Etiket: mahmut toğrul

  • Cemevine gönderilen nefret içerikli mektup Meclis gündeminde

    Cemevine gönderilen nefret içerikli mektup Meclis gündeminde

    PİRHA- HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, İstanbul Sultanbeyli’de bulunan Cem Vakfı’na bağlı Hubyar Sulltan Cemevi’ne gönderilen nefret ifadelerinin yer aldığı mektubu Başbakan Binali Yıldırım’a sordu. Toğrul, “TDK sözlüğünde Alevilik için yapılan tanımlamanın da “hakaret” içerikli olması  ile mektubun içeriğindekiifadelerin benzer olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” dedi. 

    İstanbul Sultanbeyli’de bulunan Cem Vakfına bağlı Hubyar Sultan Cemevine geçtiğimiz günlerde kimliği henüz belirlenmeyen kişi ve/veya şahıslar tarafından Alevi inancı için “sapkın, çarpık” gibi söylemler içeren bir mektup göndermişti. Mektupta Kızılbaş Alevi dedelerine “kafir” denilerek, ibadetleri hakkında; “Çok sayıda kafir olan Kızılbaş dedelerinin (mezar öpme, mezara mum yakma gibi ölüye hiçbir yararı olmayan adetler, kadınlı erkekli cem-dans-sazlı ayinleri ile camileri ve mescitleri tahkir-hakir görme, rezilliklerin peşinden gitme, tesettür emrini inkar” gibi tanımlamalar yer alıyordu. Ayrıca mektupta Alevilerin inancı, “çorba inanç” olarak lanse edilmişti. Alevilik, “Şia ve kalıntısı Kızılbaşlık, Hristiyanlık, Yahudi esatirleri yani efsaneleri karışımı sapkın bir inanç” olarak tanımlanırken,  Ermeniler ve Dersimlilerle ile ilgili şu ırkçı ifadeler yer alıyordu: “Atatürk döneminde ise Ermeni tehcir emrine uymayıp aynı soydan veya kültürden geldikleri Ermenileri saklayıp göçlerini engelleyen Dersim halkının çoğunun üzerine Atatürk’ün emri ve Pilot Sabiha Gökçen’in de uçakla bombardımana katıldığı operasyonla isyan bastırılmış.. SSorumlular idam edilmiştir.”  Son olarak mektup, Alevileri, son nefeste Müslüman olarak ölmeye davet ediyor.

    Alevi inancına hakaret eden söylemler olarak Alevi kamuoyunda, bir arada yaşam inancını zedeleyen ve vicdani olarak kabul görmeyen söylemler olarak karşılanan bu mektubu HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul da meclis gündemine taşıdı.

    “IRKÇI SÖYLEMLERDE BULUNANLAR KİMLER TARAFINDAN TEŞVİK EDİLİYOR?”

    HDP’li Toğrul Başbakan Binali Yıldırım’ın cevaplandırılması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Geçmişten günümüze süregelen bu tür durumlarda bu şahıslar hakkında herhangi bir  hukuki iş ve işlemler yürütülmüştür?” gibi sorular yöneltti.

    Yazılı olarak cevaplaması istemiyle Toğrul şu soruları sordu:

    • Alevi inancına karşı bu tür nefret söylemi içeren mektuplar kim ve/veya kimler tarafından gönderilmiştir? Bu şahıs ve/veya şahısların kimliğinin belirlenmesi için bir girişimde bulunacak mısınız? Alevi inancına karşı yapılan bu saldırıların derhal durdurulması için bir çalışma yürütecek misiniz?
    • Alevilere yönelik çok çeşitli hakaret içeren tanımlar yapılmaktadır. Bu tanımların yapılmasının temel nedeni nedir?
    • Alevi inancı için yapılan ırkçı tanımlama ya da hakaret içerikli mektup ile Alevi yurttaşlar kimler tarafından hedef gösterilmektir? Bu ırkçı tanımlama veya hakaret içerikli mektuplar hakkında bir inceleme başlatacak mısınız? Bu kişi ve/veya kişiler, resmi ya da gayri resmi kuruluşlar kimler tarafından teşvik edilmektedir?
    • TDK sözlüğünde Alevilik için yapılan tanımlamanın da “hakaret” içerikli olması  ile mektubun içeriğindeki ifadelerin benzer olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Alevilik inancına ilişkin bu algının üretilmesinde resmi kurumların tezlerinin payı nedir?
    • Alevi inancına karşı bu tür söylemler içeren mektuplar daha önce de pek çok kez Alevi kurumlarına gönderilmiştir. Geçmişten günümüze süregelen bu tür durumlarda bu şahıslar hakkında herhangi bir  hukuki iş ve işlemler yürütülmüştür? (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Toğrul, TV10’un kapatılmasını ve gözaltıları Bakan Soylu’ya sordu

    HDP’li Toğrul, TV10’un kapatılmasını ve gözaltıları Bakan Soylu’ya sordu

    PİRHA – HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul TV10 yöneticilerinin gözaltına alınmasıyla ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya soru önergesi verdi. Toğrul önergede “TV10 yöneticileri, ezilenlerin sorunlarını dile getirdikleri ve iktidarınıza biat etmedikleri için mi gözaltına alındılar?” diye sordu. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin’in ve Tv10 programcısı Veli Haydar Güleç’in gözaltına alınmasını İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu.

    Toğrul, verdiği soru önergesinde şunları hatırlattı:

    “Darbe ve darbecilerle mücadele adı altında çıkarılan OHAL bir buçuk yıldır uygulamadadır. OHAL sürecinde darbe girişimi ve cemaatçi yapılanma ile Cemaatle bir mücadele yürütülmemekte ve hatta aynı anlayışla devlete yerleşmeye çalışan cemaatlere fırsatlar sunulmaktadır.

    Fettullahçı yapı ile mücadele adı altına demokratik ve muhalif olan kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik büyük bir tasfiye süreci başlatılmıştır. Demokratik kamuoyunun sesi olan birçok basın yayın kuruluşu kapatılmıştır. Bunlardan biri de şüphesiz TV10 kanalıdır. Alevilerin sesi olan, Alevilerin sorunlarını dile getiren, kültürünü tanıtan, türkülerle halka seslenen TV10 kanalı, 29 Eylül 2016 tarihinde hukuksuz bir şekilde susturulan kanallar arasında yer aldı.

    25 Kasım 2017 sabahı kapatılan TV10 çalışanlarından Kemal Demir ve Kemal Karagöz gözaltına alındı. Kemal Karagöz adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, kameraman Kemal Demir tutuklandı. 10 Ocak2017 sabahı ise TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 Yayın Kurulu üyesi ve programcı Veli Haydar Güleç’in evlerine baskın yapıldı. Herhangi bir hukuki gerekçe gösterilmeksizin iki basın emekçisi gözaltına alındı.

    Toğrul önergede Bakan Soylu’ya şu soruları sordu:

    -TV10 ve Alevilerin sesi olan diğer kanaları (Yol Tv, Hayat Tv, IMC Tv) kapatmanızın nedeni nedir? TV10 ve diğer kanallar Alevilerin sesi olduğu için mi kapatıldı?

    -TV10 ve diğer Alevilerin sesi olan kanalları muharrem ayında kapatmış olmakla Alevilerin vicdanını yaralamış olmadınız mı? Aynı şekilde 10 Ocak 2017 Gazeteciler gününde basın çalışanlarının gözaltına alınması ne kadar ahlakidir? Tutuklu yüzlerce gazeteci varken basın özgürlüğünden bahsetmek mümkün müdür?

    -Hükümetinizin çözüm üretmek yerine, OHAL ve KHK’ler ile yaratmış olduğu olumsuz iklim ortadan kaldırmak yerine, gözaltı ve tutuklama furyasıyla süreci devam ettirmesinin nedeni nedir?

    -TV10 yöneticilerinin gözaltına alınmasının nedeni nedir? Hükümetiniz TV10 eylemlerinden rahatsız olduğu için mi TV10 yöneticilerini gözaltına almıştır?

    -TV10 yöneticileri, ezilenlerin sorunlarını dile getirdikleri ve iktidarınıza biat etmedikleri için mi gözaltına alındılar?

    -15 Temmuz darbe girişiminden bu yana siyasi kapsamda yapılan operasyonlar sonucunda yürütülen soruşturmaların dava dosyalarına, koşulsuz ve şartsız bir şekilde gizlilik kararı koyulmasının nedeni nedir?

    -15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL marifetiyle yapmış olduğunuz tüm bu uygulamaların toplumsal barışa zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Toğrul, Malatyada Dedeyazıda yapılan maden ocağını meclise taşıdı

    HDP’li Toğrul, Malatyada Dedeyazıda yapılan maden ocağını meclise taşıdı

    PİRHA – HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Malatya’da Alevilerin yoğun yaşadığı Akçadağ ilçesinin Dedeyazı Mahallesi’nde yapılan maden ocağına ilişkin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a Malatya Akçadağ İlçesi’nin Dedeyazı Mahallesi’nde yapılan maden ocağını sordu.

    Malatya’nın Akçadağ ilçesinde Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Dedeyazı Mahallesi’nin Kolan mezrasının 100 metre yakınına maden ocağı yapılıyor.

    KÖYLÜLER KAYGILI

    Yapılmak istenen maden ocağının bölgede yaşayanlar tarafından tepkiyle karşılandığını belirten Toğrul, daha önce de aynı bölgede olan bir maden ocağının mahalle sakinlerinin tepkisi üzerine 2013 yılında kapatıldığı  ve şimdi tekrardan başka bir şirket tarafından aynı yerde maden ocağı kurulmak istenmekte olduğunu söyledi.

    Toğrul, kurulması düşünülen maden ocağının, hem mahallenin içme suyu kaynağı yanında hem de köylülerinin arazilerini sulamak için kullandıkları sulama suyunun yakınına kurulmuş olmasından kaynaklı köylülerin oldukça kaygılandığını belirtti.

    “İÇME VE SULAMA SUYUNA ZARAR VERECEK”

    Su kaynaklarının çok yakınındaki madende yapılacak dinamit patlatmalarının, içme suyu ve sulama suyuna ciddi zarar vereceğini söyleyen Mahmut Toğrul, “Dedeyazı Mahallesi’nde yapılmak istenen maden ocağına tepki gösteren mahalleli, tarım arazilerinin tozdan ve susuzluktan verim alınamayacak hale gelmesinden çekinmektedir. Bundan kaynaklı da çoğunluğu kadınlardan oluşan çok sayıda mahalleli, yapımına başlanan maden ocağı çalışmalarını durdurmak için iş makinelerinin önüne geçerek tepkilerini ortaya koymuşlardır” dedi.

    Toğrul, bu bağlamda Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a şu soruları yöneltti.

    • Dedeyazı Mahallesi’nde yaşayanlar söz konusu madenin köylerine yapılmasını istememektedirler. Bu konuda bakanlığınız nasıl bir karar almayı düşünmektedir?
    • Hükümetiniz sürekli ‘Milli İrade’ söyleminden bahsetmektedir. Dedeyazı Mahallesi’nde yaşayanlar köylerine Maden ocağı yapılmasını istememektedirler. Dedeyazılıların düşüncesi size göre ‘Milli İrade’ değil midir?
    • Dedeyazı bölgesine yapılan Maden Ocağının işletmesi kime verilmiştir? Maden Ocağı kaç yıllığına söz konusu şirkete verilmiştir?
    • Maden ocağı mahallelinin içme suyunu zarar verdiğinde, köylünün içme suyu ihtiyacı nasıl karşılanacaktır? Madendeki dinamit patlamaları yeraltı kaynaklarına ne gibi zararlar verecektir?
    • Maden ocağı yüzünden, su kaynakları tüketilen ve toprağı verimsizleştirilen köylüler üstü kapalı olarak bölgeden kovulmak mı isteniyor?
    • Hükümetiniz bazı enerji yatırımlarını yaparken özellikle kendisine muhalif gördüğü (Kürt, Alevi ve demokrat) kesimlerin yaşam yerlerini tercih etmesinin nedeni nedir? (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • ‘Terolar’da yapılan kampa biz neden mülteci kampı demiyoruz?’

    ‘Terolar’da yapılan kampa biz neden mülteci kampı demiyoruz?’

    PİRHA–Maraş’ın Narlı ilçesine bağlı Terolar Mahallesi’ne geçici olarak yapılan AFAD kampının yanına okul inşaatına başladı. Bu duruma köylülerin yanı sıra HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul da tepki gösterdi. Toğrul, yapılan AFAD kampıyla amaçlananın bölgenin demografik yapısının değiştirilmesinin hedeflendiğini belirtti. Terolar’da yapılan  kampa neden mülteci kampı denmediğinin üzerinde durulması gerektiğini açıkladı. 

    Maraş’ın Narlı İlçesine bağlı bulunun Terolar Mahallesi’nde iki yıl önce geçici olarak yapılan AFAD Kampı yapımı sonrası karşısına yapılması planlanan Organize Sanyi Bölgesi’nden sonra yan tarafına okul yapımına başlanması tepkilere sebep oldu. Terolar’da yaşayanlar kampın geçici olarak yapıldığı ancak yapılan okul ile birlikte kalıcılaşmasından tedirginlik duyuyor. Kampın bölgeye ve orada yaşayan Alevilere etkisini HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul değerlendirdi.

    “AMAÇ, YAŞAM ALANINI DARALTMAK”

    AFAD Kampı’nın amacının orada az sayıda kalan Alevilerin yaşam alanlarını daralttığını ifade eden Toğrul, “Mesele sadece mülteci kampı değildi. Köylülerin hayvanlarını otlatabilecekleri tek mera alanı orasıydı. Köylüye haber vermeden mera alanı kamulaştırılmıştı yani yasa dışı bir şekilde köylünün merasına el konulmuştu” dedi.

    Toğrul, AFAD Kampının hem karşısında Tekstil Organize Bölgesi’nin yapılacağının ifade edildiğini ve bununla birlikte gittikçe köylünün yaşam alanını daraltan, köylünün orayı boşaltmasını hedefleyen bir çalışmanın güdüldüğünü söyledi.

    “HALK KAMPTAN RAHATSIZ”

    Son günlerde gündeme gelen kampın yanına yapılan okulun ise köyle kamp arasında kalan küçük bir yere yapıldığını ve güya kampta kalan çocuklar için yapıldığını belirten Mahmut Toğrul, “Buradaki amaç köylünün orayı boşaltması ve 1978 Maraş olaylarından önce de hedeflenen oradaki Alevilerin yaşam alanlarını daraltmaya yönelik bir girişimdir” dedi.

    Uzun süre oradaki halkla birlikte mücadele yürüttüklerini söyleyen Toğrul, “Orada yaşayan halk kamptan rahatsız. Şu anda kampın kanalizasyonu köyün yanı başındaki dereye akıyor. Zaten gün geçtikçe dere suyunun çok ciddi koku vermeye başlaması o insanların orada yaşamını sürdürmesine engel olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “BU BİR CİHADİST KAMPIDIR”

    “Bu kampa biz neden bir mülteci kampı demiyoruz bunun üzerinde durmak gerekiyor” diyen Mahmut Toğrul sözlerini şöyle devam etti:

    “Bu bir cihadist kampıdır. Bu kampın yapıldığı yerin etrafı çitle önce duvarla sonra duvarın üzerine çitle yükseltildi. İçeride ne olup bittiğini bilmiyoruz. Biz biliyoruz ki bu cihadistlerin en önemli kaynakları mülteci kampları. İçeride ne olduğunu bilmediğimiz bir mülteci kampına bu insanlar getirilip yerleştirildi. Öteden beri hedefledikleri ve düşman olarak gördükleri kesimin Aleviler, Ezidiler ve Kürtler olduğu başından beri biliniyor. Dolayısıyla orada kalan Alevi nüfusu beş bin kişiyken, 27 bin kişilik bir kamp yapıldı. Sanayinin oraya yapılması ve okulun yapımına başlanması ister istemez on binlerce insanın Narlı, Pazarcık ve Maraş’a gitmesi demektir. Zaten beş bin civarında kalan Aleviler  öteden beri yurt dışına özendirildi, birçok yerde pasaportlar verilmezken o bölgede yaşayan Alevilerin yurt dışına çıkışı kolaylaştırıldı. O toprakları terketmesi amaçlanıyor. Aslında bu bir etnik temizliktir. Bu o bölgedeki demografik yapıyı bozmaya yönelik bir girişimdir.”

    “HALKIN SORUNLARINI SAHİPLENMESİ VE MÜCADELE ETMESİ GEREKİR”

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, kampın yapıldığı günden itibaren mecliste gündeme getirmeye çalıştıklarını ancak AKP iktidarının meclisi devre dışı bıraktığını söyledi.

    Toğrul, Meclisin çalıştırılmadığını, mecliste bugüne kadar ülkenin sorunlarına, açlığa, yoksulluğa, yolsuzluğa derman olacak hiçbir yasanın çıkarılmadığını vurguladı. Toğrul, “En önemli nokta orada yaşayan halkın kendi sorununu sahiplenmesi ve buna karşı mücadelede direnmesidir. Bunun başka yolu yoktur”dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP Antep Milletvekili Toğrul: Birileri hala ırkçılığı yükseltmenin mesajını veriyor-VİDEO

    HDP Antep Milletvekili Toğrul: Birileri hala ırkçılığı yükseltmenin mesajını veriyor-VİDEO

    PİRHA-HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Malatya ve Manisa’da yaşanan ev işaretlemelerine dikkat çekerek, “Provakasyonlara baktığımızda yöntemler eskidir. Maraş’ta evler işaretlendi. Bize bunun üzerinden mesajlar veriliyor. Türkiye Ortadoğu’da sıkıştı, dünyada sıkıştı, terörle anılır oldu. Kürt karşıtı, Alevi karşıtı politikalarındaki ısrarda devam ediyor. Birileri hala ırkçılığı yükseltmenin mesajlarını bu şekilde vermeye çalışıyor” şeklinde konuştu.

    Haber Videosu

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’a Maraş Katliamı’nın 39. Yıldönümü vesilesiyle  Strasbourg’ta Avrupa Konseyi önünde yapılan “Maraş’tan Roboski’ye katliamları unutturmayacağız” mitingi öncesi mikrofonumuzu uzattık.

    Cumhuriyet tarihinin katliamlar tarihi olduğuna vurgu yapan Toğrul, “Biz bunlarla yüzleşmeyi bir türlü becerebilmiş bir toplum olamadık. Maraş’ta hala acılar yaşanıyor. Biz bu katliamlarla yüzleşmiş olsaydık, bu katliamların arka planlarını çözmüş olsaydık, belki bugün yaşadıklarımızı yaşamamış olacaktık“ diye konuştu.

    “FARKLILIKLAR DÜŞMAN OLARAK GÖRÜLMEYE DEVAM EDİYOR”

    Devletin tekçi anlayışını eleştiren Toğrul, “Devletin temel sorunu tekçi, ırkçı asimilasyoncu yaklaşımıdır. Kuruluş paradigmasında var. Her günümüz bir katliamla anılır oldu. Sadece Aralık ayında, cezaevi, Roboski, Maraş katliamları yaşandı. Öncesinde Pazarcık, Elbistan, Malatya’da yaşanan hep bu tekçiliğin bizi getirdiği boyuttur. Türkiye aynı ırkçı asimilasyon politikalarında devam ediyor. Hala farklılıklarımızı zenginlik olarak gören bir anlayışa erişemedik. Farklılıklar düşman olarak görülmeye devam ediyor“ dedi.

    “IRKÇILIĞI YÜKSELTMENİN MESAJLARI VERİLİYOR”

    Son günlerde Malatya ve Manisa’da yaşanan ev işaretlemelerine de değinen Toğrul, “Provakasyonlara baktığımızda yöntemler eskidir. Maraş’ta evler işaretlendi. Bize bunun üzerinden mesajlar veriliyor. Türkiye Ortadoğu’da sıkıştı, Dünyada sıkıştı, terörle anılır oldu. Kürt karşıtı, Alevi karşıtı politikalarındaki ısrarda devam ediyor. Birileri hala ırkçılığı yükseltmenin mesajlarını bu şekilde vermeye çalışıyor“ şeklinde konuştu.

    Türkiye’deki mezar taşlarına saldırıların yeni olmadığına vurgu yapan Toğrul, daha önce de Kürt illerindeki mezarlara saldırıların olduğunu hatırlattı.

    “IŞİD’LİLER TÜRKİYE’DE YARGILANMAYACAKLARINI BİLİYORLAR”

    AKP’nin karşıtlıklar üzerinden politika yaptığına dikkat çeken Toğrul, şöyle devam etti:

    “Biz farklılıklar olarak ortak bir platformda kendimizi örgütlememiz gerekiyor. Bence çıkış yolu burada aranmalı. Devletin ne yapmak istediği açıktır.

    Açıkçası son dönemlerde Türkiye hem Kürt meselesinin çözülmesini engelledi, hem de Suriye’de, Irak’ta kendilerine ait bir statüsü olmasını bir beka meselesi olarak algıladı. Bu anlamda Türkiye beka meselesi olarak algılatmak istediği için tecavüzcü ordusu IŞİD gibi, El Nusra, Ahrar el Şam gibi örgütlerle bir çok ilişki geliştirdi. Bu ilişkilerini hala da sürdürüyor. Kendisinin uzun vadede bir etnik temizlik, inançsal temizlik yaşam alanlarını dağıtmak, yaşam alanlarını başka unsurlarla doldurarak o toprakları bir şekilde yandaşlarına terk etmek istiyorlar. IŞİD’liler hala Türkiye’de bir şekilde korunduklarını biliyorlar. Avusturyalı, Iraklı kendi memleketinde yargılanmak istemiyor. Çünkü orada bu yargılanmalar sonucu bedelini ödemek durumunda olduklarını görüyorlar. Türkiye onlara sınırlarını açtı, silah yardımları yaptı. Sınırlarını kevgir gibi kullandı. Özellikle Antep-Kilis hattını yol geçen hanı gibi kullandılar.

    Bunu bildikleri için ısrarla Türkiye’ye gelmek istiyorlar. Türkiye’de korunduklarına dahil bir algıları var.Bu gerçek bir algıdır.IŞİD’in hedefinde Kürtler, Aleviler, Ezidiler olduğu açıkça ifade ediyorlardı. IŞİD’in saldırılarına baktığımızda mevcut iktidarın muhaliflerine karşı da olduğunu görüyorsunuz. Aslında ideolojik olarak böyle bir ortaklaşma yaşadıklarını gösteriyor bize. Halkımızın kendilerini örgütlemeleri  ve bu şekilde kendilerini koruyacaklarını düşünüyorum.”

    “TEŞHİR ETMELİ, HESAP SORMALIYIZ”

    Maraş’ta yapılacak anmanın yasaklanmasını da eleştiren Toğrul, katliam olduğundan bu yana kınama etkinliklerinin yasaklandığını ve devletin anlayışının, “Bunları görmezlikten gelin” şeklinde olduğunu söyledi.

    “Anmaları da bir meseleyi kaşıma olarak algılatıyor” diyen Toğrul, “Bunları teşhir eden, bunlardan hesap soran bir noktadan olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Tüm farklılıklar bu tehlikeyi yaşıyor. Bir daha yaşanmaması için neler yapmamız gerektiğini tartışmamız gerekir. Maraşlılar kendi acılarına sahip çıkmalı ve kendilerini örgütlemeleri gerekir. Biz Maraş’ın hesabını sorsaydık, Sivas, Sivas’ı sorsaydık bölgedeki yıkım savaşları, Roboski yaşanmayacaktı“ dedi.

    Elif SONZAMANCI/STRASBOURG

  • Meclis Başkanlığı, Maraş’ta yaşananlara ‘katliam’ demeyi kaba buldu!

    Meclis Başkanlığı, Maraş’ta yaşananlara ‘katliam’ demeyi kaba buldu!

    Meclis Başkanlığı, Alevilere dönük geçmişte yaşananların araştırılması amacıyla verilen önergeyi ‘katliam’ ifadesini içerdiği gerekçesiyle iade etti. 

    MA’dan Hayri Demir’in haberine göre; Maraş’ta 120 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın 39’uncu yıl dönümü yaklaşırken, Meclis Başkanlığı’nın verdiği bir kararla büyük bir skandala imza attı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’un ilk imzasıyla Maraş, Sivas ve Gazi katliamları hatırlatılarak, benzeri provokasyonların önüne geçilmesi amacıyla Meclis bünyesinde bir araştırma komisyonunun kurulması talebiyle önerge verdi. Ancak Toğrul’un önergesinde geçen “katliam” ifadesi gerekçe gösterilerek, tam da Maraş Katliamının yıl dönümünde önerge iade edildi.
    ‘KATLİAM’ GEÇEN HER CÜMLE İADE GEREKÇESİ
    Meclis Başkanı İsmail Kahraman tarafından önergenin iade nedeni ise şöyle gerekçelendirildi:
    “İlgili önergenizin takdim kısmının birinci ve ikinci cümleleri; gerekçe kısmındaki ilk paragrafın ikinci cümlesi, ikinci paragrafın ilk cümlesi, üçüncü paragrafın dördüncü cümlesi TBMM İçtüzüğü’nün 67’nci maddesi kapsamında görüldüğünde ilgi önergeniz ekte iade edilmiştir.”
    Kahraman’ın iade nedeni olarak gösterdiği bu gerekçeye dayandırılan önergenin ilgili cümleleri ise şöyle:
    “Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Aleviler, Cumhuriyet tarihi boyunca katliam ve baskılarla karşı karşıya kaldı. Sivas ve Maraş, Çorum, Gazi ve Malatya katliamları, Türkiye tarihinin utanç verici katliamları olmaya devam etmektedir.”
  • HDP’li Toğrul: OHAL Komisyonu neden işlemiyor?

    HDP’li Toğrul: OHAL Komisyonu neden işlemiyor?

    PİRHA – HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde OHAL komisyonunun neden işlemediğini sordu. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Toğrul, soru önergesinde oluşan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun 22 Mayıs’ta göreve başladığını ve ilgili komisyona şu ana kadar 101 bin 304 müracaat yapıldığını söyledi.

    Aralık ayının ortalarına gelindiğini ve OHAL Komisyonu’ndan ilk kararlarının beklendiğini ifade eden Toğrul, “Yapılan açıklamalardan komisyon kararlarının ne zaman çıkacağı bilinmemektedir. Öte yandan, hala bir neticenin çıkmaması, komisyonun gasp edilen hakların iadesine bir bariyer daha oluşturmak amacıyla kurulduğu, OHAL uygulamalarına dava açılmasına engel olarak konulduğu endişelerini taşımaktadır” ifadesini kullandı.

    OHAL Komisyonu’nun mahkeme yerine çalışması ve AİHM ayağını geliştirmek için kurulduğunu ifade eden Mahmut Toğrul, komisyonda yer alacak 6 kişinin AKP hükümetinin etkisi altında kararlar vereceğini ve objektif bir değerlendirmede bulunamayacağını da söyledi.

    “KOMİSYAN ÜYELERİ KİM TARAFINDAN BELİRLENMİŞTİR?”

    Bu bağlamda HDP’li Mahmut Toğrul,  Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlamasını istediği şu soruları yönelitt:

    • OHAL komisyonu neden işlemiyor?
    • 05.2017’de kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, 09.10.2017 tarihine kadar kaç dosyayı incelemiştir. Bunlardan kaçını sonuçlandırmıştır?
    • Bir dosyaya ortalama ayrılan süre ne kadardır? Bu dosyaların ne kadar zamanda bitirilmesi düşünülmektedir?
    • Haklarında işlem yapılan ve KHK’ler ile ihraç edilenler başta olmak üzere 150 binden fazla kişinin tek muhatabı olarak OHAL inceleme komisyonu gösterilmiştir. Fakat komisyonun kurulmasının üzerinden 11 ay geçmesine rağmen OHAL inceleme komisyonunun tek bir karar açıklamamasının nedeni nedir?
    • Hak arama sürecinin hızlandırılması için OHAL komisyonunu etkin bir mekanizmaya dönüştürmek gibi bir girişimiz olacak mı? Adalet nasıl tesis edilecektir?
    • AİHM başvuruları Türkiye’deki ‘hukuk’ sürecinin tamamlanmasını bekleme gerekçesi ile geri çevriliyor, OHAL komisyonu şimdiye kadar herhangi bir açıklama yapmamaktadır. İhraç edilen yurttaşların hak arama taleplerine engel olunduğunu düşünmekte misiniz? ‘Niye ihraç edildim?’ sorusuna hangi kurumdan yanıt alacaklar?
    • Darbe girişimi ile hiçbir bilgi ve ilgisi olmadığı halde ihraç edilen vatandaşların aileleri ve yakınlarıyla birlikte maruz kaldıkları haksızlıklar telafi edilecek midir? OHAL Komisyonu, KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerin gasp edilen hakları için çözüm olabilecek mi?
    • OHAL komisyonunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kriterlerine göre açılacak davalardan ve tazminatlarından kurtulmak için mi kuruldu?
    • Komisyonda yer alacağı belirtilen 6 kişinin AKP hükümetinin etkisi altında kararlar vereceğini ve objektif bir değerlendirmede bulunamayacağı da aşikardır. Komisyon üyelerinin objektif karar alabileceklerini düşünmekte misiniz?
    • OHAL Komisyonu üyeleri kim tarafından belirlenmiştir ve hangi kriterlere göre seçilmiştir? (HABER MERKEZİ)
  • HDP’li Toğrul, IŞİD’lilerin Türkiye’de yargılanmak istemesinin nedenini sordu

    HDP’li Toğrul, IŞİD’lilerin Türkiye’de yargılanmak istemesinin nedenini sordu

     PİRHA- HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, “Türkiye adeta IŞİD’li katiller için sığınma yeri haline getirildi” diyerek, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sorular sordu. Toğrul, Türkiye’de yargının, IŞİD davaları söz konusu olduğunda, tutuksuz yargılamayı esas alması, bu şahısların Türkiye’de yargılanmak istemelerinin nedeni olabilir mi?” diye sordu. 

    HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, yazılı soru önergesinde “IŞİD’den kaçtığını söyleyen Neil Christopher Prakash, Kilis’te yakalandığında ülkesine dönmek istemediğini ve Türkiye’de yargılanmak istediğini belirtmişti. Son olarak ise Fransız haber ajansının, Suriye Köktenci İdeolojiyle Mücadele Merkezi’nde yapmış olduğu röportajda kampta kalan 26 yaşındaki Iraklı Abdülkadir Derviş, ülkesine dönerse tutuklanmaktan korktuğu için Türkiye’ye dönmek istediğini belirtiyor. IŞİD terör örgütü üyesi (Prakash) neden Türkiye’de yargılanmak istemektedir? Türkiye’nin, insanlığa karşı suç işleyen IŞİD’çilerin yargılanmak istediği bir yer haline gelmesinin nedeni nedir? IŞİD ile kurulan hangi ilişki bu teröristlerin vatandaş olmadıkları halde Türkiye’de yargılanmak istemelerine neden olmaktadır? Türkiye’de yargının, IŞİD davaları söz konusu olduğunda, tutuksuz yargılamayı esas alması, bu şahısların Türkiye’de yargılanmak istemelerinin nedeni olabilir mi?​​ sorularını sorarak hatırlatmada bulundu.

    Toğrul, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e şu soruları yöneltti:

    • 2015 yılı Diyarbakır istasyon meydanı patlamasından bu yana Türkiye’de kaç IŞİD üyesi gözaltına alınmış ve bunlardan kaçı tutuklanmıştır? Tutuklanan kişilerden kaçı daha sonra mahkemeler tarafından serbest bırakılmıştır?
    • İstihbarat raporlarına göre Türkiye’de gözaltına alınıp yargılandıktan sonra serbest bırakılan kaç IŞİD üyesi tekrar örgüte katılmıştır?
    • IŞİD terör örgütü üyesi (Prakash) neden Türkiye’de yargılanmak istemektedir? Türkiye’nin, insanlığa karşı suç işleyen IŞİD’çilerin yargılanmak istediği bir yer haline gelmesinin nedeni nedir? IŞİD ile kurulan hangi ilişki bu teröristlerin vatandaş olmadıkları halde Türkiye’de yargılanmak istemelerine neden olmaktadır?
    • Türkiye’de yargının, IŞİD davaları söz konusu olduğunda, tutuksuz yargılamayı esas alması, bu şahısların Türkiye’de yargılanmak istemelerinin nedeni olabilir mi?
    • Türkiye’deki IŞİD davaların bir diğer ortak noktası da, dava konusu olan bombalı saldırılarda yakınlarını kaybedenlerin ya da yaralananların ve avukatlarının, soruşturmanın derinleştirilmesi, saldırının ardındaki güçlerin ortaya çıkarılması ve bu kişilerle kamu görevlileri arasındaki bağların araştırılması taleplerinin ısrarla reddedilmesinin nedeni nedir?
    • IŞİD üyesi ya da yöneticisi olarak yargılanan birçok sanığın davalarının daha başında sağlıklı ve etkin bir soruşturma yürütülmeden tahliye edilmelerinin nedeni nedir?
    • Tahliye edilen IŞİD üyeleri, Ahmet Güneş, Ökkeş Durmaz ve Mustafa Delibaşlar hakkında, bırakılmalarına dair MİT raporu olduğu ileri sürülmektedir. MİT söz konusu iddiayı yalanlamadı. Bakanlığınız bu konuda ne düşünmektedir?

     

  • HDP Antep Milletvekili Toğrul’dan hükümete: Kadın cinayetlerini daha ne kadar seyredeceksiniz?

    HDP Antep Milletvekili Toğrul’dan hükümete: Kadın cinayetlerini daha ne kadar seyredeceksiniz?

    PİRHA – HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kadına yönelik şiddetin artmasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın yanıtlaması için Türkiye Büyük Millet Meclisine soru önergesi verdi. Toğrul, “Türkiye’de kadına yönelik şiddet, aile içinden kamusal alana kadar yaşamın her alanında görünür hale gelmiştir. Her yaştan kadınlar; babaları, kardeşleri, eşleri, sevgilileri ve hatta hiç tanımadıkları erkekler tarafından şiddete maruz kalmakta yaralanmakta ve öldürülmektedir” dedi.

    Her geçen gün artan kadın katliamları ve kadına yönelik şiddete ilişkin HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın yanıtlaması için Türkiye Büyük Millet Meclisine soru önergesi verdi.

    “OHAL TÜRKİYELİ KADINLARIN YAŞAMINI DA OLUMSUZ BİÇİMDE ETKİLEMİŞTİR”

    Kadın haklarını ve kazanımlarını artırmak ve korumak için Türkiye’nin imza attığı çok sayıda taahhütte rağmen, Türkiye’de kadınlara yönelik eşitsizlik ve ayrımcılık son yıllarda daha çok derinleştiğini belirten HDP Antep Milletvekili Toğrul, “Bugün, kadın hakları alanında kazanılmış haklar ciddi bir tehdit altında bulunmaktadır. Özellikle Olağanüstü Hal ve şiddeti besleyen politikaların uygulamaya geçmesiyle Türkiyeli kadınların yaşamı da olumsuz biçimde etkilenmiştir” diye belirtti.

    “HUKUK SİSTEMİ HALEN CİNSİYETÇİ ÖĞELERDEN ARINDIRILMAMIŞ” 

    Milletvekili Toğrul, “Hukuk sisteminin, halen cinsiyetçi öğelerden arındırılmamış olması, yargı ve kolluk güçlerinin kadının şiddete maruz kaldığı vakalardaki uygulamalarında, kadına yönelik ön yargılı ve ötekileştirici yaklaşımı, erkeği koruma ve aklama refleksi içinde olduğu ve kadınların korumasız bıraktığı’’ kamuoyunca bilinmektedir. Dahası, Türkiye’de kadınlar, siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin cinsiyetçi ve ayrımcı söylemlerine maruz kalmaktadırlar. Bu söylemler, toplumda kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı artırmaktadır. Geçtiğimiz günlerde basında yer alan haberlere göre; Antep’te yaşayan 3 çocuk annesi ve 4 aylık hamile Ç.A, 7 yıldır kocası tarafından sistematik işkenceye ve şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmıştır” ifadelerini kullandı.

    KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİ DAHA NE KADAR SEYREDECEKSİZ?

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kadına yönelik şiddetin artmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisine yanıtlaması için şu soruları yöneltti:

    – Türkiye’de şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde kaçtır? Son bir yıl içinde kaç kadın cinayeti işlenmiştir? Bakanlığınız kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet verileri kamuoyu ile paylaşacak mısınız?

    -Son bir yılda kadına şiddet uygulayan ve cinayet işleyen kaç erkek ceza almıştır? Kaç fail, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır? Kaç fail, ceza indirimi almıştır?

    -Kadına yönelik şiddet, soruşturmaya dönüşmeyen ve kamu davası olarak yargı süreci başlatılmayan şikâyet, vaka sayısı nedir? Cezanın ertelenmesine veya hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına hükmedilen dava sayısı kaçtır?

    -Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan kişilerden kaçı, kadına yönelik şiddet içeren benzer bir suçtan yargılanmış ya da hüküm giymiştir?

    -Kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin 6284 sayılı Kanun ve imzacısı olunan Uluslararası İstanbul sözleşmesine dair sorumluluklarını yerine getirilmekte midir?

    -Gaziantep’te yaşayan 3 çocuk annesi ve 4 aylık hamile Ç.A 7 yıldır kocası tarafından sistematik işkence uyguladığı bilgisi daha önce size ulaşmış mıydı? Şiddet uygulayan erkeğe yönelik herhangi bir hukuki işlem başlatacak mısınız?

    -Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerini daha ne kadar seyredeceksiniz?

     

  • Eğitim-Sen konferansında HDP ve CHP’li vekillerin katılımıyla ‘OHAL ve Müfredat’ tartışıldı

    Eğitim-Sen konferansında HDP ve CHP’li vekillerin katılımıyla ‘OHAL ve Müfredat’ tartışıldı

    PİRHA- OHAL ve Müfredat panelinde konuşan Eğitim -Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Neden bilimsel eğitim diyoruz? Çünkü bilimsel eğitim öğrencilerin inançlarından ve ailelerinin kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğratılmamasıdır” diye konuştu.

    Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şubesi tarafından “OHAL ve Müfredat” konulu panel düzenlendi. Karşıyaka Belediyesi Nikah Salonu’nda düzenlenen panele konuşmacı olarak Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Adnan Gümüş, Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç yaptı. Panel Müfredat ve OHAL konularının ayrı ayrı ele alındığı iki bölümle devam etti.

    ZORUNLU DİN DERSİ AİHM KARARINA RAĞMEN KALDIRILMADI

    Yeni müfretatı ve eğitim sistemini değerlendiren Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş şunları söyledi:

    “11 ve 12’nci sınıflarda liselerde matematik, fizik, kimya, biyoloji ve psikoloji dersleri zorunlu olmaktan çıkarıldı. Din kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini AİHM kararına rağmen zorunlu ders olmaktan çıkarılmadı. Her defasında Anayasayı önümüze çıkarıyorlar. Ama Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi İmam Hatip Lisesi (İHL) dersleri arasından çıkarıldı. İmam Hatip Liselerinden Din Kültürü Dersinin çıkarılabildiği gibi diğer liselerden de çıkarılabilir. Çünkü kültürden rahatsızlar. Bu nedenle çıkardılar.”

    “İTAATKAR DEĞİL SORGULAYAN BİREYLER YETİŞTİRİYORUZ”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan da, Eğitim Sen üyelerinin TÖBDER döneminden bu yana her türlü bedeli ödediğini ve ödemeye devam ettiğini belirterek şunları dile getirdi:

    “4+4+4 sisteminin hayata geçirildiği günden bu yana bilimsel eğitim ortadan kaldırılmak isteniyor. Neden bilimsel eğitim diyoruz? Çünkü bilimsel eğitim öğrencilerin inançlarından ve ailelerinin kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğratılmamasıdır. Bilimsel eğitim toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefler. İtaatkar değil, sorgulayan bireyler yetiştirir. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Dindar, kindar nesil yetiştireceğiz” diyerek yoksul ailelerin çocuklarının eğitim haklarının ortadan kaldırıldığı bir süreçten geçiliyor. 2016 yılından bu yana her türlü cemaate okullarda faaliyet yürütmesinin ve bununla birlikte 15 Temmuz sonrası kapatılan bazı derneklerin başka isimlerle faaliyetlerini yürütmesinin önünü açtılar. İmam Hatiplerin 7 kat, özel okulların sayıları ise 12 kat arttırıldı.”

    OKULLARDA MESCİT YAPILARAK FARKLI İNANÇLARDAKİ ÇOCUKLAR MAĞDUR EDİLİYOR

    Yeni müfredatlar ile mescitlerin okulda zorunlu hale getirildiğine değinen Aydoğan şunları kaydetti:

    “Laboratuvarların, spor salonlarının ve konferans salonlarının olmadığı yerlere yeni müfredatlar ile mescit yapılması zorunlu hale getirildi. Kamusal alanda hiçbir ibadet dayatılamaz. Hiçbir çocuğun farklı inanca sahip olması mağduriyetini hiçbir devlet kaldıramaz. Kamusal alandaki en büyük saldırılardan biridir. Kız öğrencilerin başları yasal olarak 9 yaşından itibaren, fiilen ise okul öncesi kapatılmıştır. Çocuk hakkı ihlalilidir. 2013 yılından bu yana hayatını kaybeden işçi çocuk sayısını 260’ı buldu ve okul okumaları engellenen yoksul çocuklarının çocuk işçi olarak iş cinayetlerine kurban gitmesinin önü açıldı. Tüm baskı ve zorluklara teslim olmayacağız.”

    “ALEVİLERİN AİHM İLE KAZANDIĞI YASAL HAKLAR KABUL EDİLMİYOR”

    “Anayasamız ülkemizde yaşayan farklılıkları nasıl tanımlıyorsa, müfredatta Anayasanın yansımasıdır” diyen HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ise şunları belirtti:

    “Müfredat bir ülkenin Anayasası gibidir. Anayasamız ülkemizde yaşayan farklılıkları nasıl tanımlıyorsa, müfredatta Anayasanın yansımasıdır. Devlet Alevileri nasıl tanımlıyor nasıl var ediyor ise müfredat da bunun yansımasıdır. Tüm farklılıkları yok sayan, inkar eden ve kendine göre bir nesil yetiştirmeye çalışan bir iktidar var. Aleviler yıllardır bu ülkenin ulusal mahkemelerinde olmadı, uluslararası mahkemelerde haklarını savundular ve kazandılar. Ama buna rağmen AKP ihtiyaçları karşılamadı. Tam anlamıyla farklılıklarımızı reddeden bir müfredat. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası saldırılar ve 15 Temmuz ile birlikte gazetecilerin tutuklandı, kamu emekçileri ve akademisyenlerin ihraç edilerek toplum zapturapt altına alındı. İşte bu dönemde müfredat değişikliğinin gündeme getirilmesi bilinçlidir. Bu girdaptan çıkışın bir tek yolu var. Tüm farklılıklarımızla bir araya gelmeliyiz. En geniş zeminde ortak bir platforma bir araya gelmeliyiz. Korku bulaşıcıdır. Ama cesaret de bulaşıcıdır. Bizim cesareti bulaştırmamız gerekiyor.”

    “İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI AJAN İLAN EDİLİYOR”

     

    İnsan hakları savunucularını tutukladılar, gazetecileri tutukladılar, dernek ve kurumlar kapatıldı” diyen CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da şöyle konuştu:

    “80’li ve 90’lı yılların başında yine aynı şeyleri söylemeye başladık. 2000’li yıllar oldu yine böyle demeye başladık. 2017 yılına gelmişiz gerçekten ben böyle bir dönem görmedim. O dönem insanlar ‘hele bir mahkemeye çıksak’ diyorlardı. Ne olursa olsun bir mahkemeydi. İyi kötü. Ama şimdi ‘Mahkemeye gitmeyelim. Cezaevinde kalalım’ diyecek duruma geldi insanlar. İnsan hakları savunucularını tutukladılar, gazetecileri tutukladılar, dernek ve kurumlar kapatıldı. En baştaki adam da kalkıp insan hakları savunucularını ajan ilan ediyor. Ve bu yapıldıktan sonra hangi hakim çıkıp da bunları serbest bırakacak. Bunların ajan olmadığını söyleyecek.”

    ÇOK KIRILDIM DEDİĞİ KİŞİYE TEŞEKKÜR EDİYOR

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün İstanbul’da kendi adının verildiği İmam Hatip Lisesi’nin açılışını hatırlatan Tanrıkulu son olarak şunları aktardı:

    “Ne yaptılar Erdoğan’ın okuduğu imam hatip lisesini yıkıp yerine yenisini yaptılar. Adına da Erdoğan’ın adını verdiler. Yerine 60 milyon değerinde bir imam hatip lisesi yapıldı. Kim yaptı peki biliyor musunuz? O imam hatip lisesini İstanbul’un siluetini bozan ikiz kulelerini inşa eden, o gökdelenlerin müteahhidi Mesut Toprak yaptı. 60 milyon değerinde imam hatip lisesini yaptı. Bugün o ‘çok kırıldım. Bir daha selam vermeyeceğim’ dediği kişiye imam hatip lisesi yaptığı için teşekkür ediyor. Ne oldu o kuleler tıraşlandı mı? Tıraşlanmadı.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

        

  • HDP’li Vekil Toğrul’dan, eğitim müfredatı ile ilgili soru önergesi: Yeni rejime uygun müfredat

    HDP’li Vekil Toğrul’dan, eğitim müfredatı ile ilgili soru önergesi: Yeni rejime uygun müfredat

    PİRHA-HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul yeni eğitim müfredatı ile ilgili TBMM Başkanlığı’na araştırılması için soru önergesi verdi. Toğrul, özellikle başkanlık sistemi ile kurulmaya başlanan “yeni rejime” uygun bir müfredat yapısı oluşturulmaya çalışıldığı anlaşıldığını belirtti. 

    Hazırlanan yeni eğitim müfredatına toplumun birçok kesimi tarafından tepki gösterilirken, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, “Yeni müfredatın eğitim sisteminin ihtiyaçlarından çok, büyük ölçüde siyasal iktidarın 2023 vizyonuna, eğitimin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında etkisini hissettiren siyasal-ideolojik çizgisine göre yapılmak istendiği açıktır” dedi.

    Toğrul, özellikle başkanlık sistemi ile kurulmaya başlanan “yeni rejime” uygun bir müfredat yapısı oluşturulmaya çalışıldığı anlaşıldığını belirterek,   eğitim müfredatının, ders kitapları ve diğer materyallerin tekçi, cinsiyetçi ve şoven içerikten arındırılması amacıyla” Anayasanın 98. TBMM İç tüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclisin Araştırması için soru önergesi verdi.

    Toğrul’un verdiği soru önergesinde gerekçeler şöyle belirtildi:

    -Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2017-2018 Eğitim Öğretim yılında 1, 5. ve 9. sınıflarda uygulanacağı açıklanan yeni müfredat, İlkokul ve ortaokul düzeyinde 17, lise düzeyinde 24, İHL’ler de 10 olmak üzere toplam 51 ayrı müfredat programı yenilenmiştir. Yeni müfredat programı bilimsellikten uzak bir anlayış çerçevesinde hazırlanmıştır. Hazırlanan yeni müfredatın pilot uygulaması yapılıp bilim insanları, eğitimciler, veliler ve uzmanlarca izleme, inceleme ve değerlendirilmesi yapılmadan uygulanması bilimsel ve pedagojik açıdan sakıncalıdır.

    -Öğretim programları yenilenirken, tıpkı 4+4+4 eğitim yasası çıkarılırken yapılan tek taraflı çalışma benzeri bir çalışma yürütülmüş, eğitim sendikaları, üniversitelerin eğitim fakülteleri gibi kurumsal yapılardan direk katkı istenmemiş, sadece internet sitesi üzerinden görüş verilmesi istenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat program taslakları ile “öneri alma” sürecini 20 günlük bir zaman dilimi içine sıkıştırması, değerlendirme sürecini “sembolik” hale getirmiştir. Verilen görüşlerin ne derece dikkate alındığı bilinmemektedir. Bu anlamda öğretim programlarının hazırlık süreci saydam olmamıştır. Programları hazırlayan kişi ve kurumlar kamuoyuyla paylaşılmamış, alanlarında ulusal ve uluslararası planda kendilerini kanıtlamış bilim insanları sürece dâhil edilmemiş, kendilerinden görüş alınmamıştır.

    -Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı gibi bir konuda, müfredatın siyasal ve ideolojik olarak iktidara yakın çevrelerin müdahalesiyle daha da geriye götürülmesi, bilime ve aydınlanma düşüncesine karşı adeta bayrak açılması söz konusudur. Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen “sadeleştirme” ve “basitleştirme” uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, ünite ve kazanım sayılarının azaltılması ile başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dinci” ve “milliyetçi” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulmuştur. Türkiye’deki bütün eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. İktidarın eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.

    Müfredat değişikliği ilkokulda, ortaokulda, lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemelerdir. Müfredat değişikliklerini içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, bilim insanları, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşleri alınarak, çeşitli yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerektiği açıktır. Müfredatlar eğitim felsefesi anlayışlarından bağımsız olarak düşünülemez. Çünkü bir ülkenin eğitim gerçeğinin temelini eğitim felsefesi oluşturur. İnsanın hangi bilgiler, gerçekler ve değerler üzerinden biçimlendirilmesi isteniyorsa ona uygun eğitim politikaları oluşturulur. Bu politikalara dayalı olarak eğitim planlaması somutlaştırılır ve böylece eğitim uygulamalarına meşruluk kazandırılır.

    -Türkiye’de halklar, inançlar, kültürler açısından var olan çok renklilik, üretici kesimler ve onların toplumsal yaşamdaki gerçeklikleri bugüne kadar hazırlanan eğitim müfredatlarında karşılığını bulmamıştır. Türkiye’de yaşayan farklı kimlikler, inançlar ve kültürler genellikle ya hiç görünmez kılınmakta ya da “karşı”, “düşman” tarafta gösterilmektedir. Bilimsel bilgiyi geri plana iten, eğitim müfredatında sürekli vurgu yapılan bireyci değerlere ek olarak, belli bir inancı ve mezhebi temel alan “dinci” ve tek kimlik yaklaşımı üzerinden “milliyetçi” değerlerin, yoğun bir şekilde eğitim müfredatının içine yerleştirilmesi söz konusudur.

    -Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır. Bu anlamda eğitim müfredatını, özgürlükçü, laik ve bilimsel bir içerikte yapılandırılması ve anadili temelinde çok dilli eğitimin esas alınması amacıyla meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • HDP’li Toğrul: Kamu emekçilerine yönelik bu yeni “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatıldı?

    HDP’li Toğrul: Kamu emekçilerine yönelik bu yeni “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatıldı?

    PİRHA- HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kamu emekçilerinin sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından cevaplandırılması için verdiği soru önergesinde Toğrul, “Muhalif olan kamu emekçilerine yönelik başlatılan bu “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatılmıştır?” diye sordu. 

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul kamu emekçilerinin sürgün edilmesini Meclis gündemine taşıdı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından cevaplandırılması için verdiği soru önergesinde Toğrul, şu hatırlatmada bulundu:

    “Kamu görevlilerinin, sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip oldukları; uluslararası sözleşmelerde, Anayasa ve mahkeme kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde kamu emekçilerine grev hakkı tanınmaktadır. Bu konuda çok sayıda AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. İç hukuk ve uluslararası hukukta güvence altına alınan demokratik haklar bugün suç olarak değerlendirilmektedir. Kamu hizmeti sunma ve alma hakkının yanı sıra başta yaşam hakkını da tehdit eden söz konusu gelişmelere karşı, Kamu emekçileri de yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve hayatın normale dönmesi amacıyla, 21 Aralık 2015 günü bir saatlik iş üretmeme ve 29 Aralık 2015 günü ise iş bırakma eylemi gerçekleştirmiştir.”

    “15 Temmuz darbe girişiminin ardından tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan çok sayıda kamu emekçisi, açığa alınmış, ihraç edilmiş ve sürgünler ile süreç devam ettirilmektedir. Hükümet tarafından OHAL kanunları kapsamında on binlerce kamu görevlisi ihracı ve sürgünleri devam ettirilerek cadı avı sürdürülmektedir” diyen HDP’li Vekil Toğrul, önergesinde Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a şu soruları yöneltti:

    1- Sürgün etmiş olduğunuz kamu emekçilerini hangi gerekçeyle sürgün etmiş bulunmaktasınız? Kamuoyuna sürgünler konusundaki sayı yaklaşık olarak 1000 kişi olarak yansımıştır. Tam olarak kaç kişi sürgün edilmiştir? Bunların sendikalara göre dağılımı ne şekildedir?

    2- Geçen yıl kurban bayramından önce binlerce öğretmenin açığa alınması, ihraç edilmesi ve bu yılda yine bayramdan birkaç gün önce emekçilerin hukuksuz bir şekilde sürgün edilmesi, iktidarınızın kamu emekçilerine naçizane bir hediyesi midir?

    3- İktidarınız tarafından 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ilan edilerek ve çıkarılan KHK’larla, yasama, yürütme ve yargı organlarının boşa çıkarıldığı hukuksuz bir süreç yürütülmektedir. Darbe girişimi ve cemaat ile hiçbir ilişkisi olmayan hatta ömürleri darbe girişimlerine karşı çıkmak ve mücadele ile geçen kamu emekçilerinin ihraç ve sürgün edilmesinin nedeni nedir?

    4- Tüm Türkiye’de 21 Aralık 2015 ve 29 Aralık 2015 tarihlerindeki iş bırakmalara katılım olduğu halde, sürgün edilen emekçilerin özellikle Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Elazığ, Van, Muş, Siirt, Mardin ve Tunceli’den seçilmesinin nedeni nedir? Ve sürgün edilen emekçilerin özellikle İç Anadolu’nun Orta Anadolu bölgesine sürgün edilmesinin nedeni nedir? Kamu emekçilerini özellikle Orta Anadolu bölgesine sürgün ederken kamu emekçilerinin yaşayabileceği saldırılar ve can güvenliği konusunda ne gibi önlemler alacaksınız?

    5- Sendikal eylemlerin suç sayılmadığı ve ceza verilemeyeceği uluslararası hukuk ve iç hukuk tarafından güvence altına alınmışken iktidarınız tarafından kamu emekçilerine böyle cezaların verilmesinin nedeni nedir? Uluslararası sözleşmeleri ve kanunları neden çiğnemektesiniz?

    6- Muhalif olan kamu emekçilerine yönelik başlatılan bu “cadı avı” kim ya da kimlerin talimatı ile başlatılmıştır?

    7- Sendikal çalışma, faaliyet ve eylemlerinden dolayı basında ve kamuoyunda 1 yıldır açık hedef haline getirilen ve sürgün edilen bu eğitim emekçilerinin can güvenliğini nasıl sağlayacaksınız?

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Vekil Toğrul, gözaltındaki DİHABER muhabirlerini İçişleri Bakanına sordu

    HDP’li Vekil Toğrul, gözaltındaki DİHABER muhabirlerini İçişleri Bakanına sordu

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi Antep Milletvekili Mahmut Toğrul 13 Temmuz 2017 tarihinde DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman’ın haber takibi için gittikleri Hatay-Antep sınır hattında gözaltına alınmalarını meclis gündemine taşıdı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması için soru önergesi veren Toğrul, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde belirtildiği gibi tarafsız haber alma ve haber verme özgürlüğü bireyin ve gazetecinin en temel anayasal hakkı olduğunu ifade etti. 

    Anayasa’nın 26. Maddesine göre, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğunu belirten HDP Antep Milletvekili Toğrul şunları ifade etti:

    “ÇOK SAYIDA GAZETECİ GAZETECİLİK FAALİYETLERİNDEN DOLAYI TUTUKLU”

    Toğrul, “Türkiye cezaevlerinde çok sayıda gazeteci, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı gözaltına alınıp tutuklanmaktadır. 13 Temmuz 2017 tarihinde DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman haber takibi için gittikleri Hatay-Antep sınır hattında gözaltına alındılar. “Makul şüphe” gerekçesi ile gözaltına alınan DİHABER muhabirleri 8 gündür hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltında tutulmaktadır. Alınan bilgilere göre; gazetecilerin dosyalarında gizlilik kararı olduğu ve iki gazeteci hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla suçlandıkları iddia edilmektedir. Öte yandan, gazetecilerle ilgili ailelere ve ilgili kişilere herhangi bir bilgi verilmezken, devletin resmi ajansı olan Anadolu Ajansı (AA) ve Doğan Haber Ajansı (DHA) iki gazeteciyi “Hatay’da aranan PKK üyeleri Gaziantep’te yakalandı” şeklindeki haberlerle gazetecileri hedef göstermiştir” şeklinde konuştu.

    BU GAZETECİLER İÇİN HERHANGİ BİR TUTUKLAMA KARARI VAR MIYDI?

    HDP Antep Milletekili Mahmut Toğrul tutuklu ve gözaltında olan gazeteciler için meclise İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması için şu soru önergesini verdi:       

    -Haber takibi sırasında “makul şüphe”yle gözaltına alınan DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman 8 gündür gözaltında tutulmasının gerekçesi nedir? Neden hala savcılığa çıkarılmamaktadır?

    -Gazetecilik mesleğinin en temel ilkesi olan halkın doğru ve objektif haber alma hakkı, gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla engellenmiş olmuyor mu?

    -Bu gazeteciler hakkında çıkarılmış herhangi bir yakalama kararı var mıdır? Gazeteciler, ifade vermek için Emniyet’e çağrılmış mıdır?

    -Habercilik dışında başka hiçbir faaliyeti olmadığı gayet iyi bilinen DİHABER muhabirleri Erdoğan Alayumat ve Nuri Akman’ın dava dosyasına gizlilik kararı konmasının nedeni nedir? Türkiye’de bugün itibariyle kaç gazeteci tutukludur? Bu gazetecilerin içeride tutulmalarının gerekçesi nedir?

     

     

  • HDP’li Vekil, Demirtaş’a terörist denmesini meclise taşıdı: Demirtaş milyonların iradesidir

    HDP’li Vekil, Demirtaş’a terörist denmesini meclise taşıdı: Demirtaş milyonların iradesidir

    PİRHA- HDP Milletvekili Mahmut Toğrul G20 zirvesi sonrası konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, HDP eş Genel Başkanı Demirtaş hakındaki soruya cevaben ‘Bu söylediğimiz kişi bir teröristtir’ şeklindeki sözünü meclis gündemine taşıdı. Toğrul, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen G-20 zirvesinde yaptığı basın toplantısında, bir muhabirin kendisine yönelttiği “Demirtaş ne zaman çıkacak?” sorusuna “O bir teröristtir ve öyle bir terörist ki, benim bütün Kürt kardeşlerimi sokağa döktü. Sonra sokağa döktüğü 53 Kürt kardeşimi, yine Kürtlere öldürten bir teröristtir. Bu sadece suçlarından birisidir. Bizim teröristleri cezaevinden çıkarma yetkimiz yoktur.” diye cevap vermişti.

    HDP antep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında hakaret içerikli ifadelere yer verilmesini Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sordu.

    “DEMİRTAŞ MİLYONLARIN İRADESİDİR”

    “Sayın Demirtaş, HDP’nin Eş Genel Başkanı ve milyonların iradesidir” diyen Toğrul şunları kaydetti:

    “Halen milletvekili olan Demirtaş, 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı’na aday olmuş bir siyasetçidir. Demirtaş demek halk demektir. Halkın içinden gelmiş Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Ermenisiyle halkla bütünleşmiş bir liderdir. Mücadelesi ve fikirleriyle Türkiye’de yaşayan halkların gönlünde ve zihninde yer etmiş, halklara umut olmuş bir siyasetçidir. 6 milyon insanın oyunu almış ve parlamentonun 3. büyük partisinin eş genel başkanına “terörist” kelimesini kullanmanın toplumda hiçbir karşılığı yoktur.”

    ERDOĞAN’NIN BU SÖZLERİ YARGIYA TALİMATIN BİR DELİLİ DEĞİL MİDİR?

    HDP Antep milletvekili Mahmut Toğrul Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a yanıtlaması için şu soruları yöneltti:

    *HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yargılaması henüz devam etmektedir. İlk duruşmaya bile çıkarılmış değildir. Durum böyle olduğu halde, Sayın Demirtaş’ın, AKP Genel Başkanı tarafından suçlu/terörist ilan edilmesi yargıya müdahale anlamına gelmemekte midir?

    *Erdoğan’ının yapmış olduğu bu açıklamaların, Demirtaş hakkında yürütülen soruşturma sürecinin yargı ile bir ilgisinin olmadığının ve kararların bizzat Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildiğinin ispatı niteliğinde değil midir?

    *Erdoğan’ının bu sözleri ve açıklamaları yargıya talimatın bir delili değil midir? AKP genel başkanın bu açıklamaları hakim ve savcılara bir tehdit değil midir?

    *Özellikle 15 Temmuz darbesinden bu yana ülkenin yargısının içinde bulunduğu durum ve son olarak AKP genel başkanının Sayın Demirtaş hakkında yapmış olduğu açıklamalardan sonra günümüzde yargı bağımsızdır, demek ne kadar gerçekçi olacaktır?

    *Türkiye’de onlarca insanın yaşamına sebep olan ve türlü vahşetler uygulayan IŞİD terör örgütü gibi çetelerin Türkiye üzerinden istediği gibi sınırlarımızı geçtiği ortada iken hatta birçok üyesinin Türkiye’de tedavi gördüğü bilinmektedir. IŞİD hakkında bu kadar ağır ithamlarda bulunmayan ve IŞİD üyelerinin birçoğunu herhangi bir suç işlemedikleri için gözaltına alamıyoruz ve tutuklayamıyoruz diyen anlayışın, 6 milyon insanın oyunu almış ve Türkiye’nin barışını tesis etmek için her şeyi yapmaya hazır olan Sayın Demirtaş’ı tutuklamasının ve terörist ilan etmesinin nedeni nedir?

     

  • ‘Katliamcı zihniyeti, demokrasi güçleri ve Aleviler birlikte geriletelebilir’-VİDEO

    ‘Katliamcı zihniyeti, demokrasi güçleri ve Aleviler birlikte geriletelebilir’-VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı’nın 24. yılında PİRHA’ya konuşan HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, büyük bir acı ve 24 yıllık bir adaletsizliğin var olduğuna dikkat çekti. Toğrul, Alevi toplumu kendi inancını özgürce yaşadığı zamana kadar mücadelemiz devam edecek dedi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu da devletin, 24 yıllık süreçte Madımak Katliamı’na ve Alevilere bakışını özetlediğini söyledi.  

    2 Temmuz 1993 yılında, 33 aydın ve sanatçı olmak üzere 35 insanın yakıldığı Madımak Katliamı’nın 24. yıldönümünde HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin kurucu Başkanı Ali Kenanoğlu PİRHA’ya konuştular.

    HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, “Sivas’ta büyük bir acı ve 24 yılda da adaletsizlik yaşandı” dedi.

    Toğrul, yürütülen davanın zaman aşımına uğratılması sonucu katillerden ve katliamı gerçekleştirenlerden hesap sorulamadı. Madımak Oteli, canlar unutulmasın, utanç müzesi olsun ki, bir daha böyle acılar yaşanmasın diye devlete ve hükümete yaptığımız tüm çağrılar, sonuçsuz kaldı. Ancak biz katliamın peşini bırakmayacağız. Alevi toplumu kendi inancını özgürce yaşadığı zamana kadar mücadelemiz devam edecek” dedi.

    “DEVLETİN İSTEMEDİĞİ HİÇBİR OLAY KATLİAMA DÖNÜŞMEZ”

    Yazar Ali Kenanoğlu ise PİRHA’ya yaptığı açıklamada, 24 yıl önceki katliamı devletin bilerek ve isteyerek müsaade ettiğine dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Devletin istemediği hiçbir olay katliama dönüşmez. Katliam sonrasındaki sürecin tamamı da aynı zihniyetle gelişti. Gerek dava sürecinde, gerek davanın bir numaralı sanığı Cafer Erçakmak’ın, kırmızı bülten ile aranmasına karşın, Madımak Oteli’nin 100 metre ilerisinde eceliyle ölmesi, devletin özelde Madımak Katliamı’na, genel de ise Alevilere bakış açısını ortaya çıkarıyor. 93’lü yılların karanlık güçleri, Mehmet Ağarlar’ı,  Tansu Çillerler’i yargılamadan, hesap vermeden, adalet çıkması mümkün değil. Madımak Katliamı’nın 24 yıllık süreci bize gösteriyor ki, demokrasi güçleri ve Aleviler  omuz omuza mücadele verdiği sürece, bir geriletme olabilir. Nuriye ve Semih’e, Soma da ve Roboski’de, Cizre’de, Sur’da yitirdiğimiz canlara, sahip çıktığımız takdirde Madımak’ı kurtarabiliriz.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • HDP Antep milletvekili Mahmut Toğrul’dan soru önergesi

    HDP Antep milletvekili Mahmut Toğrul’dan soru önergesi

    PİRHA- HDP Antep milletvekili Mahmut Toğrul, Adana Kürkçüler E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 18 Ocak tarihinde, çocuk koğuşu olarak adlandırılan koğuşta çıkan yangın nedeniyle 3 çocuğun yaşamını yitirmesini, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sordu.

    Adana Kürkçüler E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 18 Ocak 2017 tarihinde çocuk koğuşu olarak adlandırılan koğuşta çıkan yangın nedeniyle 3 çocuğun yaşamını yitirmesine ilişkin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevaplaması istemiyle Meclis başkanlığına soru önergesi verdi.

    Toğrul soru önergesinde yangına ilişkin davanın açıldığını ancak, hazırlanan iddianame sadece yangının çıkarıldığı güne odaklanılmakta ve bu yangının/yangınların çıkarılmasına mahal veren koşullara ilişkin bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır diyerek, AİHM’in, 2003 yılında Kars Hapishanesi’ndeki koğuşunda kendini asarak intihar eden Bilal Çoşelav isimli çocuğun yaşama hakkının ihlal edildiğine ilişkin karara dikkat çekti.

    “FATURANIN ÇOCUKLARA ÇIKARILMASI ENDİŞE VERİCİ”

    Kurum görevlileri ve Adalet Bakanlığı, mahpus çocukların menfaatlerini gözetmekle, başta yaşam hakları olmak üzere, çocukları her türlü ihmal ve istismardan korumakla sorumludur diyen Toğrul, “3 çocuğun yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olayla ilgili incelemenin, yangını kimin çıkardığı ile sınırlanması ve olayın sorumluluğunun bir çocuğa yüklenmesi devletin bu sorumluluklarının göz ardı edildiği izlenimini doğurmakta ve endişe vermektedir” dedi.

    Toğrul, son olarak şu soruların cevaplanmasını istedi;

    Adana E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki çocukların sevk edilmek için yangın çıkartmalarına sebep olabilecek neler yaşanmıştır?

    Çocukların yaşamını yitirmesine sebep olan yangına ve ardından çıkan yangına ilişkin soruşturmada kamera kayıtları geçmişe dönük incelenmiş midir?

    İfadelerini değiştiren çocukların verdikleri ilk ifadelerde neler yer almaktadır?

    Çocukların yangın çıkmadan önce İnfaz Hakimliği, hapishane idaresi veya herhangi bir denetim mekanizmasına bir şikayetleri olmuş mudur? Eğer olmuş ise bu şikayetlerde neler yer almaktadır?

    Kurum görevlileri ve Adalet Bakanlığı hakkında çocukların yaşam hakkının korunması bağlamında herhangi bir soruşturma yürütülmüş müdür?

    Eğer bir soruşturma yürütülmüş ise devletin çocukların yaşam hakkını korumaya ilişkin yükümlülüğü soruşturmaya nasıl yansımıştır?

    Çıkan yangına ilişkin sadece bir çocuğun yargılanması, yaşam hakkı ihlallerini önleyebilecek midir?

    3 çocuğun yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan ilk yangından sonra Adalet Bakanlığı ne gibi önlemler almıştır?

    Eğer bir önlem alındıysa, bu planlamalar hazırlanırken çocukların düşünceleri sorulmuş mudur?

    Eğer önlem alındıysa ilk yangından hemen 2 ay sonra ikinci bir yangın neden çıkmıştır?

    Yangınların ardından hapishanedeki çocuklara psiko-sosyal bir destek sağlanmış mıdır?

    Diren Keser/MERSİN

  • ‘İmkanlar sünni mezhebe sunulurken, neden cemevi için fezleke hazırlanıyor’

    ‘İmkanlar sünni mezhebe sunulurken, neden cemevi için fezleke hazırlanıyor’

    PİRHA- HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, Alevilere cemevi tahsis etmesi nedeniyle hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemli fezleke hazırlanmasını İçişleri Bakanına sordu. 

    Toğrul yazılı soru önergesinde, Türkiye’de cemevi inşa eden ilk belediye olan Diyarbakır’ın o dönemki belediye başkanı Osman Baydemir’in 2012 yılında belediye tarafından Diyarbakır’da inşa edilen binanın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne (PSAKD) Cemevi için tahsis edilmesini laiklik ilkesine neden uygun olmadığını sordu.

    “RESMİ KURUMLAR KAÇ CEMEVİ YAPMIŞTIR?”

    Toğrul İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan Fezleke bağlamında isnat edilen iddialar ile ilgili şu soruların yanıtlamasını istedi:

    – Türkiye’de kaç Cemevi bulunmaktadır? Bu Cemevlerinden kaçı Alevi yurttaşlarımızın kendi olanakları ve resmi kurumlarca yapılmıştır?

    –       Resmi kurumlar tarafından ve resmi kurumların desteği ile yapılan Cemevleri hangi protokol ve sözleşmelere dayanılarak yapılmaktadır? Belediye gibi özerk yapıya sahip olan tüzel kurumlar tarafından yapılan Cemevleri hangi sözleşmeye dayanılarak yapılmaktadır?

    “KAÇ BELEDİYE HAKKINDA CEMEVİ YAPTI DİYE FEZLEKE DÜZENLENMİŞTİR?”

    • Cemevlerinin yapımında belediyeler tarafından imzalanan sözleşmelerden kaçı hakkında Laiklik ilkesinin ihlal edildiği düşünülerek dava açılmıştır?
    • Türkiye’nin birçok farklı kentinde Belediyeler tarafından Cemevleri yapılmakta ve Cemevlerinin yapımına katkı sunulmakta iken Diyarbakır’da yapılan Cemevi ile ilgili özellikle böyle bir karar alınmasının nedeni nedir? Diğer belediyeler hakkında neden böyle yaptırımlar uygulanmamaktadır?

    “CAMİ VE CEMEVİ PROJESİNE SORUŞTURMA AÇILMIŞ MIDIR?”

    • Merzifon Oymaağaç köylülerine Amasya Valisi tarafından, ‘Cemevinin yanına Cami yaparsanız destek veririm’ diye şarta bağlayan Vali de, sizce suç işleyerek Laiklik ilkesini ihlal etmiş midir? Söz konusu Vali hakkında da yasal işlem başlatıldı mı?
    • Belediyelerin mücavir alan sınırları içerisinde bu tarz sözleşmeler yapma yetkisi var iken ve sözleşme 2012 yıllında imzalanmış olmasına ve 2012 ‘den bu yana Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi birçok denetime tabi tutulurken sorun olduğu düşünülen söz konusu madde hakkında neden bir soruşturma başlatılmamıştır? Soruşturmanın özellikle HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılması için başlatılan seferberlik anına denk getirilmiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    “İMKANLAR SÜNNİ MEZHEBE SUNULURKEN NEDEN ALEVİLERİN CEMEVİNE TAHAMMÜL EDİLMEMEKTEDİR?”

    • Ülkede Laiklik mücadelesini en çok veren kesim Aleviler iken, Anayasanın 24 maddesi zorunlu din dersi ve 136’ıncı Diyanet İşleri Başkanlığı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı bir şekilde ve tüm imkânlar sadece Sünni Hanefi mezhebine sunuluyor iken böylesi bir yaklaşım ve fezleke hazırlanması, toplum vicdanın da bir yara açmış olmamakta mıdır?
    • Kanun ve yasalar çoğu zaman dayanak olarak toplumun örf adetlerini de dikkate alıyorken ve kanunlar bu şekilde de oluşabiliyorken, Alevi inancı gereği Rızalık alma ve çıkan sorunların diyalogla çözülmesi toplumsal bir sözleşme niteliği taşıyorken böylesi bir sözleşmenin suç unsuru olarak görülmesinin nedeni nedir?

    HABER MERKEZİ

  • AP’de “Soykırım kıskacında Maraş” konferansı: Katliamı devlet yaptı, dava dosyası devlet sırrı oldu

    AP’de “Soykırım kıskacında Maraş” konferansı: Katliamı devlet yaptı, dava dosyası devlet sırrı oldu

    PİRHA-Maraş Girişimi tarafından Brüksel’de bulanan Avrupa Parlamentosu’nda (AP) ,“Soykırım kıskacında Maraş katliamı“  başlığı ile bir konferans düzenlendi. Konferansta açılış konuşmasını Maraş katliamında eşini kaybeden ve katliama tanık olan Maviş Toklu yaptı.

    Konferans Maraş katliamında yaşamını yitirenler adına saygı duruşu ile başladı.

    Daha sonra Avrupa Parlamentosu Konservatif ve Reformist Grup adına Milletvekili Mark Demesmaeker bir açılış konuşması yaptı. Yapılan konferansın tarih olarak tesadüf eseri gerçekleşmediğine vurgu yapan Demesmaeker ,Türkiye’de olup bitenlere endişe ile baktıklarını belirtti. İnsanların Türkiye’de görüşlerini ifade etmekte zorlandıklarını kaydeden Demesmaeker, ifade özgürlüğünün temel görevleri arasında yeraldığını söyledi.

    Ardından Maraş Girişimi adına Mehmet Demir söz aldı. Demir,katliamın bugüne kadar yaşadığımız tüm süreçleri belirleyen, coğrafyanın kaderini halen de elinde tutan temel bir sorun olduğuna dikkat çekerek, “Maraş Katliamı’nı gündemde tutmak, hem ülkemiz insanlarını hem de tüm insanlığı bilgilendirmek, sorumluların açığa çıkmasını sağlayacak bir adalet mücadelesini gerçekleştirmek, ciddi bir yüzleşme dinamiğini açığa çıkarmak esas uğraşlarımızın başında gelmektedir“ dedi.

    Maraş katliamındai eşi ve ağabeyi katledilen ve buna tanık olan Maviş Toklu da bir açılış konuşması gerçekleştirdi.Toklu, yaşadıkları acıların kimsenin çekmemesini dileyerek ” İlk önce gelip kapıları işaretlediler. Alevilerin kapılarını kırmızı ve diğerlerini de yeşil boya ile işaretlediler. Yaşlıları öldürdüler, çocukların ölülerini kazanlarda kaynatıp annelerine verdiler. Hamile kadınların karınlarını deştiler. Başımıza gelenleri anlatacak sözcük bulamıyorum” şeklinde konuştu.

    “MARAŞ KATLİAMINI DEVLET YAPTI”

    Konferansın ilk oturumu “Etno dinsel arındırma sürecinde Maraş” başlığı ile yapıldı. Moderatörlüğünü Maraş Girişimi Eşbaşkanı , Gazeteci Elif Sonzamancı’nın yaptığı oturumda Yazar Aziz Tunç, Yazar İnci Aral ve HDP Milletvekili Mahmut Toğrul konuştu.

    İlk sözü alan Yazar Aziz Tunç,Maraş katliamının hangi koşullarda gerçekleştiğini aktardı. Katliamın devlet tarafından yapıldığının altının çizilmesi gerektiğine vurgu yapan Tunç, katliamın MİT, asket, siyasetçiler dahiliyetinde yapıldığını aktardı. Tunç, Maraş Katliamı’nın Ermeni Soykırımı’ndan da bağımsız ele alınamayacağını kaydetti.

    “MARAŞ KATLİAMINDA KADINLAR TECAVÜZE UĞRADI”

    Daha sonra söz alan Yazar İnci Aral ise katliamdan bir yıl sonra otobüse binip Maraş’a gittiğini ve katliam tanıkları ile görüşerek Kıran Hikayeleri kitabını yazdığını söyledi. Geri döndüğünde bir yıl kimseyle konuşmadığını dile getiren Aral, kadınların kendine detaylı şekilde herşeyi anlattığını ve yaşananların çok korkunç olduğunu söyledi. Duruşma tutanaklarını da okunuğunu aktaran Aral, “Bütün tutanakları okudum. Ses kayıtlarını dinledim. Bunun bir devlet operasyonu olduğuna inandım. Zaten duruşmada katliamda rol alanların rahatlığı, gülüşleri de arkalarında bir güç olduğunu gösteriyordu” diye konuştu.

    Kadınların katliam sırasında tecavüze uğradıklarına dikkat çeken Aral, bir çok kadının bunu sakladığını ve mahkemede inkar ettiğini belirtti.

    “BÖLGENİN DEMOGRAFİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul Türkiye tarihinin katliamlar tarihi olduğunu ifade ederek, “Türkiye Cumhuriyeti öncesinde de başlayan tekçi, ırkçı ve asimilasyoncu politikaları, halklar bahçesinde bir tek ulus yaratmaya çalıştı. Bunun için de başta Ermeni katliamı yapıldı. Müslümanlar olmayan azınlıklar, ülkeden kovuldu. Trakya olayları oldu. Yahudilere yönelik saldırılar başladı. Lozan’dan sonra da bu tekçiliği kabul etmeyen Kürtler, karşı çıktı. 1940 yılına kadar Kürtler direniş içerisinde oldu. Ve bu başkaldırı ve direnişler çok kanlı bir şekilde bastırıldı. Ardından tekçi zihniyet hayata geçirildi. Maraş Katliamı da bunun sonucudur. “ dedi. Toğrul, Maraş’ın Kürtsüzleştirilmek ve Alevisizleştirilmek istendiğine dikkat çekerek, “Terolar’da yapılan kamplar, yerleştirilen DAİŞ militanları aslında bölgenin demografinin değiştirilmesi anlamına geliyor. Yine doğayı tahrip etmek için fabrikalar ve santrallerin yapılması da bunu gösteriyor” dedi.

    Moderatörlüğünü Gazeteci Şükrü Yıldız’ın yaptığı ikinci oturum ise “Maraş Katliamı ve Adalet Arayışı” başlığı ile yapıldı. İkinci oturumda Maraş katliamı davası avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu, Seyid Sönmez, Maraş Girişimi adına Mehmet Üstek ve AP Parlamentosu Milletvekilleri Bodil Vallero ile Costas Mavrides konuştu.

    “MARAŞ KATLİAMI DAVASI FORMALİTE BİR DAVA OLDU”

    Maraş katliamı davasının avukatlarından olan İbrahim Sinemillioğlu dava sürecinin nasıl başladığını aktardı. Sinemillioğu “Biz İstanbul Barosu adına birkaç avukat ile birlikte gittik. Ancak 8 günde girebildik. Ardından başlayan dava da formalite şeklinde gelişti. Kimse hapis yatmadı. Hatta bazıları sonradan milletvekili oldu. Devlet bunu bilinçli yaptı, katliamı devlet katliamı yapmaktan çıkartıp sağ-sol davasına bağlamak içindi. Devlet aklanmak istendi, bu formalite bir dava oldu” şeklinde konuştu.

    Daha sonra AP milletvekili Bodil Vallero söz aldı. Valero soykırım tanımını açarak, İsveç Parlamentosu’nda Ermeni soykırımının , soykırım olarak kabul edilme sürecini anlattı. Soykırım kararırının mahkemelere bırakılması gerektiğine vurgu yapan Valero, soykırım teşebbüsünde bulunmanın bile bu suçu işlemek için yeterli olduğuna dikkat çekti.

    Avrupa’daki Ülkü Ocakları’nın faaliyetlerine de işaret eden Vallero, “Bu örgüt, Avrupa’nın birçok ülkesinde faaliyet yürütüyor. Ve birçok suç işliyor. Planları ve amaçları teröristçe. Bence bu grup terör örgütleri listesine alınmalı” diye konuştu.

    “MARAŞ KATLİAMI DOSYASI DEVLET SIRRI OLDU”

    Avukat Seyid Sönmez de Maraş katliamında yaşamını yitirenlerin kayıp mezarlarına vurgu yaptı. Sönmez , “Mezarların kayıp olduğunu öğrenince kayıp yakınları adına süreç başlattım. Bir çok aile sanki kendilerine değilde bana yardım ediyordu. Katliam duygusunu o kadar ötelemişlerdi. Savcılığa başvurmama rağmen hiçbir davacının ifadesine başvurulmadan reddedildi. Ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk, onlar da ‘siz niye onca yıldır mezarlarınızı aramadınız’ diyerek reddettiler” diye konuştu. Sönmez ayrıca, davanın avukatı olarak dosyaları görmek için başvurmalarına rağmen geçen hafta gelen cevapta “Devlet sırrıdır” denilerek bu başvurularının da reddedildiğini belirtti.

    Milletvekili Costas Mavrides  ise Türkiye’deki derin devletin katliamları planladığına dikkat çekerek, “ 1974 yılında Türkiye Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etti. Kendi ülkemde birden bire kendimi bir mülteci olarak buldum. 1974’te Attila Timleri Kıbrıs’a bağlı birçok köyde insanları kaybettirdiler. Yakınları hâlâ merak edip arıyorlar. Türk derin devleti 1974 yılında yaptığının aynısını 1978 yılında da yaptı” dedi. Türkiye’nin katliamlarla yüzleşmek istemediğini dile getiren Mavrides, bununda bir suç olduğuna vurgu yaptı.

    Maraş Girişimi Eş Başkanı Mehmet Üstek  amaçlarının katliam gündemini uluslararasılaştırmak olduğunu dile getirerek, “Bize ve dostlarımıza düşen görev, işlenen ve ortada olan suçluları açığa çıkarmak ve adaleti sağlamaktır. Eğer suçlular bulunmazsa bunlar yeni suçlar işlemeye devam edecekler.” dedi.

     

     

    [su_slider source=”media: 64620,64612,64611,64610,64608,64607,64736″ link=”post” width=”960″ height=”540″]Ülkenin muhaliflerine karşı uygulanan bu düşman hukuku rejimine bir son verilmelidir[/su_slider]

     

  • Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” konferansı başladı

    Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” konferansı başladı

    PİRHA- Maraş Girişimi’nin Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” mottosuyla düzenlediği konferans başladı. Bugün Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirilen “Soykırım kıskacında Maraş”  başlıklı konferansı Avrupa’nın değişik ülkelerinde bulunan çok sayıda Maraşlı izliyor. 

    Konferansta açılış konuşmasını, Avrupa Parlamentosu milletvekilinin yanında, Maraş Katliamı tanığı Maviş Toklu ve Maraş Girişimi üyesi Mehmet Demir gerçekleştirdi.

    “Etno dinsel arındırma sürecinde Maraş” başlıklı konferansın ilk oturumunun moderatörlüğü Maraş Girişimi Eşbaşkanı ve Gazeteci Elif Sonzamancı tarafından yapılıyor.

    İlk bölümde konuşmacı olarak , Araştırmacı Yazar Aziz Tunç “Maraş Katliamı ve Gizlenen Gerçekler” konusunu ele alırken, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul,Maraş Katliamı ve Günümüzdeki Yansımaları” hakkında bilgi veriyor. Katliamdan bir yıl sonra Maraş’a giderek katliamı yaşayan kadınlarla görüşüp Kıran Resimleri adında kitaplaştıran Yazar İnci Aral ise katliam sonrası travma ve tanıklıklarını aktaracak.

    Moderatörlüğü Gazeteci Şükrü Yıldız tarafından yapılacak ikinci oturumda Maraş Katliamı davasının avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu ve Seyid Sönmez 38 yıllık adalet arayışı hakkında sunum yapacak.   (HABER MERKEZİ)

     

  • “Soykırım kıskacında Maraş” konferansı bugün Avrupa Parlamentosu’nda

    “Soykırım kıskacında Maraş” konferansı bugün Avrupa Parlamentosu’nda

    PİRHA- Maraş Girişimi, Avrupa Parlamentosu’nda “Maraş katliamı ve Adalet arayışı” mottosuyla bir konferans düzenleyecek. Bugün Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirilecek konferansın hazırlıkları tamamlandı. “Soykırım kıskacında Maraş”  başlıklı konferansı Avrupa’nın değişik ülkelerinde bulunan bir çok Maraşlı izleyecek.

    Hazırlık komitesinden yapılan açıklamada, Maraş katliamının unutulmaması, doğru anlaşılması ve katliamla yüzleşmek için kamuoyu baskısının yaratılmasının amaçlandığı kaydedildi. Açıklamada ayrıca, “Bu konferansla daha çok görünür olacak olan Maraş Katliamı’nın yargılama sürecinin adaletsizliği, hukuksuzluğu, zaman içinde daha ayrıntılı olarak ele alınacak ve yeniden yargılama sürecinin pratikleştirilmesi gündeme gelebilecektir” denildi.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “Asıl amaç Maraş Katliamı’yla nihai bir yüzleşme ve bu katliamı bütün boyutlarıyla mahkum etmektir. Maraş Katliamı’nın hesabının sorulması sürecinde, ulusal ve uluslarası her araç yöntem ve zemin değerlendirilecek ve bu süreç Maraş Katliamı’yla istenen yüzleşme gerçekleşene kadar devam edecektir. Bu kapsamda yapılması gereken çok sayıda faaliyet olduğunu belirtmek gerekir. Ancak bunun uzun vadeli ve çok yönlü katkılar gerektiren bir süreç olduğunu da gözönünde bulundurmak gerekmektedir.” 

    AÇILIŞ KONUŞMASINI MARAŞ KATLİAMI TANIĞI YAPACAK

    Konferansta açılış konuşmasını, Avrupa Parlamentosu milletvekilinin yanında, Maraş Katliamı tanığı Maviş Toklu ve Maraş Girişimi üyesi Mehmet Demir gerçekleştirecek.

    “Etno dinsel arındırma sürecinde Maraş” başlıklı konferansın ilk oturumunun moderatörlüğü Maraş Girişimi Eşbaşkanı ve Gazeteci Elif Sonzamancı tarafından yapılacak. İlk bölümde konuşmacı olarak , Araştırmacı Yazar Aziz Tunç “Maraş Katliamı ve Gizlenen Gerçekler” konusunu ele alırken, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul,Maraş Katliamı ve Günümüzdeki Yansımaları” hakkında bilgi verecek. Katliamdan bir yıl sonra Maraş’a giderek katliamı yaşayan kadınlarla görüşüp Kıran Resimleri adında kitaplaştıran Yazar İnci Aral ise katliam sonrası travma ve tanıklıklarını aktaracak.

    MARAŞ KATLİAMI DAVASI SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

    Moderatörlüğü Gazeteci Şükrü Yıldız tarafından yapılacak ikinci oturumda Maraş Katliamı davasının avukatlarından İbrahim Sinemillioğlu ve Seyid Sönmez 38 yıllık adalet arayışı hakkında sunum yapacak.

    Konferansta son olarak Maraş Girişimi Eşbaşkanı Mehmet Üstek, Maraş Girişimi’nin Rolü ve görevleri üzerine bir sunum yapacak.

    AVRUPA PARLAMENTOSU MİLLETVEKİLLERİ DE SUNUM YAPACAK

    Konferansta Avrupa Parlamentosu milletvekillerinden, Avrupa Konservatif ve Reformist Grubu’ndan Mark DEMESMAEKER, Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı Grubu’ndan Costas MAVRIDES, Yeşiller Grubu’ndan Bodil VALERO da birer sunum gerçekleştirecek.

    (ES)