Etiket: kemal kılıçdaroğlu

  • Tahsin Akpınar: Kılıçdaroğlu’nu kimliği üzerinden hedef almak kabul edilemez-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Kılıçdaroğlu’nu kimliği üzerinden hedef almak kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik etnik kökeni, inancı ve memleketi üzerinden yapılan saldırıları eleştirerek, “Siyasi eleştiriler yapılabilir ancak ailesine, kimliğine, mezhebine yönelik söylemler yanlıştır” dedi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, CHP’de yaşanan tartışmalar ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

    Bir inanç kurumu başkanı olarak CHP’nin iç siyasetine ilişkin değerlendirme yapmayı doğru bulmadığını belirten Akpınar, parti üyesi kimliğiyle konuştuğunda CHP’nin bugün yaşadığı krizin yeni olmadığını söyledi.

    “CHP’nin problemi bugün ortaya çıkmış bir sorun değil” diyen Akpınar, “Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemden bu yana taşınan bir süreçtir. CHP’nin kendi içinde yaşadığı sorunlar bugün partiyi bu noktaya getirdi. Bu süreç İmamoğlu’nun yanlışlarıyla başlar, Özgür Özel’in yanlışlarıyla devam eder, Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarıyla biter” ifadelerini kullandı.

    “KILIÇDAROĞLU’NU TEK SORUMLU GÖSTERMEK YANLIŞ”

    Toplumun CHP’ye yönelik desteğinin, uzun yıllardır iktidarda bulunan hükümete karşı duyulan tepkinin sonucu olduğunu söyleyen Akpınar, “Hukuksuzluklara, adaletsizliklere, yoksulluğa karşı oluşan tepki doğrudur. Ancak bu sürecin tek sorumlusu olarak Kılıçdaroğlu’nu göstermek doğru değildir” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun bazı Alevi çevrelerince “düşkün” ilan edilmesi ya da etnik kimliği üzerinden hedef alınmasını da eleştiren Akpınar, “Bir insanı Ermeni olduğu iddiasıyla suçlamak ya da aşağılamak çok yanlış bir yaklaşımdır. Eğer bir Ermeni bu ülkenin vatandaşıysa bu ülkeyi yönetme hakkına da sahiptir” diye konuştu.

    “KILIÇDAROĞLU NE YAPTI DA DÜŞKÜN SAYILIYOR?”

    Alevilikte düşkünlük kavramının siyasi tartışmalara alet edilmemesi gerektiğini vurgulayan Akpınar, şu soruları yöneltti:

    “Kemal Kılıçdaroğlu hırsızlık mı yaptı? Yolsuzluk mu yaptı? Ahlaksızlık mı yaptı? Ne yaptı da bugün Alevilikte düşkün ilan ediliyor? Alevi kurumlarını ve inancını siyasi amaçlar için kullananları kınıyorum.”

    Her siyasetçinin yanlışlarının eleştirilebileceğini ifade eden Akpınar, “Kılıçdaroğlu da, Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da siyasetçidir. Yanlışlarına yanlış, doğrularına doğru demeliyiz. Bu mesele Alevilerin inanç sorunu haline getirilmemeli, Aleviler bu tartışmaların içine çekilmemelidir” dedi.

    “KİMLİĞİ ÜZERİNDEN SALDIRMAK AHLAKSIZLIKTIR”

    Kılıçdaroğlu’nun siyasi görüşleri ve uygulamalarının tartışılabileceğini ancak etnik kökeni, inancı ya da memleketi üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu belirten Akpınar, şunları söyledi:

    “Kılıçdaroğlu’nu düşkün kılmak, Ermeni kılmak, Kürt kılmak, Dersimli olması üzerinden saldırmak ahlaksızca bir yaklaşımdır. Siyasi anlamda yanlışları olabilir, bunlar elbette tartışılır. Ancak ailesine, kimliğine, mezhebine yönelik söylemler doğru değildir.”

    Akpınar, Türkiye’de yaşayan tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ermeniler de bu ülkenin yurttaşıdır, Kürtler de, Aleviler de. Bu ülkenin vatandaşı olan her insanın bu ülkeyi yönetme hakkı vardır. Kim olursa olsun, etnik kökeni, inancı ya da mezhebi üzerinden hedef gösterilmesini doğru bulmuyoruz. Kılıçdaroğlu’na yönelik bu tür söylemleri kınıyor ve şiddetle karşı çıkıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

  • Sazcı: Alevilere yönelik nefret suçu işleniyor!-VİDEO

    Sazcı: Alevilere yönelik nefret suçu işleniyor!-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, CHP’deki “mutlak butlan” kararını değerlendirdi. Yaşananların iktidardan bağımsız okunamayacağını vurgulayan Sazcı, “Alevi nefretine sürükleyen bir sürecin adımları atıldı. Alevi kurumlarının yaşanabilecek herhangi bir tehlikeye veya olabilecek provokasyonların önüne geçmek için hazır olmalı” dedi.

    CHP’de yaşanan ‘Mutlak Butlan’ krizi derinleşerek devam ediyor. 900’e yakın delege ‘Kurultay yapılsın’ imzası verirken, krizden çıkış için görüşmeler sürüyor.

    ‘Mutlak Butlan’ kararı sonrası CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na tepkiler yükselirken, Kılıçdaroğlu’nun etnik ve inançsal kimliği üzerinden nefret suçu işleniyor.

    “ENDİŞE DUYUYORUZ”

    Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, CHP’de yaşananlara ve nefret söylemine dair ajansımıza konuştu.

    Yaşananların iktidardan bağımsız okunamayacağını vurgulayan Sazcı, “Alevi nefretine sürükleyen bir sürecin adımları atıldı. Bugün Twitter’a girdiğimiz andan itibaren dahi bize evimizin kapısına çarpı işareti atılmış gibi hissettiriyor. Aleviler olarak Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de yaşadığımız süreçleri sosyal medyadan hisseder hale geldik” dedi.

    “İKTİDAR HEM MUHALEFETİN HEMDE KENDİ TOPLUMSAL TABANINI ALEVİ DÜŞMANLIĞI İLE BESLİYOR”

    İktidarın hem karşıtı olan muhalefeti hem de kendi toplumsal tabanını Alevi düşmanlığı ile beslediğini belirten Sazcı, “Dolayısıyla gündemleri birbirinden bağımsız okumamak lazım ve bunun için nasıl bir mücadele örgütlemeli ya da nasıl bir eylem planı nasıl harekete geçme mevzusu çok önemli. Alevi kurumlarının yaşanabilecek herhangi bir tehlikeye veya olabilecek provokasyonların önüne geçmek için hazır olması bu gibi sorunların önüne geçmesi ve örgütlü gücünü göstermesi gerekiyor. Çünkü Alevi Bektaşilerin buna ihtiyacı var“diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • AKD Aliağa Şube Başkanı Çiçekdal: CHP içindeki bölünmeler demokrasiye zarar verir – VİDEO

    AKD Aliağa Şube Başkanı Çiçekdal: CHP içindeki bölünmeler demokrasiye zarar verir – VİDEO

    PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılçdaroğlu’nun Alevi kimliğine yönelik eleştirileri doğru bulmadığını belirterek, Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun beraber yürümesinin demokrasiye katkı sunacağını söyledi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararını demokratik olmadığını kaydeden Alevi Kültür Dernekleri Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, AKD örgütünün her zaman demokrasiden yana olduğunu hatırlattı.

    “ALEVİ KİMLİĞİ SİYASETE MALZEME YAPILMAMALI”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine yönelik yapılan hakaretleri de değerlendiren Çiçekdal, Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine yapılanları provokasyon olarak nitelendirdi. Kılıçdaroğlu’nun yada herhangi bir siyasetçinin  Alevi kimliği üzerinden değerlendirilip hakaret edilmesini doğru bulmadığının altını çizen Çiçekdal, şunları söyledi:

    “Çünkü insan Alevi, Sünni, Kürt yada mezhebi ne olursa olsun siyaset yapabilir. Bu tamamen onu bağlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüttüğü siyaseti de Alevi toplumuna bağlamak doğru değil. Biz Alevileri gerçekten çok incitiyor, çok kırıyor.  Biz sonuçta bu ülkenin eşitsiz yurttaşlarıyız. Siyaset yapanlarımız da olacak farklı mecralarda görev alacak insanlarımız da olacak ama böyle konularda Alevi kimliği kullanıldığı zaman çok üzülüyoruz.”

    “ALEVİLER HER ZAMAN DEMOKRASİDEN YANA”

    Hacı Bektaşi Veli’nin ‘İncitsen de incitme’ sözünü hatırlatan Çiçekbal, Alevilerin her zaman 72 millete bir nazarda baktığını ve demokrasiden yana olduğunu belirtti.

    Çiçekbal, CHP’nin güçlü bir muhalefet partisi olduğunu ve  içinde yaşanan bu bölünmenin de demokrasiye zarar vereceğini belirterek, iki tarafında bir araya gelerek beraber yol yürümesi gerektiğini söyledi.

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • PSAKD Bornova Cemevi Başkanı Çelik: Kılıçdaroğlu kimliğiyle değil siyasetiyle eleştirilmeli-VİDEO

    PSAKD Bornova Cemevi Başkanı Çelik: Kılıçdaroğlu kimliğiyle değil siyasetiyle eleştirilmeli-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, CHP’deki “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden hedef alınmasına tepki gösterdi. Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun kimliği veya inancıyla değil, liderlik vasfı ve siyasi tercihleriyle eleştirilmesini beklerdik” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık görevine gelmesiyle başlayan tartışmalar sürerken, Alevi kimliği üzerinden yapılan eleştiriler de tepki çekiyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, yaşanan sürecin toplumda kaygı yarattığını belirterek, PSAKD ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun mutlak butlan kararına karşı olduklarını daha önce yaptıkları açıklamayla kamuoyuna duyurduklarını hatırlattı.

    “KİMLİĞE YÖNELİK SALDIRILAR ALEVİLERİ ÜZDÜ”

    Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği ve inancı üzerinden yapılan hakaretlerin kabul edilemez olduğunu söyleyen Çelik, CHP içerisinden yükselen bazı söylemlerin Alevi toplumunda rahatsızlık yarattığını ifade etti.

    Bazı çevrelerin Kılıçdaroğlu’nu “düşkün” ilan etmeye çalıştığını belirten Çelik, şunları söyledi:

    “Düşkünlüğün ne olduğunu bilmeyen kişiler bile bu kavramı kullanıyor. İnançla ilgisi olmayan insanlar sırf Alevi kimliği nedeniyle Kılıçdaroğlu’nu düşkün ilan etmeye çalışıyor. Bir insanın kimliği ve inancı üzerinden eleştirilmesini doğru bulmuyoruz.”

    “ELEŞTİRİLER SİYASİ ZEMİNDE YAPILMALI”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun eleştirilecekse yürüttüğü siyaset üzerinden eleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, kimlik ve inanç temelli saldırıların toplumsal barışa zarar verdiğini söyledi.

    “Bir insan Kürt olabilir, Alevi olabilir ya da farklı bir inanca sahip olabilir” diyen Çelik, “Bunları hedef göstererek eleştiri yapmak kabul edilemez. Güçlü bir muhalefet inşa edilmek isteniyorsa eleştiriler kimlikler üzerinden değil, siyasi tutum ve uygulamalar üzerinden yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER CHP İÇİNDEKİ TARTIŞMANIN TARAFI DEĞİL”

    Kimlik temelli saldırıların ardından birçok kişinin Kılıçdaroğlu’na destek vermek zorunda hissettiğini dile getiren Çelik, CHP içerisinde tehlikeli bir kutuplaşma yaratılmaya çalışıldığını savundu.

    Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortak bir zeminde buluşması gerektiğini belirten Çelik, yaşanan gelişmelerin yalnızca CHP’yi değil, muhalefetin bütününü etkilediğini söyledi.

    Türkiye’de iktidar değişimi beklentisinin yükseldiği bir dönemde yaşanan bu krizin toplumda üzüntü yarattığını ifade eden Çelik, “Bu CHP’nin kendi iç sorunudur. Aleviler bu tartışmanın tarafı değildir” dedi.

    TOPLUMSAL BARIŞ SÜRECİ SAHİPLENİLECEKTİR”

    CHP’de yaşanan güç mücadelesinin toplumsal barış sürecine etkisine ilişkin değerlendirmede bulunan Çelik, hem Özgür Özel’in hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun toplumsal barışa ilişkin süreci sahiplenmeye devam edeceğini düşündüğünü belirtti.

    “Toplumsal barış sürecini her iki tarafın da kucaklayacağını ve sahiplenmeye devam edeceğini düşünüyorum” diyen Çelik, süreci yakından takip ettiklerini kaydetti.

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

  • Alevi kurumları: İnanç kimliği üzerinden siyaset ve nefret dili kabul edilemez-VİDEO

    Alevi kurumları: İnanç kimliği üzerinden siyaset ve nefret dili kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA – AKD Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları ve PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevi inancına dönük nefret söylemine tepki göstererek, “Biz Alevi hak mücadelesi veren kurumlar olarak Alevi kimliği ön plana sürülerek yapılan hakaretleri ve genelleme yapılıp bütün Alevileri içine alan nefret söylemini asla kabul etmiyoruz” dediler.

    CHP içinde son günlerde yargı kararları ve ‘mutlak butlan’ tartışmalarıyla tırmanan kriz ile genel merkez binasına yönelik gerçekleştirilen polis müdahaleleri, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Süreçle birlikte ‘Mutlak butlan’ kararı sonrası CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği hedef alınarak sosyal medyada ve çeşitli mecralarda üretilen nefret söylemlerine karşı Alevi örgütleri tepki gösterdi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, yaşanan antidemokratik uygulamaları ve inanç kimliği üzerinden yürütülen nefret kampanyalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SEÇİMLE BELİRLENMİŞ YÖNETİMİN ALAŞAĞI EDİLMESİ DEMOKRASİ AYIBIDIR”

    AKD Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları, CHP içerisinde ‘mutlak butlan’ gerekçesiyle şekillenen mevcut hukuki ve siyasi durumu bir “demokrasi ayıbı” olarak nitelendirdi. Seçimle iş başına gelmiş bir yönetimin mahkeme kararlarıyla saf dışı bırakılmasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Kahiloğulları, şunları söyledi,

    “Bugün itibarıyla mutlak butlanla ilgili olan süreç bir demokrasi ayıbıdır. Asla ve asla kabul edilemez. Seçimle belirlenmiş bir yönetim mahkeme eliyle ve mahkemeden de öte kanunsuz bir şekilde, hukuksuz bir şekilde alaşağı edilip bir önceki genel başkan haksız bir şekilde o koltuğa oturtuldu. Bunu bütün Türkiye görüyor.”

    “KILIÇDAROĞLU BÜTÜN ALEVİ TOPLUMUNU TEMSİL EDEMEZ”

    Krizle birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsında tüm Alevi toplumunu hedef alan genellemelere ve nefret söylemine sert tepki gösteren Kahiloğulları, siyasetin inanç kimliklerinden bağımsız yürütülmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz Alevi hak mücadelesi veren kurumlar olarak Alevi kimliği ön plana sürülerek yapılan hakaretleri ve genelleme yapılıp bütün Alevileri içine alan hakaretlerin yapılmasını asla ve asla kabul edemeyiz. Kemal Kılıçdaroğlu da bütün Alevi toplumunu temsil edemez. Bugün itibarıyla kendisi siyaset yapıyor. Siyasi mücadele içinde olan bir kişinin mezhebi üzerinden genelleme yapıp hakaret edilmesini asla kabul edemeyiz.”

    “NEDEN KILIÇDAROĞLU KONUŞULURKEN ALEVİLİK HEDEF ALINIYOR?”

    PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek de sosyal medyada yükselen nefret söylemlerinin doğrudan Alevi toplumunun inancına yönelik bir saldırıya dönüştüğünü ifade etti. Türkiye’nin siyasi tarihinde sağ ve Sünni siyasetçilerin yönetimlerinin hiçbir zaman inanç kimlikleriyle eleştirilmediğini hatırlatan Erkek, çifte standarda tepki gösterdi:

    “Ne gariptir ki senelerdir Türkiye’yi sağ ve Sünni kesim yönetiyor ama hiçbir zaman sosyal medyada ya da başka mecralarda hiç kimse ‘Sünni Başbakan’ ya da ‘Sünni Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel şunu söyledi’ gibi şeyler söylemedi bugüne kadar. Neden Kemal Kılıçdaroğlu konuşulurken Alevilik konuşuluyor? Neden Alevilere hakaret ediliyor? Sanki Alevilik eşittir Kemal Kılıçdaroğlu… Yok öyle bir şey.”

    “SİYASİ PARTİNİN KAPILARININ KIRILMASI FAŞİZMDİR”

    Cumhuriyet Halk Partisi veya herhangi bir siyasetçi ile Aleviliğin özdeşleştirilmesinin doğru olmadığını; eleştirilerin inançlara değil, kişilerin siyasi pratiklerine yöneltilmesi gerektiğini belirten Erkek, parti binasına yönelik gerçekleştirilen kolluk kuvveti müdahalesini de faşizan bir uygulama olarak niteledi:

    “Kemal Kılıçdaroğlu eşittir Alevi toplumu değildir. Kemal Kılıçdaroğlu Alevi olabilir ama bir siyasetçidir. Cumhuriyet Halk Partisi eşittir Alevilik değildir. Herkes kimi eleştiriyorsa onu zikretsin, onu konuşsun. Alevi toplumu şuna tepki gösterir: Kurumsal bir siyasi partinin polis zoruyla kapılarının, pencerelerinin kırılarak içeri girilmesini asla kabul etmiyoruz. Bu faşizanca bir harekettir, faşizmdir. Yapılan baskınları da şiddetle kınıyoruz.”

    Cevahir FINDIK/SAMANDAĞ-ANTEP

  • Zeynel Can: Aleviliğe yönelik saldırılar, art niyetin göstergesidir- VİDEO

    Zeynel Can: Aleviliğe yönelik saldırılar, art niyetin göstergesidir- VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, gazeteci Mine Kırıkkanat’ın Aleviliğe yönelik sözlerine tepki gösterdi. Kırıkkanat’ın ifadelerini “yaralayıcı” olarak değerlendiren Can, “Aleviliğe yönelik gizli art niyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi.

    Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.

    Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.

    Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can,  Kırıkkanat’ın düşünce yapısının kendisini şaşırtmadığını söyleyerek, “Mine Kırıkkanat asker kızı ve ulusalcı-ırkçı bir kafa yapısına sahip. Düşünce yapısını bildiğim için böyle konuşmasını çok yadırgamadım. Bunu doğru bulduğum anlamında söylemiyorum. Çünkü kafa yapısı böyle” dedi.

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrının eleştirilebileceğini ancak inancı üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Can, şu benzetmeyi yaptı:

    “İnsanın gözünde bir körlük varsa ve bu doğuştansa, bunu eleştiri konusu yapamazsınız. Bir insanı seviyormuş gibi davranıp öfkelenince ‘sus lan kör’ demek gibi bir şey bu.”

    “ALEVİ OLMAK BİZLER İÇİN ONURDUR”

    Alevi olmanın kendileri açısından bir onur olduğunu söyleyen Can, Aleviliğin insanları dili, kimliği ve inancı nedeniyle ayrıştırmayan bir yol olduğunu vurguladı.

    “İyi ki Alevi olarak doğmuşum. Çünkü bu inanç beni düşünsel olarak köreltmedi, ruhsal olarak daraltmadı. Edep erkânıyla ve dünyaya bakışıyla ufkumu açtı, hoşgörüyle yetiştirdi” diye konuştu.

    Tüm baskılara rağmen Alevi kimliklerini açıkça savunmaya devam ettiklerini belirten Can, “Biz hala Alevi, Kızılbaş, Tahtacı, Abdal olduğumuzu her yerde söylüyoruz. Cemimizi, inancımızı ve itikadımızı yaşamaya devam ediyoruz” dedi.

    “ALEVİLERE DİL UZATANLARIN ART NİYETİ ORTADA”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazımiye Kureyşan Pir Ocağı’na bağlı bir Alevi olduğunu gizlemediğini belirten Can, buna rağmen siyaset yaptığı dönemde Alevi kimliğini öne çıkarmadığını ifade etti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Kılıçdaroğlu’nun kimliğini siyaset malzemesi yaptığını ifade eden Can, Mine Kırıkkanat’ın sözlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

     “Alevilere dil uzatanların beyinlerinin altında Aleviliğe yönelik art niyetlerinin olduğu çok açık.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Sazcı: Alevilere yönelik nefret söylemine karşı mücadele etmeliyiz!-VİDEO

    Sazcı: Alevilere yönelik nefret söylemine karşı mücadele etmeliyiz!-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, Mine Kırıkkanat’ın, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “kripto kılıç artığı” ifadesinin tarihsel arka planı olduğuna dikkat çekerek, “Alevi Bektaşi toplumuna yönelik kim nefret söyleminde bulunduysa Alevi Bektaşi kurumları olarak haddini de bildirmemiz gerekiyor” diye belirtti.

    Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında “kripto kılıç artığı” ifadeleri tepkilere neden oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mine Kırıkkanat hakkında sosyal medyada yaptığı paylaşım nedeniyle ‘Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama’ suçlamasıyla re’sen soruşturma başlatıldı.

    Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, Mine Kırıkkanat’ın, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “kripto kılıç artığı” ifadesine tepki gösterdi.

    “ALEVİLERE YÖNELİK NEFRET SÖYLEMİ CUMHURİYETİN KODLARIYLA ALAKALI BİR DURUM”

    Alevi Bektaşi toplumuna yönelik olan nefretin bugünden başlamadığını belirten Sazcı, “Kemalist, Ulusalcı elitin aslında Alevi Bektaşi toplumuna yönelik olan nefreti bugünden başlamış değil. Cumhuriyetin ilk dönemlerinden beri var olan bir süreç. Alevi Bektaşi topluluğuna ilişkin gerici, fütursuzca, ‘mum söndü’ gibi iftiralarla birlikte, kılıç artığı gibi benzetmelerle birlikte cumhuriyet aydınının nefretini görebiliyor, gözlemleyebiliyoruz. Tabii bu yalnızca cumhuriyet aydınının kendi düşünce pratiğinde değil de aslında Cumhuriyet’in kuruluş kodlarıyla doğrudan alakalı bir durumdur” dedi.

    Cumhuriyetin Türk, Sünni, Hanefi olarak inşa edildiği vurgulayan Sazcı, toplumun düşünce dünyalarındaki Alevi Bektaşi nefretini Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yansıttığını belirtti.

    “ALEVİ BEKTAŞİ TOPLUMU CUMHURİYETİ BEKÇİSİDİR, TEMİATIDIR SÖYLEMİ TAMAMEN SAHTE”

    Geçmişten bugüne Alevi Bektaşi toplumuna ‘Cumhuriyet’in bekçisi’, ‘devletin teminatı’ denilerek cefa çektirildiğini, sefasını da Kemalist ulusalcı elitin sürdüğü düzenin yaratıldığına dikkat çeken Sazcı, şunları dile getirdi:

    “Bugünden sonra aslında bizim örgütlü mücadelemizin vermesi gerektiği husus bu. Bizler hiçbir alanda bugün Mine Kırıkanat da görüldüğü üzere Alevi Bektaşilere yönelik nefret söylemine varan ifadelere karşı sonuç alıcı bir süreç yürütmeliyiz. Gazeteciyse, milletvekili ise, akademisyense o alandan uzaklaştırılana, istifa edene kadar bu mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. Hiç kimse Alev Bektaşi’ne toplumuna yönelik nefretini alenen topluma açık bir şekilde Twitter gibi bir mecrada söyleyebilecek cüreti haddi kendinde görmemeli. Biz bu alanı hiçbir şekilde boş bırakmamalıyız. Alevi Bektaşi toplumuna yönelik kim hangi kurum hangi kişi, hangi şahsiyet nefret söyleminde hadsiz bir açıklamada bulunduysa Alevi Bektaşi kurumları olarak haddini de bildirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu toplumun temsilcileri bu kurumlardır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Mine Kırıkkanat hakkında soruşturma başlatıldı

    Mine Kırıkkanat hakkında soruşturma başlatıldı

    PİRHA- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat hakkında sosyal medya paylaşımı nedeniyle resen soruşturma başlattı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Mine Kırıkkanat hakkında sosyal medyada yaptığı paylaşım nedeniyle ‘Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama’ suçlamasıyla re’sen soruşturma başlatıldı.

    Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    29.04.2026 tarihinde açık kaynaklar üzerinden yapılan incelemede, X isimli sosyal medya platformunda “Mine G. Kırıkkanat @mkirikkanat” rumuzlu X hesabından “Veryansıntv.com @veryansintvcom” rumuzlu hesaptan yapılan “Kılıçdaroğlu, Andımızın kaldırılmasını desteklemiş! ‘ 40 yılda iyi bir iş yapmış’” yazılı paylaşımı “Kripto kılıç artığı” yorumuyla kendi profilinde paylaştığı tespit edilmiş olup, Şüpheli “Mine G. Kırıkkanat @mkirikkanat” rumuzlu sosyal medya kullanıcısının yukarıda belirtilen paylaşımının Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenen Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama suçunu oluşturabileceği değerlendirilmekle Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından re’sen soruşturma başlatılmıştır.

    ÖNCE “KRİPTO KILIÇ ARTIĞI” DEMİŞ, ARDINDAN ÖZÜR DİLEMİŞTİ

    Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.

    Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.

    Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Mersin Cemevi Kadın Komisyonu: Ayrımcılığı, dışlamayı ve nefret dilini reddediyoruz!

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu: Ayrımcılığı, dışlamayı ve nefret dilini reddediyoruz!

    PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat’ın, CHP’nin önceki dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı “kripto kılıç artığı” ifadesine tepki göstererek, “Geçmişin yaralarıyla yüzleşmek, onları küçültmek ya da aşağılayıcı bir dile hapsetmekle değil; aksine onları anlamak, onarmak ve tekrarını engellemekle mümkündür. Bu yüzden kimlikler üzerinden kurulan her incitici söz, yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyen bir sorumluluk alanıdır” dedi.

    Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin önceki dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullandığı “kripto kılıç artığı” ifadesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    “İTİRAZI BÜYÜTELİM!”

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, Mine Kırıkkanat’ın “kılıç artığı” ifadesi, yalnızca bir kişiye yöneltilmiş bir söz olarak görülemeyeciğini ifade ederek, “Bu ifade; tarihsel hafızayı inciten, toplumsal yaraları yeniden açan ve birlikte yaşama iradesini zedeleyen bir dilin açık yansımasıdır. Biz Kadın Komisyonu olarak, bu tür söylemlerin sıradanlaştırılmasına karşı güçlü bir itirazı büyütmenin sorumluluğunu taşıyoruz” dedi.

    “NEFRET SÖYLEMİNE KARŞI SESSİZ KALMAYIN”

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Kadınlar olarak bu dili tanıyoruz. Çünkü hayatın farklı alanlarında, farklı biçimlerde ama benzer bir dışlayıcılıkla sürekli karşılaşıyoruz. Bazen bir kimliğe, bazen bir inanca, bazen de yalnızca varoluşumuza yönelen bu dil; yalnızca bireyleri değil, toplumsal dokunun tamamını etkiliyor. Bu nedenle nefret söylemi bizim için soyut bir kavram değil; gündelik yaşamda karşılığı olan, sonuçları hissedilen bir gerçekliktir.

    Bu coğrafyada kadınlar, acının ve belleğin taşıyıcılarıdır. Kuşaklar boyunca aktarılan hikâyeler, yaşanmışlıklar ve kırılmalar bize şunu öğretmiştir: Geçmişin yaralarıyla yüzleşmek, onları küçültmek ya da aşağılayıcı bir dile hapsetmekle değil; aksine onları anlamak, onarmak ve tekrarını engellemekle mümkündür. Bu yüzden kimlikler üzerinden kurulan her incitici söz, yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyen bir sorumluluk alanıdır.

    Kadın Komisyonu olarak altını çizmek isteriz ki; dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kurucu güçtür. Kurulan her cümle ya bir arada yaşamı güçlendirir ya da ayrışmayı derinleştirir. Bu nedenle nefret söylemine karşı sessiz kalmak, onun yeniden üretilmesine zemin hazırlamak anlamına gelir. Bizler bu sessizliği kabul etmiyoruz.

    Buradan açık bir çağrı yapıyoruz: Toplumsal sorumluluğu olan tüm kurumlar, özellikle de medya; kullandıkları dilin etkisini gözetmeli, ayrımcılığı besleyen söylemler karşısında açık ve net bir tutum almalıdır. Bu tür ifadelerin görmezden gelinmesi değil, aksine eleştirilmesi ve gerekli adımların atılması, toplumsal barışın korunması açısından önemlidir.

    Biz kadınlar; hayatı savunan, bir arada yaşamanın imkânlarını büyüten bir yerden söz kuruyoruz. Eşit yurttaşlık, adalet, laiklik ve barış ilkeleri etrafında ortak bir gelecek inşa etmenin mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu inancı korumak ve güçlendirmek için; kimden gelirse gelsin ayrımcılığı, dışlamayı ve nefret dilini reddetmeye devam edeceğiz.

    Sözümüz nettir: Yaraları derinleştiren değil, onları onaran bir dil mümkündür. Ve biz, o dili kurmakta ısrarcıyız.”

    PİRHA/MERSİN

  • Dersimli kurumlardan tepki: Kılıç artığı değiliz, katliamlardan kurtulanlarız

    Dersimli kurumlardan tepki: Kılıç artığı değiliz, katliamlardan kurtulanlarız

    PİRHA-Dersim kurumları, kamuoyunda tartışma yaratan “kılıç artığı” söylemine sert tepki gösterdi: Bu dilin nefret ve ayrımcılığı beslediği vurgulanarak, “Kılıç artığı değiliz, katliamlardan kurtulanlarız” denildi.

    Mine Kırıkkanat’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik dile getirdiği ‘kripto kılıç artığı’ sözleri tepki çekmeye devam ediyor.

    Dersim Dernekleri Federasyonu ile Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu, kamuoyunda tartışma yaratan “kılıç artığı” söylemine ilişkin ortak bir açıklama yayımladı. 27 Nisan 2026 tarihli açıklamada, söz konusu ifadelerin yalnızca bir kişiye değil, başta Aleviler olmak üzere tüm halklara yönelen tarihsel ve ideolojik bir yaklaşımı yansıttığı vurgulandı.

    Açıklamada, bu tür söylemlerin geçmişte yaşanan katliam ve soykırımların inkârı anlamına geldiği belirtilerek, “kılıç artığı” ifadesinin halkları, inançları ve kimlikleri aşağılayan, ötekileştiren ve yok sayan tehlikeli bir dilin günümüzdeki yansıması olduğu ifade edildi.

    Türkiye’de özellikle Alevi ve Ermeni topluluklarına yönelik ayrımcı dilin uzun süredir varlığına dikkat çekilen metinde, bu tür ifadelerin toplumsal barışı zedelediği ve nefret söylemini beslediği kaydedildi. Açıklamada, tarihsel travmaların bu dil aracılığıyla yeniden hatırlatıldığı ve farklı kimliklere yönelik ayrımcılığın meşrulaştırılmaya çalışıldığına işaret edildi.

    Federasyonlar, kimden gelirse gelsin bu tür söylemleri reddettiklerini belirterek, hiçbir kesimin hedef gösterilmesine, aşağılanmasına ve nefret söylemine maruz bırakılmasına sessiz kalmayacaklarını duyurdu. Demokratik bir toplumun temelinin; farklılıklarla bir arada yaşam, eşitlik, karşılıklı saygı ve eşit yurttaşlık olduğunun altı çizildi.

    Açıklamanın sonunda, söz konusu söylemlere karşı net bir duruş sergilenerek şu ifadeye yer verildi:

    “Kılıç artığı değiliz, gerici ve ırkçı katliamlarınızdan kurtulanlarız.”

    HABER MERKEZİ

  • Milletvekili Fırat, Merdan Yanardağ’ın o sözlerini kınadı: Önce kendi özlerine bakmalıdır!

    Milletvekili Fırat, Merdan Yanardağ’ın o sözlerini kınadı: Önce kendi özlerine bakmalıdır!

    PİRHA – TELE 1 çalışanı Merdan Yanardağ’ın “Alevi’nin haini çok olur” sözüne bir tepki de Milletvekili Celal Fırat’tan geldi. Fırat, “Haksız ve incitici söz söyleyenler önce kendi özlerine bakmalıdır” cevabını verdi.

     TV Programcısı Merdan Yanardağ’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden yaptığı değerlendirmesinde kullandığı “Aleviler içerisinde çok hain vardır” ifadesine tepkiler sürüyor.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da Yanardağ’ın sözlerini yazılı bir açıklamayla eleştirdi. Fırat, “İhanet kelimesi tarihsel gerçekliğimize ve toplumsal hücrelere aykırıdır” başlıklı yazıda şu ifadelere yer verdi:

    “Bu toprakların eşitlik, özgürlük ve adalet arayışının temel kaynaklarından biri kadim Alevi inancıdır. Tarihin tozlu sayfalarında Alevilere atılmış kara iftiralar, bugünde hakaretler, aşağılama ve tehditler farklı biçimde sürmektedir. Bu toprakların dağlık kesimlerine sürülen, kapıları işaretlenen, yok sayılan Aleviler, hiçbir kirli düşüncenin suçlusu değildir.

    Tüm zulümlere rağmen, özgürlük ve eşitliği büyüten duruşuyla kentlere ve dünyanın dört bir yanında, adalet, barış ve eşitlik diyerek gelen Alevi toplumu, sizin zehirleyerek yok etmeye çalıştığınız toplumun da can simididir. Yüzlerce yıl önce söylenmiş deyişlerimiz, nefeslerimiz ve türkülerimiz bugün dahi iktidar sahiplerini korkutmakta, her bir sözümüz gücüyle karanlık zihniyeti sarsmaya devam etmektedir.

    Bugün dahi varlığı kabul edilmeyen Cem evlerinde ve sayısız dernek çatısı altında buluşan bizler, inancımızı onurla yaşatmaktayız; bugün aydınlık toplumsal bir geleceğin öncüleriyiz.

    Yüzyılların derinliğinden adalet ve eşitliği dillendiren bu toplum, yağmanın, kuralsızlığın ve liyakatsizliğin kuşattığı ülkemizde yeniden kurtuluşun omuzlayıcısıdır. Kısacası biz Aleviler, Türkiye’de adaletin organik toplumsal taşıyıcısıyız.

    Laik ve eşitlikçi bir toplumun siyaset aracılığıyla yok sayılmasının, suçlanmasının örnekleri sayılmayacak kadar çoktur. Alevi toplumunun enerjisini ve kitleselleğini kurtarıcı görenler, kendi siyasal gündemleri için arka bahçe görenler, gün geldiğinde Alevi kimliği ile siyaset yapanlara aşağılayıcı sözler sarf etmekten geri durmamaktadır. Tıpkı sermaye düzeni ve gerici politik çevrelerin, kurtuluşu faşist uygulamalarda arayıp, suçu Alevilerde bulduğu gibi.

    Bu tavır, faşizan devlet geleneğinin ve Alevileri arka bahçesi olarak gören siyasi partilerin, apaçık çıplak fikir ortaklığının yansımasıdır. Ancak artık çok iyi bilinmelidir ki ırkçı ve gerici hareketlerin iktidar yürüyüşlerinde yok saydığı Alevi toplumunun yüksek politik enerjisi ve birikimi vardır.

    Biat etmeyişimizin kaynağı da inancımızdaki kararlılık ve Şah Hüseyin’e bağlılığımızdandır. Bizler, korkuyu büyütmeye hizmet edenlere karşı insanlık onuru için politik mücadeleye girmekten geri durmayacağız.

    İnancının özgürlüğünden ve adaletinden ayrılmayan önderlerimize sahip çıkacağız. Haksız ve incitici söz söyleyenler önce kendi özlerine bakmalıdır. ‘İhanet’ kelimesi, tarihsel gerçekliğimize, toplumsal ve felsefi yapımıza aykırıdır. Bu söz, yalnızca Alevi toplumuna değil, eşitlik ve özgürlük için yüzyıllardır bedel ödemiş bütün insanlara hakarettir.

    Bugün de dün olduğu gibi haykırıyoruz; Kerbela’dan günümüze kadar Aleviler ihanetin değil, direnişin; zalime boyun eğmenin değil, mazlumdan yana olmanın adıdır.

    Adalet için, özgürlük için, insanlık onuru için direnişimiz sürecek!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Kendimi savunmak için değil, suçları kayıtlara geçirmek, tarihe not düşmek için geldim!

    Kılıçdaroğlu: Kendimi savunmak için değil, suçları kayıtlara geçirmek, tarihe not düşmek için geldim!

    PİRHA- Kemal Kılıçdaroğlu siyasi yasak istemiyle yargılandığı dava nedeniyle Ankara Adliyesinde geldi. Kılıçdaroğlu savunmasında, “Hırsıza hırsız dediğim için karşınızdayım. Ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 7’nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın şikayeti üzerine açılan hakaret davasının ilk duruşması Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Kılıçdaroğlu 11 yıl 8 aya kadar hapis ve siyasi yasak istemi ile yargılanıyor.

    Dava nedeniyle Ankara Adliyesinde polis yoğunluğu dikkat çekerken, Kılıçdaroğlu’nu desteklemeye gelen binlerce kişi ”Halkın umudu Kılıçdaroğlu” sloganları attı.

    Kemal Kılıçdaroğlu, adliyedeki izdiham nedeniyle duruşma salonuna güçlükle girebildi.

    “KARŞINIZA HIRSIZ DEDİĞİM İÇİN ÇIKTIM”

    Çok sayıda kişi ve siyasetçinin katıldığı duruşmada, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı savunma şöyle:

    Sayın Yargıç, konuşmama başlamadan önce iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim. İkincisi, maruz bırakıldığım bu hukuksuzluğun öznesi ve sebebi olmadığınızı biliyorum. Söyleyeceklerimin hiçbirisinin şahsınızla bir ilgisi yoktur. Ancak bilmenizi isterim ki sizinle ortak bir noktada buluştuk. Tarih, bana gerçekleri söyleme görevi verdiği gibi size de bu gerçekleri kayıt altına alma fırsatı sunmuştur.

    Sanırım, açılan davaların ve mahkemeye çıkmamın nedeni; Erdoğan’a “Başçalan, Hırsız ve Başhırsız” demiş olmamdır. Öncelikle ispatlarla sabit olan bu gerçekleri dile getirdiğim için hiçbir pişmanlığımın olmadığını söylemek isterim. Ne mutlu ki bana, mahkeme karşısına, “Rüşvet suçundan” çıkmadım. Ne mutlu ki bana, “yetim hakkı yiyen zimmet suçlusu bir hırsız” olarak karşınıza çıkmadım. Ve yine ne mutlu bana ki Sayın Yargıç, karşınıza “Vatana ihanetten” de çıkmadım. Karşınıza Sayın Yargıç, “Hırsıza hırsız ” dediğim için çıktım.

    “HIRSIZDIR, BAŞÇALANDIR!”

    Sizlerin ve aziz milletimin huzurunda ve tarih önünde tekrar söylüyorum; “Oğlum evdeki paraları sıfırladın mı ” diyen adam hırsızdır. “Bir tek yüzüğüm var, zengin olursam bilin ki çalmışımdır” diyen adam zengin olmuş ise Sayın Yargıç, buradan tekrar söylüyorum başçalandır – hırsızdır. Sayın Yargıç; Ben Kemal Kılıçdaroğlu..! Maliye Bakanlığında hesap uzmanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığında Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı yaptım.

    Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumunda Genel Müdürlük, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında Müsteşar yardımcılığı yaptım. Siyaset arenasına girmeden önce Üniversitede ders verdim. Milletvekilliği ve Grup Başkan Vekilliği yaptım. Daha sonra üyesi olmaktan her zaman gurur duyduğum Cumhuriyet Halk Partisinde Genel Başkanlık görevini 13 yıl boyunca yerine getirdim.

    Sayın Yargıç, bütün görevlerim süresince çok büyük bütçeler yönettim. 10 binlerce memura amirlik yaptım. Ne beytül malın bir kuruşuna el uzattım, ne de bir kişiye müsaade ettim.

    “EMEKLİSİ AÇ, EMEĞİ SÖMÜRÜLEN, KUTUPLAŞMIŞ BİR ÜLKE”

    Çeteler, baronlar ve mafyalar hep karşımda olmuştur. Tarih kadar uzun bir yolculuktan geldim Sayın Yargıç. 68 Kuşağında Denizlere, Mahirlere ve Hüseyinlere yoldaşlık ettim. İdamlara tanıklık ettim. Daha sonraları anladım ki, sağdan ve soldan idam edilenlerin aslında aynı hedefte yürüyen kardeşler olduğunu. Düşmanlarımızın ise tek olduğunu. Aslında, bizim tek düşmanımız, bu ülkeyi bölmek ve bizleri kendilerine köle yapmak için amansızca çalışan emperyal güçlerdi. O kara günler geçtikten sonra, darbeler ve idamlar sürecini çok düşündüm ve tek bir şeye inandım…

    “Biz; sağcı-solcu, seküler-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt- ” değildik. Biz, Dünyanın en güzel toprakları olan bu vatanda, barış, kardeşlik, huzur ve bereket içerisinde yaşama mücadelesi veren, ama işgalci güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri eliyle birbirini öldüren. Gençlerini uyuşturucu baronlarının eline terk etmiş, çocuklarının eğitim-sağlık ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan, gelişmiş dünyanın çoktan unuttuğu saçma konular yüzünden kutuplaşmış, emeklisi aç, hastası tedavi edilemeyen, sınırları korunamayan, emeği sömürülen, insanlık onuruna yakışan bir hayattan çok uzaklaşmış, ağız dolusu gülmeyi unutmuş, 85 milyon ve tek millet olan kardeşler olduğumuza inandım.

    TEK ADAM REJİMİ

    Bakınız yolsuzluk ve hırsızlık, ülkenin başına ne işler açıyor! Yaptığı hırsızlık, yolsuzluk nedeniyle mal varlığının hesabını veremeyen yöneticiler, egemen güçler tarafından teslim alınırlar. Ve bu sonuçta o ülke için felaketlerin kapısını aralar. Bakınız, Büyük Ortadoğu Projesinin 2. fazına geçildi! Emperyalistlerin, işgalcilerin ve vatanımızda-çocuklarımızda-geleceğimizde ve canımızda gözü olan düşman cephesinin kurduğu planın ilk aşaması tamamlandı. Şimdi ikinci aşaması uygulamaya kondu…

    85 milyon vatandaşımıza sesleniyorum; Büyük Ortadoğu Projesinin ilk aşaması şuydu:

    Rüşvet ve yolsuzluk yoluyla zenginleştirdikleri, teröre ve uluslararası suç oluşturan işlere girmesini sağladıkları kişileri, ülkeyi toprak tavizleri vermek zorunda bırakacak kadar borçlandırmak ve “Tek Adam” rejimini kurmaktı. Ve en önemlisi; Ülkedeki bütün güçleri “TESLİM ALABİLECEKLERİ” bir tek adamda birleştirmekti.

    İlk faz tamamlandı. Teslim aldıkları ve bütün güçleri üzerinde birleştirdikleri “TEK ADAM ve SARAY REJİMİ”ni kurdular. Hatırlayın! Çıkarlarımız gereği kabul etmediğimiz ilk tekliflerinde Trump , Erdoğan’a ne dedi ? “Mal varlığını araştırırım.”

    Teslim alınmış ve bütün yetkileri elinde bulunduran “saray” ne yaptı? İstediklerini derhal yerine getirdi.

    “DEVLETİ SOYANLARA SUSKUN KALANLAR ONURLARINI KAYBEDERLER”

    Hatırlayın Sayın Yargıç! “Bu can bu bedende olduğu sürece o papazı vermem” diyen Erdoğan, ne oldu? Bir anda çark etti?

    Henüz mahkeme saati dahi gelmemişken, Rahip Brunson’ı götürecek uçağı kapımıza yollamışlardı bile Sayın Yargıç,

    Erdoğan ailesinin mal varlığı dolayısıyla dönemin ve şimdinin ABD Başkanı Trump tarafından tehdit edildiğini ve Erdoğan’ın bu tehdide hemen boyun eğdiğini sadece biz değil bütün dünya biliyor. Egemen güçler tarafından teslim alınan bir devlet başkanı ülkesine hizmet edemez. Bu, tarihin önümüze koyduğu bir başka gerçektir. Hiç kimse unutmasın ki; Yolsuzluklarla, devleti soyanlara suskun kalanlar onurlarını kaybederler. Biz onurlu insanlarız. Yolsuzluklar karşısında suskun kalamayız.

    Beni en iyi devleti soyanlar tanır. Çünkü onlar beni susturmak için yedi sülalemi araştırdılar. Sayın Yargıç; siyaset devleti soymak, yolsuzluk yapmak için yapılmaz. Yapılmamalı. Siyaset halka hizmet etme yoludur.

    “128 MİLYAR DOLAR YOK EDİLDİ”

    Sayın Yargıç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölme ve parçalama projesinin 2. aşaması başlıyor.

    Bakınız, BOP’un 2. Aşaması sürecinde Türkiye lenen bir sığınmacı deposu haline getirilmiştir? Ne acıdır ki para uğruna Türkiye’ye “Geri Kabul Anlaşması” imzalatılmıştır.

    Sayın Yargıç unutmayın, bir ülkeyi bölmek için önce o ülkeyi sığınmacı nüfus olarak büyütüp, ekonomik olarak küçültürseniz, yani yoksulluğu yaygınlaştırırsanız emperyal güçlerin ekmeğine yağ sürer ve emellerine hizmet etmiş olursunuz. Açıkça söylüyorum bugün için yapılan budur.

    Bakınız bugün Devletimiz borçlandığı her 100 lira karşılığında 135 lira faiz ödüyor. Bakınız! Lütfen dikkat ediniz, Bunu herkesin duyması ve bilmesi gerekiyor! Her 100 lira için 135 lira faiz ödüyoruz.

    Çok değil daha bir kaç yıl önce, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından 128 Milyar dolar buharlaştırıldı. Sayın Yargıç, tekrar ediyorum. Millete ait 128 Milyar Dolar para, yandaşa ve 5’li Çetelere arka kapıdan satılarak yok edildi.

    “SATILMADIM, SATIN ALINAMADIM”

    Ben Kemal Kılıçdaroğlu!

    75 yaşındayım. Hayatım boyunca alnımın teriyle kazandım, Çocuklarımı helal lokma ile büyüttüm. Maaşımdan biriktirdiklerimle satın aldığım ve hali hazırda içinde yaşadığım evimin dışında, kooparetife girerek edindiğim Ankara’nın Büğdüz köyündeki evimden başka bir mal varlığım yoktur.

    Çok büyük bütçeler yönettim, her zaman ve her adımımda fakir-fukaranın parasını ve çıkarını gözettim. Milletimi ve devletimi her zaman sevdim, onlara sadakatten hiç ayrılmadım. Bütün yaşamım boyunca parayla hiç işim olmadı, dönüp yüzüne bile bakmadım. Defalarca suikastlara, linçlere ve saldırılara uğradım. Canımla sınandım geri adım atmadım. Ailemle ve çocuklarımla tehdit edildim oralı bile olmadım. Para ve zengin bir hayat vaat ettiler, satılmadım-satın alınamadım.

    AKŞENER’E ATIFTA BULUNDU: İŞBİRLİKÇİ!

    Sayın Yargıç, hiç bir zaman teslim alınmadım. Bunu aziz milletimiz bilsin. Devletimi ve milletimi sevmekten hiçbir zaman vazgeçmedim ve vazgeçmeyeceğim.

    Ben Kemal Kılıçdaroğlu, hatalarım, pişmanlıklarım ve üzüntülerim yok mu? Tabi ki Var. Sayın Yargıç, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, vasiyet olarak “Kılıçdaroğlu’nu aileme emanet ediyorum” diyen milliyetçi ve vatansever diye bildiklerimiz işbirlikçi çıktı, onlara inandım hata ettim, Evet hatalıyım.

    Bu kadar kötü olabileceklerini tahmin edemedim. Pişmanım. Kurulan müesses nizamı ve ülkenin içine girdiği bu tehlikeyi daha iyi anlatamadım, Milletimizi ikna edemedim, sahte videolar ile sahtekarlık yapanlarla daha çok mücadele edemedim.

    “ÜZGÜNÜM, YÜREĞİME AĞIR GELİYOR!”

    Üzgünüm Sayın Yargıç, çocukları sorduğunda hep unutkan, sofraya oturulduğunda hep karnı tok olan anneler için üzgünüm. Beslenme, eğitim ve sağlık problemi yaşayan, katledilen, taciz ve tecavüze uğrayan, sevilmeyi ve gülmeyi unutan ve yatağa aç giren her bir evladımız için üzgünüm, kahroluyorum, yüreğime ağır geliyor. Torunlarına mahçup olan, faturasını ödeyemeyen emeklilerimiz için üzgünüm.

    Evet, üzgünüm Sayın Yargıç, Daha bir kaç gün önce yokluktan ve yoksulluktan dolayı yanarak can veren 5 evladımız için üzgünüm.

    Gece mesailerinde çalışan, orada çıkan meyveyi yemeden çocuğuna götüren, gece mesaiye kaldığı için evine geç giden, kendi gittiğinde çocuğu uyumuş olan ve sabah erken işe giderken yine çocuğunun yüzünü göremeyen emekçi anne-babalarımız için üzgünüm.

    Yurtdışına kimisi kaçak yollarla, kimisi uzun uğraşlarla giden 300 bin genç için üzgünüm.

    Onlar bizim geleceğimiz Sayın Yargıç! Onları “Giderlerse gitsinler” diyen Erdoğan’a mecbur bıraktığım için çok üzgünüm. Okumuş, yetişmiş, zeki, pırıl pırıl 300 bin genç Sayın Yargıç.

    “BU BENİM NAMUS BORCUM VE SON YÜRÜYÜŞÜMDÜR”

    Peki, yerine gelenler kim? Ne idiğü belirsiz milyonlarca eğitimsiz sığınmacı. Emperyal güçler çocuklarımızı bile elimizden aldı. Afrika kabilelerinde meşhur bir söz vardır. Derler ki “Köyünün ve ailesinin sevgisini alamayan bir çocuk, ısınmak için o köyü yakar” İşte Sayın Yargıç, o çocukları tekrar kazanamazsak bizi yakarlar.

    Sizlerin ve tarihin önünde ifade etmek istiyorum. Kararlıyım! Bu devleti ve devletin asıl sahibi milletimizi, gelişen dünyanın gerisinde bırakanlarla mücadele etmeye kararlıyım. Herkes bilsin ki, bu aziz millete tarih önünde son vazifemi yerine getireceğim. Bu benim namus borcum ve son yürüyüşümdür. Konuşmamı bitirirken Sayın Yargıç, şunu herkes bilsin ki; 100 yıl sonra bir kere daha söylüyoruz. Ne bu devleti, ne de bu milleti “Köhne Bizans’ın Yıldız Burcunda oturan baykuş” özentilerine bırakmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıçdaroğlu’ndan kayyım tepkisi: Bu gitmeden hiçbir şey değişmez ve düzelmez

    Kılıçdaroğlu’ndan kayyım tepkisi: Bu gitmeden hiçbir şey değişmez ve düzelmez

    PİRHA-Sabah saatlerinde DEM Partili Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine kayyım atanmasına tepki gösteren CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kurt, kuzu postuna bürünmüş; siz sanıyorsunuz ki artık dostumuz oldu. Bu gitmeden hiçbir şey değişmez ve düzelmez. Adalet, diktatörden ricacı olarak tesis edilmez. Saray’ın hukuksuzlukları karşısında demokrasiye sahip çıkmadan Türkiye’nin geleceği aydınlanmaz” dedi.

    İçişleri Bakanlığı, Halkların Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne kayyım atadı.

    CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sabah saatlerinde DEM Partili Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine kayyım atanmasına tepki gösterdi.

    “TEK ADAM REJİMİNE KARŞI OMUZ OMUZA MÜCADELE TMEKTEN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan gitmeden hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve düzlemeyeceğini ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Kurt, kuzu postuna bürünmüş; siz sanıyorsunuz ki artık dostumuz oldu. Bu gitmeden hiçbir şey değişmez ve düzelmez. Adalet, diktatörden ricacı olarak tesis edilmez. Saray’ın hukuksuzlukları karşısında demokrasiye sahip çıkmadan Türkiye’nin geleceği aydınlanmaz. Hukuksuz atamalara sessiz kalmak, kayyumlara göz yummak, anti-demokratik bir düzenin kapısını aralamaktır. Ayrışmadan, birleşerek ve büyüyerek bu tek adam rejimine karşı omuz omuza mücadele etmekten başka şansımız yok. Sesimiz daha gür, irademiz daha sağlam, demokrasiye inancımız daha da sertleşerek her bir yurttaşımızı sorumluluk almaya ve adaletin Türkiye’sini inşa etmeye çağırıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu’na linç girişimi: ‘Yakın o evi’ diye bağıran kişiye 5 yıl 10 ay hapis

    Kılıçdaroğlu’na linç girişimi: ‘Yakın o evi’ diye bağıran kişiye 5 yıl 10 ay hapis

    PİRHA- 2019’da Ankara’nın Çubuk ilçesinde CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimine ilişkin davada yeniden karar verildi. Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önünde “Yakın o evi” diye bağıran Sevim Gölyeri’ye toplam beş yıl 10 ay hapis cezası verildi.

    Kılıçdaroğlu, 21 Nisan 2019’da Çubuk Akkuzulu Köyü’ndeki cenaze törenine katılmış, burada, Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi gerçekleşti. Olay sonrası açılan davada 48 kişi yargılandı. Ardından, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma kararının ardından Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama başladı.

    Mahkeme, 27 sanığa 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Bununla beraber, Gurbet Sarıyer, Sevim Gölyeri, Mustafa Gülebakan ve Osman Kılıç ise toplamda 5 yıl 10 ay hapis cezası aldı.

    CEZADA ERTELEME

    Sanık Engin Yüce, 20 ay 18 gün hapis cezası aldı. Öte yandan, mahkeme, Yüce’nin pişmanlık duyması nedeniyle cezasını erteledi. Bununla birlikte, sanık Cevdet Sarıtaş ve Halis Daştan, “Cebir ve Tehdit Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma” suçundan 5 yıl 5 ay hapis cezası aldı. Ayrıca, Vahit Delibaş toplamda 7 yıl 15 gün hapis cezası aldı.

    Bununla beraber, sanık Mustafa Ayaz, “Kamu görevlisine karşı basit yaralama” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası aldı. Öte yandan, mahkeme Ayaz’ın cezasını da erteledi. Ayrıca Halil İbrahim Topçu, toplamda 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası aldı. Suça sürüklenen çocuklar hakkında verilen cezalar da ertelendi.

    Öte yandan mahkeme, davada suça sürüklenen çocuklar B.S., M.Y., N.K. ve Y.G. hakkında verilen hapis cezaları ise erteledi. Davada tek beraat eden sanık ise Ayhan Onbaşı oldu. Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün’e “suç işlemeye tahrik” suçundan verilen 2,5 yıl hapis cezası kesinleştiği için usulden bozulan ve yeniden görülen davada Sarıgün ile birlikte toplam 20 sanık yargılanmadı.

    KARAR İSTİNAFA TAŞINACAK

    Ardından, kararı değerlendiren avukat Celal Çelik, kararı İstinaf’a taşıyacaklarını belirtti. Çelik, yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılması gerektiğini savundu. Ayrıca, “Linç girişimi adam öldürmeye teşebbüs suçunu içerdiği için Asliye Ceza Mahkemesi yetkisizdir” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Siyasetçiler Hacı Bektaş Veli anma törenlerinde: Dergaha kayyımı kabul etmiyoruz!-VİDEO

    Siyasetçiler Hacı Bektaş Veli anma törenlerinde: Dergaha kayyımı kabul etmiyoruz!-VİDEO

    PİRHA – 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Cumhuriyet Kent Meydanı’nda protokol programı yapıldı. 30 milyon Alevinin ibadet ettiği Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın müzeye çevrildiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bu dergah müze değildir. Alevi canlarımız bu dergahta özgürce kendi inançlarını yaşamalıdır. Bir gün Alevi yurttaşlarımıza kapatılan bu dergahın kapılarını hep birlikte açacağımız günler çok uzak değildir” dedi.

    Hacıbektaş Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından düzenlenen 61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında Cumhuriyet Kent Meydanı’nda protokol programı yapıldı. Programa Alevi kurum başkanları, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Yapılan protokol konuşmalarının ardından program, ödül töreni ve konserlerle devam etti.

    GEÇMEZ: KARTLI ALEVİLİK YARATMAYA ÇALIŞIYORLAR

    Alevi kurumları adına konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, şunları ifade etti:

    “Bugün buradayız. Sözümüzü söylemeye geldik. Hünkar’ı anmaya geldik. Bir kez daha Hünkar’ın barış dilini hatırlatmaya geldik, savaşlar yok olsun diye. Alevisiz Alevilik yaratmak isteyenler 1826 yılında el konulan dergahımızın içine 1834 yılında cami inşa edildi. Dergahımıza sahip çıkacağız, yolumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Hangimizin kanı ulu erenlerimizin kanından daha kırmızıdır. Dergahımıza girmek istiyorlar. Ama bilmiyorlar ki Hünkar bizim ışığımızdır. Hünkar’ın öldüğünü iddia ediyorlar. Ölüm yıl dönümünü kutluyorlar. Hünkar’ın kucağındaki aslanı ceylanı yok sayanlar, yeniden bir Hacıbektaş yaratmaya çalışıyorlar. Biz 72 millete bir nazar bakanlar Şah Hüseyin’in çadırındayız peki siz neredesiniz? Bugün misafir kartlarıyla ziyaret ettiriyorlar. Alevisiz Alevilik yetmiyormuş gibi şimdi kartlı Alevilik yaratmaya çalışıyorlar. Açın gözünüzü, çıkarın kulaklarınızdaki tıkaçları ve dinleyin burası Alevilerin Serçeşmesidir. Devletin dini olursa Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da canlarımız katledilir. Hep birlikte dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye söz veriyoruz. Biz eşit yurttaşlık hakkımızı, anamızın ak sütü gibi helal olan kamusal alandaki haklarımızı istiyoruz. Zorunlu din derslerinde zorla namaza kaldırılan çocukların adaleti için zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyoruz. Diyanet’in kapatılmasını istiyoruz. Bizim dedelerimiz, analarımız size haddinizi er ya da geç bildirecektir. Sarayların duvarlarını yükseltenlere asla geçit vermeyeceğiz. Bilimden akıldan uzak Maarif Modeli’ne, siyasetçilere sözümüz 72 milletin özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    İMAMOĞLU: ŞİDDETİ SEVENLERİN OLDUĞU BİR ORTAMDAYIZ

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu söz alarak şu konuşmayı yaptı:

    800 yıllık karadutun gölgesinde Hacı Bektaş-i Veli’nin huzurundayım. Hacıbektaş, tüm yeryüzüne söyleyecek sözü olanların kutsal diyarıdır. Kardeşliğin ve barışın sesini, taşın, ağacın, insanın, tüm varlıkların sesini yükseltir. Sevgi barış ve hakikat eliyle engin bir denizdir. İnsan sevgisinden beslenen pınarıyla insanlığa hayat vermeye devam ediyor.
    Üzülerek söylüyorum ki bugünler dünyanın dört bir yanında acıların yaşanmaya devam ettiği, hatta Hacı Bektaş-i Veli’nin huzurunda söylemeye utanıyorum ama kedinin köpeğin bile öldürüldüğü bir zamandayız. Farklı meziyetler göstererek kan dökmeyi dahi düşünecek kadar ve kendini haklıymış gibi savunacak kadar ileri seviyede şiddeti sevenlerin olduğu bir ortamdayız. Hacı Bektaş-i Veli’nin yolu yolumuzdur. Bu yol bize 86 milyon insanımızın hiçbirini dışarıda bırakmamamız gerektiğini söyler. 16 milyon İstanbullu ile birlikte Hacıbektaş ilçemize hizmet etmenin onurunu yaşıyoruz. Hacıbektaş’a çok önemli hizmetler sunduk ve sizlere söz veriyoruz sunmaya devam edeceğiz. Bu topraklarda Hacıbektaş’a hizmet etmek, insanlığa hizmet etmektir.
    Hacıbektaş Veli Anma Törenleri’nin Alevi toplumunun hafızasında bir var olma mücadelesi olduğunu biliyor ve hissediyorum. Bu etkinliklerin üzerinde dolaşan ne yazık ki iyi niyetli olmadığını hissettiğimiz, bu konuda büyük kaygı duyan Alevi-Bektaşi toplumuna müdahalelere tepki göstererek, bunları aşarak bu etkinliği sahipsiz bırakmamak ve en güçlü şekilde bu buluşmaları desteklemek konusunda aldığımızı kararı, gururla siz kıymetli katılımcılarla paylaşıyorum. Hacıbektaş ilçemizde bu değerli festival asla sahipsiz kalmaz, kalamaz.

    KILIÇDAROĞLU: BU DERGAH DİMDİK DURANLARIN DERGAHIDIR

    CHP Önceki Dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise “800 yıldır bu topraklarda bir aydınlık, umut, direniş varsa dahası insanlığa dair umut varsa onu görür, yaşarız. Bu dergah özünde de sözünde de eğri olanların değil dimdik duranların dergahıdır. Nerede bir gelecek varsa o geleceği inşa eden bu dergah vardır. Burası son kaledir. Burası hem son kale hem de ilk direniştir. Kara bulutlar üzerimizde dolaşsa da hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmemiştir. İnsan ayıracaksa Alevi-Sünni, Kürt-Türk değil insan olarak ayırmalı. Biz kötülükten, ihanetten, incitenden arınacağız. Arındıkça çoğalacağız. Arınmalıyız, ayağa kalkmalıyız ve haykırmalıyız, hep birlikte daha ileriye” diye konuştu.

    BAŞ: CEMEVLERİ ALEVİLERİN İBADETHANESİDİR

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Silivri’de tutuklu bulunan Hatay Milletvekili Can Atalay adına selamlama yaparak devamında şu ifadeleri kullandı:

    “Halkı ağır vergiler altında ezen zalimlerin sefa sürdüğü, servetine servet kattığı bir coğrafyadayız. Cumhuriyetin son çeyreğinde yobazlara, gericilere hak ettiklerini vermek bununla mücadele etmektir. Alevilik vardır Alevilik haktır demek buna karşı çıkmaktır. Alevileri bakanlık eliyle bölmeye parçalamaya, Sünnilik yaratmaya çalışanlara söylüyoruz. Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Bunu istemesenizde kabul edecekseniz. Bu yobazların iktidarının çocuklarımızın eğitim hakkını gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Cumhuriyetin birinci yüzyılını geride bıraktık. Yobazlara gericilere vermek istediğimiz yanıtı veremedik. Maraş’ta Çorum’da Sivas’ta canlarımızın alındığı bir yüzyıldı. Madımak’ta katledenlerle helalleşmeyeceğiz. Bugün iktidarda olanların Madımak Katliamcılarını affettiğini asla unutmayacağız. Burası bizi katletmek isteyenlerin değil burası bizim ülkemiz. 72 millete bir bakılan coğrafyada tüm kardeşlerime sesleniyorum hepimizin dini, kültürü, inancı farklı alın teri ve gözyaşının rengi aynıdır. Alın teri ve gözyaşının birbirine karıştığı bir halkı hiçbir kuvvet yenemez.”

    BAKIRHAN: İLK KAYYIM HACI BEKTAŞ-I VELİ DERGAHINA

    Hacı Bektaş-ı Veli tarafından 800 yıl önce barış ve kardeşlik tohumlarının ekildiğini kaydeden Bakırhan, “Türkiye’de bu topraklarda aslında ilk kayım Hacı Bektaş Veli dergahına atanmıştır. 800 yıl önce Hacı Bektaş Veli Dergahı Nakşi şeyhlerine devredilmiştir. Bugün halkın iradesine atanan kayyımlar gibi Alevi halkının inancına Hacı Bektaş Veli öğretisine de kayyım atanmıştır. Dün Hacı Bektaş Veli Dergahına atanan kayyımları nasıl ki Alevi canlar yurttaşlar, yoldaşlar kabul etmedilerse, bütün fiziki ve kültürel kırımlara asimilasyon politikalarına rağmen inançlarını 800 yıldır yaşatarak bugünlere getirdilerse bugün halkın iradesine atanan kayyımları bizler de Alevi yurttaşlarımız gibi Alevi canlar gibi bu coğrafyada kabul etmeyeceğiz. Bizler alevi yurttaşlarımızın ilk kayyımı kabul etmedikleri gibi bugün de atanan yeni kayyımları kabul etmeyerek Hacı Bektaş Veli öğretisine sahip çıkacağız” diye konuştu.

    “ALEVİ VE KÜRTLERE İKİLİ HUKUK”

    Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “30 milyon Alevi yurttaşımızın yaşadığı ibadethanelerini yasaklıyorlar. Bugün canlı olan 30 milyon insanın ibadet ettiği Hacı Bektaş Veli dergahı gibi müzeye çeviriyorlar. Bu dergah müze değil. Alevi yurttaşlarımıza açılmalıdır, bırakılmalıdır. Alevi canlarımız bu dergahta özgürce kendi inançlarını yaşamalıdır. Bunu savunuyoruz savunmaya devam edeceğiz. Bir gün Alevi yurttaşlarımıza kapatılan bu dergahın kapılarını hep birlikte açacağımız günler çok uzak değildir. Bakın Türkiye’de ikili hukuk Kürtlere ve Alevi canlara uygulanıyor. Dergahın içinde hem cami var hem de cemevi var. Cami ibadete açık cemevi kapalı işte bizler bu ikili hukuka itiraz etmediğimiz müddetçe camiler açık cemevleri kapalı kalacaktır. Onun için Hacı Bektaş Veli inancına sahip siz değerli canlarla birlikte Cemevlerinin yasal statüye kavuşması için kavuşacağımız günlere birlikte onurluca omuz omuza edeceğimiz günler bugünlerdir.

    “GERÇEK SAHİPLERİNE İADE EDİLMELİDİR”

    Bakın değerli halkımız; Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada savaş ve çatışmalar var. Eğer 800 yıl önce dergahına kayyım atanan Hacı Bektaş Veli’nin düşünceleri bugün bu ülkede coğrafyada egemen olsaydı bu savaşlar olmayacaktı. Bu sömürü düzeni olmayacaktı. İnsanlar, iktidarlar için, egemenler için emperyalistler için birbirini katletmeyecekti. Tam da bugün savaşların çatışmaların, inkar ve asimilasyon politikalarının sürdüğü bu coğrafyada Hacı Bektaş Veli fikriyatını yaşatma büyütme ona sahip çıkma günlerinin içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum. Hacı Bektaş Veli dergahı gerçek sahiplerine iade edilmelidir, Alevi yurttaşlara iade edilmelidir.

    “HER YERDE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Hacı Bektaş Veli dergahı içindeki cemevi açılmalıdır. Aleviler kardeşimizdir, canlarımız diyorlarsa seçimler geldiği zaman, yeri geldiği zaman ama sıra Hacı Bektaş Veli Dergahı içindeki cemevine gelince açmıyorlar, müze yapıyorlar. İşte biz bu riyakar Alevileri, Kürtleri yok sayan anlayışla mücadele ediyoruz. Meclis’te sokakta, Hacı Bektaş’ta olduğu gibi Türkiye’nin dört bir yanında Alevi yurttaşlarımızın cemevlerinin resmi olarak ibadethane olması için mücadele edeceğiz, mücadelemize devam edeceğiz.

    “HEP BİRLİKTE EDECEĞİMİZ GÜNLER İÇİNDEYİZ”

    Bakın değerli canlar, Alevilerin Alevilikle ilgili hiçbir hakkı tanınmıyor. Alevilerin ne yasal ne de Anayasal hakları vardır. 30 milyon insanın inancının yasal bir güvencesi, karşılığı olmaz mı? Demek ki onlar Hacı Bektaş Veli fikriyatını yok sayıyorlar. Onun için onlara hatırlatma zamanının geldiğini belirtmek istiyorum. Bugün burada olduğu Kürdüyle, Türküyle, Alevisiyle, genciyle, kadınıyla birlikte Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını sahiplenmek, savunmak, bunun yasal statüye kavuşması için ortak mücadele edeceğimiz günler içindeyiz.

    “ASLA KABUL ETMEYECEK”

    Utanmadan başka bir şey başka bir şey daha yapıyorlar. 30 milyon Alevinin inancını Kültür ve Turizm Bakanlığının bir müdürlüğüne bağlamaya çalışıyorlar. Alevilik inancı, 30 milyon Alevi Kültür Başkanlığı’nın içine sığmaz, sığmaz. 30 milyon Alevi’yi bir müdürlük içine sığdıramazsınız. Aleviler, rızalığı siz canlardan alırlar. Rızalığı saraydan almanızı istiyorlar. Aleviler asla kata Saraydan rızalık almazlar. Onu için bu Kültür ve Turizm Bakanlığının bu beyhude yaklaşımlarından bir an önce vazgeçip Alevi yurttaşlarımızın özgürce kendi örgütlenmesi içinde kendi inançlarını yaşayabilecekleri bir zemin yaratmaları gerekiyor. Dün Kürt coğrafyasında koruculuk dayatılıyordu, bugün dedelerimizi, pirlerimizi, analarımızı maaşlara bağlayarak Alevi yurttaşlarımızın içinde korucular yaratmak istiyorlar ama bunu çok iyi bilsinler Aleviler asla Kültür ve Turizm Bakanlığının yaratmaya çalıştığı bu koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir. Aleviler asla para pula mevki ve makamla fikriyatını satmayacaktır. Bunu satanlar Alevi değildir Alevi inancından değildir.”

    Utanmadan başka bir şey başka bir şey daha yapıyorlar. 30 milyon Alevinin inancını Kültür ve Turizm Bakanlığının bir müdürlüğüne bağlamaya çalışıyorlar. Alevilik inancı, 30 milyon Alevi Kültür Başkanlığı’nın içine sığmaz, sığmaz. 30 milyon Aleviyi bir müdürlük içine sığdıramazsınız. Aleviler, rızalığı siz canlardan alırlar. Rızalığı saraydan almanızı istiyorlar. Aleviler asla kata Saraydan rızalık almazlar. Onu için bu Kültür ve Turizm Bakanlığının bu beyhude yaklaşımlarından bir an önce vazgeçip Alevi yurttaşlarımızın özgürce kendi örgütlenmesi içinde kendi inançlarını yaşayabilecekleri bir zemin yaratmaları gerekiyor. Dün Kürt coğrafyasında koruculuk dayatılıyordu, bugün dedelerimizi, pirlerimizi, analarımızı maaşlara bağlayarak Alevi yurttaşlarımızın içinde korucular yaratmak istiyorlar ama bunu çok iyi bilsinler Aleviler asla Kültür ve Turizm Bakanlığının yaratmaya çalıştığı bu koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir. Aleviler asla para pula mevki ve makamla fikriyatını satmayacaktır. Bunu satanlar Alevi değildir Alevi inancından değildir.”

    ÖZEL: HACI BEKTAŞ VELİ’NİN HUZURUNDAYIZ

    Hacı Bektaş Veli’yi anarak konuşmasına başlayan Özel, şunları söyledi:

    “Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin manevi huzurundayız. 753 sene önce hakka yürüyen ama söyledikleri ve yaptıklarıyla bugünümüze ışık tutan hünkarın huzurundayız. Daha Avrupa’da rönesans, reform ortaya çıkmamışken; modern batı aydınlanması yaşanmamışken, bırakın evrensel insan hakları sözleşmesini, evrensel insan hakları değerleri tartışılmazken, ‘her ne ararsan, kendinde ara’ diyen, ‘hiçbir milletti ve insanı ayıplamayın’ diyen, ’72 millete bir nazar ile bak’ diyen, ‘dili, dini, rengi, ne olursa olsun, iyiler iyidir’ diyen, kadının adı yokken ‘bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok’ diyerek kadını karar süreçlerinin içine dahil edip, kadın sözünü erkek sözüyle bir gören hünkarın huzurundayız. Bu topraklarda çok acı dönemler, çok acı günler, çok acı aylar, yıllar yaşandı. Yıllardır kan, gözyaşı, zulüm bir durduysa üç yürüdü. Kerbela’da akan kan, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta akmaya devam etti. Kerbela’nın direnci sokak ortasında katledilen bilim insanlarının, sendikacıların, gazetecilerin, Berkin Elvanların, milyonların katıldığı cenaze törenlerinde o direnç vardı. Kerbelanın yası, kimi zaman Berkin’in, Ali İsmail’in, Abdullah Cömert’in mezarının başına bir sis gibi kondu.”

    “ALEVİ VATANDAŞLARA EŞİT YURTTAŞ MUAMELESİ YAPILMAMAKTA”

    Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Özel, Alevilere eşit vatandaşlık hakkı verilmediğini söyledi.

    Özel, şöyle devam etti:

    “İktidar partisinin burada yıllardır süren bir geleneği yok sayarak, buradaki canlıların meşru resmi siyasi temsilcilerini dışlayarak, 15 Ağustos akşamı apar topar alternatif bir tören tertip etmelerini en başta Hacı Bektaş’ın mirasına yapılmış büyük bir saygısızlık olarak görüyor ve kınıyorum. Bugün Alevilerin en etkin şekilde çözüm bekleyen, katkı bekleyen sorunları var. Türkiye, vicdanları yaralayan, bir türlü açıkça ifade edilmeyen bir ayrımcılıkla Alevilere eşit vatandaşlık haklarını vermemiştir. Yürürlükte olan Anayasa’daki tüm ifadelere rağmen uygulama sırasında ve kanun yaparken, kanunları uygularken Alevi vatandaşlara eşit yurttaş muamelesi yapılmamakta, ayrımcılığa tabi tutulmakta, ötekileştirilmekte ve haklı talepleri duymazdan gelinmektedir. Cemevleri Aleviler için ibadethanedir. Bizler için de ibadethane olacaktır. Bu yasal hak tanınana, bu anayasal hak kabul edilene kadar sizin mücadeleniz benim mücadelemdir. Camilerin ibathane görülüp, cemevlerinin ibadethane sayılmadığı, ÇEDES programı altında laik eğitim örselenip, katledildiği, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adıyla Alevilerin kabul etmediği bir kurumun ve işleyişin oluşturulduğu ve maalesef vaktiyle ‘cemevi cümbüş evi’ diyen, cem ile cümbüşü bir tutan yönettiği bu ülkede cümbüşün yeri Kültür Bakanlığı olduğu kabuluyle bir inancı Kültür Bakanlığına bağlayarak bu hakareti, bu hor görmeyi kurumsallaştıran bir anlayışa itiraz ediyoruz. Haklı itirazlarınızın yanındayız.”

    “BİZ DOĞRU DURMAYA VE DOST KAPISINI AÇIK TUTMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Kendisinden önceki CHP genel başkanlarına vefalarını göstermek için iktidar olacaklarını belirten Özel, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Madımak utancıyla bu devlet hala yüzleşmemiştir. Madımak bir utanç müzesi olana kadar mücadelenizi mücadelemiz olarak hep birlikte sürdüreceğiz. Yolculuğumuz, ülkemiz için, barışa, adalete, hoşgörüye, güzel ahlaka, erdeme, bilime ve umuda giden bir yolculuğu temsil ediyor. Yolumuzu bu toprakların değerleriyle, Hünkar Hacı Bektaş’ın, Abdal Musa’nın, Mevlana’nın Yunus Emre’nin ve nice eren ve evliyanın öğretileriyle aydınlatıyoruz. Biz doğru durmaya ve dost kapısını açık tutmaya devam edeceğiz. Aslan ile ceylanın bir arada yaşayabildiği, bereketin ve hoşgörünün egemen olduğu bir ülkeyi gelecek nesillere miras bırakana kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Burada Cumhuriyet Halk Partisi’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘iki büyük eserimden biridir’ dediği partinin genel başkanı olarak bulunuyorum. Hacı Bektaş’ta tüm Türkiye’ye söylemek isterim ki bu partinin ilk genel başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de tüm genel başkanlarına da benden önceki genel başkanı çok kıymetli Kemal Kılıçdaroğlu’na da vefamızı göstermenin en önemli yolu onların partisini iktidar yapmaktır. Hep birlikte bunu başaracağımıza and içiyorum.”

    Konuşmaların ardından yapılan ödül töreninde, “Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü” Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’a, “Hacı Bektaş Veli Akademik Araştırmalar Ödülü” Doç. Dr. Meral Salman Yıkmış’a, “Hacı Bektaş Veli Kültür ve Sanat Ödülü” Kılavuz Bakır’a, “Hacı Bektaş Veli Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü” Adil Ali Atalay’a takdim edildi.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • CHP’de seçim ikinci tura kaldı: Kılıçdaroğlu 664, Özel 682 oy aldı

    CHP’de seçim ikinci tura kaldı: Kılıçdaroğlu 664, Özel 682 oy aldı

    Ankara Spor Salonu’nda devam eden CHP 38. Olağan Kurultayı’nda oylama işleminin tamamlanmasının ardından sayıma geçildi. Kemal Kılıçdaroğlu 664, Özgür Özel 682 oy aldı, seçim ikinci tura kaldı.

    Arena Spor Salonu’nun sağ tarafındaki tribünler Özel’i, sol ve arka taraftaki tribünler ise Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler için ayrıldı.

    Özel’i destekleyenler tarafından “CHP değişirse Türkiye değişir”, “Sokağın sesine kulak ver” yazılı pankartlar asılırken, Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler tarafından “Kılıçdaroğlu halktır, halk yenilmez”, “Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağız”, “Emekçiler, kadınlar ve gençler Bay Kemal’de birleştik” yazılı pankartlar asıldı.

    Toplam 1366 delegenin seçildiği kurultayda genel başkanlığa aday olmak için 69 imzaya, genel başkan seçilmek için ise en az 684 delegenin oyuna ihtiyaç var.

    Genel merkez kaynaklarından edinilen bilgiye göre toplam 1366 delegeden 771’i Kılıçdaroğlu, 592’i Özgür Özel’in adaylığı için imza verdi.

    CHP’de genel başkan adaylığını açıklayan dört isimden İlhan Cihaner ve Örsan Öymen adaylıktan çekildiğini duyururken, eski milletvekili adayı Ünal Karahasan yeterli oyu toplayamadı.

    GENEL BAŞKAN SEÇİMİ İÇİN OY VERME İŞLEMİ BAŞLADI

    CHP’nin Ankara Spor Salonu’nda devam eden 38. Olağan Kurultayı’nda saat 21.00 itibarıyla oy verme işlemine geçildi. Ayrı bir salonda gerçekleştirilen oy verme işleminde 1366 kurultay delegesi, 23 sandıkta tercihini yapacak. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’in yarıştığı seçimin ilk turunda salt çoğunluk şartı aranıyor.

    GENEL BAŞKAN SEÇİLMEK İÇİN 684 DELEGENİN OYUNA İHTİYAÇ VAR

    CHP tüzüğüne göre genel başkan adaylığı için kurultay delegelerinin yüzde 5’inin imzası gerekiyor. Toplam 1367 delegenin seçildiği kurultayda genel başkanlığa aday olmak için 69 imzaya, genel başkan seçilmek için ise en az 684 delegenin oyuna ihtiyaç var.

    Kurultay öncesinde genel başkanlık için Grup Başkanı Özgür Özel, eski Parti Meclisi üyesi Örsan Kunter Öymen, eski milletvekili İlhan Cihaner, eski milletvekili adayı Ünal Karahasan aday olduğunu açıklamıştı. Kılıçdaroğlu ise aday gösterilirse, aday olacağını söylemiş, bazı delegeler ve milletvekilleri ise mevcut başkan Kemal Kılıçdaroğlu için imza toplamaya başlamıştı.

    İKİNCİ GÜN PM ÜYELERİ SEÇİLECEK

    Kurultayın ikinci gününde bugün PM üyeleri (60 asıl ve 15 yedek) ve Yüksek Disiplin Kurulu Başkan ve üyeleri (15 asıl ve 8 yedek) için seçim yapılacak. Parti Meclisi üyeliğine aday olmak için en az on (10) kurultay delegesinin veya Genel Başkanın yazılı önerisi gerekiyor.

    SEÇİM İKİNCİ TURA KALDI

    Oy verme işlemi saat 23:00 itibariyle tamamlandı. Sayım sonuçlarına göre Kemal Kılıçdaroğlu 664, Özgür Özel 682 delegenin oyunu aldı.

    Adaylardan birinin seçimi kazanması için 1366 delegeden 683’ünün oyunu alması gerekiyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Tezkereye hayır diyeceğiz

    Kılıçdaroğlu: Tezkereye hayır diyeceğiz

    PİRHA-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, tezkereye hayır diyeceklerini belirtirken, yargıda rüşvet haberleriyle ilgili de, “Yargıyı bu hale getirenler kim” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “TÜRKİYE’NİN BÖLGEYE BARIŞI GETİRMESİNİ İSTİYORUZ”

    İsrail-Filistin çatışmasına değinen Kılıçdaroğlu, “Yakınımızda İsrail-Filistin çatışması var. Çocukların, kadınların, yaşlıların öldürülmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Savaşın bir an önce son bulması en büyük dileğimizdir. Biz Filistin halkının kendi topraklarına kavuşmasını istiyoruz. Biz Mescid-i Aksa başta olmak üzere bütün kutsal mekanlara saygı istiyoruz. Filistin halkına yönelik insanlık dışı ablukanın kaldırılmasını istiyoruz. Akan kanların durdurulmasını istiyoruz. Biz CHP olarak Orta Doğu’ya barışın gelmesi için Orta Doğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurularak Türkiye’nin bu bölgeye barış getirmesini istiyoruz. Bu politika bizim politikamız ama hükümetin de bunu uygulaması gerekiyor” dedi.

    “BU DAVAYI YAKINDAN İZLİYORUZ”

    Kılıçdaroğlu, 14 Ekim 2022’de Amasra’da meydana gelen maden faciasına ilişkin yargı sürecini takip ettiklerini belirterek, “Bilirkişi raporunda metal oranının sadece patlama günü değil defalarca riskli seviyeye çıktığı, bunların kayıtlarının müessesede olduğu; ancak böyle durumlarda dahi zaman zaman işçilerin çalıştırılmaya devam ettirildiği yazılmaktadır. Yani göz göre göre 43 işçinin ölüme gönderildiğini ifade ediyor. Yine aynı şekilde hayatını kaybeden bir madenci ailesinin açtığı dava sonucu gelen bilirkişi raporu. Sonuç olarak Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğünün kazanın meydana gelmesinde yüzde 100 kusurlu olduğu ifade edilmektedir. Diyeceksiniz ki, yüzde 100 kusurluysa Türkiye Taşkömürü Genel Müdürü ne oldu? Terfi etti. Nerede maden çıkarılıyorsa, kömür çıkarılıyorsa, yüzlerce metre aşağıda insanlar ekmek parası kazanıyorsa onların tamamının da hayatının riskli olduğunu ifade etmek isterim. Ama bu davayı hepimiz yakından izliyoruz” diye konuştu.

    “YABANCI ASKER POSTALI İSTEMİYORUM”

    Irak ve Suriye’nin kuzeyinde görev yapacak askerin görev süresinin uzatılması için Meclis’te gündeme gelecek tezkereye hayır diyeceklerini bir kez daha vurgulayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Biz kendi ülkemizin topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz” dedi.

    “YARGIYI BU HALE GETİRENLER KİM”

    Gazeteci Timur Soykan’ın haberiyle gündeme gelen İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar’ın iddialarına ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    “13 Ekim 2023’te Timur Soykan, BirGün Gazetesi’nde Türkiye’nin en önemli haberlerinden birine imza atıyor. BirGün Gazetesi’ne atılan başlık son derece değerli; ‘Yargıda rüşvet ağı’. Apar topar yayın yasağı getirdiler. Timur Soykan’ı kutlamak lazım böyle bir yazıyı yazdığı ve gerçekleri kamuoyuyla paylaştığı için. İsmail Uçar, bir dilekçe veriyor. İlk kez devlette görev alan bir savcı, dilekçe vererek, yargıdaki çürümüşlüğü ortaya koyuyor. Belge, tutanaklar da var. Diyor ki savcı, yargı içinde çeteler oluştu. Kanserli hücreleri yok etmek için, bu çeteleri yok etmek için kemoterapi uygulamak gerekir diyor. Bu savcı ve hakimler, FETÖ’cü hakim ve savcılara rahmet okutur duruma geldiğini söylüyor. Uyuşturucu gibi bir melaneti hoş gören, uyuşturucu liderlerini serbest bıraktıran bu çeteyi çökertmeliyiz diyor. 125 kilo uyuşturucu maddeyle yakalanan kişiyi para karşılığı serbest bıraktılar diyor. Çete lideri yurt dışına çıkarken yakalanıyor ama serbest bıraktılar diyor.

    Gökçer Tahincioğlu, T24’ün değerli yazarı. O da bir gerçeği daha paylaştı. Adliye koridorlarında sık sık konuşulan rüşveti. Ne diyor? 200 bin liraya erişim engeli getirebiliriz. Adli kontrol kararının kaldırılması için 100-150 bin gerekiyor. Yurt dışı çıkış yasağı için 500 bin lira gerekiyor diyor. Yargıyı bu hale getirenler kim? Bunların aktörleri kim? Bu aktörlerle mücadele edilecek mi, edilmeyecek mi? Bizim bunu bilmeye ihtiyacımız var.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

    Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

    PİRHA–Sivas Katliamı davasının zaman aşımı gerekçesi ile düşürülmesi ardından dosya, bir üst mahkemeye taşınacak. Avukat Özgür Piroğlu, sonraki mahkeme süreci için “Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz” diyerek “Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım’ suçunu tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır” dedi.

    Sivas Katliamı’nın firari sanıkları olan Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş üzerinden yürütülen dava 14 Eylül’de görülen duruşma ardından zaman aşımına uğratıldı.

    Sivas Katliamı açısından ikinci kez verilen zaman aşımı kararı ardından hukukçuların sonraki adımlarının ne olacağını Avukat Özgür Piroğlu ile konuştuk.

    “ZAMAN AŞIMI, BEKLENİLEN BİR TUTUMDU”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından katliam dosyası dahilinde tutuklu olan sanık Hayrettin Gül’ün 6 Eylül’de affedilmesi toplumda büyük tepkiye sebep olmuştu. 2012 yılında ana davanın zaman aşımına uğratılması ve ardından ikinci davanın da düşürülmesiyle birlikte Alevi toplumunun hukuka olan güveni de sarsıldı.

    Davanın avukatlarından Özgür Piroğlu, “Sürecin bu noktaya geleceğini biliyorduk” diyerek sonrası için yapılacakları anlattı. Av. Piroğlu, şimdi Yargıtay sürecinin işleyeceğini belirterek şunları söyledi:

    “Bizler, Yargıtay’dan farklı bir sonuç beklemiyoruz. Ama yine de bu davayı Yargıtay’a da götüreceğiz. Yakın zamanda gerekçeli karar çıkacaktır. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gerekçeli karar geldikten sonra dilekçemizi hazırlayıp, dosyayı Yargıtay’a götüreceğiz. Yargıtay’dan da aynı sonucu bekliyoruz. Yargıtay’ın kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz karar çıkması durumunda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağız.”

    “KİMSE SOYKIRIM SUÇUNU TARTIŞMIYOR”

    Av. Özgür Piroğlu, katliam dosyası dahilinde asıl üzerinde durulması gereken hususun “Soykırım” başlığı olduğunun ise altını çizdi. Av. Piroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım suçunu’ tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır. İkinci olarak, insanlığa karşı suçta diyelim ki iki insanı öldürdüler, bu öldürülenlere karşı zaten bir kin, nefret varsa eğer bir de Alevi olmaları da üstüne ekleniyor; bu ise insanlığa karşı suç olur. Ama inancın kendisini hedef almak, bütün inanç mensuplarını yok etmeye yönelik bir durum ise soykırım olur. Mesela Madımak Katliamını yapanlar başka mahallelere girebilseydi girerlerdi ama güçleri oraya kadar yetti. Orada savunmasız insanları yakmak onlara kolay geldi. Örneğin Alibaba Mahallesi’ne girebilselerdi eğer bir çatışma olacaktı, bir direnç ortaya çıkacaktı; onu göze alamadıkları için en kolay işi yaptılar. Öldürebilecekleri bütün Alevileri öldürmeye çalıştılar, bu bir soykırımdır. Eylemin şiddetine baktığınız zaman saatler boyunca Türkiye’nin gözü önünde bir katliam yapıldı. 15 bin saldırgan, insanları cayır cayır yaktı. Soykırım olması için bundan daha vahşi ne olabilir? Soykırım suçlarında örneğin ‘3 bin kişinin ölmesi lazım’ denilmiyor.”

    “ORTADA DEVLET YOK!”

    Hüseyin Karababa’nın avukatlığını yapan Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı ana davasının 2012 yılından sonra neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmediğini de sorguladı. Davanın netice almasının engellendiğini ifade eden Piroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu işin içerisinde derin devletin olmadığını söyleyenler oldu. ‘Şeriatçıların, Cumhuriyete karşı ayaklanması’ olarak yorumlayanlar oldu. Bizler ise bunun bir Alevi soykırımı olduğunu söylüyor ve ‘bu işin içerisinde kontrgerilla var’ diyoruz. Abdullah Gül döneminde Devlet Denetleme Kurulu doğrudan cumhurbaşkanının talimatı ile bir rapor hazırlıyor ve ‘devletin ihmali var’ deniliyor. Hem katliamda hem de sonraki süreçte devletin ihmaline değiniliyor. Biz bu konuyu mahkemede de gündeme getirdik ancak şimdi ortada devlet yok. ‘Devlet nerede?’ diyoruz.

    Geçtiğimiz yıllarda firari 3 katilin vatandaşlıktan çıkarılması için talepte bulunmuştum. Bugün hiçbir şey olmasa bile talebim yerine gelseydi en azından bu üç katil vatandaşlıktan çıkarılmış olacaktı. Bir şey elde etmiş olacaktık. Ancak bir kesim, ‘vatandaşlıktan çıkartılırlarsa biz iade isteyemeyiz’ demişti. Halbuki alakası yok. Örneğin; Fethullah Gülen vatandaşlıktan çıkarıldı ama Türkiye halen iade istiyor. Bu konuya dair Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ‘vatandaşlıktan çıkarılanların iadesi istenir’ diye bir açıklama da yapmıştı. Çünkü suçun işlendiği yer Türkiye.

    “EN KARANLIK ADAM KARAMOLLAOĞLU”

    Eğer Karamollaoğlu sorumlu değil ise ondan hesap sorulmayacaksa o zaman dosyanın arkasını da bırakalım. Karamollaoğlu en karanlık adamlardan biri. Oradaki katillerin çoğu Karamollaoğlu’ndan daha ‘masumdur’. Karamollaoğlu onlardan daha fazla katildir. Siyasi bir proje kuruyorlar, helalleşiyorlar, Millet İttifakı’nı kuruyorlar, Karamollaoğlu’nu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapıyorlar, Alevi toplumuna, sola ihanet ediyorlar. Ondan sonra çıkıp ‘Biz bu davanın takibini yapıyoruz’ diyorlar!”

    “SİVAS NEDEN BİR ALEVİ SOYKIRIMI DEĞİL?”

    Avukat Özgür Piroğlu, son duruşmada söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’yi de işaret ederek “Öncelikle soykırım terimi üzerinde durulmalıydı” diye belirtti. Piroğlu, “Öncelikle derneğin, ‘soykırım’ demesi lazım. Barolar ya da başka kurumlar ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımlayabilirler ancak Alevi kurumunun doğrudan ‘soykırım’ demesi lazım. Örgütlere sormak gerek; Sivas neden bir Alevi soykırımı değil? Neden bu konuyu doğrudan tartışmayıp ‘insanlığa karşı suç’ deyip kestirip atılıyor?” diye sordu.

    “BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ İKİ HUSUS”

    Dosyanın uluslararası mahkemelere taşınması için geniş bir avukat grubunun destek olacağını da söyleyen Özgür Piroğlu, “Bir avukat ordusuyla hareket edeceğiz. Önümüzdeki günlerde bu durum kamuoyuna açıklanacak. Bu işin yürütücüsü, temsilcisi öyle bir iki kişi olmamalı. Hiç Alevi avukat yok mudur?” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLERİ

    Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO
    Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Karababa’dan ailelere çağrı: Çocuklarınızın isimlerini Madımak’tan çıkarttırın!-VİDEO

    Karababa’dan ailelere çağrı: Çocuklarınızın isimlerini Madımak’tan çıkarttırın!-VİDEO

    PİRHA-2 Temmuz 1993’te Madımak Otelinde katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Davası’nın derin devlet eliyle kapatılacağını belirtti. Katliam sonrasında örgütlü bir mücadele yürütülemediğini belirten Karababa, “Ailelerle de yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Ben buna müsaade etmedim. Kardeşimin tabutunu siyah örtülerle kaldırdım” dedi. 

    1993 yılında 33 kişinin gerici-faşist kalabalık tarafından yakılarak öldürüldüğü “Sivas Katliamı Davası”, mahkemenin ‘zaman aşımı’ nedeniyle 2012 yılında davayı düşürmesiyle kapandı. Benzer bir durum şimdi üç firari sanık üzerinden yürütülen dava için de geçerli.

    Alevi toplumu, 14 Eylül’de görülecek davanın da zaman aşımına uğratılmaması için itirazlarını dile getiriyor.

    DAVA, ULUSLARARASI MAHKEME YOLUNDA!

    Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa da hukuk mücadelesini en başından beri omuzlayan isimlerden biri. Madımak Davası’nı “Alevi Soykırımı” sebebiyle uluslararası mahkemelere götüreceklerini belirten Karababa, “En başta herkes katliamı ‘olay’ diye tarifledi. Bizler ise ‘Hayır katliamdır’ dedik. Dönem içerisinde katliam olduğunu da kabul ettirdik. Katliam kabul görünce ‘soykırım’ dedik” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.

    Hüseyin Karababa, Alevi toplumuna yönelik saldırıları bir bütün olarak yorumlamak gerektiğini belirterek, “Malatya, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi mahallesi, Ortaca, Dersim, Koçgiri… Bunları üst üste koyup topladığımız zaman önümüze periyodik yapılan katliamlar gelir. Ve bu katliamları üst üste koyduğumuz zaman soykırım ortaya çıkıyor. O anlamda bizler, uluslararası mahkemeye bu dosyayı ‘Alevi Soykırımı’ olarak götüreceğiz” diye konuştu.

    “BİZLER AĞIR BİR YARA ALDIK”

    Hüseyin Karababa, siyasiler tarafından Madımak Katliamı davasının örtüldüğünü de ifade etti. Karababa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, katliamda sorumlu gördükleri taraflarla ittifak yapmasını eleştirerek “Aleviler çok ağır bir kırılma yaşadı” dedi. Karababa şunları söyledi:

    “Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılında CHP’nin başına geliş nedeni belli. Önce Abdüllatif Şener’i partiye aldı, ardından 2017 referandum seçimleri ile beraber Karamollaoğlu’nu yanına aldı. Onu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapacaktı, biz de ona oy verecektik, medet bekleyecektik! Bugün Alevi örgütlerine soruyorum; neyin protestosunu yapıyorsunuz? Devlete mi karşısınız? Yok. Karamollaoğlu’nu zaten alkışlayıp akladınız. Neden bu seçim döneminde bir kelime Madımak konuşulmadı? Neden seçim öncesinde Alevi örgütleri ‘Bu adam Madımak’ın katili olduğu söyleniyor, mahkemede çağırılıyor, neden gidip de ifade verip kendini beyazlatmıyor?’ diyen olmadı. Neden HDP, CHP, Alevi örgütleri bu kadar sustu? Devlet 30 yıldır Madımak’taki ateşi söndüremiyor. Benim de bir görevim var ateşe odun atmak. Bu yangını söndürmek üzere Kılıçdaroğlu’nu oraya getirdiler ama proje tutmadı. Fakat bizler ağır bir yara aldık. Alevilik tarihinde Kılıçdaroğlu ile birlikte en büyük asimilasyonu yaşadık. Şu geçtiğimiz 3 ay içerisinde tarihin en büyük asimilasyonunu yaşadık. Aleviler çok ağır bir kırılma yaşayıp kimliğini, ibresini yitirdi.”

    “BİRİLERİ BAYRAK GETİRİP TABUTLARIN ÜZERİNE ATTI, KARŞI ÇIKTIM”

    Hüseyin Karababa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimler öncesinde “Helalleşeceğiz” çıkışını da eleştirerek, “Kiminle helalleşecekti? Kimi, kiminle helalleştirecekti? Bir ay önce Sivas’ta seçim döneminde miting yaptı, Madımak’a gitmedi. 30 yıldır bir defa olsun mahkemeye de uğramadı” dedi.

    Hüseyin Karababa, yakılan otel içerisinde yaşamını yitirenlere ait isimlerin de çıkarılması gerektiğini savundu. Madımak Katliamı sonrasında ortak mücadele yürütülemediğinin altını çizen Karababa, “Bizim yolumuz cenazelerimizi kaldırdığımız gün ayrılmıştı” diyerek şöyle devam etti:

    “Türkmen Alevileri hiçe sayılarak ‘Bunlar çoluk çocuklarına sahip çıkmazlar, gevşetirler, iki gün sonra mücadeleyi bırakırlar’ diye sandıkları için yanıldılar. Şimdi bir çukura saplandılar. Onlar da biz de bu işin içerisinden çıkamıyoruz. Ama ben Madımak Oteli’nden kız kardeşimin ismini çıkarttım. O konsepti beğenenler çocuklarının isimlerini orada tutsunlar. Benim korkum vardı; çünkü Karamollaoğlu gelecek benim kız kardeşimin mozolesinin üzerine çiçek koyacak diye düşündüm. O ucube yerden kardeşimin ismini çıkarttım. Farklı bir yol gitmem gerektiğini düşünüyordum. Zaten bizim yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Buna müsaade etmedim. Ben, ‘Katil devlet’ deyip ilk slogan atan kişiyim. ‘O bayrağı koymayacağım’ dedim ve kardeşimin tabutunu, siyah örtülerle kaldırdım. Biz daha mezara girmeden ayrılmıştık. Yani bu süreç kendi aramızda hep kavgalı geçti. Çünkü katliam organizasyonun içerisinde Doğu Perinçek bu işin göbeğinde. Perinçek’in adamları yıllarca davayı kapatmak üzere avukatlık yaptı.

    “KARANLIK BİR ADAMI BEMBEYAZ BİR DEDE YAPTILAR”

    Alevi örgütleri neden CHP’ye karşı çıkıp ‘Bu adamı nasıl yanına alırsın?’ demedi. 2 Temmuz’da otelin önüne taşları döken adam bu. 3 kamyon taşı oraya döküyor ve sessiz birer mermi gibi otele atılıyor. O taşlarla kitleleri harekete geçirdiler. Herkes oradan bir taş alıp ‘Şeytan taşlamak’ manasıyla yakınlarımızı taşlayıp yaktılar. Şimdi böylesine karanlık bir adamı bembeyaz bir dede yaptılar. Kimse beni, Karamollaoğlu ile helalleştiremeyecektir. Gerçi onların da ipliği pazara çıktı. Abdüllatif Şener, o katil organizasyonun içindedir. Yıllarca mecliste bu katilleri savundu. ‘Cafer Erçakmak benim partili arkadaşımdır. İyi bir insandır’ dedi. Abdüllatif Şener’in de partilerine ne yaptığını, karakterinin ne olduğunu gördüler.”

    “AİLELER, YAKINLARININ İSİMLERİNİ ORADAN ÇIKARSIN”

    AKP hükümetinin, Sivas davasından tutuklu olan tüm isimleri serbest bırakacağını iddia eden Hüseyin Karababa, “Çünkü AK Parti cephesi, bu katliamı organize eden ana gövdedir. Kendi adamlarına sahip çıkıyorlar, bu çok açık. İçeride olan diğer tutukluları da çıkaracaklar ve kimse de buna karşı çıkamayacak” diye konuştu.

    Karababa, Madımak Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelere çağrı da yaparak şunları söyledi:

    “Çocuklarınızın isimlerini o binadan çıkartın. O yeri iyice anlamsızlaştırın. İsimleri orada tutmak, şu anki halini doğru kabul etmek anlamı taşır. Oraya giden insanlar, ‘Neden burada öldürülen insanların resmi, heykeli, herhangi bir şeyi yok? diye sorsunlar. 11 yıl kız kardeşimin ismini oradan çıkartmak için mücadele ettim ve kazandım. Aileler isimleri oradan çıkarsın ki devlet gelsin ve sonrasını konuşalım.

    Artık etkin bir mücadele yürütemeyiz bizim belimiz kırıldı. Kemal Kılıçdaroğlu bizim belimizi kırdı. Temel Karamollaoğlu’nu bu kadar beyazlatıp insanların önüne ‘Dede’ diyerek sundu ve CHP’liler de gidip Saadet Partisi’nin kapısına cumhurbaşkanı adaylığı açıklandığı dakikada alkışlayarak hem partiyi hem de Karamollaoğlu’nu beyazlattılar. Artık bu çıtayı yükseltme şansımız yok. 30 yıldır kaybedeceğimi bildiğim halde mücadele ediyordum.
    Artık ailelerin yapacağı iş yakınlarının isimlerini, müracaat yapıp o otelden çıkartmak olacaktır. Alnımız açık, başımız dik. Ayrı davrandık. Devrimci çıkış böyle bir şeydir. Aykırı davranmak zorundasın. Sıradan insanların davranışının aynısını yaptıktan sonra sen bir devrimci çıkışı yapmış olmuyorsun ki. Biz devrimci bir çıkış yaptık.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • USGH raporu: İkinci tur Cumhurbaşkanı seçiminde basın özgürlüğü daha da kısıtlandı

    USGH raporu: İkinci tur Cumhurbaşkanı seçiminde basın özgürlüğü daha da kısıtlandı

    PİRHA- Uluslararası Seçim Gözlem Heyeti raporuna göre; Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, kamu görevlilerine hakaret gerekçesiyle açılan davalar da dahil olmak üzere, gazetecilere ve blog yazarlarına yönelik kovuşturma devam ederek ifade özgürlüğü daha da kısıtlandı.

    Uluslararası Seçim Gözlem Heyeti, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna ilişkin raporunu açıkladı. Raporda, seçim sürecinin adil yürütülmediğine, basın özgürlüğünün kısıtlandığına dair bulgular ve birinci turun sonuçlarının belirlenen tarihten sonra açıklanması üzerine Yüksek Seçim Kurulu’na yönelik eleştiriler mevcut. Raporda, ikinci turun, ilk turdaki dinamikleri yansıtan, tamamen kutuplaşmış bir ortamda gerçekleştiği vurgusu yapıldı.

    TARAFLI MEDYA ELEŞTİRİSİ

    Medya izleme çalışmasına göre, medya kuruluşlarının her iki aday için adil bir yayın politikası izlemediği görülüyor. İzlenen yayın kuruluşlarının çoğu, cumhurbaşkanının resmi ve adaylık faaliyetlerini birbirinden ayırmadan Recep Tayyip Erdoğan’a açık bir destek gösterdi.

    Anayasa ile tarafsızlık güvence altına alınmasına rağmen, kamu televizyonu TRT-1 ve TRT Haber, ağırlıklı olarak olumlu bir tonla siyasi içerikli haberlerin yüzde 64 ve 73’ünü kendilerine ayırarak Recep Tayyip Erdoğan‘a destek vermeye devam etti. Kemal Kılıçdaroğlu ise kullanılan tonun büyük ölçüde olumsuz olduğu bu tür haberlerin yüzde 36’sı ve yüzde 27’sinde yer aldı.

    Özel TV kanalı ATV de Erdoğan’a yüzde 44’lük bir pay ayırarak, neredeyse tamamen olumlu bir üslupla, kampanyada Erdoğan’ı destekleyen haberler yaptı. Kılıçdaroğlu, çoğunlukla olumsuz olmak üzere yüzde 46 oranında haberlerde yer aldı. ATV, kanundaki hükümlerin aksine siyasi haberlerine sık sık arka plan müziği, Erdoğan için tören, Kılıçdaroğlu için rahatsız edici içerikler ekledi ve haberlerinde Kılıçdaroğlu’nun grotesk (gülünç) görüntülerini kullandı.

    “MEDYA YANLIŞ BİLGİ YAYARAK ALGI YARATTI”

    Raporda taraflı medya kuruluşlarının doğru olmayan bilgileri gerçekmiş gibi yayarak algı yaratıldığı bulgularına yer verilen raporda şu ifadeler bulunuyor:

    CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile ittifak ettiği iddiasını vurgulayarak, kendilerini terör örgütleriyle işbirliği yapmakla suçladıkları görülmüştür.

    İkinci tur kampanya döneminde etkili bir medya denetimi yapılmamıştır. Düzenleyici kurum olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), sistematik herhangi bir medya izlemesi yapmamış ve ikinci tura özel bir yönergeyle medyaya bu turla ilgili resmi olarak yardımcı olmamıştır.”

    “YSK VE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI ŞEFFAF OLMADI”

    YSK ve İçişleri Bakanlığı’nın, seçim günü yapılan şikayetler hakkında bilgi yayınlamayarak şeffaflığı sınırlandırdıkları yönünde ifadelerin de bulunduğu raporda “YSK şikayet ve itiraz sürecinin sonuçlandırılması gerektiği için milletvekili genel seçimleri kesin sonuçlarının açıklanmasını ikinci turun sonrasına ertelemiştir ve bu vesileyle daha önce belirlediği süreyi aşmıştır. Kanuna aykırı olmamakla birlikte YSK, kesin sonuçları açıklamadan önce sandıklara göre ayrıştırılmış ön sonuçları yayınlamamıştır” eleştirisi yöneltildi.

    “AÇILIŞ ETKİNLİKLERİ YASAĞI İKİ KEZ İHLAL EDİLDİ”

    Propaganda döneminde açılış etkinlikleri yasağının iki kere ihlal edildiği belirtilen raporda şu bulgular öne çıktı:

    “Bu örneklerle beraber idari kaynakların pek çok kez seçim kampanyası amacıyla kullanılması kampanyanın ilk turunda da olduğu gibi görevdeki Cumhurbaşkanı için haksız bir avantaj sağlamıştır.

    YSK, uluslararası iyi uygulamanın aksine, ikinci turda seçim sonrası şikayet ve itirazların değerlendirilmesi için usule uygun olmayan ölçüde kısa bir süre belirleyerek, etkili hukuk yoluna başvurma hakkını baltalamıştır.

    USGH gözlemcilerinin bazı merkezlere girişine ve yurtdışı oyların sayımını gözlemlemek için bulunmalarına müsade edilmemiştir. Gözlemciler, Sandık Kurulu iş ve işlemlerine yetkisiz kişilerin müdahale ettiği birkaç vaka gözlemlemiştir”

    (HABER MERKEZİ)