Etiket: Malatya

  • Yarım kalan umutlar: Alevi köyü Başkavak’ta 3,5 yıllık bekleyiş sürüyor!-VİDEO

    Yarım kalan umutlar: Alevi köyü Başkavak’ta 3,5 yıllık bekleyiş sürüyor!-VİDEO

    PİRHA- 2023 yılında yaşanan asrın felaketinin ardından Hekimhan’ın Başkavak Mahallesi’nde 2024 yılında 47 köy evinin yapımı başladı. 288 günde tamamlanması planlanan köy evlerinden 36’sı tam bitirilmeden bırakılırken, kalan konutlara ise hiç başlanmadı. Aradan geçen zamana rağmen değişen bir şey olmayınca mahalle sakinleri seslerini duyurmaya çalıştı.

    “AMELİYATTAN SONRA NEREYE GİDECEĞİM?”

    Mahallede çadırda kalan Necmiye Takmaz, yaşadığı çaresizliği şu sözlerle dile getirdi:

    “Burada yaşıyoruz. Evimiz yıkıldı. Burada hak sahipliğim yok, Malatya’da var ama orada tamamlanmadı. Bir ay sonra ameliyata gideceğim, geri geldiğimde ben burada nasıl yaşayacağım.”

    “YUVAMDA ÖLMEK İSTİYORUM”

    Bir başka mahalle sakini Mercan Takmaz ise barınma mücadelesini şu sözlerle anlattı:

    “Konutlarımız yapılmadı. Burada çocuğumun yanında kalıyorum. Evimin yapılmasını istiyorum yetkililerden. Burada çocuklarıma yük oluyorum. Evimi yapsınlar, içine soksunlar, yuvamda öleyim.”

    YAZIN SICAK, KIŞIN DONDURUCU SOĞUK

    Çadırda yaşamaya çalışan mahalle sakinlerinden biri ise hayat şartlarının zorluğunu şöyle ifade etti:

    “Geldiniz ve yaşantımızı gördünüz. Yazın sıcakta, kışın soğukta burada durulmuyor. Yazın ağaç diplerinde yatıyoruz. Dizlerimiz romatizma oldu. Çadırın içerisinde ne kadar odun yakarsan yak kış aylarında fayda etmiyor.”

    “KENDİ İMKANLARIMIZLA YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Ali Hikmet Takmaz da deprem sonrası yaşadıkları süreci şu sözlerle özetledi:

    “Depremden sonra gelip evleri yıktılar, konteynerde alamadık. Mecbur kendimize çadırdan böyle bir yer yaptık. Burada yaşamaya çalışıyoruz. Büyüklerimizden bir an evvel evlerimizi teslim etmelerini istiyoruz.”

    “BU MİLLİ SERVET ÇÜRÜMEYE TERK EDİLDİ”

    Yarım bırakılan konutların yanında konuşan Fenali Takmaz ise tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Bu devletin bir serveti. İlgilenen, soran yoktur. Depremden sonra konteynerde kalıyoruz. Yazın sıcaktan, kışın soğuktan duramıyoruz. Biz buraya göçsek bile hayvanlarımıza yer yoktur. Devlet bize bir an önce el uzatsın.”

    YARIM KALAN EVLERDE BÜYÜK SORUNLAR

    Tamamlanmayan konutların içinde yaşanan sorunlar da dikkat çekiyor. Bir mahalle sakini Senanur Takmaz ise şöyle anlattı:

    “Görüyorsunuz, parkeler çizikler içerisinde, yağmur suları akıyor. Çadırda yaşıyoruz ve çadırda yaşamak zor. Yaşayan bilir. Büyüklerimize sesleniyoruz, gelip bizi görsünler ve bir an evvel evlerimize bizi soksunlar.”

    “3,5 YILDIR PERİŞANIZ”

    Deniz Takmaz ise yaşanan mağduriyeti şu sözlerle dile getirdi:

    “Halimizi görüyorsunuz. Konteynırlarda yaşamak zor. Bir an önce evlerimizi yapıp bizlere teslim etsinler. 3,5 yıldır neler çekiyoruz. Yapılan evlerde hep akıyor, parkeler kalkmış, çizilmiş durumda.”

    “KALP HASTASIYIM, SOĞUKTAN KURTARIN”

    Mahalle sakinlerinden Satı Ercan da sağlık sorunlarına dikkat çekerek yardım çağrısında bulundu:

    “Kimsem yoktur. Konteynırlarda suların içerisindeyim. Kalp hastasıyım. Soğuklardan bizi kurtarsınlar. 4 yıldır perişanız. Vicdanları varsa gelsinler. Yaptıkları evlerde hep akıyor. Bıktık usandık artık.”

    “İŞÇİLİK SIFIR, BEKLEYİŞ SONSUZ”

    Ali Ekber Takmaz ise yapılan işçiliğe tepki göstererek şunları söyledi:

    “Evlerimizin halini gördünüz. Burada yapılan işçilikler sıfır. Acaba buralar yeniden elden geçecek mi? Biz yetkililerden bunları istiyoruz. İşin bitimi 288 gün olarak belirlendi. Biz 3,5 yıldır açıktayız, perişanız. Konteynırlarda ve çadırlarda kalıyoruz. Bir an önce yapılmasını istiyoruz.”

    TERK EDİLEN MALZEMELER, BÜYÜYEN TEPKİ

    Mahalle sakinleri, yarım bırakılan konutların yanı sıra dışarıda bırakılan inşaat malzemelerinin de kaderine terk edildiğini belirterek, “Bunlar milli servet, yazık oluyor” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Malatya Katliamı’nın üzerinden 48 yıl geçti!

    Malatya Katliamı’nın üzerinden 48 yıl geçti!

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 48 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    17 Nisan 1978’de Maraş’taki faşist provokasyon Malatya’da devreye girmişti. Faşist-gerici grupların belediye başkanına bombalı paket gönderip katletmesiyle katliam başlatılmıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Saldırganların önünde bulunan maskeliler; solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR, YAKTI, YAĞMALADI!

    Yeni katılanlarla saldırganların sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Polis de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELİP, TACİZLERE BAŞLADILAR!

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    FAŞİSTLER, 3 LİSELİ ALEVİ ÇOCUĞU KAÇIRIP, İŞKENCE EDEREK KATLETTİLER!

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bıraktılar. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştu. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara verdiler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR” ANONSU

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ, 100 KİŞİ YARALANDI

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışıyordu. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kemal Kurkut, vurulduğu yerde ve mezarı başında anıldı -VİDEO

    Kemal Kurkut, vurulduğu yerde ve mezarı başında anıldı -VİDEO

    PİRHA- 2017 Diyarbakır Newrozu’nda katledilen Kemal Kurkut, vurulduğu yerde ve mezarı başında anıldı.

    İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi 23 yaşındaki Kemal Kurkut, 21 Mart 2017 tarihindeki Diyarbakır Newrozu‘na katılmak isterken polis kurşunuyla katledildi.

    Kemal Kurkut, katledilişinin 9’uncu yıl dönümünde vurulduğu yerde ve mezarı başında anıldı.

    MALATYA

    Malatya Battalgazi ilçesindeki Toptaş Mezarlığı’nda yapılan anmaya, Kemal Kurkut’un annesi ile çok sayıda kişi katıldı.

    Saygı duruşuyla başlayan anmada konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Malatya İl Eşbaşkanı Musa Güz, Kemal Kurkut’un katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçtiğini ancak katledenlerin cezalandırılmadığını söyledi.

    Anma, yakılan ağıtların ardından sona erdi.

    DİYARBAKIR

    Kemal Kurkut, vurulduğu yerde de anıldı. Anmaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüleri Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Mehmet Kamaç ve Federe Kürdistan’dan gelen heyetin yanı sıra çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Anmada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, “Newrozlarda çok şehidimiz var. En son Kemal Kurkut içimizi çok yaktı. Bundan sonra Newroz’un Kürdistan’ın her yerinde mutlulukla özgürlükle kutlanmasını umuyoruz. Artık kimse tutuklanmasın işkence görmesin. Kemal Kurkut Newroz şehidimizdir. Buradan bir daha söz veriyoruz; Newrozları barış, mutluluk, özgürlük Newrozları yapacağız. Kürtlerin barış, özgürlük ve birlik Newrozu olacak” dedi.

    PİRHA/DİYARBAKIR-MALATAYA

     

     

  • ‘İran’da tek çözüm halkların dayanışması ve ortak mücadelesi’-VİDEO

    ‘İran’da tek çözüm halkların dayanışması ve ortak mücadelesi’-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Yöneticisi Gökhan İmer ve Malatya Şube Eş Başkanı Onur Özkul, İran’daki savaşı ve Ortadoğu’daki savaşı PİRHA için değerlendirerek, emperyalist müdahalelerle halkların kurtuluşunun gerçekleşemeyeceğini, özgürlük ve demokrasinin halkların direnişiyle mümkün olduğunu belirttiler.

    ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar 18. gününde sürerken, İran’da sivil kayıplar ağırlaşıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre binlerce kişi yaşamını yitirirken, çocuklar ve kadınlar da saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Gökhan İmer ve Malatya Şube Eş Başkanı Onur Özkul, son dönemde İran ve Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere ilişkin konuştu. İmer ve Özkul, Orta Doğu’daki sorunların temelinde emperyalist güçlerin olduğunu vurgulayarak, bölgedeki hakların ve inançların kurtuluşunun ancak halkların kendi ortak mücadelesiyle mümkün olacağını ifade etti.

    “EMPERYALİST MÜDAHALELER ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ GETİRMEZ”

    Gökhan İmer, “Bu son süreçte gelişen İran-İsrail-ABD savaşı için şunları söyleyebiliriz; Ortadoğu’daki devletlerin hemen hemen hepsi emperyalist ülkelerin, yani Avrupa ve ABD’nin desteğiyle kurulan ve ayakta kalan devletlerdir. Yani Ortadoğu’daki bugüne kadar yaşanan sorunların ana kaynağı emperyalist güçlerdir” dedi

    İmer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Biz bu savaşla ilgili emperyal güçlerin Ortadoğu’ya ve İran’a müdahalesine karşı olmakla birlikte, İran’daki faşist molla rejimini de desteklemiyoruz. Emperyalistlerin daha önce getirdiği rejimler nasıl halkların başına bela olmuşsa, getirecekleri yeni rejimler de halkların sorunlarını çözmeyecek. Biz, Ortadoğu’daki sorunların çözümünü, hakların özgürlüğe ve barışa kavuşmasını, inançlar ve halklar nezninde halkların kendi mücadelesiyle mümkün olduğunu söylüyoruz. Kürtlerin, Arapların, Farsların, Alevilerin, Sünnilerin, Şiaların hep birlikte vereceği bu mücadeleyle halkların gerçek demokrasisi inşa edilecektir. Amerika’nın müdahalesiyle ya da İran’ın savaşı kazanmasıyla Ortadoğu’ya ne barış gelir ne demokrasi” diyerek, emperyalist müdahalelerin sorunu çözmeyeceğini, tek çözümün bölgedeki halkların dayanışması ve ortak mücadelesi olduğunu vurguladı.

    “ZULÜM GÖREN, HAKSIZLIĞA UĞRAYAN CÜMLE CANIN YANINDAYIZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri Malatya Şube Eş Başkanı Onur Özkul ise Ortadoğu ve İran’daki mevcut duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

    “İran’daki mevcut koşullar bakımından Amerika ve İsrail’in geliştirdiği savaşı doğru bulmuyoruz. Buradaki molla rejiminin de tutumlarının yanlış olduğunu biliyoruz. Ama molla rejiminin bu durumunun İran halkının yok sayılarak, Amerika ve İsrail çıkarları doğrultusunda yeni bir rejim dayatılması kabul edilemez. İran halkı kendi öz yönetimlerini güçlendirip, kendi kararlarını alabilecek bir düzeye gelmeli. Biz İran halklarının bu gücüne inanıyoruz” dedi.

    Newroz’un barış mesajını hatırlatan Özkul, savaşın en çok kadınlar ve çocukların zarar gördüğünü belirterek, “Newroz barışın çağrısıdır. Bu barış çağrısı sürecinde bir an önce savaşların bitmesini, orada mazlum insanların, kadınların, çocukların ölmemesini istiyoruz. Savaş ortamında en çok acıyı onlar yaşıyor. Hiçbir can buna duyarsız kalmamalı” şeklinde ifade etti.

    İran’daki halkların öz yönetimlerini güçlendirip kendi yollarını çizmelerinin çözümü getireceğine dikkat çeken Özkul, savaşın sona ermesi ve halkların kendi iradeleriyle barış ve huzura ulaşmasının en büyük dilekleri olduğunu ifade etti.

    PİRHA/MALATYA

  • DAD Malatya Şubesi’nden Birlik Cemi:  Kutsal mekânlara yapılan baskılara dikkat çekildi!-VİDEO

    DAD Malatya Şubesi’nden Birlik Cemi: Kutsal mekânlara yapılan baskılara dikkat çekildi!-VİDEO

    PİRHA- Malatya’da Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Şubesi tarafından düzenlenen Birlik Cemi’nde çok sayıda Alevi yurttaş bir araya geldi. Cemde zakir Ali Çelik deyişler okurken Bulam Alevi gençliği semah döndü. Dedeler, Alevi inancına ve kutsal mekânlara yönelik baskılara dikkat çekti.

    Malatya’da Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Şubesi öncülüğünde, Yeşilyurt ilçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezinde Birlik Cemi yürütüldü. Çok sayıda Alevi yurttaşın katıldığı cem, birlik ve dayanışma vurgusuyla gerçekleştirildi.

    DEYİŞLER SÖYLENDİ, SEMAH DÖNÜLDÜ

    Cem erkânı, Şex Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Ağuçan Ocağı pirlerinden İnanç Dolu, Abidin Güzel ve Mehmet Ali Güzel tarafından yürütüldü. Alevi inancının temel ritüellerinden biri olan cem sırasında 12 hizmet yerine getirildi.

    Cemde zakirlik görevini Ali Çelik üstlenirken, okunan deyişler eşliğinde Bulam Alevi gençliği semah döndü. Katılımcılar cem boyunca dualar ve deyişlerle birlik mesajı verdi.

    Cemde konuşan Şex Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevi coğrafyasında kutsal mekânlara yönelik baskı ve saldırılara dikkat çekti. Kete, Alevi inancının ve kutsal mekânların korunmasının önemine vurgu yaptı.

    Cem erkânının tamamlanmasının ardından yürütülen 12 hizmet sonrası lokmalar pay edilerek cem sona erdi. Katılımcılar birlik ve dayanışma mesajlarıyla programı tamamladı.

    PİRHA/MALATYA

  • Malatyalı kayısı üreticisi Kemal Gedik: Çiftçi sadaka değil, emeğinin karşılığını istiyor!- VİDEO

    Malatyalı kayısı üreticisi Kemal Gedik: Çiftçi sadaka değil, emeğinin karşılığını istiyor!- VİDEO

    PİRHA- Malatya Yeşilyurt’ta kayısı ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Kemal Gedik, tarım girdilerinin yüksekliği ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle üretimde zorlanıyor. “Sadaka değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyen Gedik, devletin planlı tarım politikalarına ve çiftçiyi koruyan adımlara acilen dönmesini talep ediyor.

    Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Mahmutlu Mahallesi’nde, eski Kürtçe adıyla Hamedan köyünde çiftçilik yapan Kemal Gedik, Türkiye’de tarımın geldiği noktayı ve üreticilerin yaşadığı sorunları PİRHA’ya anlattı. Babasının 1955’te Arguvan’dan gelerek yerleştiği, Dilek’e yakın baraj kenarındaki sulu arazilerde yaklaşık 2 bin kayısı ağacı bulunan Gedik, hayvancılık da yapıyor.

    “ESKİDEN 3 DOLARA KAYISI SATTIĞIMIZDA PARA KOYACAK YER BULAMIYORDUK”

    Gedik, geçmişte kayısıdan iyi gelir elde ettiklerini vurgulayarak şunları söyledi: “3 dolara kayısı sattığımızda 80’li 90’lı yıllarda para koyacak yer bulamıyorduk. Traktörümüzü yeniliyor, daire alıyorduk. Bugün ise maliyetler tarım girdileri yüzünden inanılmaz arttı. İşçilik, mazot, gübre, ilaç… Hepsi el yakıyor. Geçen yıl işçi yevmiyesi 1.100-1.200 lira arasıydı. Ürünümüzün değerini karşılamıyor.”

    Kemal Gedik, ilaçlama ve bakım maliyetlerinin altından kalkamadıklarını dile getirerek, “İlaçlama mevsimi geliyor. Bir depo ilacın mazot ve işçilik hariç maliyeti yaklaşık 5 bin lira. Bu, ancak 100 ağaca yetiyor. Eskiden gübre ve ilaç devlet tarafından yüzde 50 sübvanse ediliyordu. Kemal Derviş döneminde bu destekler kaldırıldı, AKP iktidarı da devam ettirdi. Şimdi bize mazot desteği adı altında sadaka veriyorlar. Biz sadaka istemiyoruz, emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyerek iktidara sert tepki gösterdi.

    “DEVLET PLANLAMAMIYOR, ÇİFTÇİNİN ÖNÜ KAPALI“

    Gedik, Türkiye’de tarım politikasının olmadığını belirterek devletin üretimi planlaması gerektiğine dikkat çekerek, “Hollanda’da domates eken çiftçi kaça satacağını biliyor. Biz kayısı, domates, pancar ekiyoruz; yıl sonunda ne kazanacağımızı bilmiyoruz. Önümüzü göremiyoruz. Kanada’dan mercimek ithal ediyoruz. Bir zamanlar tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik, şimdi tamamen ithalatçı olduk” dedi ve ülkede tarımın bitme noktasında olduğunu bildirdi.

    “KAZAKİSTAN VE ÖZBEKİSTAN’LA REKABET EDEMİYORUZ”

    İthalat politikalarını eleştiren Gedik, şunları kaydetti:

    “İthalatı, AKP’nin yandaş ithalatçıları para kazansın diye yapıyorlar. Yoksa Kanada’daki üretici durup dururken bize mal satmaz. Elin çiftçisi kazanıyor, bizim çiftçimiz kaybediyor. Tarım bittiğinde sanayide ürettiğiniz demiri, plastiği yiyemezsiniz. Sağlıklı ürün istiyorsak çiftçiye sahip çıkmalıyız.

    Son 10-15 yılda müthiş fidan ihracatı yapıldı. Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan kayısı üretmeye başladı. Orada işçilik bizden çok ucuz. Şimdi Türkiye’ye bu ülkelerden kayısı geliyor ve Malatya kayısısı diye pazara çıkıyor. Devlet hâlâ uyuyor. Çiftçiye niye bu kadar düşmansınız, anlamıyorum.”

    Kemal Gedik, tarım politikalarının acilen değişmesi, devlet planlamasının yeniden devreye girmesi ve çiftçinin ürettiği ürün üzerinden desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • Malatya’da 8 Mart buluşması: Savaşa hayır, Kürecik üssü kapansın!-VİDEO

    Malatya’da 8 Mart buluşması: Savaşa hayır, Kürecik üssü kapansın!-VİDEO

    PİRHA-Malatya’da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen buluşmada konuşan EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, emperyalist saldırganlığa karşı barış çağrısı yaparak, ABD’nin bölgedeki politikalarına tepki gösterdi ve Kürecik Radar Üssü’nün kapatılması talebini yineledi.

     

    EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Malatyalı kadınlarla bir araya geldi. Emek Partisi Milletvekili Karaca, Durulova Mahallesi’nde emekçi kadınlarla yapılan buluşmada bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Basın açıklamasında konuşan Karaca, sabaha ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı haberleriyle uyanıldığını belirterek, bu saldırının emperyalist güçlerin halklara yönelik yıkıcı politikalarının en güncel örneklerinden biri olduğunu söyledi. Emperyalist saldırganlığın yeni olmadığını vurgulayan Karaca, “Bu saldırganlığı Suriye’den tanıyoruz, Orta Doğu’nun pek çok ülkesinden, Venezuela’dan, Kafkaslar’dan, Ukrayna’dan tanıyoruz. Bugün ise bunu Malatya’dan görüyoruz” dedi.

    “KADINLAR SAVAŞ POLİTİKALARINA İZİN VERMEYECEK”

    İran’ın Türkiye’ye uzak bir ülke olmadığını ifade eden Karaca, ABD saldırganlığının özellikle bu topraklarda hiç de uzak olmadığını dile getirdi. Karaca, Malatya’ya yalnızca üç kilometre mesafede bulunan Kürecik Radar Üssü üzerinden ABD’nin bölgeyi yeniden dizayn etme politikalarına dikkat çekerek, Türkiye’nin bu politikalara lojistik destek sunmasına karşı Malatya’dan seslendiklerini söyledi.

    “8 MART’TA EMPERYALİST YIKIMA HEP BİRLİKTE ‘HAYIR’ DİYELİM”

    “Kadınlar bu savaş politikalarına, emperyalist güçlerin yağma, katliam ve halkları kana boğma politikalarına izin vermeyecek” diyen Karaca, Malatya’dan Türkiye’nin dört bir yanındaki kadınlara çağrıda bulundu. Savaşın uzak olmadığını ancak barışın birlikte mücadele edildiğinde çok yakın olduğunu vurgulayan Karaca, 8 Mart’ta emperyalist yıkıma hep birlikte ‘hayır’ demenin önemine dikkat çekti.

    Konuşmasının sonunda İranlı kadınlara da dayanışma mesajı gönderen Karaca, “İranlı kız kardeşlerimize, Türkiye’nin NATO üssünün bulunduğu Malatya’dan dayanışma duygularımızı gönderiyoruz. Direnişlerine direnç katmak için barış sesini buradan yükseltiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklamasının ardından emekçi kadınlar hep birlikte sloganlar attı. Eylemde “Savaşa hayır” ve “Kürecik Üssü kapatılsın” sloganları yükseldi.

    PİRHA/MALATYA

     

  • Nevzat Millioğulları:Çocuklar üzerinden siyasal çıkar yapılamaz!-VİDEO

    Nevzat Millioğulları:Çocuklar üzerinden siyasal çıkar yapılamaz!-VİDEO

    PİRHA- Malatya Eğitim-Sen Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğulları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan genelgesini “çocuklar üzerinden siyasal çıkar sağlama” ve “kamuda ayrımcı uygulama” olarak eleştirerek, çözümün eşit ve adil eğitimden geçtiğini vurguladı.

    Malatya Eğitim-Sen Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğulları, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yayımladığı Ramazan genelgesine sert tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Millioğulları, devletin kendi eliyle okullarda ayrımcı uygulamalara imza atamayacağını belirtti.

    “HÜKÜMET KENDİ SİYASİ ÇIKARLARI UĞRUNA BU TÜR FACİALARA İMZA ATIYOR”

    Millioğulları, konuşmasında önce Bakan Yusuf Tekin’in geçmişte 4+4 eğitim sistemi dahil olmak üzere birçok projede görev aldığını hatırlatarak şunları dile getirdi: “4+4 projesiyle bugünkü hükümet bile pişman olmuş durumda. Bugün tekrar değiştirmek istiyorlar. Ama biz biliyoruz ki, eğitim alanında geleceği kurmak istiyorsanız, çocukların ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmeniz gerekiyor. Çocukları doyuramazken, okul imkânı sağlayamazken, bu tür işlerle uğraşmak siyasal gerekçelerdir” dedi.

    Ramazan genelgesinin toplum ya da okulun ihtiyacı olmadığını vurgulayan Millioğulları,

    “Devlet kendi eliyle kurumlarında ayrımcı politikalar uygulayamaz. Ramazan Genelgesi bunun göstergesidir. Devlet, 6, 8, 9, 12 yaşındaki çocuklara soyut kavramları veremez, vermemelidir. Kendinizi topluma iyi niyetli göstermek isteyebilirsiniz, topluma hoş görünmek isteyebilirsiniz, kaybettiğiniz itibarı kazanmak isteyebilirsiniz ama bu yol çocuklar üzerinden olmaz. Anadolu topraklarında farklı kültürler ve inançlar var. Tekil bir anlayışa gidilirse ayrışmanın yolunu açarlar ve çocuklar üzerinde psikolojik baskı oluştururlar”

    “HERKES BU YANLIŞIN KARŞISINDA DURMALIDIR”

    Millioğulları, uygulamanın pedagojik olarak da yanlış olduğuna dikkat çekti: “Farklı inançtaki ailelerde şu soru var: ‘Ne oluyor?’ Ama korkudan dile getiremiyorlar. İşte biz sivil toplum örgütleri, eğitim sendikaları, duyarlı insanlar bu aleni gerçekliği herkese haykırmalıyız. Tek başına da kalsak, bunun yanlış olduğunu her yerde söylemeliyiz. Geleceği kurmak isteyen toplumlar felsefeyle yol alır. Ortaçağ anlayışlarıyla değil. Bu uygulamanın eğitim ilkeleriyle, evrensel eğitimle veya inanç eğitimiyle bir ilgisi yok. Çünkü inanç eğitimi seçim ve özgürlük ister” dedi.

    Toplumsal sorunların kaynağına da işaret eden Millioğulları, yoksulluğun ve açlığın suç oranlarını artırdığını belirtti: “Bir insan kendiliğinden suça yönelmez. Yoksulluk ve açlık nedeniyle suça sürüklenir. Peki siz ne yaptınız? İmam hatipleri artırdınız, din ders saatlerini çoğalttınız; yine deizm arttı. Seçmeli dersleri de din dersine çevirdiniz; yine aynı sonuç” ifadelerini kullandı.

    “ÇÖZÜM EŞİT VE ADİL EĞİTİMDEN GEÇİYOR”

    Millioğulları, çözümün eşit ve adil eğitimden geçtiğini savundu: “Temel ahlakı almadıkça, herkese eşit yaklaşmadıkça başaramazsınız. Açlık derinleşiyor, zengin ile yoksul arasındaki fark artıyor. O zaman kimse size inanmaz. İster imam olun, ister şeyh olun. Kamu kendi kurumlarında ayrımcılık yapamaz, tek inanç üzerinden faaliyet gösteremez. Bu yanlıştır. Harcanacak parayı bir fon haline getirin, yoksul çocuklara verin; kimse de itiraz etmez. Toplum kendi vicdanıyla bu işi yapar” dedi.

    Millioğulları, konuşmasını şöyle noktaladı:

    “Bu uygulamalar yanlıştır, bir an önce bundan dönün. Bu anayasanın ilkelerine, Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırıdır. Kamu kurumlarında tek tenciliğe, tek inanca, tek anlayışa gidilemez. Vicdan, toplumsal vicdandır. Bırakın toplum kendi vicdanıyla hareket etsin.”

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • Şawukan köyünde Cemevi mücadelesi: Temel yıkıldı, direniş sürüyor!-VİDEO

    Şawukan köyünde Cemevi mücadelesi: Temel yıkıldı, direniş sürüyor!-VİDEO

    PİRHA- Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Şawukan(Yuvalı) köyü sakinleri kendi inanç ve itikatlarını yaşayabilmek için uzun zamandır Cemevi mücadelesi veriyor. Şawukan köy sakinleri bu mücadelenin devlet kurumlarınca engellenmesine sert tepki gösterdi.

    Şawukan köylüleri, resmi makamların bir an önce gerekli onayları vererek, engellemeleri kaldırarak Cemevi inşasının mümkün kılmasını talep ediyor. Köy halkı, Cemevinin inşaatının tamamlanmasıyla birlikte hem ibadetlerini, inançlarını yaşayabileceklerini hem de toplumsal ihtiyaçlarını karşılayabileceklerini ifade ediyorlar.

    Yuvalı Köyü Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Ferhat Boztepe, Muhsin Mete ve Sinan Çelik, köylerinde yaşanan Cemevi inşa sürecini ve devlet kurumlarınca yaratılan engelleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İNANCIMIZIN, BİRLİK VE DAYANIŞMAMIZIN TEMELİNE DİNAMİT KONDU”

    Yuvalı Köyü Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Ferhat Boztepe, köy nüfusunun giderek yoğunlaşmasıyla birlikte toplumsal birlikteliğin sağlanması için kapalı bir mekana ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Özellikle hakka yürüyen canların uğurlanması ve erkanın yürütülebilmesi için bir Cemevi ihtiyacının doğduğunu belirten Boztepe, şunları söyledi:

    “Köyümüz nüfusu artık kalabalıklaştı. Hakka yürüyen canlarımızın toprağa sırlanma erkanlarının yürütülebilmesi için bir mekâna ihtiyacımız vardı. Çevre köylerde yapılan Cemevlerini ve oradaki dayanışmayı gördük. Biz de ‘Niye bizim de olmasın?’ diyerek yola çıktık ve Cemevimizi inşa etmeye karar verdik” dedi.

    Şawukan köylüleri, kendi imkanları ve topladıkları maddi desteklerle Cemevi inşaatının temeline başlamışken CİMER’e yapılan bir şikâyet üzerine Cemevi temelinin Elazığ Orman Müdürlüğü tarafından yıkıldığını aktaran Boztepe, köyün emeğine büyük bir darbe vurulduğunu belirtti: “Cemevi temelimiz, köylünün birlik ve dayanışmasının simgesiydi. Ancak CİMER’e yapılan şikâyet sonrası yıkıldı. Adeta temeline dinamit kondu. O günden bu yana ilgili kurumlarla görüşmelerimiz sürüyor ama bir ilerleme kaydedemedik. Süreç kısır bir döngü halinde devam ediyor.”

    Boztepe konuşmasının sonunda ise, Cemevinin yeniden ayağa kaldırılması için tüm Alevi kurum ve kuruluşlarından destek beklediklerini vurgulayarak, “Şawukan Köyü’nde toplumsal birlikteliğimiz için, hakka yürüyen canlarımız için cemevimizi yeniden kurmak istiyoruz” diyen Boztepe, köy halkının mücadelesinin süreceğini ifade etti.

    ŞAWUKAN KÖYÜ HALKI CEMEVİ İSTİYOR

    Şawukan köyünde yaşayan Muhsin Mete ise, köylerinde uzun süredir Cemevine ihtiyaç duyduklarını ve bu toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak için imece usulü Cemevi inşasına giriştiklerini anlattı. Mete, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, köy halkının ibadetlerini gerçekleştireceği ve toplumsal buluşmalarını düzenleyeceği bir alana ihtiyaç duyduklarını vurguladı.

    Mete konuşmasında şunları söyledi: “Köyümüzde Cemevimizin yapılacağı bir yer yok. Bundan dolayı imar planında ‘orman alanı’ diye geçen ama orman vasfını yitirmiş bu alan üzerine Cemevi inşasını başlattık. Ama bütün çaba ve emeklerimiz kepçelerle yıkıldı. Bir an önce bize yetkiyi versinler, bu talebimizi karşılasınlar. Köyümüzdeki en büyük eksikliğimiz olan Cemevimizin bir an önce yapılmasını istiyoruz. İbadetlerimizi yapabilmek, bayramlarda, cenazelerde köy halkının bu bölgeye toplanabilmesini sağlamak için talep ediyoruz” dedi.

    DEVLET DESTEK OLMUYOR BİZ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ

    Şawukan köyü sakinlerinden Sinan Çelik de devletin farklı toplumsal yapıların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu ifade ederek, devletin kamusal görevi icabı gereği herkese eşit bir şekilde yaklaşması gerektiğini söyledi.

    Çelik, yapılacak Cemevinin ibadetlerini yürütmede, cenazelerini kaldırma gibi köy halkının tüm ortak ihtiyaçlarına hizmet edeceğini vurguladı ve şöyle devam etti,

    “İnsanlarımız kışın, yazın her ortamda daha rahat bir şekilde gelip orada hem ibadetini, hem düğününü, hem cenazesini gerçekleştirecektir. O yüzden biz de köy olarak bunun mücadelesini vermek istiyoruz. Devlete talebemiz de mümkün mertebe bu işe el atmalı, bize destek olmalı. Ama yaşadıklarımız bize devletin destek olmadığını, köstek olduğunu gösteriyor”

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • Malatya Şawukanlı yurttaşlar cemevlerinin yıkılmasına tepki gösterdi!-VİDEO

    Malatya Şawukanlı yurttaşlar cemevlerinin yıkılmasına tepki gösterdi!-VİDEO

    PİRHA- Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Şawukan(Yuvalı) köylüleri tarafından yapımına başladıkları cemevi inşaatı Elazığ Orman Müdürlüğü ekiplerince yıkıldı. Yıkıma tepki gösteren köylüler, yapımına başlanan cemevi temelinin, “orman arazisi” gerekçesiyle kaldırılmasının; yalnızca bir yapının değil, bir inancın, hafızanın ve toplumsal rızalığın hedef alınması olduğunu belirttiler.

    Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Şawukan(Yuvalı) köyünde, köylülerce yapımına imece usulü olarak başlanan Cemevi inşaatı, ‘orman arazisi’ gerekçesiyle Malatya Orman Müdürlüğü ekiplerince yıkıldı.

    Şawukan (Yuvalı) köyünde, köylülerin kendi inanç ve itikatlarını yaşatmak, Hakk’a Uğurlama Erkanı yürütmek ve taziyelerini vermek için yapımına başladıkları cemevi inşaatı, Elazığ Orman Müdürlüğü ekiplerince yıkıldı. Köylüler ve Demokratik Alevi Dernekleri yöneticileri yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    Şawukan köylüleri, Cemevi inşaatlarının CİMER’e yapılan şikayet sonucu yıkıldığını söyleyerek; kendi inanç ve yollarını devam ettirmek, cenaze erkanlarını yürütmek, taziyelerini vermek, lokmalarını paylaşmak amacıyla inşa etmek istedikleri cemevinin yıkılmasına çok sert tepki gösterdiler.

    Köylüler, kendi emekleriyle inşa etmek istedikleri Cemevi’nin yıkılmasının inançlarına yönelik açık bir saldırı olduğunu belirtti. Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) yöneticileri ise, “Yapımına başlanan cemevi temelinin, “orman arazisi” gerekçesiyle kaldırılmasının; yalnızca bir yapının değil, bir inancın, hafızanın ve toplumsal rızalığın hedef alınması” olduğunu belirttiler.

    “KENDİ İNANÇ VE İTİKATIMIZA GÖRE İBADET ETMEK İSTİYORUZ”

    Şawukan Köyü muhtarı Hasan Taşçı, köyde bulunan eski bir mezarlık alanına Cemevi yapmak için harekete geçtiklerini ve köylülerin kendi aralarında para toplayarak inşaata başladıklarını, ancak Cemevi’nin yıkıldığını şu sözlerle anlattı:

    “Şawukan köy halkı olarak burada vasfını kaybetmiş olan, 60 sene önce mezarlık alanı olarak kullanılmış bir köy arazisine cemevi yapmaya karar verdik. Köylüce kendi aramızda para toplayarak, cemevinin inşaatının temelini attık. Temeli attığımız yerin orman vasfını kaybettiğine dair raporlarını dahi çıkardım. Ancak birileri cemevi inşaatını CİMER’e şikâyet etmiş. Onun üzerine gelip cemevi inşaatımızı yıktılar.”

    Cemevi’nin yıkılmasına tepki gösteren Taşçı, şunları kaydetti:

    “Soruyorum, acaba bu bir cami inşaatı olsaydı yıkarlar mıydı? Malatya Çevre Şehircilik Müdürlüğü’ne gittim, oradan Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne yönlendirildim. Eski mezarlık alanını 49 yıllığına kiralamak için başvuru yaptım, ama bir yıldır sonuç alamadım. Biri topu Orman Bakanlığı’na atıyor, biri İl Orman Müdürlüğü’ne, biri Milli Emlak’a” diyerek sürecin devlet kurumlarınca sürüncemede bırakıldığını anlattı.

    Doğanşehir Kaymakamlığı’ndan gelen ekiplerce alanın Cemevi için uygun görüldüğünü belirten muhtar, buna rağmen sürecin engellendiğini belirterek, “Çevre Şehircilik Müdürlüğü, İlçe Sağlık Müdürlüğü, İlçe Tarım Müdürlüğü ve Müftülükten ekipler geldi. Buranın Cemevi için uygun olduğunu gördüler. Onlar da uygun gördükten sonra biz temelimizi atmaya başladık. Ama daha sonrasında CİMER’e yapılan bir şikâyet sonrası Elazığ Orman Müdürlüğü’nden gelen ekiplerce Cemevi inşaatımız yıkıldı.”

    Yuvalı köyünün 170 hane ve yaklaşık bin kişilik nüfusu olduğunu söyleyen Taşçı, Cemevi’ne duyulan ihtiyacı şu sözlerle dile getirdi: “Kendi kültürümüze göre ibadet etmek istiyoruz. Bize artık bir Cemevi şart. Hem bir ibadethane olarak hem de köyün toplumsal ihtiyaçları için böyle bir mekan Şawukan köyü için şart.”

    “HERKES KENDİ İNANÇ VE İTİKATINI ÖZGÜRCE YAŞAYABİLMELİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Malatya Şube Eş Başkanı Onur Özkul da, şu açıklamalarda bulundu:

    “Şawukan köyündeyiz. Burada köylülerce yapılmaya çalışılan cemevine devletin eliyle yıkım kararı verilmiş. Burası Alevilerin ibadet alanı olarak inşa edilen bir yer. Bu köyün bir cemevine ihtiyacı var. Tarihten bu yana Alevilerin sürekli ötekileştirildiği bir coğrafyadayız. Bu durum Malatya’da çok daha yoğun şekilde yaşandı. Burası, kendi ritüel ve inançlarını bir türlü gerçekleştiremeyen bir köy. Burayı inanç alanını yaparak hem kendi ritüellerini hem de ibadetlerini yerine getirebileceklerdi. Ama devlet buna izin vermeyerek, cemevi inşaatını yıkmıştır.”

    Özkul, köylülerin yanında olduklarını vurgulayarak, “Biz de tepki göstermek ve köydeki insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmek için buraya geldik. Onların yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz” diyen Özkul, bölgedeki Alevilerin, inanç ve ibadet haklarının engellendiğini ifade ederek Cemevlerinin yıkım kararına karşı dayanışma çağrısında bulundu.

    “DEVLET ALEVİLİĞİ TANIMLAMAMALI, TANIMALIDIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Genel Merkez Yöneticisi Gökhan İmer ise, Şawukan köylülerinin kendi imkan ve emekleriyle inşa etmeye başladığı Cemevi inşaatının yıkılmasını şu sözlerle eleştirdi:

    “Aldığımız haberden sonra Şawukan köylülerinin yanına gelerek, onlarla dayanışma içerisinde olacağımızın sözünü veriyoruz. Burada halkımız kendi imkânlarıyla inançlarını, itikatlarını ve kültürlerini yaşatabilecekleri bir Cemevi inşa etmek istediler. Ama görüyoruz ki, bu Cemevi inşaatı devlet güçleri tarafından kepçelerle, dozerlerle yıkılıyor. Tamamı Alevi olan Şawukan köyünün kendi inanç ve yolunu sürdürme talebi Cumhurbaşkanlığı tarafından engelleniyor.”

    İmer, Alevilerin tarih boyunca inkar ve katliamlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Son yüzyılımızda bile bu coğrafyada Aleviler ve Alevilik bir inanç olarak kabul edilmedi. Aleviler onlarca kez katliamlarla yüz yüze kaldığını” belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer bu devlet Alevileri tanımak istiyorsa, Alevileri anayasa ve yasalarda kendisi tanımlamamalı, diğer inançlarla eşit statüde görmeli ve resmen tanımalıdır. Cemevlerimizi ibadethane olarak kabul etmelidir” dedi.

    “Kendi inancımızı yaşatmak istiyoruz ve bu yönlü mücadele vermeye devam edeceğiz. Şawukan köyündeki halkımızla birlikte bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu Cemevini inşa edene kadar bu mücadelemiz sürecektir. Halkımız ve Alevi kurumları bu konuda çok duyarlı olması gerektiğini” belirten Gökhan İmer, Alevi kurumlarını ve kamuoyunu dayanışmaya çağırarak, Şawukan köyündeki Cemevi tamamlanana kadar mücadelenin süreceğini vurguladı.

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • Malatya’da Hızır lokması paylaşıldı!

    Malatya’da Hızır lokması paylaşıldı!

    PİRHA- Malatya Recepler Derneği tarafından Hızır Lokması paylaştırıldı, birlik ve danayışma mesajı verildi.

    Malatya’da faliyet gösteren Malatya Recepler Derneği, yurttaşların yoğun katılımıyla Hızır Lokması paylaştırdı.

    Paylaşmanın, rızalığın ve dayanışmanın simgesi olan lokma erkânında, Alevi inancının özünde yer alan birlik ve beraberlik duygusu bir kez daha yaşatıldı. Yapılan erkânda Hızır’ın dara düşenlerin yoldaşı olduğu inancıyla lokmalar paylaşıldı, dualar edildi.  CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız,Hızır lokmasına katıldı.

    Alevi Yol ve erkânının yaşatıldığı programda, toplumsal dayanışmanın ve inançsal birlikteliğin önemi bir kez daha vurgulandı. Aleviler, rızalıkla paylaşılan lokmalar eşliğinde muhabbet meydanında buluştu.

    PİRHA/MALATYA

  • PSAKD Malatya Ören Şube Başkanı Mazlum Köse: Alevilik vardır, Alevilik haktır!- VİDEO

    PSAKD Malatya Ören Şube Başkanı Mazlum Köse: Alevilik vardır, Alevilik haktır!- VİDEO

    PİRHA- Alevi toplumuna yönelik yeni girişimlerin hedefinde Cemevleri var. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Cemevlerini kültür merkezi olarak kayda geçirmesine tepki gösteren Mazlum Köse, “Alevilik bir inançtır, cemevleri ibadethanemizdir” diyerek mücadele mesajı verdi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri(PSAKD) Malatya Ören Şube Başkanı Mazlum Köse, “Aleviliği öldürmek için yeni stratejiler devreye sokuldu” diyerek, Alevi toplumu üzerindeki tehditlere dikkat çekti.

    Köse, Aleviliğe dönük sistematik baskı ve asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Mazlum Köse, son dönemde Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından Cemevlerinin tapu ve arazi kayıtlarında ibadethane değil kültür merkezi olarak gösterilmesine sert tepki gösterdi.

    “ALEVİLER TARİH BOYUNCA HEP ZULME UĞRADILAR”

    Tarih boyunca Alevilerin yok sayıldığını ve katliamlara uğradığını hatırlatan Köse, sistemin artık farklı yöntemlerle Aleviliği etkisizleştirmeye çalıştığını vurguladı:

    “Son olarak sistem Aleviliği yok etmek üzere yeni çözümler arıyor. Çevre Şehircilik Bakanlığı, Cemevlerinin yerini ibadethane olarak değil de kültür merkezi olarak tapularda ve arazilerde kayıtlara geçti. Bunun biraz geriye dönük temeline bakmak gerekiyor. Aleviler tarih boyunca hep katledildiler, zulme uğradılar, katliamlara uğradılar. Sonuçta sistem şunun farkına vardı ki Alevileri öldürmekle bitiremiyorlar. Öyleyse başka bir yol denemeye başladılar. Aleviliği öldürmek üzere bir strateji geliştirildi.”

    “DEVLET KENDİ ALEVİSİNİ YARATMAK İSTİYOR”

    Mazlum Köse, sistemin Aleviliği ortadan kaldırma çabalarına dikkat çekerek, “Bu süreç 1990’lı yıllarda Alevi örgütlenmelerinin başlamasıyla birlikte, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından, ‘Madem Aleviler örgütleniyor, o zaman bizim istediğimiz şekilde örgütlensin’ diyerek Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı’nı, yani Cem Vakfı’nı kurmakla başladı. ‘Örgütlenecekseniz, biz nasıl bir Alevi istiyorsak öyle örgütleneceksiniz’ dedi.

    Alevi toplumunun devletin bu yaklaşımına prim vermediğini belirten Köse, “Uzun bir süre bunun üzerinde yürüdüler ama Aleviler buna prim vermedi. Bunu her tarafta deşifre ettiler. Bunun Alevilerin gerçekten Cem Vakfı’nın sınırlarına sığmayacağını, İslamiyet’le çok bir ilgisi olmadığını, Müslüman Aleviliğin farklı bir inanç olduğunu söyleyerek bunu yüksek sesle dile getirdiler” diye belirtti.

    ALEVİ ÇALIŞTAYI VE KÜLTÜR BAKANLIĞININ GİRİŞİMLERİ

    Türkiye’deki Alevi kurumlarının ve kanaat önderlerinin Hacıbektaş’ta yaptıkları iki günlük Alevi çalıştayı sonrasında aldıkları ‘birlikte mücadele’ kararı üzerine sistem tekrar bir atağa geçtiğinin altını çizen Köse, bunun sonucu olarak Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemiyet Başkanlığı’nın kurulduğunu söyledi.

    Köse, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Amaç, Alevileri kendi tasarrufları altına toplamak ve Alevilikle ilgisi olmayan bir tarzda dizayn etmekti. Fakat Aleviler buna da refleks geliştirdi. Aleviliğin temelini bilen gerçek Aleviler, bu girişimleri boşa düşürmeyi bildi. Çabalarına rağmen bu kurum da zamanla çürüdü.”

    “CEMEVLERİ İBADETHANEMİZDİR, KÜLTÜR MERKEZİ DEĞİL”

    “Cemevleri ibadethanemizdir, kültür merkezi değildir” diyen Köse, Aleviliğin sağlam bir duvara benzeterek, “Şimdi yeni bir atağa geçtiler. Son olarak TBMM’de çıkarılan yasa gereği, cemevlerimizin arazilerini ve tapularını ibadethane olarak değil, kültür merkezi olarak gösteriyorlar. Yani Aleviliği folklorik bir tema gibi sunmak istiyorlar. Ama biz bunu da geri püskürteceğiz. Sağlam duvar yıkılmaz. Aleviliğin on binlerce yıla dayanan geçmişi vardır. Alevilik bir inançtır, bir felsefedir, bir yaşam biçimidir” dedi.

    Alevi toplumu olarak örgütlü ve kararlı olduklarını vurgulayan Mazlum Köse, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bütün çabalara rağmen örgütlü Alevilik dağılmayacak. Sistemin Aleviliği parçalamak isteyen bütün girişimlerini geri püskürteceğiz. Cemevleri ibadethanedir ve Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. Bunu hiçbir güç elimizden alamaz. Biz Aleviler olarak, bütün canlar olarak, bu saldırıları püskürtmeyi ve çürütmeyi biliyoruz. Çünkü bizim temellerimiz çok geçmişe dayanıyor. Alevilik bir inançtır. Bu tür saldırılara karşı da topyekûn müdahale etmeye devam edeceğiz. Alevilik vardır, Alevilik haktır.”

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • Cumhuriyet Örnek Köy’de taş ocağı tepkisi: Sağlığımız ve geleceğimiz tehlikede!- VİDEO

    Cumhuriyet Örnek Köy’de taş ocağı tepkisi: Sağlığımız ve geleceğimiz tehlikede!- VİDEO

    PİRHA- Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Cumhuriyet Örnek köyünde yapılan maden arama faaliyetlerine tepki büyük. Yaşam alanlarının kalmadığını ifade eden Medet Kılınç, “Bu yanlıştan biran önce dönülmelidir” dedi.

    Cumhuriyet Örnek Köy’de faaliyet gösteren taş ocaklarına köylülerden büyük tepki geldi. Köyde çiftçilik yaparak geçimini sağlayan ve aynı zamanda Keklik ve Doğa Koruma Derneği Başkanı olan Medet Kılınç, taş ocaklarının hem insan sağlığına hem de doğaya ciddi zararlar verdiğini söyledi.

    “KÖYÜMÜZDEKİ MADEN FAALİYETLERİNE SON VERİLMELİDİR”

    Medet Kılınç, taş ocaklarının neden olduğu toz ve dumanın köyün yerleşim alanlarına kadar ulaştığını belirterek, köyde yaşayanların büyük kısmının yaşlı, emekli ve kronik rahatsızlıklara sahip olduğuna dikkat çekti:

    “Biz burada hem çiftçilik yapıyoruz hem de doğayla iç içe bir yaşam sürmeye çalışıyoruz. Köyümüzde astım ve çeşitli kronik hastalıkları olan insanlar var. Taş ocaklarından çıkan toz sağlığımızı bozuyor. Bu faaliyetler devam ettikçe kayısı başta olmak üzere tarım ürünlerimiz de zarar görüyor. Geçim kaynağımız çiftçilik. Yetkililere sesleniyoruz: Bu yanlıştan bir an önce dönün.”

    Köyde konuşan ikinci isim ise Medet Kılınç’ın kızı Simay Kılınç oldu. Simay Kılınç, bölgede organik tarımın yanı sıra hayvancılık ve arıcılık faaliyetlerinin sürdüğünü ifade etti. Çevresel tehditlerin, organik tarımı doğrudan hedef aldığını vurgulayan Kılınç, “Organik tarımın sürdürülebilmesi için hava, su ve toprak kalitesinin korunması hayati öneme sahiptir. Ancak taş ve maden ocakları; hava kirliliğine, su kaynaklarının kirlenmesine ve toprak yapısının bozulmasına neden olmaktadır. Bu durum, organik tarımın temel ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” diye konuştu.

    Simay Kılınç, yetkililere taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “-Organik tarım yapılan alanlardan mevcut taş ocaklarının taşınması,

    -Organik tarım bölgelerinde yeni taş ocakları için ÇED raporlarının verilmemesi,

    -Organik tarım yapan üreticilerin korunması ve desteklenmesi.

    -Doğal kaynakların, insan sağlığının ve sürdürülebilir tarımın korunması.”

    Cumhuriyet Örnek Köy halkı, taş ocaklarının yarattığı çevresel ve sağlık sorunlarına karşı seslerini yükselterek, yetkililerden kalıcı ve somut adımlar atılmasını talep ediyor.

    PİRHA/MALATYA

     

  • Malatya Atmalılar Derneği Başkanı Mehmet Ali Başıbüyük: “O çığlıklar halen hafızamda”- VİDEO

    Malatya Atmalılar Derneği Başkanı Mehmet Ali Başıbüyük: “O çığlıklar halen hafızamda”- VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depreminin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, o gecenin çığlıkları hâlâ hafızalardan silinmiyor. Atmalar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Ali Başıbüyük, o korku dolu anları ve sonrasında mahallede gösterilen dayanışmayı PİRHA’ya anlattı.

    “O ÇIĞLIKLAR HÂLÂ HAFIZAMDA”

    Deprem anına dair konuşan Başıbüyük, yaşadıklarını şöyle aktardı: “6 Şubat depreminde o çığlıklarla uyandık ve o çığlıklar hafızamızda halen yaşıyor. O an kimlerle ne yapacağımızı bile düşünemedik. Herkes sağ mı, var mı, yok mu, onu anlamaya çalışıyorduk. Evden çıkarken dahi evin kopan tuğlalarının başımıza değmemesi için sabırla ve titizlikle dışarıya fırladık. Kimimiz çorapsız, kimimiz pijamasız, kimimiz olduğu gibi dışarı çıktık. O an sadece birbirimize yardımcı olmaya çalıştık” dedi.

    KAR ALTINDA İNCE BİR ÇADIR VE ATEŞİN ETRAFINDA HAYAT

    Depremin hemen ardından mahalle halkının toplandığı yer, mahallenin parkı olmuş. Başıbüyük, o geceyi ve sonraki günleri şöyle anlattı: “Herkes araçlarına binip kendini korumak için sağa sola koşuşturdu. Parka geldiğimizde bütün insanların açık alanda toplandığını gördük. Kar yağıyordu, hava çok soğuktu. Üzerimize ince bir çadır çektik ki sadece yağmur üzerimize yağmasın. Sonra ateş bulup odun yakmak hepimizin görevi oldu. Mahalle halkı çığlık çığlığa parka koştu, bizse onları teskin etmeye, panik olmamalarını sağlamaya çalıştık” diyerek yaşadıklarını anlattı.

    Deprem sonrası ilk günlerde temel ihtiyaçların karşılanmasının en büyük sorun olduğunu belirten Başıbüyük, kendi imkânlarıyla mahalleye destek olduğunu aktardı: “Su, gıda ve yiyecek sıkıntısı yaşadığımızda, küçük bir bakkal dükkanım vardı. 3 gün boyunca mahallenin bütün ihtiyaçlarını karşıladım. Üç gün sonra AFAD çadırları geldi ve parkın bulunduğu alana kuruldu. Biz de yaşam şartlarını iyileştirmeye çalıştık. Ama gördüm ki, insanların dayanışması bambaşkaymış. Elinde ekmek olan, ekmeğini paylaşıyordu.”

    ÖNCE ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR

    Depremin ardından mahallede önceliğin çocuklar ve yaşlılar olduğunu söyleyen Başıbüyük, dayanışma ruhunu şöyle özetledi: “Önce çocukları ve yaşlıları çadırlara topladık, onların güvenliğini sağladık. Daha sonra sıcak yemek dağıtımı için elimizden geleni yaptık. Herkes elinden geleni ortaya koyduğunu” söyledi.

    Başıbüyük, depremde en çok etkilendiği anıyı ise duygulanarak paylaşıyor:

    “Tam 20 gün boyunca banyo yapma şansımız olmadı. Bir gün Doktor Ali Bey eşiyle geldi. ‘Hadi hocam buyurun, bizim evde sağlam bir yer var, sizi götürelim, banyo yaptırmak istiyoruz’ dediler. O an hâlâ hafızamdan silinmiyor” diyerek, yaşadığı duyguların tarif edilemez olduğunu belirtti.

    Cem EKİNCİ/MALATYA

  • Malatya depreminin hafızası kitaplaştırıldı!- VİDEO

    Malatya depreminin hafızası kitaplaştırıldı!- VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat 2023 yılında yaşanan Maraş merkezli depremlerin Malatya’daki tanıklarından Dr. Ali Yalçın, Malatya depremini ve yaşadıklarını kolektif bir çalışmayla, ‘Depremde Hafızam Kaldı’ adlı çalışmayla kitaplaştırdı. Yaşananları birinci gözden anlatan kitap, yaşananlar bakımından bir hafıza oluşturuyor.

    6 Şubat 2023’te saat 04.17’de yaşanan ve “asrın felaketi” olarak adlandırılan büyük deprem, 11 ili etkisi altına almıştı. Bu felaket, Malatya’nın hem fiziki hem de psikolojik dokusunu derinden sarstı. Kentte ticaret merkezleri, iş yerleri ve yaşam alanları yerle bir olurken, 1500’e yakın insan yaşamını yitirdi, 6500’e yakın kişi yaralandı. Deprem sonrası ortaya çıkan büyük travma, Malatya’da toplumsal bir dayanışma ile hafızaya dönüştü ve bu hafıza, Dr. Ali Yalçın ve arkadaşlarının hazırladığı bir kitapta somutlaştı.

    “DEPREMLE GÜVEN DUYGUMUZU KAYBETTİK”

    PİRHA’ya konuşan Dr. Ali Yalçın, o geceyi ve sonrasındaki toplumsal psikolojiyi şöyle anlattı: “6 Şubat sabahı, hepimiz evlerimizde, kendimizi en güvende hissettiğimiz mekânlarda yakalandık depreme. O an güven duygumuzu yitirdik. İnsan psikolojisi, o muazzam güven hissi kaybolduğunda travma başlamış oluyor. Malatya, hayal edilemeyecek boyutta bir yıkım ve travma yaşadı.”

    Dr. Yalçın anlatımının devamında, deprem sonrası Malatya’da Afet Dayanışma Platformunu kurduklarını belirterek, 80’e yakın sivil toplum kuruluşunun bir araya geldiğini, dayanışmanın kısa sürede büyüyerek örnek gösterilecek bir noktaya ulaştığını vurguladı.

    “İNSANLAR BULABİLDİKLERİ BOŞ ALANLARDA HAYATA TUTUNDULAR”

    Yalçın, deprem sonrası dayanışma alanlarının toplumsal hafıza açısından önemini şu sözlerle aktardı: “Depremin ilk günlerinden itibaren Murat Doğan Çocuk Parkı’nda 90 gün boyunca, birbirini hiç tanımayan insanlar bir araya geldi. Acı, travma ve şokun ortaklığıyla insanlar birbirlerine destek oldular, hayata tutunmaya çalıştılar. O günün görselleri hafızalarımıza kazındı.”

    Bu süreçte yalnızca fiziksel enkazın değil, aynı zamanda duygusal yıkımın da paylaşıldığını belirten Yalçın, Malatya halkının yaraları birlikte sarmaya başladığını söyledi.

    TRAVMADAN UMUDA: KİTABA DÖNÜŞEN HAFIZA

    Deprem sonrası yaşananların kaleme alınmasının, hem toplumsal hem de bireysel iyileşme için kritik olduğunu ifade eden Yalçın, hafıza kitabının ortaya çıkış sürecini şöyle özetledi: “Depremle birlikte hafızamızda bir kırılma yaşadık. Bu kırılmayı onarmanın yollarından biri de yaşadıklarımızı yazıya dökmekti. Malatya’da ve şehir dışında yaşayan arkadaşlarımız, kendi cümleleri ve duygularıyla yazdılar. Bu metinleri topladık, gönüllü Doğan Yol Eğitim ekibi de yazıları kitaba dönüştürdü.”

    Kitap, hem depremin acısını hem de toplumun yeniden ayağa kalkma mücadelesini belgelerken, gelecek nesillere de bir hafıza bırakmayı amaçlıyor.

    “MALATYA KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞUYOR”

    Dr. Yalçın, üç yılın sonunda Malatya’nın toparlanma sürecine dair şu mesajlar verdi: “Bugün şehir yeniden inşa ediliyor. İnsanlar küllerinden doğuyor. O gün annelerine sığınan çocuklar, bugün yeniden tebessüm ediyor. Toplum bu kırılmışlıktan daha güçlü çıkacak. Tıpkı kemik kırıldığında iyileşir ve bir daha aynı yerden kırılmaz deriz ya, toplum da bu felaketten öyle çıkacak.”

    Yalçın, deprem sonrası her kesimden insanın birbirine yardım eli uzattığını, enkazlardan hayatlar çıkardığını ve bu dayanışmanın Malatya’nın toplumsal hafızasında unutulmaz bir yer edindiğini vurguladı.

    Cem EKİNCİ/MALATYA

     

  • Yirmiden fazla köyü kapsayan maden projesi için Malatyalılar ayakta!-VİDEO

    Yirmiden fazla köyü kapsayan maden projesi için Malatyalılar ayakta!-VİDEO

    PİRHA – Hüsükuşağı, Bölükkaya, Gündeğer, Karşıyaka ve Goman Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı Yusuf Usul, Malatya’nın Pötürge ve Kale İlçelerinde yapılması planlanan maden projesinin tehlikelerine dikkat çekti. Usul, “Bugüne kadar madenin girdiği hangi bölge düzgün kaldı? Erzincan komşumuz, durumu ortada” diye belirtti.

    Maden projesi sebebiyle yaşam alanlarının tehlike altına alındığı bir bölge de Malatya’nın Pötürge ve Kale ilçeleri oldu. Yirminin üzerinde köy arazisinin etkileneceği maden projesi için yöre halkı, toplantılar yaparak, kararın geri çekilmesi için mücadele yürütüyor.

    Hüsükuşağı, Bölükkaya, Gündeğer, Karşıyaka ve Goman Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği Başkanı Yusuf Usul iki ilçeye bağlı tüm köylülerin, söz konusu girişimlere topyekün karşı olduklarının altını çizdi.

    Duygu Havacılık, Sanayi A.Ş. tarafından bölgenin “talan edileceğini” söyleyen Yusuf Usul, rant uğruna çevre kirliliğine izin vermeyeceklerini söyledi.

    Bakır madeni faaliyeti kapsamında yaklaşık 250 hektarlık alanın kullanılmak istendiğini söyleyen Usul, yayla-mera alanlarının yok edileceğine işaret etti.

    “YAYLALARIMIZI ASLA ÇÖPLÜK YAPTIRMAYACAĞIZ”

    Yusuf Usul, Kale ve Pötürge’ye bağlı köylerin kullandığı tüm suların, söz konusu bölgeden geldiğini vurguladı. Maden projesinin faaliyete geçmesi durumunda bölgenin toprak ve havasının da bozulacağına değinen Usul, şu konuşmayı yaptı:

    “29 Ocak’ta Malatya Pötürge’de ÇED raporu ile ilgili bakanlık yetkilileri ve İl Müdürlüğü ve firma yetkilileriyle bir toplantı gerçekleştirdik. Kendilerine itirazlarda bulunduk. Maden çalışmasının, yeraltı kaynaklarıyla birlikte akarsulara, bütün doğaya zarar vereceğini belirttik. Köylerimizin içme suyu dahi maden yapılmak istenen bölgeden gelmekte! Para kazanacağız diye bizi neden zehirleyeceksiniz? Size neden izin verelim? Yani göç mü edelim oralardan?

    Maden projesi öyle bir huzursuzluk getiriyor ki çünkü kimyasal atık, zehir var! İnsanlar oradaki suyu nasıl içecek? İnsanın direkt yaşam alanını, tabiatını yok ediyor. Yaşam dediğimiz başka neyden kaynaklanacak; insanlar tarımını yapamayacak. Kimyasal atıklar akarsulara karıştığı zaman ağaçlara, tüm canlılara zarar verecektir. Bu nedenlerle toplantıda top yükün karşı çıktık. Yaylalarımızı asla çöplük yaptırmayacağız. Madene sonuna kadar karşıyız.”

    “YÜZYILLARDIR BU BÖLGEDE YAŞIYORUZ”

    Bakır madeni projesi için çevresel etki değerlendirme (ÇED) sürecinin devam ettiğini belirten Yusuf Usul, tepkilerini dile getirmek amacıyla yöre örgütleriyle bir araya geleceklerini de aktardı. “Tek amacımız maden şirketini oraya sokmamak” diyen Usul, şöyle devam etti:

    “Yüzyıllardan beri bu bölgede yaşıyoruz. Bölgenin şöyle bir durumu var; insanlar fukaralıkla yüzyıllardır dağlarda kalmışlar. Belki de en çok çile çeken, bedel ödeyen topluluklardan biri Hüsükanlılardır. İstanbul’dan kalkıp Malatya’ya gittik. Sivil toplum kuruluşları olarak bu madene engel olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Tüm halkımıza, madene karşı durmak için çağrıda bulunuyoruz!”

    “İŞİN CİDDİYETİNİN FARKINDAYIZ”

    Bölgedeki ilk maden faaliyetlerinin 2016 yılında başladığını söyleyen Yusuf Usul, ilk hukuki girişimlerini de o yıllarda yaptıklarını belirtti. Gelinen süreçte bölgede bazı sondajların yapıldığını da belirten Usul, şu bilgileri paylaştı:

    “Çevre değerlendirme etkisi için belki de ‘Efendim buralar yayla arazisi, bunun kime ne zararı var?’ diyeceklerdir. Ancak unutulmamalı ki kaynak suları, akarsular yaşamın kendisidir. Zaten yaz aylarında su oranı iyice bitiyor! Büyük derecede bir doğa katliamıyla karşı karşıya kalacağız. Madeni açmak için bölgede patlamalar yapacaklar. Bölgedeki tüm canlı varlıklara büyük bir tehdit salacaklar. Bugüne kadar madenin girdiği hangi bölge düzgün kaldı? Erzincan komşumuz, durumu ortada. Karadeniz’e, Kaz Dağları’na baktığımız zaman madenler beraberinde göçü de getirmiş. Madenden dolayı doğa katliamları gerçekleştirilmiştir. Bu işin şakası yok ve ciddiyetinin farkındayız. Adam maden çıkaracak, para kazanacak, bunun zararını kim çekecek? Halk. Benim doğama, yaşam alanıma karışma kardeşim. Oradaki fukara köylüme, yaşamını sürdüren insanıma karışmayın! Karşı duracağız ve bunu kesinlikle müsaade etmeyeceğiz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Malatya 6 Şubat depremlerinde yitirdikleri canlar için yürüdü- VİDEO

    Malatya 6 Şubat depremlerinde yitirdikleri canlar için yürüdü- VİDEO

    PİRHA- Malatyalılar, 6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümünde yitirdikleri canları anmak için Paşaköşkü Su Deposu’ndan Saat Kulesi’ne kadar yürüyüş gerçekleştirdiler.

    Bundan üç yıl önce gerçekleşen Maraş merkezli depremler, 11 ili etkiledi. Yıllar boyu uygulanan ihmaller zinciri sonucu, yaşanan depremlerde on binlerce insan yaşamını yitirdi. Geçtiğimiz anmalarda olduğu gibi bu yılda acılar taze, yaralar kapanmadı.

    Malatyalılar, bu yılda yitirdikleri canları anmak için yürüyüş gerçekleştirdi. Paşaköşkü Su Deposu’nda toplanan kitle, buradan Emeksiz üst kavşağında bulunan saat kulesine yürüdü. “Unutmak yok, helalleşmek yok, affetmek yok” sloganlarıyla saat kulesinde toplanıldı ve burada konuşmalar gerçekleştirildi.

    “ANMAK SADECE ÜZÜLMEK DEĞİLDİR”

    Malatya 6 Şubat Platformu adına konuşan, Eğitim-Sen Malatya Şube Eş Başkanı Nevzat Millioğlu, “Anmak sadece üzülmek değildir, yaşananlardan ders çıkarmak ve geleceğimizi daha güvenli inşaa etmektir. Bu insan olmanın asgari sorumluluğudur. Bugünden yarına olan borcumuz bilimin ışığında güvenli ve yaşanabilir kentler oluşturmaktır” dedi ve şunları ekledi: “Buradan rant sevdalılarına sesleniyoruz, insanlara milyonlarca liralık evler değil, tabur sattınız” diyerek, depremde sorumluluğu olanlardan mutlaka hesap soracaklarının mesajını verdi.

    “TARİFSİZ ACININ YAŞANDIĞI GÜNÜN YIL DÖNÜMÜNDEYİZ”

    Anmada hazır bulunan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, yaşananların bir kader olmadığını, ihmaller zincirinin bir sonucu olduğunu ifade ederek, “O gün sadece evlerimiz yıkılmadı, geleceğimiz karartıldı. Hatıralarımız, sevdiklerimiz, anılarımız enkaz altında kaldı. Bunca şey yaşanmasına rağmen bugün halen bu ülkede aynı sorunlar devam ediyor. Bu iktidar, bu yaşananları normalmiş gibi görmemizi istiyor” dedi ve iktidarın yaşananları kader olarak lanse etmek istediğini belirterek, “ Tüm yaşananlardan mevcut iktidar sorumludur. Hak edenler, hak ettiği cezayı alana kadar, bu ülke yaşanılır bir hale gelene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    PİRHA/MALATYA

  • DEM Parti Malatya il örgütü depremin 3. yılında yurttaşlarla buluştu, mezarlıkları ziyaret etti!-VİDEO

    DEM Parti Malatya il örgütü depremin 3. yılında yurttaşlarla buluştu, mezarlıkları ziyaret etti!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Malatya İl Örgütü, 6 Şubat depremleri dolayısıyla Malatya’da depremin en yıkıcı olduğu ilçeler olan Akçadağ ve Doğanşehir’de esnaf ziyaretlerinde bulundu, yurttaşlarla görüştü ve mezarlıkları ziyaret etti.

    6 Şubat 2023 depremlerinden en çok etkilenen illerden olan Malatya’da halk ziyaretleri gerçekleştirildi. Depremin 3. yıl dönümünde, DEM Parti İl örgütü ve DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren halk ve esnaflarla görüşerek hala devam eden sorunlarını dinledi ve geçmiş olsun dileklerini iletti.

    Ziyaretler kapsamında, Malatya’da depremin en yıkıcı olduğu Akçadağ ve Doğanşehir ilçelerinin yanı sıra Ören, Topraktepe, Korucuova ve Çığlık köyleri ziyaret edildi.

    Ayrıca gidilen yerlerde mezarlıklar ziyaret edilerek, depremde yaşamlarını yitiren canlar anıldı.

    PİRHA/MALATYA

     

  • İHD Malatya: Depremin ardından hak ihlalleri derinleşerek sürüyor!-VİDEO

    İHD Malatya: Depremin ardından hak ihlalleri derinleşerek sürüyor!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Malatya Şubesi Eş Başkanı Berfin Polat, 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’da barınmadan eğitime, sağlıktan adalete kadar birçok alanda hak ihlallerinin devam ettiğini belirterek, “Haklar lütuf değildir, devletin anayasal yükümlülüğüdür” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Malatya Şubesi Eş Başkanı Berfin Polat, 6 Şubat depremlerinden bu yana Malatya’da yaşanan hak ihlallerine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Depremin üzerinden uzun süre geçmesine rağmen kentte yıkımın, mağduriyetin ve belirsizliğin hâlâ sürdüğünü vurgulayan Polat, barınma, sağlık, eğitim ve adalete erişim alanlarında ciddi sorunların devam ettiğini söyledi.

    Malatya’nın sosyolojik yapısı ve çevresel koşulları dikkate alındığında, kentin hâlâ toparlanamadığını ifade eden Polat, “Kentte yıkıntılar hâlâ kaldırılmış değil. Binlerce yurttaş konteynerlerde yaşamını sürdürmek zorunda bırakılıyor. Bu durum, insanların insanca yaşam koşullarına erişemediğinin açık göstergesidir” dedi.

    BARINMA HAKKI İHLALİ DERİNLEŞTİ

    Deprem sonrası en ağır ihlallerden birinin barınma hakkı alanında yaşandığını belirten Polat, yurttaşların uzun süre kiralayacak ev bulamadığını, ev bulabilenlerin ise fahiş kira fiyatlarıyla karşı karşıya kaldığını aktardı.

    Son aylarda TOKİ konutlarının teslim edilmeye başlandığını hatırlatan Polat, buna rağmen kira fiyatlarında anlamlı bir düşüş yaşanmadığını vurguladı. “TOKİ konutları çoğunlukla kent merkezine çok uzak. Yurttaşlar iş, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişebilmek için merkezde yaşamak zorunda kalıyor. Bu da merkezdeki kira artışlarını daha da körüklüyor” diye konuştu.

    PSİKOSOSYAL DESTEK YETERSİZ KALDI

    Sağlık hakkı bağlamında özellikle psikososyal destek eksikliğine dikkat çeken Polat, depremzedelerin büyük bir kısmının ağır travmalar yaşadığını belirtti. “İdare, psikososyal destek konusunda yeterli sorumluluğu yerine getirmedi. İnsanlar bu süreçte büyük ölçüde yalnız bırakıldı. Bu ihmalin etkileri hâlâ sürüyor” dedi.

    EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK VE DENKLEŞTİRİCİ ADALET SORUNU

    Eğitim hakkı ihlallerinin de derin olduğunu ifade eden Polat, çocukların ve gençlerin uzun süre eğitimden uzak kaldığını söyledi. Özellikle sınavlara hazırlanan öğrenciler açısından denkleştirici adaletin sağlanamadığını vurgulayan Polat, “Bu çocuklar yalnızca bir deprem yaşamadı; aynı zamanda geleceklerinden de çalındı” ifadelerini kullandı.

    BİNLERCE DAVA, EKSİK ADALET

    Deprem sonrası hukuki süreçlere ilişkin de bilgi veren Polat, Malatya’da hem ceza hem idari yargıda binlerce dosyanın bulunduğunu aktardı. Evleri yıkılan yurttaşların çareyi mahkemelerde aradığını belirten Polat, “İdari yargıda tazminat davaları sürüyor ancak yargılamalar çok yavaş ilerliyor. Bu da mağduriyeti derinleştiriyor” dedi.

    Polat’ın verdiği bilgilere göre, Malatya’da müteahhitlere karşı açılmış 2 bini aşkın dava bulunuyor. Buna idari yargıda açılan davalar ve ceza yargılamaları da eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor.

    “İDARENİN SORUMLULUĞU GÖZ ARDI EDİLİYOR”

    Yargı süreçlerinde en büyük sorunlardan birinin idarenin sorumluluğunun görmezden gelinmesi olduğunu vurgulayan Polat, özellikle bilirkişi raporlarında bu durumun açıkça görüldüğünü söyledi.

    “Tazminat davalarında sorumluluk çoğunlukla müteahhitlere yükleniyor, idarenin kusuru yok sayılıyor. Ceza yargılamalarında ise kimi zaman idarenin sorumluluğu görmezden geliniyor, kimi zaman da teknik üniversitelerden alınan raporlar dikkate alınmadan kararlar veriliyor. Bu durum hakkaniyet duygusunu zedeliyor” dedi.

    “HAKLAR LÜTUF DEĞİLDİR”

    Açıklamasının sonunda devletin yükümlülüklerine dikkat çeken Polat, şunları söyledi:

    “Barınma hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, adil yargılanma hakkı yurttaşlar için bir lütuf değildir. Bunlar devletin anayasal yükümlülükleridir. İHD olarak tüm idari sorumluları, yurttaşların insan onuruna yaraşır bir yaşam sürebilmesi için sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz. Yaşanan tüm hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

    CEM EKİNCİ/MALATYA

  • TMMOB Malatya Başkan Yardımcısı Haskoloğlu: Malatya’nın enkazı kaldırıldı, hafızası yıkıldı!-VİDEO

    TMMOB Malatya Başkan Yardımcısı Haskoloğlu: Malatya’nın enkazı kaldırıldı, hafızası yıkıldı!-VİDEO

    PİRHA – TMMOB Malatya Mimarlar Odası Genel Başkan Yardımcısı Ali Haskoloğlu, 6 Şubat depremlerinde Malatya’da yaşanan yıkımı ve deprem sonrası yürütülen yeniden inşa sürecini anlattı. Haskoloğlu, “İkinci depremde binalar gözümüzün önünde çöktü. Bugün ise Malatya, kent hafızası yok edilerek beton bir yığına dönüştürülüyor” dedi.

    Depremin ilk anlarını anlatan Haskoloğlu, herkes gibi uykuda yakalandıklarını belirterek şunları söyledi:

    “İlk deprem gece saatlerinde oldu. Hepimiz uyuyorduk. Depremle birlikte çocuklarımızı, eşimizi alıp hızla aşağı indik. Binamız sağlamdı ama çevremizde yıkılan yapılar vardı. Telefonlara sarıldık; eşe dosta, akrabaya ulaşıp hayatta olup olmadıklarını öğrenmeye çalıştık.”

    Yağmur nedeniyle kısa süreliğine eve döndüklerini belirten Haskoloğlu, asıl yıkımın ikinci depremle yaşandığını vurguladı:

    “İkinci depremi evde yaşadık. O an gözlerimizin önünde binalar yıkılmaya başladı. Yapıların nasıl çöktüğünü, kentin nasıl dağıldığını birebir gördük. Artık Malatya’da evde kalmanın imkânsız olduğunu anladık.”

    “700 BİN İNSAN SOKAKTAYDI, ŞEHİR TAMAMEN ÇÖKMÜŞTÜ”

    İkinci depremin ardından Malatya’nın tamamının işlevsiz hale geldiğini belirten Haskoloğlu, yaşanan tabloyu şu sözlerle anlattı:

    “Yaklaşık 700 bin insanın sokakta olduğu bir şehirden bahsediyoruz. Ne markete ulaşabiliyorsunuz ne sağlık hizmetine. Her şey sıfırlanmıştı. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. O ilk gün tam anlamıyla bir çaresizlik haliydi.”

    Bilimsel verilere de dikkat çeken Haskoloğlu, depremlerin atılım yönlerinin yıkımda belirleyici olduğunu ifade etti:

    “Birinci depremin atılım yönü Hatay’dı ve Hatay neredeyse tamamen yıkıldı. İkinci depremin atılım yönü ise Malatya’ydı. Bu nedenle Malatya en ağır hasarı ikinci depremde aldı.”

    “CAN KAYBININ AZ OLMASI ACI BİR TESADÜFTÜ”

    Resmi hasar tespit sonuçlarını paylaşan Haskoloğlu, Malatya’daki yıkımın boyutunu şu sözlerle özetledi:

    “Yaklaşık 5 bin 400 bina yıkıldı. 2 bin bina acil yıkılacak durumda. 36 bin bina ağır hasarlı, 3 binin üzerinde bina orta hasarlı. Buna rağmen can kaybının görece az olmasının tek nedeni, ikinci deprem sırasında halkın büyük bölümünün dışarıda olmasıydı. Bu bir başarı değil, acı bir tesadüftü.”

    “MALATYA TİCARETİNİ, BARINMASINI VE KÜLTÜRÜNÜ KAYBETTİ”

    Depremle birlikte kentin temel damarlarının koptuğunu söyleyen Haskoloğlu, “Çarşı merkezinin yıkılmasıyla ticaret alanlarımızı, Ostanbaşı’nın yıkılmasıyla barınma alanlarımızı, Yeşilyurt ve Gündüzbey’in yıkılmasıyla kültürel ve turistik dokumuzu kaybettik” dedi.

    Mimarlar Odası olarak depremin hemen ardından sahaya indiklerini belirten Haskoloğlu, sokak sokak gezerek hasar analizleri yaptıklarını, STK’larla çalıştaylar düzenlediklerini ve hazırladıkları raporları yetkili kurumlara sunduklarını ifade etti.

    “ŞEHİR ANKARA’DAN ÇİZİLEN PROJEYLE BETONA BOĞULDU”

    Ancak yeniden inşa sürecinde Malatya’nın yok sayıldığını vurgulayan Haskoloğlu, en sert eleştirisini kent merkezine yönelik projelere yöneltti:

    “Malatya şehir merkezi için Ankara’dan bir firma tarafından proje hazırlandığını öğrendik. Kentin kimliğini, hafızasını, dokusunu yok sayan bir projeydi bu. Malatya’yı tanımayan bir anlayışla, şehir beton yığınına dönüştürüldü.”

    Söğütlü Camii, Teze Camii, Bakırcılar ve Kasaplar Çarşısı gibi simgesel alanların korunması için defalarca çağrı yaptıklarını belirten Haskoloğlu, “Bir kentin ruhu vardır. Yapıların bir dili vardır. Bu dili yok ederseniz, ortaya yaşayan bir şehir değil, ruhsuz bir beton alan çıkar” dedi.

    KONTEYNER KENTLER, EKSİK TOKİ’LER VE YERİNDE DÖNÜŞÜM UYARISI

    Bugün hâlâ konteynerlerde yaşayan binlerce yurttaş olduğunu hatırlatan Haskoloğlu, konut üretiminin hızlandırılması gerektiğini söyledi. TOKİ konutlarında sosyal donatıların eksik olduğuna dikkat çeken Haskoloğlu, rezerv alan uygulamasını ise desteklediklerini ifade etti:

    “Rezerv alanlar Malatya için zorunluydu. Bu ekonomik koşullarda vatandaşın kendi başına konut yapması mümkün değildi. Ancak yerinde dönüşüm süreyle sınırlandırılmamalı.”

    Mevcut 750 bin TL hibe ve 750 bin TL kredi desteğinin yetersiz kaldığını vurgulayan Fidanel, 30 Haziran 2025’te sona eren yerinde dönüşüm başvurularının yeniden ve süresiz olarak açılması çağrısında bulundu.

    “MALATYA HALA AYAĞA KALKMIŞ DEĞİL”

    Haskoloğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:“Yaralar tamamen sarıldı demek mümkün değil. Malatya ancak kentlilerin, meslek odalarının ve yerel dinamiklerin sürece dahil edilmesiyle ayağa kalkabilir. Aksi halde yapılan her yeni bina, yıkılan kent hafızasının üzerine dökülmüş bir beton tabakası olarak kalacaktır.”

    CEM EKİNCİ/MALATYA