Etiket: kitap

  • Novamed’de kadın direnişi kitaplaştırıldı: Bir Kadın Grevi

    Novamed’de kadın direnişi kitaplaştırıldı: Bir Kadın Grevi

    Novamed’li kadınların bir yılı aşkın süren hak arama mücadelesi “Bir Kadın Grevi” adı ile sosyolog Feryal Saygılıgil tarafından kitaplaştırıldı. Kitap, Almanya merkezli Fresenius Medical Care’e (FMC) bağlı olarak 2000 yılından beri Antalya Serbest Bölgesi’nde faaliyet sürdüren Novamed’te, Petrol-İş Sendikası’na üye 83 kadın işçinin direnişini anlatıyor.

    Sosyolog Feryal Saygılıgil’in “Bir Kadın Grevi: Serbest Bölge’de Kadın Olmak” isimli çalışması Güldünya Yayınları’ndan çıktı.

    Kitap, Almanya merkezli Fresenius Medical Care’e (FMC) bağlı olarak 2000 yılından beri Antalya Serbest Bölgesi’nde faaliyetini sürdüren Novamed’te, Petrol-İş Sendikası’na üye 83 kadın işçinin direnişini anlatıyor.

    NOVAMED’Lİ KADINLARIN 448 GÜNLÜK DİRENİŞİ

    Kadın işçiler maruz kaldıkları saldırıları bertaraf etmek, sendikalaşma haklarını savunmak için 26 Eylül 2006’da greve çıkmıştı.

    Düşük ücret verilmesi, hamileliğin takvime bağlanarak sıraya konulması, tuvalete gitmenin önce yasaklanması, sonra dakikalara bağlanması, kadınların aybaşı dönemlerinin sorun olması gibi nedenlerle 83 kadının başlattığı direniş, 448 gün sürmüş ve üç yıllık toplu iş sözleşmesi imzalanarak sonlanmıştı.

    Bir yılı aşkın süren grev kadınların direnişini ve örgütlenme deneyimlerini, hak arama mücadelelerini gelecek kuşaklara aktarmak açısından önemliydi. Saygılıgil de kitabında bu önemli deneyime mercek tutuyor.

    “Patriyarkaya Yaklaşım”, “Sınıf Analizinin ve Deneyiminin Önemi”, “Emek, Görünmeyen Emek”, “Sermaye ile Patriyarka Birlikteliği”, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadın İşçilerin Durumu”, “Türkiye’de Kadının İşgücü Piyasasındaki Durumu”, “Kadın İşçi Sendika İlişkisi” gibi konuların ele alındığı kitapta, serbest bölgelerde çalışan kadınların örgütlenme deneyimleri, direniş stratejileri de aktarılıyor.

    Fabrikada kadın olmaktan meslek hastalıklarına, vardiyalı çalışmaktan işçilerin hayallerine kadar pek çok konuya mercek tutan Sosyolog Saygılıgil direnişi kitaplaştırma sürecini ise kitabın girişinde şu cümlelerle aktarıyor:

    “Petrol-İş Kadın Dergisi’nde Novamed’de çalışan kadınlarla yapılmış bir röportaj çıkmıştı. Oraya giderek grevdeki işçilerin deneyimlerini belgelemeyi, onlarla sohbet etmeyi çok istiyordum. Sinemacı Güliz Sağlam ile birlikte işçilerle görüşmek için Antalya Serbest Bölgesi’ne gittik.

    “Grevin 141’inci günüydü ve iki gün boyunca grevdeki kadınlarla sohbet ettik, çekim yaptık. Bu çekimlerden on iki dakikalık, Novamed Direnişi isimli bir belgesel hazırladık. Novamedli grevci kadınların deneyimini doktora tezim olarak belirlemem de bu sürece dayanmakta. Böylece hem yazılı hem de görsel olarak Antalya Serbest Bölge’de yaşanan bu önemli deneyimi aktarabilecektim.

    Bu arada Türkiye’deki diğer Serbest Bölgelerde yaşananları, çalışma koşullarını da merak etmeye başlamıştım. Serbest bölgelerde çoğunlukla kadın işçilerin çalıştırıldığını, yedek işgücü ordusu, ucuz işgücü olarak görüldüklerini, dünyadaki pek çok yerde Serbest Bölgelerde işgücünün kadınlaştığından haberdardım.

    “Acaba Türkiye’de nasıldı? Çalışma koşulları ne durumdaydı? Kadın işçilerin deneyimlerinden ne sonuçlar çıkarabilirdim? İşte ilk bu sorularla çalışmaya başladım.”

    (Gazete Karınca)

  • Yazar Ayhan Aydın’ın ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabı çıktı-VİDEO

    Yazar Ayhan Aydın’ın ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabı çıktı-VİDEO

    PİRHA- Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerini, gözlemlerini özet halinde ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı kitabında topladı. Aydın, “Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Kosova’da yaşayan Alevi Bektaşi inanç sistemi, öğretisi, türbeleri, dergahları, köyleri bu kitapta yer alıyor” dedi. 

    Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerini, gözlemlerini aktardığı  ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adlı yeni kitabına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Kitabına ‘Dostlar Bağında Gönül Seyyahı’ adını bilinçli koyduğunu belirten Aydın, “Dostluk, sohbet ve muhabbet çok güzel.  Muhabbet insana kapılar açıyor, yaralar sağaltıyor, insanı alıyor başka dünyalara götürüyor” diye konuştu.

    Aydın, “Bu kitabım benim denemelerimden oluşuyor. Alevilik Bektaşilikle ilgili iki bine yakın söyleşi yaptım. Bu söyleşilerin bir kısmı kitaplaştı, internet ortamında yayıldı, televizyonlarda, radyolarda bunları halka taşıdık. Ben de bu camianın içerisinde bunca yıl geçiren bir insan olarak tabi ki kimi gözlemlere sahip oldum ve bunları bir araya getireyim dedim. Bir kısmı daha önce bazı sunumlarda, dergilerde çıkmış yazılardan oluşuyor. Dedelerle, ozanlarla, Alevi Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla ilgili olan bilgilerimiz, gözlemlerimiz özet halinde burada aktardım” dedi.

    “GEÇMİŞİ GELECEĞE BAĞLAYACAK ALTIN ZİNCİRİN HALKASI GENÇLER”

    Gençlerle hasbihal eyledim, dertleştim ve dertlerimi onlara anlattım” diyen Aydın şöyle devam etti:

    “Bazen insan kör, sağır duvarlarla, engellerle ve dağlarla karşılaşıyor. Sizi en çok gençler anlar. Ve gençler bu geleneği yaşatacaklar, gençler bu yolu tutacaklar. Dolayısıyla gençlik o kadar önemli ki, yeryüzünün en önemli şeyi. Çünkü genç alacak hafızasına ruhuna ve kendi aklına yatanları daha çok içselleştirecek ve onları kendine dahil edecek. Bir bütün halinde topluma baktığınız zaman her şey aynı, değişen bir şey yok. Dolayısıyla geçmişi geleceğe bağlayacak zincirin altın halkası gençler. Biz onlara ne kadar çok şey verirsek, derdimizi anlatırsak o kadar kârdayız. Bizim kârımız da budur. Geleneğin bilgisini, gözlemlerimizi, sorunları serbestçe rahat bir şekilde okura taşıyacağız ve özellikle gençlerin anladığı dilden okura taşıyacağız. Onlar oradan ne alırsa hiç önemli değil. Yüzde birini bile almış olsa gerçekten onlar kendi düşünceleriyle bunu harmanlayacaklar, yoğuracaklar ve yollara devam edecekler.”

    “ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ SİSTEMİ BU KİTAPTA YER ALIYOR”

    Bu kitaptaki en önemli yazıların Balkanlarla ilgili yaptığı çalışmaların olduğunu belirten Aydın, “Yaklaşık 20-25 yıldır Balkanlara büyük bir ilgim var defalarca oraya gidip geldim. Bütün bu gezi notlarını bir başka bağımsız kitapta toplayacağım daha detaylı bir şekilde. Fakat bu kitapta en azından herkesin okuyabileceği şekilde aşırı detaylara girmedim ancak baktım yine 40 sayfayı bulmuş. Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve Kosova’da yaşayan Alevi Bektaşi inanç sistemi, öğretisi, türbeleri, dergahları, köyleri bu kitapta yer alıyor” diye konuştu.

    “OZAN YÜREĞİNE SAHİP VE OZANLARI SEVEN BİRİYİM”

    “Kitapta Kayaözlükten ozanları anlattığını ozan yüreğine sahip ve ozanları seven bir insan olduğunu” söyleyen Aydın, konuşmasına yeni kitabında da yer alan Kayaözlük Keskinli Aşık Haydari’ye ait şiirin şu dizeleri ile son verdi:

    “Ben ozanım Anadolum.
    Tasavvufta Yunus’uz biz, ben ozanım Anadolum.
    İsyanlarda Pir Sultanız, ben ozanım Anadolum.
    Taassubu yenebilen, türkü türkü Karacaoğlan, Köroğlu’nun sazını alan ben ozanım Anadolum.
    Torosların sert yaylası, Dadaloğlu’nun dili, Nazım ustanın teli ben ozanım Anadolum.
    Hem savaşta hem barışta, insanlık için yarışta, Mahsuni’yim ben Maraş’ta ben ozanım Anadolu’m. Nesimi’yim, Akarsu’yum.
    Yakıldıkça artar soyum, hem Gültekin hem Veysel’im, ben ozanım Anadolum.
    Yüz senede akmaz kanım, Hakk bendedir ben insanım, Daimi’yim çırakmanım ben Anadoluyum, ben ozanım.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Bahar Kızıl: Kadınlar yaşamı savunmaktan vazgeçmemeli-VİDEO

    Bahar Kızıl: Kadınlar yaşamı savunmaktan vazgeçmemeli-VİDEO

    PİRHA- Yazar Bahar Kızıl, Dersimli kadınların yaşam biçimini, geleneklerini, neşelerini, kavgalarını, acılarını, yaşama tutunma çabalarını ‘Nare Kadın’ adlı kitabında anlattı. Kızıl, “Tek tipleşmenin bu kadar dayatıldığı bir ülkede nefes almaları Dersimlilerin ve gerçekten resmi olmayan bütün dil ve inanç toplumlarının yaşadığı sorunlar benzerdir” diyor. 

    Dersimli Bahar Kızıl, kadınların yaşadığı zorluğu, acıyı, mutluluğu ve aşkı anlatan bir kitap yazdı. Yine kendisi gibi Dersimli olan Nare adlı bir kadın üzerinden yaşamın o doğal ve zor anlarını kaleme aldığı ‘Nare Kadın’ kitabına ilişkin Bahar Kızıl ile söyleşi gerçekleştirdik.

    17 yaşındayken Dersim’den ayrıldıktan sonra uzun yıllar Antalya’da yaşayan Bahar Kızıl, eşi ile ayrıldıktan sonra yeniden topraklarına geri dönmüş.

    “Ve o süre içinde bizim kadınların yaşamlarını çok derinden düşünmeye başlamıştım. Tarihimizi, yaşam şeklimizi. Akdeniz’deki yaşamla Dersim’deki doğudaki yaşamı kıyaslamaya başladım toplumsal açıdan” diyen Kızıl yaşadığı duygusal boşluktan sonra bu kitabı yazmaya karar vermiş.

    Babasının analığının ismi Nare. Ondan yola çıkarak koymuş kitaba ‘Nare Kadın’ adını.

    Dersim’de ve bu coğrafyada yaşayan tüm emekçi kadınların hayatını konu aldığını söyleyen Bahar Kızıl, “Aslında herkesin kendini bulabileceği cümlelerden oluşan kısa ve öz bir öykü kitabı”  dedi. Kızıl, çok yakında yine buna benzer doğu-batı kadınlarının yaşamlarının kıyaslandığı bir öykü kitabı daha yazacağının da müjdesini verdi.

    Nare Kadın Bahar Kızıl’ın ilk öykü kitabı. “Kitabı kendim için yazmak istedim, kendi birikmişliklerimi, kendi duygularımı boşaltmayı ve beni acıtan duygularımı, kendi toplumumuza kendi annelerimize kendi anneme dair başta hissettiğim duyguları kitaplaştırmak istedim” diyen Kızıl, kitabı 4 yılda bitirmiş.

    Kızıl, Nare Kadın’ı şöyle anlatıyor:

    “Nare Kadın, oğlunun ve eşinin arka arkaya ölmesi sonucu diğer 7 çocuğuyla birlikte dul kalmış bir Dersim kadını. Çocuklarını okutmak isteyen, çocuklarını kültürü ve diliyle yetiştirmek isteyen bir kadın. Aynı zamanda Dersim’in dağlarında yaşam kavgası veren, yenilebilecek her şeyi kurutan, turşu yapan, kışa saklayan, çocuklarını, hayvanlarını beslemek için. Gerek ormanda, gerek tarlada çalışan dirençli bir kadın. Yalnız olması, yalnız bırakılması aslında dram. Başarılı olması, çocuklarını eğitip belli yerlere ulaştırması ise başarı öyküsü.”

    Biraz annesinin biraz da Dersim’deki bütün kadıların yaşadığı ortak kaygı, mutluluk ve acıları yazdığını söyleyen Kızıl, “Bunu yazdıktan sonra daha çok şey yazılması gerektiğini gördüm. Oradaki kadınların tarihte yok olmamaları ve silinmemeleri için her şeylerinin yazılması gerektiğini gördüm. Bu şekilde bu yönde çalışmaya karar verdim. O kadınların yüzündeki çizgiler, boynundaki mavi boncuklar, o poşuları, çizgili poşuları her şey artık gözüme çarpmaya başladı. Her şeyi irdelemeye ve gözlemlemeye başladım” diyor.

    “KADINLAR DİL VE KÜLTÜR SORUNU YAŞIYOR”

    Kızıl, Dersimli kadınların yaşadığı sorunlara değindi:

    “O kadar net ve açık ki Dersim kadınlarının yaşadığı sorunlar dil ve kültürdür. İnancından ötürü yaşamış olduğu ortak sorunlar. O kitapta da zaten dil ve inancından ötürü yaşamış olduğu sorunları, kadınların ortak sorunu o. Bunun dışında dağ koşullarında yaşamı var etmek, üretmek, doğurduğunu büyütebilmek çok zor. Ve o sınırlar dışına çıkmak. Dersim coğrafyası dışında çocukları çıktıktan sonra asıl dert ve sorunları başlıyor. Tokadı yüzlerine yiyorlar, hissediyorlar. Aslında koşulları kendilerinin doğup büyüdükleri coğrafyayı yadırgadıkları bir yaşamın yok ama o sınırlardan çıktıktan sonra ciddi sorunlarla karşılaşıyorlar dil ve inançlarından ötürü. Tekçiliğin, tek tipleşmenin bu kadar dayatıldığı bir ülkede nefes almaları Dersimlilerin ve gerçekten resmi olmayan bütün dil ve inanç toplumlarının yaşadığı sorunlar benzerdir. Ve bundan kaynaklı yaşamsal şeyler yaşanıyor.”

    Nare Kadın yaşadığı dil sorununu çözmede ise çocuklarını Türkçe konuşturarak korumaya çalışıyor.

    “ANNEDEN AYRILDIKTAN SONRA ÇOCUK BAŞKALAŞIYOR”

    Dilden kopuş ile asıl sorunun başladığını söyleyen Bahar Kızıl, asimilasyon sürecinin nasıl yaşandığını şu sözlerle anlatıyor:

    “Dilden kopuştan, inançtan kopuştan, kendi özgün toplumumuzdan kopuşla sorunlarımız başlıyor. Ve dediğiniz gibi kadındır öğreten, taşıyan ve yetiştiren ama şimdi bu tekçiliğin dayatıldığı toplumlarda kadından çocuk çıktığı gün asimile olmaya başlıyor. Anneden ayrıldıktan sonra resmi kurumlarla tanıştığı gün insan başkalaşmaya başlıyor eğer tekçi bir düzen de yaşıyorsanız. Durum budur. Anneden ayrıldıktan sonra çocuk başkalaşıyor. Kendi özüne yabancılaşma anneden ayrılışla başlıyor. Baskının çok yoğun olduğu toplumlarda anneler de ister istemez yanlışa düşebiliyorlar. Korumak ve çocuğunu yaşatmak adına. Asimilasyon bazen de istemeden uygulayıcısı olabiliyorlar, dillerini, kültürlerini öğretmeyerek. Kadın çok hassas bir varlık, canlı. Anne çok farklı bir canlıdır. Doğurduğu her şeyi korumak, yaşatmak ister. Ürettiği, doğurduğunu korumak adına korktukça o da sınırlarını daraltıp egemen zihniyete benzemeye başlayabiliyor.”

    Alevi bir kadın olmanın da yaşanan zorluklara etkisinin olduğunu söyleyen Bahar Kızıl, “Bir kere Alevi inancı anayasal güvence altında değil. Beraberinde dili de öyle. Anayasal güvence altına alınmamış inançları yaşayan insanlar her zaman egemen zihniyet tarafından risk altıdadırlar. Gelecekleri risk altındadır. Yani Alevi olmaları tabi ki çok etkili yaşadığı zorluklar konusunda. Kimlikleri belirleyici. Bu ülkede kimlik maalesef belirleyici oluyor” dedi.

    “KADINLAR YAŞAMI SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEMELİ”

    Kadınların birbirlerine acımaları gerektiğini söyleyen Kızıl, “Gaddarlaşmamaları gerekiyor. Gaddarlaşan bir kadın yönetimi var egemenlerce. Kendi cinsine karşı acımasız, yüreği yanmayan, vicdanı devreye girmeyen bir kadın yönetim iktidarı var. Bunun karşısında da yaşamı ve vicdanı dayatan, herkese yaşamı savunan bir kadın cephesi var. 8 Mart tarihini de biliyoruz. İşçi kadınların tarihini, verdikleri mücadeleyi biliyoruz. Emekleri hakları için. Ama görüyoruz ki bu sistemle birlikte kadında kadına düşmanlaşabiliyor. Kadınlar birbirlerine vicdanen baksınlar. Ölen her insanı kadın doğuruyor. 9 ay taşıyan kadın. O nedenle birbirlerini anlamaları gerekiyor. Kadınlar asla yaşamı savunmaktan vazgeçmemek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL

     

  • Arap Aleviliğine dair kitap Adana Seyhan’da tanıtıldı

    Arap Aleviliğine dair kitap Adana Seyhan’da tanıtıldı

    Doçent Doktor Ali İhsan Ökten’in “Anadolu’nun Sırlı Aynası: Arap Aleviler/Nusayriler” konusunda yazdığı kitabın tanıtımı önceki gün Adana Seyhan Belediyesinde yapıldı.

    Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezinde gerçekleşen etkinlikte; kitap tanıtımının yanı sıra, fotoğraf sergisi, müzik dinletisi ve “Çokkültürlülük ve Hoşgörü Kapsamında Arap Aleviliği” konulu bir söyleşi düzenlendi.

    Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezinde gerçekleştirilen etkinliğe CHP Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer, HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar, sendika, meslek odası, Alevi Derneği, siyasi parti başkan ve yöneticileri, hekimler ve sağlık çalışanlarının yanı sıra çok sayıda edebiyatsever katıldı. Etkinlikte yazar Ökten, kitaplarını da imzaladı.

    Adana Şehir Hastanesi Beyin Cerrahi Servisi Klinik Şefi ve aynı zamanda Adana Tabip Odası Başkanı olan Ökten, cerrahlıktaki başarısını yazarlıkta da göstererek birçok kitap yazdı. Yeni kitabını ise çok farklı inanç ve etnik kimliği bünyesinde barındıran ülkemizde, Arap Aleviler (Nusayriler) ile ilgi hazırladığı kitabı Karahan kitapevinden çıktı.

    “AMACIM BELGESEL BİR ÇALIŞMA YAPMAKTI”

    Grup Mukavemet’in müzik dinletisi eşliğinde katılımcıların aldığı kitapların imzalanması ve fotoğraf sergisinin gezilmesinin ardından söyleşi gerçekleştiren Ökten, bu konuda uzun süre çalıştığını söyledi. Ökten, amacının Nusayriliğin/Arap Aleviliğinin tarihinden başlayarak siyasi, sosyal, ekonomik, eğitim ve coğrafi yapılanmasıyla ilgili konularda, içinde fotoğrafların bulunduğu belgesel niteliğinde bir çalışma hazırlamak olduğunu dile getirdi.

    “DÜNYAMIZ BİR KÜLTÜR BAHÇESİDİR”

    İnsan topluluklarının nerede ve ne zaman yaşamış olursa olsun her zaman manevi bir güce dayanma ihtiyacı duyduğunu sözlerine ekleyen Ökten, şöyle konuştu:

    “İnsanoğlu, günümüzün modern insanlarına kadar geçen süreyi değişik inançlara ve varlıklara inanarak başarmıştır. Aynı doğa parçasını paylaşan insanların birbirleriyle olumlu ilişkiler kurabilmesi için birbirlerini daha iyi tanımaları ve anlamaları gerekmektedir. Bunun içinde ortak bir kültüre sahip olması gereklidir. Kültürün önemli bir bölümünü dinsel inançlar oluşturur. Bu nedenle kültürel incelemelerde din önemli bir unsurdur. Bu tanıma göre Arap Aleviliğinin inanç temelli bir kültürel kimlik olduğu bir gerçektir. Yaşar Kemal, kültür üzerine şöyle söylemiştir: Ne büyük mutluluktur ki dünyamız hala on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her kültürün bir rengi, bir kokusu vardır. Arap Alevi kültürü de bu kültür bahçesinin bir çiçeğidir.”  (Evrensel)

  • 80 yaşındaki Hasan Dededen cemevi için kitap kampanyası

    80 yaşındaki Hasan Dededen cemevi için kitap kampanyası

    PİRHA- 80 yaşındaki Hasan Kuş köyünde bulunan cemevi için kitap kampanyası başlattı.

    Yılın belli zamanlarını Mersin’de geçiren Hasan Kuş, köyünde bulunan cemevi için kitap topluyor.

    Adıyaman Yaylakonak Yünlüce (Zıvar) köyünden olan Hasan Kuş, tek isteğinin cemevinde bir kütüphane kurmak olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Cemevimiz var, ancak Aleviliği, bilimi anlatan kitaplara ihtiyacımız var. Bundan dolayı köyüme kendi imkânlarım doğrultusunda kütüphane yapmak istiyorum. Akrabalarım, komşularım kitap getirdiler ama yeterli değil. Kütüphaneyi doldurmak için yeterli sayıda kitaba ulaşamadık. Tek isteğim cemevimizde bir kütüphanenin olması, başka bir şey istemiyorum. cemevimizin eksikleri var. Ancak en önemli eksik, kitap.”

    Kitap yollamak isteyenlerin, Adıyaman Yaylakonak Yünlüce Köyü’ne ( Zivar) göndermelerini isteyen Hasan Kuş, “Şimdiden kampanyaya destek olan herkese teşekkür ederim” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Milli eğitimin yeni kitabında ‘Alevilik bozuk zihniyet’ diyen gerici ifadeler

    Milli eğitimin yeni kitabında ‘Alevilik bozuk zihniyet’ diyen gerici ifadeler

    Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmenlere dağıtılan bir kitapta tarikatlar ve tekkeler övülürken Köy Enstitüleri’nin “ahlaksızlık yuvası” olduğu yazıldı. İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından kitaba yazılan önsözde ise “Alevilik bozuk zihniyettir” diyen Nurettin Topçu’dan alıntı yapıldı.

    AKP iktidarı eğitim alanına dönük gerici müdahalelerine bir yenisini daha ekledi. Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanarak öğretmenlere dağıtılan bir kitapta skandal ifadeler kullanıldı.

    Kitapta, öğretmenlere tarikat ve tekke övücülüğü yapılırken, bu tip örgütlenmelerin “Türk örf ve adetlerine uygun” olduğu belirtildi. Tekkelerin topluma terbiye veren kurumlar olarak övüldüğü kitapta, bu odakların kapatılması da meyhaneler ve kahvehaneler hedefe konarak eleştirildi: “Eski çağlarda insanları bir araya getiren, onlara psikolojik ve sosyal terbiye veren bir yığın müessese vardı. Köylere varıncaya kadar teşkilatları uzanan tekkeler, din esasına dayanan terbiye müesseseleri idi. Hemen herkes bir tarikata, bir tekkeye, bir şeyhe mensuptu. Buralara, son derece sıkı bir disiplin altında giriliyordu. Esnaf loncaları da böyle idi. Batıda bu çeşit müesseseler devam etmekle beraber, onların yanı sıra, halk hayatını tanzim eden başka müesseseler de kuruldu. Türkiye’de eski tekkeler bozulduktan ve kapatıldıktan sonra, o pis kahvehane ve meyhanelerin dışında insanları bir araya getiren ve onlara sosyal terbiye veren müessese kalmadı.

    “KÖY ENSTİTÜLERİ AHLAKSIZLIK YUVASI”

    AKP’ye yakınlığıyla bilinen Egitim Bilimleri Sosyal Araştırmalar Derneği (EBSAD) isimli kurumun da danışman olduğu kitapta, yatılı okullarda okuyan öğrenciler ailelerinden kopmakla ve bozulmakla itham edilirken, yetiştirdiği öğretmenlerle Anadolu aydınlanmasına ve okuma-yazma oranının artmasına büyük katkıları olmuş Köy Enstitüleri de karalandı. “Milletin milyonlarca para harcayarak açtığı yatılı okullara, bilhassa dikkat edilmelidir. Buralarda okuyanlar, aile çevresinden daha da koptukları için bozulmaya çok müsaittirler. Şehirlerden uzak yerlerde kurulmuş eski köy enstitülerinin, kötü hocalar elinde bir ahlaksızlık yuvası haline geldikleri unutulmamalıdır.” ifadeleriyle  binlerce öğretmen yetiştiren Köy Ensitütüleri karalandı.

    “ALEVİLİK BOZUK ZİHNİYET” DİYEN GERİCİ ÖNSÖZ’DE

    Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Faik Kaptan tarafından yazılan Önsöz’de ise öğretmenlere, “Peygamber’in yolunun yolcusu” olmaları tavsiye edildi. “Türkiye’nin Maarif Davası” isimli kitabında Alevilik için “bozuk zihniyet” ifadelerini kullanan ve tarikatları övüp Aleviliği aşağılayan Nurettin Topçu’dan alıntı yapılarak başlayan Önsöz’de öğretmenlere kitabın her hafta bir bölümünü okumaları ve öğretmenler odasında tartışmaları söylendi.

  • Demirtaş’ın “Seher” kitabına yasak

    Demirtaş’ın “Seher” kitabına yasak

    PİRHA- Yaklaşık bir yıldır cezaevinde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kaleme aldığı ve ardı ardına baskılar yapan “Seher” isimli öykü kitabı, Diyarbakır Cezaevi’ne alınmadı.

    Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Diyarbakır D Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edilen tutuklu DBP’li Hizan Belediye Eşbaşkanı İhsan Uğur’un yanında getirdiği ve Dipnot Yayınları’ndan çıkan “Seher” öykü kitabı, incelenmek üzere cezaevi idaresince el konuldu.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Deniz Tekin’in haberine göre “ders kitabı olmadığı, şifreli ve kontrolsüz haberleşmeye yol açabileceği” gerekçesiyle tutukluya verilmedi. Kitaplarına el konulan Uğur’un avukatı Cihan Aydın, cezaevi idaresinin kitaplar için verdiği kararın yasaya aykırı olduğunu belirterek, Diyarbakır İnfaz Hakimliği’ne itirazda bulundu.

    HABER MERKEZİ