PİRHA- Dersim’de kadınlar, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne olumlu baktıklarını ifade ederek, “Barışa herkesin şans vermesi ve tüm toplumun barış için çaba göstermesi gerek” mesajını verdi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ve PKK’nin 12. Kongresinde aldığı silah bırakma ve fesih kararı ile birlikte ‘barış’ ve ‘çözüm’ süreci yeniden gündemde. Özellikle PKK’nin 13 Temmuz’da sembolik olarak gerçekleştirdiği silah yakma töreni, barışa dair umutları pekiştirdi.
Dersim’de PİRHA mikrofonuna konuşan kadınlar, toplumsal barışın inşasında kadınların önemine vurgu yaparak, süreçte kadınların etkin rol oynaması gerektiğini ifade ettiler.
“TOPLUMUN TÜM KESİMİ BARIŞ İÇİN ÇABALAMALI”
Dersimli yurttaşlardan Cemile Dursun, barışa her zaman için şans verilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Barışın kesinlikle sağlanması gerekiyor çünkü savaştan en çok kadınlar, çocuklar, yaşlılar etkileniyor. Bunun dışında Kürt halkının kimliğiyle, özüyle kabul görmesi, barış içerisinde yaşaması lazım. Ama öte yandan da devletin somut adım atmamasından dolayı kaygılarım var” dedi.
Dursun, tüm kimliklerin ve inançların eşit yurttaş olarak görülmesi gerektiğini belirterek, “Aleviler de dahil bu ülkede en çok zaten ezilen bir kesim olarak tüm inançların, tüm farklılıkların bir arada yaşama şansı olması gerekir. Bunun altyapısını hep beraber oluşturmak zorundayız. Bunu sadece devletten beklememeliyiz. Toplum olarak da bunun mücadelesini verip bu uğurda çaba sarfetmeliyiz” diye konuştu.
‘SİYASİ TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILSIN’ TALEBİ
Sürece dair hükümet tarafında herhangi bir adımın atılmadığını söyleyen Halide Erk, “Ortada bir barış göremiyorum. Selahattin Demirtaş, belediye başkanları ve birçok siyasi tutsak hala içeride. Barışı istememek mümkün değil ama önemli olan samimi adımların atılması” ifadelerini kullandı.
İsmini vermek istemeyen bir kadın yurttaş, cezaevindeki tutuklarının serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak, “Barıştan kimseye kötülük gelmez. Barış olsun ama özellikle cezaevindeki tutukların çıkması lazım. Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, gazeteciler, aydınlar yani cezaevindeki tutukların çıkması lazım” dedi.
“BARIŞLA MAĞDURİYETLER SON BULABİLİR”
Medine Ataç, barışın gelmesiyle birlikte başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere farklı kimliklerin yaşadığı baskının son bulabileceğini kaydederek, “Barışı herkesin desteklemesi lazım. Arka planda nasıl bir süreç yürütüldüğünü kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Dersimliler olarak da genel anlamda ezilen bir toplumuz. Ezelden beri böyle. Alevilik adına da olsun, Kürtlük adına da olsun, barış geldiğinde tüm bu mağduriyetlerin giderileceğine inanıyorum” sözlerini dile getirdi.
Sakine Küsüroğlu “Barış istiyoruz tabii ki. Bugüne kadar kötülükten, savaştan ne hayır geldi?” şeklinde konuştu.
İsmini vermek istemeyen iki kadın yurttaş da barışa dair şunları söyledi:
“Barışın bu topraklara gelmesini istiyoruz. Haklarımızı almak, dilimizi ve kültürümüzü baskı olmadan yaşatmak istiyoruz. Herkes barış için çaba göstermeli.”
PİRHA- Suriye’de HTŞ-DAİŞ eliyle gerçekleştirilen kadın katliamlarına dair açıklama yapan İskenderun Kadın Platformu, Alevi ve Dürzi soykırımına karşı kadınlarla dayanışma içerisinde olduklarının mesajını verdi.
İskenderun Kadın Platformu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi’nde Suriye’de özellikle Alevi ve Dürzi kadınlara yönelik yürütülen saldırılara karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini Platform adına Şükran Ertaş okudu.
“SEYİRCİ KALMAYI REDDEDİYORUZ”
HTŞ ve benzeri cihatçı grupların Suriye’de kadınları kaçırdığı, köleleştirdiği ve fuhuşa zorladığına dikkat çeken Şükran Ertaş, özellikle Alevi, Dürzi, Süryani ve Ermeni kadınların hedef alındığını, Türkiye’de bazı kadınların ailelerinden fidye istendiği, İzmir ve Mêrdin’de banka hesaplarına yasa dışı para aktarıldığını ve bu hesaplara dair yetkili kurumların harekete geçmemesine tepki gösterdi. Şükran Ertaş, “Bugün Suriye’de Alevi katliamına, kadınlara yönelik cinsel suçlara seyirci kalmayı reddediyoruz. Savaşın bedelini kadınlar ödüyor. Alevi, Dürzi soykırımına karşı kadınların yanındayız. Barış hemen şimdi” diye konuştu.
“BARIŞ İÇİN BÖLGESEL PERSPEKTİFE İHTİYAÇ VAR”
İskenderun Kadın Platformu’nun daha önce de Filistinli, Rojavalı, Ezidî, Kürt, Ermeni ve Arap kadınlara yönelik saldırılara karşı dayanışma içinde olduklarını anımsatan Şükran Ertaş, “İran bombalanırken barış için mücadele eden bölgesel bir perspektife ihtiyaç var” dedi.
PİRHA-Bingöl’ün Simani Mahallesi’nde sürece dair kadınlarla halk toplantısı yapıldı. Kadınlar toplantıda, silahların yakılmasına rağmen devletin halen adım atmaması nedeniyle kaygılarını dile getirdiler.
27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından Türkiye’de yeni bir sürece girildi.
Bingöl’ün Simani Mahallesi’nde sürece dair kadınlarla halk toplantısı yapıldı. Toplantıda; Silahların yakılmasına rağmen devletin halen adım atmaması nedeniyle kaygılarını ancak mücadelelerine olan güveni dile getirdiler.
Konuşmaların ardından çekilen halayların ardından toplantı sona erdi.
PİRHA- Bu sene 5’incisi düzenlenen GünebakanFest’te kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlük için dans etti.
Mersin’de Günebakan Kadın Derneği tarafından bu yıl 5’incisi düzenlenen GünebakanFest ‘Eşitlik için dans et’ sloganıyla Galatasaray Meydanında gerçekleştirildi. Meydana “Feminizm tüm ayrıcalıklara karşıdır”, “Toplumsal cinsiyet eşitliği insan hakları meselesidir”, “Eşitsizlik katil erkek, mağdur kadın yaratıyor” pankartları asıldı.
Toplumsal cinsiyet eşitliğine dikkat çekmek ve farkındalığın artmasına katkıda bulunmak için düzenlenen festivalde bir çok dans ve müzik grubu sahne aldı, kadın ve LGBTİ+dernekleri stant açarak ürünlerini sergileme şansı yakaladı.
Günebakan Kadın Derneği Başkanı Peyruze Okçu, her sene düzenledikleri festivalin erkek sisteme ve toplumsal normların kadınları baskılamasına karşı bir baş kaldırı olduğunu belirterek, “17 yıllık bir derneğiz ve başta kadınlara dönük olmak üzere toplumdaki tüm ayrımcılıklarla mücadele ediyoruz. Bu doğrultuda bu sene 5’incisini düzenlediğimiz bu festivalle kadınlar üzerindeki tahakküme karşı çıkıp; bedenimizle, kimliğimizle, var oluşumuzla sokaklarda ve meydanlarda özgürce dans etmek” dedi.
Festival, çalan şarkılar eşliğinde edilen danslarla sona erdi.
PİRHA- İzmir’de 1 Mayıs kutlamaları 4 koldan yapılan yürüyüşlerle başladı. Alanda yerini alan Alevi örgütleri, Suriye’deki Alevi katliamını kınayan döviz ve pankartlarla yürüdü.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş) İzmir’de ortak kutlamayı kararlaştırdığı 1 Mayıs İşçi Bayramı, kitle örgütlerinin toplanması ile başladı.
İşçiler ve emekçiler sabah saatlerinden itibaren çalışma alanlarından yola çıkmaya başladı. Belediye işçileri belediye binaları önünde toplanırken, halaylarla meydana akmak için hazırlıklarını yaparak, araçlarla toplanma meydanlarına geldi.
Toplanma noktalarında Türkçe ve Kürtçe şarkılar eşliğinde halaylar çekmeye başlayan işçi ve emekçiler, “OHAL, kayyum kaybedecek biz kazanacağız”, “Savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin, hemen şimdi barış”, “Zulme karşı diz çökmeyeceğiz”, “Bijî 1 Gulan”, “Soma’yı unutma unutturma”, “İş cinayetlerine, güvencesiz çalışmaya, savaşa hayır”, “Kadın emeği yaşamı özgürleştirecek” pankartlarının yanı sıra “İşçiyiz birleşince güçlüyüz”, “Emekçiler değil saraydakiler korkuyor”, “Yaşasın sınıf dayanışması” pankartları taşıdı.
KADINLAR ERKEK EGEMEN SİSTEME KARŞI ALANDA
İzmir’deki kutlamalarda kadınların katılımının yoğun olduğu gözlenirken, kadınlar “Kadın yaşam özgürlük” sloganları attı. Kadınlar taleplerini “Nüfusun yarısıyız istihdamın dışındayız”, “Görünmeyen emek sesini yükselt” ve “Erkek egemen devlet de, iş de eş de istemiyoruz” dövizlerinin yanında “Kadınız sevgi ve barıştan yanayız” pankartı ile sergiledi.
ALEVİ ÖRGÜTLERİ ALANDA
Yine kutlamalarda Alevi örgütleri de yerini aldı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, “Özgürlük Semahıyla Nehak Zulmünü Yıkalım, Emeğin Hakikatiyle Rıza Şehrini Kuralım’ pankartı ile alanda yerini aldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İzmir şubeleri de 1 Mayıs kutlamalarına ‘Sivas’ın Katilleri Serbest Bırakıldı’ pankartı ile katıldı.
Alevi örgütleri eşit yurttaşlık talebi ve Suriye’de Alevi katliamına yönelik tepkileri içeren dövizler ve pankartlarla yürüdü.
Kutlamalar Gündoğdu Meydanı’nda sona erecek yürüyüşlerin ardından yapılacak konuşmalarla devam edecek. Konuşmaların ardından İlkay Akkaya sahne alacak.
PİRHA-Dersim’de kadınlar, ‘Alevi kadınlar, barış ve demokratik toplum inşasını konuşuyor’ şiarıyla bir araya geldi. Barış ile demokratik toplumun iç içe geçmesi gerektiğini belirten DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Yaşanan gelişmeleri bir de kadınlar cephesinden değerlendirmek gerekiyor, kadınlar bu değişim ve dönüşümün neresinde yer alacak, kadınlar bu süreç içerisinde nasıl rol alacak” dedi.
DEM Parti Kadın Meclisi, Dersim’de ‘Alevi kadınlar, barış ve demokratik toplum inşasını konuşuyor’ şiarıyla kadınlarla bir araya geldi. Buluşmaya DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ile DEM Parti Halklar ve İnançlar Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu konuşmacı olarak katıldı.
“BARIŞA EN ÇOK İHTİYAÇ DUYAN TOPLUMSAL KESİM ALEVİLERDİR”
Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, barışın önemline vurgu yaparak “Uzun zamandır kendi halkıyla kavgalı olan devletin savaş halinin bitme olasılığının yaşandığı bir dönemi yaşıyoruz. Geçmişte Dersim’in yaşadığını bugün Suriye yaşıyor. O yüzden barış çok önemlidir ve barışa en çok ihtiyaç duyan toplumların başında da Aleviler geliyor. Yalnızca barışla Rıza Şehri hayalimizi gerçekleştireceğimizin bilincindeyiz” dedi.
“BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUMUN İÇ İÇE GEÇMESİ GEREKİYOR”
DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu ise konuşmasında şunları dile getirdi:
Barış derken demokratik toplum diyoruz. Barış ile demokratik toplumun iç içe geçmesi gerekiyor. Bir anda her şey değişecek diyemiyoruz ama bunun bir mücadele olduğunu biliyoruz. Yaşanan gelişmeleri bir de kadınlar cephesinden değerlendirmek gerekiyor, kadınlar bu değişim ve dönüşümün neresinde yer alacak, kadınlar bu süreç içerisinde nasıl rol alacak. Biz herkese demokrasi gerekiyor diyoruz” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından buluşma basına kapalı bir şekilde gerçekleştirildi.
PİRHA- Alevi Bektaşi Kadın Meclisi, Suriye’deki Alevi soykırımında kadınlara karşı savaş suçunun işlendiğini belirterek, “Kadınların bedeni savaş ganimeti değildir. Alevi kadınları ve çocukları kaçırılırken dünya bu zulme daha ne kadar seyirci kalacak?” diye sordu.
Suriye’nin batısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, Türkiye destekli SMO ve IŞİD’in Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu.
Alevi Bektaşi Kadın Meclisi, Alevilere dönük katliamlarda kadınların yaşadıklarına dair yazılı açıklama yaptı.
“ZULME SESSİZ KALINMASIN”
Kadınların kaçırıldığına ve bir savaş ganimeti olarak görüldüklerine değinilen açıklamada, “Suriye’de son süreçte Alevilere yönelik vahşi bir soykırım yürütülmektedir. Kadınlarımız kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, çocuklarımız hunharca katlediliyor. Alevi köyleri talan ediliyor, inancımıza ve değerlerimize saldırılıyor. Bu zulüm, insanlığın vicdanında derin yaralar açarken, dünya kamuoyu sessizliğini koruyor. Bizler biliriz ki mazlumun ahı zalimi boğar. Kadim yolumuz, zulme karşı direnişin, adaletin ve insan onurunun yoludur. Bugün bir kez daha haykırıyoruz. Bu zulme rıza göstermiyoruz! Kadınlarımızın bedeni savaş ganimeti değildir, çocuklarımızın canı kirli hesaplara kurban edilemez” denildi.
MÜCADELE VURGUSU
Tüm dünya kamuoyunun bu katliamlar karşısında sessiz kaldığını belirten Alevi Bektaşi Kadın Meclisi, açıklamasının devamında şu sözlere yer verdi:
“Alevi kadınları ve çocukları kaçırılırken, uluslararası insan hakları kuruluşları neden suskun? Alevi köyleri yakılıp yıkılırken, dünya bu zulme daha ne kadar seyirci kalacak? İnsanlık onuru ayaklar altına alınırken, adaletin sesi ne zaman yükselecek? Ey yol ehli, ey vicdan sahipleri! Gün, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin ‘İncinsen de incitme’ öğüdünü zalime karşı direnişin sancağı yapma günüdür. Gün, haksızlığa, zulme boyun eğmeyenlerin sesini büyütme günüdür.
Biz Alevi Bektaşi Kadın Meclisi olarak buradayız ve diyoruz ki. Kadınlarımızın feryadı semaha kalkmış kollarımızda, çocuklarımızın gözyaşı niyazımızdadır. Susmayacağız, geri durmayacağız, mücadelemiz hak yerini bulana dek sürecektir!”
PİRHA- İstanbul’da Feminist Gece Yürüyüşü sonrası polis saldırısıyla gözaltına alınan 112 kişiden 111’i serbest bırakıldı, 1’i savcılığa sevk edildi.
İstanbul’da dün 23’üncüsü gerçekleştirilen Feminist Gece Yürüyüşü sonrası alandan ayrılan kadınlar polis tarafından ablukaya alındı. “Tayyip kaç kaç kaç, kadınlar geliyor” sloganı atıldığı ve “2911 sayılı kanuna muhalefet” gerekçesiyle kadınlara darp eden polis, ikisi çocuk 112 kişiyi ters kelepçeyle gözaltına aldı.
İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülenlerden 111’i buradaki işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. 1 kadın ise, “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla savcılığa sevk edildi.
PİRHA- 23’üncü Feminist Gece Yürüyüşü’nde buluşan binlerce kadın ayrımcılığın, eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün olmadığı bir dünyada ısrar ettiklerini belirterek, “Eşit ve özgür bir dünya kurmadan bitmeyecek bu isyan” mesajını verdi.
Cihangir, Karaköy ve İstiklal Caddesi’nden Sıraselviler’e yürüyen kadınlar ellerinde düdük, bayrak ve dövizlerle yürüyor. Kadınlar ellerinde, “Barış da bahar da kadınlarla gelecek”, “İsyan”, “Erkeklere makul bir mücadele borcumuzyok”, “Fail erkek hasta değil, ataerkinin sağlıklı oğludur” dövizleri ve “Jin jiyan azadî”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları ile caddeye farklı noktalardan yürümeye başladı.
Kadınlar aynı zamanda şarkılar eşliğinde de yürüyor.
Sıraselviler caddesinde bir araya gelen kadınlar, “Feminist mücadelemiz hayatlarımızı, dünyayı değiştiriyor” yazılı dev pankart taşıdı. Kadınlar, “Jin jiyan azadî”, “Zıpla zıplan, zıplamayan Tayyip’tir”, “İnadına isyan inadına isyan inadına özgürlük” sloganları atarak ellerinde “6284’ü uygula”, “Biz sizin yakamadığınızın cadıların torunlarıyız” ve “Her dilde yan yana kadının fıtratı direniş” dövizlerini taşıdı.
Kitlesel halde yürüyen kadınlar Cihangir otoparkta açıklama yaptı. Açıklama Kürtçe, Arapça ve Türkçe okundu.
“DÜNYAYA İSYAN EDİYORUZ”
Açıklamada kadınların birbirinden aldığı güç ile bir arada olduğunu dile getirilerek, “Biz gücümüzü yüzlerce yıllık feminizm tarihinden, kadınların coğrafyaları ve kıtaları aşan ortak deneyiminden, bugün Arjantin’de her şeye rağmen sokağa çıkıp yüzbinleri bulan kadınlar ve LGBTİ+’lardan, biz gücümüzü Orta Doğu’da seküler bir alternatifi mümkün kılan Kürt kadınlardan, Filistin’de, Gazze’de yasını direnişe dönüştüren ve ne olursa olsun yaşamı sürdürmeyi başaran kadınlardan, gücümüzü Suriye’de her şeye rağmen ‘bizsiz bir rejim inşa edemezsiniz’ deme cesaretini gösteren kadınlardan, gücümüzü ABD’de transfobinin iktidarına karşı yaşamını savunan translardan alıyoruz ve sesimizi onların sesine katıyoruz. Savaşla yeniden kurmakta oldukları dünyaya isyan ediyoruz” denildi.
“SUSTURMAYA, SİNDİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”
“Mücadelemizden, hayatlarımızı, dünyayı değiştirmemizden irkilenler bizlere saldırılarının dozunu her gün biraz daha artırıyor” denilen açıklamanın devamında şu ifadeler dile getirildi:
“Bu saldırıyla bir gün İstanbul Sözleşmesi feshediliyor, öteki gün ‘aile yılı’ ilan ediliyor. Otoriter muhafazakar rejimler, kendi ahlaklarını yasaya dönüştürmeye, hayatlarımızı daraltmaya çalışıyor. Bizleri yok etmeyi umuyorlar. Pınar Gültekin’in canavarca hisle öldürülmediğini söyleyenler, Narin’in başına ne geldiğini çözmekle uğraşmıyor, Dina’nın maruz kaldığı ırkçı şiddeti ortaya çıkarmaya tenezzül etmiyor. Tüm bu adaletsizliklere karşı itiraz edenleri, yaşamın böyle, yaşamın adaletsiz, yaşamın eşitsiz sürmemesi gerektiğini söyleyenleri susturmaya, sindirmeye, yok etmeye çalışıyor.
“MÜCADELEMİZ HAYATLARIMIZI VE DÜNYAYI DEĞİŞTİRİYOR”
“Bizlerse susmuyoruz. Özgürlüğün kadınların dayanışmasıyla, yan yana direnmesiyle mümkün olduğunu feminizmden öğrendik. İstanbul’da 40 sene önce feministler ‘İsyanı var bizde haksız yüzyılların. Özlemi var bizde geniş hayatların’ diyerek sokaklara çıktı. Biz bu geniş hayatlara sahip çıkıyoruz, haksız yüzyılların hesabını soruyoruz. Özgür hayatları almadan bir yere gitmiyoruz. Ayrımcılığın, eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün olmadığı bir dünyada ısrar ediyoruz. Erkek şiddetini önlemeyip ‘kadınlar faillere kapıyı açıyor’ diyenlere karşı, bizi bakım emeği ve yoksulluğa mahkum etmeye, eşitlik politikaları yerine aileyi güçlendirme adı altında kadınları sindirmeye karşı, homofobi ve transfobiyi norm haline getirmeye çalışanlara, seçtiklerimize kayyum atayarak irademizi yok sayanlara karşı, eylemlerimize, fikirlerimize, birlikteliğimize müdahale eden, gözdağı veren, şiddet uygulayanlara karşı yaşasın feminist mücadelemiz. Feminist mücadelemiz hayatlarımızı ve dünyayı değiştiriyor. Eşit ve özgür bir dünya kurmadan bitmeyecek bu isyan.”
Açıklamanın ardından kadınlar bir süre “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz”, “Partriyarka gidecek biz kalacağız”, “Yaşasın 8 Mart, yaşasın feminist mücadelemiz”, “Sokakta isyan var”, “Jin jiyan azadi” sloganları attı.
200’E YAKIN KADIN GÖZALTINA ALINDI
23’üncü Feminist Gece Yürüyüşü sonrası alandan ayrılan kadınlar polis tarafından ablukaya alındı. “Tayyip kaç kaç kaç, kadınlar geliyor” sloganı atıldığı ve “2911 sayılı kanuna muhalefet” gerekçesiyle kadınları darp eden polis, aralarında gazetecilerin de olduğu 200’e yakın kadını darp ederek ve ters kelepçeyle gözaltına aldı. Kadınlar gözaltılara sloganlarla karşılık verdi.
PİRHA– Dersim’de kadınlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle bir araya geldi. Coşkulu geçen kutlamada, ‘Barış’ mesajı öne çıktı.
Dersim’de kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Sanat Sokağı’nda biraraya geldi. Dersim Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar mitingin yapıldığı Seyit Rıza Meydanı’na kadar yürüdü. Yapılan yürüyüşte, “Savaşa, kayyıma, şiddete, güvencesizliğe karşı alanlardayız” pankartı açıldı.
Dersim Kadın Platformu adına ortak metni Serpil Argın okudu. Argın, “Bizler de bu yıl 8 Mart’ı bugünün sağ, muhafazakâr ve gerici iktidarlarının yoksulluk, istikrarsızlık, şiddet; daha çok kriz getiren, ırkçı, ataerkil kapitalizmine, savaşlarına ve nefret söylemlerine isyanımız ve öfkemizle; geçmişten aldığımız mirası yükselterek geleceğe taşımak için alanlardayız” dedi.
“KATLİAMCI, AYRIŞTIRICI, TEHDİTKÂR POLİTİKALARA DERHAL SON VERİLMELİDİR!”
“Kayyımlar eliyle irademiz yok sayılıyor” diyen Argın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz kadınlar olarak, temsilde cinsiyet eşitliği ve kadınların ihtiyaçlarına yönelik bir yerel yönetim anlayışını savunurken seçilmiş belediye başkanlarımıza atanan kayyumları kabul etmiyoruz! Gülistan Doku’ ya ne olduğu sorusunun cevaplanmadığı, şüphelilerin gerekli yargılanma süreçlerinden geçmediği bir atmosferde güvenlikten söz edilemez! Gülistan’ın akıbetini açığa çıkarmadan bu kente kırk yıl boyunca kayyım atasanız da biz kendimizi güvende hissetmeyeceğiz.
Nasıl bir Suriye inşa etmek istedikleri bu katliamlarla daha da gün yüzüne çıkıyor. Buradan halkların barış içinde yaşayacağı bir Suriye için cihatçı gruplara verilen desteklerin bir an önce çekilmesi çağrısını yapıyoruz. Suriye’yi yeni gerilim ve çatışmalara sürükleyen, etnik ayrımları derinleştiren, katliamlara yol açan, sivil halkı tehdit eden katliamcı, ayrıştırıcı, tehditkâr politikalara derhal son verilmelidir!
Kadın siyasetçiler, mücadele arkadaşlarımız hâlâ cezaevlerinde. Bir yandan da kayyum atamaları, haksız ve mesnetsiz tutuklamalar devam ediyor. Biz kadınlar olarak barışın tarafında olduğumuzu bu meydandan bir kere daha ifade ediyoruz. Barış içinde, eşit, özgür, şiddetsiz ve insanca yaşayacağımız bir yaşamı kazanıncaya dek mücadelemizi sürdüreceğimizin sözünü bir kere daha veriyoruz.”
“İNADINA BARIŞ DİYORUZ”
Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan da, kadın tutukluların ve barikatları yıkarak mücadeleyi sürdüren kadınları selamlayan Birsen Orhan, “Bizleri tutuklasalarda, zindanlarda çürütselerde sizden korkmuyoruz, buradayız, bu meydanlardayız, tüm kadınlarla sesimizi yükseltiyoruz. Erkek egemen zihniyetinin evde, okulda, sokakta her yerde şiddetine maruz kalıyoruz. Halen Gülistan Doku’nun akıbetini sorarken, Narin Güran’ın, Rojinlerin akıbetini sorar duruma geldik. Kadın mücadelesini yürütenleri ise tutukluyorlar” diye belirtti. İmralı’dan gelen asrın çağrısına dikkat çeken Birsen Orhan, “Barışın yeneni, yenileni yoktur. Barışın inşasında temel mihenk taşı biz kadınlarız. İnadına barış diyoruz” dedi.
“ALEVİ KATLİAMLARINI KINIYORUM”
Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, Alevilerin, Kürtlerin, kadınların yüz yıllık zulüm politikasına karşı özgürlüğe inancını yitirmediğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“ Bu sistem ilk olarak kadınların haklarına el koyarak, sistemini kurmuştur. Bizde bu topraklarda Kürdü, Alevisiyle, sosyalistiyle yan yana geldik. Bu örgütlülüğümüzden devlet aklı korkuyor. Buna karşı çok daha fazla örgütlü olmalıyız. Kadını eve hapseden, köleleştiren, emeğini görmeyenlere karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz” ifadelerini kullandı. Güvenli ve demokratik ailenin, kadın özgürlüğünün gelişmesiyle mümkün olacağını kaydeden Ayten Kordu, “İktidarın aile yılını kabul etmeyeceğiz. Biat etmeyeceğiz.
Sayın Öcalan’ın dediği gibi bu coğrafyada barışı kadınlar kuracak. Barış, eşitlik, özgürlük demektir. Biz kadınlar olarak, barış sesine kulak verdik, arkasındayız dedik. Barışın örülmesi için sonuna kadar arkasında olacağız. 50 yıldır bu ülkede Kürtleri, Alevileri ‘terörist’ ilan ettiniz. Sayın Öcalan bir çağrı yaptı. O zaman devlete diyoruz ki; ‘Bu tarihsel süreç için demokratik açılımları gerçekleştirin.’ Siz yapmasanız da biz kadınlar olarak demokratik toplumu inşa edeceğimizi bir kez daha dile getiriyoruz.”
Biz Kızılbaş kadınlar olarak sizin zulmünüze karşı sesimizi yükseltecek. Türkiye’ye sesleniyoruz, çetelere verdiğiniz destekten vazgeçin. Suriye halkları demokratik cumhuriyet inşa etmek istiyor. Alevi katliamlarını kınıyorum. Alevi kadınları olarak halkların inançlarına yönelik saldırılara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Miting sanatçı Ayfer Düzdaş’ın sahne almasıyla sona erdi.
PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneğinde semah kursu alan, semah dönen kadınlar, yaptıkları çalışmaları ve duygularını anlattı. Semah dönerken çok güzel duygular yaşadıklarını belirten kadınlar, “Antalya’da yaşayan kadınların cemevinde yapılan çalışmalara katılmalarını ve destek vermelerini istediler.
Antalya’da Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde semah kursu alan kadınlar, yaptıkları çalışmaları ve yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattılar.
14 yıldır Antalya’da yaşayan ancak Ankara’da doğup büyüyen Çorumlu Alev Ayık, “Cemeviyle tanışma fırsatımız aslında çok önce olmuştu. Kendi köyümüzde de cemevimiz var. Oraya da gidiyorduk. Ama tabi böylesine kapsamlı değildi, bir odadan ibaretti” dedi.
“SEMAH DÖNERKEN MANEVİ BİR DUYGU İÇERİSİNE GİRİYORUM”
12 yaşında çocuğunu saz kurusuna yazdırmak için cemevine gittiğini belirten Ayık, “Bir gün arkadaşımla otururken cemevine gidelim, ziyaret edelim dedik. Gittiğimizde çok sıcak karşıladılar. 12 yaşında oğlum var, onun için bağlama kursu sordum. Daha önce burada bu tarz kurslar verildiğini biliyordum. Hatta kendim de kayıt olmak istedim, destek verdiler, yardımcı oldular. Cemevi yönetiminden Sevil Demir arkadaş bana cemevinde semah kursu olduğunu söylemişti. Bugün de semah kursuna geldik. Semah çalışmasını izlerken kendimi tutamadım onların içerisinde olmayı düşündüm ve yanlarına çıktım. Bende semah döndüm. Çok güzel, manevi bir duygu yaşadım” diye belirtti.
Kadınlara seslenen Alev Ayık, şöyle devam etti:
“Kadınlar evde oturacaklarına çıkıp cemevine gelsinler. Burada farklı branşlarda kurslar var. Hem aktivite içerisinde olurlar hem de bir faaliyetleri olur. Dertlerini paylaşabilecek, içlerini dökebilecek arkadaş edinirler. Aynı zamanda manevi duyguları yaşarlar. Evde oturacaklarına burada gelip faaliyete katılsınlar.”
Sivaslı olup yaklaşık 30 yıldır Antalya’da yaşayan Önder Şahin ise ”İşletme mezunuyum tasarımlar üzerinde çalışıyorum. Buraya açıkçası hem bilgi almak hem de Alev arkadaşın çocuğuna bağlama kursu için merak edip gelmiştik. Her şeyin bir ilki vardır geç kaldık ama sonra buradaki arkadaşlar bizi çok sıcak karşıladılar. Onlarla tanıştık, gayet sıcak bir ortamla karşılaştık” dedi.
Cemevine ikinci kez semah için geldiklerini belirten Şahin, “Bu ikinci gelişimiz. Semah kursu vardı onu izledim harikaydı. Burada anı yaşamak çok farklı ve keyifli. İkinci gelişimiz olmasına rağmen kendimize adeta ev sahibi hissettik. Herkesi bütün canları buraya gelmeleri için davet ve tavsiye ediyorum. Çalışıyor olabilirsiniz, mesainiz bitince yoğun olabiliriz. Sokaklarda kafelerde zaman geçireceğimize kendi aramızda sohbet olsun, muhabbetiniz olsun. Bilgi ve kültürümüzün gelişmesi açısından çok önemli” şeklinde konuştu.
“BU YOLA HİZMET İÇİN HER TÜRLÜ GAYRETİ YAPIYORUZ“
Uzun yıllardır Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde hizmet yürüttüğünü belirten Semah Eğitmeni Turgay Satılmış da “Kızılarık’ta bulunan gerek Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) gerekse de Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde hizmet ediyorum. Yetişebildiğim kadar canların Hızır’ı olmak için çaba sarf ediyorum. Bu yolun hizmetkârı olmak için de elimden gelen gayreti gösteriyorum. Yeter ki Yolumuzu erkanımızı öğrenelim” şeklinde ifade etti.
“SEMAH KURSUNA GELENLERİN TAMAMI KADIN”
Konyaaltı’nda geldiğinde semah kursuna gelenlerin tamamının kadın olmasından dolayı çok duygulandığını da belirten Turgay Satılmış, “Burada anaları gördüm bundan da gurur duydum. Keşke her tarafta analar olsaydı. Bu ülkede analar, kadınlar ön planda olsaydı ne asgari ücret ne de kadın erkek eşitliği konuşulurdu. Onun için ben anaların burada olmasından dolayı gurur duydum.
Turgay Satılmış gençlerin semah kursuna katılımın az olmasını da şöyle değerlendirdi:
“Burada analar ön planda. Gençlerin gelmemelerinin nedeni anne baba ile olan ilişkilerinin zayıf olması. Oysa gençler daha zeki daha akıllılar. Ancak evlerde ana babalarla yeterli muhabbet olmadığından ya da eksik olduğundan çocuklar da gelmiyorlar.”
“ALEVİLİK DÜNYADA EŞİ BENZERİ OLMAYAN BİR İNANÇ”
Semah Eğitmeni Turgay Satılmış cemevlerine gelmeyen gençlere seslenerek, “Bugün dünyada eşi benzeri görülmeyen bir Yolumuz, bir erkânımız var. Burada muhabbetlerimiz var, saygı, sevgi eşitlik var. Cemevlerinin sosyal ilişkinin en yoğun yer olduğuna inanan biriyim ve yıllardır bu işlerin içerisindeyim. Hiçbir yerde bu anlamda sosyalleşme olduğunu zannetmiyorum. Çünkü buraya 3 yaşında da 70 yaşında da canlar geliyor. 3 yaşında olan çocuk konuşurken, 70 yaşında bir canımız onu can kulağı ile dinliyor. Bunu başka bir yerde göremezsiniz. Gençler kendilerini burada çok güzel ifade edebiliyorlar, başka yerde konuşamıyorlar. Burada özgürce davranabiliyorlar. Muhabbetin özü burada. Burada Yolumuzu erkânımızı, aynı zamanda felsefe, doğa, evren insan ilişkisi öğretiliyor” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZI KÜÇÜKKEN CEMEVLERİNE GETİRELİM”
70 yaşındaki Cemile Mertoğlu da eşinin asker olmasından kaynaklı ülkenin birçok yerinde görev yaptıkları için cemevine gitme şansının olmadığını belirterek, “25 senemiz İstanbul’da geçti. 20 senedir Antalya’da oturuyorum. Benim çocuklar hiç cemevi görmedi. 35-40 yaşına kadar hiç cemevi görmeyince onları buraya uyduramıyorsunuz. Antalya’ya geldikten sonra 1-2 sefer geldiler, ondan sonra gelmediler, gelmiyorlar. Bu çocukları küçükken alıştırmamız lazım. Soruyoruz, ‘biz sıkılıyoruz, artık bir sefer geldik, gördük yeter ‘diyorlar. Gerçekten benim olduğum yerde eğer cemevi olsaydı çocuklarımı götürebilseydim küçük yaşta alışırlardı” ifadelerini kullandı.
Babasının zakir olduğunu ancak 10 yaşındayken babasının Hakk’a yürüdüğünü belirten Mertoğlu, “Eşim 10 yıl önce emekli olduktan sonra cemevine geliyorum. Çocukluğumda elimizden tutup cemevine götürüyorlardı ama benim çocuklarım için öyle bir fırsatım olmadı” dedi.
Kadınlara çağrıda bulunan Mertoğlu, şunları söyledi:
“7-8 yıldır semah dönüyorum. Kadınlar toplum içerisine girsinler cemevlerine gelsinler, etkinliklere katılsınlar. Evde boş oturmasınlar. Gelir burada muhabbete katılırlar. Burada koro, semah, saz kursları var, halk oyunları var, İngilizce kursları var. Burada etkinliklerimiz oluyor, gelip görsünler. Sahip çıksınlar, boş bırakmasınlar, etkinliklere katılsınlar, hizmet versinler.”
“ALEVİ DEĞİLİM ANCAK ALEVİ İNANCI VE KÜLTÜRÜNÜ ÇOK SEVİYORUM”
Mersin Mut’lu olduğunu ancak Alevi inancından olmadığını belirten Hatice Yılmaz ise “Bu kültürden değilim ama bu kültürü tercih ederek geliyorum. Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal ve Halacı Mansur’un, bu kültürün aşığıyım. Ben bu kültürü sonradan öğrendim” dedi.
“EMEKLİ HAYATIMI SONUNA KADAR CEMEVİNDE GEÇİRECEĞİM”
Emekli hayatını sonuna kadar cemevinde geçirmek istediğini belirten Hatice Yılmaz, “İzmir’de bir kamu kuruluşundan emekliyim. Buraya da saz ve semah kursu için geliyorum. Hepsini yapabildiğim kadar gelmek istiyorum ama en çok sevdiğim Semah. Çünkü semah dönerken aynı turnalar gibi havaya bürünüyorum adeta, semahta kendimi kaybediyorum” diye belirtti.
Cemevinin yöneticileri ve çalışanlarını çok sevdiğini belirten Hatice Aydın, “Ben daha önceleri semahı bir folklor zannediyordum, o kadar cahilmişim. Cahilliğimle savaşan biri olarak kendimden utandım” dedi.
Buraya gelmesinde Hacı Bektaş Veli’nin eşine ‘Eşitim’ demesinin bile yeterli olduğunu belirten Yılmaz, “Kendileri büyük bedel ödemişler. Nesimi’nin derisi yüzülmüş. Onların acısını içimde hissediyorum. Bir insanın derisi nasıl yüzülür? Cehalet ne kadar kötü bir şey. Alevilerin aydın insanlar olduğunu düşünüyorum. Cehaletten nefret ediyorum, cahil insanlara merhaba bile demek istemiyorum” diye konuştu.
Semahı ilk defa Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı’dan öğrendiğini belirten Yılmaz, şunalrı kaydetti:
“Onu da çok seviyorum. Cemlere katıldım. Yapılan 2 cemde görev aldım, çok güzeldi. Ben Alevilerden ayrı bir insan olduğumuzu düşünmüyorum. İki çeşit insan vardır iyi ve kötüler. Ben bu kültürü çok seviyorum.”
“KADINLAR DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK TEK CANLIDIR”
Kadınlara mesaj göndermek istediğini de belirten Yılmaz, “Kadınlar dünyayı değiştirecek tek canlıdır. Kadınlar bu dünyayı değiştiremezse hiç kimse değiştiremez. Tek kelime cehaleti yenecek olan da kadındır. Bütün kadınları buraya (cemevine) davet ediyorum.
Uzun süredir cemevinde tiyatro, halk müziği ve semah eğitimi aldığını, aynı zamanda Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi yönetiminde görev aldığını belirten Sevil Demir, “Yönetimdeki görevim kültür ve sanatı koordine etmek. Buradaki amacımız Alevi Kültür ve sanatını gençlere kadınlara tanıtmak. Burada saz, folklor, piyano, çocuklar için drama, büyükler için semah, tiyatro kurslarımız, halk müziği koromuz var” dedi.
“ALEVİ KÜLTÜR VE SANATINA DÖNÜK ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYORUZ”
Kültüre ve sanata dönük çalışmalar yürüttüklerini belirten Demir, “Projeler hazırlarken cemevi yönetimi olarak her zaman kadınlar çocuklar ve gençler için empati yöntemini kullanıyoruz” diye belirtti.
Emekli olana kadar gücünü ve enerjisini eşi için sarf ettiğini belirten Sevil Demir, “Emekli olduktan sonra cemevini ancak fark edebildim ve ondan sonra cemevine gelmeye başladım. Adeta burada kendimi resetledim” dedi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü cemevine ilk geldiğinde semahla işe başladığını belirten Demir, “Daha sonra tiyatro, ardından koroya katıldım. O dönemler 2020 dönemi olan pandemi dönemiydi. Pandemi sonunda cemevinin bana çok büyük getirileri oldu. Tabii hiç bırakmadım, 4-5 yıldır gelip gittiğim için bütün kurslara katılma fırsatım oldu” şeklinde ifade etti.
“CEMEVİNE ÖĞRETMEN BULMAKTA ZORLANIYORUZ”
Demir, cemevi yönetimine aday olmasındaki gelişmelere ilişkin ise şunları ifade etti:
“Arkadaşlar nasıl olsa burada etkinliklere katılıyorsun, diyerek yönetim için bana teklifte bulundular. Ben de bu teklifi değerlendirdim ve kabul ettim. Gerçekten hayatım değişti. Hayatımla birlikte burada bir şeyler yapmak ve yenilikler getirmek istedim. Zaten var olan etkinlikler devam ediyordu. Üzerine birkaç katkıda bulunmaya çalıştım sağ olsun yönetimdeki arkadaşlar da destekledi ve her zaman arkamda oldular.
Cemevi yönetim olarak tüm canlara ve kurumlara her türlü yardımı yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca tüm kurum ve kuruluşlara, gruplara yönelik çalışmalar ve organizasyonlar yapmakla birlikte dışarıdan paneller, toplantılar, seminerler tiyatro gibi talepler de olursa bunlara da cevap oluyoruz.”
PİRHA-Aşure ayında tanıştıktan sonra evlenen Ali Taşkın ve Melisa Taşkın cemlerde birlikte zakirlik yapıyorlar. Küçük yaşlarından itibaren deyiş söyleyip saz çalan Taşkın çifti, “İkimizin zakir olması bizim için umut vericidir” diye kaydettiler.
Antep Alevi Kültür Derneği’nde (AKD) zakirlik hizmeti için gittikleri cemevinde tanışan Ali Taşkın ve Melisa Taşkın, evlendikten sonra da beraber zakirlik yapmaya devam ediyorlar.
Ali Taşkın hemşire, Melisa Taşkın ise cemevinde bağlama kursu veriyor. Mesleklerini yapan Taşkın ailesi, önemli anmalarda ve etkinlerde birlikte zakirlik hizmetini yürütüyorlar.
“KÜÇÜK YAŞLARDAN BERİDİR ZAKİRLİK YAPIYORUM”
Bağlama çalmaya küçük yaşlarda başlayan Zakir Ali Taşkın, “15 yaşında zakirliğe başladım. O günden bugüne kadar zakirliği devam ettiriyorum. Adıyaman dışında da çeşitli bölgelere gidip anmalarda ve etkinlerde zakirlik hizmeti yapıyoruz. Şartlarımız el verdiği sürece bu işin içinde olmaya çalışıyoruz” dedi.
“HAYAT ARKADAŞIMIN ZAKİR OLMASI BENİM İÇİN BÜYÜK BİR MUTLULUK”
Melisa Taşkın ile bir rastlantı sonucu tanıştıklarını söyleyen Ali Taşkın, gitmek istemediği halde İslahiye’de cemevinde birbirlerini tanıdıklarını, sonrasında evlenmeye karar verdiklerini belirtti. Ali Taşkın, “Hayat arkadaşımın zakir olması benim için çok büyük bir mutluluk” diye belirtti.
“BİZİ HAK BİR ARAYA GETİRMEK İSTİYORDU SANKİ”
Antep’te doğan ve 7 yaşından beridir saz çalan Melisa Taşkın ise 12 yaşından sonra Antep Alevi Kültür Derneği’nde zakirlik yapmaya başladığını belirtti. Nasıl tanıştıklarına dair de konuşan Melise Taşkın, “Bizi Hak bir araya getirmek istiyordu sanki. Kendisini sanki yüz yıldır tanıyormuşum gibi hissetim. 8 senedir Adıyaman’da yaşıyorum, buraları çok sevdim, insanları çok sıcak… Burada hiç yabancılık çekmedim, beni aileleri gibi görüyorlar. Dillerimiz farklı olmasına rağmen sanki burada doğup büyümüş gibi hissediyorum” ifadelerini kullandı.
“POSTA OTURAN HERKES CANDIR”
Kadın olarak zakir olmaktan gurur duyduğunu ifade eden Melise Taşkın, kadınlar için bir örnek olduğunu dile getirdi. Taşkın, kadınların zakirlik yapmasının önünde bir engel olunmadığını belirterek şunları kaydetti:
“Kadınlar da istediği gibi seslerini duyurabilirler. Posta oturan herkes candır. Ben de o postta bir can olarak oturuyorum. Bana daha önceden de ‘Kadın zakir hiç görmedik, sizi burada gördüğümüzde çok şaşırdık’ demişlerdi. Bence bu bir örnektir, inşallah daha da çoğalır.”
“BU HOŞGÖRÜNÜN HİÇBİR İNANÇTA OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”
Alevi inancında kadın ve erkek eşitliğinin önemine değinen Melisa Taşkın, Alevi inancının diğer inançlardan ayrı olduğunu, hoşgörüye dayandığını belirterek şunları söyledi:
“Küçük yaşlarda saz çaldığında insanların kendisine şaşırdığını söyleyen Melisa Taşkın, “Bu hoşgörünün, bu anlayışın başka hiçbir inançta olduğunu düşünmüyorum. Küçükken sırtımda sazı gördüklerinde ‘acaba saz çalabilecek mi söyleyebilecek mi’ diye düşünüyorlardı. Sazı çalıp türküyü okuduğum zaman herkes gelip beni tebrik ediyordu. İnsanlar bizim beraber deyiş okuduğumuzu gördüklerinde ‘Arkadaş mısınız?’ şeklinde sorular soruyordu. Evli olduğumuzu söylediğimizde de çok mutlu oluyorlardı. Türkiye’de kadın zakir sayısı çok azdır. Evli zakir ise daha azdır.”
“İkimiz de Hakk’a, Ehlibeyt’e, 12 İmamlara gönlümüzü vermişiz, ruhumuzu teslim etmişiz. Hak aşkıyla yaşıyoruz. Ceme girdiğimizde çok büyüleyici bir duygu oluşuyor bende. Zakirlik hizmetinin asıl amacı cemde bulunan halka o heyecanı verebilmek.”
PİRHA – Alxas Kom öncülüğünde DMD hastası Hüseyin Boran için başlatılan dayanışma kampanyası kapsamında, kadınlar Londra Tilkililer Toplum Merkezi’nde düzenledikleri kahvaltı etkinliğinde bir araya geldi. Kadınlar yaptıkları konuşmalarda hasta çocukların tedavisini devletin üstlenmesini ve bütçenin savaşa değil sağlığa ayrılması gerektiğini söylediler.
Londra’da faaliyetlerini yürüten Sultan Sinemilli Ocağı talipleri olan Alxas Kom (Alxas Aşireti Toplum Merkezi), DMD (Duchenne Muskuler Distrofi) hastası olan Hüseyin Boran Çul için dayanışma kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında kadınlar, Londra Tilkililer Toplum Merkezi’nde kahvaltı etkinliği düzenleyerek desteklerini sundular.
Kahvaltıya Alxas Kom Eşit Başkanı Kısmet Alagöz, Göksunlular Kültür ve Dayanışma Derneği Eşit Başkanı Sertap Asutay, Britanya Kürecikliler Kültür ve Dayanışma Derneği Merkezi Eşit Başkanı Hanım Tokdemir ve Almanya Tilkililer Dayanışma Derneği Eşit Başkanı Maviş Torunoğlu ve bir çok kadın katıldı. Kadınlar yaptıkları konuşmalarda hasta çocukların tedavisini devletin üstlenmesini ve bütçenin savaşa değil sağlığa ayrılması gerektiğini söylediler.
PİRHA- İzmir Bornova’da ÇEDES kapsamında 99 okula imam atanmasına ve din dersinin belirlenen bir camide verilmek istenmesine karşı veliler nöbet eylemi başlattı. Veliler, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES dayatmasına karşıyız. Dini eğitimi zorunlu hale getirmeleri çocuklarımızı psikolojik olarak etkiliyor. Çocuklarımızın güvenliğinden okuldaki öğretmenler sorumludur. Okul dışına çıkarılarak camiye götürülmelerine karşıyız” mesajı verdi.
ÇEDES projesi kapsamında İzmir’deki bazı okullara imam, müezzin, vaiz ve kuran kursu hocası görevlendirilmesine karşı tepkiler artarak devam ediyor.
ÇEDES projesine karşı Alevi kurumları, eğitim sendikaları, öğrenci veli dernekleri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, siyasi partiler açıklamalar yaparken, dün itibariyle Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde nöbet eylemi başlatıldı. 10 gün sürecek nöbet eyleminde Bornova’da bulunan 99 okulda uygulanmak istenilen ÇEDES projesinin iptal edilmesi talep ediliyor.
Nöbet eylemine katılan veliler, ÇEDES protokolü ile eğitimin dinci, ırkçı bir müfredat yapısıyla şekillendirilmeye çalışıldığını ifade etti. İlçedeki okullarda ısınma, temizlik, güvenlik, kalabalık sınıflar, öğretmen atanmaması gibi birçok sorundan şikayet eden veliler, Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bütün bu sorunları çözmek yerine ilçedeki okulların tamamına yakınına imam hatip, vaiz ve kuran öğreticisi görevlendirmesinin kabul edilemez olduğunu söylediler.
“ZORUNLU VE DAYATMA BİR EĞİTİMİ KABUL ETMİYORUZ”
Okul içinde ve dışında yapılan dini içerikli, toplu namaz etkinlikleri ve öğrencilere mezarlık temizletilmesi gibi etkinlikler çocukların zihinsel gelişimi açısından sakıncalı olduğunu kaydeden Nilgün Özlü, “Bizler okullarda kesinlikle imam istemiyoruz. Burası bir okul, cami değil. Herkes kendi işini, görevini yapsın. Tarikat, cemaatlerdeki taciz ve tecavüz olaylarını izliyoruz. Bunu herkes biliyor. Çocuklarımızın başına imam getirmesinler. Bizler imam değil öğretmen istiyoruz” diye konuştu.
ÇEDES projesini ‘dayatma’ olarak yorumlayan Akgül Adıyaman, “Çağdaş, laik bir eğitim istiyoruz. Hocalar camide, öğretmenler de okullarda olsun. Herkes kendi yerinde olsun. Kişi inancını, kendi ibadetinde yaşasın. Zorunlu ve dayatma bir eğitimi kesinlikle istemiyoruz” diyerek projenin iptal edilmesini istedi.
“KARARDAN DÖNÜLENE KADAR EYLEME DEVAM EDECEĞİZ”
5 çocuk annesi Örüne Salkaç ise Bornova’da bulunan 99 okulda uygulanmak istenen ÇEDES projesi iptal edilene kadar eylemlerini sürdüreceklerini ifade ederek, “5 çocuk annesi bir veli olarak bu nöbet eyleminde bulunuyorum. Ülkemiz laik ve demokratik bir ülke. Mecliste makamlarda oturan kişileri sonuçta bizler seçiyoruz. Halka kulağını tıkayan hiçbir bakanın dayatma sistemini istemiyoruz. İnsanlar ibadetini her yerde yerine getirebilir. Ama eğitim öyle bir şey değil. Eğitim bir ülkenin şah damarıdır. Bir ülkenin şah damarı kesilirse o ülke batar. Bizler böylesi bir dayatma sistemi kesinlikle okullarda görmek istemiyoruz. Bu karardan dönülene kadar bu eyleme devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“KADROLU ÖĞRETMEN YOK; 4 YILDA 9 ÖĞRETMEN DEĞİŞTİRDİK!”
Sözleşmeli öğretmenlerin sürekli değişmesinden kaynaklı 4 yılda 9 öğretmen değiştirmek durumunda kaldıklarını dile getiren Sibel Söylev isimli veli, “Ben ilkokulda 4 yılda 9 öğretmen değiştirmiş bir çocuğun velisiyim. Öğretmenlerin atanamamasından ve sözleşmeli öğretmenlerin değişmesinden kaynaklı 9 farklı öğretmen değiştirmek zorunda kaldık. Öncelikle okullardaki eksik öğretmenlerin tamamlanmasını, imamların ise görevlerine camilerde devam etmesini istiyoruz. Benim çocuğum 9 yaşında ve ülkenin iyiye gitmediğini görüyorum. Çocuğum’ ben liseyi yurtdışında okusam, beni özler misin anne’ diye sorguluyor. Benim çocuğum bunu sorgulasın istemiyorum. Ülkesinde özgürce, hakkı olan eğitimi alsın istiyorum. ÇEDES’e hayır diyorum” diyerek yaşanan duruma tepki gösterdi.
Sevim Özdemir de ÇEDES projesinin çocuklarına yönelik psikolojik şiddet olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES dayatmasına karşıyız. Dini eğitimi zorunlu hale getirmeleri çocuklarımızı psikolojik olarak etkiliyor. Bu psikolojik bir şiddettir ve çocuklarımız bunu anlayamıyor. Okulların vereceği eğitimi camilerde imamlarla değil, formasyon almış öğretmenlerle olmalı. Çocuklarımızın güvenliğinden okuldaki öğretmenler sorumludur. Okul dışına çıkarılarak camiye götürülmelerine karşıyız. Çocuklarımızın bundan etkilenmesini istemiyoruz.”
PİRHA- İstanbul’da 25 Kasım eyleminde baronun paylaştığı bilgiye göre 150 kadın gözaltına alındı.
25 Kasım Kadın Platformu, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Karaköy’de buluştu. Günlerdir Taksim Tünel’e çağrı yapan kadınlar, İstiklal Caddesi’ne çıkan tüm yolların sabah saatlerinden itibaren polis bariyerleriyle kapatılmasının ardından Karaköy’de bir araya geldi. Binlerce kadın, zılgıtlar, sloganlarla eylemini gerçekleştirdi.
Eylem anında ve eylemden sonra İstanbul Barosu’nun açıkladığı bilgiye göre 150 kadın gözaltına alındı.
BARODAN ÇAĞRI
İstanbul Barosu, konuya ilişkin X hesabından şu paylaşımı yaptı:
“25 Kasım dolayısı ile gözaltına alınanlar ile ilgili Emniyet müdürlüğü görevlileri ile görüşmelerimiz devam ediyor. Gözaltına alınanların Vatan Caddesindeki Emniyet Müdürlüğü’ne götürüleceği bilgisi verildi. Avukat yönlendirmesi yapıyoruz. Gözaltında olduğunu düşündüğünüz yakınlarınız için Baro’nun 444 1 878 numaralı telefonunu arayabilirsiniz.”
PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Ankara Kadın Platformu öncülüğünde kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Biz feminist hareketten, kadın kurtuluş hareketinden ve Kürt kadın hareketinden; kadın ve lgbti+lar olarak mücadele ediyoruz. Çünkü kadınlar her gün erkekler tarafından katlediliyor, şiddete uğruyor” denildi.
25 Kasım 1961’de Dominik Cumhuriyeti’nde bir uçurumun dibinde cesetleri bulunan Mirabel Kardeşler’in mücadelelerinden ilham alan Birleşmiş Milletler, bu tarihi Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü ilan etti.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde Ankara’da kadınlar alanlardaydı. Kolej Meydanı’nda buluşan kadınlar Sakarya Meydanı’na yürüyerek burada basın açıklaması yaptı.
“Jin, jiyan, azadî” sloganı eşliğinde yürüyen kadınlar, sık sık “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop; inadına isyan, inadına isyan, inadına özgürlük”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attı.
25 Kasım mesajlarının yer aldığı pankart ve dövizleri taşıyan kadınlar, eşitlik taleplerini dile getirdi. Yürüş esnasında polisler kitleyi engellemeye çalışırken kadınlar barikatı aşarak yürüyüşe devam etti. Çıkan arbede de 2 kişinin gözaltına alındığı bilgisi verildi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklama Türkçe, Kürtçe, Arapça olarak okundu.
Açıklamayı kadınlar adına İrem Dağ okudu.
“HAYATLARIMIZI SİZE TESLİM ETMEYECEĞİZ!”
Kadın mücadelesinin tarih boyunca sınır tanımadan büyüdüğünü söyleyen İrem Dağ, şunları ekledi:
“Mirabel kardeşlerden Mahsa Amini’ye bu mücadelenin kadınlara ait olduğunu söyledi. İrem Dağ, “Biz feminist hareketten, kadın kurtuluş hareketinden ve Kürt kadın hareketinden; kadın ve lgbti+lar olarak mücadele ediyoruz çünkü kadınlar her gün erkekler tarafından katlediliyor, şiddete uğruyor. Kadın düşmanı siyasal iktidarınız her gün bizi ölüme, şiddete mahkûm ediyor. Cezasızlık politikalarıyla hayatlarımızı kuşatılıyor! Siz konuştukça biz kadınlar ölüyoruz! Gülistan Doku, Hande Kader, Nagihan Akarsel Derin, İkbal Uzuner, Ayşegül Halil, Narin Güran, Rojbin Kabaiş, Güldane, Şirin ve daha niceleri…. Hayatlarımızı size teslim etmeyeceğiz. Öfkemizi kuşandık buradayız, meydanlardayız! Şiddet Faili erkeklerden, kadın düşmanı iktidarınızdan hesap soruyoruz. Geçtiğimiz Ekim ayında 48 kadın katledildi, 23 kadının ölümü ise şüpheli. 2010’dan bu yana en yüksek oranla karşı karşıyayız! Kadınların ailelerindeki erkekler tarafından öldürüldüğü gerçeğini saklayamazsınız.”
“HESAP SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, ‘sıfır tolerans’ söylemini hatırlatan İrem Dağ, “ İstanbul Sözleşmesinden bir gecede ‘bitmiştir bu iş’ diyerek çıkmak, 6284’ü tartışmaya açmak, failleri aklayıp cezasızlıkla ödüllendirmek mi sizin sıfır tolerans dediğiniz? Kadınların kaç çocuk doğuracağına karışıp, nasıl doğum yapacağına müdahale edip bedenlerini denetim altına almaya çalışmak mı? İçişleri Bakanı Yerlikaya açıklamasında koruma kararı verilen kadınların karara uymayarak şiddet gördükleri erkeklere evlerinin kapısını açtıkları için öldürüldüklerini söyledi. Siz bu sözlerinizle şiddet faillerini aklıyorsunuz, teşvik ediyorsunuz. Katledilen kadınları suçluyorsunuz! Şiddet faili erkeklerden, kadın düşmanı politikalarınızdan hesap sormaya devam edeceğiz. Evet, özgür ve eşit bir yaşamı istiyoruz ve alacağız” dedi.
“KADIN YOKSULLUĞUNU KABUL ETMİYORUZ”
“Erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı ekonomik kriz, bize çifte sömürü olarak dönüyor, kadın yoksulluğu salt bir kavramın ötesinde yakıcı bir gerçek olarak karşımızda duruyor” diyen Dağ, şunları söyledi:
“Ekonomik kriz gerekçesiyle, kadın emeği güvencesiz, esnek ve ucuz-iş gücü alanına hapsedilmeye çalışılıyor. Tüm bu döngü, kendi hayatını geçindirecek kadar maaşı olmayan kadınları, eve, evdeki şiddete, kendileri için biçilen düzene biat etmeye zorluyor, kadına şiddeti yeniden üretiyor. Dünya bizim emeğimizle dönerken ev içi emeğimiz görünmezleştiriliyor. İşyerlerinde tacize, cinsel şiddete ve mobbinge maruz kalıyoruz. Biz kadınları yoksullaştıran ve güvencesizleştiren politikalarını kabul etmiyoruz! Biz Kadınlar eşit işe eşit ücret hakkımızdan, ücretsiz kreş talebimizden vazgeçmiyoruz! Mecliste bütçe görüşmeleri devam ediyor. Yoksulluk karşısında kendi kaderine terk edilen, bakım emeği ile annelik arasında sıkışıp kalan kadınlara ayrılan bütçe, toplam bütçenin yalnızca yüzde 0,3’üne denk geliyor. Ayrılan bu bütçe yine kadınlara aktarılmıyor. Kamusal hizmet olarak yapılması gereken, şiddete maruz bırakılmış kadınlar için sığınmaevleri, çalışan ve çalışmayan kadınlar için kreşler, engelli ve yaşlı bakım evleri yapılmıyor ya da niteliksiz, eksik yapılıyor.
“İKTİDAR ÖZGÜR YAŞAM İRADESİNE SALDIRIYOR!”
Demokratik siyasete karşı geliştirilen saldırılar katmerlenerek yaşadığımız coğrafyanın tümüne sınırsız şiddet dalgasıyla yayılıyor. Yeni darbeyle kayyım politikalarını irade gaspıyla sürdüren, AKP-MHP iktidarı, eşbaşkanlık ilkesini bahane ederek, aslında kadınların eşit temsil, eşit ve özgür yaşam iradesine saldırıyor. Adeta Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı yoktur diyerek, her gün kayyum/irade gaspı terörünü devam ettiriyor. Anayasanın tamamen askıya alındığı bu koşullarda ezici bir oyla seçilen belediye eş başkanları tutuklanıyor, görevlerinden alınıyorlar gaspçı kayyım rejimi devreye konuluyor.”
“LÜBNAN’DAN ROJAVA’YA DÜNYANIN DÖRT YANINDA MÜCADELEMİZ ORTAK”
Eşit, özgür bir yaşamın kadın dayanışması ile kurulacağını söyleyen Dağ, “Kadınlar olarak; eşit temsil iradesi ile aldığı güçle, yönetim mekanizmalarında, genel ve yerel siyasetin her aşamasında sadece emek veren değil, karar alıcı olarak da yer alacağız. Sokaklarda, zindanlarda, alanlarda bedeli ne olursa olsun kayyum politikasına, irade gaspına baş eğmedik, baş eğmeyeceğiz. Yıktığınız kentleri yeniden kuracağız, kararttığınız geceleri dayanışmamızla biz aydınlatacağız! Haklarımızı gasp eden, hayatlarımıza kayyım atayan erkek egemen sistemi hayatımızın her alanına dayatan AKP İktidarına ve ortaklarına sesleniyoruz: Hesap Soracağız! Filistin’de, Lübnan’da, Rojava’da dünyanın dört bir yanında savaşla hayatı alt üst edilen kadınlar ve LGBT ile mücadelemiz ortak! Katledilen, kaybedilen tüm kadınların, çocukların isyanı için mücadele ediyoruz! Eşit, özgür bir yaşamı kadın dayanışması ile kuracağız. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın geceleri aydınlatacak mücadelemiz!” diye ekledi.
Yapılan açıklamanın ardından “Transfobik devleti yıkacağız elbet” sloganı eşliğinde Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü polis tarafından okutulmayan basın metni de okundu.
PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında İstanbul’da yürüyüş yapmak isteyen kadınlara polis izin vermedi. Taksim Meydanı’na çıkmaya çalışan çok sayıda kadın polis tarafından gözaltına alındı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde binlerce kadın 25 Kasım Kadın Platformu’nun öncülüğünde Karaköy Vapur İskelesi’nde bir araya geldi. “Erkek devlet şiddetine karşı mücadelemiz birbirimiz için” sloganıyla bir araya gelen kadınlar, taleplerini açıkladı.
Ancak İstanbul Valiliği, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü öncesinde bir kez daha meydanları kadınlara kapatma kararı aldı. Valilikten yapılan yazılı açıklamada, 25 ve 26 Kasım tarihleri arasında Beyoğlu’nda gerçekleştirilecek etkinliklerin yasaklandığı duyuruldu.
Bunun üzerine Taksim’e çıkan tüm yollar ikinci bir emre kadar kapatıldı. Sabah saatlerinden itibaren Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi başta olmak üzere Beyoğlu sınırları içerisinde bulunan birçok cadde ve sokak bariyerlerin yanı sıra çevik kuvvet ve TOMA araçları ile ablukaya alındı.
Polis ablukasına ve yasağa rağmen ‘Yaşamak istiyoruz’ diyen kadınlar ise Karaköy’de pankartları ile toplandı.
Kadınlar sık sık “Jin jiyan azadi”, “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz”, “Kadınlar artık susmayacaklar, susmayacaklar”, “Erkek adalet değil gerçek adalet” sloganlarını attı.
Karaköy’den vapur iskelesine gelmek isterken ablukaya alınarak geçişlerine izin verilmeyen ve gözaltı aracında bekletilen kadınlar için iskelede açıklama yapıldı.
25 Kasım Kadın Platformu adına açıklamayı Gamze Çetintepe okudu.
“SUÇLU ERKEK EGEMEN DÜZEN!”
Çetintepe, kadına yönelik şiddete karşı önleyici/koruyucu politikalar geliştirmek bir yana var olan yasaları bile uygulamayan devletin iyi hal ve haksız tahrik indirimleriyle de cezasızlığı beslediğini belirterek devamında şunları söyledi:
“Şüpheli kadın ölümlerini ve kayıpları aydınlatmayıp üstünü örtüyor. Gülistan Doku dört yıldır kayıp! Narin’e, Rojin’e ne olduğu gizlenmeye çalışılıyor. Biz ise o örtüyü kaldırıp suçluyu gösteriyoruz. Suçlu erkek egemen düzen, erkek devlet ve onun kurumları. Çocuk yaştan bize cinsiyet rollerini öğretmeyi görev edinen, istismar yuvası tarikatlarla işbirliği yapan Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, nasıl doğuracağımızı, kaç çocuk yapacağımızı söyleyen, transların hormona erişimini engelleyen Sağlık Bakanlığı’na; heteronormatif aile dışında kadınların, LGBTİ+ların varlığını kabul etmeyen, boşanmayı azaltıp kadınları en çok öldürüldükleri aile içine hapsetmeye çalışan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan, tasarruf diye kamu hizmetlerinden kısarak gittikçe daha büyük bir toplumsal bakım yükünü kadının sırtına yükleyen Maliye Bakanlığı’na kadar her alanda kadın düşmanı, LGBTİ+ düşmanı politikalar üreten bütünlüklü bir sistemle karşı karşıyayız.
Kadın ve LGBTİ+ düşmanı iktidar bununla yetinmeyip düşmanlar yaratarak savaş politikalarıyla güç kazanmaya çalışıyor. Kürt halkının iradesini yok sayarak, ilk işi kadın dayanışma merkezlerini kapatıp yerine evlendirme dairesi, kuran kursu açmak olan kayyumlar atıyor. Bu gaspçı, rantçı kayyumlar kadınları kamusal alandan silmeye, tüm dünyada kadın mücadelesi ve dayanışmasının sloganı olan Jin Jiyan Azadi’yi yasaklamaya çalışıyor. Biz kadınlar kayyumlara ve savaşa karşı da buradayız. Kürtçe’ye ve kadın özgürlüğü fikrine katlanamayanlara inat sokakları Jin Jiyan Azadi sloganlarıyla dolduruyoruz!
Bütün dünyada faşist iktidarlar gücünü, kendi iradesine sahip çıkan kadınların ve halkların bedenini, topraklarını işgal etmeye dayandırıyor. Filistin halkı bir seneyi aşkın zamandır soykırım altında. İsrail ile ticareti kesmeyip soykırıma suç ortaklığını sürdüren iktidarın yalanlarına karnımız tok. Filistin’de, Lübnan’da, Rojava’da, dünyanın dört bir yanında savaşla hayatı alt üst edilen, işgale direnen kadınlar ve lubunlarla mücadelemiz ortak! Bütün kadınlar özgürleşmeden hiçbirimiz özgür olmayacağız.
“MÜCADELEMİZ BİRBİRİMİZ İÇİN!”
Kadın dayanışmasının sınırları aşan gücünü savaşlarla yok etmeye çalışanlara karşı mücadelemiz birbirimiz için!
Kadın cinayetlerine, trans cinayetlerine, cezasızlığa, aileci politikalara, kazandığımız haklarımıza savaş açanlara, ücretli/ücretsiz emeğimizi sömürenlere karşı mücadelemiz birbirimiz için!
Bir kişi daha eksilmemek için, birbirimizi mutlu, umutlu bulabilmek için, kendi hayatlarımızın sahibi olabilmek için; mücadelemiz birbirimiz için!”
Karaköy’de gözaltı aracında bekletilen kadınların serbest bırakılmasını isteyenlere de polis müdahale etti. O sırada bir grup erkek, bozkurt işareti yaparak kadınları taciz etti!
PİRHA- İzmir’de alanlara çıkan binlerce kadın, erkek/devlet şiddetine karşı dünya kadınlarının sloganı olan “Jin, Jiyan, Azadi” ile öfkeyi kuşandıklarını belirttiler. Kadınlar; şiddetsiz, krizsiz, savaşsız bir dünya istediler.
İzmir Kadın Platformu (İKP) öncülüğünde kadınlar “25 Kasım’a gel mücadele en güvenli yer” şiarıyla Alsancak Garı önünde bir araya gelerek, Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne kitlesel yürüyüş gerçekleştirdi.
Binlerce kadının katıldığı yürüyüşte, “Haklarımız ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz. Mücadelede bir aradayız” pankartı açılırken, “Tek adama karşı çok kadın”, “Kadının direnişi kadına mirastır”, “Teslimiyet ihanete direniş zafere götürür”, “Tanrım eril kullarını sen affetsen ben affetmem” dövizleri taşındı. Yürüyüşe katılan kadınlar alkışlar, ıslıklarla “Savaşa hayır, barış hemen şimdi”, “Kadınlar kayyım istemiyor”, “Kadın cinayetleri politiktir” “Kadınlar sokağa özgürleşmeye” ve “Kadınlar yürüyor mücadele büyüyor” sloganları ile yürüdü.
Yürüyüşe birçok kadın örgütü oluşturdukları kortejlerle katıldı.
“ERKEKLER 327 KADINI ÖLDÜRDÜ”
Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde İzmir Kadın Platformu adına basın metninin Türkçesini Eylül Deniz Argun, Nesil Dinçer ve Pınar Çetinkaya, Kürtçesini ise Emine Bozdağ okudu.
Dünyanın dört bir yanında faşist diktatörlüklere, erkek-devlet şiddetine, yoksullaştırma ve aile politikalarına, savaşa karşı emekleri, bedenleri, hakları ve hayatları için sokaklarda olduklarını vurgulanan açıklamada, “2024 Ocak ayından bu yana erkekler, 327 kadını, en az 39 çocuğu öldürdü, 240 kadının ölümüyse ‘şüpheli’ olarak kaydedildi. Türkiye’de katledilen kadınların sayısı en yüksek sayılara ulaşmışken yüzde 90’ı iktidarın kutsadığı ailenin üyesi olan erkekler tarafından katledildi” denildi.
“DİRENEN KADINLARI SELAMLIYORUZ”
Kayyım atamalarına dikkat çekilen açıklamada, “İradelerine kayyım atanan kadınlarla yan yanayız. Kayyum politikalarının 2019 yılından bugüne kadar en çok kadınların kazanımlarına saldırdığını biliyoruz. Ülkenin en yüksek oyunu alan Batman Belediyesi Eş Başkanı Gülistan Sönük’ün iradesi ile kayyuma karşı direnen kadınların isyanını buradan selamlıyoruz” diye belirtildi.
“JİN JİYAN AZADİ”
Diyarbakır Valiliği’nin “Jin jiyan azadi” sloganını yasaklanmasına da değinilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Diyarbakır Valiliği’nin yasaklamaya gücünün yeteceğini sandığı tüm dünyada kadınların direnişinin sloganı olan ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı ile kuşandık öfkemizi, katledilen, hikayesi yarım bırakılan tüm kadınların kanat çırpışında mücadelemiz. Birbirimizin elini sıkıca tutuyor, sokaklardan, meydanlardan haykırıyoruz. Ben, sen, o birbirimizin çaresiyiz. Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Dünyada kadınlar otoriter, faşist ve muhafazakâr iktidarlara direniyor. Kadın bedeni ve kazanımlarına yönelik politikalara karşı saldırılar arttıkça kadın mücadelesi ve direnişi de artıyor.”
Açıklama, yüksek sesle “Jin Jiyan Azadi” sloganıyla son buldu.
PİRHA- Mersin Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle yürüyüş yaptı. Yürüyüşte “Emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz için kocaya, patrona, diktatöre hayatlarımızdaki tek adamlara karşı yaşamlarımızı savunmak için alanlardayız” denildi.
Mersin’de kadınlar ve LGBTİ+’lar Mersin Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kushimato Sokağın’da bir araya geldi. Yürüyüşe Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Arslan, DEM Parti Milletvekilleri Perihan Koca ile Saliha Aydeniz, kadın kurumlarının temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.
Kadınlar,“Jin, jiyan,azadi”, “Erkek vuruyor devlet koruyor”, “Kadınlar kayyım istemiyor” sloganları attı. Yüzlerce dövizin taşındığı yürüyüşte kadınlar “Erkek devlet şiddetine karşı sokaktayız” pankartı açtı.
“ERKEK ŞİDDETİNDE İKTİDARIN PARMAĞI VAR”
Özgecan Aslan parkında son bulan yürüyüşte Mersin Kadın Platformu açıklama yaptı. Açıklamayı platform adına yapan Yüsra Batıhan, 2024 yılında son 5 yılın en yüksek kadın cinayeti oranını açığa çıktığını dile getirerek, kadınların direnişinin ayak seslerinin Afganistan’dan İran’a, Filistin’e, Türkiye’ye ve tüm dünyaya yayıldığını belirtti. Batıhan, “Türkiye’de işlenen her kadın cinayetinde, her çocuk cinayetinde katilleri cezasızlıkla ödüllendiren, kadın kazanımlarına saldıran, kadını ve çocuğu değil aileyi koruyan iktidarın parmağı var” dedi.
KAYYIMLARA DİKKAT ÇEKİLDİ
Açıklamada son olarak konuşan DEM Parti Milletvekili Saliha Aydeniz, kayyımlara dikkat çekti. Kayyım’ın kadınlara yönelik bir saldırı olduğunu dile getiren Aydeniz, eş başkanlık sistemine de “Jin, jiyan, azadi” felsefesine sahip çıkacaklarını söyledi. Aydeniz, “Kadın mücadelesi Kürdistan’dan Türkiye’ye, Türkiye’den dünyaya yayılıyor” diye konuştu.
Açıklamaların ardından kadınlar ”jin, jiyan, azadi” sloganına yönelik saldırılara karşı bu slogan eşliğinde halaylar çekti.