Etiket: maden

  • Çevrecilerden maden protestosu: Cengiz Kazdağlarından defol!

    Çevrecilerden maden protestosu: Cengiz Kazdağlarından defol!

    PİRHA – Kazdağları Ekoloji Platformu öncülüğünde Çanakkale Bayramiç Hacıbekirler Köyü’nde yer alan Halilağa Bakır Madeni İşletmesi önünde biraraya gelen çevreciler, Cengiz Holding’i mahkeme kararına uymamasını protesto etti. Yapılan açıklamada, “Sana bu madeni açtırtmayacağız, Kazdağlarından Defol Cengiz!” denildi.

    Çanakkale 2. İdare Mahkemesi’nin Cengiz Holding’e bağlı Truva Bakır Madenciliğin Halilağa Bakır Madeni Projesi için verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen, sahadaki çalışmalar devam ediyor.

    Kazdağları Ekoloji Platformu öncülüğünde Çanakkale Bayramiç Hacıbekirler Köyü, Halilağa Bakır Madeni İşletmesi önünde biraraya gelen çevreciler, Cengiz Holding’i mahkeme kararına uyması için protesto etti.

    “MAPEG’İ ACİLEN GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ”

    Kazdağları Ekoloji Platformu, Kazdağı Koruma Derneği ve Kazdağları Kardeşliği’nin maden işletmesi önünde yaptıkları ortak basın açıklamasında şu talepler sıralandı:

    “Bir an önce yürütmeyi durdurma kararının uygulanması ve Halilağa katliam sahasındaki madencilik faaliyetlerinin yürütülmesinin durdurulması için MAPEG’i acilen göreve çağırıyoruz.

    Kararların uygulanmasında, hukuksuz çalışmaların tespitinde kolluğun sahaya yönlendirilmesinde Çanakkale Valimizin kurumları, kuruluşları göreve çağırmasını bekliyoruz.

    Altı aydır Danıştay’da benzer argümanlardan oluşan dosyamızın beklediğini kamuyoyuna yeniden hatırlatarak, Danıştay’ın ivedilikle kararını açıklamasını da umuyoruz.”

    “SANA BU MADENİ AÇTIRTMAYACAĞIZ!”

    Açıklamanın devamında ise şu ifadeler yer aldı:
    “Hukuksuz ve mevzuata aykırılıklarla aldığın izinlerinin her biri iptal edilecek, bir milyon ağacımızı katlettiğinle kalacaksın Cengiz! Ağaçlarımız yeniden çıkar ama bu toprakları kimyasal atıklarınla zehirlemene, ocak alanı ve tesisler için tüm bu coğrafyayı, ekosistemi yok etmene izin vermeyeceğiz! Sana bu madeni açtırtmayacağız, Kazdağlarından Defol Cengiz!”

    PİRHA/ÇANAKKALE

  • ‘Maden çalışması inanç ve kültürel değerlerimizi tehdit ediyor’-VİDEO

    ‘Maden çalışması inanç ve kültürel değerlerimizi tehdit ediyor’-VİDEO

    PİRHA-Kızılırmak’ın kaynaklarının olduğu bu bölgede madencilik faaliyeti başlatıldığı takdirde 25 milyonun üzerinde insanı doğrudan etkileneceğinin altını çizen Sivas İmranlı Maden Köyü Derneği Başkanı Cafer Karadağ, “Biz köyümüzü, doğamızı, inancımızı korumak için buradayız. İnsanlık adına bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Maden Köyü yalnız değil; tüm duyarlı vatandaşları yanımızda görmek istiyoruz” diye konuştu.

    Sivas’ın İmranlı ilçesi Koçgiri bölgesinde bulunan bir Alevi köyü olan Maden Köyü’nde Pasifik Madencilik şirketi tarafından başlatılması planlanan altın madeni olduğu tahmin edilen proje, köy halkı tarafından büyük bir endişeyle karşılanıyor.

    Projenin çevresel, ekonomik ve kültürel etkilerini değerlendiren Sivas İmranlı Maden Köyü Derneği Başkanı Cafer Karadağ, konuyla ilgili PİRHA’ya konuştu.

    Başkan Karadağ, maden sahasının köye olan yakınlığını vurgulayarak, köyün neredeyse içinde yer alan bu çalışmanın bölge halkını doğrudan tehdit ettiğini belirtti.

    “YALNIZCA KÖYÜMÜZÜN DEĞİL, İNSANLIĞIN MESELESİ”

    Köyün ilk hanesine yalnızca 500 metre mesafede olan proje, Kızıldağ’ın devamı olan Lülük Dağı’nın eteklerinde bulunuyor. Bu bölgenin, Türkiye’nin en önemli su kaynaklarından biri olan Kızılırmak’ın doğduğu noktaya ev sahipliği yaptığını ifade eden Karadağ, projenin etkilerinin yalnızca Maden Köyü ile sınırlı kalmayacağını, tüm havzayı ve milyonlarca insanı etkileyeceğini söyledi:

    “Kızılırmak’ın kaynaklarının olduğu bu bölgede madencilik faaliyeti başlatılırsa, sadece köyümüz değil, Kızılırmak da yok olacak. Ya kuruyacak ya da zehirlenecek. Bu durum, 25 milyonun üzerinde insanı doğrudan etkiler. Böyle bir çalışmanın sonuçları, yalnızca köyümüzün değil, insanlığın meselesi.”

    “DOĞAL YAPI MADEN PROJESİ İLE YOK OLACAK”

    Bölge coğrafyasının büyük bir doğal ve kültürel zenginliğe sahip olduğunu belirten Karadağ, burada yetişen endemik bitki türlerinden, nesli tükenmekte olan hayvanlardan ve köy halkının doğaya olan saygısından bahsetti. Sivas bölgesindeki 600’den fazla endemik bitki türünün 60’ının yalnızca bu bölgede yetiştiğini vurgulayan Karadağ, bu doğal yapının maden projesi ile yok olacağını ifade etti.

    Bölgenin yaban hayatının zarar göreceğini dile getiren Karadağ, “Bizim bölgemizde avcılık yapılmaz. Yaban domuzlarından dağ keçilerine, birçok hayvan burada özgürce yaşıyor. Ama maden faaliyeti bu düzeni tamamen yok edecek” şeklinde konuştu.

    Karadağ, projenin aynı zamanda köyün inanç ve kültürel değerlerini de tehdit ettiğini söyledi. Köyün kutsal kabul ettiği Nuri Baba Ziyareti’nin maden sahası içinde kalacağını ve insanların bu alana girişinin yasaklanacağını belirtti. Bu durumun ibadet ve geleneklerin devamını imkânsız hale getireceğini vurguladı. Ayrıca, maden faaliyetlerinin yaylacılığı ve hayvancılığı da olumsuz etkileyeceğini söyledi.

    “ALEVİ COĞRAFYASINI İNSANSIZLAŞTIRMA PLANIDIR”

    Başkan Karadağ, bu maden girişiminin uzun yıllardır bölgede süregelen asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu düşündüğünü belirtti:
    “Bu planlar, Alevi coğrafyasını insansızlaştırma ve yok etme çalışmalarının bir uzantısı. Bölgemiz zaten ekonomik nedenlerden ve siyasal baskılardan dolayı büyük ölçüde göç verdi. Ancak köyüne dönmek, toprağına sahip çıkmak isteyen insanlar var. Şimdi bu madencilik projeleriyle o bağlar tamamen koparılmak isteniyor.”

    “KIZILIRMAK’I ZEHİRLEYECEK”

    Proje kapsamında, altın, gümüş, bakır ve çinko gibi madenlerin aranacağı belirtiliyor. Ancak en büyük endişe, altın madenciliğinde kullanılan siyanürün doğaya ve insan sağlığına vereceği zarar. Karadağ, siyanürle yapılacak ayrıştırma işlemlerinin toprağı, yeraltı sularını ve dolayısıyla Kızılırmak’ı zehirleyeceğine dikkat çekti. Bu durumun tarım ve hayvancılık gibi temel ekonomik faaliyetlere de ağır darbe vuracağını belirtti.

    Köy Derneği, projeye karşı hukuki mücadele başlattıklarını ve bu süreçte çeşitli sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve milletvekilleri ile iş birliği içinde çalıştıklarını ifade etti. Karadağ, ÇED raporu sürecinin şeffaf yürütülmediğini ve halka bilgi verilmeden ruhsat alındığını belirtip, buna rağmen, çevre ve insan hakları adına her platformda mücadele edeceklerini söyleyerek, “Biz köyümüzü, doğamızı, inancımızı korumak için buradayız. İnsanlık adına bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Maden Köyü yalnız değil; tüm duyarlı vatandaşları yanımızda görmek istiyoruz” diye konuştu.

    Sivas İmranlı Maden Köyü’nde yaşanan bu gelişmeler, yalnızca bir köyün değil, bölgenin doğasına, kültürüne ve geleceğine yönelik bir tehdit olarak değerlendiriliyor.

    İsmail Yıldırım / PİRHA

     

  • Sivas’ta Bakırtepe Ziyareti, maden tehlikesi altında!-VİDEO

    Sivas’ta Bakırtepe Ziyareti, maden tehlikesi altında!-VİDEO

    PİRHA-Kangal’ın Bakırtepe olarak bilinen kutsal mekanı, maden sahası içinde bulunduğu için risk taşıyor. Sivas Çevre Platformu kurucusu üyesi Hüsnü Engin, “Böyle giderse Bakırtepe denilen bir yer kalmayacak” diyerek, maden sahasının kapatılmasını istedi.

    Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Bakırtepe Ziyareti maden sahası içerisinde olduğu için risk oluşturuyor. Yüksek bir alanda bulunan Bakırtepe Ziyareti’ndeki kuyudan çıkan suyu kutsal kabul eden insanların uğrak yeri olan yer, oluşan tozlardan ve patlatılan dinamitlerden dolayı tehdit altında.

    Sivas Çevre Platformu Kurucu Üyesi Hüsnü Engin, maden firmasının çalıştığı alanda Çetinkaya köyüne içme suyu sağlandığını, dinamit patlamasından etkilendiği için kesilebileceğini söyledi.

    İnsanların yılın belli aylarında buralara gelerek adak adadığı, dilek dilediği Bakırtepe’nin çevresinde madenlerin çıkarıldığı, kutsal mekana zarar verdiğini ifade eden Engin, ziyaretle ilgili olarak şunları söyledi:

    “Bakırtepe bir ziyaretgah. Çevrede bulunan Kınalar, Eğricek, Demiriz, Kalkım, Elkondu köyleri ayrım yapmadan yılın belli aylarında buralara gelerek adak adar, dilek diliyor. Şimdi bu ziyaret alanının altı oyuluyor. Bilirkişi raporuna göre ziyaret alanına hiçbir şekilde zarar verilmeyecekti. Şirket buraya tel örgü çekeceğini söylemişti ama hiçbir şekilde tel örgü çekilmemiş. Olabilecek sorunları inkar ediyorlar. Böyle giderse Bakırtepe denilen bir yer kalmayacak.”

    Kamber YILDIZ/KANGAL-SİVAS

  • Ergan köyünde yapılmak istenen maden ocağının ÇED raporu iptal edildi

    Ergan köyünde yapılmak istenen maden ocağının ÇED raporu iptal edildi

    PİRHA- Erzincan’ın Ergan köyü merasında yapılmak istenen kalker ocağı ve santral projesine karşı köylülerin Erzincan İdare Mahkemesi’nde açtığı davada “ÇED gerekli değildir” kararı iptal edildi.

    Türkiye’nin dört bir tarafı madencilik projeleriyle çevrilmiş durumda ve doğa her geçen gün daha fazla tahrip ediliyor.

    Erzincan’ın Ergan köyü merasında yapılmak istenen kalker ocağı ve santral projesine karşı köylüler iptal davası açmıştı, Erzincan İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. İdare mahkemesi projeyi hukuka aykırı bularak “ÇED gerekli değildir” kararını iptal etti.

    PİRHA/DERSİM

  • 170 yazar, edebiyatçı ve sanatçıdan Fernas işçilerine destek: Fernas işçilerinin yanındayız

    170 yazar, edebiyatçı ve sanatçıdan Fernas işçilerine destek: Fernas işçilerinin yanındayız

    PİRHA- 170 yazar, sanatçı ve edebiyatçı, sendika üyesi olduktan sonra işten çıkarılan Fernas Madencilik işçilerine destek açıklaması yayımladı. Açıklamada, “Fernas işçilerinin yanındayız” denildi.

    Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan ve AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun sahibi olduğu Fernas Madencilik’te Bağımsız Maden İş Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları için işten çıkarılan işçiler ve madenciler Ankara yürüyüşü 4’üncü gününde.

    170 yazar, edebiyatçı ve sanatçı da Fernas Madenciliği müzakere ve çözüm için sorumluk almaya çağıran bir açıklama yayımladı.

    “ÇÖZÜM İÇİN SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Sanatçıların işçileri destekleyen açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Fernas Madencilik işçileri, Soma’dan Ankara’ya yürüyor. Hayatları için, kölelik ve ölüm koşullarına, işten atılmalara karşı, yeni Soma faciaları yaşanmasın diye yürüyorlar. Fernas işçileri: İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmasını, düşük maaşların Soma ortalamasına çekilmesini, sendikal haklarının sağlanmasını istiyorlar. Talepler bu kadar basit ve net, bu denli hayati. Anayasal haklarını kullanan, ücret artışı ve sendikalaşma için direnen işçilere reva görülen şiddeti bu ülkenin yurttaşları-yazarları olarak utanç ve endişe içinde izliyoruz. Fernas işçilerinin yanındayız. İktidarı, işçilerin demokratik hakların kullanması engellemekten vazgeçmeye, Fernas Madencilik sahiplerini müzakere ve çözüm için sorumluluk almaya çağırıyoruz.”

    İMZACI İSİMLER

    A.Kadir Paksoy, A.Uğur Olgar, Abdullah Aren Çelik, Abdurrahman Ohtaroğlu, Abdurrahman Türkmen, Abdulkadir Budak, Abidin Parıltı, Adil Okay, Adnan Özyalçıner, Afşin Kum, Ahmet Güneş, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Algan Sezgintüredi, Ali Erkan Güneri, Ali Şeker, Aliye Özlü, Arif Berberoğlu, Arlin Çiçekçi, Arzu Cura Altunbulak, Ayfer Tunç, Ayşe Övür, Ayşe Sarısayın, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Şahin, Bahtiyar Kaymak, Barış İnce, Başak Canda, Başar Yılmaz, Bayram Sarı, Bedia Ceylan Güzelce, Belgin Bıyıkoğlu, Beyda Yıldız, Bilal Kayabay, Birgül Oğuz, Buket Uzuner, Burhan Sönmez, Bülent Akay Bülent Güldal, Bülent Tekin, C. Hakkı Zariç, Cem Erdeveciler, Çiğdem Koç, Çoşkun Özbucak, Cuma Boynukara, Defne Suman, Deniz Durukan, Dilruba Nuray Erenler, Edip Yeşil, Emre Caner, Emre Dursun, Emrullah Alp, Eray Canberk, Erdal Dalgıç, Erdal Yıldırım, Erdoğan Aydın, Esat Şenyuva, Ezgi Tanergenç, Faruk Güçlü, Fatih Gezer, Fatma Gülara Işık Tuğcu, Fatma Şahin Gündoğan, Feyza Hepçilingirler, Figen Şakacı, Gaye Boralıoğlu, Gonca Özmen, Gönül Kıvılcım, Gülayşe Koçak, Gündüz Vassaf, Güney Özkılınç, Gürel Sürücü, Halil İbrahim Özcan, Halil Özçelik, Hatice Eroğlu Akdoğan, Hatice Kaya, Haydar Ergülen, Hayrettin Geçkin, Hıdır Murat Doğan, Hüseyin Duygu, İ. Uğur Toprak, İsmail Güzelsoy, Işık Demirtaş, Kadir Akın, Kamil Tekin Sürek, Zeynep Oral, Kazım Güçlü, Korhan Atay, Lal Laleş, Latife Tekin, Levent Karataş, Leyla Şahin, Mahsun Doğan, Mehmet Ali Güner, Mehmet Ataman, Mehmet Bilal Dede, Mehmet Dağ, Mehmet Dağıstanlı, Mehmet Kılıç, Mehmet Özceylan, Mehmet Öztürk, Mehmet Said Aydın, Mehmet Şirin Bulga, Melike İlgün, Menekşe Toprak, Merih Atak, Metin Fındıkçı, Mihrap Aydın, Murat Gülsoy, Murat Özyaşar, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Güçlü, Mustafa Köz, Müge İplikçi, Müren Beykan, Nahit Kayabaşı, Nail Uyar, Nazmi Bayrı, Necdet Arslan, Nesimi Aday, Neslihan Önderoğlu, Nurhan Suerdem, Orhan Pamuk, Ömer Asaf Tosun, Ömer Faruk, Ömer Türkeş, Özer Akdemir, Özge Doğar, Özgün Enver Bulut, Özkan Mert, Özlem Akıncı, Polat Özlüoğlu, Rabia Çelik Çadırcı, Recai Şeyhoğlu, Rıdvan Hatun, Salih Öztürk, Selcan Peksan, Sema Kaygusuz, Semra Bülgin, Semrin Şahin, Serpil Gündüz, Sezai Sarıoğlu, Sibel Oral, Suavi Suzan Kuyumcu, Süleyman Yağız, Şafak Pala, Şenel Gökçe, Şerif Temurtaş, Tahir Şilkan, Tahsin Şimşek, Tahşin Şimşek, Tarık Günersel, Taylan Özbay, Tomris Özden, Tozan Alkan, Turgay Fişekçi, Turgay Kantürk, Turgut Çeviker, Tülin Dursun, Umay Umay, Utkun Büyükaşık, Vecdi Erbay, Vedat Yazıcı, Veli Bayrak, Yasemin Özek, Yavuz Ekinci, Yekta Kopan, Zeynep Oral, Zülfü Livaneli.

    (HABER MERKEZİ)

  • Doktorların şifa olarak yönlendirdiği kaplıca siyanür tehdidi altında-VİDEO

    Doktorların şifa olarak yönlendirdiği kaplıca siyanür tehdidi altında-VİDEO

    PİRHA-Dünyada sadece Sivas Kangal’da olduğu söylenen ve doktorlar tarafından cilt hastalığına iyi geldiği belirtilen doğal kaplıca suyu maden sahasına yakın olduğu için siyanür tehlikesiyle karşı karşıya. Kalkım Köyü Muhtarı Bedrettin Akgül, cumhurbaşkanlığının kararnamesiyle özel sit alanı olarak belirlenen bölgenin maden sahasına yakın olmasından dolayı balık türlerinin azaldığını söyledi.

    Sivas’ın Kangal ilçesi Kalkımlı Köyü’nde yer alan ve bölgede sadece bölgede iki yerde olduğu söylenen Balıklı Kaplıca suyu yakın alanda çıkarılan madenlerden kaynaklı risk altında. Madende patlatılan dinamitlerden kaynaklı suyun bulanıklaştığı, altın madenin ise siyanürle ayrıştırma işlemi yapıldığı için kaplıca suyuna karışma riskinin olduğu ifade edildi.

    “AKGÜL: DÜNYADA KANGAL’DA VE KALKIMLI KÖYÜ’NDE VAR”

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Kalkım Köyü Muhtarı Bedrettin Akgül, balık türünün cilt hastalıklarına iyi geldiğini ifade ederek, doktorların tedavi için hastaları buraya yönlendirdiğini söyledi.

    Akgül, “Bu balık türleri dünyada iki yerde var. Biri Kangal merkeze yakın olan Balıklı kaplıcası ve Kalkımlı Köyü. Burası aslında Kalkımlı köyü olarak değil Turizm köyü olması gerekirken ilgisizlikten dolayı bu durumdayız. Ben buradan yetkililere sesleniyorum, bu alana sahip çıkılsın”çağrısında bulundu.

    “DÜNYANIN BİRÇOK YERİNDEN İNSANLAR GELİYOR”

    Cumhurbaşkanlığının Kanun Hükmünde Kararnamesiyle koruma altına alınmasına rağmen altın madeni çıkarıldığına işaret ederek, madenlerde dinamitlerle patlatılma yapıldığında suyun bulanık aktığını belirten Akgül, balık türlerinin azaldığını ifade etti.

    Akgül, “Burada 5 çeşit balık vardı şu anda 3 çeşide düştü. Madenin bize çok zararı var. Maden alanından mabren denilen  izolastik bir maddenin altından kaçak olarak sızan siyanür burada bulunan dereyi aktığı için balık türü azaldı. Maden açılmasında sorun yok ama bu balık türlerini Kangal’da ve buradan başka yerde bulunması mümkün değil. Buraya Türkiye’den değil dünyanın birçok ülkesinden insanlar geliyor” ifadesinde bulundu.

    “BÖYLE SÜRERSE BALIKLI GÖL KALMAYACAK”

    Akgül, imkanları olmadığı için yeterli çalışmanın yapılmadığını ifade ederek, ilgili yerlerden kaplıcaların gözetim altına alınmasını ve destek verilmesini istedi. Akgül, balık türünün korunması amacıyla ‘Doktor Balıkları Koruma ve Yaşatma Derneği’nin kurduklarını ve dernekle birlikte bir çalışma yapıp daha iyi bir noktaya getireceğini belirtti.

    Bedrettin Akgül, son olarak maden işletmesi çalışmaya devam ederse balıkların yok olacağını dikkat çekerek, “Böyle sürerse balıklı göl kalmayacak ama madeni başka yere taşırlarsa sorun çözülebilir. Biz muhtarlık ve dernek olarak balıklı gölü iyi bir yere getirmeye çalışacağız” diye ifade etti.

    Kamber YILDIZ/SİVAS-KANGAL

  • Soma’da direnen maden işçilerine müdahale-VİDEO

    Soma’da direnen maden işçilerine müdahale-VİDEO

    PİRHA- Manisa’nın Soma ilçesinde Fernas Madencilik önünde 24 gündür direnen 4 işçi ile Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır darp edilerek gözaltına alındı. 

    Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan ve AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’na ait Fernas Madencilik isimli şirkette çalışırken, Bağımsız Maden İş Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları için işten çıkarılan 7 işçinin direnişi 24’üncü gününde devam ediyor.

    İşçilerin maden önünde yaptığı oturma eylemine kolluk güçleri tarafından müdahale edildi. İşçiler, müdahaleye ve işçileri tekmeledikten sonra karşısına geçip “oh” diyen polise tepki göstererek, “301’den sonra bizi yine tekmelediniz. Yer altında ölmedik buraya ölmeye geldik. Korkmuyoruz” dedi.

    Müdahale sonrası polis, Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve 4 işçiyi darp ederek gözaltına aldı. Gözaltına alınan 5 kişinin jandarma karakoluna götürüldüğü öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Halkın tepkisine rağmen Kaz Dağları’nda maden alanının büyütülmesine onay

    Halkın tepkisine rağmen Kaz Dağları’nda maden alanının büyütülmesine onay

    PİRHA- Zenit Madencilik, Kaz Dağları çevresinde altın ve gümüş madenini büyütmek için onay aldı.

    Kaz Dağları çevresindeki madencilik faaliyetlerine karşı ekolojistlerin mücadelesi yıllardır devam ediyor. Bu talepleri görmeyen iktidar, bölgede siyanürlü çalışma yürüten Zenit Madencilik’in büyüme talebine onay verdi. Şirket 259 hektarlık alanını 380 hektara, yani 535 futbol sahası büyüklüğüne çıkaracak.

    Zenit Madencilik’in ÇED raporun hazırlayan şirket Çınar Mühendislik, Kanal İstanbul gibi birçok projeyle de adını duyurdu. Şirket Kanal İstanbul’a olumlu rapor vermişti.

    Tarım arazisi ve ormanlık alanlarda yapılacak genişlemede dinamit kullanılacağı ve bölgedeki endemik bitkilere de zarar vereceği belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Genel Başkanı Özel’den Kobane davası açıklaması: Adalet bekliyoruz!

    CHP Genel Başkanı Özel’den Kobane davası açıklaması: Adalet bekliyoruz!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, karar açıklanması beklenen Kobanê davasını takip edeceklerini söyleyerek “Adalet bekliyoruz” dedi. Özel, Tasarruf Genelgesi için de Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulundu.

    Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gündeminde eczacılardan hemşirelere, engellilerden çiftçilere, polislerde ataması yapılmayan öğretmenlere birçok meslek grubunun yaşadığı sorunlar vardı.

    Soma maden katliamının yıldönümü hakkında, yargılama sürecindeki hukuksuzluğa dikkat çeken Özel, işçilere sendikalaşma çağrısı yaptı. Özel, “Soma’dan beri 649 madenci daha öldü ama kimsenin haberi bile olmadı. Soma’dan beri 2 Soma daha oldu. Burada mesaj Türkiye işçi sınıfına, örgütlenin, örgütlenin, örgütlenin” dedi.

    Kamuda Tasarruf Genelgesi’nin Cumhurbaşkanlığı harcamalarının da kapsamasını olumlu bulduklarını dile getiren Özel, Numan Kurtulmuş’a başkanlık divanını toplayıp TBMM için de tasarruf genelgesi hazırlama çağrısı yaptı. Özel, belediyelere yatırım sınırı ve kamuya atama kısıtlaması maddelerine tepki gösterdi, “Bu numaraları yemeyiz” dedi.

    Perşembe günü karar açıklanması beklenen Kobanê Davasını takip edeceklerini belirten Özel, “Adalet çıkmasını bekliyoruz. Hukuka uyulması temennimizdir” dedi.

    Özel 18 Mayıs’ta Saraçhane’de atanmayan öğretmenler ve müfredat değişikliği hakkında yapacakları buluşmaya da çağrıda bulundu.

    ‘SOMA’DAN BU YANA 2 SOMA DAHA OLDU, KİMSENİN HABERİ OLMADI’

    Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

    “Soma için unutursak yüreğimiz kurusun” dedik. İlk duruşmada 4 kilometre kuyruk vardı, son duruşmada salonda 200 kişiydik.

    Sonuçta hepimizin yüreğini kanatan bir karar alındı, Yargıtay kararı 5-0 bozdu. Karar 5 ay bekledi. Yargıtay’ın 5 üyesinden 3’ünü değiştirdiler. Yeni gelenler bir önceki kararı 3-2 bozdu. Ölen işçi başına 5 gün yatanlar çıktılar dolaştılar, dün de küstahlık yaptılar. ‘Soma demeyin, biz orayı unuttuk’ dedi.

    Dün Soma’da tarihin en büyük kalabalığı vardı. Dün oradaki anneler ilk kez ‘Biz adaletin geleceğine inandık’ dediler. Getireceğiz and olsun. Soma’dan beri 649 madenci daha öldü ama kimsenin haberi bile olmadı. Soma’dan beri 2 Soma daha oldu. Burada mesaj Türkiye işçi sınıfına, örgütlenin, örgütlenin, örgütlenin. Bütün işçileri sarı sendikalarına değil, mücadele sendikalarına üye olmaya davet ediyorum.

    ‘ECZACILARIN SORUNLARINI DİLE GETİRMEYE DEVAM EDECEĞİM’

    Eczacılar çok kutsal bir mesleği büyük zorluklarla yapıyorlar. Gece gündüz çalışıyorlar. Odaları, birlikleri kamu yararını her şeyden çok gözetiyorlar, kendi sorunlarından çok hastaların sorunlarını dile getiriyorlar. Sorunlarını biliyorum, dile getirmeye devam edeceğiz. Eczacılarla ve mesleğimle gurur duyuyorum.

    TÜİK verilerine göre ülkemizin sağlık harcamalarına ayırdığı para yüzde 3,7. Bunun da en düşüğü ilaca ayrılıyor. Doktor ilaç yazıyor, 130 liralık ilacın 55’ini devlet, 75’ini hasta ödüyor. Yerli ilaç kullanımı geriliyor, yabancı ilaç kullanımı artıyor.

    SMA hastası çocuklar vicdanımızda yara. Ama asıl sorun Türkiye’nin bir yetim ilaç politikası olmamasıdır. SMA hastası ana baba tek başına bırakılıyor. O ilaç sürümü olmadığı için 100 milyon liradır. Bir bütçe yapacaksınız. Bu alanda kim para kazanıyorsa bir kumbara yapılacak. Bu ülkede kimin yetim ilaca ihtiyacı olursa o ilacı parasız alacak.

    ÇİFTÇİ SAYISI 10 YILDA YÜZDE 55 AZALDI

    Milletin efendilerinin Çiftçiler Günü’nü kutluyorum. Genç Cumhuriyet ülkemizi buğdaydan un, pancardan şeker, pamuktan tekstil üreten fabrikalarla donattı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında topraksız köylü topraklandırıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda bile bunlar yapılırken bu bilimsel yürüyüş sekteye uğratıldı. Bugün ağır bir gıda ve tarım kriziyle karşı karşıyayız. AK Parti döneminde 2 Trakya’yı kaybettik. Çiftçi ektikçe zarar eder durumda. SGK verilerine göre kayıtlı çiftçi sayısı 10 yılda yüzde 55 azaldı. Artık genç çiftçi yok, yaş ortalaması 58. TÜİK Nisan gıda enflasyonunu yüzde 68 olarak açıkladı. OECD ortalaması yüzde 5,5. Türkiye en kötü 4. sırada. Bu konuda kapsamlı bir hazırlığımız var.

    Sadece CHP belediyeleri geçtiğimiz dönemde tohumu, gübreyi ücretsiz verip buğdayı satın alıp Halk Ekmek fabrikalarında halka ekmek yaptılar, sütü alıp çocuklara süt dağıttılar.

    Biz engellileri 1 gün hatırlamak istemiyoruz. Dezavantajlı bir grup olmaktan çıkarmak için yeni bir kamusal düzenleme öneriyoruz.

    KURTULMUŞ’A ÇAĞRI: MİLLETİN VEKİLLERİ TASARRUFUN DIŞINDA KALMASIN

    Dün kamuda tasarruf genelgesi yayınlandı. 10. genelgeydi. 1 olumlu fark var; o da sarayın Cumhurbaşkanlığı harcamalarının genelge dışında tutulmamış olması. Bir tek Meclis dışında tutulmuş, o da normal. Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulunuyorum; Meclis’e tasarruf et deme yetkisi yürütmede değildir, kendi genelgemizi hazırlamayız. Başkanlık divanı toplansın, milletin vekilleri tasarrufun dışında kalmasındalar.

    Genelge “Yüzde 15 yatırım harcamalarından tasarruf yapacağız” diyor. Kendi tasarruflarımızla yarattığımız bütçeyi kullanıp yatırım yapmamıza engel olursanız biz arada yokuz. Benim başkanlarım hiçbir çelmeye izin vermeyecek, veren olursa hesaplaşırız.

    İkinci olarak, ’emekli olan kadar çalışan atanacak’ deniyor. Yani işsize ‘Ben parayı KKM’ye verdim, 5’li çeteye verdim, sana para yok’ deniyor. Bundan önce kimse bunların genelgelerine uymadı, başta kendileri. Kemeri garibana sıktırıp parayı 5’li çetelere veriyor. Ben kamunun israfa son vermesine sonuna kadar destek oluyorum. Ama emekliye, memura zam isteyince ‘tasarruf yapıyoruz’ diyecekler. Bu numaraları yemeyiz.

    Koca genelgede umudumu artıran bir madde var; vergide adalet. Zurnanın zırt dediği yer burası. En pahalı kotralarla gezenlerden traktöre mazot alanlardan daha az vergi alıyorlar. Vergi az kazanandan az, çok kazanandan çok, kazanmayandan hiç alınmaz. Bizde kazanan kazanmayan herkesten yüzde 65 vergi alınıyor. ‘Vergide adaleti’ ilk kez söylediler destekliyoruz.

    ‘KOBANÊ DAVASINDAN ADALET ÇIKMASINI BEKLİYORUZ’

    Kobanê Davası’nı güçlü bir heyetle takip edeceğiz. Adalet çıkmasını bekliyoruz. Hukuka uyulması temennimizdir. Kararın kurulmasında AİHM ve anayasa kararlarının bağlayıcılığın göz önüne alınmasını bekliyoruz.

    18 MAYIS’TA SARAÇHANE’DEYİZ

    18 Mayıs saat 13.00’te İstanbul’da Saraçhane Meydanı’nda olacağız. Yıllar önce Ecevit’e ‘Madem atamayacaktın bu çocukları neden okuttun diyenlere’ sesleneceğiz. 1 milyon öğretmen atama bekliyor. ‘Mülakatı kaldırıyoruz’ dediler vazgeçtiler. Dur demezsek çocuklarımız sadece mülakat değil, müfredat mağduru olacak.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Kordu, Derviş Cemal Türbesi’ni zarara uğratacak madene itiraz etti!

    Milletvekili Kordu, Derviş Cemal Türbesi’ni zarara uğratacak madene itiraz etti!

    PİRHA – Milletvekili Ayten Kordu, Hozat İlçesi’ndeki Alevilerin kutsal mekanlarından Derviş Cemal Türbesi yakınlarında yapılmak istenen maden ocağına itiraz etti. Konuya TBMM’ye soru önergesi sunan Kordu, “Dersim halkı ve Alevilerin kutsal saydığı Derviş Cemal Türbesi’nin zarar görme riskine karşı projenin sürdürülmek istenmesinin gerekçesi nedir?” sorusunu gündeme getirdi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Alevi toplumu tarafından kutsal bilinen mekanlara yönelik saldırılara dikkat çekti. Milletvekili Kordu, Dersim’deki kutsal mekanlara doğrudan veya dolaylı yöntemlerle saldırıların devam ettiğini belirterek “Bu saldırıların temelinde yatan anlayış: Şark Islahat Planı’ndan bugüne taşınan anlayışın kurumsallaşması ve süreklileşmesidir” ifadelerini kullandı.

    “KÖYLÜLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALMAKTA”

    Milletvekili Ayten Kordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu soru önergesinde Derviş Cemal Köyü’nde yapılmak istenen maden faaliyetine değindi. Dersim’de maden işletmeciliği adı altında kutsal mekanlara saldırılar yapıldığını vurgulayan Kordu, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Maden ocağının yapılacağı yerin Derviş Cemal Türbesi’ne yakın olmasının yanında söz konusu alanın mera vasfı taşıyan arazi, yoğun bir şekilde hayvancılık ve tarım yapılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu faaliyet ile köylülerin inanç alanı ile birlikte tarımsal üretim ve hayvancılık yaptıkları geçim alanları da tahrip edilmekte ve insansızlaştırılmak istenmektedir.

    Nama Grup Metal A.Ş. tarafından gerçekleştirilmesi planlanan mermer ocağı işletmesi başta köylüler ve çevreciler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin tepkisini haklı kılmaktadır. Enerji projeleri ve yatırım amaçlı bu tür projelerin, hayata geçirildiği bölgede ekolojik denge ve doğa üzerinde geri dönüşü olmayan ağır bir tahribat yarattığı gibi bölge halkının inancı gereği kutsal saydığı ziyaret ve ocakların da yok olmasına neden olmakta ve geçim kaynaklarının dayandığı alanlar yok edilince köylüler göç etmek zorunda kalmaktadırlar. Erzincan’ın İliç İlçesi’ndeki Çöpler Altın Madeni için “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) olumlu raporu veren şirketin yönetim kurulunda bulunan Ahmet Oğuz Öztürk’ün, Anagold Madencilik A.Ş.’nin de yönetim kurulunda yer alması örneğinde olduğu ÇED raporları çoğu zaman doğayı, halkın inanç ve değerleri yerine sermayeyi koruyan bir yerden değerlendirilmektedir. Derviş Cemal Köyü’ndeki maden ocağının ÇED raporunda yer alan bilirkişilerin güvenirliği ile ilgili de ciddi iddialar söz konudur.”

    “PROJENİN SÜRDÜRÜLMEK İSTENMESİNİN GEREKÇESİ NEDİR?”

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, konuya ilişkin şu soruları da gündeme getirdi:

    “Nama Grup Metal A.Ş. tarafından Derviş Cemal Köyü’nde işletilen maden ocağının ÇED raporu için belirlenen bilirkişilerin ÇED raporuna olumlu rapor verecek şekilde belirlendiği iddiası doğru mudur? Söz konusu bilirkişi üyeleri hangi ölçütlere göre belirlenmiştir?

    Hozat ilçesine bağlı Derviş Cemal Köyü civarında yapımı planlanan taş ocağı projesinin ruhsatlandırılan alanın büyüklüğü ne kadardır?

    Söz konusu taş ocağı projesi, Derviş Cemal Türbesi’ni de kapsayan ziyaretgah bölgesini de tehdit etmektedir. Dersim halkı ve Alevilerin kutsal saydığı Derviş Cemal Türbesi’nin zarar görme riskine karşı projenin sürdürülmek istenmesinin gerekçesi nedir?

    Söz konusu proje ile Derviş Cemal köylülerin geçim kaynağı olan meranın tahrip edileceği, kullanım alanlarının daraltılacağı ve bunun sonucunda köylülerin göç etmek zorunda kalma riskine rağmen projenin ısrarlı bir şekilde sürdürülmek istenmesinin gerekçesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Başkaya: İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür, ama unutuldu-VİDEO

    Başkaya: İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür, ama unutuldu-VİDEO

    PİRHA – Akademisyen Fikret Başkaya, ülke genelinde süre giden maden faaliyetlerine tepki gösterdi. İliç’te 9 kişinin yaşamını yitirdiği kazaya işaret eden Başkaya, “İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. İnsanlarda galiba utanma duygusu azalmış” dedi. Başkaya, Göle’de açılmak istenen maden ocağına da değinerek “Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız” uyarısını yaptı.

    “Büyüme ve kalkınma” iddiasıyla ülke genelinde yıldan yıla maden faaliyetlerinde artış yaşanıyor. AKP hükümeti döneminde sayıları ciddi oranda yükselen madenler nedeniyle çevresel tahribatla birlikte iş cinayetlerinde de gözle görünür artış söz konusu.

    Söz konusu maden faaliyetleri gerçek anlamda ekonomiye ne oranda katkı sağlıyor; bunu ve daha fazlasını Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya ile konuştuk. Madencilik ve doğa talanındaki büyük artışın nedenlerine dikkat çeken Başkaya, “Kapitalist dünya sistemi, kendini üretmekte zorlanıyor, geleneksel sektörlerde yeteri kadar değer yaratamıyor ve çareyi doğayı yağma ve talanında görüyor” dedi.

    “YAĞMA VE TALAN VAR!”

    Maden faaliyetlerinin dünya genelinde artış gösterdiğini söyleyen Fikret Başkaya, konuya dair şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye’de AKP’nin niteliğinden dolayı iş zıvanadan çıkmış durumda. Doğaya verilen bu aşırı zarar, bu ekolojik yıkım, tamamen sermayenin değerlenmesiyle ilgili bir mesele. Örneğin kamuya ait olan müşterekler tanımına giren şeyler gasp ediliyor. Fakat Türkiye’de ikili bir yağma ve talan var. Bir tanesi bütçenin, hazinenin yağmalanıp talan edilmesi, bir tanesi de doğanın yağma ve talanı… Mesela bir adam geliyor, kredi alıyor, sonra gidiyor bir yerde maden çıkartıyor, bir sürü kolaylık sağlanıyor. Yani beş para harcamadan herkesin olana sahip oluyor. Yeraltı ve yerüstü kaynakları, müşterekler tanımına giren şeyler. Herkesin olan, herkesin kullanımına sunulması gereken varlık ve zenginlikler, bunlar böyle bir amaç için yağmalanıyor.

    “HERKESİN OLANA EL KONULUYOR”

    Madenlerin bu kadar çok olmasının bir nedeni daha var. Emperyalist ülkelere doğal kaynağın transfer edilmesi gerekiyor! Altın falan bu açıdan çok önemli değil, çünkü bir sürü kritik maden var. Yeni teknolojiler için mesela kullanılan lityum gibi… Bunlar Türkiye’den, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Latin Amerika’dan o tarafa doğru götürülüyor. Ama şöyle; mesela İngiltere’de, Amerika’da elektrikli araba üretiyor ama bataryayı üretmek için buralardaki madenleri çıkartıp oraya taşıması gerekiyor. Yani Türkiye’deki ekonomik model, değer üretemiyor ve doğayı yağmalayarak herkesin olana bu vurguncu kapitalistler tarafından el konularak bir sermaye birikimini sağlıyorlar.

    “ÖZELLEŞTİRİLMEYEN HİÇBİR ŞEY KALMADI”

    Onun için sorun kapitalizmin içinde bulunduğu durum ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu durum. Şimdi ne yaptılar? Mesela özelleştirilmeyen hiçbir şey kalmadı. Özel sektöre devredersek daha verimli çalışacak, yük olmaktan çıkacak, enflasyon düşecek deniliyordu. Bunların hiçbir karşılığı yok, saçma. Sermaye değerlenmek için bunlara el koyması gerekiyor Bir de tabii bunların bir değeri de yok, mesela Türk Telekom’un bir fiyatı mı var? Böylece bir yağma olayı var. Şimdi bu yağma müştereklere doğru, yani herkesin ihtiyacına sunulması gerekenlere yönelik bir yağma. Bunları peşkeş çekiyorlar. İşte bu doğa ve yağma talanı böyle bir mantığın sonucu.”

    “DOĞAL ZENGİNLİKLER EMPERYALİST MERKEZLERE TAŞINIYOR”

    Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya, yabancı şirketlerin Türkiye’de uyguladıkları maden faaliyetlerini kendi ülkelerinde bu denli yoğun hayata geçiremediklerinin de altını çizdi. Başkaya, “Bu talanı Fransa’da, İngiltere’de yapamazsın. Oralarda da bizdeki gibi hamleler var tabii ama ekolojik hareket buraya göre çok daha güçlü ve bu şirketler püskürtülebiliyor. Netice itibarıyla ‘yeryüzünün lanetlilerinin’ yaşadığı yerlerde bu tahribat, sömürü, yağma, talan yapılıyor. Bidayetten itibaren batının zenginliği, dünyanın geri kalanını sömürü ve yağma talanı ile mümkün oldu. Yani buralardaki doğal ve beşeri zenginlikler emperyalist merkezlere taşınıyor. Bu da gerektiği gibi tartışılıp anlaşılmıyor ve gündeme gelmiyor” diye konuştu.

    “KAPİTALİSTLER, İŞÇİYİ İNSAN OLARAK GÖRMEZ”

    Akademisyen Fikret Başkaya, madenlerde yaşanan kazaların her sene artacağına da dikkat çekti. İşçi sınıfının örgütsüz ve bilinçsiz olması nedeniyle ölümlerin de çoğalacağına vurgu yapan Başkaya “Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu dalgayı şu an itibarıyla kıracak bir örgütlü bilinç yok” diye konuştu.

    Başkaya, iş güvenliği konusunun neden önemsenmediğine de değinerek şunları söyledi:

    “1980 yılından sonra dünyaya ‘neoliberal’ denilen politikalar hakim oldu. Neoliberal politikanın 3 sloganı vardı. Bunlardan biri ‘liberalleşme’ yani sermayenin hareketini engelleyen ne varsa ortadan kaldırmak. Yani bütün dünya sermayenin korunmuş gül bahçesi olacak demek.

    İkincisi; ‘özelleştirme’. Kamuya ait kurumların özel sermayeye peşkeş çekilmesi.

    Üçüncüsü de ‘kuralsızlaştırma’. O da ezilen sınıfların, işçi sınıfının lehine kazanımları tasfiye etmektir. Böyle üçlü bir saldırının sonucudur şu andaki manzara.
    Mesela 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyıla işçi hareketi sürekli örgütlendi ve sendikalar güç kazandı. İşçi sınıfı, sistem içinde önemli mevziler kazanmıştı. 1980’deki neoliberal saldırı ile işçi sınıfının kazanımlarına da saldırı oldu. Bir şey daha oldu; 1990’da Sovyet sisteminin çökmesi ile sosyalist ütopyada zaafa uğradı. Bu ikisinin diyalektiği, yani küresel işçi sınıfının mücadele ve pazarlık gücünü zayıflattı. Örgütsüzlük daha yaygınlaştı. Türkiye’de 1980 öncesinde sendikalar gayet güçlüydü. Mesela bir işçi, memurdan çok daha yüksek ücret alıyordu.

    “SÜRECE MÜDAHALE ETMEK LAZIM, GEÇ KALMAMAK LAZIM”

    Yani sendikalar anlamında alan tamamen boşalmış durumda. Sermayenin saldırısına açık bir alan var. Bir de tabii işçi sınıfı örgütsüz olduğu sürece, bu patron için bulunmaz bir nimet. Sermaye sahibi için işçi de o üretime dahil olan araçlardan biri, yani onu insan olarak görmez. Görse zaten insanca muamele eder. Yani yapılması gereken, global olarak bir bilinç devrimine ihtiyaç var. İnsanlık ve uygarlık kritik bir kavşağa gelmiş bulunuyor Hiçbir şey eskisi gibi değil. O zaman iki şık var, ya insanlık aklını başına alacak, bu sürece bilinçli bir müdahalede bulunacak ya da bu iş karakolda bitecek! Yani uygarlık paradigmasının değiştirilmesi gereken bir zaman geldi çattı. Çünkü ikili bir sorun var. Bir; sosyal sorunlar; bütçe derinleşiyor. Bunlar işsizlik, açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma… Bir taraftan da ekolojik yıkım var; canlı türleri hızla yok oluyor. Bir taraftan iklim krizi var ve atmosfer ısınıyor, bunu yaşayarak da görüyoruz. Dolayısıyla şu anda insanlık ve uygarlık, kritik bir kavşakta. Bir, sürece müdahale etmek lazım. İki, geç kalmamak lazım.”

    “RADİKAL BİR KARŞI DURUŞ ÖRGÜTLEMEK GEREK”

    Fikret Başkaya, Koza Holding tarafından Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılması planlanan maden faaliyetlerini de yorumladı. Sürece müdahil olunması gerektiğini söyleyen Başkaya, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu yıkım vakitlice durdurulamazsa bunun ekolojik tahribatı akılalmaz boyutlara ulaşacak. Orada yaşamı yok eden bir süreç olacaktır ve bu göz göre göre yapılan bir şey. Mesela şimdi burada yapılanı kaç kişi biliyor? Dolayısıyla burada çok radikal bir karşı duruş örgütlemek gerekiyor. Mesela bir yere saldırı oluyor, oradaki insanlar buna haklı olarak tepki gösteriyor ama ufak bir tepkiye karşı dahi jandarma, polis ile karşılaşılıyor. Yani bu akıl almaz bir vahşet. Dayanılır gibi bir şey değil. O cennet yöreyi bir kapitalistin çıkarı için talan edecekler. O işi yapan kapitalistin ortakları, kamusal zenginliği yağmalayarak oraları yaşanmaz hale getirecekler. Bir de artık İliç’te yaşananlardan sonra bu yönlü duyarlılığın artmış olması gerekiyor. Mesela bu İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. Aslında global olarak insanlarda galiba utanma duygusu azalmış. Mesela böyle bir duruma tepki bu kadarcık mı olması gerekirdi? Oradaki vahşet nedeniyle insan gece uyuyamaz. Çünkü doğa yok ediliyor. Bir kere bu yapılanların geri dönüşü yok. Bu ataletten kurtulmak lazım. Sürece müdahale etmek lazım. Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Belgrad Ormanı yok ediliyor: Bir taşocağına daha onay verildi

    Belgrad Ormanı yok ediliyor: Bir taşocağına daha onay verildi

    PİRHA – Maden şirketleri tarafından talan edilen Belgrad Ormanı’nın Ayazağa mevkiinde bir taşocağı projesine daha onay verildi. Hamidiye Su kaynağı ile sit alanlarının olduğu bölgede dinamitler patlatılacak.

    İstanbul Ayazağa Ormanındaki tahribat hızla sürüyor. Kuzey Ormanları Araştırma Derneği’nin aktarımına göre maden ocaklarıyla gündeme gelen bölgede, Bahar Madencilik’in projesinin kapasite artırımına ve genişlemesine onay verildi. Ormanlık alandaki maden sahası genişletilerek iki adet de kırma-eleme tesisinin inşa edileceği öğrenildi.

    Ordu’nun Fatsa ilçesindeki siyanürlü faaliyeti ile tanınan Bahar Madencilik’in yeni hedefi İstanbul Sarıyer Ayazağa Mahallesi sınırları içerisindeki ormanlık oldu.

    2007 yılında alınan çevresel etki değerlendirme (ÇED) gerekli değildir kararıyla faaliyete geçen şirket, ormanın içerisinde 24,89 hektarlık alanda patlatma yaparak kalker, kumtaşı ve mıcır üretimi yapmaya başladı. Proje alanını 24,89 hektardan 37,13 hektara; üretimi ise yılda 249 bin 600 tondan 2 milyon tona çıkarmak isteyen şirket ayrıca iki adet kırma eleme tesisi kurmak için başvuruda bulundu.

    Söz konusu bölge, kuş göçünün izlenebildiği alanlardan biri. Yeraltı ve yer üstü kaynaklarına sahip alanda Hamidiye Su kaynağının yanı sıra 730 metre uzaklıkta Kağıthane Deresi, 2 bin 200 metre uzaklıkta Ayağaza Deresi bulunuyor. ÇED dosyasında yer alan bilgilere göre yapılan analiz sonuçlarında bölgedeki suyun kalitesi ise birinci sınıf çıktı.

    Şehrin sınırlı ormanlık alanlardan biri olan ve ayrıca su kaynaklarının bulunduğu bölgede ayda ortalama 16 patlatma yapılması planlanıyor. Ormanın ortasında yapılacak her patlatmada 2 bin 91 kilogram patlatıcı kullanılacak.

    Ormanlık alan içerisinde Bahar Madencilik şirketiyle birlikte Aslan Çimento A.Ş., İslamoğlu Madencilik, Akdağlar Madencilik, Akçansa Çimento Sanayi A.Ş.’nin de taşocakları bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    PİRHA – Koza Altın İşletmeleri A.Ş.’nin, Göle ilçesindeki 4 köyü kapsayan maden projesine tepkiler sürüyor. Yöre halkı, oluşacak çevresel felaketle birlikte hayvancılık ve tarımın yok olacağına vurgu yapıyor. Yurttaşlar, söz konusu girişim nedeniyle kutsal mekanların da tehlike altında olduğunu belirterek “Doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız” diye belirttiler.

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından Ardahan’ın Göle İlçesinde yapılmak istenen altın, gümüş ve bakır madeni projesine tepkiler sürüyor.

    Söz konusu projenin tüm detayları kamuoyu ile paylaşıldı ancak, şirketin maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusuna henüz olumlu cevap verilmedi.

    Projeye olumlu cevap verilmesi halinde Büyük Altunbulak Köyü başta olmak üzere Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köy arazileri de maden sahası kapsamında değerlendirilecek.

    YÖRE HALKININ TEPKİSİ ARTIYOR!

    Maden projesine karşı duran yöre halkı, itirazlarını sürdürüyor. Mahkeme yoluna da başvuran Göleli yurttaşlar, projenin başlatılması durumunda oluşacak çevre felaketine bir kez daha dikkat çekti.

    Koyunlu (Gundik) köyünden Hüsniye Aydar, maden faaliyetlerinin yöre halkına hiçbir getiri sağlamayacağının altını çizdi. “Aksine madenin bizden götürüsü çok olacaktır” diyen Aydar, şunları söyledi:

    “Bizler mera hayvancılığı yaparak geçim kaynağımızı sağlıyoruz. Sütçülük, peynircilik, kazcılık, arıcılık yapmaktayız. Siyanürlü bir maden çalışması demek, su kaynaklarımızın, doğamızın zehirlenmesi demektir. Bitki çeşitliliğinin bitmesi, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğinin elinden alınması demektir. Yer altındaki bütün sular damar şeklinde birbirine bağlıdır. Söz konusu alan hayvancılık ve tarım bölgesidir. Bu maden, tarımı da bitirme noktasına getirir. Gençlerimiz zaten işsiz. Bir kesim hayvancılıkla uğraşıyor. Biz kadınların ekmeği, aşı hayvancılıktadır. Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz. Maden demek doğamızın bitmesi demektir. Bölgemizde böyle bir maden çalışması istemiyoruz.”

    “MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    “İkinci bir İliç yaşansın istemiyoruz” diyen Hüsniye Aydar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayvanlarımız bizler için çok önemli. Bir inek, bir fabrika demektir. Elimizden ekmeğimizin alınması, insanların yokluğa mahkum edilmesini istemiyoruz. Bir şirketin gelip Göle’nin köylerine hükmetmesini istemiyoruz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Topraklarımız geçim kaynağımızdır. Eğer bir şeyler yapılmasını istiyorlarsa dağlarımızın ağaçlandırılmasını, yollarımızın yapılmasını sağlasınlar. Doğamız, bir maden şirketine kurban verilmemeli. Geleceğimiz yokluğa mahkum edilmemeli. Yani bu madenin bize bir faydası yok. İsmi üstünde; ‘Yeşil Göle’… Bölgemizin çöl olmasını istemiyoruz.

    Siyanür buharlaşma usulüyle havaya karışacak. Bütün bitkilerimizin böylelikle üstüne çökecek, hayvanlarımız da bu otları tüketecek. Hayvanlarımızdan elde etmiş olduğumuz yağ, peynir, süt ve eti biz insanlar tüketiyoruz. Sağlığımızı tehdit edecek faaliyetleri memleketimizde istemiyoruz. Türkiye’nin en büyük oranda peynir ihtiyacını karşılayan bölgesi Ardahan’ın Göle ilçesi, Kars ve civarıdır. Kimsenin elimizdeki ekmeği almaya hakkı yoktur.”

    KUTSAL MEKANLARA SALDIRI!

    Hüsniye Aydar, köylerindeki kutsal mekanları da işaret ederek, maden projesi ile inançlarının da hedef alındığını belirtti. Aydar “Köyümüzün etrafında manevi değerlerimiz olan ziyaret mekanlarımız da var. Ziyaretlerimize kimseyi dokundurtmayız. O yerler bizim için çok önemli. Biz Alevi köyüyüz ve inançlarımıza bağlıyız. Bu nedenlerle topraklarımızı, geleceğimizi kimseye vermiyoruz. Devlet bize destek sunacaksa eğer hayvancılık konusunda destek olsun. Maden çalışmaları ile gelip topraklarımızı kazıyacaklar ve bölge belli bir zaman sonra çöle dönüşecek” diye konuştu.

    “DOĞAMIZA VE ZİYARETGAHIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Gundik köyünden Kenan Akın da maden projesine tepki gösteren bir diğer isim oldu. Erzincan’ın İliç ilçesinde yaşanan maden faciasında halen 9 kişinin cenazesine ulaşılmadığını söyleyen Akın, “Hükümet, sanki hiçbir şey olmamış gibi seçim gündemiyle beraber meseleyi öteledi. Yaşananları adeta halka unutturdu” dedi.

    Kenan Akın, köylerindeki ziyaretgahların halk nezdinde büyük öneme sahip olduğunu vurgulayıp şunları söyledi:

    “Kendi ülkelerinde yasaklanan, maden arama izni alamayan yabancı şirketler, ülkemizdeki işbirlikçi sermayedarları ile devletten aldıkları peşkeş usulü ihalelerle bölgemize yönelmekte. İnancımız gereği ortak yaşama ikrar verdiğimiz cümle canlı, cansızın doğasına göz dikmiş durumdalar. Girmek istedikleri alanlarda o bölgede yaşayan biz Alevilerin inanç yerleri ve ziyaretgahları mevcuttur. Böyle bir durum karşısında bizlerin ve bütün Alevilerin rızalığı alınmadan kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız. Bununla birlikte tüm yasal ve meşru haklarımızı kullanarak doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız. Bu gibi yöntemlerle inanç yerlerimizi belleklerimizden silmeye çalışanların karşısında olacağız. Ayrıca bütün demokratik çevreleri ve Alevi kamuoyunu, yapılmak istenen bu durum karşısında sahiplenmeye davet ediyoruz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

     

  • Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    PİRHA – Göleli kadınlar, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından 4 köy arazisini kapsayan alan içerisinde yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Hayvancılık ve çiftçilikle geçimini sağlayan kadınlar, “Yurdumuzda maden faaliyeti istemiyoruz. Koza Holding, toprağıma, suyuma dokunma. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

    Ülke genelinde artan maden faaliyetleri, çevresel felaketin yanı sıra iş cinayetleriyle de sık sık anılıyor. Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat’ta yaşanan ve 9 insana mezar olan maden faciası da sermayedarların kar hırsını engellemedi.

    İnsan ve çevre yaşamını olumsuz etkileyen maden faaliyetlerine son olarak Ardahan’ın Göle ilçesinde yaşayan yurttaşlardan tepki geldi. Hayata geçirilmek istenen altın madeni projesi için itirazlarını dile getiren kadın yurttaşlar, “Toprağımıza, suyumuza dokunmayın. Maden faaliyeti istemiyoruz” dedi.

    “BİZİ DOĞAMIZLA BAŞ BAŞA BIRAKSINLAR”

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yapılmak istenen maden faaliyeti Göle ilçesinin Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerini kapsıyor. İlgili şirketin, maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunu da yaptığı ifade ediliyor.

    Karara tepki gösteren yöre halkı, PİRHA’ya ulaştırdığı videolar ile tepkilerini dile getirdi.

    Şeki Köyü‘nden Sevda Karataş, “Köyümüzün yok olmasına izin vermeyelim” diyerek şöyle devam etti:

    “Doğup büyüdüğüm, çocukluğumu geçirdiğim köyüme maden ocağı kurulacağını öğrendim. Bu ocaklar doğamızı, arazilerimizi zehirleyeceği için kesinlikle istemiyorum. Maden ocaklarının kurulması demek, köyümüzün doğası, arazilerimizin verimliliği, yaban yaşamını ve bizlerin yaşamını olumsuz yönde etkileyecek. Bu şirketlerin kesinlikle memleketimize girmesini istemiyorum. Bizi doğamızla baş başa bıraksınlar. Buradan bir kez daha sesleniyorum; köyümüz ve ilçemizin mahvolmasına izin vermeyelim. Çünkü biz Göle’mizi yeşil seviyoruz. Koza Holding’i burada istemiyoruz. Hemû jiwera silav û rez, spas dikim.”

    “GÖLE DE İLİÇ OLMASIN!”

    Büyük Atınbudak köyünden Kudret Irmak “Köyümüz yok olmasın” dedi. Maden faaliyetlerine karşı olduklarını belirten Irmak, “Bu yapılacakları istemiyoruz. Göle de İliç gibi olmasın. Siyanür buradaki dereye de karışacaktır ve bütün hayvanlar da o suyu içecektir. O derenin suyu ile hepimizi zehirleyip öldürür” diye konuştu.

    “YENİ FİDANLAR DİKİLMİŞTİ”

    Birgül Irmak ise “Köyümüz mahvolmasın. Hayvancılık bitmesin ki başka ülkelere muhtaç olmayalım” uyarısını yaptı. Irmak, “Koza Holding’e hayır diyoruz. Dağlarımıza dokunmayın! Buralara daha yeni fidanlar dikilmişti. Bu durumda hepsi sökülecek, bunu istemiyoruz. Su kaynaklarımız da tehlike altında. Ayrıca bölgeden fay hattı da geçmekte” diye belirtti.

    “ÇÖLLEŞMEYE HAYIR!”

    Bilgi Irmak da, “Koza madenciliği ilimizde istemiyoruz. Çölleşmeye hayır diyoruz. Köylerimiz yok olmasın. Bizim peynirimiz, sütümüz; yani hayvancılığımız geçim kaynağımızdır. Koza şirketini kesinlikle burada istemiyoruz. Kazılacak alan köyüme 150 metre mesafede. Yapılacak dinamit çalışmalarıyla bütün binaların hasar alması çok olası bir durum. Söz konusu alanın hemen yanında mezarlığımız bulunmakta, bunlar için ne düşünürsünüz bilemiyoruz ama biz köyümüzden çıkmak istemiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    “SADECE KENDİ ÇIKARLARINIZ İÇİN…”

    Ailesinin hayvancılıkla geçimini sağladığını dile getiren Keziban Irmak, “Babam işini yapamazsa ne olacak? Maden faaliyetlerinin zararlarına hep değiniliyor. Örneğin ozon tabakasının gördüğü zarara hep değiniliyor ama umursayan olmuyor. Bu nedenle bizler Koza Holding’i burada istemiyoruz. Sadece kendi çıkarlarınız için bu faaliyette bulunmayın” ifadelerini kullandı.

    “İZİN VERMİYORUZ!”

    Gundik Köyü‘nden Sevda Kat da maden faaliyeti ile büyük bir çevresel talanın yaşanacağına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Toprağımızın, suyumuzun, havamızın bu rantçı çeteler tarafından kirletilmesine izin vermiyoruz. Bu güzelim doğa atalarımızdan bizlere nasıl ki tertemiz kaldıysa bizler de bu çetelere karşı direnerek, çocuklarımıza bu toprakları temiz şekilde bırakmak istiyoruz. Buradan demokratik kitle örgütlerine ve çevreci dostlarımıza çağrı yapıyoruz ve bu duruma bir an önce müdahale etmelerini, sesimizi duyurmalarını istiyoruz.”

    “EKMEĞİMİZİ, SUYUMUZU, HAYATIMIZI ZEHİRLEMEYE KİMSENİN HAKKI YOK”

    Durucasu Köyü‘nden Simüzer Akgöz ise maden girişimine dair eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Altın kazı çalışmasına asla müsaade etmeyiz. Çünkü bizim yaşam alanlarımızı, yaşama sevincimizi, hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok. Bütün duyarlı vatandaşların buna tepki göstermesini rica ediyorum. Çünkü bizden sonraki nesillerin temiz havaya, suya ihtiyacı var. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Yapılanlara her zaman tepkimizi göstereceğiz ve asla müsaade etmeyeceğiz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!

  • İliç maden katliamıyla ilgili bilirkişi raporu çıktı: İşçiler risk altında

    İliç maden katliamıyla ilgili bilirkişi raporu çıktı: İşçiler risk altında

    PİRHA-Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta dokuz işçinin liç yığını altında kaldığı katliamın bilirkişi raporunda, “Göçükle birlikte bu alanda çalışan veya yaşayan kişilerde ağır metal toksisitesi açısından daha fazla risk” oluşturduğu tespiti yapıldı. Buna rağmen, görüntülerde, 9 işçiyi kurtarmak için liç toprağını tahliye eden taşeron işçilerin maskesiz ve korumasız çalıştığı gözlendi.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta dokuz işçinin liç yığını altında kaldığı maden katliamına yönelik hazırlanan İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilen bilirkişi raporu soruşturma dosyasına girdi.

    Raporda, Anagold Türkiye Müdürü Cengiz Yalçın Demirci’nin de bulunduğu yetkililer “kusursuz” bulunurken Kanadalı yetkili Iain Ronald Guille ve mühendislerin olduğu 9 kişi de “asli kusurlu” bulundu.

    Raporda, Anagold Madencilik firmasının “kasten veya taksirle çevreyi kirletme suçu” işlediği belirtildi. Sabırlı deresine akan liç yığının toprak ve yeraltı sularında kirliliğe sebep olacağına işaret edilirken firmanın da “asli kusurlu” olduğu ifade edildi.

    “ZEHİRLİ KİMYASALIN FIRAT HAVZASINA KARIŞMA RİSKİ BULUNMAKTADIR”

    Raporda siyanürün oluşturabileceği riskler, “toprağa, suya ve havaya karışması sonucu” insan sağlığı üzerinde ciddi etkilerine vurgu yapılırken şu ifadelere yer verildi:

    “21 Haziran 2022’de siyanür solüsyonu borusunun patlaması sonucunda tonlarca kimyasalın çevreye yayılma riski de düşünülürse, göçükle birlikte bu alanda çalışan veya yaşayan kişilerde ağır metal toksisitesi açısından daha fazla risk taşımaktadır. Topraktaki siyanür ve ağır metal konsantrasyonlarından birinin dahi sınır değerleri aşması durumunda, toprağın bertaraf edilmesi gerekmektedir. Kayma ile beraber toprak içeriğinde bulunan solüsyondaki başta siyanür olmak üzere çok sayıda zehirli kimyasalın Fırat Havzası’na karışma riski bulunmaktadır.”

    İŞÇİLER LİÇ SAHASINDA ÇALIŞIYOR

    Katliamın meydana geldiği günden bu yana, arama-kurtarma ve yığın liç toprağının taşınma işlemi kısa süreli ara verilse de şu an devam ediyor. Maden ocağının sahibi Anagold Madencilik 19 Şubat’ta çalışanlarına 1 Nisan’a kadar idari izin verdiğini duyurmuştu. Taşeron şirket Çiftay’ın işçileri ise şu an yığın liç sahasında çalışıyor.

    Öte yandan sanal medyada yayınlanan görüntülerde, işçiler maden ocağının içine kaymış olan liç yığınının başka bir yere taşınması için çalışırken görüntülendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İliç’teki maden faciası nedeniyle iki mühendis tutuklandı

    İliç’teki maden faciası nedeniyle iki mühendis tutuklandı

    Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan facia nedeniyle açılan soruşturma kapsamında iki mühendis tutuklandı. 

    Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik’e ait altın madeni ocağında tonlarca siyanürlü liçin kayması ve dokuz işçinin göçük altında kalmasına dair Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma sürüyor.

    Bu kapsamda maden ocağını işleten şirkette idareci pozisyonunda çalışan mühendis İ.T. ve K.M.A. ifade işlemleri için adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgusu sonrası nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen İ.T. ve K.MA. tutuklandı.

    TUTUKLU SAYISI 8’E ÇIKTI

    Soruşturma kapsamında daha önce altın madeni ocağını işleten Anagold’un Kanadalı yöneticisi J.R.G’nin de aralarında bulunduğu 6’sı tutuklanmıştı, üç kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Metalurji Yüksek Mühendisi Küçük: İliç’te yağmurdan sonra insanlar zehirlenebilir-VİDEO

    Metalurji Yüksek Mühendisi Küçük: İliç’te yağmurdan sonra insanlar zehirlenebilir-VİDEO

    PİRHA-İliç’te yürütülen madencilik faaliyetinin durdurulması gerektiğini vurgulayan Metalurji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, “İliç’te yürütülen madencilikte asla önlem alınamaz. Bunlar madencilik faaliyeti değildir, kimyasal işlemler ve doğanın katliamıdır. İliç’te gelinen süreçte örgütlü bir yapı katliama sebep oldu. Zehir, zeminden yeraltı sularına inecek. Bundan sonra hangi önlem alınırsa alınsın bir anlamı yok artık” dedi.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kayması sonucu iddiaya 9 işçi toprak altında kalırken, altın madeninin çıkarılması için kullanılan siyanür başta olmak üzere bir çok kimyasal toprağa karşıtı.

    Erzincan Valiliği, yaptığı açıklamada, siyanürün ‘kontrol altına’ alındığını iddia etse de, çevre örgütleri ve uzmanlar İliç’te büyük bir felaketin yaşandığı konusunda hemfikir.

    Metalurji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, CAN TV’de yayınlanan Ezgi Soysal’ın sunduğu ‘Can Aktüel Bu Sabah’ programında konuya dair değerlendirmelerde bulundu.

    “İLİÇ’İ BOŞALTSINLAR”

    İliç’te yürütülen madencilik faaliyetinin durdurulması gerektiğini vurgulayan Cemalettin Küçük, “İliç’te yürütülen madencilikte asla önlem alınamaz. Bunlar madencilik faaliyeti değildir, kimyasal işlemler ve doğanın katliamıdır. Toprağın kayacağını ben de biliyordum, şirket yetkilisi de biliyordu, oradaki teknik elemanları da biliyordu. İliç’te gelinen süreçte örgütlü bir yapı katliama sebep oldu. Nasıl ki 1986 yılındaki Nükleer Santral’deki patlamada on binlerce kilometre mesafe ilerleyerek Karadeniz’e, Trakya’ya ve Akdeniz’e çöktüyse aynı durum burada da var. İliç’te yaşanan felaket kilometrelerce ilerideki alanlara ilerleyebilir.

    “YAĞMURDAN SONRA İNSANLAR ZEHİRLENEBİLİR, ZEHİR YERALTI SULARINA İNECEK”

    Yağacak yağmurdan sonra İliç’te insanlar zehirlenebilir, oradaki madeni kapatsınlar. İliç’i de boşaltsınlar, oraya gaz maskesi dışında 10 kilometre mesafeye kadar kimse girmesin. 2006 yılında Eşme’de 25 kilometre mesafede 1500 kişi zehirlendi. Burada kullanılan zehir Fırat Nehri’ne aktığında tarım arazilerimizi sulamak için Fırat Nehri’ni arıtmak zorunda kalacağız. Zehir, zeminden yeraltı sularına inecek. Bundan sonra hangi önlem alınırsa alınsın bir anlamı yok artık” diye konuştu.

    Programın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Zonguldak’ta maden ocağında göçükte 1 işçi yaşamını yitirdi

    Zonguldak’ta maden ocağında göçükte 1 işçi yaşamını yitirdi

    PİRHA- Zonguldak’ta özel bir maden şirketi tarafından işletilen maden ocağında meydana gelen göçükte 1 işçi yaşamını yitirdi, 1 işçi de sağ çıkartıldı. 

    Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde Gelik beldesi Ayiçi mevkisinde faaliyet gösteren özel bir maden ocağında göçük meydana geldi.

    Göçükte mahsur kalan işçiler Murat Çetinkaya (45) ve Erdem Y’nin bağırması üzerine mesai arkadaşları tarafından kurtarma çalışması başlatıldı.

    Göçükten çıkarılan ve durumunun iyi olduğu öğrenilen işçilerden Erdem Y, ilk müdahalenin ardından Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

    Vali Osman Hacıbektaşoğlu, gazetecilere, saat 21.00 sıralarında özel maden işletmesinde 35 kişinin olduğu vardiyada, 2 işçinin çalıştığı ayakta göçük meydana geldiğini duyurmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!-VİDEO

    Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!-VİDEO

    PİRHA – Çevresel tahribatlarıyla tanınan Koza Altın İşletmeleri, Göle’de yeni bir talan projesini hayata geçirmek istiyor. Yöre halkı ise her türlü maden faaliyetine karşı olduklarını belirterek “Bu projelerde daha çok siyasi faaliyet yürütülüyor. Özellikle Alevi ve Kürt köylerinde maden çalışmaları yapılıyor” ifadelerini kullandı.

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. Ardahan’ın Göle İlçesinde yeni bir maden faaliyeti için girişimde bulundu. Proje detaylarını kamuoyu ile paylaşan şirket, maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunu da yaptı.

    Altın, gümüş ve bakır çıkartmak amacıyla açık ocak şeklinde faaliyet yürüteceklerini belirten şirket, Büyük Altunbulak Köyü başta olmak üzere Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerinin de arazilerinin maden sahası kapsamında değerlendirileceğini belirtti.

    Karara tepki gösteren yöre halkı, Koza Altın İşletmeleri’nin yaptığı başvuruya dair itirazda bulundu. İmza kampanyası başlatan yurttaşlar, maden faaliyeti sebebiyle büyük bir çevresel felaketin oluşacağına dikkat çekti.

    TARIMSAL ÜRETİM İÇİN TEHLİKE SİNYALİ!

    Madem faaliyetlerinin her aşamasının doğaya, tarım ekonomisine ve insan sağlığına geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini belirten yurttaşlar, dinamit ile yapılacak patlamalar nedeniyle yeraltı sularının da zarar göreceğinin altını çizdiler. Göle ilçesinin hayvancılık ve tarım alanında önemli bir bölge olduğunu vurgulayan yöre halkı, açık maden faaliyeti ile birlikte, hayvancılığın yanı sıra süt, peynir ve arıcılığın da büyük bir darbe göreceğini belirttiler.

    Proje sahasının 146 metre yakınından geçen Şimşimik Deresi de söz konusu faaliyet nedeniyle tehlike altında bulunuyor. Yaşam alanlarının maden sahasına olan uzaklığı ise sadece 150 metre. Yurttaşlar, bölgenin aynı zamanda deprem fay hattı üzerinde olduğunu vurgulayarak maden işletmesinin iptalini talep ediyor.

    YÖRE HALKI, PROJEYE TEPKİLİ!

    Ankara’da ikamet eden Büyük Altunbulak köyünden Ali Turan, söz konusu projeye dair yöre dernekleriyle faaliyet yürüten isimlerden birisi. Turan, aynı zamanda oluşturulan çevre komisyonunun da sözcülüğünü yürütmekte. Ali Turan, maden faaliyeti konusunda ilk duyumu yaklaşık 1 ay kadar önce aldıklarını belirterek “Büyük Altınbulak köyünün tamamını, çevre köylerden ise Gundik, Şeki ve Gırdamal’ın da resmi olarak arazilerinde altın madeni arama faaliyeti gerçekleştirileceğini haber aldık. Böyle bir şeye başta inanamadık. 2007 yılında bu ruhsatın alındığı söylendi, daha sonra da Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) için Koza Holding’in başvuruda bulunduğu söylendi. Göle’deki köylerimizin muhtarları, bütün köy halkının bu faaliyeti istemediğini belirterek valiliğe başvurularını yaptılar. Her ne kadar göç edip uzakta da olsak oralar bizim memleketimiz, bölgemiz” diye konuştu.

    “BÖLGEYE ZARAR VERİLMEDEN İŞİN İÇİNDEN ÇIKILMAZ!”

    Altın arama faaliyetlerinde siyanür tehlikesine de dikkat çeken Turan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Siyanürsüz arama gibi bir örnek yok. Çıkarılan madenin Gümüşhane’ye taşınma noktasında bir söz var ve etrafa zarar vermeyip ‘siyanür kullanmayacağız’ ifadelerinin olduğu projeyi okuduk. Ancak kimse bu projenin Gümüşhane’ye taşınabilirliğini, o bölgeye zarar verilmeden bu işin içinden çıkılacağını düşünmüyor. Aynı zamanda siyanürlü havuzlarda kazaların yaşandığı bir ülkedeyiz. Dolayısıyla Ardahan, zaten hayvancılık konusunda can çekişen bir bölge. Buralar tarım ve hayvancılıkla kendini ayakta tutuyor. 3 bine yakın tür çiçeği barındıran bir bölge burası. Bu nedenlerle hiç kimse Koza Holding’in orada maden faaliyetini istemiyor.”

    “KOZA HOLDİNG’İ BÖLGEYE İSTEMİYORUZ”

    Ali Turan yerel halka çağrıda bulunarak yapacakları eylem planını da şu sözlerle anlattı:

    “Halkın tepkisi ‘sonuna kadar direneceğiz’ yönünde. İlgili bakanlığın bu projeye onay vermesini halk istemiyor. Evet ‘milli bir kazanımdır’ yönünde cevap geliyorsa da yaşamsal alana zarar vereceği noktasından hareketle bütün Göle halkı, gurbette olan tümümüz, kesinlikle Koza Holding’i bölgeye istemiyoruz. Yöre halkı, eğer karar bakanlıktan geri dönmezse fiziki mücadeleye de başlayacaklarını belirtiyor.”

    ÖZELLİKLE ALEVİ-KÜRT KÖYLERİNDE MADEN FAALİYETİ!

    Madenden etkilenecek köylerden olan Gundik, ilçenin tek Kürt Alevi köyü özelliği ile biliniyor. Köy arazisi içerisindeki kutsal mekanların da, söz konusu maden faaliyetleri nedeniyle tehlike altında olduğuna işaret ediliyor.

    Ardahan ili Göle ilçesi Koyunlu Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneği de maden kararına karşı Ankara’da faaliyetlerine başladı. Derneğin Başkanı Güntay Akın, “Her ne kadar Ankara’da ikamet etsek de kendi topraklarımızdan ayrı kalmadık, her zaman orayla ilgilendik” diye belirtti. Akın, madenin vereceği muhtemel zararlardan birisinin de demografik yapı olacağını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Doğa içerisinde insanoğlunun olduğu gibi her canlının da yaşama hakkı var. Mevcut hükümetin, geçmişten bugüne doğa üzerindeki yaptığı tahribatı Akbelen’de, Kaz Dağları’nda görüyoruz. Biliyoruz ki maden, doğaya ve canlıya zarar verecek şekilde çıkartılıyor. Bize maden faaliyetinin süresi olarak ‘3 yıl içerisinde bitirilecektir’ deniliyor ancak çıkarılan o madenin sonraki süreçte doğa üzerindeki tahribatı daha da büyük olacak. Yani nereden bakarsanız 100 yıl boyunca oradan hiçbir canlı faydalanamayacak. Bu projelerde daha çok siyasi faaliyet yürütülüyor. Özellikle Alevi ve Kürt köyleri üzerinde maden çalışmaları yapılıyor. Şu an yapılan çalışma sanki maden değil de farklı bir alana gidiyormuş gibi görünüyor. Bu doğrultuda tabii ki elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Hukuksal ve eylemsel anlamda olsun, sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelip ne yapılması gerekiyorsa yapacağız.

    “ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Amaçlanan, bölgedeki siyasi gücü de zayıflatmak gibi görünüyor. İktidar, kendine muhalif olan kesimin oradaki gücünü kırmak istiyor gibi. Bölgede yeraltı kaynakları vardır ancak çıkarılması arz eden ya da edilmeyen yerler vardır. Özellikle bu faaliyetleri insanların yüzyıllardır yaşadığı yerlerde yaparsanız ortaya farklı şeyler çıkar.

    Şu an sadece imza kampanyası yapıp mücadelemizi bu doğrultuda yürüteceğiz. Tahribatı görmeden bu işin sonlanması için elimizden geleni yapacağız. Ama yok ‘diretip altın arayacağız’ dedikleri zaman, orada ekmek mücadelesi veren; tarımla uğraşan, hayvancılık yapanlar da oradaki rezervin bir gün biteceğini biliyor. Tahribatı yaptıktan sonra bölgenin halini düşünmek gerekiyor. 3 yıllık süreç içerisinde bir sürü tahribat yapılıp canlı öldürülecek. sonrasında orada yaşayan insanlar ne yapacak?”

    “YAŞAM VE GEÇİM ZORLAŞIR”

    Güntay Akın, yerel halkla dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Yerel halkın yaşayacağı başka bir anavatanı yok. Orada yaşayan insanların yüzde 90’nı sonradan kazandıklarıyla geçimlerini sağlayabiliyor. Hayvancılık, buğday, arpa, arıcılık gibi üretimleri öldürdüğünüz zaman yaşam ve geçim zorlaşır. Bizim yapacağımız iş, bu şirketin tahribatlarını anlatmak olacak. Yerel halkın da zaten %80’i ne gerekiyorsa mücadele vereceğini söyledi. İlk başta sivil toplum örgütleri ile bir araya gelip, olayı anlatmak ve ileride hukuki mücadele ve tabii ki fiziki eylemler de gerektirirse yapılacaktır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Zonguldak’ta maden ocağında göçük: 1 madenci hayatını kaybetti

    Zonguldak’ta maden ocağında göçük: 1 madenci hayatını kaybetti

    PİRHA- Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde  TTK’ya bağlı Armutçuk Müessesi’ne ait maden ocağında göçük meydana geldi. 1 madenci hayatını kaybetti, 4 madenci yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

    Zonguldak Ereğli’de bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)’na bağlı Armutçuk Müessesi’ne ait madende göçük meydana geldi. Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu tarafından konu hakkında “İçeride 280 kişi var, 4 kişi etkilendi. Biri canlı olarak kurtarıldı. 1 kişi ağır yaralı. 2 kişiden canlı ses alınabiliyor.  75 kişilik ekiple müdahale başladı”açıklaması yapıldı.

    Edinilen bilgiye göre ağır yaralı madenci Ramazan Yıldırım hayatını kaybetti, 4 maden işçisi de yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Arama kurtarma çalışmalarının tamamlandığı duyuruldu.