Etiket: khk

  • Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Alevilerin lokmalarıyla kurulan TV 10, Alevi medya geleneğinde bir çığır açarak ihtiyaca cevap olmuştu.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalgada İMC TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    17 Ağustos 2011 yılından kapatılana kadar Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, Yol erkanını, Türkiye’nin her bölgesinden ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayınının KHK ile kesilmesi ve kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. TV10 çalışanları, kapatılan TV10’un geri açılması için 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı.

    KARARTMA SIRASI TV10’DA!

    4 Eylül 2016 tarihinde polislerin TV 10’u mühürlemek üzere binaya geldiği sırada, Alevi kurumları yöneticiler, sanatçılar ve Alevi pirlerinin oturma eylemiyle karşılaşmış, sanatçılar ve TV 10 çalışanları kapatma kararını türkülerle protesto etmişlerdi.

    TV10’a polis ve maliye ekipleri tarafından ikinci baskında bina mühürlenmek istenmiş, polis ve TRT görevlileri içeride sayım yaparak Alevilerin lokmaları ile alınan teknik malzemelere el konulmuştu.

    TV 10 binasının olduğu İkitelli’de 3-4 gün gece-gündüz insanlar orada nöbet tutup açlık grevi yaptılar, orada cem tutuldu, deyişler okundu, şarkılar, türküler söylendi.

    OHAL KOMİSYONU REDDETTİ

    TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunuldu. En son AİHM’ye başvurma kararı alınmıştı. Ancak AİHM ve Anayasa Mahkemesi, mağduriyetleri gidermek için oluşturulan OHAL Komisyonu’nu gösterdi.

    Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıklarının ihale yoluyla Eylül 2017’de satışa çıkarılmasının ardından 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.

    82 HAFTA BOYUNCA EYLEM YAPILDI

    TV 10’un KHK ile kapatılmasının ardından mücadelelerini sokağa taşıyan TV 10 çalışanları, 82. hafta boyunca eylemlerini de Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.

    Alevi medya geleneğini lokmaları ile yaratan TV 10 çalışanları ve Alevi toplumu 82. hafta boyunca kürsü açarak ayrıca ülke gündemini de işledi. TV 10 çalışanları aşurelerini, Hızır lokmalarını bu meydanda dağıtarak paylaştı. Bu kolay teslim olunmayacağının da göstergesiydi.

    TV10’un çalışanları, televizyonlarının açılması için 82 hafta sürdürdükleri eylemi 28 Nisan 2018 tarihinde sonlandırdı.

    “ALEVİ MEDYASI TV 10’UN AÇMIŞ OLDUĞU YOLDAN BÜYÜK TECRÜBELER EDİNDİ”

    TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya verdiği demeçte, TV10’un Aleviler için önemini şu sözlerle dile getirmişti:

    “Sadece Aleviler değil, bütün toplumsal kesimler kendi talepleri, ihtiyaçları için yeni araçlar yarattılar. Aslında TV10 da Alevilerin bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı. Aleviler özellikle kentleşmeyle birlikte bir örgütlenme faaliyeti içine girdiler. Cemevleri kurdular. Kentlerde daha çok görünür olmak istediler. Örgütlendiler, bir araya geldiler. Kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Tabii bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıktı. TV 10 da bu ihtiyaçtan aslında açığa çıkan bir yayın kuruluşuydu.

    2011 yılında kurulan TV10 Alevi medya geleneğinde bir çığır açtı, Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. TV10’da, mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. TV10 ve emekçileri, programcıları, çalışanları yüz binlerce kilometre giderek her ay neredeyse Alevilerin tümüne kameralarını çevirdiler, mikrofonları uzattılar, Alevilere ses oldular. Bu anlamda TV10 Aleviler açısından çığır açan bir yayın kuruluşu oldu. Bugün de belki Alevi medyası TV10’un açmış olduğu yoldan çok büyük tecrübeler edinmiş oldu. Bugün bazı Alevi medya kuruluşları varsa bunda TV10’un açtığı yolun çok büyük payı var. Hakikaten Türkiye’de ilk defa bir çok şey yaptı TV10.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Üniversite rahat durmadı; Akademisyen Gözde Özdikmenli yeniden ihraç edildi

    Üniversite rahat durmadı; Akademisyen Gözde Özdikmenli yeniden ihraç edildi

    PİRHA-2017 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edildikten 6 yıl sonra görevine iade edilen Akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş, yeniden ihraç edildi. Üniversite, Özdikmenli Karataş’ın yeniden ihraç edilmesi talebiyle Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu. 

    15 Temmuz 2016’da darbe girişimin ardından KHK ile binlerce kamu emekçisi mesleklerinden ihraç edildi.
    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden de toplam 6 Barış İmzacısı akademisyen Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi. Bu akademisyenlerden biri de Akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş’tı.

    2017 yılında KHK ile ihraç edilen akademisyen Gözde Özdikmenli Karataş, verdiği hukuk mücadelesi sonrasında görevine 8 ay önce iade edilmişti. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Psikoloji Bölümünde Yardımcı Doçent olarak çalışan Gözde Özdikmenli Karataş, 2017 yılında Barış Bildirisi’ni imzaladığı için Kanun Hükmünde Kararname ile işten çıkarılmıştı, 2023 yılında Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararı ile görevine başlamıştı.

    Ancak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi yeniden ihraç talebiyle Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme Gözde Özdikmenli Karataş’ın yeniden ihraç edilmesine karar verdi.

    Özdikmenli Karataş, üniversitedeki görevinden ikinci kez ihraç edildiğini bu sabah öğrendi.

    “MÜCADELEYE DEVAM”

    Gözde Özdikmenli Karataş, sosyal medya hesabından “Yarın son dersime girip Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ndeki görevimden ayrılmak zorunda bırakılıyorum. Sekiz ay da olsa tekrar akademiye dönmek güzeldi. Mücadeleye devam” dedi.

    PİRHA/MUĞLA

    İLGİLİ HABERLER

    KHK ile ihraç edilen Gözde Özdikmenli görevine iade edildi; 6 yıl hiç kolay geçmedi

  • Celal Fırat: TV10’un yayın lisansı, el konulan tüm varlıkları iade edilmelidir-VİDEO

    Celal Fırat: TV10’un yayın lisansı, el konulan tüm varlıkları iade edilmelidir-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, KHK ile kapatılan TV10’un tüm yasal haklarının geri iade edilmesi gerektiğini söyledi. Konuyu Meclis’te gündeme getiren Fırat, yaptığı konuşmada “Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise iktidar yasal dayanağı olmayan keyfi uygulamalarla kapattığı televizyonların yasal haklarını vermek zorundadır” dedi.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü halin getirdiği yetkilere dayanılarak kapatılan televizyon kuruluşları arasında TV10 da yer alıyordu.

    HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, hiçbir gerekçe sunulmadan kapatılan Alevi basın kuruluşu TV10 hakkında Meclis’te söz aldı. El konulan TV10’un geri iade edilmesi gerektiğini belirten Fırat, şunları söyledi:

    “2016 yılında 668 numaralı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek maddesine dayanarak birçok yayın kuruluşu kapatıldı. TURKSAT üzerinde yayın yapan TV10 da tüm varlıklarına el konulan televizyonlar arasındaydı. Alevilerin kendi alın teri ile kurdukları bu televizyon hakkında hiçbir mahkeme kararı olmadığı gibi yürütülen hiçbir soruşturma da yoktu. En büyük haksızlık yine bizlere yapıldı. Açılan davalar sonuçsuz kaldı. KHK’da adı geçmediği için OHAL komisyonuna itiraz başvurusu dahi işleme alınmadı. Anayasa Mahkemesi önceki yıl kapatılmaya dayanak yapılan KHK ile ilgili maddeyi iptal etti yani şimdi bu kanalı kapatmanın, tüm varlıklarına el konmanın hiçbir gerekçesi, kanun zemini kalmamıştır. Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise iktidar hiçbir yasal dayanağı olmayan bu keyfiyattan derhal vazgeçmelidir. TV10’un yayın lisansı, tüzel kişilik hakları, ticari kayıpları, el konulan tüm varlıkları iade edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • İzmir’de KHK ve ihraçlara karşı eylem 262. haftasında devam etti-VİDEO

    İzmir’de KHK ve ihraçlara karşı eylem 262. haftasında devam etti-VİDEO

    PİRHA – İzmir’de KHK ile ihraç edilen KESK üyesi emekçileri 262. haftasında oturma eylemi düzenleyerek, yapılan hukuksuzluğun son bulması çağrısı yaptı.

    KESK İzmir Şubeler Platformu ve Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube’nin KHK ihraçlarına karşı başlattığı oturma eylemi 262’inci haftasında Karşıyaka İskelesinde sürdü.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 2 Nolu Şubesi’nin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen kamu emekçileri için başlattıkları oturma eylemini 262’inci haftasında devam ettirdi. “İhraç tecrittir. Tecrit insan hakkı ihlalidir. Hak ihlallerine hayır. İşimize geri döneceğiz” pankartının açıldığı açıklamada, sık sık “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Hak, hukuk, adalet” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

    “OHAL SİVİL DARBEDİR VE DEVAM EDİYOR”

    Açıklamayı okuyan Sağlık Emekçileri Sendikası İzmir Şube Eş Başkanı Nursel Yücesoy, 20 Temmuz 2016’da başlayan OHAL sürecinin sivil darbe olduğunu ve halen devam etmekte olduğunu söyleyerek, “Ülkemizi dünyada en çok tutuklu gazetecilerin bulunduğu ülke haline getiren iktidar, basın emekçilerine yönelik toplu tutuklamalarla baskıları daha da arttırdı. AYM kararlarına rağmen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yoluyla çalışma hakkı engellendi, devlet kurumları AKP kadrolarıyla dolduruldu. Bu süreçte emekçilerin grev hakları OHAL ve KHK gerekçe gösterilerek, yasaklandı. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz” diyerek OHAL’in, birçok emek örgütünün de görüşüne göre, emek düşmanı politikalara nasıl manivela yapıldığını açık ve net olarak itiraf etti. Bir kamu emekçisinin hiçbir adil soruşturma geçirmeden, savunma hakkı verilmeden ve sadece OHAL süresince değil ömür boyu meslekten ihraç edilmesi, vatandaşlık haklarının sınırlandırılması düzenlemesi nasıl bir zorbalık ile karşı karşıya olduğumuzun en somut ifadesidir” dedi.

    “OHAL KOMİSYONUNUN KARARLARI HUKUKSUZ VE KEYFİ”

    Yücesoy, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kararlarının hukuksuz ve keyfi olduğunu ifade ederek, “İhraç edilenler arasında çoğunluğu sendikamız EĞİTİM SEN ve SES üyesi olan 400’den fazla Barış Akademisyeni bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi Barış Akademisyenlerinin tümü hakkında beraat kararı vermesine rağmen iktidara bağlı komisyon “AYM kararı bizi ilgilendirmez” diyerek göreve iade başvurularını ret etti. Sadece OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kuruluş amacına, şekline ve kararlarına bakılması dahi nasıl hukuksuz ve keyfi bir sürecin içinden geçtiğimizi anlamaya yeterlidir. Yargıya güvenin neden diplerde seyrettiği anlaşılmak isteniyorsa bu özel yetkili mahkemelerin kararlarına bakmak yeterli olacaktır. Dolayısıyla bu mahkemelerden hukuka uygun kararların çıkmasını beklemedik, beklemiyoruz. Çünkü sivil darbe sadece bizim değil yargının da üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır” diye konuştu.

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    İktidarın ihraçlar eliyle bir yandan korku ikliminin kalıcı hale getirmek isterken bir yandan da kendi kadrolaşmasını hiç görülmemiş şekilde çoğaltmak istediğini işaret eden Yücesoy, “MHP+AKP iktidar bloğunun gönlünden geçen ve pratikte uyguladığı kamudaki tüm kadroları yandaşlarıyla, kendisine oy verenlerle doldurmaktır. Ülkemiz nasıl diğer darbeleri geride bıraktıysa bu sivil darbeyi de darbeden zarar gören tüm kesimlerin birlikte ve ortak mücadelesiyle aşacaktır. Baskıları artırmalarının, saldırıların altında yatan da bu korkudur. İktidarda kalmak için tüm zor aygıtlarını, oyun ve hileleri devreye soksalar da gelecek güzel günleri engelleyemeyecekler. KESK olarak; iktidar bloğunun temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan, anayasayı hiçe sayan, yargıyı siyasallaştıran uygulamalarına karşı durmaya devam edeceğiz. Bu hakları kimse bize bahşetmedi, direnerek, mücadele ederek kazandık. Bundan sonra da aynı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Açıklama sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

    Büyükşahin: TV10, 7 yıl önce KHK ile kapatıldı; hala kapatmaya gerekçe yasal metin yok– VİDEO

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 7 yıl geçti. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Alevilerin lokmalarıyla kurulduğunu hatırlatarak, “Anayasa Mahkemesi, bizi kapatma gerekçesi yapan Kanun Hükmündeki Kararnameyi iptal etti. Şu anda aslında bizim kapatılmamıza gerekçe gösteren hiçbir yasal metin yok ortada” dedi.

    15 Temmuz 2016’daki Fetullah örgütünün (FETÖ) darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    OHAL KHK’leri ile kapatılan en az 28 televizyon kanalının arasında yer alan Üryan Hızır Ocağı evladı ve kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un Aleviler için önemini, neden kapatıldığını, kapatılma sürecinde yaşananları, Galatasaray Meydanı’nda 82 hafta sürdürülen eylemleri PİRHA‘ya anlattı.

    “ANCAK 3-4 GÜN SONRA KAPIMIZI MÜHÜRLEYEBİLDİLER”

    Büyükşahin, TV10’un kapatılmasının üzerinden 7 yıl geçtiğini belirterek, “Alevi toplumunun hem ihtiyaçları, hem sorunlarını, hem sıkıntılarını hem de kendi kimliğini, öz kimliğini yeniden ifade en temel araçlarından birisi haline gelmiş. Asimilasyon önündeki en büyük engellerden biri olmuş. Tam da bugün 28 Eylül’de 7 yıl önce bizim televizyonumuzla birlikte diğer muhalif medya organları da KHK ile kapatıldı” dedi.

    Büyükşahin, TV10’un kapanma sürecinin biraz daha uzun sürdüğünü de belirterek, “Çünkü Alevi kurumları geldi. Alevi canlarımız geldiler, sanatçılar geldiler. Bizi destekleyenler geldiler. Semahlar döndük mesela. Üç dört gün sürdü bu. Ve ancak üç dört gün sonra kapımızı mühürleyebildiler” diye belirtti.

    “TAKSİM’DE 87 HAFTA EYLEM YAPTIK”

    Büyükşahin, Taksim’de 87 hafta sürdürdükleri eyleme ve hukuk sürecine dair şunları kaydetti:

    “Tabii 87 haftayı içine alan Taksim’de hak talebimizi, mücadelemizi devam ettirdik. Arkasından tutuklandık. Nihayetinde bir taraftan bir mücadele yürüdü ama bir taraftan da bir hukuk mücadelesi yürüttük. Davalar açtık, büyük oranda davaları kaybettik. Arkasından Anayasa Mahkemesi (AYM), bizi kapatma gerekçesi yapan Kanun Hükmündeki Kararnameyi iptal etti. Şu anda aslında bizim kapatılmamıza gerekçe gösteren hiçbir yasal metin yok ortada.”

    “TV10 ALEVİLERİN LOKMALARIYLA KURULDU”

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10’un, Hakk’ın ve hakikatin sesi olarak yoluna devam ettiğini, Alevilerin lokmalarıyla kurulduğunu belirterek,  “Mücadelesinden bir gıdım geri atmadı. Kapatılan medya organları içerisinde bir gıdım geri atmayan, sokağa çıkan, eylem yapan, bütün çalışanlarıyla, sunucularıyla, ortaklarıyla, yayıncılarıyla, halkla, Alevi örgütleriyle birlikte böyle bir mücadeleyi yürüttü. Bu tek başına bile Alevi toplumuna büyük bir mirastır” ifadelerini kullandı.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ‘Kanun Hükmü’nde sansür: Bu yaşanan belgesel sinemaya bir darbedir

    ‘Kanun Hükmü’nde sansür: Bu yaşanan belgesel sinemaya bir darbedir

    PİRHA- Yönetmen Nejla Demirci, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel kategorisine yer alan ‘Kanun Hükmü’ filminin festivalden çıkarılmasına ilişkin, “Bu yaşanan hukuksuzluk, açık seçik sansürün muhatabı sanat özgürlüğünden yararlanması gereken Türkiye toplumudur. Bu yapılan belgesel sinemaya bir darbedir.” dedi.

    Yönetmen Nejla Demirci’nin KHK’lıların mücadelesini anlatan ‘Kanun Hükmü’ belgesel filmi, Antalya Altın Portakal Film Festivali komitesi tarafından gösterimden çıkarıldı.

    Yazılı açıklama yapan Antalya Altın Portakal Film Festivali Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, Ulusal Belgesel Film Yarışması bölümüne seçilen ‘Kanun Hükmü’ filminde yer alan bir kişi ile ilgili yargı sürecinin devam ettiğini saptadıklarını belirtti.

    AYM, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KARARI VERDİ

    KHK’lerle kamu görevinden çıkarılan doktor Yasemin ve öğretmen Engin’in ihraç sonrası yürüttükleri mücadeleyi anlatan Kanun Hükmü filminin yönetmeni Nejla Demirci, belgeselin yapım sürecindeyken yasaklanması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurduklarını söyledi.

    AYM’nin eseri ifade özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiğini dile getiren Demirci, sosyal medya hesabında konuya ilişkin şunları paylaştı:

    “AYM, tarafıma tazminat ödenmesine karar verdi. Filmin kaldırılma gerekçesi aldatmacadır, mahkemeyi etkileme potansiyeli mevcut iktidarda fazlasıyla vardır, filmler sadece toplumu bilgilendirme amaçlıdır. Bu yaşanan hukuksuzluk, açık seçik sansürün muhatabı sanat özgürlüğünden yararlanması gereken Türkiye toplumudur. Hukuk, demokrasi isteyen Türkiye toplumu mağdur edilmiştir. Bu yaşanan belgesel sinemaya bir darbedir. Bunun sorumlusu Antalya Altın Portakal Film Festivali’dir.”

    “SANSÜR VE YASAĞI KABUL ETMİYORUZ”

    Bir tepki de Belgesel Sinemacılar Birliği’nden geldi. Yapılan yazılı açıklamada “Neden korktunuz” diye sorularak, “Sanatın kendini ifade etme özgürlüğünü içimize sindirmeye ihtiyacımız var. Sansür ve yasağı kabul etmiyoruz. Bu yanlıştan dönün.” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • KHK’li öğretmen yaşadığı zorlukları anlattı: Düşman hukukuyla ekmeğimizden edildik -VİDEO

    KHK’li öğretmen yaşadığı zorlukları anlattı: Düşman hukukuyla ekmeğimizden edildik -VİDEO

    PİRHA – KHK ile ihraç edilen Eğitim-Senli öğretmen Nurullah Dönmez, “İhraç olmama sebep olan kişilerle aynı havayı teneffüs etmek istemedim” diyerek Kırşehir’e taşındı. Kebapçılık yapan Dönmez, KHK’li olması sebebiyle çevredeki esnaf tarafından dışlandı. Nurullah öğretmen son olarak inşaat sektörüne girdiğini belirterek yaşadığı zorlu süreci anlattı.

    Ağrı Patnos doğumlu olan Nurullah Dönmez, 15 yıl boyunca öğretmenlik yaptı. Çalışma hayatının 7 yılını idarecilik yaparak geçirdiğini belirten Dönmez, son olarak yatılı bölge okulunda müdürlük yaparken 29 Ekim 2016 yılında 675 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi.

    “İhraç durumumuzu tam da kendi bayramlarına denk getirdiler” diyen Nurullah Dönmez, yaşadığı süreci PİRHA’ya anlattı.

    “O GÜN BUGÜNDÜR TERÖRİST OLARAK GÖRÜLÜYORUZ”

    İhraç edilmeden önce 3 ay açığa alındığını söyleyen Nurullah Dönmez, “İhraç edilebileceğim hiç aklıma gelmiyordu” diye de ekledi. 2015 yılında yapılan darbe girişiminin kendisi ile hiçbir alakasının olamayacağını düşünerek “Açığa alınma durumu da yanlışlıkla yapılmıştır diye yorumluyordum ancak bir gün ailemle pikniğe giderken resmi gazetede ismimin olduğunu öğrendim. 15 yıllık öğretmenken bir gece kararı ile terörist ilan edildik. O gün bugündür bütün kurumlarca da terörist olarak görülüyoruz. Mesela hiçbir bankadan kredi alamıyoruz. Eşlerimiz dahi banka kredilerden faydalanamıyor” diye konuştu.

    “BU İHRAÇ BELGESİ SENİN ONUR BELGEN OLSUN”

    İhraç kararı sonrasında maddi ve manevi olarak çok etkilendiğini belirten Dönmez, “Bizim memlekette bir laf vardır, ‘Bir kişiyi eğer sevmiyor ve cezalandırmak istiyorsanız elinden ekmeğini alın’ denilir. Bize yapılan da böyle oldu. Yaşadıklarımız tabii ki bizi sarstı ama bizim diğer kesimlerden farkımız mücadele geleneğinden gelmemiz sebebiyle dik duruş sergilememiz oldu. Babam 83 yaşında; ihraç edildiğim gün ‘bu ihraç belgesi senin onur belgen olsun’ dedi. Dolayısıyla pes etmedik ve pes etmeyeceğiz. Yapılanların hukuksuz bir şey olduğunu zaten dünya alem biliyor” dedi.

    “İHRAÇ EDENLERLE AYNI HAVAYI TENEFFÜS ETMEK İSTEMEDİM”

    Nurullah Dönmez ihraç edildikten sonra birçok meslek alanında çalıştığını da belirtti. İhraç edildiği dönemde Patnos Eğitim-Sen temsilcisi olduğunu söyleyen Dönmez, ihraç kararının hemen ardından memleketi Patnos’tan neden taşındığını ise şu sözlerle anlattı:

    “Kırşehir’e taşınmamın birinci sebebi şu: Beni ihraç edenlerle aynı havayı teneffüs etmek istemedim. O dönemin İl Milli Eğitim Müdürü, ‘Bu adam kamuda görev yapamaz’ diye ilk dilekçeyi veren kişi olmuş. Örgüte maddi ve manevi destek verdiğimi ileri sürmüş. Bu kişi her gün görüştüğümüz bir insandı ve olanlardan sonra bu insanla aynı havayı teneffüs etmek mümkün mü? Ailemin bir kısmı Kırşehir’deydi ve o nedenle ben de Kırşehir’e taşındım.

    İhraç edildikten sonra ne iş yapabileceğimi de bilmiyordum. İnsanın ekmeğinden edilmesi çok basit bir durum değil. Pes edip köşeye çekilirsek tam da karşı tarafın istediği şekle girmiş olacaktık. Bu duruma düşmemek için de Kırşehir’de önce bir şarküteri dükkanı açtım ancak iki sene çalıştırabildim. Sonrasında birkaç sene fırın işini denedim. Çok ağır iş olması sebebiyle yapamadım. Ardından kebapçı dükkanı açtım. Çok iyi iş yapıyordum ancak çevre esnafın, KHK’li olduğumu öğrenmeleri sonrasında maalesef orada da ‘terörist’ damgası yediğim için işim bıçak gibi kesildi ve kapatmak zorunda kaldım. Şu an ise inşaat işi yapıyorum.”

    “İNSANLARDA SİNMİŞLİK VAR”

    Nurullah Dönmez, sayıları yüzbinleri bulan KHK’lilerin, neden kitlesel bir itirazda bulunamadıklarına ise şu sözlerle değindi:

    “Bütün KHK’lilerin itirazı ilk günden bu yana devam ediyor. 300 bin civarında ihraç edilen insan var. Şu an bizim mücadele yürüttüğümüz Türkiye KHK’li Platformları Birliği isimli alanımız var. 70 ilde bu platform faaliyet gösteriyor. Ancak yeterli bir mücadele değil. 300 bin ihraçtan bahsediyoruz ancak platformda toplasanız 150 insan yok. Bunun sebebini aramızda çok tartıştık. Çünkü insanlarda sinmişlik var. İhraç edilenlerin çoğu da hatta %80’i diyebilirim ki muhafazakar kesimden; yani cemaat gerekçesiyle ihraç edilen arkadaşlar oldu. Bu arkadaşların arka planına baktığınızda çok fazla bir mücadele geleneğinden bahsetmek mümkün değil. Dolayısıyla birden böyle bir işle karşılaşınca şoka uğradılar ve o şoku hala üzerlerinden atmış değiller.

    “KHK’LİLERİN KORKUSU ESARETE DÖNÜŞTÜ”

    Korku insani bir duygudur, herkes korkabilir. Ancak biz HHK’lilerin korkusu sınırı aştığı için esarete dönmüş durumda. KHK’lileri çevresiyle hesapladığımızda milyonlarca insanı etkileyen bir durum söz konusu. Buna rağmen alanda hiç yokuz, sokaklara hiç çıkamadık. Mücadeleyi yükseltebilmenin tek yolu da o korkuyu yenmektir. Ceberrut bir sistemle karşı karşıyayız.”

    MESLEKTAŞI TARAFINDAN İFTİRAYA UĞRADI!

    KHK’li Nurullah Dönmez, yürüttüğü hukuk mücadelesine de değindi. İhraç olduktan sonra hakkında birçok mesnetsiz suçlamalar yapıldığını belirterek şunları kaydetti:

    “İhraç olduğumda hiçbir soruşturmam yoktu. Bir gece atılan imza ile bizi terörist ilan ettiler. Kırşehir’e geldiğim gün eskiden beraber çalıştığımız bir öğretmen arkadaş, Kırşehir Emniyetini arayarak ‘Oraya böyle böyle tehlikeli bir insan geliyor. Ben YİBO’da müdür iken Nurullah Hoca, benim yardımcımdı, şunları şunları yapmıştı’ demiş. Bu adamın YİBO’da bırakın müdürlüğü, bir gün çalıştığı yok. Emniyet, bundan daha vicdanlı davranmış ve kendisini arayarak ‘Siz böyle diyorsunuz ancak bu basit bir şey değil’ diyor ancak adam ifadesini aynen tekrar ediyor. Bu şikayetten sonra soruşturma açıldı ve Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandım. 2,5 yıl ceza aldım. Ceza almanın sebebi ise sosyal medya paylaşımı. HADEP kurucularından Milletvekili Murat Bozlak’ın ölümü ile ilgili bir paylaşımın altına Kürtçe ‘Xwedê rehma xwe bike’ yani ‘ Allah rahmet etsin’ yazmıştım. Bundan dolayı bir buçuk yıl ceza aldım. Mahkemeye ‘Bu siyasetçi rahmet ettiğinde Cumhurbaşkanı dahil bütün siyasiler başsağlığı dilediler’ deyince mahkeme başkanı ‘O zaman onu geçin, savunma yapmanıza gerek yok’ dedi. Konu ile ilgili savunma yapmadım. Sonrasında ise gerekçeli kararda bu konu ile ilgili de ceza aldığımı gördüm. O davama İstinaf Mahkemesi’nden beraat geldi ancak bir hafta sonrasında bu defa Ağrı Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir soruşturma açıldı. O dosyadan da bir buçuk yıl ceza aldım. Yine sosyal medya üzerinden bir cezaydı bu. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki bir imamın, hutbede DAİŞ’e karşı yapmış olduğu konuşmaya beğeni yapmıştım. Bütün eylemim bu. Ve bu müftü, Barzani ile birlikte Türkiye’ye gelen o ekibin içerisindeydi. O dosyamdan da beraat ettim ve şu an o berat kararı Yargıtay’da bekliyor.”

    “DİN TACİRLİĞİ YAPIYORLAR”

    Nurullah Dönmez ihraç edildikleri süreçten sonra eğitimde gelinen evreyi de yorumladı. Bilimsel eğitimden uzak ve daha çok dini önceleyen bir anlayışı eleştiren Dönmez, şu yorumu yaptı:

    “Ben imam hatip mezunuyum. Babamın müderris olması hasebiyle medrese eğitimi de görmüş birisiyim. Bugün din tacirliği yapan zümreye baktığınızda tabiri caizse bizim mücadele geleneğinden gelen insanların hepsi bunları cebinden çıkarabilir. Karl Marx’ın dediği gibi ‘din afyondur.’ Bu tür sistemler, dinini bilmeyen insanları uyutmanın bir yolunu bir şekilde buluyor. Yani bugün toplumumuzun 20 küsur yıldır halen bir iktidar tarafından yönetiliyor olması tamamen dinseldir. Bilimsel anlamda hiçbir üretimleri yok. Her şey din üzerinden yürütülüyor. Halk da dinini bilmediği için Diyarbakır’da elinde Kur’an’la sahneye çıkan kişi, İzmir’de de Nutuk’u kullanıyor. Ankara’da Anıtkabir’e giden insan, Ağrı’da Ehmedê Xanî türbesine de gidiyor. Hal böyle, toplum ve malzeme de bu olunca siyasetçiler bunu çok iyi kullanabiliyor. Dolayısıyla bugün hutbeye kılıç ile çıkıp savaş ilanı da yapabiliyorlar.”

    “DÜŞMAN HUKUKU İLE EKMEĞİMİZDEN EDİLDİK”

    İhraç gerekçelerinin hiçbirinde hukuki dayanakların olmadığının altını çizen Nurullah Dönmez, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Tamamen düşman hukuku ile ekmeğimizden, yurdumuzdan edilen insanlarız. Bu insanlardan 130’u canına kıydı, intihar etti. Bu insanlardan bin küsur kişi bilmedikleri işte çalıştıkları için iş kazası sonucu öldü. Bu insanlardan yüzlercesi bu strese dayanamayıp kanser ya da çeşitli hastalıklara yakalanarak öldüler. Bu insanlardan onlarcası öldükten sonra göreve iade edildiler. Maalesef biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Yarın benim başıma bir şey geldikten sonra ‘Pardon biz yanlış yapmışız’ demelerinin hiçbir anlamı yok. Dolayısıyla Biz KHK’liler olarak bütün mücadelemizi sonuna kadar vermeliyiz. KHK’li arkadaşlara sesleniyorum; korku imparatorluğunu siz yıkacaksınız. Gasp edilmiş haklarınızı mücadele ile alacaksınız. Bu mücadelenin yolu da sokaklardan geçiyor. Derdimizi 10 kişi de olsak mutlaka sokakta dile getirmemiz lazım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • KHK ile ihraç edildiği üniversiteye geri dönen akademisyene oda verilmedi

    KHK ile ihraç edildiği üniversiteye geri dönen akademisyene oda verilmedi

    PİRHA- KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun’a mahkeme kararıyla göreve iade edilmesine rağmen oda verilmedi. Coşkun bunun üzerine masasını fakülte bahçesine kurdu

    Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamındaki Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) görevden ihraç edilen Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi sosyoloji bölümünden Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, işe iade edildi.

    Evrensel’den Damla Kırmızıtaş’ın haberine göre, üniversite yönetimi akademisyene oda vermedi. Bunun üzerine akademisyen masasını fakülte bahçesine kurdu.

    “İŞ BULAMADIĞI İÇİN İNTİHAR EDEN AKADEMİSYENLER VAR”

    İşe iade edilmeden önce yaşadıkları zorlukları anlatan Coşkun “Bu süreçte hem para kazanmamız hem de akademik çalışmalarımıza devam etmemiz gerekiyordu. Ne yazık ki bu süreç akademik çalışmalarımı yavaşlattı. Bunun ötesinde iş bulamadıkları için Mehmet Fatih Tıraş gibi intihar eden akademisyenler oldu. Çoğu meslektaşımız hâlâ üniversitelerine dönemedi. İdare mahkemelerinin kararlarında da iadeden çok ret kararları var. Muhtemelen bana da istinaftan ret kararı çıkacak. Mahkemeler de çok çelişkili kararlar veriyorlar. Çünkü bu siyasi olarak kullanılıyor” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Prof. Dr. Nejla Kurul’dan KHK tepkisi: Mücadeleye devam edeceğiz-VİDEO

    Prof. Dr. Nejla Kurul’dan KHK tepkisi: Mücadeleye devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Eğitim-Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul’un bir kez daha üniversiteyle bağı kesildi. Kurul, “Türkiye’de akademide demokrasi, emek, barış, insan hakları diyen akademisyenlerin dışarıda bırakılması durumunda Türkiye’ye demokrasi gelmez. Mücadeleye devam edeceğim” dedi.

    OHAL döneminde yayınlanan 686 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Ankara Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen ve geçtiğimiz ay tam 7 yıl sonra görevine dönen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, bir kez daha görevinden uzaklaştırıldı. Ankara Üniversitesi’nin itirazı üzerine Kurul’un bir kez daha üniversitesi ile bağı kesildi.

    Üniversiteyele ikinci kez bağının kesilmesini PİRHA’ya değerlendiren Nejla Kurul, “İlkelerin olmadığı, hukukun olmadığı, şans tesadüf ve benzeri faktörlerin olduğu bir süreçte hukukun öngörülebilirliği olmadan kimse rahat edemez” dedi.

    Kurul, İstinaf Mahkemesi’ne itirazlarını yaptıklarını belirterek, “Daha sonra Danıştay, Anayasa Mahkemesi süreci var ardından da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz” diye konuştu.

    “HUKUKUN ÖN GÖRÜLEBİLİRLİĞİ OLMADAN KİMSE RAHAT EDEMEZ”

    Nejla Kurul, tekrar ihraç edilmesi ile ilgili şunları söyledi:

    “Yaklaşık 7 yıl sonra adalet yerini buldu. Evet gecikti. Geciken adalet, adalet değildir dedik hep ancak geri dönüşümüze ilişkin Ankara İdare Mahkemesi’nin bir kararı çıktı. Yani mahkeme üniversitenin yaptığı ihraç etme işlemini iptal ediyordu. Aslında elimiz güçlüydü. Anayasa Mahkemesi bizim imzaladığımız ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdi. Füsun Üstel kararları sonrasında mahkemelerin tamamı yani Ceza Mahkemeleri de dahil beraatler verdiler. Bir Anayasa Mahkemesi bizim lehimize karar verdi, iki Ceza Mahkemesi’nde beraat ettik, üçüncüsü Ankara İdari Mahkemesi’nin bir kararıyla da üniversiteye dönüşümüzün önü açıldı. Elimizde çok güçlü 3 mahkeme kararıyla gittik göreve başladık. 1 ay maaş yatırıldı, işlemler rutini devam ediyor zannederken birden bire yürütmeyi durdurma kararı ile karşılaştık. Ankara Üniversitesi yürütmeyi durdurma istemiyle başvurmuş İstinaf Mahkemesi’ne ve çok hızlı bir biçimde yaz ayı denmeden, adli tatil denmeden hızlı bir biçimde karar önümüze geldi. Tabii oylamanın sürdüğünü, hukuk sürecinin tesadüflerle işlediğini, bir mahkemeye düşersen belki dönebilirsin başka bir mahkemeye düşersen dönmeyebilirsin denilen, ilkelerin olmadığı, hukukun olmadığı, şans tesadüf ve benzeri faktörlerin olduğu bir süreçte hukukun öngörülebilirliği olmadan kimse rahat edemez. Bu yüzden yürütmeyi durdurma kararı neticesinde yeniden üniversite duvarlarının dışında kaldık ama tabii hukuk süreci bitmedi biz istinafa itirazımızı yaptık. Daha sonra Danıştay, Anayasa Mahkemesi süreci var ardından da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz.”

    “AKADEMİSYENLERİN DIŞARIDA BIRAKILMASIYLA TÜRKİYE’YE DE DEMOKRASİ GELMEZ”

    Türkiye’de akademide demokrasi, emek, barış, insan hakları diyen akademisyenlerin dışarıda bırakılması durumunda Türkiye’ye de demokrasi gelmeyeceğini belirten Kurul,  “Türkiye, insan odaklı bir hukuk devleti de inşa edemez. Sosyal, emekten yana bir Türkiye inşa edilemez. Bu bakımdan bütün her şey birbiriyle ilişkili. Biz hukuk mücadelesini sürdüreceğiz, aynı zamanda alanda, sokakta kamuoyuna anlatmaya çalışacağız. Kanun Hükmünde Kararnamelerle ihracın keyfiliğini, hukuksuzluğunu anlatmaya çalışacağız ve bu hukuksuzluktan da huzurlu bir ülke çıkmaz bunu da anlatmaya devam edeceğiz. O yüzden durmaksızın mücadeleye devam ediyoruz” dedi.

    “YILDIRMA POLİTİKALARI BUNLAR, MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    “Şu an bizim üniversitemizden 9 arkadaşımız var. Dosyalarımız yüzde 95 benziyor ama farklı mahkeme kararları var” diyen Prof. Dr. Necla Kurul, şöyle devam etti:

    “Aynı mahkemeler de artık bir suçu yüzbir ayrı ceza durumunda ortaya koyuyorlar yani kimileri bu olmaz bu göreve dönmesin diyor öbürü göreve dönebilir bu bir ifade özgürlüğüdür diyor. Buradaki yarılma bile Türkiye’nin ciddi bir hukuk arayışı içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. Bizim üniversitemizden benimle birlikte 9 arkadaşımız var. Diğer üniversitelere ilişkin veriler henüz elimize ulaşmış değil ama aynı suç istinafı olan hiç bir öğretim üyesini ihraç etmeyen Hacettepe gibi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi gibi, Boğaziçi Üniversitesi gibi üniversiteler var ama başka türlü bir yıldırma politikaları oluyor aynı zamanda.
    Ankara Üniversitesi gibi, Gazi Üniversitesi gibi, kimi Vakıf Üniversiteleri gibi derhal öğretim elemanlarını ihraç eden, kanun hükmünde kararnamelere koyan, pasaport, yeniden iş edinme hakkını ortadan kaldıran, en temel haklarını ortadan kaldırıp sivil ölüme mahkum eden üniversiteler de var. Dolayısıyla üniversiteler arasındaki yarılmanın, kutuplaşmanın aynı zamanda hukuk alanına da yansıdığını görüyoruz. O yüzden moralimizi bozmadan mücadeleye devam edeceğiz, bu topraklara insan hakları, demokrasi, barış, emekten yana sahici politikalar gelecek. Bunun için tüm yurttaşlarımızın güç birliği yapması son derece önemli.”

    Nehir Buse DEMİR-Eren GÜVEN/ANKARA

  • Görevlerine iade edilen akademisyenlere yeniden ihraç kararı!

    Görevlerine iade edilen akademisyenlere yeniden ihraç kararı!

    PİRHA – 686 sayılı KHK ile görevinden ihraç edilen Prof. Dr. Nejla Kurul, yargı kararıyla görevine dönmüştü. Ancak Ankara Üniversitesi’nin itirazı sonrasında verilen yürütmenin durdurulması kararı nedeniyle, Kurul’un bir kez daha üniversitesi ile bağı kesildi.

    Ankara Üniversitesi’nde görev yaparken 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, yargı kararıyla görevine dönmüştü. Ankara Üniversitesi’nin itirazı sonrasında verilen yürütmenin durdurulması kararı nedeniyle, Kurul’un bir kez daha üniversite ile ilişiği kesildi.

    “HUKUKİ GEREKÇE DAHİ BULUNMAMAKTA”

    Konuya dair yazılı açıklama yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Prof. Dr. Nejla Kurul gibi çok sayıda akademisyenin benzer süreci yaşadığını belirtti. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bilinmelidir ki bu durumda olan çok sayıda akademisyen üyemiz bulunmaktadır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi hâkimleri hukuka aykırı biçimde Anayasa Mahkemesi’nin, ağır ceza mahkemelerinin ve idare mahkemelerinin kararlarını yok saymaktadır. Üstelik verdikleri kararlarda hukuki gerekçe dahi bulunmamaktadır!

    6 yıldır haksız ve hukuksuz biçimde üyelerimize yaşatılan eziyet, bugün de mahkeme koridorlarına sıkıştırılan keyfi ve siyasi kararla, uzun ve belirsiz yargı süreçleriyle devam etmektedir! Unutulmamalıdır ki bu kararların altına imza atanlar açıkça suç işlemekte ve anayasal haklarımızın kullanımını engellemektedir. Ancak ne yapılırsa yapılsın, geri döneceğiz ve haklarımızı alacağız! Üyelerimize yaşatılan bu eziyetin hesabını hukuk önünde soracağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Mersin genel kurulunu yaptı: İnatla barış demeye devam edeceğiz-VİDEO

    İHD Mersin genel kurulunu yaptı: İnatla barış demeye devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin 18’inci olağan genel kurulu yapıldı. Kurulda konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Türkiye bütün sözleşmelerini ihlal ediyor. Cezaevlerinde insanlar hasta olmalarına rağmen serbest bırakılmıyor. Türkiye özgürce hak ihlalleri yapıyor. Ama buna rağmen bizler sokakta mücadele etmeye devam ediyoruz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, 18’inci Olağan Genel Kurulu’nu Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda gerçekleştirdi. Depremde yaşamını yitirenlere adanan kurulda “Artık Annelerin ağlamasını istemiyoruz”, “İnsan haklarıyla insandır” pankartları asıldı. Kurula delegelerin yanı sıra Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Mersin Milletvekilleri Ali Bozan ve Perihan Koca, İHD Eşgenel Başkanı Eren Keskin, HDP İzmir Eski Milletvekili Murat Çepni, HDP Mersin Eşbaşkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Bedriye Kuş, İHD Adana Şube Eşbaşkanları’nın yanı sıra kentteki sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı.

    “İNATLA BARIŞ DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Karanlığın giderek katmerleştiği her türlü hak ihlalinin yaşandığı bir atmosferde mücadele etmek zorunda olduklarını söyleyen Demir, “Asla umutsuz değiliz. On yıllardır umutla, dirençle mücadelelerini sürdüren Cumartesi Annelerine, Her türlü baskıya, provokasyona, zulme inatla direnen ve inatla barış diyen Barış Annelerine, Bir kadın olarak hak ve adalet mücadelesinde adını sivil  itaatsizlik eylem tarihine  altın harflerle yazdıran Emine Şenyaşar’a. Hapishanelerde  her türden hak ihlaline karşı bedenlerini ortaya koyan mahpuslara. Bütün değerlerin yaratıcısı olan emeğin mücadelesini veren emek örgütlerine, yıllardır susturulmaya çalışılan özgür basın emekçilerine selam olsun. Varlığımız kimilerini rahatsız etse de biz inatla barış demeye, hak, hakikat ve adalet mücadelesi yürütmeye devam edeceğiz” dedi.

    “ÜLKEDE BİR CEZASIZLIK REJİMİ VAR”

    Ardından konuşan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, karşılarında çok ağır bir Türkiye tablosu olduğunu belirterek, “Özellikle seçimlerden sonra ağır insan hakları ihlalleri gördük. Bütün toplumun öznelerine ağır bir tablo gösteren siyasi bir iklimle karşı karşıyayız. Seçimlerin ardından faşizm renginin koyulaştığı bir süreçle siyasi iktidarın toluma faşizm dışında vat edecek bir şeyi kalmadı. Anayasasının askıya alındığı bir cezasızlık rejimi var ülkede. Kadınlara, gençlere Kürtlere ve tüm toplumsal değerlere düşmanlık güdülüyor. Faşizm karşısında bir halk direnişi de bakidir böyle bir dönemde. Bu direnişte İHD’nin ortak mücadele inşasıyla bulunabildiğimiz her yerdeyiz” sözlerini kullandı.

    Koca’nın ardından söz alan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “İHD her zaman yanımızda oldu ve bundan sonra da güçlenip bir arada olacağız. Bu yolda asla yürümeyecekler” diye konuşurken HDP’li Murat Çepni ise, “İHD hak ve adalet mücadelesinin hafızasıdır. İHD bugün halen faşizme karşı mücadele eden kurumlardan olmaya devam ediyor. 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişi başta olmak üzere tüm direnenlere selam gönderiyoruz. Mücadele kazanılana kadar devam edecek” dedi.

    EREN KESKİN: UMUTSUZ OLMAMAK LAZIM

    Son olarak söz alan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, kurumlarının çok zor bir süreçten geçtiğini belirterek, “Bugün çok zor bir süreç. Devletin yapısı bile değişti. Biz eskiden militarizme karşı mücadele ediyorduk, bugün daha korkuncu olan bir yapı var. Militarizmle birlikte hükümetle de mücadele ediyoruz. Yargı her zaman bağımlıydı ama her görüşten hakim de vardı. Bugün öyle bir şey ki; hakimler savcılar çok korkuyor. Hakimlerin bu kadar korktuğu bir dönemde hiç kimse konuşamaz. Ama yine de umutsuz olmamak gerekiyor. Yüzde 20’lik bir varlıkla mücadele ediyoruz. Bunun büyük bir bölümünü Kürt ve kadın hareketleri oluşturuyor. Mücadelemiz hala çok etkin” diye anlattı.

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle kadın hareketinin bitmediğini ve buna rağmen büyüyerek devam ettiğine vurgu yapan Keskin devamında şunları söyledi:

    “Bizler güçlenerek devam ettikçe büyük bir nefret dili de oluşmaya başladı. Eskiden işkenceleri inkar ederlerdi, şimdi açıkça biz yaptık diyorlar. Tayyip Erdoğan ‘kadınlar kutsaldır’ diyor. Bizler kutsal olmak değil eşit haklara sahip olmak istiyoruz. Kadınlar hayatlarını ortaya koyuyor. Türkiye bütün sözleşmelerini ihlal ediyor. Cezaevlerinde insanlar hasta olmalarına rağmen serbest bırakılmıyor. Türkiye özgürce hak ihlalleri yapıyor. Ama buna rağmen bizler sokakta mücadele etmeye devam ediyoruz.”

    Konuşmalardan sonra İHD’nin faaliyet, mali ve denetim raporlarının okundu, ardından seçim yapıldı.

    PİRHA/MERSİN

  • KHK ile ihraç edilen Gözde Özdikmenli görevine iade edildi; 6 yıl hiç kolay geçmedi

    KHK ile ihraç edilen Gözde Özdikmenli görevine iade edildi; 6 yıl hiç kolay geçmedi

    PİRHA-2017 yılında KHK ile ihraç edilen akademisyen Gözde Özdikmenli görevine iade edildi. Barış Bildirisi imzacılarının talebinin Türkiye’de barışı sağlamak olduğunu belirten Özdikmenli, “Barış akademisyenleri Türkiye’de barış istediler. Barış Bildirisi’ni imzalayan arkadaşlarımla gurur duyuyorum” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    2017 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden ihraç edilen Barış Akademisyeni Gözde Özdikmenli, görevine iade edildi.

    “6 YIL HİÇ KOLAY GEÇMEDİ, HAYATIM DEĞİŞTİ”

    ‘Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde Barış Bildirisi’ne imza atmış 11 arkadaştık’ diyerek sözlerine başlayan Barış Akademisyeni Gözde Özdikmenli “Neye göre seçtiklerini bilmediğimiz altı akademisyeni ihraç etme kararı aldılar. Altı yıl hiç kolay geçmedi, hayatım değişti. Daha güvensiz diyebileceğim bir yola girdim. Hiç kolay değildi ve binlerce insan Türkiye’de bunu yaşadı. Haksız yere ihraç edildiler ve dönüş bekliyorlar” diye belirtti.

    “TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK ADALETSİZLİK SON BULMAZ”

    Yaşadıklarının Türkiye demokrasisi açısından çok olumsuz bir durum olduğunu belirten Özdikmenli, “KHK ile olan bir şeydi, hiçbir suçumuz yokken oldu. Birçok insanı haklarında belge yokken ihraç ettiler. Kimi insanlar maalesef intihar etti. Suçlananlar küçük düşürülenler oldu. Elimizden geldiğince dik durmaya çalıştık. Diğer arkadaşlarımız da dönsün istiyoruz. Herkesin görevlerine iade edilmesini istiyoruz. Tek bir kişi kalmayana kadar adaletsizlik son bulamaz” dedi.

    “ÜLKEMİZE BARIŞ GELECEK” 

    Barış Bildirisi imzacılarının talebinin Türkiye’de barışı sağlamak olduğunu ifade eden Özdikmenli “Barış akademisyenleri Türkiye’de barış istediler. Türkiye’de iç savaş olmasın diye yola çıktılar. Hepimiz belli bir duyarlılık içinde olaya yaklaşma çalıştık. Umarım hedefine ulaşmıştır. Barış Bildirisi’ni imzalayan arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Umarım ülkemize barış gelecek. Barış elbette ayrımcılık ve ırkçılık olmazsa gelir. Ülkemizde görüyoruz belli etnik gruplara olan ayrımcılık başka ayrımcılıkları doğurabiliyor. İsteğimiz ülkemizin barış içerinde olması ve herhangi bir alanda ayrımcılığın olmaması” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Hocalarımıza yaşatılan hukuksuzluğun hesabını soracağız’-VİDEO

    ‘Hocalarımıza yaşatılan hukuksuzluğun hesabını soracağız’-VİDEO

    PİRHA – Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi ile Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi, Barış Bildirisi imzacısı akademisyenlerin görevlerine iade edilmelerine ilişkin açıklama yaptı. Mülkiyeliler Birliği Başkanı İlker Akcasoy’un okuduğu açıklamada, “Hocalarımıza yaşatılan bu hukuksuzluğun ve onların yaşamlarını alt üst eden bu zulmün faillerinden tek tek hukuk önünde hesap soracağız” denildi. 

    Ankara 21’inci İdare Mahkemesi, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun (OHALİİK) ihraç kararlarının hukuka uygun olduğu yönündeki işlemi iptal etti. Mahkeme, ayrıca davalı idarelerin, ihraç edilen akademisyenlere parasal haklarının faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının tanınması yönünde karar aldı. Mahkeme, akademisyenlerden Funda Şenol Cantek, Tezcan Durna, Nail Dertli ve Can Irmak Özinanır hakkında göreve iade kararı verdi. Önceki haftalarda da aralarında Dinçer Demirkent’in de olduğu 6 akademisyen hakkında aynı karar çıkmıştı.

    Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi ile Eğitim Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi, Barış Bildirisi imzacısı akademisyenlerin görevlerine iade edilmelerine ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıya ihraç edilen akademisyenlerin yanı sıra CHP Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile görevlerine iade edilen akademisyenler de katılım sağladı.

    “TÜM GÜCÜMÜZLE MÜCADELE ETMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Basın açıklamasını Mülkiyeliler Birliği Başkanı İlker Akcasoy okudu. Akçasoy açıklamasında “Haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen hocalarımızın görevlerine başlatılmasını istiyoruz!” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzaladıkları için ihraç edilen hocalarımızın görevlerine dönmeye başlamalarının sevincini yaşıyoruz. Geç kalmış adaletin adalet olmayacağını bilmemize, hala mahkemelerden ret kararlarının geldiğini görmemize rağmen bu sevinci yaşıyoruz.

    Cübbelerin yerlere serildiği ve polis postalları altında ezildiği günden bugüne, her bir ihraç kararı sonrasında  “Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini engelleyemezsiniz” diyerek alkışlarla uğurladığımız hocalarımızın, kendilerine yaşatılan hukuksuzluğa ve eziyete rağmen gösterdikleri onurlu ve kararlı duruşun kimlere nasıl dert olduğunu gördüğümüz için seviniyoruz!

    Anayasa Mahkemesi’nin “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendiren kararı ve imzacı akademisyenler hakkında açılan ceza davalarında verilen “beraat kararları” ortadayken, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun “kurum kanaati” gibi hukuken hiçbir geçerliliği olmayan gerekçelerle verdiği ret kararlarının ardında siyasi iktidara sadakat ve itaat olduğunu çok iyi biliyoruz.

    Bugün de üniversite yönetimlerinin yargı kararlarını uygulamakta işi nasıl ağırdan aldıklarına tanıklık ediyoruz. Halbuki, Anayasa Mahkemesi’nin 2022 yılında verdiği kararla “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atmanın bir disiplin cezasına dahi konu olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna rağmen Ankara Üniversitesi yönetimi Ankara 21. İdare Mahkemesi’nin iptal kararlarını Bölge İdare Mahkemesi’ne taşımakta ya da yargı kararlarını “ivedilikle” uygulamamakta bir sakınca görmemiştir.

    Mülkiyeliler Birliği eski Genel Başkanı Dinçer Demirkent’in 30 gün içerisinde göreve başlatılmaması, ilk defa atanacakmış gibi hakkında arşiv soruşturması yapılacağının kendisine iletilmesi bunun en açık örneğidir. Evet, kendisi dün itibariyle (13.03.2023) göreve başlama yazısını tebellüğ etmiştir. Ancak bunun üniversite yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunmasından sonra apar topar yapılması keyfi ve hukuksuz uygulamaların boyutlarını gözler önüne sermiştir.

    Mülkiyeliler Birliği ve Eğitim Sen Ankara Üniversiteler Şubesi olarak çağrımız haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm hocalarımızın görevlerine iade edilmeleridir. OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun ret kararlarını yargıya taşıyarak iptal ettiren hocalarımız, Ankara Üniversitesi yönetimi tarafından hızla görevlerine başlatılmalıdır. Görevlerine dönen tüm akademisyenler için telafi mekanizmaları oluşturulmalı, akademik atama ve yükseltme kriterlerinin yeni bir cezalandırma aracı olması engellenmelidir.

    Unutulmamalıdır ki bizler, Türkiye’nin en köklü kurumlarına, fakültelerine, bilime ve akademik özgürlüğe ağır darbeler indiren, eleştirel aklı tasfiye etmeyi hedefleyen bu hukuksuzluğun son bulması için tüm gücümüzle mücadele etmeyi sürdüreceğiz.

    Biliyoruz, zamanı geri alamayacak ve açılan yaralarımızın izini silemeyeceğiz. Ancak, ilk gün söylediğimizi bugün de tekrarlıyor ve sözümüzün arkasında duruyoruz! Çiçekleri koparanlara baharın geldiğini, tomurcukların çiçek açtığını ve umudun filizlendiğini hep birlikte müjdeleyeceğiz! Hocalarımıza yaşatılan bu hukuksuzluğun ve onların yaşamlarını alt üst eden bu zulmün faillerinden tek tek hukuk önünde hesap soracağız.”

    NE OLMUŞTU?

    Barış İçin Akademisyenler, 11 Ocak 2016’da Kürt illerinde süren çatışmaların son bulması ve müzakere koşullarının oluşması için Barış Bildirisi’ne imza atmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, akademisyenlere ‘alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı ve ruhu kirlenmiş’ sözlerini yöneltmişti. Yükseköğretim Kurulu, bildiriye imza atan akademisyenler hakkında hukuki işlem yapılacağını duyurmuştu.

    Şu an firari olan suç örgütü lideri Sedat Peker de o günlerde “Oluk oluk kan akıtacağız ve kanlarında duş alacağız” ifadesini kullanmıştı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle 64 kurumdan 406 barış bildirisi imzacısı akademisyen kamu görevinden ihraç edildi.

    Barış İçin Akademisyenler’in internet sitesindeki rapora göre, şimdiye kadar 822 akademisyene dava açıldı. 204 akademisyen 15 ay ile 36 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

    Anayasa Mahkemesi Temmuz 2019’da bildiriye imza attığı için ‘terör örgütü propagandası yapma’ suçundan mahkûm edilen akademisyenler Füsun Üstel, İbrahim Garip, Yasemin Gülsüm Acar, Ayda Rona, Aylin Altınay Cingöz, Melda Tunçay, İzzeddin Önder, Canan Özbey, Nazlı Ökten Gülsoy, Zübeyde Gaye, Çankaya Eksen ve Ece Öztan’ın ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

    PİRHA/ANKARA

  • İhraç edilen 2 akademisyen görevlerine iade edildi

    İhraç edilen 2 akademisyen görevlerine iade edildi

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci görevlerine iade edildi. 

    Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde OHAL kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci görevlerine iade edildi.

    İki eğitimcinin görevlerine iade edildiği bilgisi Mülkiyeler Birliği tarafından duyuruldu. Birliğin dijital medya hesabından yapılan paylaşımda, iadelerin sevinçle karşılandığı belirtilirken, ihraç edilen tüm hocaların da görevlerine iade edilmesi talep edildi.

    Mülkiyeler Birliği’nden yapılan açıklamada, “Fakültemizden ihraç edilen sevgili hocalarımız Doç. Dr. Nilgün Erdem ve Araştırma Görevlisi Ekin Değirmenci’nin görevlerine iade edilmelerinin sevincini yaşıyoruz. Haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm hocalarımızın görevlerine iade edilmelerini talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • OHAL Komisyonu tüm başvuruları tamamladı: Yüzde 85 ret

    OHAL Komisyonu tüm başvuruları tamamladı: Yüzde 85 ret

    Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) tesis edilen işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karara bağlamak üzere kurulan Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu, bugün itibarıyla görev süresi içerisinde tüm başvuruları karara bağladı. Komisyona yapılan başvuruların yüzde 85,89’u reddedildi.

    AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) tesis ettiği işlemler hakkındaki başvuruları karara bağlamak üzere kurulan Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu, görev süresi içerisinde tüm başvuruları bugün itibariyle karara bağladı.

    Komisyonun internet sitesinde yayınlanan faaliyet raporuna göre, Fethullahçı yapının (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında yayımlanan KHK’lerle 131 bin 922 “tedbir işlemi” uygulandı. Bu kapsamda 125 bin 678 kişi hakkında kamu görevinden çıkarıldı, 3 bin 213 kişinin rütbeleri alındı, 2 bin 761 kurum ve kuruluşun kapatılmasına karar verildi. Ayrıca yurt dışında eğitim gören 270 kişinin de öğrencilikle ilişiği kesildi.

    Uygulanan “tedbir işlemleri” hakkındaki başvuruları değerlendirip karara bağlamak üzere kurulan OHAL Komisyonu, 22 Mayıs 2017’de göreve başladı. Anayasa Mahkemesi’nin yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 12 Haziran 2017’de OHAL Komisyonunu etkili iç hukuk yolu kabul etti.

    Komisyon, 17 Temmuz 2017’den itibaren başvuruları, elektronik ortam üzerinden almaya başladı. Başvuru dosyaları hakkındaki karar verme süreci 22 Aralık 2017’de başlayan Komisyon, 12 Ocak 2023 itibarıyla görev süresi içerisinde tüm başvuruları karara bağladı. OHAL Komisyonunun görev süresi 22 Ocak’ta sona erecek.

    TAKİPSİZLİK VEYA BERAAT KARARI VERİLENLERİN DOSYALARINA ÖNCELİK VERİLDİ

    Başvuruları, kurumların ihraç sebepleri ile tespit edilen veriler kapsamında değerlendiren Komisyon, UYAP üzerinden başvurucuların durumlarını takip ederek, haklarında takipsizlik veya beraat kararı verilen kişilerin dosyalarını öncelikle ele aldı.

    Başvurulara ilişkin temin edilen bilgileri 116 kriter başlığı altında analiz ve sorgulama yaptığı belirtilen Komisyonun, inceleme ve değerlendirme kriterleri arasında adli soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki tespitler, ceza yargılaması sonuçları, örgüt içi iletişim programı kullanım kayıtları, Bank Asya’ya destek amaçlı hesap açma ve para yatırma bilgisi, örgütle iltisaklı sendika, dernek, vakıf ve federasyon üyeliği ve yöneticiliği, örgüt bağlantılı kuruluşlarda çalışma kayıtları yer aldı.

    127 BİN 292 BAŞVURU YAPILDI

    OHAL Komisyonuna görev süresi boyunca 127 bin 292 başvuru yapıldı. Başvurulardan 17 bin 960’ında kabul kararı veren Komisyon, 109 bin 332 dosyada da ret kararı aldı. Böylece komisyon, görev süresi içerisinde başvuruların tamamını karara bağladı. Başvuruların yüzde 85,89’u reddedilirken, yüzde 14,10’u kabul edildi.

    Kabul kararlarından 72’si kapatılan dernek, vakıf, öğrenci yurdu, televizyon kanalı ve gazete gibi kuruluşların açılmasına ilişkin oldu.

    Ret kararlarının yüzde 95’inde adli soruşturma/kovuşturma bilgisi mevcutken, ağır ceza mahkemelerince hapis cezası verilenlerin oranı yüzde 55 olarak kayıtlara geçti.

    Reddedilen başvurularda, “terör örgütlerine müzahir kuruluşlara yapılan mali destek ve para transferi” bilgisi oranının yüzde 50, “Fethullah Gülen’in Bank Asya’ya destek çağrısı üzerine işlem yapanların” oranının yüzde 40, “FETÖ’nün gizli iletişim aracı ByLock kullanıcılığı tespit edilenler” yüzde 35, “FETÖ’nün emniyet mahrem yapılanmasında yer aldığına dair tespitler bulunanlar” ise yüzde 30 olduğu aktarıldı. Başvurusu reddedilen kişilerin yüzde 26’sında “örgütle iltisaklı sendika, dernek ve vakıf üyeliği ile yöneticilik” yaptığı öne sürülürken, darbe davalarında yargılananlar yüzde 17, “örgütsel amaçlı ankesör ve operasyonel hat kullanım bilgisi” de yüzde 12 olarak kayıtlara geçti.

    Bunun yanı sıra komisyonun verdiği kararlarda dernek, gazete aboneliği veya örgütle bağlantılı okulda kayıt bilgisi tek başına ret sebebi görülmediği kaydedildi. Komisyon tarafından verilen ret kararıyla birlikte ilgili kişilere mahkeme yolu da açıldı. Başvuruları kabul edilenlerin, kamu görevinden çıkarıldığı tarihten iade edildiği tarihine kadar geçen süreye ilişkin mali ve sosyal haklarının geri alabilmesinin önü açıldı.

    “ŞAHSİLİK İLKESİ” GÖZETİLDİ

    OHAL Komisyonu, yapılan başvurularda “şahsilik ilkesi” gereği başvurucunun eşi veya aile bireyleri hakkında örgüt üyeliği, irtibatı, iltisakı bilgisi olup olmadığından bağımsız olarak kararlar verdiği belirtildi. Bu kapsamda komisyonun yaptığı inceleme sonucunda, örgütle irtibatı nedeniyle ret kararı verilen eşinden bağımsız olarak 1956 kişinin başvurusu kabul edildi.

    Görev süresi 22 Ocak’ta sona erecek Komisyonun kararlarına karşı mahkemelerde açılan davalara ilişkin iş ve işlemlerin yürütülmesi konusunda 7429 sayılı Kanunun 10’uncu maddesi ile 7075 sayılı Kanuna eklenen “Komisyonun görev süresi sonrasına dair işlemler” başlıklı geçici 5’inci maddeyle gerekli düzenlemeler de yapıldı.

    KOMİSYON FAALİYET RAPORU YAYIMLANDI

    OHAL Komisyonu, görev süresi içerisinde yaptığı çalışmaları, oluşturulan veri inceleme ve değerlendirme sistemi ile karar örneklerini, faaliyet raporu hazırlayarak kamuoyunun bilgisine sundu.

    Türkçe ve İngilizce hazırlanan raporda, Fethullahçı yapının kamuya sızma, sınav usulsüzlükleri ve mahrem yapılanmasına ilişkin bilgiler de yer aldı.

    Raporda, örgüte ait okul, dernek, vakıf ve sendika faaliyetlerinde yapılan usulsüzlükler ile yardım adı altında vatandaşlardan elde edilen gelirlerin örgüte aktarıldığı tespitleri de sıralandı. Verilen kararlardan örnekler ve hazırlanan infografiklerle örgütün kamu kurumlarında ve sivil toplum kuruluşlarındaki yapılanmasına ilişkin detaylar da raporda ortaya konuldu.

    Faaliyet raporunun tamamına OHAL Komisyonunun internet adresinden erişim sağlanabiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sivil toplum örgütlerinden yeni yıl mesajı: Umutla bakacağımız bir yıl olsun!-VİDEO

    Sivil toplum örgütlerinden yeni yıl mesajı: Umutla bakacağımız bir yıl olsun!-VİDEO

    PİRHA – Yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaşan sivil toplum örgütlerinde mücadele yürüten yurttaşlar, “2023 yılı hepimize özgürlük, mutluluk adalet getirsin” dediler.

    2022 yılı insan hakları ihlalleri açısından bir hayli karanlık bir yıl oldu. Toplumun bütün dezavantajlıları, ezilenleri, önceki yıllara kıyasla daha da haklarından uzak bir sene yaşadı. Sivil toplum örgütlerinde mücadele yürüten yurttaşlar, yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı.

    İnsan Hakları Derneği Merkez Yürütme Kurulu üyesi Nuray Çevirmen, 2022 yılı içerisinde cezaevlerinde yaşanan ihlallerin daha da arttığını vurguladı. Çevirmen, yeni yıla dair şu mesajı verdi:
    “Önceki yıllara oranla daha fazla hak ihlallerinin yaşandığı bir süreç oldu. Pek çok hasta mahpusun ölümüne tanıklık ettik. İnsanlık onurunu hiçe sayan uygulamalar maalesef devam ediyor. 2023 yılı hepimize özgürlük, mutluluk adalet getirsin. İnsanların kötü muameleye uğramadığı, eşitliğin sağlandığı, ötekileştirilmediği, çocukların istismara maruz kalmadığı, kadın cinayetlerinin işlenmediği bir yaşam sürülmesi şeklinde dileğimiz, umudumuz ve aynı zamanda mücadelemiz devam edecek.”

    Kanun Hükmünde Kararname ile işinden uzaklaştırılıp hukuk mücadelesi ardından tekrardan işine iade edilen Mithat Tokur da şu sözlerle yeni yıla dair düşüncelerini paylaştı:

    “2017 yılında KHK ile kamu kuruluşundan ihraç edildim. Aynı dönem Türkiye Sakatlar Derneği Ankara Şube Başkanlığı görevini yürütmekteydim. Son 7 yıl sıkıntılı bir süreç geçirdik. Mahkeme kararı sonucu işimize iade edildik. Ama baskılar aynı şekilde devam etti. Bu kez başka yerlere sürgüne gönderildim. Dilerim önümüzdeki süreç özellikle engellilerin, diğer dezavantajlı grupların umutla bakacağı bir yıl olur.”

    Sivil toplum örgütlerinde mücadele yürüten Sait Tosun da yeni yıla dair “Gelecekle ilgili umutlarım; tüm muhalif, devrimci güçlerin birleşerek yeni yılları en güzel kutlanacağı yıllar olarak yaşatması adına tüm devrimci ve sosyalistlerin gelecek yıl kutlu olsun” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • KHK ile ihraç edilen Nursel Tanrıverdi: Zulme karşı susmaktansa direnmeyi tercih ettim

    KHK ile ihraç edilen Nursel Tanrıverdi: Zulme karşı susmaktansa direnmeyi tercih ettim

    PİRHA-17 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra KHK ile ihraç edilen felsefe öğretmeni Nursel Tanrıverdi, 20 Şubat 2017’den beri Bakırköy Meydanı’nda “İşimizi geri alacağız” eylemi yapıyor. Tanrıverdi, “Bizim için çok zor bir süreç oldu, sivil ölüme terk edildik bize karşı düşman hukuku uygulandı” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    Özel okullar başta olmak üzere kapatılan kurumlarda görev yapan çok sayıda çalışan, işinden oldu. Aynı zaman diliminde ihraç olan binlerce kişinin mağduriyeti, bundan sonraki süreçte benzer acılar ve zorlukları da beraberinde getirdi. Toplumun adeta ötekisi haline getirilen KHK’liler, ne güvenceli bir iş edinebildi ne de ihraç edildiği kurumalardan haklarını aldı.

    17 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 7 Şubat 2017’de 686 No’lu KHK ile ihraç edilen felsefe öğretmeni Nursel Tanrıverdi 20 Şubat 2017’den beri 6 yıldır her pazartesi günü Bakırköy Meydanı’nda “İşimizi geri alacağız” eylemi yaparak sesini duyurmaya çalışıyor. Direnişinin 300 haftasını geride bırakan ve bu sürede gözaltına alınan, tutuklanan ve hakkında sayısız dava açılan Nursel Tanrıverdi, PİRHA’ya konuştu.

    “ZULME KARŞI SUSMAKTANSA, DİRENMEYİ TERCİH ETTİM”

    Binlerce emekçiye dayatılan “KHK zulmüne” karşı susmaktansa, direnmeyi tercih ettiğini vurgulayan Nursel Tanrıverdi, “15 Temmuz’un ardından OHAL ilanıyla KHK’ler yayınlanmaya başladı.Önce Aktif Eğitim-Sen kapatıldı ve üyesi olan 20-30 bin üzerindeki öğretmen bir anda işten atıldı. Sonrasında ise hızla üyesi olduğumuz KESK hedef alındı ve 5 bine yakın emekçi peş peşe çıkarılan kararnamelerle işinden ihraç edildi. O süreçte toplam 150 bin kamu emekçisi işten atıldı. Biz o dönemde KESK Şubeler Platformu öncülüğünde Bakırköy, Kadıköy ve Kartal meydanlarında üçer saat oturma eylemleri, basın açıklamaları, bildiri dağıtımları ve imza standı açmak şeklinde direnişler başlattık. Daha sonra polis saldırıları ve kaymakam yasakları getirildi. O dönem sistematik olarak gözaltına alınmaya başladık. Daha sonra KESK, direnişi seçim sonrasına bırakmamızı önerdi ama seçimden sonra da bir şey yapılmadı. Biz ise bir öğretmen arkadaşımla birlikte, ‘Biz bitti demeden, bitmez’ diyerek 5.5 yıldır her pazartesi saat 14.00-14.30 arasında Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda işimize geri dönme talebiyle direnişimize devam ediyoruz” diye belirtti.

    “İŞTEN ATILMALAR SİYASİ BİR KARAR”

    OHAL Komisyonu’nda 100 bine yakın başvurudan 90 bine yakınının sonuçlandığını ve hala çok sayıda dosyanın komisyonda beklediğini belirten Tanrıverdi, “Geçen sene dosyamı inceleyen komisyonun kurum kanaatini, Bakırköy’de yaptığım direnişi ve hakkımda açılan davaları gerekçe göstererek ret cevabı verdi. Açılan davaların hepsinden beraat etmeme rağmen yine de ret cevabına dayanak yapıldı. Bunların hepsi göstermelik kararlar birçok dosyada sadece ‘kurum kanaati’ ile ret kararı veriliyor. Komisyondan ret cevabını aldıktan sonra işe iade mahkemesine başvurdum 3 Haziran’da duruşmaya gidip ifade verdim ama hâkim beni dinlemek bile istemedi, o yüzden de çıkacak karar konusunda iyimser değilim işten atılmaların tamamen siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum” dedi.

    “SİVİL ÖLÜME TERK EDİLDİK”

    Maaşlı çalışan insanlar olduklarını ve çektikleri krediler olduğu için ihraç edilmeleriyle birden “dımdızlak” ortada kaldıklarını ifade eden Tanrıverdi, “Eğer sizi destekleyecek birileri yoksa vay halinize. Çünkü KHK’li olmanız sebebiyle başka hiçbir işte çalışamıyorsunuz. Özel okul ve dershanelerde de çalışamıyorsunuz Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvuru yaptığınızda ‘KHK’lı olduğunuz için buralarda çalışamazsınız’ deniliyor. Aslında fiili olarak meslekten men edildik. Evli ve çocuğu olan arkadaşlar için çok zor bir süreçti ve bu dönemde intihar eden, kalp krizi geçiren ve iş cinayetlerinden ölen arkadaşlarımız oldu. Bizim için çok zor bir süreç oldu sağlık hakkından yararlanamıyoruz, yurtdışı yasağımız var. Sivil ölüme terk edildik bize karşı düşman hukuku uygulandı” diye ifade etti.

    “ALANDA DİRENİRKEN SADECE KENDİ İŞİMİZİ İSTEMEDİK”

    Tanrıverdi, işine geri dönmek adına yaptığı direniş sürecinde 2018-2019 yılları arasında 9 ay içinde 5 kez tutuklandığını belirtti. 5 kez alana yaklaşmama cezası aldıklarını da aktaran Tanrıverdi “O alanda iki öğretmenin 5 kez ceza alınsa yatarı bile olmayan bir suçtan, yani 2911’den hapis yatması tüm demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin, sosyalistlerin ve devrimcilerin sorunudur. Bize yeterli destek verilmiş olsa ve bize sahip çıkılsa 5 kere tutuklanmazdık. O günlerdeki sessizlik bugün ülkede tüm bu baskıların yaşanmasının sebebidir. Her şey iktidarın baskısıyla açıklanamaz. Biraz da kendimize bakmamız gerekiyor. Yıllarca hatırlattığımız gibi sarı öküzü vermeyeceklerdi. Alanda direnirken sadece kendi işimizi geri istemedik. ‘İşimizi geri alacağız’ sloganı aynı zamanda bir stratejidir. İçinde hem talep, hem umut hem de bu direnişi 300 hafta sürdürmemizi sağlayan kararlılığımız ve bilincimiz var. Onun için Bakırköy Direnişi sadece 150 bin KHK’linin işe dönme talebini dile getirmez. İşten atılan işçilerin, baskı altındaki gazetecilerin, konserleri yasaklanan sanatçıların,  tutuklu avukatların, Boğaziçi direnişinin, Çorlu tren katliamı ailelerinin, Gülistan Doku’nun, Şenyaşar ailesinin, istismara uğrayan çocukların, kadın cinayetlerinde katledilen kadınların da sesi olmuştur. Adaletsizliğe uğrayan tüm halk için adalet istemeye de devam edecektir” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • Okul öncesi öğretmeniydi; ’14 yıllık mesleğimden hukuksuz, keyfi bir şekilde ihraç edildim’

    Okul öncesi öğretmeniydi; ’14 yıllık mesleğimden hukuksuz, keyfi bir şekilde ihraç edildim’

    PİRHA-375 No’lu Kanun Hükmünde Kararname ile 1 Ağustos 2022’de mesleğinden ihraç edilen okul öncesi öğretmeni Pelin Akbaş Yeşil, 14 yıllık mesleğinden haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç edildiğini belirtti. Yeşil, “Bu haksız ve hukuksuz ihraçlar ilk olmadığı gibi bu saldırılar püskürtülmezse son da olmayacaktır. Keyfi ihraçlar son bulana kadar, emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz için bir arada olmalı, birlikte mücadele etmeliyiz” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    Özel okullar başta olmak üzere kapatılan kurumlarda görev yapan çok sayıda çalışan, işinden oldu. Aynı zaman diliminde ihraç olan binlerce kişinin mağduriyeti, bundan sonraki süreçte benzer acılar ve zorlukları da beraberinde getirdi. Toplumun adeta ötekisi haline getirilen KHK’liler, ne güvenceli bir iş edinebildi ne de ihraç edildiği kurumalardan haklarını aldı.

    Evli ve 5 yaşındaki bir çocuk annesi 37 yaşındaki Pelin Akbaş Yeşil, 1 Ağustos 2022’de 375 No’lu KHK ile ihraç edildi.

    Okul öncesi öğretmeni olan Pelin Akbaş Yeşil, 15 Temmuz 2016’dan bu yana çıkarılan KHK’ler ile yaklaşık 140 bin kamu emekçisinin ihraç edilerek açlığa terk edildiğini vurguladı ve OHAL bahanesiyle birlikte keyfi işten atmalar yaşanırken kamu emekçilerinin iş güvencesinin tamamen ortadan kalktığını söyledi.

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM YARGILANMA SÜRECİMDE DELİL OLARAK KULLANILDI”

    2016 yılında Hatay’da yaklaşık 1000 kişi ile birlikte KHK hukuksuzluğuyla açığa alınanlar arasında yer aldığını ifade eden Pelin Akbaş Yeşil, “O dönemde Eğitim-Sen Hatay Şubesi’nin yürütme kurulundaydım ve Hatay Şube, tüm Türkiye’ye örnek olan bir direniş sergiledi ve hepimiz görevlerimize döndük. Eylül 2019’da Eğitim-Sen Genel Merkezi’nin, Hatay Şubesi yöneticilerinin tamamını keyfi ve asılsız suçlamalarla görevden aldığı ve yerine kayyum atadığı yöneticilerden biri de bendim. AKP iktidarı işimize, emeğimize, ekmeğimize göz dikmiş pervasızca saldırılarını sürdürürken, ilk ihracımı yıllarca iş güvencemiz, geleceğimiz, ekonomik ve demokratik haklarımız, bilimsel, parasız eğitim ve sağlık hakkımız, eşitlik ve adalet için mücadele ettiğim, emek harcadığım sendikam tarafından yaşadım. Bu ihraç daha sonra 2020 yılında ‘sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle örgüt üyeliği iddiası’ ve ‘sendikal eylemlere katılma’ yaşadığım haksız ve hukuksuz gözaltı, ev hapsi, mesleğimden ikinci kez açığa alınma, yargılama sürecinde iddianameme delil olarak eklendi” diye belirtti.

    “HAKSIZ, HUKUKSUZ VE KEYFİ BİR ŞEKİLDE İHRAÇ EDİLDİM”

    1 Ağustos 2022 tarihinde 14 yıllık mesleğinden haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç edildiğini vurgulayan Yeşil, şunları dile getirdi:

    “İhracımda bahsi geçen 375 No’lu KHK’nın geçici 35. Maddesi, bakanlıklara keyfilik tanıyan, istediğini istediği gibi bir disiplin soruşturması süreci geçirmeden ya da tamamlamadan atabilirsin rahatlığı veren bir maddeydi ve geçerliliği 31 Temmuz itibariyle sona erdi. Bu geçici maddenin geçerliliği sona ermeden hemen önce 6000 kişi kamudan hukuksuz ve keyfi bir biçimde ihraç edildi. Bugün gasp edilen sadece 14 yıllık mesleğim değildir. Gasp edilen ailemin ve benim gece gündüz çalışarak harcadığımız emeğimiz, alın terimiz ve geleceğimizdir. Bizlere KPSS’de hiç kimse soruların cevaplarını vermedi, hiç kimse atanmamız için torpil yapmadı, kendi emeğimiz ile elde ettik mesleğimizi. Bugün hala devam eden keyfi ve hukuksuz uygulamalarla mesleğimden ihraç edildim bu kararı kabullenmek mümkün değildir” dedi.

    “SİVİL ÖLÜME TERK EDİYORLAR”

    Haksız ve hukuksuz ihraçların ilk olmadığını ve bu saldırılar püskürtülmezse son da olmayacağını belirten Yeşil, “Bugün beni mesleğimden, öğrencilerimden, okulumdan uzaklaştıranlar, halkımıza da gözdağı vermeye çalışmıştır. Emek, demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi verenlerin, onların yanında olup destekleyenlerin cezalandırılma aracı olan bu ihraçlar, toplumu korkutma, yıldırma, sindirme politikasının bir parçasıdır. Haksız, hukuksuz ve keyfi ihraçlar son bulana kadar, emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz için bir arada olmalı, birlikte mücadele etmeliyiz. İşimi, öğrencilerimi ve ekmeğimi geri istiyorum. İhraç edilirken sadece MEB’den atmıyorlar, mesleğinizi özel sektörde de yapmanıza imkan tanımıyorlar. ‘Ağaç kökü yesinler’ diyerek sivil ölüme terk ediyorlar. İhraç edilmem öncelikle büyük bir haksızlık hissi yarattı ve bu durum psikolojik etkiler yarattı. Sadece benim de değil ailem de bu süreçten etkilendi. 5 yaşındaki kızım, ‘Anne neden okula gitmiyorsun diye soruyor,’ eşim de ekonomik krizden etkilendi aylarca işsiz kaldı, ailece ekonomik olarak sıkıntılı süreç yaşadık, yaşıyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • Öğretmen Mahmut Sümbül, işe iade kararına karşın, görevine başlatılmıyor-VİDEO

    Öğretmen Mahmut Sümbül, işe iade kararına karşın, görevine başlatılmıyor-VİDEO

    PİRHA- -KHK ile işinden olan binlerce KESK’liden biri olan Mersin Eğitim-Sen Şube Başkanı Öğretmen Mahmut Sümbül, İstinaf Mahkemesi’nin kararıyla işine iade edilmesine karşın güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek görevine başlatılmadı. Sümbül, uygulamanın hukuksal bir yanının olmadığına dikkat çekerek, mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile binlerce kamu emekçisi, işinden oldu. KHK’lilerin dosyasını incelemekle görevli kılınan OHAL İnceleme Komisyonu’nda ise binlerce dosya incelemeyi beklemekte. 5 bine yakın KESK üyesinin de ihraç edildiği süreçte işinden olan isimlerden biri de Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül.

    OHAL Komisyonu tarafından red kararı verilen Mahmut Sümbül, dosyayı avukatları aracılığıyla İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı. İstinaf Mahkemesi Mahmut Sümbül’ü haklı bularak işine iade kararı verdi.

    Mahkeme kararını gerekli yerlere ilettiğini belirten Sümbül, işe başlaması gerekirken, engellendiğini dile getirdi.

    Süreç hakkında PİRHA‘ya konuşan Sümbül, OHAL sonrası çıkarılan KHK ile yüzbinlerce emekçi gibi işinden olduğunu ve 6 yılı aşan bir süre boyunca da işe iadesinin ‘oyalama komisyonu’ olarak tarif ettiği komisyonun AİHM’in de desteğiyle engellendiğini vurgulayarak, “Hukuki hiçbir dayanağı olmayan, AİHM’in de suç ortaklığını yaptığı komisyondan bazı arkadaşlarımız iade edildi. Yıllar sonra ben ve bazı arkadaşlarıma da ret geldi ve hukuki süreç başlamış oldu. İdari mahkemenin komisyonun kararına uymasından sonra istinafa itirazda bulundum ve 10 Kasım günü istinaf itirazımı kabul etti. Böylece bütün idari ve mali haklarla görevime iade edildim” dedi.

    “HUKUKİ BİR MÜCADELE BAŞLATACAĞIZ”

    Bütün idari ve mali haklarla görevine iade edilmiş olmasına karşın eski görev yerine verilmediğini ve hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması başlatıldığını aktaran Sümbül, şunları dile getirdi:

    “Bu hem kendi hukuklarını tanımamak, kendi oluşturdukları komisyonun kararını tanımama, hem de İstinaf Mahkemesi gibi üst mahkemelerin kararını tanımama anlamına geliyor. Valilik bünyesinde kurulan ve yaklaşık iki hafta süren böyle bir komisyonun baskı aracı olarak göreve iade edilen ya da hukuki kazanımla görevine iade edilenler üzerinde yeni bir baskı aracı olarak, bir oyalama aracı olarak devam ettiğini biliyoruz. Bununla ilgili sendikamızın avukatları gerekli çalışmayı yapıyorlar. Hem bu uygulamanın kendisine hem de bu uygulamanın yarattığı haksızlıklara dair de hukuki bir mücadele başlatacağız.”

    Kendisinin görevine iade edilmiş olsa da hala komisyonda dosyası bekleyen yaklaşık 180’e yakın eğitim- bilim emekçisinin varlığına işaret eden Sümbül, “Son arkadaşımız görevine iade edilene ve tüm haklarını kazanana kadar da biz mücadelemizi büyüterek, yükselterek devam edeceğiz” diye sözlerini tamamladı.

    Diren KESER/MERSİN

  • 8 Alevi çatı örgütü basın ile buluştu: Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yok hükmündedir-VİDEO

    8 Alevi çatı örgütü basın ile buluştu: Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yok hükmündedir-VİDEO

    PİRHA-AKP tarafından Alevilere yönelik yürütülen çalışmalara karşı İstanbul Taksim’de medya mensuplarıyla basın toplantısı yapan 8 Alevi çatı örgütü, sürece ilişkin açıklamalarda bulundu. Torba yasanın derhal geri çekilmesi gerektiğini belirten ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi bizim için yok hükmündedir. 25 Aralık günü İstanbul’da Alevi kurultayı gerçekleştireceğiz. Tüm kesimleri davet edeceğiz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), AKP’nin torba yasa içerisinde Meclis’e getirdiği Alevilere yönelik düzenlemeler ile Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin İstanbul Taksim’de basınla toplantı yaptı.

    Toplantıya ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, DAD Genel Sekreteri Bülent Felekoğlu, ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanları Dilber Aslan, Ali Şeker, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi Üyesi Eren Erdem, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, gazeteci Necdet Saraç‘ın yanı sıra çok sayıda gazeteci katıldı.

    “TORBA YASA DERHAL GERİ ÇEKİLMELİDİR”

    Kurumlar adına konuşmayı ise ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan yaptı. Alevilerin taleplerini yıllardır kamuoyu önünde dile getirdiğini belirten Aslan, şunları söyledi:

    “Mücadelemizi her yerde verdik. Türkiye’nin tam anlamda laik, demokratik bir ülke olması durumunda taleplerimizin karşılanacağını ifade ettik. Ama ülkeyi yönetenler, halkları kendilerine göre tanımlamaya devam etti. Hiçbir olumlu adım atılmadı. AİHM kararları tanınmadı. İktidar toplumun taleplerini duymuyor, görmüyor. Aleviler bu ülkenin güvenlik sorunu değil. Bu ülkede laiklik, eşit yurttaşlık istiyoruz. AKP son süreçte sözde Alevileri gezdiler, sözde taleplerini dinlediler. Yıllardır dile getirdiğimiz eşit yurttaşlık talebimizi yok sayan iktidar bizi yine görmezden geliyor. Devletin hiçbir inancı tanımlayamayacağını, tarif edemeyeceğini dile getirdik. Torba yasasının derhal geri çekilmesi gerekiyor. Yapılan hareketle sanki demokratik bir açılım yapıyorlarmış gibi bir hava yarattılar.”

    “CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR”

    Aslan, 8 Kasım günü Ankara’da yaptıkları yürüyüş ve basın açıklamasına da değinirken, “8 Kasım günü barışçıl taleplerimizi dile getirmek isterken güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirildik. Kurum başkanlarımız darp edildi. AKP hariç diğer tüm partiler ile görüştük. Yapılanın hakaret olduğunu söyledik. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu ülkede inkar edilen, yok sayılan, katledilen inanç topluluğunun bir kez daha yok sayıldığını gördük. Buna karşı gerekli tüm siyasi ve hukuki sürece devam edeceğiz. İktidarın yanlış algısını kanıtlamak için bütün bölgelerde çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

    “25 ARALIK GÜNÜ İSTANBUL’DA ALEVİ KURULTAYI GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    25 Aralık günü İstanbul’da bir kurultay gerçekleştireceklerini de ifade eden Mustafa Aslan, “Tüm kesimleri davet edeceğiz. Aleviler sözünü bir kez daha İstanbul’dan haykıracak. Torba yasasını ve kararnameyi Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımak için çalışmalarımız sürüyor. Bu ülkedeki herkes eşit yurttaş sayılana kadar mücadelemiz devam edecek. Kararname bizim için yok hükmündedir” diye konuştu.

    Aslan son olarak basın organlarına da çağrıda bulunarak,”Aleviler yeterince medyada kendisine yer bulamıyor. Alevilerin sesi olmanızı talep ediyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL