Etiket: kızılay

  • Ankara’da ‘deprem paraları nerede?’ diyen kitleye polis saldırdı: 16 gözaltı-VİDEO

    Ankara’da ‘deprem paraları nerede?’ diyen kitleye polis saldırdı: 16 gözaltı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da DİSK, KESK, TMMOB, Ankara Tabip Odası, ASMMMO’nun çağrısıyla toplanarak Ensar Vakfı’na para aktarma aracı olarak kullanılan Kızılay’ı protesto etmek isteyen kitleye polis sert şekilde müdahale etti. Polisin çok sayıda kişiyi darp ettiği eylemde, 16 kişi yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı.

    Kızılay’a yapılan bağışların Ensar Vakfı gibi vakıf ve derneklere aktarılarak vergi kaçırıldığının açığa çıkmasının ardından ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Ankara’da da emek-meslek örgütleri, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri protesto eylemi yaptı.

    Kızılay’ın Ankara Genel Müdürlüğü binası önünde toplanan kitleye Valilik onayı olmadığı gerekçesi ile izin verilmedi. Kızılay’ın Genel Müdürlüğü önüne çelenk bırakmak istediğini söyleyen kitle polisin sert tavrı ile karşılaştı. Pankart açmaya ve slogan atmaya izin vermeyeceğini belirten polisler kitleye müdahale etti. Polisin ilk müdahalesinde aralarında SOL Parti ve KESK üyelerinin de olduğu 5 kişi gözaltına alındı.

    Gözaltılara tepki gösteren ve eylem yapmakta kararlı olduğunu ifade eden kitle, Ataç Sokak’tan Mithatpaşa Caddesi üzerinde bulunan Eğitim Sen 5 Nolu Şube önüne doğru yürüyüşe geçti. Kitlenin “Zam Zulüm İşkence İşte AKP” , “Tecavüzcü Ensar Kapatılsın”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları atarak yürümesine engel olmak isteyen polis, müdahale etti.

    Eğitim-Sen önüne gelindiğinde ise polisler, “Yolu trafiğe kapatmayın” çıkışı gerginliğin yaşanmasına sebep oldu. Kitlenin kaldırım üzerine çıkmasına rağmen, gözaltına alınanların serbest bırakılmasının istemesine de polis sert karşılık verdi. Polis amirinin “Süpürün” talimatı ile kitleye tekrar saldırıldı. Mithatpaşa Caddesi’nde çok sayıda kişi yerlerde sürüklendi, polisin kalkanının mağduru oldu.

    Sakarya Caddesi’ne yürümek ve basın açıklamasını yapmak isteyen kitle tekrar polis engeliyle karşılaştı. Sakarya Caddesi’nde de eylem yapılmasına izin verilmeyeceği belirtilmesi üzerine kitle KESK’e bağlı Büro emekçileri Sendikası’na (BES) geçme kararı aldı. Güzargah boyunca polislerin tartakladığı kitleden bir grup oturma eylemi yapmak istediğinde de polis saldırdı. Polisin defalarca saldırdığı kitleden toplamda 16 kişi darp edilerek gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan isimlerden bazıları şöyle:

    Sezgin Çalışkan (TMMOB Yöneticisi)

    Deniz bulunmaz (SOL Parti PM Üyesi)

    Mevlüt Çakmak (BES Ankara 1 Nolu Şube Başkanı)

    Uğur Çepe (SOL Parti üyesi)

    Mert Ünal (SOL Parti İl Yöneticisi)

    Sendika binasında yapılan açıklamada polisin sert müdahalesi kınandı.

    HDP Van Milletvekili Mehmet Rüştü  Tiryaki yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    “Türkiye’de demokrasinin D’sinin olmadığı bir dönem yaşıyoruz. Eğer bir ülkede insanlar yasal, demokratik, barışçıl protesto haklarını kullanamıyorlarsa asgari düzeyde de olsa o ülkede artık demokrasi yoktur demektir. Bu tercih meselesidir, niye tercih meselesidir? Bakın geçen gün gece saat 12:00’de Amerikan Büyükelçiliğinin önünde Parti olarak bir protesto etkinliği gerçekleştirdik. Gündüz vakti demiyorum, saat gece 12.00’de Amerikan Büyükelçiliği önünde. Tek bir uyarı yapılmadı, tek bir kimseye dağılın uyarısı edilmedi. Ama bugün Başkent, gaz Ensar vakfı, Kızılay gibi bu çeteleşmiş grupların arasındaki doğrudan halkın paralarının kaçırılmasına aracılık edilmesine karşı halkın protesto etmesine saldırması ve 16 kişinin gözaltına alınması bu tercih meselesidir.

    Siyasi iktidarın tercihi meselesidir. Cezaevinde her gün neredeyse bir kişi yaşamını yitiriyor, hasta onlarca yüzlerce tutsak var, bir tanesi serbest bırakılmıyor. Ama önceki gece gördük Sivas Katliamı’nda elinde benzinle fotoğrafı yayınlanan bir katili serbest bıraktılar. Çünkü bu bir tercih meselesi. Siyasi iktidar ölümü bekleyen hasta tutsakları değil, eğer hastaysa adli tıp raporu varsa elbette serbest bırakılmalı ama sonuçta bu hükumetin kimden yana tercihini kullandığını göstermesi açısından çok çarpıcı bir örnektir. Bence, demokrasi güçleri bir adım geri atamaksızın tam da bu ülkenin demokrasisine, bu ülkenin geleceğine sahip çıkması gereken bir dönem. Bedeli ne olursa olsun, hep beraber, hep birlikte omuz omuza direnmeliyiz. Bugün bu direnişi sergileyen bu yolsuzluğa bu hırsızlığa hayır diyen bütün arkadaşları canı gönülden kutluyorum.

    Sendika binasında yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Elazığ depremi, devletin depreme hiç hazırlanmadığının kanıtı olmuştur. Malatya, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Adıyaman, Urfa ve Batman İlleri etkilenmiştir. Bu illerde çok sayıda bina yıkılmış ve hasar görmüştür. Dün Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın yaptığı en son açıklamada sadece Elazığ’ da devam etmekte olan tespit çalışmalarına göre binaların %25’ i ağır ve orta hasarlı olup, yıkılmış bina sayısı 93’ tür. 80 tane okulun eğitim yapılamaz halde olduğu açıklanmıştır. Halen, çevre il belediyelerinin ve diğer kurumların yapmak istediği yardımlar engellenmektedir.

    1999 büyük Adapazarı depreminden hemen sonra başlatılan; toplumda deprem vergisi olarak bilinen, 21 yıldır kesintisiz olarak iletişim faturaları üzerinden toplanan bu verginin deprem ya da diğer doğal afetler için hiç kullanılmadığı, depreme dayanıklı yeni konut yapma fikriyatıyla TOKİ eliyle başlatılan kentsel dönüşümün nasıl da rantsal bir amaç güttüğü, Elazığ depreminde yıkılan binaların önemli bir kısmının da bu dönüşümden sonra yapılan binalardan olduğu tüm çıplaklığıyla görülmektedir. Deprem vergisi adı altında yoksul ve emekçi kesimlerden ek vergiler toplanırken, sermaye sahiplerine “vergi kaçırma” veya “vergiden kaçınmanın” fırsatının nasıl verildiğini;  Kızılay başkanının itirafı ile kamuoyuna yansıdı. Tüm bunlarla birlikte ortaya çıkan bir gerçek var ki o da yalana, gösterişe, şova, şatafata, yolsuzluğa yaslanan 18 yıllık AKP İktidarının da çökmüş olmasıdır.  Hele ki, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra kaybettikleri belediyelerde kamuoyunun gözünden kaçırmak, yolsuzlukların ve hortumlamaların üstünü örtmek için halkın iradesini, seçim sonuçlarını, hukuku ve adaleti neden yok saydıklarını sadece Türkiye halkı değil, tüm dünya görmektedir.

    “KZILAY ÜZERİNDEN KAÇIRILAN VERGİ DERHAL TAHSİL EDİLMELİ”

    Yandaş şirket olan Başkentgaz, doğrudan bu istismarcı vakfa bağış yapsa sadece %5 oranında vergi indiriminden faydalanabilecek iken Kızılay üzerinden yaptığı için %100 yani 8 milyon doların tamamını Kurumlar Vergisi’nden indirmiştir. Şimdi biz buradan Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı ilgili kurumları göreve çağırıyoruz. Kızılay üzerinden kaçırılan verginin derhal cezalı tarhiyatı yapılmalı ve tahsil edilmelidir. Kızılay’ a yapılan başka bağışlardan bu şekilde bir aktarma yapılmışsa derhal incelenmeli, bağışçı şirketlerin kimler olduğu ve daha kimlere şartlı bağışlar yapıldığı açıklanmalı ve vergi denetimi yapılmalıdır. Kızılay hakkında vergi kaçakçılığına iştirakten dolayı gereken yapılmalı, yönetim kurulu istifa etmeli, etmiyorsa görevden alınmalı ve tüm yüksek maaşlı yöneticileri hakkında soruşturma açılmalıdır.

    Yandaş ve istismarcı Ensar Vakfı, hangi toplumsal yarar sağlamıştır. Eğitime nasıl bir katkı sunmaktadır? Yurtlarında birçok kez çocuklara cinsel istismarla gündem olan, çocukların ve ailelerinin geleceğini karartan bu vakfın, kamuya yararlı vakıf statüsünden derhal çıkarılarak, Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladıkları protokoller derhal iptal edilmelidir.”

    Açıklamada şu sorular soruldu:

    – Toplanan vergilerle fay hatları üzerindeki şehirler yeniden kurulur, beklenen büyük deprem için İstanbul hazırlanırdı. Deprem için halen alınmakta olan vergiler nerelere harcandı? Bunu bilmek vergi ödeyen halkın hakkı değil midir?

    -Ayrıca, kamu kaynaklarının amacı dışında kullanılması, ilk kez yaşanmamaktadır. Bu soygun düzeninin ifşası için daha fazla sorular sormaya devam ediyoruz: İşsizlere verilmek üzere işçilerden kesilen ve işsizlik sigortası fonunda biriken paraların çok azı işsizlere verilirken geriye kalan miktar nereye harcanmaktadır?

    -Kamusal emekliliğin tasfiyesi demek olan Zorunlu Bireysel Emeklilik Sigortası Fonunda birikmekte olan paralar nereye harcanmaktadır veya harcanacaktır?

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Ankara’da Kızılay protestosuna müdahale: 16 kişi gözaltına alındı

    Ankara’da Kızılay protestosuna müdahale: 16 kişi gözaltına alındı

    PİRHA –  Ankara’da Ensar Vakfı’na para aktarma aracı olarak kullanılan Kızılay’ı protesto etmek isteyen kitleye polis müdahale etti. 16 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Polisin eyleme yönelik müdahalesi devam ediyor.

    Elazığ Sivrice merkezli yaşanan deprem sonrasında, yaşanan olumsuzluklara ve vergilerle kurulan Kızılay Derneği’nin halktan toplanan paraları yandaşa, sermayeye, gerici vakıflara aktarmasını protesto etmek için KESK, TMMOB, ATO ve ASMMMO Ankara’da Kızılay Derneği önünde saat 12.30’da basın açıklaması ve ardından çelenk bırakma eylemi gerçekleştirecekti. Ancak polis müdahale etti, 16 kişi gözaltına alındı.

    Kızılay’a yapılan bağışların Ensar Vakfı gibi vakıf ve derneklere aktarılarak vergi kaçırılmasınına açığa çıkmasının ardından emek-meslek örgütleri, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri Kızılay’ın Ankara Genel Müdürlüğü binası önünde protesto eylemi yapmak istedi. Kurumlar, “Verdiğimiz vergilerin, ödediğimiz faturaların yandaşa, sermayeye, gerici vakıflara aktarılmasına izin vermeyeceğiz” diyerek basın açıklamasına çağrı yapmıştı.

    Kızılay Genel Müdürlüğü’nün bulunduğu sokağın her iki tarafı polis tarafından kapatıldı. Protestocuların sokağa girmesini engelleyen polis, eylemcilere müdahale etti. 16 kişi polis tarafından gözaltına alındı.

    PİRHA/ANKARA 

  • ‘Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir’ – VİDEO

    ‘Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir’ – VİDEO

    PİRHA – Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şubesi’nde yapılan açıklamada, kimi cemaat ve tarikatlara eğitimin bir çok alanında taşeron görevi verilerek eğitim öğretim aşamaları içerisinde faaliyet yürütmelerine izin verilmekte olduğu belirtilerek, Elazığ depreminden sonra Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na para aklatılmasına tepki göstererek, “Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir” dedi. 

    Haberin Videosu

    Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, HBVAKV İzmir Şube Başkanı Hüseyin Han, Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz ve Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem bir araya gelerek eğitim sisteminin yozlaştırılması ve Kızılay’da toplanan paraların Ensar Vakfı’na transfer edilmesine tepki gösterdi.

    “CEMAAT VE TARİKATLARA TAŞERON GÖREVİ VERİLİYOR”

    Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Kılıç, zorunlu din derslerinin ilkokul ve orta öğretimin bütün sınıflarında artarak devam ettiğini belirterek, cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin de desteklendiğini söyledi.

    4+4+4 yasası sonrası seçmeli adı altında yer alan din derslerinin de fiili uygulamalar sonucunda zorunlu hale getirildiğini kaydeden Kılıç, öte yandan cemaat ve tarikat örgütlenmesinin de önünün açıldığını vurguladı.  Kılıç, “Kimi cemaat ve tarikatlara eğitimin bir çok alanında taşeron görevi verilerek eğitim öğretim aşamaları içerisinde faaliyet yürütmelerine izin verilmektedir” dedi.

    “İZMİR’DE ÖZEL BİR ÇALIŞMA SÜRDÜRÜLÜYOR”

    İzmir’de özel bir çabanın sürdürüldüğünün altını çizen Kılıç, şöyle konuştu;

    “İzmir ilinde yaşananları yer yer basınla paylaşmamıza rağmen faaliyetlerinin durdurulmasını beklerken artış göstererek devam etmesi bizleri kaygılandırmaktadır. Foça ilçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından velilerin talepleri olmamasına rağmen kuran kursu açılması, Berga İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmenlerin seminer çalışmaları kapsamında camiye çağırarak kuran dinletmesi, Çiğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Akiş Öğütçü Orta okulunda, okul müdürünün organizesinde dışarıdan hangi cemaat ve tarikata bağlı olduğu bilinmeyen bir kişi tarafından henüz 12 yaşlarında olan öğrencilere ‘’Secadem beni özler mi? Konulu konferansı organize etmesi, Menemen İlçe MEM tarafından ‘’ Haydi çocuklar camiye projesi’’ kapsamında çocukların camiye zorlanması laiklik tartışmalarını tekrar gündeme getirmektedir.”

    “HALKIN VERGİLER CEMAAT VE TARİKATLARA AKTARILIYOR”

    Hasan Ali Kılıç, Elazığ depremi sonrası gündeme gelen Kızılay’da Ensar Vakfı’na para aktarıldığı iddialarına da tepki gösterdi. “Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir” diyen Kılıç, devletin yaşananlara sessiz kaldığını belirterek, “Cemaat ve tarikatlara halkın vergileriyle elde edilen kazançların aktarılması, devlet yetkilileri tarafından görülmemesi toplumsal bir çok kesimi ciddi bir şekilde kaygılandırmıştır” dedi.

    Gazeteci Celal Eren Çelik’in Elazığ’da yaşanan deprem sonrasında Kızılay’ın, para aktarmaya nasıl alet edildiğini kanıtlayan belgeyi yayınladığını ifade eden Hasan Ali Kılıç, “‘Belgeye göre; Başkentgaz, 2017’de Kızılay’a 8 milyon dolarlık bağış yaptı. Ancak bu cömert bağışın ilginç bir şartı vardı. Paranın 75 bin dolarını Kızılay alacak, kalan 7 milyon 925 bin dolarını da Ensar Vakfı’na yurt inşaatı yapılması için transfer edecekti” dedi. Kılıç şu soruları sordu;

    • Özel bir şirket, dinci bir vakfa yardım yaparken, esasında gönüllülük üzerine çalışması gereken bir kamu kurumunu ‘yasal payanda’ olarak niye kullanır?
    • Parayı doğrudan aktarma hakkı varken, Kızılay’a neden ‘vergi cenneti’ muamelesi yapılır?
    • Deprem gecesi SMS ile 10 TL isteyen Kızılay, ne için böyle bir ilişkinin içine sürüklenir?

    “MADIMAK ALEVİLERİN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”

    Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı’nın hükümlüsünü serbest bırakmasına da tepki gösteren Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Kılıç, devletin 27 yıllık adaletsizliğe devam ettiğini söyledi. Kılıç, “Madımak acımız katilin afıyla birkaç kat daha da artmıştır. Madımak katliamını affetmek hiç bir vicdana sığmaz. Madımak milyonlarca Alevinin kırmızı çizgisidir. Bir devletin yapması gereken, adaleti sağlamaktır. Madımak, Cumhuriyet tarihinde yapılan en ağır katliamdır. Bu karar ile birlikte 27 yıldır sönmeyen ateş dahada büyütülmüştür” dedi.

    Alınan karar devletin Madımak davasındaki tutumunu ortaya koyduğunu belirten Kılıç, adaletsiz, haksız ve hukuksuz kararı kınadı.

    “DEVLETİN İNSANLARA KILIK BİÇMEYE HAKKI YOK”

    Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz da Alevi çocuklarına yönelik asimilasyon politikalarının devam ettiğini söyledi. Takmaz, devletin tüm insanların inançlarına, öğretilerine kılık biçmeye hakkının olmadığını belirterek, devletin İzmir’de özel bir çaba harcadığını söyledi.

    Türkiye’nin birçok yerinde bu politikaların hayat geçirilmeye çalışıldığını kaydeden Takmaz, Kars’da Alevi Köyü’ne yapılan camiye de değinerek, devletin bu politikalardan vazgeçmeye çağırdı.

    Takmaz, Alevi kurumlarının ve eğitimcilerin çocukları bu okullardan geri çekerek İnsan Hakları Mahkemeleri’ne başvuruda bulunarak çocukların din istismarcılarının elinden kurtarılması gerektiğini vurguladı. PİRHA/İZMİR

     

     

  • ‘Her acının üzerine bir politika inşa edilirse nasıl ortaklaşacağız’-VİDEO

    ‘Her acının üzerine bir politika inşa edilirse nasıl ortaklaşacağız’-VİDEO

    PİRHA – Elazığ’da yaşanan deprem sonrası devlet yetkililerinin yaklaşımlarına ilişkin açıklamalarda bulunan Yazar Mesut Özcan ve İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, “Her acının üzerine bir politika inşa edilirse biz kardeşliği nasıl sağlayacağız, nasıl ortaklaşacacağız” ifadelerini kullandılar.

    Haberin videosu

    CAN TV’de yayınlanan Can’da Gündem programında deprem ve sonrasında yaşananlar ele alındı.

    Veli Haydar Güleç’in sunumuyla yapılan programda konuklar Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan ve İnsan Hakları Derneği Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, Elazığ’da yaşanan deprem sonrası yetkili kurumların yaklaşımlarına ilişkin, “Her acının üzerine bir politika inşa edilirse biz kardeşliği nasıl sağlayacağız, nasıl ortaklaşacacağız” ifadelerini kullandılar.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, “Yönetimsel olarak bir şeylerin değişeceğini sanmıyorum. Ülkemiz deprem ülkesi, deprem öldürmüyor tedbirsizlik öldürüyor. Ama ülkemizde tedbir yok” dedi.

    “ACILARIN ÜZERİNE POLİTİKA İNŞA EDİLİYOR”

    Özcan, Kızılay tarafından gönderilen mesaj ve gelişmelere ilişkin şunları aktardı:

    “99 depreminden sonra deprem vergisi alınmaya başlandı. Bu paranın nereye harcandığı belli değil. Bakanlara soruluyor, bilmiyorum İçişleri’ne sorun diyor. İlginç bir durumdur bu. Yaşamak mucize bizim ülkemizde. Depremden bir süre sonra Kızılay tarafından mesaj geliyor. Birlik beraberlik zamanı diye bir mesaj. Kızılay’dan İdlib için de mesaj gelmiş. 10 lira bağışta bulunun mesajı.

    Diğer taraftan yasal olarak kurulan bir siyasi partinin gönderdiği yardımları kabul etmiyorsunuz. HDP’nin gönderdiği yardımları kabul etmiyorsunuz, geri çeviriyorsunuz. Her acının üzerine bir politika inşa ederseniz kardeşliği nasıl sağlayacağız, birlikteliği nasıl sağlayacağız. Acılarımızla, duygularımızla nasıl ortaklaşacağız.”

    “KADERCİ TOPLUM YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    İnsan Hakları Derneği Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz ise, “Bir baskılama var. Yanlış gidişatı eleştirmek isteyenlere bir baskı söz konusu” diyerek şunları kaydetti:

    “Bir kereye mahsus olmak üzere çıkarılan vergiler, hiç bitmedi. Bu vergiler hayatımızda süreklilik halini aldı. Bugüne kadar toplanan paraların nereye gittiğini insanların sorması kadar doğal bir şey yoktur. Bu paralar daha önceki depremlerde hasar olan yerlere harcanmış olsaydı şimdi bu kadar bina yıkımı ve can kaybı olmayacaktı.

    AKP’nin 20 yıllık iktidarı döneminde hep kaderci bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Biz bunları her yerde görüyoruz, biliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Ankarada kadınlar alanlara çıktı: Çocuklar tecavüzcüyle evlendirilemez

    Ankarada kadınlar alanlara çıktı: Çocuklar tecavüzcüyle evlendirilemez

    PİRHA-Ankara’da alanlara çıkan kadınlar, kız çocuklarının tecavüzcüyle evlendirilmesine ve çocuk istismarına ilişkin basın açıklaması yaptılar. Açıklamalarda, tecavüzcülere cezasızlık getirildiğini belirten kadınlar, “STK’lar, aileler ve politika uygulayıcıları olarak, çocukların kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmelerini öngören yasal düzenlemeye karşı durmalı ve çocukların yanında yer almalıyız” dedi. 

    Kız çocuklarını tecavüzcüyle evlendirmeyi öngören yasa tasarısına karşı Ankara’nın iki ayrı noktasında basın açıklaması gerçekleştirildi. Ulus Heykel’de saat 11.00’de, Kızılay’da ise saat 12.30’da açıklama yapıldı.

    Ulus’ta 88 sivil toplum kuruluşu ve demokratik kitle örgütü adına açıklamayı Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahar Gökler yaparken, Kızılay’da ise Kadın Platformu adına Fatma Kılıçaslan açıklama yaptı

    “TECAVÜZCÜLERE CEZASIZLIK GETİRİLİYOR”

    Her iki açıklamada da şunlar belirtildi:

    “2005 yılında Türk Hukuku Reformu ile engellenen kız çocuklarının kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmesine ilişkin düzenleme günümüzde yeniden yasal ve psikososyal boyutları ile çok ciddi riskler taşıyan ve çocuk haklarına tümüyle aykırı bir durum olarak önümüze çıkarılmıştır.

    Bu yasal düzenleme ile 12-16 yaştaki kız çocukları kendilerine tecavüz etmiş olan kendilerinden 10-15 yaş büyük olan kişilerle evlendirildiklerinde, tecavüzcülere af yolu açılmakta, bir başka deyişle, “cezasızlık’’ getirilmektedir.

    Çıkarılmak istenen bu yasal düzenleme, topluma bir çözüm yolu olarak sunulmakta, koruyucu, onarıcı bir yasaymış gibi bir algı yaratılmaktadır.

    Erken yaştaki kız çocuğunun imam nikahı altında, kendinden yaşça büyük erişkinlerle bir araya gelmeye zorlandıkları evliliklerde, bu yasa yolu ile cezaevindeki koca af ile çıkacak, aile bütünlüğü yeniden onarılmış olacak gibi bir açıklama getirilmekte, burada kız çocuğunun bir yakınmasının bulunmaması, ailenin rızasının olması affın gerekçeleri olarak ileri sürülmektedir.

    Yapılan araştırmalar, ülkemizdeki erken yaş evliliklerinde, çocukların %30’undan fazlasının yetişkinlerle imam nikahı ile evlendirildiklerini ve bu durumu ailelerin rıza ve onayı ile olduğunu açıklamaktadır.

    Bu durumda 12 yaşındaki bir kız çocuğuna, kendinden 15 yaş büyük bir yetişkin erkek tarafından imam nikahı bağlamında bir cinsel taciz uygulandığında bu eylem suç sayılmayacaktır.

    Ayrıca, bu yasa gerçekleştiğinde, yalnızca erken yaşta, imam nikahı ile gerçekleştirilmiş evlilikler kapsamındaki kişilere değil, kız çocuklarına cinsel tacizde bulunan tüm kişilere de ‘’cezasızlık’’, ‘’af’’ getirecektir.

    “DİNSEL DOGMALAR KIZ ÇOCUĞUNU NESNE GİBİ GÖRÜYOR”

    Ülkemizdeki toplumsal cinsiyet eşitliğini hiçe sayan yaklaşımlar, geleneksel ve dinsel dogmalar, özellikle kız çocuğunu bir cinsel nesne, anne babanın istedikleri gibi yönetecekleri bir ‘’mal’’, kendi istenci, yönelimi, duygusu, düşüncesi olmayan bir varlık gibi gören çağdışı tutumlar, erkeği önceleyen, kızları edilginleştiren ve değersizleştiren bakış açıları o denli yaygınlaşmıştır ki artık kız çocuklarının kendilerine tecavüz eden kişiler ile evlendirilmesi konusu bile, tartışılabilir bir konu olarak gündeme getirilebilmektedir.

    Ve ne yazık ki, kız çocuklarının kendilerine tecavüz etmiş olan kişiler ile evlendirilmeleri ‘’doğal’’, ‘’olması gereken’’, ‘’koruyucu’’ bir süreç olarak ele alınmakta ve konu yalnızca, yaş farkının 10 yaş mı, 15 yaş mı olması gerektiği üzerinden indirgemeci ve hak ihlallerini, riskleri göz ardı eden bir yaklaşım üzerinden tartışılmaktadır.

    Burada ilkel bir bakış açısı ile bu sürecin işlevi ve hedefi, geleneksel bir damgalamanın kıskacına alınmış, ‘’namusu kirletilmiş’’ kız çocuğunu korumak ve evlendirerek, ona bir çözüm yolu sunmak ve tecavüz eden erkeğe de bir af yolu açmaktır.

    “KIZ ÇOCUĞU EĞİTİM HAKKINDAN YOKSUN BIRAKILIYOR”

    Kız çocuğunun evlendirilmesi, onu en temel haklarından biri olan eğitim hakkından yoksun bırakma demektir. Yine kız çocuğunun kendisine tecavüz eden kişi ile evlendirilmesi, onda değersizlik duygusu, benlik saygısında düşme, öfke, dışlanmışlık ve terk edilmişlik duygularının ortaya çıkmasına neden olur, kendini çıkmazda hisseder.

    Erken yaş evliliği temelde çocuğa yönelik bir zorbalık, açık bir çocuk hakkı ihlalidir.

    TCK 15 yaşını tamamlamamış olan çocukların cinsel ilişki konusunda geçerli bir rızaya sahip olmadıklarını belirtmektedir.

    Kendilerinden yaşça büyük erişkinlerle imam nikahı ile karı-koca ilişkisi içine itilen çocuklar, kendilerine tecavüz etmiş olan kişiler ile evlendirilen çocuklar, bu süreçte edilginleştirilirler; duygularını bastırırlar, bu bastırılmış duygular, ilerde kendilerine ve başkalarına yönelik öfke nöbetleri, intihar yönelimleri ve depresyon gibi ruhsal sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Edilginleştirilmiş kızlar/kadınlar daha kolay aile içi şiddetin odağı olarak seçilirler ve kadın cinayetlerinin adayı haline getirilirler.

    Erken yaş evlilikleri ya da kendilerine tecavüz etmiş olan kişi ile evlendirilme sonrası oluşan gebeliklerde ‘’çocuk anne’’ bu durumu benimseyemez, doğan bebeklerde, sağlıklı anne bebek bağlanması olamaması nedeniyle, bağlanma sorunları ve gelişimsel aksaklıklar ortaya çıkar.

    “KIZINIZA TECAVÜZ ETMİŞ BİR KİŞİYE AF GETİRİLMESİNİ İSTER MİSİNİZ?”

    Tecavüzcüye cezasızlık getiren bu yasanın bütününe, içeriğine bakıldığında, bu konuyla ilgili STK’lar olarak, bizlerin bu yasal düzenlemenin içerdiği riskleri ve yanlışları topluma anlatma, toplumu bilgilendirme ve uyarma sorumluluğumuz bulunmaktadır.

    Bu sorumluluğumuz bağlamında bilinmesini isteriz ki…

    – Çocuk Hakları açısından 18 yaş öncesi bireyler çocuk sayılmaktadır ve gerek fiziksel, gerekse ruhsal yönden evlilik onlar için düşünülemez. Çocuklar eğitim, oyun oynama, kendilerini geliştirici etkinliklere katılma hakları nedeniyle evlendirilemez.

    Ayrıca çocukların her türlü cinsel sömürüye ve cinsel istismara karşı korunma hakları bulunmaktadır.

    -Çocuk evliliği bir çocuk hakkı ihlali, dolayısıyla bunu gerçekleştiren yetişkinler için bir suçtur.

    -Ülkemizde 12-16 yaş arası kız çocukları, kendilerinden 10-15 yaş büyük yetişkinlerle imam nikahı ya da başka tanımlamalar altında karı-koca ilişkisi içinde birlikte yaşamaya zorlanmaktadırlar. Toplumumuzda bu tür evliliklere, denetleme, yaptırım ve bilgilendirme yoluyla son verilmelidir.

    Bu noktada STK’larla birlikte tüm topluma, ailelere ve devlete de ciddi görevler düşmektedir.

    AİLELER VE DEVLET NE YAPMALIDIR?

    Ailelerin görevi, kız çocuklarını korumanın tek yolunun onları geleneksel baskılarla erken yaşta kendilerine tecavüz eden kişiler ile evlendirmeleri olmayıp, çocuklarını korumanın asıl yolunun onları eğitmek, gelişimlerinin önünü açmaktan geçtiğini kavramaları, bu konuda bir bilinç geliştirmeleridir.

    Kesinlikle ve gerçekten bilinmelidir ki buradaki tek çözüm yolu, çocuğu kendisine tecavüz eden ve imam nikahı ile birlikte olmaya yönlendirildiği kişiyle ‘’evlendirmek’’ ya da erken yaşta kız çocukları ile gerçekleştirilen ve yasal olmayan evlilikler sonrası cezaevine giren kişiyi, cezaevinden ‘‘af’’la çıkarmak değildir. Çünkü ‘’af’’ ya da ‘’cezasızlık’’ temel bir yaklaşım olarak benimsendiğinde, devletten karısı ve çocuğu olan ve cezaevinde bulunan tüm kişilere cezasızlık ve af getirilmesi beklenebilir. Bu yasa tasarısı ile getirilmek istenen bu düzenleme bütünüyle kendi içinde çelişkiler içeren ve kabul edilemez bir durumdur.

    “ÇOCUKLARLA EVLENMEK SUÇTUR”

    Çocuklarla evlenmek bir suçtur ve bu suçu işleyen ve bu suça katılan tüm yetişkinler ceza almalıdırlar.

    Burada devletin görevi: çocuk hakları doğrultusunda çocukların zararına işleyen geleneksel uygulamaları ortadan kaldırmak ve çocuklara ilişkin yasaları oluştururken, çocukların yüksek yararını gözetmek ve öncelemektir. Evlilik, bu çocuklarımızın korunması için bir çözüm olamaz. Çözüm, çocuk koruma sisteminin güçlendirilmesinden geçmektedir. Cinsel istismara uğramış, erken yaşta gebe kalmış kız çocuklarını ve bebeklerini koruyan, destekleyen ve bu tür durumların yaşanmasını önleyecek sosyal politikaların ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu da devletin başlıca sorumluluklarından biridir.

    STK’lar, aileler ve politika uygulayıcıları olarak, çocukların kendilerine tecavüz eden kişilerle evlendirilmelerini öngören bu yasal düzenlemeye karşı durmalı ve çocukların yanında yer almalıyız!

    Basın açıklamasında imzası olan kurumlar şunlar:

    Çocuk İstismarını Ve İhmalini Önleme Derneği
    Türk Psikologlar Derneği
    Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi
    Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Ankara Şubesi
    Türkiye Çocuk Ve Genç Psikiyatrisi Derneği
    Bebek Ruh Sağlığı Derneği
    Adli Tıp Uzmanları Derneği
    Ergen Sağlığı Derneği
    Travma Çalışmaları Derneği
    Türkiye Psikiyatri Derneği
    Ankara Tabip Odası
    World Human Relief
    Toplum Ruh Sağlığını Geliştirme Derneği
    Atatürkçü Düşünce Derneği
    Uçan Süpürge Vakfı
    Hukukçu Hekimler Derneği
    Psikiyatri Hemşireleri Derneği
    Kadın Sağlığı Hemşireliği Derneği
    Çocuk Hemşireleri Derneği Ankara Şubesi
    Karadeniz İlleri Kadın Platformu Trabzon Derneği
    Yargıçlar Sendikası
    Aydın Kadın Efeler Derneği
    Adalet Sistemi Uzmanları Derneği
    Gaziantep Klübü Derneği
    Gaziantep Yesemek RotaryKlübü
    Gaziantep Eczacılar Odası
    Gaziantep İpekyolu  RotaryKlübü

    Zeugma Kültür Ve Sanat Derneği

    Gaziantep Anadolu Lisesi Mezunları Derneği

    Gaziantep Müze Dostları Derneği

    Gaziantep Kadın Sağlığı Derneği

    Toplum Eğitimi Derneği

    Gaziantep Kültür Turizm Derneği

    Girişimci Kadınları Destekleme Derneği

    İnşaat Mühendisleri Odası

    Eğitim-iş Sendikası

    Gaziantep Şahinbey Lions Klübü

    Muhasebeciler Birliği

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Gaziantep Şubesi

    Türk Anneleri Derneği

    Türkiye Sakatlar Derneği Gaziantep Şubesi

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

    KOREV- Koruyucu Aile ,Evlat Edinme Derneği

    Alleben Rotary Kulubü

    Denizli Soroptimist Kulübü

    Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu

    Belkıs ( Zeugma) Eğitim Kültür Araştırma ve Geliştirme Derneği

    Çocuk Hakları Derneği Gaziantep-Kilis Tabip Odası

    Ankara Hitit Gençlik ve Spor Derneği
    Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği

    Ankara Cumhuriyet Okurları (Ankara CUMOK)

    YORET VAKFI
    SİMORG -Sokak Hayvanları için Mücadele ve Organizasyon Derneği

    Denizli Koruyucu Aile Derneği

    Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği
    Çocuk İstismarı ve İhmali ile  Mücadele Derneği
    Çocuk Hakları Derneği

    Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi

    Göç ve İnsani Yardım Vakfı
    Antalya Aile Danışmanları Derneği
    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı
    Tüm Emekli Sen Genel Merkezi
    DİSK Ankara Bölge Temsilciliği

    Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu (TPÖÇG)
    Lotus Kadın Dayanışma ve Yaşam Derneği
    Ankara Klübü Derneği
    İHD Ankara Şube Çocuk Hakları Komisyonu

    PİRHA/ANKARA

    İ

     

  • İşportacılardan ‘Sokaklarımızı geri istiyoruz’ itirazı-VİDEO

    İşportacılardan ‘Sokaklarımızı geri istiyoruz’ itirazı-VİDEO

    PİRHA – Ankaralı seyyar satıcılar, valilik ve Çankaya Belediyesi’nin, işportacılık yapanlara yönelik ‘görüntü kirliliği’ gerekçesiyle çıkardığı yasaklama kararına tepkili. “Sokaklarımızı istiyoruz” diyen işportacılar “Sosyal demokrasiyi savunan bir belediye bunu yapıyor. Kendimizi bu toplumdan dışlanmış hissediyoruz. Yazıktır, günahtır” dedi. 

    Haberin devamı için

    Ankara’da geceleri tezgah açıp satış yapan 300 civarındaki işportacının ‘görüntü kirliliği’ sebebiyle engellenmesi tepkileri de beraberinde getirdi.

    Kızılay’da Çankaya Belediye binası önünde bir araya gelen işportacılar, “Sokaklarımızı geri verin” diyerek valilik yasağının kaldırılmasını talep etti.

    “TEK GEÇİM KAYNAĞIM İŞPORTACILIK”

    İşportacılardan Sinnur Özpamuk, 16 yıldır Karanfil Sokak’ta tezgah açıyor. “Aileme ve çocuklarıma yardımcı olmaya çalışıyordum” diyen Özpamuk, tek geçim kaynaklarının işporta olduğuna dikkat çekiyor.

    Tepkilerini dile getirmek için Çankaya Belediye binası önünde işportacılarla bir araya gelen Sinnur Özpamuk, “Belediye, Karanfil Sokağını bize görüntü kirliliği yaptığımız gerekçesiyle kapattığını söylüyor. Ama biz bu sokağa girmeye mecburuz. Yükümlü olduğumuz çocuklarımız ve bir ailemiz var” diyor.

    Bir aydan fazla bir süredir tezgah açamadıklarını söyleyen Özpamuk, “Belediye ile görüşmelerimizden bir sonuç alamazsak daha farklı yollara başvuracağız. Kılıçdaroğlu’na kadar gidip görüşmeyi düşünüyoruz” diye de ekledi.

    “ÇEVRE DÜZENLEMESİ BAHANESİYLE SOKAKLARDAN ÇIKARILDIK”

    Kızılay’da yaklaşık 7 yıldır tezgah açan işportacı Hakan da belediyenin, çevre düzenlemesini bahane ederek satışlarına engel olduğunu söylüyor.

    Hakan, işportacıların Kızılay’a farklı bir renk kattığını da söyleyerek şunları anlattı:

    “Çevre düzenlemesinden sonra da Karanfil sokağının bize açılmayacağı bildirildi. Nedenini düşünemiyorum. İnsanlar ailece gelip tezgah açtığımız sokaklarda gezinebiliyorlardı. Civardaki esnaf da rahatsız olmuyordu. Belediyeden şunu talep ediyoruz; madem burada kanunsuzluk var siz de kanun çerçevesinde bize bir yol gösterin. Hep birlikte burayı canlandıralım.”

    “TOPLUMDAN DIŞLANMIŞ HİSSEDİYORUM”

    Hüseyin Durdu ise emekliliğinden sonra işportaya başlayan bir yurttaş. “Malum Türkiye şartlarında geçim sıkıntısı herkesin üzerinde bir baskı oluşturuyor” diyerek emekli maaşının ailesi için yeterli olmadığını anlatan, Durdu şunları söylüyor:

    “Sabahtan akşama kadar evde ağaç üzerine yakılarak yapılan resim sanatıyla uğraşıyorum. Akşamları Yüksel Caddesi’nde bunları tezgahta sergileyerek kazancımı temin etmeye çalışıyorum. 2011 yılından beri Yüksel Caddesinde tezgah açıyorum. 2011 yılından bu yana herhangi bir şey olmadı da neden bu sokakta inşaat başladıktan sonra bizim ekmek teknemiz resmen elimizden alınmaya çalışılıyor. O sebeple belediye önüne tepki göstermeye geldik. Hani diyorlar ya ‘sosyal adalet, sosyal hak’. Bu düşünce tarzına uymayan bir biçimde davranışlarla karşılaşıyoruz. Bizim işimiz, gücümüz üretim halinde olmak ve eve ekmeğimizi, paramızı kazanıp götürmek. Eşimin yüzünü akşam gittiğim zaman bir kıvançla görmek istiyorum, bunu benim elimden almaya çalışıyorlar. Ne yani ben 60 yaş sebebiyle üretkenlikten vaz mı geçeyim? Kahve köşelerine mi gideyim? Sosyal demokrasiyi savunan bir belediye bunu bana yapıyor. Kendimi bu toplumdan dışlanmış hissediyorum. Yazıktır, günahtır.”

    “SOKAĞIMIZI İSTİYORUZ”

    İşportacı Şenay Ulusoy ise üç çocuğunu idame edebilmek için tezgah açıyordu. Kendi yaptığı ürünleri satışa çıkardığını anlatan Ulusoy, pazarlarda, akşamları da Kızılay’da 2 saatliğine tezgah açtığını söylüyor.

    Ulusoy, belediye başkanıyla görüşmek istediklerini söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Tezgahlarımızı kaldırırken önce ‘güvenlik amaçlı’ dediler. Bize kesin bir şey söylemiyorlar ama tamamiyle kapatıldığına ve bir daha açamayacağımıza dair duyumlar aldık. Görüntü kirliliği yapıyormuşuz. Buna dair hiç kimsenin şikayeti yok. Bilakis esnaflar memnun. Çünkü biz tezgahlarımızı açmadığımızdan beri oralar çok tenha. Biz tezgahlarımızı açtığımız dönemlerde Kızılay gündüz gibiydi. Sırf alışveriş yapmak için o saati bekleyen insanlar vardı. Çalışmak zorundayız, ekonomik sıkıntılarımız var. Çocuklarımın eğitimi sürüyor. Üniversitede okuyan çocuğum var. Tezgah açmak zorundayım. Çünkü başka bir gelirim yok.

    Yeniden yerlerimizi istiyoruz. Çünkü orada bizim kimseye bir zararımız yok. Gece saat 12-01 olduktan sonra da kapatıp evimize gidiyoruz. Sokağımızı, ekmeğimizi yeniden kazanmak istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN / ANKARA

     

     

     

     

     

  • Ankara’da bir kişi ‘işsizim’ diyerek kendini yaktı

    Ankara’da bir kişi ‘işsizim’ diyerek kendini yaktı

    PİRHA- Ankara’da Kızılay Güvenpark’ta bir yurttaş “işsizim” diye bağırarak kendini yaktı.

    Ankara Kızılay Güven Parkta’ta 45 yaşlarındaki R.Ç. isimli vatandaş, “İşsizim, açım, adalet istiyorum” diyerek kendini yakacağını söyledi. Bunun üzerine çevredeki vatandaşlar polis ekiplerine haber verdi.

    Olay yerine gelen polis ekipleri kendisini yakmak isteyen vatandaşı ikna etmeye çalışırken üzerine benzin döken R.Ç isimli vatandaş elindeki çakmağı çakarak kendisini yaktı. Alevler içinde kalan vatandaşa ilk müdahale polisler tarafından yapıldı. Yangın söndürme tüpü ile yapılan müdahalede alevlerin sönmesini sağlandı. Daha sonra sağlık ekipleri tarafından yaralı vatandaş Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Kızılay’a yardım amaçlı gönderilen paralar ile lüks araçlar alınmış

    Kızılay’a yardım amaçlı gönderilen paralar ile lüks araçlar alınmış

    Kızılay yönetimi, Dünya Gıda Programı tarafından ‘yabancılara yardım’ amacıyla gönderilen 3 milyon 700 bin TL ile 10 adet 4×4 jip aldı. Alım gerekçesinde, “Kırsal alanlara kolay erişimi sağlayacak türde arazi araçlarının satın alınması uygun görüldü” denildi.

    Yolsuzluk iddiaları ve uçuk maaş zamlarıyla gündeme gelen ‘hayır ve yardım kuruluşu’ Kızılay’ın yabancılara yardım amacıyla gönderilen para ile lüks araçlar aldığı ortaya çıktı.

    Yabancılara Yönelik Sosyal Uyuma Yardım (SUY) Programı Projesi kapsamında Kızılay’a gönderilen 3 milyon 700 bin TL ile ikisi ultra lüks olmak üzere toplam 10 adet 4×4 jip alındığı belirlendi.

    Paranın Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından “mağdur durumda olan yabancıların temel ihtiyaçlarını onurlu bir şekilde karşılamalarına destek sağlanması” amacıyla gönderildiği öğrenildi. Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık başkanlığında 21 Mayıs 2018 tarihinde toplanan yönetim kurulunda “acil alımlar” yöntemiyle yardım için gönderilen para araç alımına kullanıldı. Yönetim Kurulu kararında acele alımın “WFP ile yürütülen SUY (Sosyal Uyum Yardımı) projesine ait ESSN-1 bütçesinden karşılanabilmesi ve ESSN- 1 bütçesi için kalan sürenin kısıtlı olması” nedenleri ile yapıldığı belirtilerek paranın iade edilmemesi için lüks araç alımı yapıldığı anlaşıldı.

    PARALAR LÜKS ARAÇLARA GİTMİŞ

    Yönetim Kurulu kararında, lüks araçlarla kırsal alanlara kolay erişim sağlanacağı belirtilerek “Dünya Gıda Programı (WFP) ile yapılan 2018 yılı bütçe görüşmeleri neticesinde; proje kapsamında kullanılmak üzere yaklaşık 3 milyon 700 bin TL’lik araç alımı için bütçe ayrılmıştır. 2018 SUY projesi faaliyetleri kapsamında bahsi geçen faaliyetler için kullanılacak ve kırsal alanlara kolay erişimi sağlayacak türde 4×4 arazi araçlarının satın alınması uygun görülmüştür” denildi.

    4 AY BEKLEMEK İSTEMİŞLER

    Kararda “marka modelin de hem Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) kataloglarında da yer alan hem de Birleşmiş Milletlerin dünya çapında satın alım sözleşmesinin bulunduğu Toyota marka Land Cruiser/Nissan 4×4 olması uygun görülmüştür” ifadeleri de dikkat çekti. Pazarlığa davet edilen Toyan Otomotiv ile Gülan Otomotiv’in istenilen araçları en erken dört ay sonra teslim edebileceklerini belirtmeleri üzerine, araçların başka bir firmadan “acele” alındığı öğrenildi. Proje kapsamında gönderilen para ile alınan araçlardan ikisinin 2017 model “Model Land Cruiser Prado” olduğu öğrenildi. Alınan diğer sekiz aracın ise 2017 model “FORD EDGE” olduğu bildirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD 33 yaşında: Demokrasiyi hatırlatmaya devam edeceğiz-VİDEO

    İHD 33 yaşında: Demokrasiyi hatırlatmaya devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA– 33. mücadele yılını kutlayan İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri, Ankara’da bir araya gelerek “İnsan Hakları, demokrasi ve barış mücadelemiz sürüyor, sürecek” dedi. 

    17 Temmuz 1986’dan bu yana mücadele yürüten İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri, 33. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde Ankara’da basın açıklaması yaptı. Ankara Tabip Odası ile Devrimci 78’liler Derneği de açıklamaya destek verenler arasında yer aldı.

    Kızılay’da bir araya gelen İHD üyeleri adına açıklamayı okuyan Genel Başkan Öztürk Türkdoğan “İnsan hakları mücadelemiz demokrasi çabamızla birlikte devam ediyor” diyerek şöyle devam etti:

    “TOPLUMUN NEFES ALMAYA İHTİYACI VAR” 

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. İHD’nin bu mücadelesi Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün oluşmasına önemli katkılar sunmuştur.

    İnsan hakları ve demokrasi mücadelemizin en önemli amaçlarından birisi 82 Anayasasının reddi üzerinden yeni ve demokratik bir Anayasa yapılmasına katkı sunmaktı. Ancak Türkiye temel sorunlarını çözemediği için demokratikleşme yerine daha anti demokratik bir anayasal rejime kaymış durumdadır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye tabir edilen bu sistemin en bariz karakteri anti demokratik olmasıdır.

    Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununun çözülememesinin yarattığı ağır tahribatlar devam etmektedir. İHD her zaman barış hakkını savunmuş ve savunmaya devam edecektir. Türkiye’nin demokratikleşebilmesi bakımından Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözmesinin zorunlu olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

    Türkiye’de demokrasi ve insan hakları alanındaki gerileme ile ilgili söylenebilecek çok şey var. Ancak insan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüğümüz 33.yılda önemli bazı tavsiyelerde ve taleplerde bulunmak istiyoruz. Esasen bu husustaki önerilerimizi her yıl tekrarlamaktayız.”

    “DEMOKRASİYİ HATIRLATMAYA DEVAM EDECEĞİZ” 

    “Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte, başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm toplum kesimlerinin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir.

    İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir.

    Başta toplumsal cinsiyet eşitliği alanında yaşanan ihlaller olmak üzere diğer ayrımcılık türlerinin yol açtığı ihlallerin ve her türlü ayrımcılığa yol açan politikaların, pratiklerin ortadan kaldırılmasının son derece önemli olduğunu vurgulamak isteriz. Her türlü ayrımcılığa yönelik mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam edecektir.

    Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi, insan hakları ve barıştan yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir. Siyasi iktidarın açıkladığı yargı reformu stratejisinin hataya geçirilmesi için kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı Anayasal düzenleme yapılması gereklidir.

    Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    İşkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden pratiklerde bilhassa OHAL’in ilanından sonra ciddi bir artış olduğu hak ihlalleri raporlarımızla belgelenmektedir. Benzer şekilde, zorla kaybedilme vakaları da tekrar yaşanmaya başlamıştır. Cezasızlık politikası bu ihlallerin incelenmesinin önünde engel teşkil etmektedir.

    Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    İnsan hakları savunucularının İHD çatısı altındaki 33 yıllık mücadelesi insan onuruna dayanan özgürlük, eşitlik, adalet ve barış talebi ile artarak devam edecek ve Türkiye’nin demokratik bir rejime kavuşması mücadelesi sürdürülecektir.”

    PİRHA / ANKARA

  • KESK Ankara, Öykü Arin için kan bağışı çağrısında bulundu- VİDEO

    KESK Ankara, Öykü Arin için kan bağışı çağrısında bulundu- VİDEO

    PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu, Ankara halkına, 3 buçuk yaşındaki Öykü Arin Yazıcı için kan bağışı çağrısında bulundu. 

    KESK Ankara Şubeler Platformu üyeleri bugün Ankara Kızılay Güven Park’da yaptıkları basın açıklamasıyla Öykü Arin Yazıcı için kan bağışı çağrısında bulundu.

    Yaklaşık 2 ay önce Öykü’nün hayata tutunması ve ilik nakli için ailesi tarafından donör bulunması için sosyal medya üzerinden bir kampanya başlatılmıştı. Yazıcı ailesinin yakınları ve yurttaşlar bir taraftan kan bağışında bulunurken bir taraftan da uygun ilik için seferber olumuştu.

    İzmir Tüm-Bel Sen 1 No’lu Şube Başkanı Çağdaş Yazıcı’nın kızı Öykü Arin Yazıcı için kök hücresi, donör bağışı için İzmir’de Tüm Bel Sen öncülüğünde başlatılan kampanya, önce Ankara sonrasında Türkiye’nin birçok kentinde devam etmiş, uluslararası bir kampanyaya dönüşmüştü.

    En son Brezilya’da yüzde 70 yakın bir donör bulunması ile ilgili gelişmeler gerek ailesi ve yakınları gerekse de emekçilerin umutlarını artırması üzerine ülke içinde kan bağışını ve kampanyayı daha da güçlendirmek, umudu daha da yeşertmek adına KESK Ankara Şubeler Platformu bugün Ankara Kızılay Güven Park’da bulunan Kızılay Kan Merkezi’nin önünde bir araya geldi. Emekçiler, tüm Ankara halkına çağrıda bulunmak için bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.

    ANKARA HALKINA KAN BAĞIŞI YAPMASI İÇİN ÇAĞRI 

    KESK Ankara Şubeler Platformu adına açıklamayı yapan Tüm Haber Sen YK üyesi Mehmet Ali Öncel, Ankara halkına çağrıda bulunarak şunları söyledi;

    “3 buçuk yaşındaki Öykü Arin Yazıcı için bugün burada kan bağışı yapacağız. Konfederasyonumuz KESK öncülüğünde başlatılan bu kampanya bütün dünyada devam etmektedir.

    Aldığımız haberlere göre %70’ine yakın Brezilya’da bir done bulunmuştur. Bu olayda bizi sevindirmektedir. Bizler KESK Ankara Şubeler Platformu olarak KESK’in aldığı bu karara uyarak bugün burada bulunan arkadaşlarımızla birlikte kan bağışında bulunacağız. Bütün Ankara halkınıda can kurtarmak için kan bağışında bulunmaya davet ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara Kızılay’da çocuğa şiddet protestosu-VİDEO

    Ankara Kızılay’da çocuğa şiddet protestosu-VİDEO

    PİRHA-Ankara Kızılay’da biraraya gelen emek meslek örgütleri artan kayıp çocuk vakalarına ve cinayetlere dikkati çekmek bir basın açıklaması yaparak hükümeti göreve çağırdı. Açıklamada, kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismarı önleme ve izleme koordinasyonları aktif hale getirilmeli, Ulusal Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı hayata geçirilmeli” denildi. 

    Meslek birlikleri, son süreçte yaşanan çocuk istismarı ve cinayetleriyle ilgili Ankara’da ortak açıklama yaptı. Siyasilerin idam ve hadım konusundaki açıklamalarını eleştiren meslek birlikleri, şiddete karşı çözümün çocuk merkezli politikalar, koruma, eğitim, caydırıcı hukuki yaptırım ve rehabilitasyon olduğuna dikkat çektiler.

    KESK Ankara Şubeler Platformu TMMOB Ankara İ.K.K. – DİSK Ankara Bölge Temsilciliği Ankara Tabip Odası- ASMMMO tarafından kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismar ve şiddet vakaları ve cinayetlerine karşı Kızılay YKM önünde basın açıklaması yapılmasına güvenlik güçleri valiliğin yasağını gerekçe göstererek izin vermedi.

    Bunun üzerine basın açıklaması İzmir Caddesi’nde gerçekleştirildi. DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB, Ankara Tabip Odası (ATO) ve Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası (ASMMMO) üyelerinin katıldığı açıklamada, son süreçte yaşanan olaylar protesto edildi. Meslek birlikleri üyeleri, “Çocuklarımızı Öldürmeyin”, “Kadın ve Çocuk Cinayetlerine Son”, “Çocuklarımız Geleceğimizdir, Geleceğimize Sahip Çıkıyoruz” pankartları açtı.

    8 YILDA 104 BİN ÇOCUK KAYBOLDU

    2008-2016 yılları arasında kaybolan çocuk sayısının 104 bin 531 olduğu hatırlatılan açıklamada, erkek şiddetine dikkat çekildi. Hükümet yetkililerinin idam ve hadım konusundaki açıklamalarına da tepki gösterildi. Erkek egemen sistemin sorunların kaynağı olarak gösterildiği ortak açıklamayı TÜM BEL-SEN Ankara 2 No’lu Şube Kadın Sekreteri Filiz Koçak okudu.

    Meslek birliklerinin konuyla ilgili açıklaması şu şekilde:

    GÜNDE 32 ÇOCUK KAYBOLUYOR

    Türkiye’de günde 32 çocuk kayboluyor. TÜİK verilerine göre 2008-2016 yılları arasında kaybolan çocuk sayısı 104 bin 531. Bu verilere kadına yönelik şiddeti de eklediğimizde, kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismar ve şiddet vakaları güncel olmaktan öte özellikle son 16 yıldır artarak devam eden toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Öncelikle şunu vurgulamak isteriz; bu suçlar cinsel edim değil şiddet eylemleridir. Vakaların çoğu aile içinde gerçekleşmekte olup, faillerinin tamamı ise yaşları, fikirleri, inançları, sosyal konumları farklı olan erkeklerden oluşmaktadır. Yani sorun erkek egemenlikli sistemin zihniyeti ve toplumsal düzenimizle ilgilidir.

    “HÜKÜMETİN POLİTİKALARININ PAYI BÜYÜK”

    Elbette ki geldiğimiz noktada ülkemizi yöneten iktidarın eğitim, kadın, aile hukuk-adalet, demokrasi anlayışının ve bu alanlardaki politikalarının payı büyüktür. Evlilik yaşının düşürülmesi, bazı din adamlarının kız çocuklarıyla ilgili evlenme yaşına ilişkin beyanları, müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, eğitim dilinin ve müfredatının cinsiyetçi ve eril olması, kadınların siyasette, yönetimde ve çalışma hayatında eşit koşullara sahip olmaması, bu suçlara yönelik mevzuatta var olan cezaların uygulanmaması veya cezasızlık politikasının olağan hale gelmesi, toplumda adalet duygusunun giderek kaybolması, siyasette ötekileştiren, şiddet içeren dilin hakim olması, medyanın bu tür olayları ele alış biçimi vb. onlarca neden sorunun endişe verici boyutlara ulaşmasına yol açmıştır.

    “ÇOCUKLARIMIZI SOKAKLARA ÇIKARMAYA KORKAR OLDUK”

    Bugün öfkeliyiz, üzüntülüyüz, endişeliyiz. Çocuklarımızı sokaklara, parklara çıkarmaya korkar olduk. Çünkü kadın ve çocuğa yönelik suçlar artık kamuya açık alanlarda güpegündüz ve aleni yapılmaya başlandı. Benzer cinsel istismar ve şiddet eylemleri hayvanlara da yapılmaktadır. Faillerin kurbanlarını görece kendilerinden daha zayıf gördükleri çocuklardan ve kadınlardan seçmeleri üzerine düşünülmesi gereken bir konudur. Bugün toplumda, öfke üzüntü ve endişelerini gidermek amacıyla hükümet yetkililerinin ve bazı siyasi çevrelerin hadım ve idam cezalarını gündeme almaları sorunun çözümünden çok üzerini örtmeye yarayacaktır. Çünkü hükümetlerin cezalandırmaları hukuk ve evrensel insan haklarına aykırıdır. Zira cezaların uygulandığı ülkelerde bu tür suçlarda herhangi bir azalma olmadığı gibi artış görülmüştür. Çözümün bu konuda çocuk merkezli politikalar, koruma, eğitim caydırıcı hukuki yaptırım ve rehabilitasyon olduğunu düşünüyoruz.

    GEREKLİ ÇALIŞMALAR YAPILMALI

    Hükümet yetkililerinin idam ve hadım cezalarını dillendirmedeki amaçları görev ve sorumluluklarından kaçmak anlamına gelmektedir. Hükümet her şeyden önce sorunun çözümü için akademik çevrelerle, kadın örgütleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, sendikalar ve bilim insanlarıyla birlikte çalışmalıdır. Demokratik, laik, bilimsel ve eşit bir eğitim sistemine geçilmelidir. Toplum bilgilendirilmeli, şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmak için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Mevzuatımızda yer alan kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismarı önleme ve izleme koordinasyonları aktif hale getirilmeli. Ulusal Çocuk Hakları Stratejik Belgesi ve Eylem Planı hayata geçirilmelidir. Organ ve uyuşturucu çeteleriyle aktif mücadele edilmelidir. Çocuklar onları dünyaya getiren anne ve babalarına ait değildir. Çocuklar topluma aittir. Çocuklar geleceğimizdir ve bizler geleceğimize sahip çıkmak zorundayız.

    PİRHA/ANKARA 

  • Kızılay’da stand açan sendika temsilcileri 1 Mayıs’a çağrı yaptı-VİDEO

    Kızılay’da stand açan sendika temsilcileri 1 Mayıs’a çağrı yaptı-VİDEO

    PİRHA – 1 Mayıs öncesi Ankara Kızılay’da stand açan KESK, DİSK, TMMOB, TTB üyeleri, “OHAL’in sürekli hale gelmemesi için, iş cinayetlerinde ölmemek için, çocuklarımız geleceğimiz, ekmeğimiz, aşımız için alın terimizin hakkı için, onurumuz için, ülkemiz için” diyerek 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’na çağrı yaptı.

    1 Mayıs hazırlıkları kapsamında Ankara Kızılay’da stand açan KESK, DİSK, TMMOB ve TTB üyeleri, halka 1 Mayıs’ta alanlarda olma çağrısı yaptı.

    Dev Maden-Sen iç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, “Güzel günler için, ülkemize demokrasinin tekrar gelmesi için olağanüstü halin sürekli hale gelmemesi için, iş cinayetlerinde ölmemek için, çocuklarımız geleceğimiz, ekmeğimiz, aşımız için alın terimizin hakkı için, onurumuz için, ülkemiz için haydi, Ankara’ da 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’na” diyerek çağrıda bulundu.

    Eğitim Sen 1 Nolu Şube Başkanı 1 Mayıs tertip Komitesi Başkanı Sultan Saygılı ise “Güzel günler için Tandoğan’da olacağız, iş cinayetlerinin arttığı, saldırıların demokrasi ve özgürlüklerin kaldırıldığı, tek adam rejiminin hayata geçirildiği bir ortamda taleplerimizle güzel günlere koşarak gidebilmek ve mücadeleyi verebilmek için Tandoğan da olacağız” diyerek halka çağrı yaptı.

    “GÜZEL GÜNLER İÇİN 1 MAYIS’TA TANDOĞAN MEYDANI’NA”

    Haber-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Mehmet Ali Elçek de “İşçinin, emekçinin birlik, mücadele dayanışma gününde herkesi parasız eğitim, parasız sağlık, bilimsel, ana dilde eğitim için, özelleştirmelere dur demek için, güzel gelecek günler için, yargı bağımlılığı için, herkesi Tandoğan’a davet ediyorum” diye konuştu.

    1 Mayıs’a çağrı yapan diğer isimler şöyle:

    Büro emekçiler sendikası Ankara 1 Nolu Şube Başkanı İsmet Meydan:

    “24 Haziranın Yolu 1 Mayıstan geçer.1 Mayısta işçiler, emekçiler, öğrenciler, kadınlar, hep birlikte taleplerimizi meydanlarda haykırmak için birlikte olmalıyız. Ülkemizin çocuklarımızın geleceği için, adalet ve hukuk için, iş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, taciz ve tecavüzlerine karşı çocuk istismarlarına karşı hep birlikte meydanlarda olmalıyız. Dolaysıyla 24 Haziranda yapılacak seçim 1 Mayıs’a girdiğimiz süreçte çokta önemli, alanlara bekliyoruz.”

    Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası Ankara 2 Nolu Şube Sekreteri  İsmail Kaygusuz:

    “1 Mayısın bizim için anlamı ve önemi büyük ülkemizin büyük savaşlara ve karanlıklara itildiği açlığın, yoksulluğun arttığı bu dönemde biz bu 1 Mayıs’a büyük anlam ve önem biçiyoruz. Ve bu 1 Mayıs’a tüm ezilenlerin yoksulların bu sistemin mağdur ettiği herkesi işçileri, yoksul Kürt halkını, Alevileri, memurları, öğrencileri, herkesi, HES’lere karşı direnen köylüleri de alanlara bekliyoruz.”

    Emekçi Aygül Gülhan:

    “1 Mayıs’ı, emek mücadelesinde ön saflarda olan işçi sınıfının bayramını kutluyorum. 1 Mayıs’ta bütün çalışanların, bütün emekçilerin ve bütün yoksulların 1 Mayıs Tandoğan alanında buluşmasını diliyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

       

     

     

  • Ankara Dersimliler Derneği: Aşure paylaşmak, beraberlik ve Hüseyni duruştur – VİDEO

    Ankara Dersimliler Derneği: Aşure paylaşmak, beraberlik ve Hüseyni duruştur – VİDEO

    PİRHA – Ankara Dersimliler Derneği Ankara Kızılay Şubesi’nde Muharrem ayı nedeniyle Aşure ve Kurban lokması pay edildi. Hubyar Ocağı Dedesi Cemal Dede, “Bizler Kerbela’ya çok da yabancı değiliz. Günümüzde  Sivas, Çorum, Maraş, Gazi gibi birçok Kerbelalar gördük” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dersimliler Derneği Ankara Kızılay Şubesi’nde Muharrem ayının bitimi ile birlik ve beraberlik için aşure ve kurban lokması pay edildi.

    Aşure ve kurban lokma pay edilişine Sarı Saltuklular Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Tüm Bel-Sen Ankara Şubesi, HDP Ankara İl Örgütü, Eğitim-Sen 4 Nolu Şube Pülümür Sağlamdaş Köyü, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği katıldı.

    Aşure ve kurban lokması pay edilirken konuşan Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Ali Ekber Çelik, “Muharrem ayı ve aşure paylaşmaktır birliktir, beraberlik ve Hüseyni duruştur.  Bu ay aynı zamanda mazlumun zalime karşı hakkını aramasıdır. Biz de elimizden geldiği kadar görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Bugünkü birliğimizi beraberliğimizi güçlendirmek adına hep beraber lokmalarımızı aşuremizi paylaşmak istedik” dedi.

    Çelik’ten sonra söz alan Ankara Batıkent Cemevi’nde cem yürüten Hubyar Ocağı Dedesi Cemal Dede ise, “1337 yıl önce Kerbela’da silahsız mazlum insanlar yezidin askerleri tarafından katledildi. Bizler Kerbela’yı bir simge olarak anıyoruz. Bizler Kerbela’ya çok da yabancı değiliz. Günümüzde  Sivas, Çorum, Maraş, Gazi gibi birçok Kerbela’lar gördük” şeklinde konuştu.  Aşure ve kurban lokması Gülbeng okunduktan sonra sona erer.

    Cebrail ARSLUN 

    ANKARA

     

  • ‘Hasankeyf’e yapılacak olan Ilısu barajı siyasi bir projedir; umudumuzu dinamitleyemezsiniz’-VİDEO

    ‘Hasankeyf’e yapılacak olan Ilısu barajı siyasi bir projedir; umudumuzu dinamitleyemezsiniz’-VİDEO

    PİRHA – Ankara Kızılay’da Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen emek, meslek ve Alevi kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan yıkım ve HES’lere ilişkin kamuoyunun dikkatini çekmek için ortak basın açıklaması gerçekleştirdiler. Açıklamada, 199 yerleşim alanının su altında kalacağı belirtilerek, “Umudumuzu dinamitleyemezsiniz” denildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Ilısu Barajı nedeniyle su altında kalacak olan tarihi kent Hasankeyf’teki tahribat sürüyor. 12 bin yıllık antik kentteki Darphane Kalesi’nin dinamitlerle patlatılması, ardından iş makineleri ile başlayan yıkım sürerken, son olarak Hasankeyf Kalesi içerisinde bulunan büyük kaya kütlesinin düşürülmesi için çalışmalara başlanmıştı.

    Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan son gelişmelere ilişkin yapılan basın açıklamasına Ankara Dersimliler Derneği, KESK Anakara Şubeler Platformu,  Alevi Birlikleri Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Kızılırmak Köy Dernekleri Federasyonu, Divriği Kültür Derneği, Artvinliler Derneği, Artvinliler Çevre Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Munzur Koruma Kurulu, ÖDP, HDP, HDK, EMEK, Halkevleri, AKADER, Alınteri, Sosyalist Meclisler Federasyonu gibi demokratik kitle örgütleri katıldı. Ortak basın açıklaması metnini Hasankeyf gönüllüleri adına Ankara Dersimliler Derneği Başkanı ALİli Ekber Çelik  okudu.

    “199 YERLEŞİM ALANI SU ALTINDA KALACAK”

    İlk defa 1954 yılında DSİ’nin saha araştırmalarında ortaya atılan ve 2019 yılında tamamlanması planlanan Ilısu Barajı Hidro Elektrik Santrali her alanda geri dönüşü olmayan zararlara neden olacağı belirtilen açıklamada, bu projeyle 250″ye yakın höyük, 5 binden fazla mağara ve çok sayıda kültürel varlık; 199 yerleşim alanı sular altında kalacak. 10 binden fazla insan göç edeceği, masa başında imal edilmiş TOKİ’leri ve Ilısu Barajı’nı aratmayan “katil” projelerin yapıldığı kentlere taşınmak zorunda kalınacağı ifade edildi.

    “DİCLE VADİSİ’NİN EKOSİSTEMİ TAHRİP EDİLECEK”

    Açıklamada, ayrıca şunlar vurgulandı:

    “Dicle Vadisi’nin ekosistemi tahrip edilecek; rakamlarla ifade edilemeyecek kadar çok canlı bu süreçten etkilenecek; yaşam alanlarından sürülecek veya burada suların altında yok olmaya mahkûm kalacak. Bazıları sonsuza kadar bir tür olarak yeryüzünden silinecek. Sadece Ilısu Baraj Gölü’nün kaplayacağı 331 km karelik alan değil; Dicle’nin güneye doğru özgürce aktığı her yer; benzer kaderi paylaşacak. Bir ceylan, tıpkı kendinden öncekileri gibi su içtiği yere gittiğinde Dicle Nehri’nin özgürce akmadığını görecek: sazlıkların arasında dolaşan balıklar susuzluktan ölecek; bostanlarını sulayamayan köylüler, kuruyan sebzelere bakacak… Veya tıpkı Atatürk Barajı gibi bir tehdit aracı olarak kullanılan kapaklarının açılmasıyla güneydeki her şey sular altında kalacak. Evet çünkü bu proje bir tehdit aracı aynı zamanda. Bu yüzden de siyasi bir proje olduğu vurgulandı.”

    “İNSANLARA TOKİ’LERDE EV VERECEKLERİNİ SÖYLÜYORLAR”

    Baraj alanına su tutulmadan 8 kültür varlığını taşıyacaklarını vaat edildiğine dikkat çekilen basın metninde, “İnsanlara TOKİ’lerde ev vereceklerini söylüyorlar. Ama yaşam Zeynel Türbesi’nin taşınması gibi “kısacık” bir zamanda oluşmaz. Ilısu Barajı “Katliam Projesi’nin altında kalacak Hasankeyf ve diğer yerler Güçlükonak’tan Siirt’e binlerce yıllık tarihin, emeğin ürünüdür. Bir kaç on yılda oluşamaz. Ama bir kaç on yıllık ömürlü baraj için geri dönüşü olmayan bir şekilde Kürtlerin, Ezidilerin, Arapların yaşam alanları… Yok edilebileceği ifade edildi.

    “GELECEK YOK OLURKEN BİRİLERİ ZENGİN OLACAK”

    Hasankeyf için sivil toplum örgütlerinin Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde ortak hazırlanan basın metninde, “Su tutulduğunda, tıpkı diğer baraj alanlarında olduğu gibi, artık her şey için çok geç olacak. Tarih, yaşam alanları, ekosistem bir çamur yığının içinde boğulurken; yani gelecek yok olurken birileri zengin olacak. Evet, sermaye bu barajın yapımından, buralarda sözüm ona üretilecek, yurt dışına pazarlanacak enerjiden para kazanacak; sonra halklara karşı silah olarak kullanacak. Doğal alanların katliamından, kültürel varlıkların yok edilmesinden, canlıların yerinden edilmesinden: yani ölümden ürettiği enerji ile ihya olacak. Ölümün ismine ise sadece kendisinin inandığı bir isim koyacak: KALKINMA”  ifadeleri kullanıldı.

    “BİZİM UMUDUMUZU DİNAMİTLİYEMEZSİNİZ”

    Birçok demokratik kitle örgütünün Anklara Kızılay Sakarya Caddesi’nde bir araya gelerek Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan son gelişmelere ilişkin hazırlanan ortak basın metninde son olarak şunlar kaydedildi:

    ” Hasankeyf nezdinde Ilısu projesine karşı mücadele verenler, Dicle Nehri’nin özgür akan sularında kendi siluetlerini gördü; betonlaştırılmış, dokusu bozulmuş kentlerde göremediği toprağın kokusunu içine çekti, umutları binlerce yıllık tarihin içinde gezindi. Ve en önemlisi buralardan beslendi. Bu yüzden Hasankeyf’i yaşatmak için verilen mücadele, sermayenin inanamayacağı kadar kuşakları aştı. Bu yüzden güçlüyüz ve bizim umudumuzu dinamitleyemezsiniz. Dinamitleriniz kendi yalanlarınızı gün yüzüne çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA