PİRHA- Maraş merkezli deprem sonrası Adıyaman’a giden PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, devletin, yardımlar konusunda ayrımcı davrandığını ifade etti. “Bilinçli olarak yardım gelmediği konusunda ciddi kuşkularımız var” diyen Erçe “Burada Kızılay çadırları, askeriye yok. Ne mutlu ki halkımız Hızır elini ulaştırıyor. Cemevlerine gelen yardımlar burada halka dağıtılıyor” şeklinde konuştu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yönetiminin deprem bölgesindeki yardım çalışmaları sürüyor. Depremzedelere yardımcı olabilmek ve dayanışmak için Adıyaman’a giden PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, birçok ilden gönderilen yardımların cemevlerine ulaştığını bildirdi.
“CEMEVLERİNE GELEN YARDIMLAR HALKA DAĞITILIYOR”
Cuma Erçe, Adıyaman Yenimahalle Cemevi önünde yaptığı konuşmada, yardımların bulundukları bölgeye vardığını belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Gördüğünüz gibi halkımızın yardımları sel gibi akıp geliyor. Bu anlamıyla ne yazık ki iki gündür burada yıkıntıların altında kurtarılmayı bekleyen canlara uzanmış bir el yok. Halk kendi yaralarını kendisi sarmaya çalışıyor. Burada korkunç öldürücü bir soğuk var. Su, elektrik, yiyecek ve daha da önemlisi yatacak bir yer yok. Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’dan canlarımız gönüllerinden kopan Hızır lokmalarını buralara iletiyorlar. ‘Gönderdiğimiz yardımlar acaba yerlerine ulaşacak mı?’ diye bir algıya, kaygıya kapılmayın. Cemevlerine gelen yardımlar burada da gördüğünüz gibi halka dağıtılıyor. Ancak köylere henüz gidilebilmiş değil. Lütfen Alevi kurumlarının cemevleri üzerinden iletişimlerini sağlayacak bütün sayfaları kontrol edin. Adıyaman’da, Pazarcık’ta, Malatya’da, her yerde Alevi kurumları koordinasyon merkezlerini kurmuş durumda. Ancak devlet hiçbir şekilde buralara ulaşmış değil. Tüm yıkıntılar ne yazık ki mezarlıklara dönmüş durumda. Bu anlamıyla halk çok perişan bir vaziyette. İnsanlar hem açlıkla, hem yoklukla, soğukla mücadele ediyor. Hakk lokmalarınızı kabul etsin. Hızır ayındayız birbirimizin Hızırı olmaya devam edelim.”
“KIZILAY ÇADIRLARI YOK BURADA”
Cuma Erçe, Adıyaman Yenimahalle Cemevinin adeta bir “dergah-aşevi”ne dönüştüğünü ifade ederek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Halk, yaralarını kendisi sarmaya çalışıyor. Ama Kızılay yok. Bir çadır kent yok. Konteynırlar yok. Devletin eli, makinesi yok. İnsanlar yoksulluk içerisinde ve soğuktan kıvranıyor. Yıkılan evler ne yazık ki kaderine terk edilmiş durumda. İnsanların umutları her geçen an tükeniyor. Ne mutlu ki Türkiye’nin dört bir yandan halkımız Hızır elini ulaştırıyor. Bozatlı Hızır yar ve yardımcımız olsun, darda, zorda kalanın canına yetişsin. Lütfen yardımlarınızı esirgemeyin, buralara ulaştırın. Yazıklar olsun ki böyle bir sistem altında insanlara yardım gelmiyor. Bilinçli olarak gelmediği konusunda çok ciddi kuşkularımız, endişelerimiz var. Çünkü Kızılay çadırları yok burada, askeriye yok. ‘60 bin kişi görevlendirdik’ diyorlar 6 kişi uğramıyorsunuz. Binaların başında hiç kimse yok.”
PİRHA – Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, baskılara maruz kalan Gazeteci Sinan Aygün’ün durumuna dikkat çekti. Aygün hakkındaki soruşturmaları gündeme getiren Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’a “Yolsuzlukları haberleştirdiği için Aygül hakkında 6 aydan bir yıla kadar ceza isteniyor olması gazetecileri korkutma amaçlı güç kullanımının bir örneği değil midir?” diye sordu.
Halkların Demokratik Partisi Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, yaptığı haberler nedeniyle sık sık gözaltına alınan ve artık hayati tehlike hissettiğini belirten Gazeteci Sinan Aygül hakkında Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladı.
Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Aygül hakkında hazırlanan iddianamede, 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendiğini belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül’ün, 2020’de Bitlis News’te yazdığı “Devlet Bahçeli’yi Uyarıyorum!” başlıklı köşe yazısında, Kızılay’ın yoksullara dağıtılmak üzere hazırladığı etlerin Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar ve abisi AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’a ait otelde kullanıldığına dair görüntüler paylaşmıştır. Ülke gündeminde tartışılan görüntülerin ardından Kızılay tarafından başlatılan soruşturmada Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar görevden alınmıştır. Battal ve Cemal Taşar yapılan bu haber ve iddialara karşı herhangi bir kamuoyu bilgilendirmesi yapmamışken; gazeteci Aygül hakkında ‘iş yerlerine izinsiz girdiği’ için suç duyurusunda bulunmuşlardır. Ağustos 2020 tarihli şikayet dilekçesi üzerine başlatılan soruşturma 3 yıl sonra sonuçlanmış ve Aygül hakkında ‘İşyeri dokunulmazlığını ihlal’ suçlamasıyla 12 Ocak 2023’de iddianame hazırlanmıştır.
Sinan Aygül, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in sahiplerinden olduğu Kiler Holding’in 2015 yılında borçları karşılığında Halk Bankası’na 100 milyon dolara sattığı Sapphire Alışveriş Merkezi’ni, 3 yıl sonra, 48 milyon dolara yeniden almasını ve İstanbul Küçükçekmece Halkalı’da bulunan ve Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirilen hazine arazisinin yine Kiler Holding’e satılmasını haberleştirmiş ve kamuoyunun bilgisine sunmuştur. Yaptığı bu haberlerden sonra 19 Ocak 2023’te, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in şikâyeti üzerine gözaltına alınan Aygül, 20 Ocak saat 3 civarında Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, AKP milletvekiline hakaret etmekle suçlandığını, bütün gözaltı prosedürlerinin uygulandıktan sonra nezaret kapısında kararın değiştirilip serbest bırakıldığını belirtmiştir.”
HDP’li Kerestecioğlu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:
“*Halk arasında ‘Sansür Yasası’ olarak da bilinen yasanın Ekim 2022’de yürürlüğe girmesinden itibaren kaç gazeteci gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır?
*Kızılay’ın yoksullara dağıtılmak üzere hazırladığı etlerin Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar ve abisi AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’a ait otelde kullanıldığına dair görüntülerin ortaya çıkmasından sonra Battal Taşar’ın bu konu yüzünden görevden alındığı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bu yolsuzlukla alakalı olduğu bilinen AKP Bitlis Milletvekili Cemal Taşar hakkında şimdiye kadar hangi soruşturmalar yürütülmüş ve bu soruşturmalar dolayısıyla hangi yaptırımlar uygulanmıştır?
*Kızılay’ın Aygül’ün yaptığı haberdeki söz konusu iddia nedeniyle Kızılay Tatvan Şube Başkanı Battal Taşar’ı görevden aldığı tüm kamuoyu tarafından bilinmesine rağmen; bu yolsuzluğu haberleştirdiği için Aygül’ün ‘İşyeri dokunulmazlığını ihlal’ suçlamasıyla hakkında 6 aydan bir yıla kadar ceza isteniyor olması gazetecileri korkutma amaçlı güç kullanımının bir örneği değil midir?
*Sinan Aygül’e uygulanan gözaltına alma sürecinin bir ‘göz korkutma’ aracı olarak kullanıldığını düşünüyor musunuz?
*Sinan Aygül’ün cinsel istismar ve yolsuzluk iddialarını haberleştirmesi dolayısıyla sık sık gözaltına alınması ve hatta tutuklanması sizce kamunun haber alma hakkını ihlal edecek bir tutum değil midir?
*Yaptığı haberler dolayısıyla yaşam ve güvenlik hakkının her an ihlal edilebileceğinden endişe duyduğunu belirten Sinan Aygül’ün bu endişesini gidermek ve korunmasını sağlamak adına şimdiye kadar hangi önlemler alınmıştır?”
PİRHA – Seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Zehra Canan, mevcut ekonomik krize dair “Dışa bağımlılıktan kurtulup içte üretim sağlanmalı” vurgusu yaptı. Mevcut hükümetin “din siyaseti” yaptığını söyleyen Canan, “Cemevlerine ticarethane diyorlar. Asıl ticarethane günümüz camileri. Sorarım, o Diyanet, halkı sömürmekten başka ne işe yarar?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Bahçeliyurt Köyünde dünyaya gelen Zehra Canan, ilkokul 3. sınıfa kadar eğitimini tamamlayabilmiş. Babasının Hakk’a yürümesinin ardından aile, 1969 yılında Ankara’ya gelmiş. Elli seneden beri de Ankara’da yaşadıklarını anlatan Zehra Canan, PİRHA’ya konuştu.
20 yıla yakın süredir seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Canan’ın ilk sözleri mevcut ekonomik krizin halk nezdinde derin hissedildiği yönünde oldu. Canan, şu an geçimini yaptığı örgüleri Ankara Kızılay Metrosunda satarak sağlıyor. Geçmişte esnaflık yaptığını belirten Zehra Canan, iş hayatını şöyle özetliyor:
“Daha evvelden esnaflık yapıyordum. 1990 yılından 2003 yılına kadar bakkal işlettim. İşlerim iyi gitmedi. Büyük marketler çıktı ve ondan sonra kapatmak zorunda kaldım. Ardından orada burada çalışmaya başladık. Ama tabi sonrasında yüklü vergi cezaları geldi, 20 milyar kadar aldılar. Ardından ben de işportaya çıktım. O borcumu da kredi çekerek kapattım.
Mamak’ta yaşıyorum ve her gün otobüsle Kızılay’a gelip tezgah açıyorum. Mesela bir günde yaptığım bir el işi lif ya da patiği 20-25 liraya satıyorum ama artık bu dahi insanlara pahalı geliyor. Haricinde yazma ve çorap da satıyorum ama bunlar bile zor satılıyor. Önceden aldığımız malzemeler ucuzdu. Şimdi ipler 15-20 liraya çıktı ama alıcıya bunu anlatamıyorum. Geçen yıl 3,5 liraya ip alıyorduk Bu sene 20 liraya fırladı ve bir de bunun emeği var. Piyasa 10 kat arttı. Oturduğum ev dahi kredi ile alınmış durumda ve halen borçlarını ödüyoruz. Bu yaşıma geldim halen borç ödüyorum. Emekliliğim dahi yok.”
“70’Lİ YILLARDA ET VE SÜT ALABİLİYORDUK ÇÜNKÜ SERBEST PİYASA YOKTU”
Zehra Canan, ekonomik gidişata dair de yorumlarını paylaştı. Tarımsal üretimin önemine vurgu yapan Canan şunları söyledi:
“Geçen gün gazetede okudum; 150 ülkeden mal alıyormuşuz. Şimdi bu ülke nasıl kalkınsın? Bütün ürünler dolar üzerinden geliyor. Neden? Çünkü bu Turgut Özal, Tansu Çiller dönemindeki özelleştirmeler sebebiyle oldu. Yani dışa bağımlılık sebebiyle oldu. Amerika’nın koyduğu bu ekonomi anlayışı nedeniyle böyle oldu. Gidişat böyle olursa da hiçbir şey düzelmez. Kendi ülkenin tarımını, hayvancılığı yok edersen olacağı budur. Neden dış pazara bağımlısın? Düze çıkmak için iç pazara dönmek lazım. Mazotu, tohumları ucuz verip, köylüye destek sunup tarımı geliştirmek lazım. Bir de şu gümrük vergilerine çok kızıyorum. Vergileri sıfıra çekiyor ki malı oradan kolay soksun. Neden bu durumu sıfıra çekiyorsun? Benden vergi almayı biliyorsun peki onlardan neden almıyorsun? Patatesten, soğandan, ekmekten dahi benden vergi alıyorsun peki gümrükten neden vergi almıyorsun?
Türkiye’de ekonominin iyi olduğu bir döneme hiç rastlamadım. Ancak 1970’li yılların başında hayat ucuzdu. Et ve süt alabiliyorduk. Neden biliyor musunuz? Çünkü serbest piyasa yoktu. Marketler bugünkü gibi yoktu, sadece kasaplar vardı ama ucuzdu. Ecevit geldi ve ondan sonra 1980’lere doğru bunlar Amerika’ya bağlandı. Habire zam ve ardından özelleştirmeler başladı. 1980 yılına kadar özelleştirme yoktu. Kenan Evren’e darbe yaptırıp, -tabii o da Amerika’nın adamı- ülke ekonomisini ele geçirmeyi amaçladı. Muradına da erdi ve ülkenin pazarını ele geçirdiler.”
“GAZ ÇIKARDIKLARINI SÖYLÜYORLARDI, YALAN!”
Zehra Canan, iktidar yanlılarının “ülkede ekonomik kriz yok” söylemlerini de sert eleştirdi. Emperyalist güçlerle olan bağın koparılması gerektiğini söyleyen Canan şöyle devam etti:
“Ülke içerisindeki bu oligarklar, iş insanları, sermayedarlar, kendi partililerini işe aldılar ya onlar, nemalananlar, ülkede ekonomik krizin olmadığını söylüyor. Bir şey de bilmiyorlar, cahiller. Pastadan pay alıp paylaşıyorlar. Bankaları boşalttılar. Soruyorum nereye gitti bu paralar? Bir de diyorlar ki ‘2023’te Lozan Antlaşması bitecek ve tarım, ekonomi, petrol, doğalgaz, madenler çıkacak’. Hadi canım sende. Madenleri sana Amerika verecek mi sanıyorsun? ‘Gaz çıkardık’ diyorlardı yalan. Yerinde yeller esiyor. Neymiş bu Amerika, böylesine taptılar anlayamıyorum. Düze çıkmak için bu emperyalist güçlerle işbirliğini kesmek lazım. Biz bağımsız Türkiye’yiz ne işimiz var onlarla?”
“BİZLERİ ZATEN BU DURUMA GETİREN O SAĞ PARTİLER DEĞİL Mİ?”
Altı siyasi partinin kurmuş olduğu Millet İttifakını da eleştiren Zehra Canan, mevcut birleşmenin halkta karşılık bulmayacağını ifade etti. Önceliğin doğru ekonomi politikası olması gerektiğini vurgulayan Canan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Parlamenter sisteme geçelim’ diyorlar başka da bir şeyden bahsetmiyorlar. Ekonomiden falan da bahsettikleri yok. Ama şöyle de bir şey var; bunların bir kısmı sağ kesimden gelme ve benim onlardan hiçbir ümidim yok. Sağdan gelen hangi parti ülkeye bir umut olmuş? Bizleri zaten bu duruma getiren o sağ partiler değil mi?
Ekonomi anlayışıma uyan hiçbir siyasi parti göremiyorum. Sosyal devlet anlayışı olan bir partinin yönetime gelmesi lazım. Mevcut sosyalist partiler birleşirlerse bir kazanım olacaktır. Umut Sosyalizmde. Öncelikle ekonomiyi düzeltmek için bu özelleştirmeleri kaldırmak lazım. Bugün Türkiye’deki bütün illerin elektrik dağıtımını özel şirketler yapıyor. Bunları devletin yapması gerekiyor, şahıslara verirsen olacağı budur.”
“ASIL TİCARETHANE CAMİLER”
Zehra Canan, elektrik kullanımındaki fahiş oranda artışların ardından cemevlerine gönderilen faturalara da değindi. Cemevlerine ‘ticarethane’ statüsü verilmesini eleştiren Canan, “Asıl ticarethane günümüz camileri” dedi. Canan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Niye her cuma ‘camiye yardım’ diye para topluyorlar? Türkiye’de bugün fabrikadan çok cami var. Toplanan bu paralar peki nereye gidiyor? Bu nedenle asıl ticarethane camiler. Özellikle cemaatlerde muazzam paralar var peki bu paraları nereden topluyorlar? Ayrıca bu Diyanet ne işe yarıyor? Hiçbir işe yaramıyor, ne bir üretimi var ne de bir eğitim sağlıyor. Oraya verdikleri paraları hastanelere aktarsınlar. Diyanetle milleti resmen sömürüyorlar. Yani Diyanet onların merkezi. Ben, Diyanet’i hiçbir şeyden saymıyorum; tamamen sömürücü. Onlar din tüccarları.
Sosyalizm gelecek ve Diyanet’e bu kadar aktarılan paranın önü kesilecek. Ardından ülke iyi bir düzeye çıkacak. Bu cemaatler, tarikatlar hepsi kapatılsın. Artık bunlar Türkiye’yi yedi bitirdi. Bunlar ülkeyi ayrıca birbirine düşürüyor. Alevi’yi, Sünni’yi ayırarak ülkede adeta ırkçılık yapıyorlar. Dünyadaki en büyük sömürü düzeni dindir. Bizler zaten eziliyoruz, her gün şiddet görüyoruz. Sokakta yürümeye dahi korkuyoruz. Özgürlük istiyoruz. Öyle bir düzene geldik ki şimdi insanların adımlarını dahi kameralarla takip ediyorlar. Şimdi bu durumdan kurtulmak için mevcut siyasi partilere bakıyorum. Örneğin Millet İttifakındaki Davutoğlu, Babacan, Akşener, bunlar ülkücü. Açıkçası bu nedenle ümidim yok. Temel Karamollaoğlu da dinci. Şimdi bunlardan ne hayır gelir? Bunlara oy verip vermeme konusunda çok düşünüyorum ama TKP’nin fikirlerini beğeniyorum. Mevcut düzen partileri sermayeye çalışıyorlar. CHP de solcu ise ‘solcuyum’ desin. Neden gidip o sağ partilerle ittifak kuruyorsun? Erkan Baş var, Kemal okuyan var, Mehmet Maçoğlu var. Örneğin Maçoğlu Cumhurbaşkanı seçilebilir. Tam Sosyalist adam. Sosyalizmden insana zarar gelmez. Sağ partiler insanın gözünü yiyorlar.”
“BUNLARLA ÜLKE DÜZELMEZ”
Zehra Canan, son olarak toplumun artık sağlıklı beslenemez hale geldiğine işaret ederek, “Mevcut devlet anlayışı her pisliğe bulaştı. Bunların içerisinde mafya var, uyuşturucu var. Ayıp. Bankaları boşalttınız, her yeri kapatıp özelleştirmeyi hayata geçirdiğiniz. Ve halen diyorlar ki ‘ekonomi güzel’. Utan utan, tüm dünyadan mal alıyorsun. Bir kilo domatesin kilosu 40 lira olmuş. İnanın Kurban Bayramı’ndan beri evimize et alamıyoruz. Menderes bile özelleştirme yapmamıştı. O Özal var ya Turgut Özal, Çiller ile birlikte getirip liberal ekonomiyi ülkeye soktu. Özal 24 Ocak kararlarında şunu söylemişti: ‘Tarım dediğiniz ne ki gelsinler şehirde çalışsınlar, istihdam yaratsınlar’ ve köylüye hizmeti rafa kaldırdı. Bunlarla ülke düzelmez. Tabi bir de başka sorunlar var. Benim gözümde Kürt, Türk, Alevi, Sünni aynı. Ayırt etmem. Hepsine aynı gözle bakmak lazım. Artık Kürtlerin haklarını da ver. Keşke ben de Kürtçe bilsem, ne var bunda. Ama maalesef Türkçe’den başka bir şey bilmiyorum.”
PİRHA- Hayat pahalılığı karşısında halk, “geçinemiyoruz” dese de siyasi iktidarın savunması tam tersi yönde oluyor. Esnaf, bir bütün olarak satış yapamadığını dile getirirken halk ise “Bu pahalılıkta nasıl alalım?” diye soruyor. Ankaralı yurttaşlar, yaşanan ekonomik gidişata karşı çözümün, iktidar değişimi olduğunu söylüyor. Mikrofon uzattığımız yurttaşların çoğunluğu, AKP iktidarının ekonomi politikalarını eleştirerek, muhalefete daha çok ses çıkarması için öneride bulundu. İşte Ankaralıların, “Ekonomik kriz var mı? Var ise muhalefet ne yapmalı?” sorumuza verdikleri yanıtlar…
PİRHA-Ankara’nın tarihi eğitim kurumlarından Sarar İlköğretim Okulu kapatılarak, yerine Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün taşınması planlanıyor.
Ankara’da tarihi bir mekan daha kapatılıyor. Arsası “Renda” ailesi tarafından bağışlanan Sarar İlköğretim Okulu, bağışlanma amacından ve tarihinden kopartılmak isteniyor.
Tarihi okul kapatılarak, yerine Saraçoğlu Mahallesi’ndeki Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün taşınması planlanıyor. Okulun arsası Mustafa Abdulhalik Renda ve ailesi tarafından eğitim amaçlı kullanılmak üzere 1940’lı yıllarda Milli Eğitim Bakanlığına bağışlanmıştı. Okula arsa bağışı yapan Renda ailesinin isimlerinin baş harflerinden oluşan SARAR adı verilmişti.
ÖĞRENCİ VE EĞİTİMCİLERİN DURUMU NE OLACAK?
Tarihi okulda şu an 350 öğrenci eğitim öğretim görürken, çalışanlar hariç 20 de öğretmen görev yapmakta. Öğrenci ve öğretmenlerin nereye taşınacağı henüz netlik kazanmazken konu Meclis gündemine de geldi.
CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “sinsi planların bir parçası olabilir” dediği kararı soru önergesi ile Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Kaya, “Okul ve derslik açığı ortadayken; pandemi sürecinde okul ve derslik ihtiyacı daha da artmışken; üstelik de tarihi değeri olan bir okulun Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kapatılmak istenmesi kabul edilemez” dedi.
Yıldırım Kaya, önergesinde Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a şu soruları yöneltti:
-Bağışçı Renda ailesinden izin alınmış mıdır?
-Eğitim amaçlı yapılan bağışın başka amaçlarla kullanılması etik midir?
-Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne daha uygun bir bina bulunması mümkünken neden tarihi okul binası kullanılmak istenmektedir?
-İddialar doğruysa öğrenci, öğretmen, öğrenci velileri ve kamuoyunun tepkisi dikkate alınarak karardan geri dönülecek midir?
PİRHA-21 aylık ve ilik yetmezliğinden dolayı 3 aydır hastanede tedavi gören Pia Ateş için Dersim’de Kızılay tarafından kan verme çadırı kuruldu. İlk gün Dersim’de yoğun bir katılımın olduğu kan verme, 23 Nisan’a kadar devam edecek. Pia Ateş için kan vermeye gelenler, bütün Dersim halkını kan vermeye davet etti.
Almanya’nın Ingolstadt kentinde yaşayan 21 aylık Pia Ateş, myelodisplastik sendrom (MDS) adlı kemik iliği yetmezliği ile savaşıyor.
Pia Ateş‘in ailesi, 3 aydır hastanede tedavi gören kızlarının ilik nakli olarak tedaviye kavuşması için kampanya başlattı. Dersim’de Pia Ateş için Kızılay kan verme çadırı kurdu. Kan verme 23 Nisan’a kadar sürecek.
PİRHA’ya konuşan Dersimli yurttaşlar duyarlılık çağrısı yaptı.
“BÜTÜN DERSİM HALKINI KAN BAĞIŞINA BEKLİYORUZ”
Haydar Bulut, “Bütün Dersim halkını Pia kardeşimiz için 3 gün palavra meydanında Kızılay’ın kurduğu otobüste kan bağışına bekliyoruz, lütfen duyarlı olalım” dedi.
Pia için herkesi kan vermeye davet eden Dersimspor Teknik Direktörü Yasin Gezgin, “Biz de kulüp olarak katıldık. Buradan inşallah kardeşime sağlıklı bir donör nasip etmesini diliyoruz” dedi.
Dersim’de yaşayan 18-50 yaş arası bütün halkımızı Pia için donör olmaya çağırıyoruz diyen HDP Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil de “Bir kutu kanla insanları yaşatabiliriz, aileleri sevindirebiliriz. Çok güzel bir olay, gerçekten herhangi bir sağlık sorunu yaratmayacak bir olay o yüzdende insanlarımız gelip rahatlıkla bir tutam kan verebilirler. Yardım bekleyen bir sürü hasta çocuğumuz var o yüzden herkesi kan vermeye çağırıyoruz” dedi.
“LÜTFEN BU DUYARLILIĞA KATILIN”
İlker Söylemez, “3 gün boyunca Dersim’de Kızılay aracı olacak kendi çocuklarımızın sağlığı için bütün vatandaşlarımızı kan vermeye davet ederek bu duyarlılığı göstermelerini istiyoruz” dedi.
HDP Dersim Kadın Meclisi Üyesi Yasemin Söylemez, “Hasta çocuklarımıza sahip çıkmak adına herkesin bu konuda duyarlı olmasını bekliyoruz. Dersim’de üç gün boyunca Kızılay’ın arabası duracak. En azından bir damla kanla birçok hayat kurtarabiliriz, bu yüzden herkesin gelip kan bağışı yapmasını istiyoruz” dedi.
Pia Ateş’in teyzesi Ceylan Bağrıyanık ise, “Bu sadece sadece Pia’nın başına gelen bir şey değil herkesin çocuğunun başına gelebilir. Umut sensin, lütfen kök hücre bağışından kaçınmayın herkesi bu duyarlılığa bekliyorum. Bu sadece Pia için değil, çocuklar için önemli bir durum o yüzden lütfen bu duyarlılığa katılın” diye konuştu.
PİRHA-21 aylık ve ilik yetmezliğinden dolayı 3 aydır hastanede tedavi gören Pia Ateş için acil donör aranıyor. Dersim’de Pia Ateş için bugün Kızılay çadırı kuruluyor. Kan verme, 22-23 Nisan’a kadar devam edecek.
Almanya’nın Ingolstadt kentinde yaşayan 21 aylık Pia Ateş, myelodisplastik sendrom (MDS) adlı kemik iliği yetmezliği ile savaşıyor. Pia Ateş‘in ailesi, 3 aydır hastanede tedavi gören kızlarının ilik nakli olarak tedaviye kavuşması için kampanya başlattı. Dersim’de Pia Ateş için 3 için gün çadır kuruluyor. Kan verme 23 Nisan’na kadar sürecek.
“PİA ATEŞ İÇİN EN KISA ZAMANDA KÖK HÜCRE NAKLİ GEREKİYOR”
Yapılan açıklamada, “Kemik iliği yetmezliği ile savaşan 21 aylık Pia Ateş için en kısa zamanda kök hücre nakli gerekiyor. Sizden ricamız Pia ve diğer hastalara umut olmak için uygun donör arayışımızda yardımcı olmanız. Bunun için yapmanız tek şey size en yakın Kızılay’a başvurup numune vermeniz.”
PİRHA-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Ankara’da kadınlar bir araya geldi. Yapılan açıklamada artan erkek şiddetinin kaynağı olarak AKP politikaları işaret edilirken, “Fetvalarla kadınların hayatı kuşatılıyor. İşte bu yüzden diyoruz ki kadın cinayetlerinin ve kadınlara yönelik saldırıların faili devlettir” açıklaması yapıldı.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün coşkulu karşılandığı illerden birisi de Ankara oldu. Sakarya Caddesinde bir araya gelen kadınların ortak mesajı “Erkek şiddetine hayır” oldu.
Kızılay Sakarya Caddesi’nde yapılan kutlamalar için polis, caddeye çıkan tüm sokakları bariyerlerle kapattı. Emniyet güçleri, kutlamalara katılmak isteyen bir trans yurttaşı ise alana almadı. Kadınlar, polislerin engelini ıslık ve alkışlarla protesto etti.
Gruplar halinde yürüyüş yaparak alana giren kadınlar, “Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz. Jin, jiyan, azadi. AKP, elini bedenimden çek” şeklinde sloganlar attı. Renkli dövizlerin de hazırlandığı Ankara’daki kutlamalarda erkek şiddeti zılgıt ve alkışlarla protesto edildi.
Ankara Kadın Platformu’nun hazırladığı 8 Mart basın metninde öne çıkan konu “AKP’nin kadın düşmanı politikaları” oldu.
Basın metnini okuyan Dilek Yıldız, “AKP iktidarı; kadın düşmanı politikalarıyla yüzyılları aşan mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımıza saldırıyor” diyerek ülkede her gün en az üç kadının katledildiğini ifade etti.
Dilek Yıldız, “Peki kadınlar katledilirken, AKP ne yapıyor?” diye sorarak şunları dile getirdi:
“Kadına yönelik her türlü şiddetin önlenebilmesi için bütün mekanizmalarıyla mücadele etmesi gerekirken erkek egemen yargı İpek Er’e tecavüz eden uzman çavuşu serbest bırakıyor, Nadira Kadirova cinayetinde birincil şüpheli olan AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal milletvekilliğine devam ediyor; ancak Melek İpek gibi hayatını savunan, ölmemek için öldürmek zorunda kalan kadınlar haksız ve hukuksuzca cezalandırılıyor!”
“8 Mart’a günler kala Erdoğan 2023 hedefli İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladı. Tabii ki kadına yönelik şiddeti önlemek için yapılacakları da sıraladı. İnsan aklıyla dalga geçerek hazırlanan bir insan hakları eylem planı. Tam da kadın cinayetlerinin faili meçhul cinayetlere doğru evrildiği, gözaltında tacizin, çıplak arama tehdidinin arttığı, AKPli Özlem Zengin’in ‘Türkiye’de çıplak arama yok… Onurlu kadın, ahlaklı kadın bir sene beklemez. Bu, kurgusal bir harekettir’ diyerek beyanda bulunan kadınları suçladığı bir dönemde insan haklarından, kadın haklarından söz ediliyor.
Kadın cinayetlerindeyse cezasızlık adeta bir kural haline getirildi. Devlet, bir yandan cezasızlık ile faillere cesaret verirken diğer yandan koruma kararlarını yerine getirmeyerek, kadına şiddet konusunda önlem almayarak, 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi’ne açıkça saldırarak kadınları savunmasız bırakmaya çalışıyor, bu da yetmez gibi fetvalarla kadınların hayatı kuşatılıyor. İşte bu yüzden diyoruz ki kadın cinayetlerinin ve kadınlara yönelik saldırıların faili devlettir!”
“TÜM RENKLERİMİZLE YAN YANA OLACAĞIZ”
İktidar, toplumu kendi istediği şekilde yeniden inşa etmeye çalışıyor. Türk-Sünnî, heteroseksüel, beyaz ve erkek kimlikleri dışında kalan herkesi kriminalize etmeye adeta ant içmiş halde, kadınları ve LGBTİ+ları nefret söylemleriyle hedef gösteriyor, saldırıya uğramalarına ve öldürülmelerine göz yumuyor. Ne yaparlarsa yapsınlar bizler tüm renklerimizle yan yana olmanın coşkusuyla tüm homofobik, bifobik, transfobik saldırılara karşı birlikte direneceğiz!”
“ERKEK ŞİDDETİ HER YERDE”
Kürt illerinde kadınlar, tecavüz politikalarıyla sindirilmeye çalışılıyor. Örgütlü mücadele veren kadınlar her alanda devlet şiddetinin hedefi oluyor. Ekin Wan’dan sonra Gökçe Kurban’ın da kadın bedenine yönelik cinsel ve fiziksel işkence sonucunda katledilmesi devletin kadın düşmanlığının somut örneğidir! Genç kadınlar; ‘Kadın üniversiteleri istemiyoruz’ diyerek eylem yaptıkları için polis taciziyle, çıplak arama işkencesiyle yıldırılmaya çalışılıyor! Boğaziçi direnişine katılan LGBTİ+’lar iktidar yetkilileri tarafından hedef gösterilerek nefret söylemlerine, saldırılara maruz kalıyor! Kadınların uzun mücadeleleri sonucu elde ettikleri eşbaşkanlık kazanımı iddianamelerde ‘suç’ olarak gösteriliyor! Belediyelere atanan kayyımlar, kadınların erkek ve devlet şiddetine karşı ulaşabilecekleri, dayanışabilecekleri merkezleri kapatarak, kadınları güçsüzleştirmeye ve yalnızlaştırmaya çalışıyor, kentleri erkekleştiriyor!
Yaşamın her alanında; ayrımcılığa, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı direnmeye ve örgütlü mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.”
“BÜTÜN KADINLAR, BİRLİK OLALIM”
Ankara’daki kutlamalara Alevi kadınlar da yoğun katılım gösterdi. Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Türkiye Sorumlusu Serpil Özen de kutlamalara katılan isimlerden biriydi. Kadın birlikteliğinin önemine dikkat çeken Serpil Özen, “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, pandemi döneminde ilk kez Ankara’da kadın örgütleri ile bir araya geldik. Bütün kadınları birlik olmaya çağırıyorum” dedi.
Ankara’daki 8 Mart kutlamaları kadınların seslendirdikleri şarkılar eşliğinde son buldu.
PİRHA-Kafe ve Bar Çalışanları Dayanışması, Ankara’da eylem yaparak hükümete, “Geçinemiyoruz. Tedbirler alınsın, işyerleri açılsın, yasaklar kalksın” çağrısında bulundu. Açıklamada, “Milyonlarca insanın içinde olduğu bir sektör, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, çalışanlar açlıkla karşı karşıya” denildi.
Pandemi sebebiyle kapatılan bar ve kafe çalışanları, mağduriyet yaşadıklarını belirterek Ankara’da sokağa çıktı.
Kızılay Sakarya Caddesinde yapılması planlanan basın açıklaması, polis engeli sebebiyle Ulus meydanında yapıldı.
Kafe ve Bar Çalışanları Dayanışması, Otel ve Turizm İşçileri Sendikası, İstanbul Turizm ve Aşçılar Derneği üyeleri adına basın açıklamasını Dilan Mollaahmetoğlu okudu.
“GEÇİNEMİYORUZ, GÜVENCEMİZ DE YOK”
“Geçinemiyoruz. Tedbirler alınsın, iş yerleri açılsın” denilen açıklamada çalışanların 140 gündür işsiz olduğuna vurgu yapıldı. Dilan Mollaahmetoğlu, milyonlarca çalışanın işsiz kaldığını ifade ederek şöyle devam etti:
“Bu süre içerisinde insanların hayatlarını idame ettirmelerine dönük bir planlama yapılmadı, gerçekçi bir destek sağlanamadı. Bu süreçte ne yazık ki çalışanlar hayatını idame ettirmekte çok zorlandı. Sağlanan destekler yetersiz kaldı.
Ne yazık ki iş yerlerimizin kapalı olduğu dönemde, çalışanlara yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayacak desteğin sağlanması için yaptığımız eylemleri ve sesimize hükümet duymadı. Sesimizin duyulmasını istiyoruz: İş yerlerini kapatmak bizi açlığa mahkum etmek demektir. Ya hayatımızı idame ettirecek bir destek sağlayın ya da iş yerlerini açın.”
“AKP KONGRE YAPILABİLİYORSA İŞLETMELER DE AÇILABİLİR”
Dilan Mollaahmetoğlu, pandemi nedeniyle esnafların da büyük zorluk yaşadıklarını söyledi. Kapalı olan işyerlerinin kira ödemeye devam ettiğine işaret eden Mollaahmetoğlu, şöyle devam etti:
“Hükümetin verdiği kira desteği 750 TL. Ankara’da merkezi yerlerdeki kira bedelleri 5 bin TL’den başlıyor.
Tekel bayilerinin sokağa çıkma yasakları süresince alkol satışı yapması yasaklandı. Yasaklar süresince marketler açık, bakkallar açık ama tekel bayileri kapalı. Bu sadece pandemi önlemi değil, hükümetin alkollü işletmelere ve alkol satışına dönük yaklaşımının bir göstergesi. Bu ay alkole yapılan yüzde 17’lik Özel Tüketim Vergisi zammı da bunu gösteriyor.
Barlar 310 gündür kapalı. Barlar adeta kaderine terk edildi. Bar ruhsatıyla çalışmayan ama bar olarak hizmet veren yerler ise müzik yasağına takıldı. Bu işyerlerinde müziğin kapatıldığı saat işletmenin kapatıldığı saate dönüyor. Pandeminin görünmeyen bir başka yüzü ise kapatılan işyerleriyle dolaylı olarak çalışan, tedarik zincirinde olan işletmeler. Toptancılar, kuru temizlemeciler, buz satanlar, çiçekçiler, seyyar satıcılar, valeler, sokak müzisyenleri hepsi işsiz. Kafelerde barlarda canlı müzik yapan ve hiçbir yerde sigortası olmayan müzisyenler de işsiz.
“BİR SEKTÖR YOK OLMAYLA, ÇALIŞANLAR AÇLIKLA KARŞI KARŞIYA”
Milyonlarca insanın içinde olduğu bir sektör, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, çalışanlar açlıkla karşı karşıya.
Eldeki veriler işletmelerin açılmasına engel değildir. Bu ay itibariyle iktidardaki AKP’nin, koronavirüs sebebiyle ertelenen kongreleri yapılmaya başlandı. Binlerce insanın kapalı bir salonda toplandığı kongreler bile yapılabiliyorsa çalıştığımız iş yerleri neden kapalı.
HES KODU ile tıklım tıklım giden toplu taşıma araçlarına biniliyor, kapalı yerlere giriliyor, kongre yapılabiliniyorsa kafeye, bara, lokantaya da gidilebilir. İşletmelerin bir an önce açılmasını istiyoruz, bir önce işimize dönmek istiyoruz. Çalıştığımız iş yerlerinde alınması gereken tüm tedbirleri alalım, işyerleri açılsın, yasaklar kalksın.”
PİRHA-Yaklaşık 40 yıldır el yapımı ayakkabı üreten Ünsal Gürsaçlı ile İsmail Uğur, ekonomik kriz nedeniyle Ankara Kızılay’da sahibi oldukları dükkanlarını kapatma telaşına girdi. Önceki yıllarda kendileri gibi 350 civarında işletmecinin olduğunu belirten ustalar, “Şu an 10 imalathane çıkmaz. Kıymetimiz de artık bilinmiyor. Adımız ‘dükkan sahibi’ fakat borç içerisindeyiz” dedi.
Ünsal Gürsaçlı ve İsmail Uğur, Ankara’nın sayılı deri ayakkabı üreticilerinden ikisi. Ankara Kızılay’da ortaklaşarak ayakta tutmaya çabaladıkları küçük atölyelerinde mesleklerini icra etmeye çabalıyorlar ancak ekonomik kriz nedeniyle iş hayatlarının en zorlu dönemini yaşıyorlar.
Gürsaçlı ve Uğur, daha önce işçi olarak çalıştıkları atölyenin sonradan sahipleri oluyor. İlk yıllarda işler çok verimli gidiyor ancak bugünlere gelindiğinde en zorlu süreçlerini yaşıyorlar. Şimdilerde “İşçi kalmak daha iyiymiş. En azından sorumluluk azdı” sözleriyle yaşadıklarını aktarıyorlar.
“İHTİYAÇ SAHİBİ, EN UCUZ OLANA YÖNELİYOR”
Ünsal Gürsaçlı, el yapımı ayakkabı imalatının 20 yıl öncesine kadar çok kıymetli bir iş olduğuna vurgu yapıyor. Mesleği kötüye götüren nedenleri ise “Ucuz ve fabrikasyon üretim, deri haricindeki ayakkabıların yanlış reklamlarla tanıtılması” olarak sıralıyor Ünsal Gürsaçlı.
Fabrikaların plastik malzemelerden dahi ayakkabı ürettiklerini ifade eden Gürsaçlı, deri ayakkabının daha sağlıklı olduğunu vurgulasa da ekonomik kriz nedeniyle alıcıların en ucuz ayakkabıya yöneldiğini söylüyor.
Ünsal Gürsaçlı, “Pandemi sürecinde durmadan borçlanıyoruz, ödemelerimizi yapamıyor, vergimizi dahi ödeyemiyoruz” diyor. “Dükkanı satalım, asgari ücretle bir yerde çalışalım bundan 100 kat daha iyi” diyen Ünsal Gürsaçlı, geçmişte en az 15 kişi çalıştıklarını fakat bugün sadece 2 kişi kaldıklarına işaret ediyor.
“İMKAN OLSA BUGÜN DÜKKANI KAPATACAĞIZ”
15 yıl öncesine kadar el yapımı ayakkabıcılığın piyasada bir değeri olduğunu söyleyen ustalar, zanaatkar olarak da “Artık önemsenmiyoruz” diyerek dert yandılar. Pandemi sebebiyle hiç satış yapamadan dükkan kapattıklarını da ekleyen Ünsal Gürsaçlı, yaşadıkları zorlu sürece dair şu aktarımda bulundu:
“Örneğin evde bir işsiz çocuğum var ama benim yaptığım işi yapmasını istemem. Hiç çalışmasın daha iyi. Başka yerde çalışsa en azından sigortası, yemek ücreti olur. Bizim burada o imkanlarımız yok. Artık yaptığımız işin hiçbir anlamı kalmadı. Bazen günlük sadece 50 lira para kazanıyoruz. Sadece biz değil, bütün esnaf bizim gibi. Her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Şu an imkanımız olsa biz de kapatacağız.
Önceden üretim az ayakkabı pahalıydı. Şimdi fabrikasyon olduğu için sürüm çok kazanç az. İmalat olayı bitti. Deri fiyatlarındaki artış bizi çok zorluyor. Fiyatlar en az ikiye katladı. Deriye zam geliyor ama biz fiyatları artıramıyoruz çünkü 20, 30 TL koyduğumuz zaman müşteri bir daha gelmiyor.”
“MESLEK BU ŞEKİLDE BİTECEK”
Deri ayakkabı ustası İsmail Uğur ise 1974’ten bugüne aynı tezgahın üzerinde iş üretiyor. Uğur, “Eskiden biz ayakkabı üreticileri, memurun aldığı maaşı bir haftada kazanıyorduk. Dükkan sahibi olarak değil, işçi olarak bir haftada kazanıyorduk ama şimdi asgari ücretli kadar kazanamıyoruz” diyerek yaşadıkları zorluğu anlattı.
İsmail Uğur, geçmiş yıllarda Ankara’da en az 350 ayakkabı üretim atölyesi olduğunu belirterek yaşadıkları zorlu süreci şu sözlerle anlattı:
“Şu an Ankara’da on tane çıkmaz. Alttan yetişen eleman da yok. En gencimiz 45-50 yaşında. Benden sonra yerime kim gelecek? Meslek bu şekilde bitecek. Ama bir Avrupa’ya gittiğin zaman ‘sanatkâr’ diye devlet sahip çıkıyor. Bize sahip çıkan yok. Avrupa’da sanatçılık çok önemli bir şey. Biz de bu ayakkabıyı yaparken resim gibi uğraşıyoruz. Tek tek bir ayakkabıya 150 tane çivi çakıyoruz. Bir ayakkabıyı anca 4 saatte çıkarıyor, ardından 3 günlük kurumaya alıyoruz.”
PİRHA-Yeşil Sol Parti, bir zamanlar Ankara’nın işlek noktalarında olan 100 yıllık heykellerin bugün belediye depolarında çürümeye terk edildiğine dikkat çekti.
Yeşil Sol Parti Çankaya İlçe Örgütü, Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte yurtdışından birçok sanat eseri mahiyetinde heykel ve çeşme getirildiğini ancak günümüzde bu eserlerin ortada olmadığına dikkat çekti.
Söz konusu heykellerden kimilerinin 100 yıllık olduğuna vurgu yapılarak “Acis ve Galatea isimli heykeller 1920’lerde Marmara Havuzu’nda iken 50’lerde Gençlik Parkına getirilmiş, uzun süre bakımsız bir köşede dururken geçen sene belediyenin deposuna kaldırılmıştır” denildi.
Açıklamada, mevcut bazı heykellerin ise bakımsız bir vaziyette durduğuna işaret edilerek, Sıhhiye Orduevi önündeki parkın içinde duran havuzlu peri heykelinin ise kaybolduğu ifade edildi.
SANAT ESERİNİ 16 YIL DEPODA TUTTULAR
Ulus’ta eski Maliye Bakanlığı binası bahçesinde yer alan heykeller de dikkat çekilen bir diğer konu oldu. Kimi eserlerin 150 yıllık geçmişi olduğu ifade edilerek şu bilgiler paylaşıldı:
“Türünün tek örneği olan anıt çeşmemiz Su Perileri’nin ise değeri hiç bilinememiş, çok defa depolarda unutulmuştur. Fransa’da iki heykeltıraşın yaptığı bilinen bu anıt heykelimiz 1920’li yıllarda Kızılay Meydanı’nın ortasında kentlilerin önünde fotoğraflar çektiği, havuz başında oturup sohbet ettiği, yanında canlı konserlerin verildiği bir durumdayken sonraki yıllarda uzak köşelere taşınmış 70’li yıllarda Tandoğan Meydanı’nda tekrar eski günlerine dönmüşken bu sefer metro inşaatı fırsat bilinerek depolarda 16 yıl tutulmuştur. Hatta dönemin belediye başkanı Gökçek, belediye envanterinde böyle bir heykel olmadığını söylemiş, adeta unutulmasına çalışılmıştır. 2008 yılında tekrar tamir gören heykel bu sefer CER Modern’in bahçesinde hayranlarına uzaktan bakan sessiz bir köşede durmaktadır.”
Açıklamada, Ankara’ya yakışır meydan ve sanat eserlerinin yaratılması gerektiğine vurgu yapılarak şöyle devam edildi:
“Betona ve asfalta bağlanmış durumda olan belediye hizmetleri, Ankaralıyı artık kendi kentinden bezdiren, yoran, mutsuzluk veren bir trafik ve beton yığınına hapsetmiş durumdayken yüz yıl önceki kültürel yatırımların ne kadar uzağında bırakıldığımızı görmek bizleri aslında sorunun özüne götürmektedir.
Otomobillere öncelik verilen karışık ve gürültülü meydanlar bu kentin karanlık yüzleri haline gelmiştir. Kızılay şu anda bulunduğu korkunç durumdan derhal arındırılmalı, insanların yorulacağı değil dinleneceği bir bölge haline getirilmelidir.
Yeşil Sol Parti Çankaya İlçe Örgütü olarak sanatsal ve tarihsel önemi olan bu heykellerin ve havuzlarımızın onarılarak, eski yerleri hedeflenerek yeni alan tasarımları yaratılmasına ihtiyaç olduğunu ifade ediyoruz.
Ankara’ya ve Ankaralıya yakışan rant projeleri değil, halk projelerinin kolektif bir bilinçle oluşturulması ve derhal hayata geçirilmesidir.”
PİRHA-DİSK, 2021 asgari ücrete ilişkin taleplerini açıklamak üzere Ankara’da sokağa çıktı. Yapılan açıklamada “2021 asgari ücreti net 3.800 TL olmalı” denilirken, “Asgari ücretlilerden alınan vergilere son verilmeli” çağrısı yapıldı.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2021 yılı görüşmelerini sürdürürken işçiler de taleplerini dile getirmeye devam ediyor.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 2021 yılı asgari ücretine dair görüşlerini belirtmek üzere Ankara’da açıklama yaptı. DİSK İç Anadolu Bölge Temsilciliği önünde yapılan açıklamada gelecek yılın asgari ücret miktarının net 3800 lira olması talep edildi.
“İnsanca yaşayacak asgari ücret talep ediyoruz” dövizlerinin taşındığı açıklamada DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, işçilerin taleplerini sıraladı. Görgün, pandemi sebebiyle milyonlarca işçinin gelir kaybına uğradığını dile getirerek “vergide adaletsizliğe son” dedi.
“ASGARİ ÜCRET VERGİDEN MUAF OLSUN”
Tayfun Görgün, Türkiye’de 10 milyon civarında işçinin asgari ücret altında veya asgari ücrete yakın bir ücretle çalıştığını belirterek şunları söyledi:
“Ücretli çalışanların karşı karşıya olduğu büyük vergi adaletsizliğine derhal son verilmeli.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında bu taleplerimizi bir kez daha ifade ederken, özellikle vergi adaletsizliğine dikkat çekmek için buluştuk. Asgari ücretten yapılan vergi ve diğer kesintiler asgari ücretin niteliği ile bağdaşmamaktadır. Dolaylı veya dolaysız vergi ve diğer kesintileri dikkate aldığımızda işçinin eline brüt asgari ücretin sadece yüzde 67’si net ücret olarak geçmektedir. Yani işçinin kazandığı üç liranın biri vergilere ve kesintilere gitmektedir.
Bir başka ifadeyle asgari ücretli işçi yılın 122 günü vergi ve diğer kesintiler için çalışmaktadır.
Vergide adaletin temeli, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasıdır. Ancak işçi sınıfının uğradığı bir başka vergi adaletsizliği de vergi dilimlerinden doğmaktadır. Mevcut vergi sistemiyle adalet dilim dilim doğranmaktadır.”
ATILMASI GEREKEN SOMUT ADIMLAR
Tayfun Görgün, Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri içinde en düşük asgari ücrete sahip 4 ülkeden biri olduğunu vurgulayarak asgari ücret konusunda atılması gereken somut adımlar şöyle sıraladı:
*Salgın döneminde asgari ücret farklı hesaplanmalıdır. Brüt asgari ücret net olarak ödenmelidir!
*2021 asgari ücreti Covid-19 salgınının hanelere getirdiği yeni yükler dikkate alınarak hesaplanmalıdır.
*Bütçeden asgari ücrete nakit desteği sağlanmalıdır.
*Asgari ücret tümüyle vergi dışı bırakılmalı, tüm ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinden vergi alınmamalıdır.
*Salgın döneminde asgari ücret SGK işçi primleri bütçeden karşılanmalıdır.
*Asgari ücret hesabında sadece işçinin kendisi değil, ailesi de esas alınmalıdır.
*Asgari ücret tespitinde geçim koşulları ve milli gelir artışı dikkate alınmalıdır.
*Asgari ücret bütün işçi ve memurlar için ortak saptanmalıdır.
*2021 asgari ücreti net 3.800 TL olarak saptanmalıdır.”
PİRHA-BES, Kızılay tarafından Ensar Vakfı’na para aktarımını protesto ettikleri için üyelerine açılan davaya ilişkin açıklama yaparak “Kamu kaynaklarına sahip çıkmak suç değildir” dedi.
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Ankara şubeleri, Kızılay tarafından Ensar Vakfı’na yapılan para transferini protesto eden üyelerine dönük açılan dava öncesi basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı BES 2 No’lu Şube Başkanı İhsan Gülhan yaptı.
Gülhan, Başkentgaz’ın, Kızılay aracılığıyla Ensar Vakfı’na 8 milyon dolar aktardığını hatırlatarak “Bu para transferinin aslında kamu kaynaklarının yağmalanması olduğunu halkımızla paylaşmak istemiştik” dedi.
“VERGİLERİN AKIBETİNİ SORMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
İhsan Gülhan, polis saldırısı sonucu 19 sendika üyesinin gözaltına alındığını hatırlattıktan sonra, “İktidar şunu bilmelidir ki; baskı ve yasaklara rağmen gerçekleri söylemekten, halkımızın yarattığı değerleri korumaktan, ödediğimiz her kuruş verginin hesabını sormaktan, kamu kaynaklarının halk yararına kullanıldığı bir düzeni savunmaktan bir an bile vazgeçmeyecek, haramilerin korkulu rüyası olmaya devam edeceğiz” diyerek şu soruları sordu:
“Geçmişinde iş cinayeti bulunan Torunlar Holdingin sahibi olduğu Başkentgaz hakkında vergi kaçırmaktan dolayı herhangi bir işlem yapılmış mıdır?
Ensar Vakfı’na, Kızılay üzerinden bağışta bulunan Başkentgaz, Covid-19 salgını nedeniyle çalışamayan, işten atılan veya ücretsiz izne çıkarılan emekçilerin doğalgaz faturalarının ödenmesinde ne gibi bir yardımda bulunmuştur?
Kendisine yapılan 8 milyon dolar bağışın 7 milyon 925 milyon dolarını Ensar Vakfı’na aktaran Kızılay, Covid-19 salgını dolayısıyla çalışamayan, işten atılan veya ücretsiz izne çıkarıldığı için zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan emekçilere destekte bulunmuş mudur?
1999 yılından beri toplanmakta olan deprem vergileri nerede kullanıldı? Afet riski gözetmeden çıkarılan imar affından kimler kazanç sağladı?”
Gülhan, son olarak şunları dile getirdi:
“Siyasal iktidar kendi suçlarını gizleyebilmek için kendisine yöneltilen eleştirileri şiddetle bastırmaya çalışmakta, özgür basına karartma uygulamaktadır. Ancak biz bu koşullarda bile tüm kamu emekçilerinin, ezilenlerin sesi olmaya, haklarımız için mücadele etmeye devam edecek, bizden kesilen vergilerin akıbetini sormayı sürdüreceğiz. 3 Şubat 2020 tarihinde demokratik hakkımızın kullanılmasını engelleyerek bize saldıranların, o gün suçluları korumak için yeni bir suç işlediğini kamuoyu görmektedir. İktidarın asabileşmesinin nedeni de budur. Bu yanlışlar silsilesinden dönülmesi için, vergi kaçakçılığı ve kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesine karşı çıkararak insanlık görevini yerine getirirken darp edilen arkadaşlarımız hakkında açılan davanın kapatılmasını talep ediyoruz.”
PİRHA- Pandemi sürecinde gelirleri düşen kesimlerden birisi de minibüsçüler oldu. Günde 50 veya 100 lira kazandıklarını ifade eden Ankara’daki minibüs işletmecileri, “Herkes eli kolu bağlı bekliyor. Kara kara borçlarımızı nasıl öderiz diye düşünmekteyiz” dediler.
Pandemiyle birlikte gelen ekonomik kriz minibüsçülerin de belini büktü. Kızılay-Çankaya ulaşımını sağlayan minibüsçüler, salgın öncesi iş yoğunluğundan dertliyken şimdi tam tersi bir süreç yaşadıklarını anlattılar.
Gezi eylemleri ya da 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde dahi bu denli ekonomik sıkıntı yaşamadıklarını anlatan minibüsçüler, Kızılay’da yer alan 226 dolmuştan en az 18’inin hacizli olduğunu söyledi.
33 Yaşındaki Mustafa Coşkun Kaya, “Günde sadece 50 ile 100 lira arasında para kazanıyoruz” diyerek o kazancın da masraflara harcandığını anlattı. Yöneticilerden acil destek beklediklerini söyleyen Kaya, “Az da olsa bize mazot yardımı yapılırsa biz bu süreci atlatabiliriz. Bir de trafik cezaları konusunda daha ılımlı olunmalı. Ayakta bir kişi de olsa ceza yazıyorlar” dedi.
“NEDEN BELEDİYE OTOBÜSLERİ TIKA BASA DOLU?”
Metro ve belediye otobüslerinin tam kapasite çalıştıklarına işaret eden minibüsçüler, “Bizler ayakta tek bir yolcu alsak dahi ceza yiyoruz. Neden?” diye de sordu.
Mustafa Coşkun Kaya, “İtiraz etmek istedim ama ceza yazan polis memuru ‘devletten büyük müsün?’ dedi. Ondan sonra elimiz kolumuz bağlandı” diyerek başından geçenleri şu sözlerle anlattı:
“Belediye otobüslerine her şey serbest ama dolmuşta ayakta bir müşteri aldığın zaman 900 TL ceza yazıyorlar. 1 müşteri aldım fakat oturmak istemedi. ‘Oturun, ceza yazıyorlar’ dedim yine de oturmadı. Polis durdurunca ‘bakın yer var fakat müşteri beni dinlemedi, oturmadı’ desem de 900 TL ceza yazdılar.”
“HERKES ELİ KOLU BAĞLI BEKLİYOR”
Ekonomik olarak minibüsçülerin tükendiğini ifade eden Kaya, vergi borçlarını dahi ödeyemez hale geldiğini aktardı. “Herkes eli kolu bağlı bekliyor” diyen Mustafa Coşkun Kaya’nın aktarımları şöyle:
“Ayda 2500 lira kredim var. Ancak ödeyemiyorum. Her ay faize biniyor. Bir de bize ‘Aralık 10’dan itibaren ödemeye başlayacaksınız’ diyorlar. En sonunda çıkıp AVM’nin üzerinden kendimi aşağı atacağım ne yapayım.”
“GELİR YOK ANCAK GİDER ÇOK”
Minibüs şoförü Çetin Şahin ise “Halk tabiriyle; bittik okeye dönüyoruz. Yılbaşına kadar da okey atarız” diyerek yaşadığı ekonomik daralmayı şöyle anlattı:
“Birikmiş paramız vardı, onu da yedik ve bitti. Şimdi 35 milyon TL borca girdik. Nasip olursa ödeyeceğiz. Yetkililer, bu durumu, mağduriyetimizi bizden daha çok biliyorlar. Çünkü sürekli geziyorlar. Sabah 1 kişiyle Oran’dan Kızılay’a geldim. Gidiş geliş 40 lira mazot yaktı. Bir kişiden aldığım ücret 3,50 TL. Günlük çay param dahi değil. Minibüsçülerin alayı mağdur. Hiç kimse 1 lira borç dahi ödeyemiyor. Alacaklı parasını istiyor, borçlu ‘ne verebilirim ki’ diyor ve burada kavga yapılıyor. Şükür dahi edemiyorum. Olmayan neye şükredeceğim. Bu arabanın kasko, sigorta ve muayenesini mecbur yaptıracaksın. Şu an gelirimiz yok fakat gider çok.
“ARAÇLARIMIZA LASTİK DAHİ ALAMIYORUZ”
Minibüsçü İbrahim Gökdemir de işsizlikten dert yakınan bir diğer isim oldu. “Daha önce kazandıklarımızı yemeye devam ediyoruz” diyen Gökdemir, “Şu anda yolcu olmadığı için araçlarımız yatıyor. Az kişiyle boş gelip boş gidiyoruz. Taşıma esnafı olarak, devletimizden mazot desteği altında bize yardım etmelerini bekliyoruz. Şu anda kazancımız evimizi geçindirmeye zor yetiyor. Lastik alamıyoruz, araçlarımıza bakımı zor yaptırabiliyoruz.”
PİRHA-Ankara Kadın Platformu öncülüğünde sokağa çıkan kadınlara, polis izin vermedi. Çankaya Belediyesi önünde açıklama yapmak isteyen kadınların dövizleri de polislerce yırtıldı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle kadınlar Ankara’da da sokaktaydı.
Çankaya belediyesi önünde bir araya gelmek isteyen kadınlara polis izin vermedi. Emniyet güçleri, GMK bulvarı üzerinde eylem ve etkinlik yapmanın yasak olduğunu anons geçerek, Selanik ve Bayındır Caddesi’nde toplanan kadın gruplarının bir araya gelmesine izin vermedi.
Yaklaşık 1 saat süren müzakereler sonucunda kadınların Çankaya Belediyesi önünde yapmak istediği eyleme izin verilmedi. Ankara Kadın Platformu’nun yaptığı açıklamada “Bu devlet, bu polisler, kadınlara dönük şiddet karşısında hiçbir şey yapmadı. Bugün karşımıza çıkan polisler, bizlerin yürümesini de istemiyor. Sesimizi kısmak istiyorlar. Ama bilsinler ki katledilen, şiddet gören her bir kadının isyanı olduk. Sokaklara sığmıyoruz, meydanlardan da taşacağız. Siz bu görüntüye alışın. Kadınların sesini bastıramazsınız. Yaşasın kadın dayanışması” denildi.
PİRHA-Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dair açıklama yaptı. “Ana Fatma’nın, Elif Ana’nın kemalatiyle yaşamı savunacağız” diyen kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine de vurgu yaptı.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne dair açıklama yaptı.
Açıklama öncesi çerağ uyandırılırken, Şube Eş Başkanı Meral Gökokuş, “Bizler Mirabel kardeşlerin, Rozaların yoldaşlarıyız” dedi. Kadın mücadelesinin hedefinde köleleşmeyen toplumların olduğunu ifade eden Gökokuş, şunları söyledi:
“Tarihini bilmeyen toplumlar geleceklerini kuramazlar. Tarihini bilemeyen kadınlar da köklerini bilmezler. Bizler Ana Fatma’nın Zeynep’in, Zarife’nin, Bese’lerin, Sakinelerin mirasçıları ve gelecekleriyiz. Bizler Kırklar meclisindeki kadınlarız. Bizler Kadıncık Ana’nın mürşid makamında olanlarız. Bizler kâinatın kendi yolu ve kemaletiyiz. Sana düşman bana düşman savaşları başlatan iktidarlar, ilk kanı akıtanlar, kadınları köle pazarlarında satıp tecavüzü aklayan erkekler ve buna karşı mücadele eden biz kadınlar. Adem şahsında erkek iktidarına karşı mücadele veren Lilth’ten bugüne kadar kadınlar kendi tarihini yazmaya ve kendi geleceklerini kurmaya devam ediyorlar. Biz kadınlar dünya tarihinde ölüm listelerinde istatiksel bilgiler olduk. Biz kadınlar karakollarda şikâyet edip öldürülen rakamlar olduk. Biz kadınlar iktidarın askerleri tarafından tecavüze ve ölüme mahkûm kılınan kadınlar olduk. Biz kadınlar bu kâinatın canlıları olarak ölüme peşkeş çekildik. Nerede mi, evlerimizde, nerede mi fabrikalarda nerede mi, cezaevlerinde, nerede mi köle pazarlarında. Nerede mi erkek aklın dünyasında. Biz kadınlar Kerbela’dan buyana, yani Mayalardan, Aborjinlere, şifacı kadınlardan, Kızılderililere; toprağa, suya, havaya, ateşe, eşit yaşamı kuranlarız.”
“KADINLAR ANNELİK VASFI İLE SINIRLANDIRILIYOR”
Programda söz alan bir diğer isim ise Yönetim Kurulu üyesi Sevdağ Atbaşı oldu. “Patria, Minerva ve María Teresa, baskıcı yönetime karşı itirazlarıyla bugüne ilham veren üç kız kardeş oldu” diyen Sevdağ Atbaşı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin günümüzde daha da derinleştiğini vurguladı.
Atbaşı, şöyle devam etti:
“Tüm dünya halklarını tehdit eden Pandemi bile kadınların birçok hakkının gasp edilmesinde bir başka araç haline getirildi. Kadınlar gerek emek boyutuyla, gerek psikolojik ve sosyolojik olarak her türlü sömürüye, şiddete maruz kalmaktadır. En derin yoksulluğa mahkûm edilmeye çalışılan, ev ve annelik vasfıyla sınırlandırılmaya çalışılan kadınlar üzerinden en büyük toplumsal ayrımcılık yapılmaktadır. Kadınlara yönelik tüm şiddet biçimleri karşısında en önemli mücadelemiz ve en meşru olan hakkımız öz savunmadır. Erkek aklın devamı olan töre ve namus cinayetleri, berdel, küçük yaşta evlilik, çok evlilik, başlık parası gibi konular karşısında zihinsel, kültürel ve sosyal olarak en etkili mücadele yöntemleriyle karşı durmalıyız.”
“ERKEK AKLINA KARŞI DİRENİYORUZ”
DAD Ankara Şube Sekreteri Hatun Şimşek de Alevi inancında cins ayrımının reddedildiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:
“Alevi inancında kadınlar bir cins değil, yolun kendisidir. Karşılaştığımız onca dayatmaya boyun eğmeyen bizler, kadın kırımını işleyenlere karşı öz gücümüzle kendimizi savunacağız. Derinlerde yatan Ana Fatma’nın, Elif Ana’nın kemalatiyle yaşamı ve kendimizi savunacağız. Kadının karşılaştığı şiddet, taciz, tecavüz, katledilme ve kadın ticareti bu soykırımın sadece dışa vurumu ve sistemin gerçekliğidir. Bu gerçekliği bize dayatan ve şekillendiren erkek aklına karşı direniyoruz.
Tüm bu yaşananlara rağmen İstanbul Sözleşmesi büyük bir kazanımımız olmuşken erkek zihin tarafından iptal edilmek istenmektedir. Amaç kadının soykırımını meşrulaştırmaktır. İstanbul Sözleşmesi kadınların cümle canı, cümle varlığını sahiplenmenin sözüdür.
“TÜM KATLEDİLEN KADINLAR İÇİN ÖZÜMÜZ DARDADIR”
DAD üyesi Pınar Altay ise “Alevi kadınlar olarak, Zarife gibi mücadele etmeli, Bese gibi inançlı olmalı, Kadıncık Ana gibi öğretici olmalı ve Zeynep gibi dilden dile mücadeleyi yaymalıyız. Hak ve hakikat mücadelesinden vazgeçmeyen, direnen kadınlara aşk olsun. Tüm katledilen kadınlar adına özümüz dardadır” dedi.
Konuşmalar ardından çerağların sırlanmasıyla etkinlik sonlandırıldı.
PİRHA- Meclis’te HDP’li ve CHP’li üç milletvekilinin haklarında verilen yargı kararlarının okunması ve ardından tutuklanmalarını HDP milletvekilleri bugün düzenledikleri yürüyüşle protesto etti.
HDP’li milletvekilleri, Meclis’te dün HDP milletvekilleri Leyla Güven, Musa Farisoğulları ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun haklarında kesinleşmiş yargı kararları okunduktan sonra gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından bugün bir açıklama yaptı.
Milletvekillerinin “Darbe Var” dövizleri taşıdığı açıklamada konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “4 Kasım 2017’de başlayan darbe 27. Dönem’de de devam ediyor” dedi. HDP’nin gücünü haklılığından aldığını belirten Beştaş, darbeciliğe boyun eğmeyeceklerini, demokrasi mücadelesini sürdüreceklerini kaydetti.
Açıklamanın ardından HDP Milletvekilleri Kızılay Güvenpark’a yürümeye başladı.
Atatürk Bulvarı üzerinde, Güvenpark’a yaklaşıldığı noktada kurulan polis barikatı önüne gelen HDP’li vekillere, polis fiziki saldırıda bulundu.
Çok sayıda milletvekili polisler tarafından darp edildi. Basın mensuplarının uzaklaştırılmaya çalışıldığı Güvenpark girişinde milletvekillerinin taşıdığı pankartlar polis tarafından parçalandı.
PİRHA – TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankara’da Kızılay’ın merkezinde bulunan Güvenpark’ta yapılan sondaj çalışmalarına “İktidar korona fırsatçılığı yapıyor. Bu kez de Güven park’ta sondaj ve inşa çalışmalar başladı” diyerek tepki gösterdi.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Güvenpark’ın altına ulaşım alt yapısı ve otopark yapımına yol veren Güvenpark 1. Derece Doğal SİT Alanı ve Etkileşim Geçiş Sahasına ilişkin 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planının yürütmesini durdurulması ve iptali talebiyle açtığı dava sürerken, Güvenpark’ta Ulaştırma Altyapı Bakanlığı tarafından AKM (M4) Kızılay hattı yapımı için yapılan sondaj çalışmasına “Korona fırsatçıları bu kez de Güvenpark’ta iş başında” diyerek tepki gösterdi.
“SİZ EVDE KALIN BİZ İŞİMİZE BAKALIM YAKLAŞIMI KAMU GÜCÜNE YAKIŞMIYOR”
“Siz evde kalın biz işimize bakalım yaklaşımı kamu gücüne yakışan bir davranış değildir”
Konuyla ilgili açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan “Hukuksal süreç devam ederken, arka arkaya kent talanını bir fırsata çeviren iktidar şimdi de Güvenpark’a sondaj çalışmalarına başladı. Güvenpark koruma amaçlı imar planında açtığımız davada keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmış bilirkişi raporu lehimize gelmişken, kentin merkezinde Cumhuriyetin temsil aksında bulunan ve Güvenpark’tan meclise kadar uzanan Hükumet Kartiyesi’nin başlangıcında sondaj çalışması yapılması manidardır. Siz evde kalın biz işimize bakalım yaklaşımı kamu gücüne yakışan bir davranış olmadığı gibi, bu bir ihanettir. Yargı kararlarını arkadan dolanmaya alışkın iktidar şimdide, Covid 19 mücadelesi devam ederken, ülkenin her yanında yangından mal kaçırırcasına, iş ve işlemleri kamu gücü ile sürdürüyor. Kamu gücünü kamu yararına aykırı şekilde kullanarak suç işliyor” dedi.
“AKLA ZİYAN BİR DURUMDUR”
Candan, “Park alanında ağaç dokusuna zarar vermeden ulaşım ve altyapı tesisleri, umumi tuvalet, büfe, pergole, kameriye, güvenlik kulübesi ve benzeri kullanımların yapılmasının mümkün olmadığı aksine bilirkişi raporu ile bunların parkın özgün dokusunu bozacağı belirtilmiştir. Bugün metro altyapısı için yapılan sondajlarla ilgili Çevre Şehircilik bakanlığı Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun aldığı 26.02.2020 tarih 137 sayılı kararı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı 1 Nolu Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun 20.02.2020 tarih 277 sayılı kararlarını yargıya taşıyacağız. Bu alanlarda yapılacak inşai çalışmalar için koruma alanında yer tahsis edilmesi Güven Anıtı ve Güvenparkı tehdit edecektir. Bilirkişi raporunun taraflara tebliği edildiği bu süreçte iptal kararı beklenirken, Güvenpark’ta sondaj yapmak ve ulaşım altyapısı için çalışmalar başlamak akla ziyan bir durumdur. Güvenpark’ta telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır ”dedi.
PİRHA- Ankara’da Halkevleri yöneticileri ve üyeleri, Başkent Gaz’ın Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na bağış adı altında yaptığı vergi kaçakçılığını protesto etti. Polis engeliyle karşılaşan Halkevciler, yürüyüş sırasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Biz doğalgaz faturalarımızla Ensar’a yurt yaptırmak istemiyoruz! Yandaş şirketlere, Ensar’a milyonlarca lira aktarılmasını istemiyoruz” denildi.
Haberin videosu
Halkevleri Genel Merkezi Başkent Gaz’ın Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na bağış adı altında yaptığı vergi kaçakçılığını protesto etmek istedi. Bugün saat 12.30’da Kızılay PTT Yenişehir Şubesi önünde yapılmak istenen basın açıklaması polis tarafından engellendi.
Bunun üzerine Halkevi üye ve yöneticileri, PTT içerisinde girerek faturalarını gönderdikten sonra basın açıklaması yapmak isteyen Halkevcilere polis müdahale ederek, alandan uzaklaştırmaya çalıştı. Kitle ise, Kızılay’a doğru yürüyüşe geçti.
Yürüyüş esnasında Halkevleri Kadın Sekreteri Hediye Mertürk tarafından basın açıklaması okundu.
Mertürk, “Bugün burada, vergi kaçakçılığını teşhir ve pr0test0 etmek için toplandık. Edindiğimiz bilgilere göre Kızılay’ın bizim bilmediğimiz bir görevi daha varmış! Kamu yararına bir kurum olan Kızılay’ BaşkentGaz Ensar Vakfı ‘na bağış yapabilsin ama aynı zamanda da vergi ödemesin diye, vergi kaçakçılığına aracı olmuş. Buradan vergiler dolayısıyla beli bükülen, faturalarını ödeyemeyen herkese çağrımızdır! Vergiyi dert etmeyin, Kızılay’a güvenin” dedi.
“DOĞALGAZ FATURALARIMIZLA ENSAR’A YURT YAPTIRMAK İSTEMİYORUZ”
“1 Ağustos 2018’de %9, ı Eylül 2018’de %9, ı Ekim 2018’de %9, 31Temmuz 2019’da %14,97 ve 31 Ağustos 2010’da %14,9 olmak üzere doğal gaza tam beş defa zam geldi”diyen Mertürk, şöyle devam etti:
“İçinde bulunduğumuz tablo, iktidarından sermayesine, aslında kamuya bir yararı olmayan kurumlarına kadar bir çıkar şebekesini gözler önüne sermiştir. Bu işten en zararlı çıkan her zamanki gibi halktır. Üst üste zamlı faturaları ödeyen de, soğuk kış aylarında kombiyi yeterince yakamayan da, deprem, afet gibi durumlarda gösterdikleri duyarlılığı sömürülen de halktır.
Bizler asgari şekilde yaşamımızı sürdürmeye çalışırken, onlar milyonlarca lirayı ceplerine indirmeye devam ediyor. Halkın bu çıkar şebekesinden çektiklerine artık yeter!
Bizim bu çıkar şebekesine verecek tek bir kuruşumuz bile yok. Biz doğalgaz faturalarımızla Ensar’a yurt yaptırmak istemiyoruz! Yandaş şirketlere, Ensar’a milyonlarca lira aktarılmasını istemiyoruz! Artık bu faturaları ödemek istemiyoruz!
Halkevciler olarak halkın cebine göz diken şirketlerin de, bu şirketlere paravan olan kurumların da, bütün bunlara göz yuman, denetlemeyen, halkın değil sermayenin çıkarını gözeten AKP’nin de peşini bırakmayacağız. Bulunduğumuz her yerde gerçekleri haykırmaya, suçluları teşhir etmeye devam edeceğiz!”
PİRHA- Ankara’da emek ve meslek örgütlerinin deprem sonrası Ensar Vakfı’na para aktarma aracı olarak kullanıldığı ortaya çıkan Kızılay’ı protesto eyleminde polis tarafından gözaltına alınan 16 kişi serbest bırakıldı.
Ankara’da DİSK, KESK, TMMOB, Ankara Tabip Odası, ASMMMO’nun çağrısıyla toplanarak Ensar Vakfı’na para aktarma aracı olarak kullanılan Kızılay’ı protesto etmek isteyen kitleye polis sert şekilde müdahale etti.
Polisin çok sayıda kişiyi darp ettiği eylemde, yerlerde sürüklenerek gözaltına alınan 16 kişi polis ifadesi ve sağlık kontrollerinin ardından serbest bırakıldılar.
Gözaltına alınanlar arasında Sezgin Çalışkan (TMMOB Yöneticisi), Deniz bulunmaz (SOL Parti PM Üyesi), Mevlüt Çakmak (BES Ankara 1 Nolu Şube Başkanı), Uğur Çepe (SOL Parti üyesi), Mert Ünal da (SOL Parti İl Yöneticisi) bulunuyordu.