Etiket: laiklik

  • PSAKD Danışma Kurulu Toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı

    PSAKD Danışma Kurulu Toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı

    PİRHA – PSAKD 5. Danışma Kurulu Toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı. Alınan kararlar içerisinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile muhataplık geliştiren çevrelere dair hiçbir örgütsel birlikteliğin olamayacağı vurgulandı. Açıklamada 10 Aralık mitinginin önemine de yer verilerek “Tüm yurttaşlarımızı ve dost, musahip kurumlarımızı bu mitingi güçlendirmeye çağırıyoruz” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 16. Dönem 5. Danışma Kurulu sonuç bildirgesi açıklandı. 11-12 Kasım’da Ankara’da yapılan toplantı sonrası yapılan açıklamada “Örgütümüz, Cumhuriyetin 1. yüzyılında yaşanan katliamlar, asimilasyonlar, sürgünler, işkencelerin yaşanmaması için 2. yüzyılda Aleviler ve sistem arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiği üzerine değerlendirmeler yaptı. Laikliğin ve bir arada yaşamın öneminin yeniden altı çizilerek eşit yurttaşlık taleplerimiz doğrultusunda 2. yüzyılda da Alevilerin mücadele hattının örülmesi konusunda çalışmalara hız ve yön verilmesi gerekliliği vurgulandı” ifadelerine yer verildi.

    “AZALMAKTAN KORKMAYIN, BOZULMAKTAN KORKUN”

    Yapılan açıklamada Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik kurumsal tutuma vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “İkinci yüzyıla girerken ırkçı ve şeriatçı muktedirlerin, Alevileri tanımlamak, biçimlendirmek için atılmış bir adım olarak değerlendirdiğimiz Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tanınmaması konusunda aldığımız kararın ve verdiğimiz mücadeleye devam edeceğimizi, bu kurumla muhataplık tavrı geliştirecek olan çevreler ile hiçbir örgütsel birlikteliğimizin olamayacağını da bir kez daha mutabakat altına almıştır. Çünkü; örgütlülüğümüz tarihimizden aldığımız direniş gerçekliği ile ‘Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan’ düsturuyla hareket eden Şah Kalender Çelebi ve Pir Sultan Abdalların izinden gitmeye devam edecektir. Bir Alevi atasözü ‘Azalmaktan korkmayın, bozulmaktan korkun’ der.

    Madımak Katliamı’nın 30. yılında ‘aranan sanıklar’ yönünden yargılamanın yapıldığı davada zamanaşımı kararı verilmesi ve katliam hükümlüsünün cumhurbaşkanı kararı ile serbest bırakılmasını şiddetle kınadığımızı ve bu kararı verenleri hiçbir zaman affetmeyeceğimizi bir kez daha yineliyor, Madımak Oteli’ni ‘Utanç Müzesi’ yapacağımızı belirtiyoruz.

    Halkın iradesiyle seçilmiş TİP Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğuna karşı Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı vermesine rağmen Yargıtay 3. Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi kararına uymayarak tutukluluğun devamına karar vermesi mevcut Anayasaya karşı bir YARGI DARBESİDİR.

    Pir Sultan örgütlülüğü olarak eşitlik, adalet, demokrasi düzeninin sağlanması için hukukun üstünlüğü ve Anayasaya uyulması zorunluluğunu hatırlatıyor; bu yanlıştan biran önce dönülmesini ve AYM kararı uygulanarak Can Atalay’ın Meclisteki görevinin başında olması gerektiğini önemle yineleriz.

    “MİTİNGİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

    Demokrasi ve insan haklarına en çok ihtiyacımız olan bu günlerde laik eğitime karşı yapılan eğitim müfredatının değiştirilmesi, din derslerinin arttırılması, kreşlere mescit yaptırılması, ÇEDES zorbalığı ile çocuklarımızın camilere götürülmesini reddediyoruz. Alevi kurumları olarak 10 Aralık 2023 tarihinde “LAİK EĞİTİM, İNSANCA YAŞAM VE DEMOKRATİK TÜRKİYE” şiarıyla İstanbul’da yapılacak olan mitingin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Laik ve Demokratik bir ülke isteyen tüm yurttaşlarımızı ve dost, musahip kurumlarımızı bu mitingi güçlendirmeye çağırıyoruz.

    Biz Aleviler, biz öteki sayılanlar olarak Cumhuriyetin 1. yüzyılında takvimlerimizin her gününü anmalar ile yaşamak zorunda bırakıldık. Önümüzdeki günlerde 15 Kasım Dersim ve Seyit Rıza anması, 19-25 Aralık Maraş Katliamı Anması, 19 Aralık Cezaevleri Hayata Dönüş Operasyonları’nın, 28 Aralık Roboski Katliamı’nın yıl dönümleri. Pir Sultan örgütü olarak 15 Kasım’da Dersim anmalarında, 23 Aralık’ta Maraş Katliamı anması için kitlesel olarak Maraş’ta olacağız ve katliamları, katliamcılara unutturmayacağız.

    “MAZLUM HALKLARIN ÖLDÜRÜLMESİNE KARŞIYIZ”

    Yoksulluğun her geçen gün arttığı bu günlerde, AKP yandaşları her gün zenginleşirken, ekonomik krizin en çok kadınları vurduğunu biliyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde eşleri, kocaları, patronları, oğulları, iş arkadaşları tarafından katledilen, şiddet gören, tacize ve tecavüze uğrayan kadınların özgürleşmesi için 25 Kasım’da Kadın Meclislerimizle alanlarda olacağız.

    Biz Aleviler, Kabesi insan, inancı sevgi olanlar olarak, yanı başımızda, masumların katledildiği savaşlara ‘hayır’ diyoruz. Kimler tarafından ve nerede yapılıyorsa yapılsın mazlum halkların öldürülmesine karşı duruyoruz.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak, 35 yıllık örgütlü mücadelemizle her dönem olduğu gibi ırkçı, şeriatçılara karşı Hüseyni duruşumuzdan asla taviz vermeden 73 milletle omuz omuza ‘İlimden gidilmeyen yolun sonunun karanlık olduğu’ bilinci ile yürümeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yazar Aksüt: Din işlerine bütçe ayrılması laikliğin ana maddesine karşı gelmektir-VİDEO

    Yazar Aksüt: Din işlerine bütçe ayrılması laikliğin ana maddesine karşı gelmektir-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan bugüne laikliğin ve eşit yurttaşlığın sadece anayasada var olduğunu söyledi. Türkiye’nin laik olmadığını belirten Aksüt, “Birkaç bakanlığı bütçesi kadar bir parayı din işlerine ayırarak laikliğin ana maddesine karşı geliniyor” dedi. 

    Ülkemizde son dönemlerde en çok tartışılan kavramların başında gelen laiklik ve eşit yurttaşlık üzerine Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, PİRHA’ya konuştu.

    Aksüt, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllardan bugüne anayasada var olan laiklik ve eşit yurttaşlık maddesinin hiçbir zaman işletilmediğini vurguladı.

    “HİÇBİR İNSAN DÜŞÜNCESİNDEN İNANCINDAN DOLAYI AYIPLANAMAZ”

    “Yeryüzünde her insan farklı bir düşüncenin sahibidir. Farklı bir düşüncenin sahibi olmak insanlığın ön koşullarından biridir” diyen Ali Aksüt, “Farklı düşündüğü, farklı algılandığı, farklı inandığı için hiçbir insan düşüncesinden inancından ya da algısından dolayı ayıplanamaz ve bu konu üzerinden herhangi bir baskı ve tahakküm yapılamaz” dedi.

    Dünyada 1948, Türkiye’de ise 1949 yılında insan hakları bildirgesinin kabul edildiğini aktaran Aksüt, “İnsan hakları evrensel beyannamesine göre her insanın farklı bir düşünceye sahip olması farklı bir inanç algısı olmasından dolayı onun üzerinde bir yaptırım yapılamayacağı bir ülke olarak kabul edilmişken, ülkemizde durum ne? Nasıl bir giriş yaptılar. Bu gidişatta bu ülkeyi yönetenler, bu ülkede egemen olan siyaset bizleri nasıl yönetiyor? Nasıl yönlendiriyorlar bunu görmek lazım” diye belirtti.

    “ÜLKE LAİKTİR DİYENLERLE, LAİK DEĞİLDİR DİYENLER İKİYE AYRILMIŞ DURUMDA”

    Türkiye’de bir tarafta ülke laik diyenler diğer taraftan ise laik değildir diyen kesimler olduğunu vurgulayan Aksüt, şöyle devam etti:

    “Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir, kimileri de diyor ki Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet değildir. Acaba öyle mi diye baktığımızda bizim karşımıza ne geliyor laikliğin tanımını yapmak geliyor. Laiklik, din ile devlet işlerinin ayrıldığı, devletin inançla ilgili hiçbir uygulamaya katılmadığı ve devletin de din işlerine bulaşmadığı bir yerde düzenin adı laiktir.”

    “TÜRKİYE’DE SÜNNİ İNANÇ DEVLET DİNİ HALİE GETİRİLDİ”

    Türkiye Cumhuriyeti’nde dinden, inançtan, mezhep algısından bağımsızlaşmış bir durumun söz konusu olmadığını belirten Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “Bizim ülkemizde bir inanç alınmış devlet dini haline getirilmiş, devlet eliyle kontrol edilen, korunan, başat bir din haline getirilen, onun karşısında olanların ise ötekileştirildiği bir inanç haline getirilmiş” dedi.

    “DEVLET BİR DİNE PARA AKTARIYORSA O ÜLKE ASLA LAİK OLAMAZ”

    Bir inancın, bir mezhebin içinde olanlar devlet eliyle korunup kollanıyorlarsa o devletin devlet olmadığının altını çizen Aksüt, inanç makamları mekanları muhabbetleri veyahut da dini pratikleri, her türlü bütçe, devlet eliyle ayrılıyorsa, o devlet laik bir devlet değildir” şeklinde ifade etti.

    Bir ülkede anayasasında adı laiklik konulmuş ancak işlemeyen bir madde halinde tutuluyorsa bunun adının terane olduğunu belirten Yazar Ali Aksüt, “Türkiye şu haliyle laik olmadığı gibi laikliğin çok ötesinde birkaç bakanlığın bütçesi kadar bir parayı din işlerine ayırarak laikliğin ana maddesine karşı gelmiş oluyor. Bir inancın, bir mezhebin lehine hareket edilerek, eşit Yurttaşlık Hakkı da zedelenmiş ve korunmamış oluyor” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Eğitim-Sen’li Ayıcı MEB’i uyardı: Tek tipçi zihniyetten vazgeçin- VİDEO

    Eğitim-Sen’li Ayıcı MEB’i uyardı: Tek tipçi zihniyetten vazgeçin- VİDEO

    PİRHA- MEB’in kararıyla bütün öğretmenlerin katılımının zorunlu tutulduğu din dersi eğitimi verilmesiyle ilgili konuşan Eğitim-Sen Mersin Şube yöneticisi Saffet Ayıcı, “100 yıllık cumhuriyet tarihinde bir ilk. Bu laiklik ilkesine ve insan haklarına aykırıdır. MEB bu karardan derhal vazgeçmelidir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bu yılın ilk ara tatili olan 11-17 Kasım’da yeni bir düzenlemeyi hayata geçirecek. Türkiye tarihinde ilk kez hangi branştan olursa olsun tüm öğretmenlere din eğitimi verilecek.

    81 ildeki bütün öğretmenlerin katılımının zorunlu tutulduğu ve ara tatilde yapılması planlanan eğitimin içeriği “Temel Eğitim ve Ortaöğretim Kurumlarında Din Dersi ve Öğretimi” olarak açıklandı.

    “CUMHURİYET TARİHİNDE BİR İLK”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Mersin Şube yöneticisi Saffet Ayıcı, branş dışı tüm öğretmenlere din eğitiminin verilmesini içeren uygulamanın 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bir ilk olduğuna dikkatleri çekerek, “Bununla cumhuriyetin ikinci yüzyılına dinsel bir yönelimle girilmek istendiğinin, dini eğitimin öncelendiğinin, dindar ve kindar nesil yetiştirmek istendiğinin altı çizilmek isteniyor. Bu ilk, başka ilklere de kapı açacaktır” dedi.

    BAKANLIĞA UYARI: TEKÇİ ZİHNİYETTEN VAZGEÇİN

    Eğitimin dinselleşme hızının gün geçtikçe arttığını belirten Ayıcı, “Okullarda cemaat ve tarikat eliyle ya da onların yönetimindeki başka yapılarla okul içlerine birtakım projelerle dinsel eğitim yerleştirilmeye çalışıldı ki bunun son örneği ÇEDES projesidir. Bundan bir verim elde edemeyeceklerini düşünen MEB bu kez topluca öğretmenlere seminer döneminin son günlerinde din eğitimi vermek istemekte. Bu laiklik ilkesine ve insan haklarına aykırıdır. Yasal değildir. Biz Eğitim-Sen olarak bu programa katılmama kararı aldık” diye konuştu.

    Yapılan uygulamanın toplumun dinamikleriyle, barışıklığıyla çatışacağını söyleyen Ayıcı, MEB’i uyararak “Bakanlık, tek tipçi anlayış ve tek din dayatmasından vazgeçilmelidir” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • ‘Hayal kırıklığına uğradık; demek ki tek başına Cumhuriyet demek yetmiyormuş!’

    ‘Hayal kırıklığına uğradık; demek ki tek başına Cumhuriyet demek yetmiyormuş!’

    PİRHA – PSAKD Genel Merkezi, Cumhuriyetin ilan edilişinin 100. yıl dönümü sebebiyle yaptığı açıklamada “Ayrımcılığa uğradık, inkar edildik ve hatta defalarca soykırıma uzanan katliamlar yaşadık. Hayal kırıklığına uğradık. Demek ki tek başına Cumhuriyet demek yetmiyormuş” ifadelerini kullandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. 100 yıl önce ülke yönetiminin, saraydan alınıp halka verildiğine vurgu yapılan açıklamada “Bugün, 600 yıldan fazla hüküm sürmüş olan ve babadan oğula geçen tek adam iktidarına dayalı Osmanlı Devleti’nin resmen sona erdirildiği tarihin 100. yılı” denildi.

    HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIK”

    Cumhuriyetin yüzüncü yılını kutlayan PSAKD yönetimi, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Aleviler olarak Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde çok acılar çektik. Saray iktidarlarının sürekli zulmüne ve soykırımlarına maruz kaldık. Ancak, Anadolu halklarına uygulanan sömürüye ve bu halklara yönelik uygulanan zulme karşı hiçbir dönemde sessiz kalmadık ve direndik. Zulme ve sömürüye karşı direndik, teslim olmadık ancak, devamlı olarak kırıldık, katliamlara uğradık. İnkar edildik, yok sayıldık, asimile edildik, sürgünlere yollandık. Yol ulularımız katledildi. Pirlerimiz idam edildi.

    Bütün bunlardan dolayı biz hep rızalığa dayalı bir yaşamı ve düzeni savunduk. Dolayısıyla Cumhuriyet fikrine en başta ‘evet’ dedik. Cumhuriyet ilan edildiğinde heyecan duyduk, mutlu olduk. Bugün hala ‘ille de Cumhuriyet ve inadına Cumhuriyet’ diyoruz. Ancak, sadece Cumhuriyet demenin yetmediğini yaşayarak gördük.

    Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra üzerinde yaşadığımız ülkenin her karış toprağında yaşayan herkesin Cumhuriyeti olmasını beklerken ne yazık ki olmadı. Yine ve yeniden tekçiliğe dayalı bir sistemi esas aldı. Egemen ve hakim anlayışların dışında kalan herkes baskıya ve şiddete maruz kalmaya devam etti. Bu dönemde yine biz Aleviler, bizim gibi horlanan dışlanan diğer halklar gibi ayrımcılığa uğradık, inkar edildik ve hatta defalarca soykırıma uzanan katliamlar yaşadık. Hayal kırıklığına uğradık. Demek ki tek başına Cumhuriyet demek yetmiyormuş. Hilafet kaldırıldı, Şeyhülislamlık kaldırıldı ama bugünkü gerici ve şeriatçı ve hatta ırkçı kuşatmanın karargahı haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Bu dönemde palazlandırılan cemaatler ve tarikatlar aracılığıyla laiklik, daha yaşam bulamadan, ayağa kalkamadan ayaklar altına alındı. Bu gerici ideolojiler demokrasi fikrine en başından beri sıcak bakmadı. Geldiğimiz aşamada yönetim yine saraya ve tek adama teslim edildi. ‘Laiklik, demokrasi, adalet, eşitlik’ gibi kavramlar katledildi.

    “CUMHURİYET ADETA TEKÇİ BİR ANLAYIŞ TARAFINDAN ESİR ALINDI”

    Cumhuriyet, temel ilkelerinden ve olmaz ise olmazlarından koparıldı. Cumhuriyet adeta yetim ve öksüz bırakılarak gerici ve tekçi bir anlayış tarafından esir alındı.

    Cumhuriyeti ikinci yüzyılında demokrasi ile laiklik ile eşit yurttaşlığa ve adalete dayalı bir rejim ile buluşturmak temel görevimizdir. Biz Aleviler olarak laik ve demokratik cumhuriyeti inşa etme mücadelesinin ön saflarında olmaya devam edeceğiz.

    Yaşamın her alanına sirayet etmiş olan gerici ve şeriatçı kuşatmaya karşı aklı ve bilimi savunacağız. Halkları kutuplaştıran, düşmanlaştıran politikalara ve yürütülen kirli savaşlara karşı kardeşliği ve barışı savunmaya devam edeceğiz. Biz Aleviler, inkar ve imha politikalarına karşı eşitliği, özgürlüğü ve eşit yurttaşlık anlayışını savunmaya devam edeceğiz. Tek adam rejimine karşı demokrasi, şeriata karşı laiklik, erkek egemen kültüre karşı kadından yana pozitif ayrımcılık demeye devam edeceğiz.

    Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, tarihimizle yüzleşip, birinci yüzyılında başaramadığımız ne var ise başaracağız. Kimsenin dilinden, kültüründen, inancından, milliyetinden, renginden, cinsiyetinden dolayı horlanmadığı, yok sayılmadığı, öldürülmediği, çocuklarımızın sokaklarda özgürce koşabildiği, ülke gelirlerinin adil ve eşit bir şekilde paylaşıldığı, doğanın talan edilmediği, ülke kaynaklarının halka ait olduğu bir cumhuriyeti bütün halkımız ile birlikte temelden inşa edip yeniden kuracağız. Laik ve demokratik cumhuriyet fikrine sıkı sıkıya bağlı kalarak, eşit ve adil bir düzenin kurulması için sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

    Yaşasın laiklik, yaşasın demokrasi, yaşasın adalet, yaşasın bilim, kültür ve sanat, yaşasın tam bağımsız Türkiye, yaşasın laik ve demokratik cumhuriyet!”

    PİRHA/ANKARA

  • Aksüt: AKP geçmiş iktidarlardan güç alıyor; Alevileri- Bektaşileri eşit yurttaş görmüyor-VİDEO

    Aksüt: AKP geçmiş iktidarlardan güç alıyor; Alevileri- Bektaşileri eşit yurttaş görmüyor-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan bu güne laikliğin ve eşit yurttaşlığın sadece anayasada var olduğunu  hiçbir zaman işletilmediğini, her şey Hanefi fıkhına göre, Sünni İslam’a göre devlet eliyle örgütlenip yapılandırılmıştır” dedi.

    Ülkemizde son dönemlerde en çok tartışılan kavramların başında gelen laiklik ve eşit yurttaşlık üzerine Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, PİRHA’ya konuştu.

    Aksüt, Aleviler üzerindeki asimilasyonun cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan bu yana sürdürüldüğünü belirterek, anayasada varolan laiklik ve eşit yurttaşlığın hiçbir zaman işletilmediğini ve ölü bir maddeden öte bir anlamının olmadığını vurguladı.

    Ali Aksüt, 1924 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak Hanefi fıkhına göre Sünni İslam’ı adeta Türkiye’de bir devlet dini haline getirildiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “1924 yılında Hilafet kaldırıldığı zaman hemen en kısa sürede ne yapıldı? Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Devletin toplumun din işlerine karışmadığı, inananların kendi inançlarını istedikleri gibi yönlendirdikleri, sadece başka inançlar üzerinde tahakküm kurmamaları için kurulmuş bir kurum olması gerekirken, ne oldu? Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak Hanefi fıkhına göre Sünni İslam’ı adeta ülkemizde bir devlet dini haline getirildi” dedi.

    CUMHURİYETTEN BUGÜNE SÜNNİ İSLAM DEVLET ELİYLE YAPILANDIRILIYOR”

    Laikliğin anayasada olmasına rağmen hiçbir zaman işletilmediğini, adeta ölü bir maddeden öte anlamı olmadığını belirten Aksüt, sözlerine şöyle devam etti:

    “1924 yılının 3 Mart’ından 1937 yılına gelinceye kadar bu şekilde gitti. 1937 yılında ne yapıldı? Aslında bir şey yapılmadı. Sadece o günkü anayasaya bir madde eklendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin laik devlet olduğu maddesi eklenmişti. Evet bu maddenin eklenmesi çok çok iyi bir kazanım ama eğer bir madde yazıldığı kanunda hiçbir zaman işletilmeyen bir madde olarak kalıyorsa o bir madde değil, ölü bir maddedir. Ölü bir maddenin de topluma hiçbir faydası yoktur.”

    LAİKLİK VE EŞİT YURTTAŞLIK ANAYASADA VAR ANCAK HİÇBİR ZAMAN İŞLETİLMEMİŞTİR

    1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin dünyada kabul görmesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti’nin de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul ettiğini hatırlatan Aksüt, “Peki, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul eden Türkiye Cumhuriyeti eşit yurttaşlığı gündemine almış mıdır? Vatandaşlarını eşit gözle görmüş müdür? Bunlara bir inanç ayrımı yapılmadan mezhepler arasında bir ayrım yapılmadan hatta ülkemizde azınlıkta bulunan birçok İslam dışı inançtan olanların da varlığı gözetilerek işletilen bir madde olmuş mudur? Tıpkı 1937 yılında kabul edilen laiklik maddesi gibi işlemeyen, bir gösterişli madde olarak kabul edilmiş, öylece kalmıştır” şeklinde ifade etti.

    “BU ÜLKEDE GÖRÜNEN O Kİ ALEVİ BEKTAŞİLER EŞİT YURTTAŞ OLAMAYACAKLAR”

    Bugün yapılanların sadece bugünkü iktidarın anlayışından değil, geçmişten günümüze yanlış giden bir anlayıştan kaynaklandığını vurgulayan Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “Günümüzün iktidarı ne yapıyor? Günümüz iktidarı geçmişteki bu davranış kalıplarından aldığı güçle hareket ediyor. Geçmişte Aleviler, Bektaşiler eşit yurttaş sayılmadı ki bugünkü iktidar da aynı gözle baksın. Bugünkü iktidar aynı zihniyeti devam ettiriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde Aleviler Bektaşiler eşit yurttaş olarak görülmemiştir. Görünen o ki görünmeyecektir de” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Yazar Aksüt: Aleviler eşit yurttaş olmak istiyor-VİDEO

    Yazar Aksüt: Aleviler eşit yurttaş olmak istiyor-VİDEO

    PİRHA- Okullara imam atanmasına ve Alevi kurum temsilcilerine yönelik gözaltılara Alevi toplumundan tepkiler gelmeye devam ediyor. Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, “Aleviler yarınlarımız olsun, çocuklarımız Alevi olarak yaşasın, gerçek anlamda laiklik olsun diye ÇEDES projesine karşı çıktıkları direnç gösterdikleri için kurum başkan ve yöneticileri gözaltına alınıyor, tutuklanıyor” dedi.

    Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, laiklik, ÇEDES projesi ve Alevi kurum temsilcilerinin gözaltına alınmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLER İNANÇLARINI SÜRDÜRMEK İÇİN DERNEK VE VAKIF ETRAFINDA TOPLANDILAR”

    Tarihin derinliklerinden bu güne direnç kültürü içinden gelen Alevilerin zorunluluktan kaynaklı metropollere göç etmek zorunda kaldığını ifade eden Aksüt, “Aleviler bir zorunluluk olarak cumhuriyet döneminde göçle birlikte dernekler ve vakıflar etrafında toplanmak ve dede ocaklarının geçmişteki hiyerarşi dar bölge kontrol sisteminden çıkmak zorunda kaldılar” dedi.

    Alevilerin kentlerde bir yapı içerisinde tutunmaya çalıştıklarını da söyleyen Aksüt, “Kentlere yerleşen Alevileri zamanla dernekler ve vakıflar şeklinde örgütlenmeye götürdü. Bu sosyolojik bir gerçeklik. Bu yapının içerisinde kent ortamında tutunmaya çalışırken, aynı zamanda kendi inancını evladına torununa aktarmaya çalışan Alevilerde bir zorlamaya sebep oldu” diye konuştu.

    “ALEVİLER KENTLERDE İNANÇLARINI ÇOCUKLARINA AKTARAMADILAR”

    Alevi Bektaşi inancındaki insanlar kendi yaşadığı güzel bulduğu bir inancı kentlerde evlatlarına aktaramaz hale geldiğine dikkat çeken Aksüt, “Vakıflar ve kurumlar aracılığıyla az buçuk hal bilen, yol bilen geçmişten günümüze taşıdığı inanç değerlerini kitleye aktarmak için dedelerimiz ve babalarımız önderliğinde ister istemez burada cemevi adı altındaki yapılar içerisinde taşındı, buralarda inançlarını yürütmeye çalışıyorlar” şeklinde ifade etti.

    ÇEDESE HAYIR DİYENLERE GÖZDAĞI İÇİN GÖZALTILAR YAŞANIYOR”

    “Çevreme duyarlıyım, değerlerime saygılıyım” adı altında ÇEDES projesinin Alevilere dayatılmaya çalışıldığını, buna karşı Alevilerin her yerde tepkisini gösterdiğini belirten Aksüt, “Alevilerin yarınları olsun, çocuklar da Alevi olarak kalabilsin diye Aleviler, vakıf ve dernek başkanları, gerçek anlamda laikliğe yakın sorumluluk duyan yurtsever, gerçek anlamda toplumcu insanlar bu ÇEDES’e karşı direnç gösteriyorlar. Bu insanlar sen bizden ne istiyorsun, bu ülkede hangi kanunun hangi maddeleri istenmiyor? Sen insan haklarından, yasalardan faydalanamıyor musun? Eksiklerin noksanları nedir diye soruyla karşılaşacağına ne yapıyorlar?  İster istemez otoritenin karşılarına diktiği polisle karşılaşıyorlar polis gözaltına alıyor, tutukluyor. Bakıyorsun ki hukuk olmaktan çıkan adı hukuk olan bir yerde yargılamalar başlıyor %100 haklı olan bir kitle ya da %100 haklı olan bir kitlenin önderine ne yapılıyor gözaltına alınıp tutuklanıyor buna da adalet deniliyor, hukuk deniliyor” şeklinde ifade etti.

    “LAİKLİK ÜLKEMİZDE İÇİ BOŞALTILMIŞ BİR KAVRAM”

    Devlet bir bütün olarak ele alınıp bakıldığında laikliğin içi boş bir kavram olduğunu belirten Araştırmacı- yazar Ali Aksüt, “Laiklik denilen kavramı içi boşaltılmış bir kavram haline getirdiğin zaman, insan hakları evrensel bildirgesinin görmemezlikten geldiğin zaman, dünya nereye gidiyor sorusuna doğru cevap vermediğin zaman, yerin geri kalmış ülkeler içinde olacaktır” ifadesini kullandı.

    “ALEVİLER AYRICALIK İSTEMİYOR, SADECE EŞİT YURTTAŞ OLMAK İSTİYOR”

    Alevilere karşı sürekli bir hak gaspının yapıldığına dikkat çeken Aksüt, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Aleviler kimseden daha iyi olalım mı diyorlar? Hayır. Alevilerin ayrımcılık gibi bir talepleri yoktur. Biz eşit yurttaş olalım bu bize yeter diyorlar. Bence bu gerçek demokratik bir ülkede zor değil, hatta olması gereken şey.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO

     

     

  • ‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO

    ‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Av. Eren Keskin, din görevlilerinin okullara atanmasının son derece tehlikeli olduğunu belirtti. Keskin, uygulamanın insan haklarına aykırı olduğunu vurgulayarak “Bu proje devletin, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesidir” uyarısını yaptı.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevremi seviyorum, değerlerime sahip çıkıyorum’ (ÇEDES) projesinin yankıları sürüyor. Zorunlu din dersi sayısının arttırılması ile birlikte okullara imam atayacak protokolün de yürürlüğe girmesi toplumda tepkiye sebep oldu.

    Okullara imam atanmasını İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Eren Keskin, PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “DEVLETİN İSTEDİĞİ ÇOCUK TİPİNİ YARATMA PROJESİ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, eğitim hakkı ihlallerinin arttığına vurgu yaparak ÇEDES projesinin hukuksuz bir uygulama olduğunu söyledi. Keskin, ÇEDES projesinin Sünni Müslümanlık temelinde geliştirildiğini vurgulayarak, şunları belirtti:

    “ÇEDES projesini konuşmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik bir devlet olup olmadığını konuşmak gerekiyor. Türkiye, hiçbir zaman gerçek anlamda bir laik devlet olmadı. Her zaman Sünni Müslümanlığın temel olduğu, Türk kimliğinin resmi ideolojinin temeli olarak kabul edildiği ve insanların da bu tek kimlik içerisine hapsedilmek için ideoloji oluşturulan bir coğrafya burası. Zaman içinde bu projenin daha da artan politikalarla büyüdüğünü gördük. ÇEDES projesi ile sadece Sünni Müslümanlığı temel alan devlet yapısının son politik aşaması olduğunu görüyoruz. Çünkü bu proje çocuklarla hiç ilgisi olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığını bir araya getiriyor. Aslında bu proje sadece devletin kendi istediği çocuk tipini yaratma projesidir. Türk ve Sünni Müslüman…”

    “ÇEDES’E YETERLİ BİR KARŞI ÇIKIŞ OLMADI”

    Avukat Eren Keskin, Türkiye’de birçok farklı inanç kesiminin yaşadığını belirterek, projenin diğer toplumları yok saydığını da söyledi. Keskin şöyle devam etti:

    “Oysa ki coğrafyamız çok zengin kimliklere sahip. Örneğin bu projeyle Alevi çocuklar yok sayılmıştır. Az da kalsalar hala Hristiyan ve Yahudi ailelerin çocukları da var. Ateist ailelerin çocukları da var. Çocuklarına hiçbir dini eğitim aldırmak istemeyen ki bence de doğru olan budur; bir çocuk ancak 18 yaşından sonra bu konuda kararını kendi vermelidir. Ama bütün bunları yok sayan bir proje ÇEDES. O nedenle aslında herkesin, demokratik laisizme inanan, yani bir takım çevrelerin ‘laiklik laiklik’ diye direktifleri değil, gerçek anlamda laisizme inanan, yani din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğu, inancın sadece kişi ile inandığı güç arasında kalan bir durum olduğunu kabul eden insanlar buna karşı çıkarlar. Maalesef bizim coğrafyamızda yeterli bir karşı çıkış olmadı bu projeye. Çünkü Türkiye’de iktidar ve muhalefet aynı anlayıştan besleniyor. Resmi ideoloji aslında iktidarı ve muhalefeti çok biçimlemiş. Yani Türklük ve Sünni Müslümanlık temelinde bütün politikalar yapılıyor. Zaten ‘muhalefetiz’ diyen diğer partilerin de etkin bir başka politikaları yok. O nedenle de ÇEDES projesi tartışılmadan devreye girdi.”

    “İNSANIN VARLIĞINA AYKIRI BİR PROJE”

    Okullara imam atanmasının tehlikeli ve insan haklarına aykırı olduğunun altını çizen Eren Keskin, “Mesela ben bu proje çerçevesinde gelen bir başvuruyu gördüm. Çocukları yeterli not alamayıp başarı gösteremeyen tüm aileler çocuklarını imam hatiplere gönderiyor. Oysaki aileler çocukların burada okumasını istemiyor. Kaldı ki bir çocuk bir sene başarı gösteremez ama bir sonraki sene başarı gösterebilir. Yani burada son derece etkin, dindar ve kindar nesil yetiştirme projesinin temeli oluşturuluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile çocuk eğitiminin ne ilgisi var? Bu akıl almaz bir şey. Böyle bir dayatma olamaz. Bunun son derece tehlikeli, insan haklarına aykırı, insanın varlığına aykırı bir proje olduğunu düşünüyorum” diye de ekledi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO

    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO

    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO

  • Cuma Erçe: ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ diyenler İzmir mitingine katılmadı-VİDEO

    Cuma Erçe: ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ diyenler İzmir mitingine katılmadı-VİDEO

    PİRHA- Yenimahalle Kent Konseyi Kadın Meclisi, “Laiklik, din dersi, ÇEDES” başlıklı panel düzenledi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, laiklik konusunda tüm toplumun özünü dara çekmesi gerektiğini vurgulayarak “İzmir’de miting gerçekleştirdik. ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ diyenler o mitinge katılmadılar. Hatta ‘Eşit yurttaşlık’ bölücülüktür dediler” eleştirisini yaptı.

    Yenimahalle Kent Konseyi Kadın Meclisi, düzenlediği panelde “Laiklik, din dersi, ÇEDES” başlıklarını tartışmaya açtı.

    Sinan Bengier Tiyatro Salonunda yapılan panelde Veli-Der Ankara Şube Başkanı Hülya Daran Deveci ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe konuşmacı oldu.

    Yenimahalle Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Alime Güney’in moderatörlüğünü yaptığı panele veliler ve eğitimcilerin ilgisi yoğun oldu.

    “ÇEDES’E KARŞI DİLEKÇELER HAZIRLADIK”

    Panelin ilk konuşmacısı Hülya Daran Deveci, okullara imam atama projesi olan ÇEDES’in tehlikelerine değinerek, siyasal iktidarın yeni bir nesil yaratma amacında olduğunu vurguladı. Deveci, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES protokolünün laikliğe aykırı olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:

    “ÇEDES projesi dolayısıyla Anayasa’ya ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne de aykırı. Ama yine de bu uygulamayı hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bu proje, öğrencileri baştan sona karanlığa sevk edecek, tarikatlara çocuklarımızı teslim edecek. Okulların ÇEDES’e ihtiyacı mı var? Zaten 2 ders zorunlu din dersi vardı, ayrıca zorunlu seçmeli din dersi olarak 2 saat daha eklendi. Okullarda temizlikçi dahi yokken, eğitime bütçe ayrılmazken halkın parası Diyanete gönderiliyor. Veli-Der olarak 1 öğün ücretsiz yemek ve içme suyu talebimiz varken asıl ihtiyaçlara odaklanılmıyor. Öğrenciler okullarda aç, susuz eğitim görüyor. Demek ki ÇEDES projesi bir ihtiyaç değil. Peki ne yapacağız? Çocuklarımızı izinlerimiz dışında bir yere götüremezler. Bunun için de dilekçeler hazırladık, okullara bunları sunacağız. Eğitimin çok önemli iki unsuru var; birincisi eğitimin dincileşmesi, diğeri ise eğitimin ticarileşmesi.”

    “ÇEDES’TEN DAHA TEHLİKELİ BİR MESELE VAR!”

    Panelin diğer konuşmacısı PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise laiklik konusunda tüm toplumun özünü dara çekmesi gerektiğini söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Örneğin İzmir’de bir miting gerçekleştirdik. ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ diyenler o mitinge katılmadılar. Hatta ‘Eşit yurttaşlık’ bölücülüktür dediler. Vergilerle imam maaşı ödenen bir ülkede laiklik olur mu? Ülkede farklı inanç kimliklerine yönelik din ve vicdan özgürlüğü var mı? O zaman hiç korkmadan özümüzü dara çekelim. Körü körüne bağlanmak doğru değil, ülkeyi doğru tariflemeliyiz. Şimdi ÇEDES’e geldik. Ancak ÇEDES, var olan problemler içerisinde deryada bir damladır. Daha bu sene başında seçmeli din dersi zorunlu dersi haline getirildi. Demek ki ÇEDES’ten daha tehlikeli bir mesele var. Örneğin karma eğitimin, cuma günlerinin tatil olunmasının, burka giyinilmesinin tartışmaya açılması, katillerin affedilmesi, siyasilerin sorgusuzca içeride tutulması… Siyasal ve ekonomik krizin ışığında Türkiye tipi şeriat işliyor. Örneğin Menzil’de, Fatih’te…

    2 yıl önce Diyanet Akademisi oylaması Mecliste sıfır ret ile kabul edildi. Şu an tartıştığımız meselelerin temeli o yasayla ilgili. Laiklik meselesinin artık sadece Alevilerin meselesi olmadığı ile yüzleşmek zorundayız. Bütün dostlarımız anlamalı ki laiklik mücadelesi hepimizin mücadelesinin ortasına oturtulmalı.

    Kindar ve dindar nesilden kasıtları ne? Hrant Dink’i öldürebilen, Madımak’ta canlarımızı 15 bin kişi ile yakabilen, kadınları katleden bir kindarlık bu. Türk, Hanefi ve erkeğin egemen olduğu bir sistemi yaratma derdindeler.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aleviler, Avrupa Parlamentosu önünde ‘ÇEDES’e hayır’ dedi-VİDEO

    Aleviler, Avrupa Parlamentosu önünde ‘ÇEDES’e hayır’ dedi-VİDEO

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ÇEDES protokolüne karşılık Avrupa Parlamentosu önünde basın açıklaması yaptı. Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık” vurgusunun yapıldığı açıklamada AİHM’ e çağrı yapılarak “Türkiye hükümetinin, Zorunlu Din Dersleri davasında AİHM kararlarının uygulaması konusunda gerekli yaptırım gücünü kullanmasını talep ediyoruz” denildi.

    AKP-MHP Hükümetinin okullarda yürürlüğe koyduğu dinci politikalara Avrupa’dan da tepki yükseldi. AABK, Avrupa Parlamentosu önünde kitlesel basın açıklaması yaparak “Laik yaşam, laik düzen, laik eğitim için, laik okullarda evrensel değerlere evet” mesajını verdi.

    “OKULLARI CAMİLEŞTİRMEK İÇİN”

    Fransızca, İngilizce, Türkçe ve Almanca okunan basın açıklamasında ÇEDES Projesinin, farklı olan herkese meydan okuduğuna dikkat çekildi.

    Açıklamanın Türkçesini Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Eşit Başkanı Rozbi Demir okudu. AKP’nin projeyle birlikte öğrencilere mezhepçiliği dayattığını belirten Demir, şu açıklamayı paylaştı:

    “AKP Hükümeti, 20 yıldır istikrarlı bir şekilde kamu eğitimi sistemini kökten dinci bir anlayışla yeniden şekillendirmektedir. Evrensel değerlere dayanan laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim sistemi yerine, İslamcı nesiller yetiştirmek amacıyla dinci/mezhepçi bir hegemonya kurmaya odaklanmıştır.

    Şimdi de ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi aracılığıyla bir ‘Değerler Eğitimi’ kisvesinde imamları camiden okula taşımak, diğer deyişle okulları camileştirmek için adım atmaktadır.

    Mezhepçi bir bakış açısıyla imamlara, vaizlere ve din görevlilerine yüklenen bu görev, elbette evrensel değerleri kapsayıcı bir şekilde sonuçlanamaz. Herhangi bir pedagojik formasyonu da bulunmayan bu görevlilerin henüz öğrenme çağındaki çocuklara belli bir mezhebin indirgeyici kurallarını dikte etmekten başka hiçbir katkısı, daha doğrusu zararı dokunamaz. Hedeflenen şey, açıkça mezhepçiliğin örgütlenmesidir.

    Tam da bu hedef doğrultusunda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önderliğinde, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile eğitimde işbirliği protokolü imzalanarak ÇEDES projesinin Türkiye çapında yaygınlaştırılmasına ivme katıldı. Henüz şimdiden İzmir’deki 842 okula Sünni imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atandı.

    Yasalara ve laikliğe aykırılığına rağmen, bu proje de facto uygulamaya alındı.

    ÇEDES protokolüne göre; imamlar ve vaizler öğrencilere “Dini Değerler Eğitimi” verecek.

    Okul içinde ve dışında ise camilerde Diyanet İşleri Başkanlığı ve İslamcı cemaatler, öğrenciler için etkinlikler düzenleyerek dini telkinlerde bulunacak.

    Okullarda ‘Değerler Kulübü’ adı altında mezhepçi yapılar kurulacak ve bu yapılar, Diyanet Gençlik Merkezleri’nde yerini alacak.

    ‘ÇEDES Uygulama Mekânları’ adı altında İslamcı mekanlar ve camiler kullanılacak.

    Diyanet Gençlik Merkezleri’nde ‘gönüllü’ görev alacak öğrenciler, il ve ilçe müftülüklerince belirlenecek.”

    “İNANÇ VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRIDIR”

    Okullara imam atamayı hedefleyen projenin evrensellikten ve pedagojik formasyondan uzak olduğuna da vurgulayan Demir, şunları aktardı:

    “Evrensel değerler yerine mezhepçi kurallar, öğretmenler yerine imamlar, okullar yerine medreseler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın alanına da Diyanet İşleri Başkanlığı kurgulanarak, yetki, görev ve sorumlulukların devri sağlanıyor.

    Farklı kültürleri bulunan vatandaşların, belli bir dinin ve mezhebin değerleriyle zorunlu olarak yetiştirilmesi amacını taşıyan bu projeye derhal son verilmelidir.

    Eğitim, çok kültürlü toplumlarda herkesin farklılıklarıyla, eşit koşullarda, eşit haklarla bir arada yaşama kültürüne hizmet etmelidir. Bu eğitim laiklik, demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış, sevgi, saygı, dayanışma, insan haklan ve dünyanın doğal kaynaklarının dikkatli ve özenle korunmasını teşvik etmek ve öğretmek için verilen bir eğitimdir. Çünkü çocuklar ancak evrensel değerlerle gerçeğe ulaşabilir.

    Laiklik elbette her inancın kendi değerlerini kendi inanç dünyasında, kendi inanç toplumu içinde ve özel alanda vermesi özgürlüğünü de kapsar. Fakat bu özgürlük hakkı, devletin zorlayıcı imkanları kullanılarak, okul gibi kamusal alanlarda çok farklı kültürlerden gelen vatandaşları sadece belli bir dinin ve mezhebin temsilcileri kullanılarak tek bir değer altında birleştirme gayesiyle suiistimal edilemez.

    Devlet eliyle mezhepçi değerler eğitimi verilmesi eşitliğe, din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne aykırıdır ve bu konu tartışmaya kapalıdır. Eğitimi dinselleştirmek için siyasal İslamcı Ulemaya teslim etme gayesini artık saklama gereği dahi duymayan AKP hükümeti, Türkiye’yi evrensel değerlerden koparmaktadır.”

     

    AKP hükümetine seslenen Demir, zorunlu din derslerinin son bulması gerektiğini yineleyerek, AIHM kararlarını uygulanması çağrısında bulundu.

    ÇEDES projesi dahil olmak üzere, İslamcı dernek, vakıf, cemaatler ve tarikatlarla imzalanan tüm protokolleri iptal edilmesi gerektiğinin altını çizen Demir, “Anayasanın laiklik ve eşitlik ilkesine, 430 sayılı Tevhidi Tetrisat Kanunu, 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, 7354 Öğretmen Meslek Kanunu, 222 sayılı Eğitim ve Öğretim Kanunu, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ aykırı olan, eğitimde dinselleştirme uygulamalarına son verin. Çocuklarımızın ve ülkemizin aydınlık geleceğinin teminatı olan laik, demokratik, ücretsiz ve bilimsel eğitime geri dönün. Çünkü laik yaşam, laik düzen ve laik eğitim toplumsal çoğulculuğun gereği ve toplumun barış içinde yaşamasının teminatıdır. Bu nedenle çağdaş, demokratik, sosyal ve eşitlikçi bir devletin farklı kültürlerden gelen öğrencilerin laiklik ve bilimsel temelde evrensel değerler eğitimi vermesine evet, mezhepçi dayatmalarına ise hayır diyoruz” dedi.

    “YAPTIRIM GÜCÜNÜ KULLANILSIN”

    Strasbourg’da Avrupa Parlamentosu önünden AB Konseyi Komitesine seslenen Demir, “Türkiye hükümetinin, Zorunlu Din Dersleri davasında AİHM kararlarının uygulaması konusunda gerekli yaptırım gücünü kullanmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    Demir, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Laik yaşam, laik düzen ve laik eğitim sevdalısı tüm toplumsal kesimlere sesleniyoruz; Evrensel Değerler Eğitimine evet, mezhepçi dini değerler dayatmasına hayır demek için, Alevi, Musevi, Hristiyan, Ateist ve devletin Sünniliği’ne itiraz eden Müslümanların çocuklarına, laik okullarda imamların değerler eğitimi vermesine hayır demek için, laik okullarda namaz kılmanın değil, demokrasi, insan hakları, adalet ve toplumsal barışın öğretilmesi için, laik, bilimsel, demokratik, kamucu, ücretsiz eğitim hakkı için hepinizi 16 Eylül 2023 tarihinde İzmir’de gerçekleştireceğimiz yurttaşlık” mitingine davet ediyoruz.”

    Açıklamanın ardından Avrupa’nın birçok ülkesinden Strazburg’a gelen Alevi kurum temsilcileri konuşarak, mitinge katılım çağrısında bulundular.

    PİRHA/STRAZBURG

  • ‘Eğitim müfredatı dinselleşiyor, ülke karardığında hepimiz karanlıkta kalacağız’-VİDEO

    ‘Eğitim müfredatı dinselleşiyor, ülke karardığında hepimiz karanlıkta kalacağız’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, okullara imam atanması kararına karşı 16 Eylül’de yapılacak mitingin detaylarını anlattı. Erçe, “Bu konu sadece bir Alevi meselesi değil” diyerek toplumun tüm kesiminin İzmir’de yapılacak laik eğitim, laik yaşam mitingine katılması gerektiğini söyledi. Erçe, “Aksi takdirde ülke karardığında hepimiz karanlıkta kalacağız” dedi. 

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi ile okullara imamlar atanmaya devam ediliyor.

    ‘Değerler eğitimi’ adı altında okullara atanan imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları, “manevi danışman” olarak görevlendiriliyor.

    Projenin amacı, “öğrencileri bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı; millî, ahlaki, insanî, manevi ve kültürel değerlere göre yetiştirmek” şeklinde açıklansa da ilk dersle birlikte öğrencilerin, camilere götürüldüğü biliniyor.

    2021 yılında yalnızca ortaokullar ve imam hatip okulları proje kapsamındayken, 2023 yılında protokol genişletilerek ilkokul öğrencileri de dahil tüm öğrencileri kapsayacak hale getirildi. Öğrencilerin gelişimi için büyük sorun olarak görülen projenin, laik eğitime uygun olmadığı vurgulanıyor.

    Protokole tepki gösteren kesimlerden Eğitim-Sen, veli dernekleri ve Alevi örgütleri, ‘Laik eğitim, laik yaşam ve eşit yurttaşlık’ talebi ile 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak bölge mitingine hazırlanıyor.

    “BÜTÜN KESİMLERİ HEDEF KİTLE SAYAN BİR ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, miting planlamasının detaylarını PİRHA’ya anlattı. 12 Eylül’de Ankara’dan yola koyulacaklarını belirten Erçe, şunları söyledi:

    “Haziran ayı ile beraber tüm Türkiye’de çok ciddi çalışmalar yürütüldü. Bizim çalışmalarımız, kurumlarla yapmış olduğumuz toplantılardan da önce başladı. Anadolu’da yaz dönemleri her tarafta anmalar, festivaller, şenlikler yapılıyor, biz bu programları değerlendirerek hemen hemen gittiğimiz her yerde İzmir’de yapacağımız mitingin nedeni olan bu gericileşme, eğitimde dinselleşme, yaşamı tümden şerri düzene ayarlamaya hedefleyen politikalara karşı halkı bilinçlendirme çalışmaları yürüttük. Bu konuya dair özellikle Dersim, Sivas, Varto ve birçok alanda paneller gerçekleştirdik. Aslında Ege Bölgesi’nde başlayan bu proje ile beraber Ege’yi daha da işin merkezine katarak Muğla, İzmir, Balıkesir’de ciddi çalışmalar yürüttük. Sonuç itibariyle demokratik örgütler ile yaptığımız toplantıda bir metin kararı alındı. Bu mitingin üç temel ayağı oldu; eğitim sendikaları, veli dernekleri ve Alevi kurumları. Bu üç ayağın üzerine bir de gövde oturttuk. Bu gövdede de bütün demokrasi ve emek güçleri, bu gericileşme politikasından olumsuz etkilenen bütün kesimleri hedef kitle sayan bir çalışma yürüttük.”

    DUYARLILIK KAZANDIRMAK AMACIYLA SANATÇI VE AYDINLARA ÇAĞRI!

    Cuma Erçe, mitingin teknik altyapı hazırlıklarının devam ettiğini belirterek, Ankara’da ise diyalogların sürdüğünü söyledi.

    Ortak toplantıların ardından şimdi de kurum ziyaretlerinin gerçekleştiğini söyleyen Erçe, “Başta Eğitim Sen olmak üzere Alevi örgütleri ve veli dernekleri, kendi özgün çalışmalarını da yürütüyor. Hem medya ayağı ile ilgili hem de sanatçıların, aydınların mitinge duyarlılık kazandırmak amacıyla video yayınlamalarına varıncaya kadar çalışmalar yürüyor. Ankara’da parti ve demokratik örgütlerin genel merkezleri, odalar, barolar ve benzerleri ile merkezi görüşmeler sürüyor. Bu görüşmelerle de aslında merkezi yapıların bölgedeki ayaklarının harekete geçirilmesi gibi bir planımız söz konusu” diye belirtti.

    5 İLDE EYLEM VE YÜRÜYÜŞ YAPILACAK!

    Mitingin startının 12 Eylül’de Ankara’dan verileceğini söyleyen Cuma Erçe, “Bugünkü eğitim sisteminin, gerici politikaların, ırkçı, şoven dalganın asıl baş belası 12 Eylül Darbesi’dir” diye de ekledi.

    Erçe, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “Zorunlu din derslerinin Anayasa’ya alındığı tarih olan 12 Eylül’e denk gelmesinden kaynaklı o gün hem 12 Eylül’e dikkat çekmek hem de bugünkü siyasal atmosferin ta o günden başlayan bir süreçle yol taşlarının döşendiğini anlatabilmek için Ulus’ta basın açıklaması yapacağız. Oradan da kurum başkanlarının ve basın emekçilerinin de olduğu bir otobüsle harekete geçeceğiz. Ankara’dan Eskişehir’e ulaşacağız. Eskişehir’de arkadaşlarımızın yönlendireceği biçimiyle kısa bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleşecek. Oradan da sırayla Denizli, Muğla, Aydın üzerinden kademe kademe her gittiğimiz yerde hem demokratik kitle örgütleri ile basın açıklamaları hem o yerelin belediye başkanları, bürokratları ile görüşmeler yapacağız. Özellikle mitinge katılım noktasında belediyelerden de destek talebinde bulunacağız.

    “BU MESELE TOPLUMSAL BİR MESELE”

    Şunu net şekilde söylemek isterim; bu miting bundan öncekilerde olduğu gibi meramızı anlatmak için sık sık televizyonlarda söylediğimiz gibi bir Alevi meselesi değil. Bu mesele, sadece ülkedeki aydınların, demokratların meselesi de değil. Bu mesele toplumsal bir mesele. Toplum karar verecek; gerçekten ülke kararıyor ve hep beraber karanlıkta mı yaşayacağız yoksa bu ülkeyi aydınlatacak mıyız? Aslında hangi görüşten, siyasi yapıdan olursa olsun bu ülkede yaşayan herkesin temel meselesi olduğu gerçeğinden yola çıkarak esasında bu gidişata dur demek için toplumun bütün kesimlerinin ortaklaşması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde ülke karardığında hepimiz karanlıkta kalacağız. Birileri kendi çocuklarını özel okullarda, yurt dışında okuturken yoksulların çocuklarının devlet okullarında zorunlu din dersleri ve seçmeli zorunlu din dersleri de yetmiyormuşçasına eğitim müfredatının tümüyle dinselleştiği bir sistemi dayatıyorlar. Şimdi o da yetmiyormuşçasına karma eğitimin tartışıldığı, öğretmenlerin de imamlarla yer değiştirdiği bir sistem getiriliyor ki bence toplumun bütün kesimlerinin, en çok da dindarların, meseleye sağdan bakanların ‘Evet ya bu kadar da olmaz’ demesi gereken bir dönemde olduğumuzu topluma aktarmak zorundayız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO

  • Alevi örgütleri ve Eğitim-Sen ‘Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık’ mitingine hazır -VİDEO

    Alevi örgütleri ve Eğitim-Sen ‘Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık’ mitingine hazır -VİDEO

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesinin iptali ve laik eğitim için 16 Eylül’de İzmir’de yapılması planlanan mitingin hazırlıkları tamamlandı, örgütler mitinge dair tüm detayları bugünkü toplantıda konuştu. Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, “İnsanların inançlarının istismar edildiğini kamuoyuna anlatmak durumundayız. Laiklik mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir” dedi. 

    Okullara ‘Değerler Eğitimi’ adı altında imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesine tepkiler sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler okullara ‘değerler eğitimi’ adı altında imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir’de “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık” mitingi yapacak. PSAKD Genel Merkezi’nde yapılan ikinci toplantıda örgüt temsilcileri bir araya gelerek mitinge dair kararlar aldı.

    “LAİKLİK MÜCADELE EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİDİR”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Ankara’dan başlayarak İzmir’e kadar uzanacak miting için düzenlenen toplantı ile ilgili “Bugün “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık talep ediyoruz, ÇEDES’e hayır” 16 Eylül bölgesel mitinginin ikinci geniş toplantısını yaptık. 100’e yakın kurumun sesi ve sözü olan bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantının sonucunda 16 Eylül mitinginin çok güçlü gelmesi için özellikle çevre illerden katılımın önemli olduğunu söylemek istiyoruz. Çünkü laikliğin yaşamsal bir konu olduğunu biliyoruz. Her gün bir ya da iki kadın hayatını kaybediyor ve kimi zaman bu kayıpların arkasında aşırı ataerkil bir yapılaşma, kadını ikincilleştiren bir yapının olduğunu biliyoruz. Okullarımız dinselleştirmenin çok hakim olduğu bir sürecin parçası haline getirilmeye çalışılıyor. Daha dün Mardin Kızıltepe’de HÜDAPAR’ın kongresini bir İmam Hatip okulunda yaptığını duyuyoruz. İnsanların inançlarının istismar edildiğini kamuoyuna anlatmak durumundayız. Aynı zamanda Türkiye’de milyonlarca Alevi yurttaşı var, farklı inançlar var. Bu yönden baktığımızda laiklik mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir. 12 Eylül günü Ankara’dan yola çıkacağız, Eskişehir’e ulaşacağız. Eskişehir’de bir basın açıklaması yapacağız, siyasal partilerle, emek ve meslek örgütleri ile görüşmelerimiz olacak. Ardından Denizli, ardından Muğla, ardından Aydın ve İzmir’e doğru yola çıkacağız” dedi.

    “MİTİNGLERİ DİĞER İLLERİMİZDE DE YAPACAĞIZ”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise mitinglerin başka şehirlerde de yapılacağının altını çizerek, yapılan toplantı ile ilgili şunları söyledi:

    “Alt bileşenleri 100’ün üzerinde kurumun temsil edildiği, 16 Eylül İzmir’deki miting toplantımızı gerçekleştirdik. Bu toplantıda 16 Eylül’deki İzmir mitingini nasıl yapacağımıza, hangi kurumlar ile yapacağımıza dair kararlarımızı netleştirdik. İlk mitingimizi İzmir’de yapıyoruz çünkü İzmir ÇEDES projesinde Eskişehir ve Tekirdağ ile beraber pilot bölge seçilmişti. Mitingleri daha sonraki aşamalarda diğer illerimizde de yapacağız İzmir’de yapılan miting laikliğe karşı yürütülen seküler yaşama karşı yürütülen şeriatçı yapıyı destekleyen ve eğitimde şeriatçı bir eğitim sistemini hedefleyen AKP hükümeti ve bunun zihninin karşında durmaya yönelik yapacağımız ilk miting olması açısından önemli.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Türk Tabipleri Birliği: Okullara imam atanması dinciliğin, şeriatçılığın telkinidir

    Türk Tabipleri Birliği: Okullara imam atanması dinciliğin, şeriatçılığın telkinidir

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, okullara imam atama projesine ilişkin açıklama yaptı. Bilimsel eğitim vurgusu yapılan açıklamada “Yapılan eğitim öğretim değil telkin ve ideoloji aşılamadır, çocuklar ve toplum üzerinde korku ve baskıya; en genel anlamda din, mezhep ve ideoloji dayatmasına dönüşmektedir” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ile Türk Tabipleri Birliği Okul Sağlığı Çalışma Grubu, Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesine dair açıklama yaptı.

    “TÜM BUNLAR ŞERİATÇILIĞIN TELKİNİDİR”

    TTB, okullara imam atanmasına dair yazılı yaptığı açıklamada uygulamanın laik eğitime aykırı olduğunun altını çizdi. Çocukluk döneminin hem duygusal açıdan hem de dini gelişim açısından son derece kritik bir evre olduğunu belirten TTB, şu ifadelere yer verdi:

    “Çocukluk döneminde din eğitiminin, ahlaki değerlerin gelişiminin etkili olabilmesi için fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim alanlarıyla birlikte dini gelişim özelliklerinin de çok iyi bilinmesi gerekir. Psikoloji/pedagoji biliminin de kabul ettiği üzere erken çocukluk döneminde, din, ahlak ya da değerler eğitimi adı altında, bu öğelerin çocuklara tanıtılması ve/veya empoze edilmesi, çocuğun zihninde anlam veremediği düşüncelerin veya karışıklığın, kimi zaman da korkuların oluşmasına yol açabilmektedir.

    Sünni İslam temel alınarak yapılan din dersleri veya dinci tarikatçı insanların “manevi rehberlik” adı altında yapacağı uygulamalar; farklı inanca sahip kişiler, farklı mezhepler veya dini azınlıklar üzerinde benlik saygılarını kırıcı ve onları “toplumun geneline asimile olmaya yönelik ayrımcılık, zorbalık, baskı, korku” oluşturmaya da açıktır. Bazı bilimsel çalışmalar, erken yaşlardaki din eğitiminin çocukların hayal güçlerini baskıladığını, bağımsız ve eleştirel düşünebilme becerilerini kısıtladığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte 7 yaş altındaki çocuklara verilecek eğitimlerin somut kavramlar üzerinden ve interaktif uygulamalarla gerçekleştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

    Mevcut iktidar, herkesin “inancı doğrultusunda” giyinmesine yönelik uygulamaların ardından “cuma gününün resmi tatil ilan edilmesi”, “okullarda din adamı görevlendirilmesi” gibi söylemlerle laik, demokratik ve çağdaş bir Türkiye görünümünden giderek uzaklaşan bir tablo çizmeye devam etmektedir. Manevi danışmanlık projesi (ÇEDES); bilimsel eğitim yerine spiritüalizmin, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” yerine “şeyhliktir”in; okul, öğretmen ve psikolojik rehber öğretmenlik yerine Diyanet’in, tekkenin, tarikatın, şeyhin, şıhın rol model ve taşıyıcı sayılmasıdır. Tüm bunlar dinciliğin, mezhepçiliğin, şeriatçılığın telkinidir; eğitimin, rejimin ve tüm toplumun dinci dönüşüme zorlanmasıdır.

    Oysa tarihin hangi dönemi olursa olsun çocuklar için oluşturulan temel ve zorunlu eğitimin ana amacı çok değişmemiştir: Çocukların bilgili, becerikli, kendine ve topluma yararlı kişiler olarak yetiştirilmesi… Bu amaç bağlamında öğrencilerle birebir ilgilenecek kişilerin pedagojik formasyondan geçmeleri gerekirken bu projede görevlendirilen din insanlarının pedagojik formasyonunun olmayışı, öğretmenlik mesleki kanununda belirtilen bilgi ve becerileri taşıma, çevre duyarlılığı ve değerlere sahip çıkma konusundaki yetkinliklerinin de tartışmaya açık olması projenin gerçek amacı konusunda tereddütler oluşturmuştur.”

    “GERİCİ POLİTİKALARINI ÖRÜMCEK AĞI GİBİ ÖRMEKTE”

    TTB açıklamasında kamu kaynaklarının dinci projelerle “heba edildiği” de belirtilerek şöyle devam edildi:

    “Okulların açılmasına az süre kala birçok ilde derslik ihtiyacı varken, daha inşaatı tamamlanmamış, deprem sonrası yıkılmış ya da yıkılma kararı olan okullar tamamlanmamışken, atama bekleyen öğretmenlere kaynak azlığı bahane gösterilirken ciddi bir meblağın bu protokollerle heba edilmesi milli eğitim politikalarının din görevlilerini okullarda görevlendirerek belli bir inanç sisteminin de siyasallaşmasına yönelik olduğunu ortaya koymaktadır. Kur’an kursları ile sübyan mektepleri ile korunmaya muhtaç çocukların tarikat yurtlarına teslim edilmesi ile çocukluk yaşlarından itibaren bireyleri cemaat-tarikat ağları içine çeken zihniyet gerici politikalarını örümcek ağı gibi örmekte.

    Kaldı ki okullarda “din adamı” görevlendirilmesi Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan bir dizi hakkın ihlali anlamına gelecektir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS) çocuğun dinini veya inancını açıklamaya zorlanmamasını güvence altına alır.

    Din insanlarının “manevi rehberlik” adı altında yapacağı eğitim ve uygulamaları Türkiye’de yalnızca ya da ağırlıklı olarak Sünni İslam temel alınarak sunulması ile dini azınlıkları okulda “toplumun geneline asimile olmaya sevk etme niyetiyle yapılan ayrımcılık, zorbalık ve baskıdan” korkabileceklerdir. Erken çocukluk döneminde çocuklar bahsi geçen olası baskının zararlı etkileri karşısında özellikle kırılgandırlar. Bu nedenle okullarda başlatılan manevi rehberlik başlıklı faaliyetler uygulamaya geçirilmeden önce bilimsel araştırmaların gösterdiği kanıtlar çerçevesinde ve çocuk hakları norm ve standartları ile ulusal mevzuat doğrultusunda değerlendirilmelidir.

    Devlet ve toplum düzeninin akıl ve bilime dayandırılmasını temel alan laiklik; özünde aklın sorgulanmasıdır. Bu sorgulamayı yapmadan alınan siyasi amaçlı kararlar; ahlakı dindarlığa, dini de tek bir egemen inanca indirgeyen eğitim programları ile çocukların “kendi kültürel kimliklerine tamamen saygılı, kaliteli eğitim alma” haklarını ihlal etmektedir. Yapılan eğitim öğretim değil telkin ve ideoloji aşılamadır, çocuklar ve toplum üzerinde korku ve baskıya; en genel anlamda din, mezhep ve ideoloji dayatmasına dönüşmektedir.

    Laik ve bilimsel eğitimin ortadan kaldırılmasına hizmet etmesinin yanı sıra okul çağı çocuklarının duygusal gelişimini etkileyerek erişkin döneme taşınacak korkulara, zihinsel karışıklıklara yol açacak bu projeden bir an önce vazgeçilmelidir. Çocuğun üstün yararının, insan, toplum ve doğa yararının esas alındığı bilimsel nitelikli eğitim sistemi talebimizdir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Okullara imam atanması bir devlet projesi; 11 Eylül’de AP önünde miting yapacağız’-VİDEO

    ‘Okullara imam atanması bir devlet projesi; 11 Eylül’de AP önünde miting yapacağız’-VİDEO

    PİRHA – AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, okullara imam atanmasının bir devlet projesi olduğunu belirterek, mücadele çağrısı yaptı. 11 Eylül’de Avrupa Parlamentosu önünde miting yapacaklarını söyleyen Kamilağaoğlu, “Ortadoğu bugün kaynayan kazan, bir cehennem. Türkiye’nin sıradan bir Orta Doğu ülkesi olmaması için laikliğe, bilimsel eğitime, eşit yurttaşlığa tüm insanların sahip çıkması gerekir” dedi.

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesine tepkiler sürüyor.

    AKP’nin dinci eğitim ısrarındaki son hamle olan ÇEDES, toplum tarafından “okullara imam atama” olarak da biliniyor. Proje kapsamında “manevi danışman” olarak isimlendirilen imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları, okullarda “değerler eğitimi” adı altında derslere girecek.

    ÇEDES kapsamında toplamda ne kadar personelin atandığı henüz net olmasa da İzmir’deki her üç okuldan birine imam atandığı belirtiliyor.

    Eğitim-Sen öncülüğünde öğrenci veli dernekleri ve sivil toplum örgütleri, uygulamaya tepki göstererek ortak miting kararı aldı. Avrupa’da yaşayan Alevi örgütleri de okullara imam atanması projesine tepki olarak Avrupa Parlamentosu önünde eylem kararını açıkladı.

    “TAM ANLAMIYLA GERİCİ BİR EĞİTİM SÖZ KONUSU”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, ÇEDES projesini “Aleviler açısından laik eğitim karşıtı olan, son derece sıkıntılı bir adım” sözleriyle özetledi. Kamilağaoğlu, projeye 2021 yılında sessiz sedasız bir protokol ile başlandığını belirtti. Kamilağaoğlu, “İzmir’de 842 okula din görevlisi, vaiz atandıktan sonra bu protokol çerçevesinde adım attıkları yerlerin başında biraz daha laik olan İzmir, Eskişehir, Tekirdağ gibi illerdeki okullara din görevlisi atayarak programlarını adım adım gerçekleştiriyorlar. ‘Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerimi Koruyorum’ projesi bizim açımızdan ‘hangi değerlerin’ korunacağı sorusunu gündeme getiriyor. Herkes çevresine duyarlı ama her toplumsal yapıya, inanca göre değerler çok farklılık gösteriyor. Alevi inancındaki değerler çok farklı. Bizim değerlerimizin en başında laik, eşitlikçi, bilimsel, karma eğitim geliyor. Ama tüm bunları ötekileştiren, tam anlamıyla gerici bir eğitim söz konusu. Üniversitelerden mezun binlerce öğretmenin ataması yapılmadan din görevlilerinin okullara atanmasının altında çok ciddi sıkıntılar yatıyor” dedi.

    “HANGİ DEĞER EĞİTİMİNİ VERECEKLER?”

    Okullara imam atanmasının Diyanetin bir projesi değil, bir bütün olarak devletin projesi olduğunu ifade eden Kamilağaoğlu, şunları kaydetti:

    “Bu insanlar hangi değer eğitimini verecekler? Bu insanların eğer değer vermesi ve toplumu değiştirmesi gereken işler söz konusu ise eşitlikten, adaletten, insan haklarından yana değerleri camide versinler. Bu değerlerin yaşatılması için camilerin daha çok ihtiyacı var. Çünkü her türlü pisliğin yaşandığı yerler orası. Çocuk tecavüzlerinin, cinsel istismarların yaşandığı yerler oralar. Bu tarikat ve cemaatler camilerde. Bu tarikatlara, bu çocuk istismarlarına karşı bu din bilginlerinin orada insanlara öğüt verip değerleri aşılaması gerekiyor. Oysa okullar bilimsel temelde eğitim gören kurumlar olması lazım. Eleştirisel, sorgulayıcı eğitim olması lazım.”

    “11 EYLÜL’DE AVRUPA PARLAMENTOSU ÖNÜNDE EYLEM YAPACAĞIZ”

    Nevin Kamilağaoğlu, 16 Eylül’de Türkiye’de, 11 Eylül’de ise Avrupa’da yapılacak eylem ve etkinliklere dair de detay verdi.

    Türkiye’de “ÇEDES’e hayır, laik eğitim, laik yaşam ve eşit yurttaşlık” temelinde sloganların geliştirileceği bir miting organize edileceğini belirten Kamilağaoğlu, şöyle devam etti:

    “Bu miting İzmir’de olacak. Miting biraz da bölgesel düşünüldü. 12 Eylül Salı gününe denk düştüğü için Ankara’dan salı günü bir grup eyleme başlayacak ve Eskişehir, Afyon, Denizli gibi şehirlerde geniş kapsamlı basın açıklamalar ile insanlar mitinge davet edilecek. 16 Eylül saat 17.00’de ise İzmir’de miting gerçekleştirilecek. Umarım çok büyük bir katılımla ‘hayır’ deriz. Biz de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu olarak eşgüdümlü 11 Eylül’de Strazburg’ta, Avrupa Parlamentosu’nun önünde eylem yapacağız. AP’nin çalışma saatlerini de gözeterek bu eylemi gerçekleştireceğiz. Türkiye’deki gelişmelerin en çok da Alevileri etkilediğini, çünkü laik yaşamdan, bilimsel eğitimden en fazla Alevi çocuklarının etkilendiğini biliyoruz. Bu çağ dışı zihniyete karşı uzun zamandan beri zorunlu din dersleriyle ilgili verdiğimiz bir mücadele de var. Bu kapsamda biz de orada çok geniş kapsamlı bir mitingvari basın açıklamasını parlamento önünde gerçekleştireceğiz.”

    “LAİKLİK ELDEN GİDERSE…”

    Nevin Kamilağaoğlu, Avrupa Parlamentosu önünde yapacakları eylemin farklı bir anlam taşıdığına da vurgu yaptı. Türkiye’deki gelişmelerin Avrupa’yı da kaygılandırdığını ifade eden Kamilağaoğlu, “Bu mitingle ilgili her ülkenin Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği milletvekillerine mektuplar yazılacak. Diyelim ki İsveç’ten Avrupa Parlamentosu’nda 7 milletvekili var. Irkçı partilerin dışında diğer tüm muhafazakar partiler de dahil olmak üzere İsveç dilinde çağrılarla milletvekillerini o gün basın açıklamasına davet edeceğiz” dedi.

    Yapılacak mitinge dair topluma çağrı mesajı da veren Kamilağaoğlu, “Alevi kurumları yıllarca özellikle laiklik ve bilimsel eğitim konusunda yalnız başlarına mücadele etti. Sanki sadece laiklik Alevilere özgü bir kavrammış gibi algılandı. Zorunlu din dersleri başta olmak üzere bu gelişmeler toplumun her kesiminden insanı ilgilendiriyor. Hatta muhafazakar insanları bile ilgilendiriyor. Herkesin, bu projenin hayata geçirilmemesi ile ilgili çok ciddi tavır koyması lazım. Herkesi bu mücadeleye davet ediyorum. Çünkü laiklik elden giderse gideceğimiz yeri çok iyi biliyoruz. Orta Doğu bugün kaynayan kazan, bir cehennem. Türkiye’nin sıradan bir Orta Doğu ülkesi olmaması için laikliğe, bilimsel eğitime, eşit yurttaşlığa tüm insanların sahip çıkmasını istiyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO

  • ‘Okullara imam atanması çocuklar arasında ayrımcılık yaratır, mücadele edilmeli’- VİDEO

    ‘Okullara imam atanması çocuklar arasında ayrımcılık yaratır, mücadele edilmeli’- VİDEO

    PİRHA- ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına tepki gösteren Eğitim-Sen Mersin Kadın Sekreteri Duygu Taner, söz konusu protokolün tek din, tek mezhep anlayışını dayattığını ve öğrenciler arasında ayrımcılığa neden olacağını vurguladı. Taner, tüm velilere, öğrencilere ve demokratik kitle örgütlerine mücadele etmeleri konusunda çağrıda bulundu. 

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.
    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi, dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.
    Söz konusu uygulama ile ilgili Eğitim-Sen Mersin Şubesi Kadın Sekreteri Duygu Taner, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “BU PROTOKOLLE EĞİTİMDE AYRIMCILIK YAPILIYOR”

    Duygu Taner, Milli Eğitim Bakanlığı’nın son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini vakıflarla protokoller imzalayarak eğitimde laikliği bozan bir rol üstlendiğini belirtti. Taner, bu protokollerin eşitlikten uzak, tek din tek mezhep anlayışını dayatarak öğrenciler arasında ayrımcılık yarattığını ifade ederek, “Aynı zamanda Milli Eğitim’in eğitim ve öğretim hizmetini yürütmek, bunun gözetimini yapmak ve denetlemek yetkisini uygunsuz bir biçimde Diyanet veya dini vakıflara aktarılması oldukça sıkıntılı. Bu çocukların okulda kamu yararına bir eğitim almasını engelleyen bir yerde duruyor” dedi.

    Taner, okullarda pedagojik formasyonu sağlamayan yetkililerin görevlendirilmesinin tehlikelerine ve ataması yapılmayan rehberlik öğretmenlerine de işaret ederek, “Dört yıllık eğitim fakültelerinde rehberlik ve danışman öğretmenlerimiz eğitim vermekte, yönlendirmekte uzman bir şekilde mezun oluyorlar. Bu arkadaşlarımızın atanmasına öncelik sağlanması, okullarda öğrencilere ayrımcılık yapmaksızın kapsayıcı bir biçimde, pedagojiye uygun bilimsel bir eğitimin yaygınlaşması açısından son derece önemli” sözlerini kullandı.

    BAKAN TEKİN’İN SÖZLERİNE TEPKİ

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitimi hedef alan sözlerini de değerlendiren Taner, şunları söyledi:

    “Kız çocuklarının ve genç kızların eğitimde yeteri kadar yer alamamasının sebebi karma eğitime bağlanması, siyasal iktidarın kendi yaşam tarzını hayata sokmaya çalışmasının bir parçası olarak görüyorum. Eşitsizlikler, erken yaşta zorla evlendirmeler, yoksulluklar gibi birçok neden varken bunları bir kenara atıp karma eğitimin kız çocuklarının okula gitmesinde bir engelmiş gibi sunulması çok sıkıntılı ve yanlış. Kız çocuklarının eşit şartlarda eğitim alması, özgür bireyler olarak hayata kazandırılmaları açısından karma eğitim elzem.”

    Eğitim Sen olarak hem yürütmenin durdurulması hem de protokolün iptali için dava açtıklarını dile getiren Eğitim-Sen Mersin Şubesi Kadın Sekreteri Duygu Taner, tüm velilere, öğrencilere ve demokratik kitle örgütlerine mücadele etmeleri konusunda çağrıda bulundu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO

    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO

  • EŞİK’ten Bakan Tekin’e: Kız çocuklarını ev köleleriniz yapamayacaksınız!

    EŞİK’ten Bakan Tekin’e: Kız çocuklarını ev köleleriniz yapamayacaksınız!

    PİRHA- Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK), Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ‘kız okulları açma’ sözlerine tepki göstererek, “Karma eğitime son vermek ve kız okulları açmak kadınlara nasıl itaatkar ev hizmetçileri olunacağının öğretilmesi, kadınları kamusal yaşamdan uzaklaştırma amaçlıdır. Kadın ve kız çocuklarını hayattan koparamayacaksınız, ev köleleriniz yapamayacaksınız” dedi.

    Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK), karma eğitime dönük saldırılara ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ‘Gerekirse kız okulları açarız’ sözlerine ilişkin yazılı açıklama yayımladı.

    21 yıllık AKP iktidarı döneminde kadın erkek eşitliği ve laiklik ilkesine dayanan toplumsal hayatı yok etme niyetiyle gerici adımların atıldığını belirten EŞİK, “Kız çocuklarının okullaşmasını teşvik” adı altında karma eğitimin ortadan kaldırılmasının amaçlandığına vurgu yaptı.

    “EŞİTLİK TEHLİKEDE”

    Büyük Birlik Partisi, HÜDAPAR ve Saadet Partisi’nin bakanın açıklamalarına destek verdiğini hatırlatan EŞİK, karma eğitim ve eşitlik mücadelesinin ne denli tehlikede olduğuna işaret etti.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bakanın, kız çocuklarının okullaşmasında gerileme olup olmadığına ve bunun nedenlerine dair bilimsel veri sunmak gereği bile duymadan ortaya attığı bu niyet beyanına iktidar bloku üyesi Büyük Birlik Partisi’nden gelen destek, el yükselterek “hastaneler de ayrılsın” oldu.

    Geçmişinde, kadın haklarından yana olduğunu söylediği için işkenceyle kadın katli (Konca Kuriş) kara lekesi  taşıyan, kadınları “sahiplendirmekten” bahsedebilen, “kime göre, neye göre çocuk” diyerek kız çocuklarının evlendirilmesini, yani çocuk cinsel istismarını onaylayan iktidar blokuna mensup bir diğer partinin genel başkanı ise; “karma eğitim en fazla kız çocuklarına zarar veriyor” diyerek kız çocuklarının eğitimini dert ettiğine inanmamızı bekliyor. Millet İttifakına mensup Saadet Partisi de, kadın erkek eşitliğinin demokrasinin önkoşulu olduğunu unutarak bakanın açıklamasını destek yarışında yerini aldı.

    “HAKLARIMIZDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Karma eğitime son vermek ve “kız okulları” açmak kadınlara bilimin değil, nasıl itaatkar ev hizmetçileri olunacağının öğretilmesi, kadınları kamusal yaşamdan ve çalışma hayatından uzaklaştırma amaçlıdır. Bu niyet ayrıca, karma eğitimde, çalışma hayatında ve kamusal alanda başları örtülü olarak var olma mücadelesi vermiş ve halen başörtüsüyle kamusal hayatın içinde olan kadınlara da haksızlıktır. Kadın ve kız çocuklarını hayattan koparamayacaksınız, ev köleleriniz yapamayacaksınız. Buna izin vermeyeceğiz.

    EŞİK platformu olarak, böylesine ağır bir süreçte bu sorumluluğun yaşamsal olduğunu hatırlatıyor; laik demokratik bir ülkede, eşit ve özgür bir hayat hayalimizden ve haklarımızdan asla vazgeçmiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitimci Cüneyt Kayıkçı: Karma eğitim hedefte, biat eden toplum istiyorlar- VİDEO

    Eğitimci Cüneyt Kayıkçı: Karma eğitim hedefte, biat eden toplum istiyorlar- VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Samandağ Şube Başkanı Cüneyt Kayıkçı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ‘kız okulları’ sözlerine karşılık kama eğitimin geçmişten bugüne her zaman hedefte olduğunu belirterek, “Eğitimi belli bir insan modeli yaratmak için kullanıyorlar. Bakanın bu açıklaması da belli bir zihniyetin yansıması” sözlerini kullandı.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Çocuklarını okula göndermeyen aileleri ikna etmek adına gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz” sözlerine tepkiler sürüyor. Karma eğitimi ve eşitliği hedef alan bu söyleme başta kadınlar olmak üzere eğitim kurumları sesini yükseltmeye devam ediyor.

    Eğitim Sen Samandağ Şube Başkanı Cüneyt Kayıkçı, bu sözlere ilişkin değerlendirmede bulunarak karma eğitime yönelik saldırılara karşı mücadele etmek gerekliliğini vurguladı.

    “BİAT EDEN BİR TOPLUMU EĞİTİMLE İNŞA ETMEK İSTİYORLAR”

    Karma eğitim sorununun günümüz meselesi olmadığını kaydeden Cüneyt Kayıkçı, “Kadını gördükleri yer belli, bunu eğitim sistemi ile birleştirmeye çalışıyorlar. Eğitim sistemine baktığımız zaman kadın erkek demeden bir toplum nasıl biat eder, nasıl ezilir bunların organizasyonunu görmek mümkün. Eğitimin kendisi insana şekil verme üzerinedir. İktidarlar da bunu hep kullanırlar. Bakanın (Yusuf Tekin)bu açıklaması belli bir zihniyetin yansıması” dedi.

    “DEPREMDE SINAV ADALETSİZ BİR DURUMDU”

    Depremin meydana geldiği kentlerde öğrencilerin Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına girmesini de eleştiren Kayıkçı, şunları söyledi:

    “Deprem felaketlerinin yarattığı bir çok sorunla boğuşurken bir de çocuklarımız geleceğini belirleme noktasında bir sınava girmeye çalıştılar. Baştan sonra adaletsizlikle dolu bir sınav sistemi. Deprem olmasaydı bile bu adaletsizlikler devam edecekti elbette. Çocukların en güzel çağları bu saçma sistemle çalınıyor. Sistem nasıl örgütlüyse, insan modeli yaratma noktasında şuralar oluşturuyorsa, eğitim programlarını her yıl yeniden gözden geçirip halkı biat eden bir hale getirmek için çalışmalar yapıyorsa biz de karşı cepheden bilimsel, insanca içerikleri savunan bütün değerlerimizin yan yana gelip bu sistemin karşısına bir güç koymamız gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ HATAY

  • Öğrencilerden, Boynukalın’a protesto: Karanlık, gerici zihniyet – VİDEO

    Öğrencilerden, Boynukalın’a protesto: Karanlık, gerici zihniyet – VİDEO

    PİRHA- Marmara Üniversitesi öğrencileri ilahiyat profesörü Mehmet Boynukalın’ın laiklik karşıtı paylaşımlarının ardından Göztepe Kampüsü önünde eylem yaptı. Öğrenciler, “Kız çocuklarının eğitim almama sebebi karma eğitim değil; karanlık, gerici zihniyettir. Bu yobazın üniversitede kendine hoca diye yer buluyor olması, akademinin içerisinde bulunduğu çöküşü gözler önüne sermektedir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katıldığı bir televizyon programında ailelerin kızlarını erkeklerle aynı okula göndermek istemediğini iddia ederek kız okulları açmaya yönelik söylemleri günlerdir tepki topluyor.

    AKP iktidarının laiklik karşıtı politikalarına bir destek de Marmara Üniversitesi profesörü Mehmet Boynukalın’dan geldi. Boynukalın Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Laiklik kız çocukları için ayrı okul açılmasına engel oluyorsa o laikliği kaldırmak gerekir” ifadelerine yer verdi.

    Boynukalın’a Marmara Üniversitesi öğrencilerinden tepki geldi. Göztepe Kampüsü önünde bir araya gelen öğrenciler, bir açıklama yaparak, “Örgütlü gericilik yıllardır yaptığı gibi bu topraklardaki ilerici olan her şeye savaş açmıştır. Kız çocuklarının eğitim almama sebebi karma eğitim değil; karanlık, gerici zihniyettir. Karma eğitimi değil, gerici zihniyeti ortada kaldırmak gerekir. AKP 21 yıl boyunca açıktan gericiliğin yolunu döşemiştir. Gericileri okulumuza hoca yapmıştır. Bu yobazın üniversitede kendine hoca diye yer buluyor olması, akademinin içerisinde bulunduğu çöküşü gözler önüne sermektedir. Laiklik akılcılığın ve bilimselliğin  önünü açan yegane unsurdur. Laikliğin bertaraf edilmesine yönelik adımlar ülkemizi Ortaçağ karanlığına götürmekten, yurttaşlık hukukunu al aşağı etmekten ve çocuklarımıza dinci ve kinci bir akıl vermekten öteye geçemez. Laikliğe saldırıp şeriat güzellemesi yapan bu akılların eğitim kurumlarımızı kendine kaldıraç olarak kullanması kabul edilemez” ifadelerine yer verildi

    “KARANLIĞA GEÇİT YOK”

    Öğrenciler, “Karanlığa Geçit Yok” pankartı taşıdı. Sık sık “Şeriata, faşizme, karanlığa geçit yok”, “Üniversiteler bizimdir, yobaza, faşiste bırakmayız” sloganı attı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO

    ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO

    PİRHA- ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına ilişkin tepkiler yükseliyor. Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz, Müslümanların da bu projeye karşı olması gerektiğini belirtirken, Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can da projenin iptal edilmesine yönelik mücadele edeceklerini ifade etti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Söz konusu uygulama ile ilgili Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz ve Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “DAHA ÖNCE DE DENENMİŞ BİR GİRİŞİM”

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’ndan Aysel Kılavuz, daha önce de aynı projenin denendiğini, gelen tepkilerle birlikte geri çekildiğini hatırlattı:

    “Beş yıl önce de benzer bir uygulama hayata geçirilmek istendi. O yıllarda da bizler, Alevi kurumları, eğitim sendikaları iptaline yönelik çok mücadele ettik, dilekçeler yazdık. Gelen tepkiler üzerine geri adım atmak zorunda kalmışlardı ama şimdi yeniden deniyorlar aynı şeyi. Ülke tarikat evleriyle dolu zaten. Daha önce tarikat evlerinde, gizli bir şekilde yapıyorlardı şimdi ise işe resmiyet katıp okullarda yapmaya başladılar. Sadece Alevileri değil, hakiki Müslümanları da zehirlemek için bunu yapıyorlar. Türkiye günden güne Pakistan, Afganistan’a dönüşüyor. Bu projeye gerçek İslamcılar da karşılar, karşı olmalılar.”

    ÇEDES’in yaratacağı tehlikeler konusunda her kesimin bilgilendirilmesi gerektiğinin önemine vurgu yapan Kılavuz, “Şiddetle karşıyız ve bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğiz. Çocukları okula giden aileler bu konuda çok duyarlı olmak zorundalar. Birbirimize bu projenin tehlikelerini anlatmamız gerekiyor. Şiddetle karşıyız ve bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRENCİLER ÜZERİNDE ETKİSİ DAHA DERİN OLACAK”

    Mersin Cemevi Gençlik Kolları Üyesi Caner Can, okullara imam atanmasının özellikle Alevi öğrenciler üzerinde daha olumsuz bir etki yaratacağını dile getirdi. Öğrencilerin okulda psikoloji baskı ve inanç karmaşası yaşayacağına dikkat çeken Can, “Bu konu derin endişeler uyandırmaktadır. Özellikle Alevi çocukları bu durumdan daha çok etkilenecektir. Çünkü Aleviler üzerinde uygulanmaya çalışılan asimilasyon politikaları, baskılar, acılar, katliamlar bir korku bıraktı. Buna bağlı olarak Alevi çocuklar evde başka bir inanç, okulda gittikleri zaman başka bir inançla karşılaşacaklar. Bu da kendi içlerinde karmaşa yaşamalarına sebep olacaktır. Bu da çocukların gelişiminde olumsuz bir etken olacaktır” sözlerini kullandı.

    Projeyle iktidarın kendi inancını başkalarına dikte ettiğini söyleyen Can, bu uygulamaya derhal son verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    > -Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > -‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > -‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > -‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > -‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > -‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > -‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’

  • ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, okullara öğretmen yerine imam atanması projesine karşı toplumun bir bütün olarak itiraz etmesi gerektiğini belirterek, “Bu proje, tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır” dedi. Kablan Yeşil, “İmamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi” ifadesini kullandı. 

    Milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri arasında imzalanan projeye tepkiler yükseliyor.

    Öğrencilere ‘milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin’ benimsetileceği söylemi ile okullara ‘manevi danışman’ adı altında okullara imam atanması birçok tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Pedagojik eğitimden yoksun imamların, okullarda ders veremeyeceğini belirten bilim insanları, eğitim alanının günden güne nitelik kaybettiğinin ise altını çiziyor.

    “ÇEDES İDEOLOJİK DİZAYN VE KÜLTÜREL TASFİYE PROJESİ”

    “Öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetleri” adı altında yürütülen projeye karşı Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil de tepki gösterdi. Aynı zamanda eğitimci olan Kablan, AKP iktidarının, din temelli bir müfredat oluşturma çabasında olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Siyasi iktidar açısından eğitim alanı, iktidara geldiği günden bu yana dincileştirme, tek tipçi bir nesil yetiştirme konusunda en fazla uğraşa geldiği bir alan oldu. Başta laikliğin tasfiye edilmesi, bilimsel, demokratik müfredatın tepetaklak edilmesinden tutalım da topladıkları eğitim şuralarında bunlara yönelik uyguladıkları politikalara; bugün işte son adımı olarak karşımıza çıkan ÇEDES projesinin kendisine kadar… İktidarın aslında toplumda kutuplaştırmayı, ayrıştırmayı önüne koyan son hareketi olmuş oldu.

    Bu ülke, bu coğrafya, yüzyıllardır bütün farklılıkları ile bir arada yaşamı var ede gelmiş topraklar. Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı, Ermeni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı ile geniş bir mozaiğin kendisi. Siyasi iktidarın tasfiye çalışmaları bir kez daha ÇEDES projesinde somut bir şekilde karşımıza çıktı. Tabii ki eğitim alanı iktidarların kendi ideolojik dizaynı açısından en temel aldıkları alanlardan biriydi. Çok iyi biliyoruz ki iktidara geldiği ilk günden bu yana AKP iktidarı, tekçiliğin, siyasal İslam’ın bir ideoloji olarak toplumsal dönüşümünü yaratma konusunda çok yapboz uyguladı. Cemaatlerle, tarikatlarla dönem dönem imzaladıkları protokollerde özellikle dinci vakıflarla yürüttükleri çalışmalarda bunun örneklerini çokça önümüze koydu. Ancak ÇEDES projesinin kendisi bambaşka bir anlam ifade daha ediyor. Çünkü eğitim kurumlarında genç, pedagojik açıdan yeterli düzeyde çalışan arkadaşlarımız olmasına rağmen manevi, kültürel değerlerin yaşatılması noktasında buralara imamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi.”

    “ÇEDES’E KARŞI ORTAK MÜCADELE YÜRÜTMEK GEREKİYOR”

    Şükran Kablan Yeşil, siyasal iktidarın, toplumun bütçesini savaş ve din politikaları için harcadığının da altını çizdi. KESK Eş Genel Başkanı Kablan, mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinde ısrar eden AKP-MHP hükümetini eleştirerek şunları söyledi:

    “İktidar, özellikle son yıllarda toplumun bütçesi yapılırken büyük bir kısmını savaş ve güvenlikçi politikaya ayırırken büyük bir kısmını da Diyanete ayırmaktadır. Burada tam da o ideolojik dizaynın kendisini görmek mümkün. Bu ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarından iktidarın bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Bu ülkede bizler zorunlu din derslerine karşı mücadele yürütürken, buna dair kazanılmış Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları önümüzde dururken, bununla birlikte toplumu ayrıştıran bir projeye daha iktidarın imza atmış olması kabul edilemez.

    Sendikamız Eğitim Sen, projenin iptaline dair Danıştay’da dava açtı. Her ne kadar hukuk bugün aynı iktidarın vesayeti altında olmuş olsa da biz uluslararası evrensel değerlerin, normların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yeterli olmasa bile bu ülkede eşit yurttaşlık, farklılık, laiklik temelinde karar vereceğini umuyoruz. Buradan bir anlamda da çağrı yapıyoruz; bu toplumun bütününe bir çağrı. Bu, farklı bir inançta olan Alevilerin, Hristiyanların veya bu topraklarda yaşayan farklı inançların meselesi olmanın çok çok ötesinde. Bugün tasfiye edilmek istenen budur. Kültürlere karşı tek bir kültürün, inancın, tek bir anlayışın iktidarlaşması, toplumun bütününde tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır. Dolayısıyla ÇEDES projesine karşı eğitimin dinselleştirilmesi, tarikatlara, cemaatlere teslim edilmesi, imamların okullarda önlerinin açılmasına karşı ortak bir mücadele yürütmek gerekiyor. Bu aynı zamanda yoksulluğa karşı mücadele ile birliktedir. Bildiğimiz gibi yoksul, emekçi çocukları gidemedikleri okullardan dolayı kaçak, kontrolsüz açılan vakıf, cemaat yurtlarına gitmekte. Son olarak hepimizi çokça acıtan Urfa’da yaşanan, henüz aydınlatılmadı ama intihar gibi görünen 12 yaşındaki çocuğumuzun cinayetinden tutalım da bu ve benzeri çokça yaşayabildiğimiz bir süreç. Dolayısıyla laikliğe sahip çıkmak, demokrasiye sahip çıkmak, barışa, eşitliğe, eşit yurttaşlık temelinde yaşama sahip çıkmak, bugün ÇEDES’e karşı bir mücadeleyi de birleştirmek son derece önemlidir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO

    ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlileri ataması ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevim, amaçlananın ülkeyi şeriata doğru götürmek olduğunu söyledi. Sevim, Aleviler olarak bu dayatma karşısında sessiz kalmayacaklarını belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle Alevilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Söz konusu uygulama ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevim, bu durumu Aleviler olarak asla kabul etmeyeceklerini vurguladı.

    “ALEVİLER OLARAK KAYGILIYIZ”

    Erdoğan Sevim, uygulamaya konulan projenin tehlikelerine işaret ederek bundan en çok Alevi çocuklarının etkileneceğini ifade etti. Zorunlu din dersinin yarattığı mahalle baskısının bu uygulamada da kendini göstereceğine değinen Sevim, “Zaten çocuklarımız okullarda din dersi müfredatıyla asimile edilmektedirler. Orada yer alan konuların hiçbiri Alevi eğitimciler, Alevi kurumlar tarafından hazırlanmış değillerdir. Biz bu ülkenin çağdaş yüzleri olarak diyoruz ki din eğitimi zorunlu olmamalıdır. Çocuklarımız mahalle baskısıyla okullarda açılan meclislere gitmek durumunda kalıyorlar. Bunlar yetmiyormuş gibi okullarda dini görevliler tarafından manevi eğitim verilmeye çalışılıyor. Devletin görevi çağdaş, bilimsel eğitimle geleceğe yönelik olarak nesillerin yetiştirilmesini sağlayacak kadroları sağlamaktır. Alevi öğrenciler bu manevi desteği almak istemediklerinde yine mahalle baskısına maruz kalacaklar” diye konuştu.

    “BUNUN ARKASINDA TARİKAT VE CEMAATLER VAR”

    ÇEDES ve benzeri uygulamalarla ülkenin şeriata doğru kaydırıldığını ve bunun arkasında cemaatler ile tarikatların olduğunu dile getiren Sevim, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Din manevi bir değerdir, kişiye özgüdür. Bunun devlet tarafından bir baskı aracı haline getirilip okullara imam gönderilmesi ve çocukların bu telkinlerle eğitilmesi asla kabul etmiyoruz. Bunun arkasında tarikat ve cemaatler var. Temel hedef adım adım şeriata gitmek ve Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek. Devletin görevi laik ve çağdaş eğitimi sağlamaktır. Biz Aleviler olarak bu konuda endişeliyiz ve bu durumu asla kabul etmeyeceğiz. Okullara gönderilen imam ve din görevlilerinin geri çekilmesini istiyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN