Etiket: KURAN KURSU

  • Kartal Cemevi’nin asimilasyon faaliyetine Alevilerden tepki

    Kartal Cemevi’nin asimilasyon faaliyetine Alevilerden tepki

    PİRHA- Zorunlu din derslerine karşı mücadele edilirken, Kartal Cemevi Vakfı da tam aksine asimilasyon faaliyetlerini sürdürüyor. İstanbul Kartal’da bulunan Vakıf, kurum hocaları tarafından Türkçe Kuran eğitimi ve ‘İslamiyet ve Alevilik’ eğitimi verileceğini duyurdu. 

    İstanbul’da bulunan Kartal Cemevi Vakfı’nda yıllardır Kuran kursu veriliyor ve kursiyerlere sertifika dağıtılıyor.

    Başkanlığını Haydar Baki Doğan’ın yaptığı Alevi Vakıfları Federasyonu’na bağlı Kartal Cemevi Vakfı, kurum hocaları tarafından Türkçe Kuran eğitimi ve ‘İslamiyet ve Alevilik’ eğitimi verileceğini duyurdu.

    Alevi toplumunun tepkilerine rağmen Kartal Cemevi Vakfı Kuran kursu ısrarından vazgeçmiyor.

    Alevi çocukların zorunlu din dersinden muaf olması için Cem Vakfı’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurusunu da boşa çıkan bu tutumu, Alevilerden tepki görüyor.

    Ajansımızı arayan ve bazı sosyal medya gruplarında yazan çok sayıda Alevi yurttaş, cemevinin minaresiz cami haline dönüştüğünü belirterek, Kartal Cemevi yönetimini sorumlu davranmaya çağırdı. Aleviler, cemevlerinde Alevilik dersleri/kursu olması gerektiğini belirttiler.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    >Kartal Cemevi Vakfı’nda yine Kuran kursu; müfredatı da ‘dede’ hazırlamış

     

     

  • ‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

    ‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’

    PİRHA- Alevi kurumlarının, ahlaki sorumlulukla asimilasyon politikalarına karşı net bir tutum alması gerektiğini söyleyen Kureyşan Ocağı Pirlerinden Musa Kazım Engin, “Bu konularda aktif bir direniş örgütlemek zorundayız. Mahkemeleri tıkamak zorundayız. Bu ülkede hukuk işlemiyor. Bu ülkede hukuk ancak siz sivil itaatsizlik yani fiili demokratik mücadeleyi yükselttiğiniz zaman işlemeye başlar. Bu ülkede adalet ancak siz zorlandığınız zaman gerçekleşir. Biz bu net duruşu kaybedersek bunun devamı çok kötü bir şekilde gelecektir” dedi. 

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Kureyşan Ocağı Pirlerinden Musa Kazım Engin‘e sorduk.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ASİMİLASYON DÜZENEĞİDİR”

    AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı önceki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde planlandı ve 1685 cemevini dolaşarak bir rapor hazırlandı. O dönemde bu raporu hazırlayan Ali Arif Özzeybek isminde Süleyman Soylu’nun danışmanı bu kişi aynı zamanda sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmalığını yapmıştı. Bu isim aynı zamanda kişilik olarak da çok fazla açık olmayan, karanlık biri.

    Alevilerin 30- 40 yıldır süren bir kimlik mücadelesi demokratik hak ve anayasadan, yasalardan kaynaklanan o taleplerin yerine gelmesi için yürüttükleri bir mücadele var.

    Çeşitli zamanlarda çeşitli kampanyalar yaparak, hukuk sürecini işleterek bu hakları her zaman devletten hükümetten talep etmişlerdir. Ama hiçbir hükümet döneminde ne AKP iktidarı döneminde ne de ondan önceki dönemlerde hiçbir zaman Alevilerin taleplerine karşı duyarlı bir bakış açısını maalesef göremedik. Hep hasır altı edildi. Bütün taleplerimiz görmezden gelindi. 2001 yıllarda 1 milyon imza toplayarak zorunlu din derslerine karşı bir imza kampanya yapmıştık. Bir kamyon dolusu klasörü TBMM götürerek aradaki yetkililere teslim etmiştik. Ama hiçbir çalışma olmadı, bu konuda yasal düzenlemeler yapılmadı

    Bunların olması için yasaların değişmesi, yasalarda düzenleme yapılması gerekiyor. Anayasa’da Alevilerin haklarının güvence altına alınması gerekiyor.  Bunların hiçbirisi yerine getirilmeden yapılan bütün düzenlemeler göstermeliktir ve göz boyamaktan ibarettir. Bu anlamda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alevilerin bir kısmını parayla satın almak için kurulmuş bir asimilasyon düzeneğinden başka bir şey değildir.

    “ÖZKAN, ÜLKÜ OCAKLARINDA YETİŞMİŞ DEVŞİRMEDİR”

    Bu havuç olayı, para olayıdır, kamu olayıdır. İnsanların ihtiyaçları üzerinden maddi, parasal ihtiyaçlarını ve cemevlerinin tamir bakım masraflarını üstlenme şeklinde, aynı şekilde dedelere kadro verilmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Diğer yönden de bunun arkasından çok büyük bir baskı gelecektir. Alevi Bektaşi kamuoyu derneklerimiz, kurumlarımız, vakıflarımız henüz bunun ayrımında değildir.

    Ali Rıza Özdemir ile ilgili dilimin döndüğünce küçük kısa bir bilgi vermek gerekiyor. Ali Rıza Özdemir Erzincan’ın Avcılar Kiştin köyünden bizim ocağımızın da talibi olan bir şahsiyettir. Ancak ülkü ocaklarından yetişmiş ülkücülüğü ile övünen bir kişi Türkçü milliyetçi ve aynı zamanda İslamcı birisidir.

    Türk İslam sentezinin uygulayıcısı olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı görevine getirilmiş çevresine topladığı en yakın çalışma arkadaşları da genellikle Doğu Perinçek görüşünün etrafından dolaşan Türkçü, milliyetçi kişilerden oluşmaktadır ve büyük bir kadro hareketi de Cem Vakfı’ndan devşirip Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na aktarmıştır.

    “KURUMLARIN MALİ YARDIM ALMASI VAHAMETTİR, TEHLİKEDİR!”

    MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Ali Rıza Özdemir hayatı boyunca bir gün dahi Alevi derneklerinde bir çalışma yürütmemiş, bütün ömrü hayati ülkü ocaklarında geçmiş olan ırkçı, milliyetçi akımlar içerisinde yer almış olan bir kişi. Alevi Bektaşi Cemevi ve Kültür Başkanlığı gibi Aleviliğe, Alevi kurumlarına, Alevilerin kurmuş olduğu cemevlerine hükmetmek üzere aslında görevlendirilmiştir. Şimdi bu durumda birçok Alevi Bektaşi kuruluşu, federasyonlar ve dernek genel merkezleri bu kuruluşu tanımadıklarını ifade ettiler.

    Yalnız şöyle bir tehlike var: Bakın, bu kuruluş devletin elindeki devasa ekonomik imkanları kullanıyor ve devletin elindeki devasa ekonomik ekonomik imkanları kullanarak onlarca kişiyi Kerbela Necef yolculuğuna çıkardı.

    Aslında burada çok önemli bir uyarı da yapmak istiyorum. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi Bektaşi Federasyonu ve ona bağlı bileşenler olan Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Dernekler Federasyonu’na bağlı şubelerin mali yardım aldığı açıklandı.

    Bu çok tehlikeli durumu bize işaret ediyor. Sebebi şudur: Böyle bir açıklama doğru mudur, değil midir bilmiyorum. Eğer böyle bir açıklama doğru ise bunun vahameti ortadadır. Eğer bu açıklanan doğruysa kim ne kadar almıştır?

    “NET DURUŞUMUZ OLMAZSA DEVAMI KÖTÜ GELECEKTİR”

    Bu kurumun hedefinde Türkiye’deki bütün cemevlerini zapturapt altına almak vardır. Türkiye’deki bütün cemevlerinde görevli olan dedeleri aynı şekilde bir kadroya bağlamak aynı zamanda bütün cemlerin  aynı zamanda Hakk’a yürüme erkanlarını nasıl yapılacağına karar vermek, dolayısıyla Alevilerin en yumuşak karnı olan cemler ve erkanları üzerinden Aleviliğin asimilasyonunu tamamlamaktır, yapılan proje budur.

    Şimdi elektrik parası ile başlayan bir olay, bir kurbağa deneyimini bana hatırlatıyor. Alevi Bektaşi kamuoyu soğuk suya konulan bu kurbağa misalidir teşbihte hata olmaz. Sözümü kimse başka bir yere çekmesin.

    Tabiri caizse böyle bir yöntem kullanılıyor. Yani kapıdan giremedikleri yerlere pencereden giriyorlar sizi parayla satın almaya bağlamaya ve sizin içinize bu yolla girmeye çalışıyorlar. Bu nedenle Alevi Bektaşi kamuoyu Alevi Bektaşi kuruluşlarını, vakıflarının ve derneklerini ve Federasyonlarının tamamını buradan uyarıyorum:

    Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı kuruluşların yöneticileri ağır bir vebal altındadır. Bu sorumluk benim için ahlaki ve namus bilinciyle yapılmış bir sorumluluktur. Bu konuda açıkçası çok net bir duruşumuzun olması lazım eğer biz bu net duruşu kaybedersek bunun devamı çok kötü bir şekilde gelecektir diye düşünüyorum.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞINDA GÖREV ALMAM TEKLİF EDİLDİ!”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    2001 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından müftülüklere ilahiyatçılara ve kendilerine bağlı kuruluşlara vaiz, hoca, imam görevlilerinin hepsine gizli bir genelge gönderildi. Böylelikle bundan sonra ilahiyat fakültelerinde camilerde hocaların vaazlarında ve din derslerinde o genelgede Aleviliğin Hanefi mezhebinin içinde anlatılmasını talimat olarak bildirdiler. Bütün ışık kaynağı budur. Asimilasyon projesi devlet tarafından Diyanet tarafından geliştirilmiş bir plana, bir programa bağlanmıştır. Bu programlarını gereği bu asimilasyon projesi çerçevesinde şimdi ansiklopedi çalışması bulunmaktadır.

    Abdal Musa törenlerinde dağıtıldığına şahit olup, böylesi bir kitabın dağıtılmasını engelleyen ve bu yüzden gözaltına alınan bir kişiyim. Çok açıkça soyluyorum, bir duruşumuz olmalı. Hayatta sizin bir duruşunuz olduğunda hiç kimse sizi satın alamaz. Satın almak için bana da çok müracaat edildi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığında görev almam için bana da teklif yapıldı.

    Eski MHP Genel Başkan Yardımcısı yani Alparslan Türkeş’in Genel Başkan Yardımcısı olan Namık Kemal Zeybek, bugün en büyük baş danışman olarak hâlâ görev yapmaktadır. Eski ülkücü öğretmen ve genel başkan yardımcısı Musa Serdar Çelebi, İzzettin Doğan’ın yanında danışman olarak görev yapmakta ve TİKA projelerini yürütmektedir. Ayrıca uluslararası alanda asimilasyon projelerinin mimarıdır. Şimdi aynı proje yürütülüyor ve oradan bir grup bu tarafa devşirildi ve bu şekilde Alevi olmayan Türk İslam sentezci aracılığıyla bir yazılı külliyat oluşturmaya çalışıyorlar.

    “ÇEDES’E KARŞI SİVİL İTAATSİZLİĞİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gerici eşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES projesi, Diyanet akademisi, diyanet işlerinin çalışmaları ve bütçesi, Millî Eğitim Bakanlığının müfredatı hepsi bir bütündür. Bu birbirinden ayrılmaz bir hale gelmiştir. Milli Eğitim bakanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine verilmiştir.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullar Diyanet işleri Başkanlığı tarafından ÇEDES projesi adı altında yetkin olmayan, liyakati olmayan şeriatçı kadroların emrine tahsis edilmiştir. Çocuklarımızın asimilasyona uğratılması ve çocuklarımızın beyinlerinin yıkanması için en uygun zamanlar 5 ila 12 yaş arasıdır. Ben 46 yıllık eğitimciyim. Çocukların kişilik gelişimi 5 yaşında başlar. 12 13 yaşına kadar oturur. 13-1 4 yaşından sonra o çocuğa ne verirseniz verin artık kişilik büyük bir oranda oturmuş olur.  O nedenle. Milli Eğitim Bakanlığı ÇEDES projesiyle kreşlerden başlayarak çocuklara şeytan taşlamayı öğretiyor.

    ÇEDES projesi de bu büyük resmin içinde sadece bir bölümdür. ÇEDES Projesi Türkiye’de laik, bilimsel, eğitimden şeriatçı bir eğitime geçişin ilk evresi ilk aşamasıdır. Aslında ilk aşaması zorunlu din dersleri ile başlamıştır. İkinci aşaması da ÇEDES’tir.

    Yine Milli Eğitim komisyonunda Diyanet Akademisi diye bir proje geçti. Maalesef Diyanet projesinde sosyal demokrat, sol sosyalist, diğer muhalefet partilerinin hiçbirinin ciddi bir çalışmasının olduğunu görmedik. Aleviler sadece burada en can yakıcı sonuçları yaşayacak toplumsal kesimini oluşturuyor. Alevilerin çocukları bu yolla devşiriliyor. Bu yolla onların kendi kimliklerinden kültürlerinden, inançlarından uzaklaşıyor. Birçok Alevi çocuğunun okulda aldığı eğitimlerden sonra evde anne babalarıyla ilişkilerinde sıkıntılar yaşadıklarını biliyorum. Buradaki sorunun çözümü benim tezime göre sivil itaatsizlikten geçiyor.

    Kurumlarımız sadece basit bir bildiri ile bunu geçirmemeli. Bu konularda aktif bir direniş örgütlemek zorundayız. Mahkemeleri tıkamak zorundayız. Binlerce 10 binlerce dava açmak durumundayız ve yargı yolu tükettikten sonra Avrupa insan hakları mahkemesine bunu taşımak, fiili durum yaratmak zorundayız. Bu ülkede hukuk ancak siz sivil itaatsizlik yani fiili demokratik mücadeleyi yükselttiğiniz zaman işlemeye başlar. Bu ülkede adalet ancak siz zorlandığınız zaman gerçekleşir. Bu insan hakları siz mücadele verdiğinizde zaman bir haktır.

    Bu iktidar yukarıdan aşağıya kafasındaki bütün şeriatçı modelleri mili eğitime kamu kuruluşlarına, devlete her yere uygulamaya çalışıyor. O nedenle çok hızlı bir şekilde toparlanmamız çok hızlı bir şekilde harekete geçmemiz, her türlü demokratik mevziiyi sonuna kadar korumamız gerekiyor.

    “KURAN KURSU CEM VAKFI UYGULAMASIDIR, BİLİNÇLİ OLARAK SEÇİLDİ”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerin cemevlerini kendileri tanımlamayarak buralara konumlamaya çalışıyorlar. Yani formatlarını kendilerini çiziyor, sınırlarını kendileri belirliyor. İçinde kimin neyi, ne kadarını yapacağını kendileri belirliyorlar. O nedenle Alevi kurumlarına bağlı cemevlerinde Kuran kursu açılması çok büyük bir tehlikedir.

    Biz tarih boyunca iktidara, muktedirlere bize karşı uygulanan bütün şeriatçı söylemlere karşı Aleviliğin tarihten gelen kadim bir inanç olduğunu, kendine özgü olduğunu, hiçbir inanca sığmadığını ve sığmayacağını söylüyoruz. Cemevlerimizde üstüne üslük şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açılan kuran kursları var. Çok ilginçtir. Yani siz cemevini Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bir görevliye teslim ediyorsunuz. Kuran kursu 30-35 yıllık bir geleneği olan bir uygulamadır. Cem Vakfı tarafından icat edilmiş, 35 ve 35. ayetlerle çerağ uyandırılması yine bunlar tarafından uydurulmuştur.

    Bu yolu kirletenlerle mücadelem ölünceye kadar devam edecektir. Cem Vakfı da bu yolu kirleten ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile aynı zihniyetin devamı olarak Türk İslam sentezinin sözcüsü ve aynı zamanda Şii İslam misyonerlerinin de beslemesidir.

    Şiilik, gerekse de Sünni İslam’ın Alevilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ikisinin arasındaki fark bir soğan zarı kadardır. Alevilik bunun ikisinden de tamamen uzakta. Bu toplumun vebali de bu toplumun kanaat önderlerinin dedelerinin ve kurumlarının omuzundadır. Bu veballe hareket etmelerini makam, mevki, para için bu yolu peşkeş çekmemeleri gerekiyor.

    “ALEVİ KURUMLARI DEMOKRATİK TAVIR SERGİLEMİYOR”

    Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Cemevlerimizin her türlü eğitimin verildiği eğitim ve kültür mekanlarına dönüşmesi gerekiyor. Siz Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorsanız yaptığımız cemin bir anlamı yok, seyirlik olur o cem. Buradan dedelere ve yöneticilerine sesleniyorum: Sevgili Ali Aksüt’le birlikte burada 2 yıl eğitim çalışması yürüttük ve bugün Antalya’da söz söyleyebilen; toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda ağzı laf yapan gençlerimiz o zaman bizim yaptığımız eğitim çalışmalarından yetiştiler. O nedenle iş kişinin aynasıdır lafa bakılmaz prensibiyle gideceğimiz bir süre cemevi var.

    Programlı müfredatlı bir eğitim çalışmaları başlatalım. Zorunlu olarak gelip hizmet vermeye hazırım. Avrupa bu anlamında bizden bu konuda biraz daha ilerde. Bunun 2 tane sebebi var. Avrupa’nın bu demokratik haklarının alınması daha iyi durumda. Avrupa Aleviliğe daha çok hak veriyor. Alevilerin kendilerine özgü bir inanç olarak kabul ediyor. O nedenle özerk bir yapıları var. O anlamda kendi aralarında kurumlaşmaları da örgütlenmeleri de eğitimleri de daha kolay.

    Gençlik niye cemevlerine gelmiyor? Gençliğin cemevlerinde aradığını bulamadığı için gelmediğini hiç düşündük mü? Siz gençliğe eğitim vermezseniz, siz gençliğe felsefe öğretmezseniz, siz gençliğe Alevi tarihini anlamazsanız gelmez. Cemevleri bugün sadece cenazelerin Hakk’a uğurlama erkanlarının yapıldığı, cenazelerin sonunda cenaze yemeklerinin verildiği bir yere dönüşmüş durumdadır. Senede bir veya birkaç kere göstermelik seyirlik cemlerin yapıldığı yerlere dönüştü. Maalesef her ocak kendi talipleriyle cem yapamıyor. Cemevi yöneticilerin seçtiği ya da tayin ettiği dede vasıtasıyla erkana ve süreğe bağlı olmayan veya insanlara başka fikirlere empoze edebiliyor. Bu konuda demokratik bir tavır sergilenmiyor.

    “EĞİTİM KONUSUNDA GÖREV ALMAYA HAZIRIM”

    Bizim yaptığımız cemlerin tamamı seyirlik. Maalesef hep söyledik bizim cemlerimiz Hakk için ola, seyirlik için olmaya derlerdi ama nedense seyir için olsun, seyir için olsun noktasında kalıyoruz. Eğer gerçekten yaptığımız iş Hakk ve hakikat yoluna hizmet edecekse eğri oturup doğru konuşmalıyız. O nedenle ön yargılardan, hırslardan ve diğer bencilce duygulardan kendimizi sıyırıp yüreğimizi yola açmalıyız.

    Eğitim konusunda organizasyon yapmaya hazırım. Yeter ki kurumlarımız kapılarını açsınlar. Bizi çağırsınlar, projelerimizi kendilerine sunalım. Projemizi oluşturmak için de gecemizi gündüzümüze katarak geçmiş dönemlerde olduğu gibi gençlerle cemevlerimizi tekrar buluşturalım.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’

     

     

  • Konya’da 18 kişiye mezar olan Kuran kursu davasında yeniden karar çıktı!

    Konya’da 18 kişiye mezar olan Kuran kursu davasında yeniden karar çıktı!

    PİRHA – Konya’da 2008 yılında, 17 öğrenciyle 1 eğitmenin öldüğü, 29 kişinin de yaralandığı ruhsatsız 3 katlı kız Kuran kursu binasının patlamada çökmesine ilişkin 11 sanığın yargılandığı davadaki ilk karar Yargıtay tarafından bozuldu. Yargıtay, sanıkların her birinin kendi sorumlulukları ve taksirli davranışlarına göre yargılanmasına karar vererek dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.

    1 Ağustos 2008’de Taşkent ilçesinde, o dönem belde statüsünde olan Balcılar Mahallesi’nde ruhsatsız 3 katlı kız Kuran kursu binasında patlama meydana geldi. Balcılar Kasabası Okul ve Kurs Talebelerine Yardım Derneği’ne ait Özel Boğaziçi Öğrenci Yurdu’nda sabah namazı için kalkan öğrencinin elektrik düğmesine basmasıyla patlama meydana geldi.

    LPG tankından sızan gazın neden olduğu patlamanın şiddetiyle 3 katlı yurt binası yıkıldı. Olayda, 1 eğitmen ve 17 yatılı öğrenci öldü, 29 öğrenci de yaralandı. Olayın ardından yurt müdürü Hüseyin Çömlek, dernek ve yurt temsilcileri Mehmet Semerci ve Mehmet Göktaş, jandarma tarafından gözaltına alındı.

    Mehmet Göktaş ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Hüseyin Çömlek ve Mehmet Semerci ise tutuklandı. Kısa bir süre sonra Çömlek ve Semerci de tutuksuz yargılanmak üzere tahliye oldu.

    İLK YARGILAMA 9 YIL SÜRDÜ

    Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2’si kadın eğitmen, 6’sı dernek ve yurt sorumlusu, 3’ü de LPG tankını kuran ve gaz dolumu yapan şirket sorumluları olmak üzere toplam 11 kişi hakkında ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olma’ suçundan dava açıldı.

    14 Şubat 2017’deki karar duruşmasında yurt müdürü Hüseyin Çömlekçi 10 yıl, LPG şirketinin montaja uygunluk onayını veren yetkilisi İzzet Yanık ile teknik destek sorumlusu İbrahim Yılmaz 7’şer yıl 6´şar ay hapis cezası aldı. Diğer sanıklar dernek ve yurt yöneticilerinden Mümin Eğilmez, Hasan Kosalak, Ahmet Akdede, Mehmet Semerci, Mehmet Göktaş, Abdullah Bostancı, İlhan Biçici ve Ahmet Türkyılmaz beraat etti.

    YARGITAY, KARARI 5 YIL SONRA BOZDU

    Kararın ardından Yargıtay 12´nci Ceza Dairesi, 5 yıl süren incelemenin ardından yerel mahkemenin kararını bozdu. Yargıtay, sanıkların her birinin kendi sorumlulukları ve taksirli davranışlarına göre yargılanmasına karar vererek dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.

    3 SANIĞA CEZA, 8 SANIĞA BERAAT

    Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlanan davada LPG şirketinin avukatlarının itirazları üzerine daha önce yargılanan tekniker İbrahim Yılmaz yerine, sorumlunun şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz olduğu beyan edildi. Bunun üzerine Yılmaz’ın yerine Oğuz Cengiz’in ifadesi alınarak yargılamaya dahil edildi.

    Cengiz mahkemedeki ifadesinde, “Bakım hak ediş formları olan, mali formların üzerindeki ödemeye dair imzamdan dolayı buradayım. Bu teknik kontrol imzası değildir. LPG şirketi, 5-6 tane resmi yazışmada elinde olduğunu belirttiği evraka rağmen, mahkemenizce sorulan müzekkereye verilen cevapta ‘bize mail olarak gelen evraktan anlaşıldığı üzere’ denilerek beni sorumlu tutmuştur. Evraklar LPG şirketi arşivinde olduğu bellidir. LPG şirketi, yüksek konumundaki kişileri korumak için taraflı davranmaktadır. Beraatımı talep ederim” dedi.

    Toplam 16 yıl süren yargılama sonucunda 19 Mart 2024’te, yurt müdürü Hüseyin Çömlek’e 15 yıl, LPG şirketinin bölge müdürü İzzet Yanık’a 10, şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz’e 10 yıl hapis cezası verildi. Diğer 8 sanık ise beraat etti.

    “BAZI SANIKLAR, SUÇLARINI İTİRAF ETMESİNE RAĞMEN BERAAT ETTİ”

    Mağdur 4 ailenin, 16 yıldır ücret almadan hakkını savunan, o dönem Konya Çocuk Hakları Koruma Derneği Başkanı olan Avukat Hakkı Ünalmış, sanıklardan bazılarının suçlarını itiraf etmelerine rağmen beraat ettiğini söyledi.

    Karara itiraz edeceklerini ifade eden Ünalmış, ”Abdullah Bostancı, mahkeme huzurunda verdiği beyanlarda; yurt yöneticileriyle, LPG şirketi arasında bir anlaşma gereğince LPG tesisatında alarm düzeneğine gerek olmadığını, bundan dolayı da alarmı koymadığı belirlenmiştir. Bu kontrole giden bir teknikerin bunu yapabilmesi düşünülemez. Bundan dolayı da o patlama sonucunda 18 kişinin ölümüne, 29 çocuğun da yaralanmasına neden olmuştur. Buna rağmen Abdullah Bostancı’nın beraat kararı alması akla, hayale sığacak bir durum değildir. Oğuz Cengiz’in yıllarca mahkeme huzuruna çıkartılmamasına rağmen, son zamanlarda sorumlu olduğu ortaya çıkmış ve yargılanarak gerekli ceza verilmiştir” dedi.

    “‘ŞİKAYETÇİ OLURSANIZ CENNETE GİREMEZSİNİZ’ DİYEREK KANDIRDILAR”

    Yargılama sürecinde ailelerin şikayetçi olmaktan vazgeçirildiğini öne süren Hakkı Ünalmış, şunları söyledi:

    “Ölen ve yaralanan çocukların, anne ve babaları başlangıçta hiçbiri şikayetçi olmadılar. Onlara ‘Çocuklarınız bir kaza sonucu öldü. Sizi, onlar cennetin kapısında bekliyorlar. Şikayetçi olursanız cennete bile giremezsiniz’ şeklinde kandırıldılar. Üç beş kuruş da verilerek aileler susturuldular. Biz, ancak 4 velinin vekaletiyle bu davaya girebilirdik. Bu davaya dahil olmasaydık çoktan bitmişti. Çünkü esaslı bir soruşturma, esaslı bir araştırma yapılmamış. Bilirkişi raporları da birbiriyle çelişkili şekilde devam etmiş ve davada uzadıkça uzamış. Biz istinaf yoluyla bu insanların yeniden değerlendirilmesini ve yargı önüne çıkartılmasını, beraat edenlerin, beraatinin bozulmasını talep edeceğiz. Çocuklar patates gibi toprağa gömülmüş olmasın, onların ruhları rahat etsin.”

    “YARGI SİSTEMİMİZLE OYUN OYNAMAYA KALKTILAR”

    Soruşturma aşamasında ve yargılamadaki eksiklikleri dile getiren Ünalmış, şunları kaydetti:

    “Yargılama boyunca LPG şirketi yöneticileri kimin yargı önüne çıkacağını, kimin yargıdan kurtulacağına kendileri karar veriyormuş gibi farklı isimler vermiş, kendilerine göre hangisi uygunsa onları yargı önüne sürmüşlerdir. Asıl yargılama mahkemede değil de LPG şirketinin yöneticileri tarafından bir yargı organıymış gibi bu suçlu veya bu değil gibi adeta yargı sistemimizle oyun oynamaya kalktılar ki bu çok korkunç bir şey. Bir zamanlar İbrahim Yılmaz, LPG tesisat elemanı olarak sorumlu tutulurken, LPG şirketi yöneticileri tarafından ‘Asıl eleman İbrahim Yılmaz değil, Oğuz Cengiz’dir’ denildi. Bu kez Oğuz Cengiz dava edildi. Diğerleri de yavaş yavaş kurtarıldı. Bir hukukçu olarak bu yargılamanın gidişatını hiç doğru bulmadığımızı, zamanında soruşturmaların yapılmadığını, dilekçelerimizin nazara alınmadığını gördük. Sonuçta birkaç kişinin cezalandırılmasıyla bu kapatılmak istendi. Bakalım yüksek mahkeme ve Yargıtay buna ne karar verecek merak ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kayseri Valisi destekledi, çocuklar yine gerici cemaatlerin eline bırakıldı

    Kayseri Valisi destekledi, çocuklar yine gerici cemaatlerin eline bırakıldı

    PİRHA- Kayseri Valisi tarikatçı İlim Yayma Cemiyeti’nin yaz Kuran kursu açılışında konuştu. Vali Gökmen Çiçek “Yavrularımız sizlere emanettir. Emanetimize iyi bakacağınıza inanıyor ve başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı. 

    Laiklik karşıtı faaliyetleri sürdüren AKP iktidarının desteği ile çocuklar üstündeki istismar günden güne büyüyor.

    Önce Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) protokolü ile okullara imam atanmasında işbirliği yapan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) şimdi de kendi bünyesine bağlı kurumlarda Kuran kursu açılmasına olanak tanıyor. Okulların yaz tatiline girmesiyle birlikte istismar merkezi Kuran kurslarının sayısı da hızla artıyor. MEB’e bağlı kurumlarda Kuran kurslarına bir yenisi daha eklendi. 

    BirGün’ün haberine göre İlim Yayma Cemiyeti Kayseri’de 4-6 yaş grubu için yaz okulu açtı. Açılışa katılan vali çocukları gerici derneğe ‘emanet’ etti. Samsun’da ise İlkadım Halk Eğitim Merkezi Kuran kursu açtı. 12 Haziran’da yapılan duyuruya göre kurslar okullarda da gerçekleştiriliyor. Burdur Bucak’ta ise Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Hayrat Vakfı da MEB ile yaptığı protokol kapsamında okullarda Kuran kursu düzenliyor.

    Devletin ilk ve orta okul seviyesindeki çocuklara yaz döneminde neredeyse hiçbir sosyal imkan tanımaması öğrenci velilerini Kuran kurslarına yöneltiyor. Türkiye’de uygulanan gerici islamcı politikaların yansımaları 4-6 yaş arasındaki çocukları bile ele geçiriyor. 50. Yıl Dedeman İmam Hatip Ortaokulu’nda gerçekleşen törende konuşan Kayseri Valisi Gökmen Çiçek, “Yavrularımız sizlere emanettir. Emanetimize iyi bakacağınıza inanıyor ve başarılar diliyorum” ifadelerini kullandı. 400 öğrencinin yaz okuluna kayıt yaptırdığı aktarılırken, yaz okulu programının hedefi olarak, “kendini bilen, milli ve manevi değerlerini tanıyan, ahlaki gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan nesiller yetiştirmek” ifadesi yer aldı. 

    (HABER MERKEZİ)

  • Hükümet hızını alamıyor, Anadolu Adliyesi’nde Kuran kursu açılıyor

    Hükümet hızını alamıyor, Anadolu Adliyesi’nde Kuran kursu açılıyor

    İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda hakim, savcı ve diğer personelin çocukları ve gençler için Kuran kursu açılıyor. 8 bloklu ve 360 bin metrekare kapalı alanı olan Anadolu Adalet Sarayı’nda 462 hakim, 275 savcı, 3 bin 835 adli personel, 757 diğer personel görev yapıyor.

    Tarikatların ve cemaatlerin cirit attığı Türkiye’de artık adliyelerde de Kuran kursları açılıyor. İstanbul Anadolu Savcılığı, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda hakim, savcı ve personelin çocukları ve gençler için Kuran kursu açılacağını duyurdu.

    BirGün yazarı Timur Soykan, konuyla ilgili “Anadolu Adliyesi’nde Kuran kursu açılıyor” başlıklı yazısında şu bilgileri verdi:

    “Tarikatların örgütlenmesiyle gündeme gelen adliyelerde artık Kuran kursları da açılıyor. İstanbul Anadolu Savcılığı, İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda hakim, savcı ve personelin çocukları ve gençler için Kuran kursu açılacağını mesajla duyurdu.

    Kartal Müftülüğü tarafından organize edilen ücretsiz yaz Kuran kursu 7-20 yaş arasında kız-erkekler için açılacak. 3 Temmuz 2023’te başlayacak ve 11 Ağustos 2023’te sona erecek Kuran kursu adliyenin mescidinde yapılacak. Mesajda personelin kayıt için adliye mescidi imam hatibini arayabileceği belirtildi.

    8 ayrı bloktan oluşan ve 360 bin metrekare kapalı alanı olan Anadolu Adalet Sarayı, dünyanın en büyük adliyesi olarak tanımlanıyor. Adliyede 462 hakim, 275 savcı, 3 bin 835 adli personel, 757 diğer personel görev yapıyor.

    ANKARA ADLİYESİ’NDE DE AÇILMIŞTI

    2022 yazında Ankara Adliyesi’ndeki mescitte Kuran kursu açılmıştı. Bu kurs Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakim, savcı ve personele mesajla duyurulmuştu.

    Ankara Barosu’ndan bu uygulamaya ilişkin yapılan açıklamada, “Adliye binaları, tarafsız ve bağımsız yargı organları tarafından adaletin tesis edildiği yerler olup bu binaların din eğitimine açılması demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin gerekleri ile bağdaşmayacağı gibi yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına da gölge düşürecektir” denilmişti.

    Ayrıca bu kurslar, çocuklarını gönderen ve göndermeyen savcı ve hakimler tespit edilebileceği için fişleme iddialarını gündeme getirmişti. Adalet Bakanlığı ise bu tepkilere “28 Şubat zihniyeti” diyerek yanıt vermişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kaçak medrese kapatıldı, imam serbest bırakıldı

    Kaçak medrese kapatıldı, imam serbest bırakıldı

    Urfa’da 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın beş metre kadar yakınında ahırda asılı halde bulunduğu Semerkant Vakfı’na ait medrese jandarma tarafından mühürlendi. Kaçak medresede dini eğitim görmeye devam eden 20’ye yakın öğrenci evlerine gönderildi.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre medresede öğrencilerden sorumlu olan “fahri imam” A.P. ifadesi alınmak üzere gözaltına alındı. Urfa Adliyesi’nde savcılık tarafından ifadesi alınan A.P., ardından serbest bırakıldı.

    NE OLMUŞTU? 

    Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde ikamet eden Dakak, bir yıl önce ailesinin zorlamasıyla 85 kilometre uzaklıktaki Beşat Mahallesi’nde bulunan Menzil mensuplarının kurduğu Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medreseye gönderildi. Dakak, hem medresede hem de mahallede bulunan ilköğretim okulunda “eğitim” görürken, bir yıl içinde 2 defa kaçarak eve gitti. Ancak ailesi tarafından zorla geri getirildi.

    Dakak, 13 Haziran’da medreseden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Dakak, bir gün sonra öğle saatlerinde Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medresenin bitişiğinde ahır olarak kullanılan metruk yapıda asılı halde bulundu. Dakak’ın, cansız bendeni Urfa Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsi işlemlerinin ardından gece saatlerinde ailesine teslim edildi. Ceylanpınar merkezde bulunan Asli Mezarlık’ta defnedilen Dakak’ın “intihar” ettiği iddia edildi.

    MENZİL TARİKATİNE DEVREDİLDİ

    Dakak’ın zorla gönderildiği belirtilen medresede, 20 çocuğun yatılı olarak “dini eğitim” gördüğü öğrenildi. Söz konusu medrese, AKP’li Eyyübiye Belediyesi tarafından Beşat Mahallesi Mezarlığı içinde yer alan bir alanda inşa edildi. Medresenin 29 Eylül 2018 tarihinde yapılan açılışına Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci’nin yanı sıra, AKP Urfa eski Milletvekili Halil Özcan katıldı.

    Açılışta, söz konusu yapı, “medrese, Kur’an kursu, taziye evi ve çok amaçlı salon” olarak lanse edildi. Daha sonra ise, Menzil tarikatına devredildi. Herhangi bir resmiyeti bulunmayan medresede eğitim veren kişilerin de Diyanet’e bağlı olmadıkları öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 12 yaşındaki çocuk, yatılı kaldığı kaçak medresenin yanındaki ahırda asılı bulundu!

    12 yaşındaki çocuk, yatılı kaldığı kaçak medresenin yanındaki ahırda asılı bulundu!

    Urfa’da, kaçak bir medreseye gönderildiği belirtilen 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak, medresenin yanınki ahırda asılı halde bulundu.

    Urfa’da 4 gün önce kaybolan 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın, gönderildiği kaçak medresenin yanındaki ahırda asılı halde bulunduğu bildirildi.

    Basında yer alan habere göre, 4 gün önce Urfa’nın Haliliye ilçesi kırsalındaki Karaali Mahallesi’ndeki evlerinden çıktığı belirtilen Abdulbaki Dakak’tan bir daha haber alınamadı. Ailenin arama çabaları sonuç vermedi. Ancak, yerel medyadaki haberlere göre 12 yaşındaki çocuk, evinden değil, ‘eğitim’ gördüğü kaçak medreseden çıktıktan sonra kayıplara karıştı.

    Urfa merkezli Bizim Haber Ajansı’nın haberine göre, arama çalışmalarının ardından 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak, Eyyübiye ilçesi Beşat mahallesindeki ‘medrese’ yakınındaki bir ahırda asılı halde bulundu.

    Dakak’ın bedeni, olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sonrası otopsi için Şanlıurfa Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

    Şanlıurfa Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi işlemlerinin ardından Dakak’ın cenazesi Ceylanpınar’dan gelen ailesine teslim edildi.

    Akşam saatlerinde ilçeye götürülen Dakak’ın cenazesi buradaki mezarlıkta toprağa verildi.

    Küçük çocuğun şüpheli ölümüyle ilgili jandarma soruşturma başlattı.

    KAÇAK ‘MEDRESE’DE 20 ÇOCUK YATILI KALIYOR

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Menzil mensuplarının kurduğu Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medresede, 20 çocuğun yatılı olarak “dini eğitim” gördüğü öğrenildi.

    Söz konusu medrese, AKP’li Eyyübiye Belediyesi tarafından Beşat Mahallesi Mezarlığı içinde yer alan bir alanda inşa edildi. Medresenin 29 Eylül 2018 tarihinde yapılan açılışına Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci’nin yanı sıra, AKP Urfa eski Milletvekili Halil Özcan katıldı.

    Açılışta, söz konusu yapı, “medrese, Kur’an kursu, taziye evi ve çok amaçlı salon” olarak lanse edildi. Daha sonra ise, Menzil tarikatına devredildi. Herhangi bir resmiyeti bulunmayan medresede eğitim veren kişilerin de Diyanet’e bağlı olmadıkları öğrenildi.

    Konuyla ilgili MA’ya konuşan Beşat Mahallesi muhtarı Ömer Kaya, iddiaları doğruladı. Kaya, “Bu çocuk birkaç defa ailesine ve beraber kaldığı arkadaşlarına burada kalmak istemediğini belirtti. Hatta 2 defa eve dönüyor ama yine getiriliyor. En son kayboldu. İki gün önce biz her yerde aradık, dün medresenin yanında bir ahırda kendisini asmış halde bulduk. Medresenin resmi bir durumu yok. 20 öğrenci dışarıdan gelip yatılı kalıyor. Fahri imam tarafından eğitim veriliyor. Bazen köylüler kendi aralarında maddi yardımda bulunuyor” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden 9 çocuğun tarikata verilmesine ilişkin suç duyurusu

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden 9 çocuğun tarikata verilmesine ilişkin suç duyurusu

    PİRHA- Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Sakarya’da 9 depremzede çocuğun İsmailağa Cemaati’ne bağlı vakfın yatılı Kur’an kursuna verildiğine dair iddiaların soruşturulması için suç duyurusunda bulundu. Dilekçede tespit edilecek tüm şüphelilerin cezalandırılması için kamu davası açılması talep edildi.

    Sakarya’da 9 depremzede çocuğun, annelerinin yanından alınarak müftülüğe ait olan, ancak işletmesi İsmailağa Cemaati’ne bağlı vakıf tarafından yürütülen bir yatılı Kur’an kursuna verildiği ortaya çıktı.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, söz konusu haberlerin soruşturulması için Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    Dilekçede, tespit edilecek tüm şüpheliler hakkında ‘Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması’, ‘Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma’ suçları ile re’sen araştırılacak diğer suçlardan gerekli soruşturmanın yapılarak ilgili şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğundan, şüpheli hakkında soruşturma başlatılması, cezalandırılmaları için kişi ve kişiler aleyhine kamu davası açılması” talep edildi.

    NE OLMUŞTU?

    Maraş merkezli depremde ailesini yitiren ve Antep’ten Sakarya’ya getirilen 9 çocuğun Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olan ancak işletmesi İsmailağa Cemaati’ne yakın Sakarya Erenler İlme Hizmet Vakfı tarafından yürütülen Mekke Mescidi-Hanife Akın Kur’an Kursu’na yatılı olarak verildiği ortaya çıkmıştı.

    Adem adlı vakıf yöneticisi bilgileri doğrulayarak “Sakarya İl Müftüsü Hasan Başiş bizi aradı, ‘böyle böyle çocuklar var. Bunlara yer açar mısınız?’ dedi. Biz de çocukları aldık. Çocuklar deprem nedeniyle travma geçirdiği için psikolojik destek almış. Biz de bu çocukları bir nevi burada koruma altına aldık. Kursta kalıyorlar. 9 tane çocuk var burada. İki tanesi annelerinin yanına gitti. Yedi tanesi burada” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 9 depremzede çocuğu, İsmailağa tarikatının Kur’an kursuna verdikleri ortaya çıktı

    9 depremzede çocuğu, İsmailağa tarikatının Kur’an kursuna verdikleri ortaya çıktı

    Sakarya’da dokuz depremzede çocuğun, annelerinin yanından alınarak müftülüğe ait olan, ancak işletmesi İsmailağa Cemaati’ne bağlı vakıf tarafından yürütülen bir yatılı Kur’an kursuna verildiği ortaya çıktı.

    Maraş merkezli depremde babalarını yitiren ve Antep’ten Sakarya’ya getirilen 9 çocuğun Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olan ancak işletmesi İsmailağa Cemaati’ne yakın Sakarya Erenler İlme Hizmet Vakfı tarafından yürütülen Mekke Mescidi-Hanife Akın Kur’an Kursu’na yatılı olarak verildiği ortaya çıktı.

    DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Adem adlı vakıf yöneticisi, “Mahmut Ustaosmanoğlu’nun müridiyim” diyerek, “Kurs binası bize ait. Bu çocukları, kalacak yerleri olmadığı için Sakarya Müftüsü bize yönlendirdi. Biz de çocukları koruma altına aldık. Eğitimini Diyanet ile biz veriyoruz” dedi. İl Müftüsü Hasan Başiş ise kursun Diyanet’in kontrolünde olduğunu, eğitimini kendilerinin verdiğini ancak kursun yemek ve temizlik işlemlerini bu vakfın yürüttüğünü kaydetti.

    KUR’AN KURSUNDA KALIYORLAR

    Adem adlı vakıf yöneticisi, bilgileri doğrulayarak “Sakarya İl Müftüsü Hasan Başiş bizi aradı, ‘böyle böyle çocuklar var. Bunlara yer açar mısınız?’ dedi. Biz de çocukları aldık. Çocuklar deprem nedeniyle travma geçirdiği için psikolojik destek almış. Biz de bu çocukları bir nevi burada koruma altına aldık. Kursta kalıyorlar. 9 tane çocuk var burada. İki tanesi annelerinin yanına gitti. Yedi tanesi burada” dedi.

    Çocukların Kur’an kursunda geçici olarak kalacağını savunan Adem adlı görevli, “Zannedersem Antep’e dönecek bu çocuklar” dedi. “Çocuklar neden annelerinin yanında kalmıyor” sorusuna da yanıt veren tarikat müridi, “Annelerinin yanında yer olmadığı için bize gönderildiler” dedi. Deprem bölgesine 15-20 kişiyle gittiklerini belirten Adem, burada yemek dahil birçok hizmet verdiklerini söyledi.

    “DİYANET İLE ORTAK AÇTIK”

    Adem adlı vakıf görevlisi, bu kursu Diyanet ile birlikte ortak açıklarını, kendi hocalarının yanı sıra Diyanet’in görevlilerinin de eğitim verdiğini öne sürerek, “Bu bina bizim. Biz Diyanet’e gittik, beraber çalışalım dedik, tamam dediler. Diyanet’le hafız yetiştiriyoruz” ifadesini kullandı.

    Kurs görevlisi, “Burası hangi tarikata bağlı” sorusuna “Mahmut Efendi cemaati. Ben de onun müridiyim” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kayyum 9,2 milyon TL’lik 4-6 yaş Kuran kursu inşa edecek

    Kayyum 9,2 milyon TL’lik 4-6 yaş Kuran kursu inşa edecek

    PİRHA-Kayyum tarafından yönetilen Van Büyükşehir Belediyesi, belediyeye ait pazar alanına 9,2 milyon TL harcayarak 4-6 yaş grubundaki çocuklar için Kuran kursu inşa edecek.

    BirGün Gazetesi’nden Mustafa Bildircin’in haberine göre Vali Ozan Balcı tarafından yönetilen Van Büyükşehir Belediyesi, 23 Aralık’ta “4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursu Yapım İşi” başlıklı ihale açtı. Açık ihale yöntemiyle gerçekleştirilen ihaleye verilen en düşük ve en yüksek teklifin sırasıyla 9 milyon 265 bin 265 TL ve 9 milyon 570 bin TL olduğu öğrenildi.

    PAZAR ALANINA 9,2 MİLYON TL’LİK KURAN KURSU

    İdarenin 9 milyon 930 bin 393 TL harcama öngörüsü ile gerçekleştirdiği ihale, 9 milyon 265 bin 265 TL maliyetle karara bağlandı. Van Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı ile Hicran Sönmez isimli yüklenici arasında 20 Ocak’ta sözleşme imzalandı. 4-6 yaş grubuna yönelik Kuran kursunun yapılacağı alanın yükleniciye tesliminin ardından inşaat işlerinin 215 gün içinde tamamlanacağı belirtildi. Kuran kursunun yapılacağı alanın, belediyeye tahsisli pazar yeri olduğu bildirildi.

    Okulöncesinden yükseköğretime kadar eğitimin tüm kademelerinde etkisini artıran Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, “okulöncesi eğitim atağı” resmi veriler ile gözler önüne seriyor. 2015 yılında 554 olan 4-6 yaş Kuran kursu sayısının 2023 itibarıyla 6 bine yaklaştığı tahmin ediliyor. Çocuklara yönelik Kuran kurslarının sayısı, MEB’in anaokulu sayısını geride bırakıyor. Pedagoglar, erken yaşta dini eğitimin çocuklarda korku, kaygı ve güvensizlik gibi sonuçlara yol açabileceği gerekçesiyle 4-6 yaş Kuran kurslarında verilen eğitime karşı çıkıyor. Uzmanlar, dini eğitimin ancak 12 yaşından itibaren verilmesi görüşünde birleşiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • MEB İzmir’de dinci yapılarla protokol imzaladı!

    MEB İzmir’de dinci yapılarla protokol imzaladı!

    PİRHA- İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ensar Vakfı, İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği, Kur’an-a Hizmet Derneği İzmir İl Temsilciliği, İnsan Vakfı İzmir İl Temsilciliği ile “Hayat Boyu Aydınlık Projesi” protokolü imzaladı. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay tepki gösterdi. Özbay, “Bu protokolün çerçevesi de tehlikeli biçimde geniş. Sadece resmi kurumlarda değil, STK maskesi takmış tarikat yuvalarında da Kuran kursu açılmasına imkân tanıyor” dedi.

    Cumhuriyet’ten Mehmet Oflazın haberine göre, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü; 3 Ocak’ta çocuk istismarıyla gündeme gelen Ensar Vakfı, İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği (İMHAD), Kur’an-a Hizmet Derneği İzmir İl Temsilciliği, İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı (İnsan Vakfı) İzmir İl Temsilciliği ile “Hayat Boyu Aydınlık Projesi” protokolü imzaladı.

    İMHAD sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla protokolü duyurdu. Paylaşımda, “İzmir’in öncü sivil toplum kuruluşları ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Kuranı Kerim’in öğretilmesi ve güzel ahlakın yaygınlaşması için kolları sıvadı” ifadelerine yer verildi.

    Dr. Murat Mücahit Yentür, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla 2021’de İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atanmıştı. Yentür, aynı zamanda İlim Yayma Vakfı mütevelli heyetinde yer alıyor.

    EĞİTİM-İŞ GENEL BAŞKANI: BU PROTOKOL EĞİTİMİN BAŞINA BELA OLMUŞTUR

    MEB’in dinci yapılarla protokol imzalamasına Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay tepki gösterdi. Cumhuriyet.com.tr’ye konuşan Özbay, “Türkiye’nin birçok yerinde benzerleri uygulanan bu protokol aslında 2019’dan beri İzmir’deki eğitimin başına bela olmuş durumda. Çünkü ‘gönüllülük esaslı’ dense de üstlerinden gelen emir yazılarının ardından okulların zaten bu projelere dahil olmama şansı kalmıyor” dedi.

    “MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜKLERİ TARİKATLARI MEMNUN ETME YARIŞINDA”

    Özbay, “Bu protokolün çerçevesi de tehlikeli biçimde geniş çünkü İzmir’in tüm ilçelerinde sadece resmi kurumlarda değil, STK maskesi takmış tarikat yuvalarında da Kuran kursu açılmasına imkân tanıyor” dedi.

    Özbay, şunları kaydetti:

    “Bu kursları kim hangi yetkinlikle açıyor, kim nasıl denetliyor, çocukların kendini fiziken ve ruhsal olarak savunamayacağı yerlerdeki bu faaliyetlerde neler yaşanıyor kimse bilmiyor. Bunun adı eğitim olabilir mi? Ne yazık ki milli eğitim müdürlükleri de gericilik konusunda birbirleriyle yarış içerisinde. ‘Eğitimi nasıl iyileştirip, kamusallaştırabilirim’ diye düşünmesi gereken MEB, dernek maskesi takmış tarikatların – üstelik bunların bir kısmı çocuklara karşı suçlar nedeniyle sabıkalı olduğu halde- reklamını yaparken, ‘İlçemde eğitime hakkınca ulaşamayan öğrenciler için ne yapabilirim’ diye düşünmesi gereken müdürlükler de tarikatları memnun etme yarışını sürdürüyor. Tarikatlar, bu protokoller aracılığıyla eğitimin taşeronu haline getirilirken eğitim sistemimiz giderek gerici bir hale getiriliyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kuran kursundaki sistematik işkence davası ertelendi

    Kuran kursundaki sistematik işkence davası ertelendi

    Erzurum’da bir kuran kursunda 14 çocuğu sistematik işkenceye maruz bırakan 2’si tutuklu 3 kişinin yargılandığı dava ertelendi.

    Erzurum’da 2021 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda 14 çocuğu sistematik işkenceye maruz bırakan Hakan Aslankafa ile yurt müdürü N.K. ve hizmetli U.G. hakkında “görevi kötüye kullanmak” ve “işkence” suçlamalarıyla açılan davanın duruşması görüldü.

    Erzurum’da görülen duruşmayı Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği üyesi avukatlar takip etti. İşkenceye maruz kalan çocuklar ve aileleri de duruşmada hazır bulundu.

    Tutuklu Aslankafa ve yurt müdürü, tutuklu bulundukları Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı. Çocukların beyanlarının alınması ve avukat savunmalarının ardından mahkeme heyeti, tutuklu sanıklarının tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Duruşma 10 Ocak 2023’e ertelendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Urfa’daki kuran kursunda çocuklara şiddet kameralara yansıdı

    Urfa’daki kuran kursunda çocuklara şiddet kameralara yansıdı

    PİRHA-Urfa’daki bir kuran kursu eğitmeninin temizlik yapan çocuklara önce hakaret edip, ardından tokat attığı anlara ilişkin görüntülerin paylaşıldığı olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

    Urfa’nın Ulucanlar Mahallesi’nde bulunan Kuran kursunda öğrenciler, eğitmen tarafından hakaret uğradıktan sonra darp edildi. Bir öğrencinin cep telefonu kamerasına yansıyan görüntülerde temizlik yaptıkları görülen 5 çocuğun karşısına geçen eğitmen önce öğrencilere hakaret etti. Ardından tokat attığı görüldü.

    Olay anının kaydedildiğini fark eden eğitmen daha sonra “Kimdir o?” diyerek, çekim yapanı bulmaya çalıştığı da kayıtlarda yer aldı. Sosyal medyada paylaşılan ve tepki çeken görüntüler üzerine soruşturma başlatıldığı açıklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kuran kursunda çocukları istismar eden kişiye verilen 119 yıl hapis cezası bozuldu

    Kuran kursunda çocukları istismar eden kişiye verilen 119 yıl hapis cezası bozuldu

    PİRHA- Erzurum’da Diyanet’e bağlı Kuran kursunda çocukları cinsel istismar eden Hasan Aslankafa’ya verilen 119 yıl 6 ay hapis cezası İstinaf mahkemesi tarafından bozuldu. Karara Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği karara tepki gösterdi. 

    Erzurum’da Diyanet’e bağlı Kuran kursunda çocukların cinsel istismara uğramasıyla ilgili davada istismarcı Hasan Aslankafa 119 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. İstinaf mahkemesi kararı bozarak çocukların duruşmada dinlenmesini istedi.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği karara tepki gösterdi. Dernekten yapılan açıklamada “Çocukların duruşmaya çağrılması, kalabalık heyet, avukatlar ve istismarcının önünde tekrar yaşadıklarını anlatmaya çalışmaları kabul edilemez, çocuklarımızı tekrarlayan şekilde incitir, örseler, ağır travmaya maruz bırakır” denildi. Dernek karara itiraz edeceğini duyurdu.

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi:

    “Erzurum’da Diyanet’e bağlı Kuran kursunda 8 erkek çocuğunun cinsel istismara uğraması nedeniyle görülen davada, istismarcıya 119 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti. Bugün bir üst mahkemenin kararı bozduğunu öğrendik.

    Mağdur çocukların beyanları daha önce Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) kamera önünde pedagog ve savcı yanında alınmıştı. Talebimiz doğrultusunda, çocuğun üstün yararı ilkesince, çocuklar tekrar duruşmaya getirilmediler. Duruşmada bu görüntüler izlendi.

    Ne yazık ki istinaf mahkemesi çocukların duruşmada dinlenmesi gerektiğine karar vererek, bu sebeple kararı bozdu. Bu durum, çocuğun üstün yararı ilkesinin çiğnenmesidir.

    Çocukların duruşmaya çağrılması, kalabalık heyet, avukatlar ve istismarcının önünde tekrar yaşadıklarını anlatmaya çalışmaları kabul edilemez, çocuklarımızı tekrarlayan şekilde incitir, örseler, ağır travmaya maruz bırakır. Çocuklarımız aylardır psikolojik destek alıyorlardı.

    Derneğimiz ilk duruşmada buna itiraz edecek. Çocukları duruşmaya götürmeyerek tepkimizi göstereceğiz. Çocuklarımızın incindikleri yeter, bir kez daha incinmelerine İZİN VERMİYORUZ.

    Kamuoyunun bilgisine sunar, desteklerinizi bekleriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Çetmi Cemevinde aşure dağıtan AKP’li: Dedeleri Kerbela’ya götüreceğiz

    Çetmi Cemevinde aşure dağıtan AKP’li: Dedeleri Kerbela’ya götüreceğiz

    PİRHA- AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, Çanakkale’de bulunan Çetmi Cemevinde aşure dağıttı. Turan ardından, cemevinde kuran eğitimlerini tamamlayan çocuklarla buluştu ve Çanakkale’deki dedelerin Kerbala’ya götürüleceğini söyledi. 

    Bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen AKP hükümeti, İçişleri Bakanlığı yetkilileri, idari amirler, yerel yöneticiler eliyle Alevilere yaklaşmak istiyor.

    Hükümetin resmi olarak statüsünü tanımadığı, AİHM kararlarını uygulamaktan geri durduğu cemevlerine yönelik bu ilgi ve hamlesine hem Alevi kurumları hem de Alevi yurttaşlar tepkili.

    ÇANAKKALE’DEKİ DEDELER KERBALA’YA GÖTÜRÜLÜYOR

    Ezine’ye bağlı Çetmi Cemevinde konuşan AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın finanse edeceği program kapsamında Çanakkale’deki Alevi dedelerinin ve kurum yöneticilerinin de Kerbala’ya götürüleceğini söyledi.

    Turan, “Muharrem ayı, çok özel bir zaman bizim için. Bu toprakların bereketini, kardeşliğini en çok hissettiğimiz aylardan biri. Kerbela, ortak acımız. Hz. Hüseyin Efendimizi ve Kerbela şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyoruz. Cumhurbaşkanımızın davetiyle tüm illerimizdeki, Çanakkale’mizdeki Alevi dedelerinin, cemevi yöneticilerinin, belli bir kontenjanda, inşallah bir aksilik olmazsa Kerbela’daki törenlere katılması planlanıyor” dedi.

    CEMEVİNDE KURAN KURSU

    Turan, ayrıca hükümetin Alevilere yönelik bir diğer asimilasyonun bir parçası olan ve Ezine Cemevinde yaz aylarında açıldığı belirtilen kuran kursunda çocuklarla fotoğraf çektirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den çağrı: Çocuklarınızı yatılı kuran kurslarına göndermeyin!

    Veli-Der’den çağrı: Çocuklarınızı yatılı kuran kurslarına göndermeyin!

    PİRHA-Öğrenci Veli Derneği, Diyanet’e bağlı Erzurum’daki kuran kursunda 7 çocuğun cinsel istismara maruz bırakılmasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada. velileri uyardı. Dernek, “Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin” dedi. 

    Erzurum’da, Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi yatılı kuran kursunda 7 çocuğun, belletmen tarafından cinsel istismara maruz bırakılmasıyla açılan davada sanık ‘cinsel istismar’ ve ‘hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından indirimsiz toplam 119 yıl 6 ay ceza almıştı. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) de konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Velilere seslenilen açıklamada, “Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin” ifadelerine yer verildi.

    “DİYANET, CİNSEL İSTİSMAR FAİLLERİNİ SAHİPLENMİŞTİR”

    Veli-Der tarafından yapılan açıklama şu şekilde:

    “Hepimizin hatırlayacağı gibi, 9 Aralık 2021 tarihinde Erzurum’da, Diyanet’e bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Kur’an Kursunda, yedi çocuğumuz, belletmen Uğur Güngör ve kurs müdürü Nuhi Karababa’nın cinsel istismarına ve fiziksel şiddetine maruz kalmışlardı. Olayın yargı süreci, ailelerin ısrarlı takibi ve kamuoyu baskısıyla sanıkların toplam 119 yıl indirimsiz ceza almalarıyla sonuçlandı. Faillerin bu cezayı almaları çok önemlidir ve emsal niteliğindedir.

    Bu süreçte, Diyanet İşleri Başkanlığı, konuyu haberleştiren basın kuruluşlarını, Diyanet İşleri Başkanlığının itibarını zedelediği ve yayın yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle RTÜK’e şikâyet ederek cinsel istismar faillerini sahiplenmiştir. RTÜK de ilgili basın kuruluşlarına para cezası vererek bu olayı dolaylı olarak desteklemiştir. DİB eğer gerçekten itibarını korumak istiyorsa, istismarcıları korumak yerine onları ve onun gibileri kurumundan temizlemelidir.

    Ayrıca suçlarını kabul eden ve suçları yargı kararıyla tescillenmiş olan faillerin yakınlarının, yargı kararını kabullenemeyerek mağdur yakınlarına saldırmaları,  istismar olaylarının ve her türlü şiddetin toplumun geneli tarafından içselleştirildiğini göstermektedir. Bu durum ülke geleceği açısından çok vahimdir. Zira bu çocuklarımızın büyük bir çoğunluğunun aile desteğinden yoksun kalması ve psikolojik destek alamadığı düşünülürse gelecekte ruhen sağlıksız bir toplumun oluşması kaçınılmaz olacaktır.

    “KURAN KURSUNDAKİ İSTİSMARI ÖRT BAS EDEN DİYANET DE SUÇLUDUR”

    Peki bugünkü duruma nasıl gelindi?

    Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, istismar olaylarının suçlusu sadece istismarı gerçekleştirenler değildir. Bugünkü duruma gelinmesinden asıl sorumlu olanlar “bir defadan bir şey olmaz!” diyen yetkililerdir. “Yaşın hiçbir önemi yoktur, çocuk yaşta evlilik yapılır!” diyerek çocukları ve kadınları birer cinsel nesne olarak gören ve din alimi geçinen sözde hocalardır. “Babanın kızına şehvetle sarılması, karısıyla olan nikahı bozmaz” diye sapıkça fetva veren ve kendine bağlı Kuran kurslarında yaşanan çocuk istismarı olaylarını ört bas eden, görmezden gelen veya açıkça failleri sahiplenen Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Annesinin diz kapağından tahrik olan sapık anlayıştır. Çıkardıkları yasayla, tecavüze uğrayanı tecavüzcüsüyle evlendirerek küçük yaşta evliliği yasallaştıran, tecavüzcüyü koruyan, kısacası çocuk istismarlarını meşrulaştırmaya çalışan zihniyettir.

    İşte bu anlayış, bugün, çocuk istismarının ve şiddetinin sistematik hale gelmesini ve toplum tarafından içselleştirilmesini sağladı. Taciz ve tecavüz olayları, münferitmiş gibi gösterilerek suç bir kişinin üzerine yıkılmakta, bu kişilere de ödül gibi cezalar verilmektedir. Bu anlayış devam ettiği sürece ne yazık ki bu olaylar son olmayacaktır!

    “ÇOCUKLARINIZI TARİKAT VE CEMAATLERE GÖNDERMEYİN”

    Bu sapkın anlayıştan çocuklarımızı korumak için velilere sesleniyoruz:

    Öncelikle çocuklarınızı dinleyin ve ona güvenin. Eğer çocuğunuz istismara uğramışsa, size en çok ihtiyaç duyacağı bu dönemde onun yanında olun ve ona sahip çıkın. “Kimse duymasın, adımız çıkmasın” diyerek olayın üzerini kapatmayın, bundan utanç duymayın, bu olay sizin için utanç verici değil, asıl failler için utançtır. Mutlaka yasal yollara başvurun. Çocuğunuzun yaşadığı ağır travmayı atlatabilmesi için psikolojik destek almasını sağlayın (En azından okulun rehberlik servisiyle iletişime geçin), aksi takdirde çocuklarınız hayatı boyunca bu travmayla yaşayacaktır. Çocuklarınızı tarikat ve cemaatlerin hiçbir faaliyetine göndermeyin, Eğer denetlenmiyorsa, Diyanetin bile olsa “Kur’an kursu” adı altında açılmış, ne olduğu belli olmayan etkinliklere, hele yatılı kurslara göndermeyin.

    “TARİKAT VE CEMAATLERE AİT KURAN KURSLARINI KAPATIN”

    Bu olayların bir daha yaşanmaması için, buradan başta Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere tüm yetkililere sesleniyoruz :

    Öncelikle istismarı, tacizi ve her türlü şiddeti hoş gören, olumlayıcı, meşrulaştırıcı her türlü açıklamaları terk edin, yapanları cezalandırın. Tacize, tecavüze ve şiddete karşı çıkan öğrencileri değil, suçluları cezalandırın. Tarikat, cemaat ve dini vakıflarla imzalanan protokolleri iptal edin. Tarikat ve cemaatlere ait Kur’an kurslarını kapatın. Diyanete bağlı kursların denetimini gereği gibi yapın, şikâyetleri dikkate alın ve üzerine gidin.

    Kim olursa olsun maiyetinizde çalışanların ahlak dışı olaylara karışması, hele çocuklara yönelik istismar ve her türlü şiddet uygulaması durumunda onları korumayın, üstünü örtmeyin, görmezden gelmeyin. Bu olaylar karşısında sessiz kalmak suça ortak olmaktır. Kurslarda, eğitim formasyonu olmayan, çocuk psikolojisini bilmeyen kişileri belletmen olarak görevlendirmeyin. Veli Der olarak her fırsatta söylediğimiz ilkemizi bu vesileyle bir kez daha söylüyoruz: Aydınlık yarınlarımız olan çocuklarımızı; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler olarak yetiştirmek için; laik, bilimsel, parasız, kamusal eğitim mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz! Çocuklarımızı asla karanlığa teslim etmeyeceğiz!”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Kuran kursunda işkence davasında sanıklar tutuklandı

    Kuran kursunda işkence davasında sanıklar tutuklandı

    Diyanet İşleri Bakanlığı’na bağlı Kuran kursunda çocuklara işkence suçundan yargılanan iki yurt çalışanının tutuklanmasına karar verildi. 

    Erzurum’da 2021 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda 7 çocuğa tecavüz ve taciz edip şiddet uygulayan belletmen Hakan Aslankafa’ya, Mayıs 2022’de Erzurum 4’üncü Ağır Mahkemesi tarafından 119 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.

    Davayı takip eden Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, yurt müdürü N.K. ve hizmetli U.G. hakkında da çocuklara işkence uyguladıklarına dair suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu sonrası yurt müdürü ve hizmetli hakkında 13 çocuğa işkence yapılmasına ilişkin “görevi kötüye kullanmak” ve “işkence” suçlarından dava açıldı. İki erkeğin tutuksuz yargılandıkları davanın ilk duruşması bugün Erzurum 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Tutuksuz yargılanan yurt müdürü N.K. ve hizmetli U.G. hakkında, işkence ettikleri her çocuk için ayrı ayrı 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

    TUTUKLAMA KARARI

    Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada, avukatların beyanları ve savunmalarının ardından iddia makamı her iki sanığın, “kuvvetli suç şüphesi” olduğu gerekçesiyle tutuklanmasını istedi. Ara kararını açıklayan mahkeme, sanıkların işlediği suçun katalog suçlardan olması ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi.

    SANIK YAKINLARINDAN AVUKATLARA SALDIRI

    Kararın ardından sanıkların aileleri, çocukların aileleri ve Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarından Ahmet Kılınç ve Çisel Demirkan’a saldırdı.

    Telefonla ulaştığımız Demirkan, mağdur ailelerini korumak amacıyla onlarla birlikte adliyeden uzun süre çıkamadıklarını belirtti. Bir süre adliyeden bekledikten sonra polislerin müdahalesiyle avukatlar ve mağdur aileleri adliyeden ayrıldı.

    NE OLMUŞTU?

    2021 yılında Erzurum’da Diyanet İşleri Bakanlığı’na bağlı Hacı Bahattin Evgi Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda 7 çocuğa kursun belletmeni Hakan Aslankafa tarafından 5 ay boyunca sistematik bir şeklide tecavüz edilmişti. Olayın ortaya çıkmasının ardından Hakan Aslankafa hakkında “Çocuğu müstehcen yayınları okumaya ve seyretmeye teşvik, sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı, on iki yaşından küçük mağdurların cinsel istismarı, hakaret, müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak, çocuğun cinsel istismarı, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlarından dava açıldı.Açılan davada mahkeme 31 Mayıs 2022’de sanık Hakan Aslankafa’ya “nitelikli cinsel istismar” suçundan toplam 119 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    Davayı takip eden Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, yurt müdürü N.K. ve hizmetli U.G.’nin 13 çocuğa işkence uyguladıklarına dair suç duyurusunda bulundu.“İşkence” suçlamasıyla açılan ayrı davanın yargılaması da bugün görüldü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çocuklara şiddet uygulanan kaçak Kuran kursundan müftülüğün haberi yokmuş!

    Çocuklara şiddet uygulanan kaçak Kuran kursundan müftülüğün haberi yokmuş!

    PİRHA-Urfa’nın Eyyubiye ilçesinde bulunan kaçak Kuran kursunda eğitmenlik yapan Abdulhakim T.’nin 3 çocuğa şiddet uygulayan Abdulhakim T. emniyetteki ifadesinin ardından adliyeye sevk edilirken, ilçe müftülüğünün kaçak Kuran kursundan haberinin olmadığı iddia edildi. HDP Urfa İl Eş Başkanı, “Diyanet’in bilgisi dahilinde bu kurslar” dedi.

    BirGün Gazetesi’nden Mustafa Kömüş‘ün haberine göre Urfa’nın Eyyubiye ilçesinde kaçak Kuran kursunda eğitmenlik yapan Abdulhakim T.’nin, ramazan ayında, kursa katılan 3 çocuğu darbettiği ortaya çıktı. Şiddet anının cep telefonu kamerasıyla çekilen görüntülerinin sosyal medyada paylaşılmasının ardından tepkiler gelirken, Abdulhakim T. gözaltına alındı. Emniyetteki sorgusunun ardından ise adliyeye sevk edildi.

    MÜFTÜLÜĞÜN KAÇAK KURAN KURSUNDAN HABERİ YOKMUŞ

    İlçe müftülüğünün ise çocuklara şiddet uygulayan kaçak Kuran kursundan habersiz olduğu ortaya çıktı. Eyyubiye İlçe Müftülüğü Şube Müdürü Ahmed Şemseddin Karadaş konuya dair şunları kaydetti:

    “Kurs bizim kayıtlarımızda yer almıyor. Bize ait değil. Kurs açarken bilgi verip vermemeleri bizle ilgili bir durum değil. Bu valiliği ve kaymakamlığı ilgilendiriyor. Kurs açılınca kapatma gibi bir yetkimiz de yok. Biz tutanağı tuttuk, kursun bize ait olmadığını söyledik. Şu an orada hiçbir öğrenci yok. Kapatılması için de gerekli işlemler başlatıldı. Biz sadece kendi kurslarımızı biliyoruz. Diğer kurslarla ilgili bilgimiz yok. Bu kurstan da şiddet olayı yaşandıktan sonra haberimiz oldu. Zaten kurs çok bilinen bir yerde de değil. Mahalle arasında bir yerde açmışlar.”

    HDP İL EŞ BAŞKANI: DİYANETİN BİLGİSİ DAHİLİNDE BU KURSLAR

    Halkların Demokratik Partisi Urfa İl Eş Başkanı ise duruma ilişkin, “Diyanet’in bilgisi dahilinde bu kurslar. Burada yerel tarikat ve cemaatlerin yanı sıra Suriye kökenli tarikatların açtıkları kurslar da var. Okullara kadar sirayet etmiş durumda. İktidarın desteğiyle büyüyorlar. Neredeyse her sokakta bir binada böyle kurslar var. Birçok camide böyle kurslar mevcut. Himaye edildikleri de çok açık. Her sokakta bir şeyhe rastlayabilirsiniz. Belediyeler de bunları finanse ediyor” ifadelerini kullandı.

    Urfa’da iki ay önce de benzer bir olay yaşanmış; kaçak bir Kuran kursunda A.D. isimli kişi çocuğa şiddet uygulamıştı. A.D. önce gözaltına alınmış, ardından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyanet çocuklara yöneldi: 4-6 yaşındaki 782 bin 694 çocuk Kuran kurslarında

    Diyanet çocuklara yöneldi: 4-6 yaşındaki 782 bin 694 çocuk Kuran kurslarında

    Diyanet’in okulöncesi eğitimde olan 4-6 yaş Kuran kurslarında öğrenim gören çocuk sayısı 782 bin 694’e ulaştı.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın okulöncesi çağdaki öğrenciler üzerindeki etki alanının genişliği, 4-6 yaş Kuran kurslarına yönelik verilere yansıdı. 2015 yılında 15 bin 265 bin öğrenciyle yola çıkan 4-6 yaş Kuran kurslarında eğitim gören çocuk sayısı 2021 sonu itibarıyla 782 bin 694’e ulaştı.

    Eğitimcilerin, öğrencilerin pedagojik gelişimleri açısından büyük önemde olduğunu belirttiği okulöncesi eğitime ilişkin, “Kurslarımıza katılan öğrenci sayısını düşürüyor” değerlendirmesi yapan Diyanet, 4-6 Yaş Kuran kurslarıyla 1 milyona yakın çocuğa ulaştı. Diyanet’in resmi verilerine göre, 2015 yılında 15 bin 265 olan 4-6 Yaş Kuran Kursları’ndaki öğrenci sayısı, 2019 yılında 170 bin 513’e, 2020 yılında ise 181 bin 808’e ulaştı. Kuran kurslarındaki çocuk sayısı beş yılda yüzde bin 91 arttı.

    Başkanlığın 2021 yılın yönelik verileri ise salgın döneminde dahi 4-6 yaş Kuran kursları ile yüz binin üzerinde çocuğa ulaşıldığını ortaya koydu. 2020-2021 eğitim-öğretim yılında 4-6 yaş grubuna yönelik hizmet veren 4 bin 437 kurs olduğu bildirildi. Kurslarda 7 bin 192 kadrolu, bin 270 geçici olmak üzere toplam 8 bin 441 öğreticinin görev yaptığı belirtildi. Kurslarda eğitim gören öğrenci sayısı ise kayıtlara 51 bin 981 erkek, 53 bin 388 kız olmak üzere toplam 105 bin 369 olarak yansıdı. Diyanet’in 2015 yılı itibarıyla 4-6 Yaş Kuran kursları aracılığıyla ulaştığı öğrenci sayısı 782 bin 694’e ulaştı. Başkanlık, Türkiye genelinde sayıları 5 bine dayanan 4-6 yaş Kuran kurslarındaki eğitimin, “Çocukların en sahih dini bilgiler ile bayrak sevgisi ve milli-manevi değerlere bağlılığı öğrenmesi için” yapıldığını savunuyor.

    Pedagoglar, küçük yaşta verilen dini eğitimin sakıncalarına dikkati çekiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    PİRHA-2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan birinci dönemine dair bir rapor hazırlayan Veli-Der, salgın döneminde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtti. 4-6 yaş grubundaki çocuklara verilmek istenen din eğitimine de tepki gösteren Veli-Der, raporunda “Çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan ilk dönemine ilişkin kaynaklarından aldığı verilere göre hazırladığı değerlendirme raporunu açıkladı. “Bir dönem bitti sorunlar bitmedi” başlıklı raporda Veli-Der, Covid-19 salgını sürecinde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtirken, yapılan yüz yüze eğitimde en az 27 eğitimcinin hayatını kaybettiğini kaydetti.

    “SALGIN DÖNEMİNDE GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMADI”

    Sunulan raporda öne çıkan bilgiler şöyle:

    “Salgında yüz yüze eğitim salgın öncesi koşullarla açıldı ve sürdürüldü. Gerekli önlemler alınmadı. Öğrenci Veli Derneği olarak 6 Eylül’den beri ifade ediyoruz. Destek personelin takviyesi konusunda okullara bütçe gönderilmesi, dersliklerin havalandırılması, sınıfların seyreltilmesi, hijyen koşullarının iyileştirilmesi ve aşı oranlarının artırılmasına dair taleplerimiz vardı. Birçoğunun gerçekleşmediğini görüyoruz.

    Kış mevsimine girdik okulların cam ve kapıları doğal olarak kapalı tutulmakta, haliyle 30-40 kişilik dersliklerde yayılım daha hızlı olmakta. MEB verileri ile yalnızca yüz yüze eğitimin (Ocak ayı verilerini baz alırsak) bir gününde 1524 sınıfın karantinaya alınması bilgisi dahi verilerin şeffaf açıklanmamasına rağmen yaşanılan sorunların vahametini göstermektedir.

    2020-21 eğitim-öğretim yılında okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı %24,8 azalarak 1 milyon 225 bin 981 oldu. Zorunlu eğitim kapsamına alınması planlanan 5 yaşta ise okulöncesi eğitim net okullaşma oranı %71,2’den %56,9’a düştü.

    “LAİK, KAMUSAL, BİLİMSEL OKUL ÖNCESİ EĞİTİM HER ÇEOCUĞUN HAKKIDIR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı 2021 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu ile birlikte 5 yaşındaki çocukların okulöncesi eğitimin zorunlu eğitim çerçevesinde değerlendirilmesi için MEB’le görüşmelerin başlatıldığı açıklamaları yapıldı ve şuradan kararlar çıkartıldı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sağlanan Kuran kursu eğitiminin sunduğu eğitimin müfredatı, içeriği okulöncesi eğitim kapsamında değerlendirilmesi için gerekli koşulları sağlamamaktadır. Bu kurslarda görevli kişiler Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca saptanmış pedagojik formasyon ve yüksek öğretim kriterlerini taşımamaktadır. Ayrıca çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir.

    Örgün eğitim istatistiklerinde ‘’toplum temelli kurumlar’’, “Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kurslar, belediyelerce açılan kreşler, derneklerce açılan kreşleri” kapsıyor. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 Yılı Faaliyet Raporu’nda 4-6 yaş grubuna yönelik kurslarda 181 bin 808 öğrencinin öğrenim gördüğü paylaşılmasına rağmen MEB istatistiklerine göre 2019-20 eğitim-öğretim yılında ‘’toplum temelli kurumlar’’da öğrenim gören öğrenci sayısı 113 bin 762’dir. Açıklanan resmi belgelerde dahi açıklanan veriler yaşanılan çocuk hakkı ihlallerinin boyutunu ortaya koymaktadır.

    EN AZ 700 BİN ÇOCUK ÖRGÜN EĞİTİM DIŞINA ÇIKTI

    Okullaşma oranlarında en ciddi düşüş okul öncesinde gerçekleşmiştir. 2020-2021 yılında 5 yaş grubunda kayıtlı öğrenci sayısı  %24,8 azalmıştır. 2020-2021 eğitim öğretim yılında Türkiye genelinde ilkokullarda 5 milyon 193 bin 546 çocuğun 143 bin 861’i örgün eğitim dışına çıktığı görülmüştür. Ortaokullarda ise Türkiye genelinde 5 milyon 153 bin 504 çocuğun yaklaşık 74 bin 726’sı örgün eğitimin dışına çıktığı, liselerde ise 4 milyon 948 bin 853 çocuğun 457 bin 274’ü örgün eğitimin dışında kaldığı görülmüştür.

    “EĞİTİMDE EŞİTSİZLİĞİN GELDİĞİ NOKTA ‘ÇOCUK İŞÇİLİĞİ’”

    Türkiye’de çalışan çocuklara dair güncel veriler TÜİK tarafından düzenlenen Çocuk İşgücü Anketi’ne dayanmaktadır. En son 2019’un son çeyreğinde düzenlenen ankete göre, 5-17 yaş arasındaki en az 720.000 çocuk çalıştırılmaktaydı. 15-17 yaş arasında çalıştırılan çocuk sayısı ise 574 bin idi. TÜİK verilerinin yaşanılan gerçekliği gizlemesi artık tüm kamuoyunun ortak bilgisi iken açıklanan sayılar eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimde yaşanılan eşitsizliğin geldiği boyutun açık göstergesidir.

    “EĞİTİMİN ERİŞİLEBİLİR OLMASI TARTIŞILMAZ BİR HAKTIR”

    Açıklanan son verilerle Türkiye genelinde 1 milyon 172 bin 646 öğrenci taşımalı eğitimle eğitime ulaşmaya çalışmaktadır. Öğrencilerin %24,6’sı ilkokul, %37’si ortaokul ve %38,4’ü lise kademesinde eğitim almaktadır. Olağandışı koşullarda son yöntem olarak başvurulması gereken taşımalı eğitim rutin bir uygulama haline getirilmekte, servis yönetmeliğinde şirketlerin lehine yapılan düzenlemeler vb. nedenlerden kaynaklı çocuklarımız taşımalı eğitim sırasında yaşanan kazalarda hayatını kaybetmekte, eşitsiz koşullarda eğitim sürecine devam etmek zorunda kalmaktadır. Her çocuk için eğitime erişim en temel haktır.

    “TARİKAT YURTLARI KAMULAŞTIRILMALIDIR”

    Karaman’dan Aladağ’a, memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar daha sıcakken, buraları artık sadece dogmatik düşüncelerin çocukların zihinlerine boca edilerek hayatlarının çalındığı yerler değil, aynı zamanda fiziki ve psikolojik şiddetin , cinayetin, tecavüzün kısaca  her türlü vahşetin yaşandığı yerler haline gelmiştir.

    Muş’ta 12 yaşında bir çocuğumuzun Kuran kursunda tuvalet kapısında asılı olarak bulunması, Antalya’da yine bir tarikat yurdunda gencimizin boğazı kesilerek katledilmesi  ve son olarak Enes Kara’yı kaybetmemizle birlikte bir kez daha yüreğimiz parçalanmıştır. Eğitim kamusal bir haktır. Barınma hakkı da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak ücretsiz sağlanmalıdır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılarak kamusallaştırılmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)