PİRHA-Dersim’de irade gaspına karşı yürüyen kadınlar, eşit, özgür ve demokratik yaşamı kadınların inşa edeceğini belirterek, “Direnenler kazanacak” dedi.
Dersim Kadın Platformu, irade gaspına karşı “Kentimiz, kimliğimiz, irademiz bizimdir. Kayyımlar mücadelemizle gidecek” şiarıyla Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Jin, jiyan, azadî”, “Her tişt ji bo azadî” ve “Gülistan Doku nerede?” dövizlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık “Jin, jiyan, azadî”, “Korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Kayyım defol, belediyeler bizimdir” ve “Birsen başkan onurumuzdur” sloganları atıldı.
Yürüyüşe, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, TJA aktivisti Sebahat Tuncel, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Neslihan Şedal katıldı.
“38 ZİHNİYETİ İLE KAYYIM ZİHNİYETİ AYNI”
Kadınlar ilk olarak bariyerlerle etrafı kapatılan belediye binası önünde durdu ve açıklama yaptı. Burada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halkın iradesini kırarak, gasp ederek, abad olmaya çalışıyorlar. Tarihten bugüne Dersim halkı çok Muaviye, Yezid, Firavun’lar gördü. Dersim halkı Hüseynî duruşu sergiledi, kimliğini, özünü savundu. Bunun bedelini ise en ağır şekilde ödedi. Dersim, 38’de 70 bin kefensizini toprağa verdi. Bu ülkenin muktedirleri zulümden geri atmak istemiyorlar. 38’i yapan zihniyet ile Kürdistan’ın dört bir yanına kayyım atayan zihniyet aynıdır. Kürdü, Alevi’yi, kadını yok sayan gerçek anlamda düşman hukukunu işleten bir iktidar ile karşı karşıyayız. Bizde bu iktidara karşı hiçbir zaman geri adım atmadık. Beton bariyerlerle kapatmış kayyım efendi, neden? Çünkü biliyor meşru değil, halk istemiyor, hırsızdır. Dersim halkının rızası yoktur. Meşru olmayan, halkın iradesini gasp edenler ancak beton bariyerlerin arkasında oturabilirler. Bu ülkede bizler var oldukça demokrasi isteyenler, Kürt halkı, kadınlar, ezilenler var oldukça AKP’nin bu zulmü önüne en büyük seti biz koyacağız. Bu dağlar, Munzur kutsallarımızdır. Bu coğrafyanın her yanında, her ağacının altında insanlarımızın kemikleri var. Dersimli olan herkes bu Yezid anlayışa karşı tutumunu, ortaya koyacaktır” diye konuştu.
Açıklamanın ardından kadınlar, Seyit Rıza Meydanı’na doğru yürüdü.
“SİYASİ İRADEMİZ GASP EDİLDİ”
Siyasi iradelerinin iktidar tarafından gasp edildiğini belirten Sebahat Tuncel, “AKP iktidarı, 2016’dan beri yeni bir uygulama getirdi. Kayyım uygulamasıyla halkın iradesini gasp ediyorlar. Kadınlar ise buna itiraz ediyor. Halk iradesinin gaspı en büyük insanlık suçudur. Bu sadece Dersim’in, Kürtlerin, Mardin’in meselesi değil. Seçtiğimiz belediyelerimize sahip çıkacağız. Dersim acı ve direnişin tarihidir. Zulmün ve zulme karşı çıkışın tarihidir. Dersim Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin kentidir. Kadınlar olarak artık yeter, diyoruz. Ne siyasi ne fiziki ne de ekonomik şiddete boyun eğmeyeceğiz. Eşit, özgür ve demokratik yaşamı hep birlikte kuracağız” diye belirtti.
“HER GÜN DİRENİYORUZ”
Kayyıma karşı direndiklerini belirten EMEP Antep Milletvekilli Sevda Karaca, “Yaşamlarımız için her gün direniyoruz. Bu ülkede bir gelecek olsun diye her gün direniyoruz. AKP iktidarının kayyım şiddetine karşı direniyoruz. Dersim kadınları kayyımın ne demek olduğunu iyi biliyor. Kadın yaşam özgürlük hayatımızın hakikatidir” dedi.
“DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, ise şunları söyledi:
“Bugün İsrail’e karşı Filistin’de direnen kız kardeşlerimiz gibi Dersim’de kayyıma karşı kız kardeşlerimizin direnişini yükselteceğiz. Gülistan Doku nerede? Narin Güran’ı kim öldürdü? Hala bunun açıklanmadığı bir ülkedeyiz. Direnmeye devam edeceğiz.”
“BİZ KAZANACAĞIZ”
Dersim hakikatinin karanlığa karşı galip geleceğini vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Dersim’e yenileceksiniz. Ayıptır, günahtır, zulümdür, bir daha yaptınız o ayıbı zulmü. Diz çöktürebildiniz mi? Çöktüremediniz bir daha da çöktüremezsiniz. O duvarlarınızın arkasına gömüleceksiniz. Kadınlar 21’inci yüzyılda son sözünü söyleyecek, biz kazanacağız. Direnenler kazanacak.”
PİRHA- 25 Kasım öncesi yaşam zinciri oluşturan Mersin Kadın Platformu, “Bu 25 Kasım’da, tüm kadınları özgürlük meşalesini yakacağımız alanlara, özgürlüğü ve yaşamı savunacağımız sokaklara çağırıyoruz” dedi.
Mersin Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelerek yaşam zinciri oluşturdu. Mor kurdele ile oluşturulan yaşam zincirinde erkekler tarafından katledilen kadınların fotoğrafları taşındı.
KADIN CİNAYETLERİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Yapılan basın açıklamasında kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerin her gün katlanarak arttığına vurgu yapıldı.
Platform adına basın açıklamasını okuyan Bedriye Kuş, “Kadınların hayatına kast eden iktidarın kadın düşmanı politikaları her gün bir başka canı bizden koparıyor. Kadınların yaşamları pahasına savunulan “kutsal aile” düzeni, kadınları yoksulluğa, şiddete ve ölüme mahkûm ediliyor. Bu yapının içinde çocuklar istismar ediliyor, sistematik bir şekilde şiddet görüyor ve hayatlarını kaybediyor. Her sabaha kadın cinayetleri ve kayıp haberleriyle uyanıyoruz. Daha dün gece Mersin’de Akbelen mahallesinde hamile bir kadın eşi tarafından katledildi. Bu ülke, adeta kaybolan kadınların ve çocukların ülkesi haline geldi. Büyük bir kadın kıyımı yaşanıyor ve bu vahşetin failleri cezasızlık politikaları uygulayan eril-devlet zihniyeti olduğunu çok iyi biliyoruz” diye konuştu.
“KAYYUM KADIN KAZANIMLARINA BİR SALDIRIDIR”
Kadınların iradesiyle seçilen belediyelere atanan kayyımlar aracılığıyla kadın politikalarının yok edilmek istendiğini söyleyen Kuş, kayyımın kadın düşmanlığının en somut örneği olduğunu dile getirdi.
Kayyımların kadın haklarına yönelik bir saldırı olduğunu kaydeden Kuş, şunları belirtti:
“Kayyum politikası, hem Kürt halkına hem de kadınlara karşı bir saldırıdır. Kadınlar her seçimde iradelerini sandıklara yansıtarak, iktidarın baskılarına karşı seslerini duyurmuş, kayyumlara karşı direnmişlerdir. Ancak halkın verdiği cevaba kulak tıkayan iktidar, düşman hukukunu devreye sokarak, kayyumlarla sonuç alamadığı bu politikalara tekrar başvurmuştur. Ama biz kadınlar, kazanımlarımızı ve irademizi gasp etmeye çalışanlara boyun eğmeyeceğiz. Sandıklara, seçimlere sıkıştırılmaya çalışılan mücadelemizi her alanda yükselteceğiz. Bizden aldığınızı, direnişle geri alacağız! Kayyumlar gidecek, kadınlar kalacak”
Bedriye Kuş, 25 Kasım günü saat 18.30’da Kushimoto Sokağı’nda yapılacak kadın yürüyüşüne çağrıda bulundu.
PİRHA- Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen 9. Yargı Paketi’nde yer alan kadının soyadı ile ilgili 15. Madde geri çekildi. EŞİK, “Kadınların tarihi zaferi” dedi.
Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen 9. Yargı Paketi’nde yer alan kadını soyadı ile ilgili 15. Madde geri çekildi.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), kararı “Kadınların tarihi zaferi” başlığıyla duyurdu. EŞİK’in açıklaması şöyle:
“Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği, ‘Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır’ şeklindeki Medeni Yasa’nın 187. Maddesi aynen tekrar yasalaştırılmak istenmişti. Türkiye kadın hareketinin on yıllardır süren mücadelesinin ürünü olan bu #AYM iptal kararına uyulması için EŞİK Platformu’nda buluşan kadınlar olarak aylardır yoğun bir emek harcadık. Ve yine başardık.
BAKANLIĞA ÇAĞRI
Şimdi İçişleri Bakanlığına çağrımızı yineliyoruz: AYM kararına uygun olarak soyadı düzenlemesine ilişkin nüfus müdürlüklerine gönderilmesi gereken yönergeyi acilen gönderiniz. AYM kararının yürürlüğe girdiği Ocak ayından beri yapmanız gereken bu görevi derhal yerine getiriniz. Bize anayasadan, yasalardan sildiğimiz aile reisliğini yeniden dayatmaya kalkmayınız. Siyasi görüşü ne olursa olsun kadınların ortak mücadelesi kazandı. Emek veren tüm kadınları kutluyoruz.
HAYALLERİMİZE KAYYIM ATAYAMAYACAKSINIZ
Önümüzdeki hafta görüşülmesi beklenen #Etkiajanlığı maddesinin de geri çekilmesi için daha geniş ve etkin bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Haklarımıza, hayatlarımıza, hayallerimize kayyım atayamayacaksınız !”
PİRHA-Dersim Kadın Platformu, artan kadın cinayetlerini protesto etmek için Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü. Yapılan basın açıklamasında, ” Mücadelemiz özgürce yaşadığımız, sokaklarda güvenle yürüyebildiğimiz, evlerden, iş yerlerinden, kampüslerden tacizcileri, katilleri yok edeceğimiz, erkek devletinizi alaşağı edeceğimiz güne kadar sürecek” denildi.
Dersim Kadın Platformu, son günlerde yaşanan kadın cinayetlerini protesto etmek için Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Yüzlerce kadının katıldığı yürüyüşte sık sık ‘Kadın cinayetler, politiktir’ , ‘Jin, jiyan,azadi’ sloganları atıldı.
Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı platform adına Arzu Yıldız, okudu. Açıklamada, ‘Münferit değil sistematik, kadın cinayetleri politiktir’ pankartı açıldı.
Katilleri, tecavüzcüleri, tacizcileri koruyan ve cezasızlık politikalarıyla ödüllendiren AKP-MHP iktidarına karşı sokakta olduklarını belirten Arzu Yıldız, “Haklarımızı geri almak için her gün her an direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Dinci, gerici ve şeriatçı çetelerle sarmaladığınız her alanı sizden geri alacağız. Bugün acımız, öfkemiz taze. 4 Ekim tarihinde bu ülkenin karşılaştığı en korkunç günlerden biri daha yaşandı. İki kadın göz göre göre vahşice katledildi. Aynı gün bir kadın iki saldırgan tarafından sokak ortasında tecavüz saldırısına uğradı. Bu ülkede, katledilen Narin Güran için verilen araştırma önergesi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Dört bir köşesi kameralarla izlenen bu kentte Gülistan Doku 5 yıldır bulunamadı. Bu kayıp filmleri bitmedi. Yine 11 gündür devletin tüm güçlerinin her sokağında olduğu bir kentte Rojin Kabaiş bulunamıyor. Bu ülkede erkek devlet şiddeti kadınlara, çocuklara, LGBTI+lara, kendinden olmayanlara nefes aldırmıyor. Kadınların yaşamlarını kıskaca alarak, yok ederek kurduğunuz katliamcı iktidarınız yıkılana dek vazgeçmeyeceğiz” dedi.
“MÜCADELEMİZ ERKEK DEVLETİ ALAŞAĞI EDECEĞİMİZ GÜNE KADAR SÜRECEK”
Katledilen kadınların adlarını dillerinden düşürmeden öfke ve isyanla mücadele etmeye devam edeceklerini vurgulayan Yıldız, “Cinayet mahali haline gelmiş bu ülkede yaşamlarımız, özgürlüklerimiz, haklarımız için yakanızda olmaya devam edeceğiz. Uygulamadığınız yasalar yüzünden, istismarı aklayan, katilleri öven düzeniniz yüzünden, kana bulanmış ellerinizle tutunduğunuz koltuklarınız yüzünden hayatta olmayan her bir kadın, her bir çocuk, her bir LGBTI+ için karşınızda duracak bizleriz. Katlinde payınız olan kadınların yaşayamadığı her dakikası için düzeninize bir darbe daha vuracağız. Mücadelemiz özgürce yaşadığımız, sokaklarda güvenle yürüyebildiğimiz, evlerden, iş yerlerinden, kampüslerden tacizcileri, katilleri yok edeceğimiz, erkek devletinizi alaşağı edeceğimiz güne kadar sürecek” diye konuştu.
Kadınlar, açıklamanın ardından 5 dakikalık oturma eylemi yaptı.
PİRHA – SOL Feminist Hareket, Bursa’da görev yapan bir imam hatip ortaokulu müdürünün, öğrencilere ve kadın müdür yardımcısına yönelik şiddetini protesto etti. Buket Avcı Güler, “Laikliği, laik, bilimsel, kamusal eğitimi, karma eğitimi, emeğimizin hakkını, eşit işe eşit ücreti mutlaka kazanacağız” dedi.
SOL Feminist Hareket, öğrencilere “Okulda başı açık kız öğrenci istemiyorum” deyip ardından kadın müdür yardımcısına şiddet uygulayan okul müdürünü protesto etti.
Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’nda yaşanan olayın ardından Bursa’da laiklik eylemi yapıldı. Yuttaşlar, yürüyüş esnasında “Laiklik için ayağa kalk”, “Fetvalar sizin sokaklar bizim”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Yaşasın feminist mücadelemiz”, “Polonez işçisi yalnız değildir”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları atıldı.
“YARATTIĞINIZ DÜZENE HODRİ MEYDAN DİYORUZ!”
SOL Feminist Hareket adına basın açıklamasını Buket Avcı Güler okudu. “laikliğe, bilimsel ve karma eğitim düşmanlarına karşı buradayız” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:
“Bugün burada yükselen mücadele 22 yıllık karanlığın karşısında direnen kadınların sesi, mücadelesidir. Bugün burada yükselen mücadele karanlığa meydan okuyanların laiklikten ve kazanımlarından vazgeçmeyenlerin mücadelesidir.
Daha birkaç hafta önce kadın öğretmenin kapısını tekmeleyenlere, öğrencilere “başı açık diyen öğrenci istemiyorum” karanlığa, laikliğe, bilimsel ve karma eğitim düşmanlarına karşı buradayız. Mezuniyet töreninde etek boyu kriteri koyanlara, başı açık öğrencileri hedef alanlara karşı buradayız. Yoksulluğa mahkum edilmiş kadınlar için, taşımalı eğitim kaldırıldığı için okula gidemeyen çocuklar için, daha 4 yaşında sübyan mekteplerine, 4-6 yaş Kur’an kurslarına mahkum edilip cemaat-tarikat düzeninin ortasına terkedilen çocuklar için buradayız biz. Bursa’da da ülkenin dört bir yanında olduğu gibi mantar gibi türeyen cemaat tarikat yuvalarına karşıdır mücadelemiz. Daha 2 hafta önce Altınşehir Mahallesi’nden yükselen ses bizim sesimizdir. ‘İstanbul Sözleşmesi bizimdir’ diye haykıranlarız biz! Bu sokaklar tanır bizi ve mücadelemizi.
Her gün ev içi emeği yok sayılanlar için, fabrikalarda emek veren, emekli olsa da geçinemediği için çalışmak zorunda kalan, ama emeğinin karşılığını asla alamayan emekçi kadınlar için buradayız biz! Direnen Barutçu işçileri için, Eker Süt İşçileri için, Fernas işçileri için, Polonez işçileri için buradayız biz! Aylardır taban maaş hakkı için direnen özel sektör öğretmenleri için buradayız! Narin için, HKG için, Aladağ için, kadın cinayetlerinde katledilen kız kardeşlerimiz için buradayız. Yarattığınız düzene hodri meydan diyoruz! Hiçbir kadın yalnız yürümeyecek, hiçbir çocuk yalnız büyümeyecek. Laikliği, laik, bilimsel, kamusal eğitimi, karma eğitimi, emeğimizin hakkını, eşit işe eşit ücreti mutlaka kazanacağız.”
“O FABRİKAYA GERİ DÖNECEĞİZ”
Eylemde Polonez işçileri adına Sırma İlhan ile Ayla Erdal da konuşma yaptı. İlhan, “Siz kadınlarla aynı yolda yürümekten çok mutluyuz” dedi.
Ayla Erdal ise “Biz sadece sendikaya üye olduğumuz için işten atıldık. Sadece hakkımızı istedik. Her koşulda 73 gündür mücadele ediyoruz. Zorlu koşullara karşı canla başla direniyoruz. Her ne olursa olsun asla hakkımızdan ve mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. O fabrikaya geri döneceğiz. Polonez işçisi yalnız değildir” şeklinde konuştu.
“MÜCADELEMİZ HER KOŞULDA DEVAM EDECEK”
VELİ-DER (Öğrenci Veli Derneği) adına konuşan Songül Gündoğdu ise şu konuşmayı yaptı:
“Biz veliler olarak bu yıl da okullarda kayıt ücretleri, okulların temizlik problemi, sınıf mevcutları, beslenme sorunu gibi pek çok meseleyle boğuşuyoruz. 22 yıldır ülkemizde önceki iktidarlardan daha farklı, kendi dünya görüşüne göre bir ülke yaratmak isteyen, kendi arzularına uygun bir toplum inşa etmeye çalışan bir iktidar var. Bu amaçlarına ulaşmak için ÇEDES, tarikatlarla yapılan protokoller ve Maarif Modeli gibi çeşitli yöntemler deniyorlar. bizler laikliği, bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz. Bizler ne Aladağ’da tarikat yurdunda yanarak hayatını kaybeden kız çocuklarımızı ne Ensar Vakfı’nda çocuklarımıza yaşattığınız toplu tecavüz iğrençliğini ne Antalya’da cemaat yurdunda boğazı kesilen Mehmet Sami Tuğrul’u ne de Elazığ’da intihara sürüklenen tıp öğrencisi Enes Kara’yı unuttuk. ÇEDES’e, tarikatlara, MESEM’e, Maarif Modeli’ne karşı mücadelemiz her koşulda devam edecek.”
Afganistan’da şeriat kurallarını daha sıkı denetlemek üzere hazırlanan “Erdem Yasası” yürürlüğe girdi. Yasa, başta kadınlar olmak üzere birçok alanda yaşamı kısıtlıyor ve kontrolleri artırıyor.
Afganistan’da iktidardaki Taliban, katı şeriat kurallarını daha sıkı takip etmek amacıyla hazırladığı “Erdem Yasası”nı yürürlüğe geçirdi. Afganistan Adalet Bakanlığı, 31 Temmuz’da yürürlüğe giren yasanın detaylarını paylaştı. Kadınlar için örtünme kurallarını ve eşcinselliğin yasaklanmasını da içeren yasanın, Taliban üst düzey yetkilisi Hibetullah Ahundzade tarafından onaylandığı duyuruldu.
KADIN VE ERKEKLER İÇİN GETİRİLEN YASAKLAR
Kadınlar için kendileriyle doğrudan akraba olmayan erkeklerin bulunduğu ortamlarda yüzlerini ve vücutlarını gizleme zorunluluğu getiren yasa, Taliban’ın 2021 yılında iktidara gelmesinden bu yana İslami şeriat hukukuna dayalı davranış kurallarını denetleyen “ahlak polisi”nin yetkilerini de artırıyor. Yasada, erkeklere de en az diz hizasında pantolon giymeleri ve çok kısa olmayacak şekilde sakal bırakmaları zorunluluğu getirildi. Aynı zamanda yasa kapsamında eşcinsel ilişkiler, zina ve kumar yasağı ile canlıların tasvir edildiği video veya resimlerin üretilmesi ve izlenmesi yasağı da daha sıkı denetlenecek.
MEDYAYA GETİRİLEN YASAK
Yasa çerçevesinde ayrıca kaçırılan namazlar ve ebeveynlere itaatsizlik de cezalandırılabilecek. Yeni yasaya göre, medya “şeriat ve din kurallarına” uygun olmayan içerikler yayınlayamayacak, Müslümanlara hakaret olarak değerlendirilebilecek konulara da yer veremeyecek. “Ahlak polisi”, ihlallerde bulunanları önce uyaracak ardından para cezası ve 3 güne kadar gözaltı ile diğer yaptırımlara maruz bırakabilecek. Eylemlerin tekrarı halinde ise yargı devreye girecek.
Birleşmiş Milletler (BM) Afganistan Yardım Komisyonu (UNAMA), daha önceki açıklamalarında Afganistan’daki “ahlak polisi”ni ülkede “korku iklimi” yaratmakla suçlamıştı.
21 BİN MÜZİK ALETİ TAHRİP EDİLDİ
Ülkede, geçtiğimiz günlerde ise 281 emniyet görevlisinin “sakalsız olduğu” gerekçesiyle görevden alındığı belirtildi. Yine İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı’nın yıllık raporuna göre, ülkede geçen yıl 21 bin 328 müzik aleti tahrip edildi.
PİRHA- DEM Parti Kadın Meclisi, İran’daki idamlara karşı büyükelçiliğin önüne “İdamları durdurun” yazılı siyah çelenk bıraktı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, İran’daki idamlara tepki göstermek amacıyla İran Büyükelçiliği önünde bir araya geldi. Polis engeli sonucu, elçilik binasının önüne gitmelerine izin verilmeyen kadınlar, İran tarafından idam edilen kadınların fotoğraflarıyla polis kalkanlarının önünde açıklama yaptı.
DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Tatlıgül Gül, “23 Temmuz’da İran rejimi tarafından idam cezası verilen gazeteci Pexşan Azizi ve aktivist Şerife Muhammed için sesimizi yükseltmek, onların yalnız olmadığını ve mücadelenin her yerde sürdüğünü göstermek amacıyla toplandık. Pexşan Azizi tüm dünya kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptığı mektubunda bizlere şöyle sesleniyor; ‘Şerife Muhammed ve ben ile idam sırasında bekleyen diğer kadınlar sadece özgür ve onurlu yaşam arayışı nedeniyle mahkum edilen ilk ve son kadınlar değiliz, olmayacağız. Ancak can verilmeden özgürlük de gerçekleşmez. Özgürlüğün bedeli ağırdır. Suçumuz Jin, jiyan, azadî’yi birleştirmektir’ demişti. Bu siyah çelenkle iki kadın yoldaşımızın cesaret, direniş ve haklı mücadelelerine karşı yürütülen, erkek egemen rejimi protesto ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“MÜCADELE ETMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Gül, bu cezalara karşı durmaktan ve mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceklerini belirterek şunları söyledi:
“Bu tür cezaların insanlık onurunu zedelediğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Peşxan ve Şerife’nin sesi, buradan tüm dünyaya Jîna Emînî’nin direnişinde olduğu gibi ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganıyla yayılacak. İran’da yaşanan bu zulme karşı sessiz kalmayın. Kadınların, Kürt halkının ve tüm mazlumların yanında durarak bu insanlık dışı uygulamalara karşı birlikte mücadele edelim. İran hükümetine bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; bu bir cinayettir ve cinayetlere son verin. Uluslararası hukuka ve insan haklarına saygı göstererek, Pexşan Azizi ve Şerife Muhammed hakkında verilmiş idam cezalarını kaldırın. Bu cezalara karşı durmaktan ve mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Kadınlar, Hacıbektaş’ta “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” isimli panelde buluştu. Aleviliği anlatmayı çok sevdiklerini ama Aleviliği yaşamak konusunda pek iyi olmadıklarını söyleyen Gazeteci Çilem Küçükkeleş, “Bugün biz Aleviliğimizi gerçekten yaşıyor muyuz ki kadın eşitliğinden bahsedebilelim. Yaşadığımız komşu inançların kadınlara yaklaşımı ile mukayese ediliyoruz. O kadar eşitsizlikler içerisindeler ki biz Alevi kadınlar eşit gibi gözüküyoruz” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri kapsamında “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde” isimli panel düzenlenerek Alevilikte kadın konusu konuşuldu. Panele konuşmacı olarak; 25. Dönem Milletvekili, Gazeteci Çilem Küçükkeleş, Prof. Dr. Çiğdem Boz, Araştırmacı Yazar Kıymet Erzincan Kına katıldı.
Panele çok sayıda Alevi katılırken polis barikatları nedeniyle izleyicilerin panele katılmaları büyük ölçüde engellendi.
“BU KADAR KADIN NEDEN ÖLÜYOR?”
Çiğdem Boz, “Kadıncık anayı neden Hacı Bektaş Veli kadar anmıyoruz diye düşünüyorum. Solcular, sosyalistler, ülkücüler, İslamcılar, Atatürkçüler hepsi kadına çok değer verdiklerini söylüyor ama akla tek bir soru geliyor o zaman bu kadar kadın neden ölüyor? Erkek akıl, kadın duygu erkek kamusal alan kadın özel alan gibi ikilikler var. Bizim ihtiyacımız olan etik anlayış, yaptıklarımızın sorumluluğunda olacak bence Alevi duruş budur. Kadının birikimi, kadının deneyimli önemlidir. Kerametler, mistik şeyler ötesinde gözümüzün önünde olan bitenden sorumluyuz” dedi.
“ÖZDEKİ ANALARI, BACILARI HATIRLARSAK ÇOK ÖNEMLİ KILAVUZLARIMIZ VAR”
Kıymet Erzincan Kına ise konuşmasında şunları söyledi:
“Panelin isimi, İnancımızın özündeki can kavramına da çok güzel gönderme yapıyor. Kadınlar; ötekilerin ötekisi olarak daha çok baskıyı hissediyorlar. En okumuş kadınımız bile içinde günahkâr, aciz, değersiz hissediyor. Alevilik açısından baktığımız zaman özdeki anaları, bacılarımızı hatırlarsak çok önemli kılavuzlarımız var. Ama ne yazık ki tarihimizi hatırlamıyoruz. Söylenceler, hikayeleri sembolik anlamda çözmeye çalışırsak kadın vurgusunu göreceğiz. Kadın sözcüğü muhtemelen kadıncık ananın isminde saklı. Bir makam adı kadıncık anayı ululaşmış ama gerçek adını unutarak tarihini yok etmişiz. Kadıncık Ananın bacıların başı olduğu son zamanlarda çok konuşuluyor. Bize öğrenilmiş çaresiz halindeyiz. Sadece erkekleri suçlamamak lazım. Sorumluluk almak istemeyince özgürleşemiyoruz da. Tarihimizi hatırlamak zorundayız. Analarımızı hatırlamak zorundayız, kendimize güçlü olduğumuzu hatırlatmak için.”
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN EN BÜYÜK HEDEFİ KADINLAR”
Çilem Küçükkeleş, polis ablukasını kınayarak konuşmasına başlayarak şunları belirtti.
“’Erkek dişi olmaz muhabbetin dilinde’ Çok sevdiğim ama çok yanlış anlaşılan söz. Alevi toplumundaki eşitsizliği anlatırken bir erkek muhakkak karşı çıkar. Hünkârın bu sözü örtü değil. Hünkarın ve Kadıncık ananın yaşadığı bir Alevilik yaşamıyoruz. Şimdi de bir formül arıyoruz. Biz Aleviliği anlatmayı çok seviyoruz ama yaşamak konusunda pek iyi değiliz. İnsanlık hakikati aramaya devam ediyor o yüzden hakikatimize bakmamız gerekiyor. Bugün biz Aleviliğimizi gerçekten yaşıyor muyuz ki kadın eşitliğinden bahsedebilelim. Kapitalist bir dünyada yaşıyoruz ve bu kapitalist düzen tamamen bir eşitsizlik üzerine. Yaşadığımız komşu inançların kadınlara yaklaşımı ile mukayese ediliyoruz. O kadar eşitsizlikler içerisindeler ki biz Alevi kadınlar eşit gibi gözüküyoruz. Eşitlik bu kadar parçalı bir şey değil. Eşitlik demi derya bir kavramdır. Tüm diğer toplumlardan farkımız bu diyoruz ama her şeyin üzerini çok örtüyoruz. Alevilik ile ilgili en büyük eleştiriyi birlikte ibadet ettiğimizden dolayı alıyoruz. Böyle bir saldırı altındayken dönüp kendi içimizde olan şeyleri örtmek istiyoruz. Toplumsallık kurmaya ihtiyacımız var. Bugün kadınlar bir kenarda dursunlar biz Aleviliği en iyi biliyoruz diyebilirler mi erkekler. O zaman toplumsallıktan bahsedilemez. Kadıncık ana için çok uzakta olan biri değil aslında olmamız gereken biri olarak görüyoruz. Kadın mücadelesi son yıllarda başladığını düşünüyoruz ama annelerimizin bile evlerinde ettikleri mücadeleler vardı. Geçmişte de bir mücadele vardı. Tekleşen ve erkekleşen bir toplum olmaya başlıyoruz. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın en büyük hedefinin kadınlar olduğunu düşünüyorum. Bir süre sonra ’kadınlar buraya geliyorlar neden cemde kafalarını örtmüyorlar’ diyecekler. Yarın cemimizi tutacaklar, semahımızı dönecekler. Cemi tutacak pire sesleniyorum, yapmasın.”
Panel, soru cevabın ardından konuşmacılara verilen hediyeler ile sona erdi.
PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı yeni uygulamaya göre, kadın yolcular İETT otobüslerinden güzergah üzerinde istedikleri noktada inebilecekler.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kadınların güvenli yolculuk yapabilmesine katkı sağlamak amacı ile İETT otobüs hatlarında yeni bir uygulama başlattı. Buna göre; kadın yolcular, akşam 22.00’den sonra güzergah üzerinde istedikleri noktada otobüsten inebilecekler.
“GÜVENLİ VE KONFORLU BİR ULAŞIM İLE YANINIZDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
İBB, hayata geçirdiği yeni uygulamayı şu açıklamayla duyurdu:
“Kadın yolcularımız, tüm İETT araçlarında, saat 22.00’den sonra güzergâh üzerinde istedikleri yerde inebiliyorlar. İstanbul’un her noktasında araçlarımızla gece saatlerinde güvenli ve konforlu bir ulaşım ile yanınızda olmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Silifke’de kadınlar, katledilen kadınlar için sokağa çıktı. Kadın cinayetlerini durdurun” sloganı ile buluşan kadınlar adına basın açıklamasını okuyan Şerife Coşkun, “Biz kadınlar ülkeyi yönetenlerden, mahkemelerden canımıza tak edenlerin hafifletici nedenler göstermeden hak ettikleri cezaya çarptırılmalarını istiyoruz. Kadınları özgür bırakın” dedi.
Türkiye’de kadın cinayetleri artarak devam ediyor. 23 Haziranda bir günde tam 6 kadın erkekler tarafından katledildi.
Kadın cinayetlerine karşı Mersin Silifke’de çeşitli sivil toplum kuruluşları ve sendika temsilcileri seslerini yükseltmek için bir araya geldi.
“Kadın cinayetlerini durdurun” sloganı ile buluşan kadınlar, Silifke’de Anıt Meydanı’nda saat 18.00’de kadınların gördükleri şiddete karşı basın açıklaması yaptı.
Açıklamayı Şerife Coşkun yaptı.
Coşkun, “Her kadına 6284 sayılı Yasa’nın bize verdiği hakları anlatıp dayanışmayı genişleteceğiz. Erkek egemen toplum anlayışını yıkacağız. Yerel yönetimlerden başlayarak tüm Türkiye’ye, tüm dünyaya sesimizi duyurup, yasal haklarımızı tanınmasına yönelik mücadelemizi sürdüreceğiz. Gidecek yeri yok, diye şiddet gördüğü evliliği sürdürmek zorunda kalan kadınlarımıza sahip çıkacağız. Kadınlarımızın boşanma ve nafaka hakkına sahip çıkacağız. Biz kadınlar ülkeyi yönetenlerden, mahkemelerden canımıza tak edenlerin hafifletici nedenler göstermeden hak ettikleri cezaya çarptırılmalarını istiyoruz. Kadınları özgür bırakın” dedi.
PİRHA- Mor Dayanışma Türkiye Sözcüsü Cemile Baklacı, 9. Yargı Paketi taslağına ilişkin konuştu. Baklacı, “7. ve 8. yargı paketinde olduğu gibi kadınların mücadelesiyle geri adım attırılmış fakat her fırsatta önümüze getirilen yargı paketlerini görüyoruz. Bunu uzun zamandır söylüyoruz, iktidar yeni bir rejimi inşa etmeye çalışıyor” dedi.
Hükümetin hazırladığı 9. Yargı Paketi taslağına dair tepkiler devam ediyor. Taslak 38 maddeden oluşuyor ve 13. maddede 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde yer alan “kadının soyadı”, “hak düşürücü süreler” başlıklarında düzenleme öngörülüyor.
Söz konusu taslağa göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, “kadının soyadı” düzenlemesinde yapılacak değişiklik ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak.
Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesine göre bir kadın evlendiğinde kocasının soyadını alıyor. Bu hükme göre kadın, evlenirken kocasının soyadını almak zorundaydı fakat dilerse kendi soyadını da eşinin soyadı önünde kullanma hakkına sahip.
Mor Dayanışma Türkiye Sözcüsü Cemile Baklacı, 9. yargı paketiyle kadınların kazanılmış haklarına yönelik olası saldırılara karşı paketteki önemli değişiklikleri PİRHA’ya anlattı.
“TEHLİKELİ SÜREÇLER YAŞIYORUZ”
Cemile Baklacı, kadınlarını ısrarlı şiddeten korumaya yönelik zorlama hapis kararının tartışmaya açılmaya çalışıldığını belirterek “Burada önemli olan ve bakanlığın uzun zamandır uygulamadığı, erkek adalet saraylarının da uygulamaktan epeyce kaçındıkları bir madde var. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekildikten sonra bu maddenin kullanılmadığını biliyoruz. Bizim şiddeti tarif ederken ısrarlı takip dediğimiz durumda caydırıcı tedbir olarak önemli bulduğumuz bir madde. Koruma ve uzaklaştırma kararının fail tarafından ihlal edilmesi durumunda zorlama hapis kararı alınabiliyor. Bunu özellikle failin şiddetten vazgeçmemesine yönelik önemli bir yaptırım. 9. yargı paketinde buna göz dikmiş durumdalar. Buna itiraz hakkını açmaya çalışıyorlar. Bu kanuna aykırı. Siz tam da kadına karşı şiddette caydırıcı olabilecek bir maddeyi işlevsiz hale getiriyorsunuz. Bence çok tehlikeli süreçler yaşıyoruz. Yerel seçimlerden sonra art arda ortaya çıkan yargı paketleri ve müfredatla ilgili değişimler var” dedi.
“KADINLAR ÖZGÜRLÜK İSTİYOR”
Baklacı, kadınların saldıralara karşı durduğunu ifade ederek devamında şunları dile getirdi:
“Etki ajanlığı denilen, bu paketin içinde olan ve çokça tartışılması gereken bir madde var. Her defasında kadınlara yönelik ciddi bir saldırı görüyoruz. İktidarın yerel seçimlerde meşruiyetini yitirdiğini görmek gerekiyor. Seçimlerde iktidarın yenilgisinde kadın iradesinin önemli bir güç olduğunu düşünüyorum. 7. ve 8. yargı paketinde olduğu gibi kadınların mücadelesiyle geri adım atılmış fakat her fırsatta önümüze getirilen yargı paketlerini görüyoruz. Bunu uzun zamandır söylüyoruz.
“İKTİDAR YENİ BİR REJİM İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR”
İktidar yeni bir rejimi inşa etmeye çalışıyor. Gezi döneminden sonra yapmaya çalıştıkları bir muhafazakar, siyasal islamcı, Erdoğanist bir rejim inşa etmeye çalışıyorlar. Toplum şekillendirilmeye çalışılıyor. Hali hazırda var olan patriyarkanın, erkek egemenliğin kodlarını radikal şekilde savunuculuğunu yapan iktidar en güçlü şekilde karşımıza çıkarıyor. Bununla ilgili ciddi adımlar atıyorlar. Ancak bununla ilgili attıkları her adımda karşılarında ‘Sizin istediğiniz makbul kadın olmayacağız’ diyen kadınlarla karşılaşıyorlar. Şiddet ve istismarın dışında bir aile kalmadı. Kadın emeğinin üzerine bindirilen aile biçimlerini kabul etmiyoruz. Kadınlar kendilerine biçilen bu kölelik düzenini istemiyor. Kadınlar özgürlük istiyor, yaşamak istiyor. Feminist mücadelenin kazanımlarıyla da birlikte kadınlar bu farkındalığı arttırmış durumdalar.”
PİRHA – Gezi ve Kobane direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını ve kadınların direnişlerdeki rolüne dair konuşan Gültan Kışanak, toplumsal muhalefetin susturulmak istendiğini, bu direnişlerdeki kadınlara yüklenen öncülük misyonunun da güçlü bir şekilde yerine getirileceğini söyledi. Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise AKP’nin Kobane direnişini kendi başarısızlığı, Gezi direnişini ise kendine yönelik bir kalkışma olarak gördüğünü belirterek kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını belirtti. HDK Eş sözcüsü Esengül Demir de en baş mücadele aktörlerinin kadınlar olduğunu kaydetti.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ve Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş sözcüsü Esengül Demir, Gezi ve Kobane Direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdiler.
KIŞANAK: TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAK İSTEDİLER
Gezi direnişinin de Kobane direnişinin de iktidar açısından toplumsal muhalefeti bastırmanın sembol davaları haline getirildiğini ifade eden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, “Çünkü her ikisinde de toplumun, iktidarın uygulamalarına karşı bir tepkisi vardı. Asıl bizim şahsımızda bunu cezalandırmak istediler, toplumsal muhalefeti susturmak istediler. Bu anlamda çok ortak ve benzer yönleri var. Bundan sonra önümüzdeki süreçte yürüteceğimiz demokrasi mücadelesi açısından da bizlerin bu iki davayı sembol olarak kabul edip bunun ekseninde Türkiye’deki tüm hukuksuzluklara karşı ortak mücadeleyi, demokratik mücadeleyi güçlendirmemiz gereken bir zemindeyiz diye düşünüyorum” dedi.
“KADINLAR KENDİLERİNE YÜKLENEN ÖNCÜLÜK MİSYONUNU GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRECEKLER”
Kışanak, ayrıca Gezi ve Kobane direnişlerinde kadınların rolüne dair de şu değerlendirmede bulundu:
“Bu ülkede çok çeşitli nedenlerle toplumsal yarılmalar, kutuplaşmalar, kamplaşmalar yaratıldı. Kadınlar bunu aşmayı başarıyorlar. Ortak kadınlık paydasında buluşabiliyorlar. Çünkü kadınların özgürlüğü aslında toplumdaki bütün sorunların çözümüyle çok bağlantılı ve biz kadınlar bunu biliyoruz. Savaşı da militarizmi de cinsiyetçiliği de demokratik haklara yönelik tüm müdahaleyi de. Kadın haklarıyla ilgili bir sorun olduğunun farkındayız. O nedenle kadınlar, çok farklı kimliklerine rağmen ortak payda da buluşup ortak bir mücadele yürütebiliyorlar. Bu da bize Türkiye’de demokratik muhalefetin ortak payda da buluşması konusunda kadınlara bir öncülük misyonu yüklüyor. Ben eminim ki kadınlar bu misyonu da güçlü bir şekilde yerine getirecekler.”
TUNCEL: AKP, KOBANE DİRENİŞİNİ KENDİ BAŞARISIZLIĞI, GEZİ DİRENİŞİNİ İSE KENDİNE YÖNELİK BİR KALKIŞMA OLARAK GÖRDÜ
Gezi direnişi ile Kobane direnişinin bir dönem davası olduğunu dile getiren Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise her iki direnişte iktidarın tavrını şu sözlerle değerlendirdi:
“2013 bir yandan Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan diyalogla müzakere süreci var. Bir yandan Türkiye’de demokrasi konusunda güçlü bir şey yaşanıyor ama bir yandan İŞİD’in Kobane’ye saldırısı var. O dönem hatırlarsanız Kobane sınırında Türkiye’deki bütün özgürlük, demokrasi güçleri ve Kürtler Kobane halkıyla dayanışmak için oradaydı. Bu çok önemli ve anlamlı. Kobane’nin özgürleşmesini AKP kendi başarısızlığı olarak gördü. Gezi direnişini de kendine yönelik bir kalkışma olarak gördü. Her ikisini de bu süreç içerisinde cezalandırmak istedi. O açıdan Gezi’den Kobane’ye dönemi doğru değerlendirmek lazım. Gezi’ye ve Kobane’ye, Türkiye’de özgürlük, demokrasi, adalet, barış mücadelesi bağlamında, Kürt halkının eşitlik, özgürlük sorunu bağlamında bakmak anlamlı olacaktır. Gezi ile Kobane’yi birleştirmek ancak mücadeleyi birleştirmekle mümkün olur diye düşünüyorum.”
“KADINLAR HER YERDE FARK YARATIYOR”
Tuncel, kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını ve yaşamı yeniden kurduğunu da kaydetti.
DEMİR: İKTİDARIN GEZİ’YE VE KOBANE’YE YAKLAŞIMINDA ÇOK FAZLA FARK YOKTU
İktidarın Gezi’ye ve Kobane’ye yaklaşımında çok fazla fark olmadığını söyleyen Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir ise “Gezi Direnişi, iktidar açısından korkulu bir rüyaydı. Türkiye’de toplumun hemen hemen her kesiminin sokağa çıktığı, iktidara karşı tepkiyi, özgürlük talebini dile getirdiği bir direnişti. Dolayısıyla Türkiye tarihinde ilk defa örgütlü olmayan kitlelerin sokağa çıkışıydı. Gezi’nin hemen ardından da bir dizi yasaklamalarla toplumun bu taleplerini gerçekleştirmek yerine tam tersine toplumu baskı altına almayı hedeflediler. Kobane Direnişi ise ağırlıklı olarak Kürt özgürlük mücadelesi, Kobane’de direnen Kürt halkının statü mücadelesi ve tabii İŞİD’e karşı verilen bir mücadeleydi. Ve İŞİD dünya için Orta Doğu için son derece tehlikeli, geleceği karartacak bir örgüt olması sebebiyle onun karşısında direnen halklar, direnen savaşçılar vardı. Kobane sürecinde de İŞİD’in bu politikalarına karşı çıkan Kürtlerin yanında, onlarla dayanışma mücadelesi yürütenlerin sergilediği bir direnişti. Buna da tabi iktidar çok ağır tepkiler gösterdi” diye konuştu.
Demir, “Kobane düşmedi, o direniş kazandı” diyerek şöyle devam etti:
“Türkiye halkları da Kobane halkıyla hem maddi hem manevi dayanışma gösterdi. 4 yıl geçtikten sonra HDP’nin MYK’sının attığı dayanışma mesajına ilişkin açılan bir dava oldu. Bu davanın tabii ki bu tweetten kaynaklı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dava, bir, Kobane halkının bu direnişinin sonuçlarını cezalandırmak, ikincisi Türkiye sosyalistleri, devrimcileriyle Kürtlerin yan yana gelişine tahammülsüzlük ve dolayısıyla Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini talep eden Türkiye devrimcileriyle Türkiye’de mücadele eden demokratik siyasetteki Kürtlerin cezalandırıldığı, ağır cezaların verildiği bir dava oldu. Burada da Türkiye Cumhuriyeti devleti, hem Gezi’de hem Kobane’de Türkiye’de demokrasi taleplerine yanıt vermedi, bu taleplerin dile getirilmesine olanak tanımadı ve bunun için mücadele edenlerin de ağır cezalarla yargılanacağının mesajını çok net bir şekilde vermiştir.”
“EN BAŞ MÜCADELE AKTÖRLERİ KADINLARDI”
Her iki mücadelede kadınların yerinin çok önemli olduğunu da söyleyen Demir, “En baş mücadele aktörleri kadınlardı. Dolayısıyla kadın mücadelesi, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin önünü açan bir mücadeledir. Çünkü kadın sorununda ortak çözüm hattını ören bir bakış açısıyla yaklaştıkları için demokrasi mücadelesine de kadın mücadelesi örnek olmuştur” dedi.
PİRHA – “Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük için buluşuyoruz” forumunda konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, “Özgürlük ve eşitliğe inan herkes öne çıkar, sözünü söylerse karanlığı dağıtabiliriz. Kadınlar özgürse toplum da özgür olacak” dedi. Siyasetçi Sebahat Tuncel ise “Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz” dedi.
DEM Parti Kadın Meclisi, Okmeydanı’nda bulunan La Bella Organizasyon Salonu’nda “Kobane’den Gezi’ye Adalet ve Özgürlük İçin Kadın Buluşması” gerçekleştirdi.
‘Kobane’den Gezi’ye Adelet ve Özgürlük için Kadın Buluşması’ şiarıyla yapılan buluşmaya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, HDP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, DEM Parti Eğitim Politikaları Komisyonu Eş Sözcüsü İlknur Birol, DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu, Çiçek Otlu, Özgül Saki, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu(KCDP) Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzelgündüz, Kırkyama Kadın Derneği’nden Tülay Korkutan, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve çok sayıda kadın katıldı.
“BU İKTİDARI DURDURACAK OLAN BİZ KADINLARIZ”
Buluşmada ilk olarak konuşan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Bugüne kadar sokakları terk etmeyen kadınlar olarak bu buluşmada gereken cevabı veriyoruz” diyerek konuşmasına başladı.
Türkoğlu, iktidarın biat eden kadınlar yaratmaya çalıştığını ama kadınların biat etmediğini ifade ederek, “Cezaevlerinde esaret altında tutulmaya çalışılan arkadaşlarımız var onlara söz verdik. Figen Yüksekdağ şahsında bir söz var ‘son sözü direnenler söyler’ iktidar sona doğru gidiyor onunda son sözü var bizimde son sözümüz var. Bu tarihsel iki davanın son sözünü bizler kuracağız. Bu mücadeleyi bitirmek istiyorlar ama bizler mücadelemizle, eylemlerimizle sözümüzü özgürlük olarak kuracağız. 100 yıllık inkar politikası ile makul Kürt, kadın yaratma konusunda birçok kodları yerle bir ettik. İktidar intikam alır gibi hukuku araç olarak kullanarak düşman hukuku inşa etmeye çalıştı. Ne Kobane kumpas davası, ne Gezi Direnişi davası ne de Hakkari’ye atanan kayyım bir birbirinden bağımsız değil. Hem Kobane hem Gezi hem kayyım bu ülkenin barışını tehdit eden bir şey. İktidar halklar, kadınlar, emekçiler konusunda güvenlik problemi haline gelmiştir. Bu iktidarı durduracak olan biz kadınlarız. Daha çok mücadele ederek özgürlüğü, eşitliği, adaleti hayata geçirebiliriz. Bütün arkadaşlarımızın özgürlüğü için mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor. Özgürlük, eşitlik, barış için daha çok bir araya gelmek zorundayız. Son sözü biz kadınlar söyleyeceğiz, son sözü direnenler söyleyecek” dedi.
Ardından söz alan Gültan Kışanak, Hakkari’de kayyım atanmasının demokrasi krizinin olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Kışanak, “Bu ülkede adım adım krizlerle demokrasinin ortadan kaldırıldığını gördük ama olması gereken daha güzel bir yaşamı kurmaktı. Krizi adım adım büyütüyorlar. Türkiye krizler ülkesi haline geldi. Sürekli krizleri konuşuyoruz. Oysa bu topraklar fırsatlar coğrafyası. Ancak fırsatlar içerisinde eşitlik, özgürlük yokluğu yaşıyoruz. Bu ülkede biz kadınlar ve özgürlük eşitliğe inanan herkes öne çıkar sözümüzü söylersek karanlığı dağıtabiliriz. Mesele Sebahat’ın, Figen’in, Selahattin’in cezaevinde tutulması değildi aslında dışarıyı teslim almak istiyorlardı. Başta kadınlar olmak üzere kısmi eksikler yaşansa da toplum teslim olmadı ve direndi bu bize moral verdi. Kadın mücadelesini güçlendiren kadın yoldaşlarımıza teşekkür etmek istiyoruz. Görevimiz bitmedi. Bu bizim için başlangıç diğer arkadaşlarımızı aramıza alana kadar yürüyeceğimiz yolumuzun başlangıcı. Bu davalar üzerinden meydan meydan gezilerek kötü politikalarına meşruiyetkazandırmaya çalıştılar ama başarmadıklarını söylemek isterim” diye konuştu.
“KADINLAR ÖZGÜRSE BÜTÜN TOPLUM ÖZGÜR OLACAK”
Kışanak, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:
“Adalet, özgürlük mücadelemizi birlikte sürdüreceğimize inanıyorum. Kayyım meselesi, seçme seçilme hakkının ötesinde bir durum. Yerel demokratik belediyecilik gelişince kadınlar nefes alıyor. Kayyım kadınları nefessiz bırakıyor. Demokrasi bir bütündür ya vardır ya yoktur. Batıya demokrasi var, Doğu’ya yok olmuyor. Erkeğe demokrasi var kadına yok olmuyor ya hepimiz için vardır ya da yoktur. Haksızlığa karşı ortak refleksle adaleti ve özgürlüğü savunmalıyız. Kadınlar özgürse bütün toplum özgür olacak. Hayat bütün. Bölmeye, parçalamaya gerek yok. Kadınlara güveniyorum.”
“DERDİMİZ VAR DERDİMİZİ ANLATIYORUZ”
Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel de cezaevindeki kadın tutukluların selamlarını getirdiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Tuncel, “Gülsüm anne 10 yıldır adalet arıyor. Halise anne oğlunun cenazesini aldı ama hapse attılar. Bu hak mı? çocuklarımız genç yaşta toprağa düşmesin özgür gelecek kuralım diye mücadele ediyoruz. Batı’da Gezi, Kürdistan’da Kobane direnişi vardı. Devlet Kürtlerin ve Türklerin birlikte mücadele etmesini engellemek istiyor. Kobane’de Gezi’de bir cezalandırma davası. Hala bu ülkede çözülmemiş sorun var adı Kürt sorunu. Kürt sorunu var olduğu sürece bunları konuşmaya devam edeceğiz. Kayyım bir soykırım politikasıdır. Kürt olup da hakkında dava açılmamış kimse var mıdır? Konuşacağız efendim. Biz konuşarak bu sorunu çözeceğiz. Bağımsız yargı olmadığı sürece verilen karar taraflıdır bu kararları tanımıyoruz. Yargılamada mahkeme başkanına da dedim Kürtleri yurttaşlıktan çıkartmışsınız anayasa Kürtlere uygulanmıyor. Kayyım meselesi siyasi mesele hukuki mesele değil. Kürt halkına karşı yapılan zulümdür. Bu ülkede milyonlarca terörist varsa bu iş bitmiş demektir. Kayyım zihniyetine karşı hepimizin durması gerekiyor. Biz Kürtler mücadele ediyoruz bedel ödüyoruz derdimiz var derdimizi anlatıyoruz ama anlatmayalım diye dört duvarın arasına koyuyorlar. Biz hakikati birlikte örmek zorundayız.”
“BİZ KADINLAR MASAYI KURACAĞIZ”
Tuncel’in konuşmasına şöyle devam etti:
“Baskı, faşizm var. Bundan korkup kenara mı oturacağız? O zaman devlet başarılı olur. Oturmayacağız, çıktığımızdan beri sözümüzü kuruyoruz. Mücadele devam ediyor. Kadın katliamının, kadına yönelik şiddetin doğrudan Kürt sorunu ile bağlantısı var. Bizim dönemimizde kadın katliamları azalmıştı çünkü erkeği de kadını da değiştiriyorduk. Her gün kadınlar çocuklar katlediyorlar, çürüme var. İktidar yaşamı çürütüyor, sorun bu. Birlikte mücadele etmek zorundayız. Derdimiz çok ama oturup ağlayacak değiliz. Cezaevinde eylem var, tutsaklar görüşe çıkmıyor, telefon görüşüne çıkmıyor. Kürt sorunu çözülsün ve Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük sağlansın diye. İmralı tecridi barışın tecrididir. Tecridi sadece Kürtlerin meselesi olarak gördüğümüz sürece çözülmeyecek. Diyalog yoksa savaş olur. Biz konuşmayı savunduğumuz için yargılanıyoruz. Masayı kurun masayı niye devirdiniz. Gelin masayı yine kuralım. Biz kadınlar diyalog masasasını kuracağız. Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz.”
“ASLA BOYUN EĞENLERDEN OLMADIK”
Ardından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın gönderdiği mesaj okundu.
Mesaj şu şekilde:
“Sevgili Kadınlar, Değerli Yoldaşlar, Dostlar. Öncelikle kadınların mücadele birliğini, bilincini ve dayanışmasını geliştirme yolundaki çabalarınızı, kararlılığınızı selamlıyorum. Kadının yaşam ve özgürlüğünün katledildiği, eril faşist düzende ya boyun eğecek ya da direnişle, örgütlenmeyle yeni yollar açılacak. Günümüz ve tarihimiz şahittir ki asla boyun eğenlerden olmadık. Gittikçe zifiri karanlığa dönüşen ve bütün gerici, faşist karakteri kadına karşı yaklaşımda sivrilen mevcut rejim, şüphesiz ki; yine en çok düşmanlık güttüklerinin, binlerin iradesi karşısında yenilecektir. Sokaklarda, yakalı meydanlarda, direniş halaylarında büyütülmüş değerlerin ve haklı bir kavganın paydaşlarıyız. Bazılarımızın payına bu değerleri ve mücadeleyi zindanlarda savunmak, büyütmek düşüyor. Jin Jiyan Azadi haykırışları hiç susmadığı ve zılgıtlar eşliğinde kadınların kurtuluş yolunu çınlattığı sürece bu pay başımız gözümüz üstüne. Biz tutsak kadın siyasetçiler; içeride de dışarda olduğu gibi görevimizi yaptık, yapıyoruz. Bizlerin özgürlük davasını sahiplenen, dayanışma gösteren tüm yoldaşlara, dostlara, demokratik kamuoyuna, esas olarak da kadın hareketinin bütün bileşenlerine sevgilerimizi, selamlarımızı gönderiyoruz. Daima umutla, dirençle kalın.”
“GEZİ VE KOBANE DAVALARI İKTİDAR HUKUKUN VE ADALETSİZLİĞİ İLE MALULDÜR”
Ardından Gezi Davası’ndan tahliye edilen Mimar Mücella Yapıcı’nın gönderdiği mesaj okundu.
Yapıcı, “Hepimiz biliyoruz Gezi ve Kobane davaları iktidar hukukun ve adaletsizliği ile maluldür. Dünyanın belki de en haklı direnişleri olan gezi ve Kobane’de onlarca canımızı kaybettik ve onlarca arkadaşımız hala haksız ve hukuksuz olarak tutsak. O nedenle hiçbirimiz özgür değiliz. Bugün Gezi’den, Kobane’den, Galatasaray Meydanı’ndan, Plaza de Mayo’dan, İran’dan, Filistin’den velhasıl dünyanın her yerinden yükselen barış ve adalet isteyen çığlıklarımız bir gün barışa, adalete ve daha güzel bir dünyaya ulaşmak için en büyük gücümüz olacaktır.”
PİRHA-Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, 9. Yargı Paketi taslağına dair konuştu. Ataselim, “6284’e biz asla dokundurtmayacağız. Zorlama hapis kararlarına itiraz hakkının açılıyor olması 6284’e düzenlemeye yönelik kapının aralanmasıdır. O kapının açılmasına asla müsaade etmeyeceğiz” dedi.
Hükümetin hazırladığı 9. Yargı Paketi taslağına dair tartışmalar devam ediyor. Taslak 38 maddeden oluşuyor ve 13. maddede 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinde yer alan “kadının soyadı”, “hak düşürücü süreler” başlıklarında düzenleme öngörülüyor.
Söz konusu taslağa göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, “kadının soyadı” düzenlemesinde yapılacak değişiklik ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak.
Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesine göre bir kadın evlendiğinde kocasının soyadını alıyor. Bu hükme göre kadın, evlenirken kocasının soyadını almak zorundaydı fakat dilerse kendi soyadını da eşinin soyadı önünde kullanma hakkına sahip.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Genel Sekreteri Fidan Ataselim, 9. yargı paketiyle kadınların kazanılmış haklarına yönelik olası saldırılara karşı paketteki önemli değişiklikleri PİRHA’ya anlattı.
Fidan Ataselim, kadınları korumak anlamına gelen 6284 sayılı Kanun’un düzenlemeye çalışıldığını belirterek “Basit bir kelime değişikliği gibi göstermeye çalışacaklar. Çok dikkatli olmamız gerekiyor, çünkü kanunun en önemli meselesini düzenleyecekler. Söz konusu olan taslaktan gördüğümüz üzere tedbir kararları yerine kararlara itiraz şeklinde bir düzenleme yapacaklar. Zorlama hapis kararlarına itirazın söz konusu olmaması lazım. Yasada böyle bir şey yazmaz. Hatta yasa der ki fiili bir suç oluşursa dahi zorlama hapis kararı verilecektir” dedi.
“POTANSİYEL KATİLLER DURUŞMA BEKLEMEZ”
Ataselim, zorlama hapis kararı verilmediği için öldürülen kadınların olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:
“Şiddet faili defaten 6284’teki kararları ihlal ederse hâkimin bu kişiyi gözaltına alması gerekiyor. Üç gün ile on gün arasında değişen sürelerle zorlama hapis kararı vermesi gerekiyor fakat görüyoruz ki İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekildikten sonra zaten uzaklaştırma kararlarının kısa süreli verildiği, yenilenmediği, hatta kadınlar karakola gittiği zaman delil sorulduğu durumlarla karşılaşırken hakim zorlama hapis kararı vermediği için Hülya Şellavcı göz göre göre öldürüldü. Çok net söylemeliyim ki potansiyel katiller duruşma beklemez. İtiraz süreçlerini beklemez. Bu sebepten ötürü zorlama hapis kararlarının uygulanması kadınlar için hayatidir.”
“HÜKÜMET AYM KARARINI HİÇE SAYIYOR”
KCDP Genel Sekreteri Fidan Ataselim, taslaktaki diğer önemi maddeler ilişkin şunları söyledi:
“Kadınların soyadına ilişkin yasayı Anayasa Mahkemesi (AYM) iptal etmiş olmasına rağmen bu hükümet torba kanunlarla AYM kararını hiçe sayıyor. Kadınların soyadlarını kendi başlarına kullanacakları AYM kararının bertaraf edildiğini görüyoruz.
“MÜCADELEDE ETKİLİYİZ AMA AJAN DEĞİLİZ”
Bir diğer mesele ‘Etkin Ajanlığı’ maddesi. Biz mücadelede çok etkiliyiz ama ajan değiliz. Bu şekli ile siyasi iktidar herkesi ajan olarak olarak suçlayabilecek. Ben bunu da bertaraf edebileceğimizi düşünüyorum çünkü dezenformasyon yasası gündeme geldiği zaman belli tedirginliklerimiz söz konusu olmuştu ama bunu hayata geçirmek o kadar kolay olmadı. Bu yüzden etki ajanları meselesinin de taslaktan derhal çıkması gerekiyor.
“6284’E DOKUNDURTMAYACAĞIZ”
Mükerrer suç işleyenlere bir tür af anlamına gelen bir düzenleme görüyoruz fakat kadına yönelik şiddet ve cinayetlerde şiddet faili erkeklerin defalarca aynı kadına yönelik şiddeti işlediklerini, sabıkasının kabardığını görüyoruz. Cezasızlığın bir başka yönü olma anlamına gelen bir düzemlemeyi görüyoruz. Bir kez daha altını çizmek isterim 6284’e biz asla dokundurmayacağız. Çünkü biliyoruz ‘6284’ü kaldıracağız’ demeyecekler, düzenleyeceğiz diyecekler. Zorlama hapis kararlarına itiraz hakkının açılıyor olması 6284’e düzenlemeye yönelik kapının aralanmasıdır. O kapının açılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.”
PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Anneler Günü dolayısıyla etkinlik düzenledi. Etkinlikte konuşan Mersin Cemevi Kadın Komisyon Üyesi Aysel Kılavuz, başta Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri olmak üzere evlatları için adalet mücadelesi veren anneleri andı.
Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’nun Anneler Günü dolayısıyla düzenlediği etkinlik, Yenişehir Kent Konseyi’nde yapıldı. Etkinliğe komisyon üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının kadın temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.
Etkinlikte konuşan Mersin Cemevi Kadın Komisyon Üyesi Aysel Kılavuz, günün anlam ve önemine dair konuşma yaptı.
ADALET BEKLEYEN ANNELER UNUTULMADI
“Yaşamda doğumdan ölüme kadar hiç karşılık beklemeden evlatlarını yalnız bırakmayacak yegâne insandır annelerimiz” diyen Aysel Kılavuz, evlatları için mücadele eden ve adalet bekleyen anneleri de anarak şunları söyledi:
“Cumartesi Anneleri’ne, Roboski annelerine, barış annelerine, Suruç annelerine, Gar Katliamı annelerine ve Berkin Elvan, Mısra Öz, Gülistan Doku’nun annesine, Emine Şenyaşar anneye selam yolluyoruz. Ayrıca Hakk’a yürümüş tüm annelerimizin mekanı ışık olsun saygı ve özlemle anıyoruz. Umudun, şefkatin, kararlılığın, merhametin adı olan tüm annelerimizin Anneler Günü kutlu olsun. Anneler Günü barışa ve umuda gayret olsun. Yol gözleyen, derman dileyen anaların cümlesine niyazımız, kız kardeşlere ikrarımızdır. Bugün burada yalnız bırakmayan Alevi kurumlarına, kadın örgütlerine, tüm annelere, söyleyecekleri türkülerle annelere unutulmaz gün yaşatacak sanatçı dostlarıma teşekkür ediyorum.”
Etkinliğe katılan kadınlar Koray El, Reyhan Kurtulmaz, Ali Sarıtaş, Rüya Şah ve Çiğdem Akdoğan, etnik halk ezgileriyle halaylar çekerek şarkılara eşlik etti.
PİRHA- TJA ve DEM Parti Kadın Meclisi’nin ortak çağrısıyla 16 Mayıs’ta karar çıkması beklenen Kobanê Davası’nda yargılanan kadınları tanıyoruz diyerek bir araya gelen kadınlar dava sürecini konuştu.
Özgür Kadın Hareketi (TJA) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Kadın Meclisi, İstanbul’da bir araya geldi. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul İl binasında düzenlenen, 16 Mayıs’ta karar çıkması beklenen Kobanê Davası’na ilişkin söyleşiye Aralık Feminist Kolektif, Mor Dayanışma, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kırkyama Kadın Dayanışması, Kadın Savunması, Mor Dayanışma, Yeni Demokrat Kadın, Kadın Zamanı Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da destek verenler arasındaydı.
“KOBANE DAVASINNI GÜNDEMLEŞTİRMEMİZ LAZIM”
İlk sözü DEM Parti Kadın Meclisi adına Aygül Sincar aldı. Sincar yıllardır süren savaş politikalarına dikkat çekerek, şunları dile getirdi: “Bizler barış için mücadele ediyoruz. Çünkü coğrafyada var olan savaş halkların yıkımına dönük bir savaştır; kadın cinsinin yok sayılmasıdır, düşüncemizin zihnimizin yok sayılmasıdır, bizi tecrit altına almaktır. Kobanê davasını tek bir güne sığdırmamak her alanda gündemleştirmemiz gerekir” dedi.
Söyleşi DEM Parti İl Eş Başkanı Gonca Yangöz’ün konuşmasıyla devam etti. Yangöz “Arkadaşlarımız uydurulmuş, gerçekliği olmayan dosyalarla yargılanıyor. Her arkadaşımız bunca zaman içinde yakınlarını kaybetti, yas hakları elinden alındı. Arkadaşlarımız kadın mücadelesini dört duvar ardında da olsa bırakmadılar ve bize de model oldular. Kürt kadın hareketi direnç tarihiyle büyümüş bir hareket” ifadelerini kullandı.
“KOBANE DAVASI KUMPAS DAVASIDIR”
Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Arzu Eylem Kayaoğlu aldı. Kayaoğlu, bu davanın Gezi Davası ile ortak yanlarının olduğunu belirterek “Kürt siyasetçiler üzerinden Türkiye toplumunun tamamına yayılmak istenen bir korku var. Kobanê Davası da Gezi Davası da ancak birlikte mücadele ederek sonlandırılabilir. Kürt halkının üzerindeki baskıyı, Kürt siyasetçilere yönelik saldırıya son verecek olan halklardır. Biz Kobanê davasına bilinçli olarak kumpas davası diyoruz” dedi. Ardından dava sürecine dair aktarımlarda bulundu.
“KÜRT KADINLARA UYGULANAN HUKUKSUZLUK FEMİNST HAREKETİN KAZANIMLARINI GASP ETTİ”
Dönemin tanığı bağımsız feminist Hülya Osmanoğlu, şunları dile getirdi: ” Feministler olarak bu davaları takip ettik. O davalarda hep beraber yaptığımız eylemler yargılanıyor. ‘Barış için 1000 Kadın’ eylemi yargılama maddelerinden birisi, bir diğer yargılama maddesi 25 Kasım eylemi. Aslında Gültan’a yöneltilen 32 suçlama maddesinden 16 tanesi kadın eylemleriydi. Kadın kurtuluş mücadelesi içerisinde Kürt kadın hareketinden arkadaşlarımızın başına gelen hukuksuzluğun feminist hareketin bütün kazanımlarını gasp etmeye yöneldiğini gördük.”
“GÜLTAN KIŞANAK BİR PİR ANADIR”
Serbest kürsüde söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Gültan Kışanak’ın Ağuçhan Ocağı Pir’i olduğunu vurgulayarak, ” Vicdanlarında yer vermedikleri duvarlara ve zindanlara teslim olmayan Ana Pir Gültan ve yoldaşları biliriz ki attığınız her adım hak ve hakikat aşkınadır” dedi.
Söyleşi serbest kürsüde kadınların konuşmalarının ardından son buldu. PİRHA/ İSTANBUL
PİEHA- Tuzluçayır Kadınları Derneği’nin “Okullarda 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek her çocuğun hakkı” kampanyası kapsamında MEB’e açtıkları davanın reddine karar verildi.
Ekmek ve Gül’ün çağrısını yaptığı “Okullarda 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek her çocuğun hakkı” kampanyası kapsamında Tuzluçayır Kadınları Derneği’nin Millî Eğitim Bakanlığı’na açtığı dava 21 Şubat tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından görüldü. Bugün davacılara tebliğ edilen kararda “Devletin okullarda eğitim alan tüm çocuklara ücretsiz yemek sağlama gibi bir pozitif yükümlülüğü bulunmadığı” denilerek davanın reddine karar verildi.
“MAHKEMENİN ‘KAYNAK YOK’ KARARINI KABUL ETMİYORUZ”
Söz konusu karara ilişkin Ekmek ve Gül, konuya dair yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, Mahkeme heyetinin verdiği kararda “kaynakların sınırlı olduğunu”, “eğitim hakkı da dahil olmak üzere sosyal ve ekonomik hakların gerçekleştirilmesinin ölçüsü konusunda, yasama organının bir takdir yetkisi olduğunun” ifade edildiği ve “Devletin okullarda eğitim alan tüm çocuklara ücretsiz yemek sağlama gibi bir pozitif yükümlülüğü bulunmadığına” karar verildiği belirtildi.
Karada, “İnsanca bir yaşam sürdürebilmek için her talebimizde karşımıza çıkartılan “Kaynak yok bahanesini kabul etmiyoruz. Mahkemenin iktidar adına konuşarak ‘kaynak yok’ demesi, çocuklar okullarda açlıktan bayılırken, açlık yüzünden eğitim hakkına erişimi engellenirken bu kararı kabul etmiyoruz” denildi.
Halkın parasının sermayedarlara, tarikatlara aktarıldığı belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:
“Sermayedarlara, yandaş vakıf ve tarikatlara halkın cebinden alınan paralarla tüm teşvikler akıtılıyor. Halkın parasının halk için kullanılması, Milli Eğitim Bakanlığının çocukları aç bırakmak gibi bir yetkisi olamayacağını göstermek, okullarda her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek verilmesi için mücadeleye devam edeceğiz. Okul okul, iş yeri işyeri, mahalle mahalle, sokak sokak okullarda her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek verilmesi talebini örgütlemeyi sürdüreceğiz.”
PİRHA- Feminist kadınlar, Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak’a destek açıklamasında bulundu. Kışanak için imza kampanyası başlattıklarını duyuran kadınlar, “Gültan Kışanak’ın kadın kurtuluş mücadelesinin sesi olduğuna tanığız” vurgusunu da yaptı.
Kadınlar Ankara’da Gültan’la grubu, Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak için çalışmalarını sürdürüyor.
Kadın seçim bürosunda yapılan basın açıklamasında, Gültan Kışanak’a yönelik yeni destek grupları da kamuoyuna duyuruldu.
Açıklamanın yapıldığı salona “Siyasetin Mor DEM’i Jîn, Jiyan, Azadî” pankartı asıldı.
“KIŞANAK BİZİM DE ADAYIMIZ”
Grup adına basın metnini Fatma Nevin Vargün okudu. Çağrıcı olarak 636 imzacının bulunduğu metinde şu ifadelere yer verildi:
“Gültan’la Ankara’ya, Kadınlar Dayanışmaya,” Kampanya Grubu olarak Gültan Kışanak’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı adaylığını desteklemek için bir imza kampanyası başlatıyoruz.
İmza kampanyamız, erkek devlet egemenliğine karşı, bir kez daha hepimizin kolektif emeği ile yürütülecek bir mücadeledir.
Gültan Kışanak Feministlerin de Adayı!
Biz aşağıda imzası bulunan feministler, Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı adaylığını destekliyor ve Gültan Kışanak bizim de adayımız diyoruz!
Çünkü Gültan Kışanak ile uzun yıllardır kadın kurtuluş mücadelesinde feminist yol arkadaşlığı yapıyoruz.
Onun milletvekilliği süresince TBMM’de hem kadın kurtuluş mücadelesinin hem de barış, demokrasi ve emek mücadelelerinin sesi olduğuna tanığız.
Gültan Kışanak’ın kayyumla gasp edilene kadar Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı olarak bir yandan yerelde demokrasi mücadelesini güçlendirmeye çalışırken diğer yandan kadınların kent yönetiminin parçası olmasını sağlayacak cinsiyet eşitliği politikalarını hayata geçirmeye çalıştığına bizzat şahidiz.
Yerel yönetimleri bir rant alanı ve salt imar, yol, altyapı politikası olarak gören erkek egemen anlayışa karşı kadın danışma merkezleriyle, sığınaklarla, cinsiyet eşitlikçi istihdam politikalarıyla, kente katılma araçlarını geliştirerek kadınların hayatını nasıl dönüştürmeye çalıştığını yakından biliyoruz.
Biz yıllardır Gültan Kışanak’ın da parçası olduğu Kürt kadın hareketi ile birlikte kadın kurtuluş mücadelesi veren feministler olarak, Gültan Kışanak bizim de adayımız diyoruz.”
“BÜYÜK KAZANACAĞIZ”
Açıklamanın ardından Milletvekili Ebru Günay, Kışanak’ın gönderdiği şu mesajı paylaştı:
“Sevgili feminist yol arkadaşlarım,
Ankara adaylığımı destekleyen bir imza kampanyası düzenlediğinizi öğrendim. Elinize, emeğinize, yüreğinize sağlık. Çok teşekkür ediyorum. Sizlerle mücadele arkadaşı olduğum için çok mutluyum. “Dayanışma yaşatır” sözünün gücünü, kadın dayanışmasının sıcaklığını hep yüreğimde hissettim. İyi ki varsınız, iyi ki birlikte, özgür ve eşit bir gelecek için mücadele ediyoruz.
Sindirmeyi, baskıyı ve sansürü yenmenin tek yolu bunları reddetmektir. Misilleme yapmak değil hem araçlarını hem hedeflerini reddetmektir” diyor Ursula… Ne güzel söylemiş. Biz feministler, eril zihniyetin siyaset yapma biçimini yöntemini araçlarını ve hedefini reddediyoruz.
Biz kadınlar, iktidar olmak için değil; yönetim biçimini değiştirmek, yerel demokrasiyi kadın bakış açısıyla, kadınlarla ve tüm ötekilerle birlikte inşa etmek için siyaset yapıyoruz.
Biz feministler, kutuplaştırma, ayrıştırma, düşmanlaştırma siyasetini reddediyor, toplumsal barışı kurmak için siyaset yapıyoruz.
Onlar bir koltuk kazanmak için, biz kadın özgürlüğünü ve barışı kazanmak için mücadele ediyoruz.
Onlar, kadını hayatın her alanında olduğu gibi siyasetten ve yönetimden dışlamak için uğraşıyor, biz kadınlar “buradayız, varız, var olacağız” diyoruz.
Eril zihniyet küçük iktidar hesapları yapadursun; biz kadınlar, yarınlarımızı kazanmak için mücadele ediyoruz.
Kadın örgütünü, kadın dayanışmasını ve kadın mücadelesini yükseltecek, büyük kazanacağız.
Bugün ve yarın seçimde ve seçimden sonra; birlikte mücadele edecek, birlikte kazanacağız.
Yaşasın feminist dayanışma,
Yaşasın kadın kurtuluş mücadelesi!
Jin Jiyan Azadi!
Gültan”
PİRHA- Konyaaltı cemevi Canlar hak müziği topluluğu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Korkmaz Tedik konferans salonunda konser verdi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi bünyesinde 6 yıl önce bir araya gelen ağırlığı kadınlardan oluşan ve koro şefliğini Kenan Güney’in yaptığı canlar halk müziği korosu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Korkmaz Tedik Salonunda konser verdi.
Katılımın oldukça yoğun olduğu etkinlikte, Koro Şefi Kenan Güney’in yönetiminde farklı yörelerden Türkçe ve Kürtçe ezgiler, Aşık-ı Sadıkların deyişleri ve nefesleri seslendirildi.
“ANALAR İNSANDIR, ERKEKLER İNSAN OĞLUDUR”
Konser sonrası Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Başkanı Tahsin Akpınar, Ozan Neşet Ertaş’ın “kadınlar insandır, erkekler insan oğludur” sözüyle yaptığı kısa konuşmasında, “Tabiat ana da söylüyor. Bu dünyayı mahfeden insan oğullarıdır, kadınların doğurduğu erkeklerdir. Bu ülkede gerçekten hem kadınlara hem de doğaya çok büyük zararlar veriyoruz. Dilerim dünyada ve ülkemizde kadın şiddetleri son bulur, kadın cinayetleri, kadın ölümleri son bulur. Alevi inancının kadına verdiği değer bütün dünyaya örnek olur. Kadına değer vermeyen Alevi erkeklerini de buradan kınıyorum” dedi.
PİRHA-Almanya’daki Alevi kadınlar, Leverkusen Alevi Dergahı ile Dortmund ve Çevresi Alevi Dergahı’nda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında kutlama gerçekleştirdi.
Dünyanın dört bir yanında kadınlar Dünya Kadınlar Günü kapsamında etkinlikleri sürdürüyor.
Almanya’daki Alevi kadınlar, Leverkusen Alevi Dergahı ile Dortmund ve Çevresi Alevi Dergahı’nda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlaması gerçekleştirdi.
“KADINLAR ÖZGÜR OLURSA, TOPLUM DA ÖZGÜR OLUR”
Kadınlar tarafından yapılan konuşmalarda şunlar belirtildi:
“Kadınlar olarak bir arada olmalıyız. Kadınlar özgür olursa toplum da özgür olur. Günümüzde halen kadınlar katlediliyor. Maalesef Türkiye gericiliğe doğru gidiyor. Küçük yaşta evlendirilen kadınlar var ve ileride intihar ediyorlar. Kadınlar güçlü oldukça toplum güçlenecek. Kadınlar kendi özgürlükleri için mücadele etsinler ve hayatının anahtarını başkasına bırakmasınlar.”