İnsan Hakları Uluslararası Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Mücadele Örgütü (OMCT), gazetecilerin keyfi bir şekilde gözaltına alındığını vurgulayarak, tutuklanan gazetecilerin “derhal ve koşulsuz olarak” serbest bırakılmasını istedi.
117 ülkeden 192 kuruluşu bir araya getiren uluslararası bir insan hakları sivil toplum kuruluşu olan FIDH (Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu) ve 90 ülkede 200’den fazla üyesi bulunan Dünya İşkenceye Karşı Örgüt (OMCT), 8 Haziran’da gözaltına alınarak tutuklanan 16 gazeteciye ilişkin ortak yazılı açıklama yaptı.
“DERHAL VE KOŞULSUZ OLARAK SERBEST BIRAKIN”
Mezopotamya Haber Ajansı‘nda yer alan haberde, FIDH, 8 Haziran’da gözaltına alınan 22 kişiden 16 gazetecinin keyfi olarak tutuklandığına değinerek, basın ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği bu durumu kınadı. Açıklamada tutuklu gazetecilerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasının yanı sıra ülkedeki gazetecilere yönelik her türlü taciz eyleminin sona erdirilmesi çağrısında da bulunuldu.
Gözaltına alınan gazetecilerin içinden geçtikleri sürecin detaylı bir şekilde anlatıldığı açıklamada, gazetecilerin tutuklandığı gece Meclis düzeyinde tartışılan “Dezenformasyon” yasasına dikkat çekilerek, “Yukarıda bahsedilen gazetecilere yönelik keyfi tutuklama ve adli tacizin endişe verici örnekleri göz önüne alındığında, bu yasa tasarısı Türkiye’de ifade özgürlüğü ve özellikle basın özgürlüğü için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Tam da bu nedenle ülkedeki gazeteciler buna şiddetle karşı çıkıyor” denildi.
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“FIDH ve OMCT olarak eleştiriye muhtaç terörle mücadele kanunu çerçevesinde Kürtlerin, insan hakları savunucularının ve gazetecilerin keyfi gözaltı, tutuklama ve mahkumiyet dahil adli tacizin her türünün Türkiye’de son derece yaygın olduğunu hatırlatmak istiyoruz. FIDH ve OMCT olarak yukarıda bahsi geçen 16 gazetecinin keyfi olarak tutuklanmasını ve Türkiye’deki diğer gazetecilere yönelik yargı tacizinin yanı sıra basın özgürlüğü de dahil olmak üzere ifade özgürlüklerini meşru olarak kullanmalarından dolayı cezalandırılmalarını şiddetle kınıyoruz. Örgütlerimiz, Türkiye’deki yetkilileri, ülkede keyfi olarak tutuklu bulunan tüm gazetecileri derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaya çağırıyor. FIDH ve OMCT ayrıca yetkilileri, Türkiye’deki tüm gazetecilerin meşru görevlerini misilleme korkusu olmadan ve adli taciz de dahil olmak üzere tüm kısıtlamalardan arınmış olarak yapabilmelerini sağlamaya çağırıyor. Son olarak, örgütlerimiz, tehlikeli dezenformasyon yasa tasarısından duydukları endişeyi dile getiriyor ve Türkiye’deki yetkilileri yasayı çıkarmaktan kaçınmaya ve her koşulda basın özgürlüğü de dahil olmak üzere ifade özgürlüğü hakkına saygı gösterilmesini ve korunmasını sağlamaya çağırıyor.”
PİRHA- Mersin’de açıklama yapan gazeteciler, meslektaşlarının tutuklanmalara tepki göstererek, “Biz gazeteciler; gözaltılara, tutuklamalara, baskı ve sindirme politikalarına boyun eğmeyeceğiz. Her ne pahasına olursa olsun, Ape Musa’dan, Metin Göktepe’den, Uğur Mumcu’dan, Hrant Dink’ten devraldığımız kalemle hakikati yazmaya devam edeceğiz” dedi.
Diyarbakır’da 8 Haziran’da gözaltına alınan 20 gazeteciden 16’sının çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmasına tepkiler devam ediyor.
Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelen gazeteciler, meslektaşları için açıklama yaptı. Açıklamayı gazeteciler adına Cemil Uğur okudu.
Uğur, gazetecilerin tutuklanmasına hangi kılıf uydurulursa uydurulsun, gazetecilerin gazeteciliğin onurunu ve halkın haber alma hakkını savunduğu için tutuklandığını belirterek, “Demokrasi, basın ve ifade özgürlüğünü savunarak iktidara gelen AKP, bugün bunları tamamen ortadan kaldırdı. Sırf iktidarını sürdürmek isteyen AKP, meslektaşlarımızı tutuklayarak seçim sürecini başlatmıştır. Bu süreci baskıyla sürdürmeye çalışacaklarını şimdiden tahmin etmek kahinlik olmayacaktır” dedi.
Basına yönelik gözaltıların ve baskıların, tamamen bütün topluma verilmiş bir gözdağı olduğuna işaret eden Uğur, “Gazetecilere, mesleki faaliyetleri nedeniyle başlatılan soruşturma ve tutuklamalar basın özgürlüğüne ve haber alma hakkına saldırıdır diyerek, şöyle devam etti:
“BASININ ÖZGÜR OLMADIĞI ÜLKEDE DEMOKRASİ OLMAZ”
“Basın özgürlüğü konusunda 180 ülke içinde 149’uncu sırada olan Türkiye, Diyarbakır’da 16 gazeteciyi tutuklayarak bu sıralamada daha da geriye düşmüş durumda. Özgür basının hapsedilmesi karşısında muhalefet partilerinden aydınına, gazetecisinden cemiyetine kadar susanlar şunu unutmamalıdır ki; basının özgür olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Bunun sadece biz gazetecilerin değil, Türkiye’de yaşayan 84 milyonun meselesi olduğu bilinmelidir. Bu bakımdan demokrasi ve halkın haber alma hakkını savunmak için tüm siyasi partileri, kurumları ve yurttaşları ortak mücadele etrafından birleşmeye çağırıyoruz.”
“Biz gazeteciler; zalimin zulmüne karşı mücadele edenlerin, kadınların, işçileri, emekçilerin, KHK’lıların, Kürt halkının, yok sayılan halkların inançların, doğası için direnenlerin ve tüm ezilenlerin sesi olmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerine devam eden Uğur, “Biz gazeteciler; gözaltılara, tutuklamalara, baskı ve sindirme politikalarına boyun eğmeyeceğiz. Her ne pahasına olursa olsun, Ape Musa’dan, Metin Göktepe’den, Uğur Mumcu’dan, Hrant Dink’ten devraldığımız kalemle hakikati yazmaya devam edeceğiz. Arkadaşlarımız serbest bırakılana kadar, her alanda onların sesi olacağız” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Diyarbakır’da 20’ye yakın gazetecinin gözaltına alınmasına tepkiler yükseliyor. Gözaltıların ve baskınların iktidarın seçim kampanyasının bir parçası olduğuna dikkat çekilen açıklamalarda, gazetecilerle dayanışma çağrısında bulunuldu.
Diyarbakır’da Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan ve JINNEWS Müdürü Safiye Alagaş’ın da aralarında olduğu çok sayıda gazeteci gözaltına alındı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alınan gazetecilerin dosyasına kısıtlılık kararı getirildi. Avukatların talep ettiği mahkeme kararı, savcılıkça “arama ve gözaltı faaliyetinin devam ettiği” gerekçesiyle reddedildi.
Gazetecilerin gözaltına alınmasına tepkiler yükseldi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Basın Yayın ve Propagandadan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayyip Temel’in imzasıyla yapılan “AKP ve MHP özgür basın çalışanlarını hedef alarak Çillerin ve Cemaatin yolundan ilerliyor” başlıklı açıklamada, “AKP-MHP iktidarı toplumsal desteğini yitirdikçe, siyaseten kaybettikçe, çaresizce partimize, Kürt kurumlarına, muhaliflere saldırarak, hukuk dışı ve korkakça saldırılarla ömrünü uzatmaya çalışmaktadır” denildi.
Kürt halkına, Kürt halkının kurumlarına, HDP’ye, muhaliflere, gazetecilere yönelik gözaltıların ve tutuklamaların, iktidarın seçim kampanyasının bir parçası olduğuna dikkat çeken Temel, şunları belitti:
“Gazetecilere yönelik saldırılar aynı zamanda iktidarın acizliğinin, çaresizliğinin, ömrünü uzatma çabasının bir sonucudur. Ama bunların tamamı nafile çabalardır. Apê Musa’dan, Gurbeteli Ersöz’den hakikat mücadelesini devralan özgür basın çalışanları dün Çiller’in sokaktaki çetelerine, Cemaatin yargı içine yerleştirdiği çetelere boyun eğmedi bugün de AKP ve MHP’nin faşizan ve saldırgan politikalarına karşı asla boyun eğmeyecek. Dün gazetecileri hedef alanların tamamı, yargıç cüppesi giyen çeteler, tarihin karanlık sayfasında yer aldı, bugünkü aktörler de onların akıbetini yaşayacaktır. Özgür basın çalışanlarına yönelik saldırıları şiddetle kınıyor, hakikat mücadelesini yürüten gazetecilerin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Bütün kamuoyunu da bu saldırılara karşı sessiz kalmamaya, gazeteci meslek örgütlerini meslektaşlarıyla etkili dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.”
“BASINI SEÇİME DOĞRU GİDERKEN İYİCE ETKİSİZLEŞTİRME POLİTİKASI”
Kısadalga.net yazarı ve gazeteci Mehveş Evin, yapılan gözaltıların kaygı verici olduğunu ve tesadüf olmadığını belirtti. Türkiye’nin hala basın özgürlüğünü ayaklar altına alan ülkelerin başında geldiğine dikkati çeken Evin, “Basını seçime doğru giderken iyice etkisizleştirme, ezme, dolayısıyla halkı yıldırma politikası bu. Tahminime göre, her iki ittifak denkleminde de yer almayan HDP’yi ve HDP seçmenini sandığa küstürmek, boykot ettirmek amacı güdülüyor. Kimse ses çıkartamasın diye güvenlik, terör, üyelik gibi bahaneler uyduruluyor. Bu acımasız, hukuksuz taktikleri boşa çıkarmanın yolu, demokratik haklarımıza, meslektaş olarak da birbirimize sahip çıkmak” dedi.
“BASINA BASKI “VAHİM” BİR NOKTAYA GELDİ”
Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın-İŞ) Genel Başkanı Faruk Eren de, gazetecilere yönelik baskılara işaret ederek, durumun, “vahim” bir noktaya geldiğini işaret etti. Özellikle Kürt gazetecilere yönelik baskı ve gözaltının sürdüğüne dikkati çeken Eren, gözaltının nedenine işaret etti. Eren, “Bu, iktidarın uygulayacağı baskı politikalarının ön habercisi olarak görüyorum” dedi.
“GAZETECİYE, GAZETECİLİĞE YÖNELİK BASKIYI ANCAK ORTAKLAŞARAK ENGEL OLABİLİRİZ”
Gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş Direktörü avukat Veysel Ok ise, “Bu durumun son bulması için herkesin Kürt gazetecilerin yanında olması lazım. Bu gözaltılara Kürt gazeteciler tek başına tepki göstermemeli ki bu yeterli de olmaz. İstanbul’da 16 gazeteci gözaltına alındığında nasıl tepki koyuyorsak aynı şeklide Diyarbakır için de aynı şeyi yapmamız lazım. İstanbul olsaydı tepki daha farklı olurdu. Gazeteciye, gazeteciliğe yönelik baskıyı ancak ortaklaşarak engel olabiliriz. Bu sebeple herkesin dayanışma göstermesi lazım” ifadelerini kullandı.
Zırhlı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden ve bisikleti 3 parçaya ayrılan Miraç Miroğlu, tanıkların kazaya karışan aracın süratli olduğu yönündeki beyanlarına rağmen, trafik polisleri tarafından hazırlanan raporda “asli kusurlu” olarak gösterildi.
Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Turgut Özal Mahallesi 533. Sokak’ta 3 Eylül günü akşam saatlerinde bisiklet süren 7 yaşındaki Miraç Miroğlu’nun, polis M.K.’nin kullandığı zırhlı aracın çarpması sonucu yaşamını yitirmesine ilişkin jandarma ve trafik polisleri tarafından hazırlanan olay yeri inceleme tutanakları ile görgü tanığı S.Ş.’nin ifadesine ulaşıldı.
MA’da Zeynep Durgut’un haberine göre, zıhlı aracın çarptığı Miraç Miroğlu’nun (7) ölümüne dair hazırlanan ‘Olay Yeri Görgü Tespit Tutanağı’nda, çarpmanın etkisiyle bisikletinin 3 parçaya ayrıldığı, çocuğa ait terliklerden birinin yerde, diğerinin olay yerinin kenarındaki ahıra benzeyen yapının üzerine uçtuğu kaydedildi.
Kazaya dair trafik polisleri tarafından tutulan inceleme raporu da soruşturma dosyasına eklendi. Bu raporda, olaya dair dair “Kaza yerinde yapılan inceleme ve araştırmada, Turgut Özal caddesi kavşağına doğru gitmekte olan motorsuz bisiklet sürücüsü Miraç Miroğlu’nun dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu DUR trafik işareti levhası bulunduğu halde durmayarak doğru istikametinden giden 73/A 0107 plakalı resmi aracın sol ön kısmında çarpması neticesinde çift taraflı yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği tespit edilmiştir. Motorsuz bisiklet sürücüsü Miraç Miroğlu’nun Asli kusurlardan 64/H (Kavşaklarda geçiş önceliğine uymamak) 57/A(kavşağa yaklaşan sürücüler kavşaktaki şartlara uyacak şekilde yavaşlamak, dikkatli olması geçiş hakkı olan araçların önce geçmesine imkan vermek zorundadırlar) maddesini ihlal ettiğinden kusurlu olduğu kanaatine kaza yerinde yapılan inceleme ve araştırma ve ölçümler sonucuna varılmıştır” denildi.
GÖRGÜ TANIĞI: YÜKSEK ŞEKİLDE FREN YA DA ÇARPMA SESİ GELDİ
Trafik polisleri tarafından hazırlanan raporda, zırhlı araç sürücüsü polis yerine hayatın kaybeden Miraç kusurlu bulunsa da olayın tek görgü tanığı olan Ş.Ş.’nin beyanları zırhlı aracın süratli olduğu yönünde.
Ş.Ş., savcılık talimatıyla Emniyet’te alınan ifadesinde “Bahçede otururken, sokaktan yüksek bir şekilde fren ya da çarpma şeklinde bir ses geldi. Sesi duyar duymaz dışarıya çıktım” diyerek aracın hızlı olduğunu söyledi.
Savcılık talimatı ile İdil Jandarma Komutanlığı’na bağlı olay yeri inceleme ekibi tarafından hazırlanan inceleme raporunda da “Olay yeri inceleme esnasında havanın akşam ve yol sahtının kuru olduğu, yol üzerinde görüşe engel teşkil edecek herhangi bir cismin bulunmadığının gözlemlendiği” değerlendirmeleri yer aldı.
Yapılan incelemelerde, yine “… kaza sonucu hasar gören bisiklete ait parçaların olduğu görüldü. Tespit edilen bisiklet parçalarının bulunduğu yerde asfalt zeminde yeni oluşmuş sürtünme ve kazınmaların oluştuğu tespit edildi” denildi.
ZIRHLI ARAÇ EMNİYET’İN BAHÇESİNE ÇEKİLDİ
Rapora yer alan dikkat çekici bilgilerden biri ise, kazaya karışan zırhlı aracın Miraç’ın hastaneye götürülmesi sonrası İdil Emniyet Müdürlüğü’ne çekilmiş olması oldu. Aracı Emniyet’in bahçesinde incelemek zorunda kalan jandarma ekipleri, ulaştıkları sonuçlara raporlarında şöyle yer verdi:
“Yapılan incelemede aracın ön kısmında kaza sonucu oluşan herhangi bir hasarın ve bisikletin çarpması sonucu sürtünme ve kazınmanın olmadığı görüldü. Ayrıca ön kısmı ile ön alt kısmında herhangi bir kan lekesi veya doku parçası ve vücut sıvısının olmadığı görüldü. Aracın sol tarafından yapılan incelemede aracın sol orta kapı dış menteşesi üzerinde yeni oluşmuş sürtünme ve kazınmanın olduğu görüldü. Aracın sol arka tekerlek metal denge kolu üzerinde kırmızı renkli kan lekesi olduğu değerlendirilen lekenin olduğu tespit edildi. Tespit edilen lekeden biyolojik sıvap çubuğu ile sıvap alındı. Aracın sağ tarafında yapılan incelemede sağ ön kapı merdiven bölümünde ve aracın içerisindeki sağ ön yolcu bölümündeki paspas ve koltuk üzerinde kırmızı renkli kan lekelerin olduğu tespit edildi. Tespit edilen kan lekelerinin kazada ölen şahsın bu araçla hastaneye götürüldüğü esnada akmış olabileceği değerlendirildi. Aracın ön ve arka tekerlekleri üzerinde yapılan incelemede aracın tekerlekleri üzerinde herhangi bir kan lekesi doku parçası veya vücut sıvısı tespit edilmedi. Aracın içerinde yapılan incelemede araç içerisinde herhangi bir alkollü içecek kutusu, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya kalıntısına rastlanılmadı.”
PİRHA- 9 Ocak’tan bu yana Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunanMezopotamya ajansı muhabiri Mehmet Aslan için “#MehmetAslanGazetecidir” hashtagıyla kampanya başlatılıyor.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “örgüt üyesi olmak” ve “Kitleleri galeyana getirici/kışkırtıcı haber yapmak” iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan muhabirimiz Mehmet Aslan, 9 Ocak’tan bu yana Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Yaptığı haberler ve haber kaynaklarıyla yaptığı görüşmeler suç olarak gösterilen Aslan’ın ilk duruşması, 26 Mayıs’ta saat 10.00’da İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Aslan’ın serbest bırakılması için meslektaşları tarafından bu akşam hashtag çalışması başlatılıyor. Aslan için başlatılan kampanyada meslektaşları şöyle çağırıda bulundu:
“Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘örgüt üyesi olmak’ ve ‘Kitleleri galeyana getirici/kışkırtıcı haber yapmak’ iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan Mezopotamya Ajansı muhabiri Mehmet Aslan, 9 Ocak’tan bu yana Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Aslan’ın yargılandığı davanın ilk duruşması 26 Mayıs’ta İstanbul 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Sadece mesleki faaliyetlerinden kaynaklı tutuklanan gazetecilerin özgürlüğü için daha güçlü ses çıkarmak bugünün en önemli ihtiyacıdır. Demokrasi, insan hakkı ve özgürlükler basın özgür oldukça genişler. Gazeteciler başta olmak üzere tüm meslek ve sivil toplum örgütlerini, iktidarın tüm baskılarına rağmen gerçekleri kamuoyuna ulaştırmakta geri adım atmayan meslektaşımız ile dayanışmaya çağırıyoruz. Herkesi, meslektaşımız Aslan’ın özgürlüğü için 25 Mayıs saat 21.00’de “#MehmetAslanGazetecidir” başlığıyla başlatacağımız hashtag kampanyasına destek vermeye çağırıyoruz.”
PİRHA- İntihara sürüklenen İpek Er’in tecavüz zanlısı Uzman Çavuş Musa Orhan’ın yargılandığı duruşmada tutuklanma talebi bir kez daha reddedildi.
İntihara sürüklenen İpek Er’in tecavüz zanlısı Uzman Çavuş Musa Orhan’ın “nitelikli cinsel saldırı” suçundan yargılandığı davanın ikinci duruşması Siirt 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
MA’nın haberine göre, duruşma nedeniyle adliye çevresinde yoğun önlem alındı. Duruşmayı takip etmek isteyen gazeteciler, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi üyeleri ve Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla adliye içine alınmadı.
Duruşmaya, İpek Er’in ailesi, tanık Sadullah Kars, Siirt ve Batman Barosu avukatları, İnsan Hakları Derneği (İHD) Siirt ve Batman Şubeleri ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) katılırken, sanık Orhan ve avukatları Ankara’dan Ses Görüntü ve Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.
Duruşma, mahkeme heyetinin değişmesi nedeniyle önceki celsenin tutanaklarının okunmasıyla başladı. İlk duruşmada susma hakkını kullanan Orhan, bu duruşmada da aynı tavrını sürdürdü.
Daha sonra İpek Er’in Siirt’te konaklandığı otel çalışanı Sadullah Kars tanık olarak dinlendi. Sanık avukatlarından Erkan Akkuş’un tanığa Er’in kendisine nişanlısının kim olduğunu anlatıp anlatmadığını sorması üzerine tanık Kars, “İpek Er bana nişanlısının uzman çavuş olduğunu ve Pervari’de görev yaptığını söyledi” cevabını verdi.
İpek’in annesi Hikmet Kılınç, Musa Orhan’ın kızını toprağın altına koyarak kendisinin dışarıda gezmesine hakkı olmadığını söyledi. İpek Er’in avukatları da tanığın verdiği ifadelerde sanık Musa Orhan’ın suçu işlediğini gösterdiğini söyleyerek, Orhan’ın tutuklanması talebinde bulundu. İddia makamı tutuklanma talebinin reddini isteyerek, dosyadaki eksik hususların giderilmesi talebinde bulundu.
Mahkeme, delillerin toplanmış olması ve delillerin karartılma ihtimalinin olmadığı gerekçesiyle Musa Orhan’ın tutuklanması talebini reddetti, diğer tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 1 Haziran’a erteledi.
Duruşma sonrası polislerin, İpek Er’in ailesini, adliye önünde bekleyen TJA aktivistleri, HDP Kadın Meclisi üyeleri ve gazetecilerden uzaklaştırması dikkat çekti.
PİRHA- Van’da 2 köylünün helikopterden atılmasını haberleştirdikleri için tutuklanan 4 gazetecinin bireysel başvuruda bulunduğu AYM, Mezopotamya Haber Ajansı muhabiri Cemil Uğur’un başvurusuna ilişkin görüş istediği Adalet Bakanlığı’ndan, “Basın mensubu değil” yanıtı aldığı ortaya çıktı.
MA’dan Gökhan Altay’ın haberine göre; AYM, yapılan başvuru üzerine 12 Aralık’ta Adalet Bakanlığı’ndan görüş istedi. Bakanlığa bağlı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı, başvuruculardan Cemil Uğur’un bireysel başvurusuna dair AYM’ye görüş sundu.
Bakanlık, Uğur hakkında verilen tutuklama kararına görüşünde yer vererek, dosya kapsamında ismi geçenlerin basın kartlarının geçerliliğinin olmadığını savundu. Bakanlık, “(…) geçerli bir basın kartının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın belirlediği şartları taşıyan kişilere ancak verilebileceği, doğal olarak mevcut şartları taşımadıklarından söz konusu şüphelilerin basın mensubu olmadıklarının anlaşıldığı (…)” ifadelerine yer verildi. Bakanlık, Uğur’un 2 köylüye ilişkin yapılan haberlerden kaynaklı tutuklandığının belirtilmesini de “dayanaktan yoksun” olarak değerlendirdi.
Uğur’un hukuki temsilini üstlenen Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatları, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AYM’ye sundu.
Uğur’un gazetecilik faaliyetinden kaynaklı tutuklandığının vurgulayan avukatlar, Türkiye’nin insan haklarına saygı konusunda çok zayıf bir sicile sahip olduğunu ve “gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi” olarak tanımlandığını kaydetti.
Bakanlık görüşünde yer alan “Uğur gazeteci değildir” iddiasına yanıt veren avukatlar, bir kişinin gazeteci olup olmamasının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının belirlediği kriterlerin belirleyemeyeceğini vurgulayarak, gazetecilere yönelik soruşturmayı yürüten savcının aynı zamanda Servet Turgut ve Osman Şiban’a işkence yapılmasıyla ilgili kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturmayı da yürüten savcı olduğunu anımsattı.
HDK “Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi” hamlesinin startını verdi. HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, “Sayın Öcalan’a yönelik tecrit ülkeyi krizden krize sürüklüyor” derken, cezaevinden mesaj gönderen eş sözcü Sedat Şenoğlu, savaşın bedelinin halkların ödediğini söyledi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Taksim’de bulunan Genel Merkezi’nde yaptıkları basın toplantısıyla “Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi” hamlesinin startını verdi. Toplantının yapıldığı salona “Kapitalizmin krizine karşı halkların ortak mücadelesi” pankartı asıldı. Toplantıya HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Milletvekilleri Hüda Kaya, Dilşat Canbaz Kaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) temsilcileri, Limter İş Genel Başkanı Kanber Saygılı ve ÖHD Eş Genel Başkanı Ayşe Acinikli yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Toplantıda ilk olarak HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, başlattıkları hamlenin basın metnini okudu.
“İKTİDARIN EKONOMİYE DAİR VERDİĞİ HİÇBİR BİLGİNİN, ZERRE KADAR İNANDIRICILIĞI KALMADI”
Türkiye halklarının ekonomik krizin derinleştiği çok ağır bir sürece girdiğini söyleyen Uğurlu, “Çalışan sınıfın üçte birinden fazlası işsiz. Milyonlarca işsiz, yakın gelecekte iş bulma umudunu kaybetmiş durumda. Dolayısıyla milyonlarca emekçi ailesi kışa hiçbir gelire sahip olmadığı şartlarda giriyor. Temel ihtiyaç maddelerinde yıllık enflasyon yüzde 40’a dayandı. Asgari ücretle veya herhangi bir ücretle, bir işte çalışan, henüz işini kaybetmemiş emekçiler de ücretlerinin en temel harcamalarını karşılamaya yetmediğini görüyor. Türkiye enerjiyi, ilacı, sanayinin yarı mamul girdilerini, geçmişte kendisinin ürettiği pek çok gıda ürününü ve hatta samanı ithal eden bir ülke. Dolar ve Euro ipsiz uçurtma gibi, TL karşısında yükseliyor. Bu durum her gün biraz daha yoksullaşmamız anlamına geliyor. Devletin ve özel sektörün dış borcu 450 milyar Dolar. Merkez Bankasının döviz stoku eksi 40 milyar Dolar. Ekonominin kronik cari açığı bu sene bütün rekorlarını kırıyor. İktidarın ekonomiye dair verdiği hiçbir bilginin, hiçbir rakamın, istatistiğin, zerre kadar inandırıcılığı kalmadı. Tek adam rejiminin harcamalarını denetleyen bir kurum artık yok” diye konuştu.
“YURTTAŞLAR SALGININ İNSAFINA TERK EDİLDİ”
Tek adam rejimi ile Meclis’in işlevini kaybederek, göstermelik bir kurum halini aldığını ifade eden Uğurlu, Meclis’ten sonra yargı erkinin bir bütün olarak iktidarın kontrolüne geçtiğini ifade etti.
Salgın koşullarında iktidarın toplum sağlığını koruma yönünde niyeti ve çabası olmadığını da ifade eden Uğurlu, “Yurttaşlar salgının insafına terk edildi. Ülkede her gün yapılan testlerin yüzde 25’nin Saray ahalisine yapıldığı, geri kalanının 85 milyon kişiye uygulandığı anlaşıldı. Rejim toplumun sorunlarına çözüm aramayı hiçbir zaman düşünmedi. Bütün çözüm arayışları iktidarlarını bir gün fazla devam ettirmek üzerinedir” diye konuştu.
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen tecride de dikkat çeken Uğurlu, “Bütün komşularla ilişkilerde savaş tehdidinin temel politika yöntemi olması boşuna değildir. Ancak asıl savaş politikaları Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ve dışında Kürt halkına yöneliktir. On yıllardır sürdürdükleri ret ve inkara dayalı çözümsüzlük politikası ve Sayın Öcalan’a yönelik tecrit yönelimi; ülkeyi bütün alanlarda krizden krize sürüklüyor. Savaş politikaları ekonomik krizleri kaçınılmaz kılmakla kalmıyor, devlet içinde karanlık odakları güçlendiriyor. Devlet mekanizmasını bütünüyle suç örgütleri koalisyonuna dönüştürüyor” dedi.
“REJİM KRİZİ ÇÖZME YOLUNDA ADIMLAR ATMAK YERİNE YENİ OSMANLICI BİR İDEOLOJİ İNŞA EDİYOR”
Türkiye’nin kapitalist ve emperyalist sisteme çok yönlü bağımlı olduğunun altını çizen Uğurlu, “Dolayısıyla sistemin küresel krizlerinden payına düşeni daima alıyor. Ama kendi kriz dinamikleri sistemden gelen kriz etkilerinden çok daha güçlüdür. Rejim krizi çözme yolunda adımlar atmak yerine Yeni Osmanlıcı bir ideoloji inşa ederek, baskı ve devlet terörüyle toplumu teslim almaya çalışıyor. Bütün bunlar, geçmişten farklı olarak yaşanan ekonomik krizi, siyasi, ideolojik, diplomatik krizlerle çoklu bir krize dönüştürüyor. Toplumsal değerler çözülüyor; toplum ortaklık zeminlerini tamamen kaybediyor. Rejim toplumsal zeminini Kürtlere, Ermenilere, Yunanistan’a, Batıya, Hristiyanlara, diğer inanç ve halklara düşmanlık üzerinden yeniden üretmeye veya korumaya çalışıyor. HDP’ye, sola, sosyalizme karşı düşmanlaştırıcı politikalar, her türlü muhalefeti düşman veya hain olarak yaftalamaya dönüşüyor. Kadınlara karşı şiddet hem kışkırtılıyor, hem himaye ediliyor. LBGTİ+’lar rejimin en pervasızlıkla hedef gösterdiği kesimdir” diye konuştu.
“BU KARANLIK EN GENİŞ İTTİFAKI KURULMADAN “DUR” DEMEK İMKANSIZ”
Bu karanlık gidişe ülkenin bütün demokrasi güçlerinin en geniş ittifakı kurulmadan “dur” demenin imkansız olduğunun altını çizen Uğurlu, şöyle devam etti: “Devrimcilerin bloku; demokrasi ittifakı, toplumsal örgütlerin birleşik mücadelesinin örülmesi ve benzeri her türlü birlikte mücadele imkanını sonuna kadar değerlendirmek zorundayız. Her türlü birleşik mücadeleyi, yerelde, toplumsal örgütlenmeleri geliştirerek, gerçek bir halk muhalefeti gücüne dönüştürmeliyiz. Elbette faşizme karşı mücadelenin sistem içi, ara iktidar hedefleri olacaktır. Ancak sürekli kriz üreten ve krizlerin faturasını halka çıkaran bu sisteme karşı, bir alternatif önermiyorsak; politik kazanımlarımızın hepsi güçsüz ve geçici olacaktır. HDK, yeni yaşam önerisiyle, bütün insanlık ve dünyamızdaki bütün hayat için bir seçenek öneriyor.”
“KAPİTALİZMİN KRİZİNE KARŞI HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİ HAMLESİ BAŞLATIYORUZ”
ile bir kampanya başlatmadıklarını sözlerine ekleyen Uğurlu, “Bu hamle kesintisiz, sürekli bir mücadele hamlesidir. İllerde, ilçelerde, mahallelerde, iş yerlerinde, üniversitelerde, köylerde meclisleşme hedefimizi büyütüyoruz. Rejime karşı halkların ortak direnişini örgütleme; bu direnişin örgütlerini yaratma hedefini önümüze koyuyoruz. Dolayısıyla bu fikriyatın kadrolarını, örgütlerini ve mücadelesini yaratma hedefini önümüze koyuyoruz. İlham kaynağımız geçmişin faşizme karşı kazanılmış zaferleridir. Kürt Özgürlük mücadelesinin; Türkiye devrimci hareketinin birikimidir. Kadın mücadelesinin ulaştığı gelişkinlik düzeyidir. HDK, bütün bölgelerde, yerel hedefler belirleyecek, bu hedeflere yürümek için planlamalarını yapacak ve sonsuz bir sabırla, yorulmak bilmeyen bir çalışkanlıkla örgütlenecektir. Türkiye halkları her geçen gün krizlerden çıkış yolunu meclislere yüzünü dönerek aşma iradesi gösteriyor. Bizim krizlere karşı çözümümüz var. Bizim birlikte yaşam inancımız ve irademiz var. Çağrımızdır bizlerin çözümü var, hep birlikte ortak mücadeleyle ‘Yeni Yaşamı’ inşa edelim” diye belirtti.
Sedat Şenoğu: Savaşın bedelini halklar ödüyor
Ardından tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mesajı okundu. Şenoğlu’nun mesajı şu şekilde:
“Kriz, belirsizlik, geleceksizlik, güvencesizlik kavramlarının hem toplumsal hem de tek tek bireylerin haleti ruhiyesini tanımlar hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bölgemiz emperyalist güçlerin müdahil olduğu bir paylaşım savaşının arenası yapıldı. 2008’den beri her adımda derinleşen ekonomik ve siyasi krizler, toplumsal adaletsizliği derinleştirdi. Her yıl binlerce emekçi işsizler ve açlar ordusuna katılıyor. Eğitim, sağlık, barınma gibi temel insan hakları şirketlerin kar kapısı yapıldı, toplum her türlü kamusal güvenceden yoksun hale getirildi. Demokrasinin uzun bir zamandır rafa kaldırılmasının yarattığı yıkımın iyice ayyuka çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Saray etrafındaki küçük bir azınlık dışında toplumun her kesimi demokrasi kaybının ceremesini bir şekilde yaşıyor. Mesela ekolojik yıkım projeleri en fazla bu demokrasi kaybı sayesinde, hukukun tam bir istikrarsızlaştırma, kuralsızlaştırma ve her türlü hak talebini engelleme aracı olarak kullanılması sayesinde hayata geçiyor. Aynı şey, pandemi koşullarında çalışmak zorunda bırakılan, hatta salgını bahane ederek fabrikalarına kilitlenerek çalışmak zorunda olan işçiler içinde geçerli. Avukatlar, sağlık emekçileri, mimar ve mühendisler, büro çalışanları da demokrasi kaybını mesleki örgütlerine yönelik yasa operasyonları ile karşılaşıyor. Kadınlar canlarıyla ödüyor yaşanan krizin bedelini. Savaşın, güvenlikçi politikaların, demokrasinin rafa kaldırılmasının bedelini başta Kürt halkı olmak üzere halklarımız, bölge halkları ödüyor. Yurtta savaş dünyada savaş şiarıyla halklarımızın damarlarına şovenizm kanı pompalanıyor. Bütün bu karanlık tablonun içinde bize umut ve güç verecek tek şey, örgütlü toplum örgütlü halk olma pratikleridir. Şairin dediği gibi, bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır. Tarihin dersidir, örgütlü halk yenilmez. Halkların Demokratik Kongresi olarak çoklu krize karşı başlattığımız hamlemiz toplumun yeniden örgütlenmesi, örgütlerimizin yeniden örgütlenmesi ve örgütlü bir halk olarak karanlığı yenme hamlesidir. Toplumsal sorunların bireysel çözümleri yoktur. Her yerde, yerelde demokratik örgütlenmemizi geliştirerek, çoklu krize karşı panzehir üretebiliriz.”
PİRHA- Kemal Kurkut davasında, sanık polis Y.Ş. ve avukatının katılmadığı duruşma 5 dakika sürdü. Duruşma karar verilmek üzere 17 Kasım’a ertelendi.
Diyarbakır 2017 Newroz’una katılırken hedef alınarak öldürülen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un katil zanlısı Y.Ş. hakkında “olası kastla öldürme” suçundan Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 11’inci duruşması görüldü. Duruşmaya sanık ve avukatı katılmazken, Kurkut ailesi avukatları duruşmada hazır bulundu.
GAZETECİLER VE MİLLETVEKİLLERİ DURUŞMAYA ALINMADI
MA’’da yer alan habere göre, duruşma öncesi Diyarbakır Adliyesi önünde ve mahkeme salonunun bulunduğu koridorda polislerin aldığı yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekti. Duruşmayı izlemek isteyen HDP milletvekilleri Semra Güzel, Remziye Tosun ve gazeteciler salgın nedeniyle duruşma salonuna alınmadı.
Heyet değişikliği nedeniyle karar verilmeyeceğini belirten mahkeme başkanı, sanığın 26 Haziran’da sunduğu dilekçesinde, olaya ilişkin Jandarma Genel Komutanlığından bilirkişi raporu alınması talebinde bulunduğunu kaydetti.
5 dakika süren duruşmada avukatlar önceki savunmalarını tekrarlayarak, esas hakkındaki mütalaaya karşı sonraki celse savunma yapacaklarını söyledi. Mahkeme heyeti, heyet değişikliği nedeniyle karar verilmek üzere duruşmayı 17 Kasım’a erteledi.
Duruşma sonrası polisin duruşma zaptını alması dikkat çekti.
Batman M Tipi Cezaevi’nde infaz yasasından ayrı tutulan tutuklar isyan çıkardı. Başsavcılıktan edinilen bilgiye göre adli tutukluların bulunduğu kısımlarda yangın çıktığı belirtildi.
Haberin videosu;
MA’da yer alan habere göre, Koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle ceza infaz düzenlemesine ilişkin taslak hazırlayan hükümet, siyasi nedenlerle tutuklananları kapsam dışında bırakması tartışmaları sürerken, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde isyan çıktı. Tutuklular “İsyan” sloganları atarak koğuşları ateşe verirken, çok sayıda ambulans ve itfaiye ekibi cezaevine geldi. Özel Harekat ve çok sayıda zıhlı araç cezaevi çevresini güvenlik çemberi ile kuşattı. Cezaevi önünde bulunanlar Batman Valisi’nin apar topar cezaevine geldiğini kaydetti.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde cezaevine çok sayıda ambulans ve itfaiyenin sevk edildiği görülüyor. Tutukluların yangın çıkardığı belirtilerek, paylaşılan görüntülerde cezaevinde isyan sesleri ve dumanlar yükseldiği de görülüyor.
Cezaevi önüne gelen çok sayıda ailenin endişeli bekleyişi sürerken, bölgeye giden avukatların ise girişlerine izin verilmiyor.
“İLGİLİ KURUM VE KİŞİLERİ DERHAL KAMUOYUNU BİLGİLENDİRMEYE, KAYGILARI GİDERECEK BİR TUTUM SERGİLEMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Halkların Demokratik Partisi (HDP), Batman M Tipi Cezaevi’nde infaz yasasından ayrı tutulan tutukların çıkardığı isyana ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, “Partimiz, Batman Cezaevi’nde yaşanan gelişmeleri öncelikle İHD ve Batman Barosu’yla görüşerek yakından takip etmektedir. Milletvekillerimiz Feleknas Uca, Necdet İpekyüz ve Sıddık Taş olay yerindedir ve gelişmelere müdahil olmaktadır. Merkezi düzeyde de olayın gidişatına ilişkin gerekli girişimler hassasiyetle sürdürülmekte, herhangi bir olumsuz gelişmeye mahal vermemek için ilgili uyarılar tarafımızca yapılmaktadır.
Bu vesileyle ilgili kurum ve kişileri derhal kamuoyunu bilgilendirmeye, kaygıları giderecek bir tutum sergilemeye çağırıyoruz. Konuyu aynı hassasiyetle takip etmeye devam ederken, halkımızın da göstereceği hassasiyet ve duyarlılığın önemine işaret etmek istiyoruz” ifadelerine yer verildi.
Batman Barosu da yaptığı açıklamada “Batman Kapalı cezaevinde çıkan olaylarla ilgili olarak; Baro Başkanımız ve Yöneticilerimizin Batman Barosu Binasında, ilgililerle sürekli irtibat halinde olduğunu, gelen bilgilere göre koğuşlara müdahalelerin yapıldığını ve herhangi bir can kaybının olmadığını belirtmek isteriz” denildi.
DEMİR:TEDİRGİNLİKLE BEKLİYORUZ
Kayyım atanan ve görevinden uzaklaştırılan Batman Belediyesi Eş başkanı Mehmet Demir twitter hesabından yaptığı paylaşım ile “Batman cezaevinde yangın… Çıkartılması planlanan ve siyasi tutsakların kapsam dışı bırakılması düşünülen tasarıyı protesto eden tutukluların kaldığı cezaevinde yangın. Avukatların içeri girmesine izin verilmiyor. Büyük bir tedirginlikle cezaevi önünde bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Konuya ilişkin İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi yaptığı yazılı açıklama ile cezaevi önünde çok sayıda kişinin toplandığını ve resmi açıklamanın derhal yapılması gerektiğini vurguladı. Batman Barosu ise yaptığı duyuru ile konunun takipçisi olduklarını ve adli mahkumların olduğu kısımlarda yangının çıktığını belirtti. Başsavcılıktan edinilen bilgiye göre ise adli tutukluların bulunduğu kısımlarda yangın çıktığı öğrenildi.
PİRHA- Grup yorum üyesi Seher Adıgüzel, İçişleri Bakanlığı’nın ölüm oruçlarını bitirmelerinden sonra taleplerinin değerlendirmeye alınacağını belirtmesine tepki göstererek, “Bakanlığa güvenmiyoruz. Taleplerimiz karşılansın, o zaman ölüm orucunu bitiririz Talepler karşılanmadan ölüm orucunu bırakmayacağız” dedi.
“Konser yasaklarının kaldırılması, kırmızı bültenle aranan üyelerinin listelerden çıkartılması ve İdil Kültür Merkezi’ne yönelik baskınların son bulması” talepleriyle ölüm orucuna başlayan Grup Yorum üyeleri Helin Bölek 285’inci, İbrahim Gökçek’in de 288 gününe giren ölüm orucu devam ediyor.
Durumları gün geçtikçe kötüleşen Bölek ve Gökçek için insan hakları savunucuları geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı ile bir görüşme gerçekleştirmiş ve yapılan görüşmede bakanlığın, ölüm oruçlarını bitirmelerinden sonra taleplerinin değerlendirmeye alınacağını ilettiğini aktarmıştı.
“TALEPLERİMİZ KARŞILANSIN O ZAMAN ÖLÜM ORUCUNU BİTİRİRİZ”
Konuya dair MA’da yer alan habere göre, Bakanlığın bu yaklaşımına tepki gösteren Grup Yorum üyesi Seher Adıgüzel, bu yaklaşımı kabul etmediklerini söyledi. Bakanlığın sözlerine güvenmediklerinin de altını çizen Adıgüzel, “Biz Pir Sultan gibi ‘dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’ diyenlerin yolundan, alnımızın akı ile yürümeye devam ediyoruz. Ölüm orucumuzu zafere kadar devam ettireceğiz. Taleplerimiz karşılansın o zaman ölüm orucunu bitiririz” ifadelerini kullandı.
Üyelerinin sağlık durumları hakkında bilgiler veren Adıgüzel, Gökçek’in 41 kiloya düştüğünü söyledi. Kılcal damarlarının çatlamasından dolayı vücudunda çeşitli yaraların da oluştuğunu sözlerine ekleyen Adıgüzel, Bölek’in ise 39 kiloya kadar düştüğünü söyledi. Bölek’in ayaklarında ödem bulunduğunu ifada eden Adıgüzel, halsizlik, yorgunluk ve kusmaların yaşandığını söyledi.
UMUDUN ŞARKISI
Adıgüzel, son olarak “Şarkı söylemek için ölünür mü?” diyenlere, “Umudun ve bir ulusun şarkıları ise ölünür” şeklinde cevap verdiklerini söyledi.
Yaptığı haberler gerekçe gösterilerek tutuklanan MA muhabiri Ruken Demir hakkındaki iddianame hazırlayan savcı, haberleri için “sözde röportaj” diyerek örgüt üyeliğinden yargılanmasını istedi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan bir soruşturma kapsamında, 12 Kasım 2019’da gözaltına alınıp, açlık grevleri ve Kaz Dağları’ndaki eylemlere ilişkin yaptığı haberler gerekçe gösterilerek tutuklanan ajansımızın muhabiri Ruken Demir hakkında “Örgüt üyeliği” iddiasıyla iddianame hazırlandı. Ege Tutuklu Aileleri Yardımlaşma Derneği ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi yöneticileri ve kimi arkadaşlarıyla yaptığı telefon görüşmeleri suçlama konusu yapılan Demir, hakkındaki iddianame İzmir 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
“DEVLETİN İMAJINI ZEDELİYOR”
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Cumhuriyet Savcısı Ünsal Demirci tarafından hazırlanan iddianamede, Demir’in açlık grevlerine dair haberleri ile Kaz Dağları eylemlerine ilişkin haber ve haber görüşmelerinin yanı sıra çok sayıda gündelik telefon görüşmesine yer verildi. Demir’in “KCK basın komitesi” adına faaliyet yürüttüğünü ileri süren savcı “(…) sözde siyasi tutsaklar olarak nitelendirilen cezaevlerinde tutuklu/hükümlü bulunan PKK/KCK terör örgütü mensupları ve aileleri ile irtibatlı olduğu, bu şahıslar ile sözde röportaj yaptığı, Cezaevi koşullarının kötü olduğu, devletin hasta tutuklu/hükümlülere kötü davrandığı, tedavilerini aksattığı şeklinde yalan-kurgu haber” diye belirtti. Demir’in haberleriyle ilgili “Ülkemizin imajını zedelemek” amacıyla hareket ettiğini savunan savcılık, “Türkiye’nin hukuk devleti olmadığı, cezaevinde bulunan tutuklu/hükümlülere kötü davrandığı yönünde algı oluşturarak ulusal ve uluslararası düzeyde kamuoyu oluşturmaya çalıştığı” ifadesini kullandı.
DEMİR’İ FİZİKİ VE TELEFONLA DİNLEMİŞLER
Demir’in fiziki takip edildiği ve telefonun dinlendiği bilgisine yer verilen iddianamede “(…) aldığı bilgi ve belgeleri terör örgütü güdümünde yayın yapan internet siteleri üzerinden yaptıkları haberler ile ideolojik, politik, ajitasyon, propaganda, aydınlanma ve bilinçlendirme ihtiyaçlarını örgütledikleri, örgütün talimatları doğrultusunda görev yaptığına dair hakkında kamu davası açmaya yeterli suç şüphesi oluşturan deliller elde edildiği” ifadelerini kullandı.
Demir’in ilk duruşması, 5 Mart’ta İzmir Bayraklı Adliyesi 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
İzmir’de 16 Kasım’da tutuklanan MA muhabiri Ruken Demir ve JİN NEWS muhabiri Melike Aydın’ın Kaz Dağları’yla ile ilgili haberi suç delili yapıldı.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 12 Kasım’da evleri basılarak gözaltına Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ruken Demir ile JİN NEWS muhabiri Melike Aydın, çıkarıldıkları İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince “terör örgütü adına faaliyette bulunmak” suçlamasıyla 16 Kasım’da tutuklandı.
Gazetecilere yöneltilen suçlamanın temelini ise, mesleki çalışmaları oluşturdu. Emniyet ve savcılık sorgularında her iki gazeteciye görüştükleri haber kaynakları, takip ettikleri ve kaleme aldıkları haberler üzerinden suçlamada bulunup ifadeleri alındı.
Yöneltilen suçlamalardan biri açlık grevi eylemleri döneminde Ege Tutuklu Aileleri Yardımlaşma Derneği ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şube yöneticileriyle yaptıkları görüşmeler ve haberler oldu.
İnsan hakları savunucularından görüşler almayı “örgüt adına faaliyette bulunma” suçlamasının delili olarak değerlendiren savcı, haberlerin “örgüt talimatı” ile yapıldığını iddia etti.
KADIN CİNAYETİ PROTESTOSU ‘DEVLETİ KARALAMA’ OLDU
JİN NEWS muhabiri Melike Aydın’ın, Çiğli Kadın Platformu üyeleriyle yaptığı telefon görüşmelerinin de “örgüt talimatı”yla yapıldığı ileri sürüldü. Savcı 20 Haziran’da Menemen Açık Cezaevi’nden izinli çıkan boşandığı eşi tarafından katledilen Habibe Çevik ve kardeşi Fatma Akdağ’ın ölümünü protesto eden Çiğli Kadın Platformu’nu da “örgüt güdümünde hareket etmek”le itham etti.
Savcı, platforma ilişkin değerlendirmelerinde “Örgüt güdümünde hareket eden Çiğli Kadın Platformu, ölümleri bahane ederek devleti karalamaya çalışmıştır” ifadelerini kullandı.
KAZ DAĞLARI İDDİANAMEDE
Hem Demir hem de Aydın’a yöneltilen ortak suçlamalardan biri ise altın madeni kurulmak istendiği için protesto eylemlerinin devam ettiği Kaz Dağları’na ilişkin yaptıkları haberler oldu. Doğal yaşam savunucuları ile yaptıkları görüşmeler neticesinde hazırladıkları haberler üzerinden gazetecilerin “Gezi olaylarına benzer bir kalkışmaya ön ayak olması için kurgu haber yapılması yönünde talimatlandırıldığı…” iddia edildi.
PİRHA – Dersim’de “Gelip fotoğraf makinanızı alın” diye Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılan gazeteci Semra Turan gözaltına alınarak Ankara’ya götürüldü.
Dersim’de 6 Mart günü gözaltına alındıktan sonra fotoğraf makinasına el konulan ve bir gün sonra sevk edildiği adliyede serbest bırakılan Mezopotamya Ajansı (MA) Muhabiri Semra Turan, bu sabah saat 07.00 sıralarında telefonla aranarak, “el konulan fotoğraf makinasının teslimi” için Emniyet Müdürlüğü’ne davet edildi.
Fotoğraf makinasını almak için saat 10.00 sıralarında Tunceli Emniyet Müdürlüğü’ne giden gazeteci Turan, Ankara’da hakkında açılan bir soruşturma gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Turan, burada bindirildiği araçla Ankara’ya götürüldü.
Dersim’de gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) Dersim muhabiri Semra Turan ile birlikte 4 kişi, serbest bırakıldı.
Dersim’de dün birçok adrese sabah saatlerinde polislerce baskınlar düzenlenmiş ve Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Semra Turan, Akpazar Belde Belediyesi eski Başkanı Fadime Çetinkaya, HDP’nin eski İl Yöneticisi Hıdır Oduncu ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İl Yöneticisi Haskar Aytaç gözaltına alınmıştı.
İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutulan gazeteci Turan ile birlikte 4 kişi, adliyeye sevk edildi. Savcılıkta ifadeleri alınan ve “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla suçlanan 4 kişi, adli kontrol şartıyla serbest bırakılması için mahkemeye gönderildi.
Mahkemede ifadeleri alınan 4 kişi, adli kontrol şartı olmaksızın serbest bırakıldı.
PİRHA- Mezopotamya Ajansı Muhabiri Esra Solin Dal’ın gazetecilik faaliyetlerinin ‘örgüt faaliyeti’ olarak değerlendirildiği iddianame kabul edildi.
Diyarbakır merkezli 9 ilde, 9 Ekim’de gazeteci ve siyasetçilere yönelik başlatılan operasyon kapsamında gözaltına alınan 142 kişi arasında bulunan Mezopotamya Ajansı (MA) Muhabiri Esra Solin Dal hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla hazırlanan iddianame, Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
RANDEVU TALEBİ İDDİANAMEYE ALINDI
Dal’ın “medyanın savaş diline” ilişkin farklı yayın organlarında çalışan 2 meslektaşından ve Afrin’de “kadın ve çocuk ölümlerine” ilişkin haber için İHD ve Diyarbakır Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu üyesi bir kadın avukattan randevu talebi iddianamede, “örgüt faaliyeti”, “Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı ağır itham” olarak değerlendirildi.
HAPİS CEZASI TALEBİ
MA’nın haberine göre Gazeteci Dal’ın telefon dinlenmesine takılan ABD’den Diyarbakır’a yerleşen Ermeni Udi Sanatçı Yervant Bostancı’yla Ermeni soykırımına ilişkin röportaj yapma isteği iddianamede, “19 numaralı görüşmede ise sözde Ermeni soykırımı konusunda Ermeni bir sanatçıyla röportaj yapmak istediği, şüphelinin, PKK/KCK terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda devlet aleyhinde gazetecilik faaliyeti yürüttüğü…” ifadeleriyle yorumlandı.
İddianamede, Dal’ın “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 7.5 ile 15 yıl arasında değişen hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.