan bizlere oluyor. Devlet bizi tüccarların insafına bırakmış.”

    Tunç, devletin tütün satışını yasaklaması durumunda üreticilere alternatif bir iş imkanı sunması gerektiğini vurgulayarak, bölgede kişi başına düşen arazinin 3-4 dönümü geçmediğini, tütünün yerini alacak bir ürün önerilmesi halinde bunu değerlendirebileceklerini söyledi. Tunç’a göre üreticiyi tüccarla baş başa bırakan bu düzen, aslında yasağın yükünü doğrudan üreticinin sırtına yıkıyor.

    “EMEĞİMİZ BOŞA GİTMESİN İSTİYORUZ”

    65 yaşındaki Dilber Yıldız, eskiden hayvancılıkla uğraştıklarını, bugün geçimlerinin tamamen tütüne bağlı olduğunu belirterek, “Çocuklarımız tütünden kazandığımız parayla okuyor, bu parayla evleniyor, geçimini sağlıyor. Biz kadınlar tütünde yoruluyoruz, sağlığımızdan oluyoruz. Tütün satışına gelen yasaklardan dolayı az kazanıyoruz. Devletin yasaklaması olmasa biz halimizden memnunuz, toprağımızda kalıp üretmeye devam edeceğiz. Emeğimiz boşa gitmesin istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MADEM YASAKLIYORLAR, BİZİ EMEKLİ ETSİNLER”

    Ömrünün tütünle geçtiğini söyleyen 70 yaşındaki tütün emekçisi Beyaz Şenses, arazilerinin küçük olması nedeniyle mısır ya da fasulye gibi ürünlerle geçinemeyeceklerini belirtti.

    Şenses,bildikleri işi yaptıklarını ama satamadıklarını kaydederek, “Madem yasaklıyorlar, öyleyse bizi emekli etsinler. Geçimimizi sağlayan tek şey tütündür, devlet yasakladığında kolumuzu kanadımızı kırmış gibi oluyor. Bu yaştan sonra başka bir şey yapacak halimiz yok. Bizi emekli edeceklerse buyursunlar yasaklasınlar” dedi.

    “YA BİZE BİR İŞ VERSİNLER YA DA EKMEĞİMİZE KARIŞMASINLAR”

    Tütünün içine doğduğunu, çocukluğundan beri tütün emekçisi olduğunu belirten Yıldız Tağral, sigortasız çalıştıklarını ve tek geçim kaynağının tütün olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Üç çocuğum var. Onların eğitimi de dahil tüm masraflarımızı geçim kaynağımız olan tütünle sağlamak zorundayız. Yeterince arazimiz yok, kiraya tarla tutuyoruz, tütünü dikiyoruz. Ancak onun da garantisi yok, tütün hastalıklardan kurtulup iyi mahsul verecek mi, alıcılar iyi bir fiyat biçecek mi, hiçbir şeyin garantisi yok. Bu haliyle de devlet yasaklamaya çalışıyor. Biz bu saatten sonra ne yapacağız? Bizim tütünden bildiğimiz başka bir şey yok. Ya bize bir iş versinler ya da ekmeğimize karışmasınlar.”

    “KADININ AYAKTA DURMASI İÇİN KENDİ EKONOMİSİ OLMASI GEREKİYOR”

    13 yıl önce eşini kaybeden, iki çocuk annesi Şehriban Ertürk, 8-9 yıl önce köyüne dönerek tütün üretimiyle hayat mücadelesi verdiğini anlattı. Ertürk, kadının hem evde hem tarlada hem de dışarıda sürekli çalışmak, her şeye göğüs germek zorunda kaldığını vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Kadının ayakta durması için kendi ekonomisinin olması gerekiyor. Ben tütün dikimi için tarlamı hazırlarken 20 bin liralık hayvan gübresi, 20 bin liralık sulama hortumu aldım; ilacı, gübresi derken en az 200 bin lira masraf ettim. Buna rağmen tüccar gelip bedavaya almaya çalışıyor. Biz memleketimizi seviyoruz, toprağımızı işleyip üretim yapmak istiyoruz ama bu şartlarda elimizde hiçbir şey kalmıyor.”

    Ertürk, yıllardır tek başına verdiği mücadeleden süzülen bir öğütle sözlerini tamamladı:

    “Tarlada olsun, dışarıda olsun, her kadın kendi ayakları üzerinde durmalı. Tütün emekçisi kadınlar kendi emeklerinin karşılığını almak için büyük bir çaba gösteriyor ama yasaklarla mücadele ediyor. Bunun duyulmasını istiyoruz.”

    Yeşim Uzun/ ADIYAMAN

  • Mersin’de Rahmi Koç’a tepki: Kürt kadınlarını hedef alan cinsiyetçi ve ayrımcı söylemleri kınıyoruz-VİDEO

    Mersin’de Rahmi Koç’a tepki: Kürt kadınlarını hedef alan cinsiyetçi ve ayrımcı söylemleri kınıyoruz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti, TJA ve Genç Kadın Meclisi, Mersin’de yaptıkları açıklamayla Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef alan sözlerine tepki gösterdi. Açıklamayı okuyan Meral Gültekin, cinsiyetçi ve ayrımcı söylemlerin mizah adı altında meşrulaştırılamayacağını belirterek, başlatılan soruşturmanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    DEM Parti TJA ve Genç Kadın Meclisi, Mersin’de düzenledikleri basın açıklamasında iş insanı Rahmi Koç’un kamuoyuna yansıyan ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadelerine tepki gösterdi. Açıklamayı okuyan Meral Gültekin, söz konusu ifadelerin yalnızca talihsiz bir açıklama olarak değerlendirilemeyeceğini, kadınları aşağılayan erkek egemen zihniyetin ve etnik ayrımcılığı besleyen anlayışın bir yansıması olduğunu ifade etti.

    Gültekin, açıklamada Rahmi Koç’un sözleri kadar bu ifadeleri normalleştiren yaklaşımların da kabul edilemez olduğunu belirterek, özellikle AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’ın olay karşısındaki tutumunu eleştirdi.

    “HEM CİNSİYETÇİ HEM AYRIMCI BİR KARAKTER TAŞIYOR”

    Kadınların yaşamlarını, kimliklerini ve mücadelelerini küçümseyen ifadelerin hiçbir gerekçeyle kabul edilemeyeceğini vurgulayan Gültekin, “Hele ki Kürt kadınlarını hedef alan sözler, hem cinsiyetçi hem de ayrımcı bir karakter taşımaktadır. Kadınları etnik kökenleri üzerinden aşağılamaya çalışan anlayış, toplumsal barışa, birlikte yaşam kültürüne ve kadınların eşitlik mücadelesine zarar vermektedir” dedi.

    “KÜRT KADINLARI ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN ÖZNESİDİR”

    Açıklamada, Kürt kadınlarının yıllardır emek, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesinin en önemli öznelerinden biri olduğu belirtilerek, yaşamın her alanında eşitsizliklere karşı mücadele ettikleri ifade edildi.

    “Kürt kadınlarını aşağılayan her söz, onların tarihsel mücadele birikimine ve toplumsal varlığına yönelik bir saygısızlıktır” denilen açıklamada, kadınların erkek egemen sisteme karşı yürüttüğü mücadelenin hedef alınamayacağı vurgulandı.

    Kadınları aşağılayan söylemlerin “şaka”, “espri” ya da “mizah” adı altında meşrulaştırılmasına karşı çıktıklarını belirten Gültekin, “Cinsiyetçilik mizah değildir. Ayrımcılık mizah değildir. Bir halkı ya da kadınları aşağılamak ifade özgürlüğü değildir” ifadelerini kullandı.

    Açıklamada, bu tür söylemlerin toplumdaki eşitsizlikleri normalleştirdiği ve ayrımcılığı yeniden üreten araçlara dönüştüğü kaydedildi.

    “SORUŞTURMANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Kadın cinayetlerinin ve şiddetin sürdüğü bir dönemde kamusal etkisi bulunan kişilerin kullandıkları dilin daha büyük önem taşıdığına dikkat çekilen açıklamada, ayrımcı söylemlerden uzak durulması ve insan onurunu esas alan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği vurgulandı.

    DEM Parti, TJA ve Genç Kadın Meclisi, kadınlara yönelik her türlü cinsiyetçi söylemin, Kürt halkına yönelik ayrımcı yaklaşımın ve erkek egemen zihniyetin her biçiminin karşısında olduklarını belirterek, Adalet Bakanlığı tarafından başlatılan soruşturmanın sorumlular cezalandırılana kadar takipçisi olacaklarını açıkladı.

    Açıklama, “Kadınların eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam sürmesi için mücadele etmeye; halkların kardeşliğini, eşit yurttaşlığı ve demokratik değerleri savunmaya devam edeceğiz” sözleriyle sona erdi.

    MERSİN/PİRHA

  • Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği’nde dayanışma sofrası-VİDEO

    Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği’nde dayanışma sofrası-VİDEO

    PİRHA-  Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği, kadınları bir araya getiren bir kahvaltı etkinliği düzenledi. Dayanışma ruhuyla organize edilen etkinlikte, katılımcılar kendi hazırladıkları yiyecekleri paylaşarak ortak bir sofra kurdu.

    İzmir’in Çiğli ilçesi Şirintepe Mahallesi’nde faaliyet gösteren Güzeltepe Kadın Dayanışma Derneği, kadınları bir araya getiren bir kahvaltı etkinliği düzenledi.

    Dernek çatısı altında buluşan kadınlar, evde ve iş yerinde yaşadıkları eşitsizlikleri dile getirerek dayanışmanın önemine vurgu yaptı. “Kendimizi eve kapatmayalım” diyerek bir aradalığın gücüne işaret eden katılımcılar, birlik ve beraberliği pekiştirmek adına her ay düzenli olarak bir araya gelme kararı aldı.

    GELECEK DÖNEM İÇİN YENİ PROJELER

    Dernek Başkanı Ezgi Özer, geçmiş dönem faaliyetlerini değerlendirerek yeni dönem için kolektif bir çalışma programı önerdi. Kadınlardan gelen talep ve öneriler doğrultusunda şu kararlar alındı:

    “Halk oyunları çalışmalarının başlatılması.

    Çocuklar için İngilizce kursları düzenlenmesi. Mahallede uyuşturucuyla mücadeleye dikkat çekmek amacıyla bir yürüyüş organize edilmesi.”

    Ayrıca sofrada yer verilen Antakya Rihen Kadın Kooperatifi’nin ürünleri büyük ilgi gördü; söz konusu ürünlerin satışının dernek üzerinden devam edeceği belirtildi. Çocuklar da kendileri için ayrılan alanda keyifli vakit geçirdiler.

    Kolektif bir emeğin öneminin vurgulandığı etkinlik, yapılan değerlendirmelerin ardından sona erdi.

    PİRHA – İZMİR

     

  • Vartolu kadınlar toprakları için nöbette: Sonuna kadar karşıyız-VİDEO

    Vartolu kadınlar toprakları için nöbette: Sonuna kadar karşıyız-VİDEO

    PİRHA-Varto’da yürütülen Jeotermal Enerji Santrali (JES) karşıtı nöbet eylemine katılan kadınlar, direnişin sesi oldu: “Bugüne kadar bize hizmet getirmeyenler, şimdi gelip doğamızı zehirleyemez. Biz siyaset değil, memleket savunması yapıyoruz.”

    Muş’un Varto ilçesinde yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı bölge halkının başlattığı kararlı nöbet eylemi dalga dalga büyüyor. Projenin doğaya, tarım alanlarına ve su kaynaklarına zarar vereceğini belirten köylülerin kurduğu direniş çadırı, metropollerden ve yurt dışından gelen kadınların katılımıyla daha da güçlendi. Var olan nöbet eylemine dahil olarak direnişin en ön safına geçen kadınlar, “Buraları terk edip gitmeyeceğiz” diyerek doğa talanına karşı seslerini yükseltti.

    Doğup büyüdükleri topraklara sahip çıkmak için nöbet alanında yer alan kadınlar, kararlılıklarını şu sözlerle dile getirdi

    “SUYUMUZUN ZEHİRLENMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Sevim Güneşer, çocukluğunun, gençliğinin ve evliliğinin bu topraklarda geçtiğini belirterek nöbet alanından projeye imza atanlara şöyle tepki gösterdi:

    “Biz bu köyün kadınıyız, burada doğup büyüdük. Kendi topraklarımızın bozulmasını, satılmasını istemiyoruz. Börtü böcek, toprak, her şey bizimdir ve değişmemesi lazım. Suyumuzun zehirlenmesini, meyve ağaçlarımızın kurumasını istemiyoruz. Eğer bu proje yapılırsa yarın ne bostan ekebiliriz ne de topraklarımızı ekip biçebiliriz.”

    “ŞEHİRDE NEFESSİZ KALIYORUZ BURASI BİZİM NEFESİMİZ”

    Geçmişte yaşanan 1966 Varto Depremi’ni hatırlatan Güneşer, devletin ve şirketlerin o dönemde halkı yalnız bıraktığını vurgulayarak, “O depremde büyük kayıplar oldu, her yer harabeye döndü. O zaman bir katkıları, bir yatırımları olmadı. İnsanlar kendi imkanlarıyla köylerini yeniden kurdu, doğasına sahip çıktı. Şimdi gençlerimiz bu topraklara böyle sahip çıkmışken, buranın bozulmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Metropol hayatının boğuculuğundan kaçıp köylerinde nefes aldıklarını söyleyen Güneşer, şöyle devam etti:

    “Metropollerde kalıyoruz ama hep ‘Ne zaman toprağımıza, kentimize döneceğiz’ özlemini yaşıyoruz. Şehirlerde nefessiz kalıyoruz, buraya geldiğimizde nefes alıp mutlu oluyoruz. Sabrımız açılıyor. Lütfen sesimizi kesmesinler. Biz siyaset yapmıyoruz, sadece toprağımıza ve kentimize sahip çıkıyoruz. Bu şirketlerin paraya da toprağa da gözü doymaz. Biz nerelere gidelim? Taşımızın, ağacımızın yerinin değiştirilmesine izin vermeyeceğiz.”

    “ELİMİZDE BİR TEK KÖYÜMÜZ VAR ONU DA VERMEYİZ”

    Nöbete destek vermek için çadır alanına gelen Kadriye Kızıltepe ise köylerine olan bağlılıklarını şu cümlelerle özetledi:

    “Köyümüzü ve doğamızı seviyoruz, bu projeyi kesinlikle istemiyoruz. Destek amaçlı geldim. Ne kadar şehirde yaşarsak yaşayalım, hepimiz burada doğduk, büyüdük. Annem kışın şehirde kalsa da çoğunlukla buraya geliyor. Biz köy insanıyız. Elimizde bir tek köyümüz var onu da elimizden alırlarsa hiçbir şeyimiz kalmayacak. O yüzden sonuna kadar karşıyız.”

    “ALMANYA’DAN MEMLEKETİNE DESTEK ELİ”

    Projenin durdurulması için gurbetten gelerek köylülerin başlattığı eyleme dahil olan Aysel Güneşer de halkın yanında olduğunu belirtti. Dedelerinin mirasına sahip çıkacağını söyleyen Güneşer, “Almanya’dan bu direnişe destek olmak için geldim. Doğamızı korumak istiyoruz. Bu topraklar, bu yerler bize dedelerimizin mirasıdır. Kesinlikle topraklarımıza kimsenin zarar vermesini istemiyoruz. Sonuna kadar halkımızın yanındayız” diyerek mücadelenin dayanışmayla büyüyeceğini vurguladı.

    Vartolu kadınlar, köylülerin başlattığı JES karşıtı nöbet eyleminin tamamen iptal kararı gelene kadar büyüyerek devam edeceğini belirterek kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.

    Nuray ATMACA/VARTO

  • Almanya Alevi Kadınlar Birliği Kampı: Dayanışma ve örgütlenme vurgusu-VİDEO

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği Kampı: Dayanışma ve örgütlenme vurgusu-VİDEO

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nin düzenlediği Kadın Kampı’nda siyaset, Alevi inancı, göçmen kadınların sorunları, hukuk, psikoloji ve dayanışma başlıkları ele alındı. Kadınların örgütlü mücadelesinin büyütülmesi ve Alevi kurumlarında eşit temsiliyeti güçlendirme çağrıları öne çıktı.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından 16-17 Mayıs tarihlerinde Almanya’nın Koblenz kentinde bulunan Koblenz Cemevi’nde düzenlenen Kadın Kampı, Almanya’nın farklı kentlerinden gelen çok sayıda kadının katılımıyla gerçekleştirildi. İki gün süren programda siyaset, Alevi inancı, göçmen kadınların sorunları, psikoloji, hukuk ve dayanışma başlıkları ele alınırken, kadınların örgütlü mücadelesinin güçlendirilmesi yönünde önemli mesajlar verildi.
    Programın açılışı AABF NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Arslan Ana’nın okuduğu gulbeng ile başladı.
    Açılış bölümünde konuşan Almanya Alevi Kadınlar Birliği yöneticileri ve kadın kurum temsilcileri, kadınların toplumsal yaşamın her alanında eşit ve özgür bir şekilde var olmasının önemine dikkat çekti.
    Ardından Gustavsburg Cemevi Eşbaşkanı Funda Likoğulları’nın moderatörlüğünü üstlendiği panel bölümüne geçildi.

    SİYASETTE KADININ ROLÜ

    “Kadın ve Siyaset” başlıklı ilk panelde 24. Dönem Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, CHP İzmir Milletvekili Sevda Kılıç konuşma yaptı.

    Gültan Kışanak, Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından düzenlenen Kadın Kampı’nda yaptığı konuşmada kadınların toplumsal yaşamın her alanında özne haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Kadınların erkek egemen sistem tarafından belirlenen sınırlar içerisinde tutulduğunu belirten Kışanak, eşit ve demokratik bir gelecek mücadelesinde kadınların söz sahibi olması gerektiğini söyledi.
    Kadınların tarih boyunca erkek egemen zihniyetin çizdiği rota içerisinde hareket etmeye zorlandığını ifade eden Kışanak, kadın mücadelesinin temel hedefinin yaşamın her alanında kadınları yeniden söz ve karar sahibi yapmak olduğunu dile getirdi.
    Alevi kurumları içerisindeki kadın çalışmalarını da değerlendiren Kışanak, cemevleri ve Alevi örgütlerinin yürüttüğü kadın mücadelesini önemli bulduğunu ifade etti. Kadınların örgütlü mücadelesinin büyümesinin toplumsal dönüşüm açısından belirleyici olduğunu vurgulayan Kışanak, Almanya’daki Alevi kadın örgütlenmesinin güçlü bir örnek oluşturduğunu söyledi.
    Yüksel Mutlu, Alevi kadınların kimlik, özgürlük ve inanç ekseninde yürüttüğü mücadeleye dikkat çekti. Mutlu, kadınların Alevilik içindeki gerçek bilgiye ne kadar sahip olduğunu sorgulaması gerektiğini belirterek, özgürlük kavramının yeniden tartışılması çağrısında bulundu.
    Mutlu, kadınların hem inanç alanında hem de toplumsal yaşamda daha güçlü söz sahibi olması gerektiğini belirterek, örgütlü kadın mücadelesinin büyütülmesinin önemine dikkat çekti.

    ALEVİ İNANCINDA KADIN KİMLİĞİ VE KADIN OZANLARIN TARİHSEL ROLÜ

    Ardından sanatçı Mercan Erzincan Alevi inancında kadın kimliği ve kadın ozanların tarihsel rolü konusunda bir sunum yaptı. Erzincan, kadınların Alevi kültürü ve müziği içerisindeki yerine ilişkin yaptığı konuşmada, bağlamanın yalnızca bir müzik aleti değil, aynı zamanda kültürel hafızanın ve ortak yaşamın önemli bir parçası olduğunu söyledi.

    Kadınların kültürel üretimin merkezinde yer almasının önemine dikkat çeken Erzincan, özellikle genç kuşakların sazla, deyişlerle ve Alevi kültürüyle buluşturulması gerektiğini ifade etti.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNDE KADININ GÖRÜNÜRLÜĞÜ
    Devam eden oturumlarda Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Leyla Solmaz, Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Özgür Demir, NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Arslan, AABK önceki Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, AABF Genel Saymanı Melek Şahin ve Gazeteci Elif Sonzamancı konuşmalar gerçekleştirdi.

    Özgür Demir, Alevi toplumunda kadınların hala eşit bir konumda olmadığını belirterek, özgürlük mücadelesinin örgütlü bir şekilde büyütülmesi gerektiğini söyledi.
    Kadınların hem yaşadıkları toplumlarda hem de kendi inanç kurumları içerisinde cinsiyetçilikle karşı karşıya kaldığını ifade eden Demir, eşitliğin olmadığı bir yerde özgürlük mücadelesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
    Konuşmasında Alevi inancındaki kadın anlayışına da değinen Demir, Alevilik öğretisinin özünde kadın-erkek eşitliğinin bulunduğunu ancak bunun kurumlarda tam anlamıyla hayata geçirilemediğini söyledi.
    “Canın cinsiyeti yoktur” diyen Demir, Alevi öğretisinde eşitliğin yalnızca bir temenni değil, yaşamın temel ilkesi olduğunu ifade etti. Hacı Bektaş Veli’nin “Kadın erkek farkı yoktur, eksiklik senin görüşlerindedir” sözünü hatırlatan Demir, bu yaklaşımın bir sistem tarif ettiğini belirtti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN KENDİNİ YENİLEYEN BİR MÜCADELE HATTINA İHTİYACI VAR”

    Leyla Solmaz, Alevi örgütlenmesinin sürekli gelişen ve kendini yenileyen bir mücadele hattına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Solmaz, geçmiş yıllardaki güçlü örgütlenme ruhunun korunması ve yeni kuşaklara aktarılması gerektiğini vurguladı.
    Kadın örgütlenmesinin güçlenmesinin Alevi toplumunun demokratikleşmesi açısından da belirleyici olduğunu belirten Solmaz, mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.
    Nejla Arslan Ana, Alevilikte kadın meselesinin yalnızca bir eşitlik tartışması olmadığını, bunun aynı zamanda hakikatin fark edilmesi meselesi olduğunu söyledi.
    Alevi inancında insanın cinsiyetiyle değil, “can” anlayışıyla ele alındığını vurgulayan Arslan, kadın ve erkeğin birbirinden üstün ya da eksik görülmediğini ifade etti. Dünyanın birçok yerinde kadınların hala eşitlik mücadelesi verdiğini belirten Arslan, Alevilikte ise kadının hakikatin merkezinde yer aldığını söyledi.

    “CAN” SÖYLEMİ ÜZERİNDEN KADIN SORUNLARININ GÖRÜNMEZ KILINMASI

    Nevin Kamilağaoğlu, kadın mücadelesi ve Alevi toplumunda kadınların yaşadığı eşitsizliklere ilişkin yaptığı değerlendirmede, inançta dile getirilen eşitlik anlayışının yaşamın pratiğinde yeterince karşılık bulmadığını söyledi.
    Kadınların hala ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığını belirten Kamilağaoğlu, yalnızca “can” söylemi üzerinden kadın sorunlarının görünmez kılınmasına karşı eleştirilerde bulundu.

    Melek Şahin, kadınların yaşadığı görünmeyen duygusal yük ve manevi dayanışmanın önemine dikkat çekerek, güçlü görünmenin her zaman güçlü hissetmek anlamına gelmediğini söyledi.

    Elif Sonzamancı, kadının Alevilikteki yerinin günümüzde önemli ve popüler bir araştırma alanı haline geldiğini söyledi. Sonzamancı, inançsal ve toplumsal zeminde kadını merkeze alan yaklaşımın Aleviliği önemli bir noktaya taşıdığını belirtti. Alevi inancının kadını merkeze alan bir yaklaşım tarif ettiğini ifade eden Sonzamancı, buna rağmen günümüzde kadının Alevi toplumundaki yerinin ve öneminin yeniden sorgulanır hale geldiğine dikkat çekti.

    Alevi inancında sosyal yaşamın bireysellikten çok kolektif üretim ve paylaşım üzerine kurulduğunu belirten Sonzamancı, rızalık temelinde şekillenen toplum yapısının demokratik katılımın tarihsel bir biçimi olarak da okunabileceğini söyledi.

    GÖÇMEN KADINLARIN KARŞILAŞTIĞI HUKUKSAL SORUNLAR

    Hukukçu ve Göçmen Kadın Hakları Uzmanı Dr. Esma Çakır Ceylan, göçmen kadınların karşılaştığı hukuksal sorunlar üzerine sunum yaptı. Kadınların sosyal haklara erişimi, şiddet karşısında hukuki destek mekanizmaları ve dayanışma ağlarının önemi vurgulandı.
    Ardından Prof. Dr. Aslı Aydın Özdemir, kadın, yasa ve psikoloji ilişkisi üzerine bir sunum gerçekleştirdi.

    WORKSHOPLARDA ORTAK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ TARTIŞILDI

    Programın ikinci bölümünde katılımcılar dört ayrı çalışma masasında bir araya geldi. “Alevi kurumlarında kadın”, “Göçmen kadınlar ve hukuksal haklar”, “Manevi destek ve dayanışma” ile “Kadın, yasa ve psikoloji” başlıklı workshoplarda kadınların yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri tartışıldı.

    Etkinliğin sosyal program bölümünde sanatçı Gülcan Yalnız sahne aldı.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Piyasa eğitimine karşı annelerin dayanışma çatısı: Kent 2 Cemevi-VİDEO

    Piyasa eğitimine karşı annelerin dayanışma çatısı: Kent 2 Cemevi-VİDEO

    İzmir’in Menemen ilçesinde fahiş dershane fiyatları karşısında çocuklarının eğitimi için endişelenen anneler, aradıkları güvenli ve nitelikli eğitimi PSAKD Kent 2 Cemevi’nde buldu. Mikrofon uzattığımız kadınlar hem dışarıdaki fiyatlara isyan etti hem de cemevinde kurulan o sıcak aile ortamını, o keyifli sohbeti bizimle paylaştı.

    İzmir’in Menemen ilçesine bağlı PSAKD Kent2 Cemevi Şubesi’nde hem eğitim hem de meslek edinme kursları veriliyor. Çocuklarını eğitim için getiren kadınlar, cemevinde verilen kursların önemli olduğuna dikkat çekerek, dışarıda dershane fiyatlarına isyan etti.

    Cemevinde hafta sonları çocuklar için açılan Fen, Matematik ve İngilizce kursuna ilgi yoğunken hafta içi ise meslek edinme kursları veriliyor. Kurslara bölgede bulunan Aleviler ve diğer inançlardan herkes çocuğunu getiriyor.

    Cemevine girerken bahçesinde açan rengarenk güller insanın içini ısıtıyor. Hafta sonu olması dolayısıyla elinde lokmasıyla gelen de var çocuğunun elinden tutup kursa getiren de….

    Cemevinin girişinde bizi karşılayan güler yüzlü bir grup kadınla harika bir sohbete koyuluyoruz. Hepsi burayı o kadar benimsemiş ki; adeta evleri gibi çay, kahve içip bazen de yemek bile yapıp birlikte yiyorlar. Bu sıcak ortamda kadınlarla başladığımız muhabbette ilk olarak “Dershane fiyatları çok pahalı” diye başlıyorlar yakınmaya.

    “BURASI SAYESİNDE OĞLUM MATEMATİK DERSİNDE BAYA İLERLEDİ”

    Dört yıldır bu kapıdan içeri giren Nesibe Çay, cemevinde bulunan eğitim kursuna çocuğunu getiriyor. Cemevinde verilen Matematik, Fen ve İngilizce kursuna hafta sonları gelen Çay, cemevinde verilen eğitimden çok memnun. Çay, duygularını ve memnuniyetini şu sözlerle paylaşıyor:

    “Kurslarımız gayet güzel. Öğretmenimizden de çok memnunuz. Burası sayesinde oğlum matematik dersinde baya ilerledi.”

    Son dönemlerde okullarda artan şiddet olaylarına da değinen Çay, cemevlerinin bu konuda güvenilir olduğunun altını çiziyor.

    “CEMEVLERİ İBADETHANE SAYILSIN”

    Sohbetimiz derinleştikçe, annelerin hem çocuklarının geleceği için verdikleri mücadeleye hem de cemevlerinin toplumdaki yerine dair taleplerine tanıklık ediyoruz. Aysel Çoban ise söze doğrudan “Dershane fiyatları çok pahalı” diye başlayarak yakınmasını dile getiriyor.

    Çocuğunun eğitimine destek olmak için cemevinde açılan eğitim kursuna geldiğini belirten Çoban, güvenle çocuğunu getirdiğini ve verilen eğitimin nitelikli olduğunun altını çizerek, herkese katılım çağrısı yaptı. Öte yandan cemevinde çeşitli etkinliklerin gerçekleştirildiğini belirten Çoban, haklı bir talebi de şu sözlerle gündeme getiriyor:

    “Cemevleri ibadethane sayılsın.”

    “CEMEVİNE GÜVENLE GELİP GİDİYORUZ”

    Helin Bal da tıpkı Nesibe Hanım gibi tam 4 yıldır çocuğunu eğitim kursuna getirenlerden. Eğitimin hayati önemine değinen Bal, buradaki o sıcak bağları şu cümlelerle özetliyor:

    “Buraya güvenle gelip gidiyoruz. Cemevi yönetiminden ve öğretmenlerimizden çok memnunuz. Burada aile ortamı oluşturduğumuz bir yer.”

    Cemevinde sadece dersler değil, hayatın her rengi var. Matematik, Fen, İngilizce kurslarının yanı sıra boyama atölyesi ve dikiş nakış atölyesi de aktif olarak çalışıyor. Kadınların meslek edinmesi için kursların önemine değinen Bal, pastacılık kursunun da açılması için taleplerin geldiğini söyledi. Kent 2 bölgesinde yaşayan tüm komşularına da çağrıda bulunan Bal, “Cemevlerine gelip gitsinler. Cemevlerimize sahip çıkalım” dedi.

    Bu samimi sohbetin sonunda mikrofonu devralan Derya Esmek ise cemevinde güzel dostluklar ve arkadaşlıkların edindiğini söyledi. Esmek, kadınların sosyalleşebileceği, birbirine güç vereceği bir ortamın olduğunu belirtti.

    Semra ACAR /İZMİR

     

     

  • Vartolu kadınlardan JES’e karşı direniş çığlığı: Başımız gitse bile vazgeçmeyiz-VİDEO

    Vartolu kadınlardan JES’e karşı direniş çığlığı: Başımız gitse bile vazgeçmeyiz-VİDEO

    PİRHA – Varto’da yapılması planlanan JES projesinin doğaya ve yeraltı sularına zarar vereceğini söyleyen Vartolu kadınlar, “Başımız gitse bile biz mücadelemizden, doğamızdan vazgeçmeyeceğiz” dediler. 

    Varto’da 20 Mayıs’ta ilk sondaj çalışması planlanan Jeotermal Enerji Santrali’ne ilişkin halkın kaygıları giderek artıyor. 3 Mayıs’tan bu yana eylem çadırında nöbet tutan köylülerin mücadele kararlılığı ise sürüyor.

    “ATALARIMIZ BAŞ EĞMEDİ BİZDE EĞMEYİZ”

    Bölgede yaşamını sürdüren kadınlar JES projesinin yaşam alanlarına zarar vereceğini belirtti. Kadınların kaygıları giderek artarken, “Atalarımız nasıl ki bu vatan için başını eğmedi bizde toprağımız için başımızı eğmeden mücadelemize devam edeceğiz” dediler.

    Köyleri ve yaşamını sürdürdükleri toprakları için çağrı yapan kadınlar, “Canımızı, ciğerimizi onlara vermeyiz. Başımı keserim ama yine de vermem” dedi.

    Bu toprakların atalarından, dedelerinden kaldığını belirten kadınlar, “Biz nereye gideceğiz. Bu topraklar bizim” diyerek tepki gösterdi. Köyde hayvancılık yaparak yaşamını sürdürdüklerini kaydeden kadınlar, “Elimizdeki üç beş hayvanı da satarsak ne yer ne içeriz. Bizim geçim kaynağımız bunlar. Bizim evlerimiz burada, nereye gideriz” dedi.

    Son olarak kadınlar kadim inanç yerleri olan Alevi ziyaretlerinin arkalarında olduğunu, onları koruyacaklarını belirtti. Kadınlar hep beraber dua etti.

    HABER MERKEZİ

  • HDK İzmir’de coşkulu bir buluşma gerçekleştirdi – VİDEO

    HDK İzmir’de coşkulu bir buluşma gerçekleştirdi – VİDEO

    PİRHA – HDK’nin İzmir’de düzenlediği konserde söz alan Sebahat Tuncel, “Bu yeni dönemi inşa edecek olan bizleriz. Ama devleti de adım atmaya zorlamak bizim görevimiz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisleri, Tevgera Jinên Azad(TJA) Aktivisti Sebahat Tuncel, HDK Eş Genel Sözcüsü Ali Kenanoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı Babetna ve Dodan’nın da sahne aldığı “Halklar bir arada” şiarıyla Bornova Aşık Veysel Açık Hava Tiyatrosu’nda konser düzenledi.

    Konser saygı duruşu ve Rojin Kabaiş Futbol Turnuvasına katılan takımlara Barış Anneleri tarafından zeytin fidanı verilmesiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan HDK İzmir Eş Sözcüsü Vezan Karabulut Barış Anneleri ve tüm kadınların Anneler Günü’nü kutladı.

    ‘YENİ DÖNEMİ İNŞA EDECEK OLAN BİZLERİZ’

    Sebahat Tuncel de Barış Annelerine gül verdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı selamlayarak konuşmasına başlayan Sebahat Tuncel, “Annelerimiz en güzel yaşamı hak ediyor. Barış Anneleri, annelerimiz Kürt halkının eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin hep bir parçası oldular. Hep direnişin en ön saflarında oldular. Onlar o yüzden sadece anne değil, aynı zamanda devrimci bir kadın olarak buradalar. Savaşın, çatışmanın son bulması, barışın inşa olabilmesi için gerekli hukuki ve siyasi adımları atmak devletin görevi. Biz nasıl yaşamak istiyorsak geleceğimizi öyle örgütleyeceğiz. Çok soru soruyorlar sokakta bize. Bu devlete güven olur mu? AKP’ye güven olur mu? Bu sürecin geleceği ne olacak? Peki bir yıl geçti arada hala adım atmıyorlar. Ne olacak diye çok soru soruluyor. Ben de hep şunu söylüyorum; siz nereye bakıyorsunuz bu soruları sorarken? Devlete bakıyorsunuz. Devlete güven olur mu? olmaz. Bunu en iyi kim bilir? Kadınlar bilir. En iyi kim bilir? Kürt halkı bilir. Dolayısıyla mesele devlet değil. Kime bakacağız? Demokrasi için, özgürlük için, mücadele eden, eşitlik için mücadele eden halklara bakacağız. O açıdan kendimize bakacağız. Nasıl yaşamak istiyoruz sorusuna vereceğimiz cevapla alakalı bu durum. Bu yeni dönemi inşa edecek olan bizleriz. Ama devleti de barışa zorlamak, devleti de adım atmaya zorlamak bizim görevimiz. Ne demişler? Hak verilmez alınır. Biz şimdiye kadar hep bunu öğrendik” ifadelerini kullandı.

    ‘VARTO’YA VE KARLIOVA’YA SELAM OLSUN’

    Sonrasında konuşan Ali Kenanoğlu ise halkın iktidara güvenmediğini söyledi. Halkların başka dertleri olduğunu aktaran Kenanoğlu, “İnsanların doğaları talan ediliyor, suları kirletiliyor, ormanları yakılıyor, yıkılıyor. Madenler, JES’ler, GES’ler, HES’ler bütün bunlarla doğa tahrip ediliyor. Ve bunu İzmir’de çok yakından biliyoruz. Vartolular büyük bir mücadele yürütüyor. Selam olsun Varto’ya ve aynı şekilde Bingöl Karlıova’ya da selam olsun. Büyük bir mücadele yürütülüyor. Doğamızı, toprağımızı, yaşam alanlarımızı korumak için yapılıyor bunlar. Ve bunların hepsi savaşla ve barışla doğrudan alakalı şeyler. Canların toprağa düştüğü bir yerde, kanın aktığı bir yerde sizin ormandan, dağdan, tepeden, börtüden, böcekten konuşma imkanınız elinizden alınıyor. O anlamıyla bu ülkede ne kadar karanlık iş varsa, ne kadar kirli iş varsa bunları hep savaş dönemlerinde ve çatışmanın en yoğun olduğu dönemlerde gerçekleştirdiler. Biz bu topraklarda kalıcı olarak barışın hakim olmasını ve artık bizlerin de doğasına, çevresine sahip çıkan tıpkı Varto’lular gibi, tıpkı Karlıovalılar gibi mücadele ederek oralara göz diken sermayedarları, oraya göz diken o para hırsına bürünmüş şirketleri def etmek, uzaklaştırmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

    Konser Babetna ve Dodan’ın şarkılarını söylemesi ve halaylarla son buldu. PİRHA/İZMİR

     

  • Üreten kadınların JES isyanı: Bizi şehirlere mahkum edemezsiniz-VİDEO

    Üreten kadınların JES isyanı: Bizi şehirlere mahkum edemezsiniz-VİDEO

    PİRHA- Muş’un Varto ilçesinde yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı bölge halkı, özellikle de üretici kadınlar seslerini yükseltmeye devam ediyor. Hayvancılığın ve yerel inanç merkezlerinin (ziyaretlerin) tehlike altında olduğunu belirten Vartolular, projeye karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

    “BU YAŞTAN SONRA BİZİ ŞEHRE MAHKUM ETMEYİN”

    Varto’da geçimini hayvancılıkla sağlayan Güler Yurdusev Gedik, JES’in bölgedeki ekolojik dengeyi bozarak temel geçim kaynaklarını yok edeceğini ifade etti. Gedik, yaşam alanlarını savunma kararlılığını şu sözlerle dile getirdi:

    “Burada hayvancılık yapıyoruz. JES yapılırsa havamız, suyumuz ve doğamız kirlenecek. Biz bu yaştan sonra tekrar şehirlere gidemeyiz; biz burada yaşamaya alışmışız. Doğamızı korumak, üretimimizi ve kimliğimizi korumaktır.”

    “ZİYARETLERİMİZ VE TOPRAKLARIMIZ KUTSALIMIZDIR”

    Bölgenin manevi değerlerine ve toplumsal hafızasına dikkat çeken Ziynet Işık, JES projesinin sadece doğaya değil, kültürel mirasa da bir saldırı olduğunu vurguladı. Işık, dayanışmanın önemine dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “JES istemiyoruz. Burada ziyaretlerimiz var bu topraklar bizim. Kimse burayı elimizden alamaz. Eğer hep beraber, omuz omuza bir mücadele yürütürsek bu haklı mücadeleyi kazanırız.”

    VARTO HALKI DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYOR

    Projeye karşı çıkan vatandaşlar, JES’in yeraltı sularını kirleteceği ve bölgedeki meraları kullanılamaz hale getireceği konusunda uyarıda bulunuyor. Vartolu kadınlar, topraklarını terk etmemek ve temiz bir geleceği savunmak için tüm kamuoyunu destek vermeye davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • DAD’lı kadınlardan Newroz çağrısı: Onurlu barış ve demokratik yaşam için Yenikapı’dayız-VİDEO

    DAD’lı kadınlardan Newroz çağrısı: Onurlu barış ve demokratik yaşam için Yenikapı’dayız-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) bünyesindeki kadınlar, Newroz’a ilişkin yaptıkları açıklamada inanç özgürlüğü, anayasal eşitlik ve demokratik bir yaşam talebiyle Yenikapı’daki alanda buluşma çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyesi kadınlar, yaklaşan Newroz kutlamaları kapsamında açıklama yaparak, pazar günü Yenikapı’da gerçekleştirilecek alanda bir araya gelme çağrısı yaptı. Yapılan çağrıda, inanç özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması, onurlu bir barışın tesis edilmesi ve gerçek bir demokrasi talebi vurgulandı. DAD’lı kadınlar, Newroz’u “Nevroz Pîroz be” mesajıyla kutlayarak tüm yurttaşları alana davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • Saraçhane Parkı’nda Kadın Buluşması: 8 Mart’ta alanlarda olalım!-VİDEO

    Saraçhane Parkı’nda Kadın Buluşması: 8 Mart’ta alanlarda olalım!-VİDEO

    PİRHA- Kadınlar, Saraçhane Parkı’nda açıklama yaparak, kadınları 8 Mart’a çağırdı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla gerçekleştireceği etkinliklerin startını İstanbul Fatih’te Saraçhane Parkı’nda verdi. “İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı örüyoruz” şiarıyla gerçekleştirilen etkinliğe çok sayıda kadın katıldı.

    DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, yapmak istedikleri yürüyüşün polislerce kurulan barikatlarla engellendiğini belirterek, “Bugün kadınları katledenlerle kadınların dayanışmasına barikat kuranların zihniyetleri aynıdır” dedi.

    Ortadoğu’da baskılara rağmen kadınların direndiğini ifade ederek, “Afganistan’da Taliban’a karşı İran’da Molla rejimine, cezaevinde, Suriye’de Kürt, Arap, Alevi kadınlar direniyor. Rojavalı kadınlar direniyor ve yeni bir yaşam modeli örüyoruz. Rojava’da direnen kadınlar örnek oluyor. Orada direnen kadınlara yönelik saldırılar tüm kadınlara yöneliktir. Orada kadınların saç örgülerini sosyal medyada paylaştı. Ama saçını ören kadınların dayanışması yükseldi. AKP iktidarı da saçını ören kadınları gözaltına aldı. Biz kadınlar kendimize ait bir ülkeyi inşa edeceğiz. Tüm halkların anadilleriyle eşit olduğu yani demokratik bir ülkeyi kuracağımızın sözünü veriyoruz” diye konuştu.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili ve Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Kezban Konukçu, DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu ve Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Didem Betül Göçer de 8 Mart’ta dayanışma ile alanları dolduracaklarını belirterek, tüm kadınları alanlara çağırdılar.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    İzmir’de binlerce kadın ‘Barış’ için mücadele edeceğiz’ mesajı verdi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle Alsancak sokaklarını dolduran kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, emek sömürüsüne ve görünmezliğine, “Aile Yılı” ilanına karşı seslerini yükselterek “Barış için dayanışma ve mücadeleye devam” mesajı verdi.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İzmir’de alana çıkan kadınlar, şiddete, yoksulluğa, eşitsizliğe ve savaşa karşı ses çıkardı. Kadınlar, her alanda dayanışma ve mücadeleyi büyüteceklerini belirtti.

    İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde Penguen Kitabevi önünde bir araya gelen kadınlar, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüdü.

    “Eşit özgür güvenceli bir yaşamdan vazgeçmiyoruz” yazılı pankartları taşıyan kadınlar sık sık “Jin jiyan azadî”, “Jin şer na wxazin aşitiye du cazin”, “Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Rojin Kabaiş ölümsüzdür” sloganlarını attı.

    Yürüyüşe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk da katıldı.

    Basın açıklamasının Türkçesini Pınar Çetin, Münevver Yalınız, Mine Akbaba ve Ruken Emektar; Kürtçesini ise Ruken Yılmaz okudu.

    Kadınlar geleneksel kıyafetleri, renkleri ve zılgıtlarıyla yürüyüşe katıldı.

    “AİLE YILI İLANI, MESEM’LERLE ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜRÜSÜ”

    Açıklamada, 12. Kalkınma Planı’nın parçası olan “Aile Vizyon Belgesi”nin, “aile ve iş yaşamının uyumu” adı altında kadınları “kutsal aile” içine kapatmayı, ucuz ve güvencesiz işlere mahkûm etmeyi amaçladığı belirtildi. İktidarların dünya genelinde kadınların görünmeyen bakım emeğinden yılda 10,8 trilyon dolar kâr elde ettiği vurgulandı. Türkiye’de “Aile Yılı” ilan edildiği hatırlatılarak, açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Eğitim Bakanlığı MESEM projeleri adı altında çocukları işçileştiriyor, güvencesiz çalıştırılan çocukların ölümüne neden oluyor. Ataerkil kapitalist sistem, neoliberal politikalarla derinleşen yoksulluğu erkek-devlet şiddeti ile yönetmeye çalışıyor. Hane gelirine destek olmak isteyen kadınların emeği, parça başı iş adı altında patronlar ve büyük şirketler tarafından sömürülüyor.”

    “SORUMLU ÇALIŞMA BAKANLIĞI”

    Kadınların açlık sınırının altında çalıştırıldığı, sendikal haklarının keyfi biçimde engellendiği, taciz, şiddet ve mobbinge maruz bırakıldığı vurgulanan açıklamada; Temel Conta, Digel, TPI, Şık Makas ve birçok işyerinde kadın işçilerin direnişlerinin sürdüğü belirtildi. Zara’nın taşeron firması olan Dilovası’ndaki bir fabrikada yaşanan patlamada 3 çocuk ve 3 kadının katledildiği hatırlatılarak şöyle denildi: “Birkaç bina ötesinde İş-Kur binası bulunan, defalarca şikâyete rağmen kapısına gidilmeyen fabrikada yaşanan bu cinayetin sorumlusu, işçilerin güvenliği için önlem almayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı ve iktidardır. Eşit işe eşit ücret ve sendikalı çalışma hakkı için mücadeleyi de dayanışmamızı da büyütüyoruz.”

    “KADINA GÜNDE SADECE 51 KURUŞLUK BÜTÇE”

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çocuk yaşta evlilikler için teşvik verirken, kadınların güçlendirilmesi için günlük yalnızca 51 kuruş ayırdığı kaydedildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Nafaka hakkımıza göz diken iktidar; Diyanet’in fetvaları ile hayatlarımızı, bedenlerimizi tahakküm altına alan politikalarını, erkek şiddetini ve çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Medeni haklarımıza, miras hakkımıza saldırıyor.”

    “ATK RAPORU KADINLARIN MÜCADELESİYLE AÇIKLANDI”

    Gülistan Doku’nun faillerinin bulunmadığı, Narin Güran’a ne olduğunun açıklanmadığı, Rojin Kabaiş katliamının “şüpheli ölüm” denilerek kapatılmaya çalışıldığı vurgulanan açıklamada, “Kadınların mücadelesi sonucunda, Rojin’in ölümünden tam bir yıl sonra Adli Tıp Kurumu raporlarında Rojin’in üzerinde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğu açıklandı” denildi.

    “ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİ YÜZDE 96 ARTTI”

    “Aile Yılı” ilanının ardından 2025’in ilk on ayında 235 kadın katledildiği, 247 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği belirtildi. Açıklamada şu bilgiler aktarıldı: “Son altı ayda şüpheli kadın ölümleri yüzde 96 arttı. Her üç günde bir 2 kadın cinayeti şüpheli olarak kayıtlara geçiyor. Şüpheli kadın ölümleri, ilk kez kadın cinayeti sayısını geçti.”

    Açıklamada, Filistin’deki soykırımın kapitalist devletlerin desteğiyle derinleştiği, iki yılda 50 binden fazla kadın ve çocuğun katledildiği belirtildi. Suriye, İran ve dünyanın dört yanında kadınlara yönelik istismar, katliam ve yerinden edilme politikalarının devam ettiği vurgulandı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Eşit ve özgür bir toplumsal yaşam için mücadele etmeye devam edileceği belirtilen açıklamada, “Bu ülkeye barış, Ekin Van’ın çıplak bedenini teşhir eden, Kürt illerinde kadınlara tecavüz edip ‘Bana bir şey olmaz’ diyen Musa Orhan’ın, asker-polis-korucu yargılanması ile mümkündür. Barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    “11’İNCİ YARGI PAKETİ MÜCADELE SONUCU GERİ ÇEKİLDİ”

    Açıklamada, iktidarın 11. Yargı Paketi ile kadınların ve çocukların haklarını hedef aldığı kaydedilerek, “Hiçbir kadının kirpiği yere düşmesin diye. Kimliğimiz, bedenimiz, aşkımız sizin yargı paketlerinize sığmadı, sığmayacak. Makbul kadın olmayacağız” diye belirtildi.

    Açıklamanın ardından eylem halay ve şarkılarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Mersin’de 25 Kasım yürüyüşü: Erkek-devlet şiddetine karşı isyandayız-VİDEO

    Mersin’de 25 Kasım yürüyüşü: Erkek-devlet şiddetine karşı isyandayız-VİDEO

    PİRHA-Mersin Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yürüyüş yaptı. Yürüyüşte “Kadın cinayetlerine, cezasızlık politikalarına, yoksulluğa, istismara ve LGBTİ+ fobiye karşı sokaklardayız” denildi.

    Mersin’de kadınlar ve LGBTİ+’lar Mersin Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kushimoto Sokağın’da bir araya geldi. Yürüyüşe kadın kurumlarının temsilcileri ile çok sayıda kadın ve LGBTİ+ katıldı.

    Kadınlar,“Jin, jiyan,azadi”, “Erkek vuruyor devlet koruyor”, “Nefrete inat yaşasın hayat”, “Kadın cinayetleri politiktir” sloganları attı. Yüzlerce dövizin taşındığı yürüyüşte kadınlar “Aile yılına, güvencesizliğe, LGBTİ+ fobiye, erkek devlet şiddetine, kadın cinayetlerine karşı feminist isyandayız” pankartı açtı.

    “ERKEK-DEVLET İKTİDARINDAN HESAP SORUYORUZ”

    Özgecan Aslan Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını platform adına okuyan Naz Dere, “Bundan tam 64 sene önce Dominik Cumhuriyetinde diktatörlükle mücadele ettikleri için tecavüz edilip öldürülen Mirabel kızkardeşlerin mücadelesinin yaktığı ateş her sene olduğu gibi bu sene de sokakları aydınlatıyor. Bizler her sene olduğu gibi bu 25 Kasım’da kadın cinayetlerine, cezasızlık politikalarına, yoksulluğa, istismara ve LGBTİ+ fobiye karşı sokaklardayız. Bir kez daha AKP-MHP faşist iktidarının karşısına dikiliyor ve hesap soruyoruz. Hatta trajikomiktir ki bu hesabı yine paramızla soruyoruz. Burada bulunan onlarca kadına, anladığımız kadarı ile cezayı yazan memur tarafından dahi yeri ve zamanı bile doğru bilinmeyen eylemler gerekçe gösterilerek para cezası uygulandı. Bir kez daha yinelemekte fayda var: Mücadelemizi ne para cezaları ne de başka şeyler engelleyemez. Bakın işte buradayız, yüzleriz!” dedi.

    Tüm bu şiddet sarmalının içerisinde kadınların örgütlü mücadele yürütmesinin önemine vurgu yapan Naz Dere, şunları söyledi:

    “Kadın cinayetlerinin erkek devlet eli ile adeta teşvik edildiği, kadınların aile adı altında şiddet döngülerine hapsolduğu, sadece bedenlerimizin değil emeğimiz ve haklarımızın da sömürüldüğü bu sistemde kadın mücadelesini ve dayanışmasını yükseltmek için her sene olduğu gibi bu 25 Kasım’da da meydanlardayız. Biliyoruz ki eğer yan yana olursak güçlü oluruz ve gücümüzü ise örgütlülüğümüzden alırız. Kadın cinayetleri son bulana dek mücadelemiz bitmeyecek ve bu Kasım olduğu gibi her Kasım’da da alanları doldurmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ MERSİN

     

  • GÜNCELLENDİ/Dersim’de kadınlar, 25 Kasım’da alanlara çıktı: Hayatlarımız ve haklarımız için sokaklardayız-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Dersim’de kadınlar, 25 Kasım’da alanlara çıktı: Hayatlarımız ve haklarımız için sokaklardayız-VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Dersim Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Kadınlar yürüyüşte sık sık, ‘AKP Kadınlardan Elini Çek’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Koruma Failleri Yargıla’ sloganları attı.

    Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yaptı. Kadınlar yürüyüşte sık sık, ‘AKP Kadınlardan Elini Çek’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Jin Jiyan Azadi’, ‘Yaşasın Kadın Dayanışması’, ‘Koruma Failleri Yargıla’ sloganları attı.

    ‘Şiddetsiz ve özgür yaşam için tek güvencemiz mücadelemiz’ pankartının açıldığı açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan  Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ve yüzlerce kadın katıldı. Basın açıklamasını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin okudu.

    “2025 YILI KADINLARI NEFESSİZ BIRAKACAK BİR DÜZENİN HIZLA ÖRGÜTLENDİĞİ BİR YIL OLDU”

    25 Kasım’da hayatları ve hakları için sokaklarda olduklarını belirten Hümeyra Tusun Yeğin, “2025 yılı, Türkiye’de bizler için hem mücadelenin yükseldiği hem de kadınları nefessiz bırakacak yeni bir düzenin hızla örgütlendiği bir yıl oldu. ‘Aile yılı’ ilanı ile başlayan 2025 yılında, kadınlar aileye bağımlı kılınmaya çalışılırken erken evlilik ve çok çocuk ısrarı da tüm yıl boyunca gündemdeydi. Yıl boyunca kadınlara “aile yaşamı ile uyumlu iş” tanımı yapıldı. Bu süslü sözlerin anlamı; esnek, sosyal güvenceden yoksun, emeklilik hakkı olmayan, düşük ücretli çalışma oldu. Haklarımıza yönelik saldırılara her gün bir yenisi ekleniyor. Boşanmayı önleyen politikalar, nafaka hakkımızın gasp edilmeye çalışılması, miras hakkımıza göz dikilmesi ve son olarak medeni kanundan doğan haklarımızın tartışmaya açılması bizleri erkek şiddeti karşısında savunmasız bırakıyor.

    İktidarın kadın düşmanı politikaları, devletin şiddeti önleyecek mekanizmaları harekete geçirmemesi, erkek egemen yargı kararları, kriz ve artan yoksulluk sonucu kadınlar evde, işte, sokakta, kampüste her yerde şiddetin türlü biçimlerine maruz kalıyor. Kadın katillerinin, şiddet faillerinin yargılamalarında iyi hal ve haksız tahrik indirimleri uygulanırken, hayatta kalmak için öz savunma uygulamak zorunda kalan kadınlara yüksek cezalar veriliyor. Ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bırakılmayı, yoksullaşmayı, güvencesiz- kayıt dışı çalıştırılarak sömürülmeyi, dünyanın bakımı da dahil tüm bakım yüklerini karşılıksız olarak yüklenmek zorunda görülmeyi, şiddet tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz. Şiddetsiz, eşit, özgür, barış içinde; emeğimizin değer gördüğü demokratik ve laik bir ülkede yaşamak istiyoruz” dedi.

    “KADIN MÜCADELESİNİ DAHA FAZLA BÜYÜTECEĞİZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Erkek egemen şiddetinin kendisi 2025 yılını aile yılı ilan ederek milliyetçi cinsiyeti politikalarını her tarafta hayata geçirdi. Elbette ki biz kadın cinayetlerini, katliamlarını sadece sayısal verilerle ele almıyoruz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki şüpheli ölümler intihar denerek kadınların erkekler tarafından katledilmesinin önü açılmakta ve cinayetlerin araştırılmasının önü engellenmektedir. Mutlaka bu ülkede kadınlar bakanlığını inşa edeceğiz. Kadınların bütçesini savaşa değil, kadınların bütçesini güvenlikçi sisteme değil, kadınların yaşamına, sağlığına, eğitimine, kadına yönelik şiddete ayırarak bu coğrafyada kadın mücadelesini daha fazla büyüteceğimizi buradan bir kere daha söylüyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Burhaniye’de kadınlardan 25 Kasım mesajı: Eşit, özgür bir yaşam için mücadelede kararlıyız!-VİDEO

    Burhaniye’de kadınlardan 25 Kasım mesajı: Eşit, özgür bir yaşam için mücadelede kararlıyız!-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir-Burhaniye Emek ve Demokrasi Bileşenleri Kadınlar Grubu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde yürüyüş ve basın açıklamasıyla “Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz” dedi. 

    Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Burhaniye Emek ve Demokrasi Bileşenleri Kadınlar Grubu’nun çağrısıyla yürüyüş düzenledi. İlçe merkezinde bir araya gelen kadınlar, sloganlarla ve dövizlerle şiddete, yoksulluğa, sömürüye ve eşitsizliğe karşı ses yükseltti.

    Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklaması, kadınlar adına Dilek Avcı ve Pervin Çağlayan tarafından okundu.

    “DİLOVASI NE KAZA NE KADER KATLİAMIN SORUMLUSU GÜVENCESİZLİĞİN DÜZENİDİR”

    Açıklamada 25 Kasım’ın Mirabal Kardeşlerin direniş mirasına dayandığı hatırlatılarak, kadınların erkek egemenliğine, devlet şiddetine, savaşa ve yoksulluğa karşı mücadelesini büyüttüğü vurgulandı:

    “Erkek devletin şiddetine, erkek egemenliğine, savaşa, sömürüye, yoksulluğa karşı yaşamı savunuyoruz. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam için mücadelede kararlıyız.”

    Kadınlar, Türkiye’nin gündemine oturan Dilovası iş cinayetinde yaşamını yitiren altısı kadın sekiz işçiyi anarak, katliamın sorumlusunun “emekçilerin yaşam hakkını yok sayan düzen” olduğunu belirtti.

    “Güvencesiz, denetimsiz ve kayıt dışı çalışmanın kalıcı hale getirildiği bu politikaları kabul etmiyoruz” denildi.

    “KADINLAR ÖLDÜRÜLÜYOR YASALAR UYGULANMIYOR”

    Açıklamada kadınlara yönelik ekonomik eşitsizlikler de ayrıntılı biçimde aktarıldı.
    Çalışma Bakanı’nın “kadın istihdamı arttı” söylemine karşın DİSK-AR verilerinin kadın işsizliğini yüzde 39,4 gösterdiği hatırlatıldı.

    Kamusal hizmetlerin tasfiye edilmesiyle ev içi bakım yükünün kadınlara dayatıldığı belirtilerek, “Merkezi bütçeden kadının payına günde sadece 51 kuruş düşüyor” denildi.

    2024’te en az 394, 2025’in ilk dokuz ayında ise 290 kadının öldürüldüğü; faillerin iyi hal ve haksız tahrik indirimleriyle korunmaya devam ettiği belirtildi.

    “Toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden politikalar şiddeti besliyor” diyen kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi ve ILO 190’a taraf olunması çağrısını yineledi.

    “DEMOKRASİ VE BARIŞ TALEBİMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ”

    Kadınlar, demokratikleşmenin önüne geçen uygulamaların devam ettiğini, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve kayyum atamalarıyla yerel yönetimlerin işlevsiz hale getirildiğini vurguladı.

    “Barış içinde, demokratik bir ülkede yaşama talebimizden vazgeçmiyoruz” ifadeleri öne çıktı.

    Burhaniye’de yapılan açıklama, kadınların kararlılığını şu sözlerle ortaya koydu:
    “Ekonomik ve sosyal güvencesizliği, bakım yükünü, yoksulluğu, şiddeti reddediyoruz. Laik, demokratik, eşit bir ülkede yaşamak istiyoruz. Hayatlarımızı ve kazanımlarımızı hedef alanlara karşı emeğimiz ve özgürlüğümüz için her alanda mücadeleyi büyütüyoruz.”

    Kadınlar açıklamanın ardından alkışlar ve sloganlarla etkinliği sonlandırdı.

    PİRHA/BALIKESİR

  • Barınma krizinden şiddete: Hataylı kadınlar 25 Kasım’da alanlara çıkıyor- VİDEO

    Barınma krizinden şiddete: Hataylı kadınlar 25 Kasım’da alanlara çıkıyor- VİDEO

    PİRHA- Hatay’da deprem sonrası derinleşen barınma, güvencesizlik ve görünmez emek yükü kadınları hedef alan şiddeti büyütürken; kadınlar 25 Kasım’da “Biz buradayız, yaşıyoruz ve mücadeleyi sürdürüyoruz” diyerek alana çağrı yaptı.

    Depremin üzerinden uzun zaman geçse de Hatay’da kadınların yaşamı “olağanüstü hal” koşullarında sürüyor. Barınma krizinin hala çözülememesi, konteynerlerin daracık alanlarında üst üste biriken yükler, güvencesiz yaşam, özel alan yoksunluğu ve kamu kurumlarına erişilemeyen uzun dönem… Tüm bu koşullar, kadınların hem görünür hem görünmez şiddet biçimlerine daha fazla maruz kalmasına yol açıyor.

    Kadınlar, afet sonrası artan bakım ve ev içi yüküyle, güvencesizleşmeyle ve cezasızlıkla iç içe geçmiş bir şiddet sarmalının içinde yaşamaya zorlanıyor. Bu koşullarda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken Hataylı kadınlar, dayanışmanın ve kolektif mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekiyor. PİRHA’ya konuşan kadınlar, yaşadıkları sorunları ve 25 Kasım çağrılarını anlattı.

    “KONTEYNER KENTLERDE ŞİDDET ARTARAK DEVAM ETTİ”

    Deprem Dayanışması Derneği’nden Yaren Sakar, hem çadır kentlerde hem de bugün konteynerlerde süren şiddeti şöyle anlattı:

    “Depremden sonraki akut süreçte çadır kentlerde yardımları dağıtırken sürekli şunu duyuyorduk: ‘Kadına şiddet var ama başvurulacak bir kurum yok.’ Çadırlar kapandı ama sorun bitmedi. Konteyner kentlerde de şiddet artarak devam etti. Çünkü kadınların güvenli alanı yoktu, hala da yok. Kadınlar 21 metrekarelik küçücük alanlarda yaşıyor; iş yükleri deprem öncesine göre beş on kat arttı. Bu yüzden daha da sindirilmiş bir halde bırakılıyorlar. Ulaşabilecekleri kamu kurumları yok, ulaşsalar da hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorlar. Ama başka bir dünya mümkün. Birlikte olunca daha güçlü ses çıkarıyoruz. Biz buradayız, yaşıyoruz ve bu şekilde yaşamaya mecbur bırakılıyoruz. Tüm kadınları yan yana gelmeye çağırıyoruz.”

    “YOKSULLUK VE GÜVENCESİZLİK KADINLARI BAĞIMLI KILDI”

    Tıp Fakültesi öğrencisi Tuğçe Kılıç, deprem sonrası yoksulluğun kadınların şiddete daha açık hale gelmesindeki rolünü vurguladı. Kılıç, “Antakya’da sadece binalar yıkılmadı, kadınların yaşam güvencesi de yıkıldı. Yoksulluğun artması kadınları daha bağımlı hale getirdi, bu da ev içi şiddeti büyüttü. Çadır ya da konteynerde yaşamak zaten başlı başına bir kısıtlılık. Sokak ışıklarının olmaması bile kadınları eve mahkûm etti ve bu bile şiddeti pekiştirdi” diye konuştu.
    Olağanüstü koşullar bahanesiyle erkek şiddetinin cezasızlaştırıldığına dikkat çeken Tuğçe Kılıç, tüm bu olumsuz tabloya rağmen 25 Kasım’da kadınların bir arada olmasının önemine değinerek, “25 Kasım’da kadınların bir araya gelmesi, dayanışmanın gücünü hissetmesi, ‘yalnız değiliz’ demesi en önemli şey. Ses çıkarmak cesaret verir, değişim yaratır” dedi.

    “ÖZEL ALAN YOKLUĞU ŞİDDETİ BÜYÜTÜYOR”

    Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, deprem sonrası yaşamın hem sağlık hem güvenlik hem de psikolojik açıdan kadınları kuşatan yönlerini anlattı:

    “Merkez tam bir enkaz hâlinde; kadınlar ve çocuklar toz içinde bir hayat yaşıyor. Sağlık sorunları artıyor. Kadınlar deprem kaygısı nedeniyle zaten ev içindeydi, şimdi çok daha mahkum bir durumdalar. Konteynerda kalanlar özel alandan mahrum. Bu yüzden ev içi gerilimler en yüksek seviyeye çıktı. Sorunları konuşabilecekleri alan yok, dinlenebilecekleri alan yok, geçimlerini rahatça sağlayabilecekleri alan yok. Kaygı ve stres artınca şiddetin tüm türleri de artıyor. Fiziksel, psikolojik, ekonomik, istihdamdan dışlama… Hepsi burada çok daha görünür durumda. Bu yüzden mücadelenin ve dayanışma ruhunun da yükseltilmesi gerekiyor. Biz biliyoruz ki tüm bunlar bütün kadınların ortak problemi. Ortak problemin de görünürlüğünü sağlamak için, bunu sadece ben yaşıyorum dememek için, dayanışmak ve oradan da bir güç yaratmak, olan gücü de daha çok açığa çıkarmak için 25 Kasım’da alanlarda olmamız çok kıymetli.”

    “KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN 25 KASIM’DA ALANLARA”

    DEM Parti İskenderun Eş Başkanı Fidan Durmuş, deprem sonrası artan şiddetin toplumsal boyutuna dikkat çekerek, “Fiziksel şiddetin yanında psikolojik, ekonomik, istihdamdan geri tutulma, karar mekanizmalarında yer vermeme gibi birçok şiddet biçimi var. Bütünüyle erkek egemen zihniyetin kadını üçüncü plana itmesiyle karşı karşıyayız. Hayata dair en büyük yük kadınların üzerinde olmasına rağmen kadın emeği de mücadelesi de görünmüyor. Ama biliyoruz ki kadın özgürleşmezse toplum özgürleşmez. Bu yüzden çalışmalarımızı hızlandırıyoruz, daha çok örgütleneceğiz. Buna çok ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
    25 Kasım’da 17.30’da basın açıklaması ve ardından yürüyüşün olacağını duyuran Durmuş, Tüm kadınları kimliklerine, bedenlerine, çocuklarının ve toplumun haklarına sahip çıkmak için bu yürüyüşe destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ HATAY

  • Halide Türkoğlu: Onurlu barışı kadınlar öncülüğünde inşa edeceğiz-VİDEO

    Halide Türkoğlu: Onurlu barışı kadınlar öncülüğünde inşa edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Kadınların, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı etrafında birleşerek onurlu barış için mücadele ettiğini belirten DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Mücadelemizi büyütecek, onurlu barışı kadınlar öncülüğünde inşa edeceğiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, güncel gelişmelere ilişkin DEM Parti Genel Merkezi’nde basın açıklaması düzenledi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI TÜM KESİMLERE UMUT OLDU”

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın tüm kesimlere umut olduğunu söyleyen Halide Türkoğlu, “Kürt sorununda demokratik çözümün yolu aynı zamanda hakikatlerle yüzleşmekten geçer. Bu acıların tekrar yaşanmaması için, Sayın Öcalan tarihi bir fırsat sunmuş ve önemli bir eşiğin kapısını aralamıştır. Bu çağrı sadece taraflar arasındaki savaşın bitmesi ile değil, yürütülen savaşın sonuçlarını ve yaşanan acıların bir daha tekrar edilmemesi için neler yapılması gerektiğinin de çağrısıdır. Nitekim bugün, Meclis çatısı altında kurulan komisyon bu gerçekliklerin tamamını görerek hareket etmelidir. Barış Anneleri’nin, Cumartesi Anneleri’nin, kayıp yakınlarının bu komisyonda dinlenmesi elbette ki önemlidir, ancak sadece dinlemeyle olmayacağı da aşikardır” dedi.

    “ROJAVA DEVRİMİ’Nİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Suriye’de ortak yaşamı güçlendiren Rojava modelinin desteklenmesi gerektiğini belirten Halide Türkoğlu, “Rojava’da kadınlar öncülüğünde inşa edilen devrim bu ülke için tehdit değildir. Asıl tehdit Suriye rejimine bağlı grupların Süveyda ve Lazkiye’de Alevi ve Dürzi kadınlara yönelik katliam boyutuna ulaşan saldırılar söz konusu. Afganistanlı, Filistinli, İranlı, Süveydalı, Lazkiyeli tüm kadınlarla dayanışmayı büyüterek, Rojava Devrimi’ni savunmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    “KADIN CİNAYETLERİ VAHİM BOYUTLARA ULAŞTI”

    Türkiye’de kadın cinayetlerinin vahim boyutlara ulaştığını ifade eden Türkoğlu, “36 milyon ruhsatsız silah, en az 36 milyon kadın ve kız çocuğunun yaşamının tehlike altında olması demektir. Bireysel silahlanmayı önleyici politika eksikliği kadınların hayatını riske attı. 18 yaş altı erkek çocukların çeteleşmesinin teşvik edildiği, bu durumun kadın düşmanı politikalardan beslendiği ve iktidar bu konuda adım atmalı” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cuma hutbelerinde kadınların haklarını hedef aldığını belirterek Türkoğlu, “Diyanet, inancı istismar ederek kadınları hedef gösteriyor. Kadınların giyimi, miras hakkı hutbelerin konusu değildir. Kadınları evlere kapatmak, susturmak isteniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, karma eğitimi yok etmeyi hedefliyor. 8 kız ortaokulu açılması, kız çocuklarını eğitimden uzaklaştırmanın adımıdır. Söz konusu uygulamaların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdi” diye ifade etti.

    “KARARIMIZ SAVAŞTAN DEĞİL, ONURLU BARIŞTAN YANADIR”

    Kadınların, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı etrafında birleşerek onurlu barış için mücadele ettiğini belirten Türkoğlu, “Kararımız savaştan değil, onurlu barıştan yanadır. Kadın yoksulluğuna, işsizliğine, cinsiyetçi eğitim politikalarına karşı eşitlik ve bilimsel eğitimi savunuyoruz. Mücadelemizi büyütecek, onurlu barışı kadınlar öncülüğünde inşa edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Kadın Meclisi’nden Diyanet’in kadınları hedef alan Cuma hutbesine tepki!

    DEM Parti Kadın Meclisi’nden Diyanet’in kadınları hedef alan Cuma hutbesine tepki!

    PİRHA- Diyanet’in son Cuma hutbesinde “kul hakkı” üzerinden kadınların eşit miras hakkı hedef almasına tepki gösteren DEM Parti Kadın Meclisi, “Adalet Bakanlığı eliyle miras hukukunu tartışmaya açarak, Diyanet işbirliğiyle mirasta eşitlik hakkımıza göz dikenler iyi bilsin ki; erkek egemen bu zihniyeti mahkum edeceğiz!” diye belirtti.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu haftaki Cuma hutbesi “kul hakkı” olurken, Medeni Kanun’u ise hedef aldı. “Kul hakkı ateşten gömlektir” başlıklı hutbede “Kız çocuklarının Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır” denildi.

    Kadınların Medeni Kanun’a göre miras talep etmesi “kul hakkı” sayıldığı hutbeye tepki gösteren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), “Diyanet, bir kez daha haddini aşmış ve kadınlara karşı suç işlemiştir” açıklamasında bulundu.

    “DİYANET HADDİNİ AŞMIŞ VE KADINLARA KARŞI SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    DEM Parti Kadın Meclisi’nin açıklaması şöyle:

    “Cuma hutbeleriyle kadınları hedef alan Diyaneti uyarıyoruz!

    Camilerde okutulan hutbeler üzerinden algı yaratarak, kadınların kazanılmış haklarını gasp etmeye dönük siyaseti meşrulaştırmanıza izin vermeyeceğiz. “Kız çocuklarının Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır” şeklindeki hutbeyle Diyanet, bir kez daha haddini aşmış ve kadınlara karşı suç işlemiştir.

    Adalet Bakanlığı eliyle miras hukukunu tartışmaya açarak, Diyanet işbirliğiyle mirasta eşitlik hakkımıza göz dikenler iyi bilsin ki; erkek egemen bu zihniyeti mahkûm edeceğiz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Suriye’deki Alevi kadın katliamlarına karşı İzmir’de eylem-VİDEO

    Suriye’deki Alevi kadın katliamlarına karşı İzmir’de eylem-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevi kadınlara yönelik katliam ve kaçırılmaya karşı İzmir’de bir araya gelen kadınlar “Alevi kurumları, kadın örgütleri el ele vererek bu karanlığı yırtmalı, bu sesi büyütmelidir’ dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Kadın Meclisi, Mor Dayanışma İzmir, Güzeltepe Kadın Derneği, Meydan Köyü Dayanışma Derneği kadınları Suriye’de devam eden kadın katliamını protesto etmek için Çiğli İlçesi Kasaplar Meydanı’nda bir araya geldi.

    ‘Suriye’deki Alevi kadınlara ses oluyoruz susmuyoruz’ yazılı pankartın taşındığı basın açıklamasında, “Yaşasın kadın dayanışmamız”, “Jin jiyan azadi”, “Katliama karşı kadınlar burada” sloganları atıldı. Basın açıklamasını kadınlar adına  Fadime Dapaklı, Berfin Tozlu ve Zübeyde Mertoğlu okudu.

    “KİMİLERİ KAYIP KİMİLERİ İSE TOPRAKTA”

    HTŞ’nin Suriye’de iktidarı devralmasından itibaren Alevilere yönelik sistemli kuşatma ve katliamın devam ettiği dile getirilen açıklamada, “İdlib’den Homs’a, Hama’dan Lazkiye’ye uzanan bu karanlıkta, kadınlar, çocuklar, yaşlılar hedef alınıyor. Evler yakılıyor, bedenler parçalanıyor, umutlar kökünden sökülmek isteniyor. Biz kadınlar, en çok da bu ateşin ortasında yanıyoruz ; çünkü direniş bizden sorulur. Susmak bize yakışmaz. Katil örgütler, HTS destekli milisler ve yabancı cihatçılar, bu vahşeti yürütüyor. 7‑9 Mart 2025’te Akdeniz kıyılarında yalnızca üç günde yaklaşık bin beş yüz Alevİ sivil kadınlar, çocuklar, yaşlılar katledildi. Kadınlar yalnızca öldürülmedi; kaçırıldı, işkence gördü, tecavüze uğradı, ailelerinden koparıldı. Kimileri hâlâ kayıp, kimileri ise sessizce öldürülüp toprağa karıştı” denildi.

    EZİDİ KADINLAR HATIRLATILDI

    İŞİD’in 2014–2017 yıllarında gerçekleştirdiği Ezidi soykırımında binlerce kadın ve kız çocuğunun köle pazarlarında sattığı, kimilerinin zorla evlendirildiği, kimilerinin katledildiği belirtilen açıklamada, “Kimi kadınlar cesaretle kaçtı, kimi silaha sarıldı, kimi ise hâlâ karanlık zindanlarda tutuluyor” diye hatırlatıldı.

    Kadın katliamının yalnızca savaşta değil, barış adı verilen süreçlerde de devam ettiği ifade edilen açıklamada, “Bizim için kadınlar sadece zulmün tanığı değil; zalimin karşısında duran, direnen, umudu çoğaltandır. Bugün Suriye’de öldürülen, kaybolan Alevî kadınların ve Şengal’de satılan, öldürülen Ezidî kadınların her biri, bize tek bir gerçeği hatırlatır: Kadın olmadan devrim olmaz. Çünkü sloganlarımız yalnızca bir söz değil; yaşamın, direnişin ve adaletin ta kendisidir” ifadeleri kullanıldı.

    “SESSİZLİK SUÇA ORTAK OLMAKTIR”

    Suriye’de katledilen, tecavüze uğrayan, kaçırılan kadınların sesinin yükseltilmesi çağrısında bulunulan açıklamada, “Sessizlik suça ortaklıktır. Bu insanlık suçuna karşı ayağa kalkmaya ve o sesi buraya taşımaya ihtiyacımız var. Alevî kurumları, kadın örgütleri el ele vererek bu karanlığı yırtmalı, bu sesi büyütmelidir. Biz kadınlar, yalnızca yas tutan değil; direnişin ve geleceğin mimarı olanlarız. Türkiye’den Suriye’ye direnişin sesini yükseltmeye devam edeceğiz” denildi.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Dersim’de kadınlar gündemi konuştu: Saldırılara karşı kadınlar örgütlenmeli-VİDEO

    Dersim’de kadınlar gündemi konuştu: Saldırılara karşı kadınlar örgütlenmeli-VİDEO

    PİRHA- 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında yapılan Kadınlar Gündemi Tartışıyor’ başlıklı panelde demokratik toplum inşası ve kadınların rolü, kadın hakları, aile yılı, kadın emeğinin sömürülmesi, kadın mücadelesinin yönü konuşuldu. Panelde kadınlara yönelik bütünlüklü saldırılara karşı mücadele ve örgütlenme çağrısı yapıldı.

    23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 3. gününde ‘Kadınlar gündemi tartışıyor’ paneli yapıldı. Yerine kayyım atanan Dersim Eş Başkanı Birsen Orhan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde TJA Aktivisti Ayla Akat, DEDEF üyesi hukukçu Gamze Yentür, SKM Sözcüsü Tanya Kara ve EMEP GYK Üyesi Sema Barbaros konuşmacı olarak yer aldı.

    Sanat Sokağında yapılan panele Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Milletvekili Sevda Karaca, DEDEF Kadın Meclisi, Dersim Kadın Platformu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Panel başlangıcında Birsen Orhan, festivale dönük sosyal medyada bir ‘linç kampanyası’nın başlatıldığını söyleyerek, “Bu festival, başladığı günden bugüne yasakçı zihniyete karşı 23 yıldır dimdik bir şekilde ayakta. Bilinçli bir şekilde sanal medyada festival tertip komitesine ve Dersim’in dinamiklerine yönelik saldırılar var. Bu saldırıların bilinçli, politik bir şekilde yapıldığının farkındayız. Elbette ki her eleştiri kıymetlidir ancak ortaya çıkan saldırılar tamamen Dersim’in kültürüne, kimliğine ve tertip komitesine ideolojik bir saldırı var. Bu saldırılar karşısında festivali her geçen yıl daha güçlü bir şekilde yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    AİLE YILI İLANINA KARŞI ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ÇAĞRISI

    Panelde ilk olarak konuşan SKM Sözcüsü Tanya Kara, iktidarın 2025 yılını ‘Aile Yılı’ ilan etmesinin altında yatan tehlikelere dikkat çekti. AKP-MHP’nin aile politikalarıyla toplumu İslamcı bir rejim düzleminde örgütlemeyi istediğine vurgu yapan Kara, “Aile yılının ilanında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı olmak üzere iki kurul kuruldu ve sonrasında doğrudan Diyanet göreve çağırıldı. Bu kurumlar rejimin önümüzdeki dönemde nasıl bir yol haritası belirlediklerini gösteriyor. Kadınları birey olarak görmeyen, kadınları sadece anne, eş olarak gören bir yaklaşımla karşı karşıyayız ve aynı zamanda LGBTİ+’ların varlığını kabul etmeyen ve nefret örgütleyen bir anlayış var. Aslında uzun süredir kadınlara yönelik bütünlüklü bir saldırı var. Kadın cinayetlerindeki artış, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi, Kürdistan’daki kadın dernekleri kapatılması, eş başkanlığa dönük doğrudan saldırılar, kadınların yasal güvencelerine saldırılar artarak devam etti” dedi.

    Tanya Kara, aile yılıyla birlikte hem kültürel hem siyasi açıdan çok katmanlı bir sorunun oluştuğunu ancak bu sorunların karşısında kadınların örgütlü mücadele ile durabileceğinin altını çizdi.

    “KADINLAR DİRENÇ NOKTALARI OLUŞTURMALI”

    EMEP GYK Üyesi Sema Barbaros da aile yılı üzerinde durarak, “Aile Yılı ilanı, AKP iktidarının bitmek bilmeyen bir süreci, yeni bir durum değil aslında. AKP’nin iktidar olduğu dönemden beri bir sermaye-devlet içerisinde aile politikalarının, aile ve evlilik birliğinin iktidar için çok özel bir anlamı olduğunu söylemek mümkün. AKP iktidarı aslında kadınların canı pahasına aileyi savunuyor çünkü sonuçta sermaye için hem ucuz işçi gücü hem üretimin devam etmesi hem de güvencesiz çalıştırmanın bir yöntemi. Sermaye kadını ucuz iş gücü olarak görmek istiyor, çocuk işçiliğini arttırmak istiyor. AKP aileye teşvik adı altında maddi destek, evlilik danışmanlığı, doğum izinleri, esnek ve uzaktan çalışma, yarı zamanlı çalışma gibi politikaları izliyor. Önümüzdeki yıllarda iktidarın yürüteceği süreçlerde kadın ve çocuktan yana politikalar izlemeyeceğini ve sermaye ne diyorsa onu yapacağını bir kez daha görüyoruz” şeklinde konuştu.

    “Sermaye ve iktidar örgütlü mücadele yürütüyor” diyen Barbaros, tüm yapılan saldırılara karşı başta kadınların direnç noktası oluşturması gerektiğini kaydetti.

    “6284 ETKİN UYGULANMIYOR”

    DEDEF üyesi hukukçu Gamze Yentür, kadın haklarının hukuki boyutuna dair konuşarak, “Bugün 6284 sayılı yasa çok iyi bir kanundur. Kadınlar için çok ciddi bir güvence ancak bugün toplumsal süreç içerisinde bu kanunun etkili şekilde uygulanmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Anayasamızda herkese eşittir, kimse dil, din, ırk, cinsiyet olarak ayırt edilmez ancak gerçekte böyle değil. Demek ki bunun toplumsal koşullarının oluşması gerekiyor. Buradaki önemli olan gerçeklikle bilimselliğin arasındaki bağı kurmaktır. Afaki tartışmalar yerine biraz daha bilimsel göstergelere başvurmak gerek” dedi.

    Yentür, kadınlara çağrıda bulunarak şiddete uğramaları halinde baroların kadın hakları merkezlerine, kadın örgütlerine başvurmalarını dile getirdi.

    “KADINLAR BARIŞ SÜRECİNİN HER AŞAMASINDA YER ALMALI”

    TJA Aktivisti Ayla Akat, geçmişten bugüne Kürt kadın hareketinin karşılaştığı sorunlara değindi. Ardından ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kadınların etkin rol oynaması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Analar ağlamasin deniliyor ama anaların gözyaşları henüz kurumadı. Öyle sadece sarılmakla gözyaşları durmuyor. Risk almakla, cesaretle inşa etmek gerekiyor. Bunu bilmek, bununla mücadele etmek gerekiyor. Kadınlar kurulacak her mekanizmada yer almalı ve alacaktır da. İster Meclis içerisinde olsun ister Meclis dışında olsun. İnsan hakları örgütlerimiz uzun yılların deneyim birikimine sahipler. Tüm bu kurumlar, çatışmalı sürecin ve barışın kaydını tutacak kurumlardır. Ne zaman ki biz gerçekten cesaretle kararlılık üretmeye başlarsak onun yarattığı çekim herkesi bunun içine dahil edecektir. Kimseyi beklememize gerek yok. Eğer demokratik bir sistem ve barış için mücadele iddiamız ortaksa bizi bir araya getiren nedenlerimiz çok. O yüzden bizi bir araya getiremeyecek nedenlere dönüp bakmayalım, onları azaltmanın peşine düşelim. Tek bir çözüm var; sonuna kadar örgütlenmek, tek bir gerçek var kendimizi eğitmek. Kim olduğumuzu bilmek, kim olduğumuzu doğru bir şekilde anlatabilmek. Hangi kimliğe sahip olursak olalım… Ben bugün Sünni Kürt bir kadın olarak buradayım, yanıbaşımda Alevi kadın arkadaşlarım var. Tüm farklılıklarımızla örgütlülük içinde olan kadınlarız, o yüzden sesimiz gür çıkıyor.”

    Panel, soru ve cevapların ardından sona erdi.

    PİRHA/ DERSİM